<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Kırşehir Haber Portalı &amp; : Bilim</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/rss/category/bilim</link>
<description>Kırşehir Haber Portalı &amp; : Bilim</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Kırşehir.Net &amp; Kırşehir Haber Portalı &amp; kirsehirhaber.org  ve kirsehri.com adreslerinden yayınlanmaktadır. Yazılım: Ahenk BT &amp; Tükav Gaziler Eğitim Kültür Hiz.</dc:rights>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;daki tektonik aktiviteler düşünülenden daha öne başlamış olabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyadaki-tektonik-aktiviteler-dusunulenden-daha-oene-baslamis-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyadaki-tektonik-aktiviteler-dusunulenden-daha-oene-baslamis-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırma, Dünya&#039;nın tektonik plaka hareketlerinin, daha önce düşünülenden çok daha erken başladığını gösteriyor. Bu hareketler, depremler, dağlar ve kıtaların oluşumuna neden olan temel süreçlerden biridir. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/01/dunya.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyadaki, tektonik, aktiviteler, düşünülenden, daha, öne, başlamış, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Araştırma, Dünya'nın tektonik plaka hareketlerinin 4 milyar yıl öncesine dayandığını öne sürüyor. Bu dönem, Dünya'nın yaklaşık 4.5 milyar yıl önce oluştuğu Hadean dönemi olarak biliniyor. O dönemde Dünya çok sıcaktı ve atmosferi amonyak ve metanla doluydu. Ayrıca, küresel bir okyanus oluşturacak kadar su da mevcuttu. Bu süre zarfında, Dünya yeterince soğuyarak katı bir dış kabuk geliştirdi.

Günümüzde, Dünya'nın kabuğu tektonik plakaların hareketiyle şekilleniyor. Bu plakalar, altlarındaki daha yumuşak bir tabaka olan manto üzerinde hareket ediyor. Bilim insanları, bu hareketin tam olarak ne zaman başladığını kesin olarak bilmiyor. Bazıları, kabuk soğuduktan hemen sonra Hadean döneminde başladığını düşünüyor.

Diğerleri ise kabuğun yapısındaki değişikliklere dayanarak bu hareketin 3.2 milyar yıl önce başladığını savunuyor. Bazı araştırmacılar ise, tektonik plakaların günümüzdeki şeklini sadece son iki milyar yılda aldığını öne sürüyor.



Bilim insanları, tektonik plaka hareketlerinin tam olarak ne zaman başladığını belirlemekte zorlanıyor çünkü 4 milyar yıldan daha eski kayalar bulunmuyor. O döneme ait ipuçları, sadece 4.4 milyar yıl yaşında olan zirkon adı verilen küçük, dayanıklı kristallerden geliyor.

Bu zirkonların bazıları, S-tipi zirkonlar olarak bilinir ve tektonik plakaların varlığını gösterir. Bu kristaller, kara üzerinde oluşan kayalarda meydana gelir, tektonik hareketlerle mantoya itilip başka kayalarda yeniden ortaya çıkarlar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars&amp;apos;ta keşfedilen bu delik yeni bir yaşam alanı olabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/marsta-kesfedilen-bu-delik-yeni-bir-yasam-alani-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/marsta-kesfedilen-bu-delik-yeni-bir-yasam-alani-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Mars&#039;taki eski volkanlardan akan lavların oluşturduğu çukurlar, hem insanların barınabileceği alanlar sunabilir hem de bu kayalık gezegenin tarihine ışık tutabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/mars-5.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Marsta, keşfedilen, delik, yeni, bir, yaşam, alanı, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[NASA'nın Mars Keşif Aracı'nın (MRO) High-Resolution Imaging Science Experiment (HiRISE) kamerası tarafından yakalanan görüntülerde, Mars'taki sönmüş bir volkan olan Arsia Mons'un yamacında bulunan ve sadece birkaç metre genişliğinde olan bir çukur, Ağustos 2022'de keşfedildi.

Mars'ta toz fırtınaları ve sıcaklık dalgalanmalarının yaygın olduğu biliniyor. İnsanların bu gezegeni keşfetme hedefleri doğrultusunda, bu antik volkanın yanındaki gizemli çukur, uzay meraklılarının ilgisini çekti.

Genellikle volkanlardan akan lav, sıcak malzemenin hareketini kolaylaştıran büyük yeraltı tüpleri oluşturur. Bu tür tüpler volkanların yanlarındaki çeşitli açıklıklar arasında yaygındır, ancak bu çukur dikey bir şaft gibi görünüyor. Eğer bu doğrulanırsa, bir mağara veya mağara sistemi oluşturabilir. Mars, Ay veya Dünya'ya benziyorsa, bu boş lav tüpleri, "skylight" olarak adlandırılan açıklıklarla birlikte, insan yerleşimleri için barınak sağlayabilir.

Ancak, çukurlardan birinin görüntüsü bir yan duvarı gösteriyor ve bu, çukurun silindirik olduğunu ve bir mağaraya açılmadığını gösteriyor olabilir. Bu tür çukurlara "pit kraterleri" denir ve Hawaii volkanlarında oldukça yaygındır. Dünya'da, bu tür çukurlar 6 ila 186 metre derinlikte olabilirken, Arsia Mons çukurunun görüntüsü 178 metre derinlikte olduğunu gösteriyor. Bu tür çukurlar, Mars'ta geçmişte yaşam olup olmadığı ve mikrobiyal yaşamın hala var olup olmadığı hakkında ipuçları verebileceği için bilim insanlarının ilgisini çekiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her markette bulunan bu malzeme karbondioksiti emebiliyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/her-markette-bulunan-bu-malzeme-karbondioksiti-emebiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/her-markette-bulunan-bu-malzeme-karbondioksiti-emebiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, mutfaklarda yaygın olarak kullanılan bir malzemenin atmosferdeki karbondioksiti (CO2) emerek iklim değişikliğiyle mücadelede devrim yaratabileceğini keşfettiler. Cambridge Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, ev tipi su filtrelerinde kullanılan aktif kömürün, belirli bir işlemden geçirildiğinde CO2&#039;yi çekip hapsedebileceğini ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/karbon.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Her, markette, bulunan, malzeme, karbondioksiti, emebiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aktif kömür, su filtrelemede yaygın olarak kullanılan gözenekli bir maddedir. Normal koşullarda CO2'yi yakalayamayan bu madde, bilim insanlarının yaptığı deneylerde adeta bir batarya gibi "şarj edilerek" havadaki CO2'yi emmeye başladı. Bu işlemde, hidroksit iyonları kömürün küçük gözeneklerinde birikerek CO2 ile bağ oluşturuyor ve atmosferden CO2'yi çekiyor.

Bu buluş, Nature dergisinde yayımlanan çalışmada detaylandırıldı. Çalışmaya göre, CO2'nin kömür tarafından emilmesinden sonra, 90 ile 100 derece Celsius (194 ile 212 derece Fahrenheit) arasında bir sıcaklıkta ısıtılarak hidroksit iyonları ve CO2 arasındaki bağlar kırılıyor ve CO2 ayrıştırılıyor.

Bu süreç, diğer karbon yakalama yöntemlerine kıyasla çok daha az enerji gerektiriyor. Geleneksel yöntemler genellikle 900 derece Celsius gibi yüksek sıcaklıklar gerektirirken, bu yeni yöntem daha düşük sıcaklıklarda çalışabiliyor ve tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenebiliyor.

Her ne kadar bu yöntem umut vaat etse de bazı sınırlamaları mevcut. Çalışmaya göre, süngerin CO2 kapasitesi, bağıl nem arttıkça azalıyor. Bilim insanları, süngerin ne kadar CO2 yakalayabileceğini artırmanın yollarını araştırmaya devam ediyor.

Karbon yakalama yöntemleri, bazı uzmanlar tarafından yoğun eleştirilerle karşılaşsa da, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Paneli, net sıfır karbon hedefine ulaşmak için karbon dioksit gideriminin gerekli olduğunu belirtiyor. Cambridge Üniversitesi'nden Alexander Forse, "İlk olarak, sera gazı emisyonlarımızı her şekilde azaltmamız gerekiyor. Doğal olarak CO2 üretmeyen süreçler geliştirmeliyiz" dedi.

Forse, doğrudan atmosferden karbon dioksit emmenin "son çare" olduğunu vurgulasa da, iklim acil durumu ölçeğinde bunun araştırılması gerektiğini belirtti. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her yıl atmosferden yaklaşık 2 milyar ton CO2 çıkarılıyor. Bunun büyük kısmı ağaç dikme gibi geleneksel yöntemlerle gerçekleşiyor. Modern teknolojiler ise karbon gideriminde çok düşük bir katkı sağlıyor.

Forse, yeni yöntemlerinin çeşitli uygulamalar için kullanılabileceğini ve gerçek dünya koşullarında ölçeklendirilebileceğini umuyor. Cambridge Üniversitesi, bu teknolojiyi ticarileştirme yolunda adımlar atmaya hazırlanıyor. Forse, "Bu yaklaşım, Covid-19 karantinaları sırasında ortaya çıkan çılgın bir fikirdi, bu yüzden bu fikirlerin gerçekten işe yaradığını görmek heyecan verici" dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Grönland buzullarında saklı dev virüs izleri keşfedildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/groenland-buzullarinda-sakli-dev-virus-izleri-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/groenland-buzullarinda-sakli-dev-virus-izleri-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Arktik araştırmacılar, Grönland buz tabakasında yaşayan dev virüslerin izlerini keşfettiler. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/gronland-virus.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Grönland, buzullarında, saklı, dev, virüs, izleri, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu virüsler, Grönland'ın buzlarının daha hızlı erimesine neden olan mikroskobik algleri hedef alabilir. Yeni bir çalışmada, bu dev virüslerin renkli alglerle dolu buz ve kar üzerinde yaşadığı tespit edildi. Araştırma ekibi, bu virüslerin alg büyümesini doğal yollarla kontrol ederek erimeyi azaltmanın yollarını bulmayı umuyor.

Danimarka Aarhus Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Laura Perini, “Virüsler hakkında çok fazla şey bilmiyoruz, ancak alg patlamalarının neden olduğu buz erimesini hafifletmek için faydalı olabileceklerini düşünüyorum” dedi.

Grönland'ın buz yüzeyinde bulunan algler, bahar aylarında çiçek açarak genellikle beyaz olan manzarayı karartır. Bu kararma, beyaz kar ve buzdan daha az güneş ışığını yansıtarak erimeyi hızlandırır.

Araştırmacılar, 2019 ve 2020 yıllarında Grönland buz tabakasının farklı bölgelerinden karanlık buz, kırmızı kar ve eriyen su deliklerinden örnekler topladı. Bu örneklerde bulunan DNA'yı analiz ederek Nucleocytoviricota filumuna ait dev virüslerin gen dizilerini tanımladılar.

Algler, bakteriler, mantarlar ve protistler gibi diğer küçük, tek hücreli organizmalarla birlikte karmaşık bir ekosistemin parçasıdır. Perini ve ekibi, bu ekosistemi daha iyi anlamak ve virüslerin hangi konakları enfekte ettiğini belirlemek için araştırmalarına devam edecekler. Amaçları, bu virüslerin gerçekten algleri hedef aldığından emin olmaktır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Japon bilim insanları, elektromanyetik dalgalar kullanarak yeni bir materyal teknolojisi geliştirdi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/japon-bilim-insanlari-elektromanyetik-dalgalar-kullanarak-yeni-bir-materyal-teknolojisi-gelistirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/japon-bilim-insanlari-elektromanyetik-dalgalar-kullanarak-yeni-bir-materyal-teknolojisi-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Tsukuba Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, plastik üretiminde devrim niteliğinde bir yöntem geliştirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/09/polimer.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Japon, bilim, insanları, elektromanyetik, dalgalar, kullanarak, yeni, bir, materyal, teknolojisi, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tsukuba Üniversitesi'nde çalışan bilim insanları, yaygın kullanılan polimerlerin sentezi için yenilikçi bir yöntem keşfetti. Araştırmacılar, Tesla bobininden çıkan uzak kıvılcım boşalması ile polimerizasyon işlemini başlatarak yüksek saflıkta polimerler sentezlemeyi başardı. Bu yöntem, elektromanyetik dalgalar kullanarak malzeme sentezinde yeni kapılar açıyor.

Bilim insanları, polistiren gibi yaygın olarak kullanılan polimerlerin radikal polimerizasyonla sentezlenmesinde Tesla bobini yardımıyla kıvılcım boşalmasını kullandı. Tesla bobini, yüksek gerilim ve yüksek frekans üreten bir cihaz olarak bilinir. Bu yeni yaklaşım, geleneksel yöntemlerde kullanılan metal katalizörlere veya polimerizasyon başlatıcılarına olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Polistiren ve akrilik reçineler gibi gıda ambalajları ve ısı yalıtımlı kaplarda kullanılan bu polimerler, genellikle metal bazlı katalizörler ile sentezlenir.

Yeni yöntemde, monomer radikalleri Tesla bobininden çıkan kıvılcım boşalmasıyla oluşturuluyor. Bu radikaller, polimerizasyon başlatıcıları olarak görev yapıyor. Böylece dış ortamda yüksek saflıkta polimerler elde ediliyor.

Araştırma ekibi, bu yöntemi aynı zamanda iletken polimerlerin sentezinde de başarıyla uyguladı. "Soliton" adı verilen bir yapı kullanılarak bu polimerlerin üretimi sağlandı. Bu yöntem, elektromanyetik dalgalar kullanılarak malzeme sentezinde yeni bir dönemin kapılarını aralıyor ve sentetik polimer kimyasında çığır açıyor.

Bu buluş, malzeme bilimi ve polimer sentezinde büyük bir ilerleme olarak kabul ediliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından yeni keşif: Bu gen ömrünüzü uzatıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-yeni-kesif-bu-gen-oemrunuzu-uzatiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-yeni-kesif-bu-gen-oemrunuzu-uzatiyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, yaşam süresini uzatma etkisi olan yeni gen tespit edildi. OSER1 adlı genin, yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici rolü, sağlık ve hastalık araştırmalarında önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.Bilim insanları, yaşam süresiyle ilişkili yeni bir gen keşfetti.  Sağlıklı beslenme, egzersiz yapma, sigara içmeme ve güçlü sosyal bağlar kurmanın, ömrü uzatan etkenler arasında yer aldığı geniş çapta kabul ediliyor.  Uzmanlar aynı zamanda genetiğin de canlıların yaşam süresi üzerinde kayda değer bir rolü olduğunu biliyor.  ÖMÜR UZATAN 10 GEN   Kopenhag Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, FOXO transkripsiyon faktörleri adı verilen bir protein grubunu inceledi ve ömrü uzatıcı etkileri olan 10 gen tespit etti.  Bu genlerden OSER1&#039;in en büyük etkiyi yarattığı belirlendi. OSER1&#039;in meyve sineği, yuvarlak solucan, ipek böceği ve insanlar dahil birçok canlıda bulunduğu belirtildi. İNSANLARDA OLMASI AVANTAJ  Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı Zhiquan Li, OSER1&#039;in yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici etkisini gösteren ilk çalışma olduklarını vurguladı. Li, &quot;Bu gen sadece hayvanlarda olsaydı, insan sağlığına uyarlanması zorluk yaratabilirdi&quot; dedi. Araştırmacılar, OSER1&#039;in yaşa bağlı hastalıklarla ilişkisini anlamak ve bu genin etkilerini daha iyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.  Bu bulgular, sağlıklı ve uzun bir yaşam süresine yönelik gelişmiş tedavi ve ilaçların üretiminde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PrL0DafOSEiOcGAuAQzcMQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, yeni, keşif:, gen, ömrünüzü, uzatıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PrL0DafOSEiOcGAuAQzcMQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından yeni keşif: Bu gen ömrünüzü uzatıyor!"><p>Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre, yaşam süresini uzatma etkisi olan yeni gen tespit edildi. OSER1 adlı genin, yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici rolü, sağlık ve hastalık araştırmalarında önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.</p><p>Bilim insanları, yaşam süresiyle ilişkili yeni bir gen keşfetti.  Sağlıklı beslenme, egzersiz yapma, sigara içmeme ve güçlü sosyal bağlar kurmanın, ömrü uzatan etkenler arasında yer aldığı geniş çapta kabul ediliyor.  Uzmanlar aynı zamanda genetiğin de canlıların yaşam süresi üzerinde kayda değer bir rolü olduğunu biliyor.  <strong>ÖMÜR UZATAN 10 GEN</strong>   Kopenhag Üniversitesi'nden araştırmacılar, FOXO transkripsiyon faktörleri adı verilen bir protein grubunu inceledi ve ömrü uzatıcı etkileri olan 10 gen tespit etti.  Bu genlerden OSER1'in en büyük etkiyi yarattığı belirlendi. OSER1'in meyve sineği, yuvarlak solucan, ipek böceği ve insanlar dahil birçok canlıda bulunduğu belirtildi. </p><p><strong>İNSANLARDA OLMASI AVANTAJ </strong> </p><p>Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmanın başyazarı Zhiquan Li, OSER1'in yaşlanma ve uzun ömür üzerindeki düzenleyici etkisini gösteren ilk çalışma olduklarını vurguladı. </p><p>Li, "Bu gen sadece hayvanlarda olsaydı, insan sağlığına uyarlanması zorluk yaratabilirdi" dedi. Araştırmacılar, OSER1'in yaşa bağlı hastalıklarla ilişkisini anlamak ve bu genin etkilerini daha iyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.  Bu bulgular, sağlıklı ve uzun bir yaşam süresine yönelik gelişmiş tedavi ve ilaçların üretiminde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları &amp;quot;Starship&amp;quot; patlamasının atmosferde delik açtığını söyledi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-starship-patlamasinin-atmosferde-delik-actigini-soeyledi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-starship-patlamasinin-atmosferde-delik-actigini-soeyledi</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX’in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik oluştu. Yeni bir araştırmaya göre, bu patlama iyonosferde, yüklü parçacıkların bulunduğu bir bölgede geçici bir boşluk yarattığı kaydedildi.Yeni bir araştırmaya göre SpaceX&#039;in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik açtığı kaydedildi.SpaceX&#039;in Boca Chica, Teksas&#039;taki tesisinden fırlatıldıktan dört dakika sonra Starship&#039;in süper ağır güçlendiricisi ikinci kademesinden ayrıldıktan sonra yaklaşık 90 km yükseklikte patlamıştı.Bunu dakikalar sonra uzay gemisinin hayatta kalan kısmı 150 km yüksekliğe ulaştığında ve ardından kendi kendine yandığında bir başka patlama takip etmişti.GEÇİCİ BİR DELİK YARATTI   Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada, bu olayların bir araya gelerek üst atmosferde iyonosfer adı verilen ve güneş radyasyonu tarafından elektronlarından arındırılan yüklü parçacıkların Dünya ile uzay boşluğu arasındaki son sınırı oluşturduğu bir bölgede geçici bir delik yarattığı ortaya koyuldu.İyonosfer, Dünya yüzeyinin yaklaşık 80 ila 650 km yukarısına kadar uzanır.Araştırmacılara göre, ses hızından daha hızlı hareket eden Starship&#039;in hızı, bu bölgeye koni benzeri akustik şok dalgaları gönderdiği kaydedildi.Rusya&#039;nın Güneş-Dünya Fiziği Enstitüsü&#039;nde atmosfer fizikçisi olan çalışmanın başyazarı Yury Yasyukevich, Rus devlet haber ajansı TASS&#039;a verdiği demeçte, &quot;Genellikle uzay araçları fırlatıldığında, dalgaların güneye doğru yayıldığı gözlemlenir. Ardından patlamalar gerçekleştiğinde, ortaya çıkan ses dalgaları elektronların yok olmasına neden olarak yakındaki atomların yükünü nötralize etmiş ve böylece 2000 kilometreye kadar uzanan iyonosferik deliği oluşturmuştur.&quot; diye konuştu.Yasyukevic, &quot;genellikle bu tür delikler, motor yakıtıyla etkileşim nedeniyle iyonosferdeki kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak oluşur&quot; dedi.İNSAN YAPIMI BİR PATLAMANIN SONUCU BELGELENMİŞ İLK TESPİT Bu nedenle araştırmacılar, bunun iyonosferde insan yapımı bir patlamanın sonucu olarak oluşan kimyasal olmayan bir deliğin belgelenmiş ilk tespiti olduğunu söylüyorlar.Bilim insanları, bu deliğin 30 ila 40 dakika sonra az çok kapandığını söyledi.Bu olayın arkasındaki koşullar benzersiz olsa da, roket fırlatmalarından kaynaklanan egzoz iyonize atomların yeniden birleşmesine ve yüklerini kaybetmesine neden olabileceğinden, bunlar nispeten yaygın olaylardır.Volkanik patlamalar gibi doğal olaylar da iyonosferik bozulmalar yaratabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XDAZjPU2ekOOmmGAfE5whg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, Starship, patlamasının, atmosferde, delik, açtığını, söyledi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XDAZjPU2ekOOmmGAfE5whg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları " starship patlamas atmosferde delik a s><p>SpaceX’in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik oluştu. Yeni bir araştırmaya göre, bu patlama iyonosferde, yüklü parçacıkların bulunduğu bir bölgede geçici bir boşluk yarattığı kaydedildi.</p><p>Yeni bir araştırmaya göre SpaceX'in Starship roketi patladığında atmosferde geçici bir delik açtığı kaydedildi.</p><p>SpaceX'in Boca Chica, Teksas'taki tesisinden fırlatıldıktan dört dakika sonra Starship'in süper ağır güçlendiricisi ikinci kademesinden ayrıldıktan sonra yaklaşık 90 km yükseklikte patlamıştı.</p><p>Bunu dakikalar sonra uzay gemisinin hayatta kalan kısmı 150 km yüksekliğe ulaştığında ve ardından kendi kendine yandığında bir başka patlama takip etmişti.</p><p><strong>GEÇİCİ BİR DELİK YARATTI </strong>  <strong>Geophysical Research Letters dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada,</strong> bu olayların bir araya gelerek üst atmosferde iyonosfer adı verilen ve güneş radyasyonu tarafından elektronlarından arındırılan yüklü parçacıkların Dünya ile uzay boşluğu arasındaki son sınırı oluşturduğu bir bölgede geçici bir delik yarattığı ortaya koyuldu.</p><p>İyonosfer, Dünya yüzeyinin yaklaşık 80 ila 650 km yukarısına kadar uzanır.</p><p>Araştırmacılara göre, ses hızından daha hızlı hareket eden Starship'in hızı, bu bölgeye koni benzeri akustik şok dalgaları gönderdiği kaydedildi.</p><p>Rusya'nın Güneş-Dünya Fiziği Enstitüsü'nde atmosfer fizikçisi olan çalışmanın başyazarı Yury Yasyukevich, Rus devlet haber ajansı TASS'a verdiği demeçte, "Genellikle uzay araçları fırlatıldığında, dalgaların güneye doğru yayıldığı gözlemlenir. Ardından patlamalar gerçekleştiğinde, ortaya çıkan ses dalgaları elektronların yok olmasına neden olarak yakındaki atomların yükünü nötralize etmiş ve böylece 2000 kilometreye kadar uzanan iyonosferik deliği oluşturmuştur." diye konuştu.</p><p>Yasyukevic, "genellikle bu tür delikler, motor yakıtıyla etkileşim nedeniyle iyonosferdeki kimyasal süreçlerin bir sonucu olarak oluşur" dedi.</p><p><strong>İNSAN YAPIMI BİR PATLAMANIN SONUCU BELGELENMİŞ İLK TESPİT </strong></p><p>Bu nedenle araştırmacılar, bunun iyonosferde insan yapımı bir patlamanın sonucu olarak oluşan kimyasal olmayan bir deliğin belgelenmiş ilk tespiti olduğunu söylüyorlar.</p><p>Bilim insanları, bu deliğin 30 ila 40 dakika sonra az çok kapandığını söyledi.</p><p>Bu olayın arkasındaki koşullar benzersiz olsa da, roket fırlatmalarından kaynaklanan egzoz iyonize atomların yeniden birleşmesine ve yüklerini kaybetmesine neden olabileceğinden, bunlar nispeten yaygın olaylardır.</p><p>Volkanik patlamalar gibi doğal olaylar da iyonosferik bozulmalar yaratabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin, Ay&amp;apos;da araştırma üssü kurmak için uzaya örnek tuğla gönderecek</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cin-ayda-arastirma-ussu-kurmak-icin-uzaya-oernek-tugla-goenderecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cin-ayda-arastirma-ussu-kurmak-icin-uzaya-oernek-tugla-goenderecek</guid>
<description><![CDATA[ Çin, Ay&#039;da bir araştırma üssü inşa etmeyi test etmek için simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya gönderecek. Tuğlaların, aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.Çinli bilim insanları, Ay&#039;da bir araştırma üssü inşa etmek için kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek üzere simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya göndermeyi planlıyor.South China Morning Post&#039;un bildirdiğine göre örnek tuğlaların, daha sonra Ay&#039;da önerilen araştırma üssünü inşa etmek için aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.  Gazetenin Wuhan&#039;daki Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi&#039;nden &quot;akıllı inşaat&quot; uzmanı Ding Lieyun&#039;a dayandırdığı haberine göre, örnek tuğlaların önümüzdeki ay Tianzhou-8 kargo uzay aracıyla Tiangong uzay istasyonundan uzaya gönderilmesi planlanıyor.  Pekin, bilimsel keşif ve kaynak geliştirme için 2035 yılına kadar Ay&#039;ın güney kutbu yakınlarında Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ya da ILRS olarak bilinen bir araştırma üssü inşa etmeyi planlıyor.   Üç yıl sürecek deneyde bilim insanları numunelerin radyasyon ve sıcaklık değişimleri altında nasıl bozulduğunu gözlemleyecek.  Üniversitenin Dijital İnşaat için Ulusal Teknoloji İnovasyon Merkezi&#039;nin başında bulunan Ding, “Tuğlaları Dünya&#039;da 100 megapaskal gücüne kadar pişirebiliriz ki bu betondan çok daha serttir” dedi.Ancak tuğlaların Ay&#039;daki zorlu ortama dayanıp dayanamayacağını belirlemek için araştırmaya ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.  Standart bir kil tuğlanın mukavemeti tipik olarak 10 ila 20 megapaskal arasında değişirken, belirli yapısal uygulamalarda kullanılan yüksek mukavemetli tuğlalar 50 megapaskala kadar ulaşabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8AvDCxGCdEemWS3q3d2lyw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çin, Ayda, araştırma, üssü, kurmak, için, uzaya, örnek, tuğla, gönderecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8AvDCxGCdEemWS3q3d2lyw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin, Ay'da araştırma üssü kurmak için uzaya örnek tuğla gönderecek"><p>Çin, Ay'da bir araştırma üssü inşa etmeyi test etmek için simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya gönderecek. Tuğlaların, aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.</p><p>Çinli bilim insanları, Ay'da bir araştırma üssü inşa etmek için kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmek üzere simüle edilmiş Ay toprağından yapılmış tuğlaları uzaya göndermeyi planlıyor.</p><p>South China Morning Post'un bildirdiğine göre örnek tuğlaların, daha sonra Ay'da önerilen araştırma üssünü inşa etmek için aşırı koşullarda nasıl dayandıkları test edilecek.  Gazetenin Wuhan'daki Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden "akıllı inşaat" uzmanı Ding Lieyun'a dayandırdığı haberine göre, örnek tuğlaların önümüzdeki ay Tianzhou-8 kargo uzay aracıyla Tiangong uzay istasyonundan uzaya gönderilmesi planlanıyor.  Pekin, bilimsel keşif ve kaynak geliştirme için 2035 yılına kadar Ay'ın güney kutbu yakınlarında Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu ya da ILRS olarak bilinen bir araştırma üssü inşa etmeyi planlıyor.   Üç yıl sürecek deneyde bilim insanları numunelerin radyasyon ve sıcaklık değişimleri altında nasıl bozulduğunu gözlemleyecek.  Üniversitenin Dijital İnşaat için Ulusal Teknoloji İnovasyon Merkezi'nin başında bulunan Ding, “Tuğlaları Dünya'da 100 megapaskal gücüne kadar pişirebiliriz ki bu betondan çok daha serttir” dedi.</p><p>Ancak tuğlaların Ay'daki zorlu ortama dayanıp dayanamayacağını belirlemek için araştırmaya ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.  Standart bir kil tuğlanın mukavemeti tipik olarak 10 ila 20 megapaskal arasında değişirken, belirli yapısal uygulamalarda kullanılan yüksek mukavemetli tuğlalar 50 megapaskala kadar ulaşabilir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir gecede binlerce böcek yiyorlar: Azalmaları bebek ölümlerini yüzde 8 artırıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bir-gecede-binlerce-boecek-yiyorlar-azalmalari-bebek-oelumlerini-yuzde-8-artiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bir-gecede-binlerce-boecek-yiyorlar-azalmalari-bebek-oelumlerini-yuzde-8-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;de yapılan yeni bir araştırmaya göre, böcekleri yiyerek ekosistemlerde dengenin korunmasında önemli rol oynayan yarasaların nüfusundaki düşüş, bebek ölümlerini artırıyor.Yapılan yeni bir çalışma,  ekosistemlerin bozulmasının insan sağlığı üzerindeki dolaylı etkisini gösteren bulgulara bir yenisini daha ekledi. 
Araştırmaya göre yarasaların varlığından değil, yokluğundan korkmalıyız. Çalışma sonucunda ABD&#039;deki yarasa nüfusundaki düşüşün, bebek ölümlerini artırdığı tespit edildi.Yarasalar pek çok kişiye korkutucu ve uzak durulması gereken canlılar gibi görünmesine karşın, ekosistemlerin dengesini korumada önemli bir rol üstleniyor.
Tek bir yarasa her gece binlerce böcek tüketerek tarlalardaki böcek ilacı ihtiyacını büyük oranda azaltıyor.
Öte yandan ABD&#039;deki yarasa popülasyonu yaklaşık 20 yıldır beyaz burun sendromu denen bir hastalıkla boğuşuyor.
Kuzey Amerika&#039;ya Avrupa veya Asya&#039;dan 2006 civarında taşındığı düşünülen Pseudogymnoascus destructans adlı mantarın yol açtığı hastalık, insanları etkilemiyor ancak yarasaları öldürebiliyor.ABD&#039;nin 40 eyaleti ve Kanada&#039;nın 9 ilinde görülen bu mantar, koloniye bulaştığında grubun tamamını ortadan kaldırma gücüne sahip. 
Chicago Üniversitesi&#039;nden çevre ekonomisti Dr. Eyal Frank, şaşırtıcı bir çalışmaya imza atarak yarasa nüfusundaki azalmanın bebek ölümleriyle ilişkisini açığa çıkardı.Hakemli dergi Science&#039;ta  yayımlanan araştırmada, 2006-2017 döneminde yarasa popülasyonunun azaldığı bölgelerde böcek ilacı kullanımının yüzde 31 arttığı kaydedildi.Böcek ilaçlarının hava ve suya karışıp insan sağlığını etkileyebildiği bilgisinden yola çıkan Dr. Frank, bu maddelerin kullanımının arttığı bölgelerle diğerlerindeki bebek ölüm oranlarını kıyasladı.Beyaz burun sendromu sonucu yarasa popülasyonun azaldığı bölgelerde, böcek ilacı kullanımındaki artıştan dolayı bebek ölümlerinin yüzde 8 arttığı kaydedildi. Dr. Frank, 2006-2017 döneminde 1334 bebeğin bu yüzden hayatını kaybettiğini tahmin ediyor.Araştırmacı, ölümlerin farklı bir sebebi olmadığından emin olmak adına uyuşturucu, ebeveyn işsizliği, genetiği değiştirilmiş bitkiler ve hava durumu gibi faktörleri de hesaba kattı. Fakat bu ölümleri, yarasa nüfusundaki düşüşten başka bir şeye bağlayamadı.Yeni çalışmasıyla ilgili Washington Post&#039;a konuşan Dr. Frank, &quot;Yarasalar, uzak durmayı tercih ettiğimiz ancak ekosistemlerde gerçekten etkili bir rol oynayan türlerin harika bir örneği&quot; diyor.
Dr. Frank&#039;in yer aldığı başka bir çalışmada Hindistan&#039;da akbabaların ölmesinin, çürüyen hayvan leşlerinin suyu kirletmesi ve yabandaki köpeklerin artmasına yol açarak hastalık ve kuduzun yayılmasına ve en az 500 bin kişinin ölümüne neden olduğu bulunmuştu.Uluslararası Yarasa Koruma Örgütü&#039;nden Dr. Winifred Frick, yer almadığı çalışmanın verilerini gördüğünde &quot;ağzının açık kaldığını&quot; söylüyor.
New York Times&#039;a yaptığı açıklamada hayvanların kıymetli bir &quot;ekosistem hizmeti&quot; sunduğunu söyleyen Dr. Frick ekliyor:
Bu hizmetleri hafife alıyoruz çünkü genellikle bunları ölçemiyoruz.Çalışmada yer almayan başka bilim insanları bulguların şaşırtıcı fakat güvenilir olduğunu söyleyerek bazı eksikliklere değiniyor.
British Columbia Üniversitesi&#039;nden çevre ekonomisti Dr. Frederik Noack, bebeklerin böcek ilaçlarına nasıl maruz kaldığı ve doğum ağırlığı gibi, sağlık üzerindeki başka hangi etkilerin ortaya çıktığı gibi soruların cevaplanmadığını belirtiyor.
Bard College&#039;dan Dr. Felicia Keesing ise doğrudan veriler elde etmek için saha çalışmaları yapılması gerektiğini söyleyerek ekliyor:Temel verileri görmeden, bu bağlantıları destekleyen kanıtların gücünü değerlendiremem ancak etkilere dair burada yapılan tahminler insanı hayrete düşürüyor.
Dr. Keesing bulguların herkesi koruma çalışmalarının hızlandırılması için harekete geçirmesi gerektiğini de ifade ediyor:
Bu çalışma yarasaların yok olmasından kaynaklanan sonuçlardan sadece birkaçını içeriyor ve yarasalar kaybettiğimiz türlerden sadece biri. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vq7YaduI5EiT2AtajqUs1w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bir, gecede, binlerce, böcek, yiyorlar:, Azalmaları, bebek, ölümlerini, yüzde, artırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vq7YaduI5EiT2AtajqUs1w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bir gecede binlerce böcek yiyorlar: Azalmaları bebek ölümlerini yüzde 8 artırıyor!"><p>ABD'de yapılan yeni bir araştırmaya göre, böcekleri yiyerek ekosistemlerde dengenin korunmasında önemli rol oynayan yarasaların nüfusundaki düşüş, bebek ölümlerini artırıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_oD3oK0cNka0j_wlMkYXSw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan yeni bir çalışma,  ekosistemlerin bozulmasının insan sağlığı üzerindeki dolaylı etkisini gösteren bulgulara bir yenisini daha ekledi. 
Araştırmaya göre yarasaların varlığından değil, yokluğundan korkmalıyız. Çalışma sonucunda ABD'deki yarasa nüfusundaki düşüşün, bebek ölümlerini artırdığı tespit edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N0d-6UrhaEa7kIiQmlvFmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yarasalar pek çok kişiye korkutucu ve uzak durulması gereken canlılar gibi görünmesine karşın, ekosistemlerin dengesini korumada önemli bir rol üstleniyor.
Tek bir yarasa her gece binlerce böcek tüketerek tarlalardaki böcek ilacı ihtiyacını büyük oranda azaltıyor.
Öte yandan ABD'deki yarasa popülasyonu yaklaşık 20 yıldır beyaz burun sendromu denen bir hastalıkla boğuşuyor.
Kuzey Amerika'ya Avrupa veya Asya'dan 2006 civarında taşındığı düşünülen Pseudogymnoascus destructans adlı mantarın yol açtığı hastalık, insanları etkilemiyor ancak yarasaları öldürebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FBbQ9RBCBUyfvLcNRvgO_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD'nin 40 eyaleti ve Kanada'nın 9 ilinde görülen bu mantar, koloniye bulaştığında grubun tamamını ortadan kaldırma gücüne sahip. 
Chicago Üniversitesi'nden çevre ekonomisti Dr. Eyal Frank, şaşırtıcı bir çalışmaya imza atarak yarasa nüfusundaki azalmanın bebek ölümleriyle ilişkisini açığa çıkardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aH9_dLU9TkGSmSDs4u7eqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hakemli dergi Science'ta  yayımlanan araştırmada, 2006-2017 döneminde yarasa popülasyonunun azaldığı bölgelerde böcek ilacı kullanımının yüzde 31 arttığı kaydedildi.Böcek ilaçlarının hava ve suya karışıp insan sağlığını etkileyebildiği bilgisinden yola çıkan Dr. Frank, bu maddelerin kullanımının arttığı bölgelerle diğerlerindeki bebek ölüm oranlarını kıyasladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o4eyM5xYTk-QlgbCN4N0Ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyaz burun sendromu sonucu yarasa popülasyonun azaldığı bölgelerde, böcek ilacı kullanımındaki artıştan dolayı bebek ölümlerinin yüzde 8 arttığı kaydedildi. Dr. Frank, 2006-2017 döneminde 1334 bebeğin bu yüzden hayatını kaybettiğini tahmin ediyor.Araştırmacı, ölümlerin farklı bir sebebi olmadığından emin olmak adına uyuşturucu, ebeveyn işsizliği, genetiği değiştirilmiş bitkiler ve hava durumu gibi faktörleri de hesaba kattı. Fakat bu ölümleri, yarasa nüfusundaki düşüşten başka bir şeye bağlayamadı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Qle9TfXpEqBMwyzq5naUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni çalışmasıyla ilgili Washington Post'a konuşan Dr. Frank, "Yarasalar, uzak durmayı tercih ettiğimiz ancak ekosistemlerde gerçekten etkili bir rol oynayan türlerin harika bir örneği" diyor.
Dr. Frank'in yer aldığı başka bir çalışmada Hindistan'da akbabaların ölmesinin, çürüyen hayvan leşlerinin suyu kirletmesi ve yabandaki köpeklerin artmasına yol açarak hastalık ve kuduzun yayılmasına ve en az 500 bin kişinin ölümüne neden olduğu bulunmuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l9Ev-nVL0UumYks1wUlt1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uluslararası Yarasa Koruma Örgütü'nden Dr. Winifred Frick, yer almadığı çalışmanın verilerini gördüğünde "ağzının açık kaldığını" söylüyor.
New York Times'a yaptığı açıklamada hayvanların kıymetli bir "ekosistem hizmeti" sunduğunu söyleyen Dr. Frick ekliyor:
Bu hizmetleri hafife alıyoruz çünkü genellikle bunları ölçemiyoruz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UFC6471jLUumi6h3DQN2pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmada yer almayan başka bilim insanları bulguların şaşırtıcı fakat güvenilir olduğunu söyleyerek bazı eksikliklere değiniyor.
British Columbia Üniversitesi'nden çevre ekonomisti Dr. Frederik Noack, bebeklerin böcek ilaçlarına nasıl maruz kaldığı ve doğum ağırlığı gibi, sağlık üzerindeki başka hangi etkilerin ortaya çıktığı gibi soruların cevaplanmadığını belirtiyor.
Bard College'dan Dr. Felicia Keesing ise doğrudan veriler elde etmek için saha çalışmaları yapılması gerektiğini söyleyerek ekliyor:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0i-QCFJWHkWgKmMTUs_7BQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Temel verileri görmeden, bu bağlantıları destekleyen kanıtların gücünü değerlendiremem ancak etkilere dair burada yapılan tahminler insanı hayrete düşürüyor.
Dr. Keesing bulguların herkesi koruma çalışmalarının hızlandırılması için harekete geçirmesi gerektiğini de ifade ediyor:
Bu çalışma yarasaların yok olmasından kaynaklanan sonuçlardan sadece birkaçını içeriyor ve yarasalar kaybettiğimiz türlerden sadece biri.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakterilerle ilgili ilginç keşif: Kışa hazırlık yapıyorlar!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bakterilerle-ilgili-ilginc-kesif-kisa-hazirlik-yapiyorlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bakterilerle-ilgili-ilginc-kesif-kisa-hazirlik-yapiyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Bilim dünyası yeni bir araştırma sonucu, bakterilerin mevsimlerin değişimini önceden sezme yeteneğine sahip olduğunu keşfetti. Uzun zamandır bitki ve hayvanların gün uzunluğuna bakarak çevresel değişiklikleri fark edebildikleri biliniyordu ancak, bakterilerde bu tür bir fotoperiyodik algının varlığı bugüne kadar gözlemlenmemişti.Yeni yapılan bir araştırma, bakterilerin mevsimlerin değiştiğini önceden sezerek hazırlık yaptığını ortaya çıkardı.Hakemli dergi Science&#039;ta yayımlanan çalışmada, mavi-yeşil algler (siyanobakteriler) üzerinde yapılan deneyler dikkat çekti.Synechococcus elongatus türündeki bakterilere farklı ışık süreleri uygulanarak, kısa ve uzun günler deneyimlemeleri sağlandı. Bakterilere ayrıca iki saat boyunca buza maruz bırakıldı ve hayatta kalma oranları takip edildi.YÜZDE 75 HAYATTA KALDILAR Sonuçlar, 8 saat aydınlık ve 16 saat karanlıkta tutulan bakterilerin hayatta kalma oranının yüzde 75 olduğunu gösterdi. Bu oran, diğer grupların yaklaşık üç katıydı. Bilim insanları bakterilerin kendini soğuğa hazırlaması için bir günün yeterli olmadığını da gözlemledi. Bakterilerin hayatta kalma oranı 6 ila 8 kısa günün ardından kayda değer derecede artıyordu.   BİYOLOJİK SAATİN ROLÜ   Araştırmacılar, bakterilerin biyolojik saatini düzenleyen genleri devre dışı bıraktıklarında, gün uzunluklarının hayatta kalma oranı üzerinde herhangi bir fark yaratmadığını belirledi. Dr. Luísa Jabbur, bakterilerin gün uzunluğunu ölçerek yaklaşan mevsimsel değişikliklere uygun bir fizyolojiye geçiş yaptığını ifade etti.Bu bulgular, bakterilerin daha önce keşfedilen biyolojik saatlerinin mevsimsel değişimleri öngörme ve buna göre hazırlık yapma işlevi gördüğünü ortaya koydu.NESİLDEN NESİLE AKTARIYORLARBu araştırma, bakterilerin fotoperiyodizme sahip olmasının, bu özelliğin evrimsel olarak çok daha erken bir dönemde gelişmiş olabileceğini düşündürüyor. Fotosentez yapan siyanobakterilerin en az 2 milyar yıldır var olduğu göz önüne alındığında, fotoperiyodizmin bu kadar eski ve basit organizmalarda evrimleşmiş olması, bu özelliğin sirkadiyen saatlerden önce evrimleştiğini düşündürüyor.  Prof. Carl Johnson, fotoperiyodizmin evrimi hakkında önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Sirkadiyen ritimler, uyku düzeni ve hormon üretimi gibi süreçleri düzenleyen biyolojik saatlerdir. Johnson, bu bulguların, sirkadiyen ritimlerin evrimsel kökenlerine dair yeni bilgiler sunduğunu ifade etti.  Araştırmacılar, bakterilerin bu bilgiyi nasıl &quot;nesillerine&quot; aktardığını anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu keşif, biyolojik saatler ve mevsimsel uyumun evrimsel gelişimi hakkında yeni bir bakış açısı sunuyor. Fotoperiyodizm* bitkilerin gün ve gece uzunluğuna verdikleri biyolojik yanıta verilen isim. Sirkadiyen saat* bitkilerin, hayvanların, mantarların ve siyanobakterilerin 24 saatlik zaman içerisindeki biyokimyasal ve psikolojik davranışlarının bütünüdür. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UMxVXsNci0WFS_GUff96Jw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bakterilerle, ilgili, ilginç, keşif:, Kışa, hazırlık, yapıyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UMxVXsNci0WFS_GUff96Jw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bakterilerle ilgili ilginç keşif: Kışa hazırlık yapıyorlar!"><p>Bilim dünyası yeni bir araştırma sonucu, bakterilerin mevsimlerin değişimini önceden sezme yeteneğine sahip olduğunu keşfetti. Uzun zamandır bitki ve hayvanların gün uzunluğuna bakarak çevresel değişiklikleri fark edebildikleri biliniyordu ancak, bakterilerde bu tür bir fotoperiyodik algının varlığı bugüne kadar gözlemlenmemişti.</p><p>Yeni yapılan bir araştırma, bakterilerin mevsimlerin değiştiğini önceden sezerek hazırlık yaptığını ortaya çıkardı.</p><p>Hakemli dergi Science'ta yayımlanan çalışmada, mavi-yeşil algler (siyanobakteriler) üzerinde yapılan deneyler dikkat çekti.</p><p>Synechococcus elongatus türündeki bakterilere farklı ışık süreleri uygulanarak, kısa ve uzun günler deneyimlemeleri sağlandı. Bakterilere ayrıca iki saat boyunca buza maruz bırakıldı ve hayatta kalma oranları takip edildi.</p><p><strong>YÜZDE 75 HAYATTA KALDILAR </strong></p><p>Sonuçlar, 8 saat aydınlık ve 16 saat karanlıkta tutulan bakterilerin hayatta kalma oranının yüzde 75 olduğunu gösterdi. Bu oran, diğer grupların yaklaşık üç katıydı. Bilim insanları bakterilerin kendini soğuğa hazırlaması için bir günün yeterli olmadığını da gözlemledi. Bakterilerin hayatta kalma oranı 6 ila 8 kısa günün ardından kayda değer derecede artıyordu.   <strong>BİYOLOJİK SAATİN ROLÜ </strong>  Araştırmacılar, bakterilerin biyolojik saatini düzenleyen genleri devre dışı bıraktıklarında, gün uzunluklarının hayatta kalma oranı üzerinde herhangi bir fark yaratmadığını belirledi. Dr. Luísa Jabbur, bakterilerin gün uzunluğunu ölçerek yaklaşan mevsimsel değişikliklere uygun bir fizyolojiye geçiş yaptığını ifade etti.</p><p>Bu bulgular, bakterilerin daha önce keşfedilen biyolojik saatlerinin mevsimsel değişimleri öngörme ve buna göre hazırlık yapma işlevi gördüğünü ortaya koydu.</p><p><strong>NESİLDEN NESİLE AKTARIYORLAR</strong></p><p>Bu araştırma, bakterilerin fotoperiyodizme sahip olmasının, bu özelliğin evrimsel olarak çok daha erken bir dönemde gelişmiş olabileceğini düşündürüyor. Fotosentez yapan siyanobakterilerin en az 2 milyar yıldır var olduğu göz önüne alındığında, fotoperiyodizmin bu kadar eski ve basit organizmalarda evrimleşmiş olması, bu özelliğin sirkadiyen saatlerden önce evrimleştiğini düşündürüyor.  Prof. Carl Johnson, fotoperiyodizmin evrimi hakkında önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Sirkadiyen ritimler, uyku düzeni ve hormon üretimi gibi süreçleri düzenleyen biyolojik saatlerdir. Johnson, bu bulguların, sirkadiyen ritimlerin evrimsel kökenlerine dair yeni bilgiler sunduğunu ifade etti.  Araştırmacılar, bakterilerin bu bilgiyi nasıl "nesillerine" aktardığını anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu keşif, biyolojik saatler ve mevsimsel uyumun evrimsel gelişimi hakkında yeni bir bakış açısı sunuyor. </p><p><strong>Fotoperiyodizm*</strong> bitkilerin gün ve gece uzunluğuna verdikleri biyolojik yanıta verilen isim. </p><p><strong>Sirkadiyen saat*</strong> bitkilerin, hayvanların, mantarların ve siyanobakterilerin 24 saatlik zaman içerisindeki biyokimyasal ve psikolojik davranışlarının bütünüdür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA&amp;apos;nın rekorunu kırdı: En küçük gezegeni daha yakından görün</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasanin-rekorunu-kirdi-en-kucuk-gezegeni-daha-yakindan-goerun</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasanin-rekorunu-kirdi-en-kucuk-gezegeni-daha-yakindan-goerun</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa ve Japonya’nın ortak uzay aracı BepiColombo, Merkür gezegenine bugüne kadarki en yakın geçişini gerçekleştirerek, NASA&#039;nın MESSENGER aracının rekorunu kırdı. 4 Eylül’de gezegenin yaklaşık 165 kilometre yakınından geçen uzay aracı, Merkür’ün güney kutbuna dair en net görüntüleri elde etti ve yüzeyindeki kraterleri detaylı bir şekilde fotoğrafladı.Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı&#039;nın (JAXA) ortak projesi olan BepiColombo uzay aracı, Merkür gezegenine şimdiye kadar yapılmış en yakın geçişini gerçekleştirerek gezegenin en yeni görüntülerini elde etti.2018&#039;de fırlatılan BepiColombo, Merkür&#039;ün yanından dördüncü kez geçti ve gezegene yaklaşık 165 kilometre yaklaşarak NASA&#039;nın MESSENGER aracının elindeki rekoru kırdı.MESSENGER, 2011&#039;de Merkür&#039;ün yörüngesine girerken gezegene yaklaşık 200 kilometre yaklaşmıştı.ASTEROİT ÇARPMASI SONUCU OLUŞMUŞ OLABİLİR 4 Eylül&#039;de gerçekleştirilen geçiş sırasında BepiColombo, Merkür&#039;ün güney kutbuna dair en net görüntülerini elde etti ve gezegen yüzeyindeki kraterleri fotoğrafladı. Bu kraterler arasında Vivaldi ve yeni tanımlanan Stoddart çarpma kraterleri de bulunuyor. Her iki kraterde de tepe halkası havzaları olarak bilinen, düz zemin üzerindeki tepelerden oluşan iç halkalar gözlemlendi. Bu yapılar, asteroit veya kuyrukluyıldız çarpması sonucu oluşmuş olabilir, ancak büyük ölçüde gizemini koruyor.VOLKANİK FAALİYETLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİYOR   Kraterlerin oluşumunun ardından bu havzaların lavlarla dolduğu tahmin ediliyor, bu da Merkür&#039;ün geçmişteki ve belki halen devam eden volkanik faaliyetleri hakkında bilgi sağlıyor. BepiColombo ekibinden Dr. David Rothery, son uçuşun &quot;mükemmel&quot; geçtiğini ve elde edilen görüntülerin ekstra bir güzellik sunduğunu belirtti. Dr. Rothery, tepe halkalarının çarpışma sırasında bir tür geri tepme süreciyle oluştuğunu fakat nasıl yükseldikleri konusunda hala belirsizlikler olduğunu ifade etti.  2026 YILINDA YÖRÜNGESİNE GİRECEK   BepiColombo, Merkür&#039;ün yörüngesine girdiğinde yeni kameralarını çalıştıracak ve bu sayede çok daha yüksek çözünürlükte renkli fotoğraflar sağlayacak. Aracın 2025 sonlarında Merkür&#039;ün yörüngesine girmesi planlanıyordu, ancak iticilerinde yaşanan bir sorun nedeniyle bu tarih bir yıl ertelendi.  Aralık ve Ocak&#039;ta gezegenin yakınından geçmesi planlanan BepiColombo, yaklaşık iki yıl boyunca Güneş&#039;in etrafında dönecek. Nihayetinde, Kasım 2026&#039;da Merkür&#039;ün yörüngesine girerek gezegenin gizemlerini aydınlatması bekleniyor.  BepiColombo&#039;nun sağladığı bu yeni veriler, Merkür&#039;ün yapısına ve geçmişine dair önemli ipuçları sunuyor ve gezegenin keşfi için büyük bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q2hNFD4X_kikicrd4jWNGA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASAnın, rekorunu, kırdı:, küçük, gezegeni, daha, yakından, görün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q2hNFD4X_kikicrd4jWNGA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA'nın rekorunu kırdı: En küçük gezegeni daha yakından görün"><p>Avrupa ve Japonya’nın ortak uzay aracı BepiColombo, Merkür gezegenine bugüne kadarki en yakın geçişini gerçekleştirerek, NASA'nın MESSENGER aracının rekorunu kırdı. 4 Eylül’de gezegenin yaklaşık 165 kilometre yakınından geçen uzay aracı, Merkür’ün güney kutbuna dair en net görüntüleri elde etti ve yüzeyindeki kraterleri detaylı bir şekilde fotoğrafladı.</p><p>Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Japonya Uzay Araştırma Ajansı'nın (JAXA) ortak projesi olan BepiColombo uzay aracı, Merkür gezegenine şimdiye kadar yapılmış en yakın geçişini gerçekleştirerek gezegenin en yeni görüntülerini elde etti.</p><p>2018'de fırlatılan BepiColombo, Merkür'ün yanından dördüncü kez geçti ve gezegene yaklaşık 165 kilometre yaklaşarak NASA'nın MESSENGER aracının elindeki rekoru kırdı.</p><p>MESSENGER, 2011'de Merkür'ün yörüngesine girerken gezegene yaklaşık 200 kilometre yaklaşmıştı.</p><p><strong>ASTEROİT ÇARPMASI SONUCU OLUŞMUŞ OLABİLİR </strong></p><p>4 Eylül'de gerçekleştirilen geçiş sırasında BepiColombo, Merkür'ün güney kutbuna dair en net görüntülerini elde etti ve gezegen yüzeyindeki kraterleri fotoğrafladı. Bu kraterler arasında Vivaldi ve yeni tanımlanan Stoddart çarpma kraterleri de bulunuyor. Her iki kraterde de tepe halkası havzaları olarak bilinen, düz zemin üzerindeki tepelerden oluşan iç halkalar gözlemlendi. Bu yapılar, asteroit veya kuyrukluyıldız çarpması sonucu oluşmuş olabilir, ancak büyük ölçüde gizemini koruyor.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e7GlWBUwu0q-LGnW9DfBoQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="Avrupa Uzay Ajansı ve Japonya Uzay Araştırma Ajans"><strong>VOLKANİK FAALİYETLERİ HAKKINDA BİLGİ VERİYOR </strong>  Kraterlerin oluşumunun ardından bu havzaların lavlarla dolduğu tahmin ediliyor, bu da Merkür'ün geçmişteki ve belki halen devam eden volkanik faaliyetleri hakkında bilgi sağlıyor. BepiColombo ekibinden Dr. David Rothery, son uçuşun "mükemmel" geçtiğini ve elde edilen görüntülerin ekstra bir güzellik sunduğunu belirtti. Dr. Rothery, tepe halkalarının çarpışma sırasında bir tür geri tepme süreciyle oluştuğunu fakat nasıl yükseldikleri konusunda hala belirsizlikler olduğunu ifade etti.  <strong>2026 YILINDA YÖRÜNGESİNE GİRECEK </strong>  BepiColombo, Merkür'ün yörüngesine girdiğinde yeni kameralarını çalıştıracak ve bu sayede çok daha yüksek çözünürlükte renkli fotoğraflar sağlayacak. Aracın 2025 sonlarında Merkür'ün yörüngesine girmesi planlanıyordu, ancak iticilerinde yaşanan bir sorun nedeniyle bu tarih bir yıl ertelendi.  Aralık ve Ocak'ta gezegenin yakınından geçmesi planlanan BepiColombo, yaklaşık iki yıl boyunca Güneş'in etrafında dönecek. Nihayetinde, Kasım 2026'da Merkür'ün yörüngesine girerek gezegenin gizemlerini aydınlatması bekleniyor.  BepiColombo'nun sağladığı bu yeni veriler, Merkür'ün yapısına ve geçmişine dair önemli ipuçları sunuyor ve gezegenin keşfi için büyük bir adım olarak değerlendiriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>10 bin feet irtifada yüzlerce bakteri ve mantar bulundu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/10-bin-feet-irtifada-yuzlerce-bakteri-ve-mantar-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/10-bin-feet-irtifada-yuzlerce-bakteri-ve-mantar-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Japonya&#039;da bilim insanları 10 bin feette yaptıkları uçuşlarda  yüzlerce bakteri ve mantar tespit ettiklerini açıkladı.Japonya&#039;da bilim insanları, yaptıkları bir araştırmada 10 bin feet irtifada havada yüzlerce bakteri ve mantar bulduklarını açıkladı.Hava yoluyla bulaşan hastalıkları inceleyen bilim insanları, Japonya semalarında incelemelerde bulundu.  Araştırmada, bilim insanları, Japonya üzerinde yapılan 10 uçuşta 10 bin feette çok sayıda bakteri ve mantar tespit etti.  Bilim insanları, bakteri ve mantarların yaklaşık 2 bin kilometre uçabildiklerini tahmin ederken bunların insanlarda hastalıklara neden olabileceği uyarısında bulundu.  Araştırma ekibinden Barselona Küresel Sağlık Enstitüsünde ekolojist Dr. Xavier Rodo, bakterilerin üçte biri ve mantarların ise biraz daha fazlasının potansiyel insan patojenleri olarak kabul edilebildiğine dikkati çekti.  Dr. Rodo, yeni çalışmanın yüksek irtifadaki mikropların yere düştüklerinde insanlarda salgınlara yol açabileceğine dair doğrudan bir kanıt sunmamasına karşın hastalıklara yol açabileceği ve bunun dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu kaydetti.  Araştırmanın bulguları, ABD&#039;nin en saygın bilim dergilerinden Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri&#039;nde (PNAS) yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A3nl5gs8oES7UZpVvQ-_gg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>bin, feet, irtifada, yüzlerce, bakteri, mantar, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A3nl5gs8oES7UZpVvQ-_gg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="10 bin feet irtifada yüzlerce bakteri ve mantar bulundu"><p>Japonya'da bilim insanları 10 bin feette yaptıkları uçuşlarda  yüzlerce bakteri ve mantar tespit ettiklerini açıkladı.</p><p>Japonya'da bilim insanları, yaptıkları bir araştırmada 10 bin feet irtifada havada yüzlerce bakteri ve mantar bulduklarını açıkladı.</p><p>Hava yoluyla bulaşan hastalıkları inceleyen bilim insanları, Japonya semalarında incelemelerde bulundu.  Araştırmada, bilim insanları, Japonya üzerinde yapılan 10 uçuşta 10 bin feette çok sayıda bakteri ve mantar tespit etti.  Bilim insanları, bakteri ve mantarların yaklaşık 2 bin kilometre uçabildiklerini tahmin ederken bunların insanlarda hastalıklara neden olabileceği uyarısında bulundu.  Araştırma ekibinden Barselona Küresel Sağlık Enstitüsünde ekolojist Dr. Xavier Rodo, bakterilerin üçte biri ve mantarların ise biraz daha fazlasının potansiyel insan patojenleri olarak kabul edilebildiğine dikkati çekti.  Dr. Rodo, yeni çalışmanın yüksek irtifadaki mikropların yere düştüklerinde insanlarda salgınlara yol açabileceğine dair doğrudan bir kanıt sunmamasına karşın hastalıklara yol açabileceği ve bunun dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu kaydetti.  Araştırmanın bulguları, ABD'nin en saygın bilim dergilerinden Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri'nde (PNAS) yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in ilk özel uzay yürüyüşü: Polaris Dawn mürettebatı uzaya fırlatıldı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-polaris-dawn-murettebati-uzaya-firlatildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-polaris-dawn-murettebati-uzaya-firlatildi</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX&#039;in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA&#039;nın Kennedy Uzay Merkezi&#039;nden uzaya fırlatıldı. ABD&#039;li uzay ajansının Polaris Dawn görevi, şirketin yeni uzay giysilerini ve yeniden tasarlanmış uzay aracıyla ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi hedefliyor.Çok sayıda gecikmenin ardından SpaceX nihayet  Polaris Dawn görevinde dört kişilik bir mürettebatı uzaya başarıyla fırlattı.
Görev daha önce küçük bir helyum sızıntısı ve Falcon 9 ile ilgili  bir görev nedeniyle ABD düzenleyicileri nedeniyle ertelenmişti.Polaris Dawn, 1970&#039;lerde tamamlanan Apollo görevlerinden bu yana geçen 50 yılı aşkın sürede herhangi bir insanın Dünya&#039;dan daha uzağa seyahat ettiği ilk uzay yolculuğu olma özelliği taşıyor.
Polaris Dawn görevi, NASA&#039;nın Gemini 11 uzay aracının Eylül 1966&#039;da 1.370 kilometre olarak belirlediği Dünya&#039;nın ay dışı en yüksek yörüngesi rekorunu geride bırakmayı amaçlıyor.Dragon uzay aracı Dünya&#039;dan 1400 kilometreden  daha yüksek bir irtifaya ulaşmayı hedefliyor.
Uzay aracının yörüngesinin tepe noktası daha sonra 700 kilometreye indirilecek.
Ayrıca mürettebat gelecekteki görevlerde kullanılacak lazer tabanlı Starlink iletişimini test edecek ve uzun süreli uzay uçuşu görevleri sırasında insan sağlığı hakkında fikir vermeye yardımcı olacak araştırmalar yürütecek.Uzay yürüyüşüne katılacak iki mürettebat aynı zamanda daha fazla hareket kabiliyeti sunan ve önümüzdeki yıllarda Ay&#039;da yapılacak uzay yürüyüşlerinde kullanılabilecek yeni nesil uzay giysilerini de test edecek
Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan şık yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.
Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.Görev beşinci gününde Florida kıyılarında Atlantik Okyanusu&#039;na ya da Meksika Körfezi&#039;ne inerek sona erecek ve burada bir gemi tarafından alınıp mürettebat karaya geri dönecek.Falcon 9&#039;un içinde ABD&#039;li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.
Ekip yörüngede geçirecekleri beş gün boyunca Starlink lazer tabanlı iletişimin test edilmesi ve uzayın insan vücudu üzerindeki etkilerinin incelenmesi de dahil olmak üzere 36 deney gerçekleştirecek. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BW85wk_SKU2aIBEw5wRVBA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, ilk, özel, uzay, yürüyüşü:, Polaris, Dawn, mürettebatı, uzaya, fırlatıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BW85wk_SKU2aIBEw5wRVBA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX'in ilk özel uzay yürüyüşü: Polaris Dawn mürettebatı uzaya fırlatıldı"><p>SpaceX'in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA'nın Kennedy Uzay Merkezi'nden uzaya fırlatıldı. ABD'li uzay ajansının Polaris Dawn görevi, şirketin yeni uzay giysilerini ve yeniden tasarlanmış uzay aracıyla ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi hedefliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kVDRQx7mjkaeTu9EMp4brg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çok sayıda gecikmenin ardından SpaceX nihayet  Polaris Dawn görevinde dört kişilik bir mürettebatı uzaya başarıyla fırlattı.
Görev daha önce küçük bir helyum sızıntısı ve Falcon 9 ile ilgili  bir görev nedeniyle ABD düzenleyicileri nedeniyle ertelenmişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_1p1M6mh6EKr46P1VO8_gQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Polaris Dawn, 1970'lerde tamamlanan Apollo görevlerinden bu yana geçen 50 yılı aşkın sürede herhangi bir insanın Dünya'dan daha uzağa seyahat ettiği ilk uzay yolculuğu olma özelliği taşıyor.
Polaris Dawn görevi, NASA'nın Gemini 11 uzay aracının Eylül 1966'da 1.370 kilometre olarak belirlediği Dünya'nın ay dışı en yüksek yörüngesi rekorunu geride bırakmayı amaçlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kra8Znv710uIOzbf9dq4RA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dragon uzay aracı Dünya'dan 1400 kilometreden  daha yüksek bir irtifaya ulaşmayı hedefliyor.
Uzay aracının yörüngesinin tepe noktası daha sonra 700 kilometreye indirilecek.
Ayrıca mürettebat gelecekteki görevlerde kullanılacak lazer tabanlı Starlink iletişimini test edecek ve uzun süreli uzay uçuşu görevleri sırasında insan sağlığı hakkında fikir vermeye yardımcı olacak araştırmalar yürütecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-dcBzIN7C0eRhMEvYcZyGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay yürüyüşüne katılacak iki mürettebat aynı zamanda daha fazla hareket kabiliyeti sunan ve önümüzdeki yıllarda Ay'da yapılacak uzay yürüyüşlerinde kullanılabilecek yeni nesil uzay giysilerini de test edecek
Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan şık yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.
Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LdQvo3HM_UuS7qdF-sAKPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Görev beşinci gününde Florida kıyılarında Atlantik Okyanusu'na ya da Meksika Körfezi'ne inerek sona erecek ve burada bir gemi tarafından alınıp mürettebat karaya geri dönecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JtGfkmBVgkSyOKE1KagB1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Falcon 9'un içinde ABD'li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.
Ekip yörüngede geçirecekleri beş gün boyunca Starlink lazer tabanlı iletişimin test edilmesi ve uzayın insan vücudu üzerindeki etkilerinin incelenmesi de dahil olmak üzere 36 deney gerçekleştirecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n8X0OhPeEUOQhZR13f_3dQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sıcak hava köpek balıklarını da etkiledi: Yıpranan bölgeleri terk ediyorlar, 16 ay dönmüyorlar!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sicak-hava-koepek-baliklarini-da-etkiledi-yipranan-boelgeleri-terk-ediyorlar-16-ay-doenmuyorlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sicak-hava-koepek-baliklarini-da-etkiledi-yipranan-boelgeleri-terk-ediyorlar-16-ay-doenmuyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Yeni yapılan bir araştırmaya göre, resif köpek balıkları ısınan okyanuslarla birlikte yıpranan mercan resiflerini terk ediyor.İngiltere, ABD ve Avustralya&#039;dan araştırmacılar, okyanuslar ısındıkça resif köpek balıklarının yıpranan mercan resiflerini terk ettiğini belirledi.  Araştırmacılar, Hint Okyanusu&#039;nun merkezi kesimlerinde mercan resiflerinde yaşayan 120&#039;yi aşkın gri resif köpekbalığına takip cihazı takarak 2013-2020 döneminde inceledi.  Uydu verilerini de göz önünde bulunduran araştırmacılar, mercan resiflerinin, El Nino gibi sıcak hava olayları nedeniyle yıpranmasının, resiflerde yaşayan köpek balıklarının bu bölgelerde daha az zaman geçirmesine yol açtığını tespit etti.DAHA DERİN VE SERİN SULAR TERCİH EDİYORLAR  Araştırmacılar, resif köpek balıklarının, bu yıpranmalar nedeniyle yaklaşık 16 ay resiflere dönemediğini ve daha derin ve serin sulara gitmeyi tercih ettiğini belirtti.  Köpek balıklarının yıpranmayan, daha sağlıklı resiflerde daha çok vakit geçirdiğini ifade eden araştırmacılar, resiflerin insan kaynaklı zararlardan korunmasının, köpek balıklarının yaşam alanlarında kalabilmesinde etkili olabileceğini kaydetti.  Araştırmacılar, köpek balıklarının yıpranma nedeniyle bölgeden ayrılmasının, avcılık davranışlarında ve mercan resiflerinin yanı sıra bu hayvanların korunmasında etkili olabileceğine işaret etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HE5DBrG6L0WTiLfSYF0oLQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sıcak, hava, köpek, balıklarını, etkiledi:, Yıpranan, bölgeleri, terk, ediyorlar, dönmüyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HE5DBrG6L0WTiLfSYF0oLQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sıcak hava köpek balıklarını da etkiledi: Yıpranan bölgeleri terk ediyorlar, 16 ay dönmüyorlar!"><p>Yeni yapılan bir araştırmaya göre, resif köpek balıkları ısınan okyanuslarla birlikte yıpranan mercan resiflerini terk ediyor.</p><p>İngiltere, ABD ve Avustralya'dan araştırmacılar, okyanuslar ısındıkça resif köpek balıklarının yıpranan mercan resiflerini terk ettiğini belirledi.  Araştırmacılar, Hint Okyanusu'nun merkezi kesimlerinde mercan resiflerinde yaşayan 120'yi aşkın gri resif köpekbalığına takip cihazı takarak 2013-2020 döneminde inceledi.  Uydu verilerini de göz önünde bulunduran araştırmacılar, mercan resiflerinin, El Nino gibi sıcak hava olayları nedeniyle yıpranmasının, resiflerde yaşayan köpek balıklarının bu bölgelerde daha az zaman geçirmesine yol açtığını tespit etti.</p><p><strong>DAHA DERİN VE SERİN SULAR TERCİH EDİYORLAR</strong>  Araştırmacılar, resif köpek balıklarının, bu yıpranmalar nedeniyle yaklaşık 16 ay resiflere dönemediğini ve daha derin ve serin sulara gitmeyi tercih ettiğini belirtti.  Köpek balıklarının yıpranmayan, daha sağlıklı resiflerde daha çok vakit geçirdiğini ifade eden araştırmacılar, resiflerin insan kaynaklı zararlardan korunmasının, köpek balıklarının yaşam alanlarında kalabilmesinde etkili olabileceğini kaydetti.  Araştırmacılar, köpek balıklarının yıpranma nedeniyle bölgeden ayrılmasının, avcılık davranışlarında ve mercan resiflerinin yanı sıra bu hayvanların korunmasında etkili olabileceğine işaret etti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin, Ay’da &amp;quot;robotik üs&amp;quot; kurmaya hazırlanıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cin-ayda-robotik-us-kurmaya-hazirlaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cin-ayda-robotik-us-kurmaya-hazirlaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Çin, Ay üssü projelerini iki aşamada gerçekleştireceğini açıkladı. 2035’te Ay’ın güney kutbuna robotik üs kurulacak, 2050’ye kadar genişletilecek. Proje, ay yörüngesinde ve yüzeyinde keşif düğümleri içerecek. Bu iddialı proje iki aşamadan oluşmakta olup, ilk aşama yaklaşık 10 yıl sonra temel bir Ay üssünün tamamlanmasını hedefliyor.Çin, Ay üssü planlarının iki farklı aşamada hayata geçirileceğini ve nihayetinde Ay yüzeyinde ve yörüngede bir dizi düğüm oluşturulacağını açıkladı.Çin ve Rusya&#039;nın ortaklaşa yürüttüğü Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) için ilk yol haritası Haziran 2021&#039;de açıklanmıştı.AY ÜSSÜ İNŞA ETMEYİ PLANLIYORİki ülke, 2030&#039;dan 2035&#039;e kadar beş süper ağır kaldırma roketi fırlatarak temel, robotik bir ay üssü inşa etmeyi planladıklarını belirtti.Çin şimdi projede liderliği ele geçirdi ve 5 Eylül&#039;de Çin&#039;in Anhui eyaletinde düzenlenen ikinci Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansı&#039;nda ILRS için daha gelişmiş, iki aşamalı planları açıkladı.İLK AŞAMA 2035 YILINDAEtkinlikte medyaya konuşan Çin derin uzay keşif projesinin baş tasarımcısı Wu Yanhua&#039;ya göre, ilk aşama 2035 civarında Ay&#039;ın güney kutbuna yakın bir yerde tamamlanacak ve genişletilmiş bir model yaklaşık 2050 yılına kadar inşa edilecek.Çin, garip bir şekilde NASA uzay mekiği içeren ay üssü planlarının videosunu yayınlayarak, &quot;Ay yörünge istasyonunu merkezi merkez ve güney kutup istasyonunu ana üs olarak kullanan kapsamlı bir ay istasyonu ağı olacak ve ay ekvatorunda ve ayın uzak tarafında keşif düğümleri içerecek&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H_7vDACdBU-H8bGvLILEFQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çin, Ay’da, robotik, üs, kurmaya, hazırlanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H_7vDACdBU-H8bGvLILEFQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin, Ay’da " robotik kurmaya haz><p>Çin, Ay üssü projelerini iki aşamada gerçekleştireceğini açıkladı. 2035’te Ay’ın güney kutbuna robotik üs kurulacak, 2050’ye kadar genişletilecek. Proje, ay yörüngesinde ve yüzeyinde keşif düğümleri içerecek. Bu iddialı proje iki aşamadan oluşmakta olup, ilk aşama yaklaşık 10 yıl sonra temel bir Ay üssünün tamamlanmasını hedefliyor.</p><p>Çin, Ay üssü planlarının iki farklı aşamada hayata geçirileceğini ve nihayetinde Ay yüzeyinde ve yörüngede bir dizi düğüm oluşturulacağını açıkladı.</p><p>Çin ve Rusya'nın ortaklaşa yürüttüğü Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu (ILRS) için ilk yol haritası Haziran 2021'de açıklanmıştı.</p><p><strong>AY ÜSSÜ İNŞA ETMEYİ PLANLIYOR</strong></p><p>İki ülke, 2030'dan 2035'e kadar beş süper ağır kaldırma roketi fırlatarak temel, robotik bir ay üssü inşa etmeyi planladıklarını belirtti.</p><p>Çin şimdi projede liderliği ele geçirdi ve 5 Eylül'de Çin'in Anhui eyaletinde düzenlenen ikinci Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansı'nda ILRS için daha gelişmiş, iki aşamalı planları açıkladı.</p><p><strong>İLK AŞAMA 2035 YILINDA</strong></p><p>Etkinlikte medyaya konuşan Çin derin uzay keşif projesinin baş tasarımcısı Wu Yanhua'ya göre, ilk aşama 2035 civarında Ay'ın güney kutbuna yakın bir yerde tamamlanacak ve genişletilmiş bir model yaklaşık 2050 yılına kadar inşa edilecek.</p><p>Çin, garip bir şekilde NASA uzay mekiği içeren ay üssü planlarının videosunu yayınlayarak, "Ay yörünge istasyonunu merkezi merkez ve güney kutup istasyonunu ana üs olarak kullanan kapsamlı bir ay istasyonu ağı olacak ve ay ekvatorunda ve ayın uzak tarafında keşif düğümleri içerecek" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars&amp;apos;ın gülen yüzü: Geçmiş yaşam izlerini barındırıyor olabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/marsin-gulen-yuzu-gecmis-yasam-izlerini-barindiriyor-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/marsin-gulen-yuzu-gecmis-yasam-izlerini-barindiriyor-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Mars&#039;ta &quot;gülen yüz&quot; şeklindeki tuz birikintisinin, gezegenin milyarlarca yıl önceki yaşanabilir bölgelerine dair ipuçları barındırabileceğini düşünüyor. Bu keşif, Mars&#039;ta geçmiş yaşam izlerini ortaya çıkarabilir.Mars&#039;taki &quot;gülen yüz&quot; şeklindeki bir tuz birikintisi, Kızıl Gezegen&#039;in en kalıcı sırrının ipuçlarını gizleyebileceğine inanan bilim insanları arasında merak uyandırdı.Milyarlarca yıl önce Mars, yıkıcı bir küresel donma sırasında yok olan büyük göller ve nehirlerle doluydu.Şimdi ise araştırmacılar, gülümseyen surat ifadesine benzeyen bu tuz birikintisinin dayanıklı mikropları barındırıyor olabileceğini öne sürüyor.Kızıl Gezegen&#039;de yaşam belirtilerini ortaya çıkarmaya çalışan Avrupa Uzay Ajansı&#039;nın ExoMars Trace Gas Orbiter adlı Mars uydusu, Mars&#039;ın kurak yüzeyindeki klorür tuzu birikintilerinin çarpıcı görüntülerini yakaladı.Bilim insanları bu tuz birikintilerini inceleyerek gezegenin geçmişteki iklimi, jeolojisi ve potansiyel yaşanabilirliği hakkında ipuçlarını ortaya çıkarabilirler.Eski su kütlelerinin kalıntıları olan bu birikintiler, milyarlarca yıl öncesine ait yaşanabilir bölgelere işaret ediyor olabilir.Yaklaşık bin potansiyel alanın keşfi, Mars&#039;ın iklimi ve geçmiş yaşam potansiyeli hakkında yeni bilgiler sunuyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8CZOe2WyN0G8xSdg9g4n3Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Marsın, gülen, yüzü:, Geçmiş, yaşam, izlerini, barındırıyor, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8CZOe2WyN0G8xSdg9g4n3Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mars'ın gülen yüzü: Geçmiş yaşam izlerini barındırıyor olabilir"><p>Bilim insanları, Mars'ta "gülen yüz" şeklindeki tuz birikintisinin, gezegenin milyarlarca yıl önceki yaşanabilir bölgelerine dair ipuçları barındırabileceğini düşünüyor. Bu keşif, Mars'ta geçmiş yaşam izlerini ortaya çıkarabilir.</p><p>Mars'taki "gülen yüz" şeklindeki bir tuz birikintisi, Kızıl Gezegen'in en kalıcı sırrının ipuçlarını gizleyebileceğine inanan bilim insanları arasında merak uyandırdı.</p><p>Milyarlarca yıl önce Mars, yıkıcı bir küresel donma sırasında yok olan büyük göller ve nehirlerle doluydu.</p><p>Şimdi ise araştırmacılar, gülümseyen surat ifadesine benzeyen bu tuz birikintisinin dayanıklı mikropları barındırıyor olabileceğini öne sürüyor.</p><p>Kızıl Gezegen'de yaşam belirtilerini ortaya çıkarmaya çalışan Avrupa Uzay Ajansı'nın ExoMars Trace Gas Orbiter adlı Mars uydusu, Mars'ın kurak yüzeyindeki klorür tuzu birikintilerinin çarpıcı görüntülerini yakaladı.</p><p>Bilim insanları bu tuz birikintilerini inceleyerek gezegenin geçmişteki iklimi, jeolojisi ve potansiyel yaşanabilirliği hakkında ipuçlarını ortaya çıkarabilirler.</p><p>Eski su kütlelerinin kalıntıları olan bu birikintiler, milyarlarca yıl öncesine ait yaşanabilir bölgelere işaret ediyor olabilir.</p><p>Yaklaşık bin potansiyel alanın keşfi, Mars'ın iklimi ve geçmiş yaşam potansiyeli hakkında yeni bilgiler sunuyor. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pEWJo6sks0-hLGLFWzgjtQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Metan emisyonlarında insan etkisi: Her yıl 60 milyon ton artış</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/metan-emisyonlarinda-insan-etkisi-her-yil-60-milyon-ton-artis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/metan-emisyonlarinda-insan-etkisi-her-yil-60-milyon-ton-artis</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırmaya göre, dünya genelindeki metan salınımının neredeyse üçte ikisi insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Küresel Karbon Projesi tarafından yürütülen çalışmada, tarım, fosil yakıt kullanımı ve atık yönetiminin metan emisyonları üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alındı.Bilim insanları, dünyadaki metan salınımının neredeyse üçte ikisinin insan faaliyetlerinden kaynaklandığını saptadı.  Küresel Karbon Projesi kapsamında hazırlanan ve 66 araştırma merkezinin çalışmalarının katkılarıyla yapıldığı araştırmada, dünya genelindeki karbon salınımının nedenleri ve etkileri incelendi.  Araştırmada, pek çok ülkenin sera gazı salınımlarını azaltma önlemlerine rağmen metan salınımının hızla artmaya devam ettiği belirlendi.  Besicilik, kömür madenciliği, doğal gaz çıkarımı ve işlenmesi, pirinç yetiştiriciliği ve organik atıkların çöp sahasına boşaltılması gibi insan faaliyetlerinin atmosfere salınan metan salınımının yüzde 65&#039;ine neden olduğu görüldü.  Araştırmada, fosil yakıt kullanımının azalması ve atmosferin metanı yok etme kapasitesindeki kimyasal değişiklikler nedeniyle 2000&#039;li yılların başlarından ortalarına kadar metan emisyonlarının düşüş eğilimi gösterdiği vurgulandı.  HER YIL 60 MİLYON ARTIŞ GÖRÜLÜYOR   Dünya genelinde son yirmi yılda ise insan faaliyetlerinden kaynaklanan metan emisyonlarının yüzde 15-20&#039;lik bir artış gösterdiği dile getirilen araştırmada, metan gazı salınımının yılda 50-60 milyon ton arttığına işaret edildi.  Araştırmada, ayrıca metanın emisyonunun 2020&#039;li yılların başından bu yana çok daha hızlı yayılmaya başladığı ve söz konusu artışın daha önce gözlemlenenlere kıyasla çok daha yüksek olduğu gözler önüne serildi.  Sadece 2020 yılında 370 ila 384 milyon ton arası metan gazının insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salındığı araştırmaya konu oldu.  Öte yandan, fosil yakıtlar nedeniyle atmosfere salınan metan emisyonlarının, besicilikten kaynaklanan metan gazı ile kıyaslanabilecek boyuta geldiğine işaret edilen araştırmada, tarım faaliyetleri ve çöp sahaları nedeniyle salınan metan gazının ise fosil yakıtlardan yayılandan yaklaşık iki kat fazla olduğuna dikkat çekildi.  Araştırma, &quot;Environmental Research Letters&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pVXs8msYUEGP-fRkdxCGxw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Metan, emisyonlarında, insan, etkisi:, Her, yıl, milyon, ton, artış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pVXs8msYUEGP-fRkdxCGxw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Metan emisyonlarında insan etkisi: Her yıl 60 milyon ton artış"><p>Yeni bir araştırmaya göre, dünya genelindeki metan salınımının neredeyse üçte ikisi insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Küresel Karbon Projesi tarafından yürütülen çalışmada, tarım, fosil yakıt kullanımı ve atık yönetiminin metan emisyonları üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alındı.</p>Bilim insanları, dünyadaki metan salınımının neredeyse üçte ikisinin insan faaliyetlerinden kaynaklandığını saptadı.  Küresel Karbon Projesi kapsamında hazırlanan ve 66 araştırma merkezinin çalışmalarının katkılarıyla yapıldığı araştırmada, dünya genelindeki karbon salınımının nedenleri ve etkileri incelendi.  Araştırmada, pek çok ülkenin sera gazı salınımlarını azaltma önlemlerine rağmen metan salınımının hızla artmaya devam ettiği belirlendi.  Besicilik, kömür madenciliği, doğal gaz çıkarımı ve işlenmesi, pirinç yetiştiriciliği ve organik atıkların çöp sahasına boşaltılması gibi insan faaliyetlerinin atmosfere salınan metan salınımının yüzde 65'ine neden olduğu görüldü.  Araştırmada, fosil yakıt kullanımının azalması ve atmosferin metanı yok etme kapasitesindeki kimyasal değişiklikler nedeniyle 2000'li yılların başlarından ortalarına kadar metan emisyonlarının düşüş eğilimi gösterdiği vurgulandı.  <strong>HER YIL 60 MİLYON ARTIŞ GÖRÜLÜYOR </strong>  Dünya genelinde son yirmi yılda ise insan faaliyetlerinden kaynaklanan metan emisyonlarının yüzde 15-20'lik bir artış gösterdiği dile getirilen araştırmada, metan gazı salınımının yılda 50-60 milyon ton arttığına işaret edildi.  Araştırmada, ayrıca metanın emisyonunun 2020'li yılların başından bu yana çok daha hızlı yayılmaya başladığı ve söz konusu artışın daha önce gözlemlenenlere kıyasla çok daha yüksek olduğu gözler önüne serildi.  Sadece 2020 yılında 370 ila 384 milyon ton arası metan gazının insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salındığı araştırmaya konu oldu.  Öte yandan, fosil yakıtlar nedeniyle atmosfere salınan metan emisyonlarının, besicilikten kaynaklanan metan gazı ile kıyaslanabilecek boyuta geldiğine işaret edilen araştırmada, tarım faaliyetleri ve çöp sahaları nedeniyle salınan metan gazının ise fosil yakıtlardan yayılandan yaklaşık iki kat fazla olduğuna dikkat çekildi.  Araştırma, "Environmental Research Letters" dergisinde yayımlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in Mars hedefi: Starship roketi test için FCC onayı aldı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-mars-hedefi-starship-roketi-test-icin-fcc-onayi-aldi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-mars-hedefi-starship-roketi-test-icin-fcc-onayi-aldi</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk&#039;ın sahibi olduğu SpaceX, Starship roketini 5. kez test etmek için Federal İletişim Komisyonu&#039;ndan (FCC) onay aldı. Federal Havacılık İdaresi&#039;nden (FAA) ise onay bekleyen ABD&#039;li uzay ajansının, uçuş sırasında roketin Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istediği kaydedildi.SpaceX, Teksas&#039;tan gerçekleştireceği 5. uçuş sırasında Starship roketiyle iletişim kurmak için FCC&#039;den onay aldı.FCC, SpaceX&#039;in Super Heavy güçlendiricisiyle iletişim kurmak için hafta sonu yaptığı başvuruyu onayladı ve SpaceX, ilk kez fırlatma kulesi kollarıyla bir güçlendirici yakalamayı deneyeceği test uçuşu öncesinde Starship güçlendiricisiyle iletişim yeteneklerini arttırdı.FEDERAL HAVACILIK İDARESİ&#039;NİN ONAYI BEKLENİYORSpaceX, Starship test uçuşu için Federal Havacılık İdaresi&#039;nin (FAA) lisans onayını henüz almadı.Firma FAA&#039;yı beklerken, uçuş öncesi önemli hazırlıkların bir parçası olarak Teksas&#039;ta fırlatma kulesi kollarını test etmekle meşgul.STARSHIP ROKETİ NEDEN TEST EDİLİYOR?Yeniden tasarlanan Starship roketi, Elon Musk&#039;ın Mars&#039;ı kolonileştirme ve Kızıl Gezegen&#039;de yaşam koşullarını sağlama planlarında önemli rol oynuyor. SpaceX&#039;in FAA&#039;ya yaptığı Starship Flight 5 test başvurusuna göre, firma uçuş sırasında Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istedi.Uzay ajansının FAA&#039;nın onayını beklerken fırlatma kulesi kollarını test etmeye devam ettiği kaydedildi.Yerel medyadan alınan görüntülerde hafta sonu boyunca hem fırlatma kulesi kollarının hem de hızlı bağlantı kesme kollarının test edildiği görüldü.KULE KOLLARI VE BAĞLANTI KESME KOLLARI NE İŞE YARIYOR?Starship&#039;in fırlatılmasında kule kolları ikinci aşama roketi birinci aşama güçlendiricinin üzerine yerleştirirken, hızlı bağlantı kesme kolları rokete güvenli bir şekilde yakıt doldurmaktan ve ardından kalkış sırasında bağlantıyı kesmekten sorumludur.Kule yakalama SpaceX&#039;in Starship profilinin çok önemli bir bileşenidir.Bunun nedeni roketin geri dönüş süresini kısaltması ve SpaceX&#039;in başka bir fırlatmaya hazırlamadan önce araç üzerinde doğrudan sahada çalışmasına olanak sağlamasıdır.DÖRDÜNCÜ TEST UÇUŞU BAŞARILIYDI Haziran ayındaki dördüncü Starship test uçuşunda hem gemi hem de güçlendirici ilk kez suya yumuşak bir şekilde inmeyi başarmıştı.O zamandan bu yana SpaceX, Starship testlerine kademeli olarak karmaşıklık katmaya hazırlanırken ikinci aşama geminin ısı kalkanını ve motorlarını yükseltmişti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FW--1Xd0ekW0fPH8r2ZRhA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, Mars, hedefi:, Starship, roketi, test, için, FCC, onayı, aldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FW--1Xd0ekW0fPH8r2ZRhA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX'in Mars hedefi: Starship roketi test için FCC onayı aldı"><p>Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX, Starship roketini 5. kez test etmek için Federal İletişim Komisyonu'ndan (FCC) onay aldı. Federal Havacılık İdaresi'nden (FAA) ise onay bekleyen ABD'li uzay ajansının, uçuş sırasında roketin Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istediği kaydedildi.</p><p>SpaceX, Teksas'tan gerçekleştireceği 5. uçuş sırasında Starship roketiyle iletişim kurmak için FCC'den onay aldı.</p><p>FCC, SpaceX'in Super Heavy güçlendiricisiyle iletişim kurmak için hafta sonu yaptığı başvuruyu onayladı ve SpaceX, ilk kez fırlatma kulesi kollarıyla bir güçlendirici yakalamayı deneyeceği test uçuşu öncesinde Starship güçlendiricisiyle iletişim yeteneklerini arttırdı.</p><p><strong>FEDERAL HAVACILIK İDARESİ'NİN ONAYI BEKLENİYOR</strong></p><p>SpaceX, Starship test uçuşu için Federal Havacılık İdaresi'nin (FAA) lisans onayını henüz almadı.</p><p>Firma FAA'yı beklerken, uçuş öncesi önemli hazırlıkların bir parçası olarak Teksas'ta fırlatma kulesi kollarını test etmekle meşgul.</p><p><strong>STARSHIP ROKETİ NEDEN TEST EDİLİYOR?</strong></p><p>Yeniden tasarlanan Starship roketi, Elon Musk'ın Mars'ı kolonileştirme ve Kızıl Gezegen'de yaşam koşullarını sağlama planlarında önemli rol oynuyor. </p><p>SpaceX'in FAA'ya yaptığı Starship Flight 5 test başvurusuna göre, firma uçuş sırasında Super Heavy güçlendirici ile iletişim kurma yeteneklerini artırmak istedi.</p><p>Uzay ajansının FAA'nın onayını beklerken fırlatma kulesi kollarını test etmeye devam ettiği kaydedildi.</p><p>Yerel medyadan alınan görüntülerde hafta sonu boyunca hem fırlatma kulesi kollarının hem de hızlı bağlantı kesme kollarının test edildiği görüldü.</p><p><strong>KULE KOLLARI VE BAĞLANTI KESME KOLLARI NE İŞE YARIYOR?</strong></p><p>Starship'in fırlatılmasında kule kolları ikinci aşama roketi birinci aşama güçlendiricinin üzerine yerleştirirken, hızlı bağlantı kesme kolları rokete güvenli bir şekilde yakıt doldurmaktan ve ardından kalkış sırasında bağlantıyı kesmekten sorumludur.</p><p>Kule yakalama SpaceX'in Starship profilinin çok önemli bir bileşenidir.</p><p>Bunun nedeni roketin geri dönüş süresini kısaltması ve SpaceX'in başka bir fırlatmaya hazırlamadan önce araç üzerinde doğrudan sahada çalışmasına olanak sağlamasıdır.</p><p><strong>DÖRDÜNCÜ TEST UÇUŞU BAŞARILIYDI </strong></p><p>Haziran ayındaki dördüncü Starship test uçuşunda hem gemi hem de güçlendirici ilk kez suya yumuşak bir şekilde inmeyi başarmıştı.</p><p>O zamandan bu yana SpaceX, Starship testlerine kademeli olarak karmaşıklık katmaya hazırlanırken ikinci aşama geminin ısı kalkanını ve motorlarını yükseltmişti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in ilk özel uzay yürüyüşü: Potansiyel ölüm riskleri neler?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-potansiyel-oelum-riskleri-neler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-ilk-oezel-uzay-yuruyusu-potansiyel-oelum-riskleri-neler</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk&#039;ın sahibi olduğu SpaceX çok sayıda gecikmenin ardından, tarihin ilk sivil uzay yürüyüşünü de kapsayan &quot;Polaris Dawn&quot; misyonu dün başladı. Tarihte ilk kez iki sivil astronot, ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü yapacak. Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve yaşamı tehdit eden hastalıklara yol açabilecek ani basınç değişiklikleri nedeniyle potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Uzay görevinde insanlığı neler bekliyor ve nasıl takip edilecek, Potansiyel riskler neler?SpaceX&#039;in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA&#039;nın Kennedy Uzay Merkezi&#039;nden uzaya fırlatıldı.
Falcon 9&#039;un içinde ABD&#039;li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.Bu misyonla birlikte tarihte ilk kez iki sivil astronot ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü gerçekleştirecek. SpaceX&#039;in Polaris Dawn görevi, dört özel astronotu 1960&#039;lar ve 1970&#039;lerdeki Apollo görevlerinden bu yana insanlığın gittiğinden daha uzağa taşıyacak olan &quot;türünün ilk örneği&quot; bir görev.Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve basınçtaki hızlı değişimlerin hayati tehlikeye yol açabileceği konusunda potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardılar.Dahası, kapsülün bir hava kilidi yok ve ekip uzayda hiç test edilmemiş uzay giysileri giyecek.Misyon kapsamında kullanılacak kapsülde bir hava kilidinin bulunmaması, ekibin uzayda test edilmemiş giysiler giyecek olması, güvenlik endişelerini artırıyor. Uzay yürüyüşü sırasında, uzay aracının basıncının düşürülmesi ve ardından geri dönüşte normal basınca geri dönülmesi gerektiği vurgulandı.Ancak, bu sistemlerin düzgün çalışmaması durumunda, astronotların uzay giysileriyle geri dönmeleri gerekecek ve bu, daha önce yapılmamış bir uygulama olacak.
Uzay yürüyüşü sonrası, giysilerdeki beş poundluk basınçtan normal 14.6 psi kabin basıncına geçiş, &quot;basınç düşmesi hastalığı&quot; olarak bilinen &quot;viraj&quot; hastalığına yol açabilir. Bu hastalık, vücutta nitrojen kabarcıkları oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir ve bazı durumlarda ölümcül olabilir.Ayrıca, bazı astronotların uzay uçuşları sırasında hareket hastalığı yaşadığı ve bu durumun kusmaya yol açabileceği belirtildi. Bu, özellikle Polaris Dawn mürettebatından daha önce hiç uzaya gitmemiş olan Isaacman dışındaki üyeleri için önemli bir risk oluşturuyor. Uzay giysileri içinde kusmanın hayatı tehdit edebileceği uyarısı yapıldı.
Polaris Dawn mürettebatı tüm risklere rağmen bu görevi güvenli bir şekilde tamamlarsa, bu SpaceX için ticari uzay yarışında öncü konumunu daha da sağlamlaştıran büyük bir adım olacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0EXT_81NoEOgYRYOqN9yAw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, ilk, özel, uzay, yürüyüşü:, Potansiyel, ölüm, riskleri, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0EXT_81NoEOgYRYOqN9yAw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX'in ilk özel uzay yürüyüşü: Potansiyel ölüm riskleri neler?"><p>Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX çok sayıda gecikmenin ardından, tarihin ilk sivil uzay yürüyüşünü de kapsayan "Polaris Dawn" misyonu dün başladı. Tarihte ilk kez iki sivil astronot, ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü yapacak. Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve yaşamı tehdit eden hastalıklara yol açabilecek ani basınç değişiklikleri nedeniyle potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Uzay görevinde insanlığı neler bekliyor ve nasıl takip edilecek, Potansiyel riskler neler?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YRCUWsDMe0iKNeSy9DjSGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SpaceX'in Polaris Dawn ekibi uzayda 5 gün boyunca 36 adet deney yapmak için NASA'nın Kennedy Uzay Merkezi'nden uzaya fırlatıldı.
Falcon 9'un içinde ABD'li girişimci ve milyarder 41 yaşındaki Jared Isaacman, emekli bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu olan Scott Poteet ve kıdemli SpaceX mühendisleri Anna Menon ve Sarah Gillis ile birlikte dört kişilik mürettebat bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TZJTDW6eOkG6E7Zndz6psQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu misyonla birlikte tarihte ilk kez iki sivil astronot ticari bir uzay aracından uzay yürüyüşü gerçekleştirecek. SpaceX'in Polaris Dawn görevi, dört özel astronotu 1960'lar ve 1970'lerdeki Apollo görevlerinden bu yana insanlığın gittiğinden daha uzağa taşıyacak olan "türünün ilk örneği" bir görev.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OAG_rfEW9EyYrYdCITc4LA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzaydaki ikinci günde mürettebat uzay yürüyüşüne hazırlanacak ve SpaceX tarafından tasarlanan yeni ekstravehiküler aktivite giysilerini hazırlayacak.Üçüncü gün ise uzay yürüyüşü denenecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8lTIwWqWekW81TQGlnowJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak uzay uçuşu güvenliği uzmanları, mürettebatın radyasyona maruz kalma ve basınçtaki hızlı değişimlerin hayati tehlikeye yol açabileceği konusunda potansiyel olarak ölümcül risklerle karşı karşıya olduğu konusunda uyardılar.Dahası, kapsülün bir hava kilidi yok ve ekip uzayda hiç test edilmemiş uzay giysileri giyecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CSPpD9zl8UKDs60fTFQFjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Misyon kapsamında kullanılacak kapsülde bir hava kilidinin bulunmaması, ekibin uzayda test edilmemiş giysiler giyecek olması, güvenlik endişelerini artırıyor. Uzay yürüyüşü sırasında, uzay aracının basıncının düşürülmesi ve ardından geri dönüşte normal basınca geri dönülmesi gerektiği vurgulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/26SILYSwZUGsX0_xaRVPfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, bu sistemlerin düzgün çalışmaması durumunda, astronotların uzay giysileriyle geri dönmeleri gerekecek ve bu, daha önce yapılmamış bir uygulama olacak.
Uzay yürüyüşü sonrası, giysilerdeki beş poundluk basınçtan normal 14.6 psi kabin basıncına geçiş, "basınç düşmesi hastalığı" olarak bilinen "viraj" hastalığına yol açabilir. Bu hastalık, vücutta nitrojen kabarcıkları oluşturarak ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir ve bazı durumlarda ölümcül olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tS7OFGAQ0k2IjQaawEO3QQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, bazı astronotların uzay uçuşları sırasında hareket hastalığı yaşadığı ve bu durumun kusmaya yol açabileceği belirtildi. Bu, özellikle Polaris Dawn mürettebatından daha önce hiç uzaya gitmemiş olan Isaacman dışındaki üyeleri için önemli bir risk oluşturuyor. Uzay giysileri içinde kusmanın hayatı tehdit edebileceği uyarısı yapıldı.
Polaris Dawn mürettebatı tüm risklere rağmen bu görevi güvenli bir şekilde tamamlarsa, bu SpaceX için ticari uzay yarışında öncü konumunu daha da sağlamlaştıran büyük bir adım olacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzaylılar tarafından gönderildiği düşünülüyordu: Wow sinyalinin sırrı 47 yıl sonra ortaya çıktı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzaylilar-tarafindan-goenderildigi-dusunuluyordu-wow-sinyalinin-sirri-47-yil-sonra-ortaya-cikti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzaylilar-tarafindan-goenderildigi-dusunuluyordu-wow-sinyalinin-sirri-47-yil-sonra-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırmaya göre, uzaylıların gönderdiğine inanılan “wow sinayali&quot;nin kaynağı, oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabilir.1977 yılında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, daha çok SETI adıyla bilinen (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Formu Araştırma Merkezi) projesini başlattı.
Projenin start almasından 6 yıl sonra Dr. Jerry R. Ehman, hakkında onlarca teorinin ortaya atıldığı sinyalleri saptadı ve bu haber bilim dünyasının en büyük gizemlerinden birisi olarak tarihe geçti.Uzaydan gelen sinaylleri incelemeye başlayan Dr. Ehman önündeki veriler içerisindeki &quot;6EQUJ5&quot; karakterlerini daire içine alıp hemen yanına da &quot;Wow!&quot; Notunu düştü. Bu not ilerleyen günlerde sinyallerin adı oldu.Yeni araştırmaya göre, astronominin en büyük bilmecelerinden biri daha da ilginç hale gelmiş olabilir.
“Uzaylı yayını” olarak da adlandırılan ve sadece 72 saniye süren gizemli sinyalin oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabileceğini öne sürüldü.Astronom Jerry Ehman&#039;ın teleskop verilerinin bir çıktısı üzerine karaladığı kuşkulu ifadenin ardından “Wow! sinyali” olarak bilinen gizemli yayın, Ağustos 1977&#039;de dünya dışı zeka belirtilerine yönelik rutin bir tarama sırasında Ohio Eyalet Üniversitesi&#039;nin Big Ear radyo teleskobu tarafından tespit edildi.Big Ear, o gece 1 dakika 12 saniye boyunca Yay takımyıldızı yakınlarından gelen, derin uzayın arka plan uğultusundan 30 kat daha güçlü ve 1.420 megahertz gibi son derece spesifik bir frekansta iletilen radyo dalgaları kaydetti.Evrende en bol bulunan element olan hidrojenin doğal olarak bu frekansta radyo dalgaları yayması, bazı gökbilimcilerin uzaylıların Dünya ile iletişim kurmak için  bu frekansı tercih edeceklerini düşünmelerine yol açtı.Ancak, Wow! sinyaline benzer bir sinyal daha sonra  hiç tespit edilemedi ve bilinen hiçbir doğal olay bunu ikna edici bir şekilde açıklayamadı; ta ki şimdiye kadar.Porto Riko Üniversitesi&#039;ndeki Gezegensel Yaşanabilirlik Laboratuvarı&#039;nın yöneticisi ve gezegensel astrobiyolog Abel Méndez&#039;e göre, gizemli Wow! sinyali aslında bir yıldızlararası hidrojen gazı bulutuna çarpan son derece yoğun bir parlamanın tesadüfi tespiti olabilir.Méndez ve ekibi, faaliyette olmayan Arecibo Gözlemevi&#039;nden Şubat-Mayıs 2020 arasında kaydedilen sekiz Wow! benzeri sinyal keşfetti. Bu sinyaller, 1.420 megahertz frekansında ve iki ila üç dakika süren dar bantlı radyo emisyonlarıydı. Araştırmacılar, bu sinyallerin doğal kökenli olduğunu ve evrende yaygın olan hidrojen bulutlarından kaynaklandığını öne sürdüler.Méndez, bu sinyallerin orijinal Wow! sinyalinden 50-100 kat daha zayıf olduğunu, çünkü bir magnetar tarafından aydınlatılmadıklarını belirtti. Teoriye göre, uzak bir magnetarın yaydığı radyasyon, hidrojen bulutlarını parlatabilecek kadar güçlü olabilir.Ancak bazı gökbilimciler bu hipotezi şüpheyle karşılıyor. Hidrojen gazından 1.420 megahertz frekansta parlak radyo dalgalarının teorik olarak mümkün olsa da, böyle bir gözlem yapılmamış. Ayrıca, Big Ear&#039;ın belirli bir hidrojen bulutuna bakması ve radyasyonun bu frekansta olması gerektiği gibi çoklu tesadüflerin gerçekleşmesi gerekiyor.Gelecek çalışmalar, bu sinyallerin kaynağını belirlemek için yüksek çözünürlüklü gökyüzü haritaları gerektirecek. Méndez, hidrojen bulutlarının parlaklıklarındaki değişikliklerin, Wow! sinyalinin ve benzerlerinin kökenini anlamak için önemli olacağını belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UT72GF3DX0a7JPbXM0q8zQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzaylılar, tarafından, gönderildiği, düşünülüyordu:, Wow, sinyalinin, sırrı, yıl, sonra, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UT72GF3DX0a7JPbXM0q8zQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzaylılar tarafından gönderildiği düşünülüyordu: Wow sinyalinin sırrı 47 yıl sonra ortaya çıktı!"><p>Yeni bir araştırmaya göre, uzaylıların gönderdiğine inanılan “wow sinayali"nin kaynağı, oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qeb9lC1ylEeS64-_za2boQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1977 yılında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, daha çok SETI adıyla bilinen (Dünya Dışı Akıllı Yaşam Formu Araştırma Merkezi) projesini başlattı.
Projenin start almasından 6 yıl sonra Dr. Jerry R. Ehman, hakkında onlarca teorinin ortaya atıldığı sinyalleri saptadı ve bu haber bilim dünyasının en büyük gizemlerinden birisi olarak tarihe geçti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JjowupjSx0-_bdzMp1RJIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzaydan gelen sinaylleri incelemeye başlayan Dr. Ehman önündeki veriler içerisindeki "6EQUJ5" karakterlerini daire içine alıp hemen yanına da "Wow!" Notunu düştü. Bu not ilerleyen günlerde sinyallerin adı oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HUxs1WFEG0aq2fVrU24zng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni araştırmaya göre, astronominin en büyük bilmecelerinden biri daha da ilginç hale gelmiş olabilir.
“Uzaylı yayını” olarak da adlandırılan ve sadece 72 saniye süren gizemli sinyalin oldukça nadir görülen kozmik bir olayın sonucu olabileceğini öne sürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zE6ZK60yc0WeJ5Whv4qY3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Astronom Jerry Ehman'ın teleskop verilerinin bir çıktısı üzerine karaladığı kuşkulu ifadenin ardından “Wow! sinyali” olarak bilinen gizemli yayın, Ağustos 1977'de dünya dışı zeka belirtilerine yönelik rutin bir tarama sırasında Ohio Eyalet Üniversitesi'nin Big Ear radyo teleskobu tarafından tespit edildi.Big Ear, o gece 1 dakika 12 saniye boyunca Yay takımyıldızı yakınlarından gelen, derin uzayın arka plan uğultusundan 30 kat daha güçlü ve 1.420 megahertz gibi son derece spesifik bir frekansta iletilen radyo dalgaları kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y6K1pRztL06fX1vShIwxcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Evrende en bol bulunan element olan hidrojenin doğal olarak bu frekansta radyo dalgaları yayması, bazı gökbilimcilerin uzaylıların Dünya ile iletişim kurmak için  bu frekansı tercih edeceklerini düşünmelerine yol açtı.Ancak, Wow! sinyaline benzer bir sinyal daha sonra  hiç tespit edilemedi ve bilinen hiçbir doğal olay bunu ikna edici bir şekilde açıklayamadı; ta ki şimdiye kadar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u0noRB3mS0KhRU7wJilBdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Porto Riko Üniversitesi'ndeki Gezegensel Yaşanabilirlik Laboratuvarı'nın yöneticisi ve gezegensel astrobiyolog Abel Méndez'e göre, gizemli Wow! sinyali aslında bir yıldızlararası hidrojen gazı bulutuna çarpan son derece yoğun bir parlamanın tesadüfi tespiti olabilir.Méndez ve ekibi, faaliyette olmayan Arecibo Gözlemevi'nden Şubat-Mayıs 2020 arasında kaydedilen sekiz Wow! benzeri sinyal keşfetti. Bu sinyaller, 1.420 megahertz frekansında ve iki ila üç dakika süren dar bantlı radyo emisyonlarıydı. Araştırmacılar, bu sinyallerin doğal kökenli olduğunu ve evrende yaygın olan hidrojen bulutlarından kaynaklandığını öne sürdüler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-yV_eplbD0a9kL5zqXvSbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Méndez, bu sinyallerin orijinal Wow! sinyalinden 50-100 kat daha zayıf olduğunu, çünkü bir magnetar tarafından aydınlatılmadıklarını belirtti. Teoriye göre, uzak bir magnetarın yaydığı radyasyon, hidrojen bulutlarını parlatabilecek kadar güçlü olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8HCJ0-aVBEOaJPcQWv8IAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak bazı gökbilimciler bu hipotezi şüpheyle karşılıyor. Hidrojen gazından 1.420 megahertz frekansta parlak radyo dalgalarının teorik olarak mümkün olsa da, böyle bir gözlem yapılmamış. Ayrıca, Big Ear'ın belirli bir hidrojen bulutuna bakması ve radyasyonun bu frekansta olması gerektiği gibi çoklu tesadüflerin gerçekleşmesi gerekiyor.Gelecek çalışmalar, bu sinyallerin kaynağını belirlemek için yüksek çözünürlüklü gökyüzü haritaları gerektirecek. Méndez, hidrojen bulutlarının parlaklıklarındaki değişikliklerin, Wow! sinyalinin ve benzerlerinin kökenini anlamak için önemli olacağını belirtti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İngiltere&amp;apos;de yeni giyilebilir teknoloji: Bebeklerin sosyal durumu algılanabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ingilterede-yeni-giyilebilir-teknoloji-bebeklerin-sosyal-durumu-algilanabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ingilterede-yeni-giyilebilir-teknoloji-bebeklerin-sosyal-durumu-algilanabilir</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere&#039;de yapılan araştırmada, yeni geliştirilen giyilebilir cihazla yapılan testte, 5 aylık bebeklerin çevrelerinde gelişen sosyal durumları algılayabildiği ortaya çıktı.Yeni geliştirilen giyilebilir cihazla 5 aylık bebeklerin sosyal durumları algılayabildiği belirlendi  University College London (UCL) ve Birkbeck Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmada, yeni geliştirilen bir giyilebilir cihazla ışık dalgaları kullanılarak bebeklerin beynindeki aktiviteler incelendi. Araştırmada, başlık şeklindeki giyilebilir cihaz, 5-7 aylık 16 bebek üzerinde test edildi.  Başlarına cihaz giydirilerek ebeveynlerinin kucağına oturtulan bebeklere &quot;sosyal bir olayı&quot; yansıtmak için tekerleme söyleyen aktörlerin bulunduğu videolar izletildi. Ayrıca bebeklere &quot;sosyallik barındırmayan bir olayı&quot; göstermek için rampadan aşağı yuvarlanan hareketli oyuncakları içeren videolar seyrettirildi.BEKLENMEDİK AKTİVİTE GÖRÜLDÜ  İki senaryo arasında beyin aktivitesindeki farklılıkların gözlemlendiği araştırmada, beynin duyguları işleyen bir bölgesi olan prefrontal kortekste sosyal uyaranlara yanıt olarak &quot;beklenmedik&quot; aktivite görüldü. Bu aktivitenin bebeklerin sosyal durumları algılayabildiğini gösterdiği ifade edildi.  Cihazın beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları haritalandırmaya yardımcı olabileceği belirtilen araştırmada, bunun otizm, disleksi ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi hastalıklara ışık tutabileceği aktarıldı.  Araştırmada, elde edilen verilerin, işitme, görme ve bilişsel işlem gibi beyin işlevlerinin, geleneksel beyin görüntüleme cihazları dışında &quot;bugüne kadarki en eksiksiz resmini&quot; sunduğu belirtildi.İLERİYE DOĞRU ATILMIŞ BÜYÜK BİR ADIM   UCL Medikal Fizik ve Biyomedikal Mühendisliği&#039;nden çalışmanın yazarlarından Dr. Liam Collins-Jones, yaptığı açıklamada, &quot;Yeni yöntem, kafa derisinin altında kalan tüm dış beyin yüzeyinde neler olup bittiğini gözlemlememizi sağlıyor. Bu ileriye doğru atılmış büyük bir adım. Farklı bölgeler arasındaki etkileşimleri tespit etme ve daha önce bakmayı bilmediğimiz bölgelerdeki aktiviteyi saptama olanaklarının önünü açıyor.&quot; ifadelerini kullandı.  Collins-Jones, bunun, bebek beyninin çevresiyle etkileşime nasıl girdiği konusundaki anlayışı geliştirebileceği, bunun da yaşamın erken dönemlerinde nöroçeşitliliğe sahip çocuklar için verilecek desteğin optimize edilmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.  Birkbeck Üniversitesinden çalışma ekibinden Profesör Emily Jones ise bu çalışmada geliştirilen ve test edilen teknolojinin daha önce MR tarayıcının sınırları dışında gözlemlenemeyen beyin süreçlerinin daha iyi anlaşılması yönünde bir adım olduğunu vurguladı.  Araştırma bulguları Imaging Neuroscience dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ydC4UizNYUKM-uK1xcJ3bQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İngilterede, yeni, giyilebilir, teknoloji:, Bebeklerin, sosyal, durumu, algılanabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ydC4UizNYUKM-uK1xcJ3bQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İngiltere'de yeni giyilebilir teknoloji: Bebeklerin sosyal durumu algılanabilir"><p>İngiltere'de yapılan araştırmada, yeni geliştirilen giyilebilir cihazla yapılan testte, 5 aylık bebeklerin çevrelerinde gelişen sosyal durumları algılayabildiği ortaya çıktı.</p><p>Yeni geliştirilen giyilebilir cihazla 5 aylık bebeklerin sosyal durumları algılayabildiği belirlendi  University College London (UCL) ve Birkbeck Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmada, yeni geliştirilen bir giyilebilir cihazla ışık dalgaları kullanılarak bebeklerin beynindeki aktiviteler incelendi. Araştırmada, başlık şeklindeki giyilebilir cihaz, 5-7 aylık 16 bebek üzerinde test edildi.  Başlarına cihaz giydirilerek ebeveynlerinin kucağına oturtulan bebeklere "sosyal bir olayı" yansıtmak için tekerleme söyleyen aktörlerin bulunduğu videolar izletildi. Ayrıca bebeklere "sosyallik barındırmayan bir olayı" göstermek için rampadan aşağı yuvarlanan hareketli oyuncakları içeren videolar seyrettirildi.</p><p><strong>BEKLENMEDİK AKTİVİTE GÖRÜLDÜ</strong>  İki senaryo arasında beyin aktivitesindeki farklılıkların gözlemlendiği araştırmada, beynin duyguları işleyen bir bölgesi olan prefrontal kortekste sosyal uyaranlara yanıt olarak "beklenmedik" aktivite görüldü. Bu aktivitenin bebeklerin sosyal durumları algılayabildiğini gösterdiği ifade edildi.  Cihazın beynin farklı bölgeleri arasındaki bağlantıları haritalandırmaya yardımcı olabileceği belirtilen araştırmada, bunun otizm, disleksi ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi hastalıklara ışık tutabileceği aktarıldı.  Araştırmada, elde edilen verilerin, işitme, görme ve bilişsel işlem gibi beyin işlevlerinin, geleneksel beyin görüntüleme cihazları dışında "bugüne kadarki en eksiksiz resmini" sunduğu belirtildi.</p><p><strong>İLERİYE DOĞRU ATILMIŞ BÜYÜK BİR ADIM </strong>  UCL Medikal Fizik ve Biyomedikal Mühendisliği'nden çalışmanın yazarlarından Dr. Liam Collins-Jones, yaptığı açıklamada, "Yeni yöntem, kafa derisinin altında kalan tüm dış beyin yüzeyinde neler olup bittiğini gözlemlememizi sağlıyor. Bu ileriye doğru atılmış büyük bir adım. Farklı bölgeler arasındaki etkileşimleri tespit etme ve daha önce bakmayı bilmediğimiz bölgelerdeki aktiviteyi saptama olanaklarının önünü açıyor." ifadelerini kullandı.  Collins-Jones, bunun, bebek beyninin çevresiyle etkileşime nasıl girdiği konusundaki anlayışı geliştirebileceği, bunun da yaşamın erken dönemlerinde nöroçeşitliliğe sahip çocuklar için verilecek desteğin optimize edilmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti.  Birkbeck Üniversitesinden çalışma ekibinden Profesör Emily Jones ise bu çalışmada geliştirilen ve test edilen teknolojinin daha önce MR tarayıcının sınırları dışında gözlemlenemeyen beyin süreçlerinin daha iyi anlaşılması yönünde bir adım olduğunu vurguladı.  Araştırma bulguları Imaging Neuroscience dergisinde yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hipertansiyon sesinizden anlaşılıyor: Kadınlarda yüzde 84 erkeklerde yüzde 77 oranında doğru!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hipertansiyon-sesinizden-anlasiliyor-kadinlarda-yuzde-84-erkeklerde-yuzde-77-oraninda-dogru</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hipertansiyon-sesinizden-anlasiliyor-kadinlarda-yuzde-84-erkeklerde-yuzde-77-oraninda-dogru</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;da bilim insanları, kişilerin ses kayıtlarını analiz ederek hipertansiyon (yüksek tansiyon) tespit edebilen bir yapay zeka yöntemi geliştirdi. Bu yenilikçi uygulama, kadınlarda yüzde 84, erkeklerde ise yüzde 77 doğruluk oranıyla hipertansiyonu erken aşamada belirleyebiliyor.Kanada&#039;da bilim insanları, kişilere ait ses kayıtlarını kullanarak yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon hastalığını tespit edebilen yapay zeka temelli yeni bir yöntem bulduklarını açıkladı.  Kanada&#039;da bulunan Klick Labs tarafından yapılan çalışmaya katılan 245 kişiden 2 hafta boyunca günde 6 kez seslerini, bilim insanları tarafından geliştirilen mobil uygulamaya kaydetmeleri istendi.  Araştırmacılar, uygulamada, ses perdesindeki değişkenlik gibi insan kulağının ayırt edemediği ve ses verisini karakterize edecek birtakım bilgileri çıkarmayı sağlayan yüzlerce vokal biyobelirteci analiz etmek için yapay zeka algoritmalarından yararlandı. Mobil uygulamanın kadınlarda yüzde 84, erkeklerde de yüzde 77&#039;ye varan doğruluk oranıyla hipertansiyonu tespit ettiği belirtildi.  Çalışmanın baş yazarı Yan Fossat, &quot;Hipertansiyonu tespit etmenin daha erişilebilir bir yolunu keşfettik. Tekniğin, bu yaygın küresel sağlık sorununa daha erken müdahale edilmesini sağlayacağını umuyoruz.&quot; ifadesini kullandı.  Araştırmanın detaylarına &quot;IEEE Access&quot; dergisinde yer verildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r90YrtFKfkKiuZLQHOXB5g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hipertansiyon, sesinizden, anlaşılıyor:, Kadınlarda, yüzde, erkeklerde, yüzde, oranında, doğru</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r90YrtFKfkKiuZLQHOXB5g.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Hipertansiyon sesinizden anlaşılıyor: Kadınlarda yüzde 84 erkeklerde yüzde 77 oranında doğru!"><p>Kanada'da bilim insanları, kişilerin ses kayıtlarını analiz ederek hipertansiyon (yüksek tansiyon) tespit edebilen bir yapay zeka yöntemi geliştirdi. Bu yenilikçi uygulama, kadınlarda yüzde 84, erkeklerde ise yüzde 77 doğruluk oranıyla hipertansiyonu erken aşamada belirleyebiliyor.</p>Kanada'da bilim insanları, kişilere ait ses kayıtlarını kullanarak yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon hastalığını tespit edebilen yapay zeka temelli yeni bir yöntem bulduklarını açıkladı.  Kanada'da bulunan Klick Labs tarafından yapılan çalışmaya katılan 245 kişiden 2 hafta boyunca günde 6 kez seslerini, bilim insanları tarafından geliştirilen mobil uygulamaya kaydetmeleri istendi.  Araştırmacılar, uygulamada, ses perdesindeki değişkenlik gibi insan kulağının ayırt edemediği ve ses verisini karakterize edecek birtakım bilgileri çıkarmayı sağlayan yüzlerce vokal biyobelirteci analiz etmek için yapay zeka algoritmalarından yararlandı. Mobil uygulamanın kadınlarda yüzde 84, erkeklerde de yüzde 77'ye varan doğruluk oranıyla hipertansiyonu tespit ettiği belirtildi.  Çalışmanın baş yazarı Yan Fossat, "Hipertansiyonu tespit etmenin daha erişilebilir bir yolunu keşfettik. Tekniğin, bu yaygın küresel sağlık sorununa daha erken müdahale edilmesini sağlayacağını umuyoruz." ifadesini kullandı.  Araştırmanın detaylarına "IEEE Access" dergisinde yer verildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, &amp;apos;Superman&amp;apos; güçlerine sahip bir telefon çipi geliştirdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-superman-guclerine-sahip-bir-telefon-cipi-gelistirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-superman-guclerine-sahip-bir-telefon-cipi-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Teksas&#039;ta bir grup bilim insanı, engellerin ardını görebilen elektromanyetik dalgalar kullanarak çalışan devrim niteliğinde bir akıllı telefon çipi geliştirdi. Bu çığır açan yenilik, çeşitli sektörlerde büyük değişiklikler yaratma potansiyeline sahip ve kötü amaçlı kullanımını önlemek için de önlemler içeriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/xray.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, Superman, güçlerine, sahip, bir, telefon, çipi, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[15 yılı aşkın bir süredir, Teksas Üniversitesi'nden Profesör Kenneth O liderliğindeki araştırmacılar, engellerin ardını görebilen cihazları küçültmek için titizlikle çalışıyor. Bu yeni görüntüleyici çip, mikrodalga ve kızılötesi arasındaki elektromanyetik frekansları kullanarak karton gibi malzemelerin üzerinden geçebiliyor ve bunların dış hatlarını tespit edebiliyor.

