<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Kırşehir Haber Portalı &amp; : Sağlık</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/rss/category/saglik</link>
<description>Kırşehir Haber Portalı &amp; : Sağlık</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Kırşehir.Net &amp; Kırşehir Haber Portalı &amp; kirsehirhaber.org  ve kirsehri.com adreslerinden yayınlanmaktadır. Yazılım: Ahenk BT &amp; Tükav Gaziler Eğitim Kültür Hiz.</dc:rights>

<item>
<title>‘MHRS ile ilgili sorunlarımız devam ediyor’</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mhrs-ile-ilgili-sorunlarimiz-devam-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mhrs-ile-ilgili-sorunlarimiz-devam-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanı Koca, “MHRS ile ilgili sorunlarımız devam ediyor&quot; diyerek &#039;Türkiye genelinde MHRS’den randevu alıp gelmeyenlerin sayısının 23 milyon&#039; olduğunu açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/mhrs-ile-ilgili-sorunlarimiz-devam-ediyor-191934-20240313.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>‘MHRS, ile, ilgili, sorunlarımız, devam, ediyor’</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Sağlık Bakanı Fahrettin, “MHRS ile ilgili sorunlarımız devam ediyor" diyerek 'Türkiye genelinde MHRS’den randevu alıp gelmeyenlerin sayısının 23 milyon' olduğunu açıkladı. Bakan Koca 4 yıl içinde 56 bin uzman hekimin mezun olacağını da duyurdu.

 

 Koca, Düzce Atatürk Devlet Hastanesi’ni ziyaret ederek bölgeye yapılması planlanan eğitim ve araştırma hastanesinin alanını incelemesinin ardından basın açıklamasında bulundu.

Bakan Koca, MHRS’den randevu alıp gelmeyenlerin hasta kişilerin haklarını gasp ettiğini belirterek, “MHRS ile ilgili sorunlarımız devam ediyor. Türkiye’de bakılan hastanın yarısı MHRS ile bakılıyor. Diğer yarısı ise randevusuz hastalardan oluşuyor. Acil hastalar dışında randevusuz hastalara hastaneye geldiklerinde bakılmış oluyor. Düzce için bunu düşündüğümüzde 2023 yılında toplam bakılan hasta sayısı 1 milyon 800 bin kişidir. 400 bin kişi acil üzerinden müracaat etmiş. 500 bine yakın kişi ise MHRS üzerinden gelen hastalar. Randevu ile bakılanın 2 katından fazlası randevusuz bakılmış oluyor. Türkiye genelinde MHRS’den randevu alıp gelmeyenlerin sayısı 23 milyon kişi. Düzce’de randevusuna gelmeyen kişi sayısı ise 100 bin kişi. Türkiye genelinde 23 milyon kişi üstelik bir başka hasta vatandaşımızın sağlık hizmetini almasının önüne geçiyor. Bir başka hastanın hakkını gasp etmiş oluyor. Bu anlamda çok hassasiyet göstermeliyiz” şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma: Alzheimer&amp;apos;ın temel nedeni beyin hücrelerinde yağ birikmesi olabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-alzheimerin-temel-nedeni-beyin-hucrelerinde-yag-birikmesi-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-alzheimerin-temel-nedeni-beyin-hucrelerinde-yag-birikmesi-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Alois Alzheimer tarafından tanımlanıp onu adını taşıyan ve genellikle yaşlılarda görülen hastalığın tedavisi için yapılan araştırmada, temel nedenin beyin hücrelerinde biriken yağın olabileceği öne sürüldü. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/arastirma-alzheimerin-temel-nedeni-beyin-hucrelerinde-yag-birikmesi-olabilir-170353-20240320.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, Alzheimerın, temel, nedeni, beyin, hücrelerinde, yağ, birikmesi, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: medonet

 

 

Asopress - Nature dergisinde yayımlanana bir çalışmada, Alzheimer'ın temel nedeninin beyin hücrelerinde yağ birikmesi olabileceğini öne sürüldü.

 

ABD'deki çeşitli kurumlara bağlı nörologlar, kök hücre uzmanları ile moleküler biyologlardan oluşan ve Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden bir grup tarafından yürütülen bir araştırma ekibi, Alzheimer hastalığının temel nedeninin beyin hücrelerinde yağ birikmesi olabileceğine dair kanıtlar buldu.

Önceki araştırmalar Alzheimer hastalığının sinir hücreleri arasında büyüyen plaklarda biriken beta-amiloidden kaynaklandığını öne sürmüştü. Diğer çalışmalar da beyin hücrelerinde birikebilen tau adlı bir proteini işaret etmişti. Bu nedenle, hastalığı önleme, yavaşlatma veya durdurma yollarının geliştirilmesiyle ilgili çalışmaların çoğu, bu tür birikimleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya odaklanmış durumda. Ancak bu yeni çalışmayı yürüten araştırmacıların bulduğu gibi, hastalığın gelişiminin kökeninde başka bir şey olabilir.

 

Alzheimer hastalığı ilk kez Alois Alzheimer tarafından tanımlandığında, Alzheimer plaklara ve tau birikimine ek olarak beyin hücrelerinde yağ damlacıklarının da biriktiğini fark etmişti. O zamandan beri, bunların hastalığın nedeni olup olmadığını belirlemek için çok az çaba sarf edildi.

 

Asopress - Medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hastane randevu sistemi değiştirildi: Yeni sistem pazartesi günü başlıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hastane-randevu-sistemi-degistirildi-yeni-sistem-pazartesi-gunu-basliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hastane-randevu-sistemi-degistirildi-yeni-sistem-pazartesi-gunu-basliyor</guid>
<description><![CDATA[ Bakan Koca, randevu sisteminin değiştirildiğini, pazartesi gününden itibaren onaylı randevu sistemine geçileceğini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/hastane-randevu-sistemi-degistirildi-yeni-sistem-pazartesi-gunu-basliyor-151848-20240509.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hastane, randevu, sistemi, değiştirildi:, Yeni, sistem, pazartesi, günü, başlıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Asopress - Sağlık Bakanı Koca, Bilkent'teki Sağlık Bakanlığı binasında, Ulusal Sağlık Hizmetleri Değerlendirme ve Koordinasyon Toplantısı’nın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Sağlık alanında yapılan çalışmaları anlatan Bakan Koca, sağlık hizmeti almayı kolaylaştıracak yeni bir sisteme geçeceklerini belirterek, şunları söyledi:

"Sağlık yöneticileri ve yazılım mühendisleri olarak birlikte bir altyapı kurduk. MHRS; telefon ve internet erişiminin olduğu her yerde yepyeni bir özellik kazanmış, modifiye olmuş durumda. Sistem artık şöyle işleyecek, ertesi gün randevusu olan her hastamız, akşam saat 8’e kadar randevusuna onay verecek veya gelemeyeceğini bildirecek. Bu sisteme Onaylı Randevu Sistemi, MHRS’de başlatılan bu yeni döneme de Onaylı Randevu Dönemi diyoruz. Uygulama pazartesi günü başlıyor. Yeni dönemde ayrıcalıklı iki hasta grubumuz var: 65 yaş üstü hastalarla kanser hastaları. Bu gruptaki hastalar, onay işlemlerinden istisnadır. Onaylı Randevu Sistemi, hastanelerimize, hekimlerimize zamanı verimli kullanma imkânı sağlayacak. Hasta, gelemeyeceği randevuyu iptal edecek. Böylece, randevu sadakatsizliği sebebiyle, şu an boş kalan kapasitemizi hizmet bekleyen hastalar için kullanabileceğiz. Boş kalan her bir randevuda, sistemden randevu alamayıp, talep bırakmış hastalarımıza ulaşacağız. Öncelik, talep bırakan hastalarda olacak. Onaylı Randevu Sistemi sayesinde, öngörümüze göre, birçok branşta hastamızın talebine 24 saat içinde cevap verebiliyor olacağız. Bu yeni sistemden, beklenen sonucu alacağımıza inanıyoruz. Taleplerin etkin şekilde karşılanabilmesi içinse Randevu Koordinasyon Merkezini devreye alıyoruz. Bu merkezin faaliyetlerini şahsen takip edeceğim."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Tip 1 diyabet hastası çocuklara verilen sözler tutulmadı&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tip-1-diyabet-hastasi-cocuklara-verilen-soezler-tutulmadi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tip-1-diyabet-hastasi-cocuklara-verilen-soezler-tutulmadi</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan’ın Tip 1 diyabet hastası çocuklar için diyabet sensörlerinin SGK geri ödemesinin alınacağı sözü hala yerine getirilmedi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/tip-1-diyabet-hastasi-cocuklara-verilen-sozler-tutulmadi-132005-20240512.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tip, diyabet, hastası, çocuklara, verilen, sözler, tutulmadı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Florence Nightingale Hastaneleri

 

Asopress - CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, Tip 1 diyabet hastası çocuklar için diyabet sensörlerinin SGK geri ödemesine alınacağı sözünün yerine getirilmemesini TBMM gündemine taşıdı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren İlgezdi, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan 27 Temmuz 2022’de ‘Tip 1 diyabet hastası 0-14 yaş arası evlatlarımızla ilgili müjdemiz var. Bu teşhisle insülin tedavisi gören evlatlardan 11 bin 500 kişiye sürekli glukoz ölçüm cihazı veya ikamesini temin edeceğiz’ müjdesini vermişti. Bakan Işıkhan da 7 ay önce aynı sözü tekrarlamıştı. Ancak değişen bir şey yok.

Türkiye gibi uzaya çıktığını, kendi uçağını yaptığını söyleyen bir ülkenin diyabet sensörleri gibi Tip 1 diyabetliler için hayati önem arz eden teknolojiyi esirgemesi büyük bir acı değil de nedir? Verilen sözler tutulmuyor, çocuklarımıza günde 7-8 kez kan şekeri kontrolü yapılması gerekiyor ve bunu yaparken insülin iğnesinin kullanılması çocukları zorluyor. 24 saat glukoz takibi gereken çocuklarımızın yaşadığı üzüntü ve acıyı, çocuklar okuldayken takip edemeyen ailelerinin yaşadığı endişeyi durup düşünmeli.

Diyabet sensörleri ailenin korkusunu azaltıyor, uzaktan izlemi sağlıyor. Böylelikle aileler çocuklarını, okullara ve kreşlere gönül rahatlığıyla gönderebiliyor. Sensörlerin aylık maliyeti yaklaşık 4 bin lira bandında. Ekonomik kriz herkesin malumu bazı ailelerin bunu karşılamaya gücü maalesef yok. Devlet tarafından 18 yaş altı Tip 1 diyabetli çocukların sensörlerinin karşılanması durumda toplam maliyet 1 milyar 100 milyon TL olacaktır, bakanlıklara alınan ya da kiralanan araçların fiyatları düşünüldüğünde rahatlıkla karşılanabilir olduğu ortada. Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu bilim kurulu sensörlerin ödemesini kabul etmiş, Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın içinde de kurulan bilim kurulu aynı tavsiyeleri vermişti. Cumhurbaşkanı da müjde olarak duyurmuştu ama gelin görün ki sözler tutulmadı, mağduriyet devam ediyor."

 

ANKA]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kanserin erken teşhisi için yapılan araştırmanın umut veren sonuçları açıklandı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kanserin-erken-teshisi-icin-yapilan-arastirmanin-umut-veren-sonuclari-aciklandi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kanserin-erken-teshisi-icin-yapilan-arastirmanin-umut-veren-sonuclari-aciklandi</guid>
<description><![CDATA[ Çağın vebası kanserin tedavisi için erken teşhis hayati önem taşıyor. İngiltere’de bir grup bilim insanı kanserin erken teşhisi için çığır açıcı bir çalışma yürütüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kanserin-erken-teshisi-icin-umut-veren-bir-arastirmanin-sonuclari-aciklandi-164157-20240402.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kanserin, erken, teşhisi, için, yapılan, araştırmanın, umut, veren, sonuçları, açıklandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Adobe

 

Asopress - Yeni yapılan bir araştırma, kanser belirtilerinin semptomlardan yıllar önce fark edilebileceğini söylüyor

Araştırmacılar, hücrelerdeki erken değişiklikleri tespit edebilen testlerin doktorlara tedavi sunmaları için daha fazla zaman tanıyacağını söylüyor

Cambridge Üniversitesi'nde yeni kurulan bir kanser enstitüsündeki bilim insanları, tümöre dönüşmeden yıllar önce hücrelerde meydana gelen değişiklikleri saptamaya yönelik çalışmalara başladı. Araştırmanın, kanseri tedavi etmek için yeni radikal yollar tasarlamaya yardımcı olması bekleniyor.

Bilim insanları, tümörlerle semptomlar ortaya çıkmadan önce mücadele etmenin yollarını bulmaya odaklanıyor. Araştırma, pek çok insanda uzun süreler boyunca göz ardı edilen kanser öncesi durumların geliştiğini gösteren son keşiflerden yararlanacak.

Enstitünün direktörü Prof Rebecca Fitzgerald, "Bir kanserin gelişmesi için gereken zaman, hastalık hastalarda kendini göstermeden önce yıllarca devam edebilir. Doktorlar, hastanın vücuduna yayılmış olan bir tümörü tedavi etmekte zorlanıyorlar. Çok sayıda insana uygulanabilecek testler kullanarak kanser riskini erkenden tespit edebilecek farklı bir yaklaşıma ihtiyacımız var" dedi.

Fitzgerald ve ekibi tarafından geliştirilen “sitosponge”, bir hap gibi yutuluyor, midede genişleyerek bir süngere dönüşüyor ve daha sonra yemek borusundaki hücrelerin numunesini toplayarak gırtlaktan yukarı çekiliyor. Sadece kanser öncesi hücrelerde bulunan TFF3 adlı bir protein içeren bu hücreler, hastanın gırtlak kanseri riski altında olduğuna ve izlenmesi gerektiğine dair erken bir uyarı sağlıyor. Önemli olan, bu testin basit ve geniş bir ölçekte uygulanabilir olması.

Fitzgerald, bunun diğer kanser türlerine yönelik mevcut yaklaşımlarla tezat oluşturduğunu da sözlerine ekledi. "Şu anda pek çok kanseri geç tespit ediyoruz ve giderek daha pahalı hale gelen ilaçlar bulmak zorunda kalıyoruz. Bu konuya farklı bir perspektiften bakmamız gerekiyor."

Fitzgerald, “hastaların kansere yakalanmasına neyin sebep olduğunu anlamak istiyoruz" dedi.

Cambridge'deki enstitü tarafından benimsenen yaklaşımlardan biri kan örneklerine odaklanıyor. Geçmişte yumurtalık kanseri tarama hizmetlerinin bir parçası olarak kadınlar tarafından sağlanan ve özel depolarda tutulan bu örnekler, şimdi enstitü tarafından yeniden kullanılıyor.

Enstitüde bir araştırma grubu lideri olan Jamie Blundell, "Elimizde bu türden yaklaşık 200.000 örnek var ve bunlar bir altın madeni" dedi.

Araştırmacılar bu numuneleri kullanarak, 10 hatta 20 yıl sonra kan kanseri teşhisi konan donörlerle bu tür hastalıklara yakalanmayanları birbirinden ayıran farklılıkları tespit ettiler.

Blundell, "Bir kişinin kanında, lösemi belirtileri göstermeye başlamadan on yıldan daha uzun bir süre önce genetik değişiklikler olduğunu buluyoruz" dedi. "Bu, müdahale etmek ve kansere yakalanma olasılığını azaltacak tedaviler uygulamak için kullanabileceğiniz uzun bir zamanın olduğunu gösteriyor."

Kanserler aşamalı olarak büyür. Bu aşamaların erken bir basamağında kanserli hücreleri tespit ederek, gelişmeleri engellemek mümkündür. Bu aşama doktorlara harekete geçmesi için zaman kazandırıyor.

Benzer bir strateji, prostatı alınmış erkekleri araştıran bir başka ekip tarafından da benimseniyor. Ekibi şimdi, prostat kanserinden kötü sonuçlar alma olasılığı yüksek olanları belirlemenin daha iyi yollarını sağlayacak biyo belirteçler geliştiriyor.

Ekip lideri "Pilot verilerimiz, bu testlerin mevcut PSA testlerinden çok daha iyi olabileceğini ve ilerlemesi muhtemel prostat kanseri olanları tespit etmede önemli veriler sağlacağını gösteriyor" dedi.

Kanser riski taşıyanların -hastalığa kalıtsal yatkınlığı olan ailelerden gelen kişilerin - belirlenmesi, enstitünün stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Ayrıca, kanser risklerini azaltmanın yollarını bulmanın yanı sıra tedavilerin yaygın olarak uygulanabilmesini sağlamaya da odaklanıyor.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlıkçılar: Anadilde Sağlık Hizmeti Verilmesi Gerekiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglikcilar-anadilde-saglik-hizmeti-verilmesi-gerekiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglikcilar-anadilde-saglik-hizmeti-verilmesi-gerekiyor</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık emekçileri Diyarbakır&#039;da anadilde sağlık hizmeti hakkı talebiyle bir araya geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/saglikcilar-anadilde-saglik-hizmeti-verilmesi-gerekiyor-152751-20240220.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlıkçılar:, Anadilde, Sağlık, Hizmeti, Verilmesi, Gerekiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aso Press- Diyarbakır'da Amed Sağlık Platformu 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısı ile "anadilde sağlık hizmet hakkı" talebiyle basın açıklaması düzenledi. 

Düzenlenen açıklama Selahattin Eyyubi Hastanesi’nin Başhakemliği önünde gerçekleşti.  Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırma Derneği’nin (MED-DER) yanı sıra birçok sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Açıklamada, "Tenduristiya bi zimanê zikmakî hilma jiyanê ye" pankartı açıldı.  Kürtçe yapılan açıklamayı Amed Tabipler Odası (ATO)  Başkanı Elif Turan okudu. 

 
‘ANADİL DE SAĞLIK HAKKI’
 
Çok dilli ve çok kültürlülüğün gelişmesi için UNESCO tarafından 21 Şubat’ın “Dünya Anadil Günü” olarak kabul edildiğini hatırlatan Turan,  dilin sadece iletişim aracı olmadığını, dilin insan duygusunu, düşüncesini, kimliğini ve kültürünü yansıttığını belirtti.
 
Dilin sağlık hizmeti için önemli bir iletişim aracı olduğunun altını da çizen Turan, “Sağlıkta, hasta ile doktor arasında anadil iletişimi sağlıyor. Anadilde sağlık bir haktır. Eşit bir sağlık hakkı olabilmesi için anadilde hizmet verilmesi gerekirken,  maalesef Türkiye’de her alanda olduğu gibi sağlık alanında da anadilde sağlığa erişim hakkı ayaklar altına alınıyor. Sağlıklı tedavi için hastanın kendini anadilinde ifade etmesi gerekir. Hasta ile sağlıkçı arasında giren ve tercümanlık görevi yapan üçüncü kişi olması halinde hasta mahremiyet nedeniyle kendini ifade edemiyor. Bu da daha büyük sorunlara neden oluyor.  Bu sorunların çözülmesi için anadilde sağlık hizmeti verilmesi gerekir. Bunun önünde hiç engel ve bahane olamaz” şeklinde konuştu. 
 
“Eşit şartlarda sağlık hizmetinin olabilmesi için hizmetin anadilde verilmesini savunuyoruz” ifadesini kullanan Turan, “21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle anadil üzerindeki tüm engellerin kaldırılmasını ve herkesin kendi anadilinde hizmet almasını istiyoruz” dedi. 

HABER MERKEZİ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kişiliğin değişmesinde rol oynayan dört temel mekanizma</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kisiligin-degismesinde-rol-oynayan-doert-temel-mekanizma</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kisiligin-degismesinde-rol-oynayan-doert-temel-mekanizma</guid>
<description><![CDATA[ İki psikoloğun yaptığı bir araştırma, kişilik değişiminde dört ana mekanizmanın rol oynadığını ortaya çıkardı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kisiligin-degismesinde-rol-oynayan-dort-temel-mekanizma-195449-20240329.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kişiliğin, değişmesinde, rol, oynayan, dört, temel, mekanizma</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: courtneyriouxcoaching.com

 

Asopress -  Washington ve Zürih Üniversitesi'nden iki psikolog, daha önce yapılan araştırmaları inceleyerek, bir kişi kişiliğinde küçük de olsa değişiklikler yapmak istediğinde dört temel mekanizmanın devreye girdiğini ortaya çıkardı.

Nature Reviews Psychology dergisinde yayınlanan makalelerinde Joshua Jackson ve Amanda Wright, bu dört mekanizmayı ve bunların kişiliğini değiştirmeye çalışan biri tarafından nasıl kullanılabileceğini açıklıyor.

Yaygın bir atasözü, insanların gençliklerinde bir kişilik geliştirdikleri ve bu kişiliğin bir kez yerleştikten sonra kalıcı hale geldiğidir. Bir kişinin kişiliğini değiştirmenin hiçbir yolu olmadığı söylenir. Eğer bir kişi açgözlü, huysuz ya da mutluysa, ölene kadar bu şekilde kalır. Ancak son birkaç yıldır yapılan araştırmalar, bu inançların tam olarak doğru olmadığını gösterdi.

Araştırmacıların da belirttiği üzere, belirli bir kişilik bir kişinin yaşamının büyük bir bölümünde yerinde kalsa da, güçlü bir istek olması halinde bazı değişikliklerin mümkün olduğunu gösteren örnekler var. Jackson ve Wright bu incelemede, bir kişi kişilik değişikliği yapmayı başardığında devreye giren dört temel mekanizmayı ortaya çıkarmıştır.

 

İlk mekanizma, kişiliği değiştirmek için gereken araçlar olan önkoşulları içerir.

 

İkincisi, kişinin yaşam ortamında değişiklikler yapılmasını içeriyor; bunu yapmak, kişiyi önceki karakter özelliklerine geri iten tetikleyicileri ortadan kaldırabilir.

 

Bu tür değişiklikler üçüncü mekanizmaya yol açar: pekiştiriciler. Bunlar, kişinin hayatında arzu edilen bir kişilik özelliğini destekleyen unsurlardır.

 

Son olarak, dördüncü mekanizma, bir kişinin yeni özellikler edindikten sonra da bu özellikleri desteklemeye devam etmesini sağlayan faktörler olan tamamlayıcıları içerir.

 

Araştırmacılar, kişilik değişiklikleri yapmaya çalışırken en önemli faktörlerden birinin başarılı olmak için güçlü bir arzu olduğunu belirtti. Kişiliğinde değişiklik yapmak isteyenin bunu istemek için iyi nedenleri olması gerekiyor. Aksi takdirde, önceki karakter özelliklerine dönmek için kendi arzularıyla savaşacaklarını ifade ettiler.

Kişilik değişimi için zamanlamanın da önemli olabileceğini belirten araştırmacılar, “yeni bir yere taşınırken, evlenirken ya da bebek sahibi olurken değişiklik yapmak, sadece değişiklik yapmak için değil, aynı zamanda değişiklikleri korumak için de yeterli teşvik sağlayabilir” dedi.

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uyuşturucuya Karşı Bildiri Dağıttılar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uyusturucuya-karsi-bildiri-dagittilar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uyusturucuya-karsi-bildiri-dagittilar</guid>
<description><![CDATA[ Batman&#039;da artan uyuşturucu kullanımına ilişkin basın açıklaması gerçekleşti. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/uyusturucuya-karsi-bildiri-dagittilar-112415-20240220.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uyuşturucuya, Karşı, Bildiri, Dağıttılar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aso Press - Batman Emek ve Demokrasi Platformu, kentte artan madde bağımlılığına karşı Atatürk Parkı’nda açıklama gerçekleştirdi. “Bağımlı olma özgür ol” pankartının taşındığı açıklamaya, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı oda temsilcileri, Deri Dokuma ve Tekstil İşçileri Sendikası’nın (DERİTEKS) üye ile yöneticileri katıldı.

 
Açıklamayı yapan Petrol İş Sendikası Batman Şube Başkanı Veysel Kartal, uyuşturucu madde bağımlığının kısa ve uzun süreli sağlık problemlerinin yanı sıra davranış ve ilişki problemlerine de yol açtığı belirtti. Daha çok ergenlik döneminde alkol ve sigara kullanımının başladığını söyleyen Kartal, uyuşturucu madde kullanımının ise çoğunlukla 20 yaş altında başlandığını kaydetti. Türkiye’de genç nüfus arasında yapılan çalışmaların sonucuna göre geçlerin yarıdan fazlasının sigara deneyiminin olduğunu belirten Kartal, yaşamında en az bir kez alkol kullanım oranının yüzde 35-45, uyuşturucu madde kullanımının ise yüzde 8 olduğunu aktardı. Kartal, uyuşturucu bağımlılığının önlenmesi için uyuşturucu maddenin erişilebilir olmasının engellenmesi, uyuşturucuyu özendiren medya içeriklerinin kısıtlanması, okullarda rehberlik servisinin güçlendirilerek, okul, öğrenci ve aile ilişkisinin güçlendirilmesi, genç ve çocukların nitelikli zaman geçirecekleri merkezlerin ve destek hizmetlerinin açılması gerektiğini söyledi. 


Açıklamanın ardından platform bileşenleri madde kullanımına karşı hazırladıkları el bildirilerini dağıttı. 


 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gece boyunca sürekli olarak uyanmanızın beş nedeni</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gece-boyunca-surekli-olarak-uyanmanizin-bes-nedeni</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gece-boyunca-surekli-olarak-uyanmanizin-bes-nedeni</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı bir uyku insanların yaşam kalitesi üzerinde büyük etkiye sahiptir. Bazı insanlar geceyi deliksiz bir uykuyla geçirirken bazıları da deliksiz bir uykuya hasrettir. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/gece-boyunca-surekli-olarak-uyanmanizin-diger-bes-nedeni-133920-20240327.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gece, boyunca, sürekli, olarak, uyanmanızın, beş, nedeni</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: catherineasquithgallery

 

Asopress - Gece boyunca defalarca uyanmak uyku kalitesini düşürür. Peki gece boyunca sürekli olarak uyanmanın temel sebepleri nelerdir.

Bilim insanları gece boyunca düzenli olarak uyanmanın beş temel sebebini tespit etti. İşte o beş sebep:

 

1 Aşırı sıcaklık: Uyku sırasında çekirdek vücut sıcaklığınız 1-2C düşer. Bu tüm memelilerde ortak bir durumdur. Ancak eğer sıcaklıktan bunalıp uykunuzdan uyandıysanız bunun muhtemel sebepleri şunlardır. Yatma vaktine yakın bir saatte ağır bir yemek ya da akşam saatlerinde alkol veya kafein tüketmek. Böyle durumlarda yedikleriniz ya da içtiklerinizi vücudunuz sindirmeye çalışır. Sindirim metabolizma hızınızı artırarak vücut sıcaklığının artmasına neden olur. Böyel durumlarda derin uykuya ulaşmakta zorlanabilirsiniz. Belki de yorganınız da çok kalındır.

 

2 Stres: Stresli bir gün, beyni ve çeşitli salgı bezlerini birbirine bağlayan hipotalamik hipofiz adrenal ekseni olarak bilinen vücudunuzdaki karmaşık bir ağın siz uyumaya çalışırken hala aktif olduğu anlamına gelebilir. Bu, ana stres hormonu olan kortizolün sabahın erken saatlerinde vücudunuzda olması gerekenden çok daha yüksek olduğu anlamına gelir. Bu da doğal uyku döngünüzü bozabilir.

 

3 Uyku apnesi: Solunumun geçici olarak durmasına neden olan bir durum olarak obstrüktif uyku apnesinin dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkilediği ve aşırı kilolu kişilerde daha yaygın olduğu bilinmektedir. Ortaya çıkan oksijen eksikliği, sizi tekrar nefes almaya başlamanız için uyandıran ve uyku döngünüzü kesintiye uğratan bir hayatta kalma refleksini harekete geçirir. Sonuç olarak, bu rahatsızlığa sahip kişiler sabahları yorgun uyanırlar.

 

4 Mide ekşimesi: Yatakta uzun saatler boyunca yatmak, yiyeceklerin ve mide asidinin yemek borusuna akmasına izin verir. Bu durum, siz yanma hissi ile uyanana kadar gece boyunca yavaşça artar. Bu durumu sigara içmek, yatmadan önce fazla miktarda yemek yemek veya baharatlı, asitli veya çok yağlı yiyecekler tüketmenin yanı sıra aşırı miktarda alkol ve gazlı içecek içmekle de tetikleyebilir.

 

5 Huzursuz bacak sendromu: Şaşırtıcı derecede yaygın olan bu durum yetişkinlerin %5-10'unu etkiler. Genetik yatkınlıktan beyindeki düşük demir seviyelerine kadar çeşitli nedenleri vardır. Bazı antidepresan veya alerjik antihistaminik ilaçlar durumu daha da kötüleştirebilir. Hastalar tipik olarak bacaklarında karıncalanma veya çekilme hissi yaşarlar. Semptomlar geceleri daha yoğun olur. En iyi çözümlerin günlük egzersiz, düzenli bir uyku programı, yatmadan önce bacak kaslarını esnetmek ve sıcak bir banyo yapmak olduğu bilinmektedir.

 

Asopress - The Guardian]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kahve ve kanser: Kahve içmenin kanser üzerindeki etkileri araştırıldı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kahve-ve-kanser-kahve-icmenin-kanser-uzerindeki-etkileri-arastirildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kahve-ve-kanser-kahve-icmenin-kanser-uzerindeki-etkileri-arastirildi</guid>
<description><![CDATA[ Uluslararası Kanser Dergisinde yayınlanan bir makalede günde 2 ile 5 fincan kahve içmenin bağırsak kanserinin nüksetmesini engellediği iddia edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/kahve-ve-kanser-gunluk-2-ile-5-fincan-kahve-icmenin-kanser-uzerindeki-etkileri-arastirildi-144559-20240323.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kahve, kanser:, Kahve, içmenin, kanser, üzerindeki, etkileri, araştırıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Pinterest

 

Asopress - Araştırmaya göre, günde iki ila dört fincan kahve içen bağırsak kanseri hastalarının hastalıklarının nüksetme olasılığı çok daha düşük. Aynı araştırma bu miktarlarda kahve tüketen hastaların ölme ihtimalinin de çok daha düşük olduğunu ortaya koydu.  

 

Hollandalı ve İngiliz araştırmacılar tarafından Hollanda'da 1.719 bağırsak kanseri hastası üzerinde yapılan bir çalışma, en az iki fincan kahve içenlerde hastalığın tekrarlama riskinin daha düşük olduğunu ortaya koydu. Etki doza bağlıydı. Çok içenlerin riski daha çok düşüyordu.

Dünya Kanser Araştırma Fonu (WCRF) tarafından finanse edilen ve Uluslararası Kanser Dergisi'nde yayınlanan makaleye göre, günde en az beş fincan kahve içen hastaların bağırsak kanserinin tekrarlama olasılığı iki fincandan az içenlere göre %32 daha az.

Benzer şekilde, daha yüksek düzeyde kahve tüketiminin de kişinin hayatta kalma şansıyla yakından bağlantılı olduğu görüldü.

Hastalığın nüksetme riskinde olduğu gibi, en az beş fincan kahve içenlerin ölme olasılığının da %29 düştüğü gözlendi.