"Bu teknoloji, havaalanı güvenlik tarayıcılarında kullanılan teknolojilere benzer, ancak daha yüksek frekanslarda çalışıyor ve insanlar için güvenli," diyor Profesör O, Futurism ile yaptığı röportajda.

Geleneksel havaalanı tarayıcılarından farklı olarak, bu çip, gözle görülemeyen ve insan sağlığı için güvenli kabul edilen 200 ila 400 gigahertz frekanslarını kullanıyor. Bu atılım, bilgisayar işlemcileri ve akıllı telefon kameralarında yaygın olarak kullanılan tamamlayıcı metal-oksit yarı iletkenler (CMOS) teknolojisindeki ilerlemelere dayanarak, lens gerektirmeden etkileyici görüntüleme yetenekleri sağlıyor.



"Bu çip, cebinizde Süpermen'in X-ray görüşüne sahip olmak gibi," diyen O, "Ancak zararlı X-ışınları yerine daha güvenli elektromanyetik dalgaları kullanıyoruz," şeklinde açıklama yaptı.

Çipin geliştirilmesinde güvenlik ve etik konular ön planda tutuldu. Olası kötüye kullanımları önlemek amacıyla çipin algılama menzili kasıtlı olarak birkaç santimetre ile sınırlandırıldı. Bu sınırlama, teknolojinin insanların çantaları veya diğer kişisel eşyaları üzerinden bakmak için kullanılmasını engellemeye yönelik kaygıları gidermeyi amaçlıyor.

Sınırlı menziline rağmen, çipin potansiyel uygulamaları geniş bir yelpazeye yayılıyor. Kutu, duman ve hatta bazı duvarların ardını görebilme yeteneğine sahip, ancak duvarlar üzerinden ne kadar etkili olduğu henüz test edilmedi. Araştırmacılar, teknolojinin birincil amacının güvenliği artırmak ve pratik uygulamalar sunmak olduğunu vurgularken, güvenlik ve gizlilikten ödün vermemeye özen gösteriyor.

Profesör O, bu başarının işbirlikçi doğasına dikkat çekerek, elektrik mühendisliği topluluğunun önemli katkılarını vurguladı. "Bu ilerleme, alanındaki kolektif gelişmelerin bir sonucu," diyen O, "ancak bu öğeleri başarıyla birleştiren ilk biz olduk," diye ekledi.

Bu teknolojinin ticarileşmesi şu an için gündemde olmasa da, ekip yeteneklerini geliştirip sorumlu kullanımını sağlamaya odaklanmış durumda. "Teknolojileri kötü amaçlı kullanımlara karşı korumak çok önemli," diyen O, "En iyisini yapmaya çalışıyoruz, ancak tüm potansiyel kötüye kullanımları önlemek zor bir görev," şeklinde ifade etti.

Bu yenilikçi görüntüleyici çipin geliştirilmesi, elektromanyetik dalga teknolojisi alanında umut verici bir adımı temsil ediyor ve güvenlik ile etik öncelikler doğrultusunda çeşitli sektörlerde devrim yaratma potansiyeline sahip.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın çekirdeği yavaşlamaya devam ediyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-cekirdegi-yavaslamaya-devam-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-cekirdegi-yavaslamaya-devam-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni araştırmalar, Dünya’nın iç çekirdeğinin 14 yıldır yavaşladığını ve bunun gün uzunluğunun hafifçe artabileceği anlamına geldiğini öne sürüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/02/dunya-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, çekirdeği, yavaşlamaya, devam, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu ay Nature dergisinde yayımlanan bulgular, iç çekirdeğin gezegenin yüzeyinden daha hızlı döndüğünü belirten önceki araştırmalarla çelişiyor. Yüzeyin yaklaşık 3,000 mil altında bulunan Dünya'nın iç çekirdeği, katı demir-nikelden oluşan bir küredir. Ay ile yaklaşık aynı büyüklüktedir ve Dünya’nın manyetik alanını üreten sıvı demir-nikelden oluşan dış çekirdekle çevrilidir. Dış çekirdeğin üstünde ise kayalık manto ve en üstte kabuk bulunur.

Dünya'nın iç çekirdeği görülemediği veya örneklenemediği için incelemesi zordur. İç çekirdeği incelemenin en kolay yolu, depremler tarafından üretilen sismik dalgalardan veri almaktır. Bu araştırmada da bilim insanları, iç çekirdeğin hareketini analiz etmek için depremlerden ve nükleer testlerden elde edilen sismik verileri kullandı.

Güney Kaliforniya Üniversitesi ve Çin Bilimler Akademisi'nden bilim insanları, Dünya'nın iç çekirdeğinin gezegenin yüzeyine göre yavaşladığını keşfetti. Bu değişiklik, iç çekirdeğin hareketinde 2010 civarında gerçekleşti. Makale, yavaşlamanın sıvı demir dış çekirdeğin karışımı ve mantodaki kısımların yerçekimsel çekişlerinden kaynaklandığını öne sürüyor.

Araştırma, iç çekirdeğin yaklaşık 40 yıl sonra ilk kez Dünya'nın mantosundan daha yavaş hareket ettiğini gösteriyor. USC Dornsife Edebiyat, Sanat ve Bilimler Koleji'nde Yer Bilimleri Dekan Profesörü John Vidale, "İç çekirdek onlarca yıl sonra ilk kez yavaşladı," dedi. "Diğer bilim insanları benzer ve farklı modeller için yakın zamanda tartıştılar, ancak son çalışmamız en ikna edici çözümü sağlıyor."

İç çekirdeğin yavaşlamasının, Dünya'nın dönüş hızında sürüklenme faktörünü artırarak gün uzunluğuna etkisi olması bekleniyor. Bir dönüş 24 saat sürdüğünden ve bir günü temsil ettiğinden, yavaşlayan bir iç çekirdek, Dünya'nın bir dönüşünü tamamlamasının daha uzun sürmesi anlamına gelir. Ancak, bu değişikliğin sadece saniyenin binde biri kadar olması bekleniyor. Vidale, "Bunu fark etmek çok zor, okyanusların ve atmosferin çalkantılarının gürültüsü içinde neredeyse kaybolmuş durumda," dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu pembe ürkütücü sıvı robotlara deri olacak!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bu-pembe-urkutucu-sivi-robotlara-deri-olacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bu-pembe-urkutucu-sivi-robotlara-deri-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Tokyo Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi&#039;nden bir grup bilim insanı, makineler için gerçekçi deri üretmenin yollarını araştırıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/robot-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>pembe, ürkütücü, sıvı, robotlara, deri, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu çalışmalar, kısmen korkutucu, kısmen de sevimli deneysel makinelerle yapılan deneyleri içeriyor. Çalışmaları, Cell Reports Physical Science dergisinde yayımlandı ve TechCrunch tarafından aktarıldı. Araştırmacılar, robot parmakları gibi 3D yapıları mükemmel bir şekilde kaplayabilen deri eşdeğerlerini oluşturmak için kullanılan mevcut kalıplama tekniklerinin, deriyi alttaki dokulara sabitlemek için bir mekanizmaya sahip olmadığını belirtti. Bu sorunu çözmek için "perforasyon tipi ankrajlar" adı verilen bir teknik kullandılar.



Araştırmacıların açıklamasına göre, derimiz, dokular ve kaslara bağlanarak hareket ettiğimizde manken üzerindeki bir kumaş gibi gevşeyip dağılmasını engeller. Ekip, makinelerde bu bağlayıcıların yerini alacak perforasyon tipi ankrajlar kullanmayı hedefliyor. Bu tekniğin, "karmaşık konturlara sahip 3D nesnelere" sentetik deriyi sabitleme konusundaki etkinliğini göstermek için araştırmacılar, sahte bir kafa üzerinde sentetik deri eşdeğeri kalıpladılar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Grönland ve Kanada arasında yeni bir mikro kıta keşfedildi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/groenland-ve-kanada-arasinda-yeni-bir-mikro-kita-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/groenland-ve-kanada-arasinda-yeni-bir-mikro-kita-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ İsveç&#039;teki Uppsala Üniversitesi ve İngiltere&#039;deki Derby Üniversitesi&#039;nden bir grup jeolog, Grönland ile Kanada arasında yer alan Davis Boğazı&#039;nda yeni bir mikrokıta keşfetti. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/kanada.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Grönland, Kanada, arasında, yeni, bir, mikro, kıta, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu oluşum, 19-24 km kalınlığında bir kıta kabuğu bloğu olup, yaklaşık 58 milyon yıl önce Doğu-Batı yönündeki tektonik hareketler sonucu Grönland'dan ayrıldığı düşünülüyor.

Davis Boğazı, Labrador Denizi ve Baffin Körfezi'ni birbirine bağlayan önemli bir bölge olup, karmaşık jeolojik yapısıyla dikkat çekiyor. Yeni keşif, Kuzey Atlantik'in tektonik tarihine ve kıtasal oluşum süreçlerine dair önemli bilgiler sunuyor.

Araştırma ekibinden Dr. Jordan Phethean, bu buluşun, plaka tektoniği ve mikrokıta oluşum süreçlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağladığını belirtti. Bu tür keşifler, gelecekteki jeolojik olayları tahmin etme ve tektonik tehlikeleri azaltma konusunda önemli sonuçlar doğurabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, kurbağalar için saunalar inşa etti! Onları korumanın tek yolu...</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-kurbagalar-icin-saunalar-insa-etti-onlari-korumanin-tek-yolu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-kurbagalar-icin-saunalar-insa-etti-onlari-korumanin-tek-yolu</guid>
<description><![CDATA[ Avustralyalı bilim insanları, vahşi yaşamı tehdit eden chytridiomycosis mantar enfeksiyonuna karşı kurbağaların küçük sauna benzeri barınaklarda ısıyı muhafaza ederek mücadele ettiğini keşfetti. Bu basit barınaklar, tuğlalar ve sera ağları kullanılarak inşa edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/kurbaga.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, kurbağalar, için, saunalar, inşa, etti, Onları, korumanın, tek, yolu...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[2021 kışında Avustralya'da gerçekleştirilen deneyde, yaklaşık 100 derece sıcaklıktaki kutulara yerleştirilen kurbağalar, ciltlerinin normalden 40 kat daha kalınlaşmasına neden olan enfeksiyonu birkaç hafta içinde iyileştirdi. Enfekte kurbağaların %70'i 15 haftalık deney boyunca hayatta kaldı.

Araştırmacılar, siyah tuğlalar ve sera ağları kullanarak kurbağaların sıcak yaşam alanları oluşturdu. Gölgesiz barınaklarda enfeksiyonun daha hızlı iyileştiği gözlendi.

Sydney Olimpiyat Parkı'nda da kurulan bu barınaklar, yeşil ve altın çan kurbağalarının hayatta kalma şansını artırıyor. Araştırmacılar, basit ve düşük maliyetli bu yöntemin diğer bölgelerde de uygulanmasını umuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Foklar, sonar sinyallerini &amp;apos;yemek zili&amp;apos; olarak kullanıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/foklar-sonar-sinyallerini-yemek-zili-olarak-kullaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/foklar-sonar-sinyallerini-yemek-zili-olarak-kullaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;nın Vancouver Adası&#039;nın batı kıyısındaki Ocean Networks Canada (ONC) NEPTUNE&#039;nin Barkley Canyon gözlem istasyonunda, genç bir erkek kuzey fil foku (Mirounga angustirostris), kameradan kaçan bir sablefish balığını (Anoplopoma fimbria) kovalarken görüntülendi. Victoria Üniversitesi araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir çalışma, kuzey fil foklarının, ONC gözlem evinden yayılan sonar sinyallerini yemek arayışında &quot;yemek zili&quot; olarak kullandığını ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/09/fok-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Foklar, sonar, sinyallerini, yemek, zili, olarak, kullanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu çalışma, PLOS ONE dergisinde yayımlandı ve bu nadir memelinin derin deniz davranışlarını, gelişmiş beslenme stratejilerini, av tercihlerini ve dinlenme alışkanlıklarını gözler önüne serdi. Çalışma kapsamında, 2022-2023 yılları arasında Barkley Canyon’daki 645 metre derinlikte bulunan araştırma sahasında, yaşları 4 ile 7 arasında değişen en az sekiz erkek fil foku kamera ve hidrofonlar aracılığıyla gözlemlendi.

Araştırma sonuçları, neredeyse tesadüfen elde edildi. Victoria Üniversitesi, Barselona merkezli Instituto de Ciencias del Mar (ICM-CSIC) ve ONC araştırmacıları, Barkley Canyon'da balık ve omurgasızların davranışlarını incelemek için yüksek çözünürlüklü kamera, akustik sonar, hidrofon, LED ışıklar ve otomatik yem salma sistemi kullanıyordu. Ancak kamera ve ses kayıtları incelendiğinde, fokların beklenmedik ziyaretleri tespit edildi.

Araştırmanın baş yazarı Héloïse Frouin-Mouy, "Fokların, araştırma aletinden gelen sonar sesini yiyeceklerin varlığı ile ilişkilendirmeyi öğrendiklerini düşünüyoruz. Bu duruma 'yemek zili' etkisi deniyor. Foklar, bu sesi avlarını bulmak için kullanıyor ve kameranın ışıklarından rahatsız olan sablefish balıklarını hedef alıyor," dedi.



Frouin-Mouy, Victoria Üniversitesi biyoloji bölümünde misafir bilim insanı olarak görev yaparken, Miami Üniversitesi’nden yardımcı bilim insanı olarak araştırmaya katkıda bulundu. Çalışmaya ayrıca UVic biyoloji profesörü Francis Juanes ve ICM-CSIC'den Jacopo Aguzzi de katıldı.

Bu araştırma, kuzey fil foklarının sonar sinyallerini yemek bulmak için nasıl kullandığını gösterirken, bazı fokların deniz tabanında kısa süreli uyuklama gibi yeni davranışlar sergilediği de keşfedildi. NEPTUNE gözlem istasyonunun gerçek zamanlı izleme kapasitesi, araştırmacıların bu nadir görülen memelileri neredeyse bir yıl boyunca gözlemlemelerine olanak tanıdı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Materyallerin parmak izini alabilen yeni bir yapay zeka geliştirildi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/materyallerin-parmak-izini-alabilen-yeni-bir-yapay-zeka-gelistirildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/materyallerin-parmak-izini-alabilen-yeni-bir-yapay-zeka-gelistirildi</guid>
<description><![CDATA[ Argonne Ulusal Laboratuvarı&#039;ndaki bilim insanları, X-ışını foton korelasyon spektroskopisi (XPCS) verilerini kullanarak her bir malzeme için benzersiz parmak izleri üreten yeni bir yapay zeka (AI) yöntemi geliştirdi. Bu parmak izleri, malzemelerin nasıl evrildiğini ve farklı koşullar altında nasıl davrandığını anlamamıza yardımcı oluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/yz-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Materyallerin, parmak, izini, alabilen, yeni, bir, yapay, zeka, geliştirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Geliştirilen AI-NERD modeli, XPCS verilerini analiz eden ve desenleri tanıyan bir sinir ağı kullanıyor. Bu yöntem, malzemelerin zaman içindeki değişimlerini daha önce mümkün olmayan bir detayda incelememizi sağlıyor. Projede kullanılan otoenkoder adı verilen sinir ağı, verileri sıkıştırarak önemli bilgileri parmak izi formatında depoluyor ve gerektiğinde bu verileri yeniden oluşturuyor.

Bu yenilikçi teknik, yükseltilmiş Gelişmiş Foton Kaynağı (APS) tesisinden elde edilecek daha parlak X-ışını demetleri ile malzeme bilimi alanında önemli keşiflere kapı aralayacak. Çalışmanın sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlandı.



Bu araştırma, yapay zekanın malzeme bilimi alanındaki potansiyelini göstererek, bilim insanlarının karmaşık verileri daha etkili bir şekilde analiz etmelerine olanak tanıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>1.5°C eşiğinin aşılması küresel ısınma etkilerini azaltabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/15c-esiginin-asilmasi-kuresel-isinma-etkilerini-azaltabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/15c-esiginin-asilmasi-kuresel-isinma-etkilerini-azaltabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir çalışma, küresel ısınmanın 1.5°C hedefini aşmasının yeryüzü sistemlerini kararsız duruma getirebileceğini, ancak ısınma hızla tersine dönerse bu etkilerin en aza indirilebileceğini gösteriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2022/07/dunyanin-en-eski-yirticisi-2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>1.5°C, eşiğinin, aşılması, küresel, ısınma, etkilerini, azaltabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Paris Anlaşması, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 1.5°C üzerinde tutmayı hedefleyerek iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınmayı amaçlıyor. Ancak bu hedefin aşılması durumunda bazı olumsuz etkiler geri döndürülemeyebilir.

Uluslararası Uygulamalı Sistemler Analizi Enstitüsü (IIASA) ve Potsdam İklim Etki Araştırma Enstitüsü (PIK) tarafından yapılan ve Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, 1.5°C eşiği hızla aşılırsa bile, bu durum hızla tersine çevrildiğinde etkiler azaltılabilir.

Çalışma, Grönland ve Batı Antarktik Buz Tabakaları, Atlantik Meridyonal Devri Dolaşımı ve Amazon Yağmur Ormanı gibi kritik iklim bileşenlerinin, aşırı ısınma durumunda geri dönülemez şekilde değişebileceğini belirtiyor. Ancak, emisyonların hızla azaltılması ve ısınmanın kontrol altına alınması bu riskleri minimize edebilir.

Dr. Robin Lamboll, "Bu on yılda emisyonları azaltmak gezegenimizin geleceği için kritik öneme sahip," dedi. Araştırmacılar, mevcut iklim politikalarının sürdürülmesinin yüzyıl sonunda küresel ısınmayı 2.6°C'ye çıkarabileceğini ve bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ağaçlar daha soğuk iklimlere göç ediyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/agaclar-daha-soguk-iklimlere-goec-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/agaclar-daha-soguk-iklimlere-goec-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ İklim değişikliğinin ağaç türlerini coğrafi dağılımlarının daha soğuk ve daha yağışlı bölgelerine yönlendireceği bir araştırmada ortaya kondu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/07/agac.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ağaçlar, daha, soğuk, iklimlere, göç, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İspanya'nın Alcalá Üniversitesi (UAH) tarafından yürütülen ve Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacıların da yer aldığı çalışma, Avrupa ve Kuzey Amerika genelinden elde edilen verileri bir araya getirerek, Kuzey Yarımküre'deki ağaç türlerinin soğuk ve yağışlı bölgelerde yoğunlaştığını gösterdi.

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırma, iklim değişikliğinin ağaç türlerinin sayısındaki değişikliklere neden olduğuna dair ilk nicel kanıtı sunuyor. Çalışma, Avrupa ve ABD'de geniş bir şekilde dağılım gösteren 73 ağaç türü üzerine iki milyondan fazla ağaç verisini inceledi. Araştırma, ağaç yoğunluğundaki değişikliklerin, türlerin kuru koşullara toleransları veya dağılım kapasiteleri gibi belirli özelliklerine atfedilip edilemeyeceğini araştırdı. Ancak, çalışmada bu değişikliklere neden olan tek bir özellik tespit edilemedi.

UAH'dan ve çalışmanın baş yazarı Julen Astigarraga, “Bu eksiklik, çoğu türün belirli bir adaptasyon kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor” dedi.

Orman türlerinin iklim değişikliğine nasıl yanıt verdiğini anlamak, ekosistem koruma, yönetim ve restorasyon planlaması için önemlidir. Birmingham Üniversitesi'nden ve Lund Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Dr. Thomas Pugh, “Avrupa'da ekosistem restorasyonu için kullanılan bazı ağaç türleri, yakın gelecekte bu bölgelerde uygun olmayabilir. Ayrıca, atmosferden karbondioksiti yakalama ve depolama amacıyla planlanan büyük ağaçlandırma programları, bu yanıtları dikkate almazsa etkinlikleri sınırlı olabilir” dedi.

Araştırma, 12 ülkeden bilim insanlarının yer aldığı önemli bir uluslararası iş birliği gerektirdi ve Avrupa ve Kuzey Amerika genelindeki 125,000'den fazla orman parseli üzerinde veri analizi yapıldı.

Birmingham Üniversitesi'nden orman ekolojisi uzmanı ve makalenin ortak yazarı Adriane Esquivel Muelbert, “Bu çalışma, birçok farklı kaynaktan verilerin bir araya getirilmesi ve uyumlu hale getirilmesi için büyük bir uluslararası çaba gerektirdi. Bu orman envanterlerinden elde edilen veriler, orman dinamiklerini ve iklim değişikliğine karşı dirençlerini anlamamız açısından çok önemlidir” şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Torunlarınız göremeyebilir: Muzların soyu bu hastalık yüzünden tükeniyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/torunlariniz-goeremeyebilir-muzlarin-soyu-bu-hastalik-yuzunden-tukeniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/torunlariniz-goeremeyebilir-muzlarin-soyu-bu-hastalik-yuzunden-tukeniyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olan muzlar, yeni bir tehdit altında. Fusarium oxysporum f.sp. cubense (Foc) tropical race 4 (TR4) olarak bilinen bir mantar patojeni, muzlarda &quot;Fusarium vilt&quot; adıyla bilinen hastalığı yeniden ortaya çıkardı ve bu kez dünyadaki en popüler muz türü olan Cavendish&#039;i hedef alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/muz-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Torunlarınız, göremeyebilir:, Muzların, soyu, hastalık, yüzünden, tükeniyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Massachusetts Amherst Üniversitesi öncülüğünde uluslararası bir araştırma ekibi tarafından yapılan yeni bir çalışma, bu ölümcül hastalıkla mücadelede önemli ipuçları sunuyor.

Araştırma ekibi, Fusarium viltine neden olan Foc TR4'ün, 1950'lerde Gros Michel muzlarını yok eden türden evrilmediğini keşfetti. Bunun yerine, bu yeni patojenin ölümcüllüğünden bazı tamamlayıcı genlerin sorumlu olduğu belirlendi. Özellikle, bu genlerin nitrik oksit üretimi ile ilişkili olduğu ve bu durumun TR4'ün virülansını artırdığı ortaya çıktı. Çalışma, bu genlerin tespit edilmesinin, hastalığın yayılmasını yavaşlatabilecek veya kontrol altına alabilecek yeni tedavi ve stratejilerin geliştirilmesine olanak tanıyacağını gösteriyor.



Fusarium viltinin etkileri, muz üreticileri için ciddi sonuçlar doğuruyor. Bir muz tarlasına bulaşan mantar, uzun yıllar boyunca yok edilemez ve bu da Cavendish muzlarının gelecekteki üretimini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Araştırmanın baş yazarı Yong Zhang, bu yeni patojenin Güneydoğu Asya'dan Afrika ve Orta Amerika'ya hızla yayıldığını belirtiyor. Son on yılda yapılan araştırmalar sonucunda, TR4'ün genomunda nitrik oksit üretimini kontrol eden iki genin etkisiz hale getirilmesi durumunda patojenin ölümcüllüğünün büyük ölçüde azaldığı görüldü.

Araştırmanın kıdemli yazarı Prof. Li-Jun Ma, bu buluşun önemli olduğunu vurgularken, tek tip tarım uygulamalarının muzlar üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Büyük ölçekte yapılan tek tip tarımın, patojenler için kolay bir hedef oluşturduğunu belirten Ma, tüketicilere farklı muz çeşitlerine yönelmelerini öneriyor. Bu araştırma, muz endüstrisini tehdit eden Fusarium viltine karşı mücadelede yeni bir umut ışığı olarak değerlendiriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, her eşyayı güneş paneline çevirecek yeni bir malzeme geliştirdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-her-esyayi-gunes-paneline-cevirecek-yeni-bir-malzeme-gelistirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-her-esyayi-gunes-paneline-cevirecek-yeni-bir-malzeme-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Oxford Üniversitesi&#039;ndeki bilim insanları, güneş enerjisinin yaygın kullanımının önündeki en büyük engellerden birini çözmüş olabilir. Üniversitenin fizik bölümünde çalışan bilim insanları, geleneksel silikon bazlı güneş panellerinin yerini alabilecek, ultra ince bir malzeme katmanı geliştirdi. Bu yeni malzeme, güneş ışığına maruz kalan nesnelerin dış yüzeyine uygulanabiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/solar.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, her, eşyayı, güneş, paneline, çevirecek, yeni, bir, malzeme, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu ultra ince ve esnek film, ışık emici perovskit katmanlarının sadece bir mikron kalınlığındaki tabakalarının üst üste yığılmasıyla oluşturuluyor. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan açıklamaya göre, bu yeni malzeme, geleneksel silikon tabakalarına göre 150 kat daha ince olmasının yanı sıra, tek katmanlı silikon fotovoltaiklere kıyasla yüzde 5 daha fazla enerji verimliliği sağlayabiliyor.

Oxford Üniversitesi fizik bölümünde doktora sonrası araştırma görevlisi olarak çalışan Dr. Shauifeng Hu, "Bu yaklaşım, fotovoltaik cihazların yüzde 45'in üzerinde çok daha yüksek verimliliklere ulaşmasını sağlayabilir" diyor.

Bu yeni güneş enerjisi teknolojisi yaklaşımı, güneş enerjisinin maliyetini de azaltabilir. İncelikleri ve esneklikleri sayesinde neredeyse her yüzeye uygulanabilen bu malzemeler, inşaat ve kurulum maliyetlerini düşürebilir ve daha fazla güneş enerjisi çiftliğinin sürdürülebilir enerji üretmesine olanak tanıyabilir.

Ancak bu teknoloji hâlâ araştırma aşamasında ve üniversite, yeni tasarlanan perovskit panellerin uzun vadeli stabilitesi hakkında bilgi vermiyor. ABD Enerji Bakanlığı'na göre, son beş yılda yüzde 6'dan yüzde 27'ye yükselen güneş enerjisi verimliliği etkileyici bir başarı olsa da, perovskit teknolojisinin stabilitesi hâlâ fotovoltaik teknolojiye kıyasla sınırlı kalıyor. 2016 yılında Solar Energy Materials and Solar Cells adlı bilim dergisinde yayımlanan bir çalışma da, perovskitlerin "verimli, düşük maliyetli enerji üretimi" sağlayabileceğini, ancak neme karşı duyarlılıkları nedeniyle "zayıf stabilite" sorunları olduğunu belirtiyor.

Güneş enerjisi, son on yılda daha ucuz bir enerji seçeneği haline geldi. Küresel Değişim Veri Laboratuvarı'na göre, güneş fotovoltaik teknolojisinin maliyeti son 10 yılda yüzde 90 oranında düştü.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yapay zekalı bilim insanı: Kendi kendine bilimsel keşif yapabildiği iddia ediliyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yapay-zekali-bilim-insani-kendi-kendine-bilimsel-kesif-yapabildigi-iddia-ediliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yapay-zekali-bilim-insani-kendi-kendine-bilimsel-kesif-yapabildigi-iddia-ediliyor</guid>
<description><![CDATA[ Sakana AI Labs, geçtiğimiz hafta &quot;Yapay Zeka Bilim İnsanı&quot; adını verdikleri yeni bir yapay zeka sistemi geliştirdiklerini duyurdu. Bu sistemin, makine öğrenimi alanında tamamen otomatik bir şekilde bilimsel keşifler yapabileceği iddia ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2022/10/bilim.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yapay, zekalı, bilim, insanı:, Kendi, kendine, bilimsel, keşif, yapabildiği, iddia, ediliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sakana AI'nin geliştirdiği bu sistem, büyük dil modellerini kullanarak yeni fikirler oluşturabiliyor, algoritmalar yazabiliyor, deney sonuçlarını analiz edebiliyor ve sonuçları özetleyen bir bilimsel makale hazırlayabiliyor. Üstelik, tüm bu süreci sadece 15 dolarlık bir maliyetle gerçekleştirdiği belirtiliyor.

Bilimsel çalışmaların büyük bir kısmı herkesin erişimine açıktır. ArXiv ve PubMed gibi platformlarda milyonlarca bilimsel makale bulunabilir. Bu verilerle eğitilen büyük dil modelleri, bilimsel makaleler oluşturma konusunda başarılı olabilir. Ancak, bir yapay zeka sisteminin gerçekten yeni ve ilginç bir bilimsel makale üretip üretemeyeceği hala belirsizdir.

Sakana'nın sistemi, mevcut araştırmalara çok benzeyen fikirleri eler ve başka bir yapay zeka modeli kullanarak üretilen makaleyi değerlendirir. Ancak, bu değerlendirmenin ne kadar güvenilir olduğu konusunda şüpheler var.

Sakana AI'nin sistemi, hesaplamalı araştırmalar alanında otomatik keşifler yapmayı hedefliyor. Ancak, bu teknoloji henüz gelişme aşamasında ve ürettiği makalelerin kalitesi tartışmalı durumda. Yapay zeka araçları, bilim insanlarının yerini almaktan ziyade, onların işlerini daha hızlı ve etkili yapmalarına yardımcı olabilir.

Ancak, yapay zeka tarafından üretilen makalelerin bilimsel literatürü doldurması, gelecekteki yapay zeka sistemlerinin bu makalelerle eğitilmesine yol açabilir ve bu durum bilimde yenilik yapma kapasitesini azaltabilir. Ayrıca, düşük maliyetle üretilen bu tür makaleler, bilim dünyasında güven sorunlarına yol açabilir ve mevcut hakemlik sistemini zorlayabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;ya yaşam getiren faktörlerden bir tanesi olduğu düşünülüyor! Kumdan farkı yok...</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyaya-yasam-getiren-faktoerlerden-bir-tanesi-oldugu-dusunuluyor-kumdan-farki-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyaya-yasam-getiren-faktoerlerden-bir-tanesi-oldugu-dusunuluyor-kumdan-farki-yok</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Güneş Sistemi&#039;nden çok daha önce oluşmuş olan ve &quot;presolar taneler&quot; olarak bilinen toz zerreciklerinin, yıldızların yaşam döngüsü hakkında önemli bilgiler içerdiğini ortaya çıkardı. Bu toz taneleri, yıldızların ölmeden önce uzaya yaydığı gaz ve toz bulutlarından oluşuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/kum-dunya.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyaya, yaşam, getiren, faktörlerden, bir, tanesi, olduğu, düşünülüyor, Kumdan, farkı, yok...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Güneş Sistemi, yaklaşık 4,6 milyar yıl önce bu tür bir moleküler buluttan oluştu. Ancak bu süreçte, bu tür toz tanelerinin çoğu yok oldu. Yine de, çok küçük bir kısmı yok olmaktan kurtularak ilkel meteoritlerde sağlam kaldı. Bu taneler, Güneş Sistemi'nden önce var oldukları için "presolar taneler" olarak adlandırılıyor. Bu antik toz taneleri, Güneş Sistemi'nin oluşumundan önceki evrelerde yıldızlar arasında dolaşmış ve nihayetinde Dünya'ya meteoritlerle ulaşmış.

Presolar tanelerin kökenini anlamak için bilim insanları bu tanelerin fiziksel özelliklerini inceledi. Bu tanelerin izotopik yapısı, tanelerin Güneş Sistemi'nden önce, yaklaşık 4,6 milyar yıl önce oluştuğunu gösteriyor. Yapılan araştırmalar, bu tanelerin "asemptotik dev dalı yıldız" olarak adlandırılan ve ömrünün sonuna gelmiş yıldızlardan geldiğini ortaya koyuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, kutupları bu su robotu ile inceleme altına alıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-kutuplari-bu-su-robotu-ile-inceleme-altina-aliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-kutuplari-bu-su-robotu-ile-inceleme-altina-aliyor</guid>
<description><![CDATA[ NASA&#039;nın Jet Propulsion Laboratuvarı (JPL), Arctic bölgesinde IceNode adı verilen prototip bir robotu test ediyor. Silindirik yapıya sahip bu robot, Alaska&#039;nın kuzeyindeki Beaufort Denizi&#039;nin buzla kaplı yüzeyinin altından bilimsel veri topluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/nasa-9.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, kutupları, robotu, ile, inceleme, altına, alıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu yenilikçi projenin amacı, bu otonom robotlardan oluşan bir filoyu Antarktika buz raflarının altına yerleştirmek. Bu çalışmalar, bilim insanlarının Antarktika'nın ne kadar hızlı buz kaybettiğini belirlemelerine ve bu erime nedeniyle küresel deniz seviyesinin ne kadar yükseleceğini tahmin etmelerine yardımcı olmayı hedefliyor.

Antarktika'nın buz tabakasının tamamen erimesi, küresel deniz seviyelerini yaklaşık 60 metre yükseltebilir. Bu durum, gelecekteki deniz seviyesi artışları konusunda büyük belirsizlikler ortaya koyuyor. JPL iklim bilimcisi ve IceNode'un bilim lideri Ian Fenty, "Amacımız, buz rafının altındaki buz-oşin erime arayüzünde doğrudan veri elde etmek" diyerek projeyi özetliyor. Bu hedefe ulaşmak için, kara üzerinde uzanan yüzer buz raflarının altından daha hassas erime oranlarına ihtiyaç duyuluyor.

Bilim insanlarının erimeyi ölçmek zorunda oldukları bölgeler, Dünya'nın en ulaşılmaz yerleri arasında yer alıyor. Bu bölgeler, yüzer buz raflarının, okyanusun ve kara ile kesiştiği su altı "temellendirme bölgesi" olarak bilinen yerlerdir. Uydular bu bölgelere, bazen bir kilometre buzun altında gizli olan bu boşluklara nüfuz edemiyor. IceNode projesi, okyanus akıntı modellerini kullanarak otonom bir şekilde hareket edebilen ve veri toplamak için buzun alt yüzeyine yapışan robotlar sayesinde bu engelleri aşmayı amaçlıyor.

IceNode robotları, 240 cm uzunluğunda ve 25 cm çapında olup, bir ucundan çıkan üç ayaklı "iniş takımı" ile buzun alt yüzeyine yapışıyor. Bu robotlar, herhangi bir itici güce sahip değil, ancak okyanus akıntı modellerinden yararlanan yazılım sayesinde otonom olarak kendilerini konumlandırıyor. Hedeflerine ulaştıklarında, bu robotlar sıcak ve tuzlu okyanus suyunun buzu eritmek için ne kadar hızlı dolaştığını ve daha soğuk, tatlı eriyik suyunun ne kadar hızlı battığını ölçüyorlar.

IceNode filosu, yaklaşık bir yıl boyunca çalışacak ve mevsimsel dalgalanmalar dahil sürekli veri toplayacak. Görevleri sona erdikten sonra, robotlar buzdan ayrılıp açık okyanusa geri sürüklenecek ve verilerini uydu aracılığıyla iletecekler. JPL robotik mühendisi ve IceNode'un baş araştırmacısı Paul Glick, bu robotları "Dünya'nın en zor ulaşılabilir bölgelerine bilim enstrümanları getirmek için bir platform" olarak tanımlıyor ve bu zorlu görev için "güvenli, nispeten düşük maliyetli bir çözüm" olarak tasarlandığını belirtiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Starlink uyduları Dünya&amp;apos;yı mı zehirliyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/starlink-uydulari-dunyayi-mi-zehirliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/starlink-uydulari-dunyayi-mi-zehirliyor</guid>
<description><![CDATA[ Starlink gibi iletişim şirketleri, önümüzdeki yıllarda Dünya yörüngesine on binlerce uydu yerleştirmeyi planlıyor. Bu girişim, küresel bağlantıyı iyileştirme vaadi taşısa da, özellikle uyduların atmosfere yeniden girişleri ve ozon tabakası üzerindeki etkileri konusunda çevresel endişeler yaratıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/06/starlink-1-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Starlink, uyduları, Dünyayı, mı, zehirliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu uydular hizmet ömrünü tamamladığında, Dünya atmosferine girerek parçalanacak ve minik metalik parçacıklar salacak. Amerikalı araştırmacıların son çalışmasına göre, bu "uydu yağmuru" her yıl atmosfere yaklaşık 360 ton alüminyum oksit parçacığı ekleyebilir.

Bu parçacıklar, esas olarak 50 ile 85 kilometre arasındaki irtifalarda enjekte edilecek, ancak daha sonra ozon tabakasının bulunduğu stratosfere düşecektir. Çalışma, bu parçacıkların ozon tüketen kimyasal reaksiyonları tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.

Stratosferdeki ozon kaybı, serbest radikaller olarak bilinen, çiftleşmemiş elektrona sahip çok reaktif atom veya moleküller tarafından tetiklenir. Bu radikaller, birçok ozon molekülünü yok eden döngüleri başlatır. Yaygın döngüler, kararlı gazların ultraviyole ışıkla parçalanmasından kaynaklanan azot, hidrojen, klor ve brom radikallerini içerir.



İnsan faaliyetleri, tarım ve sanayi süreçleri gibi, azot oksitler ve diğer radikallerin varlığını önemli ölçüde artırmıştır. 2022'deki Hunga Tonga-Hunga Ha'apai volkanik patlaması gibi olaylar da stratosfere büyük miktarlarda su buharı enjekte ederek, bu kimyasal reaksiyonlar için geniş yüzey alanları yaratabilir.

Tarihte, CFC'ler ve halonlar ozon kaybının başlıca nedenleri olmuştur. Bu kimyasallar, bir zamanlar buzdolapları ve yangın söndürücülerde yaygın olarak kullanılıyordu ve stratosferde klor ve brom radikalleri serbest bırakıyordu. Yasaklanmış olsalar da, reaktif klor ve bromun ozon seviyelerini etkilemeye devam etmesi nedeniyle mirasları sürüyor.

Araştırmalar, uydu yeniden girişlerinden kaynaklanan stratosferik kirliliğin yeni olmadığını gösteriyor. 2023'te yapılan bir çalışma, stratosferik aerosollerin %10'unun zaten alüminyum içerdiğini buldu ve bu oranın önümüzdeki birkaç on yılda %50'ye çıkacağı öngörülüyor. Uydu enkazlarından gelen alüminyum ve diğer metallerin artan varlığı, stratosferik kimyayı önemli ölçüde değiştirebilir.

2030'a kadar 50.000'den fazla uydu fırlatılması beklendiğinden, çevresel etkilerini anlamak çok önemlidir. Alüminyum oksitlerin ozon kimyasını nasıl etkileyebileceği ve daha geniş atmosferik değişikliklere katkıda bulunup bulunamayacağı konusunda acil ve kapsamlı bilimsel araştırmalar yapılması gerekmektedir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Okyanusun dibinde yeni keşif: 20 yeni tür adayı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/okyanusun-dibinde-yeni-kesif-20-yeni-tur-adayi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/okyanusun-dibinde-yeni-kesif-20-yeni-tur-adayi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71&#039;ini kaplamasına rağmen sadece nadir bir kısmı keşfedilebilen okyanusların derin sularında yeni zenginlikler ortaya çıkıyor. Deniz tabanını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında yeni türde canlılar keşfedildi.Okyanuslar Dünya&#039;nın yaklaşık yüzde 71&#039;ini oluşturuyor. Beş ana okyanus olan Pasifik, Atlantik, Hint, Arktik ve Güney Okyanusları vahşi yaşamın tam olarak yüzde 94&#039;ünü barındırıyor. Ancak, bu okyanusların sadece yüzde 5&#039;i keşfedilebildi.
Deniz tabanının keşfedilmemiş kısımlarını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında ise Şili açıklarında yeni bir deniz dağı ve bilim için 20 yeni potansiyel tür keşfedildi.Schmidt Okyanus Enstitüsü&#039;nün çalışanları, güvenilir uzaktan kumandalı su araçları SuBastian ile isimsiz ve keşfedilmemiş bir denizin dibinde araştırma yaparken iki uçan spagetti canavarı tespit ettiler.Bilim dünyasında &quot;Bathyphysa conifera&quot; olarak bilinen uçan spagetti canavarı bir tür sifonofordur, bu da onu “uzun telli şey” yapıyor. Diğer nadir gözlemler arasında Güney Pasifik&#039;te ilk kez kaydedilen ve 2016&#039;dan beri bilinmesine rağmen henüz kimse toplamadığı için tanımlanamayan ve resmi olarak adlandırılamayan Casper ahtapotu da vardı.Ayrıca, 1800&#039;lerin sonlarında toplanan örneklere dayanarak sadece üç türü bilinen ve çok nadir bir cins olan canlı bir Promachoteuthis kalamarının ilk görüntülerini de yakaladılar. Bu cins şimdiye kadar sadece ağlardan çıkarılan cansız örneklerine dayanarak incelenebildi.Keşif gezisi 28 gün sürdü ve Nazca Sırtı&#039;nın uluslararası sularındaki, şu anda deniz koruma alanı olarak belirlenmesi düşünülen bir sualtı dağ zincirindeki 10 denizdağını kapsadı.
Araştırma, Schmidt Okyanus Enstitüsü tarafından Ocean Census ve New Hampshire Üniversitesi Kıyı ve Okyanus Haritalama Merkezi/Ortak Hidrografi Merkezi ile ortaklaşa yürütüldü.Ocean Census Bilim Direktörü Prof. Alex David Rogers, IFLScience&#039;a
“Güneydoğu Pasifik&#039;teki deniz dağları, bugüne kadar başka hiçbir yerde bulunmayan türlerle olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yaptığını belirtti.
Rogers açıklamasında, &quot;Schmidt Okyanus Enstitüsü ekibi tarafından desteklenen taksonomistlerimizin Falkor&#039;da (da) yürüttükleri çalışmalar, daha önce hiç haritalanmamış ya da insan gözüyle görülmemiş olanlar da dahil olmak üzere, bu sualtı dağlarındaki olağanüstü yaşam formlarının dağılımına ilişkin anlayışımızı önemli ölçüde geliştirecektir.” ifadelerini kullandı.Keşif gezisi sırasında ortaya çıkarılan ve daha önce bilinmeyen sualtı dağı 3 bin109 metre yüksekliğinde olup gelişen bir derin deniz ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Gemideki haritalama teknolojileri arazinin yapısını not ederken, su altı robotu SuBastian da ne bulabileceklerini görmek için sünger bahçeleri ve antik mercanlar arasında dolaştı.
En dikkat çekici buluntulardan biri, yaklaşık üç tenis kortu büyüklüğünde eski bir mercan bahçesiydi.  Çok sayıda keşif gezisi yapılan sırtlarda 10 deniz dağında 20 potansiyel yeni canlı türü topladılar.Araştırmanın baş yazarı, bilim insanı ve Schmidt Okyanus Enstitüsü Deniz Teknisyeni Tomer Ketter, “Bölgeye yaptığımız üçüncü keşif gezisini tamamladıktan sonra Nazca ve Salas y Gómez Sırtlarında yaklaşık 25 deniz dibini keşfettik” dedi.
Bulguların ekosistemin olağanüstü çeşitliliğini vurguladığını belirtirken, aynı zamanda deniz dibi ekosistemlerinin birbirine nasıl bağlı olduğuna dair anlayışımızdaki boşlukları ortaya koyduğunu söyledi.
Ketter, &quot;Bu keşif gezilerinden elde edilen verilerin gelecekteki politikaları bilgilendirmeye yardımcı olacağını ve bu bozulmamış ortamları gelecek nesiller için koruyacağını umuyoruz.” diyerek sözlerine devam etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9auXd4ZTEUCKmBXkOMqqqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Okyanusun, dibinde, yeni, keşif:, yeni, tür, adayı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9auXd4ZTEUCKmBXkOMqqqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Okyanusun dibinde yeni keşif: 20 yeni tür adayı!"><p>Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 71'ini kaplamasına rağmen sadece nadir bir kısmı keşfedilebilen okyanusların derin sularında yeni zenginlikler ortaya çıkıyor. Deniz tabanını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında yeni türde canlılar keşfedildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aLuipfzXtUi1PKaX0N6_Jg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Okyanuslar Dünya'nın yaklaşık yüzde 71'ini oluşturuyor. Beş ana okyanus olan Pasifik, Atlantik, Hint, Arktik ve Güney Okyanusları vahşi yaşamın tam olarak yüzde 94'ünü barındırıyor. Ancak, bu okyanusların sadece yüzde 5'i keşfedilebildi.
Deniz tabanının keşfedilmemiş kısımlarını haritalandırmak için yapılan bir keşif gezisi sırasında ise Şili açıklarında yeni bir deniz dağı ve bilim için 20 yeni potansiyel tür keşfedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Mwl48c3qNU-tmorW_sFeJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Schmidt Okyanus Enstitüsü'nün çalışanları, güvenilir uzaktan kumandalı su araçları SuBastian ile isimsiz ve keşfedilmemiş bir denizin dibinde araştırma yaparken iki uçan spagetti canavarı tespit ettiler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/njOB4P4UdkGDqISHInZIaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim dünyasında "Bathyphysa conifera" olarak bilinen uçan spagetti canavarı bir tür sifonofordur, bu da onu “uzun telli şey” yapıyor. Diğer nadir gözlemler arasında Güney Pasifik'te ilk kez kaydedilen ve 2016'dan beri bilinmesine rağmen henüz kimse toplamadığı için tanımlanamayan ve resmi olarak adlandırılamayan Casper ahtapotu da vardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iDVUXITqK0-M6BCugSDtyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, 1800'lerin sonlarında toplanan örneklere dayanarak sadece üç türü bilinen ve çok nadir bir cins olan canlı bir Promachoteuthis kalamarının ilk görüntülerini de yakaladılar. Bu cins şimdiye kadar sadece ağlardan çıkarılan cansız örneklerine dayanarak incelenebildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w7VgG2iblUaja9ByMMM9Rg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Keşif gezisi 28 gün sürdü ve Nazca Sırtı'nın uluslararası sularındaki, şu anda deniz koruma alanı olarak belirlenmesi düşünülen bir sualtı dağ zincirindeki 10 denizdağını kapsadı.
Araştırma, Schmidt Okyanus Enstitüsü tarafından Ocean Census ve New Hampshire Üniversitesi Kıyı ve Okyanus Haritalama Merkezi/Ortak Hidrografi Merkezi ile ortaklaşa yürütüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5Mfqdza97Emyx3GTSUA6Fg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ocean Census Bilim Direktörü Prof. Alex David Rogers, IFLScience'a
“Güneydoğu Pasifik'teki deniz dağları, bugüne kadar başka hiçbir yerde bulunmayan türlerle olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yaptığını belirtti.
Rogers açıklamasında, "Schmidt Okyanus Enstitüsü ekibi tarafından desteklenen taksonomistlerimizin Falkor'da (da) yürüttükleri çalışmalar, daha önce hiç haritalanmamış ya da insan gözüyle görülmemiş olanlar da dahil olmak üzere, bu sualtı dağlarındaki olağanüstü yaşam formlarının dağılımına ilişkin anlayışımızı önemli ölçüde geliştirecektir.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fOKws4rimU6zAfYUSMV23w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Keşif gezisi sırasında ortaya çıkarılan ve daha önce bilinmeyen sualtı dağı 3 bin109 metre yüksekliğinde olup gelişen bir derin deniz ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Gemideki haritalama teknolojileri arazinin yapısını not ederken, su altı robotu SuBastian da ne bulabileceklerini görmek için sünger bahçeleri ve antik mercanlar arasında dolaştı.
En dikkat çekici buluntulardan biri, yaklaşık üç tenis kortu büyüklüğünde eski bir mercan bahçesiydi.  Çok sayıda keşif gezisi yapılan sırtlarda 10 deniz dağında 20 potansiyel yeni canlı türü topladılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K7fSx9IJok-72tPkmotOlg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın baş yazarı, bilim insanı ve Schmidt Okyanus Enstitüsü Deniz Teknisyeni Tomer Ketter, “Bölgeye yaptığımız üçüncü keşif gezisini tamamladıktan sonra Nazca ve Salas y Gómez Sırtlarında yaklaşık 25 deniz dibini keşfettik” dedi.
Bulguların ekosistemin olağanüstü çeşitliliğini vurguladığını belirtirken, aynı zamanda deniz dibi ekosistemlerinin birbirine nasıl bağlı olduğuna dair anlayışımızdaki boşlukları ortaya koyduğunu söyledi.
Ketter, "Bu keşif gezilerinden elde edilen verilerin gelecekteki politikaları bilgilendirmeye yardımcı olacağını ve bu bozulmamış ortamları gelecek nesiller için koruyacağını umuyoruz.” diyerek sözlerine devam etti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sosyoekonomik eşitsizlik beyninizi yaşlandırıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sosyoekonomik-esitsizlik-beyninizi-yaslandiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sosyoekonomik-esitsizlik-beyninizi-yaslandiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Şili&#039;de yapılan bir araştırmaya göre, beyin yaşı kronolojik yaştan daha büyük olabilir. Araştırmacılar bunun en büyük sebeplerinin hava kirliliği ve sosyoekonomik eşitsizlik olduğunu belirtti.Şili’deki Adolfo Ibanez Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, beyin yaşınız kronolojik yaşınızdan daha büyük olabilir.Çalışmanın baş yazarı olan nöroloji uzmanı Agustin Ibanez, “Beynin yaşlanması sadece yıllarla ilgili değil. Nerede, nasıl yaşadığınızla, sosyoekonomik seviyenizle, çevrenizdeki kirlilikle de ilgili” dedi.Araştırma kapsamında Türkiye&#039;nin de aralarında bulunduğu 15 ülkenden bazılıkarı sağlıklı, bazıları demans hastası olan 5 bin 306 katılımcının beyin verileri incelendi.Beyin bölgelerinin birbiriyle etkileşime girme derecesinin bir ölçüsü olan karmaşık bir işlevsel bağlantı biçimini değerlendirerek beyin yaşlanmasına baktılar.İşlevsel bağlantının yaşla birlikte azaldığı belirtilirken, cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu Latin Amerika ülkelerinde kadınların beyin yaşlarıyla kronolojik yaşları arasındaki farkın, bu ülkelerdeki erkeklere kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Demans hastalığı olan kişilerin de daha büyük beyin yaşı farklılıklarına sahip oldukları belirlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2Jeas719rUKCLPe5331VlA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sosyoekonomik, eşitsizlik, beyninizi, yaşlandırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2Jeas719rUKCLPe5331VlA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sosyoekonomik eşitsizlik beyninizi yaşlandırıyor!"><p>Şili'de yapılan bir araştırmaya göre, beyin yaşı kronolojik yaştan daha büyük olabilir. Araştırmacılar bunun en büyük sebeplerinin hava kirliliği ve sosyoekonomik eşitsizlik olduğunu belirtti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xszhtEcFpUu4NIrDN1d3Ig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şili’deki Adolfo Ibanez Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, beyin yaşınız kronolojik yaşınızdan daha büyük olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RTZc8VdLj0S84ss4_dJgvw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı olan nöroloji uzmanı Agustin Ibanez, “Beynin yaşlanması sadece yıllarla ilgili değil. Nerede, nasıl yaşadığınızla, sosyoekonomik seviyenizle, çevrenizdeki kirlilikle de ilgili” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AvVa9YwAXkimkg5nNG7emQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma kapsamında Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 15 ülkenden bazılıkarı sağlıklı, bazıları demans hastası olan 5 bin 306 katılımcının beyin verileri incelendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5mMVQ2JD3U6cEyuPdCwuIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyin bölgelerinin birbiriyle etkileşime girme derecesinin bir ölçüsü olan karmaşık bir işlevsel bağlantı biçimini değerlendirerek beyin yaşlanmasına baktılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nCJPr57a9kirj3j1OdGzzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İşlevsel bağlantının yaşla birlikte azaldığı belirtilirken, cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu Latin Amerika ülkelerinde kadınların beyin yaşlarıyla kronolojik yaşları arasındaki farkın, bu ülkelerdeki erkeklere kıyasla daha fazla olduğu görüldü. Demans hastalığı olan kişilerin de daha büyük beyin yaşı farklılıklarına sahip oldukları belirlendi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Bilge insanların ortak özellikleri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-bilge-insanlarin-ortak-oezellikleri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-bilge-insanlarin-ortak-oezellikleri</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları araştırma kapsamında bilge kişide aranan özelliklerin kültürler arasına tutarlılık gösterdiğini ortaya çıkardı. Araştırma sonucunda bir kişiyi bilge yapan kriterlerin neler olduğu belirlendi. İşte bilge kişilerin özellikleri.Bilim insanları, 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları yeni bir araştırmada bilgeliği tanımlayan iki ana kriteri belirledi.Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan farklı 16 gruptan 2 bin 707 katılımcıyla gerçekleştirildi.
Çalışmanın başyazarı Kanada&#039;daki Waterloo Üniversitesi&#039;nden Maksim Rudnev, “Şaşırtıcı şekilde” bilgeliğin iki ana kategoride değerlendirildiğini belirtti.Çalışmaya, Amerika&#039;dan ABD, Kanada, Ekvador ve Peru; Asya&#039;dan Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore; Afrika&#039;dan Fas ve Güney Afrika; Avrupa&#039;dan ise Slovakya&#039;dan araştırmacılar katkı sağladı.
Katılımcılar arasında bilim insanları, politikacılar ve eğitmenler de yer aldı.Araştırma, bilgeliği iki ana kategoride inceledi. Düşünsel yönelim ve sosyo-duygulsa kategori. 
Düşünsel yönelim kategorisi, mantıklı düşünme, duygu kontrolü ve bilginin pratikte uygulanması gibi özellikleri içeriyor.Sosyo-duygusal farkındalık kategorisinde, başkalarının duygularını önemseme ve sosyal bağlama dikkat etme gibi özellikler yer alıyor.Waterloo Üniversitesi&#039;nden Igor Grossmann, bilgeliğin genellikle düşünsel yönelimle ilişkilendirildiğini ve sosyo-duygusal yetkinliğin bunu telafi edemediğini vurguladı.
Grossmann, “Bilgeliğin her iki boyutu da paralel çalışsa bile insanlar bilgeliği daha çok düşünsel yönelimle ilişkilendiriyor,” dedi.Araştırma, dünya genelindeki insanların liderleri, eğitimcileri ve etkili kişileri nasıl gördüğüne dair bilgi de sağlıyor.Araştırmadaki örneklerden biri de Cumhuriyetçi lider Donald Trump&#039;la ABD Başkanı Joe Biden arasındaki çekişme. ABD&#039;de Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Joe Biden ile Donald Trump canlı yayında tartışma yapmıştı. Biden&#039;ın yayın performnası uzun süre konuşulmuş ve Biden adaylıktan çekilerek yerini yardımıcısı Kamala Harris&#039;e bıraktı. Grossmann, Biden&#039;ın sosyo-duygusal açıdan daha yetkin olarak algılandığını ancak bilişsel açıdan zayıf bulunmasının, Trump&#039;ın tartışmayı kazanmış gibi görünmesine neden olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YIhNDyzkb0iBzdJ4z5q-7A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Bilge, insanların, ortak, özellikleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YIhNDyzkb0iBzdJ4z5q-7A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Bilge insanların ortak özellikleri"><p>Bilim insanları 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları araştırma kapsamında bilge kişide aranan özelliklerin kültürler arasına tutarlılık gösterdiğini ortaya çıkardı. Araştırma sonucunda bir kişiyi bilge yapan kriterlerin neler olduğu belirlendi. İşte bilge kişilerin özellikleri.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Yai8LJeLTka8fB4rfUuxEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, 12 ülkeden katılımcılarla yaptıkları yeni bir araştırmada bilgeliği tanımlayan iki ana kriteri belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ldb5FUtVwESmc7WfiyJ3Bg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan farklı 16 gruptan 2 bin 707 katılımcıyla gerçekleştirildi.
Çalışmanın başyazarı Kanada'daki Waterloo Üniversitesi'nden Maksim Rudnev, “Şaşırtıcı şekilde” bilgeliğin iki ana kategoride değerlendirildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E2_xJBCVV0KZH3Ha53PwtA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmaya, Amerika'dan ABD, Kanada, Ekvador ve Peru; Asya'dan Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore; Afrika'dan Fas ve Güney Afrika; Avrupa'dan ise Slovakya'dan araştırmacılar katkı sağladı.
Katılımcılar arasında bilim insanları, politikacılar ve eğitmenler de yer aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wk94On7M_UmWeibEtPwYig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma, bilgeliği iki ana kategoride inceledi. Düşünsel yönelim ve sosyo-duygulsa kategori. 
Düşünsel yönelim kategorisi, mantıklı düşünme, duygu kontrolü ve bilginin pratikte uygulanması gibi özellikleri içeriyor.Sosyo-duygusal farkındalık kategorisinde, başkalarının duygularını önemseme ve sosyal bağlama dikkat etme gibi özellikler yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cvYEq2E4aUqmXaR0juXv9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Waterloo Üniversitesi'nden Igor Grossmann, bilgeliğin genellikle düşünsel yönelimle ilişkilendirildiğini ve sosyo-duygusal yetkinliğin bunu telafi edemediğini vurguladı.
Grossmann, “Bilgeliğin her iki boyutu da paralel çalışsa bile insanlar bilgeliği daha çok düşünsel yönelimle ilişkilendiriyor,” dedi.Araştırma, dünya genelindeki insanların liderleri, eğitimcileri ve etkili kişileri nasıl gördüğüne dair bilgi de sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LG0wqbpX80uAluEtDuq7EA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmadaki örneklerden biri de Cumhuriyetçi lider Donald Trump'la ABD Başkanı Joe Biden arasındaki çekişme. ABD'de Kasım ayında yapılacak seçimler öncesinde Joe Biden ile Donald Trump canlı yayında tartışma yapmıştı. Biden'ın yayın performnası uzun süre konuşulmuş ve Biden adaylıktan çekilerek yerini yardımıcısı Kamala Harris'e bıraktı. Grossmann, Biden'ın sosyo-duygusal açıdan daha yetkin olarak algılandığını ancak bilişsel açıdan zayıf bulunmasının, Trump'ın tartışmayı kazanmış gibi görünmesine neden olduğunu belirtti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tıpkı insanlar gibi birbirlerine isim veriyorlar! Yalnızca 3 hayvan türünde görüldü</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tipki-insanlar-gibi-birbirlerine-isim-veriyorlar-yalnizca-3-hayvan-turunde-goeruldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tipki-insanlar-gibi-birbirlerine-isim-veriyorlar-yalnizca-3-hayvan-turunde-goeruldu</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmalara göre, daha önce fillerde ve yunuslarda da var olduğu düşünülen ve hayvanlarda nadir olan bir özellik  Marmoset maymunlarında da görüldü. Araştırmalar sonucu Marmoset maymunlarının birbirlerini adlandırmak için özel çağrılar kullandığı tespit edildi.Kişisel isimler insan dilinin evrensel bir özelliği, ancak diğer türlerde çok az benzerleri var.  Daha önce sadece insanlarda, yunuslarda ve fillerde var olduğu düşünülülen popülasyondaki diğer bireyleri isimlendirmek, Marmoset maymunlarında da görüldü.  Uzmanlar bunun yalnızca seçkin bir sosyal hayvan grubunda görülen epey gelişmiş bir bilişsel yetenek olduğunu söylüyor.   ÖZEL ÇAĞRILAR KULLANIYORLARPerşembe günü Science bilimsel dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, maymunların birbirlerini adlandırmak için phee-çağrıları adı verilen özel çağrıları kullandığı görülüyor.  Bilim insanları marmoset çiftleri arasındaki doğal konuşmaların yanı sıra maymunlar ve bir bilgisayar sistemi arasındaki etkileşimleri de kaydetti. Maymunlar belirli bireylere hitap etmek için phee-çağrılarını kullanma eğilimindeydi.  Ayrıca, bir marmosetin bir çağrının kendisine yöneltildiğini ayırt edebildiğini ve yöneltildiğinde daha doğru yanıt verdiğini buldular.  Hebrew Üniversitesi&#039;nden çalışmanın ortak yazarı David Omer, &quot;Bu çağrılar daha önce düşünüldüğü gibi sadece kendini konumlandırmak için kullanılmıyor. Marmosetler bu özel çağrıları belirli bireyleri nitelemek ve onlara hitap etmek için kullanıyor&quot; diyor.&quot;LEHÇE KULLANIMINA BENZİYOR&quot;  Bir marmoset grubu içindeki aile üyelerinin farklı bireylere hitap etmek için benzer nitelikteki sesleri ve farklı adları kodlamak için benzer ses özelliklerini kullandığı tespit edildi.  Araştırmacılar, bunun insanlarda isim ve lehçe kullanımına benzer göründüğünü söyledi.  İsim öğrenme, kan bağı olmayan yetişkin marmosetler arasında bile gerçekleşiyor gibi görünüyor.  Bilim insanları, marmosetlerin kendi aile gruplarının diğer üyelerinden hem ses niteliklerini hem de lehçeleri öğreniyor olabileceğini söyledi.  Bu benzersiz davranışın, marmosetlerin görüş mesafesinin genellikle sınırlı olduğu sık yağmur ormanı habitatlarında bağlantıda kalmalarını sağlamak için evrimleşmiş olabileceğinden şüpheleniyorlar.  Birbirlerine adla seslenmeleri, sosyal bağlarını sürdürmelerine ve grup bütünlüğünü korumalarına katkı sunuyor olabilir.  Dr. Omer, &quot;Marmosetler küçük tek eşli aile grupları halinde yaşıyor ve tıpkı insanlar gibi yavrularına birlikte bakıyorlar&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-QTSAkClH0m6QOsMpJxCWQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tıpkı, insanlar, gibi, birbirlerine, isim, veriyorlar, Yalnızca, hayvan, türünde, görüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-QTSAkClH0m6QOsMpJxCWQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240830125607864" class="type:primaryImage" alt="Tıpkı insanlar gibi birbirlerine isim veriyorlar! Yalnızca 3 hayvan türünde görüldü"><p>Araştırmalara göre, daha önce fillerde ve yunuslarda da var olduğu düşünülen ve hayvanlarda nadir olan bir özellik  Marmoset maymunlarında da görüldü. Araştırmalar sonucu Marmoset maymunlarının birbirlerini adlandırmak için özel çağrılar kullandığı tespit edildi.</p><p>Kişisel isimler insan dilinin evrensel bir özelliği, ancak diğer türlerde çok az benzerleri var.  Daha önce sadece insanlarda, yunuslarda ve fillerde var olduğu düşünülülen popülasyondaki diğer bireyleri isimlendirmek, Marmoset maymunlarında da görüldü.  Uzmanlar bunun yalnızca seçkin bir sosyal hayvan grubunda görülen epey gelişmiş bir bilişsel yetenek olduğunu söylüyor.   <strong>ÖZEL ÇAĞRILAR KULLANIYORLAR</strong></p><p>Perşembe günü Science bilimsel dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, maymunların birbirlerini adlandırmak için phee-çağrıları adı verilen özel çağrıları kullandığı görülüyor.  Bilim insanları marmoset çiftleri arasındaki doğal konuşmaların yanı sıra maymunlar ve bir bilgisayar sistemi arasındaki etkileşimleri de kaydetti. Maymunlar belirli bireylere hitap etmek için phee-çağrılarını kullanma eğilimindeydi.  Ayrıca, bir marmosetin bir çağrının kendisine yöneltildiğini ayırt edebildiğini ve yöneltildiğinde daha doğru yanıt verdiğini buldular.  Hebrew Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı David Omer, "Bu çağrılar daha önce düşünüldüğü gibi sadece kendini konumlandırmak için kullanılmıyor. Marmosetler bu özel çağrıları belirli bireyleri nitelemek ve onlara hitap etmek için kullanıyor" diyor.</p><p><strong>"LEHÇE KULLANIMINA BENZİYOR"</strong>  Bir marmoset grubu içindeki aile üyelerinin farklı bireylere hitap etmek için benzer nitelikteki sesleri ve farklı adları kodlamak için benzer ses özelliklerini kullandığı tespit edildi.  Araştırmacılar, bunun insanlarda isim ve lehçe kullanımına benzer göründüğünü söyledi.  İsim öğrenme, kan bağı olmayan yetişkin marmosetler arasında bile gerçekleşiyor gibi görünüyor.  Bilim insanları, marmosetlerin kendi aile gruplarının diğer üyelerinden hem ses niteliklerini hem de lehçeleri öğreniyor olabileceğini söyledi.  Bu benzersiz davranışın, marmosetlerin görüş mesafesinin genellikle sınırlı olduğu sık yağmur ormanı habitatlarında bağlantıda kalmalarını sağlamak için evrimleşmiş olabileceğinden şüpheleniyorlar.  Birbirlerine adla seslenmeleri, sosyal bağlarını sürdürmelerine ve grup bütünlüğünü korumalarına katkı sunuyor olabilir.  Dr. Omer, "Marmosetler küçük tek eşli aile grupları halinde yaşıyor ve tıpkı insanlar gibi yavrularına birlikte bakıyorlar" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eriyen buzullardaki tehlike: Bin 700 yeni antik virüs gözlemlendi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/eriyen-buzullardaki-tehlike-bin-700-yeni-antik-virus-goezlemlendi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/eriyen-buzullardaki-tehlike-bin-700-yeni-antik-virus-goezlemlendi</guid>
<description><![CDATA[ Çin&#039;in batısındaki Tibet Platosu&#039;nda bulunan Guliya Buzulu&#039;nda yapılan araştırmada, derinliklerde 1.700&#039;den fazla antik virüs keşfedildi. Bu virüslerin çoğu bilim dünyası tarafından daha önce hiç gözlemlenmemişti.Dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesi, bilinmeyen patojenlerin ortaya çıkabileceği ve potansiyel olarak ölümcül salgınların tetiklenebileceği endişelerini artırıyor. Araştırmacılar, Çin&#039;in batısındaki Tibet Platosu&#039;nda bulunan Guliya Buzulu&#039;ndan çıkarılan 300 metre uzunluğundaki buz çekirdeğinde 41 bin yıl öncesine tarihlenen virüsleri incelediler.  Araştırmacıların çalışmalarını yayınlamasından bir gün sonra, rapçi ve oyuncu Chris &quot;Ludacris&quot; Bridges, Alaska&#039;daki bir buzulun eriyen suyunu içtiği bir videoyu paylaştı.Videonun TikTok ve Instagram&#039;da milyonlarca kez izlenmesi , adamın arıtılmamış buzul suyu içerek hayatını riske attığı yönünde endişelere yol açtı.&quot;ELDE EDİLEBİLECEK EN TEMİZ SU&quot;  Büyük ilgi gören videonun ardından buzul bilimcisi,  beklenenin tersine buzul suyunun &quot;elde edilebilecek en temiz su&quot; olduğunu ve Ludacris&#039;in sağlık durumunun iyi olduğunu belirtti.Ancak, dünyanın başka yerlerinde de eriyen donmuş topraklardan ölümcül patojenler ortaya çıktı ve bu durum olası bir salgın korkusunu körükledi.2016&#039;da Sibirya&#039;da dondurulmuş bir hayvan leşinden şarbon sporları yayılmış ve bir çocuğun ölümüne neden olmuştu.  Ohio State Üniversitesi tarafından yürütülen son araştırmada, bulunan 1.700 virüsün insan sağlığına tehdit oluşturmadığı açıklandı. Bu virüsler sadece arkeleri ve bakterileri enfekte edebiliyor, insanları, hayvanları veya bitkileri hasta edemiyor. Ancak bu virüslerin incelenmesi, Dünya&#039;nın iklimsel tarihine ışık tutuyor ve gelecekteki mikrobiyal toplulukların nasıl olabileceğini anlamamıza yardımcı olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n3J-7kTp30OUsutRyZGurg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Eriyen, buzullardaki, tehlike:, Bin, 700, yeni, antik, virüs, gözlemlendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n3J-7kTp30OUsutRyZGurg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Eriyen buzullardaki tehlike: Bin 700 yeni antik virüs gözlemlendi!"><p>Çin'in batısındaki Tibet Platosu'nda bulunan Guliya Buzulu'nda yapılan araştırmada, derinliklerde 1.700'den fazla antik virüs keşfedildi. Bu virüslerin çoğu bilim dünyası tarafından daha önce hiç gözlemlenmemişti.</p><p>Dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle buzulların erimesi, bilinmeyen patojenlerin ortaya çıkabileceği ve potansiyel olarak ölümcül salgınların tetiklenebileceği endişelerini artırıyor.</p><p> Araştırmacılar, Çin'in batısındaki Tibet Platosu'nda bulunan Guliya Buzulu'ndan çıkarılan 300 metre uzunluğundaki buz çekirdeğinde 41 bin yıl öncesine tarihlenen virüsleri incelediler.  Araştırmacıların çalışmalarını yayınlamasından bir gün sonra, rapçi ve oyuncu Chris "Ludacris" Bridges, Alaska'daki bir buzulun eriyen suyunu içtiği bir videoyu paylaştı.</p><p>Videonun TikTok ve Instagram'da milyonlarca kez izlenmesi , adamın arıtılmamış buzul suyu içerek hayatını riske attığı yönünde endişelere yol açtı.</p><p><strong>"ELDE EDİLEBİLECEK EN TEMİZ SU"</strong>  Büyük ilgi gören videonun ardından buzul bilimcisi,  beklenenin tersine buzul suyunun "elde edilebilecek en temiz su" olduğunu ve Ludacris'in sağlık durumunun iyi olduğunu belirtti.</p><p>Ancak, dünyanın başka yerlerinde de eriyen donmuş topraklardan ölümcül patojenler ortaya çıktı ve bu durum olası bir salgın korkusunu körükledi.</p><p>2016'da Sibirya'da dondurulmuş bir hayvan leşinden şarbon sporları yayılmış ve bir çocuğun ölümüne neden olmuştu.  Ohio State Üniversitesi tarafından yürütülen son araştırmada, bulunan 1.700 virüsün insan sağlığına tehdit oluşturmadığı açıklandı. Bu virüsler sadece arkeleri ve bakterileri enfekte edebiliyor, insanları, hayvanları veya bitkileri hasta edemiyor. </p><p>Ancak bu virüslerin incelenmesi, Dünya'nın iklimsel tarihine ışık tutuyor ve gelecekteki mikrobiyal toplulukların nasıl olabileceğini anlamamıza yardımcı olabilir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA&amp;apos;dan &amp;quot;yer çekimi&amp;quot; kadar önemli keşif: Dünya&amp;apos;nın çevresindeki elektriksel alan ilk kez ölçüldü</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasadan-yer-cekimi-kadar-oenemli-kesif-dunyanin-cevresindeki-elektriksel-alan-ilk-kez-oelculdu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasadan-yer-cekimi-kadar-oenemli-kesif-dunyanin-cevresindeki-elektriksel-alan-ilk-kez-oelculdu</guid>
<description><![CDATA[ NASA 60 yılın ardından Dünya&#039;yı çevreleyen elektriksel alanı tespit etti. Açıklamada bu alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu vurgulandı.Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yıllar süren aramaların ardından Dünya&#039;yı çevreleyen elektriksel alanı tespit ettiklerini duyurdu.   Ambipolar denen alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu belirtildi.   1960&#039;lardan bu yana, Dünya&#039;nın etrafında bir elektriksel alanın bulunduğu öne sürülüyordu. Atmosferdeki atomların 250 kilometreye kadar yükseklikte negatif yüklü elektronlara ve pozitif yüklü iyonlara ayrışması nedeniyle ambipolar alanının bu yükseklikte başladığı tahmin ediliyordu. Ancak bu alanın varlığı bugüne kadar kanıtlanamamıştı.  NASA&#039;nın Endurance görevinden araştırmacılar, Kuzey Kutbu yakınlarından fırlatılan bir roketle ilk kez ambipolar alanı tespit edip kuvvetini ölçtü.  Mayıs 2022&#039;de Svalbard&#039;dan fırlatılan roket, 768 kilometre yüksekliğe çıkarak 19 dakika sonra Grönland Denizi&#039;ne düştü. Araç, yaklaşık 518 kilometre yükseklikte elektrik potansiyelinde 0,55 voltluk bir değişim kaydetti. &quot;SAAT PİLİ KADAR GÜÇLÜ&quot;Nature dergisinde yayımlanan bulgular, kutup rüzgarlarının arkasındaki süreci aydınlattı. Makalenin başyazarı Glyn Collinson, &quot;Yarım volt neredeyse hiçbir şey değil; sadece bir saat pili kadar güçlü&quot; şeklinde açıklama yaptı. &quot;Ama kutup rüzgarını açıklayan doğru miktar bu&quot; dedi.  Araştırmaya göre, hidrojenden oluşan iyonlar, kutup rüzgarında en çok bulunan parçacık türü. Bu iyonlar, ambipolar alan tarafından yer çekiminden 10,6 kat daha güçlü bir dış kuvvete maruz kalıyor.&quot;YER ÇEKİMİNE KARŞI KOYMAK İÇİN YETERLİ&quot;Collinson, bu durumu &quot;Atmosferi uzaya doğru kaldıran bir taşıma bandı gibi&quot; olarak tanımlıyor. Çalışmanın ortak yazarı Alex Glocer ise, &quot;Bu, yer çekimine karşı koymak, hatta parçacıkları süpersonik hızlarda uzaya fırlatmak için fazlasıyla yeterli&quot; açıklamasında bulundu.  Bilim insanları ayrıca bu yarım voltluk alanın, Dünya&#039;nın üst atmosferindeki iyonosfer tabakasını da şekillendirdiğini belirledi.   Oksijen iyonlarının da ambipolar alanın etkisiyle yükseldiği ve iyonosferin üst kısımlarındaki yoğunluğu yüzde 271 oranında artırdığı ortaya kondu.MARS VE VENÜS&#039;TE DE OLABİLİR  Endurance görevinden bilim insanları, ambipolar alanın atmosferi henüz bilinmeyen şekillerde de etkiliyor olabileceğini ifade ediyor.Ayrıca, bu tür bir alanın Mars ve Venüs gibi gezegenlerde de bulunabileceği düşünülüyor. Collinson, &quot;Atmosferi olan herhangi bir gezegenin ambipolar alanı da olmalı&quot; şeklinde açıklama yaptı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dhCHutz2FE6FFj04AWjpbQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASAdan, yer, çekimi, kadar, önemli, keşif:, Dünyanın, çevresindeki, elektriksel, alan, ilk, kez, ölçüldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dhCHutz2FE6FFj04AWjpbQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA'dan " yer kadar ke d elektriksel alan ilk kez><p>NASA 60 yılın ardından Dünya'yı çevreleyen elektriksel alanı tespit etti. Açıklamada bu alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu vurgulandı.</p><p>Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yıllar süren aramaların ardından Dünya'yı çevreleyen elektriksel alanı tespit ettiklerini duyurdu.   Ambipolar denen alanın yer çekimi ve manyetik alan kadar önemli olduğu belirtildi.   1960'lardan bu yana, Dünya'nın etrafında bir elektriksel alanın bulunduğu öne sürülüyordu. Atmosferdeki atomların 250 kilometreye kadar yükseklikte negatif yüklü elektronlara ve pozitif yüklü iyonlara ayrışması nedeniyle ambipolar alanının bu yükseklikte başladığı tahmin ediliyordu. Ancak bu alanın varlığı bugüne kadar kanıtlanamamıştı.  NASA'nın Endurance görevinden araştırmacılar, Kuzey Kutbu yakınlarından fırlatılan bir roketle ilk kez ambipolar alanı tespit edip kuvvetini ölçtü.  Mayıs 2022'de Svalbard'dan fırlatılan roket, 768 kilometre yüksekliğe çıkarak 19 dakika sonra Grönland Denizi'ne düştü. Araç, yaklaşık 518 kilometre yükseklikte elektrik potansiyelinde 0,55 voltluk bir değişim kaydetti. </p><p><strong>"SAAT PİLİ KADAR GÜÇLÜ"</strong></p><p>Nature dergisinde yayımlanan bulgular, kutup rüzgarlarının arkasındaki süreci aydınlattı. Makalenin başyazarı Glyn Collinson, "Yarım volt neredeyse hiçbir şey değil; sadece bir saat pili kadar güçlü" şeklinde açıklama yaptı. "Ama kutup rüzgarını açıklayan doğru miktar bu" dedi.  Araştırmaya göre, hidrojenden oluşan iyonlar, kutup rüzgarında en çok bulunan parçacık türü. Bu iyonlar, ambipolar alan tarafından yer çekiminden 10,6 kat daha güçlü bir dış kuvvete maruz kalıyor.</p><p><strong>"YER ÇEKİMİNE KARŞI KOYMAK İÇİN YETERLİ"</strong></p><p>Collinson, bu durumu "Atmosferi uzaya doğru kaldıran bir taşıma bandı gibi" olarak tanımlıyor. Çalışmanın ortak yazarı Alex Glocer ise, "Bu, yer çekimine karşı koymak, hatta parçacıkları süpersonik hızlarda uzaya fırlatmak için fazlasıyla yeterli" açıklamasında bulundu.  Bilim insanları ayrıca bu yarım voltluk alanın, Dünya'nın üst atmosferindeki iyonosfer tabakasını da şekillendirdiğini belirledi.   Oksijen iyonlarının da ambipolar alanın etkisiyle yükseldiği ve iyonosferin üst kısımlarındaki yoğunluğu yüzde 271 oranında artırdığı ortaya kondu.</p><p><strong>MARS VE VENÜS'TE DE OLABİLİR</strong>  Endurance görevinden bilim insanları, ambipolar alanın atmosferi henüz bilinmeyen şekillerde de etkiliyor olabileceğini ifade ediyor.</p><p>Ayrıca, bu tür bir alanın Mars ve Venüs gibi gezegenlerde de bulunabileceği düşünülüyor. Collinson, "Atmosferi olan herhangi bir gezegenin ambipolar alanı da olmalı" şeklinde açıklama yaptı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları geliştirdi: Bu robotu mantarlar kontrol ediyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-gelistirdi-bu-robotu-mantarlar-kontrol-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-gelistirdi-bu-robotu-mantarlar-kontrol-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Yarı mantar yarı bilgisayar olan “biyohibrit robotlar”, mantarların elektrik sinyallerini dijital komutlara dönüştürerek daha sürdürülebilir robotlar inşa etme konusunda umut verici bir ilerleme kaydetti. Cornell Üniversitesi araştırmacıları, doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen yeni robotlar geliştiriyor.Bilim insanları, mantarların sinir sisteminden gelen sinyallere yanıt olarak hareket eden bir robot geliştirdi. Araştırma Science Robotics dergisinde yayımlandı. Bu yeni tür “biyohibrit” robot, denizyıldızına benziyor. Beş bacağını kasıp ahşap bir zeminde ilerlerken pillerle çalışmıyor ya da prize takılı değil, bunun yerine mantarlardan gelen sinyallerle kontrol ediliyor.National Geographic&#039;in bildirdiğine göre yeni robot, mantarlarla kontrol edilen bir başka tekerlekli robotla birlikte Cornell Üniversitesi araştırmacıları tarafından doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen robotlar yaratmak üzere geliştirildi.   “Biyohibrit robotik” olarak adlandırılan bu alan, robotlar yaratmak için bitki, hayvan ve mantar hücrelerini sentetik malzemelerle birleştiren nispeten yeni bir alan. Fare nöronlarından yapılan minik biyohibrit robotlar yürüyebiliyor ve yüzebiliyor, denizanası hücreleri kullanılarak okyanus keşfi için yüzme robotları oluşturuldu ve sıçan kas hücrelerinden yürüyen ve dönebilen bir robot yapıldı. New Atlas haber sitesine göre birkaç on yıllık insan mühendisliği, milyarlarca yıllık evrimle rekabet edemez, bu nedenle tekerleği yeniden icat etmek yerine doğanın versiyonlarını sentetik sistemlere dahil etmek genellikle daha iyidir.İKİ VERSİYONUNU İNŞA ETTİLER  Mantarlar, kök sistemleri olan miselyumları aracılığıyla gönderilen elektrik sinyallerini kullanarak algılar ve iletişim kurarlar. Böylece ekip miselyumu doğrudan bir robotun elektronik aksamına yerleştirerek makineyi çalıştırmak için bu doğal sinyallerden yararlandı.  Araştırmacılar, miselyumdan gelen elektrofizyolojik aktiviteyi doğru bir şekilde kaydeden, işleyen ve robotun anlayabileceği dijital bir sinyale dönüştüren bir elektrik arayüzü oluşturdu. Aktüatörlere gönderildiğinde robot, kendisi de ışık gibi çevresel değişikliklere yanıt olarak sinyaller gönderen mantara yanıt olarak hareket ediyor.  Ekip bu biyohibrit robotların iki versiyonunu inşa etti. Biri nispeten basit görünümlü tekerlekli bir ünite, diğeri ise yumuşak bacaklı örümcek şeklinde. Her iki durumda da, hareket etmesi için bacaklara ya da tekerleklere sinyal göndermeden önce ışığa ve diğer uyaranlara yanıt verebileceği bir Petri kabı mantarı üstte oturuyor.  Her iki robot türü de daha sonra üç deneyden geçirildi. İlk olarak, robotlar misellerden gelen sinyallerdeki doğal sürekli artışlara göre hareket etti. İkinci deneyde, bilim insanları mantarların üzerine ultraviyole ışık tutarak hareket etme şekillerini değiştirmelerini sağladı. Ve son olarak ekip, robotu elle kontrol etmeleri gerektiğinde mantar sinyalini tamamen geçersiz kılabileceklerini gösterebildi.&quot;TOPRAK KİMYASINI ALGILAYABİLİR&quot;  Şimdiye kadar test edilen tek doğrudan uyarıcı ışık olsa da, ekip gelecekteki versiyonların kimyasal imzalar gibi birden fazla girdiyi içerebileceğini söylüyor. Buradaki fikir, canlı sistemlerin doğal olarak ışık, ısı ve basınç gibi birden fazla girdiye yanıt vermede harika olduğu, sentetik versiyonların ise her biri için ayrı, özel sensörlere ihtiyaç duyacağı.  Çalışmanın kıdemli yazarı Rob Shepherd, “Bu makale, robotların özerklik seviyelerini artırmak için çevresel algılama ve komut sinyalleri sağlamak üzere mantar krallığını kullanacak olanların ilki” dedi.  Shephard, “Gelecekteki robotlar için potansiyel, ekinlerde toprak kimyasını algılamak ve örneğin ne zaman daha fazla gübre ekleneceğine karar vermek, belki de zararlı alg patlamaları gibi tarımın aşağı yönlü etkilerini azaltmak olabilir” diye ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_gz4c0pD9UKrVrpI9JccXg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, geliştirdi:, robotu, mantarlar, kontrol, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_gz4c0pD9UKrVrpI9JccXg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları geliştirdi: Bu robotu mantarlar kontrol ediyor"><p>Yarı mantar yarı bilgisayar olan “biyohibrit robotlar”, mantarların elektrik sinyallerini dijital komutlara dönüştürerek daha sürdürülebilir robotlar inşa etme konusunda umut verici bir ilerleme kaydetti. Cornell Üniversitesi araştırmacıları, doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen yeni robotlar geliştiriyor.</p><p>Bilim insanları, mantarların sinir sisteminden gelen sinyallere yanıt olarak hareket eden bir robot geliştirdi. Araştırma Science Robotics dergisinde yayımlandı. </p><p>Bu yeni tür “biyohibrit” robot, denizyıldızına benziyor. </p><p>Beş bacağını kasıp ahşap bir zeminde ilerlerken pillerle çalışmıyor ya da prize takılı değil, bunun yerine mantarlardan gelen sinyallerle kontrol ediliyor.</p><p>National Geographic'in bildirdiğine göre yeni robot, mantarlarla kontrol edilen bir başka tekerlekli robotla birlikte Cornell Üniversitesi araştırmacıları tarafından doğadan esinlenen ve doğayla bütünleşen robotlar yaratmak üzere geliştirildi.   “Biyohibrit robotik” olarak adlandırılan bu alan, robotlar yaratmak için bitki, hayvan ve mantar hücrelerini sentetik malzemelerle birleştiren nispeten yeni bir alan. </p><p>Fare nöronlarından yapılan minik biyohibrit robotlar yürüyebiliyor ve yüzebiliyor, denizanası hücreleri kullanılarak okyanus keşfi için yüzme robotları oluşturuldu ve sıçan kas hücrelerinden yürüyen ve dönebilen bir robot yapıldı. </p><p>New Atlas haber sitesine göre birkaç on yıllık insan mühendisliği, milyarlarca yıllık evrimle rekabet edemez, bu nedenle tekerleği yeniden icat etmek yerine doğanın versiyonlarını sentetik sistemlere dahil etmek genellikle daha iyidir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4VbFVYN3y0WSUomtBhoqGw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>İKİ VERSİYONUNU İNŞA ETTİLER</strong>  Mantarlar, kök sistemleri olan miselyumları aracılığıyla gönderilen elektrik sinyallerini kullanarak algılar ve iletişim kurarlar. Böylece ekip miselyumu doğrudan bir robotun elektronik aksamına yerleştirerek makineyi çalıştırmak için bu doğal sinyallerden yararlandı.  Araştırmacılar, miselyumdan gelen elektrofizyolojik aktiviteyi doğru bir şekilde kaydeden, işleyen ve robotun anlayabileceği dijital bir sinyale dönüştüren bir elektrik arayüzü oluşturdu. Aktüatörlere gönderildiğinde robot, kendisi de ışık gibi çevresel değişikliklere yanıt olarak sinyaller gönderen mantara yanıt olarak hareket ediyor.  Ekip bu biyohibrit robotların iki versiyonunu inşa etti. Biri nispeten basit görünümlü tekerlekli bir ünite, diğeri ise yumuşak bacaklı örümcek şeklinde. Her iki durumda da, hareket etmesi için bacaklara ya da tekerleklere sinyal göndermeden önce ışığa ve diğer uyaranlara yanıt verebileceği bir Petri kabı mantarı üstte oturuyor.  Her iki robot türü de daha sonra üç deneyden geçirildi. İlk olarak, robotlar misellerden gelen sinyallerdeki doğal sürekli artışlara göre hareket etti. İkinci deneyde, bilim insanları mantarların üzerine ultraviyole ışık tutarak hareket etme şekillerini değiştirmelerini sağladı. Ve son olarak ekip, robotu elle kontrol etmeleri gerektiğinde mantar sinyalini tamamen geçersiz kılabileceklerini gösterebildi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K01aaIToJk2Epb40MswcEw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>"TOPRAK KİMYASINI ALGILAYABİLİR"</strong>  Şimdiye kadar test edilen tek doğrudan uyarıcı ışık olsa da, ekip gelecekteki versiyonların kimyasal imzalar gibi birden fazla girdiyi içerebileceğini söylüyor. Buradaki fikir, canlı sistemlerin doğal olarak ışık, ısı ve basınç gibi birden fazla girdiye yanıt vermede harika olduğu, sentetik versiyonların ise her biri için ayrı, özel sensörlere ihtiyaç duyacağı.  Çalışmanın kıdemli yazarı Rob Shepherd, “Bu makale, robotların özerklik seviyelerini artırmak için çevresel algılama ve komut sinyalleri sağlamak üzere mantar krallığını kullanacak olanların ilki” dedi.  Shephard, “Gelecekteki robotlar için potansiyel, ekinlerde toprak kimyasını algılamak ve örneğin ne zaman daha fazla gübre ekleneceğine karar vermek, belki de zararlı alg patlamaları gibi tarımın aşağı yönlü etkilerini azaltmak olabilir” diye ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en güçlü adamı araştırıldı, bilim dünyası şaşkına döndü!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-guclu-adami-arastirildi-bilim-dunyasi-saskina-doendu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-guclu-adami-arastirildi-bilim-dunyasi-saskina-doendu</guid>
<description><![CDATA[ Britanyalı halterci Eddie Hall&#039;un kas yapısı üzerine yapılan yeni bir araştırma, bacaktaki üç ince kasın ağırlık kaldırmadaki kritik önemini ortaya çıkardı. Loughborough Üniversitesi&#039;nin çalışması, Hall&#039;un kaslarının beklenmedik derecede büyüdüğünü ve bu kasların ağırlık kaldırma performansında önemli bir rol oynadığını gösterdi.Dünyanın en güçlü insanlarından biri olarak tanınan Britanyalı halterci Eddie Hall, 2017&#039;de Dünyanın En Güçlü Adamı yarışmasını kazanmış ve 2016&#039;dan 2020&#039;ye kadar tarihin en ağır deadlift rekorunu elinde tutmuştu. Ancak, Hall&#039;un başarıları sadece kuvvetiyle değil, aynı zamanda bacaktaki kas yapısıyla da dikkat çekiyor.  Birleşik Krallık&#039;taki Loughborough Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, Hall&#039;un kas yapısını inceleyerek ilginç bulgulara ulaştı.Journal of Applied Physiology adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, Hall&#039;un yanı sıra sporcular, düzenli antrenman yapan ve yapmayan 200&#039;den fazla kişi üzerine araştırma yapıldı.&quot;YÜZDE 202 DAHA BÜYÜK&quot;  Araştırmacılar Hall&#039;un bacağındaki bir grup kasın diğerlerine kıyasla beklenmedik derecede büyüdüğünü gözlemledi.   Sartorius, gracilis ve semitendinosus adlı ince ve uzun bu üç kas, güç antrenmanı yapmayan erkeklere kıyasla Hall&#039;da yüzde 140 ila yüzde 202 daha büyüktü.EN FAZLA İNCE KAS GRUBU GELİŞİYOR   Prof. Jonathan Folland, diz ve kalçadaki kasların daha fazla gelişmesini beklediklerini ancak en büyük ilerlemenin bacaktaki ince kas grubunda gerçekleşmesinin şaşırtıcı olduğunu belirtti.  Prof. Folland, bu kasların bilimsel açıdan az ilgi gördüğünü ve ne kadar önemli olduklarının tam olarak bilinmediğini ifade etti. &quot;Ancak, yıllarca ağır yükler kaldıran birinde bu kasların gelişmesini görmek gerçekten ilginçti. Bu kaslar, çok ağır yükleri kaldırıp taşımada düşündüğümüzden daha önemli olabilir&quot; dedi.  Araştırmacılar, ayrıca uyluğun ön kısmındaki quadriceps femoris adlı 4 kasın iki kat ve bu kasların bağlandığı tendonun sadece yüzde 30 daha büyük olduğunu kaydetti.   Bu bulgular, kasların tendonlardan çok daha değişime açık olduğunu gösteriyor.  Çalışmanın bir diğer yazarı Dr. Tom Balshaw, &quot;Sonuçlar, kas sisteminin adapte olmaya ne kadar açık olduğunu ve Eddie&#039;nin en çok çalıştırdığı kasların en büyük gelişimi gösterdiğini ortaya koyuyor,&quot; dedi.  Eddie Hall, vücuduna uyguladığı kuvvetlerin kaslar ve tendonlar üzerindeki etkilerini öğrenmenin çok ilginç olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xgThIwJ-0Uq_ZFTDOyNjmw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, güçlü, adamı, araştırıldı, bilim, dünyası, şaşkına, döndü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xgThIwJ-0Uq_ZFTDOyNjmw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en güçlü adamı araştırıldı, bilim dünyası şaşkına döndü!"><p>Britanyalı halterci Eddie Hall'un kas yapısı üzerine yapılan yeni bir araştırma, bacaktaki üç ince kasın ağırlık kaldırmadaki kritik önemini ortaya çıkardı. Loughborough Üniversitesi'nin çalışması, Hall'un kaslarının beklenmedik derecede büyüdüğünü ve bu kasların ağırlık kaldırma performansında önemli bir rol oynadığını gösterdi.</p><p>Dünyanın en güçlü insanlarından biri olarak tanınan Britanyalı halterci Eddie Hall, 2017'de Dünyanın En Güçlü Adamı yarışmasını kazanmış ve 2016'dan 2020'ye kadar tarihin en ağır deadlift rekorunu elinde tutmuştu. Ancak, Hall'un başarıları sadece kuvvetiyle değil, aynı zamanda bacaktaki kas yapısıyla da dikkat çekiyor.  Birleşik Krallık'taki Loughborough Üniversitesi'nden araştırmacılar, Hall'un kas yapısını inceleyerek ilginç bulgulara ulaştı.</p><p>Journal of Applied Physiology adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, Hall'un yanı sıra sporcular, düzenli antrenman yapan ve yapmayan 200'den fazla kişi üzerine araştırma yapıldı.</p><p><strong>"YÜZDE 202 DAHA BÜYÜK"</strong>  Araştırmacılar Hall'un bacağındaki bir grup kasın diğerlerine kıyasla beklenmedik derecede büyüdüğünü gözlemledi.   Sartorius, gracilis ve semitendinosus adlı ince ve uzun bu üç kas, güç antrenmanı yapmayan erkeklere kıyasla Hall'da yüzde 140 ila yüzde 202 daha büyüktü.</p><p><strong>EN FAZLA İNCE KAS GRUBU GELİŞİYOR</strong>   Prof. Jonathan Folland, diz ve kalçadaki kasların daha fazla gelişmesini beklediklerini ancak en büyük ilerlemenin bacaktaki ince kas grubunda gerçekleşmesinin şaşırtıcı olduğunu belirtti.  Prof. Folland, bu kasların bilimsel açıdan az ilgi gördüğünü ve ne kadar önemli olduklarının tam olarak bilinmediğini ifade etti. "Ancak, yıllarca ağır yükler kaldıran birinde bu kasların gelişmesini görmek gerçekten ilginçti. Bu kaslar, çok ağır yükleri kaldırıp taşımada düşündüğümüzden daha önemli olabilir" dedi.  Araştırmacılar, ayrıca uyluğun ön kısmındaki quadriceps femoris adlı 4 kasın iki kat ve bu kasların bağlandığı tendonun sadece yüzde 30 daha büyük olduğunu kaydetti.   Bu bulgular, kasların tendonlardan çok daha değişime açık olduğunu gösteriyor.  Çalışmanın bir diğer yazarı Dr. Tom Balshaw, "Sonuçlar, kas sisteminin adapte olmaya ne kadar açık olduğunu ve Eddie'nin en çok çalıştırdığı kasların en büyük gelişimi gösterdiğini ortaya koyuyor," dedi.  Eddie Hall, vücuduna uyguladığı kuvvetlerin kaslar ve tendonlar üzerindeki etkilerini öğrenmenin çok ilginç olduğunu belirtti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Starliner&amp;apos;dan gelen &amp;quot;tuhaf ses&amp;quot;: NASA sesin kaynağını açıkladı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/starlinerdan-gelen-tuhaf-ses-nasa-sesin-kaynagini-acikladi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/starlinerdan-gelen-tuhaf-ses-nasa-sesin-kaynagini-acikladi</guid>
<description><![CDATA[ Starliner uzay aracıyla haziranda Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na (UUİ) giden Butch Wilmore&#039;un Starliner&#039;dan &quot;tuhaf sesler&quot; geldiğini söylemesinin ardından NASA, seslerin sebebine ilişkin açıklama yaptı.ABD&#039;li havacılık devi Boeing&#039;e ait Starliner mekiği ile 5 Haziran&#039;da uzaya gönderilen daha sonra teknik aksaklıklar nedeniyle uzayda mahsur kalan NASA astronotlarından Butch Wilmore Starliner kapsülünden &quot;tuhaf sesler&quot; geldiğini söylemişti.  ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Wilmore&#039;un araçtan garip sesler geldiğini bildirmesinin ardından, söz konusu seslere neyin sebep olduğunu açıkladı.  Havacılık şirketi garip gürültünün Boeing Starliner&#039;daki hoparlörler ile yanaştığı ISS arasındaki bir geri besleme sorunu olduğunu açıkladı.  NASA&#039;nın X hesabında yaptığı açıklamada, &quot;Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır.&quot; dedi. 6 EYLÜL&#039;DE DÖNÜYOR Boeing, 2 ertelemenin ardından 5 Haziran&#039;da 2 NASA astronotunu taşıyan Starliner mekiğini ilk kez uzaya yollamıştı. Helyum sızıntısı tespit edilen mekikte yapılan incelemelere rağmen sorunun kaynağı bir türlü bulunamamış ve aracın Dünya&#039;ya dönüşü 4 kez ertelenmişti.  Aracın cuma günü mürettebatsız olarak Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;ndan ayrılması bekleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mKKrrKZ_0euRsc3FbkMeA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Starlinerdan, gelen, tuhaf, ses:, NASA, sesin, kaynağını, açıkladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6mKKrrKZ_0euRsc3FbkMeA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Starliner'dan gelen " tuhaf ses nasa sesin kayna a><p>Starliner uzay aracıyla haziranda Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) giden Butch Wilmore'un Starliner'dan "tuhaf sesler" geldiğini söylemesinin ardından NASA, seslerin sebebine ilişkin açıklama yaptı.</p><p>ABD'li havacılık devi Boeing'e ait Starliner mekiği ile 5 Haziran'da uzaya gönderilen daha sonra teknik aksaklıklar nedeniyle uzayda mahsur kalan NASA astronotlarından Butch Wilmore Starliner kapsülünden "tuhaf sesler" geldiğini söylemişti.  ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), Wilmore'un araçtan garip sesler geldiğini bildirmesinin ardından, söz konusu seslere neyin sebep olduğunu açıkladı.  Havacılık şirketi garip gürültünün Boeing Starliner'daki hoparlörler ile yanaştığı ISS arasındaki bir geri besleme sorunu olduğunu açıkladı.  NASA'nın X hesabında yaptığı açıklamada, "Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır." dedi. </p><p><strong>6 EYLÜL'DE DÖNÜYOR </strong></p><p>Boeing, 2 ertelemenin ardından 5 Haziran'da 2 NASA astronotunu taşıyan Starliner mekiğini ilk kez uzaya yollamıştı. Helyum sızıntısı tespit edilen mekikte yapılan incelemelere rağmen sorunun kaynağı bir türlü bulunamamış ve aracın Dünya'ya dönüşü 4 kez ertelenmişti.  Aracın cuma günü mürettebatsız olarak Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan ayrılması bekleniyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yatmadan 12 saat önce bir bardak bile içmeyin! Uyku kalitesini bozup, hastalıkları tetikliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yatmadan-12-saat-oence-bir-bardak-bile-icmeyin-uyku-kalitesini-bozup-hastaliklari-tetikliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yatmadan-12-saat-oence-bir-bardak-bile-icmeyin-uyku-kalitesini-bozup-hastaliklari-tetikliyor</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı ve yeterli uyku hem bedensel hem de zihinsel açıdan dinç olmayı sağlayan en önemli faktörler arasında. Az uyumak, çok uyumak, sık uyanmak, dinç kalkamamak gibi durumlar ise kendiliğinden düzelebilecek basit nedenlerden kaynaklanabildiği gibi psikiyatrik ya da başka bir tıbbi sorunun habercisi de olabilir. Uyku alanında önde gelen uzmanlardan olan Profesör Matthew Walker kaliteli uykunun adımlarını açıkladı. İşte uzmanından kaliteli uyku için yapmanız gereken 6 şey...Uykunun insanın yaşam kalitesini olumlu etkilediğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var.
Öyle ki bilim insanları artık uykunun faydalarının ne olduğu sorusuna odaklanmak yerine, uykunun fayda sağlamadığı herhangi bir alan olup olmadığını araştırmaya başladı.Uyku, kardiyovasküler sağlık da dahil olmak üzere genel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Uyku eksikliği, yüksek tansiyon, Tip 2 diyabet, obezite ve özellikle kalp hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.Yeterince uyumadığımızda, vücudumuz stres hormonlarının seviyelerini artırarak tepki verir ve bu da kalp hastalığına yol açtığı bilinen bir etken olan iltihaplanmaya neden olabilir.Uyku alanında önde gelen uzmanlardan  ABD&#039;de University of California Berkeley&#039;de sinir bilimi ve psikoloji bölümü öğretim üyesi olan Profesör Matthew Walker milyonlarca insanın verilerini inceleyerek yazdığı kitabında &quot;Uyku, dünya üzerinde var olan en demokratik ve en ucuz sağlık sistemi&quot; diyor.Uykusuzluk durumunda ise ciddi sıkıntılar baş gösteriyor. Ancak uykunun tüm faydasına rağmen uykuya dalmak her zaman çok da kolay olmuyor.Peki kaliteli bir uyku için neler yapılabilir? İşte Profesör Walker&#039;ın iyi bir uyku için önerileri:İyi bir uyku düzenini oturtmanın ilk adımı her gün aynı saatte yatmak ve aynı saatte kalkmak. 
Bunlar içinde de en önemlisi kalkma saatinizi alışkanlığa dönüştürmek.
Çünkü, her gün aynı saatte kalkmak günün sonunda aynı saatlerde uykunuzun gelmesine yardımcı olur.Vücudun biyoritminin düzenlenmesinde büyük önem taşıyan melatonin hormonunun salgılanması için karanlık bir ortamın sağlanması gerekir.
Yatmadan bir saat önce bulunduğunuz odayı loşlaştırın.
Melatonin salgılanmasını olumsuz etkileyen bir diğer etken de elektronik cihazların ekranından gelen mavi ışık.
Uyumadan en az bir saat önce elektronik cihaz kullanmayı bırakın.İyi bir uykunun yolu, uyuduğunuz ortamın serin olmasından geçiyor.
Çünkü, dinlendirici bir uyku için beynimiz ve bedenimizin sıcaklığının normalden 1 derece daha düşük olması gerekir.
Dolayısıyla yattığınız odanın ideal sıcaklığı 18 derece civarında olmalı.Eğer uykuya dalmak için geçirdiğiniz süre 20 dakikayı aşıyorsa, yataktan çıkın ve uykunuz gelene kadar başka bir odada bir şeylerle uğraşın.
Mesela kitap okuyun, televizyon izleyin. Ancak bu işleri yatağınızda yapmayın.
Yatağınızda uyumak dışında başka bir faaliyette bulunmamamız beyninizin burayı uykuyla bağdaştırmasına yardımcı olur, bu da uyku kalitenizi artırır.Pekçok insan gün içerisinde yüksek miktarlarda kola, kafein ve tein gibi sinir sistemini uyaran maddeler tüketir.
Profesör Walker, kahvenin içinde yer alan kafeinin 12 saate kadar vücudunuzda kaldığını hatırlatıyor.
Yani siz her ne kadar uykudan birkaç saat önce kahve içmediğinizi düşünseniz de daha erken saatlerde tükettiğiniz kafein vücudunuzda aktif kalmayı sürdürüyor.
Profesör Walker uykudan 12 saat önce bu maddeleri almayı kesmenizi öneriyor.Genel kanının aksine, alkol rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olmaz.
Aksine uykudan önce yüksek miktarda alkol tüketimi uyku kalitenizi çok ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ed9JThj-P0u1mxOBLW1rZw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yatmadan, saat, önce, bir, bardak, bile, içmeyin, Uyku, kalitesini, bozup, hastalıkları, tetikliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ed9JThj-P0u1mxOBLW1rZw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yatmadan 12 saat önce bir bardak bile içmeyin! Uyku kalitesini bozup, hastalıkları tetikliyor"><p>Sağlıklı ve yeterli uyku hem bedensel hem de zihinsel açıdan dinç olmayı sağlayan en önemli faktörler arasında. Az uyumak, çok uyumak, sık uyanmak, dinç kalkamamak gibi durumlar ise kendiliğinden düzelebilecek basit nedenlerden kaynaklanabildiği gibi psikiyatrik ya da başka bir tıbbi sorunun habercisi de olabilir. Uyku alanında önde gelen uzmanlardan olan Profesör Matthew Walker kaliteli uykunun adımlarını açıkladı. İşte uzmanından kaliteli uyku için yapmanız gereken 6 şey...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dxjtbHGoJ0aNlEDhaAZAWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uykunun insanın yaşam kalitesini olumlu etkilediğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var.
Öyle ki bilim insanları artık uykunun faydalarının ne olduğu sorusuna odaklanmak yerine, uykunun fayda sağlamadığı herhangi bir alan olup olmadığını araştırmaya başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SpTKQEe2r0OrhaL9sGRlDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku, kardiyovasküler sağlık da dahil olmak üzere genel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Uyku eksikliği, yüksek tansiyon, Tip 2 diyabet, obezite ve özellikle kalp hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.Yeterince uyumadığımızda, vücudumuz stres hormonlarının seviyelerini artırarak tepki verir ve bu da kalp hastalığına yol açtığı bilinen bir etken olan iltihaplanmaya neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fC-LuLX-2UKTfOltUlLboQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku alanında önde gelen uzmanlardan  ABD'de University of California Berkeley'de sinir bilimi ve psikoloji bölümü öğretim üyesi olan Profesör Matthew Walker milyonlarca insanın verilerini inceleyerek yazdığı kitabında "Uyku, dünya üzerinde var olan en demokratik ve en ucuz sağlık sistemi" diyor.Uykusuzluk durumunda ise ciddi sıkıntılar baş gösteriyor. Ancak uykunun tüm faydasına rağmen uykuya dalmak her zaman çok da kolay olmuyor.Peki kaliteli bir uyku için neler yapılabilir? İşte Profesör Walker'ın iyi bir uyku için önerileri:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0lG2nC45z0CZfzt7kn2EQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İyi bir uyku düzenini oturtmanın ilk adımı her gün aynı saatte yatmak ve aynı saatte kalkmak. 
Bunlar içinde de en önemlisi kalkma saatinizi alışkanlığa dönüştürmek.
Çünkü, her gün aynı saatte kalkmak günün sonunda aynı saatlerde uykunuzun gelmesine yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eAswiRMc1UKlpZ8x7P5UOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücudun biyoritminin düzenlenmesinde büyük önem taşıyan melatonin hormonunun salgılanması için karanlık bir ortamın sağlanması gerekir.
Yatmadan bir saat önce bulunduğunuz odayı loşlaştırın.
Melatonin salgılanmasını olumsuz etkileyen bir diğer etken de elektronik cihazların ekranından gelen mavi ışık.
Uyumadan en az bir saat önce elektronik cihaz kullanmayı bırakın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f6aPzBvfgkGPWUEnvDfpcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İyi bir uykunun yolu, uyuduğunuz ortamın serin olmasından geçiyor.
Çünkü, dinlendirici bir uyku için beynimiz ve bedenimizin sıcaklığının normalden 1 derece daha düşük olması gerekir.
Dolayısıyla yattığınız odanın ideal sıcaklığı 18 derece civarında olmalı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mEDt3TRVU0-SSX3DhwsVXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eğer uykuya dalmak için geçirdiğiniz süre 20 dakikayı aşıyorsa, yataktan çıkın ve uykunuz gelene kadar başka bir odada bir şeylerle uğraşın.
Mesela kitap okuyun, televizyon izleyin. Ancak bu işleri yatağınızda yapmayın.
Yatağınızda uyumak dışında başka bir faaliyette bulunmamamız beyninizin burayı uykuyla bağdaştırmasına yardımcı olur, bu da uyku kalitenizi artırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k46zJmQ5AkO4Njp6AeEQig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekçok insan gün içerisinde yüksek miktarlarda kola, kafein ve tein gibi sinir sistemini uyaran maddeler tüketir.
Profesör Walker, kahvenin içinde yer alan kafeinin 12 saate kadar vücudunuzda kaldığını hatırlatıyor.
Yani siz her ne kadar uykudan birkaç saat önce kahve içmediğinizi düşünseniz de daha erken saatlerde tükettiğiniz kafein vücudunuzda aktif kalmayı sürdürüyor.
Profesör Walker uykudan 12 saat önce bu maddeleri almayı kesmenizi öneriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lCj2w3JSZEKBcvl5SgeWBQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genel kanının aksine, alkol rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olmaz.
Aksine uykudan önce yüksek miktarda alkol tüketimi uyku kalitenizi çok ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nesli tükenen canlılar yeniden hayat buluyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nesli-tukenen-canlilar-yeniden-hayat-buluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nesli-tukenen-canlilar-yeniden-hayat-buluyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. Bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine gibi  türlerin de aralarında bulunduğu 6 tür yakında aramıza dönebilir.Bilimin gelişimiyle birlikte nesli tükenmiş canlıların aramıza dönmesi an meselesi sayılıyor. Bu kapsamda ise yeniden diriltilebilecek 6 canlı türünü sizler için derledik.Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. “Yok olmaktan kurtarma” şirketleri ve bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine (Tazmanya kaplanı olarak da bilinir) gibi sembolik türler yakında yeniden yeryüzüne çıkabilir.Yok oluşu engelleme, kayıp türlerden alınan DNA örnekleriyle başlar. Bu bazen genomun(kalıtım birimi) tamamıdır; bazen de soyu tükenmiş türden alınan genler yaşayan bir hayvanın genomuna eklenebilir. Daha sonra, nükleer transfer olarak bilinen bir süreçte, araştırmacılar bu diziyi yakın akraba, yaşayan bir türden alınan ve orijinal DNA&#039;nın çıkarıldığı bir yumurta hücresine yerleştirir. Ortaya çıkan hayvan genetik olarak soyu tükenmiş olana benzer.
Bilim insanları halihazırda en az bir soyu dirillttiler. 2003 yılında İspanya&#039;daki araştırmacılar, 2000 yılında soyu tükenen bucardo (Capra pyrenaica pyrenaica) adlı bir Pirene dağ keçisi alt türü için nükleer transfer gerçekleştirdi. Bir yavru bucardo doğdu, ancak sadece birkaç dakika sonra bir akciğer kusuru nedeniyle öldü.
Nesli tükenme bilimi, o zamandan bu yana ilerleme kaydetti ve nesli tükenmiş bazı türleri tekrar görmemiz on yıldan az sürebilir.Yünlü mamutlar (Mammuthus primigenius) 300 bin ila 10 bin yıl önce, son buzul çağında (2,6 milyon ila 11 bin 700 yıl önce) yaşamışlardır. Ancak küçük, izole bir popülasyon Wrangel Adası&#039;nda yaklaşık 4 bin yıl öncesine kadar hayatta kalmıştır.
Ana popülasyon günümüz Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika&#039;sı boyunca uzanan tundralarda dolaşıyordu. Buzul çağının sonunda iklimde meydana gelen bir değişim, insan avcılığı ve popülasyondaki genetik çeşitliliğin azalmasıyla birlikte yünlü mamutları yok olmaya sürüklemiş olabilir.Kuzey Kutbu&#039;ndaki permafrost, yünlü mamutların leşlerini ve hatta genomlarının 3 boyutlu yapısını korumuştur. Bu, bilim insanlarının iyi korunmuş DNA&#039;ları çıkarabileceği ve potansiyel olarak orijinal hayvanlarınkine benzeyen bir genetik dizilim oluşturabileceği anlamına geliyor.
Bu da araştırmacıların modern bir fil yumurta hücresi ile nükleer transfer gerçekleştirerek yünlü mamuta benzer bir türün ortaya çıkartmalarını sağlayabilir.
Son gelişmeler, yünlü mamut neslinin yok oluştan kurtarılmasının giderek yaklaştığını gösteriyor; ABD merkezli nesli tükenme şirketi Colossal Biosciences, 2028 yılına kadar ilk “mamut” buzağılarını üreteceğini iddia ediyor.Dodo (Raphus cucullatus), Madagaskar açıklarında bir ada olan Mauritius&#039;a özgü büyük, uçamayan bir kuş türüydü. Dodoların soyu 17. yüzyılda Avrupa kolonizasyonunun doğrudan bir sonucu olarak tükendi ve bu nedenle insan kaynaklı yok oluşun bir simgesi haline geldi.
Mauritius hükümetine göre, 1598 yılında Mauritius&#039;a gelen sömürgeciler yanlarında fareler, kediler ve hatta maymunlar da dahil olmak üzere bir dizi yerli olmayan tür getirdiler. Bu hayvanlar dodo yuvalarındaki yumurta ve yavruları yağmalayarak adadaki kuş sayısını sadece birkaç yıl içinde kritik seviyelere indirdi. Ormansızlaşma ve insanların dodoları avlamasıyla birlikte, tür 1681 yılında tamamen yok oldu.Bugün, dodo DNA&#039;sı doğal tarih müzesi örneklerinde varlığını sürdürüyor. 2022 yılında bilim insanları, Danimarka&#039;daki bir koleksiyonda bulunan olağanüstü korunmuş bir örneği kullanarak ilk dodo genomunu bir araya getirdi. Ancak türün yeniden hayata döndürülebilmesi için önünde birkaç engel bulunuyor.
Colossal Biosciences CEO&#039;su ve kurucu ortağı Ben Lamm, Live Science&#039;a yaptığı açıklamada, bu engeller arasında dodonun DNA dizilimine genetik çeşitlilik kazandırma ihtiyacının da bulunduğunu, böylece bir klon popülasyonu oluşmayacağını söyledi. Lamm&#039;a göre işin iyi tarafı, kuşun DNA&#039;sının bir yumurta içinde bağımsız olarak bulunması nedeniyle, bir dodoyu gebe bırakmanın yünlü mamut ya da thylacine&#039;den çok daha hızlı ve kolay olması bekleniyor.Tazmanya kaplanı ya da thylacine (Thylacinus cynocephalus), sırtının alt kısmında çizgileri olan kurt benzeri, etobur bir keselidir. Bir zamanlar, şimdiki Avustralya&#039;nın her yerinde yaşıyordu. Tür, 2 bin ila 3 bin yıl önce anakaradan kayboldu, ancak Tazmanya adasında bir popülasyon varlığını sürdürdü.
19. yüzyılın sonlarında, Tazmanya&#039;daki ilk Avrupalı yerleşimciler, insanların çiftlik hayvanlarının doymak bilmez yırtıcıları olarak algıladıkları thylacine&#039;ler için bir ödül koydular. Ardından gelen katliamlar thylacine&#039;lerin soyunun tükenmesine neden olmuş ve son birey 1936 yılında bir hayvanat bahçesinde ölmüştür.Avustralya&#039;daki Melbourne Üniversitesi&#039;nde genetik ve gelişim biyolojisi profesörü olan Andrew Pask BBC Future&#039;a yaptığı açıklamada, Thylacinelerin yeniden hayata döndürmek için iyi bir aday olduğunu çünkü DNA elde etmek için çok sayıda ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aeD_Utq8hUmkj2r7Qx-6Eg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Nesli, tükenen, canlılar, yeniden, hayat, buluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aeD_Utq8hUmkj2r7Qx-6Eg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nesli tükenen canlılar yeniden hayat buluyor"><p>Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. Bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine gibi  türlerin de aralarında bulunduğu 6 tür yakında aramıza dönebilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HG2NXsJtN026jGTptUrDug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilimin gelişimiyle birlikte nesli tükenmiş canlıların aramıza dönmesi an meselesi sayılıyor. Bu kapsamda ise yeniden diriltilebilecek 6 canlı türünü sizler için derledik.Bilim insanları soyu tükenmiş türleri yeniden diriltmenin eşiğine geldi. “Yok olmaktan kurtarma” şirketleri ve bilim insanlarına göre, yünlü mamut, dodo ve thylacine (Tazmanya kaplanı olarak da bilinir) gibi sembolik türler yakında yeniden yeryüzüne çıkabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TdkhVTMTPEiLTWnpnb9y6w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yok oluşu engelleme, kayıp türlerden alınan DNA örnekleriyle başlar. Bu bazen genomun(kalıtım birimi) tamamıdır; bazen de soyu tükenmiş türden alınan genler yaşayan bir hayvanın genomuna eklenebilir. Daha sonra, nükleer transfer olarak bilinen bir süreçte, araştırmacılar bu diziyi yakın akraba, yaşayan bir türden alınan ve orijinal DNA'nın çıkarıldığı bir yumurta hücresine yerleştirir. Ortaya çıkan hayvan genetik olarak soyu tükenmiş olana benzer.
Bilim insanları halihazırda en az bir soyu dirillttiler. 2003 yılında İspanya'daki araştırmacılar, 2000 yılında soyu tükenen bucardo (Capra pyrenaica pyrenaica) adlı bir Pirene dağ keçisi alt türü için nükleer transfer gerçekleştirdi. Bir yavru bucardo doğdu, ancak sadece birkaç dakika sonra bir akciğer kusuru nedeniyle öldü.
Nesli tükenme bilimi, o zamandan bu yana ilerleme kaydetti ve nesli tükenmiş bazı türleri tekrar görmemiz on yıldan az sürebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_eoE8eXgz0ChVi16YVh_dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yünlü mamutlar (Mammuthus primigenius) 300 bin ila 10 bin yıl önce, son buzul çağında (2,6 milyon ila 11 bin 700 yıl önce) yaşamışlardır. Ancak küçük, izole bir popülasyon Wrangel Adası'nda yaklaşık 4 bin yıl öncesine kadar hayatta kalmıştır.
Ana popülasyon günümüz Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika'sı boyunca uzanan tundralarda dolaşıyordu. Buzul çağının sonunda iklimde meydana gelen bir değişim, insan avcılığı ve popülasyondaki genetik çeşitliliğin azalmasıyla birlikte yünlü mamutları yok olmaya sürüklemiş olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bn1d4qDCMEu0I8OM8ocoTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Kutbu'ndaki permafrost, yünlü mamutların leşlerini ve hatta genomlarının 3 boyutlu yapısını korumuştur. Bu, bilim insanlarının iyi korunmuş DNA'ları çıkarabileceği ve potansiyel olarak orijinal hayvanlarınkine benzeyen bir genetik dizilim oluşturabileceği anlamına geliyor.
Bu da araştırmacıların modern bir fil yumurta hücresi ile nükleer transfer gerçekleştirerek yünlü mamuta benzer bir türün ortaya çıkartmalarını sağlayabilir.
Son gelişmeler, yünlü mamut neslinin yok oluştan kurtarılmasının giderek yaklaştığını gösteriyor; ABD merkezli nesli tükenme şirketi Colossal Biosciences, 2028 yılına kadar ilk “mamut” buzağılarını üreteceğini iddia ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KRZv6-3-mkyYekusWr7cew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dodo (Raphus cucullatus), Madagaskar açıklarında bir ada olan Mauritius'a özgü büyük, uçamayan bir kuş türüydü. Dodoların soyu 17. yüzyılda Avrupa kolonizasyonunun doğrudan bir sonucu olarak tükendi ve bu nedenle insan kaynaklı yok oluşun bir simgesi haline geldi.
Mauritius hükümetine göre, 1598 yılında Mauritius'a gelen sömürgeciler yanlarında fareler, kediler ve hatta maymunlar da dahil olmak üzere bir dizi yerli olmayan tür getirdiler. Bu hayvanlar dodo yuvalarındaki yumurta ve yavruları yağmalayarak adadaki kuş sayısını sadece birkaç yıl içinde kritik seviyelere indirdi. Ormansızlaşma ve insanların dodoları avlamasıyla birlikte, tür 1681 yılında tamamen yok oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2n-vpcCa6kaM_cAENmCHZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bugün, dodo DNA'sı doğal tarih müzesi örneklerinde varlığını sürdürüyor. 2022 yılında bilim insanları, Danimarka'daki bir koleksiyonda bulunan olağanüstü korunmuş bir örneği kullanarak ilk dodo genomunu bir araya getirdi. Ancak türün yeniden hayata döndürülebilmesi için önünde birkaç engel bulunuyor.
Colossal Biosciences CEO'su ve kurucu ortağı Ben Lamm, Live Science'a yaptığı açıklamada, bu engeller arasında dodonun DNA dizilimine genetik çeşitlilik kazandırma ihtiyacının da bulunduğunu, böylece bir klon popülasyonu oluşmayacağını söyledi. Lamm'a göre işin iyi tarafı, kuşun DNA'sının bir yumurta içinde bağımsız olarak bulunması nedeniyle, bir dodoyu gebe bırakmanın yünlü mamut ya da thylacine'den çok daha hızlı ve kolay olması bekleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BqMKCU8Q_UShhI3bmwJSKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tazmanya kaplanı ya da thylacine (Thylacinus cynocephalus), sırtının alt kısmında çizgileri olan kurt benzeri, etobur bir keselidir. Bir zamanlar, şimdiki Avustralya'nın her yerinde yaşıyordu. Tür, 2 bin ila 3 bin yıl önce anakaradan kayboldu, ancak Tazmanya adasında bir popülasyon varlığını sürdürdü.
19. yüzyılın sonlarında, Tazmanya'daki ilk Avrupalı yerleşimciler, insanların çiftlik hayvanlarının doymak bilmez yırtıcıları olarak algıladıkları thylacine'ler için bir ödül koydular. Ardından gelen katliamlar thylacine'lerin soyunun tükenmesine neden olmuş ve son birey 1936 yılında bir hayvanat bahçesinde ölmüştür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MNSYVMJAT06cDXJ979A60g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avustralya'daki Melbourne Üniversitesi'nde genetik ve gelişim biyolojisi profesörü olan Andrew Pask BBC Future'a yaptığı açıklamada, Thylacinelerin yeniden hayata döndürmek için iyi bir aday olduğunu çünkü DNA elde etmek için çok sayıda sağlam örnek bulunduğunu söyledi.
Colossal Biosciences ile yok oluşun ortadan kaldırılması konusunda çalışan Pask, “Her büyük müze koleksiyonunda bir tane olmasını istedi, bu yüzden dünya çapında yüzlerce örnek var ve bazıları olağanüstü korunmuş durumda” dedi.
Ancak DNA çok parçalı, yani işlevsel bir dizilim elde etmek için çok fazla düzenleme gerekiyor. Pask ve meslektaşları 2017 yılında tam bir thylacine genomunu diziledi ve 2023 yılında araştırmacılar bir Tazmanya kaplanından RNA çıkardı. Ancak Pask, yavru bir thylacine doğmadan önce aşılması gereken daha pek çok zorluk olduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Oi8-EOMS0ycn9v7Zjgk2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Smithsonian Enstitüsü'ne göre, yolcu güvercin (Ectopistes migratorius) bir zamanlar Kuzey Amerika'daki en bol kuş türüydü ve 17. yüzyıldan önce bugünkü ABD'deki toplam kuş nüfusunun yüzde 25 ila yüzde 40'ını oluşturuyordu. Avrupalı yerleşimciler güvercinleri et için avladılar ve kuşların yaşam alanlarını giderek yok ederek soylarının tükenmesine neden oldular.
Audubon Society'ye göre, yolcu güvercinleri büyük sürüler halinde seyahat ediyor ve ortaklaşa ürüyorlardı, bu da onları avlanmaya karşı son derece savunmasız hale getiriyordu. Martha Washington'ın onuruna Martha adı verilen bir dişi ve bilinen son posta güvercini, 1914 yılında öldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QYKdR-a4gk2hXm9YSfDR7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Müzelerde, bilim insanlarının DNA'larını çıkardığı ve sıraladığı düzinelerce doldurulmuş posta güvercini örneği bulunuyor. Ancak DNA o kadar parçalanmış durumda ki, araştırmacıların yolcu güvercini orijinal haliyle geri getirmesi pek olası görünmüyor.
Bunun yerine biyoteknoloji şirketi Revive  Restore, günümüz kuyruksuz güvercinlerinin (Patagioenas fasciata) genomuna yolcu güvercin DNA'sı parçacıkları ekleyerek nesli tükenmiş türe benzeyen kuşlar üretmeyi planlıyor. Şirket, web sitesine göre, 2025 yılında ilk güvercin neslini yumurtadan çıkarmayı ve kısa süre sonra vahşi doğaya deneme amaçlı salmaya başlamayı hedefliyor.
Başarılı olması halinde şirket, projenin “genomik müdahalenin potansiyelini göstereceğini ve Kuzey Amerika'nın doğu ormanlarının ekolojisini restore etmeye yardımcı olacağını” söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GjxBRG7Gu0-D7BV4Q-wgjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban öküzleri (Bos primigenius), evcil inekler (Bos taurus) de dahil olmak üzere tüm modern sığırların vahşi atalarıdır. Bilinen en eski fosilleri yaklaşık 700 bin yıl öncesine ait olan bu hayvanlar, binlerce yıl boyunca Kuzey Afrika, Asya ve neredeyse tüm Avrupa'ya yayılmış dev, boynuzlu hayvanlardır.
Yaban öküzleri, son buzul çağı sona erdikten sonra Avrupa'da kalan en büyük karasal memelilerdi, ancak insanlar aşırı avlanma ve habitat tahribatı yoluyla onların soyunu tüketti. Bilinen son yaban öküzü 1627 yılında Polonya'nın Jaktorów Ormanı'nda öldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J4EFh7cfpk6DSsj-S0G5xQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban öküzlerinin “tür diriltimi” için devam eden çabalar, genetik mühendisliği gerektirmediği için diğer soyu tükenmiş türler için yapılanlardan farklıdır. Yaban öküzlerinin DNA'larının çoğu modern sığır ırklarında yaşamaya devam ediyor ve bu da araştırmacıları geri-üreme adı verilen alternatif bir yöntem denemeye sevk ediyor. Geri üreme, yaban öküzlerininkine benzeyen fiziksel özelliklere ve davranışlara sahip ineklerin seçilmesini ve yetiştirilmesini içerir.
Bir ekolog olan ve yaban öküzü projesini yöneten Taurus Vakfı'nın direktörü Ronald Goderie, Live Science'a yaptığı açıklamada, bunların öncelikle nispeten vahşi koşullarda tutulan Güney Avrupa ırkları olduğunu söyledi. Goderie, merkezi Hollanda'da bulunan projenin altı nesilden fazla inek ürettiğini ve yaban öküzü benzeri bir inek üretmeye “çok yaklaştığını” söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S0lilkPi5ESoq8NGT8xB1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Quagga (Equus quagga quagga), en yaygın dağılım gösteren zebra türü olan ova zebrasının (Equus quagga) soyu tükenmiş bir alt türüdür. Quaggalar Güney Afrika'ya endemikti ve arka taraflarında diğer zebralara göre daha az çizgileri vardı. Sıra dışı postları nedeniyle avcılar ve diğer hayvanlarla rekabet etmeden çiftlik hayvanlarını otlatmak isteyen çiftçiler tarafından hedef alındılar.
19'uncu yüzyıldaki amansız zulüm, quaggaların vahşi doğada soyunun tükenmesine neden oldu ve tutsak edilen son quagga 1883 yılında öldü. University College London'a (UCL) göre, sadece yedi quagga iskeleti kalmıştır ve bu da onları dünyadaki en nadir iskeletler haline getirmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8SBj3hPdm0mi1qADzWscsQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban öküzünün yeniden yetiştirilmesinde olduğu gibi, quaggayı hayata döndürme çabaları genetik mühendisliği içermiyor. Güney Afrika'daki Quagga Projesi, 1987'den bu yana, projenin web sitesine göre “en azından quagga'nın karakteristik çizgili deseninden sorumlu genleri elde etmek için” tür için normalden daha az çizgili ova zebralarını seçici olarak yetiştirdi.
Ancak UCL'ye göre proje tartışmalı, eleştirmenler ortaya çıkan hayvanın hala bir ova zebrası olacağını ve paranın diğer koruma projelerine harcanmasının daha iyi olacağını savunuyor. UCL'ye göre bunun yerine, bir iskeletin kemik iliğinden ya da bir tahnit örneğinden DNA çıkararak ve daha sonra bunu bir zebra yumurta hücresine enjekte ederek quaggaları klonlamak mümkün olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hayvanat bahçesinin altında gizemli keşif: 2 bin yıllık mezarlar ortaya çıktı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hayvanat-bahcesinin-altinda-gizemli-kesif-2-bin-yillik-mezarlar-ortaya-cikti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hayvanat-bahcesinin-altinda-gizemli-kesif-2-bin-yillik-mezarlar-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Arkeologların yaptı kazı çalışmalarında, Çin&#039;in güneydoğusundaki Guangdong eyaletindeki bir hayvanat bahçesinde çeşitli tarihsel dönemlere ait yaklaşık 150 mezar ortaya çıktı.Çin merkezli haber ajansı  Xinhua&#039;a göre, ilk olarak 2024 yılının nisan-temmuz ayları arasında keşfedilen mezarların, 2 bin 100 yılı aşkın bir zaman dilimine ait olduğunu bildirdi.   Haberde, Mezarların dördünün MÖ 206-MS 220 yılları arasındaki Han Hanedanlığı dönemine, sekizinin MS 265-589 yılları arasındaki Jin ve Güney Hanedanlığı dönemine, 15 tanesinin ise MS 618-907 yılları arasındaki Tang Hanedanlığı dönemine ait olduğu söylendi.   120&#039;den fazla mezarınsa MS 1368&#039;le MS 1911 arasında Çin&#039;e hükmeden Ming ve Çing Hanedanlarına ait bilgisi yer aldı.   Araştırmacılar, modern Çin&#039;in ilk yıllarını oluşturan daha yakın tarihli Çin Cumhuriyeti (1912-1949) döneminden de 48 mezar taşını ortaya çıkardı.  Mezarların çoğunun, özellikle de Ming ve Çing çağlarından kalanların, tutarlı bir aralık düzeni izlemesi tüm alanın iyi organize edilmiş ve planlanmış bir mezarlığın parçası olduğuna işaret ediyor.&quot;ÇOK İYİ KORUNMUŞ&quot;  Birden fazla çağda kullanılan düzenli mezar yerleri, insanların geçmişine dair önemli kayıtlar oluşturuyor.  Dünyanın farklı yerlerinde bu tür mezarlıklarda kazı yapan araştırmacılar, diğer arkeolojik alanlarla karşılaştırıldığında maddi kültürün burada çok daha iyi korunduğunu tespit etti.  Örneğin, son kazı alanında yaklaşık 1300 metrekarelik bir bölgede 200&#039;e yakın çömlek parçasının yanı sıra porselen, bronz, yeşim taşı ve boncuk süslemeler keşfedildi.   Bu eserler, Çin&#039;in yıllar içinde sosyal, siyasi, ekonomik ve ideolojik yöneliminde yaşanmış değişimlere dair önemli bilgiler açığa çıkarabilir.1956&#039;DAN BERİ DEVAM EDİYOR   Kazılar, hayvanat bahçesinin 1956&#039;daki inşaatından bu yana devam ediyor ve araştırmacılar kazı alanında yaklaşık 30 konumda 500&#039;e yakın kadim mezar keşfetti.  Halihazırda en önemli bulgular arasında, neredeyse hiç zarar görmemiş 10 metre uzunluğunda bir Doğu Kin Hanedanı (MS 317-420) mezarı yer alıyor ve araştırmacılar o dönemden bugüne, en büyük ve en iyi korunmuş mezarın bu olduğunu söylüyor.  Güney Hanedanlarına ait biraz daha küçük bir mezar, henüz kimliği belirlenmemiş bir çiftin ortak mezar yeri olarak dikkat çekiyor.  Araştırmacılar, son kazıda çıkarılan mezarlarının &quot;daha sıkı bir dağılım&quot; izlediği için diğerlerinden ayrıştığını söylüyor.KÜLTÜREL BİLGİ SAĞLIYOR  Önemli keşifler arasında neredeyse hiç zarar görmemiş bir Doğu Kin Hanedanı mezarı ve Güney Hanedanlarına ait iyi korunmuş bir mezar yer alıyor.  Araştırmacılar, bu keşfin Kin ve Güney Hanedanlarında inşaat teknolojilerinin daha iyi anlaşılmasının önünü açabileceğini umuyor.  Bilim insanları, son kazıda keşfedilen iki önemli mezarın daha detaylı çalışılmasının Guangzhou&#039;da Altı Hanedan dönemindeki mezar şekilleri, aşamaları ve cenaze törenleriyle ilgili geleneklerin ortaya çıkarılmasını sağlayabileceğini ifade ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3weIMKgxYUSZyv1GO4LQKA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hayvanat, bahçesinin, altında, gizemli, keşif:, bin, yıllık, mezarlar, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3weIMKgxYUSZyv1GO4LQKA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Hayvanat bahçesinin altında gizemli keşif: 2 bin yıllık mezarlar ortaya çıktı"><p>Arkeologların yaptı kazı çalışmalarında, Çin'in güneydoğusundaki Guangdong eyaletindeki bir hayvanat bahçesinde çeşitli tarihsel dönemlere ait yaklaşık 150 mezar ortaya çıktı.</p><p>Çin merkezli haber ajansı  Xinhua'a göre, ilk olarak 2024 yılının nisan-temmuz ayları arasında keşfedilen mezarların, 2 bin 100 yılı aşkın bir zaman dilimine ait olduğunu bildirdi.   Haberde, Mezarların dördünün MÖ 206-MS 220 yılları arasındaki Han Hanedanlığı dönemine, sekizinin MS 265-589 yılları arasındaki Jin ve Güney Hanedanlığı dönemine, 15 tanesinin ise MS 618-907 yılları arasındaki Tang Hanedanlığı dönemine ait olduğu söylendi.   120'den fazla mezarınsa MS 1368'le MS 1911 arasında Çin'e hükmeden Ming ve Çing Hanedanlarına ait bilgisi yer aldı.   Araştırmacılar, modern Çin'in ilk yıllarını oluşturan daha yakın tarihli Çin Cumhuriyeti (1912-1949) döneminden de 48 mezar taşını ortaya çıkardı.  Mezarların çoğunun, özellikle de Ming ve Çing çağlarından kalanların, tutarlı bir aralık düzeni izlemesi tüm alanın iyi organize edilmiş ve planlanmış bir mezarlığın parçası olduğuna işaret ediyor.</p><p><strong>"ÇOK İYİ KORUNMUŞ"</strong>  Birden fazla çağda kullanılan düzenli mezar yerleri, insanların geçmişine dair önemli kayıtlar oluşturuyor.  Dünyanın farklı yerlerinde bu tür mezarlıklarda kazı yapan araştırmacılar, diğer arkeolojik alanlarla karşılaştırıldığında maddi kültürün burada çok daha iyi korunduğunu tespit etti.  Örneğin, son kazı alanında yaklaşık 1300 metrekarelik bir bölgede 200'e yakın çömlek parçasının yanı sıra porselen, bronz, yeşim taşı ve boncuk süslemeler keşfedildi.   Bu eserler, Çin'in yıllar içinde sosyal, siyasi, ekonomik ve ideolojik yöneliminde yaşanmış değişimlere dair önemli bilgiler açığa çıkarabilir.</p><p><strong>1956'DAN BERİ DEVAM EDİYOR </strong>  Kazılar, hayvanat bahçesinin 1956'daki inşaatından bu yana devam ediyor ve araştırmacılar kazı alanında yaklaşık 30 konumda 500'e yakın kadim mezar keşfetti.  Halihazırda en önemli bulgular arasında, neredeyse hiç zarar görmemiş 10 metre uzunluğunda bir Doğu Kin Hanedanı (MS 317-420) mezarı yer alıyor ve araştırmacılar o dönemden bugüne, en büyük ve en iyi korunmuş mezarın bu olduğunu söylüyor.  Güney Hanedanlarına ait biraz daha küçük bir mezar, henüz kimliği belirlenmemiş bir çiftin ortak mezar yeri olarak dikkat çekiyor.  Araştırmacılar, son kazıda çıkarılan mezarlarının "daha sıkı bir dağılım" izlediği için diğerlerinden ayrıştığını söylüyor.</p><p><strong>KÜLTÜREL BİLGİ SAĞLIYOR</strong>  Önemli keşifler arasında neredeyse hiç zarar görmemiş bir Doğu Kin Hanedanı mezarı ve Güney Hanedanlarına ait iyi korunmuş bir mezar yer alıyor.  Araştırmacılar, bu keşfin Kin ve Güney Hanedanlarında inşaat teknolojilerinin daha iyi anlaşılmasının önünü açabileceğini umuyor.  Bilim insanları, son kazıda keşfedilen iki önemli mezarın daha detaylı çalışılmasının Guangzhou'da Altı Hanedan dönemindeki mezar şekilleri, aşamaları ve cenaze törenleriyle ilgili geleneklerin ortaya çıkarılmasını sağlayabileceğini ifade ediyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Jüpiter&amp;apos;in uydusu dev çarpışmaya sahne oldu:Dinozorları yok eden asteroitten daha büyük!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/jupiterin-uydusu-dev-carpismaya-sahne-oldudinozorlari-yok-eden-asteroitten-daha-buyuk</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/jupiterin-uydusu-dev-carpismaya-sahne-oldudinozorlari-yok-eden-asteroitten-daha-buyuk</guid>
<description><![CDATA[ Jüpiter&#039;in uydusu Ganymede&#039;e, gezegeni kendi ekseninde sallayacak büyüklükte bir asteroitin çarptığı keşfedildi. Çarpışmanın etkisi belirsizken, asteroitin dinozorları yok eden kayadan 20 kat büyük olduğu söylendi.Güneş Sistemi&#039;nin en büyük uydusu Ganymede&#039;e dinozorları öldüren kayadan daha büyük bir asteroit çarptığı ortaya çıktı.
Bilim insanları, çarpışmanın uydunun kendi ekseninde sallanmasına neden olmuş olabileceğini söylüyor.Araştırmalar, Ganymede&#039;in, 66 milyon yıl önce Dünya&#039;ya çarparak dinozorların saltanatına son veren kayadan 20 kat daha büyük bir antik asteroit tarafından vurulduğunu gösteriyor.Yıkıcı çarpışma 4 milyar yıl önce gerçekleşti ve Jüpiter&#039;in bilinen yaklaşık 100 uydusundan biri olan Ganymede&#039;nin, çarpma kraterinin gaz devinden neredeyse doğrudan uzağa bakacak şekilde dönmesine neden oldu.Bilgisayar modellerine göre asteroit büyük olasılıkla 297 kilometre  genişliğindeydi ve 60-90 derecelik bir açıyla çarptı. Çarpışma bin 609 kilometre genişliğinde bir başlangıç krateri yaratmıştı. Bu krater çarpışmanın etkisiyle savrulan kaya ve tozun geri düşmesiyle kısmen dolmuştu.
Japonya&#039;daki Kobe Üniversitesi&#039;nde gezegen bilimci olan Dr. Naoyuki Hirata, Ganymede&#039;nin yüzeyini kaplayan belirgin olukların uzun zamandır dev asteroit çarpışmasının yarattığı çoklu eşmerkezli halkaların kalıntıları olarak kabul edildiğini söyledi. Ancak çarpmanın ne kadar büyük olduğunun ve Jovian uydusu üzerinde nasıl bir etki yarattığının belirsiz olduğunu söyledi.Scientific Reports&#039;ta yazan Hirata, karık sisteminin merkezinin Jüpiter&#039;den neredeyse doğrudan uzağa nasıl işaret ettiğini anlatıyor. Bu durum, Ganymede&#039;ye çarpan asteroitin çarpma bölgesine fazladan ağırlık ekleyerek uydunun dengesini bozması ve kendi ekseni etrafında dönmesine neden olması halinde ortaya çıkabilir.
Hirata&#039;nın bilgisayar simülasyonları, Ganymede&#039;ye çarpan asteroitin, çarpma bölgesi her zaman ayın uzak tarafında olacak şekilde dönmesine neden olmasıyla durumun böyle olabileceğini doğruluyor.
Dünya&#039;nın uydusu gibi, Ganymede de Jüpiter&#039;e gelgitsel olarak kilitlenmiş durumda, yani gaz devine sürekli aynı yüzünü gösteriyor.Uzmanlar çarpışmanın, 4 bin 828 kilometreden fazla genişliğiyle Merkür&#039;den daha büyük olan Ganymede üzerinde dramatik etkileri olabileceğini söyledi. 
Hirata, çarpışmanın “orijinal yüzeyi tamamen ortadan kaldıracağını” ve bilim insanlarının gizli bir tuzlu su okyanusu içerdiğine inandıkları ayın iç kısmını etkileyeceğini belirtti.
Hirata, alternatif açıklamaları göz ardı etmiyor ancak teorisinin lehinde ya da aleyhinde daha fazla kanıt, geçen yıl Jüpiter ve uydularına doğru yola çıkan Avrupa Uzay Ajansı&#039;nın Juice sondasından gelebilir.
Uzay aracı görevinin bir parçası olarak Jüpiter&#039;in uydularında yaşam için gerekli olan su ve enerji kaynaklarını arıyor.Leicester Üniversitesi&#039;nde gezegen bilimci olan Profesör Leigh Fletcher, Jüpiter&#039;in uydularındaki eski arazilerin milyarlarca yıllık bombardımana tanıklık ettiğini ve bunun bugün hala görülebildiğini söyledi.
Fletcher, uydu yüzeylerinde birbiriyle örtüşen tüm bu olayları anlamlandırmanın zor olduğunu söyleyerek, “Bu, bilgisayar simülasyonları aracılığıyla saati geri sarmak ve Ganymede&#039;deki yara izlerinin dağılımı için bir açıklama aramak için temiz bir girişim” sözlerini kullandı.Juice misyonunun Ganymede&#039;i daha fazla keşfetmek için iyi bir donanıma sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
Fletcher, “Sadece yüzey kırılmasının şimdiye kadar elde edilen en iyi görüntülerini üretmekle kalmayacak, aynı zamanda Ganymede&#039;in şekli veya yerçekimi alanındaki bu çarpma ve yeniden yönlendirmenin kalıntıları Juice&#039;un araç paketi tarafından keşfedilebilir. Juice gözlemleri bu &#039;çarpma ve yeniden yönlendirme&#039; hipotezi üzerinde mükemmel yeni kısıtlamalar sağlayacaktır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ikVJQRVFU0Wv3HTgMTxbAA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Jüpiterin, uydusu, dev, çarpışmaya, sahne, oldu:Dinozorları, yok, eden, asteroitten, daha, büyük</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ikVJQRVFU0Wv3HTgMTxbAA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Jüpiter'in uydusu dev çarpışmaya sahne oldu:Dinozorları yok eden asteroitten daha büyük!"><p>Jüpiter'in uydusu Ganymede'e, gezegeni kendi ekseninde sallayacak büyüklükte bir asteroitin çarptığı keşfedildi. Çarpışmanın etkisi belirsizken, asteroitin dinozorları yok eden kayadan 20 kat büyük olduğu söylendi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eQeE8ZWZtUCXnEfKkW3ZMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güneş Sistemi'nin en büyük uydusu Ganymede'e dinozorları öldüren kayadan daha büyük bir asteroit çarptığı ortaya çıktı.
Bilim insanları, çarpışmanın uydunun kendi ekseninde sallanmasına neden olmuş olabileceğini söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RszddlCx5UqIzY5PXODuhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmalar, Ganymede'in, 66 milyon yıl önce Dünya'ya çarparak dinozorların saltanatına son veren kayadan 20 kat daha büyük bir antik asteroit tarafından vurulduğunu gösteriyor.Yıkıcı çarpışma 4 milyar yıl önce gerçekleşti ve Jüpiter'in bilinen yaklaşık 100 uydusundan biri olan Ganymede'nin, çarpma kraterinin gaz devinden neredeyse doğrudan uzağa bakacak şekilde dönmesine neden oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lBd52b6vsUeyAKT1dW368A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilgisayar modellerine göre asteroit büyük olasılıkla 297 kilometre  genişliğindeydi ve 60-90 derecelik bir açıyla çarptı. Çarpışma bin 609 kilometre genişliğinde bir başlangıç krateri yaratmıştı. Bu krater çarpışmanın etkisiyle savrulan kaya ve tozun geri düşmesiyle kısmen dolmuştu.
Japonya'daki Kobe Üniversitesi'nde gezegen bilimci olan Dr. Naoyuki Hirata, Ganymede'nin yüzeyini kaplayan belirgin olukların uzun zamandır dev asteroit çarpışmasının yarattığı çoklu eşmerkezli halkaların kalıntıları olarak kabul edildiğini söyledi. Ancak çarpmanın ne kadar büyük olduğunun ve Jovian uydusu üzerinde nasıl bir etki yarattığının belirsiz olduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zpinhgGpvke1igCjKu3wUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Scientific Reports'ta yazan Hirata, karık sisteminin merkezinin Jüpiter'den neredeyse doğrudan uzağa nasıl işaret ettiğini anlatıyor. Bu durum, Ganymede'ye çarpan asteroitin çarpma bölgesine fazladan ağırlık ekleyerek uydunun dengesini bozması ve kendi ekseni etrafında dönmesine neden olması halinde ortaya çıkabilir.
Hirata'nın bilgisayar simülasyonları, Ganymede'ye çarpan asteroitin, çarpma bölgesi her zaman ayın uzak tarafında olacak şekilde dönmesine neden olmasıyla durumun böyle olabileceğini doğruluyor.
Dünya'nın uydusu gibi, Ganymede de Jüpiter'e gelgitsel olarak kilitlenmiş durumda, yani gaz devine sürekli aynı yüzünü gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GFlvfDyXdEWga8IykYbbqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar çarpışmanın, 4 bin 828 kilometreden fazla genişliğiyle Merkür'den daha büyük olan Ganymede üzerinde dramatik etkileri olabileceğini söyledi. 
Hirata, çarpışmanın “orijinal yüzeyi tamamen ortadan kaldıracağını” ve bilim insanlarının gizli bir tuzlu su okyanusu içerdiğine inandıkları ayın iç kısmını etkileyeceğini belirtti.
Hirata, alternatif açıklamaları göz ardı etmiyor ancak teorisinin lehinde ya da aleyhinde daha fazla kanıt, geçen yıl Jüpiter ve uydularına doğru yola çıkan Avrupa Uzay Ajansı'nın Juice sondasından gelebilir.
Uzay aracı görevinin bir parçası olarak Jüpiter'in uydularında yaşam için gerekli olan su ve enerji kaynaklarını arıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uPefaAUGY0StKKDXgalhmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Leicester Üniversitesi'nde gezegen bilimci olan Profesör Leigh Fletcher, Jüpiter'in uydularındaki eski arazilerin milyarlarca yıllık bombardımana tanıklık ettiğini ve bunun bugün hala görülebildiğini söyledi.
Fletcher, uydu yüzeylerinde birbiriyle örtüşen tüm bu olayları anlamlandırmanın zor olduğunu söyleyerek, “Bu, bilgisayar simülasyonları aracılığıyla saati geri sarmak ve Ganymede'deki yara izlerinin dağılımı için bir açıklama aramak için temiz bir girişim” sözlerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rSqre-2cCEyrl01Zmx0bIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Juice misyonunun Ganymede'i daha fazla keşfetmek için iyi bir donanıma sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
Fletcher, “Sadece yüzey kırılmasının şimdiye kadar elde edilen en iyi görüntülerini üretmekle kalmayacak, aynı zamanda Ganymede'in şekli veya yerçekimi alanındaki bu çarpma ve yeniden yönlendirmenin kalıntıları Juice'un araç paketi tarafından keşfedilebilir. Juice gözlemleri bu 'çarpma ve yeniden yönlendirme' hipotezi üzerinde mükemmel yeni kısıtlamalar sağlayacaktır” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alman devinden &amp;quot;geride kalıyoruz&amp;quot; itirafı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alman-devinden-geride-kaliyoruz-itirafi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alman-devinden-geride-kaliyoruz-itirafi</guid>
<description><![CDATA[ Almanya&#039;nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımı konusunda diğer ülkelere kıyasla çok geride kaldığı bildirildi.Alman Kamu Kalkınma Bankası (KfW), uluslararası karşılaştırmada Almanya&#039;nın dijitalleşmedeki konumuna yönelik raporunu yayınladı.  Raporda, dijital teknolojilerin araştırılması ve geliştirilmesinin Almanya&#039;nın güçlü olduğu bir alan olmadığı belirtilerek, Çin, ABD ve Japonya gibi dijital teknolojide önde gelen ülkelerle karşılaştırıldığında Almanya&#039;nın daha az bilimsel yayın ve patent ürettiği kaydedildi.  Çin ve ABD&#039;nin, Almanya&#039;nın sırasıyla 6 ve 4 katı kadar dijital teknolojilerle ilgili bilimsel çalışma yayınladığı ifade edilen raporda, dijital dönüşüm alanındaki patent başvurularında Japonya&#039;nın başı çektiği, bu ülkeyi ABD&#039;nin izlediği aktarıldı.  KfW&#039;nin raporunda, Almanya&#039;nın dijital teknolojilere dayalı malları yurt dışına sattığından daha fazla ithal ettiği de belirtilerek, &quot;Dijital teknolojilerin uygulanması söz konusu olduğunda Alman şirketleri, dijitalleşmeye yapılan nispeten düşük yatırımlar nedeniyle AB&#039;nin ancak orta sıralarında yer almaktadır.&quot; ifadeleri yer aldı.  Raporda, Covid-19&#039;un ardından KOBİ&#039;lerde dijitalleşme harcamalarının önemli ölçüde artmasının cesaret verici olduğuna işaret edilerek, başarılı bir dijital dönüşüm için akademik araştırmaların güçlendirilmesi, iş desteğinin daha da geliştirilmesi ve bilgi transferinin iyileştirilmesi gerektiği vurgulandı.  Ayrıca raporda, ekonomi politikası tedbirleriyle ilgili olarak, finansman ve stratejik yönelim gibi belirli dijitalleşme engellerinin masaya yatırılması gerektiği de kaydedildi.  Almanya&#039;nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımında lider ülkeleri yakalamak için çok sabırlı olması gerektiği ifade edilen raporda, &quot;Almanya&#039;da dijital dönüşüm başarısız olursa, refahta önemli kayıplar yaşanma riski var.&quot; uyarısında bulunuldu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AKvF1FwpikWTNE0Uh6r-xg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alman, devinden, geride, kalıyoruz, itirafı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AKvF1FwpikWTNE0Uh6r-xg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Alman devinden " geride kal itiraf><p>Almanya'nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımı konusunda diğer ülkelere kıyasla çok geride kaldığı bildirildi.</p>Alman Kamu Kalkınma Bankası (KfW), uluslararası karşılaştırmada Almanya'nın dijitalleşmedeki konumuna yönelik raporunu yayınladı.  Raporda, dijital teknolojilerin araştırılması ve geliştirilmesinin Almanya'nın güçlü olduğu bir alan olmadığı belirtilerek, Çin, ABD ve Japonya gibi dijital teknolojide önde gelen ülkelerle karşılaştırıldığında Almanya'nın daha az bilimsel yayın ve patent ürettiği kaydedildi.  Çin ve ABD'nin, Almanya'nın sırasıyla 6 ve 4 katı kadar dijital teknolojilerle ilgili bilimsel çalışma yayınladığı ifade edilen raporda, dijital dönüşüm alanındaki patent başvurularında Japonya'nın başı çektiği, bu ülkeyi ABD'nin izlediği aktarıldı.  KfW'nin raporunda, Almanya'nın dijital teknolojilere dayalı malları yurt dışına sattığından daha fazla ithal ettiği de belirtilerek, "Dijital teknolojilerin uygulanması söz konusu olduğunda Alman şirketleri, dijitalleşmeye yapılan nispeten düşük yatırımlar nedeniyle AB'nin ancak orta sıralarında yer almaktadır." ifadeleri yer aldı.  Raporda, Covid-19'un ardından KOBİ'lerde dijitalleşme harcamalarının önemli ölçüde artmasının cesaret verici olduğuna işaret edilerek, başarılı bir dijital dönüşüm için akademik araştırmaların güçlendirilmesi, iş desteğinin daha da geliştirilmesi ve bilgi transferinin iyileştirilmesi gerektiği vurgulandı.  Ayrıca raporda, ekonomi politikası tedbirleriyle ilgili olarak, finansman ve stratejik yönelim gibi belirli dijitalleşme engellerinin masaya yatırılması gerektiği de kaydedildi.  Almanya'nın dijital teknolojilerin araştırılması ve kullanımında lider ülkeleri yakalamak için çok sabırlı olması gerektiği ifade edilen raporda, "Almanya'da dijital dönüşüm başarısız olursa, refahta önemli kayıplar yaşanma riski var." uyarısında bulunuldu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA alarma geçti: Uzayda mahsur kalan astronotlar gizemli sesler duyduğunu bildirdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-alarma-gecti-uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-gizemli-sesler-duydugunu-bildirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-alarma-gecti-uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-gizemli-sesler-duydugunu-bildirdi</guid>
<description><![CDATA[ Boeing&#039;in Starliner kapsülü, Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) teknik sorunlar yaşarken, kapsülden gelen tuhaf sesler astronotları alarma geçirdi. NASA Starliner kapsülündeki ürpertici sesin kaynağını açıkladı.Teknik sorunlarla boğuşan ve astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda mahsur kalan Boeing&#039;in Starliner kapsülü Cumartesi günü çok tuhaf sesler çıkararak astronotları alarma geçirdi.
NASA astronotu Butch Wilmore telsizle görev kontrol merkezine &quot;Starliner hakkında bir sorum var. Hoparlörden garip bir ses geliyor... Bunu neyin yaptığını bilmiyorum.&quot; dedi.Yayınlanan bir kayıtta ortaya çıktığı üzere ses, kenetlenmiş modülden geliyordu ve sonar pinglerine güçlü bir benzerlik taşıyordu.
Eski ISS astronotu Chris Hadfield, X&#039;te (eski adıyla Twitter) bunun bir uzay aracında duymak için alışılmadık bir ses olduğunu söyledi.
Kapsülün ne kadar sorunlu olduğu göz önüne alındığında, bu ses biraz endişe vericiydi.
NASA&#039;DAN AÇIKLAMA
Şu anda Starline itici sorunları ve helyum sızıntıları nedeniyle NASA astronotu Sunita Williams ile birlikte mahsur kalan Wilmore, NASA&#039;dan sesin kaynağını araştırmasını talep etti.
NASA sonuca ulaştı ve ses neyse ki endişelenecek bir şey olmadığını açıkladı.NASA, Space News&#039;ten Jeff Foust&#039;a gönderdiği e-postada şunları söyledi:
&quot;Boeing&#039;in Starliner uzay aracındaki bir hoparlörden gelen ve Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;ndaki NASA astronotu Butch Wilmore tarafından duyulan titreşimli ses kesildi. Hoparlörden gelen geri bildirim, uzay istasyonu ile Starliner arasındaki bir ses konfigürasyonunun sonucuydu,&quot;
Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır.
Mürettebattan iletişim sisteminden kaynaklanan sesler duyduklarında görev kontrol ile irtibata geçmeleri istenir.
Wilmore&#039;un bildirdiği hoparlör geri bildiriminin mürettebat, Starliner ya da istasyon operasyonları üzerinde teknik bir etkisi yoktur, buna Starliner&#039;ın 6 Eylül Cuma gününden önce istasyondan ayrılmaması da dahildir.&quot;Wilmore ve Williams, Şubat 2025&#039;te Dünya&#039;ya dönmesi planlanan 71/72 seferinin resmi üyeleri olarak çalışacakları ISS&#039;de mahsur kalmaya devam edecekler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, alarma, geçti:, Uzayda, mahsur, kalan, astronotlar, gizemli, sesler, duyduğunu, bildirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA alarma geçti: Uzayda mahsur kalan astronotlar gizemli sesler duyduğunu bildirdi"><p>Boeing'in Starliner kapsülü, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) teknik sorunlar yaşarken, kapsülden gelen tuhaf sesler astronotları alarma geçirdi. NASA Starliner kapsülündeki ürpertici sesin kaynağını açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ovojezLKRkW28dMg2WIYJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Teknik sorunlarla boğuşan ve astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu'nda mahsur kalan Boeing'in Starliner kapsülü Cumartesi günü çok tuhaf sesler çıkararak astronotları alarma geçirdi.
NASA astronotu Butch Wilmore telsizle görev kontrol merkezine "Starliner hakkında bir sorum var. Hoparlörden garip bir ses geliyor... Bunu neyin yaptığını bilmiyorum." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tBMvnxfvPEmJ6BKsofWhNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yayınlanan bir kayıtta ortaya çıktığı üzere ses, kenetlenmiş modülden geliyordu ve sonar pinglerine güçlü bir benzerlik taşıyordu.
Eski ISS astronotu Chris Hadfield, X'te (eski adıyla Twitter) bunun bir uzay aracında duymak için alışılmadık bir ses olduğunu söyledi.
Kapsülün ne kadar sorunlu olduğu göz önüne alındığında, bu ses biraz endişe vericiydi.
NASA'DAN AÇIKLAMA
Şu anda Starline itici sorunları ve helyum sızıntıları nedeniyle NASA astronotu Sunita Williams ile birlikte mahsur kalan Wilmore, NASA'dan sesin kaynağını araştırmasını talep etti.
NASA sonuca ulaştı ve ses neyse ki endişelenecek bir şey olmadığını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7RrKTjZulEOIFJtzxuQHBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, Space News'ten Jeff Foust'a gönderdiği e-postada şunları söyledi:
"Boeing'in Starliner uzay aracındaki bir hoparlörden gelen ve Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki NASA astronotu Butch Wilmore tarafından duyulan titreşimli ses kesildi. Hoparlörden gelen geri bildirim, uzay istasyonu ile Starliner arasındaki bir ses konfigürasyonunun sonucuydu,"
Uzay istasyonu ses sistemi karmaşıktır, birden fazla uzay aracı ve modülün birbirine bağlanmasına izin verir ve gürültü ve geri bildirim yaşanması yaygındır.
Mürettebattan iletişim sisteminden kaynaklanan sesler duyduklarında görev kontrol ile irtibata geçmeleri istenir.
Wilmore'un bildirdiği hoparlör geri bildiriminin mürettebat, Starliner ya da istasyon operasyonları üzerinde teknik bir etkisi yoktur, buna Starliner'ın 6 Eylül Cuma gününden önce istasyondan ayrılmaması da dahildir."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D_24KT7hVEanzsJMdT30iQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Wilmore ve Williams, Şubat 2025'te Dünya'ya dönmesi planlanan 71/72 seferinin resmi üyeleri olarak çalışacakları ISS'de mahsur kalmaya devam edecekler.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Boeing ve NASA Starliner&amp;apos;ı mürettebatı olmadan dünyaya getirmeye hazırlanıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/boeing-ve-nasa-starlineri-murettebati-olmadan-dunyaya-getirmeye-hazirlaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/boeing-ve-nasa-starlineri-murettebati-olmadan-dunyaya-getirmeye-hazirlaniyor</guid>
<description><![CDATA[ NASA ve Boeing, Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) mahsur kalan astronotların Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya getirmeye hazırlanıyor. Öte yandan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ın SpaceX&#039;in kapsülüyle Şubat 2025&#039;te dünyaya dönüş yapması bekleniyor.NASA yetkilileri, 6 Eylül Cuma günü Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya geri getirmeye hazırlanıyor.
Starliner yarın akşam kenetlenme girişiminde bulunacak.
Her şey planlandığı gibi giderse, uzay aracı yaklaşık 6 saat sürecek bir yolculuğun sonunda New Mexico&#039;daki White Sands Uzay Limanı&#039;na inecek.Bu son gelişmeler Boeing yapımı Starliner için sorunlu bir ilk mürettebatlı görevi sona erdirecek.
Bu görevin, aracın Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na gidip gelen astronotlar için düzenli bir taşıyıcı olarak faaliyete geçmesinden önceki son sertifikasyon görevi olması gerekiyordu.
Ancak 6 Haziran&#039;da aracın istasyona yanaşmaya çalışmasından kısa bir süre önce, uzay aracının iticilerinden bazılarında yaşanan sorunlar ve tahrik sistemlerindeki birkaç helyum sızıntısı gibi teknik sorunlar ortaya çıktı.
Araçtaki iki astronot, Butch Wilmore ve Suni Williams, Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na güvenli bir şekilde bindiler.
Ancak NASA ve Boeing mühendisleri anomalilerin temel nedenini belirlemeye çalışırken, astronotlar uzayda mahsur kaldı ve görev süreleri birkaç ay uzadı.Hem yerde replika donanım kullanılarak hem de yörüngede haftalarca süren testlerin ardından NASA 24 Ağustos&#039;ta Starliner&#039;ın Dünya&#039;ya boş dönmesine karar verdi ve Wilmore ile Williams bunun yerine Şubat 2025&#039;te bir SpaceX kapsülü kullanarak eve döneceğini açıkladı.
Dönüş yolculuğunun ISS&#039;den normal dönüş görevlerinden önemli bir farkı olacak, o da Starliner&#039;ın istasyondan hızla yukarı ve uzağa hareket etmek için &quot;koparma yanışı&quot; adı verilen bir manevra yapacak olması.
Aslında her biri saniyede sadece 0,1 metre yörünge hızına sahip 12 küçük yanmadan oluşan bu manevrada iticiler istasyona yaklaşırken olduğundan daha kısa bir süre boyunca titreşecek.NASA&#039;nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich bir basın toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, &quot;Bu koparma yanmasını seçmemizin nedeni aracı istasyondan daha hızlı uzaklaştırmasıdır. Mürettebat gemide olmadan, gerektiğinde manuel kontrolü ele alabilecek şekilde, ayrılma yanmasını yaptığımızda hesaba katmamız gereken çok daha az değişken var ve bu da aracı eve dönüş yörüngesine çok daha erken sokmamızı sağlıyor.&quot;Bir sonraki kritik hamle ise, Starliner&#039;ı Dünya atmosferine sokacak ve White Sands&#039;e doğru yola çıkaracak olan 60 saniyelik yörünge dışı yanma olacak.
Uzay aracı yere yumuşak bir iniş yapmak için paraşütleri ve hava yastıklarını açacak.
Stich &quot;İyi bir yanma bekliyoruz ve çok fazla yedekliliğimiz var ve güvenli bir giriş yapmak için buna güveniyoruz.&quot; diye ekledi.
NASA ve Boeing uzay aracının performansını uçuş sonrası birkaç ay boyunca analiz edecekler, ancak Stich ekiplerin şimdiden sistemde değişiklikler yapmayı ya da aracın uzay ajansı tarafından tam olarak onaylanması için ek testler yapmayı düşündüklerini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5vBc9kxeUUeMfsQ3XX6Yjg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Boeing, NASA, Starlinerı, mürettebatı, olmadan, dünyaya, getirmeye, hazırlanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5vBc9kxeUUeMfsQ3XX6Yjg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Boeing ve NASA Starliner'ı mürettebatı olmadan dünyaya getirmeye hazırlanıyor"><p>NASA ve Boeing, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) mahsur kalan astronotların Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya getirmeye hazırlanıyor. Öte yandan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams'ın SpaceX'in kapsülüyle Şubat 2025'te dünyaya dönüş yapması bekleniyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Zpxe1ktTT0K05Kbv-dd--w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA yetkilileri, 6 Eylül Cuma günü Starliner kapsülünü mürettebatsız şekilde dünyaya geri getirmeye hazırlanıyor.
Starliner yarın akşam kenetlenme girişiminde bulunacak.
Her şey planlandığı gibi giderse, uzay aracı yaklaşık 6 saat sürecek bir yolculuğun sonunda New Mexico'daki White Sands Uzay Limanı'na inecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NMDF19EzE0ueMMDL3kjbpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu son gelişmeler Boeing yapımı Starliner için sorunlu bir ilk mürettebatlı görevi sona erdirecek.
Bu görevin, aracın Uluslararası Uzay İstasyonu'na gidip gelen astronotlar için düzenli bir taşıyıcı olarak faaliyete geçmesinden önceki son sertifikasyon görevi olması gerekiyordu.
Ancak 6 Haziran'da aracın istasyona yanaşmaya çalışmasından kısa bir süre önce, uzay aracının iticilerinden bazılarında yaşanan sorunlar ve tahrik sistemlerindeki birkaç helyum sızıntısı gibi teknik sorunlar ortaya çıktı.
Araçtaki iki astronot, Butch Wilmore ve Suni Williams, Uluslararası Uzay İstasyonu'na güvenli bir şekilde bindiler.
Ancak NASA ve Boeing mühendisleri anomalilerin temel nedenini belirlemeye çalışırken, astronotlar uzayda mahsur kaldı ve görev süreleri birkaç ay uzadı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ogqFrJB8UUmJnyz4Yu5YYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hem yerde replika donanım kullanılarak hem de yörüngede haftalarca süren testlerin ardından NASA 24 Ağustos'ta Starliner'ın Dünya'ya boş dönmesine karar verdi ve Wilmore ile Williams bunun yerine Şubat 2025'te bir SpaceX kapsülü kullanarak eve döneceğini açıkladı.
Dönüş yolculuğunun ISS'den normal dönüş görevlerinden önemli bir farkı olacak, o da Starliner'ın istasyondan hızla yukarı ve uzağa hareket etmek için "koparma yanışı" adı verilen bir manevra yapacak olması.
Aslında her biri saniyede sadece 0,1 metre yörünge hızına sahip 12 küçük yanmadan oluşan bu manevrada iticiler istasyona yaklaşırken olduğundan daha kısa bir süre boyunca titreşecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f2sMOfiYlUCuacwUxzhHxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich bir basın toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, "Bu koparma yanmasını seçmemizin nedeni aracı istasyondan daha hızlı uzaklaştırmasıdır. Mürettebat gemide olmadan, gerektiğinde manuel kontrolü ele alabilecek şekilde, ayrılma yanmasını yaptığımızda hesaba katmamız gereken çok daha az değişken var ve bu da aracı eve dönüş yörüngesine çok daha erken sokmamızı sağlıyor."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Nf_0iV0u00-3jjMDw9PaeQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir sonraki kritik hamle ise, Starliner'ı Dünya atmosferine sokacak ve White Sands'e doğru yola çıkaracak olan 60 saniyelik yörünge dışı yanma olacak.
Uzay aracı yere yumuşak bir iniş yapmak için paraşütleri ve hava yastıklarını açacak.
Stich "İyi bir yanma bekliyoruz ve çok fazla yedekliliğimiz var ve güvenli bir giriş yapmak için buna güveniyoruz." diye ekledi.
NASA ve Boeing uzay aracının performansını uçuş sonrası birkaç ay boyunca analiz edecekler, ancak Stich ekiplerin şimdiden sistemde değişiklikler yapmayı ya da aracın uzay ajansı tarafından tam olarak onaylanması için ek testler yapmayı düşündüklerini söyledi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gençlerin para ve boş zaman tercihleri: Z kuşağında cinsiyete göre belirgin farklar ortaya çıktı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/genclerin-para-ve-bos-zaman-tercihleri-z-kusaginda-cinsiyete-goere-belirgin-farklar-ortaya-cikti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/genclerin-para-ve-bos-zaman-tercihleri-z-kusaginda-cinsiyete-goere-belirgin-farklar-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Yayımlanan yeni rapora göre, Z kuşağındaki erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklılıklar ortaya çıktı. Bulgular arasında, kadınların sosyal medyada daha fazla zaman geçirdiği yer alırken erkeklerin oyun ve haber içeriği tüketiminde öne çıktığı belirtildi.Son yıllarda Z kuşağının &quot;para algısı bozukluğu&quot; yaşadığı bilinse de, yeni bir araştırma genç erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koydu.Morning Consult tarafından ağustos ayında yayımlanan rapora ve Independent&#039;da yer alan habere göre , Z kuşağı (1997-2012 doğumlular) erkek ve kadınlarının para harcama ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklar var.  Araştırmada, genç erkek ve kadınlar arasındaki temel farklardan biri sosyal medya kullanımı olarak belirlendi.TikTok ve Pinterest gibi uygulamalar Z kuşağı kadınları arasında daha popülerken, erkekler Reddit ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformları tercih ediyor. Ayrıca, kadınların erkeklere oranla daha fazla Instagram kullandığı görüldü.Rapora göre, Z kuşağı kadınlarının sosyal medyayla etkileşimde topluluğa önem verdiği ve &quot;yakın arkadaşlık, hediye verme ve başkalarının ihtiyaçlarını kendisinin önüne koyma&quot; gibi topluluk ideallerini benimsediği vurgulandı.
Yayın platformlarında, Z kuşağı kadınlarının izleme süreleri erkek akranlarından biraz daha yüksek. Kadınlar arasında Netflix, Hulu ve Disney+ tercih edilirken, erkekler Apple TV+ ve Twitch.tv&#039;yi daha çok kullanıyor.Oyun oynamak Z kuşağı erkeklerinin hayatında büyük bir yer tutuyor. Araştırmaya göre, Z kuşağı erkeklerinin yüzde 77&#039;si haftada en az bir kez konsol oyunu, yüzde 67&#039;si ise bilgisayar oyunu oynuyor. Bu oran, oyun oynadığını belirten Z kuşağı kadınlarından önemli ölçüde daha yüksek.Haber tüketiminde ise Z kuşağı erkeklerinin çevrimiçi haber içeriği tüketiminde kadınları geçtiği belirlendi. Genç erkekler, çoğu haber kaynağıyla etkileşimde kadınlardan önde yer alıyor.
Bu bulgular, Z kuşağının harcama alışkanlıklarına dair daha önce yapılan araştırmaları destekliyor. Mayıs ayında Intuit Credit Karma&#039;nın isteğiyle Qualtrics tarafından hazırlanan bir rapor, genç yetişkinlerin neredeyse yarısının &quot;para algısı bozukluğu&quot; yaşadığını ve ekonomik durumlarına dair çarpık bir bakış açısına sahip olduğunu ortaya koymuştu.Z kuşağı ve Y kuşağındaki bireylerin büyük bir kısmı maddi güvensizlikle mücadele ettiğini belirtmişti. 18 yaşından büyük 1006 ABD&#039;li yetişkinle yapılan ankette, katılımcıların yüzde 29&#039;u ekonomik durumlarını sık sık başkalarıyla karşılaştırdığını ve bunun yetersizlik ve özgüvensizlik hislerini tetiklediğini ifade etmişti.
Bu hisler özellikle Z kuşağının yüzde 43&#039;ü ve Y kuşağının yüzde 41&#039;inde gözlemlenmişti.
Z kuşağının yüzde 48&#039;i ve Y kuşağının yüzde 59&#039;u geride kalmış hissettiklerini belirtmesine rağmen, ankete katılanların yüzde 59&#039;u ekonomik açıdan güvende hissettiklerini söylemişti. Bu durum, bireylerin kendilerine dair algılarıyla gerçeklikleri arasındaki ayrımı işaret ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wcm0AA66PUCh9HfX2sxu_A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gençlerin, para, boş, zaman, tercihleri:, kuşağında, cinsiyete, göre, belirgin, farklar, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wcm0AA66PUCh9HfX2sxu_A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Gençlerin para ve boş zaman tercihleri: Z kuşağında cinsiyete göre belirgin farklar ortaya çıktı"><p>Yayımlanan yeni rapora göre, Z kuşağındaki erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklılıklar ortaya çıktı. Bulgular arasında, kadınların sosyal medyada daha fazla zaman geçirdiği yer alırken erkeklerin oyun ve haber içeriği tüketiminde öne çıktığı belirtildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3lShyLNHLUq_rAmPnwBc-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son yıllarda Z kuşağının "para algısı bozukluğu" yaşadığı bilinse de, yeni bir araştırma genç erkek ve kadınların para harcama alışkanlıkları ve boş zaman aktivitelerinde belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cILB6tz8pUupeRRH4vapPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Morning Consult tarafından ağustos ayında yayımlanan rapora ve Independent'da yer alan habere göre , Z kuşağı (1997-2012 doğumlular) erkek ve kadınlarının para harcama ve boş zaman aktivitelerinde önemli farklar var.  Araştırmada, genç erkek ve kadınlar arasındaki temel farklardan biri sosyal medya kullanımı olarak belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oT6ze5Us_kmM0a5t-fv8Zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TikTok ve Pinterest gibi uygulamalar Z kuşağı kadınları arasında daha popülerken, erkekler Reddit ve X (eski adıyla Twitter) gibi platformları tercih ediyor. Ayrıca, kadınların erkeklere oranla daha fazla Instagram kullandığı görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-KLtUUe900y4yBlCyaaWbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rapora göre, Z kuşağı kadınlarının sosyal medyayla etkileşimde topluluğa önem verdiği ve "yakın arkadaşlık, hediye verme ve başkalarının ihtiyaçlarını kendisinin önüne koyma" gibi topluluk ideallerini benimsediği vurgulandı.
Yayın platformlarında, Z kuşağı kadınlarının izleme süreleri erkek akranlarından biraz daha yüksek. Kadınlar arasında Netflix, Hulu ve Disney+ tercih edilirken, erkekler Apple TV+ ve Twitch.tv'yi daha çok kullanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CNTd-laJYkKEy7934L6m2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Oyun oynamak Z kuşağı erkeklerinin hayatında büyük bir yer tutuyor. Araştırmaya göre, Z kuşağı erkeklerinin yüzde 77'si haftada en az bir kez konsol oyunu, yüzde 67'si ise bilgisayar oyunu oynuyor. Bu oran, oyun oynadığını belirten Z kuşağı kadınlarından önemli ölçüde daha yüksek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5ukvINFNjUiOGzCRngMzAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Haber tüketiminde ise Z kuşağı erkeklerinin çevrimiçi haber içeriği tüketiminde kadınları geçtiği belirlendi. Genç erkekler, çoğu haber kaynağıyla etkileşimde kadınlardan önde yer alıyor.
Bu bulgular, Z kuşağının harcama alışkanlıklarına dair daha önce yapılan araştırmaları destekliyor. Mayıs ayında Intuit Credit Karma'nın isteğiyle Qualtrics tarafından hazırlanan bir rapor, genç yetişkinlerin neredeyse yarısının "para algısı bozukluğu" yaşadığını ve ekonomik durumlarına dair çarpık bir bakış açısına sahip olduğunu ortaya koymuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DMwX1yq2GUuX3r18gepHYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Z kuşağı ve Y kuşağındaki bireylerin büyük bir kısmı maddi güvensizlikle mücadele ettiğini belirtmişti. 18 yaşından büyük 1006 ABD'li yetişkinle yapılan ankette, katılımcıların yüzde 29'u ekonomik durumlarını sık sık başkalarıyla karşılaştırdığını ve bunun yetersizlik ve özgüvensizlik hislerini tetiklediğini ifade etmişti.
Bu hisler özellikle Z kuşağının yüzde 43'ü ve Y kuşağının yüzde 41'inde gözlemlenmişti.
Z kuşağının yüzde 48'i ve Y kuşağının yüzde 59'u geride kalmış hissettiklerini belirtmesine rağmen, ankete katılanların yüzde 59'u ekonomik açıdan güvende hissettiklerini söylemişti. Bu durum, bireylerin kendilerine dair algılarıyla gerçeklikleri arasındaki ayrımı işaret ediyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ABD, İngiltere ve AB yapay zeka standartları konusunda anlaşma imzalayacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/abd-ingiltere-ve-ab-yapay-zeka-standartlari-konusunda-anlasma-imzalayacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/abd-ingiltere-ve-ab-yapay-zeka-standartlari-konusunda-anlasma-imzalayacak</guid>
<description><![CDATA[ ABD, İngiltere ve AB&#039;nin, yapay zeka kullanımına ilişkin ilk yasal bağlayıcılığı olan uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avusturalya&#039;nın da dahil olduğu 50&#039;den fazla ülke tarafından hazırlandığı kaydedildi.Dünyanın ilk uluslararası yapay zeka anlşaması yakın zamanda imzalanmaya hazırlanıyor.Financial Times&#039;ın Perşembe günü bildirdiğine göre, ABD, İngiltere ve AB&#039;nin yapay zekanın kullanımına ilişkin yasal bağlayıcılığı olan ilk uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Üç ülkenin Perşembe günü Avrupa Konseyi&#039;nin yapay zeka sözleşmesini imzalayacağı belirtilirken, sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avustralya dahil 50&#039;den fazla ülke tarafından iki yıldan fazla bir süredir hazırlandığı da kaydedildi. Üst düzey bir Biden yönetimi yetkilisinin verdiği demeçte, ABD&#039;nin yapay zeka teknolojilerinin insan haklarına ve demokratik değerlere saygıyı desteklemesini sağlamaya kararlı olduğunu ve Avrupa Konseyi&#039;nin bu alandaki kilit katma değerini gördüğünü söyledi.Habere göre İngiltere Teknoloji Bakanı Peter Kyle, “Bu, küresel çapta gerçek dişlere sahip ilk proje ve aynı zamanda çok farklı ulusları bir araya getiriyor” dedi.Avrupa Konseyi&#039;nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ele alan yapay zeka çerçeve sözleşmesi, Yapay Zeka Komitesi (CAI) tarafından hazırlandı. CAI, sözleşmenin taslağını Mart ayında tamamladı.Bunu takiben, sözleşme 17 Mayıs&#039;ta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edildi ve 5 Eylül&#039;de Vilnius&#039;ta imzaya açılacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9i8q9x9g0GDWrxdRqIxQg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ABD, İngiltere, yapay, zeka, standartları, konusunda, anlaşma, imzalayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9i8q9x9g0GDWrxdRqIxQg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="ABD, İngiltere ve AB yapay zeka standartları konusunda anlaşma imzalayacak"><p>ABD, İngiltere ve AB'nin, yapay zeka kullanımına ilişkin ilk yasal bağlayıcılığı olan uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor. Sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avusturalya'nın da dahil olduğu 50'den fazla ülke tarafından hazırlandığı kaydedildi.</p><p>Dünyanın ilk uluslararası yapay zeka anlşaması yakın zamanda imzalanmaya hazırlanıyor.</p><p><strong>Financial Times'ın Perşembe günü bildirdiğine göre,</strong> ABD, İngiltere ve AB'nin yapay zekanın kullanımına ilişkin yasal bağlayıcılığı olan ilk uluslararası anlaşmayı imzalaması bekleniyor.</p><p> Üç ülkenin Perşembe günü Avrupa Konseyi'nin yapay zeka sözleşmesini imzalayacağı belirtilirken, sözleşmenin Kanada, Japonya ve Avustralya dahil 50'den fazla ülke tarafından iki yıldan fazla bir süredir hazırlandığı da kaydedildi.</p><p> Üst düzey bir Biden yönetimi yetkilisinin verdiği demeçte, ABD'nin yapay zeka teknolojilerinin insan haklarına ve demokratik değerlere saygıyı desteklemesini sağlamaya kararlı olduğunu ve Avrupa Konseyi'nin bu alandaki kilit katma değerini gördüğünü söyledi.</p><p>Habere göre İngiltere Teknoloji Bakanı Peter Kyle, “Bu, küresel çapta gerçek dişlere sahip ilk proje ve aynı zamanda çok farklı ulusları bir araya getiriyor” dedi.</p><p>Avrupa Konseyi'nin insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ele alan yapay zeka çerçeve sözleşmesi, Yapay Zeka Komitesi (CAI) tarafından hazırlandı. </p><p>CAI, sözleşmenin taslağını Mart ayında tamamladı.</p><p>Bunu takiben, sözleşme 17 Mayıs'ta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edildi ve 5 Eylül'de Vilnius'ta imzaya açılacak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin&amp;apos;den tarihi Mars görevi: Örnekler getirmeyi hedefliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cinden-tarihi-mars-goerevi-ornekler-getirmeyi-hedefliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cinden-tarihi-mars-goerevi-ornekler-getirmeyi-hedefliyor</guid>
<description><![CDATA[ Çin, Mars’tan örnekler getirmeyi hedefleyen Tianwen-3 misyonunu 2028&#039;de başlatmayı planlıyor. İki fırlatma ile gerçekleşecek görevde, Mars’tan kaya ve toprak numuneleri toplanıp Dünya’ya getirilecek.Çin, Mars&#039;tan topladığı örnekleri dünyaya getirmeyi hedeflediği projesini açıkladı.Çin&#039;in resmi haber ajansı Xinhua&#039;nın haberine göre, Çinli bir uzay uzmanı yaptığı açıklamada, Çin&#039;in Mars&#039;tan örnekler getirmeyi amaçlayan Tianwen-3 misyonunu 2028 civarında iki fırlatmayla gerçekleştirmeyi planladığını söyledi.Çin&#039;in Mars&#039;tan numune getirme misyonunun baş tasarımcısı Liu Jizhong, Çin&#039;in doğusundaki Anhui Eyaletinde bulunan Huangshan Şehrinin Tunxi kentinde düzenlenen 2. Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansında ayrıntıları açıkladı.Mars görevi, Mars&#039;tan kaya ve toprak örnekleri toplayıp daha sonra Dünya&#039;ya getirmek üzere tasarlanmış iki ayrı uzay aracı fırlatmasından oluşacak.Pekin&#039;in Tianwen-2 görevi önümüzdeki yıl asteroit keşfine başlayacak, 2028 civarında Mars&#039;a Tianwen-3  ve ardından 2030&#039;da Jüpiter sistemini keşfedecek Tianwen-4 görevi başlayacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BmNuPIAM8ES1EFvSOH_1hw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çinden, tarihi, Mars, görevi:, Örnekler, getirmeyi, hedefliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BmNuPIAM8ES1EFvSOH_1hw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin'den tarihi Mars görevi: Örnekler getirmeyi hedefliyor"><p>Çin, Mars’tan örnekler getirmeyi hedefleyen Tianwen-3 misyonunu 2028'de başlatmayı planlıyor. İki fırlatma ile gerçekleşecek görevde, Mars’tan kaya ve toprak numuneleri toplanıp Dünya’ya getirilecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HD4pt6EFCEWyMBsrYdIaHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çin, Mars'tan topladığı örnekleri dünyaya getirmeyi hedeflediği projesini açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EiZmpaOBkUCv4tsQtkRBsQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çin'in resmi haber ajansı Xinhua'nın haberine göre, Çinli bir uzay uzmanı yaptığı açıklamada, Çin'in Mars'tan örnekler getirmeyi amaçlayan Tianwen-3 misyonunu 2028 civarında iki fırlatmayla gerçekleştirmeyi planladığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5Qxcs-rcZ0W4yIs6GSoM5A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çin'in Mars'tan numune getirme misyonunun baş tasarımcısı Liu Jizhong, Çin'in doğusundaki Anhui Eyaletinde bulunan Huangshan Şehrinin Tunxi kentinde düzenlenen 2. Uluslararası Derin Uzay Keşif Konferansında ayrıntıları açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ew5zHk6nYEuBkTwBAFjCRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars görevi, Mars'tan kaya ve toprak örnekleri toplayıp daha sonra Dünya'ya getirmek üzere tasarlanmış iki ayrı uzay aracı fırlatmasından oluşacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XimylvXKl0Kq8Vppk54Clw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekin'in Tianwen-2 görevi önümüzdeki yıl asteroit keşfine başlayacak, 2028 civarında Mars'a Tianwen-3  ve ardından 2030'da Jüpiter sistemini keşfedecek Tianwen-4 görevi başlayacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>200 litre suyu temizleyebiliyorlar: Kabuklu deniz canlıları kıyılara yeniden kazandırılacak!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/200-litre-suyu-temizleyebiliyorlar-kabuklu-deniz-canlilari-kiyilara-yeniden-kazandirilacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/200-litre-suyu-temizleyebiliyorlar-kabuklu-deniz-canlilari-kiyilara-yeniden-kazandirilacak</guid>
<description><![CDATA[ Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için Avrupa Yerli istiridyesi üzerinde yeni bir teknik kullanıyor. Proje kapsamında uzmanlar, aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi gibi sebeplerle yok olan türü yeniden döndürmeyi hedefliyorlar.Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için yeni bir teknik kullanılmaya başlandı.Yorkshire ve Lincolnshire yaban hayatı vakıfları ile açık deniz rüzgar şirketi Orsted arasındaki bir iş birliği olan Wilder Humber, önümüzdeki beş yıl içinde 500 bin yerli Avrupa yassı istiridyesini Humber Halici&#039;ne yeniden kazandırmayı hedefliyor.BİR ZAMANLAR GEMİCİLİK İÇİN TEHLİKEYDİKurum tarafından, istiridye larvalarının deniz tarağı kabuklarıyla dolu bir tanka yerleştirildiği yeni bir yöntem test ediliyor.Larvalar kabuklara tutunuyor ve daha sonra Humber&#039;a bırakılmadan önce büyümeleri için Spurn Point&#039;teki bir istiridye yuvasına aktarılıyor.  Wilder Humber, halicin bir zamanlar gemicilik için tehlike olarak listelenecek kadar büyük, gelişen bir istiridye resifine ev sahipliği yaptığını söyledi.Aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi bu türün azalmasına neden oldu.200 LİTRE SUYU TEMİZLEYEBİLİYORLAR İstiridyeler kirlilikle mücadelenin bir yolu olarak kullanılıyor. Tek bir yetişkin istiridye günde 200 litre suyu filtreleyip temizleyebiliyor.İstiridye yatakları oluştuğunda suyun temizlenmesinin yanı sıra diğer deniz canlılarına da yaşam alanı sağlayacak.&quot;ÇIĞIR AÇAN PROJE&quot; Larvaları tedarik eden The Oyster Restoration Company&#039;nin CEO&#039;su Doktor Nik Sachlikidis, &quot;çığır açan projenin&quot; İngiltere&#039;de türünün ilk örneği olduğunu &quot;Biyolojik çeşitliliği önemli ölçüde artıracak ölçeklenebilir kara ve deniz konuşlandırmasına doğru önemli bir adım atıyoruz&quot; sözleriyle dile getirdi.Sachlikidis, sözlerine &quot;Yerli istiridyelerin deniz ekolojisine olan olumlu etkisi çok derindir ve birlikte, gelecekte daha sağlıklı ve dayanıklı bir çevre sağlamak için daha fazla yerli istiridye restorasyon projesinin önünü açıyoruz.&quot; diye devam etti.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DFgAKoYyYESRtHSXyJ63RQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>200, litre, suyu, temizleyebiliyorlar:, Kabuklu, deniz, canlıları, kıyılara, yeniden, kazandırılacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DFgAKoYyYESRtHSXyJ63RQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="200 litre suyu temizleyebiliyorlar: Kabuklu deniz canlıları kıyılara yeniden kazandırılacak!"><p>Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için Avrupa Yerli istiridyesi üzerinde yeni bir teknik kullanıyor. Proje kapsamında uzmanlar, aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi gibi sebeplerle yok olan türü yeniden döndürmeyi hedefliyorlar.</p><p>Bir yaban hayatı projesi, kabuklu deniz hayvanlarını Doğu Yorkshire kıyılarına yeniden kazandırmak için yeni bir teknik kullanılmaya başlandı.</p><p>Yorkshire ve Lincolnshire yaban hayatı vakıfları ile açık deniz rüzgar şirketi Orsted arasındaki bir iş birliği olan Wilder Humber, önümüzdeki beş yıl içinde 500 bin yerli Avrupa yassı istiridyesini Humber Halici'ne yeniden kazandırmayı hedefliyor.</p><p><strong>BİR ZAMANLAR GEMİCİLİK İÇİN TEHLİKEYDİ</strong></p><p>Kurum tarafından, istiridye larvalarının deniz tarağı kabuklarıyla dolu bir tanka yerleştirildiği yeni bir yöntem test ediliyor.</p><p>Larvalar kabuklara tutunuyor ve daha sonra Humber'a bırakılmadan önce büyümeleri için Spurn Point'teki bir istiridye yuvasına aktarılıyor.  Wilder Humber, halicin bir zamanlar gemicilik için tehlike olarak listelenecek kadar büyük, gelişen bir istiridye resifine ev sahipliği yaptığını söyledi.</p><p>Aşırı avlanma, hastalıklar ve su kalitesinin düşmesi bu türün azalmasına neden oldu.</p><p><strong>200 LİTRE SUYU TEMİZLEYEBİLİYORLAR</strong> </p><p>İstiridyeler kirlilikle mücadelenin bir yolu olarak kullanılıyor. Tek bir yetişkin istiridye günde 200 litre suyu filtreleyip temizleyebiliyor.</p><p>İstiridye yatakları oluştuğunda suyun temizlenmesinin yanı sıra diğer deniz canlılarına da yaşam alanı sağlayacak.</p><p><strong>"ÇIĞIR AÇAN PROJE"</strong> </p><p>Larvaları tedarik eden The Oyster Restoration Company'nin CEO'su Doktor Nik Sachlikidis, "çığır açan projenin" İngiltere'de türünün ilk örneği olduğunu "Biyolojik çeşitliliği önemli ölçüde artıracak ölçeklenebilir kara ve deniz konuşlandırmasına doğru önemli bir adım atıyoruz" sözleriyle dile getirdi.</p><p>Sachlikidis, sözlerine "Yerli istiridyelerin deniz ekolojisine olan olumlu etkisi çok derindir ve birlikte, gelecekte daha sağlıklı ve dayanıklı bir çevre sağlamak için daha fazla yerli istiridye restorasyon projesinin önünü açıyoruz." diye devam etti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arianespace gözlem uydusunu başarıyla yörüngeye fırlattı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arianespace-goezlem-uydusunu-basariyla-yoerungeye-firlatti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arianespace-goezlem-uydusunu-basariyla-yoerungeye-firlatti</guid>
<description><![CDATA[ Arianespace, son Vega roketi Sentinel-2C gözlem uydusunu başarıyla fırlattı. Uydu, Avrupa Birliği’nin Copernicus programı kapsamında Dünya&#039;nın çevresel gözlemi için kullanılacak.Arianespace son Vega roketini fırlatarak Sentinel-2C uydusunu Avrupa Birliği&#039;nin Dünya&#039;nın çevresini gözlemlemeye yönelik Copernicus programı kapsamında yörüngeye yerleştirdi.  Yayınlanan görüntülere göre, daha büyük araçların aksine yan tarafına bağlanmış iticilere sahip olmayan ince tek gövdeli roket, 4 Eylül&#039;de Fransız Guyanası&#039;ndaki fırlatma üssünden fırlatıldı.12 YILLIK GÖREVİ SONA ERDİFırlatma, İtalyan Avio tarafından tasarlanan küçük fırlatma aracının 12 yıllık kariyerini sona erdirdi.Airbus Defence &amp; Space tarafından inşa edilen Sentinel-2C, Copernicus programı kapsamında faaliyet gösteren bir çift uydunun parçası olan Sentinel-2A&#039;nın yerini alacak.ACİL DURUMLARI İNCELEMEK İÇİN KULLANILACAKAvrupa Komisyonu Copernicus birimi başkanı Mauro Facchini fırlatmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Sentinel-2C&#039;nin ormansızlaşma, kentsel gelişim ve orman yangınları, seller veya volkanik patlamalar gibi acil durumları incelemek için kullanılacağını söyledi.Projede AB&#039;ye ortak olan Avrupa Uzay Ajansı, Copernicus&#039;un dünyanın en büyük çevresel izleme uydusu olduğunu söyledi.Programın altı Sentinel uydu ailesi birlikte, karbondioksitten dalga yüksekliğine veya kara ve okyanusların sıcaklıklarına kadar gezegenin hayati verilerini okumayı amaçlıyor.2022&#039;de Copernicus Sentinel-2 uydu görüntüleri İtalya&#039;nın Po Vadisi&#039;ndeki ciddi kuraklık hasarını ortaya çıkarmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yUbPOqZsbUKMsm8NIfi3Jw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Arianespace, gözlem, uydusunu, başarıyla, yörüngeye, fırlattı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yUbPOqZsbUKMsm8NIfi3Jw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Arianespace gözlem uydusunu başarıyla yörüngeye fırlattı"><p>Arianespace, son Vega roketi Sentinel-2C gözlem uydusunu başarıyla fırlattı. Uydu, Avrupa Birliği’nin Copernicus programı kapsamında Dünya'nın çevresel gözlemi için kullanılacak.</p><p>Arianespace son Vega roketini fırlatarak Sentinel-2C uydusunu Avrupa Birliği'nin Dünya'nın çevresini gözlemlemeye yönelik Copernicus programı kapsamında yörüngeye yerleştirdi.  Yayınlanan görüntülere göre, daha büyük araçların aksine yan tarafına bağlanmış iticilere sahip olmayan ince tek gövdeli roket, 4 Eylül'de Fransız Guyanası'ndaki fırlatma üssünden fırlatıldı.</p><p><strong>12 YILLIK GÖREVİ SONA ERDİ</strong></p><p>Fırlatma, İtalyan Avio tarafından tasarlanan küçük fırlatma aracının 12 yıllık kariyerini sona erdirdi.</p><p>Airbus Defence & Space tarafından inşa edilen Sentinel-2C, Copernicus programı kapsamında faaliyet gösteren bir çift uydunun parçası olan Sentinel-2A'nın yerini alacak.</p><p><strong>ACİL DURUMLARI İNCELEMEK İÇİN KULLANILACAK</strong></p><p>Avrupa Komisyonu Copernicus birimi başkanı Mauro Facchini fırlatmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Sentinel-2C'nin ormansızlaşma, kentsel gelişim ve orman yangınları, seller veya volkanik patlamalar gibi acil durumları incelemek için kullanılacağını söyledi.</p><p>Projede AB'ye ortak olan Avrupa Uzay Ajansı, Copernicus'un dünyanın en büyük çevresel izleme uydusu olduğunu söyledi.</p><p>Programın altı Sentinel uydu ailesi birlikte, karbondioksitten dalga yüksekliğine veya kara ve okyanusların sıcaklıklarına kadar gezegenin hayati verilerini okumayı amaçlıyor.</p><p>2022'de Copernicus Sentinel-2 uydu görüntüleri İtalya'nın Po Vadisi'ndeki ciddi kuraklık hasarını ortaya çıkarmıştı.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iMxVWg3wf0qafIboJggKng.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, soru işaretine benzeyen galaksinin ikizini keşfetti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-soru-isaretine-benzeyen-galaksinin-ikizini-kesfetti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-soru-isaretine-benzeyen-galaksinin-ikizini-kesfetti</guid>
<description><![CDATA[ James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl keşfettiği soru işaretine benzeyen galaksinin ardından, milyarlarca ışık yılı uzaklıkta benzer bir galaksiye daha rastladı. Bu keşif, galaksilerin evrimi hakkında yeni ipuçları sunuyor.James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl soru işaretine benzeyen bir galaksi tespit etmişti. Webb bir başka soru işaretli galaksiye rastladı ve araştırmacılar milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir galakside bile yıldız oluşumunun nerede gerçekleştiğini tespit etmek için Webb&#039;in NIRISS cihazını da kullandılar.NASA ile Avrupalı ve Kanadalı bilim insanları tarafından inşa edilen bir kızılötesi teleskop olan Webb, MACS-J0417.5-1154 galaksi kümesinin soru işaretine benzeyen görüntüsünü yakaladı. Saint Mary&#039;s Üniversitesi&#039;nden gökbilimci Vicente Estrada-Carpenter &quot;Galaksilerde yıldız oluşumunun ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştiğini bilmek, galaksilerin evrenin tarihi boyunca nasıl evrimleştiğini anlamak için çok önemlidir. Soru İşareti Çifti&#039;ndeki her iki galaksi de, muhtemelen iki galaksinin çarpışmasından kaynaklanan gazın bir sonucu olarak, birkaç kompakt bölgede aktif yıldız oluşumu gösteriyor. Ancak her iki galaksinin de şekli çok bozulmuş görünmüyor, bu nedenle muhtemelen birbirleriyle etkileşimlerinin başlangıcını görüyoruz.&quot; dedi. Araştırma, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WHzYwjhNBEuGlq2CFTd-Qw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, soru, işaretine, benzeyen, galaksinin, ikizini, keşfetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WHzYwjhNBEuGlq2CFTd-Qw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, soru işaretine benzeyen galaksinin ikizini keşfetti"><p>James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl keşfettiği soru işaretine benzeyen galaksinin ardından, milyarlarca ışık yılı uzaklıkta benzer bir galaksiye daha rastladı. Bu keşif, galaksilerin evrimi hakkında yeni ipuçları sunuyor.</p><p>James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz yıl soru işaretine benzeyen bir galaksi tespit etmişti. </p><p>Webb bir başka soru işaretli galaksiye rastladı ve araştırmacılar milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki bir galakside bile yıldız oluşumunun nerede gerçekleştiğini tespit etmek için Webb'in NIRISS cihazını da kullandılar.</p><p>NASA ile Avrupalı ve Kanadalı bilim insanları tarafından inşa edilen bir kızılötesi teleskop olan Webb, MACS-J0417.5-1154 galaksi kümesinin soru işaretine benzeyen görüntüsünü yakaladı. </p><p>Saint Mary's Üniversitesi'nden gökbilimci Vicente Estrada-Carpenter "Galaksilerde yıldız oluşumunun ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleştiğini bilmek, galaksilerin evrenin tarihi boyunca nasıl evrimleştiğini anlamak için çok önemlidir. Soru İşareti Çifti'ndeki her iki galaksi de, muhtemelen iki galaksinin çarpışmasından kaynaklanan gazın bir sonucu olarak, birkaç kompakt bölgede aktif yıldız oluşumu gösteriyor. Ancak her iki galaksinin de şekli çok bozulmuş görünmüyor, bu nedenle muhtemelen birbirleriyle etkileşimlerinin başlangıcını görüyoruz." dedi. </p><p><strong>Araştırma, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society dergisinde yayımlandı.</strong></p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7BOKZtPrw06VvppzeYoZgA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim dünyasında çığır açan gelişme: Zaman artık daha isabetli ölçülecek!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-zaman-artik-daha-isabetli-oelculecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-dunyasinda-cigir-acan-gelisme-zaman-artik-daha-isabetli-oelculecek</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, en doğru zaman hesabını yapacak nükleer bir saat prototipi geliştirdi.Bilim insanları nükleer saatler üzerinde uzun süredir çalışmalarını sürdürüyor. Önünde zorlu engellerin bulunduğu bu çığır açacak çalışmada ilk prototip üretildi. Temel bileşenleri belirlenerek ilk prototipi başarıyla geliştirilen nükleer saatin zamanı daha yüksek hassasiyetle ölçme potansiyeline sahip olacağı belirtildi. Nükleer saatler, uzun süredir bilimsel araştırmaların odağındaydı, ancak çeşitli zorluklarla karşılaşılıyordu.100 BİN KAT DAHA KÜÇÜKAtom saatleri, atomdaki elektronların enerji durumlarındaki değişikliklere dayanarak çalışmakta. Atomlar, bu enerji geçişleri sırasında belirli bir frekansta enerji yayar. Bu frekansın ölçülmesi, atom saatlerinin doğruluğunu belirler. Geleneksel atom saatlerinde genellikle sezyum atomları kullanılırken, stronsiyum elementinin daha hassas sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.  Nükleer saatler ise zamanı atom çekirdeğindeki enerji değişimlerine dayanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Atom çekirdeği, atomdan yaklaşık 100 bin kat daha küçük bir yapı olduğundan, bu enerji değişimlerinin daha hassas ölçümler yapılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir.TORYUM-229 İZOTOPU  Ancak, bilim insanlarının karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, atom çekirdeklerinin enerji durumlarını değiştirememeleriydi. Bu sorunu aşmak için toryum elementinin toryum-229 izotopuna odaklanıldı. Toryum-229&#039;un çekirdeğindeki enerji değişimlerinin daha az enerji gerektirdiği ve dolayısıyla daha uygun bir seçenek olduğu belirlendi.  Bu yıl, araştırmacılar toryum-229&#039;un çekirdeğinde enerji durumunu değiştirmeyi başardı. Şimdi, bu başarının ardından, Nature dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ilk nükleer saat prototipi geliştirildi. Ekip, kalsiyum florürden bir kristal yaparak içine toryum atomlarının çekirdeklerini yerleştirdi. Ardından, bu kristali stronsiyum temelli bir atom saatine entegre ederek ultraviyole ışığa maruz bıraktılar.  Bu prototip, mevcut atom saatlerinden daha isabetli ölçümler yapma potansiyeline sahip olmasına rağmen, henüz tam anlamıyla istenilen hassasiyete ulaşılmadı. Ekip, prototipin temel bileşenlerini içerdiğini ve gelecekte önemli ilerlemeler kaydedileceğini belirtiyor.ULTRA YÜKSEK HASSAS ZAMAN  Viyana Teknik Üniversitesi&#039;nden Thorsten Schumm, bu ilk prototipin toryumun zamanı ultra yüksek hassasiyetle ölçmek için kullanılabileceğini kanıtladığını ifade etti. Schumm, teknik geliştirme çalışmalarının devam ettiğini ve büyük engellerin beklenmediğini belirtti.  Fizikçi Jun Ye, bu gelişmeyi &quot;Milyarlarca yıl boyunca çalışsa bile bir saniyeyi kaçırmayan bir kol saati düşünün. Henüz bu noktada değiliz, ancak bu araştırma bizi o hassasiyet seviyesine yaklaştırıyor&quot; şeklinde değerlendirdi.3 YIL İÇERİNDE ATOM SAATLERİNİ GEÇECEK  Nükleer saatlerin, GPS ve internet hızında iyileşmelere ve evrenin gizemlerinin çözülmesine katkıda bulunabileceği öngörülüyor. Ekip, nükleer saatlerin, atom saatlerine kıyasla daha az elektriksel ve manyetik alan etkilerine duyarlı olduğunu ve toryum-229&#039;un nükleer geçiş frekansının daha yüksek olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar, önümüzdeki iki ila üç yıl içinde nükleer saatlerin atom saatlerini geçmesini bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gl9iyvJS6kOyYMlqr-B5lg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, dünyasında, çığır, açan, gelişme:, Zaman, artık, daha, isabetli, ölçülecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gl9iyvJS6kOyYMlqr-B5lg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim dünyasında çığır açan gelişme: Zaman artık daha isabetli ölçülecek!"><p>Bilim insanları, en doğru zaman hesabını yapacak nükleer bir saat prototipi geliştirdi.</p><p>Bilim insanları nükleer saatler üzerinde uzun süredir çalışmalarını sürdürüyor. Önünde zorlu engellerin bulunduğu bu çığır açacak çalışmada ilk prototip üretildi. </p><p>Temel bileşenleri belirlenerek ilk prototipi başarıyla geliştirilen nükleer saatin zamanı daha yüksek hassasiyetle ölçme potansiyeline sahip olacağı belirtildi. </p><p>Nükleer saatler, uzun süredir bilimsel araştırmaların odağındaydı, ancak çeşitli zorluklarla karşılaşılıyordu.</p><p><strong>100 BİN KAT DAHA KÜÇÜK</strong></p><p>Atom saatleri, atomdaki elektronların enerji durumlarındaki değişikliklere dayanarak çalışmakta. Atomlar, bu enerji geçişleri sırasında belirli bir frekansta enerji yayar. Bu frekansın ölçülmesi, atom saatlerinin doğruluğunu belirler. Geleneksel atom saatlerinde genellikle sezyum atomları kullanılırken, stronsiyum elementinin daha hassas sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.  Nükleer saatler ise zamanı atom çekirdeğindeki enerji değişimlerine dayanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Atom çekirdeği, atomdan yaklaşık 100 bin kat daha küçük bir yapı olduğundan, bu enerji değişimlerinin daha hassas ölçümler yapılmasını sağlayabileceği düşünülmektedir.</p><p><strong>TORYUM-229 İZOTOPU</strong>  Ancak, bilim insanlarının karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, atom çekirdeklerinin enerji durumlarını değiştirememeleriydi. Bu sorunu aşmak için toryum elementinin toryum-229 izotopuna odaklanıldı. Toryum-229'un çekirdeğindeki enerji değişimlerinin daha az enerji gerektirdiği ve dolayısıyla daha uygun bir seçenek olduğu belirlendi.  Bu yıl, araştırmacılar toryum-229'un çekirdeğinde enerji durumunu değiştirmeyi başardı. Şimdi, bu başarının ardından, Nature dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ilk nükleer saat prototipi geliştirildi. Ekip, kalsiyum florürden bir kristal yaparak içine toryum atomlarının çekirdeklerini yerleştirdi. Ardından, bu kristali stronsiyum temelli bir atom saatine entegre ederek ultraviyole ışığa maruz bıraktılar.  Bu prototip, mevcut atom saatlerinden daha isabetli ölçümler yapma potansiyeline sahip olmasına rağmen, henüz tam anlamıyla istenilen hassasiyete ulaşılmadı. Ekip, prototipin temel bileşenlerini içerdiğini ve gelecekte önemli ilerlemeler kaydedileceğini belirtiyor.</p><p><strong>ULTRA YÜKSEK HASSAS ZAMAN</strong>  Viyana Teknik Üniversitesi'nden Thorsten Schumm, bu ilk prototipin toryumun zamanı ultra yüksek hassasiyetle ölçmek için kullanılabileceğini kanıtladığını ifade etti. Schumm, teknik geliştirme çalışmalarının devam ettiğini ve büyük engellerin beklenmediğini belirtti.  Fizikçi Jun Ye, bu gelişmeyi "Milyarlarca yıl boyunca çalışsa bile bir saniyeyi kaçırmayan bir kol saati düşünün. Henüz bu noktada değiliz, ancak bu araştırma bizi o hassasiyet seviyesine yaklaştırıyor" şeklinde değerlendirdi.</p><p><strong>3 YIL İÇERİNDE ATOM SAATLERİNİ GEÇECEK</strong>  Nükleer saatlerin, GPS ve internet hızında iyileşmelere ve evrenin gizemlerinin çözülmesine katkıda bulunabileceği öngörülüyor. Ekip, nükleer saatlerin, atom saatlerine kıyasla daha az elektriksel ve manyetik alan etkilerine duyarlı olduğunu ve toryum-229'un nükleer geçiş frekansının daha yüksek olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar, önümüzdeki iki ila üç yıl içinde nükleer saatlerin atom saatlerini geçmesini bekliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzayda mahsur kalan astronotlar için radyasyon tehlikesi: &amp;quot;Kanser riskinde artışa neden olabilir&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-icin-radyasyon-tehlikesi-kanser-riskinde-artisa-neden-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzayda-mahsur-kalan-astronotlar-icin-radyasyon-tehlikesi-kanser-riskinde-artisa-neden-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ NASA astronotları Barry Wilmore ve Suni Williams, Starliner kapsülünde yaşanan sorunlar nedeniyle Şubat 2025&#039;e kadar Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) mahsur kalmış durumda. Haziran ayından beri uzayda yaşayan astronotların uzun süreli kalışı, radyasyona maruz kalma risklerini de akıllara getirdi. Bu durumun kanser ve diğer sağlık sorunlarına yol açabileceği kaydedildi.İki NASA astronotu ISS&#039;te aylarca sürecek plansız kalışlarına hazırlanırken, radyasyona maruz kalma risklerini de arttırıyor olabilirler.
Boeing&#039;in Starliner&#039;ının ilk mürettebatlı test uçuşunu gerçekleştiren Barry Wilmore ve Suni Williams, 5 Haziran&#039;da ISS&#039;e doğru yola çıktılar ve uzayda sadece bir hafta kalmaları gerekiyordu.
Ancak uzay aracında ortaya çıkan bazı sorunlar, Space X&#039;in Crew-9 Dragon uzay aracıyla dönüşlerini Şubat 2025&#039;e erteledi.Uzay radyasyonu Dünya&#039;da yaşanan radyasyondan farklıdır. NASA&#039;ya göre uzayda üç farklı radyasyon türü bulunuyor.
Bunlar; Dünya&#039;nın manyetik alanında hapsolmuş parçacıklar, güneş patlamalarından kaynaklanan parçacıklar ve galaktik kozmik ışınlar.
Dünya, manyetosfer adı verilen ve insanları zararlı uzay radyasyonundan koruyan bir manyetik alan sistemi ile çevrilidir.
Bununla birlikte, bir kişinin irtifası ne kadar yüksekse, maruz kaldığı radyasyon dozu da o kadar yüksek olur.Cleveland&#039;daki Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Dr. Stanton Gerson ABC News&#039;e verdiği demeçte &quot;Bu normal büyüklükte bir mertebe. NASA&#039;ya göre, uzun süreli maruziyet nedeniyle astronotlar radyasyon hastalığı için önemli bir risk altında olabilir ve yaşam boyu kanser, merkezi sinir sistemi etkileri ve dejeneratif hastalıklar açısından daha yüksek bir riske sahip olabilirler. ISS&#039;nin bulunduğu alçak dünya yörüngesinde astronotlar, Dünya&#039;yı derin uzayın radyasyon maruziyetinden koruyan manyetosfer tarafından en azından kısmen korunmaktadır,&quot; diye konuştu.
ALTI AYDA 80 İLA 160 MSV RADYASYON ALIYOR
2017 NASA raporuna göre, ISS&#039;teki mürettebat altı aylık kalış süresince ortalama 80 Milisievert (mSv) ila 160 mSv radyasyon alıyor.
Milisievert (mSv), vücut tarafından ne kadar radyasyon emildiğini gösteren bir ölçü birimidir.
Federal uzay ajansı, radyasyonun türü farklı olsa da, 1 mSv uzay radyasyonunun kabaca üç göğüs röntgeni çekmekle aynı olduğunu söyledi.NASA, buna kıyasla, Dünya&#039;daki bir kişinin her yıl sadece arka plan radyasyonundan ortalama 2 mSv aldığını söyledi.
Gerson, NASA&#039;nın astronotlar Dünya&#039;ya döndükten sonra onları kontrol etme konusunda iyi bir iş çıkardığını, çünkü ajansın ve diğer araştırmacıların radyasyonun vücudu nasıl etkilediği ve hangi işaretlerin aranması gerektiği konusunda daha fazla şey öğrendiğini de sözlerine ekledi.Dr. Baylor College of Medicine&#039;ın Uzay Sağlığı için Translasyonel Araştırma Enstitüsü&#039;nde baş bilim sorumlusu olarak görev yapan Dr. Rihana Bokhari ise, &quot;Astronotlar, ISS yörüngesinde sıkışmış radyasyon alanlarından geçtiği için Dünya&#039;dakilerden daha fazla radyasyona maruz kalıyorlar. Butch ve Suni, ISS&#039;te bulundukları için vücut sistemleri üzerinde ciddi etkilere neden olacak kadar radyasyona maruz kalmayacaklar, ancak Dünya&#039;dakinden daha fazla radyasyona uzun süre maruz kalmak kanser riskinde artışa neden olabilir.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OgrplCC63ka3hxY_5yHTlg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzayda, mahsur, kalan, astronotlar, için, radyasyon, tehlikesi:, Kanser, riskinde, artışa, neden, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OgrplCC63ka3hxY_5yHTlg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzayda mahsur kalan astronotlar için radyasyon tehlikesi: " kanser riskinde art neden olabilir><p>NASA astronotları Barry Wilmore ve Suni Williams, Starliner kapsülünde yaşanan sorunlar nedeniyle Şubat 2025'e kadar Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) mahsur kalmış durumda. Haziran ayından beri uzayda yaşayan astronotların uzun süreli kalışı, radyasyona maruz kalma risklerini de akıllara getirdi. Bu durumun kanser ve diğer sağlık sorunlarına yol açabileceği kaydedildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UNVwa26x20alQBHXcUq5hw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İki NASA astronotu ISS'te aylarca sürecek plansız kalışlarına hazırlanırken, radyasyona maruz kalma risklerini de arttırıyor olabilirler.
Boeing'in Starliner'ının ilk mürettebatlı test uçuşunu gerçekleştiren Barry Wilmore ve Suni Williams, 5 Haziran'da ISS'e doğru yola çıktılar ve uzayda sadece bir hafta kalmaları gerekiyordu.
Ancak uzay aracında ortaya çıkan bazı sorunlar, Space X'in Crew-9 Dragon uzay aracıyla dönüşlerini Şubat 2025'e erteledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zuBMKk0Tpke7FfxTffx1iQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay radyasyonu Dünya'da yaşanan radyasyondan farklıdır. NASA'ya göre uzayda üç farklı radyasyon türü bulunuyor.
Bunlar; Dünya'nın manyetik alanında hapsolmuş parçacıklar, güneş patlamalarından kaynaklanan parçacıklar ve galaktik kozmik ışınlar.
Dünya, manyetosfer adı verilen ve insanları zararlı uzay radyasyonundan koruyan bir manyetik alan sistemi ile çevrilidir.
Bununla birlikte, bir kişinin irtifası ne kadar yüksekse, maruz kaldığı radyasyon dozu da o kadar yüksek olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ht-YE4hgC0eQNt6-ebOwLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cleveland'daki Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanı Dr. Stanton Gerson ABC News'e verdiği demeçte "Bu normal büyüklükte bir mertebe. NASA'ya göre, uzun süreli maruziyet nedeniyle astronotlar radyasyon hastalığı için önemli bir risk altında olabilir ve yaşam boyu kanser, merkezi sinir sistemi etkileri ve dejeneratif hastalıklar açısından daha yüksek bir riske sahip olabilirler. ISS'nin bulunduğu alçak dünya yörüngesinde astronotlar, Dünya'yı derin uzayın radyasyon maruziyetinden koruyan manyetosfer tarafından en azından kısmen korunmaktadır," diye konuştu.
ALTI AYDA 80 İLA 160 MSV RADYASYON ALIYOR
2017 NASA raporuna göre, ISS'teki mürettebat altı aylık kalış süresince ortalama 80 Milisievert (mSv) ila 160 mSv radyasyon alıyor.
Milisievert (mSv), vücut tarafından ne kadar radyasyon emildiğini gösteren bir ölçü birimidir.
Federal uzay ajansı, radyasyonun türü farklı olsa da, 1 mSv uzay radyasyonunun kabaca üç göğüs röntgeni çekmekle aynı olduğunu söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/obFblliUrECVLK5qwQGjYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, buna kıyasla, Dünya'daki bir kişinin her yıl sadece arka plan radyasyonundan ortalama 2 mSv aldığını söyledi.
Gerson, NASA'nın astronotlar Dünya'ya döndükten sonra onları kontrol etme konusunda iyi bir iş çıkardığını, çünkü ajansın ve diğer araştırmacıların radyasyonun vücudu nasıl etkilediği ve hangi işaretlerin aranması gerektiği konusunda daha fazla şey öğrendiğini de sözlerine ekledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IItq6466GUSoK1NeTFsAYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Baylor College of Medicine'ın Uzay Sağlığı için Translasyonel Araştırma Enstitüsü'nde baş bilim sorumlusu olarak görev yapan Dr. Rihana Bokhari ise, "Astronotlar, ISS yörüngesinde sıkışmış radyasyon alanlarından geçtiği için Dünya'dakilerden daha fazla radyasyona maruz kalıyorlar. Butch ve Suni, ISS'te bulundukları için vücut sistemleri üzerinde ciddi etkilere neden olacak kadar radyasyona maruz kalmayacaklar, ancak Dünya'dakinden daha fazla radyasyona uzun süre maruz kalmak kanser riskinde artışa neden olabilir." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s9fxTxBwBkqHqxjghX139A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lPFk9Nj-B0Wzey8lx8yhvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Denizin derinliklerinde şaşırtıcı keşif: Sonar sesi ile yemek buluyorlar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/denizin-derinliklerinde-sasirtici-kesif-sonar-sesi-ile-yemek-buluyorlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/denizin-derinliklerinde-sasirtici-kesif-sonar-sesi-ile-yemek-buluyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;da Vancouver Adası&#039;nda yapılan araştırmalar sırasında deniz filleri ile ilgili şaşırtıcı bir keşif yapıldı. 645 metre derinlikte çekilen görüntülerde deniz fillerinin sonar sesini yemek bulmak için kullandıkları ortaya çıktı.Fokgiller familyasından olan deniz fillerinin yemek bulmak için sonar sesi kullandıkları ortaya çıktı.   Kuzey ve güney olarak iki türü olan deniz filleri fokgiller familyasına ait bir canlıdır. Kuzey deniz filleri, her yıl Kaliforniaya ve Meksika&#039;dan Büyük Okyanus&#039;un kuzeyindeki beslenme alanlarına gidiyor.   Hayatta kalma oranı dişilerde daha fazla olan bu tür, 1700 metreden daha derine dalabiliyor.   Hayatta kalma oranları daha yüksek olduğu için dişiler üzerinden takip edilen deniz fillerinin erkekleri ve henüz yetişkinliğe ulaşamamış ergen üyeleri hakkında pek fazla bilgi yer almıyor.   Vancouver Adası&#039;nın güney kıyısının açıklarındaki Barkley Kanyonu&#039;nda incelemeler yapan araştırmacılar, bu canlılarda daha önce görülmemiş bazı davranışları şans eseri kaydetti.BALIKLARIN ALANLARINI TESPİT EDİYORLAR  Kanada&#039;daki Victoria Üniversitesi&#039;ne bağlı Ocean Networks Canada gözlemevi araştırmacıları, yaptıkları keşifler sırasında 645 metre derinlikte çekilen videoları izledi ve en az 8 deniz filinin sürekli bu bölgeye geldiğini gördü.  Ekip, kuzey deniz fillerinin sonar sesini yemekle ilişkilendirdiği sonucuna vardı. Hayvanlar, bu ses sayesinde avlayabilecekleri balıkların olduğu alanları tespit ediyordu.  Makalenin yazarlarından Heloise Frouin-Mouy &quot;Deniz fillerinin, sonarın ürettiği gürültüyü yiyecekle ilişkilendirmeyi öğrendiğinden şüpheleniliyor. Bu durum &#039;yemek zili&#039; etkisi diye biliniyor&quot; dedi.   Frouin-Mouy videoları izlediğinde hayrete düştüğünü söyleyerek &quot;Balıkları kovaladıklarını görmek inanılmazdı&quot; diye ekliyor.DEFALARCA KEZ BULABİLİYORLAR  Haziran 2022-Mayıs 2023 döneminde yapılan bu gözlemlerde 4 deniz filinin bölgeye sürekli geldiği ve birinin 30 gün boyunca burada kaldığı da kaydedildi.   Bilim insanlarına göre bu davranış, okyanusun tamamen karanlıkta kalan küçük bir alanın yerini defalarca bulabildiklerini gösteriyor.  Ayrıca 4 ila 7 yaşında olan, henüz yetişkinliğe erişmemiş erkek deniz fillerinin deniz tabanında kısa uykulara daldığı da gözlemlendi. Araştırmacılar bu harekete daha önce rastlanmadığını söylüyor.   Frouin-Mouy, 8 deniz filine en sevdiği grup The Beach Boys üyelerinin ismini vermiş.   Deniz biyoloğu, bölgeyi en sık ziyaret eden favori hayvanına, grubun solistine ithafen Mike adını verdiğini söylüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wLVvUCaiiEe5Jb5EgWQdmg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Denizin, derinliklerinde, şaşırtıcı, keşif:, Sonar, sesi, ile, yemek, buluyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wLVvUCaiiEe5Jb5EgWQdmg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Denizin derinliklerinde şaşırtıcı keşif: Sonar sesi ile yemek buluyorlar"><p>Kanada'da Vancouver Adası'nda yapılan araştırmalar sırasında deniz filleri ile ilgili şaşırtıcı bir keşif yapıldı. 645 metre derinlikte çekilen görüntülerde deniz fillerinin sonar sesini yemek bulmak için kullandıkları ortaya çıktı.</p><p>Fokgiller familyasından olan deniz fillerinin yemek bulmak için sonar sesi kullandıkları ortaya çıktı.   Kuzey ve güney olarak iki türü olan deniz filleri fokgiller familyasına ait bir canlıdır. Kuzey deniz filleri, her yıl Kaliforniaya ve Meksika'dan Büyük Okyanus'un kuzeyindeki beslenme alanlarına gidiyor.   Hayatta kalma oranı dişilerde daha fazla olan bu tür, 1700 metreden daha derine dalabiliyor.   Hayatta kalma oranları daha yüksek olduğu için dişiler üzerinden takip edilen deniz fillerinin erkekleri ve henüz yetişkinliğe ulaşamamış ergen üyeleri hakkında pek fazla bilgi yer almıyor.   Vancouver Adası'nın güney kıyısının açıklarındaki Barkley Kanyonu'nda incelemeler yapan araştırmacılar, bu canlılarda daha önce görülmemiş bazı davranışları şans eseri kaydetti.</p><p><strong>BALIKLARIN ALANLARINI TESPİT EDİYORLAR</strong>  Kanada'daki Victoria Üniversitesi'ne bağlı Ocean Networks Canada gözlemevi araştırmacıları, yaptıkları keşifler sırasında 645 metre derinlikte çekilen videoları izledi ve en az 8 deniz filinin sürekli bu bölgeye geldiğini gördü.  Ekip, kuzey deniz fillerinin sonar sesini yemekle ilişkilendirdiği sonucuna vardı. Hayvanlar, bu ses sayesinde avlayabilecekleri balıkların olduğu alanları tespit ediyordu.  Makalenin yazarlarından Heloise Frouin-Mouy "Deniz fillerinin, sonarın ürettiği gürültüyü yiyecekle ilişkilendirmeyi öğrendiğinden şüpheleniliyor. Bu durum 'yemek zili' etkisi diye biliniyor" dedi.   Frouin-Mouy videoları izlediğinde hayrete düştüğünü söyleyerek "Balıkları kovaladıklarını görmek inanılmazdı" diye ekliyor.</p><p><strong>DEFALARCA KEZ BULABİLİYORLAR</strong>  Haziran 2022-Mayıs 2023 döneminde yapılan bu gözlemlerde 4 deniz filinin bölgeye sürekli geldiği ve birinin 30 gün boyunca burada kaldığı da kaydedildi.   Bilim insanlarına göre bu davranış, okyanusun tamamen karanlıkta kalan küçük bir alanın yerini defalarca bulabildiklerini gösteriyor.  Ayrıca 4 ila 7 yaşında olan, henüz yetişkinliğe erişmemiş erkek deniz fillerinin deniz tabanında kısa uykulara daldığı da gözlemlendi. Araştırmacılar bu harekete daha önce rastlanmadığını söylüyor.   Frouin-Mouy, 8 deniz filine en sevdiği grup The Beach Boys üyelerinin ismini vermiş.   Deniz biyoloğu, bölgeyi en sık ziyaret eden favori hayvanına, grubun solistine ithafen Mike adını verdiğini söylüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun karıştıranlar dikkat! Alzheimer riskini yükseltiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/burun-karistiranlar-dikkat-alzheimer-riskini-yukseltiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/burun-karistiranlar-dikkat-alzheimer-riskini-yukseltiyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim dünyası araştırmalarla dikkat çekici çıkarımlar ortaya koymaya devam ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre, burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı. Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olarak Alzheimer riskini tetiklediğini öne sürdü. Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.Bilim dünyası yeni araştırmalarla her geçen gün daha da dikkat çeken detaylar ortaya koyuyor.Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı.&quot;RİSK FAKTÖRÜ OLABİLİR&quot; Amerikan Tıp Bilimleri Dergisi&#039;nde yayımlanan ve 10 araştırmaya atıfta bulunan bir raporda, burun karıştırmanın bunama riskini artırabileceği öne sürüldü.  Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığıyla olası bağlantısının daha fazla araştırılması çağrısında bulunan bilim insanları, burun karıştırmanın Alzhimer hastalığının gelişmesinde önemli bir risk faktörü olabileceğini söyledi.MİKROPLAR İLTİHABA SEBEP OLABİLİR  Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olabileceğini öne sürüyor.  Bu iltihaplanma zamanla beyin hücrelerine zarar vererek Alzheimer hastalığına yol açabilir.  Raporda ayrıca burun karıştırmanın burun zarına zarar verebileceği, zararlı mikroorganizmaların kan dolaşımına girmesini kolaylaştırarak daha fazla iltihaplanmaya yol açabileceği ve bunama riskini artırabileceği belirtiliyor.  10 ARAŞTIRMAYA YER VERİLDİ  Raporda, burun karıştırma ile Alzheimer arasında olası bir bağlantı olduğunu destekleyen 10 farklı bilimsel makaleye yer veriliyor.  Araştırmacılar, herpes virüsü, koronavirüs, zatürreye neden olan bakteriler ve &quot;Candida albicans mantarı&quot; gibi patojenlerin, burun ve beyni birbirine bağlayan koku siniri boyunca seyahat edebildiğini vurguluyor.  Bu patojenler, koku almayla ilgili bir beyin bölgesi olan koku soğanına ulaşabilir ve Alzheimer hastalığının temel özelliklerinden biri olan &quot;amiloid plakların&quot; oluşumuna katkıda bulunabilecek enfeksiyonlara neden olabilir.&quot;ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ&quot;  Araştırmada, &quot;Bu çalışmalar burun karıştırmanın önemli bir risk faktörü olduğunu ve Alzheimer hastalığının ilerlemesine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Bu ilişkiyi daha kapsamlı bir şekilde incelemek için daha fazla araştırma, özellikle daha büyük vaka kontrol çalışmaları öneriyoruz&quot; cümlelerine de yer veriliyor.  Pakistan&#039;daki Tıbbi Bilimler Hizmetleri Enstitüsü ve Katar&#039;daki Hamad Tıbbi Şirketi araştırmacıları tarafından kaleme alınan rapor, Avustralya&#039;daki bir ekibin de aralarında bulunduğu daha önceki çalışmalara dayanıyor.  EL HİJYENİ OLDUKÇA ÖNEMLİ  Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.  Araştırmacılar, &quot;Covid&#039;den öğrendiğimiz bir ders, el hijyeninin önemidir&quot; diyerek, burun karıştırmanın doğuracağı riski azaltmak için el yıkama ve el dezenfektanı kullanımı gibi rutin uygulamaları tavsiye ediyor.  Alzheimer hastalığı, İngiltere&#039;de en yaygın demans türüdür ve yaklaşık 850 bin kişiyi etkilemektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/72Q-SFaL60qKd-87CDOrjA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Burun, karıştıranlar, dikkat, Alzheimer, riskini, yükseltiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/72Q-SFaL60qKd-87CDOrjA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun karıştıranlar dikkat! Alzheimer riskini yükseltiyor"><p>Bilim dünyası araştırmalarla dikkat çekici çıkarımlar ortaya koymaya devam ediyor. Yapılan bir araştırmaya göre, burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı. Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olarak Alzheimer riskini tetiklediğini öne sürdü. Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.</p><p>Bilim dünyası yeni araştırmalarla her geçen gün daha da dikkat çeken detaylar ortaya koyuyor.</p><p>Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceği ortaya çıktı.</p><p><strong>"RİSK FAKTÖRÜ OLABİLİR"</strong> </p><p>Amerikan Tıp Bilimleri Dergisi'nde yayımlanan ve 10 araştırmaya atıfta bulunan bir raporda, burun karıştırmanın bunama riskini artırabileceği öne sürüldü.  Burun karıştırmanın Alzheimer hastalığıyla olası bağlantısının daha fazla araştırılması çağrısında bulunan bilim insanları, burun karıştırmanın Alzhimer hastalığının gelişmesinde önemli bir risk faktörü olabileceğini söyledi.</p><strong>MİKROPLAR İLTİHABA SEBEP OLABİLİR</strong>  Mevcut araştırmalar, parmaklardan burna aktarılan mikropların beyne ulaşıp iltihaplanmaya neden olabileceğini öne sürüyor.  Bu iltihaplanma zamanla beyin hücrelerine zarar vererek Alzheimer hastalığına yol açabilir.  Raporda ayrıca burun karıştırmanın burun zarına zarar verebileceği, zararlı mikroorganizmaların kan dolaşımına girmesini kolaylaştırarak daha fazla iltihaplanmaya yol açabileceği ve bunama riskini artırabileceği belirtiliyor.  <strong>10 ARAŞTIRMAYA YER VERİLDİ</strong>  Raporda, burun karıştırma ile Alzheimer arasında olası bir bağlantı olduğunu destekleyen 10 farklı bilimsel makaleye yer veriliyor.  Araştırmacılar, herpes virüsü, koronavirüs, zatürreye neden olan bakteriler ve "Candida albicans mantarı" gibi patojenlerin, burun ve beyni birbirine bağlayan koku siniri boyunca seyahat edebildiğini vurguluyor.  Bu patojenler, koku almayla ilgili bir beyin bölgesi olan koku soğanına ulaşabilir ve Alzheimer hastalığının temel özelliklerinden biri olan "amiloid plakların" oluşumuna katkıda bulunabilecek enfeksiyonlara neden olabilir.<strong>"ÖNEMLİ BİR RİSK FAKTÖRÜ"</strong>  Araştırmada, "Bu çalışmalar burun karıştırmanın önemli bir risk faktörü olduğunu ve Alzheimer hastalığının ilerlemesine katkıda bulunduğunu gösteriyor. Bu ilişkiyi daha kapsamlı bir şekilde incelemek için daha fazla araştırma, özellikle daha büyük vaka kontrol çalışmaları öneriyoruz" cümlelerine de yer veriliyor.  Pakistan'daki Tıbbi Bilimler Hizmetleri Enstitüsü ve Katar'daki Hamad Tıbbi Şirketi araştırmacıları tarafından kaleme alınan rapor, Avustralya'daki bir ekibin de aralarında bulunduğu daha önceki çalışmalara dayanıyor.  <strong>EL HİJYENİ OLDUKÇA ÖNEMLİ</strong>  Bilim insanları alışkanlığın beraberinde getirdiği riski azaltmak için düzenli el yıkama gibi basit önleyici tedbirler öneriyor.  Araştırmacılar, "Covid'den öğrendiğimiz bir ders, el hijyeninin önemidir" diyerek, burun karıştırmanın doğuracağı riski azaltmak için el yıkama ve el dezenfektanı kullanımı gibi rutin uygulamaları tavsiye ediyor.  Alzheimer hastalığı, İngiltere'de en yaygın demans türüdür ve yaklaşık 850 bin kişiyi etkilemektedir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay&amp;apos;da heyecanlandıran keşif: 120 milyon yıl önce oluşmuş</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ayda-heyecanlandiran-kesif-120-milyon-yil-oence-olusmus</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ayda-heyecanlandiran-kesif-120-milyon-yil-oence-olusmus</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırma, 120 milyon yıl önce Ay&#039;da volkanik aktivite olduğunu keşfetti. Araştırmacılar 4,6 milyar yaşında olan Dünya uydusunun varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti.Ay&#039;da yaklaşık 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğu saptandı  Çin’de yapılan araştırmaya göre Dünya&#039;nın uydusu Ay’da yaklaşık 120 milyon önce oluşmuş volkanik maddeler bulundu.  Başkent Pekin&#039;de bulunan Çin Bilim Akademisi&#039;nde bilim insanları, Ay&#039;dan toplanan örnekleri inceledi.DÜNYA&#039;DA DİNAZORLAR VARDI  Bilim insanları, daha öncesinde yaklaşık bir milyar yıldır volkanik olarak aktif olmadığı düşünülen Ay&#039;ın, dinozorlar Dünya&#039;da yaşarken volkanik aktiviteye sahip olduğunu saptadı.  &quot;Chang&#039;e 5 Uzay Aracı&quot;nın yaklaşık 4 yıl önce Ay&#039;dan topladığı örnekleri inceleyen araştırmacılar, örneklerde yaklaşık 120 milyon yıl önce oluşmuş cam parçaları buldu.  Dünya&#039;ya gelen örneklerden 4&#039;ünde bulunan yaklaşık 3 bin cam örneği inceleyen araştırmacılar, örneklerde yüksek derecede toryum da gözlemledi.4 MİLYAR YAŞINDA   Araştırmacılar, örneklerin sülfür izotopları ve kimyasal yapıları yüzünden volkanik cam olduklarını belirterek, bu örneklerin element yapısı olarak daha önce Apollo görevinde getirilen örneklerdeki volkanik camlara benzer yapıda olduklarını ekledi.  Bu örneklerin 4,6 milyar yaşında olan Ayda 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğunu gösterdiğini aktaran araştırmacılar, bu bulgunun Ayın varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QrfhSkx18kq_xAkY8crOJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ayda, heyecanlandıran, keşif:, 120, milyon, yıl, önce, oluşmuş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QrfhSkx18kq_xAkY8crOJA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ay'da heyecanlandıran keşif: 120 milyon yıl önce oluşmuş"><p>Yapılan yeni bir araştırma, 120 milyon yıl önce Ay'da volkanik aktivite olduğunu keşfetti. Araştırmacılar 4,6 milyar yaşında olan Dünya uydusunun varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti.</p><p>Ay'da yaklaşık 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğu saptandı  Çin’de yapılan araştırmaya göre Dünya'nın uydusu Ay’da yaklaşık 120 milyon önce oluşmuş volkanik maddeler bulundu.  Başkent Pekin'de bulunan Çin Bilim Akademisi'nde bilim insanları, Ay'dan toplanan örnekleri inceledi.</p><p><strong>DÜNYA'DA DİNAZORLAR VARDI</strong>  Bilim insanları, daha öncesinde yaklaşık bir milyar yıldır volkanik olarak aktif olmadığı düşünülen Ay'ın, dinozorlar Dünya'da yaşarken volkanik aktiviteye sahip olduğunu saptadı.  "Chang'e 5 Uzay Aracı"nın yaklaşık 4 yıl önce Ay'dan topladığı örnekleri inceleyen araştırmacılar, örneklerde yaklaşık 120 milyon yıl önce oluşmuş cam parçaları buldu.  Dünya'ya gelen örneklerden 4'ünde bulunan yaklaşık 3 bin cam örneği inceleyen araştırmacılar, örneklerde yüksek derecede toryum da gözlemledi.</p><p><strong>4 MİLYAR YAŞINDA </strong>  Araştırmacılar, örneklerin sülfür izotopları ve kimyasal yapıları yüzünden volkanik cam olduklarını belirterek, bu örneklerin element yapısı olarak daha önce Apollo görevinde getirilen örneklerdeki volkanik camlara benzer yapıda olduklarını ekledi.  Bu örneklerin 4,6 milyar yaşında olan Ayda 120 milyon yıl önce volkanik aktivite olduğunu gösterdiğini aktaran araştırmacılar, bu bulgunun Ayın varoluş sürecinin çoğunda volkanik olarak aktif olduğunu gösterdiğini kaydetti. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsan olmanın bedeli: Büyük beyin hızlı yaşlanıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/insan-olmanin-bedeli-buyuk-beyin-hizli-yaslaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/insan-olmanin-bedeli-buyuk-beyin-hizli-yaslaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, büyük bir beyne sahip olmanın insan beyninin yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Yeni bir çalışmada, insan beyninin bazı bölgelerinin yaşlanma sürecinin, daha küçük beyinli primatlara göre çok daha hızlı gerçekleştiği saptandı.İnsan beyninin büyüklüğü, onu diğer primatlardan ayıran önemli bir özellik olarak biliniyor. Ancak, hakemli dergi Science Advances’ta yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, bu büyüklüğün bir bedeli olabilir. Araştırmalar, büyük beyin bölgelerinin daha hızlı yaşlandığını gösterdi.  Çalışma, 480 insan ve 189 şempanzenin beyin taramalarını inceleyerek, her iki türün beyninin nasıl yaşlandığını gözlemledi. Şempanzeler insanların atası olmasa da, bilim dünyası her iki türün ortak bir atadan evrimleştiğini kabul ediyor. Ancak İnsan beyni, şempanzelerin beyninden üç kat daha büyük.Araştırma, insan ve şempanze beyinlerinde 17 ayrı bölge tespit etti. Bu bölgelerden bazıları benzer boyuttayken, bazıları insanlarda daha geniş bir alan kaplıyordu. Özellikle gözlerin hemen arkasında bulunan ve karar verme süreçlerinde kritik rol oynayan orbitofrontal korteks gibi bölgelerde önemli farklılıklar gözlemlendi.  Yaşlanma sürecini incelediğinde, araştırmacılar her iki türde de beynin küçüldüğünü ancak insan beyninde orbitofrontal korteks gibi bölgelerde bu küçülmenin daha hızlı gerçekleştiğini buldular.BÜYÜK OLAN ÇABUK YAŞLANIYOR   Dr. Sam Vickery, Heinrich Heine Düsseldorf Üniversitesi&#039;nden ve çalışmanın yazarlarından, beynin en hızlı genişleyen bölgelerinin karmaşık işlevlerle ilişkili olduğunu belirtti. Bu durum, bu bölgelerin daha çabuk yıpranıp küçülmesini açıklayabilir.  Ancak, büyük beyin bölgelerinin neden daha hızlı yaşlandığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Çalışmaya dahil olmayan bazı uzmanlar, bu bulguların daha geniş bir örneklemle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. University College London&#039;dan antropolog Dr. Aida Gomez-Robles, &quot;İnsanlardaki yaşlanma araştırmaları genellikle binlerce kişiyi içeriyor. Bulgularımız bazı bölgeler için geçerli olabilir, ancak tüm bölgeler için geçerliliğini doğrulamak gerekiyor,&quot; dedi.  Sonuç olarak, büyük beyin bölgelerinin insanlara uzun ömür ve hayatta kalma avantajı sağlasa da, bu bölgelerin ilk yaşlanan kısımlar olması, evrimin bir avantajla birlikte bir dezavantaj da getirdiğini gösteriyor. Dr. Vickery, &quot;Böyle muhteşem bir beynimiz var ama bunun bir bedeli de var,&quot; diyerek, araştırmanın sonuçlarını özetledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K1eairyuC0ec5MYlEN4J6Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İnsan, olmanın, bedeli:, Büyük, beyin, hızlı, yaşlanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K1eairyuC0ec5MYlEN4J6Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İnsan olmanın bedeli: Büyük beyin hızlı yaşlanıyor!"><p>Bilim insanları, büyük bir beyne sahip olmanın insan beyninin yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini ortaya koydu. Yeni bir çalışmada, insan beyninin bazı bölgelerinin yaşlanma sürecinin, daha küçük beyinli primatlara göre çok daha hızlı gerçekleştiği saptandı.</p><p>İnsan beyninin büyüklüğü, onu diğer primatlardan ayıran önemli bir özellik olarak biliniyor. Ancak, hakemli dergi Science Advances’ta yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, bu büyüklüğün bir bedeli olabilir. Araştırmalar, büyük beyin bölgelerinin daha hızlı yaşlandığını gösterdi.  Çalışma, 480 insan ve 189 şempanzenin beyin taramalarını inceleyerek, her iki türün beyninin nasıl yaşlandığını gözlemledi. Şempanzeler insanların atası olmasa da, bilim dünyası her iki türün ortak bir atadan evrimleştiğini kabul ediyor. Ancak İnsan beyni, şempanzelerin beyninden üç kat daha büyük.</p><p>Araştırma, insan ve şempanze beyinlerinde 17 ayrı bölge tespit etti. Bu bölgelerden bazıları benzer boyuttayken, bazıları insanlarda daha geniş bir alan kaplıyordu. Özellikle gözlerin hemen arkasında bulunan ve karar verme süreçlerinde kritik rol oynayan orbitofrontal korteks gibi bölgelerde önemli farklılıklar gözlemlendi.  Yaşlanma sürecini incelediğinde, araştırmacılar her iki türde de beynin küçüldüğünü ancak insan beyninde orbitofrontal korteks gibi bölgelerde bu küçülmenin daha hızlı gerçekleştiğini buldular.</p><p><strong>BÜYÜK OLAN ÇABUK YAŞLANIYOR </strong>  Dr. Sam Vickery, Heinrich Heine Düsseldorf Üniversitesi'nden ve çalışmanın yazarlarından, beynin en hızlı genişleyen bölgelerinin karmaşık işlevlerle ilişkili olduğunu belirtti. Bu durum, bu bölgelerin daha çabuk yıpranıp küçülmesini açıklayabilir.  Ancak, büyük beyin bölgelerinin neden daha hızlı yaşlandığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. Çalışmaya dahil olmayan bazı uzmanlar, bu bulguların daha geniş bir örneklemle desteklenmesi gerektiğini ifade ediyor. University College London'dan antropolog Dr. Aida Gomez-Robles, "İnsanlardaki yaşlanma araştırmaları genellikle binlerce kişiyi içeriyor. Bulgularımız bazı bölgeler için geçerli olabilir, ancak tüm bölgeler için geçerliliğini doğrulamak gerekiyor," dedi.  Sonuç olarak, büyük beyin bölgelerinin insanlara uzun ömür ve hayatta kalma avantajı sağlasa da, bu bölgelerin ilk yaşlanan kısımlar olması, evrimin bir avantajla birlikte bir dezavantaj da getirdiğini gösteriyor. Dr. Vickery, "Böyle muhteşem bir beynimiz var ama bunun bir bedeli de var," diyerek, araştırmanın sonuçlarını özetledi. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gece dışarı çıkmayın! Özellikle gençlerde alzheimer riskini artırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gece-disari-cikmayin-ozellikle-genclerde-alzheimer-riskini-artiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gece-disari-cikmayin-ozellikle-genclerde-alzheimer-riskini-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;de Rush Üniversitesi Tıp Merkezi&#039;nin yeni araştırması, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini diğer faktörlerden daha fazla artırabileceğini ortaya koydu.Chicago&#039;daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi&#039;nde yapılan yeni bir araştırma, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini ortaya koydu. Çalışmada, gece ışık kirliliğinin, diğer risk faktörlerinden daha fazla etkili olabileceği belirtildi.Araştırmanın baş yazarı Robin Voigt-Zuwala, &quot;ABD&#039;de Alzheimer&#039;ın yaygınlığı ile özellikle 65 yaş altındakilerde gece ışığa maruz kalma arasında pozitif bir ilişki olduğu görülüyor&quot; dedi.
Voigt-Zuwala, gece ışık kirliliğinin, değiştirilebilir bir çevresel faktör olarak önemli bir risk faktörü olabileceğini vurguladı.Araştırmacılar, sokak lambaları, yol aydınlatmaları ve ışıklı tabelalar gibi kaynaklardan elde edilen ışık kirliliği verilerini inceledi ve ABD&#039;nin 48 eyaletini gece ışık yoğunluğuna göre beş gruba ayırdı.
Sonuçlar, gece yapay ışığın vücudun 24 saatlik biyolojik saatini bozabileceğini ve bu durumun uykuyu etkileyerek bilişsel gerilemeye yol açabileceğini gösterdi.Yaşlılarda Alzheimer hastalığının risk faktörlerinin ışık kirliliği ile daha güçlü bir bağlantısı olduğu belirlendi. Ancak, 65 yaş altındaki bireylerde, gece ışık yoğunluğunun Alzheimer hastalığı riski ile daha fazla ilişkili olduğu gözlemlendi.
Yaşlılarda ise diyabet, yüksek tansiyon ve felç gibi diğer risk faktörlerinin öne çıktığı saptandı.Araştırmacılar, genç bireylerin gece ışığının etkilerine karşı neden bu kadar hassas olabileceği konusunda net bir bilgiye sahip olmasa da, bu durumun genetik yapılarından veya kentsel alanlarda yaşama olasılıklarından kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.
Çalışmanın yazarları, zararlı ışığı engellemek için karartma perdeleri veya göz maskesi kullanılmasını öneriyor.Bulgular, Frontiers in Neuroscience dergisinde cuma günü yayımlandı. Araştırmacılar, iç mekandaki ışığın etkisini incelememiş olsalar da, dijital cihazlardan yayılan mavi ışığın uyku üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekiyorlar.
Mavi ışık filtreleri kullanımı, ampullerin sıcak ışıkla değiştirilmesi ve evlere dimmer takılması gibi önerilerde bulunuyorlar.Yaklaşık 7 milyon Amerikalının demans teşhisi aldığı ve Alzheimer hastalığının en yaygın türü olduğu biliniyor. Yeni araştırma, yaşanılan yerin sağlık hizmetlerine erişim açısından demans teşhisi alma olasılığını etkileyebileceğini ortaya koyan son bulgularla örtüşüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/klwkfcAusEefNP5aZ28mCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gece, dışarı, çıkmayın, Özellikle, gençlerde, alzheimer, riskini, artırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/klwkfcAusEefNP5aZ28mCQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Gece dışarı çıkmayın! Özellikle gençlerde alzheimer riskini artırıyor"><p>ABD'de Rush Üniversitesi Tıp Merkezi'nin yeni araştırması, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini diğer faktörlerden daha fazla artırabileceğini ortaya koydu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NsHHy2rM0ky64Q86_oP-fw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chicago'daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi'nde yapılan yeni bir araştırma, gece parlak dış ışıklara maruz kalmanın, özellikle gençlerde Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini ortaya koydu. Çalışmada, gece ışık kirliliğinin, diğer risk faktörlerinden daha fazla etkili olabileceği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lQkOsXpDZ0qUDFULmzyOag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın baş yazarı Robin Voigt-Zuwala, "ABD'de Alzheimer'ın yaygınlığı ile özellikle 65 yaş altındakilerde gece ışığa maruz kalma arasında pozitif bir ilişki olduğu görülüyor" dedi.
Voigt-Zuwala, gece ışık kirliliğinin, değiştirilebilir bir çevresel faktör olarak önemli bir risk faktörü olabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/han5WIu15kSQjUg_j0ZEzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, sokak lambaları, yol aydınlatmaları ve ışıklı tabelalar gibi kaynaklardan elde edilen ışık kirliliği verilerini inceledi ve ABD'nin 48 eyaletini gece ışık yoğunluğuna göre beş gruba ayırdı.
Sonuçlar, gece yapay ışığın vücudun 24 saatlik biyolojik saatini bozabileceğini ve bu durumun uykuyu etkileyerek bilişsel gerilemeye yol açabileceğini gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hWcc1dF82U2cRvoAQvoIZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşlılarda Alzheimer hastalığının risk faktörlerinin ışık kirliliği ile daha güçlü bir bağlantısı olduğu belirlendi. Ancak, 65 yaş altındaki bireylerde, gece ışık yoğunluğunun Alzheimer hastalığı riski ile daha fazla ilişkili olduğu gözlemlendi.
Yaşlılarda ise diyabet, yüksek tansiyon ve felç gibi diğer risk faktörlerinin öne çıktığı saptandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8gQFjg49c06wVMxjCY_sww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, genç bireylerin gece ışığının etkilerine karşı neden bu kadar hassas olabileceği konusunda net bir bilgiye sahip olmasa da, bu durumun genetik yapılarından veya kentsel alanlarda yaşama olasılıklarından kaynaklanabileceğini düşünüyorlar.
Çalışmanın yazarları, zararlı ışığı engellemek için karartma perdeleri veya göz maskesi kullanılmasını öneriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N0gnisYwLUCaOEIvGsh4jA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bulgular, Frontiers in Neuroscience dergisinde cuma günü yayımlandı. Araştırmacılar, iç mekandaki ışığın etkisini incelememiş olsalar da, dijital cihazlardan yayılan mavi ışığın uyku üzerinde önemli bir etkisi olduğuna dikkat çekiyorlar.
Mavi ışık filtreleri kullanımı, ampullerin sıcak ışıkla değiştirilmesi ve evlere dimmer takılması gibi önerilerde bulunuyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3OGWlsV86U2alCVtA3jfJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaklaşık 7 milyon Amerikalının demans teşhisi aldığı ve Alzheimer hastalığının en yaygın türü olduğu biliniyor. Yeni araştırma, yaşanılan yerin sağlık hizmetlerine erişim açısından demans teşhisi alma olasılığını etkileyebileceğini ortaya koyan son bulgularla örtüşüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar açıkladı: Neandertaller sandığımızdan akıllı mıydı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-acikladi-neandertaller-sandigimizdan-akilli-miydi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-acikladi-neandertaller-sandigimizdan-akilli-miydi</guid>