Çalışma, kahvenin kanser riskini azalttığını gösteren en son çalışma. Günlük kahve tüketmenin karaciğer ve rahim kanseri riskini azalttığına dair güçlü kanıtlar daha önce yapılan araştırmalarda gözlenmişti. Ayrıca kahve içmenin ağız,  gırtlak ve cilt kanserleri için de iyileştirici etkiyi gösterdiğine dair bazı kanıtlar mevcut.

Kahve, antioksidan özelliklere sahip ve bağırsak kanserine karşı koruyucu olabilecek yüzlerce biyolojik aktif bileşik içermekte.

Kahve ayrıca bağırsak kanseri gelişimi ve ilerlemesiyle bağlantılı olan iltihaplanma ve insülin seviyelerini düşürür ve bağırsak mikrobiyomu üzerinde potansiyel olarak faydalı etkilere sahip olabilir.

Araştırma ekibinin lideri, Hollanda'daki Wageningen Üniversitesi'nden Dr. Ellen Kampman, bağırsak kanserinin teşhis edilen her beş kişiden birinde tekrarladığını ve ölümcül olabileceğini söyledi.

"Bu çalışmanın, günde üç ila dört fincan kahve içmenin bağırsak kanserinin nüksetmesini azaltabileceğini göstermesi ilgi çekicidir."

"Bulgunun gerçek olduğu konusunda umutluyuz çünkü doza bağlı gibi görünüyor. Ne kadar çok kahve içilirse, etki o kadar büyük oluyor" diye ekledi.

“Ancak, kahvenin bağırsak kanseri teşhisinde ve sağkalımında neden böyle bir etkiye sahip olabileceğinin biyolojisini derinlemesine incelemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var."

 

Asopress - bmj

 

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma: Kanserin büyümesini sağlayan proteinin aşil topuğunu belirledi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-kanserin-buyumesini-saglayan-proteinin-asil-topugunu-belirledi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-kanserin-buyumesini-saglayan-proteinin-asil-topugunu-belirledi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları kanser tedavisinde yeni çalışmalara devam ederken son yapılan çalışmaların birinde heyecan verici bulgulara ulaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/arastirma-kanserin-buyumesini-saglayan-proteinin-asil-topugunu-belirledi-172341-20240319.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, Kanserin, büyümesini, sağlayan, proteinin, aşil, topuğunu, belirledi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: İngiltere Araştırma ve İnovasyon

 

Asopress - Araştırmacılar ilk kez kanserin büyümesini sağlayan bir proteindeki önemli bir ara yüzün daha etkili tedaviler için bir hedef olabileceğini gösterdiler.

 

Bilim ve Teknoloji Tesisleri Konseyi (STFC) Merkezi Lazer Tesisi (CLF) tarafından yürütülen çalışmada, mutasyona uğramış bir proteinin kendisini hedef alan ilaçlardan kaçmasına yardımcı olan yapısal ayrıntılarını belirlemek için gelişmiş lazer görüntüleme teknikleri kullanıldı.

Nature Communications dergisinde yayınlanan araştırma, gelecekte daha etkili ve uzun ömürlü kanser tedavileri için yapılacak araştırmalara zemin hazırlıyor.

Epidermal Büyüme Faktörü Reseptörü (EGFR), hücrelerin yüzeyinde bulunan ve hücreye büyümesini ve bölünmesini söyleyen moleküler sinyalleri alan bir proteindir. Bazı kanser türlerinde, mutasyona uğramış EGFR kontrolsüz büyümeyi uyararak tümörlere neden olur. Çeşitli kanser tedavileri, tümör oluşumunu önlemek için mutant EGFR'yi bloke eder ve inhibe eder, ancak bunlar sınırlıdır, çünkü sonunda kanserli hücreler genellikle tedaviye dirençli başka EGFR mutasyonları geliştirir.

Şimdiye kadar, bu ilaca dirençli EGFR mutasyonlarının tümör büyümesini tam olarak nasıl yönlendirdiği anlaşılamamıştı. Bu da onları hedef alan tedaviler geliştirme yeteneğini engelliyordu.

 CLF'deki bilim insanları son çalışmada, akciğer kanserine katkıda bulunduğu bilinen ilaca dirençli bir EGFR mutasyonunun süper çözünürlüklü görüntülerini elde ettiler. Bu, STFC tarafından bu amaç için geliştirilen ve Fotosoldurma ile Florofor Lokalizasyon Görüntüleme veya FLImP olarak adlandırılan gelişmiş bir lazer görüntüleme tekniği kullanılarak elde edildi.

FLImP analizi, iki nanometre kadar küçük yapısal ayrıntıları ortaya çıkardı ve ilaca dirençli EGFR mutasyonundaki moleküllerin nasıl etkileşime girdiğini ilk kez bu düzeyde bir hassasiyetle gözler önüne serdi.

Cenevre Üniversitesi (UNIGE) Biyomoleküler ve Farmasötik Modelleme Grubu tarafından yapılan ek analizlerde, FLImP analiziyle birlikte mutant EGFR komplekslerinin atomistik ayrıntılarını sağlayan gelişmiş bilgisayar simülasyonları kullanıldı. Bu sayede ekip, mutasyona uğramış ve sağlıklı EGFR'nin yapısal ayrıntılarını karşılaştırarak, tümör büyümesi için kritik olan ilaca dirençli mutasyonda etkileşime giren moleküller arasındaki arayüzleri belirleyebildi.

Çalışmayı yöneten CLF Ahtapot Grubu Lideri Profesör Marisa Martin-Fernandez şunları söyledi: "Bu bulgu, CLF ve ortak kurumlarımızda yıllarca süren araştırma ve teknolojik gelişimin doruk noktasıdır ve ileriye dönük kanser araştırmalarının gidişatını değiştirme potansiyeli konusunda son derece heyecanlıyız. Bu arayüzün etkili bir terapötik hedef olduğu kanıtlanırsa, çok ihtiyaç duyulan tıbbi ilaç geliştirmeye tamamen yeni bir yaklaşım sağlayabilir."

Ekip daha sonra kültürlenmiş akciğer hücrelerinde ve farelerde ilaca dirençli EGFR'ye yeni keşfedilen arayüzlere müdahale eden ek mutasyonlar kazandırdı.

Bu deneylerde, ek EGFR mutasyonlarından birinin kanser büyümesini engellediği ve farelerde tümör gelişmediği gösterildi; bu da bu EGFR mutasyonunun kanseri teşvik etme yeteneğinin gerçekten de bu arayüzlere bağlı olduğunu gösteriyor.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Önümüzdeki 10&amp;amp;15 yıl içinde tedavisi olmayacak kanser kalmayacak&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/onumuzdeki-1015-yil-icinde-tedavisi-olmayacak-kanser-kalmayacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/onumuzdeki-1015-yil-icinde-tedavisi-olmayacak-kanser-kalmayacak</guid>
<description><![CDATA[ Jackson Laboratuvarı Enstitüsü’nün baş araştırmacısı Prof. Dr. Derya Unutmaz, &quot;Önümüzdeki 10-15 yıl içinde tedavisi olmayacak kanser kalmayacak diye düşünüyorum. Önemli bir sürece girdik,” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/onumuzdeki-10-15-yil-icinde-tedavisi-olmayacak-kanser-kalmayacak-152911-20240315.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Önümüzdeki, 10&amp;15, yıl, içinde, tedavisi, olmayacak, kanser, kalmayacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: 

 

Asopress - ABD’deki Jackson Laboratuvarı Enstitüsü’nün baş araştırmacısı Prof. Dr. Derya Unutmaz, kanseri tedavi etmek için T hücreleri üzerinde yaptıkları çalışmaya ilişkin "Önümüzdeki 10-15 yıl içinde tedavisi olmayacak kanser kalmayacak diye düşünüyorum. Önemli bir sürece girdik. Neden bunu söyleyebiliyorum; çünkü bağışıklık sistemi gerçekten çok güçlü bir sistem. Bunu kullanarak yok edemeyeceğiniz tümör veya kanser tipi yok" dedi. Bu tarz çalışmaların Türkiye'de de yapılmasını istediklerini belirten Unutmaz, "Ama çok maliyetli çalışmalar bunlar. Özel laboratuvarlarda ve uzun yıllar süren yatırımlar gerekiyor. Türkiye'de bu ortamı yaratmak henüz çok mümkün görünmüyor. Umarım yakın gelecekte olur" ifadelerini kullandı.

ABD’deki Jackson Laboratuvarı Enstitüsü’nün baş araştırmacısı Türk bilim insanı Prof. Dr. Derya Unutmaz, kanser tedavisinde kullanmak üzere T hücreleri üzerinde yaptıkları çalışmanın detaylarını ANKA Haber Ajansı'na anlattı. Tedavinin, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımasına yönelik olduğunu belirten Unutmaz, “Ordunun askerlerini hastadan çıkarıp o askerleri bir yerde eğitip, donatıp tekrar hastaya geri vermek" benzetmesini yaptı. Unutmaz, immünoterapi olarak adlandırılan bu yöntemin birkaç kanser tipine karşı kabul edilmiş bir yöntem olduğunu, ABD'de lenfoma tedavisinde kullanıldığını söyledi.

 

"HÜCRELERİ KANSER HÜCRELERİNE KARŞI EĞİTİYORUZ"

Bu tip tedavilerin sorunları olduğuna da değinen Unutmaz; bağışıklık sisteminin kendisi, hücresel tedavilerin katı tümörlerde iyi çalışmaması ve tedavi maliyetinin yüksekliğinin sorunlar arasında yer aldığını belirtti. "İçimizdeki bir ordu gibi düşünün, bu ordunun elinde güçlü silahlar var, eğer bunlar doğru kullanılmazsa kendi vücudumuza zarar vermiş oluyoruz" diyerek bağışıklık sisteminin tehlikeli bir sistem olduğunu söyleyen Unutmaz; "Biz bu hücreleri kanser hücrelerine karşı eğitiyoruz. Fakat kanser hücreleri ile normal hücreler arasında çok büyük bir fark yok. Küçük farklılıkları tanıtmaya çalışıyoruz. Buna rağmen bu hücreler kanser hücresini öldürürken normal hücremizi de öldürme potansiyeline sahip oluyor. Bu da tabii ki yan etkilere sebebiyet veriyor" diye konuştu.

 

Bir diğer sorunun katı tümörlerde hücresel tedavilerin iyi çalışmaması olduğunu kaydeden bilim insanı, "Örneğin bir meme kanseri düşünün, meme kanserinde bir dokunun içinde oluşuyor kanser tipi. Bu hücrelerin, askerlerin dokunun içine girmesi lazım. Fakat kanser o dokuyu kullanarak etrafını bir kale gibi çeviriyor. Kaleye de dışarıdan bir saldırı düzenlemeniz lazım" ifadelerini kullandı.

Tedavi maliyetinin yüksek olmasına da değinen Unutmaz, maliyetin ABD'de 300-500 bin doları bulduğuna dikkat çekti. Tedavi için uygulanması gereken özel bir prosedür olduğunu, hastadan alınan hücrelerin izole edilmesi, genetik olarak programlanması, büyütülmesi ve hastaya geri verilmesi gerektiğini söyleyen Unutmaz, "Bu süreç maliyetleri çok arttırıyor. Halbuki bir kişiden alıp eğittiğimiz hücreleri bir çok hastaya verebilsek maliyetler neredeyse 10-20 kat düşmüş durumda olabilir" dedi.

 

"LABORATUVARDAN HEMEN TEDAVİYE GEÇMEK SÖZ KONUSU DEĞİL"

Söz konusu sorunların çözümü için yaptıkları çalışmalarda önemli ilerleme kaydettiklerini söyleyen Prof. Dr. Unutmaz, tedavinin uygulanmasına dair takvimin belli olmadığını söyledi. Unutmaz, bunu şöyle açıkladı:

"Bu tip çalışmaların, araştırmaların süreçleri var. Bu süreçlerden birincisi laboratuvar süreci. Biz laboratuvar sürecinde bunları ilerletmeye çalışıyoruz. Laboratuvar düzeyinde bu sorunları çözdüğümüzü göstermemiz lazım. Ondan sonra hasta düzeyine geçiyorsunuz. Hasta düzeyinde de laboratuvardan hemen tedaviye geçmek söz konusu değil. Deneme sürecine girmemiz lazım. Deneme sürecinin de bölümleri var. Örneğin faz 1 dediğimiz bir süreç var. O süreçte acaba geliştirdiğiniz hücrenin, ilacın, herhangi bir yöntemin hastalara ciddi bir yan etkisi var mı? Aşılarda bile bu süreçleri çok hızlı olmasına rağmen yaşamak durumunda kaldık. Çünkü aşının bile yan etkisi olabilir."

 

"ŞU ANDA MALİYETLER ÇOK YÜKSEK"

Unutmaz, tedavi maliyetinin düşürülmesine dair "Bu hücreleri hazırlıyorsunuz, bunları donduruyorsunuz ve birçok hastaya verebiliyorsunuz. Bunun maliyeti düşürebileceğini düşünüyoruz ki bu da daha çok insanın ulaşması için fırsat olmuş olur. Şu anda maliyetler çok yüksek. Ama diğer sorunları da çözmemiz lazım, ciddi yan etkiler oluşabiliyor. Örneğin bazen şok semptomlarına benzer durumlar olabiliyor, beyinde ödem olabiliyor, bunları önlememiz lazım. Yaptığımız çalışmalar da ona yönelik. Oldukça heyecanlı geçiyor. Bazı güvenlik sistemleri geliştirdik. Eğer bunlar normal hücreleri öldürmeye başlarsa veyahut size zarar vermeye başlarsa bir tuşa basar gibi bir ilaç veriyoruz ve bu hücreler kontrol ediliyor. Yani onlara 'dur' komutu veriliyor" diye konuştu.

 

"TÜRKİYE'DE BU ORTAMI YARATMAK HENÜZ MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR. UMARIM YAKIN GELECEKTE OLUR"

30 yıldır ABD'de çalışmalarını yürüten Unutmaz, "Bu tip çalışmaları ülkemizde yapmayı isteriz ama çok maliyetli çalışmalar bunlar. Özel laboratuvarlarda ve uzun yıllar süren yatırımlar gerekiyor. Türkiye'de bu ortamı yaratmak henüz çok mümkün görünmüyor. Umarım yakın gelecekte olur. Türkiye'nin tabii ki bu konuda çok büyük bir potansiyeli var ama ABD'de bu konulara çok büyük bir yatırım yapılıyor" ifadelerini kullandı.

 

Unutmaz, son olarak şu değerlendirmeyi yaptı:

"Önümüzdeki 10-15 yıl içinde tedavisi olmayacak kanser kalmayacak diye düşünüyorum. Önemli bir sürece girdik. Neden bunu söyleyebiliyorum; çünkü bağışıklık sistemi gerçekten çok güçlü bir sistem. Bunu kullanarak yok edemeyeceğiniz tümör veya kanser tipi yok. Laboratuvar düzeyinde bunu başarabiliyoruz. Bu sorunları çözersek ve birkaç yoldan ilerlersek, tabii ki küçük molekül ilaçları da devamlı çıkıyor ama bağışıklık sisteminin avantajı, kanser hiçbir şekilde kaçamıyor. Çünkü bir hafızası var. Düşünün; bir ordu etrafta sürekli kanser hücreleri, terörist de diyebilirsiniz, bunlar var mı yok mu kontrol ediyor. Bu da sizi uzun yıllar kansere karşı korumuş oluyor."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ömer bebeğin bacağına ne oldu? Özel hastaneye yanlış uygulama suçlaması</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/omer-bebegin-bacagina-ne-oldu-ozel-hastaneye-yanlis-uygulama-suclamasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/omer-bebegin-bacagina-ne-oldu-ozel-hastaneye-yanlis-uygulama-suclamasi</guid>
<description><![CDATA[ 26 haftalıkken dünyaya gelen Ömer bebek, 4 aydır İstanbul Güngören&#039;deki özel hastanede tedavi görüyor. Ancak ailenin iddiasına göre bebeğin ayağı yanlış uygulama nedeniyle kaybedilme riskiyle karşı karşıya. Anne babası, Ömer&#039;in başka sağlık kuruluşuna sevk edilmesini istiyor ancak bebeklerini bir türlü hastaneden alamıyor. NTV&#039;den Melike Şahin&#039;in özel haberi...Ömer Garip 12 Mayıs&#039;ta 26 haftalıkken dünyaya geldi.İstanbul&#039;da Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi&#039;nde doğdu ancak yenidoğan yoğun bakımında yer olmadığı için Güngören&#039;de özel bir hastaneye sevk edildi.  4 aydır hastanede tedavi gören bebek ameliyatlar geçirdi ancak durumu kötüleşti.  Ailenin iddiasına göre, sağlık çalışanlarından biri, kataterin yanlış takıldığını ve bu nedenle bebeğin ayağının kesilme ihtimalinin olduğunu söyledi.&quot;ÇOCUĞUMUN HAKKINI ARIYORUM&quot;  Ömer Garip&#039;in babası Muhammed Garip, &quot;4 Ağustos&#039;ta beni aradılar çocuğun ayağı enfeksiyon kapmış dediler. Oradaki bir yetkili dedi ki &#039;Biz bu çocuğa yanlışlıkla kateter taktık bu hale geldi.&#039; Kamera kayıtları da var orada. Gerçeği katater takıldıktan bir hafta sonra öğrendik. Çocuğumun hakkını arıyorum. Başka bir hastaneye sevk olmasını istiyorum.&quot; açıklamasında bulundu.   Anne ve baba hastanede doktor ve sağlık çalışanlarıyla tartıştı. Hastane beyaz kod verdi, aileden şikayetçi oldu.  Anne Nurgül Mustafa, &quot;Hastaneye durumunu öğrenmek için gittim. &#039;Sen utanmadan nasıl geliyorsun yanıma, sen bizi şikayet etmişsin.&#039; dediler. Ben haklıyım dedim sonra &#039;Beyaz kod verin gitsin dedi doktor.&#039; Bağırdım, çağırdım hastaneden çıkarmak istiyorum dedim. Kadın bana &#039;Anne olsaydın da 30 hafta karnında tutsaydın bunlar yaşanmazdı.&#039; dedi Bunu nasıl bana diyorsun dedim. Bunu demesi beni şok etti.&quot; diyerek yaşadıklarını anlattı.&quot;NE SEVK EDİYOR NE DE RAPOR VERİYOR&quot;  Ailenin bebeklerinin başka bir hastaneye sevkini istiyor ancak iddialarına göre hastane bebeği sevk etmiyor hatta bebeğin sağlık durumunu ve yapılan tedavileri gösteren epikriz raporunu da aileye vermiyor.  Anne Nurgül Mustafa Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı&#039;nda hastane hakkında suç duyurusunda bulundu.  HASTANE AÇIKLAMA YAPMADI  NTV&#039;nin aradığı Güngören&#039;deki özel hastane konuyla ilgili açıklama yapmadı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4aR0B9hP7UeXP3AxzotCqg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ömer, bebeğin, bacağına, oldu, Özel, hastaneye, yanlış, uygulama, suçlaması</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4aR0B9hP7UeXP3AxzotCqg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ömer bebeğin bacağına ne oldu? Özel hastaneye yanlış uygulama suçlaması"><p>26 haftalıkken dünyaya gelen Ömer bebek, 4 aydır İstanbul Güngören'deki özel hastanede tedavi görüyor. Ancak ailenin iddiasına göre bebeğin ayağı yanlış uygulama nedeniyle kaybedilme riskiyle karşı karşıya. Anne babası, Ömer'in başka sağlık kuruluşuna sevk edilmesini istiyor ancak bebeklerini bir türlü hastaneden alamıyor. NTV'den Melike Şahin'in özel haberi...</p><p>Ömer Garip 12 Mayıs'ta 26 haftalıkken dünyaya geldi.</p><p>İstanbul'da Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde doğdu ancak yenidoğan yoğun bakımında yer olmadığı için Güngören'de özel bir hastaneye sevk edildi.  4 aydır hastanede tedavi gören bebek ameliyatlar geçirdi ancak durumu kötüleşti.  Ailenin iddiasına göre, sağlık çalışanlarından biri, kataterin yanlış takıldığını ve bu nedenle bebeğin ayağının kesilme ihtimalinin olduğunu söyledi.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fYoaH9kcFkOnb-T8hriBFQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>"ÇOCUĞUMUN HAKKINI ARIYORUM"</strong>  Ömer Garip'in babası Muhammed Garip, "4 Ağustos'ta beni aradılar çocuğun ayağı enfeksiyon kapmış dediler. Oradaki bir yetkili dedi ki 'Biz bu çocuğa yanlışlıkla kateter taktık bu hale geldi.' Kamera kayıtları da var orada. Gerçeği katater takıldıktan bir hafta sonra öğrendik. Çocuğumun hakkını arıyorum. Başka bir hastaneye sevk olmasını istiyorum." açıklamasında bulundu.   Anne ve baba hastanede doktor ve sağlık çalışanlarıyla tartıştı. Hastane beyaz kod verdi, aileden şikayetçi oldu.  Anne Nurgül Mustafa, "Hastaneye durumunu öğrenmek için gittim. 'Sen utanmadan nasıl geliyorsun yanıma, sen bizi şikayet etmişsin.' dediler. Ben haklıyım dedim sonra 'Beyaz kod verin gitsin dedi doktor.' Bağırdım, çağırdım hastaneden çıkarmak istiyorum dedim. Kadın bana 'Anne olsaydın da 30 hafta karnında tutsaydın bunlar yaşanmazdı.' dedi Bunu nasıl bana diyorsun dedim. Bunu demesi beni şok etti." diyerek yaşadıklarını anlattı.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ipBJ6yTlz0egcBIZQTessQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>"NE SEVK EDİYOR NE DE RAPOR VERİYOR"</strong>  Ailenin bebeklerinin başka bir hastaneye sevkini istiyor ancak iddialarına göre hastane bebeği sevk etmiyor hatta bebeğin sağlık durumunu ve yapılan tedavileri gösteren epikriz raporunu da aileye vermiyor.  Anne Nurgül Mustafa Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nda hastane hakkında suç duyurusunda bulundu.  <strong>HASTANE AÇIKLAMA YAPMADI</strong>  NTV'nin aradığı Güngören'deki özel hastane konuyla ilgili açıklama yapmadı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fas&amp;apos;ta ilk M çiçeği vakası tespit edildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/fasta-ilk-m-cicegi-vakasi-tespit-edildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/fasta-ilk-m-cicegi-vakasi-tespit-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Fas Sağlık Bakanlığı, ülkede ilk M çiçeği vakasının tespit edildiğini duyurdu.Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, &quot;küresel sağlık alarmının başlangıcından bu yana kabul edilen sağlık protokolü kapsamında&quot; ülkede ilk M çiçeği vakasının tespit edildiği belirtildi.  Enfekte olan kişinin Marakeş şehrindeki tıp merkezlerinden birinde tedavi gördüğü aktarılan açıklamada, hastanın sağlık durumunun stabil olduğu, endişe edilecek bir durumunun bulunmadığı, gerekli tedavinin uygulandığı ve yakın tıbbi takibe tabi tutulduğu kaydedildi.  Açıklamada ayrıca sağlık ekiplerinin ulusal ve uluslararası sağlık standartlarına uygun olarak izolasyon işlemlerini devreye aldığı, halk sağlığı acil durum ekiplerinin şu ana kadar herhangi bir semptom göstermeyen temaslıları belirlemek için epidemiyolojik araştırmalara başladığı aktarıldı.  ⁠M ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ  M çiçeği virüsü, fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.  İlk belirtiler, virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.  Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.  Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), &quot;maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)&quot; ismini, 2022&#039;de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla &quot;mpox&quot; olarak değiştirmişti.  M çiçeği virüsü, 14 Ağustos&#039;ta DSÖ tarafından &quot;uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu&quot; olarak ilan edilmişti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vNQiQaZNh0SgozKWUVcQ8Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Fasta, ilk, çiçeği, vakası, tespit, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vNQiQaZNh0SgozKWUVcQ8Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Fas'ta ilk M çiçeği vakası tespit edildi"><p>Fas Sağlık Bakanlığı, ülkede ilk M çiçeği vakasının tespit edildiğini duyurdu.</p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, "küresel sağlık alarmının başlangıcından bu yana kabul edilen sağlık protokolü kapsamında" ülkede ilk M çiçeği vakasının tespit edildiği belirtildi.  Enfekte olan kişinin Marakeş şehrindeki tıp merkezlerinden birinde tedavi gördüğü aktarılan açıklamada, hastanın sağlık durumunun stabil olduğu, endişe edilecek bir durumunun bulunmadığı, gerekli tedavinin uygulandığı ve yakın tıbbi takibe tabi tutulduğu kaydedildi.  Açıklamada ayrıca sağlık ekiplerinin ulusal ve uluslararası sağlık standartlarına uygun olarak izolasyon işlemlerini devreye aldığı, halk sağlığı acil durum ekiplerinin şu ana kadar herhangi bir semptom göstermeyen temaslıları belirlemek için epidemiyolojik araştırmalara başladığı aktarıldı.  <strong>⁠M ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ</strong>  M çiçeği virüsü, fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.  İlk belirtiler, virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.  Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.  Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), "maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)" ismini, 2022'de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla "mpox" olarak değiştirmişti.  M çiçeği virüsü, 14 Ağustos'ta DSÖ tarafından "uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu" olarak ilan edilmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanlığı &amp;apos;M Çiçeği&amp;apos;ne ilişkin 11 soruyu yanıtladı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-m-cicegine-iliskin-11-soruyu-yanitladi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-m-cicegine-iliskin-11-soruyu-yanitladi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı, &quot;M çiçeği&quot; hastalığına ilişkin merak edilen 11 soruyu internetten yanıtladı. Hastalık, cilt döküntüsü, kabuklar veya vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla kişiden kişiye bulaşabiliyor. M çiçeği olduğundan şüphelenilen bir cilt döküntüsüne sahip kişilerle yakın cilt temasından ve hasta kişinin kullandığı eşyaların kullanımından kaçınılması gerekiyor. M çiçeği için özel olarak geliştirilmiş bir tedavi bulunmuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/adsiz-26.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanlığı, Çiçeğine, ilişkin, soruyu, yanıtladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, M çiçeği (MPox) hastalığına ilişkin 11 sorunun yanıtını paylaştı.

Bakanlığın sosyal medya hesabındaki sorular ve yanıtları şöyle:

M çiçeği nedir?

M çiçeği, klinik olarak daha hafif olmasına rağmen, semptomları geçmişte çiçek hastalarında görülenlere benzer ve nadiren ölümcül hayvanlardan insanlara bulaşan bir virüs olmakla birlikte insandan insana da bulaşabilmektedir. 1980'de çiçek hastalığının eradikasyonunun ilanı ve sonrasında çiçek aşısının uygulamasının durdurulması ile M çiçeği, nadir de olsa özellikle Orta ve Batı Afrika'da görülen bir hastalık haline geldi.

M çiçeği için ne zaman test yaptırılmalıdır?

M çiçeği olduklarını düşünen veya M çiçeği olan biriyle yakın temas halinde olanların, bir sağlık kuruluşuna başvurması ve test yapılması gerekip gerekmediğine karar verilmesi gerekir. Doktor test gerektiğine karar verirse, örnekleri alacak ve bunları test için uygun bir laboratuvara gönderecektir.

M çiçeği belirtileri nelerdir?

M çiçeği belirtileri genellikle ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve sırt ağrısı, büyümüş lenf nodları, solunum sistemi semptomları (boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı veya öksürük) ve hastalığa özgü karakteristik cilt döküntüleri şeklindedir.

Belirtilerim varsa ne yapmalıyım?

Yeni veya açıklanamayan bir cilt döküntüsü veya diğer M çiçeği belirtilerini fark ederseniz, bir sağlık kuruluşuna başvurun. Sağlık kuruluşuna başvurana kadar başkalarıyla yakın temastan (cinsel temas dahil) kaçının. Sağlık kuruluşuna başvurana kadar evcil hayvanlar veya diğer hayvanlarla yakın temastan kaçının. Test sonuçlarınızı bekliyorsanız, aynı önlemlere uymaya devam edin. Test sonucunuz pozitifse, cilt döküntüleriniz kabuklanıp düşerek iyileşmiş temiz ve sağlam cilt görünümü oluşana kadar kendinizi izole etmeye ve diğer önlemlere uymaya devam edin. Ateş, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı veya öksürüğünüz varsa kendinizi izole etmeye devam edin. Sadece hekime görünmek veya acil durumlar için dışarı çıkın. Toplu taşıma araçlarını kullanmaktan kaçının. İzolasyondan çıkmanız gerekiyorsa, cilt döküntülerinizi kapatın ve yüze iyi oturan bir maske takın.

M çiçeği nasıl bulaşır?

M çiçeği cilt döküntüsü, kabuklar veya vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla kişiden kişiye bulaşabilir. Ayrıca uzun süreli, yakın temas veya cinsel temas (öpmek, sarılmak veya cinsel ilişki gibi) sırasında yayılabilir.

M çiçeği olan bir kişi, belirtilerin başlamasından itibaren cilt döküntüsü tamamen iyileşene ve iyileşmiş temiz ve sağlam cilt görünümü oluşana kadar başkalarına virüsü bulaştırabilir. Bazı hastalar, belirtileri başlamadan 1 ila 4 gün önce M çiçeğini bulaştırabilir. Ancak hiç belirti göstermeyen kişilerin virüsü bulaştırdığına dair bir kanıt bulunmamaktadır.

M çiçeği cinsel yolla bulaşan bir hastalık mıdır?

M çiçeği, cinsel yolla bulaşabilen bir hastalık olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifadeyle, cinsel ilişki, M çiçeğinin bulaşma yollarından sadece biridir. Geçmişte M çiçeği salgınları, enfekte hayvanlarla ve hayvan ürünleriyle doğrudan temas sonucu ortaya çıkmıştır ancak kişiden kişiye bulaşma sınırlı olmuştur. Günümüzdeki salgında, virüs esas olarak yakın temas yoluyla bulaşmaktadır. Cinsel temas sırasında lezyonlarla temas veya solunum sekresyonları ile yakın temas ile bulaş olabilir. Ancak cinsel ilişki olmaksızın M çiçeği olan biriyle yakın ve uzun süreli cilt temasında bulunmak da virüsün bulaşmasına neden olabilir.

M çiçeği nasıl önlenebilir?

M çiçeği olduğundan şüphelenilen bir cilt döküntüsüne sahip kişilerle yakın cilt temasından kaçının. M çiçeği hastasının kullanmış olduğu eşya ve malzemelerle temastan kaçının. Ellerinizi sık sık sabun ve suyla yıkayın veya alkol bazlı el antiseptiği kullanın. Özellikle yemek yemeden, yüzünüze dokunmadan önce ve tuvaleti kullandıktan sonra el hijyeni sağlayın.

Kalabalık etkinliklere gitme konusunda endişelenmeli miyim?

M çiçeği olan biriyle yakın temas veya cilt temasında bulunduğunuzda bulaşma olabilir. İlk bulgular insanların yakın, devamlı cilt teması yaşadığı etkinliklerin M çiçeği vakalarına yol açtığını göstermektedir. Bir etkinliğe katılmayı planlıyorsanız ne kadar yakın, kişisel cilt teması yaşanacağını göz önünde bulundurmalısınız.