<description><![CDATA[ Neandertallerin düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren &quot;şaşırtıcı&quot; yeni kanıtlar ortaya çıktı. Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olduğu inancına meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu.Arkeologlar, Neandertallerin daha önce düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren &quot;şaşırtıcı&quot; yeni kanıtlar ortaya çıkardı.  İspanya&#039;daki Pirene Dağları yakınlarında yapılan kazılarda, taş aletler ve hayvan kemikleri de dahil olmak üzere 29 binden fazla eser bulundu. Bu bulgular antik primatların yetenekli ve zeki avcılar olduğunu gösteriyor.ÖZEL ALETLER GELİŞTİRDİLER  Kazı alanında bulunan hayvan kemikleri, atalarımızın öğünlerini bulundukları çevreye göre planladıklarını ve bizon gibi büyük hayvanları veya tavşan gibi daha küçük hayvanları öldürmek için özel aletler geliştirdiklerini gösteriyor.   Araştırmacılar, &quot;Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olarak ününe meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu&quot; dedi.  Bölgede Neandertallerin yaşadığı çok sayıda mağara ve kaya sığınağı bulunuyor.KÜÇÜK HAYVANLARI DA AVLIYORLARDI  Baş yazar Dr. Sofia Samper Carro, &quot;Bulduğumuz hayvan kemikleri, onların çevredeki faunayı başarıyla kullandıklarını, kızıl geyik, at ve bizon avladıklarını, ayrıca tatlı su kaplumbağaları ve tavşanları yediklerini gösteriyor ki bu da Neandertaller için nadiren düşünülen bir planlamayı ima ediyor&quot; diye konuştu.  Araştırmacılara göre bu yeni bulgular, Neandertallerin yalnızca at ve gergedan gibi büyük hayvanları avladığı yönündeki yaygın inanışa meydan okuyor.  Dr. Samper Carro, &quot;Bulduğumuz kemiklerde bulunan kesik izleri sayesinde, Neandertallerin küçük hayvanları avlayabildiğine dair doğrudan kanıt elde ettik&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iYy63ZY8f0WPmgB0NGTvtw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, açıkladı:, Neandertaller, sandığımızdan, akıllı, mıydı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iYy63ZY8f0WPmgB0NGTvtw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar açıkladı: Neandertaller sandığımızdan akıllı mıydı?"><p>Neandertallerin düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren "şaşırtıcı" yeni kanıtlar ortaya çıktı. Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olduğu inancına meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu.</p><p>Arkeologlar, Neandertallerin daha önce düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren "şaşırtıcı" yeni kanıtlar ortaya çıkardı.  İspanya'daki Pirene Dağları yakınlarında yapılan kazılarda, taş aletler ve hayvan kemikleri de dahil olmak üzere 29 binden fazla eser bulundu. Bu bulgular antik primatların yetenekli ve zeki avcılar olduğunu gösteriyor.</p><p><strong>ÖZEL ALETLER GELİŞTİRDİLER</strong>  Kazı alanında bulunan hayvan kemikleri, atalarımızın öğünlerini bulundukları çevreye göre planladıklarını ve bizon gibi büyük hayvanları veya tavşan gibi daha küçük hayvanları öldürmek için özel aletler geliştirdiklerini gösteriyor.   Araştırmacılar, "Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olarak ününe meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu" dedi.  Bölgede Neandertallerin yaşadığı çok sayıda mağara ve kaya sığınağı bulunuyor.</p><p><strong>KÜÇÜK HAYVANLARI DA AVLIYORLARDI</strong>  Baş yazar Dr. Sofia Samper Carro, "Bulduğumuz hayvan kemikleri, onların çevredeki faunayı başarıyla kullandıklarını, kızıl geyik, at ve bizon avladıklarını, ayrıca tatlı su kaplumbağaları ve tavşanları yediklerini gösteriyor ki bu da Neandertaller için nadiren düşünülen bir planlamayı ima ediyor" diye konuştu.  Araştırmacılara göre bu yeni bulgular, Neandertallerin yalnızca at ve gergedan gibi büyük hayvanları avladığı yönündeki yaygın inanışa meydan okuyor.  Dr. Samper Carro, "Bulduğumuz kemiklerde bulunan kesik izleri sayesinde, Neandertallerin küçük hayvanları avlayabildiğine dair doğrudan kanıt elde ettik" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü? Uzmanlardan yeni çalışma</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yaslanmayi-tersine-cevirmek-mumkun-mu-uzmanlardan-yeni-calisma</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yaslanmayi-tersine-cevirmek-mumkun-mu-uzmanlardan-yeni-calisma</guid>
<description><![CDATA[ Binlerce yıldır insan genomunda bulunan DNA&#039;ya sahip kadim virüsler, yaşa bağlı pek çok hastalığın nedeni olabilir. Bilim insanları, &quot;retroelementler&quot; olarak bilinen bu viral DNA&#039;yı kullanarak insan hücrelerinin yaşını &#039;yüksek doğrulukla&#039; tahmin edebileceklerini ilk kez kanıtladılar.Peki yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü?Bilim insanları, insan genomunda binlerce yıldır var olan kadim virüslerin yaşlanmayı tersine cevirme sürecinde rol oynayabileceğini öne sürdü. Yapılan yeni araştırma, &quot;retroelementler&quot; olarak bilinen bu viral DNA&#039;nın, bir kişinin hücrelerinin yaşını  yüksek doğrulukla tahmin edebileceğini gösterdi.Son yıllarda, retroelementlerden gelen bu  &quot;önemsiz&quot; olarak görülen DNA parçalarının uyku düzeni, hafıza oluşumu ve bipolar bozukluk gibi çeşitli sağlık durumlarıyla ilişkilendirildiği bulunmuştu.  Şimdi, bilim insanları bu antik viral DNA&#039;yı kullanarak yaşlanma sürecini takip edebilen yeni bir biyolojik saat geliştirdi.Araştırmacılar, retroelementlerden elde edilen verilerle bir kişinin yaşını tahmin edebildiklerini ve bu bilgilerin yaşlanma koşullarını tersine çeviren yeni antiviral tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.
HIV virüsü ve AIDS&#039;le mücadelede kullanılanlara benzer yeni antiretroviral tedavilerin bir gün yaşlanma belirtilerini tersine çevirmeye yardımcı olabileceğine inanıyorlar.Çalışma, DNA’daki kimyasal değişikliklerin izlenmesiyle yaş hesaplama yönteminin geliştirilmesine odaklanıyor. Özellikle, DNA&#039;daki metilasyon işlemi ve retroelementler üzerindeki kimyasal değişikliklerin yaşla ilişkili hastalıklarla bağlantılı olduğu görülüyor.Weill Cornell Üniversitesi’nden araştırmacılar, &quot;Retro-Age&quot; olarak adlandırılan bu yeni yaş hesaplama tekniğinin, yaşa bağlı rahatsızlıklar için gelecekte tedavi seçenekleri sunabileceğini vurguladı. Ayrıca, HIV veya başka virüslerle mücadele etmeyen bireylerde de yaşlanma karşıtı etkilerin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemek için daha fazla çalışma yapılması gerektiği ifade edildi.Araştırmanın sonuçları, yaşlanmanın biyolojik yönlerini daha iyi anlamak ve yaşlanmayı geriletmek için potansiyel tedavi yöntemlerini keşfetmek adına umut verici bulgular sundu. Ekip, gelecekte PrEP tedavisi gibi uzun vadeli çalışmalarla, HIV negatif bireylerde antiretroviral ilaçların yaşlanma üzerindeki etkilerini incelemeyi planlıyor.
*Temas Öncesi Profilaksi (PrEP): Temas öncesi profilaksi, hastalığa neden olan bir ajana, genellikle bir virüse henüz maruz kalmamış kişilerde hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla ilaçların kullanılmasıdır. Terim tipik olarak HIV/AIDS&#039;in önlenmesi için bir strateji olarak bazı antiviral ilaçların kullanımına atıfta bulunur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Je9rXqjBFEeeV95BpVza9A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yaşlanmayı, tersine, çevirmek, mümkün, mü, Uzmanlardan, yeni, çalışma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Je9rXqjBFEeeV95BpVza9A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü? Uzmanlardan yeni çalışma"><p>Binlerce yıldır insan genomunda bulunan DNA'ya sahip kadim virüsler, yaşa bağlı pek çok hastalığın nedeni olabilir. Bilim insanları, "retroelementler" olarak bilinen bu viral DNA'yı kullanarak insan hücrelerinin yaşını 'yüksek doğrulukla' tahmin edebileceklerini ilk kez kanıtladılar.Peki yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-igmiaIHBE285xqXr0Qkkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, insan genomunda binlerce yıldır var olan kadim virüslerin yaşlanmayı tersine cevirme sürecinde rol oynayabileceğini öne sürdü. Yapılan yeni araştırma, "retroelementler" olarak bilinen bu viral DNA'nın, bir kişinin hücrelerinin yaşını  yüksek doğrulukla tahmin edebileceğini gösterdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OeBMgABmFkGYeqZTy0WlQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son yıllarda, retroelementlerden gelen bu  "önemsiz" olarak görülen DNA parçalarının uyku düzeni, hafıza oluşumu ve bipolar bozukluk gibi çeşitli sağlık durumlarıyla ilişkilendirildiği bulunmuştu.  Şimdi, bilim insanları bu antik viral DNA'yı kullanarak yaşlanma sürecini takip edebilen yeni bir biyolojik saat geliştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RCyk972kdUitr8Y9Oi4aTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, retroelementlerden elde edilen verilerle bir kişinin yaşını tahmin edebildiklerini ve bu bilgilerin yaşlanma koşullarını tersine çeviren yeni antiviral tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor.
HIV virüsü ve AIDS'le mücadelede kullanılanlara benzer yeni antiretroviral tedavilerin bir gün yaşlanma belirtilerini tersine çevirmeye yardımcı olabileceğine inanıyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6OuFKzfZSka64Rs6KWcRRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışma, DNA’daki kimyasal değişikliklerin izlenmesiyle yaş hesaplama yönteminin geliştirilmesine odaklanıyor. Özellikle, DNA'daki metilasyon işlemi ve retroelementler üzerindeki kimyasal değişikliklerin yaşla ilişkili hastalıklarla bağlantılı olduğu görülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EmYojzm9gkuNUAKhDZ7rkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Weill Cornell Üniversitesi’nden araştırmacılar, "Retro-Age" olarak adlandırılan bu yeni yaş hesaplama tekniğinin, yaşa bağlı rahatsızlıklar için gelecekte tedavi seçenekleri sunabileceğini vurguladı. Ayrıca, HIV veya başka virüslerle mücadele etmeyen bireylerde de yaşlanma karşıtı etkilerin ortaya çıkıp çıkmayacağını belirlemek için daha fazla çalışma yapılması gerektiği ifade edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mUGptARSR0ODa39ecnlcgw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın sonuçları, yaşlanmanın biyolojik yönlerini daha iyi anlamak ve yaşlanmayı geriletmek için potansiyel tedavi yöntemlerini keşfetmek adına umut verici bulgular sundu. Ekip, gelecekte PrEP tedavisi gibi uzun vadeli çalışmalarla, HIV negatif bireylerde antiretroviral ilaçların yaşlanma üzerindeki etkilerini incelemeyi planlıyor.
*Temas Öncesi Profilaksi (PrEP): Temas öncesi profilaksi, hastalığa neden olan bir ajana, genellikle bir virüse henüz maruz kalmamış kişilerde hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla ilaçların kullanılmasıdır. Terim tipik olarak HIV/AIDS'in önlenmesi için bir strateji olarak bazı antiviral ilaçların kullanımına atıfta bulunur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alzheimer hakkında yeni teori: Beyin hastalığı olmayabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alzheimer-hakkinda-yeni-teori-beyin-hastaligi-olmayabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alzheimer-hakkinda-yeni-teori-beyin-hastaligi-olmayabilir</guid>
<description><![CDATA[ Alzheimer hastalığının tedavi ve neyin sebep olduğunu hâlâ tam olarak bilmezken  Scince Alert’te yayınlanan bir makalede, Alzheimer hastalığının klasik olarak kabul edildiği gibi bir beyin hastalığı olmayabileceği, bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen otoimmün hastalık olabileceği öne sürüldü.Bilim insanları, Alzheimer hastalığı üzerinde yıllardır süren araştırmalarında beta-amiloid adı verilen proteinin beyne zarar veren kümelerinin oluşumunu önlemeye odaklandılar. Ancak bu yaklaşım, şu ana kadar başarılı bir tedaviye dönüşmedi. Toronto Üniversitesi Sağlık Ağı&#039;na bağlı Krembil Beyin Enstitüsü&#039;ndeki araştırmacılar, Alzheimer hastalığını yeniden değerlendiren bir teori geliştirdi.Araştırmacılar, Alzheimer&#039;ın beyin hastalığı olmayabileceğini, beynin içindeki bağışıklık sisteminin bir bozukluğu olduğunu öne sürdü. Beyindeki bağışıklık sistemi, yaraları onarmak ve enfeksiyonlara karşı mücadele etmek için çalışır.
Ancak, beta-amiloid proteininin beyin hücrelerine istemsizce saldırarak Alzheimer&#039;a yol açtığı düşünülüyor.
Bu süreçte, beyin hücreleri zararlı bakteri gibi algılanarak bağışıklık sistemi tarafından hedef alınıyor.Bu yeni teori ie Alzheimer bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen Otoimmün hastalık sınıfına girebilir. Bu da  mevcut tedavi yöntemlerinin yetersiz kalabileceği anlamına geliyor. 
Ayrıca otoimmün hastalıklarda kullanılan ilaçların Alzheimer üzerinde etkili olmayabileceği belirtiliyor.
Ancak, beyindeki diğer bağışıklık düzenleyici yolları hedeflemenin hastalığa karşı yeni ve etkili tedavi yöntemlerine ulaşılmasına olanak sağlayabileceği düşünülüyor.Bunun yanı sıra, Alzheimer&#039;ın başka teorileri de var. Bazı bilim insanları, hastalığın mitokondri adı verilen hücresel yapıların işlev bozukluğundan kaynaklandığını, bazıları ise ağız bakterilerinin suçlu olduğunu öne sürüyor. Diğer bir teori ise beyindeki metallerin anormal şekilde işlenmesinin hastalığa yol açabileceğini savunuyor.Alzheimer, dünya çapında 50 milyondan fazla insanı etkileyen bir halk sağlığı krizi olarak kabul ediliyor. Her üç saniyede bir yeni bir teşhis konan bu hastalık, yenilikçi araştırmalar ve yeni tedavi yaklaşımlarına ihtiyaç duyuyor. Alzheimer&#039;ın nedenlerini ve tedavi yöntemlerini anlamak, hastalıkla yaşayan insanlara ve ailelerine yardımcı olmak açısından büyük önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3pnQ-7MgUqzvIU3ansiZw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alzheimer, hakkında, yeni, teori:, Beyin, hastalığı, olmayabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3pnQ-7MgUqzvIU3ansiZw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Alzheimer hakkında yeni teori: Beyin hastalığı olmayabilir!"><p>Alzheimer hastalığının tedavi ve neyin sebep olduğunu hâlâ tam olarak bilmezken  Scince Alert’te yayınlanan bir makalede, Alzheimer hastalığının klasik olarak kabul edildiği gibi bir beyin hastalığı olmayabileceği, bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen otoimmün hastalık olabileceği öne sürüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DzSBdI_FYUiRH0UfCqMBBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, Alzheimer hastalığı üzerinde yıllardır süren araştırmalarında beta-amiloid adı verilen proteinin beyne zarar veren kümelerinin oluşumunu önlemeye odaklandılar. Ancak bu yaklaşım, şu ana kadar başarılı bir tedaviye dönüşmedi. Toronto Üniversitesi Sağlık Ağı'na bağlı Krembil Beyin Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, Alzheimer hastalığını yeniden değerlendiren bir teori geliştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tVrz9aVf1EaXzn7Atchliw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, Alzheimer'ın beyin hastalığı olmayabileceğini, beynin içindeki bağışıklık sisteminin bir bozukluğu olduğunu öne sürdü. Beyindeki bağışıklık sistemi, yaraları onarmak ve enfeksiyonlara karşı mücadele etmek için çalışır.
Ancak, beta-amiloid proteininin beyin hücrelerine istemsizce saldırarak Alzheimer'a yol açtığı düşünülüyor.
Bu süreçte, beyin hücreleri zararlı bakteri gibi algılanarak bağışıklık sistemi tarafından hedef alınıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ak2IcGDyrUa16UPZLlkG3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu yeni teori ie Alzheimer bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması anlamına gelen Otoimmün hastalık sınıfına girebilir. Bu da  mevcut tedavi yöntemlerinin yetersiz kalabileceği anlamına geliyor. 
Ayrıca otoimmün hastalıklarda kullanılan ilaçların Alzheimer üzerinde etkili olmayabileceği belirtiliyor.
Ancak, beyindeki diğer bağışıklık düzenleyici yolları hedeflemenin hastalığa karşı yeni ve etkili tedavi yöntemlerine ulaşılmasına olanak sağlayabileceği düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4ASHNK_lCkGwnUTEzA9hCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bunun yanı sıra, Alzheimer'ın başka teorileri de var. Bazı bilim insanları, hastalığın mitokondri adı verilen hücresel yapıların işlev bozukluğundan kaynaklandığını, bazıları ise ağız bakterilerinin suçlu olduğunu öne sürüyor. Diğer bir teori ise beyindeki metallerin anormal şekilde işlenmesinin hastalığa yol açabileceğini savunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Pv4SY8Mu0efGZip4O0t2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Alzheimer, dünya çapında 50 milyondan fazla insanı etkileyen bir halk sağlığı krizi olarak kabul ediliyor. Her üç saniyede bir yeni bir teşhis konan bu hastalık, yenilikçi araştırmalar ve yeni tedavi yaklaşımlarına ihtiyaç duyuyor. Alzheimer'ın nedenlerini ve tedavi yöntemlerini anlamak, hastalıkla yaşayan insanlara ve ailelerine yardımcı olmak açısından büyük önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarını şaşırtan vaka: Beyninin yüzde 90&amp;apos;ı olmayan adam!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarini-sasirtan-vaka-beyninin-yuzde-90i-olmayan-adam</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarini-sasirtan-vaka-beyninin-yuzde-90i-olmayan-adam</guid>
<description><![CDATA[ Beyninin yüzde 90&#039;ı eksik olmasına rağmen nispeten normal ve sağlıklı bir hayat yaşayan bir adam, bilim dünyasını şaşkına çevirdi.  Bu durum beyin ve bilinç hakkında mevcut anlayışların sorgulanmasıyla bilim dünyasında geniş bir etki yarattı.Beynimizin yalnızca yüzde 10&#039;unu kullandığımız efsanesi bilim insanları tarafından kesin bir dille çürütüldü, ancak beyin hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey var.Bilim insanlarının onlarca yıldır kafasını karıştıran bir vaka da bunların başında geliyor.Yıllar önce kimliği bilinmeyen Fransız bir adamın beyninin yüzde 90&#039;ının eksik olduğu ancak normal bir yaşam sürdüğü tespit edildi.
Bu durum, beyin ve insan bilinci hakkında var olan bilgileri yeniden sorgulamaya yol açtı.2007 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan bu hikaye, bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. 44 yaşındaki adam bacağında güçsüzlük hissi yaşaması üzerine doktora gitti. Yapılan muayenede, beyninin büyük bir kısmının kayıp olduğu ve kafatasının sıvı ile dolu olduğu belirlendi. Bu durum hidrosefali olarak biliniyor.Bilişsel psikolog Axel Cleeremans, adamın normal bir yaşam sürdüğünü, bir ailesi ve işi bulunduğunu belirtti. Adamın IQ testi 84 olarak ölçüldü. Normal aralığın biraz altında ancak bu durum adamın yaşamını etkilemedi.Çocukken bir stentle tedavi edilen adamın, stent çıkarıldıktan sonra beyninin büyük kısmı aşınmıştı. Beyin taramalarında, beyin dokusunun büyük kısmının sıvı ile dolduğu ve tahrip olduğu gözlemlendi.Cleeremans bu durumu  &quot;Beyin, bilinçle doğmuyor. Bilinç tekrar tekrar öğreniliyor. Daha sade bir ifadeyle; beyin, bir şekilde yaşamanın ve öğrenmenin yolunu buluyor&quot; ifadeleriyle açıklıyor. 
Beynin sürekli ve bilinçsizce kendi etkinliğini kendisine yeniden tanımlamayı öğrendiğini ve bu açıklamaların bilinçli deneyimin temelini oluşturduğunu iddia ediyor.Bu durum, bilincin beyinle ilişkisi hakkındaki mevcut teorileri sorgulamaya yol açtı. Bilim insanları, belirli beyin bölgelerinin bilinçten sorumlu olmadığına dair yeni teoriler geliştirdi. Ayrıca, yetişkin beyinlerinin yaralanma durumunda farklı bölümlerin yeni roller üstlenebileceği öne sürülmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gZ3MHdb2uEyody3dee4Dqg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarını, şaşırtan, vaka:, Beyninin, yüzde, 90ı, olmayan, adam</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gZ3MHdb2uEyody3dee4Dqg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarını şaşırtan vaka: Beyninin yüzde 90'ı olmayan adam!"><p>Beyninin yüzde 90'ı eksik olmasına rağmen nispeten normal ve sağlıklı bir hayat yaşayan bir adam, bilim dünyasını şaşkına çevirdi.  Bu durum beyin ve bilinç hakkında mevcut anlayışların sorgulanmasıyla bilim dünyasında geniş bir etki yarattı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HHUTruDlzkKSlmXmJowbPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beynimizin yalnızca yüzde 10'unu kullandığımız efsanesi bilim insanları tarafından kesin bir dille çürütüldü, ancak beyin hakkında hâlâ bilmediğimiz çok şey var.Bilim insanlarının onlarca yıldır kafasını karıştıran bir vaka da bunların başında geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dDWRz1FeLUO2lOJ8czV7Mw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yıllar önce kimliği bilinmeyen Fransız bir adamın beyninin yüzde 90'ının eksik olduğu ancak normal bir yaşam sürdüğü tespit edildi.
Bu durum, beyin ve insan bilinci hakkında var olan bilgileri yeniden sorgulamaya yol açtı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bKlWw4th7UC79MSouY6K2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2007 yılında The Lancet dergisinde yayımlanan bu hikaye, bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. 44 yaşındaki adam bacağında güçsüzlük hissi yaşaması üzerine doktora gitti. Yapılan muayenede, beyninin büyük bir kısmının kayıp olduğu ve kafatasının sıvı ile dolu olduğu belirlendi. Bu durum hidrosefali olarak biliniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/akN-QbrCc0SWQ77DXFoCdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilişsel psikolog Axel Cleeremans, adamın normal bir yaşam sürdüğünü, bir ailesi ve işi bulunduğunu belirtti. Adamın IQ testi 84 olarak ölçüldü. Normal aralığın biraz altında ancak bu durum adamın yaşamını etkilemedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLoC_CTMfEuFeAVeYiQSRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çocukken bir stentle tedavi edilen adamın, stent çıkarıldıktan sonra beyninin büyük kısmı aşınmıştı. Beyin taramalarında, beyin dokusunun büyük kısmının sıvı ile dolduğu ve tahrip olduğu gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qequClKMnEK0qVZC054zMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cleeremans bu durumu  "Beyin, bilinçle doğmuyor. Bilinç tekrar tekrar öğreniliyor. Daha sade bir ifadeyle; beyin, bir şekilde yaşamanın ve öğrenmenin yolunu buluyor" ifadeleriyle açıklıyor. 
Beynin sürekli ve bilinçsizce kendi etkinliğini kendisine yeniden tanımlamayı öğrendiğini ve bu açıklamaların bilinçli deneyimin temelini oluşturduğunu iddia ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rZST0SOWZU2SsIQn7GJmxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum, bilincin beyinle ilişkisi hakkındaki mevcut teorileri sorgulamaya yol açtı. Bilim insanları, belirli beyin bölgelerinin bilinçten sorumlu olmadığına dair yeni teoriler geliştirdi. Ayrıca, yetişkin beyinlerinin yaralanma durumunda farklı bölümlerin yeni roller üstlenebileceği öne sürülmektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Lücid rüyalar ve gerçek hayat: İki alemin birleşmesi mümkün mü?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/lucid-ruyalar-ve-gercek-hayat-iki-alemin-birlesmesi-mumkun-mu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/lucid-ruyalar-ve-gercek-hayat-iki-alemin-birlesmesi-mumkun-mu</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, lücid rüyalar aracılığıyla sanal araçları kontrol etmenin ve gerçek dünyadaki nesneleri harekete geçirmenin mümkün olduğunu öne sürdü. Araştırmalar, uykudayken sorunları çözme, sanat veya müzik yapma gibi çeşitli becerilerin geliştirilmesini sağlayan bu tekniklerin gelecekte daha yaygın hale gelebileceğini gösteriyor.Lücid rüyalar, rüya gören kişinin rüya gördüğünün farkında olduğu ve bunu yaparken düşüncelerini ve duygularını tanıyabildiği bir bilinç durumunu ifade ediyor. Uzmanlar, bu tür rüyaların içeriğini uyanık hayatlara aktarmayı mümkün kılacak teknikler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.REMspace Inc&#039;in kurucusu ve CEO&#039;su Michael Raduga, “Er ya da geç herkesin lucid rüya görmesini sağlayacak yöntemler olacak. Biz, iki dünyayı birbirine bağlamanın yollarını arıyoruz” dedi.Son dönemde yapılan araştırmalar, lücid rüya sırasında müzik ritimlerini gerçek dünyadaki cihazlara iletmenin ve sanal araçları kontrol etmenin mümkün olduğunu ortaya koydu. Örneğin, rüya gören kişilerin kas hareketlerini kullanarak bir su ısıtıcısını çalıştırmaları sağlandı. Ayrıca, lücid rüyada sanal bir arabayo sürmek için kas aktivasyonları kullanıldığı gösterildi.Geçmişte, rüya sırasında sesli veya ışıklı sinyallerle temel matematiksel hesaplamalar yapmanın mümkün olduğu kanıtlanmıştı. Şimdi ise, bu tekniklerin daha ileri düzeyde uygulanarak rüya içeriğinin gerçek dünyaya aktarılması üzerine çalışmalar yapılıyor.Bilim insanları, lücid rüyaların daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını ve günlük yaşantıya daha fazla entegre edilmesini hedefliyor. Swansea Üniversitesi&#039;nden Laura Roklicer, yaratıcı yazarlara lücid rüyaları öğretmenin, yazılarının kalitesini artırabileceğine inanıyor. Yazarların rüya eğitimi sonrası ürettikleri öykülerin kalitesinde belirgin bir artış gözlemlendi.Ancak, lücid rüyaların kontrolü halen zorlu bir süreç. Araştırmacılar, daha fazla insanın lücid rüyaları deneyimleyebilmesi için yöntemler geliştirmeye devam ediyor. Ayrıca, lücid rüyaların felçli hastalar için fiziksel iyileşmeye yardımcı olabileceği ve atletik performansı artırabileceği düşünülüyor.Lücid rüyaların bilimsel araştırmaları, bu deneyimlerin hem yaratıcı süreçler hem de günlük yaşam üzerinde potansiyel etkilerini ortaya koyuyor. Gelecekte, bu alandaki gelişmelerin insan beyninin ve bilinçaltının daha verimli kullanılmasına olanak tanıyabileceği öngörülüyor.İnsanların berrak rüya görmelerine yardımcı olmak için çeşitli egzersizler tasarlanmıştır ve araştırmacılar başka egzersizler de geliştirmektedir.Rüya günlüğü tutma: Her sabah uyanır uyanmaz rüyalarınızla ilgili hatırladığınız her şeyi yazın veya aynı şeyi yapmak için bir ses kayıt cihazı kullanın. Bunu yapmak rüyalarınıza aşina olmanıza yardımcı olarak uykuya daldığınızda onların daha fazla farkına varmanızı sağlayabilir.Gerçeklik testi: Uyanıkken yapılan bu egzersiz, beyni rüyalar ve gerçekler arasında daha iyi ayrım yapması için eğitir ve bu da uykuya daldığınızda berraklığı artırabilir. Gün boyunca düzenli aralıklarla durun ve çevrenizde rüya gördüğünüze işaret edebilecek olağan dışı herhangi bir şey olup olmadığını dikkatlice değerlendirin.Niyet belirleme: Bazı insanlar lüsid rüyalarının sıklığını sadece kendilerine rüyaları sırasında farkına varacaklarını söyleyerek, örneğin “uyuduğumda rüya gördüğümü hatırlayacağım” gibi bir cümleyi tekrarlayarak artırabilirler.Yatağa geri dönün: Çoğu rüya, gecenin ikinci yarısında daha yaygın olan REM uykusu sırasında meydana gelir. Kendinizi her zamanki saatinizden bir saat kadar önce uyandırmak için bir çalar saat ayarlayarak ve ardından uykuya geri dönerek, doğrudan bir rüyaya dalma şansınızı artırabilirsiniz. Kendinize o rüyada berrak olacağınızı söylemek de bunu başarmanıza yardımcı olabilir.Dış uyarım: Lüsid rüyalar sırasında insanlarla iletişim kurmak için tasarlanan birçok yeni çalışma, kişinin rüyasında farkına varması ve geri sinyal vermesi için bir ipucu olarak REM uykusu sırasında hafif titreşim, elektrik stimülasyonu veya yanıp sönen ışıklar kullanmıştır. Bu yöntemlerden bazıları da lüsid rüyaların sıklığını artırmak için bir araç olarak araştırılmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/67gQ6UEMHESwBwRz0p3qwg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Lücid, rüyalar, gerçek, hayat:, İki, alemin, birleşmesi, mümkün, mü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/67gQ6UEMHESwBwRz0p3qwg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Lücid rüyalar ve gerçek hayat: İki alemin birleşmesi mümkün mü?"><p>Bilim insanları, lücid rüyalar aracılığıyla sanal araçları kontrol etmenin ve gerçek dünyadaki nesneleri harekete geçirmenin mümkün olduğunu öne sürdü. Araştırmalar, uykudayken sorunları çözme, sanat veya müzik yapma gibi çeşitli becerilerin geliştirilmesini sağlayan bu tekniklerin gelecekte daha yaygın hale gelebileceğini gösteriyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2GyaXHIJtkCQAz7iNivP9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lücid rüyalar, rüya gören kişinin rüya gördüğünün farkında olduğu ve bunu yaparken düşüncelerini ve duygularını tanıyabildiği bir bilinç durumunu ifade ediyor. Uzmanlar, bu tür rüyaların içeriğini uyanık hayatlara aktarmayı mümkün kılacak teknikler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ysn-1Vzw3E6A3p9d-7WqMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>REMspace Inc'in kurucusu ve CEO'su Michael Raduga, “Er ya da geç herkesin lucid rüya görmesini sağlayacak yöntemler olacak. Biz, iki dünyayı birbirine bağlamanın yollarını arıyoruz” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W06nob4-BUyHJVGNtvIzpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son dönemde yapılan araştırmalar, lücid rüya sırasında müzik ritimlerini gerçek dünyadaki cihazlara iletmenin ve sanal araçları kontrol etmenin mümkün olduğunu ortaya koydu. Örneğin, rüya gören kişilerin kas hareketlerini kullanarak bir su ısıtıcısını çalıştırmaları sağlandı. Ayrıca, lücid rüyada sanal bir arabayo sürmek için kas aktivasyonları kullanıldığı gösterildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8A_X3IsfxUOO5B2r6QCYyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçmişte, rüya sırasında sesli veya ışıklı sinyallerle temel matematiksel hesaplamalar yapmanın mümkün olduğu kanıtlanmıştı. Şimdi ise, bu tekniklerin daha ileri düzeyde uygulanarak rüya içeriğinin gerçek dünyaya aktarılması üzerine çalışmalar yapılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sfMCbvHBYEunGiA_BXxRMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, lücid rüyaların daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmasını ve günlük yaşantıya daha fazla entegre edilmesini hedefliyor. Swansea Üniversitesi'nden Laura Roklicer, yaratıcı yazarlara lücid rüyaları öğretmenin, yazılarının kalitesini artırabileceğine inanıyor. Yazarların rüya eğitimi sonrası ürettikleri öykülerin kalitesinde belirgin bir artış gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5WN4AO2kGEuiWvaNTqsBzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, lücid rüyaların kontrolü halen zorlu bir süreç. Araştırmacılar, daha fazla insanın lücid rüyaları deneyimleyebilmesi için yöntemler geliştirmeye devam ediyor. Ayrıca, lücid rüyaların felçli hastalar için fiziksel iyileşmeye yardımcı olabileceği ve atletik performansı artırabileceği düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6-4W9vk6eUG_FuulDwSQVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lücid rüyaların bilimsel araştırmaları, bu deneyimlerin hem yaratıcı süreçler hem de günlük yaşam üzerinde potansiyel etkilerini ortaya koyuyor. Gelecekte, bu alandaki gelişmelerin insan beyninin ve bilinçaltının daha verimli kullanılmasına olanak tanıyabileceği öngörülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ioEhFEmYSEWU9UEof52FOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsanların berrak rüya görmelerine yardımcı olmak için çeşitli egzersizler tasarlanmıştır ve araştırmacılar başka egzersizler de geliştirmektedir.Rüya günlüğü tutma: Her sabah uyanır uyanmaz rüyalarınızla ilgili hatırladığınız her şeyi yazın veya aynı şeyi yapmak için bir ses kayıt cihazı kullanın. Bunu yapmak rüyalarınıza aşina olmanıza yardımcı olarak uykuya daldığınızda onların daha fazla farkına varmanızı sağlayabilir.Gerçeklik testi: Uyanıkken yapılan bu egzersiz, beyni rüyalar ve gerçekler arasında daha iyi ayrım yapması için eğitir ve bu da uykuya daldığınızda berraklığı artırabilir. Gün boyunca düzenli aralıklarla durun ve çevrenizde rüya gördüğünüze işaret edebilecek olağan dışı herhangi bir şey olup olmadığını dikkatlice değerlendirin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bvJ_2lXFfECCBQqtBHrc7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Niyet belirleme: Bazı insanlar lüsid rüyalarının sıklığını sadece kendilerine rüyaları sırasında farkına varacaklarını söyleyerek, örneğin “uyuduğumda rüya gördüğümü hatırlayacağım” gibi bir cümleyi tekrarlayarak artırabilirler.Yatağa geri dönün: Çoğu rüya, gecenin ikinci yarısında daha yaygın olan REM uykusu sırasında meydana gelir. Kendinizi her zamanki saatinizden bir saat kadar önce uyandırmak için bir çalar saat ayarlayarak ve ardından uykuya geri dönerek, doğrudan bir rüyaya dalma şansınızı artırabilirsiniz. Kendinize o rüyada berrak olacağınızı söylemek de bunu başarmanıza yardımcı olabilir.Dış uyarım: Lüsid rüyalar sırasında insanlarla iletişim kurmak için tasarlanan birçok yeni çalışma, kişinin rüyasında farkına varması ve geri sinyal vermesi için bir ipucu olarak REM uykusu sırasında hafif titreşim, elektrik stimülasyonu veya yanıp sönen ışıklar kullanmıştır. Bu yöntemlerden bazıları da lüsid rüyaların sıklığını artırmak için bir araç olarak araştırılmaktadır.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kambur balinalar ile ilgli şaşırtıcı keşif: Avlanırken alet yapıp kullanıyorla</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kambur-balinalar-ile-ilgli-sasirtici-kesif-avlanirken-alet-yapip-kullaniyorla</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kambur-balinalar-ile-ilgli-sasirtici-kesif-avlanirken-alet-yapip-kullaniyorla</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, kambur balinaların, suyu karmaşık baloncuk ağına dönüştürüp bir alet gibi kullanarak avlandıklarını keşfetti.Kambur balinaların avlanırken &quot;alet yapıp kullandığı&quot; tespit edildi  Hawaii Deniz Biyolojisi Enstitüsündeki Deniz Memelileri Araştırma Programından ve Alaska Balina Vakfından araştırmacılar, Alaska&#039;da dronlar ve yerleştirdikleri takip cihazlarıyla kambur balinaların davranışlarını inceledi.  Araştırmacılar, kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için &quot;karmaşık baloncuklar&quot; oluşturduklarını gözlemlediklerini ve balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.  Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların &quot;fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği&quot; tahmininde bulundu.  Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların &quot;avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar&quot; grubuna dahil olduğunu kaydetti.  Araştırmanın sonuçları &quot;Royal Society Open Science&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8UURRCzF0Gkp_maNYzWCg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kambur, balinalar, ile, ilgli, şaşırtıcı, keşif:, Avlanırken, alet, yapıp, kullanıyorla</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8UURRCzF0Gkp_maNYzWCg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kambur balinalar ile ilgli şaşırtıcı keşif: Avlanırken alet yapıp kullanıyorla"><p>Araştırmacılar, kambur balinaların, suyu karmaşık baloncuk ağına dönüştürüp bir alet gibi kullanarak avlandıklarını keşfetti.</p>Kambur balinaların avlanırken "alet yapıp kullandığı" tespit edildi  Hawaii Deniz Biyolojisi Enstitüsündeki Deniz Memelileri Araştırma Programından ve Alaska Balina Vakfından araştırmacılar, Alaska'da dronlar ve yerleştirdikleri takip cihazlarıyla kambur balinaların davranışlarını inceledi.  Araştırmacılar, kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için "karmaşık baloncuklar" oluşturduklarını gözlemlediklerini ve balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.  Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların "fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği" tahmininde bulundu.  Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların "avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar" grubuna dahil olduğunu kaydetti.  Araştırmanın sonuçları "Royal Society Open Science" dergisinde yayımlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kutup Yıldızı ilk kez yakından görüntülendi! Yüzeyi beneklerle kaplı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kutup-yildizi-ilk-kez-yakindan-goeruntulendi-yuzeyi-beneklerle-kapli</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kutup-yildizi-ilk-kez-yakindan-goeruntulendi-yuzeyi-beneklerle-kapli</guid>
<description><![CDATA[ Kutup Yıldızı&#039;nın boyutu ve görünümü hakkında yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Bilim insanları Kutup Yıldızı&#039;nın üstünde karanlık ve değişken benekler olduğunu tespit etti. Polaris olarak da bilinen yıldızı detaylıca inceleyen araştırmacılar, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü ortaya koydu.Kuzey Kutbu&#039;nun tam üstündeki Kutup Yıldızı aslında üç yıldızdan oluşan bir sistemden meydana geliyor. Bunların en parlağı ise Polaris. Polaris&#039;in parlaklığı 4 günlük bir döngüde artıp azalıyor.  Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi&#039;nden bilim insanları Polaris&#039;i inceledi.  Ekip, yıldızın etrafında dönen yoldaşının yörüngesini başarıyla takip etti ve Polaris&#039;in atışlarına göre boyutundaki değişimi ölçtü.İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİGüneş&#039;in yaklaşık 5 katı kütleye ve 46 katı çapa sahip yıldızla ilgili en şaşırtıcı bulgu yüzey dokusu oldu.  Polaris&#039;i detaylıca inceleyen bilim insanları, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü belirledi.  Görüntüleri Polaris&#039;in yüzeyinde zamanla değişen, yer yer parlak ve karanlık büyük benekleri ortaya çıkardı.  Bilim insanları bu lekelerin, yıldızın dönüşündeki değişimle bağlantılı olabileceğini düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-sfWMCSLcEixtN44XlpmbQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kutup, Yıldızı, ilk, kez, yakından, görüntülendi, Yüzeyi, beneklerle, kaplı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-sfWMCSLcEixtN44XlpmbQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kutup Yıldızı ilk kez yakından görüntülendi! Yüzeyi beneklerle kaplı"><p>Kutup Yıldızı'nın boyutu ve görünümü hakkında yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Bilim insanları Kutup Yıldızı'nın üstünde karanlık ve değişken benekler olduğunu tespit etti. Polaris olarak da bilinen yıldızı detaylıca inceleyen araştırmacılar, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü ortaya koydu.</p>Kuzey Kutbu'nun tam üstündeki Kutup Yıldızı aslında üç yıldızdan oluşan bir sistemden meydana geliyor. Bunların en parlağı ise Polaris. Polaris'in parlaklığı 4 günlük bir döngüde artıp azalıyor.  Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden bilim insanları Polaris'i inceledi.  Ekip, yıldızın etrafında dönen yoldaşının yörüngesini başarıyla takip etti ve Polaris'in atışlarına göre boyutundaki değişimi ölçtü.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AXnB9EM_cUym8Qzl6H-XIQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="Nisan 2021" de y b parlak ve karanl noktalar ortaya polaris sahte renkli g><p><strong>İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ</strong></p><p>Güneş'in yaklaşık 5 katı kütleye ve 46 katı çapa sahip yıldızla ilgili en şaşırtıcı bulgu yüzey dokusu oldu.  Polaris'i detaylıca inceleyen bilim insanları, ilk kez bir değişen yıldızın yüzeyinin nasıl göründüğünü belirledi.  Görüntüleri Polaris'in yüzeyinde zamanla değişen, yer yer parlak ve karanlık büyük benekleri ortaya çıkardı.  Bilim insanları bu lekelerin, yıldızın dönüşündeki değişimle bağlantılı olabileceğini düşünüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sol elini kullananlar daha mı zeki?  Dünyanın en ünlü solakları ve başarıları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sol-elini-kullananlar-daha-mi-zeki-dunyanin-en-unlu-solaklari-ve-basarilari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sol-elini-kullananlar-daha-mi-zeki-dunyanin-en-unlu-solaklari-ve-basarilari</guid>
<description><![CDATA[ Son yıllarda yapılan araştırmalar, solakların bazı bilişsel yeteneklerde sağlaklardan farklılık gösterebileceğini ortaya koydu. Ancak, bu farklılıkların zekâ düzeyini etkileyip etkilemediği konusunda bilim dünyasında henüz net bir görüş birliği yok. Ancak solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor. İşte solaklarla ilgili bilinmesi gerekenler...Solakların zekâ düzeyinin sağlaklardan farklı olup olmadığı sorusu, oldukça karmaşık bir konu.
Bilimsel araştırmalar, solakların ve sağlakların bilişsel yetenekleri ve zekâları arasında genel bir fark olduğunu kesin olarak kanıtlamış değil.Ancak, bazı araştırmalar solak bireylerin belirli bilişsel becerilerde ve düşünme tarzlarında farklılık gösterebileceğini ortaya koymuş olabilir. 
Yaratıcılık ve problem çözme becerileri açısından bazı çalışmalar solakların avantajlı olabileceğini belirtse de, bu bulgular genel zekâ farklarını kesin olarak göstermemektedir. Zekâ, genetik, çevresel etmenler ve bireysel deneyimlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir.
Solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor... işte başarıları ile gündem olmuş ünlü solaklar.Solakların zekasını nakde çevirme konusunda sağ elini kullananlara göre daha başarılı olduğu bugün bilinen bir gerçek. Microsoft&#039;un sahibi Bill Gates ve Apple&#039;ın kurucusu Steve Jobs ile dünyanın en ünlü televizyoncusu sayılan Oprah Winfrey de birer solak. Dünya zenginler listesindeki solakların oranı genel nüfustaki solak oranından 2,5 kat fazla.Solakların sporda daha başarılı olduğu artık olimpik anlamda kabul edilen bir gerçek. Örneğin, ünlü eskrim şampiyonu Race Imboden, olimpiyatlarında 198 sağlak arasından sıyrılarak şampiyon oldu.
Dünya futbolunda da en yetenekli ve pahalı yıldızlar Pele, Maradona, Messi gibi ismlerin sol ayaklı olduğunu bilemeyen yok. Amerika&#039;da beyzbol oyuncularının en değerlisi olan atıcıların yüzde 25&#039;i solak. En çok kazanan 10 atıcının ise 6’sı solak.
22 Grand Slam şampiyonluğuna ulaşarak tenis tarihinin en büyük oyuncularından biri olmuştur Rafael Nadal&#039;da ünlü solaklar arasında.Ünlüler cephesinde de solak olmanın başka bir güzelliği var.  Oyunculuğu ve güzelliği ile altın çağını yaşayan Jennifer Lawrence bir solak. Dünyanın en güzel kadınlarından Scarlett Johansonn, Nicole Kidman, Angelina Jolie, Julia Roberts ve Tina Fey gibi isimlerde solaklar arasında yer alıyor. Hollywood&#039;un ünlü erkekleri arasında da solaklar baş köşede. Jim Carrey, Tom Cruise, Charlie Chaplin, Robert De Niro, Morgan Freeman ilk akla gelenler.Solaklar aynı zamanda müzik dünyasını da büyük başarılara imza attı. Kendileri için özel enstrümanlar üretilen solak sanatçılar arasında Jimi Hendrix Kurt Cobain, Paul McCartney, Justin Bieber, Eminem, Ricky Martin, Sting gibi isimlar yer alıyor.Solakların farklı sosyal zekası ve yaratıcı özellikleri siyaset alanında da kendini gösteriyor. ABD tarihindeki başkanların bir çoğu solaktı. ABD başkanları arasında solakların oranı yüzde 23’ün üzerinde. Barack Obama, Bill Clinton, George W. Bush  Gerald Ford ve Harry Trumanen ünlü solak başkanlar olarak tarihe damga vurdu. İngiltere’de de iki dönem başbakanlık yapanlık yapan David Cameron da solak.Albert Einstein, Mozart, Beethoven, Napolyon Bonapart, Leonardo da Vinci, Sezar, Josh Holloway, Fidel Castro, Michelangelo, Isaac Newton, Picasso, Marilyn Monroe, Muhammed Ali Clay, Mark Twain, Ronald Reagan, Bob Dylan, Benjamin Franklin, John F. Kennedy ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JDR8hL4K80yCCCojWcJ9oA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sol, elini, kullananlar, daha, mı, zeki, Dünyanın, ünlü, solakları, başarıları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JDR8hL4K80yCCCojWcJ9oA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sol elini kullananlar daha mı zeki?  Dünyanın en ünlü solakları ve başarıları"><p>Son yıllarda yapılan araştırmalar, solakların bazı bilişsel yeteneklerde sağlaklardan farklılık gösterebileceğini ortaya koydu. Ancak, bu farklılıkların zekâ düzeyini etkileyip etkilemediği konusunda bilim dünyasında henüz net bir görüş birliği yok. Ancak solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor. İşte solaklarla ilgili bilinmesi gerekenler...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RE6ZAB4ppk-oHkrtZfcJnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların zekâ düzeyinin sağlaklardan farklı olup olmadığı sorusu, oldukça karmaşık bir konu.
Bilimsel araştırmalar, solakların ve sağlakların bilişsel yetenekleri ve zekâları arasında genel bir fark olduğunu kesin olarak kanıtlamış değil.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-MQLz3i0R0G58uJmIPpt3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, bazı araştırmalar solak bireylerin belirli bilişsel becerilerde ve düşünme tarzlarında farklılık gösterebileceğini ortaya koymuş olabilir. 
Yaratıcılık ve problem çözme becerileri açısından bazı çalışmalar solakların avantajlı olabileceğini belirtse de, bu bulgular genel zekâ farklarını kesin olarak göstermemektedir. Zekâ, genetik, çevresel etmenler ve bireysel deneyimlerin karmaşık bir etkileşimiyle şekillenir.
Solak insanlar nüfusun genelinde yüzde 10’luk bir azınlık iken, beceri ve zekaları ile bu oranın üzerinde bir performans gösteriyor... işte başarıları ile gündem olmuş ünlü solaklar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eT4kgHxRX06nqJNPERh2aQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların zekasını nakde çevirme konusunda sağ elini kullananlara göre daha başarılı olduğu bugün bilinen bir gerçek. Microsoft'un sahibi Bill Gates ve Apple'ın kurucusu Steve Jobs ile dünyanın en ünlü televizyoncusu sayılan Oprah Winfrey de birer solak. Dünya zenginler listesindeki solakların oranı genel nüfustaki solak oranından 2,5 kat fazla.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pp3QZAJYgUCIsDcuKDzbrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların sporda daha başarılı olduğu artık olimpik anlamda kabul edilen bir gerçek. Örneğin, ünlü eskrim şampiyonu Race Imboden, olimpiyatlarında 198 sağlak arasından sıyrılarak şampiyon oldu.
Dünya futbolunda da en yetenekli ve pahalı yıldızlar Pele, Maradona, Messi gibi ismlerin sol ayaklı olduğunu bilemeyen yok. Amerika'da beyzbol oyuncularının en değerlisi olan atıcıların yüzde 25'i solak. En çok kazanan 10 atıcının ise 6’sı solak.
22 Grand Slam şampiyonluğuna ulaşarak tenis tarihinin en büyük oyuncularından biri olmuştur Rafael Nadal'da ünlü solaklar arasında.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D6FtPUFYbkCNs-Gp2wulcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ünlüler cephesinde de solak olmanın başka bir güzelliği var.  Oyunculuğu ve güzelliği ile altın çağını yaşayan Jennifer Lawrence bir solak. Dünyanın en güzel kadınlarından Scarlett Johansonn, Nicole Kidman, Angelina Jolie, Julia Roberts ve Tina Fey gibi isimlerde solaklar arasında yer alıyor. Hollywood'un ünlü erkekleri arasında da solaklar baş köşede. Jim Carrey, Tom Cruise, Charlie Chaplin, Robert De Niro, Morgan Freeman ilk akla gelenler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-xa0OVD2Lk-j8XJdemRu4Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solaklar aynı zamanda müzik dünyasını da büyük başarılara imza attı. Kendileri için özel enstrümanlar üretilen solak sanatçılar arasında Jimi Hendrix Kurt Cobain, Paul McCartney, Justin Bieber, Eminem, Ricky Martin, Sting gibi isimlar yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LuIDpmMvGEG7zPlicoYyeg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Solakların farklı sosyal zekası ve yaratıcı özellikleri siyaset alanında da kendini gösteriyor. ABD tarihindeki başkanların bir çoğu solaktı. ABD başkanları arasında solakların oranı yüzde 23’ün üzerinde. Barack Obama, Bill Clinton, George W. Bush  Gerald Ford ve Harry Trumanen ünlü solak başkanlar olarak tarihe damga vurdu. İngiltere’de de iki dönem başbakanlık yapanlık yapan David Cameron da solak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BBwaXjSMDU2-2iPBXpztPA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Albert Einstein, Mozart, Beethoven, Napolyon Bonapart, Leonardo da Vinci, Sezar, Josh Holloway, Fidel Castro, Michelangelo, Isaac Newton, Picasso, Marilyn Monroe, Muhammed Ali Clay, Mark Twain, Ronald Reagan, Bob Dylan, Benjamin Franklin, John F. Kennedy</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay keşif aracı doğruladı: 4,5 milyar yıl önce magma okyanusu ile kaplıydı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ay-kesif-araci-dogruladi-45-milyar-yil-oence-magma-okyanusu-ile-kapliydi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ay-kesif-araci-dogruladi-45-milyar-yil-oence-magma-okyanusu-ile-kapliydi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları Dünya&#039;nın uydusu Ay ile ilgli yeni bir keşifte bulundu. Ay&#039;ın güney kutbuna inen Hindistan keşif aracı Ay&#039;ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu doğruladı.Bilim insanları Ay&#039;ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu keşfetti.BBC&#039;nin haberine göre, Ay&#039;ın güney kutbuna inen Hindistan&#039;a ait Chandrayaan-3 uzay keşif aracının bulguları, Ay&#039;ın oluşma dönemlerinde söz konusu bölgede magmadan oluşan bir okyanus olduğunu doğruladı.Ay&#039;ın 4,5 milyar yıl önceki oluşum dönemlerinde erimiş kaya ve madenlerden oluşan magma okyanuslarıyla kaplı olduğuna yönelik &quot;Ay Magma Okyanusu Kuramı&quot; mevcut.Bilim insanları, Ay&#039;ın oluşumunu izleyen dönemde soğumaya başladığını ve &quot;ferroan anortozit&quot; adı verilen, Ay&#039;dan getirilen kaya örneklerinde sıklıkla bulunan daha hafif bir mineralin yüzeye çıktığını düşünüyor.Ağustos 2023&#039;te, Chandrayaan-3&#039;ün iniş aracı Vikram&#039;ın Ay yüzeyine bıraktığı, Hintçede &quot;bilgelik&quot; anlamına gelen Pragyaan tekerlekli keşif aracındaki, &quot;Alfa Parçacığı X-ışını Spektrometresi&quot; adı verilen bir araçla 23 ölçüm yapıldı.Ölçümleri inceleyen bilim insanları, Chandrayaan-3 uzay aracının Ay&#039;a iniş yaptığı daha önce keşfedilmemiş bölgede, &quot;ferroan anortozit&quot; bulunduğunu tespit etti.Hindistan&#039;ın Gujarat eyaletinin Ahmedabad kentindeki Fiziksel Araştırma Laboratuvarı (PRL) çalışanı, araştırmanın yazarlarından Prof. Dr. Santosh Vadawale, bulgularının Ay&#039;ın oluşumuna yönelik kuramları destekler nitelikte olduğunu belirtti.Ölçümlerde &quot;ferroan anortozit&quot; yanında, magnezyum da tespit edildi.Ekip, magnezyumun Ay&#039;ın derinliklerinde bulunduğunu, 4 milyar yıl önce göktaşı çarpmasıyla oluştuğu düşünülen ve Praygam gezgini tarafından araştırılan alana 350 kilometre uzaklıktaki, 2 bin 500 kilometre çapında, yaklaşık 8 kilometre derinlikteki Güney Kutbu-Aitken Havzası&#039;ndan gelmiş olabileceğini vurguladı.PRL Direktörü Prof. Dr. Anil Bhardwaj, &quot;(Bulunan magnezyum), bu havzaya büyük bir asteroitin çarpması sonucu saçılan maddelerden olabilir. Bu süreçte (asteroit) Ay&#039;ın daha derin bir bölümünü de kazdı.&quot; ifadesini kullandı.Chandrayaan-3&#039;ün Pragyaan aracı Ağustos 2023&#039;te Ay&#039;ın güneyindeki 70 derece enlemlerde 10 gün süren araştırmalar yapmıştı.Hindistan&#039;ın misyonundan önce, ABD&#039;nin Apollo programıyla, Ay&#039;ın orta enlemlerinde magma okyanuslarının ana kanıtı bulunmuş, Dünya&#039;ya &quot;ferroan anortozit&quot; içeren kaya örnekleri getirilmişti.Araştırmanın sonuçları Nature dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i6SRN83jtkOHw1XTSMrSqw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>keşif, aracı, doğruladı:, 4, 5, milyar, yıl, önce, magma, okyanusu, ile, kaplıydı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i6SRN83jtkOHw1XTSMrSqw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ay keşif aracı doğruladı: 4,5 milyar yıl önce magma okyanusu ile kaplıydı!"><p>Bilim insanları Dünya'nın uydusu Ay ile ilgli yeni bir keşifte bulundu. Ay'ın güney kutbuna inen Hindistan keşif aracı Ay'ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu doğruladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1AzHL4452EGQ_rgpRDwgSw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları Ay'ın güney kutbunun bir zamanlar erimiş kayalardan oluşan bir magma okyanusu olduğunu keşfetti.BBC'nin haberine göre, Ay'ın güney kutbuna inen Hindistan'a ait Chandrayaan-3 uzay keşif aracının bulguları, Ay'ın oluşma dönemlerinde söz konusu bölgede magmadan oluşan bir okyanus olduğunu doğruladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1zBhpbRWBkyvvbMxjYP46A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay'ın 4,5 milyar yıl önceki oluşum dönemlerinde erimiş kaya ve madenlerden oluşan magma okyanuslarıyla kaplı olduğuna yönelik "Ay Magma Okyanusu Kuramı" mevcut.Bilim insanları, Ay'ın oluşumunu izleyen dönemde soğumaya başladığını ve "ferroan anortozit" adı verilen, Ay'dan getirilen kaya örneklerinde sıklıkla bulunan daha hafif bir mineralin yüzeye çıktığını düşünüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ko8fHH2Lek6vmOs4PU6szQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağustos 2023'te, Chandrayaan-3'ün iniş aracı Vikram'ın Ay yüzeyine bıraktığı, Hintçede "bilgelik" anlamına gelen Pragyaan tekerlekli keşif aracındaki, "Alfa Parçacığı X-ışını Spektrometresi" adı verilen bir araçla 23 ölçüm yapıldı.Ölçümleri inceleyen bilim insanları, Chandrayaan-3 uzay aracının Ay'a iniş yaptığı daha önce keşfedilmemiş bölgede, "ferroan anortozit" bulunduğunu tespit etti.Hindistan'ın Gujarat eyaletinin Ahmedabad kentindeki Fiziksel Araştırma Laboratuvarı (PRL) çalışanı, araştırmanın yazarlarından Prof. Dr. Santosh Vadawale, bulgularının Ay'ın oluşumuna yönelik kuramları destekler nitelikte olduğunu belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TFwG_ABMN0S9eg_QYN_Iuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ölçümlerde "ferroan anortozit" yanında, magnezyum da tespit edildi.Ekip, magnezyumun Ay'ın derinliklerinde bulunduğunu, 4 milyar yıl önce göktaşı çarpmasıyla oluştuğu düşünülen ve Praygam gezgini tarafından araştırılan alana 350 kilometre uzaklıktaki, 2 bin 500 kilometre çapında, yaklaşık 8 kilometre derinlikteki Güney Kutbu-Aitken Havzası'ndan gelmiş olabileceğini vurguladı.PRL Direktörü Prof. Dr. Anil Bhardwaj, "(Bulunan magnezyum), bu havzaya büyük bir asteroitin çarpması sonucu saçılan maddelerden olabilir. Bu süreçte (asteroit) Ay'ın daha derin bir bölümünü de kazdı." ifadesini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yr92vJPOkESRRA6PvG1gfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chandrayaan-3'ün Pragyaan aracı Ağustos 2023'te Ay'ın güneyindeki 70 derece enlemlerde 10 gün süren araştırmalar yapmıştı.Hindistan'ın misyonundan önce, ABD'nin Apollo programıyla, Ay'ın orta enlemlerinde magma okyanuslarının ana kanıtı bulunmuş, Dünya'ya "ferroan anortozit" içeren kaya örnekleri getirilmişti.Araştırmanın sonuçları Nature dergisinde yayımlandı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlk hücrelerin evriminde yağmur suyunun rolü</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ilk-hucrelerin-evriminde-yagmur-suyunun-rolu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ilk-hucrelerin-evriminde-yagmur-suyunun-rolu</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, ilk hücrelerin oluşumunda yağmur suyunun kritik bir rolü olabileceğini tespit etti.Protohücrelerin yani ilk hücrelerin nasıl oluştuğu ve yaşamın çeşitlenmesine nasıl zemin hazırladığı, bilim dünyasının en önemli sorularından biri olarak kabul ediliyor.Pek çok bilim insanı, bu ilk hücrelerde DNA değil, yalnızca RNA bulunduğunu öngörüyor. RNA, genellikle tek sarmallı olup bilgi depolama işlevi görebilmesinin yanı sıra proteinler gibi katlanabilir ve diğer molekülleri birleştirebilir. İlk hücrelerin, RNA, protein ve lipit içerdiği ve bu moleküller arasında alışveriş yaparak çoğaldığı tahmin ediliyor. Birer damlacık olduğu düşünülen bu hücrelerin, bugünkü gelişmiş versiyonları gibi hücre zarı yoktu.  Laboratuvar deneylerinde, zarsız protohücreler arasındaki genetik alışverişin çok hızlı olduğu gözlemlendi. Bu durum, tüm hücrelerin kısa sürede birbirinin kopyası olmasına neden olabilirdi. Ancak, bu hızlı RNA alışverişinin evrimi engelleyeceği ve evrim sürecinin bireyler arasındaki genetik farklılığa dayanması gerektiği ortaya çıktı.  Chicago Üniversitesi&#039;nden Dr. Aman Agrawal, &quot;Moleküller sürekli yer değiştirirse, kısa sürede tüm hücreler birbirine benzer hale gelir ve evrim gerçekleşmez çünkü ortaya tıpatıp aynı klonlar çıkar&quot; diyor.&quot;YAĞMUR SUYU ÇÖZÜM GETİRDİ&quot;  Dr. Agrawal ve ekibi, Science Advances dergisinde yayımladıkları araştırmada yağmur suyunun bu soruna çözüm getirdiğini duyurdu. Laboratuvar deneylerinde, RNA ve diğer kimyasalların arıtılmış suyla birleştiğinde RNA damlacıklarının birkaç gün boyunca sabit kaldığı gözlemlendi.Önceki çalışmalarda, bu damlacıklar birkaç dakika içinde birleşiyordu. Yağmur altında yapılan deneylerde ise suyun, protohücrelerin etrafında koruyucu bir kalkan oluşturduğu ve bu kalkanın genetik değişim ve evrimi mümkün kıldığı kaydedildi.  Dr. Agrawal, &quot;Bu damlacıkların etrafında bir ağ oluştuğunu düşünebilirsiniz,&quot; diyor. Araştırmacılar, birkaç günlük sürenin, ilk hücrelerin mutasyon ve evrim geçirmesi için yeterli olduğunu belirtiyor.  Matthew Tirrell, araştırmanın bulgularını &quot;Bu özgün ve yenilikçi bir gözlem&quot; şeklinde değerlendiriyor. Bilim insanları, yaklaşık 3,8 milyar yıl önce Dünya&#039;nın daha asidik yağmurlara sahip olduğunu tahmin ederek asidik suyla yaptıkları testlerde aynı sonuca ulaştı.  Dr. Agrawal, &quot;Kullandığımız moleküller, sadece birer modeldir ve fizik kuralları aynı kalacaktır,&quot; diyerek ekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UeeB-m-NikeQygmQqOT2TA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İlk, hücrelerin, evriminde, yağmur, suyunun, rolü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UeeB-m-NikeQygmQqOT2TA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İlk hücrelerin evriminde yağmur suyunun rolü"><p>Bilim insanları, ilk hücrelerin oluşumunda yağmur suyunun kritik bir rolü olabileceğini tespit etti.</p><p>Protohücrelerin yani ilk hücrelerin nasıl oluştuğu ve yaşamın çeşitlenmesine nasıl zemin hazırladığı, bilim dünyasının en önemli sorularından biri olarak kabul ediliyor.</p><p>Pek çok bilim insanı, bu ilk hücrelerde DNA değil, yalnızca RNA bulunduğunu öngörüyor. RNA, genellikle tek sarmallı olup bilgi depolama işlevi görebilmesinin yanı sıra proteinler gibi katlanabilir ve diğer molekülleri birleştirebilir. İlk hücrelerin, RNA, protein ve lipit içerdiği ve bu moleküller arasında alışveriş yaparak çoğaldığı tahmin ediliyor. Birer damlacık olduğu düşünülen bu hücrelerin, bugünkü gelişmiş versiyonları gibi hücre zarı yoktu.  Laboratuvar deneylerinde, zarsız protohücreler arasındaki genetik alışverişin çok hızlı olduğu gözlemlendi. Bu durum, tüm hücrelerin kısa sürede birbirinin kopyası olmasına neden olabilirdi. Ancak, bu hızlı RNA alışverişinin evrimi engelleyeceği ve evrim sürecinin bireyler arasındaki genetik farklılığa dayanması gerektiği ortaya çıktı.  Chicago Üniversitesi'nden Dr. Aman Agrawal, "Moleküller sürekli yer değiştirirse, kısa sürede tüm hücreler birbirine benzer hale gelir ve evrim gerçekleşmez çünkü ortaya tıpatıp aynı klonlar çıkar" diyor.</p><p><strong>"YAĞMUR SUYU ÇÖZÜM GETİRDİ"</strong>  Dr. Agrawal ve ekibi, Science Advances dergisinde yayımladıkları araştırmada yağmur suyunun bu soruna çözüm getirdiğini duyurdu. Laboratuvar deneylerinde, RNA ve diğer kimyasalların arıtılmış suyla birleştiğinde RNA damlacıklarının birkaç gün boyunca sabit kaldığı gözlemlendi.</p><p>Önceki çalışmalarda, bu damlacıklar birkaç dakika içinde birleşiyordu. Yağmur altında yapılan deneylerde ise suyun, protohücrelerin etrafında koruyucu bir kalkan oluşturduğu ve bu kalkanın genetik değişim ve evrimi mümkün kıldığı kaydedildi.  Dr. Agrawal, "Bu damlacıkların etrafında bir ağ oluştuğunu düşünebilirsiniz," diyor. Araştırmacılar, birkaç günlük sürenin, ilk hücrelerin mutasyon ve evrim geçirmesi için yeterli olduğunu belirtiyor.  Matthew Tirrell, araştırmanın bulgularını "Bu özgün ve yenilikçi bir gözlem" şeklinde değerlendiriyor. Bilim insanları, yaklaşık 3,8 milyar yıl önce Dünya'nın daha asidik yağmurlara sahip olduğunu tahmin ederek asidik suyla yaptıkları testlerde aynı sonuca ulaştı.  Dr. Agrawal, "Kullandığımız moleküller, sadece birer modeldir ve fizik kuralları aynı kalacaktır," diyerek ekliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuzey Işıkları&amp;apos;nın ardındaki gerçek: Doğa harikası mı tehlike mi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kuzey-isiklarinin-ardindaki-gercek-doga-harikasi-mi-tehlike-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kuzey-isiklarinin-ardindaki-gercek-doga-harikasi-mi-tehlike-mi</guid>
<description><![CDATA[ Aurora Borealis yani Kuzey Işıkları, binlerce yıldır insanlığı hayrete düşüren, gece gökyüzünde parlayan ışıkların muhteşem bir gösterisidir. Kuzey Işıkları, dünyanın dört bir yanında görülürken, 2024 yılında son yıllara kıyasla daha fazla ülkede gözlemlendi. Peki Kuzey Işıkları nasıl oluşuyor? Ve onları nasıl görebilirsiniz?Kuzey Işıkları -veya Aurora Borealis- gece gökyüzünde parlak, dönen ışık perdeleri olarak görünür ve renkleri yeşilden pembeye ve kızıla kadar değişir.
Güney Işıkları (Aurora Australis) Güney Kutbu&#039;na yakın enlemlerde görülür.
Bir auroranın en alçak noktası genellikle Dünya yüzeyinden 80 kilometre yukarıdadır. En yüksek noktası ise Dünya yüzeyinden 800 kilometre yukarıda olabilir.Kuzey ve Güney Işıkları, Güneş&#039;ten gelen yüklü parçacıkların Dünya atmosferindeki gazlara çarpmasıyla oluşur.
En etkileyici auroralar, Güneş&#039;in &quot;koronal kütle atımları&quot; adı verilen çok büyük parçacık bulutları yaymasıyla meydana gelir.
Greenwich&#039;teki Kraliyet Gözlemevi&#039;nden Doktor Affelia Wibisono, &quot;Bunu Güneş&#039;in büyük bir hapşırığı olarak hayal edin. Bir milyon tona kadar yüklü parçacık içerebilir&quot; diye konuştu.Kuzey Işıkları 2024 yılında dünya üzerinde çok fazla ülkede görüldü.
Birmingham Üniversitesi&#039;nde uzay ortamı profesörü olan Sean Elvidge&#039;e göre, bu durum 2003&#039;ten bu yana meydana gelen en büyük jeomanyetik fırtınadan kaynaklanıyor.
2024 fırtınası o kadar güçlüydü ki, gece gökyüzünü aydınlatmanın yanı sıra, dünyanın dört bir yanındaki uyduları ve elektrik şebekelerini de etkiledi.Farklı gazlar enerjilendirildiğinde farklı renkler üretir.
Dünya atmosferinde en yaygın bulunan iki gaz azot ve oksijendir. Oksijen atomları yeşil renkte parlar - Kuzey Işıkları&#039;nda en sık görülen renk.
Azot atomları mor, mavi ve pembe renkler yayar. Bu renkler daha az görülür çünkü nitrojen atomlarının enerjilendirilmesi oksijen atomlarından daha zordur.
Sadece gerçekten büyük bir güneş parçacığı püskürmesi bu tür bir görüntü üretir.Kuzey Işıkları, İskandinavya, Grönland, Alaska, Kanada ve Rusya gibi Kuzey Kutbu&#039;na yakın bölgelerde en sık görülüyor.Ekinoks dönemlerinde (Mart-Nisan ve Eylül-Ekim) daha fazla Kuzey Işıkları gösterisi oluyor çünkü bu dönemlerde daha fazla manyetik fırtına oluyor.
Güney Işıkları, Kuzey Işıkları kadar sık ​​görülür ve genellikle Antarktika&#039;nın her yerinde görülür.
Ancak Güney Kutbu&#039;na yakın enlemlerde nispeten az sayıda insan yaşadığı için Kuzey Işıkları kadar iyi bilinmemektedir.Kuzey Işıkları&#039;nın bilimsel adı olan Aurora Borealis, adını Roma şafak tanrıçası Aurora ve Yunan kuzey rüzgarı tanrısı Boreas&#039;tan almaktadır.
Güney Işıkları&#039;nın bilimsel adı, Yunan güney rüzgarı tanrısı Auster&#039;den esinlenerek Aurora Australis&#039;tir.Kuzey Işıkları en iyi geceleri ve gökyüzünün açık olduğu zamanlarda görülebilir.
Uzay havasını tahmin etmek için yapay zekayı kullanan Northumbria Üniversitesi araştırmacılarından Andy Smith&#039;e göre, &quot;En parlak auroralar genellikle yerel saatle 23:00 ile gece yarısı arasında görülür.&quot;
Bunların çıplak gözle bakıldığında fotoğraf ve videoda olduğu kadar parlak görünmeyeceğini unutmayın.
Profesyonel fotoğrafçılar genellikle kameralarını daha fazla ışık alacak ve gösterileri daha muhteşem gösterecek şekilde ayarlarlar.Kuzey Işıkları, Dünya&#039;nın kuzey kutbunun etrafında aurora bölgesi adı verilen oval bir alanda oluşur.
Aurora kuşağındaki alanlar arasında Norveç&#039;in kuzeyi, İsveç, Finlandiya, İzlanda, Grönland ve Kanada, ABD&#039;nin Alaska eyaletinin kuzeyi ve Rusya&#039;nın kuzey Sibirya&#039;sı yer alıyor.
En güvenilir yerler İskandinavya, İzlanda ve Kanada gibi yerler olarak görülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yhhq5n8jdUmXFhxUVEfyuQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kuzey, Işıklarının, ardındaki, gerçek:, Doğa, harikası, mı, tehlike, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yhhq5n8jdUmXFhxUVEfyuQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kuzey Işıkları'nın ardındaki gerçek: Doğa harikası mı tehlike mi?"><p>Aurora Borealis yani Kuzey Işıkları, binlerce yıldır insanlığı hayrete düşüren, gece gökyüzünde parlayan ışıkların muhteşem bir gösterisidir. Kuzey Işıkları, dünyanın dört bir yanında görülürken, 2024 yılında son yıllara kıyasla daha fazla ülkede gözlemlendi. Peki Kuzey Işıkları nasıl oluşuyor? Ve onları nasıl görebilirsiniz?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Ijed6_RcUqhKgOwsaNn6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları -veya Aurora Borealis- gece gökyüzünde parlak, dönen ışık perdeleri olarak görünür ve renkleri yeşilden pembeye ve kızıla kadar değişir.
Güney Işıkları (Aurora Australis) Güney Kutbu'na yakın enlemlerde görülür.
Bir auroranın en alçak noktası genellikle Dünya yüzeyinden 80 kilometre yukarıdadır. En yüksek noktası ise Dünya yüzeyinden 800 kilometre yukarıda olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lAnXY4-HfkCnYWq_sAu81A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey ve Güney Işıkları, Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya atmosferindeki gazlara çarpmasıyla oluşur.
En etkileyici auroralar, Güneş'in "koronal kütle atımları" adı verilen çok büyük parçacık bulutları yaymasıyla meydana gelir.
Greenwich'teki Kraliyet Gözlemevi'nden Doktor Affelia Wibisono, "Bunu Güneş'in büyük bir hapşırığı olarak hayal edin. Bir milyon tona kadar yüklü parçacık içerebilir" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FjooNa-WtEOcDIbHOF6raA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları 2024 yılında dünya üzerinde çok fazla ülkede görüldü.
Birmingham Üniversitesi'nde uzay ortamı profesörü olan Sean Elvidge'e göre, bu durum 2003'ten bu yana meydana gelen en büyük jeomanyetik fırtınadan kaynaklanıyor.
2024 fırtınası o kadar güçlüydü ki, gece gökyüzünü aydınlatmanın yanı sıra, dünyanın dört bir yanındaki uyduları ve elektrik şebekelerini de etkiledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aJ3eyTjuzkKZuayyqBOt7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Farklı gazlar enerjilendirildiğinde farklı renkler üretir.
Dünya atmosferinde en yaygın bulunan iki gaz azot ve oksijendir. Oksijen atomları yeşil renkte parlar - Kuzey Işıkları'nda en sık görülen renk.
Azot atomları mor, mavi ve pembe renkler yayar. Bu renkler daha az görülür çünkü nitrojen atomlarının enerjilendirilmesi oksijen atomlarından daha zordur.
Sadece gerçekten büyük bir güneş parçacığı püskürmesi bu tür bir görüntü üretir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fVpyXjfl_06Iknnx-dne1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları, İskandinavya, Grönland, Alaska, Kanada ve Rusya gibi Kuzey Kutbu'na yakın bölgelerde en sık görülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vij8q04Pl02mtcsVFiwOrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekinoks dönemlerinde (Mart-Nisan ve Eylül-Ekim) daha fazla Kuzey Işıkları gösterisi oluyor çünkü bu dönemlerde daha fazla manyetik fırtına oluyor.
Güney Işıkları, Kuzey Işıkları kadar sık ​​görülür ve genellikle Antarktika'nın her yerinde görülür.
Ancak Güney Kutbu'na yakın enlemlerde nispeten az sayıda insan yaşadığı için Kuzey Işıkları kadar iyi bilinmemektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_118W2w7E0e4LdRVBoY3iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları'nın bilimsel adı olan Aurora Borealis, adını Roma şafak tanrıçası Aurora ve Yunan kuzey rüzgarı tanrısı Boreas'tan almaktadır.
Güney Işıkları'nın bilimsel adı, Yunan güney rüzgarı tanrısı Auster'den esinlenerek Aurora Australis'tir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wTSqUEy5uUSyY2vnkU5g2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları en iyi geceleri ve gökyüzünün açık olduğu zamanlarda görülebilir.
Uzay havasını tahmin etmek için yapay zekayı kullanan Northumbria Üniversitesi araştırmacılarından Andy Smith'e göre, "En parlak auroralar genellikle yerel saatle 23:00 ile gece yarısı arasında görülür."
Bunların çıplak gözle bakıldığında fotoğraf ve videoda olduğu kadar parlak görünmeyeceğini unutmayın.
Profesyonel fotoğrafçılar genellikle kameralarını daha fazla ışık alacak ve gösterileri daha muhteşem gösterecek şekilde ayarlarlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7xxyqtXk5UKFqtmIFAq9MQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuzey Işıkları, Dünya'nın kuzey kutbunun etrafında aurora bölgesi adı verilen oval bir alanda oluşur.
Aurora kuşağındaki alanlar arasında Norveç'in kuzeyi, İsveç, Finlandiya, İzlanda, Grönland ve Kanada, ABD'nin Alaska eyaletinin kuzeyi ve Rusya'nın kuzey Sibirya'sı yer alıyor.
En güvenilir yerler İskandinavya, İzlanda ve Kanada gibi yerler olarak görülüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dev avları yutan pitonların kalbi nasıl dayanıyor? İnsan hastalıkları için çözüm olabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dev-avlari-yutan-pitonlarin-kalbi-nasil-dayaniyor-insan-hastaliklari-icin-coezum-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dev-avlari-yutan-pitonlarin-kalbi-nasil-dayaniyor-insan-hastaliklari-icin-coezum-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir çalışma, pitonların kalplerinin kendilerinden çok daha büyük hayvanları sindirirken nasıl dayanabildiğini ortaya koydu. Araştırma, insanların yaşadığı kalp sorunlarına yönelik potansiyel tedavi yöntemlerini işaret ediyor.Afrika, Güney Asya ve Avustralya&#039;da yaşayan pitonlar, büyük avları tek seferde yutma yetenekleriyle tanınıyor. Bu yılanlar, gıda bulmanın zor olduğu bölgelerde uzun süre aç kalabiliyor ve ardından büyük miktarda yemek tüketebiliyorlar. Ancak, pitonların bu süreçte kalplerinin nasıl etkilendiği hakkında bilgi sınırlıydı.  Colorado Boulder Üniversitesi&#039;nden Leslie Leinwand, &quot;Pitonlar, vahşi doğada yemek yemeden aylar hatta bir yıl geçirebilir ve sonra kendi vücut kütlelerinden daha büyük bir şey tüketebilirler. Ancak yine de kalp ve diğer organları olumsuz etkilenmeden bu süreci tamamlarlar,&quot; dedi.   Leinwand ve ekibi, bu fenomeni araştırmak üzere kraliyet pitonu (Python regius) türünün kalbini inceledi. Çalışmada, 28 gün boyunca yemek yemeyen pitonlara, vücut kütlelerinin yüzde 25’ine eşit olan fareler yedirildi. Diğer bir grup piton ise aç bırakıldı.  Yemek yiyen pitonların kalbinin, 24 saat içinde yüzde 25 büyüdüğü ve kalp kasını oluşturan iplikçiklerin, aç kalan pitonlara kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha fazla kuvvetle kasıldığı gözlemlendi. Bu iplikçikler, yemek yemeyen pitonlardakine göre daha az gergin bulunmuştu. Ayrıca, yemek yiyen pitonların metabolizmasının hızlandığı ve bazı gen ifadelerinin değiştiği tespit edildi.&quot;BÜYÜYÜP TEKRAR KÜÇÜLÜYOR&quot;  Bilim insanları, pitonların iki hafta kadar sonra sindirme sürecini tamamladıklarında, tüm organlarının normale döndüğünü ve sadece kalbin biraz daha büyük kaldığını belirledi. Leinwand, &quot;Pitonların uzun süre aç kalabilmeleri ve büyük öğünleri aralıklı olarak tüketebilmeleri, hayatta kalmaları açısından kritik önemde. Vücutlarındaki organlar, yemek yedikten sonra hızlı bir şekilde büyüyüp, sindirimden sonra yeniden küçülüyor,&quot; diyor.  Bu çalışma, pitonların zorlayıcı durumlarda kalbinin sertleşmediğini gösterdi. Bilim insanları, bu mekanizmanın insan kalp hastalıklarının tedavisinde nasıl kullanılabileceğini araştırmayı umuyor. Leinwand, &quot;Pitonların kalbindeki bu sağlıklı biyolojik mekanizmayı uygulayabilirsek, kalp hastalarına önemli yardımlarda bulunabiliriz,&quot; diyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QOVcXrj1WUe7fCU5gz-EPQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dev, avları, yutan, pitonların, kalbi, nasıl, dayanıyor, İnsan, hastalıkları, için, çözüm, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QOVcXrj1WUe7fCU5gz-EPQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dev avları yutan pitonların kalbi nasıl dayanıyor? İnsan hastalıkları için çözüm olabilir!"><p>Bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir çalışma, pitonların kalplerinin kendilerinden çok daha büyük hayvanları sindirirken nasıl dayanabildiğini ortaya koydu. Araştırma, insanların yaşadığı kalp sorunlarına yönelik potansiyel tedavi yöntemlerini işaret ediyor.</p><p>Afrika, Güney Asya ve Avustralya'da yaşayan pitonlar, büyük avları tek seferde yutma yetenekleriyle tanınıyor. Bu yılanlar, gıda bulmanın zor olduğu bölgelerde uzun süre aç kalabiliyor ve ardından büyük miktarda yemek tüketebiliyorlar. Ancak, pitonların bu süreçte kalplerinin nasıl etkilendiği hakkında bilgi sınırlıydı.  Colorado Boulder Üniversitesi'nden Leslie Leinwand, "Pitonlar, vahşi doğada yemek yemeden aylar hatta bir yıl geçirebilir ve sonra kendi vücut kütlelerinden daha büyük bir şey tüketebilirler. Ancak yine de kalp ve diğer organları olumsuz etkilenmeden bu süreci tamamlarlar," dedi.   Leinwand ve ekibi, bu fenomeni araştırmak üzere kraliyet pitonu (Python regius) türünün kalbini inceledi. Çalışmada, 28 gün boyunca yemek yemeyen pitonlara, vücut kütlelerinin yüzde 25’ine eşit olan fareler yedirildi. Diğer bir grup piton ise aç bırakıldı.  Yemek yiyen pitonların kalbinin, 24 saat içinde yüzde 25 büyüdüğü ve kalp kasını oluşturan iplikçiklerin, aç kalan pitonlara kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha fazla kuvvetle kasıldığı gözlemlendi. Bu iplikçikler, yemek yemeyen pitonlardakine göre daha az gergin bulunmuştu. Ayrıca, yemek yiyen pitonların metabolizmasının hızlandığı ve bazı gen ifadelerinin değiştiği tespit edildi.</p><p><strong>"BÜYÜYÜP TEKRAR KÜÇÜLÜYOR"</strong>  Bilim insanları, pitonların iki hafta kadar sonra sindirme sürecini tamamladıklarında, tüm organlarının normale döndüğünü ve sadece kalbin biraz daha büyük kaldığını belirledi. Leinwand, "Pitonların uzun süre aç kalabilmeleri ve büyük öğünleri aralıklı olarak tüketebilmeleri, hayatta kalmaları açısından kritik önemde. Vücutlarındaki organlar, yemek yedikten sonra hızlı bir şekilde büyüyüp, sindirimden sonra yeniden küçülüyor," diyor.  Bu çalışma, pitonların zorlayıcı durumlarda kalbinin sertleşmediğini gösterdi. Bilim insanları, bu mekanizmanın insan kalp hastalıklarının tedavisinde nasıl kullanılabileceğini araştırmayı umuyor. Leinwand, "Pitonların kalbindeki bu sağlıklı biyolojik mekanizmayı uygulayabilirsek, kalp hastalarına önemli yardımlarda bulunabiliriz," diyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>17. yüzyıldan kalma mumyalarda ilginç keşif: Beyinlerinde kokain bulundu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/17-yuzyildan-kalma-mumyalarda-ilginc-kesif-beyinlerinde-kokain-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/17-yuzyildan-kalma-mumyalarda-ilginc-kesif-beyinlerinde-kokain-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ İtalya&#039;da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişinin beyin dokularında bulunan kokain izlerine rastlandı. Koka bitkisinin Avrupa&#039;daki kullanımının düşündüğünden çok daha eskiye dayandığını gösteren bu bulgu, kokainin Avrupa&#039;da 19. yüzyıldan önce nasıl ve ne zaman yayıldığını anlamak için yeni bir ışık tutuyor.Araştırmacılar, İtalya&#039;da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişiden alınan mumyalanmış beyin dokularında kokain izlerine rastladı.  Koka bitkisinden elde edilen kokainin Avrupa&#039;da yaygın olarak bulunmasının 19. yüzyılda, bitkiden kimyasal işlem kullanılarak elde edilmesiyle başladığı düşünülüyordu.AVRUPA&#039;DA 200 YIL ÖNCE BAŞLAŞMIŞ OLABİLİR   Ancak bu yeni keşif, koka bitkisinin ve kokain uyuşturucusunun Avrupa&#039;daki kullanımına yeni bir ışık tutuyor. Uyuşturucunun nasıl kullanıldığının, nasıl elde edildiğinin ve Avrupa&#039;da ve dünya genelinde ne kadar popüler olduğunun araştırılmasına yönelik yeni yollar açabilir.  Yeni arkeotoksikoloji, Avrupa kıtasında kokain kullanımını neredeyse iki yüzyıl geriye götürüyor.Journal of Archaeological Science dergisinde yayınlanan makaleye göre bu, koka bitkisinin (bilimsel adı Erythroxylum spp.) 1600&#039;lü yıllarda Avrupa&#039;da bulunduğuna dair ilk kanıt. Beyin dokuları, Milano şehrinde bulunan bir hastanenin (Ospedale Maggiore) ölen hastaları olan iki kişinin mumyalanmış kalıntılarından alındı. Hastanenin toplumun dışlanmış kesimlerinden gelen insanlara hizmet verdiği biliniyor.  Kayıtlara göre, hastanenin bitişiğindeki bir kilisede Ca&#039; Granda mahzeni olarak adlandırılan ve 17. yüzyıl boyunca hastanede vefat eden hastaların gömüldüğü bir yer vardı.  Tahminlere göre mahzende, hayatını kaybeden ve buraya gömülen 10 binden fazla kişiye ait yaklaşık 2.9 milyon kemik bulunmaktadır.  Bu kalıntılardan, o dönemde yaşayan insanların toksikolojik alışkanlıklarını bulmak için bir çalışma yapıldı.KOKA BİTKİSİ BİLEŞENLERİNE RASTLANDI  İki bireyin kalıntılarından alınan beyin dokularında koka bitkisinin aktif bileşenlerine rastlanmıştır, bu da bu bileşenlerin bireyler tarafından hayattayken alındığına işaret etmektedir.  Hastanenin tedavi amacıyla bu bitkiyi kullandığına dair bir kanıt olmadığı için hastaların, ilaç veya keyif amacıyla kendi başlarına kokain tüketmiş olması muhtemel görünüyor. Araştırmacılar makalede &quot;Korunmuş insan beyinleri üzerinde yapılan toksikolojik analizler, Erythroxylum cinsi bitkisinin 19. yüzyıldan önce Avrupa&#039;da kullanıldığına dair ilk kanıtları ortaya koyarak, bitkinin varlığına dair anlayışımızı neredeyse iki yüzyıl geriye götürdü&quot; ifadelerine yer verdi. Yeni araştırma, kokainin sanılandan çok daha önce Avrupa&#039;da yaygınlaştığı ihtimalini öne çıkarsa da durum aslında böyle olmayabilir.  İncelenen cesetlerin yaşadığı dönemde İspanya&#039;nın kontrolündeki Milano, özellikle Amerika&#039;dan egzotik bitkiler ihraç ediyordu. Bu nedenle kokain tüketimi İspanya&#039;da, kıtanın geri kalanından önce yaygınlaşmış olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kq-ZcZmrlkG_dZedJn6jXA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>17., yüzyıldan, kalma, mumyalarda, ilginç, keşif:, Beyinlerinde, kokain, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kq-ZcZmrlkG_dZedJn6jXA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="17. yüzyıldan kalma mumyalarda ilginç keşif: Beyinlerinde kokain bulundu"><p>İtalya'da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişinin beyin dokularında bulunan kokain izlerine rastlandı. Koka bitkisinin Avrupa'daki kullanımının düşündüğünden çok daha eskiye dayandığını gösteren bu bulgu, kokainin Avrupa'da 19. yüzyıldan önce nasıl ve ne zaman yayıldığını anlamak için yeni bir ışık tutuyor.</p><p>Araştırmacılar, İtalya'da 17. yüzyıldan kalma bir mezarda gömülü iki kişiden alınan mumyalanmış beyin dokularında kokain izlerine rastladı.  Koka bitkisinden elde edilen kokainin Avrupa'da yaygın olarak bulunmasının 19. yüzyılda, bitkiden kimyasal işlem kullanılarak elde edilmesiyle başladığı düşünülüyordu.</p><p><strong>AVRUPA'DA 200 YIL ÖNCE BAŞLAŞMIŞ OLABİLİR </strong>  Ancak bu yeni keşif, koka bitkisinin ve kokain uyuşturucusunun Avrupa'daki kullanımına yeni bir ışık tutuyor. Uyuşturucunun nasıl kullanıldığının, nasıl elde edildiğinin ve Avrupa'da ve dünya genelinde ne kadar popüler olduğunun araştırılmasına yönelik yeni yollar açabilir.  Yeni arkeotoksikoloji, Avrupa kıtasında kokain kullanımını neredeyse iki yüzyıl geriye götürüyor.</p><p>Journal of Archaeological Science dergisinde yayınlanan makaleye göre bu, koka bitkisinin (bilimsel adı Erythroxylum spp.) 1600'lü yıllarda Avrupa'da bulunduğuna dair ilk kanıt. </p><p>Beyin dokuları, Milano şehrinde bulunan bir hastanenin (Ospedale Maggiore) ölen hastaları olan iki kişinin mumyalanmış kalıntılarından alındı. Hastanenin toplumun dışlanmış kesimlerinden gelen insanlara hizmet verdiği biliniyor.  Kayıtlara göre, hastanenin bitişiğindeki bir kilisede Ca' Granda mahzeni olarak adlandırılan ve 17. yüzyıl boyunca hastanede vefat eden hastaların gömüldüğü bir yer vardı.  Tahminlere göre mahzende, hayatını kaybeden ve buraya gömülen 10 binden fazla kişiye ait yaklaşık 2.9 milyon kemik bulunmaktadır.  Bu kalıntılardan, o dönemde yaşayan insanların toksikolojik alışkanlıklarını bulmak için bir çalışma yapıldı.</p><p><strong>KOKA BİTKİSİ BİLEŞENLERİNE RASTLANDI</strong>  İki bireyin kalıntılarından alınan beyin dokularında koka bitkisinin aktif bileşenlerine rastlanmıştır, bu da bu bileşenlerin bireyler tarafından hayattayken alındığına işaret etmektedir.  Hastanenin tedavi amacıyla bu bitkiyi kullandığına dair bir kanıt olmadığı için hastaların, ilaç veya keyif amacıyla kendi başlarına kokain tüketmiş olması muhtemel görünüyor. </p><p>Araştırmacılar makalede "Korunmuş insan beyinleri üzerinde yapılan toksikolojik analizler, Erythroxylum cinsi bitkisinin 19. yüzyıldan önce Avrupa'da kullanıldığına dair ilk kanıtları ortaya koyarak, bitkinin varlığına dair anlayışımızı neredeyse iki yüzyıl geriye götürdü" ifadelerine yer verdi. </p><p>Yeni araştırma, kokainin sanılandan çok daha önce Avrupa'da yaygınlaştığı ihtimalini öne çıkarsa da durum aslında böyle olmayabilir.  İncelenen cesetlerin yaşadığı dönemde İspanya'nın kontrolündeki Milano, özellikle Amerika'dan egzotik bitkiler ihraç ediyordu. Bu nedenle kokain tüketimi İspanya'da, kıtanın geri kalanından önce yaygınlaşmış olabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en büyük ikinci elması bulundu: Değeri 1 milyar lira</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-buyuk-ikinci-elmasi-bulundu-degeri-1-milyar-lira</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-buyuk-ikinci-elmasi-bulundu-degeri-1-milyar-lira</guid>
<description><![CDATA[ Botsvana&#039;da dünyanın en büyük ikinci elması bulundu. 2 bin 492 karatlık devasa elmas Karowe Elmas Madeni&#039;nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildi. Taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika&#039;da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması&#039;ndan sonra ikinci sırada yer alıyor. İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.Kanadalı madencilik şirketi Lucara Diamond, Botsvana&#039;da dünyanın en büyük ikinci elması olan 2 bin 492 karatlık devasa bir elmas keşfedildiğini duyurdu.İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.  Şirket tarafından yapılan açıklamada, elmasın Botsvana&#039;nın kuzeydoğusundaki Karowe Elmas Madeni&#039;nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildiği belirtildi.EN BÜYÜK ELMAS 3 BİN KARAT  Lucara, buluntu için bir değer vermedi veya kalitesinden bahsetmedi. Ancak taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika&#039;da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması&#039;ndan sonra ikinci sırada yer alıyor.  Lucara Başkanı William Lamb yaptığı açıklamada, “2 bin 492 karatlık bu olağanüstü elması bulduğumuz için çok mutluyuz” dedi.  Şirket tarafından yayınlanan resimler elmasın bir avuç içi kadar büyük olduğunu gösteriyor.EN BÜYÜK KABA ELMASLARDAN BİRİ  Açıklamada, bu buluntunun “şimdiye kadar ortaya çıkarılan en büyük kaba elmaslardan biri” olduğu belirtildi.  Perşembe günü açıklanan bulgudan önce Botsvana&#039;da keşfedilen en büyük elmas, 2019 yılında Lucara tarafından Karowe madeninde çıkarılan ve Sewelo adı verilen 1 bin 758 karatlık bir taştı.  Lucara 2021 yılında Botsvana&#039;da aynı x-ray teknolojisini kullanarak 1 bin 174 karatlık bir elmas taşı bulmuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QCt6ynChqUm9oACBqdieSA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, büyük, ikinci, elması, bulundu:, Değeri, milyar, lira</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QCt6ynChqUm9oACBqdieSA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en büyük ikinci elması bulundu: Değeri 1 milyar lira"><p>Botsvana'da dünyanın en büyük ikinci elması bulundu. 2 bin 492 karatlık devasa elmas Karowe Elmas Madeni'nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildi. Taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika'da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması'ndan sonra ikinci sırada yer alıyor. İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.</p><p>Kanadalı madencilik şirketi Lucara Diamond, Botsvana'da dünyanın en büyük ikinci elması olan 2 bin 492 karatlık devasa bir elmas keşfedildiğini duyurdu.</p><p>İngiliz Financial Times gazetesi uzmanlara dayanarak taşa 40 milyon dolar (yaklaşık 1 milyar 36 milyon TL) fiyat biçti.  Şirket tarafından yapılan açıklamada, elmasın Botsvana'nın kuzeydoğusundaki Karowe Elmas Madeni'nde x-ray algılama teknolojisi kullanılarak keşfedildiği belirtildi.</p><p><strong>EN BÜYÜK ELMAS 3 BİN KARAT</strong>  Lucara, buluntu için bir değer vermedi veya kalitesinden bahsetmedi. Ancak taş, karat bakımından 1905 yılında Güney Afrika'da keşfedilen 3 bin 16 karatlık Cullinan Elması'ndan sonra ikinci sırada yer alıyor.  Lucara Başkanı William Lamb yaptığı açıklamada, “2 bin 492 karatlık bu olağanüstü elması bulduğumuz için çok mutluyuz” dedi.  Şirket tarafından yayınlanan resimler elmasın bir avuç içi kadar büyük olduğunu gösteriyor.</p><p><strong>EN BÜYÜK KABA ELMASLARDAN BİRİ</strong>  Açıklamada, bu buluntunun “şimdiye kadar ortaya çıkarılan en büyük kaba elmaslardan biri” olduğu belirtildi.  Perşembe günü açıklanan bulgudan önce Botsvana'da keşfedilen en büyük elmas, 2019 yılında Lucara tarafından Karowe madeninde çıkarılan ve Sewelo adı verilen 1 bin 758 karatlık bir taştı.  Lucara 2021 yılında Botsvana'da aynı x-ray teknolojisini kullanarak 1 bin 174 karatlık bir elmas taşı bulmuştu. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar açıkladı: Stres saçları beyazlatır mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-acikladi-stres-saclari-beyazlatir-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-acikladi-stres-saclari-beyazlatir-mi</guid>
<description><![CDATA[ Beyazlayan saçlar, yaşlılığın ilk sinyalleri olarak kabul edilse de bazen genç yaşlarda da beyaz saç telleriyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Peki, saçlarınızın erken beyazlamasının sebebi stres olabilir mi? Bu konuda bugüne kadar birçok araştırma yapıldı; son çalışmalar ise buna net bir yanıt veriyor.Beyazlayan saçlar genellikle yaşlılığın ilk işareti olarak kabul edilse de, genç yaşlarda da beyaz saç telleri görmek mümkün olabilir. Bu erken beyazlamanın bir nedeni stres olabilir.SAÇLARIN BEYAZLAMASI VE YAŞLANMA Saçların beyazlaması genellikle yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Saçların rengi, saç köklerinde bulunan melanin adı verilen pigmentler tarafından belirlenir. Melanin üretimi yaşla birlikte azalabilir, bu da saçların renginin grileşmesine veya beyazlamasına neden olabilir.Stres, vücudun kimyasal ve biyolojik süreçlerini etkileyebilir ve bu da saç rengini değiştirebilir. Stres, saç köklerindeki melanin üretimini etkileyebilir, bu da saçların beyazlamasına yol açabilir.Daha önceki araştırmalarda, araştırmacılar katılımcılardan saç renkleri ve stres seviyeleri hakkında anket doldurmalarını istemiş ve daha sonra bunlar arasında bağlantı olup olmadığını görmek istemişlerdi.Örneğin, 2016 yılında yayınlanan bir çalışmada , bilim insanları bin100&#039;den fazla Türk gencini kapsayan bir anket yapmış ve erken yaşta saçlarının beyazladığını bildiren 315 kişinin stres seviyelerinin, saçlarının beyazlamadığını bildirenlere göre daha yüksek olduğunu keşfetmişlerdir.2020&#039;de yayınlanan bir fare çalışması araştırmayı bir adım öteye taşıdı. Araştırmacılar bu çalışmada farelere çeşitli şekillerde stres uyguladılar, bunlara &quot;savaş ya da kaç&quot; tepkisi uyandıran acı biber benzeri bir kimyasal enjekte etmek de dahildi. Bu, farelerin stres hormonu norepinefrin salgılamasına neden oldu, bu da fare kürküne pigment eklemekle ilgili kök hücrelerin saç köklerini tüketti. Daha sonra farelerin tüyleri griye döndü.Harvard Üniversitesi&#039;nde kök hücre ve rejeneratif biyoloji profesörü ve bu araştırmanın yazarlarından Ya-Chieh Hsu, araştırmacıların laboratuvarda yüksek seviyede norepinefrinin insan kök hücreleri üzerinde de benzer etkiler gösterdiğini ve bunun stres hormonunun insanlarda saç beyazlaması ile bağlantılı olduğu fikrini desteklediğini söyledi.Ancak Dr. Hsu, bu konuda insanlar üzerinde araştırma yapmanın zor olduğunu, çünkü araştırmacıların hayvanlarda veya hücrelerde yapabildikleri gibi insanlarda yapay olarak yüksek stres tepkileri oluşturamayacağını söyledi.2021&#039;de yayınlanan küçük bir insan çalışması, anlatıyı ilerletti. Araştırmacılar, en azından biraz beyazlamış 14 gönüllüden çeşitli saç telleri kopardılar. Saç tellerinin çoğu tamamen griydi, bazıları kısmen griydi ve bazıları hiç grileşmemişti.
Bilim insanları daha sonra saç tellerinin yüksek çözünürlüklü dijital görüntülerini oluşturdular ve saçın ne kadar hızlı uzadığına dair tahminleri kullanarak her bir saç telinin ne zaman grileştiğini hesapladılar. Katılımcılardan geçtiğimiz yıl yaşadıkları stresli deneyimleri bir zaman çizelgesinde işaretlemeleri ve sıralamalarını istediler. Araştırmacılar, bir saç telinin griye döndüğü zamanın sıklıkla gönüllünün bir önceki yıldaki en stresli anına karşılık geldiğini buldular.Dr. Mirmirani, bu tür ön araştırmaların saç beyazlamasına neden olan stresle ilgili değişiklikleri belirlemeye devam etmesi halinde, bir gün saçları yeniden renklendirebilecek tedavilere yol açabileceğini söyledi.Chicago Üniversitesi&#039;nde dermatoloji doçenti olan Dr. Victoria Barbosa ise, çoğu insan için saç beyazlamasının ana nedeninin genetik olduğunu belirtti. Genç yaşta saçları beyazlayan bir ebeveyniniz varsa, sizin de beyazlama olasılığınız yüksek olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zOHiePclxkW5qT_KL_s-LQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, açıkladı:, Stres, saçları, beyazlatır, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zOHiePclxkW5qT_KL_s-LQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar açıkladı: Stres saçları beyazlatır mı?"><p>Beyazlayan saçlar, yaşlılığın ilk sinyalleri olarak kabul edilse de bazen genç yaşlarda da beyaz saç telleriyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Peki, saçlarınızın erken beyazlamasının sebebi stres olabilir mi? Bu konuda bugüne kadar birçok araştırma yapıldı; son çalışmalar ise buna net bir yanıt veriyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4dMmzJCyFEOzjn9q7_xJbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyazlayan saçlar genellikle yaşlılığın ilk işareti olarak kabul edilse de, genç yaşlarda da beyaz saç telleri görmek mümkün olabilir. Bu erken beyazlamanın bir nedeni stres olabilir.SAÇLARIN BEYAZLAMASI VE YAŞLANMA Saçların beyazlaması genellikle yaşlanma sürecinin bir parçasıdır. Saçların rengi, saç köklerinde bulunan melanin adı verilen pigmentler tarafından belirlenir. Melanin üretimi yaşla birlikte azalabilir, bu da saçların renginin grileşmesine veya beyazlamasına neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4APzDldTC0CZUig1HryJIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stres, vücudun kimyasal ve biyolojik süreçlerini etkileyebilir ve bu da saç rengini değiştirebilir. Stres, saç köklerindeki melanin üretimini etkileyebilir, bu da saçların beyazlamasına yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RF83MpT_eUmN8bhNPR9WLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha önceki araştırmalarda, araştırmacılar katılımcılardan saç renkleri ve stres seviyeleri hakkında anket doldurmalarını istemiş ve daha sonra bunlar arasında bağlantı olup olmadığını görmek istemişlerdi.Örneğin, 2016 yılında yayınlanan bir çalışmada , bilim insanları bin100'den fazla Türk gencini kapsayan bir anket yapmış ve erken yaşta saçlarının beyazladığını bildiren 315 kişinin stres seviyelerinin, saçlarının beyazlamadığını bildirenlere göre daha yüksek olduğunu keşfetmişlerdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I7YzA_y5XUqntp6F7D4iug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2020'de yayınlanan bir fare çalışması araştırmayı bir adım öteye taşıdı. Araştırmacılar bu çalışmada farelere çeşitli şekillerde stres uyguladılar, bunlara "savaş ya da kaç" tepkisi uyandıran acı biber benzeri bir kimyasal enjekte etmek de dahildi. Bu, farelerin stres hormonu norepinefrin salgılamasına neden oldu, bu da fare kürküne pigment eklemekle ilgili kök hücrelerin saç köklerini tüketti. Daha sonra farelerin tüyleri griye döndü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/G1xpvrQO2kKzLAKyD7dfsA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Harvard Üniversitesi'nde kök hücre ve rejeneratif biyoloji profesörü ve bu araştırmanın yazarlarından Ya-Chieh Hsu, araştırmacıların laboratuvarda yüksek seviyede norepinefrinin insan kök hücreleri üzerinde de benzer etkiler gösterdiğini ve bunun stres hormonunun insanlarda saç beyazlaması ile bağlantılı olduğu fikrini desteklediğini söyledi.Ancak Dr. Hsu, bu konuda insanlar üzerinde araştırma yapmanın zor olduğunu, çünkü araştırmacıların hayvanlarda veya hücrelerde yapabildikleri gibi insanlarda yapay olarak yüksek stres tepkileri oluşturamayacağını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8nyDoYpt8kewnyfWi5h2-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2021'de yayınlanan küçük bir insan çalışması, anlatıyı ilerletti. Araştırmacılar, en azından biraz beyazlamış 14 gönüllüden çeşitli saç telleri kopardılar. Saç tellerinin çoğu tamamen griydi, bazıları kısmen griydi ve bazıları hiç grileşmemişti.
Bilim insanları daha sonra saç tellerinin yüksek çözünürlüklü dijital görüntülerini oluşturdular ve saçın ne kadar hızlı uzadığına dair tahminleri kullanarak her bir saç telinin ne zaman grileştiğini hesapladılar. Katılımcılardan geçtiğimiz yıl yaşadıkları stresli deneyimleri bir zaman çizelgesinde işaretlemeleri ve sıralamalarını istediler. Araştırmacılar, bir saç telinin griye döndüğü zamanın sıklıkla gönüllünün bir önceki yıldaki en stresli anına karşılık geldiğini buldular.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bL74wICxu0ml6nU59Na-Tg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Mirmirani, bu tür ön araştırmaların saç beyazlamasına neden olan stresle ilgili değişiklikleri belirlemeye devam etmesi halinde, bir gün saçları yeniden renklendirebilecek tedavilere yol açabileceğini söyledi.Chicago Üniversitesi'nde dermatoloji doçenti olan Dr. Victoria Barbosa ise, çoğu insan için saç beyazlamasının ana nedeninin genetik olduğunu belirtti. Genç yaşta saçları beyazlayan bir ebeveyniniz varsa, sizin de beyazlama olasılığınız yüksek olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX, Polaris Dawn göreviyle yeni rekoru hedefliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/spacex-polaris-dawn-goereviyle-yeni-rekoru-hedefliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/spacex-polaris-dawn-goereviyle-yeni-rekoru-hedefliyor</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX, Polaris Dawn göreviyle dört astronotu uzaya gönderiyor. Mürettebatta yer alan iki kadın astronot, 1966&#039;dan bu yana kırılamayan çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunu kırmayı hedefliyor.SpaceX, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmek üzere dört astronotu uzaya göndermeye hazırlanıyor.Mürettebatta yer alan iki kadın astronotun uzay uçuş rekoru kıracağı Polaris Dawn görevinin SpaceX Falcon 9 roketiyle 27 Ağustos tarihinde NASA&#039;nın Kennedy Uzay Merkezi&#039;nden fırlatılması planlanıyor.YENİ REKOR KIRILMAYA ÇALIŞILACAKDört gün sürmesi planlanan misynda 1966 yılından bu yana kırılamayan &quot;çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunun kırılması bekleniyor.Ayrıca ABD&#039;li uzay ajansının geliştirdiği özel kıyafetlerle astronotların uzay yürüyüşü yapacakları da kaydedildi.1400 KİLOMETREYİ HEDEFLİYORMürettebat, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi ve Apollo döneminden bu yana mürettebatlı tüm uzay araçlarından daha yüksek bir irtifada, yani yaklaşık 1.400 kilometre yükseklikte uçmayı hedefliyor.Görev, 2021&#039;deki özel Inspiration4 yörünge görevini de finanse eden ve yöneten milyarder Jared Isaacman tarafından finanse ediliyor ve yönetiliyor.Polaris Dawn&#039;ın dört kişilik mürettebatında her ikisi de SpaceX mühendisi olan kadın görev uzmanları Sarah Gillis ve Anna Menon ile erkek pilot Scott &quot;Kidd&quot; Poteet yer alıyor.621 KİLOMETREYE ULAŞMIŞTINASA ve Harvard-Smithsonian Astrofizik Enstitüsü&#039;nden uzay istatistikleri takipçisi Jonathan McDowell&#039;a göre, Gillis ve Menon&#039;dan önce çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası uçuşunu yapan kadın, STS-31 görevinde 621 kilometreyi ulaşan NASA astronotu Kathryn Sullivan&#039;dı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/urL9BXwyg0yz15hh10kndQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SpaceX, Polaris, Dawn, göreviyle, yeni, rekoru, hedefliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/urL9BXwyg0yz15hh10kndQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX, Polaris Dawn göreviyle yeni rekoru hedefliyor"><p>SpaceX, Polaris Dawn göreviyle dört astronotu uzaya gönderiyor. Mürettebatta yer alan iki kadın astronot, 1966'dan bu yana kırılamayan çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunu kırmayı hedefliyor.</p><p>SpaceX, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmek üzere dört astronotu uzaya göndermeye hazırlanıyor.</p><p>Mürettebatta yer alan iki kadın astronotun uzay uçuş rekoru kıracağı Polaris Dawn görevinin SpaceX Falcon 9 roketiyle 27 Ağustos tarihinde NASA'nın Kennedy Uzay Merkezi'nden fırlatılması planlanıyor.</p><p><strong>YENİ REKOR KIRILMAYA ÇALIŞILACAK</strong></p><p>Dört gün sürmesi planlanan misynda 1966 yılından bu yana kırılamayan "çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası rekorunun kırılması bekleniyor.</p><p>Ayrıca ABD'li uzay ajansının geliştirdiği özel kıyafetlerle astronotların uzay yürüyüşü yapacakları da kaydedildi.</p><p><strong>1400 KİLOMETREYİ HEDEFLİYOR</strong></p><p>Mürettebat, ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi ve Apollo döneminden bu yana mürettebatlı tüm uzay araçlarından daha yüksek bir irtifada, yani yaklaşık 1.400 kilometre yükseklikte uçmayı hedefliyor.</p><p>Görev, 2021'deki özel Inspiration4 yörünge görevini de finanse eden ve yöneten milyarder Jared Isaacman tarafından finanse ediliyor ve yönetiliyor.</p><p>Polaris Dawn'ın dört kişilik mürettebatında her ikisi de SpaceX mühendisi olan kadın görev uzmanları Sarah Gillis ve Anna Menon ile erkek pilot Scott "Kidd" Poteet yer alıyor.</p><p><strong>621 KİLOMETREYE ULAŞMIŞTI</strong></p><p>NASA ve Harvard-Smithsonian Astrofizik Enstitüsü'nden uzay istatistikleri takipçisi Jonathan McDowell'a göre, Gillis ve Menon'dan önce çıkılan en yüksek insanlı uzay irtifası uçuşunu yapan kadın, STS-31 görevinde 621 kilometreyi ulaşan NASA astronotu Kathryn Sullivan'dı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Japonya Uzay Ajansı &amp;quot;Ay sondası&amp;quot; görevini sonlandırdı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/japonya-uzay-ajansi-ay-sondasi-goerevini-sonlandirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/japonya-uzay-ajansi-ay-sondasi-goerevini-sonlandirdi</guid>
<description><![CDATA[ Japonya Uzay Ajansı (JAXA), mürettebatsız uzay aracı SLIM ile iletişimin kesilmesinin ardından Ay sondası operasyonunu sonlandırdığını açıkladı.Japonya uzay ajansı, geçen hafta mürettebatsız uzay gemisi SLIM ile iletişimini kaybettikten sonra Ay&#039;a iniş operasyonunu sona erdirdiğini açıkladı.
İniş hassasiyeti nedeniyle &quot;Ay Keskin Nişancısı&quot; olarak adlandırılan uzay aracı, Ay&#039;ı Araştırmak için sekiz ay önce yere inmişti ve Japonya&#039;yı yumuşak bir Ay inişi gerçekleştiren beşinci ülke yapmıştı.Japonya Havacılık ve Uzay Keşif Ajansı (JAXA), 6 haftanın ardından geçen hafta iletişim kurmaya çalıştıktan sonra SLIM&#039;den yanıt alınamadığını duyurdu.
JAXA, operasyonun başlatılmasından yaklaşık bir yıl sonra yaptığı açıklamada, &quot;SLIM ile iletişimi yeniden kurma ihtimalinin olmadığına karar verdik ve 23 Ağustos saat 22:40 civarında SLIM faaliyetini durdurmak için bir komut gönderdik.&quot; dedi.
İnsansız uzay aracının Ocak ayındaki inişi başarılıydı, ancak güneş panellerinin yanlış yöne bakmasına neden olan garip bir açıyla gezegene iniş yaptı.
Güneşin açısı değiştikçe, iki gün boyunca geri bildirimlerde bulundu ve yüksek özellikli bir kamerayla bir kraterin bilimsel gözlemlerini gerçekleştirdi.SLIM uzay aracı, biri vericili iki sonda ve Ay yüzeyinde bir kaplumbağa gibi hareket ederek Dünya&#039;ya görüntü gönderen bir mini rover taşıyordu.
SLIM&#039;in görevi, indiği kraterde erişilebilir olduğuna inanılan Ay&#039;ın genellikle kabuğunun altındaki derin iç katmanı incelemeyi amaçlıyordu.
Japonya&#039;nın bu misyonda elde ettiği Ay&#039;a ilişkin gözlem ve veriler, ABD liderliğinde sürdürülen &quot;Artemis&quot; projesinde kullanılacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AagO5VsZ8kq84oORv1ArMw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Japonya, Uzay, Ajansı, Ay, sondası, görevini, sonlandırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AagO5VsZ8kq84oORv1ArMw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Japonya Uzay Ajansı " ay sondas g sonland><p>Japonya Uzay Ajansı (JAXA), mürettebatsız uzay aracı SLIM ile iletişimin kesilmesinin ardından Ay sondası operasyonunu sonlandırdığını açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KKCMpiWf8Eysw3OdWQSmSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Japonya uzay ajansı, geçen hafta mürettebatsız uzay gemisi SLIM ile iletişimini kaybettikten sonra Ay'a iniş operasyonunu sona erdirdiğini açıkladı.
İniş hassasiyeti nedeniyle "Ay Keskin Nişancısı" olarak adlandırılan uzay aracı, Ay'ı Araştırmak için sekiz ay önce yere inmişti ve Japonya'yı yumuşak bir Ay inişi gerçekleştiren beşinci ülke yapmıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Fl5_dHUKD0SJjGnS2qjeiQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Japonya Havacılık ve Uzay Keşif Ajansı (JAXA), 6 haftanın ardından geçen hafta iletişim kurmaya çalıştıktan sonra SLIM'den yanıt alınamadığını duyurdu.
JAXA, operasyonun başlatılmasından yaklaşık bir yıl sonra yaptığı açıklamada, "SLIM ile iletişimi yeniden kurma ihtimalinin olmadığına karar verdik ve 23 Ağustos saat 22:40 civarında SLIM faaliyetini durdurmak için bir komut gönderdik." dedi.
İnsansız uzay aracının Ocak ayındaki inişi başarılıydı, ancak güneş panellerinin yanlış yöne bakmasına neden olan garip bir açıyla gezegene iniş yaptı.
Güneşin açısı değiştikçe, iki gün boyunca geri bildirimlerde bulundu ve yüksek özellikli bir kamerayla bir kraterin bilimsel gözlemlerini gerçekleştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3pLagKQ7kux8Qklm1Ix2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SLIM uzay aracı, biri vericili iki sonda ve Ay yüzeyinde bir kaplumbağa gibi hareket ederek Dünya'ya görüntü gönderen bir mini rover taşıyordu.
SLIM'in görevi, indiği kraterde erişilebilir olduğuna inanılan Ay'ın genellikle kabuğunun altındaki derin iç katmanı incelemeyi amaçlıyordu.
Japonya'nın bu misyonda elde ettiği Ay'a ilişkin gözlem ve veriler, ABD liderliğinde sürdürülen "Artemis" projesinde kullanılacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, EXCITE teleskobunu fırlatmaya hazırlanıyor: Sürekli gözlem yapacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-excite-teleskobunu-firlatmaya-hazirlaniyor-surekli-goezlem-yapacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-excite-teleskobunu-firlatmaya-hazirlaniyor-surekli-goezlem-yapacak</guid>
<description><![CDATA[ NASA, EXCITE teleskobunu Antarktika&#039;dan fırlatarak, uzayın sınırındaki ötegezegenlerin atmosferlerini incelemeyi hedefliyor. Helyum dolu bir balonla Dünya atmosferinin yüzde 99,5&#039;inin üzerine çıkarılacak teleskop, sürekli gözlemler yapacak. Bu görev, James Webb Uzay Teleskobu gibi pahalı gözlemevlerine alternatif olarak, güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik yapısını ve dinamiklerini daha iyi anlamak için önemli veriler sunacak.NASA&#039;daki bilim insanları EXCITE Misyonu&#039;nun uzayın sınırından uzak ötegezegenlerin atmosferlerini incelemek üzere Antarktika&#039;dan fırlatılmaya hazırlandığını açıkladı.
Teleskobu Dünya atmosferinin yüzde 99,5&#039;inin üzerine çıkaracak olan helyum dolu bir balonun üzerinde yer alan EXCITE&#039;ın ilk olarak bu sonbaharda bir dizi test uçuşu gerçekleştirmesi ve ardından belirlenen görevi için Antarktika&#039;dan fırlatılması planlanıyor.Uzay ajansından yapılan açıklamaya göre EXCITE, Dünya&#039;nın Güney Kutbu&#039;nun üzerinde kalacak şekilde tasarlandı, böylece uzak Jüpiter benzeri dış gezegenlerin sürekli gözlemlerini gerçekleştirebilecek.
James Webb Uzay Teleskobu (JWST) gibi mevcut uzay tabanlı gözlemevlerini kullanarak bu tür gözlemler yapmanın maliyetli olduğu, bu nedenle EXCITE görevinin güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik bileşimini ve dinamiklerini daha iyi anlamayı ve karakterize etmeyi uman bilim insanlarına özellikle değerli veriler sunabileceği tahmin ediliyor.
NASA&#039;nın Greenbelt, Maryland&#039;deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi&#039;nde görevin baş araştırmacısı olan Peter Nagler, &quot;EXCITE, dünya yıldızının yörüngesinde döndüğü süre boyunca veri toplayarak bize bir gezegenin atmosferinin ve sıcaklığının üç boyutlu bir resmini verebilir. Bu tür ölçümlerden daha önce sadece birkaçı yapıldı. Bir gezegeni birkaç gün boyunca izleyebilecek konumda çok kararlı bir teleskop gerektiriyorlar.&quot; diye konuştu.Uzay teleskopları, Dünya atmosferinin yer tabanlı gözlemevlerine getirdiği sınırlamalar nedeniyle önemli avantajlar sunuyor.
Ne yazık ki James Webb Uzay Teleskobu, Hubble Uzay Teleskobu ve Spitzer Uzay Teleskobu gibi karmaşık gözlemevlerini tasarlamak, inşa etmek ve fırlatmak zaman alıcı ve maliyetlidir.
NASA, EXCITE ile diğer uzay gözlemevlerinde kullanılanlara benzer bir kızılötesi teleskobu 132.000 ft yüksekliğe uçurarak maliyetleri düşürebileceğini ve veri toplama verimliliğini arttırabileceğini söylüyor.
EXCITE ekibi üyesi ve Maryland Üniversitesi, Baltimore County ve NASA Goddard&#039;da araştırmacı bilim insanı olan Kyle Helson, &quot;Kutupta, inceleyeceğimiz yıldızlar batmıyor, bu nedenle gözlemlerimiz kesintiye uğramayacak&quot; dedi.EXCITE&#039;ın ilk görevi, Antarktika&#039;daki Columbia Bilimsel Balon Tesisi&#039;nden havalandıktan sonra onu yaklaşık iki hafta havada tutacak.
EXCITE, bu süre zarfında sıcak Jüpiterler olarak bilinen bir gezegen sınıfını gözlemleyecek.
EXCITE ekibi, bir görev başarısızlığı yaşanmaması halinde, araçlarının dış gezegen atmosferlerine ilişkin mevcut verileri önemli ölçüde artırabileceğine inanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TsgxjA_F7UK7T43vN2Nrbg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, EXCITE, teleskobunu, fırlatmaya, hazırlanıyor:, Sürekli, gözlem, yapacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TsgxjA_F7UK7T43vN2Nrbg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, EXCITE teleskobunu fırlatmaya hazırlanıyor: Sürekli gözlem yapacak"><p>NASA, EXCITE teleskobunu Antarktika'dan fırlatarak, uzayın sınırındaki ötegezegenlerin atmosferlerini incelemeyi hedefliyor. Helyum dolu bir balonla Dünya atmosferinin yüzde 99,5'inin üzerine çıkarılacak teleskop, sürekli gözlemler yapacak. Bu görev, James Webb Uzay Teleskobu gibi pahalı gözlemevlerine alternatif olarak, güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik yapısını ve dinamiklerini daha iyi anlamak için önemli veriler sunacak.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eWtkyZABv0CXEio7tFjLiQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'daki bilim insanları EXCITE Misyonu'nun uzayın sınırından uzak ötegezegenlerin atmosferlerini incelemek üzere Antarktika'dan fırlatılmaya hazırlandığını açıkladı.
Teleskobu Dünya atmosferinin yüzde 99,5'inin üzerine çıkaracak olan helyum dolu bir balonun üzerinde yer alan EXCITE'ın ilk olarak bu sonbaharda bir dizi test uçuşu gerçekleştirmesi ve ardından belirlenen görevi için Antarktika'dan fırlatılması planlanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LVmiGli2jUCoBwpIiVDP0A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay ajansından yapılan açıklamaya göre EXCITE, Dünya'nın Güney Kutbu'nun üzerinde kalacak şekilde tasarlandı, böylece uzak Jüpiter benzeri dış gezegenlerin sürekli gözlemlerini gerçekleştirebilecek.
James Webb Uzay Teleskobu (JWST) gibi mevcut uzay tabanlı gözlemevlerini kullanarak bu tür gözlemler yapmanın maliyetli olduğu, bu nedenle EXCITE görevinin güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin atmosferik bileşimini ve dinamiklerini daha iyi anlamayı ve karakterize etmeyi uman bilim insanlarına özellikle değerli veriler sunabileceği tahmin ediliyor.
NASA'nın Greenbelt, Maryland'deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde görevin baş araştırmacısı olan Peter Nagler, "EXCITE, dünya yıldızının yörüngesinde döndüğü süre boyunca veri toplayarak bize bir gezegenin atmosferinin ve sıcaklığının üç boyutlu bir resmini verebilir. Bu tür ölçümlerden daha önce sadece birkaçı yapıldı. Bir gezegeni birkaç gün boyunca izleyebilecek konumda çok kararlı bir teleskop gerektiriyorlar." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cpLKPpmThEyYvMDoVQ-amA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzay teleskopları, Dünya atmosferinin yer tabanlı gözlemevlerine getirdiği sınırlamalar nedeniyle önemli avantajlar sunuyor.
Ne yazık ki James Webb Uzay Teleskobu, Hubble Uzay Teleskobu ve Spitzer Uzay Teleskobu gibi karmaşık gözlemevlerini tasarlamak, inşa etmek ve fırlatmak zaman alıcı ve maliyetlidir.
NASA, EXCITE ile diğer uzay gözlemevlerinde kullanılanlara benzer bir kızılötesi teleskobu 132.000 ft yüksekliğe uçurarak maliyetleri düşürebileceğini ve veri toplama verimliliğini arttırabileceğini söylüyor.
EXCITE ekibi üyesi ve Maryland Üniversitesi, Baltimore County ve NASA Goddard'da araştırmacı bilim insanı olan Kyle Helson, "Kutupta, inceleyeceğimiz yıldızlar batmıyor, bu nedenle gözlemlerimiz kesintiye uğramayacak" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JbSdenP940ac3pF3uebFpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>EXCITE'ın ilk görevi, Antarktika'daki Columbia Bilimsel Balon Tesisi'nden havalandıktan sonra onu yaklaşık iki hafta havada tutacak.
EXCITE, bu süre zarfında sıcak Jüpiterler olarak bilinen bir gezegen sınıfını gözlemleyecek.
EXCITE ekibi, bir görev başarısızlığı yaşanmaması halinde, araçlarının dış gezegen atmosferlerine ilişkin mevcut verileri önemli ölçüde artırabileceğine inanıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;daki tüm göllerden daha büyük: Antik Mars gölü keşfi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyadaki-tum-goellerden-daha-buyuk-antik-mars-goelu-kesfi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyadaki-tum-goellerden-daha-buyuk-antik-mars-goelu-kesfi</guid>
<description><![CDATA[ Mars&#039;ta Eridania Gölü adı verilen antik bir gölün, Dünya&#039;daki tüm göllerden daha büyük olduğu keşfedildi. Avrupa Uzay Ajansı&#039;na göre, Caralis Kaosu&#039;ndaki bu göl milyarlarca yıl önce 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu ve Hazar Denizi&#039;nden üç kat daha büyüktü. Bu keşif, Mars&#039;ın geçmişte su açısından zengin olduğunu ve devasa su kütlelerine ev sahipliği yaptığını gösteriyor.Mars Dünya&#039;nın sadece yarısı büyüklüğünde olabilir, ancak kısmen Mars&#039;ın düşük yerçekimi nedeniyle jeolojik özellikleri büyüktür.
Kızıl dünya, gezegenimizdekilerden çok daha büyük kanyonlara ve volkanlara sahiptir.
Şimdi Mars&#039;ın antik göllerinden birinin Dünya&#039;da bilinen tüm göllerden daha büyük olduğuna dair kanıtlar var.Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Mars Express yörünge aracının Caralis Kaosu adı verilen bir bölgedeki antik göl yatağının yeni görüntülerini elde ettiğini duyurdu.
Milyarlarca yıl önce su içerdiği tahmin edilen bu göl yatağı, bir zamanlar 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu.
Hazar Denizi Dünya&#039;nın en büyük iç su kütlesidir. Yaklaşık 1.200 km uzunluğu ve 320 km genişliği bulunuyor.Mars&#039;ta geniş bir antik göl Milyarlarca yıldır kuru olan antik göl yatağı yükseltilmiş tepeciklerle dolu.
Bilim insanları bunların Mars rüzgarlarının tozu savurmasıyla oluştuğunu söylüyor. 
Ardından Mars&#039;ın yüzeyinden su kaybolduğunda toz tekrar kuruduğu için bugün gördüğümüz tepecikleri oluşturuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jgoUfMCW10CHMMv-PfTE9Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyadaki, tüm, göllerden, daha, büyük:, Antik, Mars, gölü, keşfi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jgoUfMCW10CHMMv-PfTE9Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'daki tüm göllerden daha büyük: Antik Mars gölü keşfi"><p>Mars'ta Eridania Gölü adı verilen antik bir gölün, Dünya'daki tüm göllerden daha büyük olduğu keşfedildi. Avrupa Uzay Ajansı'na göre, Caralis Kaosu'ndaki bu göl milyarlarca yıl önce 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu ve Hazar Denizi'nden üç kat daha büyüktü. Bu keşif, Mars'ın geçmişte su açısından zengin olduğunu ve devasa su kütlelerine ev sahipliği yaptığını gösteriyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3BIlcWgS8UOGgQxaOaU0DA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars Dünya'nın sadece yarısı büyüklüğünde olabilir, ancak kısmen Mars'ın düşük yerçekimi nedeniyle jeolojik özellikleri büyüktür.
Kızıl dünya, gezegenimizdekilerden çok daha büyük kanyonlara ve volkanlara sahiptir.
Şimdi Mars'ın antik göllerinden birinin Dünya'da bilinen tüm göllerden daha büyük olduğuna dair kanıtlar var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i4Vmxiy9Wk2vhFSwRLQbgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Mars Express yörünge aracının Caralis Kaosu adı verilen bir bölgedeki antik göl yatağının yeni görüntülerini elde ettiğini duyurdu.
Milyarlarca yıl önce su içerdiği tahmin edilen bu göl yatağı, bir zamanlar 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kaplıyordu.
Hazar Denizi Dünya'nın en büyük iç su kütlesidir. Yaklaşık 1.200 km uzunluğu ve 320 km genişliği bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_1erpQylOUieH8xneaIegg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars'ta geniş bir antik göl Milyarlarca yıldır kuru olan antik göl yatağı yükseltilmiş tepeciklerle dolu.
Bilim insanları bunların Mars rüzgarlarının tozu savurmasıyla oluştuğunu söylüyor. 
Ardından Mars'ın yüzeyinden su kaybolduğunda toz tekrar kuruduğu için bugün gördüğümüz tepecikleri oluşturuyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dinazorlarla ilgili şaşırtan keşif: 6 bin kilometre uzaklıktaki ayak izleri eşleşti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dinazorlarla-ilgili-sasirtan-kesif-6-bin-kilometre-uzakliktaki-ayak-izleri-eslesti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dinazorlarla-ilgili-sasirtan-kesif-6-bin-kilometre-uzakliktaki-ayak-izleri-eslesti</guid>
<description><![CDATA[ Southern Methodist Üniversitesi&#039;nde (SMU) yapılan araştırma sonucu, Afrika ve Güney Amerika kıtalarında bulunan 260&#039;den fazla dinozor ayak izinin birbirlerinden yaklaşık 6 bin kilometre uzakta olmalarına rağmen eşleştiği keşfedildi.Southern Methodist Üniversitesi&#039;nin (SMU) internet sitesinde yayımlanan çalışmada, dinozorların yaklaşık 120 milyon yıl önce Erken Kretase döneminde Brezilya ve Kamerun arasında yürüdükleri saptandı.  Pangea (süperkıta) ayrıldıktan sonra aralarında yaklaşık 6 bin kilometre oluşan Atlantik Okyanusu&#039;nun iki ucundaki kıtada birbiriyle eşlesen 260&#039;den fazla dinozor ayak izine rastlandı.  Araştırmacılar, eşleşen ayak izlerinin yanı sıra Brezilya&#039;nın Borborema bölgesi ve Kamerun&#039;un kuzeyinde benzer havza, nehir ve göl oluşumlarına dair kanıtlar buldu.  Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Diana Vineyard, bulunan ayak izi fosillerinin çoğunun üç parmaklı teropod dinozorlara, bazılarının ise dört ayaklı sauropodlar ve kuş kalçalı ornithischianlara ait olduğunu belirtti.  Çalışmanın başaraştırmacısı Louis Jacobs, ayak izlerinin yaş, şekil ve jeolojik durum olarak birbirlerine oldukça benzediğini kaydetti.  Ayak izlerinin eski göl ve nehirlerin tabanlarındaki alüvyon ve çamur katmanlarında fosilleştiğini belirten Jacobs, dinozorların bugün Güney Amerika ve Afrika olarak bilinen iki kıta arasındaki bu jeolojik bölgeyi iki kıta arasındaki geçit hattı olarak kullandığını ifade etti.  DAVRANIŞ VE ALIŞKANLIKLARINA IŞIK TUTUYOR  Dinozor fosilleri ile ayak izlerinin, milyonlarca yıl önce gezegende dolaşan türlerle ilgili eşsiz bilgiler sunduğunu belirten Jacobs, kalıntıların, dinozorların yaşam alanlarına ve beslenme alışkanlıkları gibi detaylara ışık tuttuğunu vurguladı.  Jacobs, &quot;Ayak izleri dinozor davranışlarının, nasıl yürüdükleri ya da koştuklarının, kiminle ve hangi ortamda yürüdüklerinin, ne yöne gittiklerinin ve bunu yaparken nerede olduklarının kanıtıdır.&quot; ifadesini kullandı.  O dönemde yağış seviyelerinin, yoğun bitki örtüsüne sahip tropikal yağmur ormanı tipi alanların oluşmasına yardımcı olduğunu aktaran Jacobs, hayvanların, hem günümüz Afrika&#039;sından hem de Güney Amerika&#039;dan havzalara geldiğini ve nüfuslarının karıştığını aktardı.  Jacobs, süperkıta Pangea&#039;nın ayrılması sonucu kıtaların birbirinden uzaklaşmasının, evrimin temel itici gücü olan genetik süreklilikte kırılmaya neden olduğunu söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m4KQGxtANkaXwMnenURjtQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dinazorlarla, ilgili, şaşırtan, keşif:, bin, kilometre, uzaklıktaki, ayak, izleri, eşleşti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m4KQGxtANkaXwMnenURjtQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dinazorlarla ilgili şaşırtan keşif: 6 bin kilometre uzaklıktaki ayak izleri eşleşti"><p>Southern Methodist Üniversitesi'nde (SMU) yapılan araştırma sonucu, Afrika ve Güney Amerika kıtalarında bulunan 260'den fazla dinozor ayak izinin birbirlerinden yaklaşık 6 bin kilometre uzakta olmalarına rağmen eşleştiği keşfedildi.</p>Southern Methodist Üniversitesi'nin (SMU) internet sitesinde yayımlanan çalışmada, dinozorların yaklaşık 120 milyon yıl önce Erken Kretase döneminde Brezilya ve Kamerun arasında yürüdükleri saptandı.  Pangea (süperkıta) ayrıldıktan sonra aralarında yaklaşık 6 bin kilometre oluşan Atlantik Okyanusu'nun iki ucundaki kıtada birbiriyle eşlesen 260'den fazla dinozor ayak izine rastlandı.  Araştırmacılar, eşleşen ayak izlerinin yanı sıra Brezilya'nın Borborema bölgesi ve Kamerun'un kuzeyinde benzer havza, nehir ve göl oluşumlarına dair kanıtlar buldu.  Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Diana Vineyard, bulunan ayak izi fosillerinin çoğunun üç parmaklı teropod dinozorlara, bazılarının ise dört ayaklı sauropodlar ve kuş kalçalı ornithischianlara ait olduğunu belirtti.  Çalışmanın başaraştırmacısı Louis Jacobs, ayak izlerinin yaş, şekil ve jeolojik durum olarak birbirlerine oldukça benzediğini kaydetti.  Ayak izlerinin eski göl ve nehirlerin tabanlarındaki alüvyon ve çamur katmanlarında fosilleştiğini belirten Jacobs, dinozorların bugün Güney Amerika ve Afrika olarak bilinen iki kıta arasındaki bu jeolojik bölgeyi iki kıta arasındaki geçit hattı olarak kullandığını ifade etti.  <strong>DAVRANIŞ VE ALIŞKANLIKLARINA IŞIK TUTUYOR</strong>  Dinozor fosilleri ile ayak izlerinin, milyonlarca yıl önce gezegende dolaşan türlerle ilgili eşsiz bilgiler sunduğunu belirten Jacobs, kalıntıların, dinozorların yaşam alanlarına ve beslenme alışkanlıkları gibi detaylara ışık tuttuğunu vurguladı.  Jacobs, "Ayak izleri dinozor davranışlarının, nasıl yürüdükleri ya da koştuklarının, kiminle ve hangi ortamda yürüdüklerinin, ne yöne gittiklerinin ve bunu yaparken nerede olduklarının kanıtıdır." ifadesini kullandı.  O dönemde yağış seviyelerinin, yoğun bitki örtüsüne sahip tropikal yağmur ormanı tipi alanların oluşmasına yardımcı olduğunu aktaran Jacobs, hayvanların, hem günümüz Afrika'sından hem de Güney Amerika'dan havzalara geldiğini ve nüfuslarının karıştığını aktardı.  Jacobs, süperkıta Pangea'nın ayrılması sonucu kıtaların birbirinden uzaklaşmasının, evrimin temel itici gücü olan genetik süreklilikte kırılmaya neden olduğunu söyledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Komada bilinç açık olabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-komada-bilinc-acik-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-komada-bilinc-acik-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırma, komadaki hastaların bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini değerlendirebileceğini gösterdi. Araştırma sonucunda komadaki bazı hastaların bilincinin açık olabileceği ve acı hissedebildikleri ortaya çıktı.Kanada’da yapılan bir araştırma, kızılötesi teknolojisinin komadaki hastaların bilinç durumunu ve beyin aktivitelerini ortaya çıkarabildiğini gösterdi. Western Üniversitesi&#039;nden nörobilimci Dr. Karnig Kazazian’ın liderliğindeki çalışmada, kızılötesi teknolojisi kullanılarak yoğun bakım hastalarının beyin aktiviteleri detaylı bir şekilde incelendi.  Çalışmada, sağlıklı bireyler üzerinde yapılan deneylerde yüzlerce kızılötesi bağlantısına sahip bir başlık kullanıldı. Önce sağlıklı bireylerde denenen başlık, beynin farklı bölgelerinin verilen komutlara nasıl tepki verdiğini tespit etti. Daha sonra aynı teknoloji üç yoğun bakım hastasında da denendi.  Dr. Kazazian, bu teknolojinin yoğun bakım servislerinde tedavi ve bakım yaklaşımlarını önemli ölçüde değiştirebileceğinin altını çiziyor.  Nihai amaçlarının, tepkisiz görünen her hastada kızılötesi teknolojisi kullanarak sadece davranışlarını değil, aynı zamanda bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini de görmek olduğunu belirten Kazazian, ileride hangi hastaların komadan uyanacağını tahmin etmek için de bu teknolojiyi kullanmayı umduklarını ifade etti.  Bu bulgular, komadaki hastaların iyileşme süreçlerini daha iyi anlamak ve tedavi yöntemlerini kişiselleştirmek için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F9x1No-KikyyoV1P6x1huQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Komada, bilinç, açık, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F9x1No-KikyyoV1P6x1huQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Komada bilinç açık olabilir!"><p>Yapılan yeni bir araştırma, komadaki hastaların bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini değerlendirebileceğini gösterdi. Araştırma sonucunda komadaki bazı hastaların bilincinin açık olabileceği ve acı hissedebildikleri ortaya çıktı.</p><p>Kanada’da yapılan bir araştırma, kızılötesi teknolojisinin komadaki hastaların bilinç durumunu ve beyin aktivitelerini ortaya çıkarabildiğini gösterdi. Western Üniversitesi'nden nörobilimci Dr. Karnig Kazazian’ın liderliğindeki çalışmada, kızılötesi teknolojisi kullanılarak yoğun bakım hastalarının beyin aktiviteleri detaylı bir şekilde incelendi.  Çalışmada, sağlıklı bireyler üzerinde yapılan deneylerde yüzlerce kızılötesi bağlantısına sahip bir başlık kullanıldı. Önce sağlıklı bireylerde denenen başlık, beynin farklı bölgelerinin verilen komutlara nasıl tepki verdiğini tespit etti. Daha sonra aynı teknoloji üç yoğun bakım hastasında da denendi.  Dr. Kazazian, bu teknolojinin yoğun bakım servislerinde tedavi ve bakım yaklaşımlarını önemli ölçüde değiştirebileceğinin altını çiziyor.  Nihai amaçlarının, tepkisiz görünen her hastada kızılötesi teknolojisi kullanarak sadece davranışlarını değil, aynı zamanda bilinç açıklığını ve beyin aktivitelerini de görmek olduğunu belirten Kazazian, ileride hangi hastaların komadan uyanacağını tahmin etmek için de bu teknolojiyi kullanmayı umduklarını ifade etti.  Bu bulgular, komadaki hastaların iyileşme süreçlerini daha iyi anlamak ve tedavi yöntemlerini kişiselleştirmek için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ağustos ayında dikkat çeken bilimsel gelişmeler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/agustos-ayinda-dikkat-ceken-bilimsel-gelismeler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/agustos-ayinda-dikkat-ceken-bilimsel-gelismeler</guid>
<description><![CDATA[ Bilim ve teknoloji dünyasında ortaya çıkan türlü keşif, yenilik ve atılım, evrenin bilinmeyen taraflarını açığa çıkarıyor ve ufuk açmaya devam ediyor. Ağustosta, suyu &quot;alet&quot; gibi kullanarak avlanan kambur balinalar, 2 yaş altı çocuklarda otizm tespiti için yapay zekadan faydalanılması ve insanların iki hızlı yaşlanma dalgası yaşaması gibi birçok keşif ile gelişme basına yansıdı.
İşte ağustosta dünyada meydana gelen önemli bilimsel gelişmeleri ve keşifler.ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) &quot;Mars Insight Lander&quot; isimli keşif aracının Mars&#039;ta ulaştığı bulgular üzerinde yeni analizler yapan bilim insanları, Mars&#039;ın kayalık dış kabuğunun içinde sıvı su rezervuarı buldu.Yeni bulgular ışığında sıvı suyun &quot;sismik sinyallerine&quot; ulaşıldığı Mars&#039;ta daha önce donmuş su ve buhar belirtilerinin de bulunduğu anımsatıldı.California Berkeley Üniversitesi&#039;nden Michael Manga, Dünya&#039;da su ararken aynı teknikleri kullandıklarını ifade ederek, &quot;Su, bir gezegenin oluşumunu şekillendiren en önemli moleküldür. Ulaştığımız yeni bulgular &#039;Mars&#039;taki su nereye gitti?&#039; sorusunun cevabı olabilir.&quot; dedi.Kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için &quot;karmaşık baloncuklar&quot; oluşturduklarını gözlemleyen araştırmacılar, balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların &quot;fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği&quot; tahmininde bulundu.Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların &quot;avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar&quot; grubuna dahil olduğunu kaydetti.Bilim insanları, 66 milyon yıl önce çarparak uçamayan dinozorlar da dahil Dünya&#039;daki canlıların yüzde 75&#039;ini yok eden &quot;Chicxulub&quot; adı verilen asteroitin, Jüpiter&#039;in yörüngesinin dışında oluştuğunu ve karbon içeren nadir bir tür olduğunu tespit etti.Söz konusu asteroitin, C-tipi denilen karbonlu kondrit türü nadir bir asteroit olduğunu keşfeden araştırmacılar, çarpmanın oluşturduğu yeryüzü katmanından alınan örneklerde eser miktarda rutenyum metali de buldu.C-tipi asteroitlerin Dünya&#039;ya ilk 1 milyar yıl boyunca çarptığı ve yaşamın oluşmasına yardımcı olabilecek su ve organik molekülleri sağladığı düşünülüyor.Stanford Üniversitesinde yapılan araştırmada, yaşlanmanın yavaş ve sabit bir hızla ilerlemediği, 44 ve 60 yaşına gelindiğinde yaşla ilgili sorunların hızlandığı keşfedildi.İnsanlarda aniden ortaya çıkan kırışıklıklar, ağrı ve sızılardaki artış ve bir gecede çökme hissinin sebebi 44 ve 60 yaşlarında yaşanan yaşlanma dalgalarından kaynaklanıyor.İlk değişiklik dalgasının, kardiyovasküler hastalıklarla bağlantılı moleküllerle, kafein, alkol ile lipitleri metabolize etme yeteneğinde yaşandığı, ikincinin ise bağışıklık sisteminde, karbonhidrat metabolizması ve böbrek fonksiyonlarında görüldüğü tespit edildi.Deri ve kas yaşlanmasıyla bağlantılı moleküllerde, her iki değişim döneminde de sorunlar yaşandığı görüldü.Yapılan araştırmayla, yapay zeka türü olan makine öğreniminin, 2 yaş altı çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD) tespitini yüzde 78,5 oranında doğru yaptığı belirlendi.Otizm teşhisi olan ve olmayan toplamda 30 bin 630 çocuğun verisi kullanılarak 24 ay altındaki çocuklarda gözlemlenebilecek 28 özelliğe odaklanılan araştırmanın sonuçları, makine öğreniminin çocuklarda otizme sahip olma ya da olmama tespitini iki yaş altı çocuklarda yüzde 78,5 oranında doğru yaptığını gösterdi.Araştırmacılardan Kristiina Tammimies, mevcut bilgiler kullanılarak yapay zeka modeli yardımıyla &quot;otizm olasılığı yüksek olan bireyleri daha erken tespit etmek ve böylece daha erken yardım almalarını sağlamanın mümkün olabileceğine&quot; işaret etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lvd_zklwPkCGsksa8gz0Pg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ağustos, ayında, dikkat, çeken, bilimsel, gelişmeler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lvd_zklwPkCGsksa8gz0Pg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ağustos ayında dikkat çeken bilimsel gelişmeler"><p>Bilim ve teknoloji dünyasında ortaya çıkan türlü keşif, yenilik ve atılım, evrenin bilinmeyen taraflarını açığa çıkarıyor ve ufuk açmaya devam ediyor. Ağustosta, suyu "alet" gibi kullanarak avlanan kambur balinalar, 2 yaş altı çocuklarda otizm tespiti için yapay zekadan faydalanılması ve insanların iki hızlı yaşlanma dalgası yaşaması gibi birçok keşif ile gelişme basına yansıdı.
İşte ağustosta dünyada meydana gelen önemli bilimsel gelişmeleri ve keşifler.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-8Nuax8dgUm1ipVtOQpO3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD Havacılık ve Uzay Ajansının (NASA) "Mars Insight Lander" isimli keşif aracının Mars'ta ulaştığı bulgular üzerinde yeni analizler yapan bilim insanları, Mars'ın kayalık dış kabuğunun içinde sıvı su rezervuarı buldu.Yeni bulgular ışığında sıvı suyun "sismik sinyallerine" ulaşıldığı Mars'ta daha önce donmuş su ve buhar belirtilerinin de bulunduğu anımsatıldı.California Berkeley Üniversitesi'nden Michael Manga, Dünya'da su ararken aynı teknikleri kullandıklarını ifade ederek, "Su, bir gezegenin oluşumunu şekillendiren en önemli moleküldür. Ulaştığımız yeni bulgular 'Mars'taki su nereye gitti?' sorusunun cevabı olabilir." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jGjDTzXZd0uPXrr0rw1-iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kambur balinaların kril adlı deniz canlılarını avlamak için "karmaşık baloncuklar" oluşturduklarını gözlemleyen araştırmacılar, balinaların bu baloncuklarla oluşturdukları ağın boyutunu, derinliğini ve aralarındaki mesafeyi aktif olarak kontrol ettiğini belirledi.Bu davranışın kambur balinalara özgü olduğunu ifade eden uzmanlar, bu teknikle balinaların "fazla enerji sarf etmeden tek seferde 7 kat daha çok av yakalayabileceği" tahmininde bulundu.Araştırmacılar, bu davranışla, kambur balinaların "avlanmak için kendi aletini yapan ve kullanan nadir hayvanlar" grubuna dahil olduğunu kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/COAzbS-IWUGVCA_8vqllWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, 66 milyon yıl önce çarparak uçamayan dinozorlar da dahil Dünya'daki canlıların yüzde 75'ini yok eden "Chicxulub" adı verilen asteroitin, Jüpiter'in yörüngesinin dışında oluştuğunu ve karbon içeren nadir bir tür olduğunu tespit etti.Söz konusu asteroitin, C-tipi denilen karbonlu kondrit türü nadir bir asteroit olduğunu keşfeden araştırmacılar, çarpmanın oluşturduğu yeryüzü katmanından alınan örneklerde eser miktarda rutenyum metali de buldu.C-tipi asteroitlerin Dünya'ya ilk 1 milyar yıl boyunca çarptığı ve yaşamın oluşmasına yardımcı olabilecek su ve organik molekülleri sağladığı düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xBdCcxlHCUuZWG2Hrt5T5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stanford Üniversitesinde yapılan araştırmada, yaşlanmanın yavaş ve sabit bir hızla ilerlemediği, 44 ve 60 yaşına gelindiğinde yaşla ilgili sorunların hızlandığı keşfedildi.İnsanlarda aniden ortaya çıkan kırışıklıklar, ağrı ve sızılardaki artış ve bir gecede çökme hissinin sebebi 44 ve 60 yaşlarında yaşanan yaşlanma dalgalarından kaynaklanıyor.İlk değişiklik dalgasının, kardiyovasküler hastalıklarla bağlantılı moleküllerle, kafein, alkol ile lipitleri metabolize etme yeteneğinde yaşandığı, ikincinin ise bağışıklık sisteminde, karbonhidrat metabolizması ve böbrek fonksiyonlarında görüldüğü tespit edildi.Deri ve kas yaşlanmasıyla bağlantılı moleküllerde, her iki değişim döneminde de sorunlar yaşandığı görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2PZCKDeTcESh4wfKaspetw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan araştırmayla, yapay zeka türü olan makine öğreniminin, 2 yaş altı çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD) tespitini yüzde 78,5 oranında doğru yaptığı belirlendi.Otizm teşhisi olan ve olmayan toplamda 30 bin 630 çocuğun verisi kullanılarak 24 ay altındaki çocuklarda gözlemlenebilecek 28 özelliğe odaklanılan araştırmanın sonuçları, makine öğreniminin çocuklarda otizme sahip olma ya da olmama tespitini iki yaş altı çocuklarda yüzde 78,5 oranında doğru yaptığını gösterdi.Araştırmacılardan Kristiina Tammimies, mevcut bilgiler kullanılarak yapay zeka modeli yardımıyla "otizm olasılığı yüksek olan bireyleri daha erken tespit etmek ve böylece daha erken yardım almalarını sağlamanın mümkün olabileceğine" işaret etti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Y kromozomu yavaş yavaş azalıyor: Erkek cinsiyeti yok mu oluyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/y-kromozomu-yavas-yavas-azaliyor-erkek-cinsiyeti-yok-mu-oluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/y-kromozomu-yavas-yavas-azaliyor-erkek-cinsiyeti-yok-mu-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni yapılan bir araştırma göre, memelilerde cinsiyet belirleyici rol oynayan Y kromozomu birkaç milyon yıl içinde tamamen yok olabilir.Y kromozomu, insanlarda ve birçok diğer canlıda erkek cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynayan bir kromozom türüdür. İnsanlarda cinsiyet, XX (dişi) ve XY (erkek) kromozom çiftleri ile belirlenir. Y kromozomu, erkeklerde tek bir X kromozomuna karşılık gelen bir X ve bir Y kromozomunun bulunmasını sağlar.İnsan ve diğer memelilerin cinsiyeti, kromozomlardaki Y geni tarafından belirlenir. Ancak yapılan son araştırmalar Y kromozomunun dejenerasyona uğradığını ve birkaç milyon yıl içinde yok olabileceğini ortaya koydu. Bu da yeni bir cinsiyet geni gelişmediği takdirde erkeklerin ve daha sonra insanlığın yok olmasına yol açabilir.Ancak bilimsel araştırmalar Y kromozomunu kaybettikten sonra da hayatta kalmayı başaran türler olduğunu gösteriyor.Örneğin dikenli fareler, Y kromozomunu kaybettikten sonra yeni bir erkek belirleyici gen geliştirerek türlerin devam ettirmeyi başardı. 2022 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırma, bu türlerde yeni bir cinsiyet geninin evrimleştiğini göstermiştir. Bu bulgular, Y kromozomunun kaybı durumunda insanlık için olası bir çözüm sunabilir.Araştırmacılara göre, Y kromozomunun gelecekteki yokluğu, insan türü için çeşitli senaryoları beraberinde getirebilir. Yeni bir cinsiyet belirleyici gen evrimleşirse, insan türünün devamı mümkün olabilir. Ancak bu süreç çeşitli riskler taşıyor ve farklı bölgelerde farklı genetik sistemlerin gelişmesi olası.
Bu durum, gelecekte farklı insan türlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. 11 milyon yıl sonra, Dünya’da farklı insan türleri görmek ya da belki de hiç insan türü bulamamak mümkün olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HpJ_3LoNIEi_Dq-UOcq0aQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>kromozomu, yavaş, yavaş, azalıyor:, Erkek, cinsiyeti, yok, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HpJ_3LoNIEi_Dq-UOcq0aQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Y kromozomu yavaş yavaş azalıyor: Erkek cinsiyeti yok mu oluyor?"><p>Yeni yapılan bir araştırma göre, memelilerde cinsiyet belirleyici rol oynayan Y kromozomu birkaç milyon yıl içinde tamamen yok olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0nb3d_YV1kOyl-H3yrKt_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Y kromozomu, insanlarda ve birçok diğer canlıda erkek cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynayan bir kromozom türüdür. İnsanlarda cinsiyet, XX (dişi) ve XY (erkek) kromozom çiftleri ile belirlenir. Y kromozomu, erkeklerde tek bir X kromozomuna karşılık gelen bir X ve bir Y kromozomunun bulunmasını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/adwJkPzWck6bdqRVcF9feA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsan ve diğer memelilerin cinsiyeti, kromozomlardaki Y geni tarafından belirlenir. Ancak yapılan son araştırmalar Y kromozomunun dejenerasyona uğradığını ve birkaç milyon yıl içinde yok olabileceğini ortaya koydu. Bu da yeni bir cinsiyet geni gelişmediği takdirde erkeklerin ve daha sonra insanlığın yok olmasına yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FM5v7xm4kEOZO2I791tCOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak bilimsel araştırmalar Y kromozomunu kaybettikten sonra da hayatta kalmayı başaran türler olduğunu gösteriyor.Örneğin dikenli fareler, Y kromozomunu kaybettikten sonra yeni bir erkek belirleyici gen geliştirerek türlerin devam ettirmeyi başardı. 2022 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırma, bu türlerde yeni bir cinsiyet geninin evrimleştiğini göstermiştir. Bu bulgular, Y kromozomunun kaybı durumunda insanlık için olası bir çözüm sunabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LN95z7tfCUKFY_OOYtuQHg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılara göre, Y kromozomunun gelecekteki yokluğu, insan türü için çeşitli senaryoları beraberinde getirebilir. Yeni bir cinsiyet belirleyici gen evrimleşirse, insan türünün devamı mümkün olabilir. Ancak bu süreç çeşitli riskler taşıyor ve farklı bölgelerde farklı genetik sistemlerin gelişmesi olası.
Bu durum, gelecekte farklı insan türlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir. 11 milyon yıl sonra, Dünya’da farklı insan türleri görmek ya da belki de hiç insan türü bulamamak mümkün olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İsviçre&amp;apos;de çığır açan çikolata üretimi: Şeker yok, israf yok!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/isvicrede-cigir-acan-cikolata-uretimi-seker-yok-israf-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/isvicrede-cigir-acan-cikolata-uretimi-seker-yok-israf-yok</guid>
<description><![CDATA[ İsviçreli bilim insanları, kakao meyvesinin tamamını kullanarak ve şeker eklemeden çikolata üretmenin yeni bir yolunu keşfetti. Bu yöntem, meyve israfını önlerken çikolata fiyatlarında değişiklik olup olmayacağı sorusunu gündeme getirdi.İsviçre&#039;de yapılan yeni bir araştırma, kakao meyvesinin tamamını kullanarak şeker eklemeden çikolata üretmenin yolunu buldu.BBC Türkçe&#039;nin haberine göre, Zürih&#039;teki Federal Teknoloji Enstitüsü&#039;nde çalışan bilim insanları, çikolata üretiminde üretiminde kakao meyvesinin posası, suyu ve meyve içi kullanıldı. Geleneksel üretimde neredeyse bir bal kabağı büyüklüğündeki meyve çürümeye terk ediliyordu.Kim Mishra liderliğindeki ekip, kakao meyvesinin tatlı suyu ile posasını birleştirerek, şeker ihtiyacını ortadan kaldıran tatlı bir kakao jeli elde etti. Bu yeni yöntemde, kakao meyvesinin neredeyse tüm parçaları kullanılarak israfın önüne geçiliyor. Geleneksel yöntemlerde meyve çürümeye terk edilirken, bu yenilikçi metod sayesinde her parça değerlendirilmiş oluyor.Kim Mishra, meyvenin ananasa yakın tatlı suyunun bu süreçte kilit rol oynadığını belirtti. Yüzde 14 şeker içeren meyve suyu, konsantre bir şurup haline getirilerek kakao posası ile birleştiriliyor ve tatlı bir jel elde ediliyor.İsviçreli çikolata üreticileri birliği Chocosuisse&#039;in direktörü Roger Wehrli, bu yeni üretim metodunun kakao meyvesinden “daha iyi fiyatlar elde etme” açısından ilgi çekici olduğunu vurguladı.Ancak, Kim Mishra, şekerin sübvanse edilmeye devam etmesi nedeniyle kakao posası ve suyunun daha pahalı olduğunu ve bu nedenle yeni çikolatanın şu anda daha yüksek bir fiyatla sunulabileceğini belirtti.Bu yenilikçi yöntem, çikolata üretiminde hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli değişiklikler getirebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RWGH4pWtak2zdsVbEWQQng.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İsviçrede, çığır, açan, çikolata, üretimi:, Şeker, yok, israf, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RWGH4pWtak2zdsVbEWQQng.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İsviçre'de çığır açan çikolata üretimi: Şeker yok, israf yok!"><p>İsviçreli bilim insanları, kakao meyvesinin tamamını kullanarak ve şeker eklemeden çikolata üretmenin yeni bir yolunu keşfetti. Bu yöntem, meyve israfını önlerken çikolata fiyatlarında değişiklik olup olmayacağı sorusunu gündeme getirdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/--KqUy2VxEmrrBidPAEssw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İsviçre'de yapılan yeni bir araştırma, kakao meyvesinin tamamını kullanarak şeker eklemeden çikolata üretmenin yolunu buldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z8yWREbgXkGVMKnTh0mv3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>BBC Türkçe'nin haberine göre, Zürih'teki Federal Teknoloji Enstitüsü'nde çalışan bilim insanları, çikolata üretiminde üretiminde kakao meyvesinin posası, suyu ve meyve içi kullanıldı. Geleneksel üretimde neredeyse bir bal kabağı büyüklüğündeki meyve çürümeye terk ediliyordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O3s0c0L1g0Oq81TR45wyBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kim Mishra liderliğindeki ekip, kakao meyvesinin tatlı suyu ile posasını birleştirerek, şeker ihtiyacını ortadan kaldıran tatlı bir kakao jeli elde etti. Bu yeni yöntemde, kakao meyvesinin neredeyse tüm parçaları kullanılarak israfın önüne geçiliyor. Geleneksel yöntemlerde meyve çürümeye terk edilirken, bu yenilikçi metod sayesinde her parça değerlendirilmiş oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VvRbn9EO8EiHoV6c_OfzCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kim Mishra, meyvenin ananasa yakın tatlı suyunun bu süreçte kilit rol oynadığını belirtti. Yüzde 14 şeker içeren meyve suyu, konsantre bir şurup haline getirilerek kakao posası ile birleştiriliyor ve tatlı bir jel elde ediliyor.İsviçreli çikolata üreticileri birliği Chocosuisse'in direktörü Roger Wehrli, bu yeni üretim metodunun kakao meyvesinden “daha iyi fiyatlar elde etme” açısından ilgi çekici olduğunu vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SrPn4fF_FUW74Q-Yq1FnFQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak, Kim Mishra, şekerin sübvanse edilmeye devam etmesi nedeniyle kakao posası ve suyunun daha pahalı olduğunu ve bu nedenle yeni çikolatanın şu anda daha yüksek bir fiyatla sunulabileceğini belirtti.Bu yenilikçi yöntem, çikolata üretiminde hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli değişiklikler getirebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları uyardı: &amp;quot;Yaşlı insanlardan sağlık tavsiyesi almayın&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-uyardi-yasli-insanlardan-saglik-tavsiyesi-almayin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-uyardi-yasli-insanlardan-saglik-tavsiyesi-almayin</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar hala bazı insanların neden yüz yaşından uzun yaşadığını anlamaya çalışıyor. Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceği konusunda uyarıyor. Uzmanlar ayrıca, yüz yılı aşkın bir ömrün iki ana teori ile açıklanabileceğini ileri sürüyor. Bu durum da akıllara uzun bir ömrün sırrı şans mı genetik mi sorularını getirdi?Dünyanın en yaşlı insanı Maria Branyas Morera&#039;nın 117 yaşında ölmesi, pek çok kişiyi olağanüstü uzun bir yaşamın sırlarını düşünmeye sevk etmiş olabilir.
Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceğini söylüyor.Guinness Dünya Rekorları sitesine göre Branyas, &quot;düzen, huzur, aile ve arkadaşlarla iyi ilişkiler, doğayla temas, duygusal istikrar, endişe ve pişmanlık olmaması, bolca pozitiflik ve toksik insanlardan uzak durma&quot; sayesinde uzun bir yaşam sürdüğüne inanıyordu.
Ancak Brighton Üniversitesi&#039;nde biyogerontoloji profesörü olan Richard Faragher, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığının hala belirli bir nedeni olmadığını söyledi.Faragher, iki ana teori olduğunu aktardı.
Birinci teori, bazı bireylerin esasen sadece şanslı olması. Başka bir deyişle, yüz yaşını geçmiş kişilerin belirli alışkanlıkları olması uzun bir yaşam sürecekleri anlamına gelmiyor.
İkinci teoriye göre ise, yüz yaşını geçen kişilerin daha uzun yaşamalarını sağlayan belirli genetik özelliklere sahip olması. Yani genetikleri sayesinde daha dayanıklı oldukları düşünülüyor.Faragher, her iki teorinin de aynı uyarıyı doğurduğunu söyleyerek, &quot;Asla, asla yüz yaşını geçmiş birinden sağlık ve yaşam tarzı ipuçları almayın&quot; diye konuştu.
Yüz yılı aşkın süre yaşamış insanların genelde egzersiz yapmadıklarını belirten Faragher, diyetlerinin de çoğu zaman oldukça sağlıksız olduğunu ve bazı yüz yaşını geçmiş kişilerin aynı zamanda sigara içtiğini aktardı.Bireysel düzeyde bir miktar şans, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığını açıklamaya yardımcı olabilir.
Uzmanlar sağlık hizmetleri ve hijyendeki iyileştirmeler de dahil olmak üzere, yaşam beklentisini iyileştirmeye yardımcı olabilecek dış faktörler de olduğunu söylüyor.
Yüz yaşını geçen kişilerle ilgili haberler genellikle iyimser olsa da, bu kişilerin uzun yıllar yalnız yaşamak gibi zorluklarla da karşı karşıya kaldıklarını unutmamak gerek. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LwzpHVimOUGtjviN1z3xgQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, uyardı:, Yaşlı, insanlardan, sağlık, tavsiyesi, almayın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LwzpHVimOUGtjviN1z3xgQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları uyardı: " ya insanlardan sa tavsiyesi almay><p>Araştırmacılar hala bazı insanların neden yüz yaşından uzun yaşadığını anlamaya çalışıyor. Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceği konusunda uyarıyor. Uzmanlar ayrıca, yüz yılı aşkın bir ömrün iki ana teori ile açıklanabileceğini ileri sürüyor. Bu durum da akıllara uzun bir ömrün sırrı şans mı genetik mi sorularını getirdi?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B8ViNvUm1kuJEb6rbipvCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyanın en yaşlı insanı Maria Branyas Morera'nın 117 yaşında ölmesi, pek çok kişiyi olağanüstü uzun bir yaşamın sırlarını düşünmeye sevk etmiş olabilir.
Ancak bilim insanları, uzun yaşam konusunda yüz yaşını geçmiş insanlardan tavsiye almaktan kaçınmanın en iyisi olabileceğini söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Hpd3G19oPk2VBV73Lah7hQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Guinness Dünya Rekorları sitesine göre Branyas, "düzen, huzur, aile ve arkadaşlarla iyi ilişkiler, doğayla temas, duygusal istikrar, endişe ve pişmanlık olmaması, bolca pozitiflik ve toksik insanlardan uzak durma" sayesinde uzun bir yaşam sürdüğüne inanıyordu.
Ancak Brighton Üniversitesi'nde biyogerontoloji profesörü olan Richard Faragher, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığının hala belirli bir nedeni olmadığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7quVr3dpyUy7H_LrZP_bdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Faragher, iki ana teori olduğunu aktardı.
Birinci teori, bazı bireylerin esasen sadece şanslı olması. Başka bir deyişle, yüz yaşını geçmiş kişilerin belirli alışkanlıkları olması uzun bir yaşam sürecekleri anlamına gelmiyor.
İkinci teoriye göre ise, yüz yaşını geçen kişilerin daha uzun yaşamalarını sağlayan belirli genetik özelliklere sahip olması. Yani genetikleri sayesinde daha dayanıklı oldukları düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KHifiqROoUCBD7Hev2aw4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Faragher, her iki teorinin de aynı uyarıyı doğurduğunu söyleyerek, "Asla, asla yüz yaşını geçmiş birinden sağlık ve yaşam tarzı ipuçları almayın" diye konuştu.
Yüz yılı aşkın süre yaşamış insanların genelde egzersiz yapmadıklarını belirten Faragher, diyetlerinin de çoğu zaman oldukça sağlıksız olduğunu ve bazı yüz yaşını geçmiş kişilerin aynı zamanda sigara içtiğini aktardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zpNS1BIkG0uylUqCQ3JaVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bireysel düzeyde bir miktar şans, bazı insanların neden 100 yaşından uzun yaşadığını açıklamaya yardımcı olabilir.
Uzmanlar sağlık hizmetleri ve hijyendeki iyileştirmeler de dahil olmak üzere, yaşam beklentisini iyileştirmeye yardımcı olabilecek dış faktörler de olduğunu söylüyor.
Yüz yaşını geçen kişilerle ilgili haberler genellikle iyimser olsa da, bu kişilerin uzun yıllar yalnız yaşamak gibi zorluklarla da karşı karşıya kaldıklarını unutmamak gerek.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarantulanın beynini ele geçirdi! Dizilere konu olan zombi mantarı böyle görüntülendi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tarantulanin-beynini-ele-gecirdi-dizilere-konu-olan-zombi-mantari-boeyle-goeruntulendi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tarantulanin-beynini-ele-gecirdi-dizilere-konu-olan-zombi-mantari-boeyle-goeruntulendi</guid>
<description><![CDATA[ Peru&#039;da Amazon Ormanları&#039;nda saha araştırmacılığı yapan Chris Ketola, &quot;Zombi mantarı&quot; bulaşmış ölü bir tarantulaya rastladığı anları sosyal medya hesabından paylaştı. Video, zombi mantarı endişesini tekrar gündeme getirdi.&quot;Zombi mantarı&quot; olarak adlandırılan kordiseps, özellikle video oyunu ve aynı adlı popüler dizi The Last of Us ile birlikte gündeme gelmişti.  Peru&#039;nun Amazon Ormanları&#039;nda yapılan bir araştırmada, &quot;zombi mantarı&quot; olarak bilinen kordisepsin tarantulalar üzerindeki etkisi belgelendi.  Araştırmacı Chris Ketola, enfekte olmuş bir tarantulayı ve mantarın etkilerini videoya kaydetti.  Ketola, Instagram&#039;da paylaştığı videoda, “Mantar sinir sistemini ele geçirdi ve tarantulayı bu yere gelmeye zorladı&quot; dedi. Ketola, mantarın daha sonra tarantulanın vücudundan çıktığını ve yeni hedefler aradığını belirtti.  Bu keşfin korkunç ama aynı zamanda inanılmaz olduğunu belirten araştırmacı, bunun şimdiye kadar gördüğü üçüncü tarantula örneği olduğunu ekledi.  Bilim insanları, kordisepsin konakçının zihnini ve motor fonksiyonlarını nasıl etkilediğini ise henüz tam olarak anlamış değil.  Kordiseps mantarı, sinir sistemini ele geçirdiği omurgasızların vücudunu içeriden tüketerek büyür. Tarantulaların beynini ve motor fonksiyonlarını kontrol altına alan mantar, konakçıyı belirli bir noktaya sürükler ve öldüğünde sporları vücuttan dışarı fırlatarak yeni hedeflere yayılmasını sağlar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EOsuTWKR-kWHatDRkHk0Vw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tarantulanın, beynini, ele, geçirdi, Dizilere, konu, olan, zombi, mantarı, böyle, görüntülendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EOsuTWKR-kWHatDRkHk0Vw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Tarantulanın beynini ele geçirdi! Dizilere konu olan zombi mantarı böyle görüntülendi"><p>Peru'da Amazon Ormanları'nda saha araştırmacılığı yapan Chris Ketola, "Zombi mantarı" bulaşmış ölü bir tarantulaya rastladığı anları sosyal medya hesabından paylaştı. Video, zombi mantarı endişesini tekrar gündeme getirdi.</p><p>"Zombi mantarı" olarak adlandırılan kordiseps, özellikle video oyunu ve aynı adlı popüler dizi The Last of Us ile birlikte gündeme gelmişti.  Peru'nun Amazon Ormanları'nda yapılan bir araştırmada, "zombi mantarı" olarak bilinen kordisepsin tarantulalar üzerindeki etkisi belgelendi.  Araştırmacı Chris Ketola, enfekte olmuş bir tarantulayı ve mantarın etkilerini videoya kaydetti.  Ketola, Instagram'da paylaştığı videoda, “Mantar sinir sistemini ele geçirdi ve tarantulayı bu yere gelmeye zorladı" dedi. Ketola, mantarın daha sonra tarantulanın vücudundan çıktığını ve yeni hedefler aradığını belirtti.  Bu keşfin korkunç ama aynı zamanda inanılmaz olduğunu belirten araştırmacı, bunun şimdiye kadar gördüğü üçüncü tarantula örneği olduğunu ekledi.  Bilim insanları, kordisepsin konakçının zihnini ve motor fonksiyonlarını nasıl etkilediğini ise henüz tam olarak anlamış değil.  Kordiseps mantarı, sinir sistemini ele geçirdiği omurgasızların vücudunu içeriden tüketerek büyür. Tarantulaların beynini ve motor fonksiyonlarını kontrol altına alan mantar, konakçıyı belirli bir noktaya sürükler ve öldüğünde sporları vücuttan dışarı fırlatarak yeni hedeflere yayılmasını sağlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nesilleri böyle tükendi! Hem timsahlar, hem köpek balıkları tarafından avlanmışlar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nesilleri-boeyle-tukendi-hem-timsahlar-hem-koepek-baliklari-tarafindan-avlanmislar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nesilleri-boeyle-tukendi-hem-timsahlar-hem-koepek-baliklari-tarafindan-avlanmislar</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, Miyosen Dönemi&#039;nde denizineği familyasından dugongların hem timsahlar hem de kaplan köpek balıkları tarafından avlanmış olabileceğini ortaya koydu.İsviçre&#039;deki Zürih Üniversitesinden araştırmacılar, Venezuela&#039;nın kuzeyinde keşfedilen denizineği türü dugongun, nesli tükenen Culebratherium cinsine ait iskeletini inceledi.  İskeletin üzerinde 3 çeşit ısırık izi tespit eden araştırmacılar, bu diş izlerinin şekil ve derinlikleri nedeniyle timsahımsı bir hayvan ve kaplan köpek balığına ait olabileceğini ortaya koydu.  Araştırmacılar, Miyosen Dönemi&#039;nde 11-23 milyon yıl önce, timsahın dugonga saldırarak yaralamış olabileceğini ve parçalamak amacıyla başka bir yere sürüklemesinin ardından kaplan köpek balığının dugonga saldırmış olabileceğini kaydetti.  Araştırmanın yazarlarından Aldo Benites-Palomino, yaptığı açıklamada, &quot;Bugün, avcıların öldürdüğü avların başka hayvanlar tarafından tüketildiğini sıkça görüyoruz fakat bu davranışın fosil kaynağı nadir bulunur.&quot; ifadesini kullandı.  Benites-Palomino, &quot;Bulgularımız, Miyosen Dönemi&#039;nde karmaşık avcı-av ilişkilerine nadir bir bakış açısı sağlıyor ve birden çok avcının aynı avdan beslendiğine dair birkaç kayıttan birini ortaya koyuyor.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IB0ddnZ7hEiiSHDBErLu4g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Nesilleri, böyle, tükendi, Hem, timsahlar, hem, köpek, balıkları, tarafından, avlanmışlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IB0ddnZ7hEiiSHDBErLu4g.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nesilleri böyle tükendi! Hem timsahlar, hem köpek balıkları tarafından avlanmışlar"><p>Araştırmacılar, Miyosen Dönemi'nde denizineği familyasından dugongların hem timsahlar hem de kaplan köpek balıkları tarafından avlanmış olabileceğini ortaya koydu.</p>İsviçre'deki Zürih Üniversitesinden araştırmacılar, Venezuela'nın kuzeyinde keşfedilen denizineği türü dugongun, nesli tükenen Culebratherium cinsine ait iskeletini inceledi.  İskeletin üzerinde 3 çeşit ısırık izi tespit eden araştırmacılar, bu diş izlerinin şekil ve derinlikleri nedeniyle timsahımsı bir hayvan ve kaplan köpek balığına ait olabileceğini ortaya koydu.  Araştırmacılar, Miyosen Dönemi'nde 11-23 milyon yıl önce, timsahın dugonga saldırarak yaralamış olabileceğini ve parçalamak amacıyla başka bir yere sürüklemesinin ardından kaplan köpek balığının dugonga saldırmış olabileceğini kaydetti.  Araştırmanın yazarlarından Aldo Benites-Palomino, yaptığı açıklamada, "Bugün, avcıların öldürdüğü avların başka hayvanlar tarafından tüketildiğini sıkça görüyoruz fakat bu davranışın fosil kaynağı nadir bulunur." ifadesini kullandı.  Benites-Palomino, "Bulgularımız, Miyosen Dönemi'nde karmaşık avcı-av ilişkilerine nadir bir bakış açısı sağlıyor ve birden çok avcının aynı avdan beslendiğine dair birkaç kayıttan birini ortaya koyuyor." değerlendirmesinde bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İlk insanların denizaşırı yolculukları sanılandan daha eski</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ilk-insanlarin-denizasiri-yolculuklari-sanilandan-daha-eski</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ilk-insanlarin-denizasiri-yolculuklari-sanilandan-daha-eski</guid>
<description><![CDATA[ Endonezya’daki bir mağarada yapılan kazılarda, insanların Pasifik Adaları’na 50 bin yıldan daha önce ulaştığı ortaya çıktı.  Uluslararası bir araştırma ekibi, bu bulguların eski denizcilerin göç yolları ve uyum becerileri hakkında yeni bilgiler sunduğunu belirtti.Yeni yapılan arkeolojik kazılarda, ilk insanların Pasifik bölgesine 50 bin yıldan daha önce geldiğine dair kalıntılar bulundu. Independent&#039;ın haberine göre Endonezya&#039;da bir mağarada keşfedilen, ağaç reçinesinden yapılmış bir nesne, Homo sapienslerin bu adalara ne zaman ve nasıl göç ettiğini, kullandıkları rotaları ve yeni ortamdaki zorluklara nasıl ayak uydurduklarını ortaya çıkardı. ULUSLARARASI EKİP BİRLİKTE ÇALIŞTI Yeni Zelanda, Batı Papua ve Endonezya&#039;dan bilim insanlarının dahil olduğu uluslararası ekip, türünün Afrika dışındaki en eski örneği olan reçinenin ateş yakmakta, gemi inşa etmekte veya taştan aletler yapmakta kullanıldığını düşünüyor. Antiquity isimli akademik dergide yayımlanan araştırma, bulguların yağmur ormanlarında yaşamak üzere deniz yolculuğu yaparak, Asya&#039;dan Pasifik Adaları&#039;na cesur geçişler yapan ilk insanların uyum becerilerine dair bilinenlere katkı sunduğunu belirtiyor.Araştırmanın ortak yazarları, bu bulguların insanların zorlayıcı koşullara uyum sağlamasının ve esnekliğinin önemli bir örneği olduğunu belirtti. AVCILIKTA DA BAŞARILILARDI Önceki bulgular, bu eski denizcilerin günümüz Pasifik Adaları’nda yaşayan yerli insanların ortak ataları olduğunu gösterse de, deniz yoluyla yayılmalarının zaman ve konumu konusunda kesin bilgiler bulunmuyordu. Yakın zamanda doğu Endonezya’daki Mololo Mağarası’nda yapılan kazılar, hayvan kemikleri, taştan eserler, deniz kabukları ve kömür gibi buluntuların yanı sıra insan yerleşimi katmanlarını da ortaya çıkardı.Mololo halkının keseli hayvanlar, büyük yarasalar ve yerde yaşayan kuşlarla beslenmiş olabileceğine dair ipuçları veren hayvan kemikleri, bölgedeki ilk insanların sadece denizcilikte değil, avcılıkta da başarılı olduklarını gösteriyor.50 BİN YILDAN DAHA ÖNCE  Mağaranın en derin katmanları, bölgeye insanların en az 55 bin yıl önce yerleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yeni araştırma, bu tarih öncesi denizcilerin 50 bin yıldan daha önce Batı Papua açıklarındaki adalara ulaşmak için ekvator boyunca seyahat ettiklerini ortaya koyuyor.Bu, insanların 65 bin yıl önce Batı Papua&#039;yı Avustralya&#039;ya bağlayan tarih öncesi Sahul kıtasına yerleşmiş olabileceği anlamına geliyor.  Bilim insanları &quot;Deniz yolculuğu simülasyonları, bu dönemde Raja Ampat Adaları&#039;ndan Yeni Gine&#039;ye doğru bir kuzey ekvator rotasının Sahul&#039;e yayılmak için uygun bir geçit olduğunu gösteriyor&quot; yazdı.Arkeolojik alanda daha fazla kazı çalışmasıyla, ilk insanların Pasifik&#039;e ve Avustralya&#039;ya doğru ilerlemek için seçtiği zamanla rotayı net bir şekilde belirlemek mümkün olabilir ve onların bu bölgelerdeki dev memelilerin neslinin tükenmesine etki edip etmediği açığa çıkabilir.  Öte yandan, bilim insanları bu rotayla göç edenlerin Denisova ve Homo sapien atalara sahip kişiler olabileceğini düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PZK4FcXCvkmq4Zohg2kSxw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İlk, insanların, denizaşırı, yolculukları, sanılandan, daha, eski</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PZK4FcXCvkmq4Zohg2kSxw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İlk insanların denizaşırı yolculukları sanılandan daha eski"><p>Endonezya’daki bir mağarada yapılan kazılarda, insanların Pasifik Adaları’na 50 bin yıldan daha önce ulaştığı ortaya çıktı.  Uluslararası bir araştırma ekibi, bu bulguların eski denizcilerin göç yolları ve uyum becerileri hakkında yeni bilgiler sunduğunu belirtti.</p><p>Yeni yapılan arkeolojik kazılarda, ilk insanların Pasifik bölgesine 50 bin yıldan daha önce geldiğine dair kalıntılar bulundu. </p><p>Independent'ın haberine göre Endonezya'da bir mağarada keşfedilen, ağaç reçinesinden yapılmış bir nesne, Homo sapienslerin bu adalara ne zaman ve nasıl göç ettiğini, kullandıkları rotaları ve yeni ortamdaki zorluklara nasıl ayak uydurduklarını ortaya çıkardı. </p><p><strong>ULUSLARARASI EKİP BİRLİKTE ÇALIŞTI </strong></p><p>Yeni Zelanda, Batı Papua ve Endonezya'dan bilim insanlarının dahil olduğu uluslararası ekip, türünün Afrika dışındaki en eski örneği olan reçinenin ateş yakmakta, gemi inşa etmekte veya taştan aletler yapmakta kullanıldığını düşünüyor. </p><p>Antiquity isimli akademik dergide yayımlanan araştırma, bulguların yağmur ormanlarında yaşamak üzere deniz yolculuğu yaparak, Asya'dan Pasifik Adaları'na cesur geçişler yapan ilk insanların uyum becerilerine dair bilinenlere katkı sunduğunu belirtiyor.</p><p>Araştırmanın ortak yazarları, bu bulguların insanların zorlayıcı koşullara uyum sağlamasının ve esnekliğinin önemli bir örneği olduğunu belirtti. </p><p><b>AVCILIKTA DA BAŞARILILARDI </b></p><p>Önceki bulgular, bu eski denizcilerin günümüz Pasifik Adaları’nda yaşayan yerli insanların ortak ataları olduğunu gösterse de, deniz yoluyla yayılmalarının zaman ve konumu konusunda kesin bilgiler bulunmuyordu.</p><p> Yakın zamanda doğu Endonezya’daki Mololo Mağarası’nda yapılan kazılar, hayvan kemikleri, taştan eserler, deniz kabukları ve kömür gibi buluntuların yanı sıra insan yerleşimi katmanlarını da ortaya çıkardı.</p><p>Mololo halkının keseli hayvanlar, büyük yarasalar ve yerde yaşayan kuşlarla beslenmiş olabileceğine dair ipuçları veren hayvan kemikleri, bölgedeki ilk insanların sadece denizcilikte değil, avcılıkta da başarılı olduklarını gösteriyor.</p><p><strong>50 BİN YILDAN DAHA ÖNCE </strong></p><p> </p><p>Mağaranın en derin katmanları, bölgeye insanların en az 55 bin yıl önce yerleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Yeni araştırma, bu tarih öncesi denizcilerin 50 bin yıldan daha önce Batı Papua açıklarındaki adalara ulaşmak için ekvator boyunca seyahat ettiklerini ortaya koyuyor.</p><p>Bu, insanların 65 bin yıl önce Batı Papua'yı Avustralya'ya bağlayan tarih öncesi Sahul kıtasına yerleşmiş olabileceği anlamına geliyor.  Bilim insanları "Deniz yolculuğu simülasyonları, bu dönemde Raja Ampat Adaları'ndan Yeni Gine'ye doğru bir kuzey ekvator rotasının Sahul'e yayılmak için uygun bir geçit olduğunu gösteriyor" yazdı.</p><p>Arkeolojik alanda daha fazla kazı çalışmasıyla, ilk insanların Pasifik'e ve Avustralya'ya doğru ilerlemek için seçtiği zamanla rotayı net bir şekilde belirlemek mümkün olabilir ve onların bu bölgelerdeki dev memelilerin neslinin tükenmesine etki edip etmediği açığa çıkabilir.  Öte yandan, bilim insanları bu rotayla göç edenlerin Denisova ve Homo sapien atalara sahip kişiler olabileceğini düşünüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Palyaço balıkları kendi türüne karşı saldırgan davranıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/palyaco-baliklari-kendi-turune-karsi-saldirgan-davraniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/palyaco-baliklari-kendi-turune-karsi-saldirgan-davraniyor</guid>
<description><![CDATA[ Japon bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıktı. Yapılan araştırmada bilim insanları, sıradan palyaço balığının akranlarını tanımasına yardımcı olan şeyin sadece dikey çizgilerin varlığı değil, aynı zamanda sayıları olduğunu keşfetti.Japonya&#039;da bulunan Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü&#039;nde araştırmacılar, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıkardı.   Japon bilim insanları Latince adı amphiprion ocellaris olan palyaço balığı türünü inceledi.   Çalışma kapsamında, daha önce farklı palyaço balığı türleriyle karşılaşmamış genç palyaço balıklar özel olarak tasarlanmış bir su tankına yerleştirildi.  Tankta hem amphiprion ocellaris türü hem de diğer palyaço balığı türlerinin örnekleri bulunuyordu.  Araştırma sonucunda, beyaz dikey çizgilere sahip palyaço balıklarının, kendi türlerinden olan balıklara karşı daha agresif bir tutum sergilediği ortaya çıktı.   ÇİZGİLERİ SAYARAK AYIRT EDİYORLAR   Çalışmayı yürüten bilim insanlarından Kina Hayaşi, amphiprion ocellaris balıklarının diğer palyaço balıklarının üzerindeki çizgileri sayarak, bu balıkların aynı türden olup olmadığını ayırt edebildiklerini belirtti.  Bu balıklar, çizgisi olmayan ya da yalnızca tek çizgiye sahip diğer palyaço balıklarına karşı benzer bir saldırganlık göstermedi.  Hayaşi, &quot;Bu deney, beyaz dikey çizgilerin, palyaço balıkları arasında tür ayrımını yapmada ve davranışsal tepkilerde önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor&quot; şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1j0hKyb8xU6wFeJZLxpIXQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Palyaço, balıkları, kendi, türüne, karşı, saldırgan, davranıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1j0hKyb8xU6wFeJZLxpIXQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Palyaço balıkları kendi türüne karşı saldırgan davranıyor!"><p>Japon bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıktı. Yapılan araştırmada bilim insanları, sıradan palyaço balığının akranlarını tanımasına yardımcı olan şeyin sadece dikey çizgilerin varlığı değil, aynı zamanda sayıları olduğunu keşfetti.</p><p>Japonya'da bulunan Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nde araştırmacılar, palyaço balıklarının kendi türlerine karşı saldırgan davrandığı ortaya çıkardı.   Japon bilim insanları Latince adı amphiprion ocellaris olan palyaço balığı türünü inceledi.   Çalışma kapsamında, daha önce farklı palyaço balığı türleriyle karşılaşmamış genç palyaço balıklar özel olarak tasarlanmış bir su tankına yerleştirildi.  Tankta hem amphiprion ocellaris türü hem de diğer palyaço balığı türlerinin örnekleri bulunuyordu.  Araştırma sonucunda, beyaz dikey çizgilere sahip palyaço balıklarının, kendi türlerinden olan balıklara karşı daha agresif bir tutum sergilediği ortaya çıktı.   <strong>ÇİZGİLERİ SAYARAK AYIRT EDİYORLAR</strong>   Çalışmayı yürüten bilim insanlarından Kina Hayaşi, amphiprion ocellaris balıklarının diğer palyaço balıklarının üzerindeki çizgileri sayarak, bu balıkların aynı türden olup olmadığını ayırt edebildiklerini belirtti.  Bu balıklar, çizgisi olmayan ya da yalnızca tek çizgiye sahip diğer palyaço balıklarına karşı benzer bir saldırganlık göstermedi.  Hayaşi, "Bu deney, beyaz dikey çizgilerin, palyaço balıkları arasında tür ayrımını yapmada ve davranışsal tepkilerde önemli bir rol oynadığını ortaya koyuyor" şeklinde konuştu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İngiltere&amp;apos;nin gençleri Avrupa&amp;apos;nın geri kalanına göre daha mutsuz</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ingilterenin-gencleri-avrupanin-geri-kalanina-goere-daha-mutsuz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ingilterenin-gencleri-avrupanin-geri-kalanina-goere-daha-mutsuz</guid>
<description><![CDATA[ Children&#039;s Society tarafından yapılan araştırmaya göre, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti Avrupa&#039;daki diğer ülkelere kıyasla daha düşük. Araştırmada, günde 500&#039;den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiği ortaya koyuldu.Gençler hakkında araştırmalar yürüten Children&#039;s Society, İngiltere&#039;de bir araştırma yaptı.Araştırmada, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyetinin Avrupa&#039;daki diğer ülkelere göre daha düşük olduğu kaydedildi. Durumun, İngiliz gençler için “mutluluk durgunluğu” olarak tanımlandığı belirtildi.Children&#039;s Society tarafından yapılan analiz, İngiltere’nin, 27 ülke arasında yaşam memnuniyeti açısından Avrupa sıralamasında en altta yer aldığını ortaya koyuyor.Ülkede, 15 yaşındakilerin yüzde 25&#039;i düşük yaşam memnuniyeti bildirirken, aynı yaştaki Hollandalı çocukların yüzde 7&#039;sinin bu oranın ankete katılan ülkeler arasında en düşük seviyede olduğunu belirtildi.   Dezavantajlı geçmişe sahip çocuklar gibi İngiliz kız çocukları da bu durumdan özellikle etkilenirken, gıda yoksulluğu da düşük refah rakamlarının ardındaki önemli bir neden olarak vurgulandı.   “ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR’’   Children&#039;s Society&#039;nin CEO&#039;su Mark Russell, araştırmanın sonucunu, “Alarm zilleri çalıyor&quot; sözleriyle tanımladı.Rapora göre, 2021-2022&#039;de 10-15 yaş arası çocukların bir bütün olarak hayatlarından, arkadaşlarından, dış görünüşlerinden, okullarından ve okul ödevlerinden duydukları mutluluğa ilişkin ortalama puanları 2009-2010&#039;a kıyasla önemli ölçüde düşüktü.Düşük yaşam memnuniyeti düzeyleri, İngiltere’deki 15 yaşındakiler arasında Finlandiya, Danimarka, Romanya, Portekiz, Hırvatistan ve Macaristan&#039;daki akranlarına göre en az iki kat daha yüksek.  Çalışmada 2021-2022 İngiltere Boylamsal Hanehalkı Araştırması ve 2022 OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Pisa) verileri kullanıldı.  &quot;ÇOCUKLAR VE GENÇLER DAHA İYİSİNİ HAK EDİYOR&quot;  Raporda, “Çocuklar ve gençler daha iyisini hak ediyor. Çocukların refahındaki düşüşü tersine çevirmek için kararlı eylem ve ulusal liderliğe ihtiyaç var. Bu deneyimlerin bir boşlukta yaşanmadığını biliyoruz&quot; denildi.Pandeminin, artan yoksulluk seviyeleri, gençlerin güvenliğine ilişkin endişeler, iklim acil durumu ve diğer streslerin, gençlerin yaşamlarını zorladığını bildiren raporda, &quot;Mutlu ve tatmin edici bir çocukluk deneyimi yaşamalarını engelleyebilmektedir” ifadeleri yer aldı.Hollandalı gençler, destekleyici ebeveynler, düşük eşitsizlik, otoriter olmayan ancak öğrencilerin duygularını kabul eden öğretmenler ve yüksek düzeyde kendi kaderini tayin etme (örneğin okula bisikletle gitme ve eve ne zaman dönüleceğine karar verme hakkı) ile birkaç yıldır dünyanın en mutlu gençleri arasında yer alıyor.  500&#039;DEN FAZLA ÇOCUĞUN ANKSİYETE ŞİKAYETİ  Geçtiğimiz günlerde İngiliz The Guardian gazetesi, İngiltere&#039;de günde 500&#039;den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiğini ve bu oranın pandemi başlamadan önceki oranın iki katından fazla olduğunu ortaya koydu.  Children&#039;s Society, birçok ebeveynin çocuklarına temel ihtiyaçları sağlamakta zorlandığını belirtti.   Her beş ebeveyn ve bakıcıdan birinin günlük sıcak yemek almakta güçlük çektiğini neredeyse dörtte birinin sıcak bir kışlık mont alamadığını ve dörtte birinden biraz fazlasının günlük taze meyve ve sebze sağlamakta zorlandığını tespit etti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vewdb6FUR0Co9jutoyyi3Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İngilterenin, gençleri, Avrupanın, geri, kalanına, göre, daha, mutsuz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vewdb6FUR0Co9jutoyyi3Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İngiltere'nin gençleri Avrupa'nın geri kalanına göre daha mutsuz"><p>Children's Society tarafından yapılan araştırmaya göre, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti Avrupa'daki diğer ülkelere kıyasla daha düşük. Araştırmada, günde 500'den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiği ortaya koyuldu.</p><p>Gençler hakkında araştırmalar yürüten Children's Society, İngiltere'de bir araştırma yaptı.</p><p>Araştırmada, İngiltere’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyetinin Avrupa'daki diğer ülkelere göre daha düşük olduğu kaydedildi. </p><p>Durumun, İngiliz gençler için “mutluluk durgunluğu” olarak tanımlandığı belirtildi.</p><p>Children's Society tarafından yapılan analiz, İngiltere’nin, 27 ülke arasında yaşam memnuniyeti açısından Avrupa sıralamasında en altta yer aldığını ortaya koyuyor.</p><p>Ülkede, 15 yaşındakilerin yüzde 25'i düşük yaşam memnuniyeti bildirirken, aynı yaştaki Hollandalı çocukların yüzde 7'sinin bu oranın ankete katılan ülkeler arasında en düşük seviyede olduğunu belirtildi.   Dezavantajlı geçmişe sahip çocuklar gibi İngiliz kız çocukları da bu durumdan özellikle etkilenirken, gıda yoksulluğu da düşük refah rakamlarının ardındaki önemli bir neden olarak vurgulandı.   <strong>“ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR’’</strong>   Children's Society'nin CEO'su Mark Russell, araştırmanın sonucunu, “Alarm zilleri çalıyor" sözleriyle tanımladı.</p><p>Rapora göre, 2021-2022'de 10-15 yaş arası çocukların bir bütün olarak hayatlarından, arkadaşlarından, dış görünüşlerinden, okullarından ve okul ödevlerinden duydukları mutluluğa ilişkin ortalama puanları 2009-2010'a kıyasla önemli ölçüde düşüktü.</p><p>Düşük yaşam memnuniyeti düzeyleri, İngiltere’deki 15 yaşındakiler arasında Finlandiya, Danimarka, Romanya, Portekiz, Hırvatistan ve Macaristan'daki akranlarına göre en az iki kat daha yüksek.  Çalışmada 2021-2022 İngiltere Boylamsal Hanehalkı Araştırması ve 2022 OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (Pisa) verileri kullanıldı.  <strong>"ÇOCUKLAR VE GENÇLER DAHA İYİSİNİ HAK EDİYOR"</strong>  Raporda, “Çocuklar ve gençler daha iyisini hak ediyor. Çocukların refahındaki düşüşü tersine çevirmek için kararlı eylem ve ulusal liderliğe ihtiyaç var. Bu deneyimlerin bir boşlukta yaşanmadığını biliyoruz" denildi.</p><p>Pandeminin, artan yoksulluk seviyeleri, gençlerin güvenliğine ilişkin endişeler, iklim acil durumu ve diğer streslerin, gençlerin yaşamlarını zorladığını bildiren raporda, "Mutlu ve tatmin edici bir çocukluk deneyimi yaşamalarını engelleyebilmektedir” ifadeleri yer aldı.</p><p>Hollandalı gençler, destekleyici ebeveynler, düşük eşitsizlik, otoriter olmayan ancak öğrencilerin duygularını kabul eden öğretmenler ve yüksek düzeyde kendi kaderini tayin etme (örneğin okula bisikletle gitme ve eve ne zaman dönüleceğine karar verme hakkı) ile birkaç yıldır dünyanın en mutlu gençleri arasında yer alıyor.  <strong>500'DEN FAZLA ÇOCUĞUN ANKSİYETE ŞİKAYETİ</strong>  Geçtiğimiz günlerde İngiliz The Guardian gazetesi, İngiltere'de günde 500'den fazla çocuğun anksiyete nedeniyle İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ruh sağlığı hizmetlerine yönlendirildiğini ve bu oranın pandemi başlamadan önceki oranın iki katından fazla olduğunu ortaya koydu.  Children's Society, birçok ebeveynin çocuklarına temel ihtiyaçları sağlamakta zorlandığını belirtti.   Her beş ebeveyn ve bakıcıdan birinin günlük sıcak yemek almakta güçlük çektiğini neredeyse dörtte birinin sıcak bir kışlık mont alamadığını ve dörtte birinden biraz fazlasının günlük taze meyve ve sebze sağlamakta zorlandığını tespit etti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>En büyük genoma sahip hayvan: İnsandan 30 kat daha büyük</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/en-buyuk-genoma-sahip-hayvan-insandan-30-kat-daha-buyuk</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/en-buyuk-genoma-sahip-hayvan-insandan-30-kat-daha-buyuk</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Bu devasa genetik kod, karada yaşamaya uygun hale gelme sürecinde olan, hem suda hem de havada yaşayan eski bir tatlı su omurgalısı olan akciğerli balıklara ait.Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Güney Amerika akciğerli balığı (Lepidosiren paradoxa), 90 gigabaz uzunluğunda devasa genetik yapısıyla, tüm hayvan genomları arasında rekor kırdı.Almanya&#039;nın Konstanz Üniversitesi&#039;nden evrimsel biyolog Axel Meyer, &quot;Bu türün DNA&#039;sı, 90 gigabazdan fazla uzunluğa sahip. Bu, önceki rekoru elinde bulunduran Avustralya akciğerli balığının genomunun iki katından daha uzun,&quot; dedi.Güney Amerika akciğerli balığının 19 kromozomundan 18&#039;i, her biri neredeyse 3 milyar baz içeren insan genomunun tamamından daha büyük. Bu da söz konusu genomun insan genomunun yaklaşık 30 katı uzunluğuna eşit geliyor.  Benzer bir çalışma, Afrika akciğerli balığı (Protopterus annectens) üzerinde de gerçekleştirildi ve bu balığın genetik yapısının da oldukça uzun olduğu belirlendi. Bu bulgular, akciğerli balıkların evrimsel geçmişi ve tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları hakkında yeni bilgiler sağlıyor.SEBEBİ SIÇRAYAN GENLER  Meyer ve ekibi, Lepidosiren&#039;in genomunun büyük olmasının sebebinin &quot;sıçrayan genler&quot; olarak bilinen ve genomda hareket edebilen genetik elemanlar olduğunu belirledi.   Bu düzensiz diziler kendilerini kopyalayabilir ve genomda hareket edebilir; bu durum bulundukları organizmanın zararına olabilir ; ancak aynı zamanda hızlı genetik değişimlere de yol açabilirler .  Araştırma ayrıca, bu genetik elemanların neden aktif olduklarını ve bu durumun tetrapodların evrimindeki rolünü anlamamıza yardımcı olabilecek ipuçları sağlıyor. Geçmişte yapılan araştırmalar, benzer &quot;sıçrayan genlerin&quot; coelacanth gibi fosil canlılarda da önemli bir rol oynadığını göstermişti.Meyer, genomun oldukça kararlı olduğunu ve akciğerli balıkların genetik yapısının muhafazakâr kaldığını belirtti. Bu durum, bilim insanlarına tetrapodların ataları olan lob yüzgeçli balıkların kromozom yapısını yeniden inşa etme fırsatı sundu.  Araştırma ekibi, akciğerli balıkların kromozom düzeyindeki genetik kaynaklarının, omurgalıların evrimindeki ana geçişler ve karasal yaşama geçiş hakkında daha derinlemesine bilgi edinmemizi sağlayacağını belirtiyor. Elde edilen bulgular, ayrıca, bu eski canlıların evrimsel yolculukları ve genetik çeşitlilikleri hakkında daha fazla keşif yapılmasını mümkün kılacak.AKCİĞERLİ BALIKLAR: EVRİMİN ESKİ TANIKLARI  Akciğerli balıklar, hem suda hem de havada oksijen alabilen eski bir balık grubudur. Yaklaşık 400 milyon yıl önce evrimleşmiş bu canlılar, tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları olarak kabul edilir. Hem solungaçları hem de akciğerleri kullanarak nefes alabilirler, bu da onlara oksijen seviyeleri düşük ortamlarda hayatta kalma yeteneği kazandırır.  Bu balıkların yüzgeçleri, karasal yaşama geçişte önemli bir rol oynayabilir. Günümüzde Afrika, Güney Amerika ve Avustralya&#039;da yaşayan üç türü bulunmaktadır. Akciğerli balıklar, evrimsel süreçleri ve karasal yaşama geçişi anlamak için kritik bilgiler sunan “yaşayan fosiller” olarak kabul edilirler.GENOM NEDİR?Genom, bir organizmanın tüm genetik materyalini ifade eden terimdir. Bu, bir organizmanın DNA&#039;sındaki tüm genleri ve bu genlerin arasındaki düzenleyici bölgeleri içerir. Genom, organizmanın genetik bilgi bankasıdır ve bu bilgiler, hücresel fonksiyonları, gelişim süreçlerini ve biyolojik özellikleri belirler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AsNj9qo5GkylQrdEHwvmvg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>büyük, genoma, sahip, hayvan:, İnsandan, kat, daha, büyük</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AsNj9qo5GkylQrdEHwvmvg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="En büyük genoma sahip hayvan: İnsandan 30 kat daha büyük"><p>Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Bu devasa genetik kod, karada yaşamaya uygun hale gelme sürecinde olan, hem suda hem de havada yaşayan eski bir tatlı su omurgalısı olan akciğerli balıklara ait.</p><p>Bilim insanları, Dünya üzerindeki en büyük hayvan genomunu keşfetti. Güney Amerika akciğerli balığı (Lepidosiren paradoxa), 90 gigabaz uzunluğunda devasa genetik yapısıyla, tüm hayvan genomları arasında rekor kırdı.</p><p>Almanya'nın Konstanz Üniversitesi'nden evrimsel biyolog Axel Meyer, "Bu türün DNA'sı, 90 gigabazdan fazla uzunluğa sahip. Bu, önceki rekoru elinde bulunduran Avustralya akciğerli balığının genomunun iki katından daha uzun," dedi.</p><p>Güney Amerika akciğerli balığının 19 kromozomundan 18'i, her biri neredeyse 3 milyar baz içeren insan genomunun tamamından daha büyük. Bu da söz konusu genomun insan genomunun yaklaşık 30 katı uzunluğuna eşit geliyor.  Benzer bir çalışma, Afrika akciğerli balığı (Protopterus annectens) üzerinde de gerçekleştirildi ve bu balığın genetik yapısının da oldukça uzun olduğu belirlendi. Bu bulgular, akciğerli balıkların evrimsel geçmişi ve tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları hakkında yeni bilgiler sağlıyor.</p><p><strong>SEBEBİ SIÇRAYAN GENLER</strong>  Meyer ve ekibi, Lepidosiren'in genomunun büyük olmasının sebebinin "sıçrayan genler" olarak bilinen ve genomda hareket edebilen genetik elemanlar olduğunu belirledi.   Bu düzensiz diziler kendilerini kopyalayabilir ve genomda hareket edebilir; bu durum bulundukları organizmanın zararına olabilir ; ancak aynı zamanda hızlı genetik değişimlere de yol açabilirler .  Araştırma ayrıca, bu genetik elemanların neden aktif olduklarını ve bu durumun tetrapodların evrimindeki rolünü anlamamıza yardımcı olabilecek ipuçları sağlıyor. Geçmişte yapılan araştırmalar, benzer "sıçrayan genlerin" coelacanth gibi fosil canlılarda da önemli bir rol oynadığını göstermişti.</p><p>Meyer, genomun oldukça kararlı olduğunu ve akciğerli balıkların genetik yapısının muhafazakâr kaldığını belirtti. Bu durum, bilim insanlarına tetrapodların ataları olan lob yüzgeçli balıkların kromozom yapısını yeniden inşa etme fırsatı sundu.  Araştırma ekibi, akciğerli balıkların kromozom düzeyindeki genetik kaynaklarının, omurgalıların evrimindeki ana geçişler ve karasal yaşama geçiş hakkında daha derinlemesine bilgi edinmemizi sağlayacağını belirtiyor. Elde edilen bulgular, ayrıca, bu eski canlıların evrimsel yolculukları ve genetik çeşitlilikleri hakkında daha fazla keşif yapılmasını mümkün kılacak.</p><p><strong>AKCİĞERLİ BALIKLAR: EVRİMİN ESKİ TANIKLARI</strong>  Akciğerli balıklar, hem suda hem de havada oksijen alabilen eski bir balık grubudur. Yaklaşık 400 milyon yıl önce evrimleşmiş bu canlılar, tetrapodlar olarak bilinen dört uzuvlu omurgalıların ataları olarak kabul edilir. Hem solungaçları hem de akciğerleri kullanarak nefes alabilirler, bu da onlara oksijen seviyeleri düşük ortamlarda hayatta kalma yeteneği kazandırır.  Bu balıkların yüzgeçleri, karasal yaşama geçişte önemli bir rol oynayabilir. Günümüzde Afrika, Güney Amerika ve Avustralya'da yaşayan üç türü bulunmaktadır. Akciğerli balıklar, evrimsel süreçleri ve karasal yaşama geçişi anlamak için kritik bilgiler sunan “yaşayan fosiller” olarak kabul edilirler.</p><p><strong>GENOM NEDİR?</strong></p><p>Genom, bir organizmanın tüm genetik materyalini ifade eden terimdir. Bu, bir organizmanın DNA'sındaki tüm genleri ve bu genlerin arasındaki düzenleyici bölgeleri içerir. Genom, organizmanın genetik bilgi bankasıdır ve bu bilgiler, hücresel fonksiyonları, gelişim süreçlerini ve biyolojik özellikleri belirler.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çığır açan keşif! Beyin her anının üç kopyasını saklıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cigir-acan-kesif-beyin-her-aninin-uc-kopyasini-sakliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cigir-acan-kesif-beyin-her-aninin-uc-kopyasini-sakliyor</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir çalışma beynin bir anıyı üç kere kopyaladığını ortaya çıkardı. Çalışma, beyinlerin tek bir anıyı depolamak için üç farklı nöron seti kullandığını tespit etti. Bulgular, travmatik olaylar yaşayan kişilerin zorlu anılarının yarattığı etkiyi azaltmaya yarayabilir. Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor oluyor.Science adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, beynin anıları kaydetme süreci ve zaman içindeki değişimi detaylı bir şekilde masaya yatırıldı.Basel Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar, farelerin beyinlerini görüntüleyerek yeni bir anı oluştuğunda neler yaşandığını izledi.
Bilim insanları, kemirgen beyinlerinin anıyı kaydetmek için üç farklı nöron setini harekete geçirdiğini buldu.
Deneyimleri hafızaya kaydetmek, farklı durumlarda nasıl tepki verileceğini öğrenmek açısından önem arz ediyor.Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampustaki üç ayrı nöron grubu tarafından kaydedildiğini ortaya çıkardı.
Bu nöron grupları embriyo gelişiminin farklı dönemlerinde oluşuyor.
Erken dönemlerde oluşan nöronların kaydettiği bir anıya ulaşmanın ilk başta zor olduğu saptandı.
Bu anılar zaman içinde güçlenirken, söz konusu hücreler uzun süreli hafıza açısından kritik önem arz ediyor.Embriyo gelişiminin en son aşamalarında oluşan nöronlar, anıları ilk başta çok güçlü bir şekilde kaydetse de zaman içinde silikleşiyorlar.Görüntüleme çalışması, yeni hafızanın erken doğan nöronlara depolandığında, başlangıçta hatırlanmasının zor olduğunu, ancak zaman geçtikçe güçlendiğini ortaya koydu.Bununla birlikte, araştırmacılar çalışmalarının travmatik bir olaydan zarar görmüş kişilerin tedavisi için çıkarımlar yapabileceğini düşünüyor.
Bunun nedeni, çalışmalarının beyindeki anıları nasıl değiştirebileceğini göstermesi.
Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor olur.Çalışmanın baş yazarı Vilde Kveim, &quot;Hatıraların beyinde ne kadar dinamik bir şekilde depolandığı, beynin muazzam hafıza kapasitesinin temelini oluşturan esnekliğinin kanıtıdır&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sDDPkR9Jl0S80FD118eYRg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çığır, açan, keşif, Beyin, her, anının, üç, kopyasını, saklıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sDDPkR9Jl0S80FD118eYRg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çığır açan keşif! Beyin her anının üç kopyasını saklıyor"><p>Yeni bir çalışma beynin bir anıyı üç kere kopyaladığını ortaya çıkardı. Çalışma, beyinlerin tek bir anıyı depolamak için üç farklı nöron seti kullandığını tespit etti. Bulgular, travmatik olaylar yaşayan kişilerin zorlu anılarının yarattığı etkiyi azaltmaya yarayabilir. Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor oluyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HSgbwJJFOESI3WzsGcNOdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Science adlı hakemli dergide yayımlanan çalışmada, beynin anıları kaydetme süreci ve zaman içindeki değişimi detaylı bir şekilde masaya yatırıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xHXDX8BYz0CYFyGHjKuNng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Basel Üniversitesi'nden araştırmacılar, farelerin beyinlerini görüntüleyerek yeni bir anı oluştuğunda neler yaşandığını izledi.
Bilim insanları, kemirgen beyinlerinin anıyı kaydetmek için üç farklı nöron setini harekete geçirdiğini buldu.
Deneyimleri hafızaya kaydetmek, farklı durumlarda nasıl tepki verileceğini öğrenmek açısından önem arz ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WiLmgW0qIEmA2to5JYYkOA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampustaki üç ayrı nöron grubu tarafından kaydedildiğini ortaya çıkardı.
Bu nöron grupları embriyo gelişiminin farklı dönemlerinde oluşuyor.
Erken dönemlerde oluşan nöronların kaydettiği bir anıya ulaşmanın ilk başta zor olduğu saptandı.
Bu anılar zaman içinde güçlenirken, söz konusu hücreler uzun süreli hafıza açısından kritik önem arz ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UnY7ivCkHkqoMAPk0sIGMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Embriyo gelişiminin en son aşamalarında oluşan nöronlar, anıları ilk başta çok güçlü bir şekilde kaydetse de zaman içinde silikleşiyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J9R2pWvL8UyPAsQi_hadhw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Görüntüleme çalışması, yeni hafızanın erken doğan nöronlara depolandığında, başlangıçta hatırlanmasının zor olduğunu, ancak zaman geçtikçe güçlendiğini ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hjqcaYrYaUyNMD8QVBBrNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte, araştırmacılar çalışmalarının travmatik bir olaydan zarar görmüş kişilerin tedavisi için çıkarımlar yapabileceğini düşünüyor.
Bunun nedeni, çalışmalarının beyindeki anıları nasıl değiştirebileceğini göstermesi.
Temel olarak, bir anı beyinde ne kadar uzun süre depolanmışsa, onu değiştirmek o kadar zor olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3Zo1FnRO4EuULiZ00TTB2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı Vilde Kveim, "Hatıraların beyinde ne kadar dinamik bir şekilde depolandığı, beynin muazzam hafıza kapasitesinin temelini oluşturan esnekliğinin kanıtıdır" diye konuştu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir füzyon olarak karmaşık bilinç ve bellek olgularına yeni bakış</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bir-fuzyon-olarak-karmasik-bilinc-ve-bellek-olgularina-yeni-bakis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bir-fuzyon-olarak-karmasik-bilinc-ve-bellek-olgularina-yeni-bakis</guid>
<description><![CDATA[ İki bilim insanı, iki nörobilim teorisini entegre ederek yaptıkları bir çalışma, karmaşık bilinç ve bellek olgularına dair yeni bir bakış açısı sunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/bir-fuzyon-olarak-bilinc-karmasik-bilinc-ve-bellek-olgularina-yeni-bakis-133019-20240509.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bir, füzyon, olarak, karmaşık, bilinç, bellek, olgularına, yeni, bakış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Ladina Hösli / Zürih Üniversitesi

 

Asopress - Uluslararası Psikiyatri Araştırmaları Dergisi'nde yayınlanan yeni bir makalede, MX Biotech'ten Dr. Gerard Marx ve Kudüs İbrani Üniversitesi'nden Prof. Chaim Gilon, iki önemli nörobilim teorisinin yenilikçi bir entegrasyonunu sunuyor: Küresel Nöronal Ağ (GNW) hipotezi ve Üçlü Bellek Mekanizması.

"Küresel Nöronal Ağ (GNW) Hipotezi ve Üçlü Bellek Mekanizmasının Bir Füzyonu Olarak 'Bilinç'" başlıklı çalışma, karmaşık bilinç ve bellek olgularına yeni bakış açıları getiriyor.

Araştırma, bilinç çalışmalarında uzun süredir aşılamaz olduğu düşünülen önemli bir zorluğun üstesinden geliyor. Dr. Marx ve Prof. Gilon, bilgisayar tabanlı Bilgi Teorisi'nin nöral hafızayı anlamak için yeterli bir çerçeve sağladığı fikrine karşı çıkarak, hafızanın bilinci şekillendirmede çok önemli bir rol oynadığını öne sürüyor.

Nöral ağ içinde depolanan duygusal içeriğin standart bilgisayar verilerinden farklı olduğunu, nöral hafızanın temelini oluşturduğunu ve bilinçli deneyime derinlik ve önem kattığını iddia ediyorlar.

Araştırmacılar, beynin yaşanmış anıları nasıl yarattığını daha iyi anlamak için Küresel Nöronal Çalışma Alanı (GNW) teorisini Üçlü Bellek Mekanizması ile bütünleştirmeyi öneriyor. Modellerinde, bireysel nöronların karmaşık elektro-kimyasal faaliyetlerinin beynin yapısal birimleri tarafından birleştirildiğini ve duygusal hafıza yoluyla bilinci kolaylaştıran birleşik bir ağ oluşturduğunu öne sürüyorlar.

Çalışmanın kilit bulguları arasında, Küresel Nöronal Çalışma Alanı (GNW) tarafından desteklenen, beynin anatomik bölgeleri boyunca birbirine bağlı bilgi akışını vurgulayan bir "beyin bulutu" kavramı önerisi de yer alıyor.

Nöronların, hücre dışı matris içindeki duygusal durumları kodlamak için eser metal katyonları ve nörotransmitterleri kullandığı nöral hafıza için üçlü bir mekanizma da tanımlanmıştır.

Çalışma ayrıca, karmaşık organizmalarda nöral hafıza ve bilincin gelişiminde bakteriyel kimyasal sinyal süreçlerinin evrimsel öneminin altını çiziyor.

Araştırma, biyokimyasal bir mercekle, yaşamın bellek evrimi yoluyla bilince nasıl geçtiğini aydınlatıyor. Bakteriyel kimyasal iletişimden primat bilincine kadar nöral ağ sinyalizasyonunun ilerlemesini haritalandıran çalışma, hafıza, bilinç ve evrim arasındaki karmaşık etkileşimi keşfetmek için kapsamlı bir çerçeve sunuyor.

 

Arka plan

"Üçlü hafıza mekanizması üzerine yaptığımız araştırma, nöronların, nöral hücre dışı matrisin, mikro metallerin ve nörotransmitterlerin hafıza oluşumu, depolanması ve geri getirilmesindeki işbirlikçi rollerini inceliyor.

"Matris içinde bağlanan bazı metallerin yapısını değiştirebildiğini ve hafızanın temel birimleri olarak hizmet eden kompleksler oluşturduğunu keşfettik. Bu metal kompleksleri nörotransmitterlerle etkileşime girerek duygusal hafıza birimlerinin oluşmasını sağlıyor. Bu hafıza birimleri toplu olarak beyinde bilgi depolamak için bir çerçeve oluşturur.

" Bu mekanizma, metal seviyelerindeki bozuklukların hafıza işlevlerini potansiyel olarak nasıl etkileyebileceğine ışık tutuyor. Ayrıca, Alzheimer ve otizm gibi rahatsızlıkların vücut tarafından kullanılan metallerin düzensizliği ile bağlantılı olabileceğini düşünüyoruz.

Araştırmacılar, "Bu karmaşık ilişkilerin anlaşılması, hafıza oluşumu ve hafızanın geri kazanılması süreçleri hakkında fikir vererek, kısa süreli hafıza kaybından daha ciddi hafıza bozukluklarına kadar çeşitli durumların anlaşılmasına yardımcı olacaktır" diyor.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güneş sistemimizin muhtemel yok edicisi “beyaz cüceler” üzerine yapılan çalışma dünyanın geleceğine ışık tutuyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gunes-sistemimizin-muhtemel-yok-edicisi-beyaz-cuceler-uzerine-yapilan-calisma-dunyanin-gelecegine-isik-tutuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gunes-sistemimizin-muhtemel-yok-edicisi-beyaz-cuceler-uzerine-yapilan-calisma-dunyanin-gelecegine-isik-tutuyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, 17 yıldır yürüttükleri araştırmalarda “gezegen katili” olarak da bilinen “beyaz cüceler” hakkında çarpıcı bilgilere ulaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gunes-sistemimizin-muhtemel-yok-edicisi-beyaz-cuceler-uzerine-yapilan-calisma-dunyanin-muhtemel-gelecegine-isik-tutuyor-233430-20240409.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Güneş, sistemimizin, muhtemel, yok, edicisi, “beyaz, cüceler”, üzerine, yapılan, çalışma, dünyanın, geleceğine, ışık, tutuyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: J. da Silva

 

Asopress - Warwick ve diğer üniversitelerden bilim insanları, beyaz cücelerin (tüm yakıtlarını tüketmiş olan yıldızların son hali) bizim güneş sistemimiz gibi gezegen sistemleri üzerindeki etkilerini incelediler.

Araştırmaların ulaştığı bulgulara göre beyaz cücelerin kendi yakıtlarının tamamını yok eden devasa çekim gücü, daha küçük gezegenleri parçalıyor

Bu durum dünyanın sonuna işaret ediyor ama tam olarak bildiğimiz gibi değil.

Asteroitler, uydular ve gezegenler bir beyaz cüceye yaklaştıklarında, cücenin devasa kütleçekimi onları gittikçe daha küçük parçalara ayırır ve bu parçalar çarpışmaya devam ederek sonunda toza dönüşür.

Araştırmacılar, Dünya'nın beyaz cüce haline gelmeden önce muhtemelen ev sahibi yıldızımız Güneş tarafından yutulacağını söylüyor. Mars ve Jüpiter arasındaki asteroitler ve Jüpiter'in uyduları da dahil olmak üzere güneş sistemimizin geri kalanı, nihayetinde beyaz yıldız formunda Güneş tarafından parçalanabilir.

Çalışmayı yürüten Tayland'daki Naresuan Üniversitesi'nden Dr. Amornrat Aungwerojwit şunları söyledi: "Önceki araştırmalar asteroitlerin, uyduların ve gezegenlerin beyaz cücelere yaklaştıklarında, bunların devasa kütleçekiminin bu küçük gezegenleri giderek daha küçük parçalara ayırdığını göstermişti."

Bu parçalar arasındaki çarpışmalar sonunda onları toz haline getiriyor ve bu tozlar da beyaz cücenin içine düşerek araştırmacıların orijinal gezegensel cisimlerin ne tür bir malzemeden yapıldığını belirlemelerini sağlıyor.

Warwick Üniversitesi Fizik Bölümü'nden Prof Boris Gaensicke şunları söyledi: "Bir beyaz bir cücenin etrafında dönen asteroitlerin, uyduların ve hatta gezegenlerin enkazını tespit edebilmemiz oldukça şaşırtıcı, bizim çalışmamız ise bu sistemlerin davranışlarının birkaç yıl içinde hızla değişebileceğini gösteriyor.

"Çalışmalarımızda doğru yolda olduğumuzu düşünsek de, bu sistemlerin kaderi hayal edebileceğimizden çok daha karmaşık."

Bilim insanları yeni araştırma için 17 yıl boyunca yıldızların parlaklığındaki değişimleri inceleyerek bu cisimlerin nasıl bozulduğuna ışık tuttular. Hepsi birbirinden çok farklı davranan üç farklı beyaz cüceye odaklandılar.

İncelenen ilk beyaz cüce - ZTF J0328-1219 olarak biliniyor son birkaç yıldır istikrarlı ve "uslu" görünüyordu, ancak bilim insanları 2010 yılı civarında büyük bir felaket yaşandığına dair kanıtlar buldular.

Başka bir yıldızın - ZTF J0923+4236 olarak biliniyor. Her iki ayda bir düzensiz olarak sönükleştiği ve bu sönükleşme durumları sırasında, tekrar parlamadan önce düzensiz değişkenlik gösterdiği görüldü.

Analiz edilen üçüncü beyaz cüce olan WD 1145+017'nin 2015 yılında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) tarafından teorik tahminlere yakın davrandığı, geçişlerin sayı, şekil ve derinliklerinde büyük farklılıklar olduğu gözlemlendi. Şaşırtıcı bir şekilde bu son çalışmada geçişler artık tamamen ortadan kalkmış olduğu tespit edildi.

Gaensicke, " Sistem, feci çarpışmaların ürettiği toz dağıldıkça, çok yavaş bir şekilde daha parlak hale geliyor" dedi. "Bu geçişlerin öngörülemeyen doğası gökbilimcileri çıldırtabilir. Bir dakika oradalar, bir dakika sonra yoklar. Bu da içinde bulundukları kaotik duruma işaret ediyor."

Gaensicke, kendi güneş sistemimizin kaderi sorulduğunda şunları söyledi: "Üzücü haber şu ki, Dünya bir beyaz cüce haline gelmeden önce muhtemelen genişleyen bir güneş tarafından yutulacak. Güneş sisteminin geri kalanı için, Mars ve Jüpiter arasında bulunan bazı asteroitler ve belki de Jüpiter'in bazı uyduları yer değiştirebilir ve incelemekte olduğumuz parçalanma sürecinden geçmek için nihai beyaz cüceye yeterince yaklaşabilir."

 

Asopress – The Guardian]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzaylı uygarlıklarla temas kuramamamızın sebebi yoksa Süper Yapay Zeka mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzayli-uygarliklarla-temas-kuramamamizin-sebebi-yoksa-super-yapay-zeka-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzayli-uygarliklarla-temas-kuramamamizin-sebebi-yoksa-super-yapay-zeka-mi</guid>
<description><![CDATA[ Süper Yapay Zeka’nın yalnızca uygarlığımızın değil, var olması muhtemel diğer uygarlıkların gelecekteki seyri için büyük bir tehdit oluşturabileceğine inanmak için bir çok neden var. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/uzayli-uygarliklarla-temas-kuramamamizin-sebebi-yoksa-super-yapay-zeka-mi-135440-20240512.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzaylı, uygarlıklarla, temas, kuramamamızın, sebebi, yoksa, Süper, Yapay, Zeka, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: NASA/James Webb Teleskopu

 

Asopress - Yapay zeka son birkaç yılda şaşırtıcı bir hızla ilerledi. Kimi bilim insanları artık sadece insan zekasını aşmakla kalmayacak, aynı zamanda insanların öğrenme hızlarına da bağlı olmayacak bir yapay zeka türü olan yapay süper zekanın geliştirilmesini hedefliyor.

Peki ya bu dönüm noktası sadece kayda değer bir başarı değilse? Ya aynı zamanda tüm uygarlıkların devamlılığını engelleyecek kadar zorlu bir darboğazı temsil ediyorsa?

Bu fikir, kısa süre önce Acta Astronautica'da yayınlanan bir araştırma makalesinin merkezinde yer alıyor. Yapay zeka evrenin "büyük filtresi" olabilir mi?  Aşılması o kadar zor bir eşik ki, çoğu yaşamın uzay yolculuğu yapan uygarlıklara dönüşmesini engellen temel faktöre dönüşebilir mi?

Bu, dünya dışı zekâ arayışının (SETI) neden galaksinin başka yerlerinde ileri teknik uygarlıkların izlerini henüz tespit edemediğimizi açıklayabilecek bir kavramdır.

Büyük filtre hipotezi nihayetinde Fermi Paradoksu'na önerilen bir çözümdür. Bu, milyarlarca potansiyel olarak yaşanabilir gezegene ev sahipliği yapacak kadar geniş ve eski bir evrende, neden yabancı uygarlıklara dair herhangi bir işaretle karşılaşamadığımızı sorgular. Hipotez, uygarlıkların evrimsel zaman çizelgesinde, uzay yolculuğu yapan varlıklara dönüşmelerini engelleyen aşılamaz engellerle karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.

ASI'nin varlığı böyle bir filtre potansiyel olarak ortaya çıkarıyor olabilir. Yapay zekanın ASI'ye yol açma potansiyeli taşıyan hızlı ilerlemesi, bir uygarlığın gelişimindeki kritik bir aşama ile kesişebilir. Tek gezegenli bir türden çok gezegenli bir türe geçiş.

Yapay zekanın, bizim onu kontrol etme ya da güneş sistemimizi sürdürülebilir bir şekilde keşfetme yeteneğimizden çok daha hızlı ilerleme kaydetmesi, var olan uygarlıkların sürdürülebilirliğine dair çözümsüz bir paradoksu ortaya çıkarmakta.  

Yapay zeka ve özellikle de ASI ile ilgili zorluk, onun özerk, kendi kendini güçlendiren ve geliştiren doğasında yatmaktadır. Kendi yeteneklerini, Yapay zeka olmadan kendi evrimsel zaman çizelgelerimizi aşan bir hızda geliştirme potansiyeline sahiptir.

Bir şeylerin kötü gitme potansiyeli muazzamdır ve hem biyolojik hem de Yapay zeka uygarlıklarının çok gezegenli olma şansını elde edemeden çöküşüne yol açabilir. Örneğin, uluslar birbirleriyle rekabet eden otonom Yapay zeka sistemlerine giderek daha fazla önem ve güç verirse, askeri yetenekler benzeri görülmemiş bir ölçekte öldürmek ve yok etmek için kullanılabilir. Bu durum, Yapay zeka sistemlerinin kendileri de dahil olmak üzere, potansiyel olarak tüm medeniyetimizin yok olmasına yol açabilir.

Bu senaryoda, teknolojik bir uygarlığın tipik ömrünün 100 yıldan daha az olabileceğini tahmin ediyorum. Bu da kabaca yıldızlar arasında sinyal alıp yayınlayabilme (1960) ile Dünya'da ASI'nin tahmini ortaya çıkışı (2040) arasındaki süreye denk geliyor. Bu, milyarlarca yıllık kozmik zaman ölçeğine göre endişe verici derecede kısa bir süredir.

Bu tahmin, Samanyolu'ndaki aktif, iletişim kurabilen dünya dışı uygarlıkların sayısını tahmin etmeye çalışan Drake denkleminin iyimser versiyonlarına yerleştirildiğinde, herhangi bir zamanda, orada sadece bir avuç akıllı uygarlık olduğunu göstermektedir. Dahası, bizim gibi, nispeten mütevazı teknolojik faaliyetleri onları tespit etmeyi oldukça zorlaştırabilir.

 

Uyandırma çağrısı

Bu araştırma sadece potansiyel kıyamete dair uyarıcı bir hikaye değildir. İnsanlığın, askeri sistemler de dahil olmak üzere Yapay zekanın gelişimine rehberlik edecek sağlam düzenleyici çerçeveler oluşturması için bir uyandırma çağrısı niteliğindedir.

Bu sadece Yapay zekanın Dünya'da kötü niyetli kullanımını önlemekle ilgili değil; aynı zamanda Yapay zekanın evriminin türümüzün uzun vadeli hayatta kalmasıyla uyumlu olmasını sağlamakla da ilgili. Apollo projesinin parlak günlerinden bu yana uykuda olan, ancak son zamanlarda özel şirketler tarafından yapılan ilerlemelerle yeniden alevlenen bir hedef olan çok gezegenli bir toplum haline gelmek için mümkün olan en kısa sürede daha fazla kaynak ayırmamız gerektiğini öne sürüyor.

Tarihçi Yuval Noah Harari'nin de belirttiği gibi, tarihte hiçbir şey bizi gezegenimize bilinçli olmayan, süper zeki varlıklar getirmenin etkisine hazırlamadı. Son zamanlarda, otonom Yapay Zeka karar verme mekanizmasının sonuçları, alanın önde gelen liderlerinin, sorumlu bir kontrol ve düzenleme biçimi getirilinceye kadar Yapay zekanın geliştirilmesi konusunda bir moratoryum çağrısında bulunmalarına yol açtı.

Ancak her ülke katı kurallara ve düzenlemelere uymayı kabul etse bile, haydut organizasyonları dizginlemek zor olacaktır.

Otonom Yapay zekanın askeri savunma sistemlerine entegrasyonu, özellikle endişe verici bir alan olmalıdır. İnsanların, insan müdahalesi olmadan yararlı görevleri çok daha hızlı ve etkili bir şekilde yerine getirebildikleri için, giderek daha yetenekli hale gelen sistemlere gönüllü olarak önemli ölçüde alan bırakacaklarına dair kanıtlar zaten var. Bu nedenle hükümetler, yakın zamanda Gazze'de yıkıcı bir şekilde gösterildiği gibi, yapay zekanın sunduğu stratejik avantajlar göz önüne alındığında, bu alanda düzenleme yapma konusunda isteksiz davranmaktadır.

Bu da otonom silahların etik sınırların ötesinde faaliyet gösterdiği ve uluslararası hukuktan kaçtığı bir uçuruma tehlikeli bir şekilde yaklaştığımız anlamına geliyor. Böyle bir dünyada, taktiksel bir avantaj elde etmek için gücü Yapay Zeka sistemlerine teslim etmek, istemeden hızla tırmanan, son derece yıkıcı olaylar zincirini başlatabilir. Göz açıp kapayıncaya kadar, gezegenimizin kolektif zekası yok olabilir.

İnsanlık teknolojik yörüngesinde çok önemli bir noktada bulunuyor. Şu andaki eylemlerimiz, kalıcı bir yıldızlararası uygarlık mı olacağımızı yoksa kendi yarattıklarımızın ortaya çıkardığı zorluklara mı yenik düşeceğimizi belirleyebilir.

SETI'yi gelecekteki gelişimimizi inceleyebileceğimiz bir mercek olarak kullanmak, yapay zekanın geleceğine ilişkin tartışmaya yeni bir boyut katıyor. Yıldızlara ulaştığımızda, bunu diğer medeniyetler için bir ibret hikayesi olarak değil, bir umut ışığı olarak -yapay zeka ile birlikte gelişmeyi öğrenmiş bir tür olarak- yapmamızı sağlamak hepimizin görevidir.

 

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atmosferi olan bir gezegen keşfedildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/atmosferi-olan-bir-gezegen-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/atmosferi-olan-bir-gezegen-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Gökbilimciler atmosferi olan kayalık gezegenlerin yıllarca izini sürdükten sonra bir tane buldular ama keşfedilen gezegen insan yaşamı için uygun değil. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/atmosferi-olan-bir-gezegen-kasfedildi-190514-20240509.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Atmosferi, olan, bir, gezegen, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Ralf Crawford

 

Asopress - Gökbilimciler yıllardır güneş sistemimizin ötesinde atmosferi olan kayalık gezegenler aradılar. Sonunda bir tane bulmuş gibi görünüyorlar. Ancak görünüşe göre erimiş kayadan oluşan bir yüzeye sahip olan bu cehennem gibi gezegen, yaşanabilirlik için hiç umut vermiyor.

 

Araştırmacılar çarşamba günü gezegenin bir "süper-Dünya" -gezegenimizden önemli ölçüde büyük ama Neptün'den küçük kayalık bir dünya- olduğunu ve her 18 saatte bir yörüngesini tamamlayarak güneşimizden daha sönük ve biraz daha az kütleli bir yıldızın tehlikeli bir şekilde yakınında döndüğünü söyledi.