M çiçeği için hangi tedaviler mevcuttur?

M çiçeği için özel olarak geliştirilmiş bir tedavi yok. Virüsler arasındaki genetik benzerlikler nedeniyle, çiçek hastalığını tedavi etmek için kullanılan antiviral ilaçlar M çiçeği tedavisinde kullanılabilse de etkinliği tam olarak kanıtlanmış değildir.

Evcil hayvanıma M çiçeği bulaşabilir mi?

M çiçeği zoonotik bir hastalıktır, yani hayvanlar ve insanlar arasında bulaşabilir. Ancak şu anda M çiçeği için evcil hayvanlar yüksek risk taşımamaktadır.

M çiçeği su yoluyla havuzdan, sıcak küvetten veya su parkından bulaşabilir mi?

M çiçeğinin havuzdan, sıcak küvetten veya su parkındaki sulardan bulaşabileceği konusunda net bağlantı olduğunu gösteren bir çalışma yoktur. Ancak virüsün insandan insana yakın temas, cilt teması yoluyla bulaşması mümkündür. M çiçeği hastasının havlusu, yüzme tahtası, havuz oyuncağı veya giysisi gibi eşyalarının bir başkası tarafından kullanılmasıyla hastalık, bu eşyaları kullanan sağlıklı kişiye de bulaşabilir. Eğlence amaçlı su mekanlarında dezenfeksiyon yapılması ve havuzların uygun şekilde klorlanmasıyla M çiçeği virüsünün bulaşma riski ortadan kaldırılmış olur.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ Sözcüsü: M çiçeği için maske takmayı önermiyoruz!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-soezcusu-m-cicegi-icin-maske-takmayi-oenermiyoruz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-soezcusu-m-cicegi-icin-maske-takmayi-oenermiyoruz</guid>
<description><![CDATA[ DSÖ Avrupa Direktörü Kluge, M çiçeği virüsünün yeni Kovid-19 olmadığını, maske takmayı önermediklerini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/210801meymun.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ, Sözcüsü:, çiçeği, için, maske, takmayı, önermiyoruz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, M çiçeği (mpox) virüsünün yeni Kovid-19 olmadığını belirtti.

Kluge ve DSÖ Sözcüsü Tarik Jasarevic, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi'nin haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

M çiçeği virüsünün, Doğu ve Orta Afrika'da devam eden salgında görülen türünün Klad 1, Avrupa'da 2022'den bu yana görülen vakalardaki türünün ise Klad 2 olduğunu belirten Kluge, Klad 1 ile ilgili daha fazla bilgi edinmeleri gerektiğini söyledi.

Kluge, "M çiçeği virüsü yeni Kovid-19 değil." ifadesini kullandı.

M çiçeği virüsünün temasla bulaştığının bilindiğini aktaran Kluge, virüsü nasıl kontrol edeceklerini bildiklerini, Avrupa'da bu virüsün bulaşmasını tamamen önlemek için gerekli adımları attıklarını kaydetti.

Kluge, Avrupa'da M çiçeğinin Klade 2 türüne ait her ay yaklaşık 100 vakaya rastladıklarını belirtirken, "Şu anda Klade 1 türünün neden olduğu teyakkuz hali, Avrupa'nın Klade 2'ye yeniden odaklanmasına fırsat veriyor. M çiçeği virüsünün gözetiminin ve vaka teşhisini güçlendirmeliyiz. Seyahat edenler dahil herkese korkuya, damgalamaya ve ayrımcılığa sebep olmadan, bilimsel temele dayalı kamu sağlığı tavsiyeleri sunulmalı. Stratejik risk değerlendirmelerine dayanarak ihtiyaç duyanlara aşı ve antiviral ilaç temin edilmeli." dedi.

Virüsle mücadelede dayanışma içerisinde olunması gerektiğine vurgu yapan Kluge, bunun üstesinden gelmenin, Avrupa ve dünya için kritik bir sınav olacağının altını çizdi.

Kluge, 2022'den bu yana virüsün Klade 2 türüyle mücadele ettiklerini ve şu anda sadece İsveç'te Klade 1b türüne ait bir vakaya rastlandığı bilgisini paylaştı.

DSÖ Sözcüsü: M çiçeği için maske takmayı önermiyoruz

Bir soru üzerine, DSÖ'nün M çiçeği virüsüne karşı maske takmayı önermediğini kaydeden DSÖ Sözcüsü Jasarevic ise, bu virüsün yakın temasla bulaştığını kaydetti.

Jasarevic, M çiçeği virüsünün "daha bulaşıcı olduğu" ve "bulaşma yolunun değişebileceği" iddialarını hatırlatırken, hem bunlar hem de virüsün mutasyona uğrayıp uğramayacağını takip konusunda hazırlıklı olmanın önemine değindi.

Kovid-19 salgını sürecinden büyük dersler çıkarıldığını anımsatan Jasarevic, M çiçeği virüsüyle mücadele için de küresel işbirliğine ihtiyaç duyulduğuna işaret etti.

M çiçeği virüsü nedir?

DSÖ'ye göre, M çiçeği virüsü, Poxviridae adlı virüs ailesine ve Orthopoxvirus cinsine ait "maymun çiçeği" virüsünün neden olduğu viral bir hastalık.

Hastalığın yaygın belirtileri arasında yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklar yer alıyor.

M çiçeği virüsü, fare ve sincap gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor.

Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek, bulaşmanın en önemli nedenleri arasında yer alıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ uyardı: M çiçeği virüsü dünya geneline yayılıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-uyardi-m-cicegi-virusu-dunya-geneline-yayiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-uyardi-m-cicegi-virusu-dunya-geneline-yayiliyor</guid>
<description><![CDATA[ DSÖ&#039;den &quot;M çiçeği virüsü dünya genelinde yayılmaya devam ediyor&quot; uyarısı geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/vispa3mpox.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ, uyardı:, çiçeği, virüsü, dünya, geneline, yayılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), M çiçeği (mpox) virüsünün dünya genelinde yayılmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

DSÖ, M çiçeği hastalığından salgına dair 35'inci durum raporunu yayımladı.

Raporda, "Haziran 2024'te DSÖ'ye 26 ülkeden toplam 934 yeni laboratuvar onaylı M çiçeği virüsü vakası ve buna bağlı 4 ölüm bildirildi. Bu da M çiçeğinin dünya genelinde yayılmaya devam ettiğini gösteriyor." ifadeleri kullanıldı.

DSÖ'nün Afrika bölgesinden 567, Amerika bölgesinden 175, Avrupa bölgesinden 100, Batı Pasifik bölgesinden 81 ve Güneydoğu Asya bölgesinden 11 M çiçeği vakasının bildirildiği belirtilen raporda, Doğu Akdeniz bölgesinde vaka görülmediği vurgulandı.

Raporda, ülkelerden M çiçeği vakalarıyla ilgili DSÖ'ye yapılan bildirimlerin azaldığı, mevcut küresel verilerin gerçek vaka sayısından düşük olduğunun tahmin edildiği kaydedildi.

Afrika bölgesinden doğrulanmış vakaların yüzde 96'sının Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden bildirildiğine de raporda yer verildi.

Hem hayvanlardan hem insanlardan bulaşıyor

M çiçeği virüsü fareler, sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor.

Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.

İlk belirtiler virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor.

Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.

Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor.

Vakaların büyük bir kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maymun çiçeği ve Covid tehdidine ilişkin açıklama geldi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-ve-covid-tehdidine-iliskin-aciklama-geldi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-ve-covid-tehdidine-iliskin-aciklama-geldi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi. Bakan Memişoğlu, maymun çiçeği virüsü ve Covid-19’a ilişkin, “Maymun çiçeği ve Covid ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Ancak şu anda herhangi bir alarm durumumuz söz konusu değil” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/07/kemal-memisoglu.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Maymun, çiçeği, Covid, tehdidine, ilişkin, açıklama, geldi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle Bakanlıkta bir araya gelen Sağlık Bakanı Memişoğlu, bu buluşmanın bir tanışma toplantısı olduğunu belirterek, bakanlık tarafından yürütülen ve planlanan projeler ile bakanlığın yol haritası hakkında bilgi verdi. Toplantıda katılımcılarla eğitim ve meslek hayatı hakkında bilgiler paylaşan Memişoğlu, Türkiye’nin Covid-19 pandemisinde ve Kahramanmaraş merkezli depremlerde de görüldüğü gibi hem insan gücü hem de altyapı olarak dünyaya örnek olacak bir sağlık sistemine sahip olduğunu belirtti. Memişoğlu, enerji, turizm ve savunma sanayii gibi sağlık sektörünün de Türkiye’de bir lokomotif olduğunu, Türkiye’nin dünyada ön plana çıkarılabilecek bir alanı olduğunu söyledi. Bunu sadece sağlık hizmeti anlamında söylemediğini ifade eden Sağlık Bakanı Memişoğlu, “Ülkemizin sağlık bilgisi ve bilimi üretebilecek, teknolojisini ve malzemesini yapabilecek kapasitesi var. Sadece bu çarkı döndürmek için biraz organizasyonel desteğe ihtiyacı var, motivasyona ve morale de ihtiyacı var. Bu konuda hep birlikte hareket etmek durumundayız” dedi.
Kişilerin sağlığını hastalanmadan korumanın sağlık sisteminin iyileştirilmesine yönelik katkısını vurgulayan Memişoğlu, her yaştan insana koruyucu sağlığı anlatmayı ve uzun vadede toplumun sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmasını sağlamayı amaçladıklarını belirtti. Memişoğlu, “Bugün bağımlılık ve kilo dediğimizde bunlar toplumun risklerinden en önemli iki tanesi. Ve hareketsizlik, beslenme bozuklukları ile doğurganlık oranlarının düşük olması esasında gelecekle ilgili en büyük risklerimiz. Bu riskleri toplumla beraber ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bu noktada sizin çok önemli bir etkiniz olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Bakan Memişoğlu, medya kuruluşlarının üstlendiği görevin çok önemli olduğuna ve medya mensuplarının Türkiye için ne kadar kıymetli olduğuna da değindi. Memişoğlu, sağlık sisteminin hem sağlık çalışanları hem de toplum açısından daha da iyi bir noktaya gelmesi amacıyla çalışacaklarını söyleyerek, temel sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi politikasına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Herkesin temel sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi konusunda hemfikir olduğunu ve bakanlık olarak bu dönemde bu iradeyi ortaya koyacaklarının altını çizen Memişoğlu, “Benim Sağlık Bakanlığı görevine başladığımda ilk gittiğim yer Kahramanmaraş’ta aile sağlığı merkeziydi, ikincisi eczaneydi. Bu güçlendirme sadece bakan olarak benim veya Bakanlık olarak bizim yapabileceğimiz bir şey değil. Sizlerin de bu konuda bize destek olmanız çok önemli. Bunu başaracaksak toplumun da kültürünü ve bilincini bu yönde artırarak yapabiliriz. Bunu hep beraber başarmamız gerekiyor. Bunu bir toplumsal politika hâline getireceğiz. Bizim bunu Bakanlığımızın ana politikası yapacağımızı net söyleyeyim. İnsanlar kendi sağlığını korumak için kendisi buna yardımcı olmuyorsa, kamu otoritesi ne yaparsa yapsın başarılı olamaz. Çünkü toplumun buna inanması ve inandırılması gerekir” dedi.
Sağlık Bakanı Memişoğlu, Covid-19 pandemisinde dünyada iki senede 6 milyon kişinin öldüğünü, oysa senede 17 milyon kişinin inme, kalp krizi gibi dolaşım hastalıklarından öldüğünü belirterek, “Eğer kilonuz varsa, hareketsizseniz, yanlış besleniyorsanız, stresiniz varsa, kendi bedeninize bakmıyorsanız ölüyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Bakan Memişoğlu, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı.

“İyinin takdir gördüğü ve daha da değerli hissettirildiği bir yapı inşa edeceğiz”
Hekimlerin kendilerini değerli hissetmek istediğini ve bunun hep beraber sağlanması gerektiğini dile getiren Bakan Memişoğlu, “Hekim değerli hissederse her şey değişir; daha büyük bir özveriyle çalışır, hastasına da, bize de, sağlık sistemimize de sahip çıkar. Hekimlik yapanlara, kendisini mesleğine adayıp severek icra eden insanlarımıza, vatandaşlarımıza duygusal anlamda da her türlü desteği verebilecek meslektaşlarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Mesleğini iyi yapan herkesi pozitif algıyla desteklemeliyiz. İyinin takdir gördüğü ve daha da değerli hissettirildiği bir yapı inşa edeceğiz” açıklamasında bulundu.

“Şehir hastanelerine sağlığın fiziksel şaheserleri diyorum”
Şehir hastanelerini sağlığın fiziksel şaheserleri olarak nitelendirdiğini belirten Memişoğlu, “Kurumların bir kültürü olması gerekiyor. Tabii ki bir kültürün oluşması, ruh yapısının gelişmesi için de bir süreç gerekiyor. Bu kültür kısa bir sürede oluşturulacak bir kültür değildir. Tüm eleştirilere rağmen biz bu konuda çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Şehir hastanelerini Türkiye’nin geleceği ile ilgili sağlık bilgisinin üretileceği, çalışmaların yapılabileceği, sadece hizmet alanında değil, Türkiye’nin medarıiftiharı olacak, bilimin ve teknolojin de geliştirileceği alanlar olarak planlıyoruz. Türkiye’ye en faydalı olacak şekilde yürütülmesini ve topluma daha iyi anlatılmasını hedefliyoruz. Şehir hastanelerinde yalnızca destek hizmetleri firmalar tarafından yönetiliyor. Bu firmalardan birkaçı uluslararası alanda da sağlık hizmeti sunabilecek bir yapıya ulaştı. Özel sektörün gelişmesi, kamunun ilerlemesine de destek sunuyor. Şehir hastanelerinde bazı değişikliklere ihtiyaç olabilir ancak bu hastaneler konusunda kötü algı oluşturmak maalesef yanlış. Çok net söylüyorum: Şehir hastaneleri medarıiftiharlarımız” değerlendirmesinde bulundu.

“Ben sadece kamunun değil, tüm sağlığın bakanıyım”
Bakan Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Sağlık Bakanı olarak kamunun, üniversitelerin, özel sektörün, ilaç sanayiinin, sağlık teknolojisi ürünü ortaya koyanların, her birinin Sağlık Bakanıyım. Hepsinin sağlık hizmeti anlamında nasıl büyüyeceğine, nasıl gelişeceğine ön ayak olmak ve onların yolunu açmakla mükellefim. Ben sadece kamunun değil, tüm sağlığın bakanıyım. Özel sektörün de büyümesi ve gelişmesi gerekiyor.”

“Sağlığın suistimaline izin vermeyeceğiz ve bu konunun üzerine gideceğiz”
Sağlığın bir kamu hizmeti olduğuna dikkati çeken Memişoğlu, “Özel sektör eliyle işletilen sağlık kuruluşları da kamu hizmeti vermektedir. Yalnızca işletme ve finansman yönünden farklıdırlar. Sağlıkla ilgili tıbbi gereklilik haricinde işlem yapan tüm kuruluşlar kamu özel fark etmeksizin denetlenir ve cezalandırılır. Bazen şikâyet üzerine, bazen rutin, bazen de habersiz denetleme yapılır. Bu konuda oldukça iyi bir altyapıya sahibiz. Sağlık hassas bir konu, vatandaşlarımız her türlü sese kulak verebilir ve mağdur olabilir. Sağlığın suistimaline izin vermeyeceğiz ve bu konunun üzerine gideceğiz. Dünyaya örnek olacak, iyi sağlık hizmeti sunan bir özel sektörümüz var. Özel sektör de kamuya hizmet ediyor ve ülkemize büyük bir fayda sağlıyor. Bizim kontrolümüzde sağlığı kamu hizmeti olarak gören bir özel sektörü teşvik edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“İşi olan, işini yapan bir bakan olmayı tercih edeceğimi buradan söylüyorum”
Algı yönetmek yerine daha çok iş yöneteceklerine vurgu yapan Sağlık Bakanı Memişoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Sosyal medyada görünürlük açısından benden çok Sağlık Bakanlığını göreceksiniz. Bunu net bir şekilde ifade ediyorum: İşimizi göreceksiniz. İş odaklı çalışacak ve kendimizi diğer taraflara kaptırmayacağız. Kişisel sosyal medyamı ben yönetiyorum ve ben yöneteceğim, hata da yapabilirim. Haklısınız, profesyonel destek alın tavsiyesinde bulunmak içinizden geçiyordur. Ancak burası benim sosyal medyam, kişisel olarak bakan unvanı sorumluluğuyla bir devlet çalışanı olarak, kendi sosyal medyamı kendim yönetiyorum. Sosyal medya profesyonelliği gerektiriyor, bu konuda profesyonel olmadığım için yalnızca belirli aralıklarla kendi sosyal medyamı kullanacağım.”

“Eleştirilerde önce biz ne yaptık diye sorguluyoruz”
Bakan Memişoğlu, mümkün olabildiği kadar polemikten uzak durmak istediklerini, enerjilerini kavga ve geçmişe harcamamak istemediklerini kaydederek, “Bu durum geleceğe bakmak ve iş yapmakla ilgili maalesef bizleri geri bırakıyor. Karşı taraftan gelen eleştirilerde önce biz ne yaptık diye sorguluyoruz. Bazen Bakanlık niye cevap vermiyor diye düşünecek olursanız, emin olun ki o sırada işimizi yapıyoruz. Kendimiz üstümüze düşenleri yapacak, sonra başkalarına bakacağız” şeklinde konuştu.

“Aile sağlığı merkezlerimiz ile 2'nci ve 3'üncü basamak sağlık kuruluşlarını entegre edeceğiz”
Birinci basamak sağlık hizmeti sunan aile hekimliğini kuvvetlendirmenin yanı sıra vatandaşların aile hekimine başvurmalarını da teşvik edecek adımlar atacaklarını söyleyen Memişoğlu, “Sorunların köküne gidecek, sorunları kökten çözme gayretinde olacağız. Açıkça ifade ediyorum ki bu süreci yürütürken zorlayıcı bir yaklaşım yerine teşvik edici bir anlayış benimseyeceğiz. Aile sağlığı merkezlerimizdeki kurum kültürünü daha ileri seviyeye taşıyacak ve bu merkezlerimiz ile 2'nci ve 3'üncü basamak sağlık kuruluşlarını entegre edeceğiz” dedi.

“Hizmet sunanların hizmetkarı olacak, 85 milyon için çalışacağız”
“Üniversiteler gelecekteki sağlık hizmeti sunumu kapasitesi ve niteliğini de etkiliyor” diyen Memişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hocalarımız ve eğitim altyapımız ne kadar kaliteliyse sağlık insan gücü de o nispette iyi olacaktır. Yönetici olarak görevimiz doğruyla yanlışı ayırmak, haklının hakkını savunmak, doğruyu takdir etmek ve yanlışı cezalandırmaktır. Sağlıkta doğruları daha çok ifade edecek, hizmet sunanların hizmetkarı olacak ve 85 milyon için çalışacağız.”
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile iş birliği konusunda da açıklamalarda bulunan Bakan Memişoğlu, bazı branşlarla ilgili YÖK ile çalıştıklarını, istihdama göre planlamalar yapacaklarını ve insan gücü planlamasını YÖK’e ileteceklerini vurguladı.
Maymun çiçeği virüsü ve Covid-19’a ilişkin soruları cevaplayan Memişoğlu, “Maymun çiçeği ve Covid ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Ancak şu anda herhangi bir alarm durumumuz söz konusu değil” dedi.
Eczanelerde ilaç temini konusundaki soruları da cevaplayan Sağlık Bakanı Memişoğlu, eczanelerde ilaç sorununun olmadığını, konunun doğrudan ilaç markası üzerinden değil etken maddesi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, ilaç temini konusunda herhangi bir sorunun bulunmadığını dile getirdi.
Toplantıya haber ajansı, televizyon ve gazetelerin Ankara temsilcileri ile Sağlık Bakanlığından yetkililer katıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanlığı: Türkiye&amp;apos;de M çiçeği vakasına rastlanmadı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-turkiyede-m-cicegi-vakasina-rastlanmadi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-turkiyede-m-cicegi-vakasina-rastlanmadi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı: &quot;Özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye&#039;de rastlanmamıştır, henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacı yoktur&quot; açıklaması yaptı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/kemal-memisoglu-bpia-cicek.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanlığı:, Türkiyede, çiçeği, vakasına, rastlanmadı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye'de rastlanmadığını ve henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacının bulunmadığını bildirdi.

Bakanlığın, sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, 14 Ağustos 2024'te Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından gerçekleştirilen Acil Durum Komitesi Toplantısı'nın ardından M çiçeği (mpox) hastalığının, "uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu oluşturduğu"nun ilan edildiği anımsatıldı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye’de 2024 yılında rastlanmamıştır. Ülkemizde henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacı bulunmamaktadır. Bakanlığımızca gerekli çalışmalar yürütülmekte, bilim kurulumuz ve sağlık altyapımızla süreç hassasiyetle takip edilmektedir."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bunu ciddiye alın!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bunu-ciddiye-alin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bunu-ciddiye-alin</guid>
<description><![CDATA[ Afrika&#039;yı etkisi altına alan ve DSÖnün &quot;küresel acil durum&quot; ilan etmesine sebep olan maymun çiçeği virüsünün &quot;daha bulaşıcı&quot; bir varyantının İsveç&#039;te görüldüğü açıklandı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/maymuncicegi2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bunu, ciddiye, alın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İsveç’te bir kişide maymun çiçeği virüsü tespit edildi.



 Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ve komşu ülkelerde görülen maymun çiçeği virüsü Afrika kıtasının dışına sıçradı. İsveç'te ilk maymun çiçeği vakası doğrulandı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden komşu ülkelere yayılan maymun çiçeği virüsü Afrika kıtasının ardından Avrupa'da görüldü. İsveç'te ilk maymun çiçeği vakasını doğrulandı. İsveç Sağlık ve Sosyal İşler Bakanı Jakob Forssmed düzenlediği basın toplantısında, “Öğleden sonra İsveç'te daha ciddi bir tür olan ve Clade I olarak adlandırılan bir maymun çiçeği vakası olduğunu teyit ettik” dedi.
İsveç Halk Sağlığı Kurumu tarafından yapılan açıklamada, söz konusu vakanın maymun çiçeği virüsünün tehlikeli bir varyantı olan Clade I'in Afrika dışında ilk kez tespit edildiği aktarılarak, hastanın başkent Stockholm'de olduğu ifade edildi.
DSÖ, dün maymun çiçeği virüsünün yayılması nedeniyle iki yıl içinde ikinci kez küresel halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.

Afrika’dan sonra virüs Avrupa’da da görülmüş oldu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanlığı &amp;apos;maymun çiçeği rehberi&amp;apos; yayımladı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-maymun-cicegi-rehberi-yayimladi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-maymun-cicegi-rehberi-yayimladi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı, dünyada hızla yayılım gösteren maymun çiçeği virüsü ile ilgili rehber yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/maymuncicegi2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanlığı, maymun, çiçeği, rehberi, yayımladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından Afrika kıtasından çıkan ve hızla dünyanın birçok yerine yayılım gösteren ‘Maymun Çiçeği’ virüsüne ilişkin rehber yayımlandı.
Hastalığın temasla bulaştığı vurgulandığı rehberde, "İnsandan insana bulaşmada uzun süreli yakın ten tene temas önemlidir. Enfekte kişinin sekresyonları ile direkt temas cilt lezyonları ile bütünlüğü bozulmuş deri veya mukozalarla doğrudan temas veya yakın zamanda cilt lezyonlarından kontamine olmuş nesnelerle yakın temas diğer bulaş yollarıdır. Bu tür temas genel olarak aynı evi paylaşan kişilerde, kapalı ortamlarda çok uzun süre yakın mesafede bulunanlarda ve enfekte kişiyle kişisel koruyucu ekipman kullanmadan temas eden sağlık çalışanlarında risk oluşturur” ifadeleri yer verildi.
Maymun Çiçeği belirtileri
Virüsün PCR testi ile kesin olarak tespit edildiği belirtilirken rehberde, hastalığın belirtileri de yer aldı. Maymun çiçeği belirtileri ise, “M-Çiçeğinin kuluçka süresi, riskli temastan semptomların başlangıcına kadar olan süre, genellikle 6-14 gün olmakla birlikte 1-21 gün arasında değişebilir. Bir hayvan ısırığı veya tırmalaması öyküsü olan kişiler, dokunsal-temasla maruziyete sahip olanlardan daha kısa bir kuluçka süresine sahip olabilir” bilgileri yer aldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakan Memişoğlu: En iyi sağlık hizmetini sunuyoruz!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bakan-memisoglu-en-iyi-saglik-hizmetini-sunuyoruz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bakan-memisoglu-en-iyi-saglik-hizmetini-sunuyoruz</guid>
<description><![CDATA[ Bakan Memişoğlu: &quot;Cumhurbaşkanımızın liderliğinde en iyi sağlık hizmetini sunuyoruz&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-w264595-07.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bakan, Memişoğlu:, iyi, sağlık, hizmetini, sunuyoruz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Elazığ'da 3 No'lu Sağlıklı Hayat Merkezi'nin açılışında konuşan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde en iyi sağlık hizmetini sunuyoruz" dedi.



Sağlık Bakanı Prof. Dr. Memişoğlu, saban saatlerinde Elazığ’a geldi. İlk olarak Elazığ Valiliğini ziyaret eden Bakan Memişoğlu, daha sonra Elazığ Belediyesine geçti. Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’ndan çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Memişoğlu, ardından 3 No’lu Sağlıklı Hayat Merkezi'nin açılışına katıldı.

Burada açıklamalarda bulunan Bakan Prof. Dr. Memişoğlu, "Burası ücretsiz olarak birçok hizmetin alındığı, aynı zamanda danışıldığı ve hayatta bedenimizin korunması için olacak tüm ilgililerin olduğu yerdir. Bugün baktığımız zaman toplumuzun en büyük 3 temel riski var. Bunlardan birisi kilo, obezite, yanlış beslenme. Özellikle çocuklarda baktığınız zaman covid salgınından sonra maalesef kilo oranları yükselmiş durumda. Bu yaşlanınca kalp, eklem, dolaşım sistemi hastalıklarına sebep olacak. Onun için kilo, daha çocukluk zamanından itibaren korunması gereken, düzgün ve doğru beslenmenin öğretileceği yerler burasıdır. İkincisi, hareketsizliktir. Burada fizyoterapistlerimizle, diyetisyenimizle, danışmanlarımızla toplumumuzun nasıl hareket edeceğini, besleneceğini ücretsiz insanlarımıza anlatacağımız hizmet alanlarımızdır. 3’üncü en büyük riskimiz ise bağımlılıktır. Bu bağımlılıkla beraber kötü yaşam tarzı. Sigara ve internet bağımlılığı, bunun sosyal yaşama etkilerini önleyici anlamda burası esasında sağlık üssümüzdür. Burada psikoloğumuz, sosyal çalışmacımız, çocuk gelişimci var. En önemlisi de 40 yaşından büyük insanlarımızın varsa meme ve rahim kanserinin ücretsiz taramasının, şüphesi varsa hastaneye yönlendirmesinin en önemli yeri burasıdır. Sağlıklı Hayat Merkezleri, bu hizmetleri mahallesinde hizmete sunan en önemli araçtır. Şu anda biz bunun 4’üncüsünü açıyoruz. Birçok şehrimizde hizmete devam ediyorlar. Biz sağlık hizmetleri olarak Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dünyanın en iyi sağlık hizmetini sunuyoruz. Bunu ücretsiz her yerde yapabiliyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde en iyi sağlık hizmetini sunuyoruz" diye konuştu.



Bakan Prof. Dr. Memişoğlu, açılışın ardından sağlık çalışanlarını ziyaret edip merkezi gezdi. Bakan Memişoğlu’na, Elazığ Valisi Numan Hatipoğlu, AK Parti Elazığ milletvekilleri Prof. Dr. Erol Keleş ve Ejder Açıkkapı, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları ile kurum müdürleri eşlik etti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Havalimanında &amp;apos;Maymun Çiçeği&amp;apos; önlemi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/havalimaninda-maymun-cicegi-oenlemi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/havalimaninda-maymun-cicegi-oenlemi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından acil durum ilan edilen M çiçeği (MPOX) virüsüyle ilgili İstanbul Havalimanı Başhekimi Dr. Aykut Yener Kavak, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile birlikte toplamda 11 Afrika ülkesinden gelen uçuşların yakın takibe alındığını ve herhangi bir olumsuz duruma rastlanılmadığını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/maymuncicegi2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Havalimanında, Maymun, Çiçeği, önlemi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Başta Kongo Demokratik Cumhuriyeti olmak üzere 11 Orta Afrika ülkesinde görülen M çiçeği virüsünün ardından gözler havalimanlarındaki Afrika uçuşlarına çevrildi. Afrika uçuşlarının endişe uyandırması nedeniyle Avrupa'nın en yoğun havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanı’nda da bir dizi tedbir uygulanması kararı alındı. Sağlık Bakanlığı bünyesinde bulunan, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü İstanbul Havalimanı Baştabipliği, havalimanı işletmecileri ve havayolu şirketlerine alınacak önlemler konusunda geçtiğimiz günlerde bir toplantı düzenlemişti. Özellikle virüsün tespit edildiği ülkelerden İstanbul Havalimanı’na gelen Afrikalı yolcular mercek altına alındı. Bu kapsamda belirlenen 11 ülkeden (Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Kamerun, Gana, Liberya, Nijerya, Ruanda, Kenya, Fildişi Sahili ve Güney Afrika) gelen yolcular takip edilecek.
İstanbul Havalimanı Başhekimi Dr. Aykut Yener Kavak, M çiçeği virüsüyle ilgili açıklama yaptı. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü İstanbul Havalimanı Başhekimi Dr. Aykut Yener Kavak, havalimanında yürütülen çalışmalar ve sürecin takibine ilişkin bilgi verdi. Dr. Kavak, “Dünya Sağlık Örgütü, 14 Ağustos'ta küresel acil durum ilan ettikten sonra biz de havalimanımızda mevcut ekiplerimizle Afrika bölgesinden, özellikle de Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nden gelen yolcuları izlemeye başladık. Gözlem altına aldık. Öte yandan oradan gelen uçaklardan herhangi bir vaka bildirimi olup olmadığını ya da seyahat sırasında rastlanan yolcu olup olmadığını arkadaşlarımızdan sorgulayarak uçağın kapısına giderek kontrollerimizi devam ettiriyoruz” dedi.

"11 Afrika ülkesinden gelen uçuşlar takibe alındı"
Demokratik Kongo Cumhuriyeti dışında etrafta vaka sayısı fazla olan 11 Afrika ülkesinden gelen uçuşların takibe alındığının altını çizen Kavak, “Eğer şüpheli veya olası vaka olursa bu da seyahat sırasında kuleye ya da yer hizmetleri tarafından yine acil durum merkezine bildirilebilir. Bizim ekiplerimiz bu çağrıyı aldığı zaman, vakayı değerlendirmek üzere vakanın olduğu yerden daha izole bir alana alarak, gidip muayenesini yapıyorlar. Eğer şüpheli bir vaka görürsek bunun sevki için de 112 vasıtasıyla belirlenmiş hastaneye teşhis ve tedavi amacıyla sevkini yapacağız" diye konuştu.