 

James Webb Uzay Teleskobuyla yapılan kızılötesi gözlemler, gezegende geniş bir magma okyanusundan salınan gazlar tarafından sürekli olarak yenilenen, yetersiz de olsa önemli bir atmosferinin olduğuna işaret etmekte.

 

Nature dergisinde yayınlanan çalışmanın başyazarı Renyu Hu,, "Atmosferi muhtemelen karbondioksit veya karbonmonoksit açısından zengindir, ancak su buharı ve sülfür dioksit gibi başka gazlar da içerebilir. Mevcut gözlemler atmosferin bileşimini tam olarak belirleyemiyor" dedi

 

Webb verileri atmosferin kalınlığını da netleştirmedi. Hu, atmosferin Dünya'nınki kadar yoğun olabileceğini ya da zehirli atmosferi güneş sistemimizdeki en yoğun atmosfer olan Venüs'ünkinden bile daha yoğun olabileceğini söyledi.

 

55 Cancri e ya da Janssen olarak adlandırılan gezegen, Dünya'dan yaklaşık 8,8 kat daha büyük ve çapı gezegenimizin yaklaşık iki katı.

 

Çalışmanın ortak yazarı Brice-Olivier Demory, güneş sistemimizin ötesindeki gezegenler için kullanılan terimi kullanarak, "Gerçekten de bu, bilinen en sıcak kayalık dış gezegenlerden biri ama galaksimizde bir tatil noktası için muhtemelen daha iyi yerler vardır" dedi.

 

Ekip, kayalık gezegeni kaplayan gazların, iç kısımdan fokurdayarak dışarı çıktığını düşünüyor. Yüksek sıcaklık ve yıldızdan gelen yoğun radyasyon nedeniyle birincil atmosfer çoktan yok olmuş olmalı.

 

Ancak magma okyanusu tarafından sürekli olarak yenilenen ikincil bir atmosfer olabilir. Magma sadece kristaller ve sıvı kayadan ibaret değildir, içinde çok miktarda çözünmüş gazı da barındırır.

 

Gezegen yaşanabilir olmak için çok sıcak olsa da geçmişte magma okyanuslarıyla kaplı olduğu düşünülen erken Dünya, Venüs ve Mars'a dair içgörüler sağlayabilir. Hu, "Nihayetinde, kayalık bir gezegenin gaz açısından zengin bir atmosferi sürdürmesini mümkün kılan koşulları anlamak istiyoruz: yaşanabilir bir gezegen için anahtar bileşeni" dedi.

 

Asopress – Reuters - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tam güneş tutulması güzergahında değil misiniz? Pazartesi günkü tam güneş tutulmasını hala izleme imkanınız var</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tam-gunes-tutulmasi-guzergahinda-degil-misiniz-pazartesi-gunku-tam-gunes-tutulmasini-hala-izleme-imkaniniz-var</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tam-gunes-tutulmasi-guzergahinda-degil-misiniz-pazartesi-gunku-tam-gunes-tutulmasini-hala-izleme-imkaniniz-var</guid>
<description><![CDATA[ 8 Nisan pazartesi günü gerçekleşecek olan tam güneş tutulması Kanada’nın doğusundan Meksika’nın pasifik kıyısına kadar olan alanda izlenile bilinecek. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/tam-gunes-tutulmasi-guzergahinda-degil-misiniz-pazartesi-gunku-tam-gunes-tutulmasini-hala-izleme-imkaniniz-var-145819-20240404.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tam, güneş, tutulması, güzergahında, değil, misiniz, Pazartesi, günkü, tam, güneş, tutulmasını, hala, izleme, imkanınız, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

 

Asopress - Tam güneş tutulmasının gerçekleşeceği yolun yakınında değilseniz ya da bulutlar görüşünüzü engelliyorsa, tam güneş tutulmasını yine de internetten izleyebilirsiniz.

 

Meksika'nın Pasifik kıyısından Kanada'nın doğusuna kadar uzanan dar bir alanda yaşayan on milyonlarca kişi, pazartesi günü gökyüzüne bakarak ayın güneşi örtmesiyle gündüzün alacakaranlığa dönüşmesini izleyebilecek.

 

Göz hasarını önlemek için tutulma gözlükleri takmak şart. Koruyucu gözlüklerden kurtulmanın güvenli olduğu tek zaman tam tutulma ya da birkaç dakikalık tam karanlık zamandır.

 

Tutulma sırasında bulutların altında kalırsanız ya da tutulma yoluna seyahat edemezseniz işte size bazı alternatifler:

 

NASA tutulmanın gerçekleştiği farklı şehirlerden canlı yayın yapacak

 

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, saat 13:00'ten itibaren NASA TV'den ve internet üzerinden Güneş'in tam yörüngesindeki çeşitli şehirlerden birkaç saatlik yayınlar yapacak. Bilim insanları ve uzay istasyonu astronotlarının da yer alacağı yayınlarda uzay ajansı güneşin teleskop görüntülerini gösterecek.

 

Tam güneş tutulmasını buradan izleyebilirsiniz. NASA

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilincin kökenine dair tartışma: Ya her şeyin bir ruhu ve zihni varsa</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilincin-koekenine-dair-tartisma-ya-her-seyin-bir-ruhu-ve-zihni-varsa</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilincin-koekenine-dair-tartisma-ya-her-seyin-bir-ruhu-ve-zihni-varsa</guid>
<description><![CDATA[ Bilincin kaynağına dair tartışmalar devam ederken, bilincin beynin bir fonksiyonu olduğunu savunanların karşısında her şeyin bir bilincinin olduğuna inanalar yer alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/bilincin-kokenine-dair-tartisma-ya-her-seyin-bir-ruhu-ve-zihni-varsa-202353-20240330.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilincin, kökenine, dair, tartışma:, her, şeyin, bir, ruhu, zihni, varsa</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Ulia Koltyrina / Adobe

 

Asopress - Bilinçli misiniz? Yoksa bilinç sadece beyninizin yarattığı bir illüzyon mu? Bu kesinlikle ilginç bir soruşturmanın konusu.

Ya dünyamızdaki her şeyin bir ruhu ve zihni varsa? Ya her masa, sandalye ve bitki bilinçli bir düşünce akışına sahipse?

İlk kez 16. yüzyılın sonlarında Francesco Patrizi tarafından ortaya atılan bir teori olan Panpsişizm'in ardındaki temel fikir budur. Bilimin 1920'lerde bu teoriyi terk etmesinden bu yana yaklaşık yüz yıl geçti, ancak teori şimdi yeniden canlanmaya başladı.

Bu teorinin neden yeniden popülerlik kazandığını anlamak için insan bilim insanlarının şimdiye kadar karşılaştığı en zor muammalardan birine bakmamız gerekiyor: bilincin nereden geldiği.

Bilim insanları yüz yılı aşkın bir süredir bu zor sorunun cevabını bulmaya çalışıyor. Sinirbilim, psikoloji ve kuantum fiziğindeki gelişmeler çok yol kat etmiş olsa da hala kesin bir cevabımız yok.

Tartışma, en basit sistemlerde bile yaygın bir bilinç olduğu fikrini ortaya atan İtalyan sinirbilimci ve psikiyatrist Giulio Tononi'nin çalışmaları sayesinde yeniden ivme kazanıyor. Tononi ve Amerikalı nörobilimci Christof Koch, organize madde yığınlarının olduğu her yerde bilincin de olacağını ileri sürüyor.  

Bazı bilim insanlarına göre, bilinç dediğimiz şey sadece beyninizin bir oyunu olabilir.

Bu temel fikir, şu anda oturduğunuz sandalye gibi gruplanmış madde yığınlarının bir bilinç akışına sahip olabileceğini öne sürmekte. Bilim insanları henüz bu konuda hemfikir değil. Pek çok kişi bunun sadece bilinci ve bilincin nasıl oluştuğunu anlamaya yönelik bir çaba olduğunu düşünmekte.

Panpsişizmin ardındaki ana fikir, bilinç için beyin gerekmediği ve var olan her şeyin varlığının bilincinde olabileceği. Dolayısıyla her şeyin farklı deneyimlere sahip olduğu inancına dayanıyor. Ancak burada inananlar ve inanmayanlardan daha fazlası var.

Sheffield Üniversitesi'nde felsefe profesörü olan Keith Frankish, Popular Mechanics'e yaptığı açıklamada, bilincin sadece kendi zihnimizin bir yanılsaması olduğuna inandığını söyledi.

 

Asopress - bgr

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Samsung, iki katlanabilir telefon modelini temmuzda piyasaya sürecek’</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/samsung-iki-katlanabilir-telefon-modelini-temmuzda-piyasaya-surecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/samsung-iki-katlanabilir-telefon-modelini-temmuzda-piyasaya-surecek</guid>
<description><![CDATA[ Teknoloji devi Samsung’un, temmuz başında piyasaya iki katlanabilir telefonu süreceği iddia edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/samsung-iki-katlanabilir-telefon-modelini-temmuzda-piyasaya-surecek-203730-20240406.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>‘Samsung, iki, katlanabilir, telefon, modelini, temmuzda, piyasaya, sürecek’</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: bgr

 

Asopress - Samsung daha ucuz katlanabilir Galaxy telefonlarını piyasaya sürmeye hazır olabilir

Samsung'un Galaxy S24 ve Galaxy A55 telefonları piyasaya çıktıktan sonraki en büyük odak noktası katlanabilir cihazlar. Koreli teknoloji şirketinin Galaxy Z Fold 6 ve Flip 6 telefonlarını temmuz ayı başında, Paris'teki Yaz Olimpiyat Oyunları öncesinde görücüye çıkarması bekleniyor.

Samsung'un Galaxy Z Fold 6'nın daha uygun fiyatlı bir versiyonunu piyasaya süreceğine dair haberler de giderek artıyor. Yakın tarihli bir haber doğruysa, telefon Kore'de 1.000 doların altında bir fiyata satışa sunulacak. Ayrıca, başka habere göre Galaxy Z Fold 6, eskisinden daha ince ve daha hafif olacak.

Peki ya Samsung 2024'te bir değil iki uygun fiyatlı katlanabilir cihaz piyasaya sürerse? Asya'dan gelen bir söylenti, her iki telefonun da Samsung'un Hayran Sürümü (FE) serisinin bir parçası olabileceğini öne sürüyor. Yani Samsung, amiral gemisi modellerinin daha ucuz versiyonları olacak Galaxy Z Fold FE ve Flip FE telefonlarını piyasaya sürecek.

Bunlar aynı yıl piyasaya sürülen Galaxy S amiral gemilerinin daha uygun fiyatlı varyantları.

İsim seçimleri gibi, basına sızan özelliklere dair bilgiler sızdırılıdı. Galaxy Z Flip FE'nin 8 GB depolama alanı ve en az 256 GB depolama alanıyla eşleştirilmiş bir Snapdragon 7 işlemciye sahip olacağı düşünülüyor. Ayrıca katlanabilir kapaklı cihazın boyutları da sızdırılmış durumda. Bilgiler doğruysa, Flip FE açıldığında 165,2 x 71,9 x 6,9 mm ölçülerinde olabilir.

 

Asopress - bgr]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Google’dan yeni ürün: Arm tabanlı veri merkezi işlemcisi Axion</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/googledan-yeni-urun-arm-tabanli-veri-merkezi-islemcisi-axion</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/googledan-yeni-urun-arm-tabanli-veri-merkezi-islemcisi-axion</guid>
<description><![CDATA[ Google Arm tabanlı veri merkezi işlemcisi Axion&#039;un  ayrıntılarını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/googledan-iki-yeni-urun-arm-tabanli-veri-merkezi-islemci-ve-yapay-zeka-cipi-152515-20240409.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Google’dan, yeni, ürün:, Arm, tabanlı, veri, merkezi, işlemcisi, Axion</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: techspot

 

Asopress - Google veri merkezi Arm tabanlı veri merkezi işlemcisi ve  yapay zeka çiplerinin yeni bir versiyonunun ayrıntılarını açıkladı.

Google'ın geliştirdiği işlemci birimleri (TPU'lar) Nvidia  tarafından üretilen gelişmiş yapay zeka çiplerine alternatif olabilecek birkaç üründen biri olsa da, geliştiriciler bu ürünlere yalnızca Google'ın Bulut Platformu üzerinden erişebiliyor.

Google, Axion adı verilen Arm tabanlı merkezi işlem birimini (CPU) Bulut Platformu üzerinden sunmayı planlıyor. Şirket, yeni ürünün x86 çiplerine ve buluttaki genel amaçlı Arm çiplerine göre daha üstün performansa sahip olduğunu söyledi.

Google Cloud'un bilgi işlem ve yapay öğrenme altyapısından sorumlu başkan yardımcısı Mark Lohmeyer, "Müşterilerin mevcut iş yüklerini Arm'a taşımalarını kolaylaştırıyoruz," dedi. "Axion açık temeller üzerine inşa edilmiştir, Arm'ı her yerde kullanan müşteriler, uygulamalarını yeniden tasarlamadan veya yeniden yazmadan Axion'u kolayca kullanabilirler."

Amazon.com ve Microsoft (MSFT.O) gibi rakip bulut operatörleri, sundukları bilgi işlem hizmetlerini farklılaştırmanın bir yolu olarak Arm CPU'lar üretti. Google, YouTube, yapay zeka ve akıllı telefonları için başka özel çipler üretti ancak bir CPU üretmedi.

Yeni TPU v5p yongasının 8.960 çiplik bölmeler halinde çalışacak şekilde üretildiği ve önceki nesil TPU'lara göre iki kat daha fazla performans elde ettiği açıklandı. Google, panelin optimum performansta çalışmasını sağlamak için sıvı soğutma kullanıyor.

Axion yongası, "genel amaçlı Arm yongalarından %30, Intel (INTC.O) ve Advanced Micro Devices (AMD.O) tarafından üretilen mevcut nesil x86 yongalarından ise %50 daha iyi performans sunuyor.

Axion, Google Cloud'daki YouTube reklamları gibi çeşitli Google hizmetlerinde kullanılıyor. Şirket bu tür kullanımları genişletmeyi ve "bu yılın ilerleyen dönemlerinde" halka sunmayı planlıyor. TPU v5p salı günü Google'ın Bulut Platformu üzerinden genel kullanıma sunuldu.

 

Asopress- Reuters]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Telsa 3.000’den fazla Cybertruck’u geri çağırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/telsa-3000den-fazla-cybertrucku-geri-cagiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/telsa-3000den-fazla-cybertrucku-geri-cagiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Tesla, hatalı pedal nedeniyle 3.000&#039;den fazla  Cybertruck&#039;u geri çağırıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/telsa-3000den-fazla-cybertrucku-geri-cagiriyor-190234-20240419.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Telsa, 3.000’den, fazla, Cybertruck’u, geri, çağırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Asopress - Tesla, gaz pedalının sıkışarak potansiyel olarak aracın istemeden hızlanmasına ve çarpışma riskini artırmasına neden olabileceğini keşfettikten sonra yaklaşık 2024 model Cybertruck'ları geri çağırıyor

Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi'ne (NHTSA) yapılan bir başvuru, gaz pedalı pedinin yerinden çıkabileceği ve iç döşeme tarafından sıkışabileceği ortaya çıkınca 2024 model Cybertruck'ları geri çağırma kararı verildi.

NHTSA'ya göre geri çağırma, 13 Kasım 2023 ile 4 Nisan 2024 arasında üretilen 2024 model Cybertruck'ları kapsıyor.

Tesla, gaz pedalı tertibatını ücretsiz olarak değiştireceğini veya onaracağını söyledi.

Otomobil üreticisi, fütüristik Cybertruck pikaplarının ilk düzinesini kasım ayında, orijinal programın iki yıl gerisinde müşterilere teslim etti. Büyük ölçekli üretimin ne zaman başlayabileceği konusunda belirsizlik devam ediyor.

Musk, şirketin Ekim ayındaki üçüncü çeyrek konferans görüşmesi sırasında "Cybertruck ile kendi mezarımızı kazdık" diyerek aracı seri üretmenin zorluklarına değindi.

 

Asopress - abc]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gizli modda gezinmek sizi sandığınız kadar korumaz</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gizli-modda-gezinmek-sizi-sandiginiz-kadar-korumaz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gizli-modda-gezinmek-sizi-sandiginiz-kadar-korumaz</guid>
<description><![CDATA[ Arama motorlarının yaygın bir özelliği olan “gizli mod”da gezinme seçeneğinin kullanıcıların gizliliğini ne kadar sağladığı merak konusu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gizli-modda-gezinmek-sizi-sandiginiz-kadar-korumaz-142234-20240403.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gizli, modda, gezinmek, sizi, sandığınız, kadar, korumaz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

Asopress - Google'ın yaygın olarak kullanılan Chrome tarayıcısında " Gizli " olarak bilinen özel tarama modu yaklaşık on yıldır mevcut. Gizli modun çalışma şeklini içeren yasal bir uzlaşma, yaygın olarak kullanılan bu ayarın üzerine dikkatleri yeniden çekti.

 

ABD’de federal bir mahkemede hazırlanan mutabakat, Chrome'da Gizli modu kullanan kullanıcıların internette gezinirken daha fazla gizlilik elde etmelerini sağlamak için düzenlendi.

 

GİZLİ GEZİNME ASLINDA NE YAPAR

Tarayıcınızın gizli modunu açtığınızda, bunu yeni bir başlangıç olarak düşünün.

Yani tarayıcı kişiselleştirmenin hiçbir avantajı burada olmayacaktır: Geçmişinize dayalı öneriler olmayacak, otomatik tanımlama büyük ölçüde kullanılamayacak ve hesaplarınızda yeniden oturum açmanız gerekecek.

Mozilla Vakfı'na göre, gizli pencerenizi kapattığınız anda internet tarayıcınız tarama geçmişini ve bu oturum sırasında oluşturulmuş tüm çerezleri siler. Tarayıcınız nerede olduğunuzu hatırlamaz veya herhangi bir forma doldurduğunuz herhangi bir bilgiyi saklamaz.

Bu tür bir deneyimin kullanım alanları vardır. Örneğin, sağlık hizmetleri gibi daha hassas konulardaki aramaların tarama geçmişinizde görünmemesini sağlamak (bu da ilgili reklamların görünmeye başlamasına neden olabilir). Kütüphane veya otel, iş merkezi gibi halka açık bağlantılarda gezinirken veya hesaplara giriş yaparken daha fazla koruma isteyebilirsiniz.

 

GİZLİ GEZİNME NE YAPMAZ

Gizli tarama modunun amacının bir web sitesini ziyaret ettiğiniz gerçeğini örtmek değil, o siteyi cihazınızdan ziyaret ettiğiniz gerçeğini örtmek olduğunu unutmayın.

Gizli modlar genellikle ziyaret ettiğiniz web sitelerinin IP adresiniz aracılığıyla konumunuzu görmesini engellemez ve internet servis sağlayıcınızın etkinliklerinizi kaydetmesini durdurmaz. Mozilla Vakfı, IP adresiniz görünür olduğu sürece, hangi modda gezindiğinizden bağımsız olarak kimliğinizin ve faaliyetlerinizin arama motorlarına ve üçüncü taraflara tamamen açık kalacağını söylüyor.

Bu konuyu açıklığa kavuşturmak için, Google kısa bir süre önce, arama devini yasadışı gözetim yapmakla suçlayan bir davaya ilişkin anlaşmanın bir parçası olarak internette gezinmek için gizli modu kullanan kişilerden toplanan kişisel bilgileri içeren milyarlarca kaydı temizlemeyi kabul etti. Ayrıca, insanların verilerinin toplaması hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak için hizmet şartlarında daha belirgin açıklamalar eklemek zorunda kaldı.

 

30 Temmuz'da yapılacak bir duruşmada federal mahkemenin anlaşmayı onaylaması 

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma:  Orangutanlar yaralarını tedavi etmek için şifalı bitki kullanıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-orangutanlar-yaralarini-tedavi-etmek-icin-sifali-bitki-kullaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-orangutanlar-yaralarini-tedavi-etmek-icin-sifali-bitki-kullaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, vahşi bir orangutanın yarasını tedavi etmek için şifalı bir bitki kullandığını tespit etti. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/arastirma-orangutanlar-yaralarini-tedavi-etmek-icin-sifali-bitki-kullaniyor-190852-20240503.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, Orangutanlar, yaralarını, tedavi, etmek, için, şifalı, bitki, kullanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Suaq Vakfı / AP

 

Asopress - Perşembe günü yayınlanan araştırmaya göre, bir orangutan tropik bir bitkiden elde ettiği ilaçla yarasını tedavi etti.

Araştırmacılar orangutanın Güneydoğu Asya'da insanlar tarafından ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan şifalı bir bitkinin yapraklarını koparıp çiğnediğini gözlemledi. Yetişkin erkek orangutan daha sonra bitki sularını sağ yanağındaki bir yaraya uygulamak için parmaklarını kullandı. Daha sonra çiğnenmiş bitkiyi açık yaraya bir bandaj gibi bastırdı.

Daha önce yapılan araştırmalar, kendilerini iyileştirmek için ormanlarda ilaç arayan birkaç büyük maymun türünü belgelemişti, ancak bilim insanları bir hayvanın kendisini bu şekilde tedavi ettiğini daha önce gözlemlememişti.

Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü'nden biyolog Isabelle Laumer, “İlk kez vahşi bir hayvanın oldukça güçlü bir şifalı bitkiyi doğrudan yarasına uyguladığını gözlemledik” dedi.

Orangutanın ilgi çekici davranışı, 2022 yılında Endonezya'nın Medan kentindeki Suaq Projesi'nde saha araştırmacısı ve yazarlardan biri olan Ulil Azhari tarafından kaydedildi. Fotoğraflar, hayvanın yarasının bir ay içinde herhangi bir sorun olmadan kapandığını gösteriyor.

Emory Üniversitesi biyoloğu Jacobus de Roode, “Bu tek bir gözlem,” dedi. “Ancak genellikle yeni davranışları tek bir gözlemle başlayarak öğreniriz.”

“Orangutan büyük olasılıkla kendi kendini tedavi etti” diyen de Roode, orangutanın bitkiyi sadece yaraya uyguladığını ve başka bir vücut bölgesine uygulamadığını da sözlerine ekledi.

Orangutanın başka bir hayvanla kavga ederken yaralandığını düşünüyor.

Bilim insanları daha önce de diğer primatların kendilerini tedavi etmek için bitkileri kullandığını kaydetmişti.

Dian Fossey Goril Fonu'nun başkanı Tara Stoinski, “Eğer bu davranış yaşayan en yakın akrabalarımızdan bazılarında varsa, bu bize tıbbın ilk olarak nasıl evrimleştiği hakkında bilgi verebilir” dedi.

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gizemli Roma dodecahedronu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gizemli-roma-dodecahedronu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gizemli-roma-dodecahedronu</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere’deki arkeolojik kazılarda bulunan Roma dönemine ait gizemli nesnelerin sırrı hala çözülmüş değil. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gizemli-roma-dodecahedronu-140801-20240429.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gizemli, Roma, dodecahedronu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Norton Disney Tarih ve Arkeoloji Grubu

Asopress - Dodecahedron’un Roma literatüründe bilinen hiçbir tanımı veya çizimi yoktur, bu da amacını belirsiz kılmaktadır

Roma döneminden kalma, bilinen bir amacı ya da kullanımı olmayan 12 kenarlı içi boş nesneler, arkeolojinin en büyük muammalarından biri olarak biliniyor.

Britanya'da bu gizemli dodecahedronlardan şimdiye kadar sadece 33 tane bulundu. Yakın zamanda 1.700 yıl yeraltında kaldıktan sonra amatör bir arkeoloji kazısı sırasında ortaya çıkarılan bir tanesi, bir tarih festivalinin parçası olarak Lincoln'de halka açık olarak sergilenecek.

Lincoln yakınlarındaki Norton Disney'de 2023 yazında bulunan eser, 8 cm boyunda ve 254 gr ağırlığıyla türünün şimdiye kadar bulunan en büyük örneklerinden biri.

Gizemli nesneyi bulan Norton Disney Tarih ve Arkeoloji Grubu'nun sekreteri Richard Parker, tarihçilerin kapsamlı araştırmalara rağmen bu nesnelerin ne olduğunu bulmaya yaklaşamadıklarını söyledi.

“Romalıların bunu ne için kullanmış olabileceklerini düşünürken hayal gücümüz harekete geçiyor. Büyü, ritüeller ya da din - belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz,” dedi.

Roma literatüründe dodecahedronların bilinen bir tanımı ya da çizimi yok, bu da amaçlarını belirsiz kılıyor.

Norton Disney grubu, nesnelerin standart bir boyutta olmamasının ölçüm cihazları olmadığının işareti olduğunu, aşınma belirtileri göstermediklerini, bu nedenle alet olarak kullanılmadıklarını düşündüklerini söyledi.

“Dodecahedronu yapmak için büyük miktarda zaman, enerji ve beceri harcandı, bu yüzden sıradan amaçlar için kullanılmadı” diye ekledi.

Bakır alaşımından yapılmış olan Norton Disney dodecahedronu Midlands'da bulunan tek örnek. Mükemmel durumda, hasarsız ve yüksek standartlarda işlenmiş.

Parker, eserin bir tepenin üzerinde, eski büyük bir çukurun içinde bulunduğunu ve oraya bilinçli olarak yerleştirilmiş gibi göründüğünü söyledi.

Objeyi ortaya çıkaran amatör arkeologlar bu yaz bölgeye geri dönerek objenin neden orada bulunduğuna dair daha fazla ipucu bulmaya çalışmayı planlıyor.

Norton Disney dodecahedronu Nottinghamshire'daki Newark Müzesi'nde bulunan Ulusal İç Savaş Merkezi'nde sergilenmektedir.

 

Asopress - The Guardian - BBC]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından önemli keşif! Dünyayı etkileyen Güneş fırtınaları öngörülebilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-oenemli-kesif-dunyayi-etkileyen-gunes-firtinalari-oengoerulebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-oenemli-kesif-dunyayi-etkileyen-gunes-firtinalari-oengoerulebilir</guid>
<description><![CDATA[ Dünya üzerindeki tüm teknolik aletleri etkileyen Güneş fırtınaları ile ilgili yeni bir keşif yapıldı. Bilim insanlarına göre fırtınalar artık öngörülebilir.Bilim insanları, Güneş fırtınalarının Dünya üzerindeki teknolojik sistemlere zarar verebilecek potansiyelini öngörebilmek için önemli bir keşif yaptılar.
Yeni yapılan araştırmaya göre,  Güneş&#039;ten çıkan taçküre kütle atımları (CME&#039;ler) olarak bilinen büyük kütleli plazma patlamalarının, geçmişe göre çok daha isabetli bir şekilde tahmin edilmesini sağlayacak teknikler geliştirildi.Aberystwyth Üniversitesi&#039;nden araştırmacılar,  CME&#039;lerin ne zaman meydana gelebileceği konusunda daha doğru tahminler yapmanın, bu tür zararlı Güneş fırtınalarına karşı altyapımızı korumamıza yardımcı olabileceğini vurguladı.Bu gelişme ile CME&#039;lerin Güneş&#039;ten ayrılmadan önce nasıl ve ne zaman Dünya&#039;ya ulaşacağı konusunda daha iyi öncü uyarılar sağlanacak.Araştırmacılar, Güneş&#039;in &quot;aktif bölge&quot; olarak adlandırılan manyetik olarak güçlü bölgelerinde CME&#039;lerin nasıl oluştuğunu inceleyerek bu ilerlemeleri sağladı. Manyetik alanın gücünün yükseklikle nasıl değiştiğini ölçerek, CME&#039;lerin başlangıç noktasını ve gerçek hızını daha doğru bir şekilde tahmin edebildiklerini belirtti.Araştırmanın baş yazarı Harshita Gandhi, &quot;Manyetik alanın dengesizleştiği kritik yükseklik noktalarını belirleyerek, CME&#039;lerin başlangıcını önceden görebiliyoruz. Bu bilgiler, CME&#039;lerin gerçek hızlarını üç boyutlu bir geometrik modelle ölçerek daha kesin tahminler yapmamıza olanak tanıyor&quot; dedi.
Bu keşifler, potansiyel olarak yıkıcı olan Güneş fırtınalarının etkilerini önceden tahmin ederek, altyapımızı bu tür olaylara karşı hazırlamak için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kxc_-ksa7E67KUvhjjHcuQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, önemli, keşif, Dünyayı, etkileyen, Güneş, fırtınaları, öngörülebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kxc_-ksa7E67KUvhjjHcuQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından önemli keşif! Dünyayı etkileyen Güneş fırtınaları öngörülebilir"><p>Dünya üzerindeki tüm teknolik aletleri etkileyen Güneş fırtınaları ile ilgili yeni bir keşif yapıldı. Bilim insanlarına göre fırtınalar artık öngörülebilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZX6kuh7XX0m2ozcelh3cmA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, Güneş fırtınalarının Dünya üzerindeki teknolojik sistemlere zarar verebilecek potansiyelini öngörebilmek için önemli bir keşif yaptılar.
Yeni yapılan araştırmaya göre,  Güneş'ten çıkan taçküre kütle atımları (CME'ler) olarak bilinen büyük kütleli plazma patlamalarının, geçmişe göre çok daha isabetli bir şekilde tahmin edilmesini sağlayacak teknikler geliştirildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EuZQmcCZj0ecidJj3mrdaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aberystwyth Üniversitesi'nden araştırmacılar,  CME'lerin ne zaman meydana gelebileceği konusunda daha doğru tahminler yapmanın, bu tür zararlı Güneş fırtınalarına karşı altyapımızı korumamıza yardımcı olabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cBzFokhGBkGK8t3J0S3O6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu gelişme ile CME'lerin Güneş'ten ayrılmadan önce nasıl ve ne zaman Dünya'ya ulaşacağı konusunda daha iyi öncü uyarılar sağlanacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kDQ9Qs6FIUOWkfP9fD6OJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, Güneş'in "aktif bölge" olarak adlandırılan manyetik olarak güçlü bölgelerinde CME'lerin nasıl oluştuğunu inceleyerek bu ilerlemeleri sağladı. Manyetik alanın gücünün yükseklikle nasıl değiştiğini ölçerek, CME'lerin başlangıç noktasını ve gerçek hızını daha doğru bir şekilde tahmin edebildiklerini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wKQDD5HlrkG90sieet9RpQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın baş yazarı Harshita Gandhi, "Manyetik alanın dengesizleştiği kritik yükseklik noktalarını belirleyerek, CME'lerin başlangıcını önceden görebiliyoruz. Bu bilgiler, CME'lerin gerçek hızlarını üç boyutlu bir geometrik modelle ölçerek daha kesin tahminler yapmamıza olanak tanıyor" dedi.
Bu keşifler, potansiyel olarak yıkıcı olan Güneş fırtınalarının etkilerini önceden tahmin ederek, altyapımızı bu tür olaylara karşı hazırlamak için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği Gaziantep&amp;apos;te yapılacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-turkiye-yamactepe-goekyuzu-goezlem-senligi-gaziantepte-yapilacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-turkiye-yamactepe-goekyuzu-goezlem-senligi-gaziantepte-yapilacak</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin bilim ve teknoloji alanında hayallerine sınır koymayan, meraklı ve keşfetmeye açık çocuklarını bilimle buluşturan Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı &quot;Teknoloji geliştiren bir Türkiye&quot; hedefiyle Türkiye’nin dört bir yanına bilim ve teknoloji yaymaya devam ediyor.Uzay ve gökyüzü meraklıları için Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ve Şahinbey Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenecek olan Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği 10-11-12 Ağustos tarihlerinde Gaziantep&#039;te gerçekleştirilecek.  Gaziantep’in Şahinbey Belediyesi&#039;ne ait Yamaçtepe Bilim Kampı programında gerçekleştirilecek olan organizasyonda astronomi ve bilim temalı olmak üzere; Gece Teleskop ile Gök Cisimleri Gözlemi, Meteor Yağmuru Gözlemi, Gündüz Teleskop ile Güneş Gözlemi, Bilim Atölyeleri, Astronomi Söyleşileri etkinlikleri yer alacak. Ayrıca hepsi birbirinden farklı aktivite alanları da olacak. Türkiye genelinde 81 ilden başvuruya açık olan gözlem şenliğinde konaklamalı olarak başvuru yapılabiliyor ve konaklama için bungalov ev veya çadır olarak iki farklı alternatif bulunuyor.Bungalov evlere başvurular bireysel olarak alınarak 8 kişilik bungalov evlere yerleşim yapılıyor.  Çadır başvuruları ise çadır sayısı ile ve en fazla 4 kişilik yapılabiliyor. Çadırların temini ve kurulumu da katılımcılara ait oluyor.Gözlem şenliğine katılımcılar kendi fotoğraf makinesi, teleskop, kamera, dizüstü bilgisayar vb. gözlem donanımlarını getirerek serbestçe kullanabiliyorlar.  Kontenjanın sınırlı sayıda olduğu Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği&#039;ne 16 yaş altı katılımcılar bir veli refakatinde katılabiliyor.18-25 Temmuz tarihleri arasında alınan başvuruların tamamlanmasının ardından yapılacak kura ile de kesin kayıtlar belirleniyor olacak.Işığın izinde, uzayın peşinde, Gökyüzü Gözlem Şenliği&#039;nde buluşmak için www.bilimturkiye.org adresini ziyaret edebilirsiniz.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KfRXCdE-yE2Xmf7vA-cVbw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, Türkiye, Yamaçtepe, Gökyüzü, Gözlem, Şenliği, Gaziantepte, yapılacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KfRXCdE-yE2Xmf7vA-cVbw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği Gaziantep'te yapılacak"><p>Türkiye'nin bilim ve teknoloji alanında hayallerine sınır koymayan, meraklı ve keşfetmeye açık çocuklarını bilimle buluşturan Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı "Teknoloji geliştiren bir Türkiye" hedefiyle Türkiye’nin dört bir yanına bilim ve teknoloji yaymaya devam ediyor.</p><p>Uzay ve gökyüzü meraklıları için Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ve Şahinbey Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenecek olan Bilim Türkiye Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği 10-11-12 Ağustos tarihlerinde Gaziantep'te gerçekleştirilecek.  Gaziantep’in Şahinbey Belediyesi'ne ait Yamaçtepe Bilim Kampı programında gerçekleştirilecek olan organizasyonda astronomi ve bilim temalı olmak üzere; Gece Teleskop ile Gök Cisimleri Gözlemi, Meteor Yağmuru Gözlemi, Gündüz Teleskop ile Güneş Gözlemi, Bilim Atölyeleri, Astronomi Söyleşileri etkinlikleri yer alacak. Ayrıca hepsi birbirinden farklı aktivite alanları da olacak. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-iydzFR3GUyVBY4vUiVI-Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>Türkiye genelinde 81 ilden başvuruya açık olan gözlem şenliğinde konaklamalı olarak başvuru yapılabiliyor ve konaklama için bungalov ev veya çadır olarak iki farklı alternatif bulunuyor.</p><p>Bungalov evlere başvurular bireysel olarak alınarak 8 kişilik bungalov evlere yerleşim yapılıyor.  Çadır başvuruları ise çadır sayısı ile ve en fazla 4 kişilik yapılabiliyor. Çadırların temini ve kurulumu da katılımcılara ait oluyor.</p><p>Gözlem şenliğine katılımcılar kendi fotoğraf makinesi, teleskop, kamera, dizüstü bilgisayar vb. gözlem donanımlarını getirerek serbestçe kullanabiliyorlar.  Kontenjanın sınırlı sayıda olduğu Yamaçtepe Gökyüzü Gözlem Şenliği'ne 16 yaş altı katılımcılar bir veli refakatinde katılabiliyor.</p><p>18-25 Temmuz tarihleri arasında alınan başvuruların tamamlanmasının ardından yapılacak kura ile de kesin kayıtlar belirleniyor olacak.</p><p>Işığın izinde, uzayın peşinde, Gökyüzü Gözlem Şenliği'nde buluşmak için www.bilimturkiye.org adresini ziyaret edebilirsiniz. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/125-milyon-yillik-otcul-dinozor-kesfedildi-boelgede-bulunan-en-eksiksiz-fosil</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/125-milyon-yillik-otcul-dinozor-kesfedildi-boelgede-bulunan-en-eksiksiz-fosil</guid>
<description><![CDATA[ Birleşik Krallık&#039;ta yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen büyük otçul bir dinozor türü keşfedildi. Wight Adası&#039;nda bulunan kalıntılar, ülkede son yüzyılda bulunan en eksiksiz dinozor fosili oldu.Birleşik Krallık&#039;ın Wight Adası&#039;nda yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tespit edilen otçul bir dinozor türü keşfedildi. Araştırmacılar, toplamda 149 kemiğe sahip olan örneğin, Birleşik Krallık&#039;ta bir asırdır keşfedilen en eksiksiz dinozor olduğunu söyledi.  Adını hayatını kaybeden eski fosil avcısı Nick Chase ve bulunduğu yer olan Compton Körfezi kayalıklarından alan &quot;Comptonatus chasei&quot;nin Afrika fili ağırlığında olduğu belirtildi.  Araştırmacılar kafatası, dişler, omurga ve bacak kemiklerinin yanı sıra &quot;yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde&quot; bir kasık kalça kemiği de dahil olmak üzere fosilin her parçasını analiz etti. Analizler sonucunda diğer bulunan türlerden farklı olduğu tespit edildi.ADA MÜZESİNİN BİR PARÇASI   Comptonatus örneği artık Wight Adası&#039;ndaki Sandown&#039;da bulunan Dinozor Adası müzesindeki koleksiyonun bir parçası.  Müzede küratör olarak görev yapan Dr. Martin Munt, &quot;Adanın kayalıklarında ve koleksiyonunda daha pek çok yeni tarih öncesi canlı türünün keşfedilmesini dört gözle bekleyebiliriz&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cxZVbCfkEkCAFN9RgsrkqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>125, milyon, yıllık, otçul, dinozor, keşfedildi:, Bölgede, bulunan, eksiksiz, fosil</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cxZVbCfkEkCAFN9RgsrkqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240724132853427" class="type:primaryImage" alt="125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil!"><p>Birleşik Krallık'ta yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen büyük otçul bir dinozor türü keşfedildi. Wight Adası'nda bulunan kalıntılar, ülkede son yüzyılda bulunan en eksiksiz dinozor fosili oldu.</p><p>Birleşik Krallık'ın Wight Adası'nda yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tespit edilen otçul bir dinozor türü keşfedildi. </p><p>Araştırmacılar, toplamda 149 kemiğe sahip olan örneğin, Birleşik Krallık'ta bir asırdır keşfedilen en eksiksiz dinozor olduğunu söyledi.  Adını hayatını kaybeden eski fosil avcısı Nick Chase ve bulunduğu yer olan Compton Körfezi kayalıklarından alan "Comptonatus chasei"nin Afrika fili ağırlığında olduğu belirtildi.  Araştırmacılar kafatası, dişler, omurga ve bacak kemiklerinin yanı sıra "yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde" bir kasık kalça kemiği de dahil olmak üzere fosilin her parçasını analiz etti. Analizler sonucunda diğer bulunan türlerden farklı olduğu tespit edildi.</p><p><strong>ADA MÜZESİNİN BİR PARÇASI </strong>  Comptonatus örneği artık Wight Adası'ndaki Sandown'da bulunan Dinozor Adası müzesindeki koleksiyonun bir parçası.  Müzede küratör olarak görev yapan Dr. Martin Munt, "Adanın kayalıklarında ve koleksiyonunda daha pek çok yeni tarih öncesi canlı türünün keşfedilmesini dört gözle bekleyebiliriz" dedi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Komodo ejderlerinin silahı! Dişlerinde demir kaplama tespit edildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/komodo-ejderlerinin-silahi-dislerinde-demir-kaplama-tespit-edildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/komodo-ejderlerinin-silahi-dislerinde-demir-kaplama-tespit-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Komodo ejderlerinin dişlerinin tırtıklı uç kısımlarının demirden tabakayla kaplı olduğunu keşfetti.  Avlarını rahatça parçalamalarına yardımcı olduğu beliritlen bu özelliğin daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.İngiltere&#039;deki King&#039;s College London&#039;dan araştırmacılar, gelişmiş kimyasal ve yapısal görüntüleme teknikleri kullanarak, dünyanın en büyük kertenkelesi olarak kabul edilen Komodo ejderinin dişlerine ilişkin yeni bilgiye ulaştı.Bilim insanları, yaptıkları incelemeler sonucu, türün dişlerinin uçlarında bulunan tırtıklı kısımların demir açısından oldukça zengin bir tabakayla kaplı olduğunu ortaya çıkardı.  Aralarında monitör kertenkeleleri ve bazı timsah türlerinin bulunduğu birçok sürüngenin dişlerinde de bir miktar demir bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu tabakanın, diğer sürüngenlerden farklı olarak Komodo ejderinin dişlerinin uç kısımlarında yoğunlaştığını, dişi turuncu renge boyadığını ve dişin keskinliğini korumada yardımcı olduğunu kaydetti.BAŞKA HİÇBİR ETÇİL SÜRÜNGENDE YOK   Bilim insanları, bu özelliğin, Komodo ejderinin avını rahatça parçalamasına yardımcı olduğuna dikkati çekerek, bunun daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.  Komodo ejderleri, dünyada sadece Endonezya&#039;nın türle aynı adı taşıyan milli parkında ve Flores ile bazı adalarında bulunuyor.  Uluslararası Doğayı Koruma Birliğinin verilerine göre, doğada sadece 3 bin 458 Komodo ejderi kaldı.  Boyları 3 metreye ve ağırlıkları da 90 kilograma kadar çıkabilen sürüngenler, insan faaliyetleri ve iklim değişikliğinin yaşam alanlarını yok etmesi nedeniyle tehlike altında.  Çalışmanın detaylarına &quot;Nature Ecology &amp; Evolution&quot; dergisinde yer verildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hVc-20MLUUajhLejUp4rMQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Komodo, ejderlerinin, silahı, Dişlerinde, demir, kaplama, tespit, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hVc-20MLUUajhLejUp4rMQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Komodo ejderlerinin silahı! Dişlerinde demir kaplama tespit edildi"><p>Bilim insanları, Komodo ejderlerinin dişlerinin tırtıklı uç kısımlarının demirden tabakayla kaplı olduğunu keşfetti.  Avlarını rahatça parçalamalarına yardımcı olduğu beliritlen bu özelliğin daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.</p><p>İngiltere'deki King's College London'dan araştırmacılar, gelişmiş kimyasal ve yapısal görüntüleme teknikleri kullanarak, dünyanın en büyük kertenkelesi olarak kabul edilen Komodo ejderinin dişlerine ilişkin yeni bilgiye ulaştı.</p><p>Bilim insanları, yaptıkları incelemeler sonucu, türün dişlerinin uçlarında bulunan tırtıklı kısımların demir açısından oldukça zengin bir tabakayla kaplı olduğunu ortaya çıkardı.  Aralarında monitör kertenkeleleri ve bazı timsah türlerinin bulunduğu birçok sürüngenin dişlerinde de bir miktar demir bulunduğunu belirten araştırmacılar, bu tabakanın, diğer sürüngenlerden farklı olarak Komodo ejderinin dişlerinin uç kısımlarında yoğunlaştığını, dişi turuncu renge boyadığını ve dişin keskinliğini korumada yardımcı olduğunu kaydetti.</p><p><strong>BAŞKA HİÇBİR ETÇİL SÜRÜNGENDE YOK </strong>  Bilim insanları, bu özelliğin, Komodo ejderinin avını rahatça parçalamasına yardımcı olduğuna dikkati çekerek, bunun daha önce hiçbir etçil sürüngende tespit edilmediğini vurguladı.  Komodo ejderleri, dünyada sadece Endonezya'nın türle aynı adı taşıyan milli parkında ve Flores ile bazı adalarında bulunuyor.  Uluslararası Doğayı Koruma Birliğinin verilerine göre, doğada sadece 3 bin 458 Komodo ejderi kaldı.  Boyları 3 metreye ve ağırlıkları da 90 kilograma kadar çıkabilen sürüngenler, insan faaliyetleri ve iklim değişikliğinin yaşam alanlarını yok etmesi nedeniyle tehlike altında.  Çalışmanın detaylarına "Nature Ecology & Evolution" dergisinde yer verildi.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nil Nehri&amp;apos;nin derinliklerinde beklenmedik keşif: Tutankamon&amp;apos;un büyükbabasının gizemli mirası</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nil-nehrinin-derinliklerinde-beklenmedik-kesif-tutankamonun-buyukbabasinin-gizemli-mirasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nil-nehrinin-derinliklerinde-beklenmedik-kesif-tutankamonun-buyukbabasinin-gizemli-mirasi</guid>
<description><![CDATA[ Arkeologlar, Nil Nehri&#039;de yaptıkları keşifler sırasından deniz dibine gömülü halde Tutankamon&#039;un büyükbabası ve bir kaç eski Mısır firavununun yer aldığı antik oymalar keşfetti. Bulunan levhalarda, Muhteşem Amenhotep olarak da bilinen ve Kral Tut&#039;un atası olan Kral  III. Amenhotep gibi kralların başarılarını belirten hiyeroglif yazıtlar olduğu öğrenildi.Arkeologlar, Nil Nehri&#039;nin derinliklerinde yaptıkları araştırmalar sırasında beklenmedik bir keşifte bulundu.1970&#039;li yıllarda Asvan kentinde meydana gelen selde kaybolan eserleri ararken nehrin dibinde dev taş levhalara rastladılar.Levhalarda, Kral Tutankhamun&#039;un atası olan Kral III . Amenhotep de dahil olmak üzere, kralların başarılarını anlatan hiyeroglif yazıların yer aldığı öğrenildi. Taş üzerindeki oymalarda ayrıca M.Ö. 14. Yüzyılın başlarında hüküm süren ve Büyük Gize Sfenksi&#039;ni restore etmesiyle hatırlanan Kral Thutmose IV&#039;ten de bahsedildiği belirtildi.Taşı keşfeden ekip üyeleri, oymaların iyi durumda olmasına şaşırdıklarını ve gelecekte daha fazla eser bulmayı umduklarını ifade etti. 1960 yılında bölgede antik eserler bulunmuş ancak daha sonra Aswan&#039;daki Aswan Yüksek Barajı&#039;nın inşası nedeniyle kaybolmuştuAraştırmacılar, keşfettikleri eserleri belgelemek için sualtı fotoğrafçılığı ve film çekme teknikleri kullandılar.
Görüntülerin fotogrametri yöntemiyle üç boyutlu modelleri oluşturuldu; bu teknik, resimlerden yüzey ölçümlerini doğru bir şekilde üç boyutlu bir versiyona dönüştürmek için kullanılır.Ekip ilk bulguların ardından, bölgede keşfedilmesi gereken başka oymalar olduğunu da düşünüyor. Araştırmacılar bulguların, mimari ve sanatsal başarılarıyla ünlü 18. Hanedan döneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vwBf9a_PMkeJ5MaccvEuPA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Nil, Nehrinin, derinliklerinde, beklenmedik, keşif:, Tutankamonun, büyükbabasının, gizemli, mirası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vwBf9a_PMkeJ5MaccvEuPA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nil Nehri'nin derinliklerinde beklenmedik keşif: Tutankamon'un büyükbabasının gizemli mirası"><p>Arkeologlar, Nil Nehri'de yaptıkları keşifler sırasından deniz dibine gömülü halde Tutankamon'un büyükbabası ve bir kaç eski Mısır firavununun yer aldığı antik oymalar keşfetti. Bulunan levhalarda, Muhteşem Amenhotep olarak da bilinen ve Kral Tut'un atası olan Kral  III. Amenhotep gibi kralların başarılarını belirten hiyeroglif yazıtlar olduğu öğrenildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yEWW-jEXV0CuG9ttzdpi-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Arkeologlar, Nil Nehri'nin derinliklerinde yaptıkları araştırmalar sırasında beklenmedik bir keşifte bulundu.1970'li yıllarda Asvan kentinde meydana gelen selde kaybolan eserleri ararken nehrin dibinde dev taş levhalara rastladılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tI7GVpNPQU-VtrfHbMFvLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Levhalarda, Kral Tutankhamun'un atası olan Kral III . Amenhotep de dahil olmak üzere, kralların başarılarını anlatan hiyeroglif yazıların yer aldığı öğrenildi. Taş üzerindeki oymalarda ayrıca M.Ö. 14. Yüzyılın başlarında hüküm süren ve Büyük Gize Sfenksi'ni restore etmesiyle hatırlanan Kral Thutmose IV'ten de bahsedildiği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w4a5fyxoLkyjc23iIjfKMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Taşı keşfeden ekip üyeleri, oymaların iyi durumda olmasına şaşırdıklarını ve gelecekte daha fazla eser bulmayı umduklarını ifade etti. 1960 yılında bölgede antik eserler bulunmuş ancak daha sonra Aswan'daki Aswan Yüksek Barajı'nın inşası nedeniyle kaybolmuştu</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0mlkL2y0T0mpKXTBWiGzeg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, keşfettikleri eserleri belgelemek için sualtı fotoğrafçılığı ve film çekme teknikleri kullandılar.
Görüntülerin fotogrametri yöntemiyle üç boyutlu modelleri oluşturuldu; bu teknik, resimlerden yüzey ölçümlerini doğru bir şekilde üç boyutlu bir versiyona dönüştürmek için kullanılır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nOPGjSHAAU-U7z1G9BAl0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip ilk bulguların ardından, bölgede keşfedilmesi gereken başka oymalar olduğunu da düşünüyor. Araştırmacılar bulguların, mimari ve sanatsal başarılarıyla ünlü 18. Hanedan döneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA projeyi iptal etti, bilim dünyası karıştı: VIPER için binlerce imza toplandı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-projeyi-iptal-etti-bilim-dunyasi-karisti-viper-icin-binlerce-imza-toplandi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-projeyi-iptal-etti-bilim-dunyasi-karisti-viper-icin-binlerce-imza-toplandi</guid>
<description><![CDATA[ NASA, Ay&#039;ın güney kutbunda su buzunu araştırmayı amaçlayan 450 milyon dolarlık VIPER görevini yüksek maliyetler nedeniyle iptal etti. Bilim insanları, görevin önemini vurgulayan binlerce mektup göndererek kararın geri, alınması için ABD hükümetine baskı kurduğu vurgulandı. Gezegen Bilimi Enstitüsü&#039;nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer VIPER görevinin iptalini &quot;bilim için büyük bir kayıp&quot; olarak nitelendirdi.NASA, geçtiğimiz hafta VIPER isimli 450 milyon dolarlık keşif aracının görevini iptal ettiğini duyurmuştu.
NASA yetkililerine göre bunun nedeni VIPER&#039;ın maliyetlerinin çok yükselmiş olması.
Gezici araç zaten tamamen inşa edilmişti, ancak uzaya çıkmaya uygun olduğunu kanıtlayacak daha önemli testlerin yapılmasının çok pahalı olduğu düşünüldü.Bu kararın ardından bilim insanları VIPER görevinin iptal edilmesine duydukları öfkeyi dile getirirken, bazıları da kararın geri alınması için ABD hükümetine baskı yapıyor.
Kongre&#039;ye açık bir mektup kaleme alan uzay bilimciler, milletvekillerinden NASA&#039;nın &quot;benzeri görülmemiş ve savunulamaz&quot; görev iptalini reddetmelerini talep etti.Scientific American&#039;ın haberine göre, son olarak 1,000&#039;in üzerinde imza toplandığı bildirilen mektupta, &quot;NASA&#039;nın 17 Temmuz&#039;da VIPER Ay gezgini görevini durdurma niyetinde olduğuna dair şok edici açıklamasından derin endişe duyuyoruz. VIPER çığır açan bir Amerikan projesi ve Ay&#039;ın yüzeyindeki ve altındaki su buzunun kökenini ve dağılımını karakterize eden ilk NASA görevi olacaktı.&quot; ifadeleri kullanıldı.
VIPER Şeklinde Delik NASA, VIPER&#039;ın artan maliyetlerinin, mürettebatlı bir Ay görevi öncesinde özel ortaklar tarafından sunulan yetenekleri göstermeyi amaçlayan Ay&#039;a yönelik diğer ticari faydalı yük görevlerini tehdit ettiğini savundu.Ancak alandaki pek çok kişi NASA&#039;nın açıklamasına inanmıyor ve görevin hedeflerinin es geçilemeyecek kadar önemli olduğunu savunuyor.
Central Florida Üniversitesi&#039;nden gezegen bilimci Phil Metzger Scientific American&#039;a verdiği demeçte, &quot;Şok oldum ve dehşete kapıldım. Bu belki de NASA&#039;nın uzayı geliştirmek için tasarladığı en önemli görevdi&quot; dedi.
Gezegen Bilimi Enstitüsü&#039;nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer ise VIPER&#039;ın iptalini &quot;bilim için büyük bir kayıp&quot; olarak nitelendirdi.VIPER&#039;IN GÖREVİ NEYDİ?
Volatiles Investigating Polar Exploration Rover&#039;ın (VIPER) amacı buz ve diğer kaynakları aramak için Ay&#039;ın güney kutbunu keşfetmekti.Proje, daha sonra Artemis programı kapsamında Amerikalı astronotlar tarafından planlanan mürettebat görevlerinin önünü açmayı amaçlıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VEcqbjiffE27M9IoQDOXuA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, projeyi, iptal, etti, bilim, dünyası, karıştı:, VIPER, için, binlerce, imza, toplandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VEcqbjiffE27M9IoQDOXuA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA projeyi iptal etti, bilim dünyası karıştı: VIPER için binlerce imza toplandı"><p>NASA, Ay'ın güney kutbunda su buzunu araştırmayı amaçlayan 450 milyon dolarlık VIPER görevini yüksek maliyetler nedeniyle iptal etti. Bilim insanları, görevin önemini vurgulayan binlerce mektup göndererek kararın geri, alınması için ABD hükümetine baskı kurduğu vurgulandı. Gezegen Bilimi Enstitüsü'nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer VIPER görevinin iptalini "bilim için büyük bir kayıp" olarak nitelendirdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9IIfo18_rUyN6SgICw1eAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, geçtiğimiz hafta VIPER isimli 450 milyon dolarlık keşif aracının görevini iptal ettiğini duyurmuştu.
NASA yetkililerine göre bunun nedeni VIPER'ın maliyetlerinin çok yükselmiş olması.
Gezici araç zaten tamamen inşa edilmişti, ancak uzaya çıkmaya uygun olduğunu kanıtlayacak daha önemli testlerin yapılmasının çok pahalı olduğu düşünüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SO0wGIl90EyzqaJrUc00yg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu kararın ardından bilim insanları VIPER görevinin iptal edilmesine duydukları öfkeyi dile getirirken, bazıları da kararın geri alınması için ABD hükümetine baskı yapıyor.
Kongre'ye açık bir mektup kaleme alan uzay bilimciler, milletvekillerinden NASA'nın "benzeri görülmemiş ve savunulamaz" görev iptalini reddetmelerini talep etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YbthfeoliE6lFWL6U2xi_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Scientific American'ın haberine göre, son olarak 1,000'in üzerinde imza toplandığı bildirilen mektupta, "NASA'nın 17 Temmuz'da VIPER Ay gezgini görevini durdurma niyetinde olduğuna dair şok edici açıklamasından derin endişe duyuyoruz. VIPER çığır açan bir Amerikan projesi ve Ay'ın yüzeyindeki ve altındaki su buzunun kökenini ve dağılımını karakterize eden ilk NASA görevi olacaktı." ifadeleri kullanıldı.
VIPER Şeklinde Delik NASA, VIPER'ın artan maliyetlerinin, mürettebatlı bir Ay görevi öncesinde özel ortaklar tarafından sunulan yetenekleri göstermeyi amaçlayan Ay'a yönelik diğer ticari faydalı yük görevlerini tehdit ettiğini savundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5OWSPMhNTUyii_fs0HD85w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak alandaki pek çok kişi NASA'nın açıklamasına inanmıyor ve görevin hedeflerinin es geçilemeyecek kadar önemli olduğunu savunuyor.
Central Florida Üniversitesi'nden gezegen bilimci Phil Metzger Scientific American'a verdiği demeçte, "Şok oldum ve dehşete kapıldım. Bu belki de NASA'nın uzayı geliştirmek için tasarladığı en önemli görevdi" dedi.
Gezegen Bilimi Enstitüsü'nde kıdemli bir bilim adamı olan Norbert Schörghofer ise VIPER'ın iptalini "bilim için büyük bir kayıp" olarak nitelendirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5nfKbmTmIE62EX_Jc_norQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>VIPER'IN GÖREVİ NEYDİ?
Volatiles Investigating Polar Exploration Rover'ın (VIPER) amacı buz ve diğer kaynakları aramak için Ay'ın güney kutbunu keşfetmekti.Proje, daha sonra Artemis programı kapsamında Amerikalı astronotlar tarafından planlanan mürettebat görevlerinin önünü açmayı amaçlıyordu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, mahsur kalan astronotlar için dönüş tarihi veremiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-mahsur-kalan-astronotlar-icin-doenus-tarihi-veremiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-mahsur-kalan-astronotlar-icin-doenus-tarihi-veremiyor</guid>
<description><![CDATA[ Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;nda (ISS) mahsur kalan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ın Boeing Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları nedeniyle ISS&#039;te daha uzun süre kalacağı öğrenildi. Mühendisler arızaları incelemeye devam ederken, NASA ise henüz bir dönüş tarihi veremedi.NASA, dönüşü 1 aydan fazla süren ve ISS&#039;te mahsur kalan iki astronotun Boeing kapsüllerindeki arıza giderilene kadar istasyonda kalacağını söyledi.Astronot Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ın yörüngedeki laboratuarı yaklaşık bir hafta ziyaret etmeleri ve Haziran ortasında geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak Boeing&#039;in yeni Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları onları ISS&#039;te mahsur bıraktı.
Devam eden araştırmalara ve testlere rağmen, henüz kesin bir dönüş tarihi belirlenmedi.NASA&#039;nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich, bir dönüş tarihi veremeyeceklerini söyledi.
Amacın Wilmore ve Williams&#039;ı Starliner&#039;a geri getirmek olduğunu sözlerine ekleyen Stich, &quot;Hazır olduğumuzda eve döneceğiz&quot; diye konuştu.Öncelikli hedef Wilmore ve Williams&#039;ı Starliner ile geri getirmek olsa da NASA, SpaceX&#039;in Dragon kapsülünü yedek bir seçenek olarak kullanmanın değerlendirildiğini belirtti.Mühendisler geçen hafta New Mexico çölünde yedek bir itici üzerinde testlerini tamamladılar ve Starliner&#039;ın kenetlenmesinden önce neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışmak için onu parçalara ayıracaklar.
Boeing&#039;den Mark Nappi, ekibin daha fazla veri toplamak için bu hafta sonu uzay istasyonuna kenetlenmiş haldeyken kapsülün iticilerini test edeceğini söyledi.Kapsülün kalkıştan bir gün sonra, 6 Haziran&#039;da uzay istasyonuna yaklaşırken beş iticisi arızalanmıştı.
O zamandan beri dördü yeniden çalıştırıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o21c1x3ob0SNGutBbz5M2w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, mahsur, kalan, astronotlar, için, dönüş, tarihi, veremiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o21c1x3ob0SNGutBbz5M2w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, mahsur kalan astronotlar için dönüş tarihi veremiyor"><p>Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) mahsur kalan astronot Butch Wilmore ve Suni Williams'ın Boeing Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları nedeniyle ISS'te daha uzun süre kalacağı öğrenildi. Mühendisler arızaları incelemeye devam ederken, NASA ise henüz bir dönüş tarihi veremedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8DrqWqfnJEi3oskmTmubRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, dönüşü 1 aydan fazla süren ve ISS'te mahsur kalan iki astronotun Boeing kapsüllerindeki arıza giderilene kadar istasyonda kalacağını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ivQQwjnoOUy4kLuVxc6_zg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Astronot Butch Wilmore ve Suni Williams'ın yörüngedeki laboratuarı yaklaşık bir hafta ziyaret etmeleri ve Haziran ortasında geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak Boeing'in yeni Starliner kapsülündeki itici arızaları ve helyum sızıntıları onları ISS'te mahsur bıraktı.
Devam eden araştırmalara ve testlere rağmen, henüz kesin bir dönüş tarihi belirlenmedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E9bFJbUntkGsxbUmupepDA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın ticari mürettebat program yöneticisi Steve Stich, bir dönüş tarihi veremeyeceklerini söyledi.
Amacın Wilmore ve Williams'ı Starliner'a geri getirmek olduğunu sözlerine ekleyen Stich, "Hazır olduğumuzda eve döneceğiz" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6m1yLSErEkGGfWUKQAILUg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Öncelikli hedef Wilmore ve Williams'ı Starliner ile geri getirmek olsa da NASA, SpaceX'in Dragon kapsülünü yedek bir seçenek olarak kullanmanın değerlendirildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SdzAKvvkyUSvL8EoPEE1dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mühendisler geçen hafta New Mexico çölünde yedek bir itici üzerinde testlerini tamamladılar ve Starliner'ın kenetlenmesinden önce neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışmak için onu parçalara ayıracaklar.
Boeing'den Mark Nappi, ekibin daha fazla veri toplamak için bu hafta sonu uzay istasyonuna kenetlenmiş haldeyken kapsülün iticilerini test edeceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7O6F2zdkEkaq7b5ZXXBdWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kapsülün kalkıştan bir gün sonra, 6 Haziran'da uzay istasyonuna yaklaşırken beş iticisi arızalanmıştı.
O zamandan beri dördü yeniden çalıştırıldı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX ve NASA önümüzdeki ay Crew&amp;amp;9 görevini başlatacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/spacex-ve-nasa-oenumuzdeki-ay-crew9-goerevini-baslatacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/spacex-ve-nasa-oenumuzdeki-ay-crew9-goerevini-baslatacak</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX ve NASA, Crew-9 misyonunu 18 Ağustos&#039;tan önce Uluslararası Uzay İstasyonu&#039;na (ISS) fırlatmayı planladıklarını duyurdu.NASA ve SpaceX, önümüzdeki ay Crew-9 görevine başlayacaklarını açıkladı.Duyuru, Federal Havacılık İdaresi&#039;nin SpaceX&#039;in Falcon 9 roketinin bu ayın başlarında nadir görülen bir uçuş ortası arızası nedeniyle yere çakılmasının ardından uzaya dönmesine izin vermesinin ardından yapıldı.  İLK ARIZASINI YAŞAMIŞTI Dünyanın en sık kullanılan roketi olan Falcon 9, bir roketin uzayda parçalanarak Starlink uydularından oluşan yükünü imha etmesinin ardından yere indirilmişti.Bu, küresel uzay endüstrisinin güvendiği bir roketin yedi yılı aşkın süredir yaşadığı ilk arıza olmuştu.  NASA ve SpaceX, NASA astronotları Zena Cardman, Nick Hague, Stephanie Wilson ve Roscosmos kozmonotu Alexander Gorbunov ile birlikte Falcon 9 roketinin üzerindeki SpaceX Dragon uzay aracıyla ISS&#039;e dokuzuncu görevine başlayacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bwPZzpHurESjzKMPiEZb1Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SpaceX, NASA, önümüzdeki, Crew&amp;9, görevini, başlatacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bwPZzpHurESjzKMPiEZb1Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="SpaceX ve NASA önümüzdeki ay Crew-9 görevini başlatacak"><p>SpaceX ve NASA, Crew-9 misyonunu 18 Ağustos'tan önce Uluslararası Uzay İstasyonu'na (ISS) fırlatmayı planladıklarını duyurdu.</p><p>NASA ve SpaceX, önümüzdeki ay Crew-9 görevine başlayacaklarını açıkladı.</p><p>Duyuru, Federal Havacılık İdaresi'nin SpaceX'in Falcon 9 roketinin bu ayın başlarında nadir görülen bir uçuş ortası arızası nedeniyle yere çakılmasının ardından uzaya dönmesine izin vermesinin ardından yapıldı.  </p><p><strong>İLK ARIZASINI YAŞAMIŞTI</strong> </p><p>Dünyanın en sık kullanılan roketi olan Falcon 9, bir roketin uzayda parçalanarak Starlink uydularından oluşan yükünü imha etmesinin ardından yere indirilmişti.</p><p>Bu, küresel uzay endüstrisinin güvendiği bir roketin yedi yılı aşkın süredir yaşadığı ilk arıza olmuştu.  NASA ve SpaceX, NASA astronotları Zena Cardman, Nick Hague, Stephanie Wilson ve Roscosmos kozmonotu Alexander Gorbunov ile birlikte Falcon 9 roketinin üzerindeki SpaceX Dragon uzay aracıyla ISS'e dokuzuncu görevine başlayacak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-yeni-arastirma-orman-yanginlari-beyin-uzerinde-de-olumsuz-etkisi-yaratiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-yeni-arastirma-orman-yanginlari-beyin-uzerinde-de-olumsuz-etkisi-yaratiyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;li araştırmacılar, insan beyninin, hava kirliliğine yol açan etkenler arasında en çok orman yangınından kaynaklı dumandan olumsuz etkilenebileceğini ortaya koydu.ABD&#039;de yapılan ve bulguları Alzaymır Derneği Uluslararası Konferansı&#039;nda sunulan araştırmada, orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artışın, demans teşhisi olasılığını yaklaşık yüzde 21 artırdığı tespit edildi.  Washington ile Pennsylvania üniversitelerinden bilim insanları, 2009-2019 arasında Güney Kaliforniya&#039;da yaşayan 1.2 milyon yetişkinin sağlık kayıtlarını inceledi.  Araştırmacılar, insanların 3 yıl süreyle hava kirliliğine neden olan ince parçacık PM 2,5&#039;e (çapı 2,5 mikrometreden küçük olan ince partikül madde) ne kadar maruz kaldığını hesaplamak için hava kalitesi verilerini kullandı.  Orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artış için demans teşhisi olasılığının da yaklaşık yüzde 21 arttığını kaydeden araştırmacılar, hava kirliliğine sebep olan diğer faktörlere maruz kalma yoğunluğundaki her 3 mikrogramlık artışın ise bu hastalığına yakalanma oranını yüzde 3 oranında arttırdığını belirtti.  Araştırmacılar, söz konusu verilerin, orman yangını kaynaklı hava kirliliğinin beyin fonksiyonları üzerindeki olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini ortaya koydu.  Alzaymır Derneği bilim sorumlusu Maria Carrillo, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla birlikte, bulguları desteklemek için daha çok çalışma yapılması gerektiğini vurgulayarak, &quot;Özellikle de demansın en yaygın türü olan Alzheimer riskinin, sağlıksız havadan kaçınmakta zorlanabilecek düşük gelirli nüfus için daha yüksek olduğu düşünüldüğünde, bu daha da önemli.&quot; ifadesini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CMRMP8hTpE-XXQ4_Qf3lnA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, yeni, araştırma:, Orman, yangınları, beyin, üzerinde, olumsuz, etkisi, yaratıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CMRMP8hTpE-XXQ4_Qf3lnA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor"><p>ABD'li araştırmacılar, insan beyninin, hava kirliliğine yol açan etkenler arasında en çok orman yangınından kaynaklı dumandan olumsuz etkilenebileceğini ortaya koydu.</p>ABD'de yapılan ve bulguları Alzaymır Derneği Uluslararası Konferansı'nda sunulan araştırmada, orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artışın, demans teşhisi olasılığını yaklaşık yüzde 21 artırdığı tespit edildi.  Washington ile Pennsylvania üniversitelerinden bilim insanları, 2009-2019 arasında Güney Kaliforniya'da yaşayan 1.2 milyon yetişkinin sağlık kayıtlarını inceledi.  Araştırmacılar, insanların 3 yıl süreyle hava kirliliğine neden olan ince parçacık PM 2,5'e (çapı 2,5 mikrometreden küçük olan ince partikül madde) ne kadar maruz kaldığını hesaplamak için hava kalitesi verilerini kullandı.  Orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artış için demans teşhisi olasılığının da yaklaşık yüzde 21 arttığını kaydeden araştırmacılar, hava kirliliğine sebep olan diğer faktörlere maruz kalma yoğunluğundaki her 3 mikrogramlık artışın ise bu hastalığına yakalanma oranını yüzde 3 oranında arttırdığını belirtti.  Araştırmacılar, söz konusu verilerin, orman yangını kaynaklı hava kirliliğinin beyin fonksiyonları üzerindeki olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini ortaya koydu.  Alzaymır Derneği bilim sorumlusu Maria Carrillo, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla birlikte, bulguları desteklemek için daha çok çalışma yapılması gerektiğini vurgulayarak, "Özellikle de demansın en yaygın türü olan Alzheimer riskinin, sağlıksız havadan kaçınmakta zorlanabilecek düşük gelirli nüfus için daha yüksek olduğu düşünüldüğünde, bu daha da önemli." ifadesini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-yasam-tarihi-yeniden-yaziliyor-21-milyar-yil-oencesine-ait-fosil-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-yasam-tarihi-yeniden-yaziliyor-21-milyar-yil-oencesine-ait-fosil-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Gabon&#039;da yapılan bir keşif, tarihi bir buçuk milyar yıl geriye götürebilir. Kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.Dünyada yaşamın geçmişi sanılandan çok daha eski olabilir.  Gabon&#039;da kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.  Franceville kenti yakınlarında 2010&#039;da, karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşünülen 250 fosil benzeri kalıntı bulunmuştu.2.1 milyar yıl öncesine tarihlenen bu kalıntıların karmaşık canlılara ait olup olmadığı konusunda tartışmalar sürerken, yeni bulgular ortaya çıktı.  Birleşik Krallık&#039;taki Cardiff Üniversitesi araştırmacıları, kalıntıların bulunduğu alandaki kayalarda, yaşama elverişliliğin göstergesi olan oksijen ve fosfor gibi maddeler bulunduğunu tespit etti. Keşif, bulunan kalıntıların gerçekten de karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşüncesini güçlendirdi.   Çok hücreli ve sporlar aracılığıyla üreyen organizmaların yaşam alanının sadece bölgedeki bir iç denizle sınırlı kaldığı ve Dünya çapına yayılmadığı ifade ediliyor.  Bazı bilim insanları ise açıklamalara şüpheyle yaklaşıyor. Uzmanlar ise besin çeşitliliğinin karmaşık yaşamın ortaya çıkması için tek koşul olmadığı görüşünde.  Halıhazırda bilinen en eski çok hücreli karmaşık canlılar 635 milyon yıl öncesine tarihlendirilmişti.Franceville deki keşfin teyit edilmesiyle birlikte, karmaşık yaşamın evrimi 1.5 milyar yıl geriye sıçrayabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_alT7pQ-WkeQgFk6GBDRPw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, yaşam, tarihi, yeniden, yazılıyor:, 2.1, milyar, yıl, öncesine, ait, fosil, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_alT7pQ-WkeQgFk6GBDRPw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu"><p>Gabon'da yapılan bir keşif, tarihi bir buçuk milyar yıl geriye götürebilir. Kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.</p><p>Dünyada yaşamın geçmişi sanılandan çok daha eski olabilir.  Gabon'da kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.  Franceville kenti yakınlarında 2010'da, karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşünülen 250 fosil benzeri kalıntı bulunmuştu.</p><p>2.1 milyar yıl öncesine tarihlenen bu kalıntıların karmaşık canlılara ait olup olmadığı konusunda tartışmalar sürerken, yeni bulgular ortaya çıktı.  Birleşik Krallık'taki Cardiff Üniversitesi araştırmacıları, kalıntıların bulunduğu alandaki kayalarda, yaşama elverişliliğin göstergesi olan oksijen ve fosfor gibi maddeler bulunduğunu tespit etti. Keşif, bulunan kalıntıların gerçekten de karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşüncesini güçlendirdi.   Çok hücreli ve sporlar aracılığıyla üreyen organizmaların yaşam alanının sadece bölgedeki bir iç denizle sınırlı kaldığı ve Dünya çapına yayılmadığı ifade ediliyor.  Bazı bilim insanları ise açıklamalara şüpheyle yaklaşıyor. Uzmanlar ise besin çeşitliliğinin karmaşık yaşamın ortaya çıkması için tek koşul olmadığı görüşünde.  Halıhazırda bilinen en eski çok hücreli karmaşık canlılar 635 milyon yıl öncesine tarihlendirilmişti.</p><p>Franceville deki keşfin teyit edilmesiyle birlikte, karmaşık yaşamın evrimi 1.5 milyar yıl geriye sıçrayabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;da yaşamın bilinenden daha önce başlamış olabileceğine dair kanıtlar keşfedildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyada-yasamin-bilinenden-daha-oence-baslamis-olabilecegine-dair-kanitlar-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyada-yasamin-bilinenden-daha-oence-baslamis-olabilecegine-dair-kanitlar-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Dünya&#039;daki canlı yaşamın, bilinenden 1,5 milyar yıl önce başlamış olabileceğine dair yeni kanıtlar buldu.BBC&#039;nin haberine göre, Gabon&#039;un Franceville şehrinde araştırma yapan bilim insanları, kayalarda 2,1 milyar yıl öncesine ait olası canlı yaşamının çevresel koşullarını gösteren kanıtlar keşfetti.  Bilim insanları, bu olası canlı organizmalara dair bulguların, bir iç denizle sınırlı kaldığını, küresel olarak yayılmadığını ve yok olduğunu belirtti.  Söz konusu bilim insanlarının yaşamın daha önce başlamış olabileceğine dair teorisinin aksine, Dünya&#039;da yaşamın 635 milyon yıl önce başladığı konusunda yaygın kanaat var.  2,1 MİLYAR YIL ÖNCE OLUŞAN UYGUN ORTAM CANLI ORGANİZMALARA EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞ OLABİLİR Cardiff Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ernest Chi Fru liderliğindeki uluslararası bilim insanları ekibi, Franceville&#039;de 10 yıl önce bulunan ve fosil olup olmadığı halen tartışılan, &quot;Franceville biyotası&quot; adı verilen oluşumların etrafındaki kayaların, oksijen ve fosfor gibi yaşamı destekleyebilecek besinleri içerip içermediğini inceledi.  Çalışmanın, Dünya&#039;da yaşamı başlatan süreçlerle ilgili fikirlerin kanıtlanmasına yardımcı olacağını belirten Chi Fru, &quot;Biz diyoruz ki bakın burada fosiller var, oksijen var, bu ilk karmaşık canlı organizmaların ortaya çıkmasını tetikledi. 635 milyon yıl önce Kambriyen Dönemi&#039;ndeki sürecin aynısını görüyoruz.&quot; dedi.  Araştırmada, iki kıta levhasının su altında çarpışması sonucu oluşan volkanik aktivitelerin &quot;besin açısından zengin, sığ bir iç deniz&quot; oluşturduğu, bunun da oksijen ve fosfor seviyelerini artırdığı kaydedildi.  OLUŞAN MUHTEMEL YAŞAM FORMLARI BUGÜNKÜ CIVIK MANTARA BENZİYOR OLABİLİR Dr. Chi Fru, bu korunaklı ortamın fotosentezin oluşumunu sağlayarak oksijen artışına imkan verdiğini belirterek, oksijen bolluğunun da söz konusu döneme ait fosillerde görülen, basit yaşam formlarında gözlemlenen büyümeyi sağlayacak enerjiyi meydana getirmiş olabileceğini kaydetti.  Araştırmacı, teorilerinin doğru çıkması halinde bu yaşam formlarının sporlarla üreyen, beyin içermeyen, tek hücreli bir organizma olan cıvık mantara benziyor olabileceğini söyledi.  Öte yandan bazı bilim insanları bu görüşlere katılmıyor ve ilave kanıtların gerekli olduğunu vurguluyor.  Araştırmada yer almayan, University College London&#039;dan (UCL) Prof. Dr. Graham Shields, bu konuda çekinceleri olduğunu belirterek &quot;2,1 milyar yıl önce daha yüksek besinlerin olduğu fikrine karşı değilim ancak bunun karmaşık yaşam oluşturmak için çeşitliliğe yol açabileceğine ikna olmuş değilim.&quot; ifadelerini kullandı.  Araştırma &quot;Precambrian Research&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B1uy_um3cEqH0HL7A5qNXw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyada, yaşamın, bilinenden, daha, önce, başlamış, olabileceğine, dair, kanıtlar, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B1uy_um3cEqH0HL7A5qNXw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'da yaşamın bilinenden daha önce başlamış olabileceğine dair kanıtlar keşfedildi"><p>Bilim insanları, Dünya'daki canlı yaşamın, bilinenden 1,5 milyar yıl önce başlamış olabileceğine dair yeni kanıtlar buldu.</p><p>BBC'nin haberine göre, Gabon'un Franceville şehrinde araştırma yapan bilim insanları, kayalarda 2,1 milyar yıl öncesine ait olası canlı yaşamının çevresel koşullarını gösteren kanıtlar keşfetti.  Bilim insanları, bu olası canlı organizmalara dair bulguların, bir iç denizle sınırlı kaldığını, küresel olarak yayılmadığını ve yok olduğunu belirtti.  Söz konusu bilim insanlarının yaşamın daha önce başlamış olabileceğine dair teorisinin aksine, Dünya'da yaşamın 635 milyon yıl önce başladığı konusunda yaygın kanaat var.  <strong>2,1 MİLYAR YIL ÖNCE OLUŞAN UYGUN ORTAM CANLI ORGANİZMALARA EV SAHİPLİĞİ YAPMIŞ OLABİLİR</strong> </p><p>Cardiff Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ernest Chi Fru liderliğindeki uluslararası bilim insanları ekibi, Franceville'de 10 yıl önce bulunan ve fosil olup olmadığı halen tartışılan, "Franceville biyotası" adı verilen oluşumların etrafındaki kayaların, oksijen ve fosfor gibi yaşamı destekleyebilecek besinleri içerip içermediğini inceledi.  Çalışmanın, Dünya'da yaşamı başlatan süreçlerle ilgili fikirlerin kanıtlanmasına yardımcı olacağını belirten Chi Fru, "Biz diyoruz ki bakın burada fosiller var, oksijen var, bu ilk karmaşık canlı organizmaların ortaya çıkmasını tetikledi. 635 milyon yıl önce Kambriyen Dönemi'ndeki sürecin aynısını görüyoruz." dedi.  Araştırmada, iki kıta levhasının su altında çarpışması sonucu oluşan volkanik aktivitelerin "besin açısından zengin, sığ bir iç deniz" oluşturduğu, bunun da oksijen ve fosfor seviyelerini artırdığı kaydedildi.  <strong>OLUŞAN MUHTEMEL YAŞAM FORMLARI BUGÜNKÜ CIVIK MANTARA BENZİYOR OLABİLİR</strong> </p><p>Dr. Chi Fru, bu korunaklı ortamın fotosentezin oluşumunu sağlayarak oksijen artışına imkan verdiğini belirterek, oksijen bolluğunun da söz konusu döneme ait fosillerde görülen, basit yaşam formlarında gözlemlenen büyümeyi sağlayacak enerjiyi meydana getirmiş olabileceğini kaydetti.  Araştırmacı, teorilerinin doğru çıkması halinde bu yaşam formlarının sporlarla üreyen, beyin içermeyen, tek hücreli bir organizma olan cıvık mantara benziyor olabileceğini söyledi.  Öte yandan bazı bilim insanları bu görüşlere katılmıyor ve ilave kanıtların gerekli olduğunu vurguluyor.  Araştırmada yer almayan, University College London'dan (UCL) Prof. Dr. Graham Shields, bu konuda çekinceleri olduğunu belirterek "2,1 milyar yıl önce daha yüksek besinlerin olduğu fikrine karşı değilim ancak bunun karmaşık yaşam oluşturmak için çeşitliliğe yol açabileceğine ikna olmuş değilim." ifadelerini kullandı.  Araştırma "Precambrian Research" dergisinde yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dişi köpek balıklarında dikkat çeken keşif! Tek başlarına üreyebiliyorlar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/disi-koepek-baliklarinda-dikkat-ceken-kesif-tek-baslarina-ureyebiliyorlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/disi-koepek-baliklarinda-dikkat-ceken-kesif-tek-baslarina-ureyebiliyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, ilk kez nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünün döllenme olmadan üreyebildiğini keşfetti. Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi köpekbalığının 2020&#039;den bu yana her yıl eşeysiz olarak üreyebildiğini tespit etti. Bilim dünyasında partenogenez olarak bilinen bu durum, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır.İtalyan araştırmacılar, nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünde ilk kez döllenme olmadan üreme vakasına rastladı.  Scientific Reports&#039;ta yayınlanan bulgular, Akdeniz ve diğer sıcak sularda yaşayan ve yasadışı balıkçılık nedeniyle tehdit altında olan bir tür olan &quot;Mustelus mustelus&quot; cinsi yassı köpek balığında ilk kez görüldü.2020&#039;DEN BERİ EŞEYSİZ ÜRÜYORLAR  Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi M. mustelus köpekbalığının 2020&#039;den bu yana her yıl partenogenez özellikler -bir dişinin yumurtayı döllemek için sperme ihtiyaç duymadan eşeysiz olarak üreyebilmesi- sergilediğini tespit etti.  18 yaşındaki iki köpekbalığı 2010 yılından bu yana Sardinya&#039;daki Cala Gonone Akvaryumu&#039;nda bulunuyor.   Çalışmanın yazarları, “Bu bulgu, dikkat çekici bir şekilde, partenogenezin bu köpekbalıklarında her yıl iki dişi arasında dönüşümlü olarak gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor ve uzun süreli sperm depolanmasını kesin bir şekilde dışlıyor” diye yazdı. GÖZLEMLEMEK İÇİN ESARET ALTINA ALINMALI  Döngüsel partenogenez, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır. Omurgasızlarda omurgalılardan daha yaygın olan partenogenez, memelilerde henüz görülmemiştir.   Araştırmacılar, vahşi doğadaki köpekbalıklarının bu fenomeni anlamak için zorluklar teşkil ettiğini, ancak esaret altındaki koşulların uzun süreli izleme için ideal olduğunu belirtti.   Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya&#039;daki akvaryumlar son yirmi yılda diğer köpekbalığı türlerinde de bu olguyu belgelemiştir. 13 YIL BOYUNCA GÖZLEMLENDİ  Çalışmaya göre, sığ sularda bulunan ve potansiyel olarak 25 yıla kadar yaşayabilen orta büyüklükte bir köpekbalığı olan M. mustelus, nesli tehlike altında olarak sınıflandırılıyor ve tahminler, nüfusun önümüzdeki birkaç on yıl içinde yarıya kadar düşebileceğini gösteriyor.  Çalışmada 18 yaşındaki iki dişi köpekbalığı 13 yıl boyunca akvaryumda erkeklerin varlığı olmadan izlendi.   Araştırmacılar, yavruların DNA&#039;larını inceleyerek, annelerin uzun süreli sperm depolaması nedeniyle gebe kaldıkları ihtimalini eledi.  Yazarlar ayrıca akvaryumda partenogenez sonucu doğan köpekbalıklarından sadece birinin bugün hala hayatta olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U1gQxY-ur0Wp_VX2TaJ9WQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dişi, köpek, balıklarında, dikkat, çeken, keşif, Tek, başlarına, üreyebiliyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U1gQxY-ur0Wp_VX2TaJ9WQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dişi köpek balıklarında dikkat çeken keşif! Tek başlarına üreyebiliyorlar"><p>Bilim insanları, ilk kez nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünün döllenme olmadan üreyebildiğini keşfetti. Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi köpekbalığının 2020'den bu yana her yıl eşeysiz olarak üreyebildiğini tespit etti. Bilim dünyasında partenogenez olarak bilinen bu durum, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır.</p><p>İtalyan araştırmacılar, nesli tükenmekte olan bir köpekbalığı türünde ilk kez döllenme olmadan üreme vakasına rastladı.  Scientific Reports'ta yayınlanan bulgular, Akdeniz ve diğer sıcak sularda yaşayan ve yasadışı balıkçılık nedeniyle tehdit altında olan bir tür olan "Mustelus mustelus" cinsi yassı köpek balığında ilk kez görüldü.</p><p><strong>2020'DEN BERİ EŞEYSİZ ÜRÜYORLAR</strong>  Araştırmacılar, esaret altında tutulan iki dişi M. mustelus köpekbalığının 2020'den bu yana her yıl partenogenez özellikler -bir dişinin yumurtayı döllemek için sperme ihtiyaç duymadan eşeysiz olarak üreyebilmesi- sergilediğini tespit etti.  18 yaşındaki iki köpekbalığı 2010 yılından bu yana Sardinya'daki Cala Gonone Akvaryumu'nda bulunuyor.   Çalışmanın yazarları, “Bu bulgu, dikkat çekici bir şekilde, partenogenezin bu köpekbalıklarında her yıl iki dişi arasında dönüşümlü olarak gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor ve uzun süreli sperm depolanmasını kesin bir şekilde dışlıyor” diye yazdı.</p><p><strong> GÖZLEMLEMEK İÇİN ESARET ALTINA ALINMALI</strong>  Döngüsel partenogenez, 15 binden fazla türde görülmekle birlikte tam olarak anlaşılamamıştır. Omurgasızlarda omurgalılardan daha yaygın olan partenogenez, memelilerde henüz görülmemiştir.   Araştırmacılar, vahşi doğadaki köpekbalıklarının bu fenomeni anlamak için zorluklar teşkil ettiğini, ancak esaret altındaki koşulların uzun süreli izleme için ideal olduğunu belirtti.   Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya'daki akvaryumlar son yirmi yılda diğer köpekbalığı türlerinde de bu olguyu belgelemiştir.</p><p><strong> 13 YIL BOYUNCA GÖZLEMLENDİ</strong>  Çalışmaya göre, sığ sularda bulunan ve potansiyel olarak 25 yıla kadar yaşayabilen orta büyüklükte bir köpekbalığı olan M. mustelus, nesli tehlike altında olarak sınıflandırılıyor ve tahminler, nüfusun önümüzdeki birkaç on yıl içinde yarıya kadar düşebileceğini gösteriyor.  Çalışmada 18 yaşındaki iki dişi köpekbalığı 13 yıl boyunca akvaryumda erkeklerin varlığı olmadan izlendi.   Araştırmacılar, yavruların DNA'larını inceleyerek, annelerin uzun süreli sperm depolaması nedeniyle gebe kaldıkları ihtimalini eledi.  Yazarlar ayrıca akvaryumda partenogenez sonucu doğan köpekbalıklarından sadece birinin bugün hala hayatta olduğunu belirtti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin&amp;apos;de yapay zeka temelli buluş sayısı 378 bin oldu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cinde-yapay-zeka-temelli-bulus-sayisi-378-bin-oldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cinde-yapay-zeka-temelli-bulus-sayisi-378-bin-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Çin&#039;de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023&#039;te 378 bine ulaştığı duyuruldu.Xinhua ajansının haberine göre, Çin Ulusal Fikri Mülkiyet İdaresinin (CNIPA) üst düzey yetkililerinden Gı Şu, başkent Pekin&#039;de düzenlenen basın toplantısında konuya dair açıklamalarda bulundu.  Gı, Çin&#039;de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023 sonunda önceki yıla kıyasla yüzde 40&#039;tan fazla artarak 378 bine ulaştığını söyledi.  Çin&#039;in temel dijital ekonomi sektörlerinde onaylanan patentlerin sayısının 406 bine yükseldiğini ifade eden Gı, bunun ülkedeki toplam buluş patentlerinin yüzde 45&#039;ini oluşturduğunu kaydetti.  Gı, Çin&#039;deki temel dijital ekonomi sektörlerinin, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10&#039;una katkıda bulunduğu kaydetti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fwCrD7vItU6qVYeedv8EdQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çinde, yapay, zeka, temelli, buluş, sayısı, 378, bin, oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fwCrD7vItU6qVYeedv8EdQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin'de yapay zeka temelli buluş sayısı 378 bin oldu"><p>Çin'de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023'te 378 bine ulaştığı duyuruldu.</p>Xinhua ajansının haberine göre, Çin Ulusal Fikri Mülkiyet İdaresinin (CNIPA) üst düzey yetkililerinden Gı Şu, başkent Pekin'de düzenlenen basın toplantısında konuya dair açıklamalarda bulundu.  Gı, Çin'de yapay zeka temelli buluş patentlerinin sayısının 2023 sonunda önceki yıla kıyasla yüzde 40'tan fazla artarak 378 bine ulaştığını söyledi.  Çin'in temel dijital ekonomi sektörlerinde onaylanan patentlerin sayısının 406 bine yükseldiğini ifade eden Gı, bunun ülkedeki toplam buluş patentlerinin yüzde 45'ini oluşturduğunu kaydetti.  Gı, Çin'deki temel dijital ekonomi sektörlerinin, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10'una katkıda bulunduğu kaydetti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nesli tükenmekte olan hayvanlar Ay&amp;apos;a gönderilecek</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nesli-tukenmekte-olan-hayvanlar-aya-goenderilecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nesli-tukenmekte-olan-hayvanlar-aya-goenderilecek</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Dünya&#039;daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay&#039;a bir &quot;biyolojik depo&quot; yerleştirmek istiyor. Bu deponun, Ay&#039;ın özellikle kutup bölgelerinde, güneş ışığı almayan kraterlerin bulunduğu, çok soğuk bir alana yerleştirilmesi öneriliyor. Biyolojik depoda nesli tükenme tehdidi altındaki milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.Elon Musk gibi girişimciler, küresel bir iklim felaketinden kurtulmayı sağlamak için insanları Ay&#039;a veya Mars&#039;a göndermek istiyor.  Peki böyle bir felaket durumunda gezegenimizin yaban hayatı ne olacak?  Bilim insanları, Dünya&#039;daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay&#039;a bir &quot;biyolojik depo&quot; yerleştirmeyi önererek bu soruya bir cevap bulmuş olabilir.5 KAT DAHA PAHALI OLACAK  Biyolojik depoda memelilerden sürüngenlere, kuşlara ve amfibilere kadar milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.  Dünya&#039;daki yaşamın yok olması durumunda, bu hücreler klonlanarak yeni yaşam yaratılması mümkün olabilir. Bu yaşam Dünya&#039;da, Ay&#039;da veya başka bir gezegende ortaya çıkabilir.  Bilim insanları Ay&#039;da kurulacak bir biyolojik deponun tam maliyetini tahmin edemese de Dünya&#039;dakinden beş kat daha pahalı olacağını, ancak bakımının daha ucuz olacağını öne sürüyor.2 MİLYON TÜR YOK OLABİLİR  Ortalama 388 bin 200 kilometre uzaklıktaki Ay, Dünya&#039;daki tüm hayvanları yok edebilecek bir iklim çöküşünden sağ çıkabilecek kadar uzak.  Aynı zamanda Dünya&#039;daki gibi elektriğe ihtiyaç duymadan hayvan hücresi örneklerini dondurabilecek kadar soğuk. Bilim insanları, &quot;biyolojik depolama alanının&quot; Ay&#039;ın özellikle kutup bölgelerinde, çok soğuk bir alana yerleştirilmesini öneriyor.   Geçtiğimiz yılın kasım ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, hem hayvanlar hem de bitkiler dahil olmak üzere 2 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZdeyNq21lkuOZUSM1MrbtQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Nesli, tükenmekte, olan, hayvanlar, Aya, gönderilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZdeyNq21lkuOZUSM1MrbtQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nesli tükenmekte olan hayvanlar Ay'a gönderilecek"><p>Bilim insanları, Dünya'daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay'a bir "biyolojik depo" yerleştirmek istiyor. Bu deponun, Ay'ın özellikle kutup bölgelerinde, güneş ışığı almayan kraterlerin bulunduğu, çok soğuk bir alana yerleştirilmesi öneriliyor. Biyolojik depoda nesli tükenme tehdidi altındaki milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.</p><p>Elon Musk gibi girişimciler, küresel bir iklim felaketinden kurtulmayı sağlamak için insanları Ay'a veya Mars'a göndermek istiyor.  Peki böyle bir felaket durumunda gezegenimizin yaban hayatı ne olacak?  Bilim insanları, Dünya'daki zengin hayvan çeşitliliğini korumak için Ay'a bir "biyolojik depo" yerleştirmeyi önererek bu soruya bir cevap bulmuş olabilir.</p><p><strong>5 KAT DAHA PAHALI OLACAK</strong>  Biyolojik depoda memelilerden sürüngenlere, kuşlara ve amfibilere kadar milyonlarca hayvan türüne ait dondurulmuş hücreler yer alacak.  Dünya'daki yaşamın yok olması durumunda, bu hücreler klonlanarak yeni yaşam yaratılması mümkün olabilir. Bu yaşam Dünya'da, Ay'da veya başka bir gezegende ortaya çıkabilir.  Bilim insanları Ay'da kurulacak bir biyolojik deponun tam maliyetini tahmin edemese de Dünya'dakinden beş kat daha pahalı olacağını, ancak bakımının daha ucuz olacağını öne sürüyor.</p><p><strong>2 MİLYON TÜR YOK OLABİLİR</strong>  Ortalama 388 bin 200 kilometre uzaklıktaki Ay, Dünya'daki tüm hayvanları yok edebilecek bir iklim çöküşünden sağ çıkabilecek kadar uzak.  Aynı zamanda Dünya'daki gibi elektriğe ihtiyaç duymadan hayvan hücresi örneklerini dondurabilecek kadar soğuk. Bilim insanları, "biyolojik depolama alanının" Ay'ın özellikle kutup bölgelerinde, çok soğuk bir alana yerleştirilmesini öneriyor.   Geçtiğimiz yılın kasım ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, hem hayvanlar hem de bitkiler dahil olmak üzere 2 milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kayseri&amp;apos;de 12 ülkeden 75 bilim insanı Kültepe&amp;apos;yi konuştu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kayseride-12-ulkeden-75-bilim-insani-kultepeyi-konustu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kayseride-12-ulkeden-75-bilim-insani-kultepeyi-konustu</guid>
<description><![CDATA[ Anadolu insanının yazıyla buluştuğu Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü&#039;nde düzenlenen 6. Uluslararası Kültepe Toplantısı&#039;na 12 ülkeden 75 bilim insanı katıldı.Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Kültepe Kazı Başkanlığı iş birliğinde Kültepe Ziyaretçi Merkezi bahçesinde gerçekleştirilen toplantıya ilişkin AA muhabirine konuşan Kültepe Kaniş-Karum Höyüğü Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, farklı ülkelerden toplantıya katılanların Kültepe&#039;de bulunmuş tabletler, buluntular ya da sonuçlar üzerinde çalışmış uzman isimler olduğunu söyledi.  Toplantıda 36 sözlü bildiri, 9 poster bildiri sunulduğunu aktaran Kulakoğlu, &quot;Buraya gelenler 75 kişiden fazla ama diğer taraftan da sadece bunları dinlemeye, izlemeye gelen arkeologlar, antropologlar ve farklı dallardan bilim insanları da toplantıyı izliyor. Kültepe&#039;de yapmamızın sebebi, Kültepe&#039;nin havasını koklamadan burayı anlayamazsınız. Örneğin Kültepe&#039;nin ne kadar büyük olduğunu burayı görmeden anlayamazsınız.&quot; diye konuştu.  Toplantıda çeşitli konuları ele aldıklarını anlatan Kulakoğlu, &quot;Bu seneki toplantılarımızda bizim için çok kritik olan iklim değişikliğini ve iklimin insan, kültür, politika üzerindeki etkilerini tartışıyoruz. Bunun yanında tabii ki kazılarda yeni bulunan sonuçları da paylaşıyoruz. Daha önce düzenlediğimiz 5 toplantının kitabını da yayınladık. Dolayısıyla biz bu yaptığımız çalışmaları aynı zamanda toplumla ve akademiyle de paylaşıyoruz.&quot; ifadelerini kullandı.  Kulakoğlu, toplantıya Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Fransa, Avusturya, İtalya, Japonya, Güney Kore, Suriye, Irak ve İran&#039;dan sadece Kültepe alanında çalışan bilim insanının katıldığını kaydetti.  Asurca üzerine araştırma yapan Hamburg Üniversitesinden filolog Prof. Dr. Cecile Michel de Kültepe toplantılarını önemsediğini, tabletlerden bildiği ailelerin yaşadığı yerleri görmenin kendisini heyecanlandırdığını aktardı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N-OCg4FSnkOPMFJhkE7Ycw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kayseride, ülkeden, bilim, insanı, Kültepeyi, konuştu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N-OCg4FSnkOPMFJhkE7Ycw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kayseri'de 12 ülkeden 75 bilim insanı Kültepe'yi konuştu"><p>Anadolu insanının yazıyla buluştuğu Kültepe Kaniş/Karum Höyüğü'nde düzenlenen 6. Uluslararası Kültepe Toplantısı'na 12 ülkeden 75 bilim insanı katıldı.</p>Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Kültepe Kazı Başkanlığı iş birliğinde Kültepe Ziyaretçi Merkezi bahçesinde gerçekleştirilen toplantıya ilişkin AA muhabirine konuşan Kültepe Kaniş-Karum Höyüğü Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, farklı ülkelerden toplantıya katılanların Kültepe'de bulunmuş tabletler, buluntular ya da sonuçlar üzerinde çalışmış uzman isimler olduğunu söyledi.  Toplantıda 36 sözlü bildiri, 9 poster bildiri sunulduğunu aktaran Kulakoğlu, "Buraya gelenler 75 kişiden fazla ama diğer taraftan da sadece bunları dinlemeye, izlemeye gelen arkeologlar, antropologlar ve farklı dallardan bilim insanları da toplantıyı izliyor. Kültepe'de yapmamızın sebebi, Kültepe'nin havasını koklamadan burayı anlayamazsınız. Örneğin Kültepe'nin ne kadar büyük olduğunu burayı görmeden anlayamazsınız." diye konuştu.  Toplantıda çeşitli konuları ele aldıklarını anlatan Kulakoğlu, "Bu seneki toplantılarımızda bizim için çok kritik olan iklim değişikliğini ve iklimin insan, kültür, politika üzerindeki etkilerini tartışıyoruz. Bunun yanında tabii ki kazılarda yeni bulunan sonuçları da paylaşıyoruz. Daha önce düzenlediğimiz 5 toplantının kitabını da yayınladık. Dolayısıyla biz bu yaptığımız çalışmaları aynı zamanda toplumla ve akademiyle de paylaşıyoruz." ifadelerini kullandı.  Kulakoğlu, toplantıya Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, Fransa, Avusturya, İtalya, Japonya, Güney Kore, Suriye, Irak ve İran'dan sadece Kültepe alanında çalışan bilim insanının katıldığını kaydetti.  Asurca üzerine araştırma yapan Hamburg Üniversitesinden filolog Prof. Dr. Cecile Michel de Kültepe toplantılarını önemsediğini, tabletlerden bildiği ailelerin yaşadığı yerleri görmenin kendisini heyecanlandırdığını aktardı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Perseid meteor yağmuru eşsiz görüntüleri ortaya çıkardı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/perseid-meteor-yagmuru-essiz-goeruntuleri-ortaya-cikardi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/perseid-meteor-yagmuru-essiz-goeruntuleri-ortaya-cikardi</guid>
<description><![CDATA[ Her yıl Ağustos ayında Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru, bu yıl da geceyi aydınlattı. Manisa&#039;daki Sardes Antik Kenti&#039;nden yakalanan görüntüler eşsiz manzaralara sahne oldu.Manisa&#039;nın Salihli ilçesinde bulunan ve her yıl binlerce turistin ziyaretine uğrayan Sardes Antik Kenti, yılın en önemli gökyüzü olaylarından biri olan perseid meteor yağmuruyla beraber eşsiz görüntülere sahne oldu.Şehrin ışıklarından uzak bir noktada bulunması nedeniyle astrofotoğraf meraklılarının da ilgisini çeken Sardes Antik Kenti&#039;ndeki Artemis Tapınağı ve Gymnasium, samanyolu galaksisi ve perseid meteor yağmurunun buluşma noktası oldu.Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin her yıl ağustos ayında dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru bu adı gökyüzünde görünür saçılma noktası Perseus Takımyıldızı&#039;na denk geldiği için alıyor.Perseid meteor yağmuru 11 Ağustos&#039;u 12&#039;sine bağlayan gece başladı.
NASA, Türkiye&#039;den de gözlemlenebilen meteorlar için saatte yaklaşık 100 meteor beklediğini açıklamıştı.&quot;Perseid meteor yağmuru&quot; Bolu&#039;nun Gerede ilçesindeki Seviller Yaylası&#039;nda da gözlemlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k03UuZDUZ0m2drxrwh2kiQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Perseid, meteor, yağmuru, eşsiz, görüntüleri, ortaya, çıkardı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k03UuZDUZ0m2drxrwh2kiQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Perseid meteor yağmuru eşsiz görüntüleri ortaya çıkardı"><p>Her yıl Ağustos ayında Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru, bu yıl da geceyi aydınlattı. Manisa'daki Sardes Antik Kenti'nden yakalanan görüntüler eşsiz manzaralara sahne oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2GsKG7ItC0Kv9Tf2OXwNIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Manisa'nın Salihli ilçesinde bulunan ve her yıl binlerce turistin ziyaretine uğrayan Sardes Antik Kenti, yılın en önemli gökyüzü olaylarından biri olan perseid meteor yağmuruyla beraber eşsiz görüntülere sahne oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RnM8h31yP0qoLzxqu1cEmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şehrin ışıklarından uzak bir noktada bulunması nedeniyle astrofotoğraf meraklılarının da ilgisini çeken Sardes Antik Kenti'ndeki Artemis Tapınağı ve Gymnasium, samanyolu galaksisi ve perseid meteor yağmurunun buluşma noktası oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0_XxcL02KESLgLqPLyP17Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının bıraktığı partiküllerin her yıl ağustos ayında dünya atmosferine girmesiyle oluşan perseid meteor yağmuru bu adı gökyüzünde görünür saçılma noktası Perseus Takımyıldızı'na denk geldiği için alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5fYPbJXMtEyI2X2GKAUVFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CHiEIAjumUiqkf1sM7Grcw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4oMOCV7cIEehzDLEjsfKug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RTGS3rzhbkydLtu9uoJwlA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wwoT26tJkUa-G4mTmfILXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/315ShiG5K0q8PBYBTzYSoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Perseid meteor yağmuru 11 Ağustos'u 12'sine bağlayan gece başladı.
NASA, Türkiye'den de gözlemlenebilen meteorlar için saatte yaklaşık 100 meteor beklediğini açıklamıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W9egt7KSnE22D7zNFlImyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>"Perseid meteor yağmuru" Bolu'nun Gerede ilçesindeki Seviller Yaylası'nda da gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nqhZXH5bZ0uUX2_zBrKMvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YBv7HR7WXEiZ3kjPGPK8gQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LOFYrlHRhEyMFWMAc4d3Bw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın sonu geldiğinde bu 5 ülke ayakta kalacak! İşte kimsenin bilmediği kaçış noktası</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-sonu-geldiginde-bu-5-ulke-ayakta-kalacak-iste-kimsenin-bilmedigi-kacis-noktasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-sonu-geldiginde-bu-5-ulke-ayakta-kalacak-iste-kimsenin-bilmedigi-kacis-noktasi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde nüfusun artması, küresel ısınma, salgın hastalıklar gibi insan uygarlığının çöküşünü hızlandırabilecek birçok faktör yıllardır konuşuluyor. Bilim insanları son yaptıkları araştırmalarda olası bir kıyamet senaryosunda bile ayakta durmayı başarabilecek ülkeleri sıraladı.Bilim insanları dünyanın sonunun yakın olduğunu ortaya koyan yeni bir araştırma yayınladı. Ortaya çıkan sonuç herkesi şaşırttı.Bilim insanları yıllardır küresel bir çöküş yaşanması halinde nerelere kaçılabileceği konusunda büyük çaplı ve ciddi araştırmalar yapıyor. Bilim insanları, dünyanın küresel çöküşü durumunda sığınabilecek en güvenli ülkeleri belirledi.Bu ülkeler arasında, Yeni Zelanda, İzlanda, İngiltere ve İrlanda ile Avustralya&#039;nın Tazmanya eyaleti yer alıyor. Yeni Zelanda jeotermal ve hidroelektrik enerjiye, bol tarım arazisine ve düşük nüfus yoğunluğuna sahip olması nedeniyle bu listede ilk sırada yer aldı.Araştırmacılar, birbirine karmaşık ağlarla bağlı enerji temelli küresel ekonominin neden olduğu çevresel hasar nedeniyle insan uygarlığının “tehlikeli bir durumda” olduğunu söyledi. Uzmanlar şiddetli bir finansal kriz, küresel ısınmanın etkileri, doğanın tahribatı, Covid-19&#039;dan daha kötü bir pandemi veya bunların bir kombinasyonunun küresel bir çöküşün ortaya çıkabileceğini belirtti.Hangi ülkelerin böyle bir çöküşe karşı daha dirençli olacağını değerlendirmek için ülkeler, nüfusları için gıda yetiştirme, sınırlarını istenmeyen kitlesel göçlerden koruma, elektrik şebekeleri ve bazı üretim yeteneklerine göre sıralandı. Ilıman bölgelerdeki ve çoğunlukla düşük nüfus yoğunluğuna sahip adalar ilk sırayı aldı.Bununla birlikte bilim insanları, çalışmalarının dayanıklılığı artırmak için ülkelerin iyileştirmesi gereken faktörleri vurguladığını söyledi.Ekonomik verimliliğe değer veren küreselleşmiş bir toplumun dayanıklılığa zarar verdiğini ve gıda ve diğer hayati sektörlerde yedek kapasitenin bulunması gerektiğini söyledi.Sustainability dergisinde yayınlanan çalışmada, milyarderlerin kıyamete hazırlık olarak Yeni Zelanda&#039;da sığınaklar için arazi satın aldıkları bildirildi. İngiltere&#039;deki Anglia Ruskin Üniversitesi Küresel Sürdürülebilirlik Enstitüsü&#039;nden Prof. Dr. Aled Jones, “Yeni Zelanda&#039;nın listemizde olmasına şaşırmadık. Sınırları kolayca korunabileceği ve iklimin ılıman olduğu bölgelerin en güvenli yerler olduğu sonucuna vardık. Dolayısıyla, geriye dönüp bakıldığında, üzerlerinde büyük adaların listede başı çektiği oldukça açık” dedi.
İNGİLTERE&#039;NİN LİSTEDE OLMASI ŞAŞIRTICI
Jones sözlerine şöyle devam etti:“İngiltere&#039;nin olası bir felakete karşı güçlü çıkması bizi oldukça şaşırttı. Ülke, yoğun bir nüfusa ve geleneksel olarak dış kaynaklı üretime sahip. Şu anda kendi yiyeceğinin yalnızca yüzde 50&#039;sini üretiyor. Ancak şoklara dayanma potansiyeli var.”Araştırmanın yazarları, aynı zamanda çevresel yıkım, sınırlı kaynaklar ve nüfus artışı nedeniyle dünyanın geleceğinin büyük bir tehdit altında vurguladı.
&quot;CANKURTARAN SANDALLARI&quot;Diğer taraftan araştırmacılar, &quot;korkunç toplumsal çöküşlerden etkilenmeyen” ve bu nedenle nüfuslarını önemli ölçüde koruyabilen yerleri &quot;cankurtaran sandalları&quot; olarak tanımlandı.
&quot;TÜM FELAKETLERİN AYNI ANDA YAŞANMAMASI İÇİN BİR NEDEN YOK&quot;Jones, “Büyük küresel gıda kayıpları, bir finansal kriz ve bir pandemi son yıllarda art arda meydana geldi. Bunlar aynı anda gerçekleşmediği için şanslıyız. Ancak, tüm bunların aynı yıl gerçekleşmemesi için gerçek bir neden yok” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8fOcBUQ27ky2z5EwDBEwWA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, sonu, geldiğinde, ülke, ayakta, kalacak, İşte, kimsenin, bilmediği, kaçış, noktası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8fOcBUQ27ky2z5EwDBEwWA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın sonu geldiğinde bu 5 ülke ayakta kalacak! İşte kimsenin bilmediği kaçış noktası"><p>Dünya genelinde nüfusun artması, küresel ısınma, salgın hastalıklar gibi insan uygarlığının çöküşünü hızlandırabilecek birçok faktör yıllardır konuşuluyor. Bilim insanları son yaptıkları araştırmalarda olası bir kıyamet senaryosunda bile ayakta durmayı başarabilecek ülkeleri sıraladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xScXNGZUH0Cre9Nnemx5KA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları dünyanın sonunun yakın olduğunu ortaya koyan yeni bir araştırma yayınladı. Ortaya çıkan sonuç herkesi şaşırttı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/L6E_WGxILkyGegOXb_8ezA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları yıllardır küresel bir çöküş yaşanması halinde nerelere kaçılabileceği konusunda büyük çaplı ve ciddi araştırmalar yapıyor. Bilim insanları, dünyanın küresel çöküşü durumunda sığınabilecek en güvenli ülkeleri belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/buDehMje5kiQlay3M9K-HQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu ülkeler arasında, Yeni Zelanda, İzlanda, İngiltere ve İrlanda ile Avustralya'nın Tazmanya eyaleti yer alıyor. Yeni Zelanda jeotermal ve hidroelektrik enerjiye, bol tarım arazisine ve düşük nüfus yoğunluğuna sahip olması nedeniyle bu listede ilk sırada yer aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7V1Pf9UU1UaypxtfXLbDZw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, birbirine karmaşık ağlarla bağlı enerji temelli küresel ekonominin neden olduğu çevresel hasar nedeniyle insan uygarlığının “tehlikeli bir durumda” olduğunu söyledi. Uzmanlar şiddetli bir finansal kriz, küresel ısınmanın etkileri, doğanın tahribatı, Covid-19'dan daha kötü bir pandemi veya bunların bir kombinasyonunun küresel bir çöküşün ortaya çıkabileceğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/q56hCaqc9EC88keIgYzhMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hangi ülkelerin böyle bir çöküşe karşı daha dirençli olacağını değerlendirmek için ülkeler, nüfusları için gıda yetiştirme, sınırlarını istenmeyen kitlesel göçlerden koruma, elektrik şebekeleri ve bazı üretim yeteneklerine göre sıralandı. Ilıman bölgelerdeki ve çoğunlukla düşük nüfus yoğunluğuna sahip adalar ilk sırayı aldı.Bununla birlikte bilim insanları, çalışmalarının dayanıklılığı artırmak için ülkelerin iyileştirmesi gereken faktörleri vurguladığını söyledi.Ekonomik verimliliğe değer veren küreselleşmiş bir toplumun dayanıklılığa zarar verdiğini ve gıda ve diğer hayati sektörlerde yedek kapasitenin bulunması gerektiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4ee14uBsdUCu3mupFNfpuA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sustainability dergisinde yayınlanan çalışmada, milyarderlerin kıyamete hazırlık olarak Yeni Zelanda'da sığınaklar için arazi satın aldıkları bildirildi. İngiltere'deki Anglia Ruskin Üniversitesi Küresel Sürdürülebilirlik Enstitüsü'nden Prof. Dr. Aled Jones, “Yeni Zelanda'nın listemizde olmasına şaşırmadık. Sınırları kolayca korunabileceği ve iklimin ılıman olduğu bölgelerin en güvenli yerler olduğu sonucuna vardık. Dolayısıyla, geriye dönüp bakıldığında, üzerlerinde büyük adaların listede başı çektiği oldukça açık” dedi.
İNGİLTERE'NİN LİSTEDE OLMASI ŞAŞIRTICI
Jones sözlerine şöyle devam etti:“İngiltere'nin olası bir felakete karşı güçlü çıkması bizi oldukça şaşırttı. Ülke, yoğun bir nüfusa ve geleneksel olarak dış kaynaklı üretime sahip. Şu anda kendi yiyeceğinin yalnızca yüzde 50'sini üretiyor. Ancak şoklara dayanma potansiyeli var.”</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLzOs_ouwkiA7zPh5T7zZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın yazarları, aynı zamanda çevresel yıkım, sınırlı kaynaklar ve nüfus artışı nedeniyle dünyanın geleceğinin büyük bir tehdit altında vurguladı.
"CANKURTARAN SANDALLARI"Diğer taraftan araştırmacılar, "korkunç toplumsal çöküşlerden etkilenmeyen” ve bu nedenle nüfuslarını önemli ölçüde koruyabilen yerleri "cankurtaran sandalları" olarak tanımlandı.
"TÜM FELAKETLERİN AYNI ANDA YAŞANMAMASI İÇİN BİR NEDEN YOK"Jones, “Büyük küresel gıda kayıpları, bir finansal kriz ve bir pandemi son yıllarda art arda meydana geldi. Bunlar aynı anda gerçekleşmediği için şanslıyız. Ancak, tüm bunların aynı yıl gerçekleşmemesi için gerçek bir neden yok” diye konuştu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mark Zuckerberg eşinin heykelini yaptırdı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mark-zuckerberg-esinin-heykelini-yaptirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mark-zuckerberg-esinin-heykelini-yaptirdi</guid>
<description><![CDATA[ Meta&#039;nın kurucusu Mark Zuckerberg sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla gündeme geldi. Milyarder, eşi Priscilla&#039;nın heykelini yaptırdı.Facebook, WhatsApp ve Instagram&#039;ın çatı şirketi Meta CEO&#039;su Mark Zuckerberg, eşinin heykelini yaptırdı.Sık sık servetiyle adından söz ettiren 40 yaşındaki milyarder, sosyal medya hesabında heykelinin yanında poz veren eşini paylaştı.Sanat eseri, Daniel Arsham tarafından yapıldı ve üç çocuk annesi Chan&#039;i rüzgarda savrulan gümüş bir giysi içinde tasvir ediyor.
Zuckerberg, &quot;Eşinin heykelini yapma geleneğini geri getiriyoruz&quot; notunu düştü.Chan de heykelini &quot;Beni asla özlemeyeceksin&quot; notuyla paylaştı.Çift, 2003 yılında Harvard&#039;da okurken bir partide tanıştı. 2012de dünayevine giren çifti Maxima, August ve Aurelia adında üç kız çocuğu bulunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v5MF-uPK4kuK3NQKZjG0kg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mark, Zuckerberg, eşinin, heykelini, yaptırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v5MF-uPK4kuK3NQKZjG0kg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mark Zuckerberg eşinin heykelini yaptırdı"><p>Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla gündeme geldi. Milyarder, eşi Priscilla'nın heykelini yaptırdı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IB-Z4Vper02BIxJWdrr4vg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Facebook, WhatsApp ve Instagram'ın çatı şirketi Meta CEO'su Mark Zuckerberg, eşinin heykelini yaptırdı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tnmVg7qeb0yz1SKQWUt75A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sık sık servetiyle adından söz ettiren 40 yaşındaki milyarder, sosyal medya hesabında heykelinin yanında poz veren eşini paylaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AM3wMmFnXUKfgk73h5Atyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sanat eseri, Daniel Arsham tarafından yapıldı ve üç çocuk annesi Chan'i rüzgarda savrulan gümüş bir giysi içinde tasvir ediyor.
Zuckerberg, "Eşinin heykelini yapma geleneğini geri getiriyoruz" notunu düştü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kFvFkAUbFUG6oqZILTwgTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chan de heykelini "Beni asla özlemeyeceksin" notuyla paylaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BkaQds0HEkyZNkWHmEj6VQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çift, 2003 yılında Harvard'da okurken bir partide tanıştı. 2012de dünayevine giren çifti Maxima, August ve Aurelia adında üç kız çocuğu bulunuyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA, Ay için zaman sistemi geliştiriyor: Ay&amp;apos;da saat kaç?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-ay-icin-zaman-sistemi-gelistiriyor-ayda-saat-kac</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-ay-icin-zaman-sistemi-gelistiriyor-ayda-saat-kac</guid>
<description><![CDATA[ NASA, Ay&#039;da kullanılacak standart bir zaman sistemi üzerinde çalışıyor. Koordineli Ay Zamanı (LTC), gelecekteki keşifler için kritik olacak ve güneş sisteminin diğer bölgelerine de uygulanabilecek.NASA, Nisan ayında yayınlanan Beyaz Saray politika direktifinin ardından Ay gezegeni için standart bir zaman sistemi yaratmaya çalışıyor.
Ajansın Uzay İletişim ve Navigasyon (SCaN) programı, gelecekteki Ay keşifleri için çok önemli olacak ve potansiyel olarak güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerine ölçeklendirilebilecek Koordineli Ay Zamanı (LTC) geliştirmek için bu girişime öncülük ediyor.Mevcut analizler Ay&#039;ın yüzeyindeki atomik saatlerin Dünya&#039;ya kıyasla mikrosaniyenin daha hızlı işlediğini gösteriyor.
Ancak bu saatlerin Ay&#039;daki tam konumları henüz belirlenmemiştir.
Önerilen Ay zamanı standardı, Dünya&#039;nın Koordineli Evrensel Zamanının (UTC) hesaplanmasına benzer şekilde, Ay&#039;a yerleştirilen atom saatlerinin ağırlıklı ortalamasına dayanacak.
NASA Genel Merkezi&#039;nde Ay konumu, navigasyon, zamanlama ve standartlar sorumlusu Cheryl Gramling, görünüşte küçük olan bu zaman farklarının önemini, &quot;Işık hızında hareket eden bir şey için 56 mikrosaniye, yaklaşık 168 futbol sahası mesafesini kat etmek için yeterli bir zamandır.&quot; diye açıklamıştır.Bu zaman farklılığı, uygun şekilde hesaba katılmazsa Ay görevleri için önemli konumlandırma hatalarına yol açabilir.
NASA&#039;nın Artemis misyonu Ay&#039;da ve çevresinde sürekli bir varlık oluşturmayı amaçladığından, LTC&#039;nin kurulması gelecekteki Ay kaşiflerinin güvenliği ve başarısı için kritik öneme sahiptir.Ay rölesi geliştirme navigasyon lideri Dr. Ben Ashman, ticari uzay faaliyetleri genişledikçe ve daha fazla ülke Ay&#039;da aktif hale geldikçe zaman standardizasyonuna duyulan ihtiyacın arttığını vurguladı.
Ajansın uzay iletişim operasyonlarını ve navigasyonunu denetleyen NASA&#039;nın SCaN programı, bu ay zaman standardının uygulanmasında kilit bir rol oynayacak.Program şu anda Yakın Uzay Ağı ve Derin Uzay Ağı aracılığıyla 100&#039;den fazla NASA ve NASA dışı görevi desteklemektedir.
Ajans bu hedef doğrultusunda çalışırken, araştırmacılar Ay zamanını belirlemek için en uygun matematiksel modelleri araştırıyor.LTC&#039;nin geliştirilmesi sadece Ay görevleri için çok önemli değil, aynı zamanda Mars&#039;ın ve güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerinin gelecekteki uzun süreli keşifleri için de bir basamak görevi görmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hqxR9RCe90aWSRVDvfOmDg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, için, zaman, sistemi, geliştiriyor:, Ayda, saat, kaç</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hqxR9RCe90aWSRVDvfOmDg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA, Ay için zaman sistemi geliştiriyor: Ay'da saat kaç?"><p>NASA, Ay'da kullanılacak standart bir zaman sistemi üzerinde çalışıyor. Koordineli Ay Zamanı (LTC), gelecekteki keşifler için kritik olacak ve güneş sisteminin diğer bölgelerine de uygulanabilecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BhdsDT5OJUaohzdVLo1_zA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA, Nisan ayında yayınlanan Beyaz Saray politika direktifinin ardından Ay gezegeni için standart bir zaman sistemi yaratmaya çalışıyor.
Ajansın Uzay İletişim ve Navigasyon (SCaN) programı, gelecekteki Ay keşifleri için çok önemli olacak ve potansiyel olarak güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerine ölçeklendirilebilecek Koordineli Ay Zamanı (LTC) geliştirmek için bu girişime öncülük ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lra4ZlMJzEC_Xrhw23gZ0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mevcut analizler Ay'ın yüzeyindeki atomik saatlerin Dünya'ya kıyasla mikrosaniyenin daha hızlı işlediğini gösteriyor.
Ancak bu saatlerin Ay'daki tam konumları henüz belirlenmemiştir.
Önerilen Ay zamanı standardı, Dünya'nın Koordineli Evrensel Zamanının (UTC) hesaplanmasına benzer şekilde, Ay'a yerleştirilen atom saatlerinin ağırlıklı ortalamasına dayanacak.
NASA Genel Merkezi'nde Ay konumu, navigasyon, zamanlama ve standartlar sorumlusu Cheryl Gramling, görünüşte küçük olan bu zaman farklarının önemini, "Işık hızında hareket eden bir şey için 56 mikrosaniye, yaklaşık 168 futbol sahası mesafesini kat etmek için yeterli bir zamandır." diye açıklamıştır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PdAjBWkmjESv8F6FXF8cqw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu zaman farklılığı, uygun şekilde hesaba katılmazsa Ay görevleri için önemli konumlandırma hatalarına yol açabilir.
NASA'nın Artemis misyonu Ay'da ve çevresinde sürekli bir varlık oluşturmayı amaçladığından, LTC'nin kurulması gelecekteki Ay kaşiflerinin güvenliği ve başarısı için kritik öneme sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xLDpqHmnpkqWKShFZk4DMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay rölesi geliştirme navigasyon lideri Dr. Ben Ashman, ticari uzay faaliyetleri genişledikçe ve daha fazla ülke Ay'da aktif hale geldikçe zaman standardizasyonuna duyulan ihtiyacın arttığını vurguladı.
Ajansın uzay iletişim operasyonlarını ve navigasyonunu denetleyen NASA'nın SCaN programı, bu ay zaman standardının uygulanmasında kilit bir rol oynayacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ItOCVoltjUCyNcDds3DEKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Program şu anda Yakın Uzay Ağı ve Derin Uzay Ağı aracılığıyla 100'den fazla NASA ve NASA dışı görevi desteklemektedir.
Ajans bu hedef doğrultusunda çalışırken, araştırmacılar Ay zamanını belirlemek için en uygun matematiksel modelleri araştırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WpPAGp_NmEe0Zi-Ogb7ZWw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>LTC'nin geliştirilmesi sadece Ay görevleri için çok önemli değil, aynı zamanda Mars'ın ve güneş sistemimizdeki diğer gök cisimlerinin gelecekteki uzun süreli keşifleri için de bir basamak görevi görmektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Duyanlar şaşkına dönüyor: İki kez doğan mucize bebek!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/duyanlar-saskina-doenuyor-iki-kez-dogan-mucize-bebek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/duyanlar-saskina-doenuyor-iki-kez-dogan-mucize-bebek</guid>
<description><![CDATA[ Bir anne oğlunun nadir görülen bir hastalıkla geçirdiği inanılmaz yolculuğu paylaştı. 23 yaşındaki anne oğlunun mucizevi bir şekilde &quot;iki kez doğduğunu söyledi.23 yaşındaki Lisa Coffee, mucizevi bir şekilde oğlunun iki kez doğma hikayesini paylaştı. Luca isimli bebeğinin, bir kez altı aylıkken ve bir kez de neredeyse dokuz aylıkken doğmuş olduğunu açıkladığında bütün dikkatleri üzerine çekti.Lisa’nın hamileliğinin erken dönemlerinde, Luca’ya omurga ve omurilikte bozukluğa yol açan spina bifida teşhisi kondu. Uzmanlar, Luca’nın 27. haftada (altı aylıkken) annesinin rahminden çıkarılmasına ve bir operasyon geçirmesine karar verdi.Operasyonun ardından Luca tekrar anne karnına yerleştirildi ve hamilelik 38. haftaya kadar devam etti.Luca doğduktan sonra Neonatal Yoğun Bakım Ünitesi&#039;nde (NICU) sekiz gün kaldı. Ancak, ailesine Luca’nın yürüyemeyeceği bildirildi. Yenidoğan, beyin ve omuriliğindeki hasarı onarmak için birçok ameliyat geçirdi. Şu an bir yaşında olan Luca, fizik tedavi seanslarıyla ilerleme kaydediyor.Lisa Coffee, &quot;Beyinciği (serebellum) iyileşmeye devam ediyor,&quot; dedi. &quot;Beyninde biraz sıvı var, ancak stabil kaldı, bu yüzden bir drenaj takılmasına gerek kalmadı. Ameliyat ona bir gün yürüme şansı verdiği için son derece minnettarım.&quot; diye konuştu.Sipina bifida, gelişim sırasında omurga ve omuriliğin normal şekilde oluşmamasıyla ortaya çıkıyor. Luca’nın tedavi süreci ve ilerlemesi, ailesine umut veriyor. Bir sonraki MR muayenesi ise Luca iki yaşına geldiğinde yapılacak. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8xTI8lvnkWD57FUipfOcg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Duyanlar, şaşkına, dönüyor:, İki, kez, doğan, mucize, bebek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K8xTI8lvnkWD57FUipfOcg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Duyanlar şaşkına dönüyor: İki kez doğan mucize bebek!"><p>Bir anne oğlunun nadir görülen bir hastalıkla geçirdiği inanılmaz yolculuğu paylaştı. 23 yaşındaki anne oğlunun mucizevi bir şekilde "iki kez doğduğunu söyledi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ryC7dYQQu0eJlDK-IX0RQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>23 yaşındaki Lisa Coffee, mucizevi bir şekilde oğlunun iki kez doğma hikayesini paylaştı. Luca isimli bebeğinin, bir kez altı aylıkken ve bir kez de neredeyse dokuz aylıkken doğmuş olduğunu açıkladığında bütün dikkatleri üzerine çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yOQFkenJM06tsVtBZ4CZWw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lisa’nın hamileliğinin erken dönemlerinde, Luca’ya omurga ve omurilikte bozukluğa yol açan spina bifida teşhisi kondu. Uzmanlar, Luca’nın 27. haftada (altı aylıkken) annesinin rahminden çıkarılmasına ve bir operasyon geçirmesine karar verdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i0wvCk92Gki1zWlGTA7F-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Operasyonun ardından Luca tekrar anne karnına yerleştirildi ve hamilelik 38. haftaya kadar devam etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8kLnrH9dmEK8yluxvVNjBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Luca doğduktan sonra Neonatal Yoğun Bakım Ünitesi'nde (NICU) sekiz gün kaldı. Ancak, ailesine Luca’nın yürüyemeyeceği bildirildi. Yenidoğan, beyin ve omuriliğindeki hasarı onarmak için birçok ameliyat geçirdi. Şu an bir yaşında olan Luca, fizik tedavi seanslarıyla ilerleme kaydediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kbAF6mq9rEecHso9snetuQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lisa Coffee, "Beyinciği (serebellum) iyileşmeye devam ediyor," dedi. "Beyninde biraz sıvı var, ancak stabil kaldı, bu yüzden bir drenaj takılmasına gerek kalmadı. Ameliyat ona bir gün yürüme şansı verdiği için son derece minnettarım." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YesOXpNVn0u6cMqon-vgQg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sipina bifida, gelişim sırasında omurga ve omuriliğin normal şekilde oluşmamasıyla ortaya çıkıyor. Luca’nın tedavi süreci ve ilerlemesi, ailesine umut veriyor. Bir sonraki MR muayenesi ise Luca iki yaşına geldiğinde yapılacak.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en büyük adasından gelen sismik sinyalin gizemi belli oldu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-buyuk-adasindan-gelen-sismik-sinyalin-gizemi-belli-oldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-buyuk-adasindan-gelen-sismik-sinyalin-gizemi-belli-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, geçen yıl eylül ayında dünyanın dört bir yanındaki sensörler tarafından kaydedilen sismik sinyalin Grönland&#039;daki tsunami sonucu oluştuğunu tespit etti.BBC&#039;nin haberine göre, bilim insanları Danimarka Donanması&#039;nın iş birliğinde 2023&#039;te 9 gün süren sismik gizemli sinyali inceledi.  Sismik verileri kullanan bilim insanları, sinyalin kaynağının Grönland’ın doğusundaki Dickson Fiyordu olduğunu belirledi. Bunun üzerine uydu görüntüleri ve tsunami öncesi çekilen fiyordun fotoğrafları dahil olmak üzere birçok veri karşılaştırıldı. SEBEBİ MEGA TSUNAMİ  Sonuçta bilim insanları, Dickson Fiyordu’nda 1200 metre yükseklikteki bir dağın zirvesinde bulunan bir yamaçtan eriyen buzulun çökmesi sonucu oluşan devasa heyelanın 9 gün boyunca &quot;Dünya&#039;yı sallayan&quot; tsunamiyi tetiklediği sonucuna ulaştı.  Araştırmada, heyelan nedeniyle 200 metre yüksekliğinde devasa bir dalga meydana geldiği, oluşan bu &quot;mega tsunami&quot;nin dar fiyortta sıkışarak ileri geri gidip gelmesi ile &quot;gizemli&quot; sismik sinyalin oluştuğu kanaatine varıldı.  Bilim insanları, iklim değişikliği etkisiyle Grönland dağlarını destekleyen buzulların erimesinin benzer heyelanları sıklaştırdığını düşünüyor.  Araştırmanın sonuçları Science dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S_tPQQvQl0aX3lsodgLsMQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, büyük, adasından, gelen, sismik, sinyalin, gizemi, belli, oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S_tPQQvQl0aX3lsodgLsMQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en büyük adasından gelen sismik sinyalin gizemi belli oldu"><p>Bilim insanları, geçen yıl eylül ayında dünyanın dört bir yanındaki sensörler tarafından kaydedilen sismik sinyalin Grönland'daki tsunami sonucu oluştuğunu tespit etti.</p><p>BBC'nin haberine göre, bilim insanları Danimarka Donanması'nın iş birliğinde 2023'te 9 gün süren sismik gizemli sinyali inceledi.  Sismik verileri kullanan bilim insanları, sinyalin kaynağının Grönland’ın doğusundaki Dickson Fiyordu olduğunu belirledi. Bunun üzerine uydu görüntüleri ve tsunami öncesi çekilen fiyordun fotoğrafları dahil olmak üzere birçok veri karşılaştırıldı. </p><p><strong>SEBEBİ MEGA TSUNAMİ </strong> </p><p>Sonuçta bilim insanları, Dickson Fiyordu’nda 1200 metre yükseklikteki bir dağın zirvesinde bulunan bir yamaçtan eriyen buzulun çökmesi sonucu oluşan devasa heyelanın 9 gün boyunca "Dünya'yı sallayan" tsunamiyi tetiklediği sonucuna ulaştı.  Araştırmada, heyelan nedeniyle 200 metre yüksekliğinde devasa bir dalga meydana geldiği, oluşan bu "mega tsunami"nin dar fiyortta sıkışarak ileri geri gidip gelmesi ile "gizemli" sismik sinyalin oluştuğu kanaatine varıldı.  Bilim insanları, iklim değişikliği etkisiyle Grönland dağlarını destekleyen buzulların erimesinin benzer heyelanları sıklaştırdığını düşünüyor.  Araştırmanın sonuçları Science dergisinde yayımlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Umutsuzluğun Sıcak Küveti&amp;quot;: İçine giren her şeyi anında öldürüyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/umutsuzlugun-sicak-kuveti-icine-giren-her-seyi-aninda-oelduruyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/umutsuzlugun-sicak-kuveti-icine-giren-her-seyi-aninda-oelduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları genişliği 30 metreyi bulan &quot;dipsiz&quot; bir gölet keşfetti. Aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfür içeren zehirli bir karışımdan oluşan bu birikinti, içine giren çoğu canlı için ölümcül. Araştırmacılar, göletin kıyılarının sıcak sularında yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldu.  Bilim insanları, hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor. Çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de dünyanın en ölümcül sularından olan Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Meksik Körfezi&#039;nin derinliklerinde gizlenmeye devam ediyor...&quot;Umutsuzluğun Sıcak Küveti&quot; olarak adlandırılan tuhaf yapı çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de o kadar ölümcüldür ki, içine giren hemen hemen her şey anında ölür.
Genişliği 30 metreyi bulan &quot;dipsiz&quot; gölet, yalnızca bir avuç canlının yaşayabileceği, aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfürden oluşan zehirli bir karışım içeriyor.Su birikintisi 2015 yılında keşfedildiğinde araştırmacılar, kıyılarının sıcak sularda yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldular.
Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Ocean Exploration Trust tarafından Meksika Körfezi&#039;nin derinliklerindeki &quot;soğuk sızıntılar&quot; üzerine yapılan bir araştırma sırasında keşfedildi.
Bu birikinti havuzu, Meksika Körfezi&#039;nin bin metre derinliğinde yer alıyor.Hercules isimli uzaktan kumandalı bir araç kullanan araştırmacılar, deniz tabanından üç metre yüksekte, çoğunlukla minerallerden ve canlı midyelerden oluşan bir alan buldu.
Araştırmacılar, numune almak için ekipmanlarını bu birikinti içinde 19 metreden derine uzatmalarına rağmen, asla dibi bulamadılar.Havuza &quot;Umutsuzluğun Sıcak Küveti&quot; adının verilme nedeni içine giren canlılar için ölümcül olması.
İçerisindeki tuzlu su, çevredeki alandan çok daha sıcak olup 19 dereceye kadar ısınıyor ve içine giren büyük canlılar için ölümcül olabiliyor.Araştırmacılar, tuzlu suda korunmuş çok sayıda yengeç ve eklembacaklının cesedini tespit etti.
Cesetlerin bir kısmı o kadar uzun süre suda kalmıştı ki, üzerleri büyük kaya tuzu kristalleri de dahil olmak üzere mineral birikintilerinden oluşan bir tabaka ile kaplanmıştı.
Araştırmacılar hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor.
Hayvanlar bu &quot;mezarlık&quot; içerisinde sonsuza dek korunuyorlar, temelde burada mumyalanıyorlar.Gezegenin bu tuhaf, düşmanca bölgelerini çevreleyen ekosistemler, yaşama dair bilimsel anlayışımız açısından hayati önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4sm2FSuSpUieSa8j1Sb3Ew.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Umutsuzluğun, Sıcak, Küveti:, İçine, giren, her, şeyi, anında, öldürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4sm2FSuSpUieSa8j1Sb3Ew.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="" umutsuzlu s k giren her an><p>Bilim insanları genişliği 30 metreyi bulan "dipsiz" bir gölet keşfetti. Aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfür içeren zehirli bir karışımdan oluşan bu birikinti, içine giren çoğu canlı için ölümcül. Araştırmacılar, göletin kıyılarının sıcak sularında yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldu.  Bilim insanları, hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor. Çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de dünyanın en ölümcül sularından olan Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Meksik Körfezi'nin derinliklerinde gizlenmeye devam ediyor...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O4Bczmls90SFcLm92Lu94g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>"Umutsuzluğun Sıcak Küveti" olarak adlandırılan tuhaf yapı çıplak gözle bakıldığında bulanık bir su birikintisi gibi görünse de o kadar ölümcüldür ki, içine giren hemen hemen her şey anında ölür.
Genişliği 30 metreyi bulan "dipsiz" gölet, yalnızca bir avuç canlının yaşayabileceği, aşırı tuzlu su, metan ve hidrojen sülfürden oluşan zehirli bir karışım içeriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9dGUu0SIsUSGRHbDV3UQqg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su birikintisi 2015 yılında keşfedildiğinde araştırmacılar, kıyılarının sıcak sularda yüzmeye çalışan canlıların cesetleriyle dolu olduğunu buldular.
Umutsuzluğun Sıcak Küveti, Ocean Exploration Trust tarafından Meksika Körfezi'nin derinliklerindeki "soğuk sızıntılar" üzerine yapılan bir araştırma sırasında keşfedildi.
Bu birikinti havuzu, Meksika Körfezi'nin bin metre derinliğinde yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1iQJBbV4eES3bArfGzzfYQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hercules isimli uzaktan kumandalı bir araç kullanan araştırmacılar, deniz tabanından üç metre yüksekte, çoğunlukla minerallerden ve canlı midyelerden oluşan bir alan buldu.
Araştırmacılar, numune almak için ekipmanlarını bu birikinti içinde 19 metreden derine uzatmalarına rağmen, asla dibi bulamadılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u393FNK3PUKj077Tfh3U8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Havuza "Umutsuzluğun Sıcak Küveti" adının verilme nedeni içine giren canlılar için ölümcül olması.
İçerisindeki tuzlu su, çevredeki alandan çok daha sıcak olup 19 dereceye kadar ısınıyor ve içine giren büyük canlılar için ölümcül olabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b83T3EpKEEqAwHuXRobN-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, tuzlu suda korunmuş çok sayıda yengeç ve eklembacaklının cesedini tespit etti.
Cesetlerin bir kısmı o kadar uzun süre suda kalmıştı ki, üzerleri büyük kaya tuzu kristalleri de dahil olmak üzere mineral birikintilerinden oluşan bir tabaka ile kaplanmıştı.
Araştırmacılar hayvanların sadece ölmek için buraya geliyor olabileceğini öne sürüyor.
Hayvanlar bu "mezarlık" içerisinde sonsuza dek korunuyorlar, temelde burada mumyalanıyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yiQWjphKikWGHgW_cgtq6Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gezegenin bu tuhaf, düşmanca bölgelerini çevreleyen ekosistemler, yaşama dair bilimsel anlayışımız açısından hayati önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ESA, Neuraspace uzay trafik yönetim donanımını test ediyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/esa-neuraspace-uzay-trafik-yoenetim-donanimini-test-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/esa-neuraspace-uzay-trafik-yoenetim-donanimini-test-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Portekizli girişim Neuraspace&#039;in uzay trafik yönetimi hizmetlerini test edecek. ESA, Almanya&#039;daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi&#039;nde bu hizmetleri kendi araçlarına entegre ederek yörüngedeki birleşmeleri değerlendirecek.Avrupa Uzay Ajansı, Portekizli girişim Neuraspace tarafından sunulan uzay trafik yönetimi hizmetlerini test etmeye hazırlanıyor.16 Eylül&#039;de açıklanan bir sözleşme kapsamında ESA&#039;nın Uzay Enkaz Ofisi, Almanya&#039;daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi&#039;nde (ESOC) birleşmeleri değerlendirmek için Neuraspace hizmetlerini mevcut araçlarıyla entegre edecek.  ESA&#039;nın Uzay Güvenliği Program Ofisi kıdemli çarpışma önleme analisti Klaus Merz yaptığı açıklamada, Neuraspace sözleşmesinin ESA&#039;nın ticari uzay sektörünü destekleme, uzayda sürdürülebilirliği artırma ve gelecekteki yörünge güvenliğine yenilik getirme konusundaki &quot;güçlü kararlılığını gösterdiğini söyledi.Merz, ESA&#039;nın Uzay Güvenliği Programının modern toplumumuzun kritik bileşenlerini tehdit eden uzaydaki tehlikelere odaklandığını da sözlerine ekledi.Merz&#039;e göre ESA, Neuraspace ve diğerlerinin ticari hizmetlerine güvenerek riskleri azaltmayı ve uzay varlıklarının korunmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.Neuraspace CEO&#039;su Chiara Manfletti ESOC ile yapılacak işbirliği hakkında yaptığı açıklamada, &quot;Bu anlaşma hem kurumsal hem de ticari ihtiyaçlar için mevcut çözümümüzü iyileştirme ve geliştirme fırsatı sağlayacak. Aynı zamanda uzun süredir uzayda faaliyet gösteren önemli bir aktör olarak ESA&#039;nın uzmanlığından ve operasyonel içgörülerinden faydalanmamızı sağlayacak.&quot; dedi.NEURASPACE NEDİR?Neuraspace, uzay aracı operatörleri arasında işbirliğini teşvik etmek için geliştirilen uzay trafiği yönetim platformudur.Şirket, Mart ayında yazılımın ücretsiz bir sürümünü yayınlamıştı.Neuraspace 10 Eylül&#039;de Portekiz Hava Kuvvetleri ile uzayda durumsal farkındalık, gözetleme ve izleme üzerine çalıştığını duyurmuştu.Neuraspace ilk optik teleskopunu Portekiz&#039;in Beja kentindeki bir hava üssünde tanıttı.Teleskobun finansmanı Portekiz&#039;in Kurtarma ve Dayanıklılık Planı kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından sağlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/szVRFScBIEy-ZZnta7BOUA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ESA, Neuraspace, uzay, trafik, yönetim, donanımını, test, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/szVRFScBIEy-ZZnta7BOUA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="ESA, Neuraspace uzay trafik yönetim donanımını test ediyor"><p>Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Portekizli girişim Neuraspace'in uzay trafik yönetimi hizmetlerini test edecek. ESA, Almanya'daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi'nde bu hizmetleri kendi araçlarına entegre ederek yörüngedeki birleşmeleri değerlendirecek.</p><p>Avrupa Uzay Ajansı, Portekizli girişim Neuraspace tarafından sunulan uzay trafik yönetimi hizmetlerini test etmeye hazırlanıyor.</p><p>16 Eylül'de açıklanan bir sözleşme kapsamında ESA'nın Uzay Enkaz Ofisi, Almanya'daki Avrupa Uzay Operasyonları Merkezi'nde (ESOC) birleşmeleri değerlendirmek için Neuraspace hizmetlerini mevcut araçlarıyla entegre edecek.  ESA'nın Uzay Güvenliği Program Ofisi kıdemli çarpışma önleme analisti Klaus Merz yaptığı açıklamada, Neuraspace sözleşmesinin ESA'nın ticari uzay sektörünü destekleme, uzayda sürdürülebilirliği artırma ve gelecekteki yörünge güvenliğine yenilik getirme konusundaki "güçlü kararlılığını gösterdiğini söyledi.</p><p>Merz, ESA'nın Uzay Güvenliği Programının modern toplumumuzun kritik bileşenlerini tehdit eden uzaydaki tehlikelere odaklandığını da sözlerine ekledi.</p><p>Merz'e göre ESA, Neuraspace ve diğerlerinin ticari hizmetlerine güvenerek riskleri azaltmayı ve uzay varlıklarının korunmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.</p><p>Neuraspace CEO'su Chiara Manfletti ESOC ile yapılacak işbirliği hakkında yaptığı açıklamada, "Bu anlaşma hem kurumsal hem de ticari ihtiyaçlar için mevcut çözümümüzü iyileştirme ve geliştirme fırsatı sağlayacak. Aynı zamanda uzun süredir uzayda faaliyet gösteren önemli bir aktör olarak ESA'nın uzmanlığından ve operasyonel içgörülerinden faydalanmamızı sağlayacak." dedi.</p><p><strong>NEURASPACE NEDİR?</strong></p><p>Neuraspace, uzay aracı operatörleri arasında işbirliğini teşvik etmek için geliştirilen uzay trafiği yönetim platformudur.</p><p>Şirket, Mart ayında yazılımın ücretsiz bir sürümünü yayınlamıştı.</p><p>Neuraspace 10 Eylül'de Portekiz Hava Kuvvetleri ile uzayda durumsal farkındalık, gözetleme ve izleme üzerine çalıştığını duyurmuştu.</p><p>Neuraspace ilk optik teleskopunu Portekiz'in Beja kentindeki bir hava üssünde tanıttı.</p><p>Teleskobun finansmanı Portekiz'in Kurtarma ve Dayanıklılık Planı kapsamında Avrupa Komisyonu tarafından sağlandı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mars&amp;apos;ın yüzeyinin altında gizemli yapılar keşfedildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/marsin-yuzeyinin-altinda-gizemli-yapilar-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/marsin-yuzeyinin-altinda-gizemli-yapilar-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi&#039;nde Mars&#039;ın yeni yerçekimi haritasını sundu. Haritada Mars&#039;ın 1100 kilometre derinliğinde büyük ölçekli gizemli yapılar olduğu ve manto süreçlerinin Olympus Mons gibi büyük volkanları etkilediği ortaya koyuldu.Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi&#039;nde Mars&#039;ın yeni yerçekimi haritasını sundu.
Harita, Mars&#039;ın çoktan yok olmuş okyanusunun altında yoğun, büyük ölçekli yapıların varlığını ve manto süreçlerinin Güneş Sistemi&#039;ndeki en büyük yanardağ olan Olympus Mons&#039;u etkilediğini gösteriyor.Mars&#039;ın en genç ve en yüksek volkanı olarak bilinen Olympus Mons&#039;un son patlaması 25 milyon yıl önce olmuştur.
Dünyanın en yüksek dağı Everest ile karşılaştırıldığında 3 kat daha yüksekliği bulunmaktadır.
Yeni harita ve analiz, NASA&#039;nın InSIGHT (Sismik Araştırmalar, Jeodezi ve Isı Taşımacılığı ile İç Keşif) görevi de dahil olmak üzere birçok görevden elde edilen verileri içeriyor.
Ayrıca Mars&#039;ın yörüngesinde dolanan uydulardaki küçük sapmalardan elde edilen veriler de kullanılıyor.JGR: Planets dergisinde gelecek ay yayınlanacak makalenin başyazarı Dr. Bart Root, araştırmalardan çıkan sonuçlardan bazılarının jeolojideki önemli bir kavrama ters düştüğünü belirtti. 
Jeologlar eğilme izostasisi adı verilen bir kavramla çalışıyorlar.
Bu kavram, bir gezegenin dış sert tabakasının büyük ölçekli yükleme ve boşaltmalara nasıl tepki verdiğini ortaya koyuyor.
EĞİLMEZ İZOSTASİSİ NEDİR?
Bu katman litosfer olarak adlandırılır ve kabuk ile mantonun en üst kısmından oluşur.
Ağır bir şey litosfere yüklendiğinde, litosfer buna batarak karşılık verir.Dünya&#039;da Grönland buna iyi bir örnektir; devasa buz tabakası aşağı doğru baskı uygular. Küresel ısınma nedeniyle buz tabakaları eridikçe, Grönland yükselir.
Bu aşağı doğru bükülme, etkisi hafif olsa da, genellikle çevredeki alanlarda bir yükselmeye neden olur.
Yük ne kadar büyükse, aşağı doğru bükülme o kadar belirgin olur, ancak bu litosferin gücüne ve esnekliğine de bağlıdır.
Eğilme izostasisi, buzul geri tepmesi, dağ oluşumu ve tortul havza oluşumunu anlamak için kritik bir fikirdir.Yeni makalenin yazarları, bilim insanlarının Mars&#039;ta eğilme izostasisinin nasıl işlediğini yeniden düşünmeleri gerektiğini söylüyor.
Bunun nedeni Güneş Sistemi&#039;ndeki en büyük volkan olan Olympus Mons ve Tharsis Rise ya da Tharsis Montes adı verilen volkanik bölgenin tamamıdır.
Tharsis Montes, diğer üç devasa kalkan volkanı barındıran geniş bir volkanik bölgedir.
Kuzeyden güneye, volkanlar Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mons&#039;tur.
Bükülme izostasisi, bu devasa bölgenin gezegenin yüzeyini aşağı doğru zorlaması gerektiğini belirtir.Ancak bunun tersi doğrudur. Tharsis Montes, Mars&#039;ın geri kalan yüzeyinden çok daha yüksektir.NASA&#039;nın InSIGHT aracı da bilim insanlarına Mars&#039;ın yerçekimi hakkında çok şey anlattı ve birlikte, araştırmacıları tüm bunların Mars&#039;ta nasıl işlediğini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.
Yazarlar, &quot;Bu, büyük yanardağ ve çevresinin desteğini nasıl anladığımızı yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına geliyor. Yüzeyinin yerçekimi sinyali, gezegeni ince bir kabuk olarak kabul eden bir modele iyi uyuyor.&quot; ifadelerini kullandı.
Araştırma, Mars mantosundaki aktif süreçlerin Tharsis Montes&#039;i yukarı doğru yükselttiğini gösteriyor.Araştırmacılar yaklaşık 1750 kilometre genişliğinde ve 1100 kilometre derinlikte bir yeraltı kütlesi buldular.
Bilim insanları, &quot;Mars&#039;ın katmanının derinliklerinde, muhtemelen mantodan yükselen büyük bir kütle var gibi görünüyor. Bu, Mars&#039;ın içinde hala aktif hareketler olabileceğini ve yüzeyde yeni volkanik şeyler oluşturabileceğini gösteriyor.&quot; diye belirtti.
Bunun Tharsis Montes&#039;in altında yükselen ve tüm kütlenin aşağı doğru basıncına karşı koyacak kadar güçlü bir manto dumanı olduğundan şüpheleniliyor.Araştırmacılar &quot;Bu, jeolojik gelecekte aktif volkanizma oluşturmak için bir duman başının şu anda litosfere doğru yukarı doğru aktığını gösteriyor&quot; diye yazdı.
Mars&#039;ın volkanik olarak ne kadar aktif olduğu konusunda tartışmalar var.
10 MİLYON YIL İÇİNDE YENİDEN YÜZEYE ÇIKIYOR
Gezegende aktif volkanik özellikler olmamasına rağmen, araştırmalar Tharsis bölgesinin yakın jeolojik geçmişte son on milyon yıl içinde yeniden yüzeye çıktığını gösteriyor.Araştırmacılar ayrıca başka yerçekimi anomalileri yani normalinden farklı bozuluklar da buldular.
Mars&#039;ın kuzey kutup düzlüklerinin altında gizemli, yoğun yapılar keşfedildi.
Muhtemelen eski bir deniz yatağında biriken kalın, pürüzsüz bir tortu tabakasının altına gömülü anomaliler çevrelerine göre yaklaşık 300-400 kg/m3 daha yoğundur.
Dr. Root, &quot;Bu yoğun yapılar volkanik kökenli olabileceği gibi eski çarpışmalar nedeniyle sıkışmış malzeme de olabilir. Kuzey kutup başlığını çevreleyen alanda tespit ettiğimiz, biri köpek şekline benzeyen, farklı boyutlarda yaklaşık 20 özellik var. Yüzeyde bunlardan hiçbir iz yok gibi görünüyor. Bununla birlikte, yerçekimi verileri sayesinde Mars&#039;ın kuzey yarımküresinin eski tarihine dair önemli bir bakış açısına sahibiz.&quot; dedi.Bu gizemli yapıları ve g ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/siDktfAp3UG-qrvBxdRvhw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Marsın, yüzeyinin, altında, gizemli, yapılar, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/siDktfAp3UG-qrvBxdRvhw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mars'ın yüzeyinin altında gizemli yapılar keşfedildi"><p>Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi'nde Mars'ın yeni yerçekimi haritasını sundu. Haritada Mars'ın 1100 kilometre derinliğinde büyük ölçekli gizemli yapılar olduğu ve manto süreçlerinin Olympus Mons gibi büyük volkanları etkilediği ortaya koyuldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GMzkVJaWOk6aittKNe1pXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları 2024 Europlanet Bilim Kongresi'nde Mars'ın yeni yerçekimi haritasını sundu.
Harita, Mars'ın çoktan yok olmuş okyanusunun altında yoğun, büyük ölçekli yapıların varlığını ve manto süreçlerinin Güneş Sistemi'ndeki en büyük yanardağ olan Olympus Mons'u etkilediğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xWUi3IU-Y0mrYKbJq2rQIg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mars'ın en genç ve en yüksek volkanı olarak bilinen Olympus Mons'un son patlaması 25 milyon yıl önce olmuştur.
Dünyanın en yüksek dağı Everest ile karşılaştırıldığında 3 kat daha yüksekliği bulunmaktadır.
Yeni harita ve analiz, NASA'nın InSIGHT (Sismik Araştırmalar, Jeodezi ve Isı Taşımacılığı ile İç Keşif) görevi de dahil olmak üzere birçok görevden elde edilen verileri içeriyor.
Ayrıca Mars'ın yörüngesinde dolanan uydulardaki küçük sapmalardan elde edilen veriler de kullanılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WkdPeIHNJ0e6hYqkG3rF6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>JGR: Planets dergisinde gelecek ay yayınlanacak makalenin başyazarı Dr. Bart Root, araştırmalardan çıkan sonuçlardan bazılarının jeolojideki önemli bir kavrama ters düştüğünü belirtti. 
Jeologlar eğilme izostasisi adı verilen bir kavramla çalışıyorlar.
Bu kavram, bir gezegenin dış sert tabakasının büyük ölçekli yükleme ve boşaltmalara nasıl tepki verdiğini ortaya koyuyor.
EĞİLMEZ İZOSTASİSİ NEDİR?
Bu katman litosfer olarak adlandırılır ve kabuk ile mantonun en üst kısmından oluşur.
Ağır bir şey litosfere yüklendiğinde, litosfer buna batarak karşılık verir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/a1bSIh_UZEaz4b4pEL5EAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya'da Grönland buna iyi bir örnektir; devasa buz tabakası aşağı doğru baskı uygular. Küresel ısınma nedeniyle buz tabakaları eridikçe, Grönland yükselir.
Bu aşağı doğru bükülme, etkisi hafif olsa da, genellikle çevredeki alanlarda bir yükselmeye neden olur.
Yük ne kadar büyükse, aşağı doğru bükülme o kadar belirgin olur, ancak bu litosferin gücüne ve esnekliğine de bağlıdır.
Eğilme izostasisi, buzul geri tepmesi, dağ oluşumu ve tortul havza oluşumunu anlamak için kritik bir fikirdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bflW5W2E6kWwLfOUrQ2AnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni makalenin yazarları, bilim insanlarının Mars'ta eğilme izostasisinin nasıl işlediğini yeniden düşünmeleri gerektiğini söylüyor.
Bunun nedeni Güneş Sistemi'ndeki en büyük volkan olan Olympus Mons ve Tharsis Rise ya da Tharsis Montes adı verilen volkanik bölgenin tamamıdır.
Tharsis Montes, diğer üç devasa kalkan volkanı barındıran geniş bir volkanik bölgedir.
Kuzeyden güneye, volkanlar Ascraeus Mons, Pavonis Mons ve Arsia Mons'tur.
Bükülme izostasisi, bu devasa bölgenin gezegenin yüzeyini aşağı doğru zorlaması gerektiğini belirtir.Ancak bunun tersi doğrudur. Tharsis Montes, Mars'ın geri kalan yüzeyinden çok daha yüksektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3Ub0LKIL5kKGVdhZcA3kRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın InSIGHT aracı da bilim insanlarına Mars'ın yerçekimi hakkında çok şey anlattı ve birlikte, araştırmacıları tüm bunların Mars'ta nasıl işlediğini yeniden gözden geçirmeye zorluyor.
Yazarlar, "Bu, büyük yanardağ ve çevresinin desteğini nasıl anladığımızı yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına geliyor. Yüzeyinin yerçekimi sinyali, gezegeni ince bir kabuk olarak kabul eden bir modele iyi uyuyor." ifadelerini kullandı.
Araştırma, Mars mantosundaki aktif süreçlerin Tharsis Montes'i yukarı doğru yükselttiğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iOw7V4-jMUmlfMOG3kesEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar yaklaşık 1750 kilometre genişliğinde ve 1100 kilometre derinlikte bir yeraltı kütlesi buldular.
Bilim insanları, "Mars'ın katmanının derinliklerinde, muhtemelen mantodan yükselen büyük bir kütle var gibi görünüyor. Bu, Mars'ın içinde hala aktif hareketler olabileceğini ve yüzeyde yeni volkanik şeyler oluşturabileceğini gösteriyor." diye belirtti.
Bunun Tharsis Montes'in altında yükselen ve tüm kütlenin aşağı doğru basıncına karşı koyacak kadar güçlü bir manto dumanı olduğundan şüpheleniliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_4SmRFSDlEWUbjIdfc4dGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar "Bu, jeolojik gelecekte aktif volkanizma oluşturmak için bir duman başının şu anda litosfere doğru yukarı doğru aktığını gösteriyor" diye yazdı.
Mars'ın volkanik olarak ne kadar aktif olduğu konusunda tartışmalar var.
10 MİLYON YIL İÇİNDE YENİDEN YÜZEYE ÇIKIYOR
Gezegende aktif volkanik özellikler olmamasına rağmen, araştırmalar Tharsis bölgesinin yakın jeolojik geçmişte son on milyon yıl içinde yeniden yüzeye çıktığını gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GqBz_Sz_XEuy4phQ0gDhaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar ayrıca başka yerçekimi anomalileri yani normalinden farklı bozuluklar da buldular.
Mars'ın kuzey kutup düzlüklerinin altında gizemli, yoğun yapılar keşfedildi.
Muhtemelen eski bir deniz yatağında biriken kalın, pürüzsüz bir tortu tabakasının altına gömülü anomaliler çevrelerine göre yaklaşık 300-400 kg/m3 daha yoğundur.
Dr. Root, "Bu yoğun yapılar volkanik kökenli olabileceği gibi eski çarpışmalar nedeniyle sıkışmış malzeme de olabilir. Kuzey kutup başlığını çevreleyen alanda tespit ettiğimiz, biri köpek şekline benzeyen, farklı boyutlarda yaklaşık 20 özellik var. Yüzeyde bunlardan hiçbir iz yok gibi görünüyor. Bununla birlikte, yerçekimi verileri sayesinde Mars'ın kuzey yarımküresinin eski tarihine dair önemli bir bakış açısına sahibiz." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yvkJoqt-10C6G40AARVhcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu gizemli yapıları ve genel olarak Mars'ın yerçekimini anlamanın tek yolu daha fazla veri elde etmektir.
Root ve meslektaşları gerekli verileri toplayabilecek Mars Kuantum Yerçekimi (MaQuls) görevini yürütüyor.
MaQuls, sırasıyla Ay'ın ve Dünya'nın yerçekimini haritalayan GRAIL (Gravity Recovery and Interior Laboratory) ve GRACE (Gravity Recovery and Climate Experiment) görevlerinde kullanılan aynı teknolojiye dayanmaktadır.
MaQuls birbirini takip eden ve optik bir bağlantıyla birbirine bağlanan iki uydudan oluşacaktır. 
MaQuIs ile yapılacak gözlemler Mars'ın yeraltını daha iyi keşfetmemizi sağlayacaktır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rfEbCWJNvkGmByvkqqd5_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca Dr. Root, "Misyon, gizemli gizli özellikler hakkında daha fazla bilgi edinmemize ve devam eden manto konveksiyonunu incelememize, ayrıca atmosferik mevsimsel değişiklikler ve yeraltı suyu rezervuarlarının tespiti gibi dinamik yüzey süreçlerini anlamamıza yardımcı olacaktır." dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyet yapmadan kilo vermek artık mümkün: Bilim insanlarından mucizevi keşif</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diyet-yapmadan-kilo-vermek-artik-mumkun-bilim-insanlarindan-mucizevi-kesif</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diyet-yapmadan-kilo-vermek-artik-mumkun-bilim-insanlarindan-mucizevi-kesif</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak vücudun metabolizmasını hızlandırabileceklerini keşfetti. Bu keşif, diyet yapmadan daha fazla kalori yakılmasına olanak sağlıyor. Ayrıca araştırmalar obezite ve tip 2 diyabet gibi aşırı kiloyla ilişkili hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünün açılabileceğini belirtti.Bilim insanları, diyet yapmaya gerek kalmadan vücudun daha fazla kalori yakabileceğini keşfetti. 
Nottingham Trent Üniversitesi&#039;ndeki araştırmacılar, PHD2 geninin kahverengi yağ dokusundan çıkarılmasının, vücut metabolizmasının hızlanmasına neden olduğunu ortaya koydu.Nature Communications dergisinde yayınlanan sonuçlar, geni olmayan farelerin, önemli ölçüde daha fazla yemelerine rağmen, PHD2 genine sahip olanlara göre yüzde 60 daha fazla kalori yaktığını gösterdi.
PHD2 NEDİR?
PHD2, kişiyi soğuk havalarda sıcak tutan bir doku türü olan kahverengi yağın düzenlenmesinde kilit rol oynayan bir gendir.
NTU Bilim ve Teknoloji Okulu&#039;nda araştırmacı olan Dr. Zoi Michailidou, bulguların obezite, tip 2 diyabet ve aşırı kiloyla ilişkili diğer hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünü açabileceğini söyledi.
Michailidou, &quot;Genin etkisini azaltmak aşırı kilolar ve tip 2 diyabet arasındaki bağlantıyı koparabilir. Bu bulgular hastalık riski yüksek olan insanlar için çok önemli.&quot; dedi.Dr. Michailidou, henüz erken olmasına ve insanlarda daha fazla araştırma yapılması gerekmesine rağmen, PHD2 genini yağ dokusundan çıkarmanın metabolizmayı artırarak ve sürekli diyet yapmaya gerek kalmadan kilo kaybını sürdürmeye olanak sağlayacağını belirtti.
Bilim insanları, oksijen seviyelerinin deniz seviyesinden daha düşük olduğu zirveler veya dağlar gibi yüksek rakımlarda bulunmanın kişinin metabolizmasını hızlandırabileceğini söyledi.Bu nedenle ekip, araştırmacıların &quot;vücut için bir oksijen sensörü&quot; olarak tanımladıkları PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak bu yüksek irtifa etkisini taklit edip edemeyeceklerini öğrenmek istedi.
Fareler üzerinde yapılan testler, geni olmayanların önemli ölçüde daha fazla yağ ve kalori yaktığını gösterdikten sonra, araştırmacılar PHD2 geninin etkisini daha iyi anlamak için 5.000&#039;den fazla insanın kanını analiz etti.
PHD2 geni tarafından kodlanan PHD2 proteini seviyelerinin daha fazla göbek yağı taşıyanlarda daha yüksek olduğunu buldular.
Ekip ayrıca bu genin diyabet ve tiroid bozuklukları gibi metabolik hastalık riskinde artışla ilişkili olduğunu keşfetti.Dr. Michailidou son olarak şu ifadeleri kullandı:
&quot;Kahverengi yağ, insanlarda soğuk havaya maruz kaldıklarında daha aktif olan özel bir tür kalori yakıcı dokudur. Yağ hücrelerinin oksijeni algılamasını sağlayan bir proteini ortadan kaldırarak, farelerde ve insan hücrelerinde soğuk sıcaklıklara maruz kalmadıklarında bile kalori yakımının gerçekleşebileceğini gösterebildik.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SnDsEn8xvEOZlx04WrQYCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diyet, yapmadan, kilo, vermek, artık, mümkün:, Bilim, insanlarından, mucizevi, keşif</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SnDsEn8xvEOZlx04WrQYCQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Diyet yapmadan kilo vermek artık mümkün: Bilim insanlarından mucizevi keşif"><p>Bilim insanları, PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak vücudun metabolizmasını hızlandırabileceklerini keşfetti. Bu keşif, diyet yapmadan daha fazla kalori yakılmasına olanak sağlıyor. Ayrıca araştırmalar obezite ve tip 2 diyabet gibi aşırı kiloyla ilişkili hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünün açılabileceğini belirtti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OJlEviS73EeQKtWNHnNwew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, diyet yapmaya gerek kalmadan vücudun daha fazla kalori yakabileceğini keşfetti. 
Nottingham Trent Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, PHD2 geninin kahverengi yağ dokusundan çıkarılmasının, vücut metabolizmasının hızlanmasına neden olduğunu ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OOXzFjstPEywCDz0fzSBqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nature Communications dergisinde yayınlanan sonuçlar, geni olmayan farelerin, önemli ölçüde daha fazla yemelerine rağmen, PHD2 genine sahip olanlara göre yüzde 60 daha fazla kalori yaktığını gösterdi.
PHD2 NEDİR?
PHD2, kişiyi soğuk havalarda sıcak tutan bir doku türü olan kahverengi yağın düzenlenmesinde kilit rol oynayan bir gendir.
NTU Bilim ve Teknoloji Okulu'nda araştırmacı olan Dr. Zoi Michailidou, bulguların obezite, tip 2 diyabet ve aşırı kiloyla ilişkili diğer hastalıkların tedavisinde yeni yolların önünü açabileceğini söyledi.
Michailidou, "Genin etkisini azaltmak aşırı kilolar ve tip 2 diyabet arasındaki bağlantıyı koparabilir. Bu bulgular hastalık riski yüksek olan insanlar için çok önemli." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CU1xpqEO20ChC9FAcycszg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Michailidou, henüz erken olmasına ve insanlarda daha fazla araştırma yapılması gerekmesine rağmen, PHD2 genini yağ dokusundan çıkarmanın metabolizmayı artırarak ve sürekli diyet yapmaya gerek kalmadan kilo kaybını sürdürmeye olanak sağlayacağını belirtti.
Bilim insanları, oksijen seviyelerinin deniz seviyesinden daha düşük olduğu zirveler veya dağlar gibi yüksek rakımlarda bulunmanın kişinin metabolizmasını hızlandırabileceğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MZoE4yInDEOSR8d3muDlJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu nedenle ekip, araştırmacıların "vücut için bir oksijen sensörü" olarak tanımladıkları PHD2 genini kahverengi yağ dokusundan çıkararak bu yüksek irtifa etkisini taklit edip edemeyeceklerini öğrenmek istedi.
Fareler üzerinde yapılan testler, geni olmayanların önemli ölçüde daha fazla yağ ve kalori yaktığını gösterdikten sonra, araştırmacılar PHD2 geninin etkisini daha iyi anlamak için 5.000'den fazla insanın kanını analiz etti.
PHD2 geni tarafından kodlanan PHD2 proteini seviyelerinin daha fazla göbek yağı taşıyanlarda daha yüksek olduğunu buldular.
Ekip ayrıca bu genin diyabet ve tiroid bozuklukları gibi metabolik hastalık riskinde artışla ilişkili olduğunu keşfetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/41PoeJTZHUGrsjilDXE8dA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Michailidou son olarak şu ifadeleri kullandı:
"Kahverengi yağ, insanlarda soğuk havaya maruz kaldıklarında daha aktif olan özel bir tür kalori yakıcı dokudur. Yağ hücrelerinin oksijeni algılamasını sağlayan bir proteini ortadan kaldırarak, farelerde ve insan hücrelerinde soğuk sıcaklıklara maruz kalmadıklarında bile kalori yakımının gerçekleşebileceğini gösterebildik."</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın davetsiz misafiri: İkinci bir uyduya ev sahipliği yapacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-davetsiz-misafiri-ikinci-bir-uyduya-ev-sahipligi-yapacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-davetsiz-misafiri-ikinci-bir-uyduya-ev-sahipligi-yapacak</guid>
<description><![CDATA[ Dünya, alışılmadık bir astronomik olaya tanıklık edecek: 2024 PT 5 adlı asteroitin, gezegenimizin atmosferine çarpmak yerine Dünya&#039;nın yörüngesine girerek  &quot;Mini Ay&quot; olarak kalması bekleniyor. Bu ziyaret ile birlikte Dünya’nın kısa bir süre iki uydusu olacak.Dünya, kendisine yaklaşmakta olan bir asteroidin yörüngesine girmeye hazırlanıyor. Yörüngede sıkışacak olan asteroid kısa bir süreliğine &quot;Mini Ay&quot;a dönüşecek ve dünyanın uydusu konumuna gelecek.Gezegene yaklaşan asteroitler bazen atmosfere girmeden uzaklaşıp gidiyor, bazen de Dünya&#039;ya çarparak yanıyor.Fakat bazen gezegenin yörüngesine takılıp kısa süreliğine Ay&#039;a eşlik ediyorlar.NASA&#039;nın fonladığı Asteroit Karasal Etkili Son Uyarı Sistemi (ATLAS) teleskoplarını kullanan gökbilimciler son sınıfta yer alan bir asteroit keşfetti. 2024 PT 5 adı verilen asteroit ,7 Ağustos&#039;ta keşfedildi ve çapı yaklaşık 10 metre olarak ölçüldü.Madrid Complutense Üniversitesi&#039;nden Carlos de la Fuente Marcos ve Raúl de la Fuente Marcos adlı iki gökbilimci, cismin yörüngesini inceledi ve cismin 29 Eylül ile 25 Kasım arasında kısa bir süre Dünya yörüngesinde kalacağı sonucuna vardı.
Daha sonra Güneş&#039;in yörüngesine geri dönecek olan asteroid Güneş Sistemi&#039;ndeki yolculuğuna devam edecek. Başka bir deyişle, Dünya&#039;nın toplam 56.6 gün boyunca iki uydusu olacak.Raúl de la Fuente Marcos, &quot;Yörüngesi Dünya&#039;ya çok benzeyen cisimlerin uzay enkazı olma ihtimali her zaman var,&quot; şeklinde konuştu. Ancak yapılan gözlemlerin, 2024 PT5&#039;in doğallığına şüphe bırakmadığını ekledi.Bununla birlikte, bazı bilim insanları 2024 PT5&#039;in mini uydu olmadığı görüşünde. Mini uyduların Dünya etrafında en az bir tam tur atması gerektiğini ve 2024 PT5&#039;in tam bir yörünge tamamlamadan ayrılacağını belirtiyorlar.Ayrıca, asteroidin Ay&#039;ın bir çarpışmadan kopmuş bir parçası olabileceği öne sürülüyor; ancak bu hipotez kesin olarak doğrulanmış değil.Kasım 2024&#039;te Dünya&#039;nın yörüngesinden ayrılacak olan 2024 PT5&#039;in Ocak 2025&#039;te geri dönmesi bekleniyor. Asteroidin, bu ziyaretinde daha kısa süre kalacağı ve bir sonraki ziyaretinin 2055&#039;te gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. Küçük boyutu ve düşük parlaklığı nedeniyle 2024 PT5&#039;in amatör teleskoplarla gözlemlenmesi zor olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dB_i6d6xqEWYgHCH1Q3VzA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, davetsiz, misafiri:, İkinci, bir, uyduya, sahipliği, yapacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dB_i6d6xqEWYgHCH1Q3VzA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya'nın davetsiz misafiri: İkinci bir uyduya ev sahipliği yapacak"><p>Dünya, alışılmadık bir astronomik olaya tanıklık edecek: 2024 PT 5 adlı asteroitin, gezegenimizin atmosferine çarpmak yerine Dünya'nın yörüngesine girerek  "Mini Ay" olarak kalması bekleniyor. Bu ziyaret ile birlikte Dünya’nın kısa bir süre iki uydusu olacak.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dq3kGFPFQkSOE9ru_9IEMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya, kendisine yaklaşmakta olan bir asteroidin yörüngesine girmeye hazırlanıyor. Yörüngede sıkışacak olan asteroid kısa bir süreliğine "Mini Ay"a dönüşecek ve dünyanın uydusu konumuna gelecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aCM1HI-J-kOHHqbCQjabhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gezegene yaklaşan asteroitler bazen atmosfere girmeden uzaklaşıp gidiyor, bazen de Dünya'ya çarparak yanıyor.Fakat bazen gezegenin yörüngesine takılıp kısa süreliğine Ay'a eşlik ediyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C2U4OzvcjEyI9_C7I2a_aQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA'nın fonladığı Asteroit Karasal Etkili Son Uyarı Sistemi (ATLAS) teleskoplarını kullanan gökbilimciler son sınıfta yer alan bir asteroit keşfetti. 2024 PT 5 adı verilen asteroit ,7 Ağustos'ta keşfedildi ve çapı yaklaşık 10 metre olarak ölçüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Vow2jJ6Kmk2U_V683tQazg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Madrid Complutense Üniversitesi'nden Carlos de la Fuente Marcos ve Raúl de la Fuente Marcos adlı iki gökbilimci, cismin yörüngesini inceledi ve cismin 29 Eylül ile 25 Kasım arasında kısa bir süre Dünya yörüngesinde kalacağı sonucuna vardı.
Daha sonra Güneş'in yörüngesine geri dönecek olan asteroid Güneş Sistemi'ndeki yolculuğuna devam edecek. Başka bir deyişle, Dünya'nın toplam 56.6 gün boyunca iki uydusu olacak.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SYSj22L4NU-NhPxesbO7ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Raúl de la Fuente Marcos, "Yörüngesi Dünya'ya çok benzeyen cisimlerin uzay enkazı olma ihtimali her zaman var," şeklinde konuştu. Ancak yapılan gözlemlerin, 2024 PT5'in doğallığına şüphe bırakmadığını ekledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lxi_Wt2Vi0q0yyeWQnKO_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte, bazı bilim insanları 2024 PT5'in mini uydu olmadığı görüşünde. Mini uyduların Dünya etrafında en az bir tam tur atması gerektiğini ve 2024 PT5'in tam bir yörünge tamamlamadan ayrılacağını belirtiyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rfAB073K3Ui6FCEVfslXUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, asteroidin Ay'ın bir çarpışmadan kopmuş bir parçası olabileceği öne sürülüyor; ancak bu hipotez kesin olarak doğrulanmış değil.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ifwnsorsbk-YfqHhfdfwwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kasım 2024'te Dünya'nın yörüngesinden ayrılacak olan 2024 PT5'in Ocak 2025'te geri dönmesi bekleniyor. Asteroidin, bu ziyaretinde daha kısa süre kalacağı ve bir sonraki ziyaretinin 2055'te gerçekleşebileceği tahmin ediliyor. Küçük boyutu ve düşük parlaklığı nedeniyle 2024 PT5'in amatör teleskoplarla gözlemlenmesi zor olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bir zamanlar Dünya da Satürn gibiymiş!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bir-zamanlar-dunya-da-saturn-gibiymis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bir-zamanlar-dunya-da-saturn-gibiymis</guid>
<description><![CDATA[ Avustralyalı araştırmacılar, Dünya&#039;nın yaklaşık 466 milyon önce Satürn&#039;deki gibi bir halka sistemine sahip olmuş olabileceğini ortaya koydu.Avustralya&#039;daki Monash Üniversitesinde yapılan araştırmada Dünya&#039;nın geçmişini araştırmak üzere meteor kraterleri incelendi.  Araştırmada yaklaşık 466 milyon yıl önce büyük bir asteroidin Dünya&#039;nın sınırlarından geçerken gelgit kuvveti nedeniyle parçalanarak gezegenin etrafında Satürn&#039;deki gibi bir halka sistemi oluşturmuş olabileceği ifade edildi.  Bu halkanın Dünya üzerinde gölge oluşturarak güneş ışığını engellemiş, bunun da küresel soğumaya yol açmış olabileceği belirtildi.  Monash Üniversitesi Yer, Atmosfer ve Çevre Fakültesinden araştırmanın başyazarı Profesör Andy Tomkins, yaptığı açıklamada, &quot;milyonlarca yıl&quot; boyunca bu halkadan gelen malzemenin yavaş yavaş Dünya&#039;ya düştüğünü ve jeolojik kayıtlarda gözlemlenen gök taşı çarpmalarında ani artış yaşandığını bildirdi.  Tomkins, &quot;Bu bulguyu daha da ilgi çekici kılan şey, böyle bir halka sisteminin potansiyel iklim etkileri. Bir halka sisteminin küresel sıcaklıkları etkilemiş olabileceği fikri, Dünya dışı olayların Dünya&#039;nın iklimini nasıl şekillendirmiş olabileceğine dair anlayışımıza yeni bir karmaşıklık ekliyor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P8_3sqcTnUy_6QKVoq4_nQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bir, zamanlar, Dünya, Satürn, gibiymiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P8_3sqcTnUy_6QKVoq4_nQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both&ampv=20240916132008451" class="type:primaryImage" alt="Bir zamanlar Dünya da Satürn gibiymiş!"><p>Avustralyalı araştırmacılar, Dünya'nın yaklaşık 466 milyon önce Satürn'deki gibi bir halka sistemine sahip olmuş olabileceğini ortaya koydu.</p>Avustralya'daki Monash Üniversitesinde yapılan araştırmada Dünya'nın geçmişini araştırmak üzere meteor kraterleri incelendi.  Araştırmada yaklaşık 466 milyon yıl önce büyük bir asteroidin Dünya'nın sınırlarından geçerken gelgit kuvveti nedeniyle parçalanarak gezegenin etrafında Satürn'deki gibi bir halka sistemi oluşturmuş olabileceği ifade edildi.  Bu halkanın Dünya üzerinde gölge oluşturarak güneş ışığını engellemiş, bunun da küresel soğumaya yol açmış olabileceği belirtildi.  Monash Üniversitesi Yer, Atmosfer ve Çevre Fakültesinden araştırmanın başyazarı Profesör Andy Tomkins, yaptığı açıklamada, "milyonlarca yıl" boyunca bu halkadan gelen malzemenin yavaş yavaş Dünya'ya düştüğünü ve jeolojik kayıtlarda gözlemlenen gök taşı çarpmalarında ani artış yaşandığını bildirdi.  Tomkins, "Bu bulguyu daha da ilgi çekici kılan şey, böyle bir halka sisteminin potansiyel iklim etkileri. Bir halka sisteminin küresel sıcaklıkları etkilemiş olabileceği fikri, Dünya dışı olayların Dünya'nın iklimini nasıl şekillendirmiş olabileceğine dair anlayışımıza yeni bir karmaşıklık ekliyor." ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma: İnsan ve köpek göz göze gelince beyinleri senkronize oluyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-insan-ve-koepek-goez-goeze-gelince-beyinleri-senkronize-oluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-insan-ve-koepek-goez-goeze-gelince-beyinleri-senkronize-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, insanlar ve köpeklerin birbirleriyle göz teması kurdukça aralarındaki senkronizasyon gücünün artabileceğini ortaya koydu.Yeni bir araştırmaya göre köpekler ve insanların beyin aktiviteleri, birbirlerinin gözlerine baktıklarında senkronize olabilir.İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimler sırasında, özellikle beynin ön lobundaki nöronların aktivitesinin senkronize olduğu ve bunun da birbirlerine dikkat ettiklerini gösterdiği bilinmektedir.Araştırmacılar, insanlar ve köpekler arasındaki karşılıklı bakışmanın da benzer bir senkronizasyona neden olabileceğini söylüyor.Advanced Science dergisinde yayınlanan yeni çalışmaya göre, evcil hayvanlar ve insanların bağ kurdukça aralarındaki senkronizasyonun daha da güçlenebileceği ortaya koyuldu. BEYİN SİNYALLERİ ANALİZ EDİLDİÇalışma, 10 beagle cinsi köpeği 5 gün boyunca tanımadıkları insanlarla eşleştirdi ve her ikisinden gelen EEG beyin sinyallerini analiz etti.Bilim insanları, insan ile köpek ikilisinin 5 gün boyunca giderek birbirlerine daha fazla aşina olmasıyla aralarındaki senkronizasyonun gücü arttığını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wjrn9mJaC0yNsdQ477g7aA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, İnsan, köpek, göz, göze, gelince, beyinleri, senkronize, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wjrn9mJaC0yNsdQ477g7aA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Araştırma: İnsan ve köpek göz göze gelince beyinleri senkronize oluyor"><p>Araştırmacılar, insanlar ve köpeklerin birbirleriyle göz teması kurdukça aralarındaki senkronizasyon gücünün artabileceğini ortaya koydu.</p><p>Yeni bir araştırmaya göre köpekler ve insanların beyin aktiviteleri, birbirlerinin gözlerine baktıklarında senkronize olabilir.</p><p>İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimler sırasında, özellikle beynin ön lobundaki nöronların aktivitesinin senkronize olduğu ve bunun da birbirlerine dikkat ettiklerini gösterdiği bilinmektedir.</p><p>Araştırmacılar, insanlar ve köpekler arasındaki karşılıklı bakışmanın da benzer bir senkronizasyona neden olabileceğini söylüyor.</p><p><strong>Advanced Science dergisinde yayınlanan yeni çalışmaya göre</strong>, evcil hayvanlar ve insanların bağ kurdukça aralarındaki senkronizasyonun daha da güçlenebileceği ortaya koyuldu. </p><p><strong>BEYİN SİNYALLERİ ANALİZ EDİLDİ</strong></p><p>Çalışma, 10 beagle cinsi köpeği 5 gün boyunca tanımadıkları insanlarla eşleştirdi ve her ikisinden gelen EEG beyin sinyallerini analiz etti.</p><p>Bilim insanları, insan ile köpek ikilisinin 5 gün boyunca giderek birbirlerine daha fazla aşina olmasıyla aralarındaki senkronizasyonun gücü arttığını açıkladı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Galaksi Katili&amp;quot; kara delik: Aç bırakarak öldürüyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/galaksi-katili-kara-delik-ac-birakarak-oelduruyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/galaksi-katili-kara-delik-ac-birakarak-oelduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, kendisini barındıran galaksiyi &quot;açlıktan öldürdüğünü&quot; gözlemledi. James Webb Uzay Teleskobu&#039;ndan elde edilen verilere göre kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek aç bıraktığı ortaya çıktı.James Webb Uzay Teleskobu, &quot;Galaksi Katili&quot; kara delik keşfetti.Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, ev sahibi galaksisini &quot;aç bırakarak&quot; öldürdüğünü gözlemledi.Cambridge Üniversitesi öncülüğündeki uluslararası bir ekip, James Webb Uzay Teleskobu&#039;nu kullanarak, Samanyolu Galaksisi ile aşağı yukarı aynı büyüklükteki bir galaksinin, kara deliğin gerekli yakıtı emmesi nedeniyle artık yeni yıldızlar oluşturamayacağını doğruladı.Veriler, süper kütleli kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek, galaksileri adeta &quot;öldürdüğünü&quot; ortaya koydu.Büyük Patlama’dan iki milyar yıl sonrasında oluşan ve merkezinde süper kütleli bir kara deliğe sahip olan bu galaksi, &quot;sönmüş&quot; bir haldeydi, yani yeni yıldız oluşumu büyük ölçüde durmuştu.Kara deliğin, galaksiden yüksek hızda gaz fırlattığı ve bu durumun yeni yıldız oluşumunu durdurduğu keşfedildi.Araştırma ekibinin ortak lideri Dr. Francesco D’Eugenio, &quot;Önceki gözlemlerimize dayanarak, bu galaksinin yıldız oluşumunu durdurduğunu biliyorduk ve bunun kara delik ile ilişkili olduğunu tahmin ediyorduk. Ancak Webb’e kadar bu ilişkiyi netleştiremedik&quot; dedi.Bu galaksi, resmi adı GS-10578 olan ancak gözlemci bilim insanı Pablo’dan esinlenerek &quot;Pablo’nun Galaksisi&quot; olarak adlandırılan büyük bir galaksi.Yaklaşık olarak Güneş&#039;in 200 milyar katı kütleye sahip olan bu galaksideki yıldızların çoğu, 12,5 ile 11,5 milyar yıl önce oluşmuş.Çalışmanın diğer bir ortak yazarı Profesör Roberto Maiolino, &quot;Evrenin bu kadar erken döneminde bu kadar büyük bir ‘ölü’ galaksi görmek ilginç. Yıldız oluşumunu durduran süreç hızlı gerçekleşmiş olmalı&quot; dedi.Webb Teleskobu ile yapılan gözlemler, galaksinin saniyede bin kilometre hızla büyük miktarda gaz dışarı attığını gösterdi.Bu hız, gazın galaksinin kütle çekiminden kurtulmasını sağlıyor.Ekip, kara deliğin galaksinin dışına büyük miktarda gaz fırlattığını ve bunun da yeni yıldızların oluşumunu engellediğini tespit etti.D’Eugenio, &quot;Bu galaksiyi öldüren kara delik. Galaksiye gerekli olan &quot;gıdayı &quot;keserek yıldız oluşumunu engelliyor.&quot; dedi.Bu yeni keşif, kara deliklerin galaksiler üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koyarken, bilim dünyası kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumunu nasıl durdurduğunu anlamada bir adım daha ileriye gitmiş oldu.Araştırmacılar, Atacama Büyük Milimetre/Milimetrealtı Dizisi (ALMA) ile yapacakları yeni gözlemlerin, galakside hala yıldız oluşumu için gerekli olan gazın gizlenip gizlenmediğini ve süper kütleli kara deliğin galaksi çevresinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu netleştirmesini bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AwI1azuc4E2-V-eA05eZQw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Galaksi, Katili, kara, delik:, Aç, bırakarak, öldürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AwI1azuc4E2-V-eA05eZQw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="" galaksi katili kara delik: a b><p>Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, kendisini barındıran galaksiyi "açlıktan öldürdüğünü" gözlemledi. James Webb Uzay Teleskobu'ndan elde edilen verilere göre kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek aç bıraktığı ortaya çıktı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c_OSguPC5kSOfI-GutpupQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>James Webb Uzay Teleskobu, "Galaksi Katili" kara delik keşfetti.Gökbilimciler süper kütleli bir kara deliğin, ev sahibi galaksisini "aç bırakarak" öldürdüğünü gözlemledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/feGfMNFHRkO4LYmzAf57Sw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cambridge Üniversitesi öncülüğündeki uluslararası bir ekip, James Webb Uzay Teleskobu'nu kullanarak, Samanyolu Galaksisi ile aşağı yukarı aynı büyüklükteki bir galaksinin, kara deliğin gerekli yakıtı emmesi nedeniyle artık yeni yıldızlar oluşturamayacağını doğruladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-QeswYrdCUm_lSCAx070LA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Veriler, süper kütleli kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumu için gerekli olan gazı yok ederek, galaksileri adeta "öldürdüğünü" ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LYXEMS2svUiTIPNjMCD6Cw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Büyük Patlama’dan iki milyar yıl sonrasında oluşan ve merkezinde süper kütleli bir kara deliğe sahip olan bu galaksi, "sönmüş" bir haldeydi, yani yeni yıldız oluşumu büyük ölçüde durmuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HTPQuCEfJ0O-K4YOjL_Rwg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kara deliğin, galaksiden yüksek hızda gaz fırlattığı ve bu durumun yeni yıldız oluşumunu durdurduğu keşfedildi.Araştırma ekibinin ortak lideri Dr. Francesco D’Eugenio, "Önceki gözlemlerimize dayanarak, bu galaksinin yıldız oluşumunu durdurduğunu biliyorduk ve bunun kara delik ile ilişkili olduğunu tahmin ediyorduk. Ancak Webb’e kadar bu ilişkiyi netleştiremedik" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z97Jsr7s8ECnJRWip_zcIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu galaksi, resmi adı GS-10578 olan ancak gözlemci bilim insanı Pablo’dan esinlenerek "Pablo’nun Galaksisi" olarak adlandırılan büyük bir galaksi.Yaklaşık olarak Güneş'in 200 milyar katı kütleye sahip olan bu galaksideki yıldızların çoğu, 12,5 ile 11,5 milyar yıl önce oluşmuş.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TmzFPew1x0KmRCRNrBUnTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın diğer bir ortak yazarı Profesör Roberto Maiolino, "Evrenin bu kadar erken döneminde bu kadar büyük bir ‘ölü’ galaksi görmek ilginç. Yıldız oluşumunu durduran süreç hızlı gerçekleşmiş olmalı" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IXD1WwhcbUul5BRa6ZDN7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Webb Teleskobu ile yapılan gözlemler, galaksinin saniyede bin kilometre hızla büyük miktarda gaz dışarı attığını gösterdi.Bu hız, gazın galaksinin kütle çekiminden kurtulmasını sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8OQb_0fxF0a0dTS3LDSfGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip, kara deliğin galaksinin dışına büyük miktarda gaz fırlattığını ve bunun da yeni yıldızların oluşumunu engellediğini tespit etti.D’Eugenio, "Bu galaksiyi öldüren kara delik. Galaksiye gerekli olan "gıdayı "keserek yıldız oluşumunu engelliyor." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cHu2nkaNJEmzYn-XNKVT-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu yeni keşif, kara deliklerin galaksiler üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koyarken, bilim dünyası kara deliklerin galaksilerde yıldız oluşumunu nasıl durdurduğunu anlamada bir adım daha ileriye gitmiş oldu.Araştırmacılar, Atacama Büyük Milimetre/Milimetrealtı Dizisi (ALMA) ile yapacakları yeni gözlemlerin, galakside hala yıldız oluşumu için gerekli olan gazın gizlenip gizlenmediğini ve süper kütleli kara deliğin galaksi çevresinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu netleştirmesini bekliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sitchin&amp;apos;in Anunnakileri: Nibiru&amp;apos;nun Gizemi ve İnsanlık Tarihindeki Rolü</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sitchinin-anunnakileri-nibirunun-gizemi-ve-insanlik-tarihindeki-rolu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sitchinin-anunnakileri-nibirunun-gizemi-ve-insanlik-tarihindeki-rolu</guid>
<description><![CDATA[ Zecharia Sitchin&#039;in Anunnaki Teorisi: Nibiru&#039;dan Gelen Tanrılar ve Modern İnsanların Yaratılışı, Dünya Dışından Gelen Varlıkların Mitolojik İzleri Zecharia Sitchin&#039;in İlginç Teorileri ve Tarihî Etkileri ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66ea0104d8017.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sitchinin, Anunnakileri:, Nibirunun, Gizemi, İnsanlık, Tarihindeki, Rolü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Rus-Amerikalı yazar Zecharia Sitchin, 1976 yılında yayımladığı The Twelfth Planet (The Onikinci Gezegen) adlı kitabında, Anunnakilerin çok uzak bir gezegen olan Nibiru'dan gelen dünya dışı varlıklar olduklarını iddia etti. Sitchin'in teorisine göre, Anunnakiler yaklaşık 500.000 yıl önce altın aramak amacıyla Dünya'ya gelmişlerdir. Nibiru'nun varlığı ve bu gezegenin Dünya'ya olan etkileri, Sitchin'in öne sürdüğü ana temalardan biridir.</p>
<p></p>
<p>Sitchin'in iddialarına göre, Anunnakiler Homo erectus'un genetik mühendisliğini yaparak modern insanları yaratmıştır. Bu genetik müdahale, Anunnakilerin köle olarak çalıştırabilecekleri bir insan ırkı üretme amacını taşımaktadır. Sitchin'in teorisine göre, Anunnakiler, Antarktika'daki buzulların erimesine ve Nuh Tufanı'na neden olan felaket nedeniyle Dünya'yı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu olaylar, Anunnakilerin Dünya üzerindeki üslerinin yeniden inşa edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Sitchin, Nefilimlerin bu büyük yeniden yapılanma sürecinde daha fazla insana ihtiyaç duyduklarını ve bu nedenle insanlara tarım gibi becerileri öğrettiklerini iddia etmektedir.</p>
<p></p>
<p>Tarihçi Ronald H. Fritze, Sitchin'in görüşlerini eleştirirken, Anunnakilerin eski astronot teorisyenlerinin ileri teknolojiler olmadan imkansız olarak değerlendirdiği piramitler ve diğer anıtsal yapıları inşa ettiklerini belirtmiştir. Sitchin, Anunnakilerin geride insan-uzaylı melezleri bıraktığını ve bu melezlerin bazılarının dünya dışı kökenlerinden habersiz bir şekilde yaşadıklarını öne sürmüştür.</p>
<p></p>
<p>Sitchin, bu mitolojiyi The Stairway to Heaven (1980) ve The Wars of Gods and Men (1985) gibi eserlerinde genişletmiştir. Ayrıca, The End of Days: Armageddon and the Prophecies of the Return (2007) adlı kitabında, Anunnakilerin 2012 yılında, Orta Amerika'nın Uzun Sayım Takvimi'nin sonuna denk bir tarihte Dünya'ya döneceğini öngörmüştür. Bu öngörüler, Sitchin'in çalışmalarının popüler kültürdeki etkilerini ve bu teorilerin nasıl geniş bir ilgi alanı oluşturduğunu göstermektedir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilyeli Kalemin Doğuşu: Bíró’nun Devrim Yaratan İcadı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilyeli-kalemin-dogusu-bironun-devrim-yaratan-icadi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilyeli-kalemin-dogusu-bironun-devrim-yaratan-icadi</guid>
<description><![CDATA[ 1930&#039;ların başında, Macar bir mucit olan László József Bíró, hayatın içinde yer alan basit bir gözlemle devrim niteliğinde bir icadın ilk adımını attı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e53442bc7f0.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilyeli, Kalemin, Doğuşu:, Bíró’nun, Devrim, Yaratan, İcadı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bíró, çocukların bir su birikintisinde misketlerle oynarken bıraktıkları izleri fark etti. Bu gözlem ona önemli bir fikir verdi: Yazı yazmak için neden top şeklinde bir metal uç kullanmıyoruz? İşte bu fikir, günümüzde kullandığımız bilyeli kalemin doğuşuna ilham kaynağı oldu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>László Bíró, bu devrimsel fikrini kimyager kardeşi György Bíró ile paylaştı. Kardeşiyle birlikte, mürekkebin kurumasını önleyen, serbestçe dönen küçük bir bilye mekanizmasına dayalı bir kalem tasarımı üzerinde çalışmaya başladılar. Sayısız deneme ve araştırmanın ardından, mükemmel kombinasyonu buldular: viskoz, çabuk kuruyan bir mürekkep ve bu mürekkebin düzgün akmasını sağlayan bilyeli uç. Bu yeni tasarım, mürekkebin akışını düzenli bir şekilde kontrol ederek, pürüzsüz bir yazı deneyimi sağlıyordu.</p>
<p></p>
<p>İlk Adımlar: Patent ve Sunum</p>
<p></p>
<p>Bíró kardeşler, bu icatlarını 1931'de Budapeşte Uluslararası Fuarı’nda tanıttılar ve 1938'de kalemin patentini aldılar. Ancak, bu noktada kalemin ticari başarısı henüz gerçekleşmedi. 2. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle birlikte kardeşler, Arjantin'e göç etti. Orada bir garajda küçük çaplı üretim yapmaya başladılar. Başlangıçta yüksek üretim maliyetleri ve ürünün bilinmemesi nedeniyle satışlar düşük kalsa da, havacılık sektöründen gelen talep işleri değiştirdi.</p>
<p></p>
<p>İngiliz Hava Kuvvetleri, uçuş esnasında tükenmez mürekkepli kalemlerin akma sorunu yaşamadığını fark etti. Bu özellik, bilyeli kalemi özellikle pilotlar için cazip hale getirdi ve böylece Bíró’nun icadı, geniş çapta kabul gördü. Bu anlaşma, kalemin küresel başarısına giden yolu açtı.</p>
<p></p>
<p>BIC Cristal: Bir Küresel Fenomen</p>
<p></p>
<p>Bíró’nun icadı, 1950’lerin başında BIC şirketinin dikkatini çekti. BIC, bu sade ve etkili kalemin büyük bir ticari potansiyele sahip olduğunu fark etti. 1953 yılında, BIC Cristal adlı kalemi piyasaya sürdüler. Kalemin basit tasarımı, dayanıklılığı ve uygun fiyatı, onu kısa sürede dünya çapında popüler hale getirdi. BIC Cristal, dünya genelinde sadece birkaç yıl içinde milyonlarca satıldı ve bugüne kadar 100 milyardan fazla üretildi.</p>
<p></p>
<p>BIC Cristal, mükemmel bir ergonomiye sahip olması, mürekkebin hızlı kuruması ve akmadan yazma özelliği ile hem iş dünyasında hem de eğitimde vazgeçilmez hale geldi. Günümüzde her gün 20 milyondan fazla BIC Cristal satılmakta olup, bu kalem tüm zamanların en çok satan yazı aracı olma unvanını korumaktadır.</p>
<p></p>
<p>Bir Kültürel İkon Olarak Bilyeli Kalem</p>
<p></p>
<p>Bilyeli kalem, sadece bir yazı aracı olmanın ötesinde, günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Okullarda, ofislerde ve iş yerlerinde, basit ama etkili yapısıyla geniş bir kullanıcı kitlesine hitap etmeye devam ediyor. BIC Cristal’in ergonomik yapısı ve uzun süreli kullanımı, onu büyük firmaların, öğrencilerin ve profesyonel yazarların bir numaralı tercihi haline getirdi.</p>
<p></p>
<p>László Bíró’nun basit bir gözlemden yola çıkarak yaptığı bu buluş, modern yazı kültürünün temel taşlarından biri oldu. Her ne kadar ilk yıllarında çeşitli zorluklarla karşılaşmış olsalar da, Bíró kardeşlerin vizyonu, onların tarihe adlarını yazdırmasını sağladı.</p>
<p></p>
<p>Sonuç</p>
<p></p>
<p>1930’lu yıllarda ortaya çıkan bilyeli kalem, yazı dünyasında devrim yarattı. László Bíró’nun çığır açan bu icadı, mürekkep akma sorununu ortadan kaldırarak yazı yazma sürecini daha pratik ve erişilebilir hale getirdi. Bu basit ama etkili tasarım, BIC şirketinin desteğiyle dünya çapında yayıldı ve günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası oldu. Bugün, bilyeli kalem sadece bir yazı aracı değil, aynı zamanda yaratıcılığın ve buluşların insanlar üzerindeki etkisinin de bir simgesi haline gelmiştir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pentagon&amp;apos;dan UFO raporu: ABD uzaylıları veya UFO teknolojisini halktan saklamıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/pentagondan-ufo-raporu-abd-uzaylilari-veya-ufo-teknolojisini-halktan-saklamiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/pentagondan-ufo-raporu-abd-uzaylilari-veya-ufo-teknolojisini-halktan-saklamiyor</guid>
<description><![CDATA[ Savunma Bakanlığı, hükümetin tersine mühendislik teknolojisine ilişkin rapor ve iddiaları &#039;yanlış&#039; olarak nitelendiren bir rapor yayınladı ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/abd-uzaylilari-veya-ufo-teknolojisini-halktan-saklamiyor-124452-20240309.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Pentagondan, UFO, raporu:, ABD, uzaylıları, veya, UFO, teknolojisini, halktan, saklamıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf:  Science History Images