"İstanbul Havalimanı’nda vakaya rastlamadık, herhangi bir ek tedbir almış durumda değiliz’’
Havalimanında toplam iki adet karantina odasının olduğunu ve meydana gelmesi muhtemel vakaları da bu odalarda izole edileceğini söyleyen Dr. Aykut Yener Kavak, hem İstanbul Havalimanı hem Türkiye'de bugüne kadar böyle bir vakaya rastlamadıklarını vurguladı. Havalimanı personelinin ve hava yolu şirketlerinin dikkat etmesi gereken hususlara dikkat çeken Kavak, “14 Ağustos'ta Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durumu ilan ettikten sonra havalimanında bu uçuşları mercek altına aldık. 17 Ağustos'ta biz havalimanın paydaşlarının katılımıyla genel müdürümüzün başkanlığında toplantı düzenledik. Burada hastalıktan korunma yoluyla ve havalimanındaki çalışan personelin dikkat etmesi gereken konularla ilgili detaylı bilgilendirme yaptık. Aynı zamanda bu toplantıya bilim kurulu başkanımız Prof. Dr. Ateş Kara’da online olarak katıldı ve tüm katılımcılarının bu hastalıkla ilgili sorularını detaylı olarak cevaplandırdı. Virüsün belirtileri aslında spesifik olarak vücutta döküntü var ama onun öncesinde tabii ki ateş, enfeksiyon, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtiler olması gerekiyor. Şu anda herhangi bir ek tedbir almış durumda değiliz sadece izlemeye devam ediyoruz’’ ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bakan Memişoğlu: Şu ana kadar tanı konulmuş bir hastamız yok!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bakan-memisoglu-su-ana-kadar-tani-konulmus-bir-hastamiz-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bakan-memisoglu-su-ana-kadar-tani-konulmus-bir-hastamiz-yok</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanı Memişoğlu, &quot;(M çiçeği virüsü) Emin olun biz her gün, her saniye bununla ilgili alarm halindeyiz ancak şu ana kadar tanısı konulmuş bir hastamız yok. İnşallah da olmaz ama olursa da üstesinden geleceğimizi bilmenizi istiyorum&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240823-35467329-35467321-s-a-g-l-i-k-b-a-k-a-n-i-k-e-m-a-l-m-e-m-i-s-o-g-l-u-h-a-t-a-y-d-a-z-i-y-a-r-e-t-l-e-r-d-e-b-u-l-u-n-d-u.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bakan, Memişoğlu:, Şu, ana, kadar, tanı, konulmuş, bir, hastamız, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, M çiçeği (mpox) virüsüne ilişkin alarm halinde olduklarını belirterek, "Şu ana kadar tanısı konulmuş bir hastamız yok. İnşallah da olmaz ama olursa da üstesinden geleceğimizi bilmenizi istiyorum." dedi.

Memişoğlu, AFAD Koordinasyon Merkezi'nde gerçekleştirilen İl Değerlendirme Toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, 6 Şubat 2023 depremlerinde yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da şifa diledi.



Depremin üzerinden yaklaşık 1,5 yıl geçtiğini ve Hatay'ın yeniden Türkiye'nin en iyi ve kaliteli şehri olmaya başladığını belirten Memişoğlu, şöyle konuştu: "Tabii ki bazı eksikler var ama çok kısa zamanda bunların da üstesinden gelineceğini görüyorum. Esasında yeni bir Hatay, yeniden bir Hatay yapıyor arkadaşlarımız, milletimiz, devletimiz. Onun için hayranlıkla ve buradaki arkadaşlara her türlü desteği vererek biz de onlara hizmet etmeye çalışıyoruz. Türkiye'nin gücünü görmek isteyenlere, Hatay'ı bir ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum. Onun için bu milletin, devletin gücünü gerçekten zorda olduğu zaman nasıl gösterdiğini tarih de göstermiş, bugün de göstermiş. Onun için herkese başta Sayın Cumhurbaşkanı'mıza minnetlerimi, şükranlarımı arz ederim."

Memişoğlu, kentte 6 hastane yapıldığını, yapılmaya da devam edildiğini vurgulayarak, "İnşallah çok kısa zamanda da buradaki şehir hastanesinin ihalesini yapmış olacağız. Bizler, sağlıkçılar hem tedavi hizmetlerini hem de özellikle koruyucu ve hastalanmadan sağlığımızı korumayı amaç edinmiş durumdayız. Onun için burada sağlıklı hayat merkezi ve aile sağlığı merkezleriyle ilgili ciddi bir çalışma yapacağız, onları da milletimizin hizmetine sunacağız." diye konuştu.

M çiçeği (mpox) virüsü

Sağlık Bakanı Memişoğlu, M çiçeği (mpox) hastalığına değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle son zamanlarda gündeme gelen bu maymun çiçeğiyle ilgili de herkes bir beklenti içinde. Herkes her gün her dakika bir haber içinde ama biz nasıl Kovid-19'da sağlık sistemimizin ve çalışanlarımızın başarısını test ettiysek, emin olun her türlü salgında, hastalıkta, sağlıkla ilgili sorunu çözebilecek hem insan gücüne hem sağlık altyapısına sahibiz. Biz insanların panikle, korkuyla değil, önden tedbir ve planlamayla, hazırlıkla bu tür salgınların üstesinden geleceğine inanıyoruz. Daha salgın gelmeden veya belli bölgede endemikken insanlarımızın korkmasını istemiyoruz. Özellikle toplumumuz da bizlerin, yani resmi makamların söylediklerine itibar etmeliler. Her türlü hazırlığı yaptığımızı, maymun çiçeği de olsa başka salgınlar da olsa bunların üstesinden gelebileceğimizi bilmelerini istiyorum."

Kişisel temizliğin önemine vurgu yapan Memişoğlu, şunları kaydetti: "En önemli şey, her türlü salgında esasen kişisel tedbir, temizlik, hijyen. Aynı zamanda bizler de hem hudut kapılarımızda hem içeride her türlü testi yapabilecek, gerektiği zaman aşısını yapabilecek insan gücüne ve sisteme sahibiz. Onun için tedirgin olmalarını, korkmalarını, paniklemelerini istemiyoruz. Emin olun biz her gün, her saniye bununla ilgili alarm halindeyiz ancak şu ana kadar tanısı konulmuş bir hastamız yok. İnşallah da olmaz ama olursa da üstesinden geleceğimizi bilmenizi istiyorum."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sivas&amp;apos;ın propolisi ‘Maymun Çiçeği&amp;apos; virüsüne şifa olacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sivasin-propolisi-maymun-cicegi-virusune-sifa-olacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sivasin-propolisi-maymun-cicegi-virusune-sifa-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Sivas&#039;ta yapılan çalışmalar ve araştırmalar neticesinde propolisin, maymun çiçeği virüsüne karşı etkin bir rol oynayabileceğini ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/09/a-w281335-01.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sivasın, propolisi, ‘Maymun, Çiçeği, virüsüne, şifa, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yaz aylarının sonlanmasıyla birlikte bin bir emekle üretilen arı ürünlerinin sağımında da sona yaklaştı. Arılar için büyük öneme sahip olan propolis alternatif tıpta tedavi yöntemlerinde yaygın olarak kullanılmakla birlikte halk arasında da sıklıkla tercih ediliyor. Yapılan araştırmalar, propolisin sudaki çözünürlüğünün artırılmasıyla bakteri kaynaklı bulaşıcı hastalıklar üzerinde yüksek etkinlik gösterdiğini ortaya koydu. Gerçekleştirilen laboratuvar çalışmalarında propolisin kabarcıklı ağız iltihabı virüsüne karşı öldürücü etki gösterdiği ve çiçek hastalığı virüsünün etkisini 15 dakika içinde büyük oranda azalttığı gözlemlendi. Doğal halde bulunan ve gıda takviyesi olarak kullanılan propolis türevlerinin sudaki çözünürlüğü yok denecek kadar az olması propolisin etkinliğini ciddi oranda azaltıyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İleri Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinde (CÜTAM) yürütülen çalışmalarda propolis farklı laboratuvar teknikleri ile tamamen suda çözünür hale getirilerek antimikrobiyal etkinliği yüksek oranda artırıldı. Bu bağlamda propolisin maymun çiçeğine karşı ne kadar etkili olduğunu görmek amacıyla çalışma başlatıldı.



“Halk arasında sıklıkla tercih ediliyor”

Sivas'ta arıcılığın gelişmiş olmasından dolayı propolisin sıkça karşımıza çıktığını belirten Gıda Mühendisi Öğr.Gör. Esen Bilge Biçer, “Propolis arıların bitkilerin reçinelerinden topladıkları, bitkilerden aldıkları hammaddelerle kendi ürettikleri bal, bal mumu ve kendi enzimleriyle oluşturdukları doğal bir hammaddedir. Arılar propolisi kendi kovanlarını korumak, kovandaki delikleri kapatmak ve kovana dışarıdan girebilecek yabancı maddeleri tutması amacıyla üretirler. Arılar için büyük öneme sahip olan propolis, alternatif tıpta tedavi yöntemlerinde yaygın olarak kullanılırken aynı zamanda halk arasında da sıklıkla tercih ediliyor” dedi.

“Virüsler üzerinde etkin rol oynuyor”

Propolisin maymun çiçeğine ne kadar etkili olduğunu görmek amacıyla çalışma başlattıklarını belirten Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İleri Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (CÜTAM) Müdürü Doç. Dr. Ebru Yabaş, “Tarımsal faaliyetlerle öne çıkan Sivas, arıcılığın başkenti olarak biliniyor. Yaz aylarının sonuna gelmiş olduğumuz şu günlerde arı ürünlerinin sağımının da sonuna gelindi. Araştırma ekibimizle arı ürünlerinden propolis üzerine çalışmalar yapmaktayız. Yaptığımız araştırmalar ve çalışmalar neticesinde halk arasında propolisin pek çok hastalıkta tüketildiğini gördük. Propolis yine alternatif tıpta da yoğun tüketiliyor ve biz de bunun üzerinde çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Propolis var olan şekilde tüketildiğinde etkinliği istenen düzeyde değil. Propolisin ham halinin suda çözünürlüğü oldukça az. Bundan dolayı da vücut içerisinde beklenen etkinliğini tam olarak karşılayamıyor. Laboratuvarımızda ön çalışmalar yaparak propolisi suda tamamen çözünür hale getirdik ve hastalıklar üzerindeki etkisini artırmayı hedefledik. Suda çözünür hale getirdiğimiz propolis üzerine antimikrobiyal çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Sonuçta doğal halinden çok daha etkili antimikrobiyal aktivite gösterdiğini gördük. Literatüre baktığımızda son çalışmalarda propolisin antiviral etkiye sahip olduğu yani virüsler üzerinde de etkin olduğunu gözlemledik. Bu bağlamda maymun çiçeğine karşı ne kadar etkili olduğunu görmek amacıyla çalışmalarımızı başlattık” şeklinde konuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Virüs durdurulabilir mi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/virus-durdurulabilir-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/virus-durdurulabilir-mi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve komşu ülkelerdeki M çiçeği virüsü salgınlarının kontrol altına alınabileceğini ve durdurulabileceğini bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/maymuncicegi2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Virüs, durdurulabilir, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[DSÖ, M çiçeği virüsünü kontrol altına almak için başlatılan küresel stratejik hazırlık ve müdahale planına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Mevcut planla ilgili DSÖ üyesi ülkelere 23 Ağustos'ta bilgi verildiği belirtilen açıklamada, bu planın, DSÖ'nün 14 Ağustos'ta M çiçeği virüsünü "uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu" olarak ilan etmesinin ardından oluşturulduğu ifade edildi.

Açıklamada, "Plan kapsamında Eylül 2024-Şubat 2025 dönemini kapsayan 6 aylık dönemde DSÖ, üye ülkeler, Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC) gibi ortaklar, topluluklar ve araştırmacılar gibi kurumların virüse müdahalesi için 135 milyon dolar tutarında bir finansmana ihtiyaç duyulacağı öngörülüyor. DSÖ, plan kapsamında gerçekleştirmesi gerekenler için yakında bir fon çağrısı yapacak." bilgisi verildi.

Ghebreyesus tarafından virüse karşı yapılan geçici ve daimi öneriler üzerine inşa edilen planın, kapsamlı gözetim, önleme, hazırlık ve yanıt stratejilerinin uygulanmasının yanı sıra virüsle ilgili araştırmanın ilerletilmesine dayandığı bildirildi.

Açıklamada, test ve aşılara eşit erişimin sağlanması, hayvandan insana bulaşmanın en aza indirilmesi ile toplumların salgın önleme ve kontrolüne aktif olarak katılmalarının sağlanmasının da planın parçası olduğu belirtildi.

Stratejik aşılama çabalarının, bulaşma zincirlerini kesmek için son vakaların yakın temaslıları ve sağlık çalışanları dahil en yüksek risk altındaki bireylere uygulanacağı ifade edilen açıklamada, DSÖ'nün virüse karşı hazırlıklı olma ve müdahalenin temel alanlarında koordinasyonu artırmak için çok çeşitli uluslararası, bölgesel, ulusal ve yerel ortaklarla çalıştığı bildirildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Ghebreyesus, "Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve komşu ülkelerdeki M çiçeği virüsü salgınları kontrol altına alınabilir ve durdurulabilir." ifadesini kullandı.

Ghebreyesus, salgını kontrol altına almak için uluslararası kuruluşlar, ulusal ve yerel ortaklar, sivil toplum kuruluşları, araştırmacılar ve DSÖ üyesi ülkeler arasında kapsamlı ve koordineli bir eylem planına ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

- ⁠M çiçeği virüsü

M çiçeği virüsü, fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.

İlk belirtiler, virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.

Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.

DSÖ, "maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)" ismini, 2022'de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla "mpox" olarak değiştirmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yük gemisi M çiçeği virüsü şüphesiyle karantinaya alındı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yuk-gemisi-m-cicegi-virusu-suphesiyle-karantinaya-alindi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yuk-gemisi-m-cicegi-virusu-suphesiyle-karantinaya-alindi</guid>
<description><![CDATA[ Arjantin&#039;de bir yük gemisi M çiçeği virüsü şüphesiyle karantinaya alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/gemikarantina.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yük, gemisi, çiçeği, virüsü, şüphesiyle, karantinaya, alındı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Arjantin'de yetkililer, Parana Nehri'ndeki bir yük gemisini M çiçeği (mpox) virüsü şüphesiyle karantina altına aldı.

Arjantin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Liberya bandıralı geminin Brezilya'nın Santos kentinden Arjantin'deki San Lorenzo Limanı'na gitmek üzere olduğu ifade edildi.

Açıklamada, yolculuk sırasında mürettebattan "gemideki Hint uyruklu bir kişinin çoğunlukla göğsünde ve yüzünde kist benzeri cilt lezyonları görüldüğüne" dair uyarı aldıkları ifade edildi.

M çiçeği semptomları gösteren kişinin mürettebatın geri kalanından izole edildiği belirtilen açıklamada, yük gemisinin bu nedenle Parana Nehri'nde demir atarak karantina altına alındığı aktarıldı.

M çiçeği virüsü

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, M çiçeği virüsü, Poxviridae adlı virüs ailesine ve Orthopoxvirus cinsine ait "maymun çiçeği" virüsünün neden olduğu viral bir hastalık.

Hastalığın yaygın belirtileri arasında yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklar yer alıyor.

M çiçeği virüsü, fare ve sincap gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor.

Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek, bulaşmanın en önemli nedenleri arasında yer alıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Memişoğlu: M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/memisoglu-m-cicegi-hastaligi-su-anda-ulkemizde-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/memisoglu-m-cicegi-hastaligi-su-anda-ulkemizde-yok</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanı Memişoğlu, &quot;M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok, görülmedi. Bu konuda hastane acillerimize gelip, &#039;Ben M çiçeği mi oldum?&#039; diye soran, şüphe eden insanlarımız oluyor. Ama şunu bilin, biz testlerini yapıyoruz, kliniğe bakıyoruz ve bu hastalıkla ilgili şu ana kadar herhangi bir tanı, hem test hem muayene anlamında konulmadı&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-a-20240821-35454286-35454280-s-a-g-l-i-k-b-a-k-a-n-i-m-e-m-i-s-o-g-l-u-a-n-a-d-o-l-u-y-a-y-i-n-c-i-l-a-r-f-e-d-e-r-a-s-y-o-n-u-n-d-a-s-o-r-u-l-a-r-i-y-a-n-i-t-l-a-d-i.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Memişoğlu:, çiçeği, hastalığı, şu, anda, ülkemizde, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok, görülmedi. Bu konuda hastane acillerimize gelip, 'Ben M çiçeği mi oldum?' diye soran, şüphe eden insanlarımız oluyor. Ama şunu bilin, testlerini yapıyoruz, kliniğe bakıyoruz ve bu hastalıkla ilgili şu ana kadar herhangi bir tanı, hem test hem muayene anlamında konulmadı." dedi.

Bakan Memişoğlu, Anadolu Yayıncılar Federasyonunun "Anadolu Sohbetleri" etkinliğinde medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi, soruları yanıtladı.



M çiçeği (MPox) hastalığına ilişkin soru üzerine, bunun Afrika ve özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 20-30 senedir görülen bir hastalık olduğuna işaret eden Memişoğlu, DSÖ'nün, daha önce, Temmuz 2022'de M çiçeğiyle ilgili "küresel acil durum" ilan ettiğini ve Mayıs 2023'te bu acil durumun sona erdirildiğini anımsattı.

Hastalığın mutasyona uğraması, söz konusu bölgelerde vaka sayılarının artması sonucu yeniden "uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu" ilan edildiğini aktaran Memişoğlu, bunun endemik, yayılabilir bir hastalığa karşı ülkelere önlem almaları, hazırlık yapmaları tavsiyesi anlamına geldiğini anlattı.

M çiçeğinin yakın ve uzun süreli temasla bulaştığını hatırlatan Memişoğlu, hastalığa karşı gerekli hazırlıkları yaptıklarını, bu konuda Bilim Kurulu'nun toplandığını ve bilim insanlarının önerileri doğrultusunda M çiçeğine karşı yapılması gerekenler, izolasyon ve izlenme süreçlerinin yer aldığı rehberin güncellendiğini anımsattı.

"Toplumun korkmasını gerektirecek bir durum yok"

Bakan Memişoğlu, bunlar haricinde de hazırlıklarının bulunduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aşısından testine kadar neler yapılacağı konusunda bakanlık olarak alarmdayız. Ama bu toplumun korkmasını, tedirgin olmasını gerektirecek bir durum değil. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Sağlık sistemi olarak, sağlık altyapımız, insan gücümüzle her duruma hazırlıklıyız. Bu, Kovid-19 salgınında da deprem sürecinde de kendini test etti, dünyanın örnek sağlık hizmeti sunan bir ülkesiyiz. Birinci, ikinci, üçüncü basamak sağlık kuruluşlarımız bu konuda hazırlıklı. Korkuya ve paniğe gerek olmadığını, sürecin tedbir ve planlamalarla, yakın takiple, şu andaki pozisyonumuzla devam edeceğini düşünüyoruz. Bilim insanlarından aldığımız bilgiler doğrultusunda, hastalık yakın temasla bulaştığı, solunum yoluyla bulaşmayan bir virüs olduğu için Kovid-19 gibi bir salgına sebebiyet vermeyeceği, olsa dahi pandeminin oluşmayacağı konusunda bir kanaat var. Tek tük görülebilir ama bu bir salgın olmaz. Şu anda ekstra bir tedbire ihtiyacımız olmadığını ifade etmek istiyorum."



"M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok"

M çiçeğinin çiçek hastalığıyla aynı soydan gelen bir virüs olduğunu, tedavilerinin birbirine benzediğini, çiçek hastalığının dünyada "eradike" edilmesi (hastalığın dünya genelinde kalıcı olarak sona ermesi) nedeniyle Türkiye'de 1980'den sonra çiçek aşısının yapılmadığını anlatan Memişoğlu, çiçek aşısının M çiçeğinin yeni varyantlarına karşı ne kadar koruyucu olduğu noktasında bilim insanlarının çalıştığını ifade etti.

Bakan Memişoğlu, "M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok, görülmedi. Bu konuda hastane acillerimize gelip, 'Ben M çiçeği mi oldum?' diye soran, şüphe eden insanlarımız oluyor. Ama şunu bilin, biz testlerini yapıyoruz, kliniğe bakıyoruz ve bu hastalıkla ilgili şu ana kadar herhangi bir tanı hem test hem muayene anlamında konulmadı. Eğer böyle bir tanı konulursa da bunu hemen bildireceğiz, izolasyon da dahil gereğini yapacağız. Ancak insanlar paniklemesinler, emin olun bu konuda sağlıkçılar olarak her türlü tedbiri almış durumdayız. İnşallah ülkemize gelmez ama gelirse de gereğini yaparız, bu konuda insanların rahat olmasını istiyorum." diye konuştu.

"Şu an için ekstra önlem düşünmüyoruz"

Sosyal medyada Afrika'dan eğitim için Türkiye'ye gelen öğrencilerle ilgili bazı olumsuz paylaşımlar yapıldığı, bu öğrencilere yönelik bir tedbirin söz konusu olup olmayacağı sorusu üzerine Memişoğlu, "Şu anda böyle bir tedbir söz konusu değil, Afrikalı öğrencilere veya Afrikalılara ayrımcılıkla ilgili bir şey yapmayacağız. Ancak tabii ki virüsün, hastalığın seyrine göre politikalarımızı değiştirebiliriz ama şu an için böyle bir tedbire ihtiyaç duyulmuyor." dedi.

Kovid-19'da da benzer durumların yaşandığını, Türkiye'de ilk vakanın Çin'den gelen birinde görüleceği düşünülürken, Avrupa'dan gelen birinde çıktığını anımsatan Memişoğlu, herkesin her yere seyahat ettiği bir dönemde, hastalığın nereden geleceğinin çok hesap edilemeyebileceğini vurguladı.

Bakan Memişoğlu, "Hastalığın bazı bölgelerdeki insidansı (görülme sıklığı) fazla olabilir, ona göre de önlemimizi alacağız ama şu an için ekstra bir önlem düşünmüyoruz. Ama hep söylüyorum, bu tür hastalıkları sağlıkta yakın takip etmeniz gerekir. Anlık, saatlik, günlük değişimler olabilir çünkü virüs kendini değiştiren bir mikroorganizma." ifadelerini kullandı.



PCR testlerine ilişkin soru üzerine Memişoğlu, "Hastalığa ilişkin 2022'deki suşlar elimizde var. Bunlarla ilgili PCR yapabiliriz, test yapabilecek kabiliyetimiz de var. Eğer yeni suş eğer olursa, onları da izole edip, çok kısa zamanda test kiti yapabilecek, üretebilecek kabiliyetimiz var. Bunu herkese özellikle ifade etmek istiyorum. Kovid-19'a yönelik dünyada aşı üretebilen 7 ülkeden biriyiz. Kovid-19 aşısını kısa sürede üretebilen bir ülkenin her türlü aşıyı da üretebilme kabiliyeti var." yanıtını verdi.

Bağışıklamaya yönelik tüm aşıların Türkiye'de üretilmesiyle ilgili bir çalışmalarının bulunduğuna dikkati çeken Memişoğlu, "Endemik olan bir hastalığın aşısının tedarikiyle ilgili şu anda özel bir çaba harcamıyoruz ama gerektiğinde bu aşıyı hem tedarik edebilecek hem de üretebilecek donanımımız da insan gücümüz de var. İnsanlar bu konuda tedirgin olmasınlar." açıklamasında bulundu.

"Özellikle gümrüklerimizde hassasiyet söz konusu"

Bakan Memişoğlu, "M çiçeği hastalığına ilişkin yurt dışından uçuşlarla ilgili havalimanlarında olası riskler, alınacak tedbirlerle ilgili bir çalışma yürütüldü mü? bu konuda istişareler yapıldı mı?" şeklinde soru üzerine, böyle bir çalışmanın gerçekleştirildiğini bildirdi.

M çiçeği rehberinin sınır kapılarındaki görevlilerin hassasiyetinin artırılması açısından da önem taşıdığını vurgulayan Memişoğlu, hastalığın ilk 4-5 gün hiçbir belirti vermeyebildiğini ama o esnada bulaşabildiğini de aktardı.

Bakan Memişoğlu, şöyle konuştu: "En azından ciltteki lezyonları tespit edebilecek, bu tür girişleri kontrol edebilecek insanlara hastalığa karşı daha hassas olmaları için bildirimde bulunduk. Özellikle gümrüklerimizde bu konuda bir hassasiyet söz konusu. Ancak şu an için özel bir önlem veya kısıtlamaya gidilmeyecek. Ama tabii ki özellikle giriş kapılarındaki görevlilerin bu konuda daha hassas, dikkatli olmasına ilişkin bir çalışma yapıldı. Yani şu anda hiçbir önlem almamış değiliz, gereken bütün önlemleri aldık ama kısıtlamaya gitmedik. Arada fark var."

Hastalık semptom vermediğinde tespit edilmesinin zor olduğunu, hatta ilk 2-3 gün testlerin bile pozitif çıkmayabileceğini anlatan Memişoğlu, bu nedenle Türkiye'de gelecekte görülmesi söz konusu olursa, bunun "zafiyet" olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizdi.



Sağlık sistemine başvurma oranları

Hekime başvurma oranlarına ilişkin soruya karşılık Memişoğlu, Türkiye'de 2002'de bir kişinin senede ortalama iki kez sağlık sistemine başvurduğunu, bunun esasında insanların sağlığa ulaşamadığını gösterdiğini dile getirdi.

OECD'de bu oranın 6, Avrupa Birliği ülkelerinde ise 5,8 olduğunu aktaran Memişoğlu, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın özellikle insanların sağlık sistemine ulaşabilirliğini sağlamak hedefiyle oluşturulduğunu vurguladı.

Bakan Memişoğlu, "Şu anda OECD ve Avrupa Birliği ortalaması aynı ama biz bu oranı 11,2'ye çıkarttık. Yani Avrupa Birliği veya OECD'nin ortalamasının iki katı neredeyse sağlıkçıya ulaştırabilir hale geldik. Yani esasında çok fazla miktarda ve çok kolaylaştı sağlığa ulaşmak, sağlıkçıya ulaşmak." ifadesini kullandı.

Buna karşılık, ortalama başvuru oranlarının büyük bölümünün eğitim-araştırma hastanelerine yapıldığını, karaciğer, kalp nakli yapan hastaneye sadece "Neyim var?" diye başvuran kişilerin de bulunduğunu anlatan Memişoğlu, şöyle devam etti: "Sağlık sistemimizin birinci, ikinci ve üçüncü basamağı var ama toplum olarak, vatandaş olarak alışkanlığımız daha çok üçüncü basamağı kullanmak. Bunu artık değiştirmemiz lazım. Bu sayıyı sadece sağlık sistemine çok ulaşılabildiği açısından düşünmemiz lazım, bu bir alışkanlık, sistemsel bir düzenleme gerektirir aynı zamanda toplumsal bir bilinç de gerektirir. Türkiye'de aile hekimliği 2010'dan beri tam manasıyla hizmet veriyor ama aile hekimliği daha çok reçete yazdırma veya çocuklarımızı, hamilelerimizi takip ettirmek için kullanılıyor. Halbuki aile hekimliği esasında birinci basamak tedavinin de yapıldığı, herkesin danışabileceği, sağlıkla ilgili yönlendirileceği yerdir."

Aile hekimlerinin koruyucu sağlık uygulamaları da yürüttüğünü belirten Memişoğlu, şu an Türkiye'de bulunan 450'ye yakın Sağlıklı Yaşam Merkezi, 9 bine yakın da Aile Sağlığı Merkezi'nde psikoloğundan diyetisyenine ve koruyucu diş hekimliğine kadar birçok hizmetin verildiğine dikkati çekti.

"Birinci basamak sağlık kuruluşlarını, ikinci ve üçüncü basamakla entegre edeceğiz"

Aile hekimlikleri ile hastanede yapılan testlerin neredeyse 60 parametresinin aynı olduğunu vurgulayan Memişoğlu, "Bu nedenle aile hekimliğini kullanmak, güçlendirmek istiyoruz. Çünkü kişinin hastaneye gitmesini gerektirmeyecek bir hastalığını evine yakın, mahallesindeki aile hekimi veya sağlıklı yaşam merkezleriyle yönetebiliriz. Ama bunu toplumun da talep etmesi ve insanlara bizim bu ortamı sağlamamız gerekir. Bu çalışmayı önemsiyoruz, özellikle doğru yerde, doğru zamanda, doğru tedaviyi uygulamamız gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Memişoğlu, "Birinci basamak sağlık kuruluşlarını, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarıyla entegre edeceğiz. Bu kuruluşların birbiriyle bağlantılı çalışmasını sağlayacağız." diye konuştu.



"Bu bir zorunluluk mu olacak? Yani kişi aile hekimine başvurmadan hastaneye gidemeyecek mi?" şeklindeki soru üzerine Memişoğlu, şunları söyledi: "Bunu bir farkındalık çalışması olarak yürüteceğiz, sağlıkta zorunluluğu uygun görmüyoruz, bunun zorunlu olmasına yönelik bir kısıtlamayı şu an için düşünmüyoruz. Ama aile hekimliği kuvvetlendirildikten ve sayısını arttırdıktan sonra belli kısıtlamalar olabilir. Ama şu anda herhangi bir kısıtlama değil, bunu teşvik ve bilinçlendirmeyle beraber ödüllendirme de yapacağız. Yani hem hastayı hem de çalışanımızı, bu sistemi iyi çalıştıranı ödüllendirecek şekilde veya teşvik edecek şekilde bir program uygulayacağız."

"Gereksiz test, ilaç, film isteklerini azaltmamız gerekiyor"

Memişoğlu, MHRS'ye yönelik getirilen onaylı randevu döneminin toplumun aldığı hastane randevusuna gelme oranını 7-8 puan artışla yüzde 90 düzeyine ulaştırdığını bildirdi.

Cildiye, göz gibi bazı branşlarda hala randevu noktasında sıkıntılar yaşandığını, 2023'te toplam 999 milyon 600 bin hasta muayenesi yapıldığını belirten Memişoğlu, şunları kaydetti: "Bunu optimize etmemiz lazım ve bunu birinci, ikinci, üçüncü basamağı entegre ederek yaptığımız gibi gereksiz test, gereksiz ilaç, gereksiz film isteklerini de azaltmamız gerekiyor. Bunun için de bakmaktan çok sahiplenme ve tedaviyi ön planda tutmalıyız. Yani sonuç-değer bazlı bir sisteme geçeceğiz. Yani sadece hastaya bakmak yetmez, hastanın bir daha başka bir yere başvurmasının, başka bir arayış içine girmesinin önüne geçmeye çalışacağız. Problemini gittiği yerde çözmeye çalışacağız."

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, hekimle hasta arasındaki alanın iyileştirilmesi, hekimlerin mutlu edilmesi, değerli kılınması gerektiğinin altını çizdi. Hastanın doktoruna güvenmediği, doktorun da hastaneden çekindiği bir sistemin başarı şansının bulunmadığına dikkati çeken Memişoğlu, bu konuda toplumsal farkındalık açısından medyaya da görev düştüğünü vurguladı.