 

Asopress - Savunma Bakanlığı'nın bir raporuna göre ABD uzaylı teknolojisini ya da dünya dışı varlıkları halktan gizlemiyor.

 

Pentagon, 2022 yılında "anormal, tanımlanamayan uzay, hava, su altı ve transmedya nesneleri" dahil olmak üzere tehditleri tespit etmek üzere kurulan bir hükümet ofisi olan All-Domain Anomaly Resolution Office (AARO) tarafından yürütülen bir soruşturmanın bulgularını cuma günü yayınladı.

 

Guardian’da yer alan habere göre, raporda uzaylı teknolojisi ve dünya dışı varlıklarla ilgili popüler kültür inançlarına da değinildi. Raporda, Popüler kültürde yaygın bir tema olan “ABD hükümetinin dünya dışı birçok uzay aracını ve biyolojik kalıntıları ele geçirdiği, ele geçirilen teknolojiyi tersine çevirmek için bir program veya programlar yürüttüğü ve 1940'lardan bu yana bu çabayı ABD kongresinden ve Amerikan halkından gizlemek için komplo kurduğu” yönünde bir inancın olduğu belirtildi.

 

"Televizyon programlarının, kitapların, filmlerin ve çok sayıda internet ve sosyal medya içeriğinin çoğalması, büyük olasılıkla bu konudaki kamuoyu tartışmalarını etkilemiş ve nüfusun bazı kesimlerinde bu inançları güçlendirmiştir."

"ABD hükümetinin ilgili tüm hassas programlarına tam erişim hakkı verilen" AARO araştırmacıları, 1945'ten bu yana tüm resmi hükümet soruşturmalarını inceledi. Rapora göre, müfettişler gizli ve gizli olmayan arşivleri araştırdı, yaklaşık 30 görüşme gerçekleştirdi. Kontrollü ve özel erişimli programların gözetiminden sorumlu istihbarat topluluğu ve savunma bakanlığı yetkilileriyle işbirliği yaptı.

Rapora göre, AARO "herhangi bir ABD hükümeti soruşturmasının, akademik destekli araştırmanın veya resmi inceleme panelinin bir UAP [açıklanamayan anormal fenomen] gözleminin dünya dışı teknolojiyi temsil ettiğini doğruladığına dair hiçbir kanıt" bulamadı.

Rapor, sensörlerin ve görsel gözlemlerin kusurlu olduğunu, vakaların büyük çoğunluğunun eyleme geçirilebilir verilerden yoksun olduğunu ve mevcut verilerin sınırlı ya da düşük kaliteli olduğunu da ekledi. Raporda ayrıca bu tür programlar için kaynakların ve personelin büyük ölçüde düzensiz ve dağınık olduğu ve raporların büyük çoğunluğunun "neredeyse kesinlikle" yanlış tanımlamanın sonucu olduğu belirtildi.

Ayrıca raporda "ABD hükümetinin ve özel şirketlerin dünya dışı teknolojiyi tersine mühendislikle geliştirdiği iddiaları için ampirik bir kanıt" bulunamamıştır.

Raporda, ABD hükümetinin uzaylı teknolojisinin tersine mühendisliğini yaptığı yönündeki rapor ve iddialara da değinilerek şöyle denildi "AARO, bugüne kadar varolan tüm bilgilere dayanarak, dünya dışı teknolojinin tersine mühendisliğine dahil olduğu veya bununla ilgili olduğu iddia edilen belirli kişileri, bilinen yerleri, teknolojik testleri ve belgeleri içeren iddiaların doğru olmadığını tespit etmiştir."

 

Geçtiğimiz Temmuz ayında eski bir ABD istihbarat yetkilisi, ABD hükümetinin düşen UFO'lar üzerinde tersine mühendislik yapmaya çalışan "on yıllarca süren" gizli bir UFO programı yürüttüğünü iddia etmişti. Bir savunma bakanlığı ajansında 2023 yılına kadar açıklanamayan anormal fenomenlerin (UAP) analizini yöneten David Grusch, kongredeki duruşmasında Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesine "insan olmayan" varlıkların bulunduğunu iddia etti.

Rapor, vardığı sonuçlara rağmen, hükümetin bir noktada uzaylı teknolojisini tersine mühendislikle geliştirmek için bir program düşündüğünü ortaya koydu. Kona Blue adı verilen program, İç Güvenlik Bakanlığı'na önerilmiş ve ABD hükümetinin uzaylı teknolojisini gizlediğine inanan kişiler tarafından desteklenmiştir.

"Bu öneri DHS'de ilk etapta bir miktar ilgi gördü, öyle ki bu programı desteklemek için resmi olarak 35 Prospektif Özel Erişim Programı (PSAP) talep edildi, ancak sonunda DHS liderliği tarafından liyakatten yoksun olduğu için reddedildi" denilen raporda, programın destekçilerinin iddialarını desteklemek için hiçbir zaman ampirik kanıt sunmadıkları belirtildi.

Raporda, AARO müfettişlerinin ABD şirketlerinin "dünya dışı teknolojiye sahip olduklarına" dair hiçbir kanıt bulamadıkları ve eski bir askeri yetkilinin dünya dışı bir uzay aracına dokunduğunu iddia eden bir görüşmecinin iddiasının "doğru olmadığı belirtildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Laboratuvarda ilk kez oluşturulan fil kök hücreleri mamutları geri getirmeyi hedefliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/laboratuvarda-ilk-kez-olusturulan-fil-koek-hucreleri-mamutlari-geri-getirmeyi-hedefliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/laboratuvarda-ilk-kez-olusturulan-fil-koek-hucreleri-mamutlari-geri-getirmeyi-hedefliyor</guid>
<description><![CDATA[ Soyu tükenmiş soydaşına tıpatıp benzeyen bir mamut melezi yaratmayı hedefleyen bir grup bilim insanının yürüttüğü çalışmada önemli bir yol alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/laboratuvarda-ilk-kez-olusturulan-fil-kok-hucreleri-mamutlari-geri-getirmeyi-hedefliyor-181332-20240311.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Laboratuvarda, ilk, kez, oluşturulan, fil, kök, hücreleri, mamutları, geri, getirmeyi, hedefliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

Asopress - Günlük yaşamımızda, Dünya'da daha önce var olan yaşamın birçok dönemine dair sürekli hatırlatıcılar bulunmaktadır.

 

390 milyon yıl önce sıra dışı ağaçların yetiştiği bilinen en eski fosilleşmiş orman gibi, kayalar ve toprak bizden önceki çağlara ait yaşama dair kanıtları muhafaza etmektedir.

Fosiller, binlerce yıl boyunca var olan ve zaman içinde yok olan yaşam çeşitliliğini gözler önüne sererken, mezarlar da yüzyıllar önce hayal bile edilemeyecek zorluklarla yaşamış insanların hikayelerini anlatır.

Nesli tükenmiş canlıları hayata döndürmek imkânsız gibi görünse de, bilim insanları belki de çok uzak olmayan bir gelecekte geri dönüşü mümkün kılabilecek buluşlara imza atıyor.

 

GELECEĞE DÖNÜŞ

Genetik mühendisliği, Dünya üzerinde 4.000 yıldır dolaşmayan bir dev olan yünlü mamutun yeniden yaşatmayı vadeden iddialı bir planı gerçekleştirmeye doğru bir adım daha kaydetti.

CNN’den Ashley Strickland’ın haberine göre, soyu tükenmiş soydaşına tıpatıp benzeyen bir mamut melezi yaratmayı hedefleyen Dallas merkezli Colossal Biosciences firması bünyesinde bir grup bilim insanının yürüttüğü çalışmada önemli bir yol alındı. Çalışma bir Asya filinden alınan hücrelerin laboratuvar ortamından yeniden programlanması olarak ifade edildi. Bu tür, yünlü mamutun yaşayan en yakın akrabasıdır.

Çalışmanın arkasındaki şirket Colossal Biosciences, Nature dergisine verdiği demeçte, kuzey beyaz gergedanı (Ceratotherium simum cottoni) gibi tehdit altındaki türler de dahil olmak üzere çeşitli memelilerin hücrelerinden uyarılmış pluripotent kök hücreler yapılmış olmasına rağmen, fil hücrelerinin yeniden programlanmasının özellikle zor olduğunu söyledi.

Araştırmacılar, fillerin deri hücrelerini embriyonik benzeri bir duruma geri döndürmek için diğer türlerde kullanılan yöntemleri birleştirerek başarılı oldular. Bilim insanları, oluşturdukları dört hücre hattını, mamutları geri getirmenin ilk adımı olan yünlü mamuta çok benzer bir şey elde etmek için bir Asya filinin genomunu değiştirmek için gereken genetik ayarlamaları test etmek için kullanmayı planladıklarını söylüyorlar

Modifiye edilmiş hücreler, sonunda melez mamutun yünlü bir kürk yetiştirmesine ve Kuzey Kutbu'nda hayatta kalmak için gereken diğer özellikleri geliştirmesine yardımcı olmak için kullanılabilir.

Proje ekibi, yünlü mamutun yeniden canlandırılmasının, dünya ısındıkça risk altında olan hassas Kuzey Kutbu tundrasının eski haline dönmesine yardımcı olabileceğine inanıyor.

 

Haber Merkezi

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni araştırmalar evrenimizde karanlık madde olmadığını gösteriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-arastirmalar-evrenimizde-karanlik-madde-olmadigini-goesteriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-arastirmalar-evrenimizde-karanlik-madde-olmadigini-goesteriyor</guid>
<description><![CDATA[ The Astrophysical Journal&#039;da yayınlanan bir çalışma, aslında karanlık maddeye evrende  olmadığını göstererek mevcut evren modeline meydan okuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/yeni-arastirmalar-evrenimizde-karanlik-madde-olmadigini-gosteriyor-013815-20240316.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, araştırmalar, evrenimizde, karanlık, madde, olmadığını, gösteriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: NSF / D. Berry

 

Asopress - Evrenin yapısına ilişkin mevcut teorik model, onun normal madde, karanlık enerji ve karanlık maddeden oluştuğu yönündedir. Ottawa Üniversitesi'nde yapılan yeni bir çalışma buna meydan okuyor.

Kozmolojide "karanlık madde" terimi, ışıkla ya da elektromanyetik alanla etkileşime girmeyen ya da yalnızca kütleçekim kuvvetiyle açıklanabilen her şeyi tanımlar. Onu göremiyoruz, neyden yapıldığını da bilmiyoruz ama galaksilerin, gezegenlerin ve yıldızların nasıl davrandığını anlamamıza yardımcı oluyor.

Fen Fakültesi'nde fizik profesörü olan Rajendra Gupta, bu sonuca ulaşmak için değişken bağlantı sabitleri (CCC) ve "yorgun ışık" (TL) teorilerinin bir kombinasyonunu (CCC+TL modeli) kullandı.

Bu model, doğa kuvvetlerinin uzay-zaman içinde nasıl azaldığı ve ışığın uzun bir mesafe kat ettiğinde enerji kaybettiği ile ilgili iki fikri birleştiriyor. Bu model test edilmiş ve galaksilerin nasıl yayıldıklarının ve erken evrenden gelen ışığın nasıl dönüştüğünün anlaşılması gibi çeşitli gözlemlerle örtüştüğü görülmüştür.

Bu keşif, evrenin kabaca %27'sinin karanlık maddeden ve %5'inden azının sıradan maddeden oluştuğunu, geri kalanının ise karanlık enerji olduğunu öne süren hakim anlayışa meydan okuyor.

 

EVRENDE KARANLIK MADDE VARLIĞINA DUYULAN İHTİYACIN SORGULANMASI

Rajendra Gupta, "Çalışmanın bulguları, evrenin yaşının 26,7 milyar yıl olduğuna ilişkin önceki çalışmamız evrenin var olmak için karanlık maddeye ihtiyaç duymadığını keşfetmemizi sağladığını doğruluyor" diye açıklıyor.

"Standart kozmolojide, evrenin hızlanan genişlemesinin karanlık enerjiden kaynaklandığı söylenir, ancak aslında karanlık enerjiden değil, genişledikçe güç kaybetmekte olan çevre kuvvetlerinden kaynaklanmaktadır."

"Kırmızıya kayma" ışığın spektrumun kırmızı kısmına doğru kayması anlamına gelir. Araştırmacı, düşük kırmızıya kaymalarda galaksilerin dağılımı ve yüksek kırmızıya kaymalarda literatürdeki ses ufkunun açısal boyutuyla ilgili son makalelerden elde edilen verileri analiz etti.

Rajendra Gupta, " Karanlık maddenin varlığını sorgulayan birkaç makale var, ancak benim bildiğim kadarıyla, doğrulamak için zamanımız olan temel evrenbilimsel gözlemlerle tutarlı olmakla birlikte karanlık maddenin varlığını ortadan kaldıran ilk makale benimkidir" diyor.

Evrende karanlık maddeye duyulan ihtiyacı sorgulayan ve yeni bir evren modeli için kanıt sağlayan bu çalışma, evrenin temel özelliklerini keşfetmek için yeni yollar açıyor.

 

Asopress / phys

 

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>‘Büyük yer değiştirme teorisi’ nedir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/buyuk-yer-degistirme-teorisi-nedir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/buyuk-yer-degistirme-teorisi-nedir</guid>
<description><![CDATA[ Kökenleri 19. yüzyılın başlarına kadar uzanan &quot;büyük yer değiştirme teorisi&quot;, Yahudilerin ve bazı Avrupalı elitlerin, beyaz Amerikalıları ve Avrupalıları, başta Asyalılar ve Afrikalılar olmak üzere Avrupa kökenli olmayan insanlarla değiştirmek için komplo kurduklarını iddia etmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/buyuk-yer-degistirme-teorisi-nedir-164057-20240316.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>‘Büyük, yer, değiştirme, teorisi’, nedir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Pixabay

 

Asopress - 1892'de İngiliz-Avustralyalı yazar ve politikacı Charles Pearson, beyazların "uyandıklarında kendilerini aşağılanmış, itilip kakılmış ve hatta belki de bir kenara itilmiş olarak bulacakları" uyarısında bulundu. O dönemde Avrupa'ya yönelik yoğun göçmen akını bu korkuların bazılarını besledi ve "beyazların yok olma kaygısı" ile sonuçlandı. Bu durum ABD'de 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında göçü hedef alan politikalara yol açmıştır.

Zaman içinde beyazların korkularını körükleyen bir dizi yanlış fikir bu komplonun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Fransa'da antisemitik bir hareketin lideri olan gazeteci Édouard Drumont, 19. yüzyılın sonlarında Yahudilerin Fransız kültürünü nasıl yok edeceğini kurgulayan makaleler yazmıştır. 1909 yılında İtalyan şair ve Benito Mussolini'nin destekçisi Filippo Tommaso Marinetti, savaş ve faşizmin dünya için tek çare olduğunu savundu. Faşizm, o zaman da şimdi de beyazların egemenliğini sağlamak için çalıştı.

Bunu, " yetersiz " olduğu düşünülen Siyahların, akıl hastalarının ve diğer marjinal grupların zorla kısırlaştırılmasını destekleyen  ırkçı bir teori olan öjeni hareketi izledi.

Birleşik Devletler hükümetinin devrilmesine ilişkin kurgusal bir fütüristik anlatım olan 1978 tarihli "( The Turner Diaries) Turner Günlükleri" adlı kitap da beyaz milliyetçi fikirlere destek verdi.

Bunlar bir araya geldiğinde, çok çeşitli beyaz üstünlükçü, yabancı düşmanı ve göçmen karşıtı komplo teorilerini kendine çeken küresel bir hareket ortaya çıktı. Bu teoriler ilk olarak Fransız Renaud Camus'nün 2010 tarihli "Büyük Yer Değiştirme" adlı kitabında detaylandırılmıştır.

Camus, etnik Fransızların ve beyaz Avrupalıların fiziksel, kültürel ve siyasi olarak beyaz olmayanlar tarafından değiştirilmekte olduğunu savunmuştur. Liberal göç politikalarının ve beyaz doğum oranlarındaki dramatik düşüşün Avrupa medeniyetini ve geleneklerini tehdit ettiğine inanıyordu.

 

BU KOMPLO TEORİSİ NEDEN ÖNEMLİ?

Bu yanlış fikirler, ABD ve Avrupa'nın bazı bölgelerinde terör saldırılarına, devlet şiddetine ve propaganda kampanyalarına katkıda bulunan beyaz ırkın üstünlüğünü savunan görüşlerin yayılmasına neden oldu.

11 Ağustos 2017'de Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde düzenlenen "Sağı Birleştir" mitinginde beyaz milliyetçiler "Yerimizi alamayacaksınız" ve "Yahudiler yerimizi alamayacak" sloganları attı. 2019 baharında Belçikalı siyasetçi Dries Van Langenhove sosyal medyada defalarca ""Yerimizden ediliyoruz"" paylaşımında bulundu.

Son yıllarda, beyaz olmayan göçmenler yabancı düşmanlığının hedefi haline geldi. Özellikle Meksika'dan gelen göçmenler, Amerikan şehirlerine suç faaliyetleri getirmekle suçlanıyor. Göçmenler ayrıca ABD'ye uyuşturucu kaçakçılığı yapmakla da suçlanmaktadır. Gerçek şu ki, göçmenler ABD'de doğanlara kıyasla çok daha az suç işlemektedir.

 

TEORİNİN ETKİSİ VE NEFRETİN YAYILMASI

Yirmi yıldan kısa bir süre içinde teori, Fransız nüfusunun %60'ının bazı yönlerine inandığı önemli bir fikir haline geldi. Anket sonuçlarına göre, bu kişiler yerlerinin değiştirilebileceği konusunda endişeli ya da en azından kaygılı. İngiltere ve ABD'de ankete katılanların yaklaşık üçte biri beyazların yerini sistematik olarak beyaz olmayan göçmenlerin aldığına inanıyor. ABD'de bazıları bunun sonucunda Amerika'nın kültürünü ve kimliğini kaybedebileceğinden korkuyor.

 

Komplo teorilerinin farkında olmak ve nefrete karşı durmak, toplumların aşırı yabancı düşmanlığı, ırkçı söylemler, beyaz üstünlüğünün yükselişi ve masum insanların mağduriyetiyle başa çıkmasına yardımcı olabilir.

 

Asopress / phys

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dune: Arrakis&amp;apos;in iklimi bize yaşanabilir ötegezegenler hakkında ne söyleyebilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dune-arrakisin-iklimi-bize-yasanabilir-oetegezegenler-hakkinda-ne-soeyleyebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dune-arrakisin-iklimi-bize-yasanabilir-oetegezegenler-hakkinda-ne-soeyleyebilir</guid>
<description><![CDATA[ Frank Herbert&#039;in Dune&#039;u, merkezinde çevresel bir mesaj barındıran epik bir bilimkurgu hikayesidir. Roman, çeşitli karakterlerin daha yeşil bir dünyaya dönüştürmeyi hayal ettiği çöl gezegeni Arrakis&#039;te geçiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dune-arrakisin-iklimi-bize-yasanabilir-otegezegen-arayisi-hakkinda-ne-soyleyebilir-210719-20240317.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dune:, Arrakisin, iklimi, bize, yaşanabilir, ötegezegenler, hakkında, söyleyebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Warner Bros

 

Asopress - Araştırmacılar hava tahminlerinde kullanılanlara benzer bir bilgisayar programı olan iklim modelini kullanarak Arrakis'i inceleyip araştırdı. Herbert'in iklim modellerinin varlığından çok önce yarattığı dünyanın oldukça doğru olduğunu ve misafirperver olmasa bile yaşanabilir olduğunu gördü.

Ancak, Arrakis her zaman bir çöl değildi. Dune efsanesine göre, eski bir felaket çölleşmesine neden olana kadar gezegenin %91'i bir zamanlar okyanuslarla kaplıydı. Geriye kalan su, Arrakis'e getirilen istilacı bir tür olan kum alabalığı tarafından daha da yok edildi. Bu alabalıklar çoğaldı ve sıvıyı yeraltının derinliklerindeki boşluklara taşıdı, bu da gezegenin giderek daha kurak hale gelmesine yol açtı.

Arrakis'in çoğu sular altında kaldığında, ortalama sıcaklığın 4°C azalacağını hesapladı. Bunun başlıca nedeni okyanusların atmosfere nem katarak daha fazla kar ve belirli bulut türlerine yol açması ve her ikisinin de güneş enerjisini uzaya geri yansıtmasıdır.

Okyanuslardan çok fazla su buharlaştığı için beklenenin aksine okyanus dünyası 86 kat daha nemli. Bu da çöl Arrakis'te olduğu gibi su artık sınırlı bir kaynak olmadığı için bitkilerin yetişebileceği anlamına geliyor.

 

DAHA NEMLİ BİR DÜNYA DAHA İSTİKRARLI OLUR

Okyanuslar aşırı sıcaklıkları da azaltır, çünkü su karaya göre daha yavaş ısınır ve soğur. (Okyanuslarla çevrili Britanya'da kışların ve yazların nispeten ılıman geçmesinin bir nedeni de budur, oysa iç kesimlerdeki yerler yazın daha sıcak, kışın ise çok soğuk olma eğilimindedir). Bu nedenle bir okyanus gezegeninin iklimi bir çöl dünyasına göre daha istikrarlıdır.

Çöl Arrakis'te sıcaklıklar 70°C veya daha fazlasına ulaşırken, okyanus halindeyken kaydedilen en yüksek sıcaklıklar yaklaşık 45°C. Bu da okyanus Arrakis'inin yaz aylarında bile yaşanabilir olacağı anlamına geliyor. 

Ancak bir dezavantajı var. Büyük ve sıcak okyanuslar kasırgaları tetiklemek için gereken enerji ve nemin çoğunu içereceğinden, tropikal bölgeler büyük kasırgaların etkisi altında kalacaktır.

 

YAŞANABİLİR GEZEGEN ARAYIŞI

Uzak galaksilerde yaşanabilir "ötegezegenler" arayan bilim insanları da bu tür şeyleri aradıklarından, tüm bunlar tamamen hayali bir egzersiz değil. Şu anda, bu tür gezegenleri yalnızca boyut, sıcaklık, mevcut enerji, su barındırma yeteneği ve diğer faktörler açısından Dünya'ya benzer olanları aramak için uzaydaki dev teleskopları kullanarak tespit edebiliyoruz.

 

Çöl dünyalarının evrende muhtemelen Dünya benzeri gezegenlerden daha yaygın olduğunu biliyoruz. Potansiyel olarak yaşamı destekleyen okyanuslara sahip gezegenler genellikle ""Altın kilitler bölgesi"" olarak adlandırılan bölgede bulunacaktır: çok sıcak olmaktan kaçınmak için Güneş'ten yeterince uzak (yani kaynayan sıcak Venüs'ten daha uzak), ancak her şeyin donmasını önlemek için yeterince yakın (yani Jüpiter'in buzlu uydusu Ganymede'den daha yakın).

Yerel yıldızlarına olan uzaklıkları bir gezegen için genel bir ortalama sıcaklık verse de, böyle bir ortalamanın yanıltıcı olabileceğine dikkat etmek de önemlidir. Örneğin, hem çöl hem de okyanus Arrakis yaşanabilir bir ortalama sıcaklığa sahiptir, ancak okyanus gezegenindeki günlük aşırı sıcaklıklar çok daha elverişlidir.

Şu anda en güçlü teleskoplar bile sıcaklıkları bu ayrıntıda algılayamıyor. Ayrıca uzak gezegenlerde anakaraların nasıl düzenlendiğini de ayrıntılı olarak göremiyorlar. Bu da yine ortalamaların yanıltıcı olduğu anlamına gelebilir. Örneğin, araştırmacıların modellediği okyanus Arrakis'i çok yaşanabilir olsa da, karaların çoğu yıl boyunca kar altında kalan kutup bölgelerindedir; bu nedenle üzerinde yaşayabilir toprakların miktarı çok daha azdır.

Bu tür değerlendirmeler, Dünya'nın ekvator merkezli bir süper kıta oluşturacağı öngörülen uzak geleceğimizde önemli olabilir. Bu kıta, gezegeni memelilerin ve diğer canlıların hayatta kalamayacağı kadar sıcak hale getirecek ve potansiyel olarak kitlesel yok oluşa yol açacaktır.

Evrendeki en olası yaşanabilir gezegenler muhtemelen çöllerse, bunlar yaşamı mümkün kılmak için önemli teknolojik çözümler ve kaynaklar gerektiren çok uç ortamlar olacaktır - örneğin çöl dünyaları muhtemelen oksijen açısından zengin bir atmosfere sahip olmayacaktır.

Ama bu insanları denemekten alıkoymayacaktır. Örneğin, Elon Musk ve SpaceX'in en yakın çöl dünyamız olan Mars'ta bir koloni oluşturmak gibi büyük hedefleri var. Ancak karşılaşacakları pek çok zorluk, uygarlığın beşiği olarak kendi Dünyamızın ne kadar önemli olduğunu vurguluyor - özellikle de okyanus zengini dünyalar umduğumuz kadar bol olmayabilir. İnsanlar eninde sonunda başka dünyaları kolonileştirirlerse, muhtemelen Dune'daki karakterlerle aynı sorunların çoğuyla uğraşmak zorunda kalacaklar.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya&amp;apos;nın jeolojik tarihinde &amp;apos;insan çağı&amp;apos;na yer yok</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-jeolojik-tarihinde-insan-cagina-yer-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-jeolojik-tarihinde-insan-cagina-yer-yok</guid>
<description><![CDATA[ İnsan çağı olarak tarif edilen Antroposen Çağ’ın ilanı önerisi, Jeoloji Bilimleri Birliği tarafından yapılan oylama sonucunda reddedildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dunyanin-jeolojik-tarihinde-insan-cagina-yer-yok-154941-20240324.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, jeolojik, tarihinde, insan, çağına, yer, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: AFP

 

Asopress - Jeologlardan oluşan bir uzmanlar kurulu, çağımızın tam olarak ne zaman başlamış olabileceği konusunda fikir ayrılığına düştükten sonra, 'insan çağına' Dünya'nın jeolojik zaman çizelgesinde ayrı bir yer vermemeye karar verdi.

 

Bilim insanları, insanoğlunun doğal dünyayı temelden değiştirdiğini ve Dünya'nın varoluşunda yeni bir evrenin başladığını savundu.

15 yıl süren tartışmaların ardından bilim insanlarından oluşan bir ekip, insanoğlunun doğal dünyayı temelden değiştirdiğini ve Dünya'nın varoluşunun yeni bir evresinin -yeni bir çağın- çoktan başladığını savundu.

Artan sera gazları, mikro plastiklerin yayılması, diğer türlerin yok olması ve nükleer testlerden kaynaklanan serpintiler, dünyanın 20. yüzyılın ortalarında Antroposen'e, yani insan çağına girdiğinin kanıtı olarak sunuldu.

Ancak bu öneri Uluslararası Jeoloji Bilimleri Birliği tarafından yapılan oylama sonucunda reddedildi. Alanın en üst organı olan birlik perşembe günü web sitesinde karar ile ilgili bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, "Jeolojik Zaman Ölçeği'nin resmi bir birimi olarak Antroposen Çağ önerisinin reddedilmesi kararı onaylanmıştır" denildi.

Oylama komitesinde yer alan bazı bilim insanları oylamanın yürütülüşü ve yasal sürecin eksikliğine ilişkin iddialarda bulundu. Birlik bu iddiaları reddetti ve sonucu alanın önde gelen uzmanları tarafından "Antroposen önerisinin kesin olarak reddedilmesi" olarak nitelendirdi.

Oylamada dört lehte, 12 aleyhte ve üç çekimser oyun kullanıldığını da sözlerine ekledi.

Buna rağmen, Antroposen yaygın olarak kullanılan bir terim olarak varlığını sürdürüyor

 

'KAÇIRILAN FIRSAT'

2009 yılında bilim insanları, 11.700 yıl önce  buzul çağının sona ermesiyle başlayan Holosen döneminin 1950 civarında yerini Antroposen'e bıraktığı sonucuna varan bir araştırma başlattı.

Bunu göstermek için göllerin katmanlı tortularında bulunan radyoaktif madde izleri, bitki ve hayvanların küresel değişimi ve her yerde bulunan " kalıcı kimyasallar" gibi bir dizi kanıt topladılar.

Ancak karşı çıkanlar, tarımın ortaya çıkışı ve sanayi devrimi gibi belirleyici anlara işaret ederek, insanoğlunun 1950'lerden çok önce gezegeni yeniden şekillendirdiğini savundu.

Antroposen'i savunan ekibin bir parçası olan Martin Head, "sayısız jeolojik işaret" olduğunu söyledi ve sürecin ele alınış biçiminden şikayet etti.

Kanada'daki Brock Üniversitesi'nde yer bilimleri profesörü olan Head AFP'ye yaptığı açıklamada, "Bunun, gezegenimizin 20. yüzyılın ortalarında doğal işleyişini terk ettiği gibi basit bir gerçeği tanımak ve onaylamak için kaçırılmış bir fırsat olduğunu düşünüyorum" dedi.

Antroposen önerisini eleştiren bir çevre bilimci olan Erle Ellis, 'insan çağı'nın gezegende derin değişikliklere yol açtığı konusunda bir anlaşmazlık olmadığını söyledi.

Ancak bilim insanlarının bu etkinin sadece yetmiş yıl önce başlayan bir çağı temsil ettiğine ikna olmadıklarını ekkledi.

 

 

Asopress - phys - AFP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DNA&amp;apos;nın gizemi ya da “Önce Söz vardı”</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dnanin-gizemi-ya-da-once-soez-vardi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dnanin-gizemi-ya-da-once-soez-vardi</guid>
<description><![CDATA[ Rus bilim insanları DNA molekülleri üzerinde yaptıkları bir araştırmada, karmaşık genetik programlara sahip bir tür biyobilgisayar olduğumuza dair kanıtlar buldular. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/dnanin-gizemi-ya-da-once-soz-vardi-144544-20240330.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DNAnın, gizemi, “Önce, Söz, vardı”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Bilim insanları DNA moleküllerinin derinliklerine baktılar ve burada, karmaşık genetik programlara sahip bir tür biyobilgisayar olmamızı sağlayan kodlanmış bilgiler gördüler.

Kuantum Genetiği Enstitüsü uzmanları DNA moleküllerindeki gizemli metni deşifre etmeye çalışıyor. Keşifleri, ilk “Önce Söz'ün var” olduğuna ve bizim vakumlu Süper Beyin nesli olduğumuza giderek daha fazla ikna ediyor.

 

Bilim insanları beklenmedik bir keşifte bulundu. DNA molekülü yalnızca yüz şekli, kulak, göz rengi vb. özelliklerden sorumlu genlerden değil, çoğunlukla kodlanmış metinlerden oluşuyor. Üstelik bu metinler tüm kromozom içeriğinin yüzde 95 ila 99'unu kaplıyor. Sadece yüzde 1 ila 5'i protein sentezleyen diğer genler tarafından kullanılmakta. Kromozomların içerdiği bilginin büyük kısmı bizim için bilinmezliğini hala  korumaya devam etmekte.

Bilim insanlarına göre DNA, bir kitap metni gibidir. Ancak sadece harf harf ve satır satır değil, herhangi bir harften okunabilme özelliğine sahiptir, zira kelimeler arasında kopukluk yoktur. Bu metni birbirini izleyen her harften okumak giderek daha fazla metin üretir. Satır düz ise ters yönde okumak da mümkündür.

Metin zinciri bir küpte olduğu gibi üç boyutlu uzayda açılırsa, her yönde okunur. Metin durağan değildir. Sürekli hareket eder, değişir, çünkü kromozomlarımız nefes alır, hareket eder ve çok sayıda metin üretir.

Moskova Devlet Üniversitesi'ndeki dilbilimciler ve matematikçilerle yapılan çalışmalar, insan konuşmasının, kitap metninin ve DNA dizisinin yapısının matematiksel olarak birbirine yakın olduğunu, yani bunların gerçekten de şimdiye kadar bilmediğimiz dillerdeki metinler olduğunu gösterdi. Hücreler de sizin ve benim gibi birbirleriyle konuşurlar. Genetik aygıtın sonsuz sayıda dili vardır.

 İnsan kendi kendini okuyan bir metindir.

Kromozomlarımız, biyolojik alanlar aracılığıyla -fotonik ve akustik- bir yumurta hücresinden bir organizma inşa etme programını uygular. Yumurtanın içinde gelecekteki organizmanın elektromanyetik bir görüntüsü yaratılır ve toplumsal programı - kaderi - yazılır. Bu, genetik aygıtın keşfedilmemiş bir başka özelliği olup, özellikle biyo-alan çeşitlerinden biri olan ve sadece ışık değil ses de yayabilen lazer alanlarının yardımıyla gerçekleştirilir.

 Darwinci evrim yoluyla DNA'ya kaydedilen programın ortaya çıkması mümkün değildir. Bu kadar büyük miktarda bilgiyi kaydetmek evrenin varoluşundan kat kat daha uzun bir zaman alır.

Bu, ODTÜ binasını tuğla atarak inşa etmeye çalışmak gibi bir şeydir.

Genetik bilgi belli bir mesafeden aktarılabilir, bir DNA molekülü bir alan olarak var olabilir.

Genetik materyal aktarımının basit bir örneği, Ebola virüsü gibi virüslerin vücudumuza girmesidir. Bu "kusursuz anlayış" ilkesi, insan vücuduna sızmayı ve onu içeriden etkilemeyi sağlayan bir tür cihaz yaratmak için kullanılabilir.

 

Asopress - naukatehnika]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SpaceX&amp;apos;in mega roketi üçüncü test uçuşunda kayboldu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-mega-roketi-ucuncu-test-ucusunda-kayboldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/spacexin-mega-roketi-ucuncu-test-ucusunda-kayboldu</guid>
<description><![CDATA[ SpaceX&#039;in mega roketi perşembe günü test uçuşu için havalandı ancak uzay aracı Dünya&#039;ya geri inerken kayboldu. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/spacexin-mega-roketi-ucuncu-test-ucusunda-kayboldu-182836-20240315.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SpaceXin, mega, roketi, üçüncü, test, uçuşunda, kayboldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

Asopress - SpaceX'in mega roketi perşembe günü bir başka test uçuşu için havalandı ve önceki iki denemeden daha uzağa gitmeyi başardı, ancak uzay aracı Dünya'ya geri inerken kayboldu.

 

Şirket, Meksika sınırı yakınlarındaki Teksas'ın güney ucundan kalkışından yaklaşık bir saat sonra Hint Okyanusu'na iniş hedefine yaklaşırken uzay aracıyla temasın kesildiğini açıkladı.

Geçen yıl yapılan iki test uçuşu da kalkıştan dakikalar sonra patlamalarla sona ermişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beynine cip takılan hasta düşünce gücüyle satranç oynadı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beynine-cip-takilan-hasta-dusunce-gucuyle-satranc-oynadi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beynine-cip-takilan-hasta-dusunce-gucuyle-satranc-oynadi</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk’ın Neuralink şirketinin beyin cipi taktığı hasta, düşünce gücünü kullanarak satranç oynadı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/felcli-hastaya-beyin-cipi-takildi-hasta-dusunce-ucuyle-satranc-oynadi-131929-20240321.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beynine, cip, takılan, hasta, düşünce, gücüyle, satranç, oynadı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Thinkmarketingmagazine 

 

Asopress - Elon Musk'ın nöroteknoloji şirketi Neuralink'in beyin çipi taktığı felçli bir hasta düşünce gücünü kullanarak satranç oynadı.

 

Bir dalış kazasında omzundan aşağısı felç olan 29 yaşındaki Noland Arbaugh, dizüstü bilgisayarında satranç oynadı ve Neuralink cihazını kullanarak imleci hareket ettirdi.

Neuralink, beyne yerleştirilecek mikroçipler sayesinde felç ve körlük gibi nörolojik rahatsızlıkları tedavi etmeyi ve engelli kişilerin hayat kalitesini artırmayı hedefliyor.

Musk geçen ay yaptığı açıklamada, Arbaugh'un şirketten bir implant aldığını ve düşüncelerini kullanarak bir bilgisayar faresini kontrol edebildiğini söyledi.

Arbaugh, X'te yayınlanan videoda, "Ameliyat çok kolaydı. Bir gün sonra hastaneden taburcu oldum. Hiçbir bilişsel bozukluğum yok." dedi.

Çip sayesinde oynadığını belirten Arbaugh, "Neuralink bana bunu tekrar yapma olanağı verdi ve 8 saat boyunca aralıksız oynadım." diye konuştu.

Yeni teknolojiyle ilgili deneyimlerini detaylandıran Arbaugh, "İnsanların bunun yolculuğun sonu olduğunu düşünmelerini istemiyorum, daha yapılacak çok iş var ama şimdiden hayatımı değiştirdi" dedi.

İmplant, insanların sadece düşüncelerini kullanarak bir bilgisayar imlecini veya klavyeyi kontrol etmelerini sağlamayı amaçlıyor.

 

Asopress - Euronews]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ne kadar ömrünüz kaldı? Yapay zeka uygulaması geleceği ve ölümü öngörmeyi amaçlıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ne-kadar-oemrunuz-kaldi-yapay-zeka-uygulamasi-gelecegi-ve-oelumu-oengoermeyi-amacliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ne-kadar-oemrunuz-kaldi-yapay-zeka-uygulamasi-gelecegi-ve-oelumu-oengoermeyi-amacliyor</guid>
<description><![CDATA[ Life2vec adlı yapay zeka uygulaması insanların gelecekte ne yaşayacaklarını ve ne zaman öleceklerini tahmin etmeyi hedefliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/ne-kadar-omrunuz-kaldi-yapay-zeka-uygulamasi-gelecegi-ve-olumu-ongormeyi-amacliyor-195928-20240321.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>kadar, ömrünüz, kaldı, Yapay, zeka, uygulaması, geleceği, ölümü, öngörmeyi, amaçlıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

 

Asopress - Danimarka'daki araştırmacılar, bir bireyin yaşamının sonuna kadar olan aşamalarını tahmin etmeye yardımcı olmak için bir yapay zeka programı geliştirdi. Program milyonlarca insandan elde edilen verilerden yararlanıyor.

Life2vec'in yaratıcıları, bu program ile bireylerin gelecekte karşılaşacağı sağlık veya sosyal "yaşam olaylarını" tahmin etmek için şablonlar oluşturmak istiyorlar.

Danimarka Teknik Üniversitesi (DTU) profesörü ve Nature Computational Science dergisinde kısa süre önce yayınlanan çalışmanın yazarlarından Sune Lehmann "Bu, insan hayatları hakkında tahminlerde bulunmak için çok genel bir çerçeve. Bu program verilerine sahip olduğu her şeyi tahmin edebilir" diyen konuştu.

 

Lehmann'a göre olasılıklar sonsuz.

"Sağlık sonuçlarını tahmin edebilir. Yani doğurganlığı ya da obeziteyi öngörebilir ya da kimin kansere yakalanıp yakalanmayacağını tahmin edebilir. Ama aynı zamanda çok para kazanıp kazanmayacağınızı da tahmin edebilir" dedi.

Algoritma ChatGPT'ninkine benzer bir süreç kullanıyor. Ancak bunun yerine doğum, eğitim, sosyal yardımlar ve hatta çalışma programları gibi yaşamı etkileyen değişkenleri analiz ediyor.

Ekip, dil işleme algoritmalarını mümkün kılan yenilikleri "ayrıntılı olay dizilerine dayalı olarak insan yaşamlarının evrimini ve öngörülebilirliğini incelemek" için uyarlamaya çalışıyor.

"Bir bakış açısına göre, yaşam basitçe olay dizisidir. İnsanlar doğar, çocuk doktoruna gider, okula başlar, yeni bir yere taşınır, evlenir vs." diyor Lehmann.

Programın açıklanmasıyla birlikte "ölüm hesaplayıcısı" iddiaları hızla yayıldı. Bazı dolandırıcı siteler, genellikle kişisel verilerin gönderilmesi karşılığında, yaşam beklentisi tahmini için yapay zeka programını kullanma teklifleriyle insanları kandırdı.

Araştırmacılar, yazılımın özel olduğu ve şimdilik internette ya da daha geniş bir araştırma topluluğunda kullanılamayacağı konusunda ısrar ediyorlar.