"10 reçetenin neredeyse 3'ünde antibiyotik var"

Memişoğlu, öncelikli hedeflerinin doğru zamanda, doğru yerde, doğru tedavinin organize edilmesi olduğunu, bu konuda bilinçlendirmenin büyük önem taşıdığını kaydetti.

Gereksiz ilaç kullanımına ilişkin de Memişoğlu, "Baktığımızda 10 reçetenin neredeyse 3'ünde antibiyotik var. Doktor, 'Antibiyotik yazmayayım' dediğinde bile hasta 'Ben istiyorum' diyor. Bunları reorganize edip, neden, nasıl yapıldığını, sonucunun ne olduğunu ölçerek, bir eğitim, bilinçlendirme ve teşvik sistemine döneceğiz." diye konuştu.

Hekimliğin kendini insanlığa adamak anlamına geldiğini, bunu sık sık tıp fakültesindeki öğrencilerine de söylediğini anlatan Memişoğlu, 6 Şubat depremlerinin hemen ardından İstanbul'da havalimanına binlerce hekimin gittiğine, Türk hekimlerinin bölgede görev almak için seferber olduğuna dikkati çekti.

Koruyucu hekimliği ön plana çıkartacaklarını bildiren Memişoğlu, "Obezite, bağımlılık, hareketsizlik, doğurganlık oranlarının düşmesi toplumumuzun en büyük riskleri. Hekimlerin özlük haklarıyla beraber bu konulara da bakacağız." dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İddialara yanıt: Ankara&amp;apos;da Maymun Çiçeği vakası yoktur!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/iddialara-yanit-ankarada-maymun-cicegi-vakasi-yoktur</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/iddialara-yanit-ankarada-maymun-cicegi-vakasi-yoktur</guid>
<description><![CDATA[ Ankara İl Sağlık Müdürlüğü: &quot;Ankara&#039;daki hiçbir sağlık tesisimizde maymun çiçeği hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hastamız bulunmamaktadır.&quot; açıklaması yaptı. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/58739520-hoc-p-tq087.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İddialara, yanıt:, Ankarada, Maymun, Çiçeği, vakası, yoktur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ankara İl Sağlık Müdürlüğü, ildeki hiçbir sağlık kuruluşunda M çiçeği (mpox) hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hastanın bulunmadığını bildirdi.

Müdürlüğün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, çeşitli medya organlarında Ankara'da maymun çiçeği hastalığından şüphelenilerek karantinaya alınan hastaların olduğu iddiaları üzerine kamuoyunu bilgilendirme gereği doğduğu belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: "Ankara'daki hiçbir sağlık tesisimizde maymun çiçeği (mpox) hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hastamız bulunmamaktadır. Bu tür iddialar, gereksiz bir panik ortamı yaratmaya yönelik asılsız bilgilerdir. Maymun çiçeği hastalığı ile ilgili bilgilendirmeler, Sayın Sağlık Bakanı'mız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve Bakanlığımızın ilgili birimleri tarafından şeffaf bir şekilde ve sıklıkla yapılmakta olup, halkımızın doğru bilgilere ulaşması amacıyla gereken tüm adımlar atılmaktadır. Vatandaşlarımızın, resmi açıklamaları dikkate alarak bu tür söylentilere itibar etmemeleri önem arz etmektedir."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pakistan&amp;apos;da 6&amp;apos;ncı M çiçeği vakası tespit edildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/pakistanda-6nci-m-cicegi-vakasi-tespit-edildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/pakistanda-6nci-m-cicegi-vakasi-tespit-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Pakistan&#039;da tespit edilen M çiçeği virüsü vakalarının 6&#039;ya çıktığı bildirildi. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/09/thumbs-b-c-e623d7773658bf9cb1751d2b6c89df74.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Pakistanda, 6ncı, çiçeği, vakası, tespit, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Pakistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Hayber Pahtunhva eyaletinin Dir ilçesinde yaşayan ve yakın zamanda bir Orta Doğu ülkesinden dönen kişide M çiçeği (mpox) virüsünün tespit edildiği kaydedildi.

Bu kişinin Peşaver Havaalanı'nda yapılan sağlık taraması sonucunun pozitif çıkmasıyla karantina altına alındığı aktarıldı.

Pakistan'da tespit edilen 6 vakanın da ülke dışından gelen kişilerde tespit edildiği belirtildi.

M çiçeği virüsü, 14 Ağustos'ta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından "uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu" olarak ilan edilmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maymun Çiçeği tehdidi büyüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-tehdidi-buyuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-tehdidi-buyuyor</guid>
<description><![CDATA[ Fas Sağlık Bakanlığı, ülkede ilk M çiçeği vakasının tespit edildiğini duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/maymuncicegi2-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Maymun, Çiçeği, tehdidi, büyüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, "küresel sağlık alarmının başlangıcından bu yana kabul edilen sağlık protokolü kapsamında" ülkede ilk M çiçeği vakasının tespit edildiği belirtildi.

Enfekte olan kişinin Marakeş şehrindeki tıp merkezlerinden birinde tedavi gördüğü aktarılan açıklamada, hastanın sağlık durumunun stabil olduğu, endişe edilecek bir durumunun bulunmadığı, gerekli tedavinin uygulandığı ve yakın tıbbi takibe tabi tutulduğu kaydedildi.

Açıklamada ayrıca sağlık ekiplerinin ulusal ve uluslararası sağlık standartlarına uygun olarak izolasyon işlemlerini devreye aldığı, halk sağlığı acil durum ekiplerinin şu ana kadar herhangi bir semptom göstermeyen temaslıları belirlemek için epidemiyolojik araştırmalara başladığı aktarıldı.

- ⁠M çiçeği virüsü

M çiçeği virüsü, fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.

İlk belirtiler, virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.

Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), "maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)" ismini, 2022'de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla "mpox" olarak değiştirmişti.

M çiçeği virüsü, 14 Ağustos'ta DSÖ tarafından "uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu" olarak ilan edilmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zayıflamak için gittiği özel hastanede hayatını kaybetti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/zayiflamak-icin-gittigi-oezel-hastanede-hayatini-kaybetti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/zayiflamak-icin-gittigi-oezel-hastanede-hayatini-kaybetti</guid>
<description><![CDATA[ Ordu&#039;nun Fatsa ilçesindeki özel bir hastanede, kilo vermek için mide küçültme operasyonu olan 26 yaşındaki Neslihan Yılmaz, işlem sonrası rahatsızlanınca 2 kez daha ameliyat edildi. Bir süre sonra, her biri yaklaşık 5 saat süren 2 ameliyat daha olan genç kız hayatını kaybederken, ailesi ise doktor ve hastaneden şikayetçi oldu. ]]></description>
<enclosure url="http://yenijournalcom.teimg.com/crop/1280x720/yenijournal-com/uploads/2024/08/a-w272274-05.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Zayıflamak, için, gittiği, özel, hastanede, hayatını, kaybetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Samsun'un Terme ilçesinde yaşayan Yılmaz ailesinin 3 çocuğundan biri olan ve Ankara'da çağrı merkezinde çalışan Neslin Yılmaz (26), fazla kilolarından kurtulmak için Ordu'nun Fatsa ilçesindeki Özel Medi-Tech Hastanesi'nde operasyon geçirmeye karar verdi. 27 Mayıs 2024 tarihinde yapılan tahlillerin ardından aynı gün operasyona alınan Yılmaz, ameliyat sonrası 3 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu edildi. Eve döndüğünde rahatsızlanan Yılmaz, yeniden hastaneye gitti. 12 ve 17 Haziran 2024 tarihlerinde her biri yaklaşık 5 saat süren ameliyatlara alınan Neslihan, 21 Haziran 2024 tarihinde hayatını kaybetti.



‘Ameliyat öncesi değerlerin yüksek çıktığı iddiası'

Kızlarını kaybeden acılı aile, operasyonu gerçekleştiren genel cerrahi uzmanı ve hastane yönetiminden, ‘taksirle ölüme neden olma ve sair suçlar' gerekçesiyle şikayetçi oldu. Anne Zübeyde Yılmaz tarafından mahkemeye sunulan şikayet dilekçesinde, “Ameliyat gerçekleşmeden önce kızımın değerleri alındığında bazı değerlerinin yüksek çıkması nedeniyle ameliyatın gerçekleşmeyeceği söylendi. Özellikle trigliserid: 1.123, CRP:16,5 çıktığından anestezi uzmanı tarafından bu değerlerle ameliyata alınamayacağı bilgisi verilmişti. Doktor Erkan Aksoy kızımın değerlerinin yüksek çıkması nedeniyle anestezi doktorunun ameliyata izin vermediğini ama daha önce bu şekilde ameliyat yaptığını bir sorun oluşmadığını, kendisinin anestezi doktorunu ikna ettiğini söyledi. Bu değerlerin düşmesi için ve kızımın ameliyata uygun değerlere ulaşması için beklenmesi gerekirken, aynı gün 27 Mayıs 2024 tarihinde Fatsa Medi-Tech Hastanesinde Doktor Erkan Aksoy tarafından ameliyat edilmiştir. Bu ameliyattan sonra kızım hiç iyileşemedi ve hayatını kaybetti” ifadelerine yer verdi.



“Doktoru, ‘çok su içtiğin için rahatsızlanıyorsun' dedi”

Kızının, ilk ameliyatı geçirdikten sonra sürekli olarak rahatsızlandığını söyleyen anne Zübeyde Yılmaz, “Neslin ameliyat olmak istedi. Ordu'nun Fatsa ilçesindeki Medi-Tech Hastanesi'ne yatırdık ve tahlillerini yaptırdık. Bize, 27 Mayıs 2024 tarihinde hastaneye yatırılacağı ve ameliyat yapılacağı söylendi. Tahlilleri yapıldı ve o gün ameliyata alındı. Ameliyat yapıldıktan sonra 3 gün hastanede kaldık ve sonrasında eve döndük. Eve döndüğümüzde kızım hiçbir şey yiyemiyor, sürekli kusuyordu. O günden sonra kesinlikle uyku ve dinlenmesi yoktu, nefes almakta da zorlanıyordu. Doktor ile görüşerek yeniden hastaneye gittik ve doktor ile görüşmemizde kızıma ‘suyu çok içiyorsun, fazla içme, ondan oluyor' dediler” dedi.

“Kızımı 2 kere daha ameliyata aldılar, çocuğumu mahvettiler”

İlk ameliyatın ardından kızının ikinci defa ameliyata alındığını ve doktorun kendilerine “Özür dilerim, hakkını helal et, benim hatammış, mide dönmesi olmuş” dediğini ileri süren anne Zübeyde Yılmaz, “Bu esnada kızım düzelmedi, sürekli ateşleniyordu. Çocuğum hiç rahat değildi, uyku da uyuyamıyordu. Sonrasında hastane üçüncü ameliyata alacağını söyledi ve aldılar. Bu ameliyattan önce zaten bizi bayram nedeniyle kadın doğum servisine verdiler, bu serviste klimalar da kapandı. Tek hasta biz olduğumuz için klimaları açmadılar. Hastanedekiler ve hemşireler bizi azarladı, kızımın fotoğraflarını çekip doktoruna atıyordum ve halinden haberdar atıyordum, buna da izin vermediler. Kötü şeyler yaşadık. Sonrasına ben kızımı kaybettim. Doktor ve hemşirelerden şikayetçiyim. Doktorun hatası olduğuna inanıyorum. Benim çocuğum ger gelmeyecek, imkanı yok. Benim çocuğumu mahvettiler” şeklinde konuştu.



“Kızımın iyi olduğunu söylediler, hayatını kaybetti”

Hastanede kaldıkları yaklaşık bir aylık süreçte kızlarının durumu hakkında kendilerine sağlık bilgi verilmediğini ve sürekli olarak durumunun iyi olduğunu söylediklerini aktaran anne Yılmaz, “26 gün boyunca biz hastanede yattığımız süreçte hastane yönetimi ve doktordan hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Kızım vefat ettikten sonra da açıklama yapılmadı. Ben halen açıklama bekliyorum, benim çocuğumun neden vefat ettiğini öğrenmek istiyorum. Hastane sürecinde ne yaşadı? Çok kötü şeyler oldu ama hiçbir açıklama yapılmadı. Çocuğumun başında dosya bile yoktu, tansiyonu ölçüldüğünde, kan tahlili yapıldığında sorduğumuzda bize sadece ‘çok iyi' dediler, başka da bir şey bilmiyoruz” diye konuştu.

“Büyük umutlar ile bu yola çıkmıştı”

Vefat eden Neslihan'ın kardeşi Mihriban Yılmaz (24) ise “Ablam Neslihan, büyük umutlar ile mutlu olacağını düşünerek bu yola çıkmıştı. Böyle olacağını bilmiyordu, sonradan kendisi de çok pişman oldu ve üzülmüştü. Onu çok özlüyorum. İnşallah Türk adaleti yapılması gereken her şeyi yapar, adalete güveniyoruz" şeklinde konuştu.

Dr: “Cerrahi olarak bir hata olmadığına eminim, olayın yargıya taşınmasını ben de istiyorum”

Operasyonlarda ‘cerrahi bir hata' olmadığını belirten Opr. Dr. Erkan Aksoy, “Ben cerrahi bir hata olmadığına eminim. Bu bir komplikasyon, bütün müdahaleleri yaptım. Ameliyatları yaptım, geceleri uyumadım ve yoğun bakım sürecinde ilgilendik. O ameliyatları yapmamız gerekiyordu. Ben insanların acısını, annenin psikolojisini anlıyorum, sonuçta kızını kaybetti. Ben hatamın olduğunu kabul etmiyorum ve olayın yargıya taşınmasını ben istiyorum, bir şey olmadığı ortaya çıksın ki ben bundan eminim. Bilirkişiye gittiği zaman ‘bunların bu şekilde yapılması lazımmış, hepsi yapılmış ancak olmamış' denileceğinden eminim” ifadelerine yer verdi.

“Tüp mide ameliyatından sonra mide dönebiliyor”

Opr. Dr. Aksoy, şunları söyledi: “Hastamı kaybettiğim için ben de çok üzgünüm. Ben böyle bir şeyi açıkçası hiç ön görmüyordum. Hastamın son ameliyatından sonra karın içi toparlandı, sıkıntı yoktu, kan değerledi düzeliyordu ama hasta kötüye gidiyordu. Ben yanlışım ve cerrahi bir hatam olduğunu kesinlikle kabul etmiyorum. Yaptığım işin sonuna kadar arkasındayım. Bu olay yargıya taşınsın, sonuçta ortada bir muamma var. Her şey kayıt altında. Midede dönme oluyor, bunun benimle bir alakası yok. Tüp mide ameliyatından sonra mide dönebiliyor. Bu döndükten sonra benim cerrah olarak ona müdahale etmem gerekiyor, ben de yapılacakları yaptım.”

Hastane yetkilileri ise konuyla ilgili bir açıklama yapmak istemediklerini belirtti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Tablet insülin&amp;apos; Nanoteknoloji, insülin ilacının geleceğine kapı aralıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tablet-insulin-nanoteknoloji-insulin-ilacinin-gelecegine-kapi-araliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tablet-insulin-nanoteknoloji-insulin-ilacinin-gelecegine-kapi-araliyor</guid>
<description><![CDATA[ Nanoteknoloji alanındaki gelişmeler sağlık alanında başat bir rol oynamaya başladı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/nanoteknoloji-insulin-ilacinin-gelecegine-kapi-aciyor-151308-20240507.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tablet, insülin, Nanoteknoloji, insülin, ilacının, geleceğine, kapı, aralıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sydney Üniversitesi

 

Asopress - Avustralyalı araştırmacıların başını çektiği uluslararası bir ekip, nanoteknoloji kullanarak diyabet hastalarının gelecekte ağızdan insülin almasını sağlayabilecek bir sistem geliştirdi. Araştırmacılar yeni insülinin bir tablet alınarak ya da hatta bir parça çikolatanın içine gömülerek tüketilebileceğini söylüyor.

Fareler, sıçanlar ve babunlarda test edilen yeni nano taşıyıcı, diyabetli kişilerin hipoglisemi (çok fazla insülin enjekte edildiğinde kan şekerinin düşmesi) gibi insülin enjeksiyonlarına bağlı yan etkilerden kaçınmasına yardımcı olabilir.

Laboratuvar çalışmaları, nano ölçekli malzemenin en büyük gücünün vücudun kan şekeri seviyelerine tepki verebilmesi olduğunu gösterdi. Malzeme, yüksek kan şekeri konsantrasyonu olduğunda çözünerek insülini serbest bırakıyor ve daha da önemlisi düşük kan şekeri ortamlarında insülini serbest bırakmıyor.

Ağız yoluyla alınan insülin ilacında, bir insan saçının 1/10.000'i genişliğinde bir tür nano ölçekli malzeme kullanmaktadır. Bu malzeme, tabletler üzerinde bulunan ve mide asidi tarafından tahrip edilmekten koruyan aside dayanıklı şekilde hareket etmektedir.

Çalışmanın sonuçları Nature Nanotechnology dergisinde yayımlandı.

Dünya genelinde 422 milyon kişinin diyabet hastası olduğu ve bunların yaklaşık 75 milyonunun her gün kendilerine insülin enjekte ettiği tahmin edilmektedir. Her yıl yaklaşık 1,5 milyon ölüm doğrudan diyabetle ilişkilendirilmektedir. 2021 yılında 1,3 milyondan fazla Avustralyalının diyabetle yaşadığı tahmin edilmektedir.

Araştırmanın başyazarı, Dr. Nicholas Hunt, güvenli ve etkili bir oral insülin geliştirmenin, insülinin bir asır önce keşfedilmesinden bu yana zorlu bir görev olduğunu söylüyor.

Dr. Hunt, "Oral insülin geliştirmenin karşılaştığı en büyük zorluk, ağızdan verildiğinde veya insülin enjeksiyonu yapıldığında kan dolaşımına ulaşan insülin yüzdesinin düşük olmasıdır" diyor.

" Bu hususa değinmek için, insan bağırsak dokusunda test edildiğinde nano insülinimizin bağırsaktaki emilimini büyük ölçüde artıran bir nano taşıyıcı geliştirdik."

Hayvan modellerinde yapılan klinik öncesi testler, nano insülinin yutulduktan sonra hipoglisemi veya kilo alımı olmaksızın kan glikoz seviyelerini kontrol edebildiğini ortaya koydu. Aynı zamanda herhangi bir toksisite de görülmedi.

"Oral insülinimiz hipoglisemik atak riskini büyük ölçüde azaltma avantajına sahiptir. İlk kez bu büyük engelin üstesinden gelen bir oral insülin geliştirdik," diyor Dr. Hunt.

İnsan deneylerinin 2025 yılında başlaması bekleniyor.

ANZAC Araştırma Enstitüsü Direktörü, kıdemli yazar Profesör Victoria Cogger, oral insülinin geliştirilmesinin uzun yıllar süren bilimsel çaba ve işbirliğinin doruk noktası olduğunu söyledi.

" Bu kadar çok insanı etkileyen bir hastalığı tedavi etme şeklimizde bir değişikliğe öncülük edebilmek için çalışmalarımızın yayınlandığını, desteklendiğini ve klinik deneylere ulaştığını görmek harika" dedi.

 

Asopress - phys]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Otizmi anlamak: Tanı, farkındalık ve desteğe giden yol</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/otizmi-anlamak-tani-farkindalik-ve-destege-giden-yol</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/otizmi-anlamak-tani-farkindalik-ve-destege-giden-yol</guid>
<description><![CDATA[ Kan testi, beyin taraması veya fiziksel testlerde tespit edilemeyen Otizm Spektrum bozukluğu iletişim, sosyal etkileşim ve davranışlarda sorunlara neden olan beyin gelişimi ile ilgili bir durumdur. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/otizmi-anlamak-tani-farkindalik-ve-destege-giden-yol-163738-20240506.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Otizmi, anlamak:, Tanı, farkındalık, desteğe, giden, yol</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: CC0 Public Domain

 

Asopress - Otizm spektrum bozukluğu olan bir kişiye tanı koymak zor olabilir. Bu, hiçbir kan testi, beyin taraması veya objektif testin kesin olarak belirleyemediği tıbbi bir durumdur. Ve her bireyin kendine özgü semptom örüntüsü nedeniyle, ciddiyetini belirlemek zor olabilmektedir.

Bununla birlikte, insanlar otizmi tanıdıkça, teşhisi tartışmaya ve tedavi aramaya, otizm de dahil olmak üzere nörodejeneratif durumlar hakkında bilgi edinme konusunda daha istekli hale gelmekte.

 

OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU NEDİR?

Otizm spektrum bozukluğu, bir kişinin başkalarını nasıl algıladığını ve sosyalleştiğini etkileyen, sosyal etkileşim ve iletişimde sorunlara neden olan beyin gelişimi ile ilgili bir durumdur. Otizm, Asperger sendromu, çocukluk çağı dezintegratif bozukluğu ve yaygın gelişimsel bozukluğun belirtilmemiş bir formu olmak üzere daha önce ayrı olarak kabul edilen durumları içerir.

Otizm çocukları ve yetişkinleri üç alanda etkiler: iletişim, sosyal etkileşim ve davranışlar. Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar duygularını tanımakta zorlanabilir ve onları daha yoğun hissedebilirler. Öfkelerini ve hayal kırıklıklarını düzenlemek zor olabilir ve bu durum yoğun duygu patlamalarına neden olabilir. Otizmli çocuklarda anksiyete ve depresyon oranları da daha yüksektir.

Otizm spektrum bozukluğu olan her çocuğun kendine özgü bir davranış biçimi ve şiddet düzeyi olması muhtemeldir. Bir sağlık uzmanı genellikle durumun ciddiyetini kişinin bozukluk düzeyine ve bunların işlev görme becerilerini nasıl etkilediğine bağlı olarak tanımlayacaktır.

Otizm spektrum bozukluğu olan bir çocuk veya yetişkin, aşağıdaki belirtilerden herhangi biri de dahil olmak üzere sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde sorunlar yaşayabilir:

Bir konuşma başlatamaz, devam ettiremez veya sadece istekte bulunmak için başlatabilir.

Basit soruları veya talimatları anlamıyor gibi görünür.

Duygularını ifade etmez ve başkalarının duygularının farkında değilmiş gibi görünür.

Konuşmaz veya konuşması gecikir.

İsmine yanıt vermez veya bazen sizi duymuyor gibi görünür.

Diğer insanların jest ve mimiklerini veya ses tonunu yorumlamak gibi sözel olmayan ipuçlarını tanımakta zorluk çeker.

Göz teması zayıftır ve yüz ifadesi yoktur.

Pasif, agresif veya yıkıcı davranarak sosyal etkileşime uygunsuz bir şekilde yaklaşır.

Yalnız oynamayı tercih eder.

Kelimeleri veya cümleleri kelimesi kelimesine tekrarlar ancak bunları nasıl kullanacağını anlamaz.

 

OTİZM DAVRANIŞLARININ FARKINDALIĞI

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, 2023 yılında yapılan en son araştırma, her 36 çocuktan birine otizm teşhisi konulduğunu göstermektedir. İki yıl önce bu oran 44 çocuktan biriydi.

Ergenlik döneminde çocuklar kendilerine konulan teşhisin daha fazla farkına varma eğilimindedir. Çocuklar akranlarından farklılıklarını ve uyum sağlama çabalarını fark ederler. Belirli etkinliklere katılmaya davet edilmediklerini veya akranlarının çoğu gibi kabul görmediklerini fark edebilirler. Sosyal etkileşimler ortaokul ve lise çağındaki gençler için daha önemli hale gelir ve bu da otizm spektrumundaki biri için stres yaratabilir.

Ebeveynler, çocuklarının davranışlarının, iletişiminin ve sosyal etkileşimlerinin akran gruplarından farklı olduğunu gördüklerinde semptomları erkenden fark edebilirler. Ebeveynler için çocuklarının diğer çocuklardan farklı olduğunu kabul etmek zor olabilir. Bu gelişimsel durumun bilinen bir nedeni olmamasına rağmen ebeveynler kendilerini suçlu ve sorumlu hissedebilirler.

 

OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU İLE YAŞAMAK

Otizm spektrum bozukluğu ile yaşayan insanların sayısı arttıkça, otizm spektrum bozukluğunu anlamaya yardımcı olabilecek fırsatları araştırmak kritik önem taşımaktadır. Çocuğun güçlü ve dezavantajlı yönleri nelerdir? Bu bilgi otizmli bir çocuğun becerilerini güçlendirmek için nasıl kullanılabilir? Bu soruların yanıtlanması, çocuğa uygun becerileri öğretmek için özel müdahalelerin belirlenmesine yardımcı olabilir.

Örneğin, bir çocuk duygularını kontrol etmekte zorlanıyorsa, duyguları ve davranışları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarına yardımcı olmak için bu sorun tedavi yoluyla ele alınabilir.

Fakat Otizm spektrum bozukluğu için kesin bir tedavi yoktur ve herkese uyan tek bir tedavi yöntemi de yoktur. Tedavinin amacı, otizm spektrum bozukluğu semptomlarını azaltarak ve gelişimini ve öğrenmesini destekleyerek çocuğunuzun fonksiyonel yeteneğini en üst düzeye çıkarmaktır. Okul öncesi yıllarda erken müdahale çok önemlidir.

 

Tedavi seçenekleri şunları içerebilir:

Davranış ve iletişim terapileri

Eğitim terapileri

Aile terapileri

İlaçlar

 

Otizmli bir çocuğunuz veya yakınınız olduğunda, anksiyete veya depresyon geçirme olasılığınız artar.

Otizm spektrum bozukluğu tanısı konmuş birinin ebeveynlerinin, arkadaşlarının veya sınıf arkadaşlarının yapabileceği en kritik şeylerden biri, onların güçlü yönlerini tanırken kendinizi bu konuda eğitmektir.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Migren ağrısıyla başa çıkmak için bilinmesi gerekenler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/migren-agrisiyla-basa-cikmak-icin-bilinmesi-gerekenler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/migren-agrisiyla-basa-cikmak-icin-bilinmesi-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ Özellikle kadınlarda yaygın olarak görülen migren, kişinin yaşam kalitesini etkileyen hastalıkların başında yer almaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/migren-agrisini-yonetmek-icin-bilinmesi-gerekenler-153347-20240508.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Migren, ağrısıyla, başa, çıkmak, için, bilinmesi, gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sasha Wolff / Wikipedia

 

Asopress - Migren nörolojik bir hastalıktır. Migrenin şiddetli ağrısı tipik olarak başın bir tarafındadır ancak her iki tarafta da olabilir. Belirtiler arasında bulantı, kusma, ışığa ve sese karşı hassasiyet, konuşma güçlüğü veya ışık parlamaları veya kör noktalar içeren aura olarak bilinen görsel rahatsızlıklar da yer alabilir. Ataklar saatler veya günler sürebilir ve iş, okul veya diğer günlük aktiviteleri zorlaştırabilir.

Migren özellikle kadınlarda yaygındır. Ayrıca kalıtsaldır. Migren atakları, hava durumundan şaraba kadar birçok neden tarafından tetiklenebilir. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve tedavi seçenekleri migren hastalığını yönetmenize yardımcı olabilir.

Genel olarak migren tedavisi önleyici ve akut tedaviden oluşur. Önleyici tedavi, insanların baş ağrısının sıklığını ve şiddetini azaltmak için düzenli olarak aldıkları ilaçlardır. Akut tedavi ise kişilerin migren atakları için gerektiğinde aldıkları ilaçlardır.

Kalsitonin geniyle ilişkili peptid (CGRP) hedefli tedaviler daha yeni bir ilaç sınıfıdır. CGRP proteini beyin ve sinir sistemi de dahil olmak üzere çeşitli vücut sistemlerinde bulunur. Ağrı sinyallerinin iletilmesinde, kan damarlarının genişlemesinde ve bazı iltihap benzeri tepkilerde rol oynar. Çok sayıda çalışma, CGRP'nin migrenle ilişkili semptomların ağrısına neden olmada önemli bir rol oynadığını göstermiştir.

CGRP tedavileri, CGRP'nin beyin kan damarlarını genişletme ve sinir sisteminde ağrı sinyali verme görevini yerine getirmesini durdurarak migren ataklarını önlemeye veya azaltmaya yardımcı olur. Bu tedaviler, CGRP'yi hedef alan bir tedavi paradigması değişimine yol açmıştır.

Kanıtlar, CGRP'yi hedefleyen tedavilerin daha az yan etki ile daha tolere edilebilir olduğunu ve topiramat, propranolol gibi beta blokerler veya amitriptilin gibi geleneksel birinci basamak oral ilaçlar kadar etkili veya daha etkili olabileceğini göstermektedir.

Dünya çapında yapılan çalışmalarda da CGRP'yi hedefleyen tedavilerin, hastalar daha önce birden fazla migren önleyici ilaç denemiş olsalar bile aylık baş ağrısı günlerinde %50 azalma sağlamada etkili olabileceği bildirilmiştir.

 

İki ana tip CGRP ilacı vardır:

CGRP monoklonal antikorları: Migren önleyici olarak kullanılan bu antikorlar CGRP proteinine bağlanır ve onları doğrudan nötralize eder. Bunu yaparak migrenin sıklığını ve şiddetini azaltabilirler. Bu ilaçlar arasında erenumab, galcanezumab, fremanezumab ve eptinezumab bulunmaktadır.

 

İnsanlar ayrıca baş ağrısının akut tedavisi için ihtiyaç duyduklarında başka bir ilaç kullanabilirler, yani migren atağı yaşadıklarında ilacı alırlar.

CGRP reseptör antagonistleri: Öncelikle akut migren ataklarını tedavi etmek için kullanılan bu ilaçlar, CGRP'nin reseptörlere bağlanmasını ve migrenin ağrı ve diğer semptomlarını tetiklemesini önler. Bunlar arasında ubrogepant, rimegepant, atogepant ve zavegepant bulunur. Bununla birlikte, atogepant ve rimegepant migreni önlemek için de kullanılabilir.

Uzmanlar, en önemli şeyin hastaların kendileri için doğru ilaçları veya diğer tedavileri bulmak için sağlık uzmanlarıyla birlikte çalışmaları olduğunu söylüyor. Bir hasta için işe yarayan bir ilaç, başka bir hasta için uygun olmayabilir. Bazı ilaçlar hamilelik sırasında güvenli değildir.

Ayrıca, ilaçlar ağrıyı dindirmeyi bırakıp baş ağrısına neden olmaya başladığında ortaya çıkabilecek ilaç aşırı kullanım baş ağrısı riskinin bir sağlık uzmanıyla tartışılmasını önermektedirler.

 

İlaç dışı önlemler de insanların migrenle başa çıkmasına yardımcı olabilir:

Düzenli sağlıklı beslenme, uyku ve egzersiz alışkanlıklarını sürdürmek.

Karanlık ve sessiz bir odada rahatlayın.

Boyuna veya başa sıcak veya soğuk paketler uygulayın.

Az miktarda kafein deneyin.

Stresi yönetin.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rahim ağzı kanseri hakkında bilinmesi gerekenler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/rahim-agzi-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/rahim-agzi-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ Rahim ağzı kanseri serviks denilen rahim ağzında gelişen bir kanser türüdür. Serviks kanseri olarak da adlandırılır. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/rahim-agzi-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-153657-20240507.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Rahim, ağzı, kanseri, hakkında, bilinmesi, gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Anna Tarazevich

 

Asopress - Üreme sisteminin bir parçası olan serviks, vajinayı rahim olarak da bilinen uterusa bağlar. Rahim ağzı hücrelerinin toplanmasıyla kanser erken bir aşamada bile tespit edilebilir.

Rahim ağzı kanseri kanama veya ağrı gibi belirtilere neden olabilirken, özellikle erken evrelerde genellikle herhangi bir belirtiye neden olmaz. Bu nedenle 21 ila 65 yaş arası kadınlar için Pap smear (1900'lerin ortalarında tarama testine öncülük eden bilim adamının adıyla Pap smear olarak adlandırılır), genellikle her üç yılda bir önerilmektedir.

30 yaş ve üzeri kadınlar için, HPV enfeksiyonu testi ile birlikte her beş yılda bir Pap smear önerilebilir. Serviks ve vajina, vulva, üretra, anüs, uterus ve yumurtalıklar gibi diğer jinekolojik yapıların değerlendirildiği pelvik muayene, Pap smear zamanının gelmediği yıllarda kolayca yapılabilir.

HPV rahim ağzı kanserinin en yaygın nedenidir. Sıklıkla ciltten cilde temas yoluyla cinsel yolla bulaşan viral bir enfeksiyondur. Gelecekte kanserden korunmaya yardımcı olmak için, 9 ila 11 yaşından itibaren erkekler ve kadınlar için bir HPV aşısı mevcuttur. Aşı, Gıda ve İlaç İdaresi tarafından 9 ila 45 yaş arasındaki kişiler için onaylanmıştır.

Rahim ağzı kanseri tedavisi birçok faktöre bağlıdır. Erken evre rahim ağzı kanseri için rahim ağzını ve rahmi almak için total histerektomi adı verilen bir ameliyat düşünülebilir. Histerektomi, karnın alt kısmındaki bir kesiden gerçekleştirilebilir. Ya da histerektomi vajinadaki bir kesiden yapılabilir. Karındaki küçük kesiklerden geçirilen uzun, ince cerrahi aletler kullanılarak robotik destekli veya laparoskopik cerrahi gibi minimal invaziv prosedürler de seçenekler arasındadır.

Ancak rahmin alınması, hamileliğin artık mümkün olmadığı anlamına gelir. Trakelektomi (rahim ağzının alınması) gibi bazı cerrahi prosedürler rahmi ve doğurganlık seçeneklerini koruyabilir.

İlerlemiş ancak vücudun diğer bölgelerine yayılmamış rahim ağzı kanseri için genellikle kemoterapi ve radyasyon (dahili, harici veya her ikisi birden) önerilir.

Devam eden, tekrarlayan veya yayılmış olan ilerlemiş rahim ağzı kanseri için ilaçlar mevcuttur. Bevacizumab adı verilen hedefe yönelik tedavi genellikle diğer ilaçlarla birlikte kullanılır. Bağışıklık sisteminin kansere saldırmasını engelleyen bir protein türü olan PD-L1 testi pozitif çıkan hastalar için pembrolizumab adı verilen bir immünoterapi de kullanılabilir.

Daha önceki tedaviler başarısız olduktan sonra verilen tisotumab vedotin-tftv gibi "ikinci basamak tedaviler" de mevcuttur ve genel yanıt oranında iyileşme göstermektedir.

Tüm tedavilerin faydaları ve riskleri olsa da, bu tedaviler ilerlemiş ve tekrarlayan rahim ağzı kanseri olan hastalar için daha iyi uzun vadeli sonuçlar vaat etmektedir.

 

Rahim ağzı kanseri gelişme riskini azaltmak için önlemler:

Sağlık ekibinize yaşınıza ve bireysel faktörlerinize bağlı olarak sizin için uygun Pap testi rutinini sorun.

HPV aşısını düşünün. HPV aşısı Gıda ve İlaç İdaresi tarafından 45 yaşına kadar onaylanmıştır. Aşılarınız güncel mi?

Cinsel olarak aktifseniz, prezervatif kullanarak ve cinsel partnerlerinizi sınırlandırarak güvenli seks yapın.

Sigara içiyorsanız, bırakmak için çok çalışın. Sağlık ekibiniz tütün kullanımını bırakmanız için sizi çeşitli kaynaklara yönlendirebilir. Araştırmalar, sigara içen kadınların rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığının iki kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakli yapılan ilk kişi yaklaşık 2 ay sonra öldü</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/genetigi-degistirilmis-domuz-boebregi-nakli-yapilan-ilk-kisi-yaklasik-2-ay-sonra-oeldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/genetigi-degistirilmis-domuz-boebregi-nakli-yapilan-ilk-kisi-yaklasik-2-ay-sonra-oeldu</guid>
<description><![CDATA[ Organ yetmezliğinden her yıl on binlerce kişi hayatını kaybederken hayvanlardan alınan genetiği değiştirilmiş doku ya da organlar nakle ihtiyaç duyan hastalara umut oluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/genetigi-degistirilmis-domuz-bobregi-nakli-yapilan-ilk-kisi-yaklasik-2-ay-sonra-oldu-151927-20240512.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Genetiği, değiştirilmiş, domuz, böbreği, nakli, yapılan, ilk, kişi, yaklaşık, sonra, öldü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Massachusetts General Hospital

 

 

Asopress - Genetiği değiştirilmiş domuz böbreği naklinin ilk alıcısı, işlemden yaklaşık iki ay sonra hayatını kaybetti.

62 yaşında olan Richard Slayman'a Massachusetts General Hospital'da mart ayında nakil yapılmıştı. Cerrahlar domuz böbreğinin en az iki yıl dayanacağına inandıklarını söylediler.

Massachusetts General Hospital'daki nakil ekibi yaptığı açıklamada Slayman'ın vefatından derin üzüntü duyduklarını ve ailesine başsağlığı dilediklerini belirtti. Hastanın nakil sonucunda öldüğüne dair ellerinde herhangi bir belirti olmadığını söylediler.

Daha önce domuz böbrekleri geçici olarak beyin ölümü gerçekleşmiş donörlere nakledilmişti. İki kişiye domuzdan kalp nakli yapılmış, ancak her ikisi de aylar içinde ölmüştü.

Slayman'a 2018 yılında hastanede bir böbrek nakli yapıldı, ancak geçen yıl böbrek yetmezliği belirtileri gösterince diyalize geri dönmek zorunda kaldı. Diyalizde sık prosedür gerektiren komplikasyonlar ortaya çıkınca doktorları domuzdan böbrek naklini önerdi.

Hayvanlardan alınan hücre, doku ya da organlarla insan hastaların iyileştirilmesi Xenotransplantasyon olarak adlandırılıyor. İnsan bağışıklık sistemi yabancı hayvan dokusunu hemen yok ettiği için bu tür çabalar uzun süre başarısız olmuştur. Son girişimlerde organları insana daha çok benzeyecek şekilde modifiye edilmiş domuzlar kullanıldı.

Slayman'ın ailesi yaptığı açıklamada doktorlarına teşekkür etti. Açıklamada, "Xenotransplant'a öncülük eden muazzam çabaları ailemize Rick ile yedi hafta daha verdi ve bu süre zarfında edindiğimiz anılarımız aklımızda ve kalbimizde kalacak" denildi.

Ailesi, Slayman'ın ameliyatı, hayatta kalmak için nakle ihtiyaç duyan binlerce insana umut olmak için geçirdiğini söyledi.

Açıklamada, "Rick bu amacına ulaştı ve onun umudu ve iyimserliği sonsuza dek sürecek" denildi.

Organ nakli bekleme listesinde yer alan çoğu böbrek hastasından her yıl binlercesi sıra kendilerine gelmeden hayatını kaybediyor.

 

Asopress - AP]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Batman&amp;apos;da artan intiharlar için üniversiteye, bakanlığa ve TBMM&amp;apos;ne çağrı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/batmanda-artan-intiharlar-icin-universiteye-bakanliga-ve-tbmmne-cagri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/batmanda-artan-intiharlar-icin-universiteye-bakanliga-ve-tbmmne-cagri</guid>
<description><![CDATA[ Batman&#039;da artan intihar olayları meclis gündemine taşınarak Batman Üniversitesi&#039;ne de yaşananların araştırılması için çağrı yapıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/batmanda-artan-intiharlar-icin-universiteye-bakanliga-ve-tbmmne-cagri-151126-20240701.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Batmanda, artan, intiharlar, için, üniversiteye, bakanlığa, TBMMne, çağrı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: Sosyal Medya

Asopress - Batman'da kent genelinde artan intihar olayları üzerine DEM Parti Batman Milletvekili ve Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ve Batman Üniversitesine durumun tüm yönleriyle araştırılması ve gerekli adımların bir an önce atılması çağrısında bulundu. 

Tiryaki son bir ayda 30 kişinin yaşamına son verdiği bilgisini paylaştı. Artan intihar vakalarının neredeyse kentin “İntiharların Başkenti Batman” olarak anıldığı 2000’li yıllardaki ürkütücü boyuta ulaştığını bildiren Tiryaki, konuyu meclis gündemine taşıdı. Batman Üniversitesi'ne de konunun araştırılması için çağrıda bulunan Tiryaki yazılı açıklamasında"İntihar her ne kadar kişinin kendini, kendi eylemiyle bilinçli bir şekilde ölüme sürüklemesi şeklinde tanımlanan “bireysel bir karar” olarak görülse de intiharların bireysel boyutları olduğu kadar sosyal etmenlerin de kişileri intihar eylemine sürüklediği bilinmektedir. İntiharı bazen psikiyatrik rahatsızların eşlik ettiği tamamen öznel bir fikir ve/veya edim olarak ele almak Batman’da yaşandığı gibi dramatik bir artış gösteren, münferit denemeyecek durumlar için yetersiz ve eksik olacaktır" ifadelerini kullandı. 


Yaşananları meclise taşıyan Tiryaki'nin yazılı açıklamasında "Batman’da yaşanan intiharları; Türkiye’nin içinde bulunduğu toplumsal bölünmüşlüğün, adalete olan güvensizliğin, dünyadan yalıtılmanın ülke içi ekonomik ve toplumsal yansımalarının yurttaşlarda yarattığı umutsuzluk ve öfkenin kişilerin kendisine dönerek intihar sonucunu doğurduğu gerçeğinden bağımsız düşünmek mümkün olmayacaktır. Yaşanan intiharların psikolojik, sosyo-ekonomik ve siyasi nedenlerinin araştırılması, önlenmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi ile adalet, medya, eğitim ve sağlık kurumlarının birlikte çalışarak etkin intihar önleme projelerinin gerçekleştirilmesi için gerekli adımları atmak TBMM’nin sorumluluğudur" diye belirtti. 


Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na da çağrıda bulunan Tiryaki şunları belirtti: Batman’da yaşanan intiharların psikolojik, sosyo-ekonomik ve siyasi nedenlerinin araştırılması ve önlenebilmesi için adalet, medya, eğitim ve sağlık kurumları, meslek odaları ve demokratik kitle örgütleri ile görüşülerek başta saha araştırması olmak üzere Bakanlığınız nezdinde gerekli adımların atılması için gereğini ve bilgilerinizi arz ederim. 

Son olarak yaşananların Batman Üniversitesi tarafından da araştırılması çağrısında bulunan Tiryaki: Sosyoloji, Psikoloji bölümleri ile Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet bölümü olmak üzere Rektörlüğünüzce resen değerlendirilecek diğer bölümlerin de dahliyle mevzubahis konunun tüm yönleriyle araştırılması ve gerekli önlemlerin alınmasına yönelik bir çalışma yürütülmesi için gereğini ve bilgilerinizi rica ederim


Haber Merkezi]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çay ve balı unutun: Bu doktorun boğaz ağrısı için şaşırtıcı bir tedavisi var</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cay-ve-bali-unutun-bu-doktorun-bogaz-agrisi-icin-sasirtici-bir-tedavisi-var</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cay-ve-bali-unutun-bu-doktorun-bogaz-agrisi-icin-sasirtici-bir-tedavisi-var</guid>
<description><![CDATA[ Boğazınız ağrıdığında doğrudan ballı çay kullanmak yerine, bir kavanoz turşu açmak isteyebilirsiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/cay-ve-bali-unutun-bu-doktorun-bogaz-agrisi-icin-sasirtici-bir-tedavisi-var-195130-20240311.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çay, balı, unutun:, doktorun, boğaz, ağrısı, için, şaşırtıcı, bir, tedavisi, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 

 

Asopress - Bulaşıcı hastalıklar uzmanı olan Dr. Linda Yancey, turşu yemenin veya turşu suyu içmenin boğaz ağrısını hafifletmeye yardımcı olabileceğini söyledi.

 

Boğaz ağrısına çare olarak turşuya başvurmak biraz şaşırtıcı görünebilir, ancak her şey turşu salamurasının özelliklerine bağlıdır.

New York Post’ta yer alan habere göre, Dr. Linda Yancey boğaz ağrısını hafifletmek için mükemmel yiyecekleri seçmek söz konusu olduğunda tatlı yerine tuzluyu tercih etmenizi öneriyor.

Dr. Yancey şunları söyledi: "Tuz ya da şeker gibi dokularımızdaki sıvıdan daha konsantre bir çözeltiyi kullandığınızda, suyu dışarı çekerek iltihabı azaltır."

"Dereotu turşusu, içerdiği tuz nedeniyle boğaz ağrısına iyi gelir" diyor.

Basit bir tuzlu su turşusu salamurası yaklaşık %3,5 tuz içerirken, tuz vücut ağırlığının yaklaşık %0,4'ünü oluşturur.

Etkisini hissetmek için ne kadar turşu tüketilmesi gerektiğine gelince, sihirli bir sayı yok.

Yancey, "Bu tıbbi bir müdahaleden çok bir ev ilacıdır, bu nedenle herhangi bir resmi tavsiye yoktur," diyerek kişisel olarak doğru miktarı bulmak için denemeniz gereken bir şey olduğunu açıkladı.

Bununla birlikte, bu yolu izlerken ne kadar tuz tükettiğinizi bilmek önemlidir, çünkü ekşi turşuların sodyum oranının yüksek olduğu bilinmektedir.

Ancak Yancey, bunun boğaz ağrınızı tamamen iyileştirmeyeceğini kabul etti. "Bu küçük ve geçici bir müdahaledir" dedi. "Yaklaşık 10 ila 15 dakika boyunca semptomlarda küçük bir azalma sağlayacaktır."

Turşu her ne kadar geçici bir çözüm olsa da, çay içmek ve doktor tavsiyelerine uymakla birlikte boğaz ağrısından kurtulmanın bir parçası olabilir.

Yancey, hazırda turşu yoksa tuzlu suyla gargara yapılmasını da öneriyor.

"Tuz kısıtlı diyet uygulayan kişilerin dereotu turşusu ya da tuzlu su gargarası kullanmamaları gerektiği unutulmamalıdır, çünkü her ikisi de önemli ölçüde tuz yüküne sahiptir" dedi. "Aynı şekilde, şeker hastaları da bal veya tatlı çaydan kaçınmalıdır."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırma: Hamile kadınların tükettiği protein miktarı, doğacak çocuğun yüz görünümünü değiştiriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-hamile-kadinlarin-tukettigi-protein-miktari-dogacak-cocugun-yuz-goerunumunu-degistiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirma-hamile-kadinlarin-tukettigi-protein-miktari-dogacak-cocugun-yuz-goerunumunu-degistiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Önceki araştırmalar, kalıtımın bir kişinin yüzünün nasıl görüneceğini belirlemede önemli bir rol oynadığını göstermişti. Yeni yapılan bir araştırmada ise hamile kadınların beslenmesinin doğacak bebeğin yüz ve vücut şeklinde bir değişikliğe sebep olup olmadığının cevabı arandı. ]]></description>
<enclosure url="http://asopress.com/images/haber/arastirma-hamile-kadinlarin-tukettigi-protein-miktari-dogacak-cocugun-yuz-gorunumunu-degistiriyor-002959-20240329.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:08 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırma:, Hamile, kadınların, tükettiği, protein, miktarı, doğacak, çocuğun, yüz, görünümünü, değiştiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fotoğraf: .expatwoman

 

Asopress - Uluslararası bir araştırma ekibi, hamile kadınların tükettiği protein miktarının doğacak bebeklerinin yüz gelişimini etkileyebileceğini ortaya koydu.

Nature Communications dergisinde yayınlanan çalışmalarda araştırmacılar, insan embriyonik yüz dokusundan alınan genleri sıraladı ve fare ve zebra balığı üzerinde deneyler yaptı.

Önceki araştırmalar, kalıtımın bir kişinin yüzünün nasıl görüneceğini belirlemede önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Ancak bazı araştırmalar, hamilelik sırasındaki çevresel koşullar gibi diğer faktörlerin de etkili olabileceğini gösterdi. Bu yeni çalışmada araştırmacılar, hamile kadınların yediği besinlerin doğmamış çocuklarının yüzünün gelişimi üzerinde bir etkisinin olup olmadığını araştırdı.

Araştırma ekibi bunu öğrenmek için işe insan embriyolarından alınan yüz dokusunu sıralayarak başladı. Hücrelerin gıdaları işleme biçiminde önemli bir rol oynadığı bilinen ve daha önce mTORC1 (Besin/enerji/redoks sensörü olarak işlev gören ve protein sentezini kontrol eden bir protein kompleksi) kanalıyla ilişkilendirilen genlerle ilgili geliştiriciler buldular. Bulguları, bu kanalın erken evre iskelet oluşumunun düzenlenmesinde rol oynadığını gösterdi.

Araştırmacılar, fareler ve zebra balıkları üzerinde deneyler yaptılar. Bazı deneklerde yüz yapısını etkileyen yolu etkinleştirdiler, bazılarında ise devre dışı bıraktılar. Değiştirilmiş kanallara sahip olanları olmayanlarla karşılaştırdılar.

Yolun etkinleştirilmesinin normalden daha ince burun pasajlarına ve normalden daha geniş yüz hatlarına yol açtığını buldular. Öte yandan, yolun devre dışı bırakılması, normalden daha uzun bir yüze sahip zebra balığı ile sonuçlandı ve farelerde sonuç daha büyük bir burundu.

Ekip daha sonra diyetin bir rol oynayıp oynamayacağını test etti. Protein tüketiminin mTORC1 yolunu aktive edebileceğinden şüphelenerek, bir grup fareyi yüksek proteinli besinler ile beslediler. Testler, normal besin ile beslenen farelere kıyasla gerçekleşen sinyal iletiminde farklılıklar olduğunu gösterdi; fazladan protein verilen farelerin embriyoları normalden daha küçük çene kemiklerine ve normalden daha büyük burun deliklerine sahipti.

Araştırma ekibi, anne diyetinin yüz gelişimini etkileyebileceği sonucuna vardı. Bulgu ayrıca, hamilelerin beslenmesinin ceninin gelişimini henüz saptanamayan şekillerde etkiliyor olabileceğini de düşündürmektedir.

 

Asopress - medicalxpress]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çeşitli ve dengeli beslenme besin alerjisi gelişimini önlüyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-oenluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-oenluyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanmasının besin alerjisi gelişimini önleyebileceğine dikkat çekerek, tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit ve besin alerjisi sıklığında azalmaya katkı sunacağını söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-1693482829.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çeşitli, dengeli, beslenme, besin, alerjisi, gelişimini, önlüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Yaklaşık 2500 yıl önce tıp biliminin öncü ismi Hipokrat; “Besinler ilacınız, ilacınız besininiz olsun” sözü ile tüketilen besinlerin ve yemek yeme davranışının sağlığın sürdürülebilmesindeki önemini vurgulamıştı. Son yıllarda besin alerjisinden korunmada ve tedavide beslenme tarzındaki değişimler güncellik kazandı. Bu konuda “diyet çeşitliliğin artırılması, yoğurt, turşu gibi fermente gıdaların tüketimi ve akdeniz diyeti" gibi beslenme rejimleri, üzerinde en çok çalışma yapılan yaklaşımlar olarak öne çıkıyor. </span></span></p>

<p><span><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz “hayatın ilk yıllarında itibaren yenen yiyeceğin çeşitliliğinin arttırılması bağırsak çeşitliliğini zenginleştirerek sağlıklı bağırsak florası gelişimini uyararak alerjik hastalık gelişimini önleyebiliyor. Besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanması besin alerjisi gelişimini önlemek açısından önemli. Buna fırsat penceresi adı verilmektedir. Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (European Academy of Allergy and Clinical Immunology) , hayatın ilk yıllarında tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit, besin alerjisi sıklığında azalmaya yol açabileceğini belirtmektedir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span><span>Pişirmeden sonraki en eski gıda işleme yöntemi olan fermentasyon ile tat, yapı, besin değerlerinin iyileştirilmesi ve raf ömrü uzatılması sağlanır. Peynir, yoğurt, tereyağı, kefir, turşu ve tarhana gibi ev yapımı fermente gıdaların diyet çeşitliliğinin arttırılmasına ve bağırsak florasının zenginleştirilmesine yol açarak besin alerjisi gelişimini önlediğini ve tolerans gelişimine katkı sağladığını ifade eden Filiz, Akdeniz tipi beslenmenin de önemine dikkat çekti. </span></span></p>

<p><span><span><strong>Akdeniz tipi beslenme astımdan koruyor!</strong></span></span></p>

<p><span><span>Günümüzde Akdeniz diyeti en sağlıklı beslenme modellerinden biri olarak kabul ediliyor. Akdeniz diyeti, tahıllar, baklagiller, meyveler, sebzeler, zeytinyağı ve fındık gibi çeşitli ürünlerin yüksek tüketimi, ılımlı ölçüde kümes hayvanları ve balık tüketimi, düşük miktarda kırmızı et tüketimi ile karakterize sağlıklı bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor. Akdeniz diyetinin; sağlıklı yağ alımı, düşük karbonhidrat, düşük glisemik indeks, yüksek posa, antioksidan bileşenler ve antiinflamatuar etkileriyle kanser ve kardiyovasküler hastalık gibi kronik hastalık risklerini azalttığını ifade eden Serkan Filiz, gebelik, emzirme ve çocukluk döneminde akdeniz diyetine yüksek düzeyde uyumun, astım semptomları üzerine koruyucu etki gösterdiğinin altını çizdi. Filiz, hamilelik, emzirme döneminde ve erken yaşlarda diyet çeşitliliğinin artırılması ve ev yapımı fermente gıdaların tüketilmesinin alerjik hastalıkların önlenmesinde etkili olacağını bu gıdaların tüketilmesinin sağlık açısından çok önemli olduğunu ifade etti. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dijital Gülüş Tasarımı Dünyada Sıklıkla Uygulanmakta</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dijital-gulus-tasarimi-dunyada-siklikla-uygulanmakta</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dijital-gulus-tasarimi-dunyada-siklikla-uygulanmakta</guid>
<description><![CDATA[ Estetik Diş Hekimliğinde en merak edilen konulardan biri olan Ortodontinin önemini ve süreçteki yerini Diş Hekimi Nazan Nur Arık sizler için kısaca açıkladı. Öncelikle süreci anlamak adına Estetik Diş Hekimliğinin amacını iyi anlamamız gerektiğinin altını çizen Nazan Nur Arık, hastaların tedavi sürecini en sağlıklı, en kalıcı ve en estetik çözümle tamamlamanın önemini vurguladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/dijital-gulus-tasarimi-dunyada-siklikla-uygulanmakta-1666805052.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dijital, Gülüş, Tasarımı, Dünyada, Sıklıkla, Uygulanmakta</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Estetik Diş Hekimliğinde en merak edilen konulardan biri olan Ortodontinin önemini ve süreçteki yerini Diş Hekimi Nazan Nur Arık sizler için kısaca açıkladı. Öncelikle süreci anlamak adına Estetik Diş Hekimliğinin amacını iyi anlamamız gerektiğinin altını çizen Nazan Nur Arık, hastaların tedavi sürecini en sağlıklı, en kalıcı ve en estetik çözümle tamamlamanın önemini vurguladı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Peki, bu süreçte nasıl ilerlemeliyiz? Dişleri tamamen kesip kaplamak mı daha mantıklı yoksa estetik protokole ortodontik tedavi ekleyip dişlerden herhangi bir madde kaldırmamak mı?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Nazan Nur Arık bu soruya şöyle cevap verdi;</span></span></p>

<p><span><span>“Ben bir hekim olarak dişlerden herhangi bir madde kaldırmamayı tercih ediyorum. Biz doktorlar bu yaklaşıma minimal invaziv yaklaşım diyoruz. Yani dişten dokuyu mümkün olduğu kadar az çıkarmayı hedeflediğimiz bir yaklaşım bu.”</span></span></p>

<p><span><span>Dijital Gülüş Tasarımı Dünyada Sıklıkla Uygulanmakta</span></span></p>

<p><span><span>Teknolojinin gelişmesiyle diş hekimliğinde artan alternatilerden de sıklıkla yararlanan Nazan Nur Arık ortodontinin yanı sıra kullandığı uygulamaları da şöyle özetledi;</span></span></p>

<p><span><span>“Ortodontinin yanı sıra DSD dediğimiz Dijital Gülüş Tasarımı protokolü tüm dünyada da sıklıkla uygulanmaktadır. Yani ortodontik tedaviye başlamadan önce, hastalarımız için bir gülüş tasarlıyor ve bu tasarıma göre ortodontik tedaviyi bitiriyoruz. Bu tedavi ile dişlerden herhangi bir madde çıkarmıyoruz ve yaprak porselen ile dişlerin üzerine yerleştirdiğimiz estetik malzemelerle ideal gülüşü sağlayabiliyoruz.”</span></span></p>

<p><strong><span><span>Dijital Gülüş Tasarımı Protokolü Ne Kadar Süren Bir Tedavi Süreci Gerektirir?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Gülüş tasarımı uygulamasını yaptırmaya karar veren pek çok insanın hedefi, en sağlıklı ve estetik sonuca ulaşmak. Dijital Gülüş Tasarımı Protokolü de bu anlamda, oldukça başarılı bir yöntem oluşuyla dikkat çekiyor. Nazan Nur Arık, Dijital Gülüş Tasarımına ortodonti protokolü eklediği uygulama konusunda süreci kısaca şöyle açıkladı;</span></span></p>

<p><span><span>“Bu yaklaşımla tedavi sürecinin biraz daha uzun olabileceği doğrudur. Ancak bu şekilde dişten herhangi bir madde çıkarmadan da en estetik sonuca ulaşmak mümkündür.”</span></span></p>

<p><strong><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/nazan_nur_arik_jpg.jpg">Ortodontide Estetik Uygulamalar için Tüm Yaklaşımlar Bunlar Mıdır?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Nazan Nur Arık son sorumuza şöyle cevap verdi;</span></span></p>

<p><span><span>“Hayır. Ortodontinin de estetik uygulamaları artık mevcuttur. Diş teli gerektirmeyen ve şeffaf plaklarla yapılan ortodontik tedaviler de vardır. Bu tedavide, kişiler su gibi şeffaf plaklar takarak ortodontik tedavi görürler. Yapay zeka teknolojisi ile üretilen bu plaklar diş problemlerinizi çözmeye büyük katkı sağlar.”</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vegan beslenme ölümcül müdür?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/vegan-beslenme-oelumcul-mudur</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/vegan-beslenme-oelumcul-mudur</guid>
<description><![CDATA[ Vegan beslenme, hayvansal besinler yerine bitkisel besinlere dayalı bir yaşam tarzı seçeneği olarak giderek daha popüler hale geliyor. Fakat vegan beslenme savunucusu 39 yaşındaki sosyal medya fenomeni Zhanna Samsonova&#039;nın hayatını kaybetmesinin ardından vegan beslenme soru işaretlerini beraberinde getirdi. Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu her diyet gibi, vegan beslenmenin de doğru şekilde uygulanmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirtiyor.

Vegan beslenmenin temelinde et, balık, süt, yumurta, süt ürünleri gibi hayvansal besinler yerine sebze, meyve, baklagil, tahıl, kuruyemişler ve tohumlar gibi bitkisel besinler yer alıyor. Faydaları arasında ise daha düşük kolesterol seviyeleri, kalp hastalığı riskinin azalması, lif açısından zengin besinlerin tüketimi ve bazı çalışmalara göre kanser riskinin azalması sayılabilir. Ayrıca kilo kontrolü için yüksek kalori içeriği olmaması ve doymuş yağlardan uzak olması sebebiyle de tercih edilebiliyor. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, vegan beslenmenin en önemli riskinin yetersiz beslenme olduğunu belirtiyor. Özkorucuklu, yetersiz beslenmenin fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına neden olabileceğinin altını çiziyor ve şöyle devam ediyor: “Özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein ihtiyacını karşılamak için dikkatli planlama gerekebilir. Vegan beslenme dikkatli bir şekilde planlandığında ve iyi dengelendiğinde beslenme açısından yeterli olabileceğini vurgulamak gerekir. Vegan beslenme düşünüyorsanız, besin gereksinimlerinizi karşıladığınızdan ve sağlığınızı koruduğunuzdan emin olmak için bu beslenme şeklini kendi başınıza değil, bir beslenme uzmanından destek alarak uygulamanız oldukça önemlidir.”

Vegan Beslenme Ölümcül müdür?

Yurtdışında yaşayan vegan beslenme savunucusu 39 yaşındaki sosyal medya fenomeni Zhanna Samsonova&#039;nın ölümünün ardından akıllara gelen vegan beslenme ölümcül müdür sorusunu Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu şöyle yanıtlıyor: “Vegan beslenme ölümcüldür diye bir etiketleme yapmak doğru değil. Vegan beslenme, bilinçli ve dengeli bir şekilde uygulandığında sağlıklı bir seçenek olabilir ve birçok insan tarafından benimsenip uygulanabilir. Birçok araştırma, vegan beslenmenin sağlık açısından faydaları olduğunu göstermektedir. Ancak, her diyet gibi, vegan beslenme de doğru şekilde uygulanmadığında sağlık sorunlarına yol açabilir. Vegan beslenmeyi tercih edenlerin özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein ihtiyaçlarını karşılamak için dikkatli planlama yapmaları önemlidir. Bu nedenle, vegan beslenmeyi düşünen veya uygulayan kişilerin, beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli bitkisel kaynaklardan yeterli besinleri almaları ve gerekirse besin takviyeleri kullanmaları gerekmektedir. Doğru beslenme planlaması ve bilinçli seçimlerle vegan beslenme sağlıklı bir yaşam tarzı olabilir.”

Kimler Vegan Beslenemez?

Vegan beslenmeyi birçok kişinin rahatlıkla uygulayabileceğinden bahseden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, bazı durumlarda, vegan beslenmenin uygun olmayabileceğini belirtiyor. Özkorucuklu uygun olmayan durumları şu şekilde sıralıyor: 

·       Fındık, soya, buğday veya diğer bitkisel kaynaklı besinlere karşı alerjik reaksiyonlar yaşayanlar kısıtlı besin alımından kaynaklı vegan beslenmede sağlık sorunları yaşayabilirler. 

·       Hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınlar, bebeğin ve kendi sağlıkları için dikkatli bir şekilde beslenmeli ve gerekli besinleri almalıdır. Bu dönemde vegan beslenen kadınlar, özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum ve diğer önemli besinleri yeterli miktarda almalıdır.