 

Asopress / techxplore]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dijital elbise: Kıyafetleri giyilebilir elektronik cihazlara dönüştüren yarı iletken lifler geliştirildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dijital-elbise-kiyafetleri-giyilebilir-elektronik-cihazlara-doenusturen-yari-iletken-lifler-gelistirildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dijital-elbise-kiyafetleri-giyilebilir-elektronik-cihazlara-doenusturen-yari-iletken-lifler-gelistirildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, kıyafetleri giyilebilir elektronik cihazlara dönüştüren ultra ince yarı iletken lifler geliştirdi ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/elektronik-elbise-kiyafetleri-giyilebilir-elektronik-cihazlara-donusturen-yari-iletken-lifler-gelistirildi-231348-20240323.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dijital, elbise:, Kıyafetleri, giyilebilir, elektronik, cihazlara, dönüştüren, yarı, iletken, lifler, geliştirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Nanyang Teknoloji Üniversitesi

 

Asopress - Singapur'dan bilim insanları, kumaşlara dokunabilen ultra ince yarı iletken lifler geliştirerek bunları akıllı giyilebilir elektronik cihazlara dönüştürdü. Çalışmaları Nature dergisinde yayımlandı.

 

Güvenilir bir şekilde çalışan yarı iletken lifler oluşturmak için esnek olmaları ve istikrarlı sinyal iletimi için hatasız olmaları gerekir. Ancak mevcut üretim yöntemleri strese ve dengesizliğe neden olarak yarı iletken çekirdeklerde çatlaklara ve deformasyonlara yol açıyordu. Bu da performanslarını olumsuz etkiliyor ve gelişimlerini sınırlıyordu.

Bilim insanları, yeni araştırmada stres ve dengesizliğin nasıl oluştuğunu anlamak için modelleme ve simülasyonlar gerçekleştirdi. Dikkatli malzeme seçimi ve lif üretimi sırasında belirli bir dizi işlemin yapılmasıyla bu zorluğun üstesinden gelinebileceğini keşfettiler.

Bilim insanları mekanik bir tasarım geliştirdiler ve başarılı bir şekilde 100 metreye yayılan saç teli inceliğinde, hatasız lifler ürettiler. Daha da önemlisi, yeni lifler mevcut yöntemler kullanılarak kumaşlara dokunabiliyor.

Araştırma ekibi, elyaflarının yüksek kalitesini ve işlevselliğini göstermek için prototipler geliştirdi. Bunlar arasında, görme engelli bir kişinin bir cep telefonu uygulamasından uyarılar alarak güvenli bir şekilde karşıdan karşıya geçmesine yardımcı olan akıllı bir bere, müze sesli rehberi gibi bilgi alan ve bir kulaklık aracılığıyla bilgileri ileten bir gömlek ve fiziksel aktiviteler sırasında bile kalp atış hızı ölçümü için kullanıcıların bileğine uyum sağlayan esnek bir sensör işlevi gören bir kayışa sahip bir akıllı saat yer alıyor.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuyruklu insanlar mı? Hayır, bu eski bir genetik mutasyon yüzünden</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kuyruklu-insanlar-mi-hayir-bu-eski-bir-genetik-mutasyon-yuzunden</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kuyruklu-insanlar-mi-hayir-bu-eski-bir-genetik-mutasyon-yuzunden</guid>
<description><![CDATA[ Yönetmen James Cameron&#039;un &quot;Avatar&quot; filmleri, kuyrukları dışında insanlara benzeyen aşırı büyük mavi varlıklarla dolu. Peki , primat soyundaki evrimsel öncülerimizin sahip olduğu göz önüne alındığında, neden türümüzün kuyruğu yok? ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kuyruklu-insanlar-mi-hayir-bu-eski-genetik-mutasyon-yuzunden-172244-20240303.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kuyruklu, insanlar, mı, Hayır, eski, bir, genetik, mutasyon, yüzünden</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: gorillatrips

Asopress - Bilim insanları, bizlerin ve maymun atalarımızın kuyruksuz durumunun ardındaki genetik mekanizmanın ne olabileceğini belirlediler: embriyonik gelişimde etkili olan bir gendeki mutasyon. Kuyruk, yarım milyar yıldan fazla bir süredir çoğu omurgalının bir özelliğiydi ve atalarımız ağaçlardan yere doğru indiklerinde kuyruk kaybının avantajlar sunmuş olabileceğini söylediler.

Araştırmacılar iki primat grubunun DNA'sını karşılaştırdılar: kuyrukları olan maymunlar ve kuyruğu olmayan hominoidler (insanlar ve maymunlar). Hominoidler mevcut olan ancak maymunlarda bulunmayan TBXT adlı bir gende mutasyon buldular. Araştırmacılar bu mutasyonun etkilerini test etmek için laboratuvar farelerinin genetiğini bu özelliğe sahip olacak şekilde değiştirdiler. Genetiği değiştirilen farelerin kuyruğu ya küçültüldü ya da hiç kuyruğu kalmadı.

Nature dergisinde yayınlanan çalışmaya öncülük eden sistem biyoloğu Itai Yanai, "Atalarımızda kuyruk kaybına neden olan genetik mekanizma için ilk defa makul bir senaryo öneriyoruz. Bu kadar küçük bir genetik değişikliğin bu kadar büyük bir anatomik değişime neden olabilmesi şaşırtıcı" dedi.

Araştırmanın baş yazarı Harvard Üniversitesi'nden genetikçi ve sistem biyoloğu Bo Xia, kuyruğun yokluğunun ortograd (dik) hareket ve sonuçta iki ayaklılık için vücudu daha iyi dengelemiş olabileceğini söyledi.

Araştırmacılara göre kuyruk kaybına yol açan mutasyon, yaklaşık 25 milyon yıl önce meydana geldi. Türümüz Homo sapiens yaklaşık 300.000 yıl önce ortaya çıktı.

Maymunlara ve insanlara yol açan evrimsel soy, babunları ve makakları içeren günümüzün Eski Dünya maymunlarına yol açan soydan ayrıldı. Günümüzde hominoidler arasında insanlar, "büyük maymunlar" (şempanzeler, bonobolar, goriller, orangutanlar) ve "küçük maymunlar" (gibonlar) yer alıyor. Proconsul adı verilen bilinen en eski hominoid kuyruksuzdu.

Hominoidler daha az sayıda kuyruk omurunun oluşumunu sağlayarak dış kuyruğunu kaybettiler. İnsanlarda kuyruk izleri kalır. Omurganın tabanında kuyruk sokumu veya kuyruk kemiği adı verilen bir kemik, kuyruk omurlarının kaynaşmış kalıntılarından oluşur.

Pek çok omurgalı için kuyruk, hareket (balıkların ve balinaların itiş gücünü düşünün) ve savunma (kuyruklarını sopalarla veya sivri uçlarla kullanan dinozorlarda olduğu gibi) gibi işlevlerde yardımcı olmuştur. Bazı maymunların ve diğer bazı hayvanların, ağaç dalları gibi nesneleri kavrayabilen kavrayıcı kuyrukları vardır.

Yanai, "Ağaçlarda yaşadığınızda kuyruk avantajlı olabilir. Ancak karaya geçiş yaptığınızda bu daha büyük bir sorumluluk haline gelebilir" dedi.

Kuyruksuz hareket ederek elde edilen avantajların bir bedeli var gibi görünüyor. Genler vücutta birden fazla fonksiyona katkıda bulunabileceğinden, bir alanda avantaj sağlayan mutasyonlar diğerinde zararlı olabilir.

İnsanların kuyruklarla evrimleşip evrimleşemeyeceğini düşünmek ilginç bir düşünce deneyidir. Ne yazık ki "Avatar"ın Na'vi halkı bilim kurgu.

Xia, "James Cameron'un 'Avatar'ının hayranıyım; bu çok güzel bir dünya ve Na'vi halkı doğrudan iletişim için kuyruklarını kullanıyor." dedi. "James'e neden Na'vi halkını kuyruklu yarattığını sormayı umuyorum."

 

Bu makale Reuters’ten kısaltılarak alınmıştır

  ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gökbilimciler derin uzayda &amp;apos;kaynayan okyanusa sahip gezegen’ tespit etti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/goekbilimciler-derin-uzayda-kaynayan-okyanusa-sahip-gezegen-tespit-etti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/goekbilimciler-derin-uzayda-kaynayan-okyanusa-sahip-gezegen-tespit-etti</guid>
<description><![CDATA[ James Webb teleskobu tarafından yapılan önemli keşif, gezegenin yüzeyindeki koşullar konusunda anlaşmazlığa yol açtı ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gokbilimciler-derin-uzayda-kaynayan-okyanusa-sahip-gezegen-tespit-etti-155218-20240308.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gökbilimciler, derin, uzayda, kaynayan, okyanusa, sahip, gezegen’, tespit, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Amanda Smith

 

Asopress - Gökbilimciler, yaşanabilir koşullara sahip gezegen arayışını devam ettirirken, tamamen suyla kaplı olabilecek uzak bir uzak gezegeni gözlemlediler.

 

Guardian'da yer alan habere göre, NASA'nın James Webb uzay teleskobu tarafından yapılan gözlemler, Dünya'nın iki katı yarıçapa sahip ve yaklaşık 70 ışık yılı uzaklıkta bulunan öte gezegenin atmosferinde su buharı, metan ve karbondioksitin kimyasal izlerini ortaya çıkardı. Cambridge Üniversitesi'nden araştırmacılara göre, bu kimyasal karışım, okyanusun tüm yüzeyi kaplayacağı bir su dünyası ve hidrojen açısından zengin bir atmosfer ile tutarlı; ancak sakin ve davetkar bir deniz manzarası tasavvur etmiyorlar.

Analizi yürüten Prof Nikku Madhusudhan, "Okyanusun sıcaklığı 100 derecenin üzerinde veya daha fazla olabilir" dedi. Yüksek atmosferik basınçta, bu kadar sıcak bir okyanus hâlâ sıvı olabilir ancak yaşanabilir olup olmadığı belli değil" diye ekledi.

Ancak TOI-70 d olarak bilinen aynı dış gezegen üzerinde başka gözlemler yapan Kanadalı bir ekip tarafından  bu yorum tartışılıyor . Kanadalı ekip aynı atmosferik kimyasalları tespit ettiler, ancak gezegenin sıvı su için çok sıcak olacağını (muhtemelen 4.000°C) ve bunun yerine inanılmaz derecede yoğun bir hidrojen ve su buharı atmosferiyle kaplı kayalık bir yüzeye sahip olabileceğini savundular.

Bu son gözlemler James Webb'in güneş sistemimizin ötesindeki gezegenlerin doğasına dair sunduğu çarpıcı içgörüleri gözler önüne seriyor. Teleskop, mevcut kimyasal elementlerin ayrıntılı dökümünü vermek için yörüngedeki gezegenlerin atmosferlerinden filtrelenen yıldız ışığını yakalıyor. Gökbilimciler bundan yola çıkarak bir gezegenin yüzeyindeki koşulların ve orada yaşamın hayatta kalma olasılığının bir resmini oluşturabilirler.

TOI-270 d'nin okyanusuna ilişkin kanıt, temel kimyanın hidrojen açısından zengin bir atmosferde doğal olarak oluşması gerektiğini öngördüğü amonyak yokluğuna dayanmaktadır. Ancak amonyak suda hızlı çözünür ve bu nedenle aşağıda bir okyanus olsaydı atmosferde tükenirdi. Madhusudhan, "Yorumlardan biri, gezegenin hidrojen açısından zengin bir atmosfer altında su okyanusuna sahip, sözde 'hycean' bir dünya olduğu yönünde" dedi.

Açık Üniversite'den gökbilimci olan ve son çalışmaya dahil olmayan Dr Jo Barstow ise atmosferdeki su buharının bolluğunu belirlemek için yapılacak daha fazla gözlemin, bir okyanus olasılığının açıklığa kavuşturulmasına yardımcı olacağını söyledi. "İki ekibin aynı veri setine bakıp aynı kimyasal yapıyı ortaya çıkarması gerçekten büyüleyici" diye ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evren gerçekten düşman uzaylılarla dolu bir &amp;apos;karanlık orman&amp;apos; mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/evren-gercekten-dusman-uzaylilarla-dolu-bir-karanlik-orman-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/evren-gercekten-dusman-uzaylilarla-dolu-bir-karanlik-orman-mi</guid>
<description><![CDATA[ Evrende bizimkinin dışında uygarlıkların var olup olmadığı, çağlar boyunca merak konusu olmuştur. Netfilx’te yakın zamanda yayınlanan 3 cisim problemi adlı dizi uzak bir gezegenden dünyamızı istila etmek için yola çıkan istilacıları konu alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/evren-gercekten-dusman-uzaylilarla-dolu-bir-karanlik-orman-mi-215810-20240405.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Evren, gerçekten, düşman, uzaylılarla, dolu, bir, karanlık, orman, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: 3 Cisim Problemi

 

Asopress - Uzaylıların Dünya ile temasa geçtiğine inanmak için iyi bir nedenimiz yok. Komplo teorileri ve sığırlara zarar verdiklerine dair bazı garip raporlar var elbette ama hiçbiri inandırıcı değil.

Fizikçi Enrico Fermi’nin 1950'lerde ortaya attığı ve günümüzde "Fermi Paradoksu" olarak bilinen bulmaca formülasyonu, dünya dışı yaşam arayışında ve uzaya sinyal göndererek mesajlaşmada hala kilit öneme sahip.

Dünya yaklaşık 4,5 milyar yaşında ve yaşam en az 3,5 milyar yaşında. Paradoks, evrenin ölçeği göz önüne alındığında, yaşam için elverişli koşulların birçok kez meydana gelmiş olmasının muhtemel olduğunu söylemekte. Peki herkes nerede?

Dışarıda bir yerlerde yaşam olması gerektiğine inanmak için iyi nedenlerimiz var, ancak kimse bizi ziyarete gelmedi.

Netflix'in 3 Cisim Problemi adlı dizisinin ilk bölümünde Ye Wenjie karakteri bu sorunla boğuşuyor. Bir radyo gözlemevinde çalışan Ye Wenjie, gönderdiği mesajlara sonunda uzaylı bir uygarlığın üyesinden cevap alır. cevabı gönderen pasifist olduğunu ve mesaja yanıt vermemesini, aksi takdirde Dünya'nın saldırıya uğrayacağını söylemektedir.

Nihayetinde dizi Fermi Paradoksu'na ayrıntılı ve zarif bir çözüm sunacak, ancak ikinci sezona kadar beklememiz gerekecek.

Dilerseniz Cixin Liu'nun serisinin ikinci kitabı olan Karanlık Orman'ı da okuyabilirsiniz. Spoiler vermeden, kitapta ortaya konan açıklama şu şekilde ilerliyor: "Evren karanlık bir ormandır. Her uygarlık, ağaçların arasında bir hayalet gibi dolaşan, yolunu tıkayan dalları nazikçe kenara iten ve ses çıkarmadan ilerlemeye çalışan silahlı bir avcıdır."

Nihayetinde herkes herkesten saklanıyor. Teknolojik ilerlemenin farklı oranları, süregelen bir güç dengesini imkansız hale getirmekte ve en hızlı ilerleyen uygarlıkları diğerlerini yok edebilecek bir konumda bırakmaktadır.

Bu sürekli tehditkar ortamda, hayatta kalma oyununu en iyi oynayanlar en uzun süre hayatta kalanlar olacak.

Liu, "olası tüm evrenlerin en kötüsü" dediği şeyi tasvir etmiştir. Liu, evrenimizin gerçek bir karanlık orman olduğunu, her yerde sessizlik ve avcılıktan oluşan bir hayatta kalma stratejisinin hakim olduğunu söylemiyor. Ancak böyle bir evrenin mümkün ve ilginç olduğunu belirtiyor.

Karanlık orman teorisi aynı zamanda batıdaki bilimsel tartışmalarda yaşanan endişelerden uzaklaşıp doğrudan tehdit endişelerine yönelme eğilimini güçlendirecek kadar akla yatkındır.

Bunun, astrobiyologlar Kelly Smith ve John Traphagan tarafından 2020 yılında önerilen ilk temasta ne yapılması gerektiğine dair protokolde potansiyel etkisini görebiliriz. Astrobiyologlar "Önce hiçbir şey yapmayın," sonucuna varıyorlar. Bir şey yapmak felakete yol açabilir. Gelen mesajlara cevap vermek Dünya'nın yerini ele verir ki bu da kötü bir fikirdir. Düşünce basitçe ilk temasın uygarlık düzeyinde yüksek bir risk içereceğidir.

Karanlık orman teorisinin neredeyse kesinlikle yanlış olması ilginçtir. Ya da en azından bizim evrenimizde yanlıştır. Bu teori, Darwinci bir doğal seleksiyon sürecinin, hayatta kalmak için bir rekabetin var olduğu bir sürecin işlediği senaryosuna dayanır.

Darwin'in hayatta kalmak için rekabet açıklaması bulgulara dayanır. Buna karşın, uzaylıların davranışları ile diğer uygarlıklar içinde veya arasındaki rekabet hakkında kesinlikle hiçbir bilgimiz yoktur. Doğal seçilimin grup düzeyinde işleyen seleksiyon sürecinin, medeniyetler düzeyinde işleyebileceği fikrini kabul etsek bile, bu iyi bir bilimden ziyade eğlenceli bir tahmindir.

Evrenin Darwinci evrime uygun olarak işlediğini varsaysak bile, bu argüman tartışmaya açıktır. Hiçbir gerçek orman karanlık orman gibi değildir. Bunlar birlikte evrimin gerçekleştiği gürültülü yerlerdir.

Canlılar tek başlarına değil, karşılıklı bağımlılık içinde birlikte evrimleşirler. Parazitler ana taşıyıcılara, çiçekler tozlaşma için kuşlara bağımlıdır. Bir ormandaki her canlı böceklere bağlıdır. Karşılıklı bağlılık kötü, acımasız ve kısa süren karşılaşmalara yol açsa da başka biçimler de alabilir. Dünyamızdaki ormanlar bu şekilde çalışır.

Canlılar tek başlarına değil, karşılıklı bağımlılık içinde birlikte evrimleşirler. Parazitler taşıyıcıya, çiçekler döllenme için kuşlara bağımlıdır. Bir ormandaki her canlı böceklere bağlıdır. Karşılıklı bağlılık beraberinde acımasız, sert ve kısa süren mücadeleleri getirse de başka biçimler de alabilir. Dünyamızdaki ormanlar bu şekilde çalışır.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Süper bakteri için korkutan uyarı: 40 milyon kişi hayatını kaybedebilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/super-bakteri-icin-korkutan-uyari-40-milyon-kisi-hayatini-kaybedebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/super-bakteri-icin-korkutan-uyari-40-milyon-kisi-hayatini-kaybedebilir</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmalara göre, antibiyotiklere dirençli bakteriler tehlikeli derecede güçlendi. Bilim insanları, &quot;hastane mikrobu&quot; olarak da bilinen bakteriler sebebiyle 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişinin hayatını kaybedeceğini öngörüyor.Süper bakteri krizi derinleşiyor. 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişi, &quot;Hiçbir ilaç fayda etmeyeceği için.&quot; ölecek.Onlarca ülkeden mikrobiyoloji uzmanlarının oluşturduğu araştırma ekibi, 204 ülkede 30 yıllık hasta kayıtlarını mercek altına aldı.Antibiyotiğe dirençli bakteriler sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 70 yaş üstü hastalarda yüzde 80 arttığı tespit edildi.Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada gelecek 25 yıl içerisinde antibiyotiğe dirençli enfeksiyon vakalarının yüzde 70 oranında artacağı vurgulandı.Bu durum, bilinen tüm ilaçlar ve antibiyotikler kullanıldığı halde 39 milyon kişinin hayatını kaybedeceği anlamına geliyor.
Antibiyotiğe karşı en çok direnç geliştiren bakterinin ise MRSA olarak da bilinen Stafilokokus Aureus olduğu, bu enfeksiyon sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 1990 ve 2021 yılları arasındaki iki kattan fazla artarak 130 bini aştığı ifade ediliyor.Özellikle yoğun bakımdaki hastalarda &quot;kan zehirlenmesi&quot; gibi ciddi komplikasyonlara hatta ölüme yol açabilen bu bakterilerin,, en güçlü antibiyotiklerle bile zorlukla yok edilebildiği ifade ediliyor.Gereksiz antibiyotik kullanımının, bakterilerin direnç kazanmasını hızlandırdığı biliniyor.Bilim insanları antibiyotiğe dirençli bakterilerin güçlenmesi ile gelecekte en basit enfeksiyonların bile ölümcül hale gelebileceği uyarısında bulunuyor.Küresel ısınma ile birlikte kutup buzlarının içinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan mikropların da yayılabileceği belirtilirken, dirençli bakteri krizinin daha da ciddileşmesinden endişe ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T17sXWz7LE-EPgwoVDR5tw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Süper, bakteri, için, korkutan, uyarı:, milyon, kişi, hayatını, kaybedebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T17sXWz7LE-EPgwoVDR5tw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Süper bakteri için korkutan uyarı: 40 milyon kişi hayatını kaybedebilir"><p>Araştırmalara göre, antibiyotiklere dirençli bakteriler tehlikeli derecede güçlendi. Bilim insanları, "hastane mikrobu" olarak da bilinen bakteriler sebebiyle 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişinin hayatını kaybedeceğini öngörüyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ftuma4uw-E-jcrWXkPl3bA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Süper bakteri krizi derinleşiyor. 2050 yılına kadar yaklaşık 40 milyon kişi, "Hiçbir ilaç fayda etmeyeceği için." ölecek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lcjLQ-2PTUGl7CYavXP3wQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Onlarca ülkeden mikrobiyoloji uzmanlarının oluşturduğu araştırma ekibi, 204 ülkede 30 yıllık hasta kayıtlarını mercek altına aldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_Cu9TFlrx0CT31ndd80ngA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antibiyotiğe dirençli bakteriler sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 70 yaş üstü hastalarda yüzde 80 arttığı tespit edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SkdgO2P2fUyL8qa7BrTVkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada gelecek 25 yıl içerisinde antibiyotiğe dirençli enfeksiyon vakalarının yüzde 70 oranında artacağı vurgulandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eumzjzl_z0WnVMGLzko8eQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum, bilinen tüm ilaçlar ve antibiyotikler kullanıldığı halde 39 milyon kişinin hayatını kaybedeceği anlamına geliyor.
Antibiyotiğe karşı en çok direnç geliştiren bakterinin ise MRSA olarak da bilinen Stafilokokus Aureus olduğu, bu enfeksiyon sebebiyle gerçekleşen ölümlerin 1990 ve 2021 yılları arasındaki iki kattan fazla artarak 130 bini aştığı ifade ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vla0cYxxVUK9CKo_U1gpIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle yoğun bakımdaki hastalarda "kan zehirlenmesi" gibi ciddi komplikasyonlara hatta ölüme yol açabilen bu bakterilerin,, en güçlü antibiyotiklerle bile zorlukla yok edilebildiği ifade ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IihSHc2nOEisNwuatIYcQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gereksiz antibiyotik kullanımının, bakterilerin direnç kazanmasını hızlandırdığı biliniyor.Bilim insanları antibiyotiğe dirençli bakterilerin güçlenmesi ile gelecekte en basit enfeksiyonların bile ölümcül hale gelebileceği uyarısında bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7-k1U1cJREaTVUG_AtEprw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Küresel ısınma ile birlikte kutup buzlarının içinde binlerce yıldır donmuş halde bulunan mikropların da yayılabileceği belirtilirken, dirençli bakteri krizinin daha da ciddileşmesinden endişe ediliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>NASA paylaştı: Evrenin sesini dinleyin!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-paylasti-evrenin-sesini-dinleyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nasa-paylasti-evrenin-sesini-dinleyin</guid>
<description><![CDATA[ NASA, Chandra X-ışını Gözlemevi&#039;nin 25. yıl dönümüne özel  astronomik verileri sesle deneyimlemenizi sağlayan yeni sonifikasyonlar paylaştı.Çeyrek asır önce, NASA&#039;nın Chandra X-ışını Gözlemevi&#039;nden &quot;ilk ışık&quot; görüntülerini yayınladı.Chandra&#039;nın yüksek çözünürlüklü X-ışını görüntüleme yetenekleri dünyasına bu giriş, Dünya&#039;dan yaklaşık 11 bin ışık yılı uzaklıkta bulunan patlamış bir yıldızın kalıntıları olan Cassiopeia A&#039;nın benzeri görülmemiş görüntüsünü içeriyordu. Yıllar geçtikçe, Chandra&#039;nın Cassiopeia A görüntüleri teleskobun en bilinen görüntülerinden bazıları haline geldi.NASA bu dönüm noktasının yıldönümünü kutlamak için, Cassiopeia A (Cas A) dahil olmak üzere üç görüntünün yeni seslendirmeleri yayınlandı. İşte evrenin sesleri CASSİOPEİA A&#039;NIN SESLİ YÜZÜ Cassiopeia A&#039;nın bu sonifikasyonu, Chandra&#039;nın yanı sıra NASA&#039;nın James Webb, Hubble ve emekli Spitzer uzay teleskoplarından gelen verileri de içeriyor.Tarama, kalıntının merkezindeki üçgen sesle işaretlenmiş nötron yıldızından başlıyor ve dışarı doğru ilerliyor.Chandra&#039;nın X-ışınları ayrıca uzaya doğru genişleyen patlamış yıldızdan kalan kalıntıları da ortaya çıkarıyor. Görüntünün daha parlak kısımları daha yüksek ses ve daha tiz seslerle iletiliyor.Chandra&#039;dan gelen X-ışını verileri değiştirilmiş piyano seslerine eşlenirken, sıcak gaza gömülü ısıtılmış tozu tespit eden Webb ve Spitzer&#039;den gelen kızılötesi veriler çeşitli telli ve üflemeli çalgılara atandı.Hubble&#039;ın tespit ettiği yıldızlar ise crotales veya küçük zillerle çalınıyor.30 DORADUS&#039;UN KOZMİK SENFONİSİBaşka bir yeni seslendirme, Samanyolu&#039;na yakın en büyük ve en parlak yıldız oluşum bölgelerinden biri olan 30 Doradus&#039;un kozmik manzarasını içeriyor. Bu seslendirme yine Chandra&#039;dan gelen X-ışınlarını Webb&#039;den gelen kızılötesi verilerle birleştiriyor.Chandra&#039;nın X-ışınları ve Webb&#039;in kızılötesi verileri birleşerek yıldızların ve gaz bulutlarının çeşitli seslerle temsil edilmesini sağlıyor.Görüntü boyunca sol ve sağa hareket eden sesler, parlaklığa karşılık gelirken, Chandra&#039;nın X-ışınları havadar sentezleyici sesler olarak duyuluyor. Webb&#039;in kızılötesi verileri ise daha soğuk gazları yumuşak, alçak müzikal perdelerle gösteriyor.NGC 6872&#039;NİN GALAKSİ KONÇERTOSU Son sonifikasyon, büyük bir sarmal galaksi olan NGC 6872&#039;nin optik ışık görüntüsünü seslendiriyor.Bu galaksi, Chandra&#039;nın X-ışınları tarafından rüzgar benzeri seslerle temsil edilirken, Hubble verileri galaksinin merkezindeki koyu sesler ve mavi spiral kolları daha yüksek perdeli tonlarla yansıtıyor.Arka plan galaksilerinden gelen kompakt X-ışını kaynakları ise kuş benzeri cıvıltılar yaratıyor. NGC 6872&#039;nin ön plan yıldızı, bir çarpma zili sesiyle eşleştirilmiş.Bu sonifikasyonlar, astronomik verilerin ses aracılığıyla nasıl farklı bir şekilde deneyimlenebileceğini gösterirken, evrenin derinliklerine dair yeni bir perspektif sunuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rCKguF3jTEeWObXUImxcGQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>NASA, paylaştı:, Evrenin, sesini, dinleyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rCKguF3jTEeWObXUImxcGQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="NASA paylaştı: Evrenin sesini dinleyin!"><p>NASA, Chandra X-ışını Gözlemevi'nin 25. yıl dönümüne özel  astronomik verileri sesle deneyimlemenizi sağlayan yeni sonifikasyonlar paylaştı.</p><p>Çeyrek asır önce, NASA'nın Chandra X-ışını Gözlemevi'nden "ilk ışık" görüntülerini yayınladı.</p><p>Chandra'nın yüksek çözünürlüklü X-ışını görüntüleme yetenekleri dünyasına bu giriş, Dünya'dan yaklaşık 11 bin ışık yılı uzaklıkta bulunan patlamış bir yıldızın kalıntıları olan Cassiopeia A'nın benzeri görülmemiş görüntüsünü içeriyordu. Yıllar geçtikçe, Chandra'nın Cassiopeia A görüntüleri teleskobun en bilinen görüntülerinden bazıları haline geldi.</p><p>NASA bu dönüm noktasının yıldönümünü kutlamak için, Cassiopeia A (Cas A) dahil olmak üzere üç görüntünün yeni seslendirmeleri yayınlandı. </p><p>İşte evrenin sesleri </p><p><strong>CASSİOPEİA A'NIN SESLİ YÜZÜ </strong></p><p>Cassiopeia A'nın bu sonifikasyonu, Chandra'nın yanı sıra NASA'nın James Webb, Hubble ve emekli Spitzer uzay teleskoplarından gelen verileri de içeriyor.</p><p>Tarama, kalıntının merkezindeki üçgen sesle işaretlenmiş nötron yıldızından başlıyor ve dışarı doğru ilerliyor.</p><p>Chandra'nın X-ışınları ayrıca uzaya doğru genişleyen patlamış yıldızdan kalan kalıntıları da ortaya çıkarıyor. Görüntünün daha parlak kısımları daha yüksek ses ve daha tiz seslerle iletiliyor.</p><p>Chandra'dan gelen X-ışını verileri değiştirilmiş piyano seslerine eşlenirken, sıcak gaza gömülü ısıtılmış tozu tespit eden Webb ve Spitzer'den gelen kızılötesi veriler çeşitli telli ve üflemeli çalgılara atandı.</p><p>Hubble'ın tespit ettiği yıldızlar ise crotales veya küçük zillerle çalınıyor.</p><p><strong>30 DORADUS'UN KOZMİK SENFONİSİ</strong></p><p>Başka bir yeni seslendirme, Samanyolu'na yakın en büyük ve en parlak yıldız oluşum bölgelerinden biri olan 30 Doradus'un kozmik manzarasını içeriyor. </p><p>Bu seslendirme yine Chandra'dan gelen X-ışınlarını Webb'den gelen kızılötesi verilerle birleştiriyor.</p><p>Chandra'nın X-ışınları ve Webb'in kızılötesi verileri birleşerek yıldızların ve gaz bulutlarının çeşitli seslerle temsil edilmesini sağlıyor.</p><p>Görüntü boyunca sol ve sağa hareket eden sesler, parlaklığa karşılık gelirken, Chandra'nın X-ışınları havadar sentezleyici sesler olarak duyuluyor. Webb'in kızılötesi verileri ise daha soğuk gazları yumuşak, alçak müzikal perdelerle gösteriyor.</p><p><strong>NGC 6872'NİN GALAKSİ KONÇERTOSU </strong></p><p>Son sonifikasyon, büyük bir sarmal galaksi olan NGC 6872'nin optik ışık görüntüsünü seslendiriyor.</p><p>Bu galaksi, Chandra'nın X-ışınları tarafından rüzgar benzeri seslerle temsil edilirken, Hubble verileri galaksinin merkezindeki koyu sesler ve mavi spiral kolları daha yüksek perdeli tonlarla yansıtıyor.</p><p>Arka plan galaksilerinden gelen kompakt X-ışını kaynakları ise kuş benzeri cıvıltılar yaratıyor. NGC 6872'nin ön plan yıldızı, bir çarpma zili sesiyle eşleştirilmiş.</p><p>Bu sonifikasyonlar, astronomik verilerin ses aracılığıyla nasıl farklı bir şekilde deneyimlenebileceğini gösterirken, evrenin derinliklerine dair yeni bir perspektif sunuyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ay-tutulmasi-nasil-nereden-izlenir-ay-tutulmasini-izlerken-dikkat-edilmesi-gerekenler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ay-tutulmasi-nasil-nereden-izlenir-ay-tutulmasini-izlerken-dikkat-edilmesi-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ 18 Eylül’de parçalı Ay tutulması gerçekleşecek. Türkiye saati ile 05.45’te gerçekleşen maksimum tutulma sırasında Ay yuvarlağının %8’i Dünya&#039;nın gölgesinden geçiyor. Peki, Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenleri derledik.Dünya, Güneş ile Ay arasında yer alır. Yani bu sefer Dünya’nın gölgesi Ay üzerine düşecektir. Ay Dünya etrafındaki yörüngesinde ilerlerken, eğer uygun bir konumda ise, Ay’ın bir kısmı veya tamamı Dünya’nın gölge konisinin içine girecektir. Ay’ın Dünya’nın gölge konisine girip çıkması birkaç saat sürebilir.Ay tutulması, Ay dolunay evresindeyken gerçekleşir. Sırasıyla Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geleceği için Ay tutulmasının Dünya’da geceyi yaşayan yerlerden gözlenebileceği kolaylıkla anlaşılabilir.Ay tutulmasını dilediğiniz gözlem aracı ile gözleyebilirsiniz. Buna çıplak gözle gözlem yapmak da dâhildir. Ancak Güneş tutulmasını uygun bir filtreye sahip gözlem araçları ile izlemeniz gerekir. Çıplak gözle direkt olarak Güneş’e bakmamalısınız.Bu durum Güneş tutulması için de geçerlidir. İsli cam, röntgen filmi, güneş gözlüğü ve benzeri yöntem ve araçlarla Güneş tutulmasına bakılmamalıdır. Aksi hâlde, körlük de dâhil olmak üzere, gözlerinize ciddi zararlar verebilirsiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9d7cyEZhuEOLzRIBw5ZzSw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>tutulması, nasıl, nereden, izlenir, tutulmasını, izlerken, dikkat, edilmesi, gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9d7cyEZhuEOLzRIBw5ZzSw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenler"><p>18 Eylül’de parçalı Ay tutulması gerçekleşecek. Türkiye saati ile 05.45’te gerçekleşen maksimum tutulma sırasında Ay yuvarlağının %8’i Dünya'nın gölgesinden geçiyor. Peki, Ay tutulması nasıl, nereden izlenir? Ay tutulmasını izlerken dikkat edilmesi gerekenleri derledik.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kscru3A600yt81EU4JAojg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya, Güneş ile Ay arasında yer alır. Yani bu sefer Dünya’nın gölgesi Ay üzerine düşecektir. Ay Dünya etrafındaki yörüngesinde ilerlerken, eğer uygun bir konumda ise, Ay’ın bir kısmı veya tamamı Dünya’nın gölge konisinin içine girecektir. Ay’ın Dünya’nın gölge konisine girip çıkması birkaç saat sürebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jnSx0-ErakGSNOU1ok-lbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay tutulması, Ay dolunay evresindeyken gerçekleşir. Sırasıyla Güneş, Dünya ve Ay aynı hizaya geleceği için Ay tutulmasının Dünya’da geceyi yaşayan yerlerden gözlenebileceği kolaylıkla anlaşılabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-XG5xu8bMUiYuWE7n63pOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ay tutulmasını dilediğiniz gözlem aracı ile gözleyebilirsiniz. Buna çıplak gözle gözlem yapmak da dâhildir. Ancak Güneş tutulmasını uygun bir filtreye sahip gözlem araçları ile izlemeniz gerekir. Çıplak gözle direkt olarak Güneş’e bakmamalısınız.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Fn03cwCdrEqPw9u1HCuVAg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum Güneş tutulması için de geçerlidir. İsli cam, röntgen filmi, güneş gözlüğü ve benzeri yöntem ve araçlarla Güneş tutulmasına bakılmamalıdır. Aksi hâlde, körlük de dâhil olmak üzere, gözlerinize ciddi zararlar verebilirsiniz.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya alarm veriyor! Doğal afetler 3 bin canlı türünü yok edebilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-alarm-veriyor-dogal-afetler-3-bin-canli-turunu-yok-edebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-alarm-veriyor-dogal-afetler-3-bin-canli-turunu-yok-edebilir</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde 3 binden fazla canlı türü, doğal afetler nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Araştırmalar, bu türlerin çoğunun, deprem, kasırga ve volkanik patlama gibi felaketlere karşı savunmasız bölgelerde yaşadığını ortaya koydu. Uzmanlar, acil koruma önlemlerinin alınması gerektiği konusunda uyardı.Sao Paulo Araştırma Vakfı (FAPESP) tarafından finanse edilen bir çalışmada, deprem, kasırga, tsunami ve volkanik patlamalar gibi doğal afetlerin, 3 binden fazla kara omurgalı türünü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı tahmin ediliyor.Çalışmanın baş yazarı Fernando Gonçalves, &quot;Dünya genelinde 8 bin 813 türün çok küçük bir nüfusa ve sınırlı bir yaşam alanına sahip olduğunu tespit ettik. Bu türlerin yüzde 42&#039;si (3 bin 722) son 50 yılda bir veya daha fazla tehlikeli doğal olayın yaşandığı bölgelerde bulunuyor&quot; dedi.Araştırmanın , maksimum bin 100 olgun birey nüfusuna sahip ya da 2 bin 500 kilometrekareden daha küçük bir alanda yaşayan amfibiler, kuşlar, memeliler ve sürüngen türlerini içeriyor. Doğal afetlerin yaşandığı bölgelerde bulunan türler, bu durumdan daha fazla etkileniyor.Adalarda yaşayan türlerin yüzde 70&#039;inin doğal afetlerden etkilendiği vurgulanırken, bu türlerin yüzde 34&#039;ünün Meksika&#039;nın güneyinden Arjantin&#039;in kuzeyine kadar uzanan Neotropik bölgesinde yer aldığı belirtiliyor.Araştırmacılar, tehlike altındaki türlerin korunması için ekolojik koridorlar oluşturulması, esaret altında üreme ve popülasyonların güvenli alanlara taşınması gibi önlemler öneriyor. Bu türlerin korunması, biyoçeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9ShSZ88i0qSvXOeTXKBqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, alarm, veriyor, Doğal, afetler, bin, canlı, türünü, yok, edebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I9ShSZ88i0qSvXOeTXKBqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünya alarm veriyor! Doğal afetler 3 bin canlı türünü yok edebilir"><p>Dünya genelinde 3 binden fazla canlı türü, doğal afetler nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Araştırmalar, bu türlerin çoğunun, deprem, kasırga ve volkanik patlama gibi felaketlere karşı savunmasız bölgelerde yaşadığını ortaya koydu. Uzmanlar, acil koruma önlemlerinin alınması gerektiği konusunda uyardı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KThyo3BUskKMXz0zQI4xRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sao Paulo Araştırma Vakfı (FAPESP) tarafından finanse edilen bir çalışmada, deprem, kasırga, tsunami ve volkanik patlamalar gibi doğal afetlerin, 3 binden fazla kara omurgalı türünü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktığı tahmin ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uFmWBBToPk6j1nCCQPUOaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı Fernando Gonçalves, "Dünya genelinde 8 bin 813 türün çok küçük bir nüfusa ve sınırlı bir yaşam alanına sahip olduğunu tespit ettik. Bu türlerin yüzde 42'si (3 bin 722) son 50 yılda bir veya daha fazla tehlikeli doğal olayın yaşandığı bölgelerde bulunuyor" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rSjmSthx00apWR-AXpY4YA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmanın , maksimum bin 100 olgun birey nüfusuna sahip ya da 2 bin 500 kilometrekareden daha küçük bir alanda yaşayan amfibiler, kuşlar, memeliler ve sürüngen türlerini içeriyor. Doğal afetlerin yaşandığı bölgelerde bulunan türler, bu durumdan daha fazla etkileniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/szKMutcZ_0GWT7eR7xeCdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Adalarda yaşayan türlerin yüzde 70'inin doğal afetlerden etkilendiği vurgulanırken, bu türlerin yüzde 34'ünün Meksika'nın güneyinden Arjantin'in kuzeyine kadar uzanan Neotropik bölgesinde yer aldığı belirtiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b3FQD8q1tUeqX7gGLG_A2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, tehlike altındaki türlerin korunması için ekolojik koridorlar oluşturulması, esaret altında üreme ve popülasyonların güvenli alanlara taşınması gibi önlemler öneriyor. Bu türlerin korunması, biyoçeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Ölüm ve yaşamın ötesinde üçüncü bir durum var!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-olum-ve-yasamin-oetesinde-ucuncu-bir-durum-var</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-olum-ve-yasamin-oetesinde-ucuncu-bir-durum-var</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, ölü bir organizmanın hücrelerinin ölümünden sonra bile işlev gösterebildiği &quot;üçüncü bir hâl&quot; keşfetti. Seattle&#039;daki Washington Üniversitesi&#039;ndeki araştırma ekibi ölü hücrelerin kendi kendine hareket edebilen, kendini onarabilen ve kopyalayabilen yeni yaşam formlarına dönüştüğünü açıkladı.Bilim insanları, yaşam ve ölümün ötesinde &quot;üçüncü bir hâl&quot; olarak adlandırdıkları yeni bir durumu keşfetti.
Geleneksel olarak yaşam ve ölüm, zıt kavramlar olarak görülse de, ölü organizmaların hücrelerinden yeni çok hücreli yaşam formlarının ortaya çıkması bu algıyı değiştirebilir.Toplumda ölüm, bir organizmanın işleyişinin geri dönüşü olmayan şekilde durması olarak kabul ediliyor. Ancak organ bağışı gibi uygulamalar, ölümden sonra bile belirli organ ve hücrelerin işlevlerini sürdürebildiğini gösteriyor.Son araştırmalar, bazı hücrelerin ölümden sonra besin, oksijen, biyoelektrik ve biyokimyasal koşullar sağlandığında yeni işlevler kazanarak çok hücreli organizmalara dönüşme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu.
Örneğin, ölü kurbağa embriyolarından alınan deri hücreleri, laboratuvar ortamında &quot;ksenobot&quot; adı verilen yeni organizmalara dönüştü.
Bu organizmalar, orijinal biyolojik rollerinin ötesinde davranışlar sergileyerek çevrelerinde hareket edebiliyor.Bilim insanları, insan akciğer hücrelerinin de kendi kendine hareket edebilen &quot;antrobotlar&quot; adı verilen minyatür çok hücreli organizmalara dönüşebildiğini keşfetti.
Bu antrobotlar, yalnızca çevrelerinde gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda yaralı nöron hücrelerini onarma yeteneğine de sahip.Araştırma, hücresel sistemlerin esnekliğini ve organizmaların ölüm sonrası dönemde yeni formlara dönüşme yeteneğini gözler önüne seriyor.
Üçüncü hâl, yaşamın ölümle sona ermediği, dönüşüm yoluyla devam edebileceği fikrini güçlendiriyor.Ayrıca, bu durum tıp alanında yeni tedavi olanakları sunuyor. Örneğin, antrobotlar tedavi taşıma veya hasarlı dokuları onarma gibi uygulamalarda kullanılabilir.
Sınırlı bir ömre sahip olmaları, kontrolsüz hücre büyümesini de önleyebilir. Gelecekte, tedavisinde zorlandığımız pek çok konuda daha etkili çözümler geliştirmek mümkün olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DKR8VlnGo0-Bqb5gSxyk8w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Ölüm, yaşamın, ötesinde, üçüncü, bir, durum, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DKR8VlnGo0-Bqb5gSxyk8w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Ölüm ve yaşamın ötesinde üçüncü bir durum var!"><p>Bilim insanları, ölü bir organizmanın hücrelerinin ölümünden sonra bile işlev gösterebildiği "üçüncü bir hâl" keşfetti. Seattle'daki Washington Üniversitesi'ndeki araştırma ekibi ölü hücrelerin kendi kendine hareket edebilen, kendini onarabilen ve kopyalayabilen yeni yaşam formlarına dönüştüğünü açıkladı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HayvlvK_xEe0ZA2PlKhiwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, yaşam ve ölümün ötesinde "üçüncü bir hâl" olarak adlandırdıkları yeni bir durumu keşfetti.
Geleneksel olarak yaşam ve ölüm, zıt kavramlar olarak görülse de, ölü organizmaların hücrelerinden yeni çok hücreli yaşam formlarının ortaya çıkması bu algıyı değiştirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SPnxOc_TV02ZvXIS4kU1WQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toplumda ölüm, bir organizmanın işleyişinin geri dönüşü olmayan şekilde durması olarak kabul ediliyor. Ancak organ bağışı gibi uygulamalar, ölümden sonra bile belirli organ ve hücrelerin işlevlerini sürdürebildiğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uyJ8BeCy_0CHNNn67yQIvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son araştırmalar, bazı hücrelerin ölümden sonra besin, oksijen, biyoelektrik ve biyokimyasal koşullar sağlandığında yeni işlevler kazanarak çok hücreli organizmalara dönüşme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu.
Örneğin, ölü kurbağa embriyolarından alınan deri hücreleri, laboratuvar ortamında "ksenobot" adı verilen yeni organizmalara dönüştü.
Bu organizmalar, orijinal biyolojik rollerinin ötesinde davranışlar sergileyerek çevrelerinde hareket edebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Egk0ZOc7uEG2mI8-2m53wg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, insan akciğer hücrelerinin de kendi kendine hareket edebilen "antrobotlar" adı verilen minyatür çok hücreli organizmalara dönüşebildiğini keşfetti.
Bu antrobotlar, yalnızca çevrelerinde gezinmekle kalmıyor, aynı zamanda yaralı nöron hücrelerini onarma yeteneğine de sahip.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hirK4YeI50mzXAaQBjKU3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma, hücresel sistemlerin esnekliğini ve organizmaların ölüm sonrası dönemde yeni formlara dönüşme yeteneğini gözler önüne seriyor.
Üçüncü hâl, yaşamın ölümle sona ermediği, dönüşüm yoluyla devam edebileceği fikrini güçlendiriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rv8vLEM2tkerRI5zuup_Zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, bu durum tıp alanında yeni tedavi olanakları sunuyor. Örneğin, antrobotlar tedavi taşıma veya hasarlı dokuları onarma gibi uygulamalarda kullanılabilir.
Sınırlı bir ömre sahip olmaları, kontrolsüz hücre büyümesini de önleyebilir. Gelecekte, tedavisinde zorlandığımız pek çok konuda daha etkili çözümler geliştirmek mümkün olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanlığı yok oluştan kurtaracak sır: Gizli bir mağarada saklanıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/insanligi-yok-olustan-kurtaracak-sir-gizli-bir-magarada-saklaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/insanligi-yok-olustan-kurtaracak-sir-gizli-bir-magarada-saklaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, insanlığın genetik bilgisini 5 boyutlu bir kristalde depolayarak yok olma tehlikesine karşı yeni bir umut sundu. Southampton Üniversitesi ekibi, milyarlarca yıl boyunca dayanabilecek bu devrim niteliğindeki teknoloji ile gelecekteki nesillere bilgi aktarımını sağlamayı hedefliyor.Southampton Üniversitesi&#039;nden bir araştırma ekibi, insan genomunu bir kristalde depolayarak insanlığı yok olmaktan geri getirme potansiyeline sahip bir teknoloji geliştirdi.Avusturya&#039;nın Hallstatt kentindeki bir tuz mağarasında bulunan kristal, İnsanlığın Hafızası arşivinde saklanıyor.
Araştırmacılara göre bu devrim niteliğindeki veri depolama formatı milyarlarca yıl boyunca varlığını sürdürebilir.
Araştırma ekibi, 5D veri depolama formatının, yüksek sıcaklıklarda bile milyarlarca yıl boyunca kayıpsız bilgi saklayabildiğini belirtti.2014 yılında Guinness Dünya Rekorları&#039;na en dayanıklı veri depolama malzemesi olarak girmeyi başaran kristal, 360 terabayta kadar veri depolama kapasitesine sahip.Araştırma ekibi, kristalin Dünya&#039;daki kimyasal ve termal açıdan en dayanıklı malzemelerden biri olan erimiş kuvarsla eşdeğer olduğunu söyledi. Donma, yangın ve bin dereceye varan sıcaklıklara kadar dayanıklı olduğu belirtildi. Kristalin ayrıca 10 tona kadar doğrudan darbe kuvvetine dayanabildiği ve kozmik radyasyona uzun süre maruz kalmasına rağmen değişmediği söylendi.Profesör Peter Kazansky liderliğindeki ekip, verileri silika içerisinde yer alan ve 20 nanometre kadar küçük özellik boyutlarına sahip nano yapılı boşluklara hassas bir şekilde yazmak için ultra hızlı lazerler kullandı.Henüz genetik bilgi ile sentetik insan yaratmak mümkün olmasa da, 5D kristali, gelecekte bu tür ilerlemeler kaydedildiğinde bilgilerin korunmasını sağlayacak. Prof. Kazansky, 2010 yılında sentetik bir bakterinin yaratıldığını hatırlatarak, &quot;5D hafıza kristali, gelecekte bitkiler ve hayvanlar gibi karmaşık organizmaların geri kazanılmasına olanak tanıyacak&quot; dedi.Kristalin üzerinde, DNA&#039;nın yapı taşları ve genlerin yerleşim düzenleri gibi evrensel elementler işlenmiş durumda. Bu görsel anahtar, kristali bulan kişiye hangi verilerin saklandığı ve nasıl kullanılabileceği konusunda bilgi veriyor.Son olarak, araştırmacılar, &quot;Kristalin içinde saklanan verilerin gelecekte bizden sonraki bir zeka tarafından alınabileceğini düşündük&quot; ifadesinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4zFenJvyiUiJXZE_bskQmQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İnsanlığı, yok, oluştan, kurtaracak, sır:, Gizli, bir, mağarada, saklanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4zFenJvyiUiJXZE_bskQmQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="İnsanlığı yok oluştan kurtaracak sır: Gizli bir mağarada saklanıyor!"><p>Bilim insanları, insanlığın genetik bilgisini 5 boyutlu bir kristalde depolayarak yok olma tehlikesine karşı yeni bir umut sundu. Southampton Üniversitesi ekibi, milyarlarca yıl boyunca dayanabilecek bu devrim niteliğindeki teknoloji ile gelecekteki nesillere bilgi aktarımını sağlamayı hedefliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KP-aKPP1d0GRZ4QDQTVmCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Southampton Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi, insan genomunu bir kristalde depolayarak insanlığı yok olmaktan geri getirme potansiyeline sahip bir teknoloji geliştirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hWsAJlC0-kSTQN9vw_kShw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avusturya'nın Hallstatt kentindeki bir tuz mağarasında bulunan kristal, İnsanlığın Hafızası arşivinde saklanıyor.
Araştırmacılara göre bu devrim niteliğindeki veri depolama formatı milyarlarca yıl boyunca varlığını sürdürebilir.
Araştırma ekibi, 5D veri depolama formatının, yüksek sıcaklıklarda bile milyarlarca yıl boyunca kayıpsız bilgi saklayabildiğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iQ92YQxIj0CbkyrzmNOVRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2014 yılında Guinness Dünya Rekorları'na en dayanıklı veri depolama malzemesi olarak girmeyi başaran kristal, 360 terabayta kadar veri depolama kapasitesine sahip.Araştırma ekibi, kristalin Dünya'daki kimyasal ve termal açıdan en dayanıklı malzemelerden biri olan erimiş kuvarsla eşdeğer olduğunu söyledi. Donma, yangın ve bin dereceye varan sıcaklıklara kadar dayanıklı olduğu belirtildi. Kristalin ayrıca 10 tona kadar doğrudan darbe kuvvetine dayanabildiği ve kozmik radyasyona uzun süre maruz kalmasına rağmen değişmediği söylendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8n1JQCDI3k-PoajGhECkGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Profesör Peter Kazansky liderliğindeki ekip, verileri silika içerisinde yer alan ve 20 nanometre kadar küçük özellik boyutlarına sahip nano yapılı boşluklara hassas bir şekilde yazmak için ultra hızlı lazerler kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I5pHciwHKUepkCrvvsNFyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Henüz genetik bilgi ile sentetik insan yaratmak mümkün olmasa da, 5D kristali, gelecekte bu tür ilerlemeler kaydedildiğinde bilgilerin korunmasını sağlayacak. Prof. Kazansky, 2010 yılında sentetik bir bakterinin yaratıldığını hatırlatarak, "5D hafıza kristali, gelecekte bitkiler ve hayvanlar gibi karmaşık organizmaların geri kazanılmasına olanak tanıyacak" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4WaGSHW5WUGWpNipbJcF0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kristalin üzerinde, DNA'nın yapı taşları ve genlerin yerleşim düzenleri gibi evrensel elementler işlenmiş durumda. Bu görsel anahtar, kristali bulan kişiye hangi verilerin saklandığı ve nasıl kullanılabileceği konusunda bilgi veriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mwq0L7neNEuYkv4-VbNb2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son olarak, araştırmacılar, "Kristalin içinde saklanan verilerin gelecekte bizden sonraki bir zeka tarafından alınabileceğini düşündük" ifadesinde bulundu.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dinozorlardan önce yaşamış! Kaya resminde bulunan gizemli hayvan bilim insanlarını şaşırttı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dinozorlardan-oence-yasamis-kaya-resminde-bulunan-gizemli-hayvan-bilim-insanlarini-sasirtti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dinozorlardan-oence-yasamis-kaya-resminde-bulunan-gizemli-hayvan-bilim-insanlarini-sasirtti</guid>
<description><![CDATA[ Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceği keşfedildi. Araştırma, bu tasvirin antik hayvanların bilimsel tanımından en az 10 yıl önce yapıldığını ortaya koyuyor. Çalışma, San halkının fosilleri keşfettiğini ve bu bilgiyi kültürel inançlarıyla birleştirdiğini destekliyor.Yeni bir araştırma, Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, dinozorlardan önce yaşamış ve soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceğini ortaya koydu. PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada, 1800&#039;lerin başında, 1821 ile 1835 yılları arasında boyanmış olan Boynuzlu Yılan panelindeki gizemli hayvanın, aşağı doğru dönük dişlere sahip uzun gövdeli bir hayvan olarak tanımlandığını belirtti. Güney Afrika&#039;nın Karoo Havzası&#039;nda, dicynodontlar dahil birçok iyi korunmuş fosil bulunduğu biliniyor. 10 YIL ÖNCESİNE AİT OLABİLİR Sanat eserinin gerçekten bir dicynodonta (dinozorlardan önce soyu tükenmiş bir tür) ait olduğu tespit edilirse, San halkının tasviri, antik hayvanların ilk bilimsel tanımından en az 10 yıl öncesine ait olabilir.  Çalışmanın yazarlarından Julien Benoit, &quot;Resim en geç 1835&#039;te yapılmış, yani bu dicynodont, 1845&#039;te Richard Owen tarafından ilk dicynodontun batılı bilimsel keşfi ve isimlendirilmesinden en az 10 yıl önce tasvir edilmiş&quot; dedi Araştırma, San halkının fosilleri keşfettiği ve bu bilgiyi inanç sistemleriyle birleştirdiğini destekliyor. Ayrıca, bu bulgular, San halkının fosil toplama ve bunları sanat eserlerine dahil etme pratiklerine dair arkeolojik kanıtları güçlendiriyor.  Bilim insanları, yerli halkların paleontoloji bilgisine dair anlayışın henüz yeterince derin olmadığını belirterek, dünyanın dört bir yanındaki yerli kültürlerin fosilleri nasıl yorumladığına dair daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bWCgpg-Eg0SShbBadjXTaA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dinozorlardan, önce, yaşamış, Kaya, resminde, bulunan, gizemli, hayvan, bilim, insanlarını, şaşırttı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bWCgpg-Eg0SShbBadjXTaA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dinozorlardan önce yaşamış! Kaya resminde bulunan gizemli hayvan bilim insanlarını şaşırttı"><p>Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceği keşfedildi. Araştırma, bu tasvirin antik hayvanların bilimsel tanımından en az 10 yıl önce yapıldığını ortaya koyuyor. Çalışma, San halkının fosilleri keşfettiğini ve bu bilgiyi kültürel inançlarıyla birleştirdiğini destekliyor.</p><p>Yeni bir araştırma, Güney Afrika kaya sanatında yerli San halkı tarafından tasvir edilen garip bir dişli hayvanın, dinozorlardan önce yaşamış ve soyu tükenmiş bir tür olan dicynodontla ilişkili olabileceğini ortaya koydu. </p><p>PLOS ONE dergisinde yayımlanan çalışmada, 1800'lerin başında, 1821 ile 1835 yılları arasında boyanmış olan Boynuzlu Yılan panelindeki gizemli hayvanın, aşağı doğru dönük dişlere sahip uzun gövdeli bir hayvan olarak tanımlandığını belirtti. Güney Afrika'nın Karoo Havzası'nda, dicynodontlar dahil birçok iyi korunmuş fosil bulunduğu biliniyor. </p><p><strong>10 YIL ÖNCESİNE AİT OLABİLİR </strong></p><p>Sanat eserinin gerçekten bir dicynodonta (dinozorlardan önce soyu tükenmiş bir tür) ait olduğu tespit edilirse, San halkının tasviri, antik hayvanların ilk bilimsel tanımından en az 10 yıl öncesine ait olabilir.  Çalışmanın yazarlarından Julien Benoit, "Resim en geç 1835'te yapılmış, yani bu dicynodont, 1845'te Richard Owen tarafından ilk dicynodontun batılı bilimsel keşfi ve isimlendirilmesinden en az 10 yıl önce tasvir edilmiş" dedi </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e7V7EtZ7d0KWuztHWDpqFA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Araştırma, San halkının fosilleri keşfettiği ve bu bilgiyi inanç sistemleriyle birleştirdiğini destekliyor. Ayrıca, bu bulgular, San halkının fosil toplama ve bunları sanat eserlerine dahil etme pratiklerine dair arkeolojik kanıtları güçlendiriyor.  Bilim insanları, yerli halkların paleontoloji bilgisine dair anlayışın henüz yeterince derin olmadığını belirterek, dünyanın dört bir yanındaki yerli kültürlerin fosilleri nasıl yorumladığına dair daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun akıntısı şikayeti ile gitti, beyninin aktığını öğrendi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/burun-akintisi-sikayeti-ile-gitti-beyninin-aktigini-oegrendi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/burun-akintisi-sikayeti-ile-gitti-beyninin-aktigini-oegrendi</guid>
<description><![CDATA[ İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç, altı yıl boyunca süren burun akıntısının, başından geçirdiği bir kaza sonrası oluşan nadir bir rahatsızlık olan travmatik ensefalosel nedeniyle olduğunu öğrendi. Baş ağrıları ve nöbetlerle mücadele eden hasta, yapılan başarılı bir cerrahi müdahale ile sağlığına kavuştu.İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç başından aldığı darbe sonrası 6 yıldır kronik burun akıntısı, baş ağrısı ve nöbetlerle mücadele ediyordu.
Gencin yaşadığı burun akıntısının, kafatasındaki bir delikten beyninin dışarı sızmasından kaynaklandığını öğrenildi. Başlangıçta basit bir soğuk algınlığı belirtisi olarak değerlendirilen durum, aslında beyin omurilik sıvısının (BOS) sızmasıydı.Görüntüleme sonrası, hastaya travmatik ensefalosel tanısı konuldu. Bu durum, beyin dokusunun kafatasındaki açıklıklardan dışarı çıkmasıyla karakterize edilen nadir bir rahatsızlıktır.
Doğum kusuru olarak bilinen ensefalosel, genellikle kafa veya beyinde bir yaralanma sonrası da gelişebilir.Hasta, yoğun bakımda geçirdiği bir ay sonrasında yapılan MR taramasında kafatasında bir kırık olduğunu ve burun boşluğunda ensefalosel oluştuğunu öğrendi. Beyin cerrahları, kırığın onarılması için ameliyat önerdi, ancak hasta tıbbi bakımı reddetti.İki ay sonra tekrar hastaneye başvuran gence, doktorlar ameliyat için ikna etti ve başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Ameliyat sonrasında, hastanın baş ağrısı, burun akıntısı ve nöbetleri tamamen ortadan kalktı. Kontrol muayenesinde ensefaloselin kapandığı ve oluşan hasarın düzeldiği belirlendi.Doktorlar, travmatik ensefaloselin nadir bir komplikasyon olduğunu ancak bu tür durumlarda hastaların hayati tehlike arz eden sonuçlar nedeniyle dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-3WvHBielEuMGku7m4GLZw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Burun, akıntısı, şikayeti, ile, gitti, beyninin, aktığını, öğrendi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-3WvHBielEuMGku7m4GLZw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun akıntısı şikayeti ile gitti, beyninin aktığını öğrendi!"><p>İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç, altı yıl boyunca süren burun akıntısının, başından geçirdiği bir kaza sonrası oluşan nadir bir rahatsızlık olan travmatik ensefalosel nedeniyle olduğunu öğrendi. Baş ağrıları ve nöbetlerle mücadele eden hasta, yapılan başarılı bir cerrahi müdahale ile sağlığına kavuştu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qYzleSfq30abMxpTnsRaRQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İsmi açıklanmayan 20 yaşındaki bir genç başından aldığı darbe sonrası 6 yıldır kronik burun akıntısı, baş ağrısı ve nöbetlerle mücadele ediyordu.
Gencin yaşadığı burun akıntısının, kafatasındaki bir delikten beyninin dışarı sızmasından kaynaklandığını öğrenildi. Başlangıçta basit bir soğuk algınlığı belirtisi olarak değerlendirilen durum, aslında beyin omurilik sıvısının (BOS) sızmasıydı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Wy4BuqKVkSy6C419e5d_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Görüntüleme sonrası, hastaya travmatik ensefalosel tanısı konuldu. Bu durum, beyin dokusunun kafatasındaki açıklıklardan dışarı çıkmasıyla karakterize edilen nadir bir rahatsızlıktır.
Doğum kusuru olarak bilinen ensefalosel, genellikle kafa veya beyinde bir yaralanma sonrası da gelişebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UFKDcAD4VE674qNzX80L7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hasta, yoğun bakımda geçirdiği bir ay sonrasında yapılan MR taramasında kafatasında bir kırık olduğunu ve burun boşluğunda ensefalosel oluştuğunu öğrendi. Beyin cerrahları, kırığın onarılması için ameliyat önerdi, ancak hasta tıbbi bakımı reddetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RktBJtNMek62TsEGZ0nUxg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İki ay sonra tekrar hastaneye başvuran gence, doktorlar ameliyat için ikna etti ve başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Ameliyat sonrasında, hastanın baş ağrısı, burun akıntısı ve nöbetleri tamamen ortadan kalktı. Kontrol muayenesinde ensefaloselin kapandığı ve oluşan hasarın düzeldiği belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Kxv65XXHQ0yMKtA4nG0bSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doktorlar, travmatik ensefaloselin nadir bir komplikasyon olduğunu ancak bu tür durumlarda hastaların hayati tehlike arz eden sonuçlar nedeniyle dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Piramit teorisi tartışma yarattı: Ses titreşimleri ile mi hareket ettirildi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/piramit-teorisi-tartisma-yaratti-ses-titresimleri-ile-mi-hareket-ettirildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/piramit-teorisi-tartisma-yaratti-ses-titresimleri-ile-mi-hareket-ettirildi</guid>
<description><![CDATA[ Piramitlerin nasıl yapıldığı hala tartışılırken, bir TikTok kullanıcısının antik piramitlerle ilgili ortaya attığ komplo teorisi tartışmalara neden oldu.Mısır piramitleri, bugün hala bilim insanlarının kafalarının karışmasına neden olan antik dünyanın harikaları olarak görülüyor.Günümüzün teknolojik gelişmeleriyle karşılaştırıldığında ilkel olduğu yaygın olarak bilinen bir toplum , böylesine etkileyici bir başarıyı nasıl başarabildi?İddia edilen &quot;kanıt&quot; bir didgeridoo ( rüzgar enstrümanı) sanatçısının kayaların sesle hareket ettirilebileceğini &quot;kanıtlayan&quot; bir video paylaşmasıyla gündem oldu.Didgeridoo Dude olarak bilinen kullanıcı, TikTok hesabından &quot;Piramitler sesle inşa edildi&quot; başlıklı bir video paylaştı.
Bu videoda, didgeridoo enstrümanını kullanarak bir plastik nesneyi havada hareket ettirdiğini gösterdi.
Yorumlar bölümünde bir kişi Didgeridoo Dude&#039;un bunu bir kayayla yapıp yapamayacağını sordu.TikTok kullanıcısı, videonun devamında bir parça folyo aldığını gösterdi ancak videonun sonunda folyoyu açtığında içinde küçük bir kaya olduğu görüldü. 
Mısır piramitleri, inşaat teknikleri ve kullanılan yöntemler açısından hâlâ pek çok soru barındırıyor. Antik toplumların, günümüz teknolojisiyle karşılaştırıldığında oldukça ilkel olduğu bilinse de, bu dev yapıları nasıl inşa ettikleri büyük bir merak konusu.
Birçok bilim insanı, Mısırlıların kayaları yerden kaldırmak için eğimli rampalar ve diğer fiziksel yöntemler kullandığını düşünüyor.TikTok videosu, birçok kişi tarafından alay konusu oldu. Çoğu izleyici, adamın iddialarını gerçekçi bulmadı ve akustik levitasyonun piramitlerde kullanılan ağır taşlar üzerinde etkili olamayacağını vurguladı.
Özellikle, ses dalgalarının insanları ayaklarından yere serebilecek kadar güçlü olabileceği ancak bu gücün kayaları taşımak için yeterli olmayacağı kaydedildi.
Akustik levitasyon: Ses dalgalarının basıncını kullanarak nesneleri havada asılı tutma yöntemidirGünümüz bilimsel anlayışı, Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiğine dair daha mantıklı ve sağlam açıklamalar sunuyor. Bu tür komplo teorileri, tarih bilimine dair merak uyandırsa da, dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor.
Uzmanlar,  piramitlerin inşasında kullanılan yöntemler hakkında kesin bir yargıya varmak için daha fazla araştırma ve bilimsel inceleme yapılmasının şart olduğunu belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/84xjNFlWLECE98Z83nZ1-w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Piramit, teorisi, tartışma, yarattı:, Ses, titreşimleri, ile, hareket, ettirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/84xjNFlWLECE98Z83nZ1-w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Piramit teorisi tartışma yarattı: Ses titreşimleri ile mi hareket ettirildi?"><p>Piramitlerin nasıl yapıldığı hala tartışılırken, bir TikTok kullanıcısının antik piramitlerle ilgili ortaya attığ komplo teorisi tartışmalara neden oldu.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wpl1QU4jvEeB4-wmzUEI2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mısır piramitleri, bugün hala bilim insanlarının kafalarının karışmasına neden olan antik dünyanın harikaları olarak görülüyor.Günümüzün teknolojik gelişmeleriyle karşılaştırıldığında ilkel olduğu yaygın olarak bilinen bir toplum , böylesine etkileyici bir başarıyı nasıl başarabildi?İddia edilen "kanıt" bir didgeridoo ( rüzgar enstrümanı) sanatçısının kayaların sesle hareket ettirilebileceğini "kanıtlayan" bir video paylaşmasıyla gündem oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cDVnamOo-keCJv3sKEobyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Didgeridoo Dude olarak bilinen kullanıcı, TikTok hesabından "Piramitler sesle inşa edildi" başlıklı bir video paylaştı.
Bu videoda, didgeridoo enstrümanını kullanarak bir plastik nesneyi havada hareket ettirdiğini gösterdi.
Yorumlar bölümünde bir kişi Didgeridoo Dude'un bunu bir kayayla yapıp yapamayacağını sordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OKnHKXVc_0-C89e5XTtZ3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TikTok kullanıcısı, videonun devamında bir parça folyo aldığını gösterdi ancak videonun sonunda folyoyu açtığında içinde küçük bir kaya olduğu görüldü. 
Mısır piramitleri, inşaat teknikleri ve kullanılan yöntemler açısından hâlâ pek çok soru barındırıyor. Antik toplumların, günümüz teknolojisiyle karşılaştırıldığında oldukça ilkel olduğu bilinse de, bu dev yapıları nasıl inşa ettikleri büyük bir merak konusu.
Birçok bilim insanı, Mısırlıların kayaları yerden kaldırmak için eğimli rampalar ve diğer fiziksel yöntemler kullandığını düşünüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YScpN08VIEmcbiU7blgDHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TikTok videosu, birçok kişi tarafından alay konusu oldu. Çoğu izleyici, adamın iddialarını gerçekçi bulmadı ve akustik levitasyonun piramitlerde kullanılan ağır taşlar üzerinde etkili olamayacağını vurguladı.
Özellikle, ses dalgalarının insanları ayaklarından yere serebilecek kadar güçlü olabileceği ancak bu gücün kayaları taşımak için yeterli olmayacağı kaydedildi.
Akustik levitasyon: Ses dalgalarının basıncını kullanarak nesneleri havada asılı tutma yöntemidir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/klDPW3mA_E2BDuBL0zDtSA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Günümüz bilimsel anlayışı, Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiğine dair daha mantıklı ve sağlam açıklamalar sunuyor. Bu tür komplo teorileri, tarih bilimine dair merak uyandırsa da, dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor.
Uzmanlar,  piramitlerin inşasında kullanılan yöntemler hakkında kesin bir yargıya varmak için daha fazla araştırma ve bilimsel inceleme yapılmasının şart olduğunu belirtiyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar açıkladı: Çocuklar neden yemek seçiyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-acikladi-cocuklar-neden-yemek-seciyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-acikladi-cocuklar-neden-yemek-seciyor</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere&#039;de yapılan bir araştırmaya göre çocukların yemek seçme huyu, büyük ölçüde genetik etkenlerle şekilleniyor. Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme huyunun yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilgili olduğu belirlendi.Bilim insanlarına göre, çocuklarının bazı yiyecekleri yemeyi reddetmesi, ebeveynlikten çok genlerle ilgili.  İngiliz bilim insanları, yeni bir çalışma kapsamında 16 aylıkla 13 yaş arasındaki 2 bin 400 tek yumurta ikizinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları çift yumurta ikizlerinin verileriyle karşılaştırdı.   Ebeveynler, yeme davranışına ilişkin soruları çocuklar 16 aylıkken, 3 yaşındayken, 5 yaşındayken ve 13 yaşındayken tekrar yanıtladı.  Yedi yaşında seçicilikte küçük bir zirve oldu, bu yaştan sonra ise hafif bir düşüş olduğu kaydedildi.YÜZDE 60 ORANINDA GENETİKLE İLGİLİ  Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme davranışının yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilişkili olduğu belirlendi. Bu oran, 3-13 yaş aralığında yüzde 74&#039;e yükseliyor.   Araştırmada, yemek seçme alışkanlığını belirleyen bir diğer unsurun da çevre olduğuna dikkat çekiliyor.Çocukların çevresindeki kişilerin tükettiği yiyeceklerin ya da ailecek yemeğe oturmanın, yemek seçme davranışında etkili olduğuna işaret ediliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OKlg-gQM-kqsa3cfdaB3Kw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, açıkladı:, Çocuklar, neden, yemek, seçiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OKlg-gQM-kqsa3cfdaB3Kw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar açıkladı: Çocuklar neden yemek seçiyor?"><p>İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre çocukların yemek seçme huyu, büyük ölçüde genetik etkenlerle şekilleniyor. Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme huyunun yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilgili olduğu belirlendi.</p><p>Bilim insanlarına göre, çocuklarının bazı yiyecekleri yemeyi reddetmesi, ebeveynlikten çok genlerle ilgili.  İngiliz bilim insanları, yeni bir çalışma kapsamında 16 aylıkla 13 yaş arasındaki 2 bin 400 tek yumurta ikizinin beslenme alışkanlıklarını inceledi. Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları çift yumurta ikizlerinin verileriyle karşılaştırdı.   Ebeveynler, yeme davranışına ilişkin soruları çocuklar 16 aylıkken, 3 yaşındayken, 5 yaşındayken ve 13 yaşındayken tekrar yanıtladı.  Yedi yaşında seçicilikte küçük bir zirve oldu, bu yaştan sonra ise hafif bir düşüş olduğu kaydedildi.</p><p><strong>YÜZDE 60 ORANINDA GENETİKLE İLGİLİ</strong>  Çalışmada, 16 aylık çocuklarda yemek seçme davranışının yüzde 60 oranında genetik unsurlarla ilişkili olduğu belirlendi. Bu oran, 3-13 yaş aralığında yüzde 74'e yükseliyor.   Araştırmada, yemek seçme alışkanlığını belirleyen bir diğer unsurun da çevre olduğuna dikkat çekiliyor.</p><p>Çocukların çevresindeki kişilerin tükettiği yiyeceklerin ya da ailecek yemeğe oturmanın, yemek seçme davranışında etkili olduğuna işaret ediliyor. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: Dünya&amp;apos;yı ölümcül asteroitlerden kurtarmanın yolu bulundu!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-dunyayi-oelumcul-asteroitlerden-kurtarmanin-yolu-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-dunyayi-oelumcul-asteroitlerden-kurtarmanin-yolu-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırmaya göre, Dünya için potansiyel tehdit oluşturan asteroidleri önlemenin yolu bulunmuş olabilir. Bilim insanlarının X-ışınları kullanarak yaptıkları deneylerde çapları 4 km&#039;ye kadar olan asteroidlerin yönlerinin saptırılabildiği gözlemlendi. Bu yeni buluş, Dünya’yı potansiyel çarpışmalardan koruyabilir ve gelecekte gezegen savunma stratejilerinde kullanılabilir.ABD&#039;nin New Mexico eyaletine bağlı Albuquerque şehrindeki Sandia Ulusal Laboratuvarları&#039;ndan bir ekip, X-ışınlarının devasa asteroitleri yörüngelerinden saptırmanın bir yolu olabileceğini açıkladı.X-ışınları, halihazırda tıbbi tanılamada kullanılan bir teknoloji olarak bilinse de, yeni araştırmalar bu dalgaların insanlığın geleceğini kurtarabileceğini öne sürüyor.Laboratuvar deneylerinde, X-ışınlarının asteroitlerin yüzeyini buharlaştırarak gaz haline dönüştürdüğü ve yörüngelerini etkilediği gözlemlendi. 
Araştırmacılar, çapı 4 km&#039;ye kadar olan asteroitlerin bu yöntemle saptırılabileceğini belirtirken, X-ışınlarının gelecekteki gezegen savunma görevlerinde önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı.Nature Physics dergisinde yayımlanan çalışma, X-ışınlarının etkili bir şekilde kullanılmasının, dünya çapında potansiyel yıkım oluşturabilecek asteroid tehditlerine karşı bir önlem sağlayabileceğini ortaya koydu.X-ışınları ile yapılan simülasyonlar, asteroitlerin yüzeyinin ısıtılması yoluyla oluşan buhar bulutunun, asteroidin yörüngesini değiştirebileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları daha büyük asteroitleri içeren simülasyonlara ölçeklendirmeyi planlıyor.Geçmişte yaşanan büyük asteroid çarpışmalarının, iklim değişikliklerine ve büyük yıkımlara yol açtığı dikkate alındığında, uzmanlar bu yeni strateji, gelecekte insanlık için kritik bir savunma mekanizması olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XIFzD3mkLUOVciq4fIEBGg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, Dünyayı, ölümcül, asteroitlerden, kurtarmanın, yolu, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XIFzD3mkLUOVciq4fIEBGg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: Dünya'yı ölümcül asteroitlerden kurtarmanın yolu bulundu!"><p>Yapılan yeni bir araştırmaya göre, Dünya için potansiyel tehdit oluşturan asteroidleri önlemenin yolu bulunmuş olabilir. Bilim insanlarının X-ışınları kullanarak yaptıkları deneylerde çapları 4 km'ye kadar olan asteroidlerin yönlerinin saptırılabildiği gözlemlendi. Bu yeni buluş, Dünya’yı potansiyel çarpışmalardan koruyabilir ve gelecekte gezegen savunma stratejilerinde kullanılabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w6QapuAl9kOwojP_8XQELA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD'nin New Mexico eyaletine bağlı Albuquerque şehrindeki Sandia Ulusal Laboratuvarları'ndan bir ekip, X-ışınlarının devasa asteroitleri yörüngelerinden saptırmanın bir yolu olabileceğini açıkladı.X-ışınları, halihazırda tıbbi tanılamada kullanılan bir teknoloji olarak bilinse de, yeni araştırmalar bu dalgaların insanlığın geleceğini kurtarabileceğini öne sürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/clw02Ea0jEywASRY8pBZEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Laboratuvar deneylerinde, X-ışınlarının asteroitlerin yüzeyini buharlaştırarak gaz haline dönüştürdüğü ve yörüngelerini etkilediği gözlemlendi. 
Araştırmacılar, çapı 4 km'ye kadar olan asteroitlerin bu yöntemle saptırılabileceğini belirtirken, X-ışınlarının gelecekteki gezegen savunma görevlerinde önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2XD80EGTdEKFexThQ8i1xA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nature Physics dergisinde yayımlanan çalışma, X-ışınlarının etkili bir şekilde kullanılmasının, dünya çapında potansiyel yıkım oluşturabilecek asteroid tehditlerine karşı bir önlem sağlayabileceğini ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d9jVVwHM5k6yKF_vNr1pDQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>X-ışınları ile yapılan simülasyonlar, asteroitlerin yüzeyinin ısıtılması yoluyla oluşan buhar bulutunun, asteroidin yörüngesini değiştirebileceğini gösterdi.
Araştırmacılar, elde ettikleri sonuçları daha büyük asteroitleri içeren simülasyonlara ölçeklendirmeyi planlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dfZtedUZdk-8nPv99st-Ag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçmişte yaşanan büyük asteroid çarpışmalarının, iklim değişikliklerine ve büyük yıkımlara yol açtığı dikkate alındığında, uzmanlar bu yeni strateji, gelecekte insanlık için kritik bir savunma mekanizması olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim dünyasında panik yaratan canlı: Bulaşıcı kanser türü üretiyor, yavrularına aktarabiliyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-dunyasinda-panik-yaratan-canli-bulasici-kanser-turu-uretiyor-yavrularina-aktarabiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-dunyasinda-panik-yaratan-canli-bulasici-kanser-turu-uretiyor-yavrularina-aktarabiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Fransa&#039;daki bilim insanları, kahverengi hidra adlı deniz canlısının kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti. Uzmanlar, bu canlının bulaşıcı kanserlerin doğada yayılmasına neden olabileceğini ve bu durumun ekolojik sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı.Fransa&#039;daki bilim insanları, denizanasına benzer bir yaratık olan kahverengi hidranın (Hydra oligactis), kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti.
Yunan mitolojisindeki göl canavarlarından esinlenerek adlandırılan bu organizmanın, doğada yayılma potansiyeli, ekolojik denge açısından ciddi endişelere yol açıyor.
Araştırmacılar, bu bulaşıcı kanserlerin doğada kontrolsüz yayılması durumunda  olumsuz ekolojik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.Yapılan çalışmalar, kahverengi hidraların yalnızca laboratuvar ortamında kanser geliştirdiğini gösterse de, bu tür tümörlerin son on yılda Avustralya kıyılarındaki Tazmanya canavarlarının neredeyse yok olmasına neden olduğu biliniyor.
Araştırma ekibi, çevresel kirliliğin daha bulaşıcı kanser türlerine yol açabileceğinden endişe ederken, bu hastalığın insanlara etkisinin henüz net olmadığını vurguladı.Çalışmanın baş yazarı Sophie Tissot, insan faaliyetlerinin bu kanserlerin yayılmasına uygun koşullar yaratabileceğini ifade etti.  Yayımlanan çamlışmada, bulaşıcı kanserlerin aşırı beslenmeden kaynaklanabileceği öne sürüldü.Yeni çalışma, kahverengi hidraların iki aydan kısa bir süre içinde kanser oluşturma yeteneğini ortaya koydu. Ekip, kontrol grupları ve hidranın kansere yatkınlığı hakkındaki bilgileri kullanarak, nesiller arası bulaşıcı tümör aktarımının en olası nedeninin bulaşıcı tümör olduğunu belirledi. Tissot ve meslektaşları, bu bulguların insan faaliyetlerinin ekosistemler üzerindeki etkilerini anlamada kritik olduğunu vurguladı. Kahverengi hidranın bulaşıcı kanserleri hakkında yapılan keşiflerin insanlardaki kanser formlarıyla ilgili henüz kesin sonuçlara ulaşılamadığı belirtildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E4OYkABIIkqgKNnd0iPrAg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, dünyasında, panik, yaratan, canlı:, Bulaşıcı, kanser, türü, üretiyor, yavrularına, aktarabiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/E4OYkABIIkqgKNnd0iPrAg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim dünyasında panik yaratan canlı: Bulaşıcı kanser türü üretiyor, yavrularına aktarabiliyor!"><p>Fransa'daki bilim insanları, kahverengi hidra adlı deniz canlısının kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti. Uzmanlar, bu canlının bulaşıcı kanserlerin doğada yayılmasına neden olabileceğini ve bu durumun ekolojik sonuçlar doğurabileceği konusunda uyardı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hnc1W_Cb10GynILACcqS3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fransa'daki bilim insanları, denizanasına benzer bir yaratık olan kahverengi hidranın (Hydra oligactis), kanserli tümörleri yavrularına aktarabildiğini keşfetti.
Yunan mitolojisindeki göl canavarlarından esinlenerek adlandırılan bu organizmanın, doğada yayılma potansiyeli, ekolojik denge açısından ciddi endişelere yol açıyor.
Araştırmacılar, bu bulaşıcı kanserlerin doğada kontrolsüz yayılması durumunda  olumsuz ekolojik sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6UlSSKoVoEWph4u1KDrZmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan çalışmalar, kahverengi hidraların yalnızca laboratuvar ortamında kanser geliştirdiğini gösterse de, bu tür tümörlerin son on yılda Avustralya kıyılarındaki Tazmanya canavarlarının neredeyse yok olmasına neden olduğu biliniyor.
Araştırma ekibi, çevresel kirliliğin daha bulaşıcı kanser türlerine yol açabileceğinden endişe ederken, bu hastalığın insanlara etkisinin henüz net olmadığını vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6y03KUdSLku1FVP0hRKzAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmanın baş yazarı Sophie Tissot, insan faaliyetlerinin bu kanserlerin yayılmasına uygun koşullar yaratabileceğini ifade etti.  Yayımlanan çamlışmada, bulaşıcı kanserlerin aşırı beslenmeden kaynaklanabileceği öne sürüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K-C-UaAOT0Sv1Ssd9eO7zQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeni çalışma, kahverengi hidraların iki aydan kısa bir süre içinde kanser oluşturma yeteneğini ortaya koydu. Ekip, kontrol grupları ve hidranın kansere yatkınlığı hakkındaki bilgileri kullanarak, nesiller arası bulaşıcı tümör aktarımının en olası nedeninin bulaşıcı tümör olduğunu belirledi. Tissot ve meslektaşları, bu bulguların insan faaliyetlerinin ekosistemler üzerindeki etkilerini anlamada kritik olduğunu vurguladı. Kahverengi hidranın bulaşıcı kanserleri hakkında yapılan keşiflerin insanlardaki kanser formlarıyla ilgili henüz kesin sonuçlara ulaşılamadığı belirtildi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ölüm saatinizi tahmin eden uygulama!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/olum-saatinizi-tahmin-eden-uygulama</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/olum-saatinizi-tahmin-eden-uygulama</guid>
<description><![CDATA[ Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama ölüm saatiniz tahmin ettiğini ve bunu uzatmanın yollarını söyleyebileceğini iddia etti.Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama, kullanıcıların daha sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha uzun yaşamalarını teşvik etmek amacıyla ölüm saatlerini tahmin ettiğini iddia etti.  &quot;Ölüm Saati&quot; adı verilen bu uygulama, yıllık 40 dolarlık bir abonelik ücretiyle, mevcut biyolojik yaş ve yaşam tarzını göz önünde bulundurarak kesin ölüm tarihlerine dair tahminlerde bulunuyor.   New York Post’ta yer alan habere göre, uygulamanın temel amacı, insanları sağlıklı yaşam değişiklikleri yapmaya motive etmek.  &quot;ZAMANINDA UYARMAYI HEDEFLİYOR&quot;  Uygulama, ölümle ilgili faktörleri analiz ederek kullanıcıları zamanında uyarmayı hedefliyor.  Kurucu Brent Franson, “Günümüz dünyasında sağlık hizmetleri genellikle tepkiseldir, sorunlar ortaya çıktığında müdahale edilir ve bu genellikle çok geç olur,” dedi. Franson’a göre, Ölüm Saati, bireyleri sağlıklı yaşam ipuçlarıyla donatarak daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmeleri için teşvik ediyor.  Kullanıcılar, uygulama aracılığıyla sağlığa dair çeşitli sorulara yanıt veriyor. Kan testleri, genetik taramalar gibi kişisel sağlık belgelerini yüklemelerine olanak tanınıyor. Kolesterol seviyeleri gibi biyolojik faktörlerin yanı sıra uyku düzeni, ruh sağlığı, günlük oturma süreleri, sigara içme alışkanlıkları ve sosyal hayat gibi yaşam tarzı gibi unsurlarını da kapsıyor.  Ölüm Saati, 18 Eylül’de resmi olarak piyasaya sürüldü. Kullanıcılar, uygulamayı ücretsiz olarak indirip ölüm tarihlerini görebiliyorlar. Ancak, sağlıklarını iyileştirmek ve potansiyel ölüm tarihlerinin ertelenmesi için sunulan uzun yaşam planı için yıllık 40 dolar ödemeleri gerekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RoqssGKZY0O22rVcG_vpYw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ölüm, saatinizi, tahmin, eden, uygulama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RoqssGKZY0O22rVcG_vpYw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ölüm saatinizi tahmin eden uygulama!"><p>Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama ölüm saatiniz tahmin ettiğini ve bunu uzatmanın yollarını söyleyebileceğini iddia etti.</p><p>Yapay zeka tarafından geliştirilen yeni bir uygulama, kullanıcıların daha sağlıklı seçimler yapmalarını ve daha uzun yaşamalarını teşvik etmek amacıyla ölüm saatlerini tahmin ettiğini iddia etti.  "Ölüm Saati" adı verilen bu uygulama, yıllık 40 dolarlık bir abonelik ücretiyle, mevcut biyolojik yaş ve yaşam tarzını göz önünde bulundurarak kesin ölüm tarihlerine dair tahminlerde bulunuyor.   New York Post’ta yer alan habere göre, uygulamanın temel amacı, insanları sağlıklı yaşam değişiklikleri yapmaya motive etmek.  <strong>"ZAMANINDA UYARMAYI HEDEFLİYOR"</strong>  Uygulama, ölümle ilgili faktörleri analiz ederek kullanıcıları zamanında uyarmayı hedefliyor.  Kurucu Brent Franson, “Günümüz dünyasında sağlık hizmetleri genellikle tepkiseldir, sorunlar ortaya çıktığında müdahale edilir ve bu genellikle çok geç olur,” dedi. Franson’a göre, Ölüm Saati, bireyleri sağlıklı yaşam ipuçlarıyla donatarak daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmeleri için teşvik ediyor.  Kullanıcılar, uygulama aracılığıyla sağlığa dair çeşitli sorulara yanıt veriyor. Kan testleri, genetik taramalar gibi kişisel sağlık belgelerini yüklemelerine olanak tanınıyor. Kolesterol seviyeleri gibi biyolojik faktörlerin yanı sıra uyku düzeni, ruh sağlığı, günlük oturma süreleri, sigara içme alışkanlıkları ve sosyal hayat gibi yaşam tarzı gibi unsurlarını da kapsıyor.  Ölüm Saati, 18 Eylül’de resmi olarak piyasaya sürüldü. Kullanıcılar, uygulamayı ücretsiz olarak indirip ölüm tarihlerini görebiliyorlar. Ancak, sağlıklarını iyileştirmek ve potansiyel ölüm tarihlerinin ertelenmesi için sunulan uzun yaşam planı için yıllık 40 dolar ödemeleri gerekiyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nadir görülen &amp;quot;hayalet köpekbalığı&amp;quot;nın yeni bir cinsi keşfedildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nadir-goerulen-hayalet-koepekbaliginin-yeni-bir-cinsi-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nadir-goerulen-hayalet-koepekbaliginin-yeni-bir-cinsi-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Yeni Zelanda açıklarında, nadir görülen &quot;hayalet köpekbalığı&quot; cinsinin yeni bir türünü keşfetti. Uzmanlar, yeni balığın fiziksel ve genetik olarak diğer türlerden farklı olduğunu söylerken, insanların hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu belirtti.Yeni Zelanda basınındaki haberlere göre, Yeni Zelanda Ulusal Atmosfer ve Su Enstitüsünden (NIWA) bilim insanları, ülkenin Güney Adası&#039;nın yaklaşık bin kilometre doğusundaki Chatham Rise&#039;da yeni bir balık türü buldu.  Araştırmacılar, nadir görülen &quot;hayalet köpekbalığı&quot; cinsinden olan ve &quot;Harriotta avia&quot; olarak adlandırılan bu yeni balığın, diğer türlerden &quot;fiziksel ve genetik olarak farklı olduğunu&quot; ortaya koydu.  NIWA&#039;dan bilim insanı Brit Finucci, yüz milyonlarca yıldır var olduğu düşünülen bu yeni bulunan balığın kıkırdaktan yapılmış iskelete, büyük gözlere ve yüzgeçlere sahip bulunduğunu, çoğu balığın aksine pulsuz olduğunu aktardı.  İnsanların okyanus tabanında, yaklaşık 2 bin 600 metre derinlikte yaşayan hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu ifade eden Finucci, &quot;Yaşam alanları, onları incelemeyi ve izlemeyi zorlaştırıyor. Bu da biyolojileri veya tehdit durumları hakkında çok fazla şey bilmediğimiz anlamına geliyor ancak bu durum keşifleri daha da heyecan verici hale getiriyor.&quot; şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TENIBeGNRE6QjOcNzUQIHA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Nadir, görülen, hayalet, köpekbalığının, yeni, bir, cinsi, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TENIBeGNRE6QjOcNzUQIHA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nadir görülen " hayalet k yeni bir cinsi ke><p>Bilim insanları, Yeni Zelanda açıklarında, nadir görülen "hayalet köpekbalığı" cinsinin yeni bir türünü keşfetti. Uzmanlar, yeni balığın fiziksel ve genetik olarak diğer türlerden farklı olduğunu söylerken, insanların hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu belirtti.</p>Yeni Zelanda basınındaki haberlere göre, Yeni Zelanda Ulusal Atmosfer ve Su Enstitüsünden (NIWA) bilim insanları, ülkenin Güney Adası'nın yaklaşık bin kilometre doğusundaki Chatham Rise'da yeni bir balık türü buldu.  Araştırmacılar, nadir görülen "hayalet köpekbalığı" cinsinden olan ve "Harriotta avia" olarak adlandırılan bu yeni balığın, diğer türlerden "fiziksel ve genetik olarak farklı olduğunu" ortaya koydu.  NIWA'dan bilim insanı Brit Finucci, yüz milyonlarca yıldır var olduğu düşünülen bu yeni bulunan balığın kıkırdaktan yapılmış iskelete, büyük gözlere ve yüzgeçlere sahip bulunduğunu, çoğu balığın aksine pulsuz olduğunu aktardı.  İnsanların okyanus tabanında, yaklaşık 2 bin 600 metre derinlikte yaşayan hayalet köpekbalıklarıyla karşılaşma ihtimalinin düşük olduğunu ifade eden Finucci, "Yaşam alanları, onları incelemeyi ve izlemeyi zorlaştırıyor. Bu da biyolojileri veya tehdit durumları hakkında çok fazla şey bilmediğimiz anlamına geliyor ancak bu durum keşifleri daha da heyecan verici hale getiriyor." şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzayda mahsur kalan NASA astronotları, özel giysilerini değiştirecek</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzayda-mahsur-kalan-nasa-astronotlari-oezel-giysilerini-degistirecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzayda-mahsur-kalan-nasa-astronotlari-oezel-giysilerini-degistirecek</guid>
<description><![CDATA[ Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzayda mahsur kalan astronotların kıyafetleriyle birlikte Starliner kapsülünü dünyaya başarılı bir şekilde indirdi. Şubat 2025&#039;te dünyaya dönmeleri beklenen Astronotların, SpaceX&#039;in Crew-9 uzay aracına özel kıyafetler giyeceği kaydedildi. Crew-9 uzay aracının 24 Eylül&#039;de ISS&#039;e doğru yola çıkması bekleniyor.NASA geçtiğimiz ay düzenlediği bir basın toplantısında Boeing Starliner&#039;ın teknik sorunlar nedeniyle Dünya&#039;ya mürettebatsız olarak geri döneceğini açıklamıştı.
Astronotlar Butch Wilmore ve Suni Williams&#039;ı taşıyan Starliner 5 Haziran&#039;da fırlatılmıştı ve başlangıçta yaklaşık bir hafta içinde geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak yaşanan teknik arızalar nedeniyle Starliner, geçtiğimiz günlerde mürettebatsız olarak dünyaya iniş yaptı.Dünyaya başarılı bir şekilde iniş yapan Starliner kapsülünde her iki astronotun da kıyafetleri yer alıyordu. 
Boeing&#039;in uzay giysilerinin SpaceX uzay araçlarıyla uyumlu olmamasından dolayı yeni kıyafetler giyileceği kaydedildi.SpaceX Crew Dragon uzay aracıyla Dünya&#039;ya dönmeleri beklenen Wilmore ve Williams, en az Şubat 2025&#039;e kadar ISS&#039;te kalacak.
Wilmore ve Williams SpaceX uzay aracıyla dünyaya döneceklerinden dolayı SpaceX&#039;in özel kıyafetlerini de giymek zorunda.Teorik olarak Wilmore ve Williams uzay giysileri olmadan Dünya&#039;ya dönebilirler.
Ancak bu, NASA&#039;nın onları güvende tutmak için ihtiyaç duyduğu verileri toplayamayacağı için hayatlarını tehlikeye atacaktır.
Ayrıca, kabindeki basınç kaybı ve sıcaklık değişimleri de ciddi, yaşamı tehdit eden yaralanmalara neden olabilir.SpaceX Crew-9&#039;un 24 Eylül&#039;de dünyadan ISS&#039;e fırlatılması planlanıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzayda, mahsur, kalan, NASA, astronotları, özel, giysilerini, değiştirecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ltF13vDN80OdjgY1dEMPSQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzayda mahsur kalan NASA astronotları, özel giysilerini değiştirecek"><p>Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzayda mahsur kalan astronotların kıyafetleriyle birlikte Starliner kapsülünü dünyaya başarılı bir şekilde indirdi. Şubat 2025'te dünyaya dönmeleri beklenen Astronotların, SpaceX'in Crew-9 uzay aracına özel kıyafetler giyeceği kaydedildi. Crew-9 uzay aracının 24 Eylül'de ISS'e doğru yola çıkması bekleniyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MXNlVbQ2l0GnllyKeHA-0Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NASA geçtiğimiz ay düzenlediği bir basın toplantısında Boeing Starliner'ın teknik sorunlar nedeniyle Dünya'ya mürettebatsız olarak geri döneceğini açıklamıştı.
Astronotlar Butch Wilmore ve Suni Williams'ı taşıyan Starliner 5 Haziran'da fırlatılmıştı ve başlangıçta yaklaşık bir hafta içinde geri dönmeleri gerekiyordu.
Ancak yaşanan teknik arızalar nedeniyle Starliner, geçtiğimiz günlerde mürettebatsız olarak dünyaya iniş yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DO4ZKBq3JE2bYoBGCXpJfQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyaya başarılı bir şekilde iniş yapan Starliner kapsülünde her iki astronotun da kıyafetleri yer alıyordu. 
Boeing'in uzay giysilerinin SpaceX uzay araçlarıyla uyumlu olmamasından dolayı yeni kıyafetler giyileceği kaydedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LyzxjKRATUiswKkgnGb05w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SpaceX Crew Dragon uzay aracıyla Dünya'ya dönmeleri beklenen Wilmore ve Williams, en az Şubat 2025'e kadar ISS'te kalacak.
Wilmore ve Williams SpaceX uzay aracıyla dünyaya döneceklerinden dolayı SpaceX'in özel kıyafetlerini de giymek zorunda.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e4fxiKVigEWWbUsFF7C0oA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Teorik olarak Wilmore ve Williams uzay giysileri olmadan Dünya'ya dönebilirler.
Ancak bu, NASA'nın onları güvende tutmak için ihtiyaç duyduğu verileri toplayamayacağı için hayatlarını tehlikeye atacaktır.
Ayrıca, kabindeki basınç kaybı ve sıcaklık değişimleri de ciddi, yaşamı tehdit eden yaralanmalara neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WUoE2BeXNEuzuR24YZ5GcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>SpaceX Crew-9'un 24 Eylül'de dünyadan ISS'e fırlatılması planlanıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Neandertallere ait ilk kanıt bulundu: Sonlarını sosyal izalasyon mu getirdi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/neandertallere-ait-ilk-kanit-bulundu-sonlarini-sosyal-izalasyon-mu-getirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/neandertallere-ait-ilk-kanit-bulundu-sonlarini-sosyal-izalasyon-mu-getirdi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili yaptıkları keşifler, insanlık tarihine ışık tutmaya devam ediyor. Yeni yapılan keşiflerde, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiği bildirildi. Bu keşif, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendirildi. Ayrıca, Fransa’daki Grotte Mandrin kaya sığınağında yapılan yeni bir araştırma, Neandertallerin soylarının sosyal izolasyon nedeniyle tükenmiş olabileceğini öne sürdü. Araştırmalar, Neandertallerin 50 bin yıl boyunca birbirinden izole yaşadığını ve bu izolasyonun genetik çeşitliliği azalttığını gösterdi.Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili çalışmaları devam ediyor. Son yapılan araştırmalar sonucunda günümüzden yaklaşık 250 bin yıl önce yaşamış, 40 bin yıl önce soyları tükenmiş  insan türü hakkında iki önemli keşif yapıldı.Yapılan ilk çalışmada bilim insanları, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiğini duyurdu.
Bu bulgu, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendiriliyor.
Kemikten yapılan aletlerin tarih boyunca çeşitli hominin türlerinde kullanıldığı bilinse de, Neandertallerin avlanmada bu tür aletleri kullandığına dair daha önce bir bulgu bulunmamaktaydı.İspanya’daki Abric Romaní kaya sığınağında gerçekleştirilen araştırma sonucu aletin  50 bin yıl öncesine tarihlenen mızrak ucu olduğu belirlendi.
Aletin ucunda mızraklarda görülen darbe izleri ve çatlaklar bulunurken, tahta bir sapa takıldığı da gözlemlendi.Ekip, aletin avlanmada kullanıldığını belirtirken, bazı bilim insanları kemik aletlerin, ellerindeki diğer kaynakların eksikliğinden yapıldığını öne sürüyor.
Makale yazarlarından Paula Mateo-Lomba, Neandertallerin kemikten aletleri kullanmasının çevresel kaynaklar arasında seçim yapma esnekliğini gösterdiğini belirtti. Ancak, kemik aletlerin avcılıkta kullanımı ve neden kemik seçildiği konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.40 bin yıl önce yeryüzünden silinen Neandertallerin  yok oluşun nedenleri uzun zamandır araştırılmakta ve gizemini korumakta. Ancak, Fransa&#039;nın Rhône Vadisi&#039;ndeki Grotte Mandrin kaya sığınağında bulunan kalıntılar bu soruya yeni bir ışık tutabilir.Grotte Mandrin&#039;den 2015 yılında çıkarılan bir Neandertal&#039;in genetiği üzerinde yapılan incelemeler, bu kişinin 45 bin ila 40 bin yıl önce yaşadığını gösterdi. Ancak, genetik veriler, bu Neandertal’in 100 bin yıl önce yaşamış Neandertallerle benzerlikler taşıdığını ortaya koydu. Araştırma ekibi, bu kişinin çok soğuk bir iklimde yaşadığını tespit etti.Araştırmanın başyazarlarından Ludovic Slimak, Thorin adı verilen bu Neandertal&#039;in izole bir hayat sürdüğünü ve diğer Neandertal gruplarıyla gen alışverişinde bulunmadığını belirtti. Slimak, &quot;Thorin&#039;in halkı 50 bin yıl boyunca diğer Neandertal popülasyonlarıyla etkileşimde bulunmadan yaşadı&quot; dedi.Kopenhag Üniversitesi&#039;nden Martin Sikora, Thorin’e en yakın genomun Cebelitarık’tan elde edilen bir kişiye ait olduğunu ve bu kişinin Fransa&#039;ya göç etmiş olabileceğini belirtti. Slimak, &quot;Bu, bilinmeyen bir Akdeniz Neandertal popülasyonunun Avrupa&#039;nın en batı ucundan Rhône Vadisi&#039;ne kadar uzandığını gösteriyor&quot; diye ekledi.Araştırmacılar, Neandertallerin sosyal izolasyonunun genetik çeşitliliği azalttığını ve bu durumun hayatta kalma şansını düşürdüğünü öne sürüyor. Uzun süre izole kalan bir popülasyonun, değişen iklimlere ve patojenlere uyum sağlama yeteneğinin azaldığı  ve bunun da toplumsal gelişimi engellediği belirtildi.Kopenhag Üniversitesi&#039;nden Tharsika Vimala, &quot;Bir popülasyonun diğerleriyle temas halinde olması her zaman iyidir. Uzun süre izole kalmak genetik çeşitliliği sınırlayarak toplumu hem genetik hem de sosyal açıdan zayıflatır&quot; dedi.Sonuç olarak, Neandertallerin soyunun nasıl tükendiğine dair kesin bir bilgiye ulaşmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulsa da, sosyal izolasyonun önemli bir rol oynamış olabileceği görülüyor. Neandertallerin kendi içlerine kapanarak soylarının tükenmesine neden olmuş olabileceği düşünülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2BW0Dene_0KgYDrdMoCXQQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Neandertallere, ait, ilk, kanıt, bulundu:, Sonlarını, sosyal, izalasyon, getirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2BW0Dene_0KgYDrdMoCXQQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Neandertallere ait ilk kanıt bulundu: Sonlarını sosyal izalasyon mu getirdi?"><p>Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili yaptıkları keşifler, insanlık tarihine ışık tutmaya devam ediyor. Yeni yapılan keşiflerde, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiği bildirildi. Bu keşif, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendirildi. Ayrıca, Fransa’daki Grotte Mandrin kaya sığınağında yapılan yeni bir araştırma, Neandertallerin soylarının sosyal izolasyon nedeniyle tükenmiş olabileceğini öne sürdü. Araştırmalar, Neandertallerin 50 bin yıl boyunca birbirinden izole yaşadığını ve bu izolasyonun genetik çeşitliliği azalttığını gösterdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T7d1k0Qm1Eu0TpXdYhFkrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanlarının Neandertaller ile ilgili çalışmaları devam ediyor. Son yapılan araştırmalar sonucunda günümüzden yaklaşık 250 bin yıl önce yaşamış, 40 bin yıl önce soyları tükenmiş  insan türü hakkında iki önemli keşif yapıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u__yl74TqEqcdYQjJFjMTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan ilk çalışmada bilim insanları, 50 bin yıl öncesine tarihlenen bir Neandertal mızrak ucunun keşfedildiğini duyurdu.
Bu bulgu, Neandertallerin kemikten aletleri avlanmada kullandığını gösteren ilk kanıt olarak değerlendiriliyor.
Kemikten yapılan aletlerin tarih boyunca çeşitli hominin türlerinde kullanıldığı bilinse de, Neandertallerin avlanmada bu tür aletleri kullandığına dair daha önce bir bulgu bulunmamaktaydı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TPav_PnN60OVaHGWi0vlxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İspanya’daki Abric Romaní kaya sığınağında gerçekleştirilen araştırma sonucu aletin  50 bin yıl öncesine tarihlenen mızrak ucu olduğu belirlendi.
Aletin ucunda mızraklarda görülen darbe izleri ve çatlaklar bulunurken, tahta bir sapa takıldığı da gözlemlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/q3STq-9w_EKRkfcpByhU1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip, aletin avlanmada kullanıldığını belirtirken, bazı bilim insanları kemik aletlerin, ellerindeki diğer kaynakların eksikliğinden yapıldığını öne sürüyor.
Makale yazarlarından Paula Mateo-Lomba, Neandertallerin kemikten aletleri kullanmasının çevresel kaynaklar arasında seçim yapma esnekliğini gösterdiğini belirtti. Ancak, kemik aletlerin avcılıkta kullanımı ve neden kemik seçildiği konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r_5X1dUjcEyP-KWOok6ZJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>40 bin yıl önce yeryüzünden silinen Neandertallerin  yok oluşun nedenleri uzun zamandır araştırılmakta ve gizemini korumakta. Ancak, Fransa'nın Rhône Vadisi'ndeki Grotte Mandrin kaya sığınağında bulunan kalıntılar bu soruya yeni bir ışık tutabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/29xpo3EVW028zo-T0AMDbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Grotte Mandrin'den 2015 yılında çıkarılan bir Neandertal'in genetiği üzerinde yapılan incelemeler, bu kişinin 45 bin ila 40 bin yıl önce yaşadığını gösterdi. Ancak, genetik veriler, bu Neandertal’in 100 bin yıl önce yaşamış Neandertallerle benzerlikler taşıdığını ortaya koydu. Araştırma ekibi, bu kişinin çok soğuk bir iklimde yaşadığını tespit etti.Araştırmanın başyazarlarından Ludovic Slimak, Thorin adı verilen bu Neandertal'in izole bir hayat sürdüğünü ve diğer Neandertal gruplarıyla gen alışverişinde bulunmadığını belirtti. Slimak, "Thorin'in halkı 50 bin yıl boyunca diğer Neandertal popülasyonlarıyla etkileşimde bulunmadan yaşadı" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D_abePZwEEihgQc_7qkN4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kopenhag Üniversitesi'nden Martin Sikora, Thorin’e en yakın genomun Cebelitarık’tan elde edilen bir kişiye ait olduğunu ve bu kişinin Fransa'ya göç etmiş olabileceğini belirtti. Slimak, "Bu, bilinmeyen bir Akdeniz Neandertal popülasyonunun Avrupa'nın en batı ucundan Rhône Vadisi'ne kadar uzandığını gösteriyor" diye ekledi.Araştırmacılar, Neandertallerin sosyal izolasyonunun genetik çeşitliliği azalttığını ve bu durumun hayatta kalma şansını düşürdüğünü öne sürüyor. Uzun süre izole kalan bir popülasyonun, değişen iklimlere ve patojenlere uyum sağlama yeteneğinin azaldığı  ve bunun da toplumsal gelişimi engellediği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iYMIyAaTy0-emyDlZVCE1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kopenhag Üniversitesi'nden Tharsika Vimala, "Bir popülasyonun diğerleriyle temas halinde olması her zaman iyidir. Uzun süre izole kalmak genetik çeşitliliği sınırlayarak toplumu hem genetik hem de sosyal açıdan zayıflatır" dedi.Sonuç olarak, Neandertallerin soyunun nasıl tükendiğine dair kesin bir bilgiye ulaşmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulsa da, sosyal izolasyonun önemli bir rol oynamış olabileceği görülüyor. Neandertallerin kendi içlerine kapanarak soylarının tükenmesine neden olmuş olabileceği düşünülüyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni araştırma: Süper bakteri 39 milyondan fazla insanı öldürecek!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-arastirma-super-bakteri-39-milyondan-fazla-insani-oeldurecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-arastirma-super-bakteri-39-milyondan-fazla-insani-oeldurecek</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir küresel analize göre, &quot;süper bakteriler&quot; 2050 yılına kadar 39 milyondan fazla insanı öldürecek ve özellikle yaşlı insanlar risk altında olacak. İlaç direncine bağlı ölümler, aşılama ve hijyen alanındaki gelişmelerin etkisiyle çok küçük çocuklar arasında azalırken, çalışma yaşlılar için tam tersi bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor.Yüzyılın ortasına kadar, dünya genelinde yılda 1,91 milyon insanın doğrudan antimikrobiyal direnç (AMR) nedeniyle öleceği tahmin ediliyor.AMR, bakterilerin evrim geçirerek onlarla savaşmak için kullanılan ilaçların artık işe yaramaması anlamına geliyor.2021&#039;de bu sayı 1,14 milyondu. AMR&#039;nin yıllık 8,2 milyon ölümde rol oynayacağı öngörülüyor.  Lancet&#039;te yayınlanan çalışma, Antimikrobiyal Direnç Üzerine Küresel Araştırma Projesi tarafından yürütüldü ve zaman içindeki AMR eğilimlerinin ilk küresel analizi olarak öne çıkıyor.  MİLYONLARCASI ÖNLENEBİLİRAraştırmacılar, 204 ülke ve bölgeden elde edilen verileri kullanarak 1990&#039;dan 2021&#039;e kadar olan ölüm tahminlerini ve 2050&#039;ye kadar uzanan tahminleri ortaya koydu.  Ayrıca enfeksiyonların daha iyi önlenmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesinin yanı sıra yeni antibiyotiklerin üretilmesi yoluyla dünya çapında milyonlarca ölümün önlenebileceğini tespit ettiler.  Çalışmanın yazarı, Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri Enstitüsü&#039;nden (IHME) Dr. Mohsen Naghavi şunları söyledi:“Antimikrobiyal ilaçlar modern sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri ve bu ilaçlara karşı artan direnç önemli bir endişe kaynağı. Bu bulgular, AMR&#039;nin on yıllardır önemli bir küresel sağlık tehdidi olduğunu ve bu tehdidin giderek büyüdüğünü vurgulamaktadır.” HEDEF YÜZDE 10Küresel liderler bu ay Birleşmiş Mlletler Genel Kurulu sırasında antimikrobiyal direnci görüşmek üzere New York&#039;ta bir araya gelecek.Liderlerin antimikrobiyal dirence karşı önlemlerin artırılmasına ilişkin siyasi bir deklarasyonu yeniden teyit etmeleri beklenirken, kampanyacılar 2030 yılına kadar AMR ölümlerinin yüzde 10 oranında azaltılması hedefini de içermesini umuyor.  Dünyanın dört bir yanındaki kurumlardan 500&#039;den fazla araştırmacının katıldığı çalışmada, 1990 ile 2022 yılları arasında 5 yaş altı çocuklar arasında görülen AMR ölümlerinde 488 binden 193 bine “kayda değer” bir düşüş olduğu tespit edildi. Bu rakamların 2050 yılına kadar tekrar yarıya inmesi bekleniyor.  &quot;70 YAŞ ÜSTÜNDE YÜZDE 146 ARTACAK&quot;Bununla birlikte, küçük çocuklarda enfeksiyona bağlı ölümlerin sayısı azalırken, bu ölümlerin ilaca dirençli bakterilerden kaynaklanma olasılığı giderek artıyor.  Diğer tüm yaş gruplarında da ölüm oranları artış kaydediyor. 70 yaş üstü nüfusta AMR ölümleri otuz yılda yüzde 80 arttı ve 2050 yılına kadar yüzde 146 artarak 512 bin 353&#039;ten 1,3 milyona çıkması bekleniyor.  Hırvatistan&#039;daki North Üniversitesi&#039;nde yardımcı doçent ve IHME&#039;de doçent olan Dr. Tomislav Maestrovic, bu eğilimin hızla yaşlanan nüfusu yansıttığını ve yaşlı insanların enfeksiyona karşı daha savunmasız olduğunu söyledi.REAKSİYONA DAHA YATKINLAR  Maestrovic, “AMR enfeksiyonlarının yaklaşık dörtte üçü, (örneğin hastane enfeksiyonlarıyla) bağlantılı ve hızla yaşlanan nüfus da daha fazla hastane bakımı gerektiriyor” dedi. Yaşlı insanlar diyabet ve kalp hastalığı gibi daha fazla kronik hastalığa sahip. Örneğin, bir IV (damar içi) hat takarsınız, enfekte olur, kana bakteri bulaşır, bu bakterilerin daha dirençli olması muhtemeldir” diye konuştu.  Aşılamanın yaşlı insanlarda genellikle daha az etkili olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin yaşla birlikte bozulduğunu ve yaşlı insanların antibiyotiklere reaksiyon göstermeye daha yatkın olduğunu da sözlerine ekledi.  COVID-19 DÖNEMİNDE GEÇİCİ AZALMA YAŞANDI  2021&#039;deki AMR ölümleri 2019&#039;a göre daha düşüktü, ancak araştırmacılar bunun Covid-19 kontrol önlemleri nedeniyle daha az enfeksiyon  yaşandığı için yalnızca geçici bir azalma olabileceğini söyledi.  Çalışma, gelecekte en fazla ölümün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinin yanı sıra güney ve doğu Asya ile Sahra altı Afrika&#039;nın diğer bölgelerinde meydana geleceğini öngörüyor.  Bu bölgeler halihazırda AMR&#039;de en yüksek büyümenin görüldüğü bölgeler arasında ve genel enfeksiyon bakımının iyileştirilmesi ve antibiyotiklere erişimin genişletilmesinden en büyük faydalardan bazılarını görebilirler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HT41ENQhRUaXQUUkZMUCgw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:02:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, araştırma:, Süper, bakteri, milyondan, fazla, insanı, öldürecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HT41ENQhRUaXQUUkZMUCgw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yeni araştırma: Süper bakteri 39 milyondan fazla insanı öldürecek!"><p>Yeni bir küresel analize göre, "süper bakteriler" 2050 yılına kadar 39 milyondan fazla insanı öldürecek ve özellikle yaşlı insanlar risk altında olacak. İlaç direncine bağlı ölümler, aşılama ve hijyen alanındaki gelişmelerin etkisiyle çok küçük çocuklar arasında azalırken, çalışma yaşlılar için tam tersi bir eğilim olduğunu ortaya koyuyor.</p><p>Yüzyılın ortasına kadar, dünya genelinde yılda 1,91 milyon insanın doğrudan antimikrobiyal direnç (AMR) nedeniyle öleceği tahmin ediliyor.</p><p>AMR, bakterilerin evrim geçirerek onlarla savaşmak için kullanılan ilaçların artık işe yaramaması anlamına geliyor.</p><p>2021'de bu sayı 1,14 milyondu. AMR'nin yıllık 8,2 milyon ölümde rol oynayacağı öngörülüyor.  Lancet'te yayınlanan çalışma, Antimikrobiyal Direnç Üzerine Küresel Araştırma Projesi tarafından yürütüldü ve zaman içindeki AMR eğilimlerinin ilk küresel analizi olarak öne çıkıyor.  <strong>MİLYONLARCASI ÖNLENEBİLİR</strong></p><p>Araştırmacılar, 204 ülke ve bölgeden elde edilen verileri kullanarak 1990'dan 2021'e kadar olan ölüm tahminlerini ve 2050'ye kadar uzanan tahminleri ortaya koydu.  Ayrıca enfeksiyonların daha iyi önlenmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin iyileştirilmesinin yanı sıra yeni antibiyotiklerin üretilmesi yoluyla dünya çapında milyonlarca ölümün önlenebileceğini tespit ettiler.  Çalışmanın yazarı, Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri Enstitüsü'nden (IHME) Dr. Mohsen Naghavi şunları söyledi:</p><p>“Antimikrobiyal ilaçlar modern sağlık hizmetlerinin temel taşlarından biri ve bu ilaçlara karşı artan direnç önemli bir endişe kaynağı. Bu bulgular, AMR'nin on yıllardır önemli bir küresel sağlık tehdidi olduğunu ve bu tehdidin giderek büyüdüğünü vurgulamaktadır.” </p><p><strong>HEDEF YÜZDE 10</strong></p><p>Küresel liderler bu ay Birleşmiş Mlletler Genel Kurulu sırasında antimikrobiyal direnci görüşmek üzere New York'ta bir araya gelecek.</p><p>Liderlerin antimikrobiyal dirence karşı önlemlerin artırılmasına ilişkin siyasi bir deklarasyonu yeniden teyit etmeleri beklenirken, kampanyacılar 2030 yılına kadar AMR ölümlerinin yüzde 10 oranında azaltılması hedefini de içermesini umuyor.  Dünyanın dört bir yanındaki kurumlardan 500'den fazla araştırmacının katıldığı çalışmada, 1990 ile 2022 yılları arasında 5 yaş altı çocuklar arasında görülen AMR ölümlerinde 488 binden 193 bine “kayda değer” bir düşüş olduğu tespit edildi. Bu rakamların 2050 yılına kadar tekrar yarıya inmesi bekleniyor.  <strong>"70 YAŞ ÜSTÜNDE YÜZDE 146 ARTACAK"</strong></p><p>Bununla birlikte, küçük çocuklarda enfeksiyona bağlı ölümlerin sayısı azalırken, bu ölümlerin ilaca dirençli bakterilerden kaynaklanma olasılığı giderek artıyor.  Diğer tüm yaş gruplarında da ölüm oranları artış kaydediyor. 70 yaş üstü nüfusta AMR ölümleri otuz yılda yüzde 80 arttı ve 2050 yılına kadar yüzde 146 artarak 512 bin 353'ten 1,3 milyona çıkması bekleniyor.  Hırvatistan'daki North Üniversitesi'nde yardımcı doçent ve IHME'de doçent olan Dr. Tomislav Maestrovic, bu eğilimin hızla yaşlanan nüfusu yansıttığını ve yaşlı insanların enfeksiyona karşı daha savunmasız olduğunu söyledi.</p><strong>REAKSİYONA DAHA YATKINLAR</strong>  Maestrovic, “AMR enfeksiyonlarının yaklaşık dörtte üçü, (örneğin hastane enfeksiyonlarıyla) bağlantılı ve hızla yaşlanan nüfus da daha fazla hastane bakımı gerektiriyor” dedi. Yaşlı insanlar diyabet ve kalp hastalığı gibi daha fazla kronik hastalığa sahip. Örneğin, bir IV (damar içi) hat takarsınız, enfekte olur, kana bakteri bulaşır, bu bakterilerin daha dirençli olması muhtemeldir” diye konuştu.  Aşılamanın yaşlı insanlarda genellikle daha az etkili olduğunu çünkü bağışıklık sisteminin yaşla birlikte bozulduğunu ve yaşlı insanların antibiyotiklere reaksiyon göstermeye daha yatkın olduğunu da sözlerine ekledi.  <strong>COVID-19 DÖNEMİNDE GEÇİCİ AZALMA YAŞANDI</strong>  2021'deki AMR ölümleri 2019'a göre daha düşüktü, ancak araştırmacılar bunun Covid-19 kontrol önlemleri nedeniyle daha az enfeksiyon  yaşandığı için yalnızca geçici bir azalma olabileceğini söyledi.  Çalışma, gelecekte en fazla ölümün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkelerinin yanı sıra güney ve doğu Asya ile Sahra altı Afrika'nın diğer bölgelerinde meydana geleceğini öngörüyor.  Bu bölgeler halihazırda AMR'de en yüksek büyümenin görüldüğü bölgeler arasında ve genel enfeksiyon bakımının iyileştirilmesi ve antibiyotiklere erişimin genişletilmesinden en büyük faydalardan bazılarını görebilirler.]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>