·       Çocuklar ve yaşlılar özellikle besin ihtiyaçları açısından hassastırlar ve dengeli bir beslenme sağlamak önemlidir. Bu nedenle vegan beslenmenin neden olabileceği yetersiz beslenme durumuna karşı dikkatli olunmalıdır. Beslenmelerinde çeşitlilik sağlanmalıdır. 

Son olarak vegan beslenmenin bireysel tercihlere, etik inançlara ve sağlıkla ilgili hususlara bağlı olduğunu belirten Özkorucuklu, vegan beslenme ile ilgilenen kişilerin dikkatli bir şekilde planlama yapması gerektiğini ve tüm besin gruplarından yeterli besinleri almasının oldukça önemli olduğunu belirtiyor. Özkorucuklu ayrıca herhangi bir diyet değişikliği yapmadan önce doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmenin büyük önem taşıdığının altını çiziyor.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/vegan-beslenme-olumcul-mudur-1691222649.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Vegan, beslenme, ölümcül, müdür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Vegan beslenme, hayvansal besinler yerine bitkisel besinlere dayalı bir yaşam tarzı seçeneği olarak giderek daha popüler hale geliyor. Fakat vegan beslenme savunucusu 39 yaşındaki sosyal medya fenomeni Zhanna Samsonova'nın hayatını kaybetmesinin ardından vegan beslenme soru işaretlerini beraberinde getirdi. Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu her diyet gibi, vegan beslenmenin de doğru şekilde uygulanmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirtiyor.</span></span></p>

<p><span><span>Vegan beslenmenin temelinde et, balık, süt, yumurta, süt ürünleri gibi hayvansal besinler yerine sebze, meyve, baklagil, tahıl, kuruyemişler ve tohumlar gibi bitkisel besinler yer alıyor. Faydaları arasında ise daha düşük kolesterol seviyeleri, kalp hastalığı riskinin azalması, lif açısından zengin besinlerin tüketimi ve bazı çalışmalara göre kanser riskinin azalması sayılabilir. Ayrıca kilo kontrolü için yüksek kalori içeriği olmaması ve doymuş yağlardan uzak olması sebebiyle de tercih edilebiliyor. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, vegan beslenmenin en önemli riskinin yetersiz beslenme olduğunu belirtiyor. Özkorucuklu, yetersiz beslenmenin fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına neden olabileceğinin altını çiziyor ve şöyle devam ediyor: “Özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein ihtiyacını karşılamak için dikkatli planlama gerekebilir. Vegan beslenme dikkatli bir şekilde planlandığında ve iyi dengelendiğinde beslenme açısından yeterli olabileceğini vurgulamak gerekir. Vegan beslenme düşünüyorsanız, besin gereksinimlerinizi karşıladığınızdan ve sağlığınızı koruduğunuzdan emin olmak için bu beslenme şeklini kendi başınıza değil, bir beslenme uzmanından destek alarak uygulamanız oldukça önemlidir.”</span></span></p>

<p><span><span>Vegan Beslenme Ölümcül müdür?</span></span></p>

<p><span><span>Yurtdışında yaşayan vegan beslenme savunucusu 39 yaşındaki sosyal medya fenomeni Zhanna Samsonova'nın ölümünün ardından akıllara gelen vegan beslenme ölümcül müdür sorusunu Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu şöyle yanıtlıyor: “Vegan beslenme ölümcüldür diye bir etiketleme yapmak doğru değil. Vegan beslenme, bilinçli ve dengeli bir şekilde uygulandığında sağlıklı bir seçenek olabilir ve birçok insan tarafından benimsenip uygulanabilir. Birçok araştırma, vegan beslenmenin sağlık açısından faydaları olduğunu göstermektedir. Ancak, her diyet gibi, vegan beslenme de doğru şekilde uygulanmadığında sağlık sorunlarına yol açabilir. Vegan beslenmeyi tercih edenlerin özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri ve protein ihtiyaçlarını karşılamak için dikkatli planlama yapmaları önemlidir. Bu nedenle, vegan beslenmeyi düşünen veya uygulayan kişilerin, beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli bitkisel kaynaklardan yeterli besinleri almaları ve gerekirse besin takviyeleri kullanmaları gerekmektedir. Doğru beslenme planlaması ve bilinçli seçimlerle vegan beslenme sağlıklı bir yaşam tarzı olabilir.”</span></span></p>

<p><span><span>Kimler Vegan Beslenemez?</span></span></p>

<p><span><span>Vegan beslenmeyi birçok kişinin rahatlıkla uygulayabileceğinden bahseden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, bazı durumlarda, vegan beslenmenin uygun olmayabileceğini belirtiyor. Özkorucuklu uygun olmayan durumları şu şekilde sıralıyor: </span></span></p>

<p><span><span>·       Fındık, soya, buğday veya diğer bitkisel kaynaklı besinlere karşı alerjik reaksiyonlar yaşayanlar kısıtlı besin alımından kaynaklı vegan beslenmede sağlık sorunları yaşayabilirler. </span></span></p>

<p><span><span>·       Hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınlar, bebeğin ve kendi sağlıkları için dikkatli bir şekilde beslenmeli ve gerekli besinleri almalıdır. Bu dönemde vegan beslenen kadınlar, özellikle B12 vitamini, demir, kalsiyum ve diğer önemli besinleri yeterli miktarda almalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>·       Çocuklar ve yaşlılar özellikle besin ihtiyaçları açısından hassastırlar ve dengeli bir beslenme sağlamak önemlidir. Bu nedenle vegan beslenmenin neden olabileceği yetersiz beslenme durumuna karşı dikkatli olunmalıdır. Beslenmelerinde çeşitlilik sağlanmalıdır. </span></span></p>

<p><span><span>Son olarak vegan beslenmenin bireysel tercihlere, etik inançlara ve sağlıkla ilgili hususlara bağlı olduğunu belirten Özkorucuklu, vegan beslenme ile ilgilenen kişilerin dikkatli bir şekilde planlama yapması gerektiğini ve tüm besin gruplarından yeterli besinleri almasının oldukça önemli olduğunu belirtiyor. Özkorucuklu ayrıca herhangi bir diyet değişikliği yapmadan önce doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmenin büyük önem taşıdığının altını çiziyor. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/vegan%20beslenme.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her yıl 59 bin kişi kuduz nedeniyle yaşamını yitiriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/her-yil-59-bin-kisi-kuduz-nedeniyle-yasamini-yitiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/her-yil-59-bin-kisi-kuduz-nedeniyle-yasamini-yitiriyor</guid>
<description><![CDATA[ MSD Hayvan Sağlığı, Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında, Afya Programı ile Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030&#039;a kadar köpek kaynaklı kuduza bağlı insan ölümlerini sıfıra düşürme hedefine katkı sağlıyor. Şirket, 28 Eylül Dünya Kuduz günü kapsamında yaptığı açıklamada, tüm dünyada, her yıl 59 bin kişinin yaşamını yitirdiği kuduz ile mücadele için bugüne kadar 5 milyon doz aşı bağışladığını ve 5 milyon çocuğa kuduz eğitimi verildiğini belirtti.

İnsanların, hayvanların ve çevrenin sağlığının ayrılmaz bir şekilde bağlantılı ve birbirine bağımlı olduğu inancıyla faaliyetlerini sürdüren MSD Hayvan Sağlığı, Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında hem insanlar hem de köpekler için en ölümcül küresel hastalıklardan biri olan kuduz ile 25 yılı aşkın bir süredir mücadele ediyor.

Aşılama ile yüzde 100 önlenebilir bir zoonotik hastalık olan kuduz nedeniyle her yıl yaklaşık 59 bin kişi yaşamını kaybediyor ve bunların neredeyse yarısı 15 yaşın altındaki çocuklar. Oysa planlı aşılama çalışmaları ile kuduza bağlı ölümleri sıfıra indirmek mümkün. MSD Hayvan Sağlığı, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030 yılına kadar dünya çapında köpek ısırıklarından kaynaklanan kuduz ölümlerini sıfıra indirmek hedefine katkı sağlamak amacıyla bugüne kadar Afya Programı aracılığıyla 5 milyon doz aşı bağışladı ve 5 milyon çocuğa kuduz hakkında eğitim verdi.

Dünyadaki ölümcül kuduz vakalarının yüzde 95&#039;inden fazlası Afrika ve Asya&#039;da meydana geliyor. Küresel olarak, köpek kaynaklı kuduzların ekonomik yükünün yılda 8,6 milyar doları olduğu tahmin ediliyor. İnsanlardaki kuduz ölümlerinin ana kaynağını köpekler oluşturuyor, insan vakalarının yüzde 99&#039;u köpek ısırıklarından kaynaklanıyor. Köpeklerde toplu aşılama girişimleri, en uygun maliyetli kuduz önlemi olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte, köpeklerin en az yüzde 70&#039;inin yıllık toplu aşılama ile korunması halinde kuduzun endemik olduğu bölgelerde bulaşması önlenebiliyor. MSD Hayvan Sağlığı, Afya programı ile özellikle Afrika bölgesine odaklanıyor ve farklı kuruluşlarla işbirliği yapıyor.

Kuduz ile mücadelede “Tek Sağlık” kritik öneme sahip

Konuyla ilgili konuşan MSD Hayvan Sağlığı Genel Müdürü Burhan Hacı, “Hem insan hem de hayvan sağlığına odaklanan biyofarmasötik şirketlerinden biri olarak kuduz ile mücadele çalışmalarımızda Tek Sağlık yaklaşımını odağımıza alıyoruz. COVID-19 pandemisinin de çok açık bir şekilde gösterdiği üzere, insanların, hayvanların ve gezegenimizin sağlığını bir bütün şeklinde düşünmek zorundayız. MSD Hayvan Sağlığı olarak kuduza karşı mücadele çabaları da dahil olmak üzere hastalık önleme programlarında Tek Sağlık yaklaşımının benimsenmesini kuvvetle destekliyoruz. Afya kuduz eliminasyon programımız Tek Sağlık yaklaşımımızın güzel bir örneği. Hayvanları hastalıklara karşı korumak aynı zamanda insanları da korur ve zoonotik hastalıkların yayılma olasılığını azaltır. Kuduz ile mücadele ederken Tek Sağlık yaklaşımının getirdiği bütüncül bakış açısını ve aşılarımızın etkinliğini kullanarak 2030’daki kuduza bağlı sıfır ölüm hedefine katkı sağlıyoruz. Kuduz gibi insanlar, hayvanlar ve çevrenin ortak sorunlarını önlemek, tespit etmek ve bunlara müdahale etmek için yerel, ulusal ve global düzeyde multidisipliner yaklaşımlara liderlik etmeye devam edeceğiz,” dedi.

Afya programının, Tek Sağlık odağı ile hayata geçirdikleri önemli projelerden biri olduğunu ifade eden MSD Hayvan Sağlığı Operasyonel Mükemmellik ve Tek Sağlık Lideri Filiz Nasiri Işık şunları söyledi: “Kuduz gibi zoonotik hastalıkların oluşturduğu küresel yük, sağlık ekosistemlerini zorluyor. Bu hastalıkların ortaya çıkmasının ve yayılmasının önlenmesi sürekli izleme ve uygun, iyi koordine edilmiş aşılama politikaları ile mümkündür. MSD Hayvan Sağlığı olarak hastalıkları önlemek için aşıların kullanılmasını savunuyoruz ve bu yönde küresel destek programları geliştiriyoruz. Örneğin, Afya programımız kapsamında hem insanların hem de hayvanların sağlığını tehdit eden kuduz hastalığını ortadan kaldırmak için 25 yıldır çalışıyoruz. Ortak bir çevreyi ve ortamı paylaşan insanlar ve köpekler için kuduzdan arınmış bir çevre sağlamak adına önemli bir ilerleme kaydettik. Toplu aşılama programları da dahil olmak üzere, kuduzu önlemede sürdürülebilir çabaların ilerleme kaydedebilmesi adına insan, hayvan ve çevre sağlığı organizasyonları ile bir arada çalışmaya devam edeceğiz.”

MSD Hayvan Sağlığı Hakkında

Dünyada önde gelen biyofarmasötik şirketi olan MSD, 130 yıldır, pek çok zorlu hastalığa karşı ilaç ve aşı geliştirerek yaşam için keşfediyor. MSD Hayvan Sağlığı ise, Kenilworth, N.J., ABD merkezli Merck &amp; Co., Inc. Şirketinin global hayvan sağlığı birimidir. MSD “Daha Sağlıklı Hayvanlar İçin Bilim®” vizyonu doğrultusunda hayvanları iyileştirmek ve daha sağlıklı olmalarını sağlamak üzere çalışmakta; veteriner hekimler, çiftçiler, evcil havyan sahipleri ve hükümetlere, veterinerlik ürünleri, aşılar ve sağlık yönetim çözümlerinin yanı sıra, dijital kimlik ve izleme ürünleri gibi hizmetlerden oluşan geniş bir portföyde hizmet sunmakta ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/09/her-yil-59-bin-kisi-kuduz-nedeniyle-yasamini-yitiriyor-1664527233.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Her, yıl, bin, kişi, kuduz, nedeniyle, yaşamını, yitiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>MSD Hayvan Sağlığı, Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında, Afya Programı ile Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030'a kadar köpek kaynaklı kuduza bağlı insan ölümlerini sıfıra düşürme hedefine katkı sağlıyor. Şirket, 28 Eylül Dünya Kuduz günü kapsamında yaptığı açıklamada, tüm dünyada, her yıl 59 bin kişinin yaşamını yitirdiği kuduz ile mücadele için bugüne kadar 5 milyon doz aşı bağışladığını ve 5 milyon çocuğa kuduz eğitimi verildiğini belirtti.</span></span></p>

<p><span><span>İnsanların, hayvanların ve çevrenin sağlığının ayrılmaz bir şekilde bağlantılı ve birbirine bağımlı olduğu inancıyla faaliyetlerini sürdüren MSD Hayvan Sağlığı, Tek Sağlık yaklaşımı kapsamında hem insanlar hem de köpekler için en ölümcül küresel hastalıklardan biri olan kuduz ile 25 yılı aşkın bir süredir mücadele ediyor.</span></span></p>

<p><span><span>Aşılama ile yüzde 100 önlenebilir bir zoonotik hastalık olan kuduz nedeniyle her yıl yaklaşık 59 bin kişi yaşamını kaybediyor ve bunların neredeyse yarısı 15 yaşın altındaki çocuklar. Oysa planlı aşılama çalışmaları ile kuduza bağlı ölümleri sıfıra indirmek mümkün. MSD Hayvan Sağlığı, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2030 yılına kadar dünya çapında köpek ısırıklarından kaynaklanan kuduz ölümlerini sıfıra indirmek hedefine katkı sağlamak amacıyla bugüne kadar Afya Programı aracılığıyla 5 milyon doz aşı bağışladı ve 5 milyon çocuğa kuduz hakkında eğitim verdi.</span></span></p>

<p><span><span>Dünyadaki ölümcül kuduz vakalarının yüzde 95'inden fazlası Afrika ve Asya'da meydana geliyor. Küresel olarak, köpek kaynaklı kuduzların ekonomik yükünün yılda 8,6 milyar doları olduğu tahmin ediliyor. İnsanlardaki kuduz ölümlerinin ana kaynağını köpekler oluşturuyor, insan vakalarının yüzde 99'u köpek ısırıklarından kaynaklanıyor. Köpeklerde toplu aşılama girişimleri, en uygun maliyetli kuduz önlemi olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte, köpeklerin en az yüzde 70'inin yıllık toplu aşılama ile korunması halinde kuduzun endemik olduğu bölgelerde bulaşması önlenebiliyor. MSD Hayvan Sağlığı, Afya programı ile özellikle Afrika bölgesine odaklanıyor ve farklı kuruluşlarla işbirliği yapıyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Kuduz ile mücadelede “Tek Sağlık” kritik öneme sahip</strong></span></span></p>

<p><span><span>Konuyla ilgili konuşan MSD Hayvan Sağlığı Genel Müdürü Burhan Hacı, “Hem insan hem de hayvan sağlığına odaklanan biyofarmasötik şirketlerinden biri olarak kuduz ile mücadele çalışmalarımızda Tek Sağlık yaklaşımını odağımıza alıyoruz. COVID-19 pandemisinin de çok açık bir şekilde gösterdiği üzere, insanların, hayvanların ve gezegenimizin sağlığını bir bütün şeklinde düşünmek zorundayız. MSD Hayvan Sağlığı olarak kuduza karşı mücadele çabaları da dahil olmak üzere hastalık önleme programlarında Tek Sağlık yaklaşımının benimsenmesini kuvvetle destekliyoruz. Afya kuduz eliminasyon programımız Tek Sağlık yaklaşımımızın güzel bir örneği. Hayvanları hastalıklara karşı korumak aynı zamanda insanları da korur ve zoonotik hastalıkların yayılma olasılığını azaltır. Kuduz ile mücadele ederken Tek Sağlık yaklaşımının getirdiği bütüncül bakış açısını ve aşılarımızın etkinliğini kullanarak 2030’daki kuduza bağlı sıfır ölüm hedefine katkı sağlıyoruz. Kuduz gibi insanlar, hayvanlar ve çevrenin ortak sorunlarını önlemek, tespit etmek ve bunlara müdahale etmek için yerel, ulusal ve global düzeyde multidisipliner yaklaşımlara liderlik etmeye devam edeceğiz,” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Afya programının, Tek Sağlık odağı ile hayata geçirdikleri önemli projelerden biri olduğunu ifade eden MSD Hayvan Sağlığı Operasyonel Mükemmellik ve Tek Sağlık Lideri Filiz Nasiri Işık şunları söyledi: “Kuduz gibi zoonotik hastalıkların oluşturduğu küresel yük, sağlık ekosistemlerini zorluyor. Bu hastalıkların ortaya çıkmasının ve yayılmasının önlenmesi sürekli izleme ve uygun, iyi koordine edilmiş aşılama politikaları ile mümkündür. MSD Hayvan Sağlığı olarak hastalıkları önlemek için aşıların kullanılmasını savunuyoruz ve bu yönde küresel destek programları geliştiriyoruz. Örneğin, Afya programımız kapsamında hem insanların hem de hayvanların sağlığını tehdit eden kuduz hastalığını ortadan kaldırmak için 25 yıldır çalışıyoruz. Ortak bir çevreyi ve ortamı paylaşan insanlar ve köpekler için kuduzdan arınmış bir çevre sağlamak adına önemli bir ilerleme kaydettik. Toplu aşılama programları da dahil olmak üzere, kuduzu önlemede sürdürülebilir çabaların ilerleme kaydedebilmesi adına insan, hayvan ve çevre sağlığı organizasyonları ile bir arada çalışmaya devam edeceğiz.”</span></span></p>

<p><span><span><strong><u>MSD Hayvan Sağlığı Hakkında</u></strong></span></span></p>

<p><span><span>Dünyada önde gelen biyofarmasötik şirketi olan MSD, 130 yıldır, pek çok zorlu hastalığa karşı ilaç ve aşı geliştirerek yaşam için keşfediyor. MSD Hayvan Sağlığı ise, Kenilworth, N.J., ABD merkezli Merck & Co., Inc. Şirketinin global hayvan sağlığı birimidir. MSD “Daha Sağlıklı Hayvanlar İçin Bilim®” vizyonu doğrultusunda hayvanları iyileştirmek ve daha sağlıklı olmalarını sağlamak üzere çalışmakta; veteriner hekimler, çiftçiler, evcil havyan sahipleri ve hükümetlere, veterinerlik ürünleri, aşılar ve sağlık yönetim çözümlerinin yanı sıra, dijital kimlik ve izleme ürünleri gibi hizmetlerden oluşan geniş bir portföyde hizmet sunmaktadır. Hayvanların sağlığını, refahını ve performansını korumayı ve geliştirmeyi amaçlayan MSD Hayvan Sağlığı, dinamik ve kapsamlı Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra modern ve küresel tedarik zincirine de büyük yatırımlar yapmaktadır. 50’den fazla ülkede faaliyet gösteren şirketin ürünleri yaklaşık 150 pazarda satılmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye hayvan sağlığı pazarına 30 yıldan uzun bir süredir hizmete devam eden MSD Hayvan Sağlığı, 2017 yılında gerçekleştirdiği yatırımla Türkiye’de veteriner ilaçları üretimine başlayarak hayvan sağlığını geliştirmeye yönelik taahhüdünü daha da ileriye taşımıştır. Bu üretim yatırımı ile genişleyen ürün portföyü ile MSD Hayvan Sağlığı Türkiye’nin yanı sıra önemli ihracat pazarlarında da hayvanların sağlık ve refahının iyileştirmeye devam etmektedir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aşırı sıcaklarda sağlıklı içecekleri tercih edin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/asiri-sicaklarda-saglikli-icecekleri-tercih-edin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/asiri-sicaklarda-saglikli-icecekleri-tercih-edin</guid>
<description><![CDATA[ Aşırı sıcak havalarda sıvı kaybını önlemek için  tüketilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da arttırıp  vücuda zarar veriyor.

Yaz aylarında yetişkinlerin günlük ihtiyaçlarına göre en az 2-2,5 litre sıvı tüketmesi gerekiyor. Sıcak havada serinlemek için içilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler ise sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da artırıyor.

Soda ve ayran ferahlık verir

Sıvı gereksinimi mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Yaz aylarında, terle su kaybı arttığı için ihtiyaç da artmaktadır. Bu nedenle aşırı sıcaklarda sıvı tüketimi kesinlikle artırılmalıdır. Vücudun sıvı ihtiyacının karşılaması için su, ayran ve soda gibi sağlıklı içecekler tercih edilmelidir. Aşırı sıcaklarda ter yoluyla kaybedilen mineralin karşılanmasında soda iyi bir tercihtir. Şekersiz içilen yeşil çay, kuşburnu gibi bitki çayları ise antioksidan, C vitamini içeriklerinden dolayı yazın tercih edilmesi gereken içeceklerdendir. Yoğurt ise içerdiği bakteriler sayesinde bağırsak düzenleyicidir. Yoğurt, ayran formunda tüketildiğinde daha fazla sıvı alınması sağlanır.



Soğuk bitki çayları son derece sağlıklı

Bitki çayları genellikle sonbahar ve kış aylarında tercih edilmektedir. Ancak yeşil çay ve kuşburnu gibi bitki çayları antioksidan ve C vitamini içerikleri ile vücuda sağlık katmaktadır. Bunlar soğutularak, şekersiz tüketilebilir.

Vitamin değerinin azalmaması için meyve sularını hemen tüketin

Kilo problemi olmayanlar için evde hazırlanan vişne, elma, kayısı gibi meyvelerinin suları ya da limonata iyi birer içecek seçeneğidir. Potasyum, kalsiyum ve fosfor içeren meyve suları, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybını engellemektedir. Taze sıkılmış meyvelerinin suları kesinlikle bekletilmeden tüketilmelidir. Çünkü uzun süre bekletilen meyve sularının vitamin değerleri azalmaktadır. Öte yandan, yazın fazla tüketilen kafein vücutta su kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle kahve, çok koyu çay, meşrubatlar, kakaolu ve kafeinli enerji içecekleri tercih edilmemelidir. Çay, kahve ve alkollü içecekler idrar söktürücü etkileri nedeniyle vücutta su kaybına neden olur.



Yanlış içecek seçimi hasta ediyor

Birçok insan gazlı içecekleri sıcak havada çok tüketerek sıvı ihtiyacını karşıladığını düşünmektedir. Ancak bu tür içeceklerin temel bileşeni su olsa da diğer bileşenleri kafein, renklendirici, koruyucu gibi toksik maddeler olduğundan vücuda zarar vermektedir. Yapılan araştırmalarda yapay tatlandırıcı içeren içecekleri her gün tüketen kişilerde başta felç riski olmak üzere birçok sağlık sorununun ortayı çıktığı belirlenmiştir. Gazlı içecekler ile osteoporoz (kemik erimesi), diş hassasiyetleri ve kalp hastalıkları arasında bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca içeriğinde önemli miktarlardaki şeker olan bu içeceklerin aşırı tüketimi obeziteye de neden olmaktadır.

 

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/asiri-sicaklarda-saglikli-icecekleri-tercih-edin-1690036817.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Aşırı, sıcaklarda, sağlıklı, içecekleri, tercih, edin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Aşırı sıcak havalarda sıvı kaybını önlemek için  tüketilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da arttırıp  vücuda zarar veriyor.</span></span></p>

<p><span><span>Yaz aylarında yetişkinlerin günlük ihtiyaçlarına göre en az 2-2,5 litre sıvı tüketmesi gerekiyor. Sıcak havada serinlemek için içilen gazlı, şekerli ve buzlu içecekler ise sıvı ihtiyacını gidermek yerine susuzluğu daha da artırıyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Soda ve ayran ferahlık verir</strong></span></span></p>

<p><span><span>Sıvı gereksinimi mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Yaz aylarında, terle su kaybı arttığı için ihtiyaç da artmaktadır. Bu nedenle aşırı sıcaklarda sıvı tüketimi kesinlikle artırılmalıdır. Vücudun sıvı ihtiyacının karşılaması için su, ayran ve soda gibi sağlıklı içecekler tercih edilmelidir. Aşırı sıcaklarda ter yoluyla kaybedilen mineralin karşılanmasında soda iyi bir tercihtir. Şekersiz içilen yeşil çay, kuşburnu gibi bitki çayları ise antioksidan, C vitamini içeriklerinden dolayı yazın tercih edilmesi gereken içeceklerdendir. Yoğurt ise içerdiği bakteriler sayesinde bağırsak düzenleyicidir. Yoğurt, ayran formunda tüketildiğinde daha fazla sıvı alınması sağlanır.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ayran.jpg"></span></span></p>

<p><span><span><strong>Soğuk bitki çayları son derece sağlıklı</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bitki çayları genellikle sonbahar ve kış aylarında tercih edilmektedir. Ancak yeşil çay ve kuşburnu gibi bitki çayları antioksidan ve C vitamini içerikleri ile vücuda sağlık katmaktadır. Bunlar soğutularak, şekersiz tüketilebilir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Vitamin değerinin azalmaması için meyve sularını hemen tüketin</strong></span></span></p>

<p><span><span>Kilo problemi olmayanlar için evde hazırlanan vişne, elma, kayısı gibi meyvelerinin suları ya da limonata iyi birer içecek seçeneğidir. Potasyum, kalsiyum ve fosfor içeren meyve suları, sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybını engellemektedir. Taze sıkılmış meyvelerinin suları kesinlikle bekletilmeden tüketilmelidir. Çünkü uzun süre bekletilen meyve sularının vitamin değerleri azalmaktadır. Öte yandan, yazın fazla tüketilen kafein vücutta su kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle kahve, çok koyu çay, meşrubatlar, kakaolu ve kafeinli enerji içecekleri tercih edilmemelidir. Çay, kahve ve alkollü içecekler idrar söktürücü etkileri nedeniyle vücutta su kaybına neden olur.</span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/fruit.jpg"></p>

<p><span><span><strong>Yanlış içecek seçimi hasta ediyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Birçok insan gazlı içecekleri sıcak havada çok tüketerek sıvı ihtiyacını karşıladığını düşünmektedir. Ancak bu tür içeceklerin temel bileşeni su olsa da diğer bileşenleri kafein, renklendirici, koruyucu gibi toksik maddeler olduğundan vücuda zarar vermektedir. Yapılan araştırmalarda yapay tatlandırıcı içeren içecekleri her gün tüketen kişilerde başta felç riski olmak üzere birçok sağlık sorununun ortayı çıktığı belirlenmiştir. Gazlı içecekler ile osteoporoz (kemik erimesi), diş hassasiyetleri ve kalp hastalıkları arasında bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca içeriğinde önemli miktarlardaki şeker olan bu içeceklerin aşırı tüketimi obeziteye de neden olmaktadır</span>.</span></p>

<p> </p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Glütensiz Kafe’ye 1 Yılda 73 Bin Ziyaretçi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/glutensiz-kafeye-1-yilda-73-bin-ziyaretci</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/glutensiz-kafeye-1-yilda-73-bin-ziyaretci</guid>
<description><![CDATA[ Başkan Büyükkılıç’ın insan ve sağlık odaklı çölyak rahatsızlığı ve glüten duyarlılığı bulunan kişiler ile sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih edeceklere yönelik kafe projesi, 1 yılda büyük ilgi gördü.

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın insan ve sağlık odaklı projesi olan Glütensiz Kafe, 1 yılda 73 bini aşkın ziyaretçi ile buluştu.

Başkan Büyükkılıç’ın talimatlarıyla, Büyükşehir Belediyesi KAYTUR tarafından Tuna Caddesi’nde 2 Eylül 2021’de resmi açılış töreni ile halkın hizmetine sunulan Glütensiz Kafe’ye ilgi her geçen gün artıyor.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından, dışarıya bağımlı kalmadan glütensiz tüm ürünlerin kendi üretimi olan ve İç Anadolu Bölgesi’nde ilk ve tek kafe olan Glütensiz Kafe’ye 1 yılda 73 bin kişiyi aşkın vatandaş, hem alışveriş yaptı hem de sağlıklı yemeklerin tadına baktı.

Vatandaşlardan yoğun ilgi gören ve takdir toplayan Glütensiz Kafe’nin personeli de glütensiz beslenen kişilerden seçildi. Kafede uzman bir diyetisyen tarafından kafeye gelen glütensiz beslenen misafirlere ücretsiz glüten ve çölyak ile ilgili aydınlatıcı bilgiler verilirken, kafede çölyakla ilgili ürünlerinin tamamı yer alıyor.

Kayseri’de 6 bin civarındaki çölyaklı vatandaşın yanı sıra sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih eden tüm vatandaşlara hitap eden Glütensiz Kafe, pek çok gıda ürünüyle hizmet vermeyi sürdürüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/09/glutensiz-kafeye-1-yilda-73-bin-ziyaretci-1662288121.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Glütensiz, Kafe’ye, Yılda, Bin, Ziyaretçi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Başkan Büyükkılıç’ın insan ve sağlık odaklı çölyak rahatsızlığı ve glüten duyarlılığı bulunan kişiler ile sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih edeceklere yönelik kafe projesi, 1 yılda büyük ilgi gördü.</span></span></p>

<p><span><span>Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın insan ve sağlık odaklı projesi olan Glütensiz Kafe, 1 yılda 73 bini aşkın ziyaretçi ile buluştu.</span></span></p>

<p><span><span>Başkan Büyükkılıç’ın talimatlarıyla, Büyükşehir Belediyesi KAYTUR tarafından Tuna Caddesi’nde 2 Eylül 2021’de resmi açılış töreni ile halkın hizmetine sunulan Glütensiz Kafe’ye ilgi her geçen gün artıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından, dışarıya bağımlı kalmadan glütensiz tüm ürünlerin kendi üretimi olan ve İç Anadolu Bölgesi’nde ilk ve tek kafe olan Glütensiz Kafe’ye 1 yılda 73 bin kişiyi aşkın vatandaş, hem alışveriş yaptı hem de sağlıklı yemeklerin tadına baktı.</span></span></p>

<p><span><span>Vatandaşlardan yoğun ilgi gören ve takdir toplayan Glütensiz Kafe’nin personeli de glütensiz beslenen kişilerden seçildi. Kafede uzman bir diyetisyen tarafından kafeye gelen glütensiz beslenen misafirlere ücretsiz glüten ve çölyak ile ilgili aydınlatıcı bilgiler verilirken, kafede çölyakla ilgili ürünlerinin tamamı yer alıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Kayseri’de 6 bin civarındaki çölyaklı vatandaşın yanı sıra sağlıklı yaşam için glütensiz beslenmeyi tercih eden tüm vatandaşlara hitap eden Glütensiz Kafe, pek çok gıda ürünüyle hizmet vermeyi sürdürüyor.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/glutensiz-kafe1.jpeg"></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/glutensiz-kafe2.jpeg"></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/glutensiz-kafe3.jpeg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuduza yakalanma ihtimali olan hayvanların ısırıkları risk oluşturur</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kuduza-yakalanma-ihtimali-olan-hayvanlarin-isiriklari-risk-olusturur</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kuduza-yakalanma-ihtimali-olan-hayvanlarin-isiriklari-risk-olusturur</guid>
<description><![CDATA[ Kuduz virüsünün merkezi sinir sisteminde enfeksiyon gelişimine neden olan bir hastalık olduğunu söyleyen uzmanlar, tüm memeli hayvanlarda kuduz gelişebileceğine dikkat çekiyor. Kuduzun sükûnet, saldırgan ve felç olmak üzere farklı hastalık dönemleri ile seyredebildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, kuduz virüsünün enfekte bir hayvanın tükürük, ısırık ve çizikleri yoluyla bulaştığının altını çiziyor. Kuduz için yüksek riskli temas olasılığı bulunan ve kuduz riski taşıyan teması olan kişilerin aşı ile korunabileceğine vurgu yapan Mamçu, tüm yaralanmalarda yara yerinin en kısa sürede akan bol basınçlı suyun altında ve sabunla iyice yıkanmasını öneriyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, kuduz virüsünün bulaşma yolları ve virüsten korunma hakkında bilgi verdi.

Kuduz, ülkemizde hala ciddi bir halk sağlığı sorunu

Kuduz virüsünün merkezi sinir sisteminde enfeksiyon gelişimine neden olan bir hastalık olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ölüm oranı yüzde yüzdür.  Korunmada etkili bir aşısı vardır. Kuduz hastalığını korunma ve bütüncül sağlık yaklaşımı ile tamamen ortadan kaldırmış ülkeler mevcuttur. Ülkemizde yılda 250 bin civarında kuduz şüpheli ısırık vakası sağlık kurumlarına başvurmakta ve aşı uygulanmaktadır. Kuduz ülkemizde halen ciddi bir Halk Sağlığı sorunudur.” dedi.

Kuduz vakaları büyük oranda evcil hayvanlarda görülüyor

Tüm memeli hayvanlarda kuduz gelişebileceğine dikkat çeken Mamçu, “Kuşlar, sürüngenler ve balıklar gibi memeli olmayan hayvanlarda kuduz görülmez. Çoğunlukla kurt, tilki, çakal, sansar, gelincik, yarasa gibi yabani hayvanları etkiler. Enfekte yabani hayvanlardan insanlara veya evcil hayvanlara yayılabilir. Köpek, kedi, sığır, keçi, at, eşek gibi evcil hayvanlarda kuduz gelişebilir. Ülkemizde son yıllardaki hayvan kuduzlarının yaklaşık yüzde 90’ı evcil hayvanlarda saptanmıştır. Evcil hayvanlar içerisinde en sık köpekler (%43), sığırlar (%37) ve kedilerde (%3.9) kuduz tespit edilmiştir. Fare, sıçan, sincap, hamster, tavşan ve yabani tavşan ısırıklarından insana kuduz geçişi görülmemiştir.” bilgilerini paylaştı.

İnsanlara tükürük, ısırık ve çizikler yoluyla bulaşıyor

Kuduzun sükûnet, saldırgan ve felç olmak üzere farklı hastalık dönemleri ile seyredebildiğini hatırlatan Mamçu, “Hayvanlarda aşırı halsizlik, korkaklık, yutma ve çiğneme güçlükleri, aşırı salya-tükürük salınımı, huzursuzluk, sinirlilik, ısırma arzusu, hareketsizlik, yüz, gövde ve ayak kaslarında felç gelişmesi gibi bulgular saptanabilmekte ve ölüm ile sonuçlanmaktadır.” dedi.

Kuduz virüsünün enfekte bir hayvanın tükürük veya sinir sistemi dokusu teması ile bulaştığını sözlerine ekleyen Mamçu, “İnsanlara genellikle tükürük, ısırık ve çizikler yoluyla bulaşır. Dünya genelinde kuduz virüsünün bulaşmasından genellikle (%99) evcil köpekler ile gerçekleşen riskli temaslar sorumludur. Kuduz bir hayvanı sevmek veya kuduz bir hayvanın kanı, idrarı veya dışkısı ile temas gibi diğer temas türleri kuduz için riskli temas olarak kabul edilmez.” açıklamasını yaptı.

İnsandan insana da kuduz bulaşabilir

İnsandan insana kuduz virüsünün bulaşmasını, yalnızca enfekte doku veya organ nakli gibi istisnai durumlarda doğrulandığının altını çizen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Enfekte bir kişiden gelen ısırık ve ısırık dışı temaslarda kuduz bulaşma riski vardır, ancak böyle bir vaka bildirilmemiştir. Kuduzlu bir kişiye dokunma veya enfekte kabul edilmeyen idrar, kan, dışkı gibi vücut sıvıları ve dokuları ile temas sonucunda kuduz bulaşması bildirilmemiştir.” şeklinde konuştu.

Kuduz, şikayetler başlamadan önce tıbbi bakım ile önlenebilir

“Kuduz, yabani hayvan temasının azaltılması, evcil hayvanların aşılanması ve riskli temas sonrası kuduz ilişkili şikayetler başlamadan önce tıbbi bakım ile önlenebilecek bir hastalıktır.” diyen Mamçu, hayvanlarda kuduz gelişiminin önlenmesi için etkin aşılama çalışmalarının yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Ülkemizde yabani hayvanlarda aşı çalışmalarının T.C. Tarım ve Ormancılık Bakanlığı’nın kontrolünde yürütüldüğünü hatırlatan Mamçu, “Evcil hayvanlarda kuduzun gelişiminin önlenmesi için yabani hayvan temasının önlenmesi ve her yıl kuduza karşı aşı uygulanması gerekir. Toplumda yayılımının engellenmesi için en fazla yayılıma neden olan evcil köpeklerin en az yüzde 70’inin aşılanması gerektiği belirtiliyor.” uyarısında bulundu.

Temas olasılığı bulunanlar ve riskli teması olanlar aşı olmalı

Kuduz için yüksek riskli temas olasılığı bulunan kişilere temas öncesinde, kuduz riski taşıyan teması olan kişilere ise temas sonrasında yara temizliği, aşı veya antikor ile koruma sağlanabildiğini belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuduza yakalanma ihtimali olan tüm sıcakkanlı memeli vahşi hayvanların, aşısız kedi-köpek gibi evcil hayvanların, sığ ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/kuduza-yakalanma-ihtimali-olan-hayvanlarin-isiriklari-risk-olusturur-1689609310.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kuduza, yakalanma, ihtimali, olan, hayvanların, ısırıkları, risk, oluşturur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Kuduz virüsünün merkezi sinir sisteminde enfeksiyon gelişimine neden olan bir hastalık olduğunu söyleyen uzmanlar, tüm memeli hayvanlarda kuduz gelişebileceğine dikkat çekiyor. Kuduzun sükûnet, saldırgan ve felç olmak üzere farklı hastalık dönemleri ile seyredebildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, kuduz virüsünün enfekte bir hayvanın tükürük, ısırık ve çizikleri yoluyla bulaştığının altını çiziyor. Kuduz için yüksek riskli temas olasılığı bulunan ve kuduz riski taşıyan teması olan kişilerin aşı ile korunabileceğine vurgu yapan Mamçu, tüm yaralanmalarda yara yerinin en kısa sürede akan bol basınçlı suyun altında ve sabunla iyice yıkanmasını öneriyor.</span></span></p>

<p><span><span>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, kuduz virüsünün bulaşma yolları ve virüsten korunma hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p><span><span>Kuduz, ülkemizde hala ciddi bir halk sağlığı sorunu</span></span></p>

<p><span><span>Kuduz virüsünün merkezi sinir sisteminde enfeksiyon gelişimine neden olan bir hastalık olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ölüm oranı yüzde yüzdür.  Korunmada etkili bir aşısı vardır. Kuduz hastalığını korunma ve bütüncül sağlık yaklaşımı ile tamamen ortadan kaldırmış ülkeler mevcuttur. Ülkemizde yılda 250 bin civarında kuduz şüpheli ısırık vakası sağlık kurumlarına başvurmakta ve aşı uygulanmaktadır. Kuduz ülkemizde halen ciddi bir Halk Sağlığı sorunudur.” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Kuduz vakaları büyük oranda evcil hayvanlarda görülüyor</span></span></p>

<p><span><span>Tüm memeli hayvanlarda kuduz gelişebileceğine dikkat çeken Mamçu, “Kuşlar, sürüngenler ve balıklar gibi memeli olmayan hayvanlarda kuduz görülmez. Çoğunlukla kurt, tilki, çakal, sansar, gelincik, yarasa gibi yabani hayvanları etkiler. Enfekte yabani hayvanlardan insanlara veya evcil hayvanlara yayılabilir. Köpek, kedi, sığır, keçi, at, eşek gibi evcil hayvanlarda kuduz gelişebilir. Ülkemizde son yıllardaki hayvan kuduzlarının yaklaşık yüzde 90’ı evcil hayvanlarda saptanmıştır. Evcil hayvanlar içerisinde en sık köpekler (%43), sığırlar (%37) ve kedilerde (%3.9) kuduz tespit edilmiştir. Fare, sıçan, sincap, hamster, tavşan ve yabani tavşan ısırıklarından insana kuduz geçişi görülmemiştir.” bilgilerini paylaştı.</span></span></p>

<p><span><span>İnsanlara tükürük, ısırık ve çizikler yoluyla bulaşıyor</span></span></p>

<p><span><span>Kuduzun sükûnet, saldırgan ve felç olmak üzere farklı hastalık dönemleri ile seyredebildiğini hatırlatan Mamçu, “Hayvanlarda aşırı halsizlik, korkaklık, yutma ve çiğneme güçlükleri, aşırı salya-tükürük salınımı, huzursuzluk, sinirlilik, ısırma arzusu, hareketsizlik, yüz, gövde ve ayak kaslarında felç gelişmesi gibi bulgular saptanabilmekte ve ölüm ile sonuçlanmaktadır.” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Kuduz virüsünün enfekte bir hayvanın tükürük veya sinir sistemi dokusu teması ile bulaştığını sözlerine ekleyen Mamçu, “İnsanlara genellikle tükürük, ısırık ve çizikler yoluyla bulaşır. Dünya genelinde kuduz virüsünün bulaşmasından genellikle (%99) evcil köpekler ile gerçekleşen riskli temaslar sorumludur. Kuduz bir hayvanı sevmek veya kuduz bir hayvanın kanı, idrarı veya dışkısı ile temas gibi diğer temas türleri kuduz için riskli temas olarak kabul edilmez.” açıklamasını yaptı.</span></span></p>

<p><span><span>İnsandan insana da kuduz bulaşabilir</span></span></p>

<p><span><span>İnsandan insana kuduz virüsünün bulaşmasını, yalnızca enfekte doku veya organ nakli gibi istisnai durumlarda doğrulandığının altını çizen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Enfekte bir kişiden gelen ısırık ve ısırık dışı temaslarda kuduz bulaşma riski vardır, ancak böyle bir vaka bildirilmemiştir. Kuduzlu bir kişiye dokunma veya enfekte kabul edilmeyen idrar, kan, dışkı gibi vücut sıvıları ve dokuları ile temas sonucunda kuduz bulaşması bildirilmemiştir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><span><span>Kuduz, şikayetler başlamadan önce tıbbi bakım ile önlenebilir</span></span></p>

<p><span><span>“Kuduz, yabani hayvan temasının azaltılması, evcil hayvanların aşılanması ve riskli temas sonrası kuduz ilişkili şikayetler başlamadan önce tıbbi bakım ile önlenebilecek bir hastalıktır.” diyen Mamçu, hayvanlarda kuduz gelişiminin önlenmesi için etkin aşılama çalışmalarının yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Ülkemizde yabani hayvanlarda aşı çalışmalarının T.C. Tarım ve Ormancılık Bakanlığı’nın kontrolünde yürütüldüğünü hatırlatan Mamçu, “Evcil hayvanlarda kuduzun gelişiminin önlenmesi için yabani hayvan temasının önlenmesi ve her yıl kuduza karşı aşı uygulanması gerekir. Toplumda yayılımının engellenmesi için en fazla yayılıma neden olan evcil köpeklerin en az yüzde 70’inin aşılanması gerektiği belirtiliyor.” uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p><span><span>Temas olasılığı bulunanlar ve riskli teması olanlar aşı olmalı</span></span></p>

<p><span><span>Kuduz için yüksek riskli temas olasılığı bulunan kişilere temas öncesinde, kuduz riski taşıyan teması olan kişilere ise temas sonrasında yara temizliği, aşı veya antikor ile koruma sağlanabildiğini belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuduza yakalanma ihtimali olan tüm sıcakkanlı memeli vahşi hayvanların, aşısız kedi-köpek gibi evcil hayvanların, sığırlar, koyun, at, eşek gibi hayvanların, dünyanın bazı bölgelerinde yarasaların ısırıkları, yeri ne olursa olsun kuduz için risk oluşturur. Açık yara, kesi, mukozal yüzeylerin tükürük, salya ve sinir dokusu içeren materyalle teması ve tırmalama da kuduz için riskli temas olarak kabul edilir.” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Mamçu, temas öncesi ve temas sonrası koruma uygulanması gereken kişilere değinerek şöyle devam etti:</span></span></p>

<p><span><span>“Kuduz araştırma laboratuvarı çalışanları, kuduz için biyolojik ürün üretiminde çalışanlar gibi virüsle doğrudan temas etme riski yüksek olanlar, veterinerler, veterinerlik öğrencileri, veterinerlik teknisyenleri, hayvan bakıcıları, mağara çalışanları gibi mesleki olarak ya da seyahat nedeni ile kuduz hayvanlarla temas etme riski yüksek olan kişilere temas öncesi koruma önerilir. Riskli temas sonrası öncelikle temas eden hayvanın, temas tipinin, kişinin bağışıklık durumunun ve daha önce aşılanıp aşılanmadığının değerlendirilmesi gerekir. Temas sonrası en kısa sürede aşı uygulanması önerilir. Ancak kuduz bulaşmasından enfeksiyon gelişimine kadar geçen süre uzun olduğu için riskli temasın üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin temas sonrası korunma uygulanmalıdır.”</span></span></p>

<p><span><span>Bu temas türleri tıbbi müdahale gerektirmiyor</span></span></p>

<p><span><span>Mamçu, temas sonrası korunma için tıbbi müdahale gerektirmeyen durumları ise söyle sıraladı:</span></span></p>

<p><span><span>-Fare, sıçan, sincap, hamster, kobay, gerbil, tavşan, yabani tavşan ısırıkları</span></span></p>

<p><span><span>-Eve giren yarasaların ısırığı veya evde yarasa bulunması (doğal ortamdaki mağaralarda olan yarasa teması vaka temelli değerlendirilmeli)</span></span></p>

<p><span><span>-Yılan, kertenkele, kaplumbağa gibi soğukkanlı hayvan ısırıkları</span></span></p>

<p><span><span>-Kümes hayvanları ısırıkları</span></span></p>

<p><span><span>-Sağlam derinin yalanması, hayvana dokunma veya besleme</span></span></p>

<p><span><span>-Bilinen ve halen sağlam bir kedi veya köpek tarafından 10 günden daha önce ısırılma</span></span></p>

<p><span><span>-Daha sonra kuduz olduğu anlaşılan bir hayvanı beslemiş̧ olmak, sağlam derinin hayvanın kan, süt, idrar veya dışkısıyla temas etmiş̧ olması, pişmiş̧ etini yemek, kaynatılmış̧ veya pastörize edilmiş̧ sütünü̈ içmek veya bu sütle yapılan süt ürünlerini tüketmek</span></span></p>

<p><span><span>-Kedi temaslarında; çıplak derinin hafifçe sıyrılması (deri altına geçmeyen yaralanmalar), kanama olmadan küçük tırmalama veya zedeleme şeklinde yaralanmaya sebep olan, provokasyon ile olmuş̧ ısırılma dışı kedi temasları</span></span></p>

<p><span><span>-Son 6 ay içinde tam doz olarak kuduz temas sonrası kuduz aşışı uygulanmış̧ kişiler</span></span></p>

<p><span><span>Tüm yaralanmalarda yara bol su ve sabunla yıkanmalı</span></span></p>

<p><span><span>Tüm yaralanmalarda yara yerinin yaralanma zamanına bakılmaksızın, virüsün mekanik olarak uzaklaştırılması için en kısa sürede akan bol basınçlı suyun altında ve sabunla iyice yıkanması gerektiğine vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerinin şöyle tamamladı:</span></span></p>

<p><span><span>“Yıkama işlemi bittikten sonra alkol veya cilt antiseptiklerinden biri uygulanmalı. Antibiyotik kullanımına; hasta özellikleri (savunma sistemi baskılanmış hastalar, şeker hastaları vb.), yaralanma yeri (yüz bölgesi, el bölgesi, genital bölge, proteze veya ekleme yakın bölge), yara özellikleri (derin ve kemiğe ulaşan yaralanmalar, kapatma gerektiren yaralanmalar) ve yaralanma üzerinden geçen süre dikkate alınarak hekim tarafından karar verilmesi gerekir.” </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak “Akıllı Çocuk Sofrası” kapsamında mevsiminde beslenmenin önemine dikkat çekti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/iyi-yasam-ve-beslenme-uzmani-dilara-kocak-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-mevsiminde-beslenmenin-oenemine-dikkat-cekti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/iyi-yasam-ve-beslenme-uzmani-dilara-kocak-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-mevsiminde-beslenmenin-oenemine-dikkat-cekti</guid>
<description><![CDATA[  

Toplumsal yatırımlarında &#039;&#039;Sürdürülebilir Gıda&#039;&#039; konusuna odaklanan Banvit BRF’in hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi danışmanlarından İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak, projenin web sitesinde yayınlanan makalesinde mevsiminde beslenmenin önemini vurguladı.

Doğaya duyarlı olmanın bir zorunluluk olarak görülmesi gerektiğini belirten Koçak, makalesinde şunları yazdı; “Gıdayı oluşturan ürünleri üretmek, bunları depolamak için ormanları yok ediyoruz. Bu yüzden birçok hayvan yaşam alanlarını kaybediyor ve nesilleri giderek tükeniyor. Ayrıca ormanlardaki bitkiler de azalıyor ve bu durum karbondioksit ve diğer sera gazlarıyla ilgili sorunları daha da artırıyor.  Gıda güvenliğinin temeli olan ve dünyayı besleyen biyoçeşitliliğin kaybını durdurmak için bir an önce harekete geçmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2019 yılında “Gıda ve Tarım için Dünyada Biyoçeşitliliğin Durumu” başlıklı raporunda biyoçeşitliliğin gıda ve tarıma sağladığı birçok faydayı ayrıntılı biçimde açıklıyor. Çiftçilerin, hayvan otlatıcıların, göçebe çobanların, orman köylülerinin, balıkçıların ve balık yetiştiricilerinin biyoçeşitliliği nasıl şekillendirdiğini ve yönettiğini vurguluyor. Bu anlamda çiftçimize sahip çıkmalıyız.” 

Pandemi sürecinin doğanın insanlığa verdiği bir mesaj olduğunu, yürütülen faaliyetlerin gezegene zarar vermeyecek sınırlar içinde gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bir uyarı olduğunu vurgulayan Koçak; “Geleceğin farkındalıkta olduğunu unutmayalım. Eğer arılar olmasaydı gıdaların 3’te 1’i sofralarda olamazdı. Çoğu gıdayı arıların yaptığı tozlaşmaya borçluyuz. Dünya genelinde olduğu gibi maalesef Türkiye’de de önemli oranda arı ölümleri yaşanıyor. Pestisit olarak adlandırılan tarım zehirleri nedeniyle arıların sayısı hızla azalıyor. Yoğun tarım uygulamaları, habitat kaybı, iklim değişikliğiyle ilişkili yüksek sıcaklıklar da arıların yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Biyoçeşitlilik her geçen gün azalıyor. Bu da bireylerin sağlıklı beslenmek için iyi ve temiz gıdaya ulaşmasının gittikçe zorlaştığı anlamına geliyor. Aşırı tüketim dünyanın her yerinde farklı etkilere sebep oluyor. Şu anda biyoçeşitlilik açısından bir yok oluş sürecindeyiz demek mümkün. Doğanın bizim olduğu kadar diğer canlıların da olduğu unutulmamalı. Dünya Doğayı Koruma Vakfının (WWF) “2020 Yaşayan Gezegen Raporu”, son 50 yılda canlı türlerinin popülasyonlarının %68 azaldığını ortaya koyarken, veriler biyolojik çeşitlilik ve sağlığımız için zamanın daraldığının altını da çiziyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) raporuna göre ise her 6 saniyede dünyada bir futbol sahası büyüklüğünde orman yok oluyor. Aslında sadece orman değil, tüm ekosistemin yok olduğunu göz önünde bulundurmak gerek” uyarısında bulundu.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/iyi-yasam-ve-beslenme-uzmani-dilara-kocak-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-mevsiminde-beslenmenin-onemine-dikkat-cekti-1660825293.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İyi, Yaşam, Beslenme, Uzmanı, Dilara, Koçak, “Akıllı, Çocuk, Sofrası”, kapsamında, mevsiminde, beslenmenin, önemine, dikkat, çekti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p><span><span>Toplumsal yatırımlarında ''Sürdürülebilir Gıda'' konusuna odaklanan Banvit BRF’in hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi danışmanlarından İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak, projenin web sitesinde yayınlanan makalesinde mevsiminde beslenmenin önemini vurguladı.</span></span></p>

<p><span><span>Doğaya duyarlı olmanın bir zorunluluk olarak görülmesi gerektiğini belirten Koçak, makalesinde şunları yazdı; “Gıdayı oluşturan ürünleri üretmek, bunları depolamak için ormanları yok ediyoruz. Bu yüzden birçok hayvan yaşam alanlarını kaybediyor ve nesilleri giderek tükeniyor. Ayrıca ormanlardaki bitkiler de azalıyor ve bu durum karbondioksit ve diğer sera gazlarıyla ilgili sorunları daha da artırıyor.  Gıda güvenliğinin temeli olan ve dünyayı besleyen biyoçeşitliliğin kaybını durdurmak için bir an önce harekete geçmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2019 yılında “Gıda ve Tarım için Dünyada Biyoçeşitliliğin Durumu” başlıklı raporunda biyoçeşitliliğin gıda ve tarıma sağladığı birçok faydayı ayrıntılı biçimde açıklıyor. Çiftçilerin, hayvan otlatıcıların, göçebe çobanların, orman köylülerinin, balıkçıların ve balık yetiştiricilerinin biyoçeşitliliği nasıl şekillendirdiğini ve yönettiğini vurguluyor. Bu anlamda çiftçimize sahip çıkmalıyız.” </span></span></p>

<p><span><span>Pandemi sürecinin doğanın insanlığa verdiği bir mesaj olduğunu, yürütülen faaliyetlerin gezegene zarar vermeyecek sınırlar içinde gerçekleştirilmesi gerektiğine dair bir uyarı olduğunu vurgulayan Koçak; “Geleceğin farkındalıkta olduğunu unutmayalım. Eğer arılar olmasaydı gıdaların 3’te 1’i sofralarda olamazdı. Çoğu gıdayı arıların yaptığı tozlaşmaya borçluyuz. Dünya genelinde olduğu gibi maalesef Türkiye’de de önemli oranda arı ölümleri yaşanıyor. Pestisit olarak adlandırılan tarım zehirleri nedeniyle arıların sayısı hızla azalıyor. Yoğun tarım uygulamaları, habitat kaybı, iklim değişikliğiyle ilişkili yüksek sıcaklıklar da arıların yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Biyoçeşitlilik her geçen gün azalıyor. Bu da bireylerin sağlıklı beslenmek için iyi ve temiz gıdaya ulaşmasının gittikçe zorlaştığı anlamına geliyor. Aşırı tüketim dünyanın her yerinde farklı etkilere sebep oluyor. Şu anda biyoçeşitlilik açısından bir yok oluş sürecindeyiz demek mümkün. Doğanın bizim olduğu kadar diğer canlıların da olduğu unutulmamalı. Dünya Doğayı Koruma Vakfının (WWF) “2020 Yaşayan Gezegen Raporu”, son 50 yılda canlı türlerinin popülasyonlarının %68 azaldığını ortaya koyarken, veriler biyolojik çeşitlilik ve sağlığımız için zamanın daraldığının altını da çiziyor. Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) raporuna göre ise her 6 saniyede dünyada bir futbol sahası büyüklüğünde orman yok oluyor. Aslında sadece orman değil, tüm ekosistemin yok olduğunu göz önünde bulundurmak gerek” uyarısında bulundu. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlıklı Beslenme Bir Anlık Heves mi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-beslenme-bir-anlik-heves-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-beslenme-bir-anlik-heves-mi</guid>
<description><![CDATA[ Günümüzde sağlıklı beslenme kavramı ile sık sık karşılaşıyoruz. Zaman zaman sağlıklı beslenme alışkanlıkları gözümüzü korkutsa da Uzman Diyestisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu sağlıklı beslenmenin hayatımızda bir anlık heves olmaması gerektiğini ve düşünülenin aksine zor olmadığını belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/saglikli-beslenme-bir-anlik-heves-mi-1689232785.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlıklı, Beslenme, Bir, Anlık, Heves, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Modern çağın stresli ve bir o kadar da hızlı yaşandığını göz önüne alırsak sağlığımızı koruyabilmek için sağlıklı beslenme hayatımızda dikkat etmemiz gereken en önemli konulardan biri. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, sağlıklı beslenme deyince gözümüz korksa da, aklımıza yasaklar gelse de yapmamız gereken şeyin aslında yeterli ve dengeli beslenme olduğunu belirtiyor. Özkorucuklu’ya göre <strong>sağlıklı beslenmeyi kilo vermek ya da almak istediğimiz zamanlarda uygulamamalı, hayatımızın her döneminde alışkanlık haline getirmeliyiz. </strong></span></p>

<p><span><strong>Aceleci Davranmak Kısır Döngüye Neden Oluyor</strong></span></p>

<p><span>Yeme alışkanlıklarında sağlıklı bir düzene geçilmediği takdirde kısır bir döngüye girildiğini belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, bireylerin kilo verme isteği ile birlikte sonuca ulaşmak için aceleci davrandıklarını ve bu durumun uzun vadeli bir çözümden uzaklaştırdığını belirtiyor. Özkorucuklu şöyle devam ediyor: “Kilo verme sürecinde kimileri çok kısıtlayıcı (kalorisi çok düşük) diyetler uygulayarak hızlı sonuçlar elde etmek istiyor fakat hayatımızdan ekmeği, şekeri, çikolatayı kilo verme hedefi ile çıkardığımızda ideal kiloya ulaşınca o besini yeme isteğimiz bir öncekinden daha fazla olabiliyor. Yani sadece bir anlığına kilo vermiş oluyoruz. Bunun yerine sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile <strong>kısıtlayıcı diyetler yapmak yerine düzenli bir şekilde ideal kilonuza ulaşabilirsiniz.”</strong></span></p>

<p><span><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Uzman%20Diyestisyen%20Ye%C5%9Fim%20Nurdan%20%C3%96zkorucuklu.jpg"> </strong></span></p>

<p><span><strong>Duygusal Açlık Sağlıklı Beslenmenin Önüne Geçebiliyor</strong></span></p>

<p><span>Duygusal açlığın da sağlıklı beslenmenin önüne geçtiğini belirten Uzman Diyetisyen Özkorucuklu, duygusal olarak iyi hissetmek adına sağlıksız ürünler tüketildiğini bunun da alışkanlık haline getirilmesi gereken sağlıklı beslenmenin önüne geçtiğini söylüyor. Özkorucuklu şöyle devam ediyor: “Beslenme sadece karın doyurmak değil aynı zamanda duyguların ihtiyacı ve sebebi olduğu elzem bir kavramdır. Mutluluklarımızı yemek yeme ile taçlandırıyor, üzgün olduğumuzda kendimizi buzdolabının karşısında buluyoruz, yani duygusal sebeplerle beslenme düzenimize yön veriyoruz. Bu durum uzun vadede; yüksek tansiyon, diyabet, safra kesesi rahatsızlıkları, mide yanması, ülser gibi hastalıklara neden olabilir. Örneğin, mutluluk hormonu olarak bildiğimiz <strong>“Serotonin” </strong>hormonunu almak için çikolata yemek yerine <strong>temiz havada yürüyüş yaparak da serotonin salınımını artırabilirsiniz. </strong>Bunun yanı sıra serotoninden zengin yumurta, tavuk, süt, portakal, mandalina ve kakao gibi gıdalardan tüketebilirsiniz. Süt ürünleri, yumurta, kırmızı et, koyu yeşil yapraklı sebzeleri günlük beslenmenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca düşük yağlı diyetler de sinir sistemini olumsuz etkileyebilmekte ve depresyona itebilmektedir. Bu sebeple, öğünlerinizde zeytinyağı, fındık yağı gibi sağlıklı yağlara yer verirken margarin ve tereyağı gibi konsantrasyon güçlüğü, uyku problemleri veya halsizlik hissettiren doymuş yağlardan kaçınabilirsiniz.”</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarım Zehirlerinde Rekor Artış</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tarim-zehirlerinde-rekor-artis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tarim-zehirlerinde-rekor-artis</guid>
<description><![CDATA[ Tarım zehirleri sebebiyle 2022 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 259 bildirim yapıldı. Gıda güvenliği ve sağlıklı bir gelecek için mücadele eden Zehirsiz Sofralar Platformu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan sorumlu ve önlemini baştan alan bir yaklaşımla yönetim bekliyor.

Pestisit, yani tarım zehiri kalıntısı sebebiyle 2021 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden yapılan Türkiye kaynaklı 372 bildirim ile, önceki üç yılın ortalamasının yaklaşık üç katına çıkarak rekor kırıldı. 2022 yılının henüz ilk yarısında ise bu bildirimlerin sayısı 259’a ulaştı. Kalıntı bildirimlerindeki artış eğilimi, geçen yıl kırılan rekorun da aşılabileceğini gösteriyor. Üstelik bildirimlere göre yasaklı madde tespiti de hâlâ devam ediyor. Bütün bu veriler, gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun bir şekilde yapılmadığını ortaya koyuyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı, pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapıyor. Ancak denetim sonuçlarının taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdalarda olduğu gibi şeffaflıkla paylaşılmaması ve ihraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması, iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair tüketicilerde endişe yaratıyor.

Tespit edilen pestisitler endişe verici

AB Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi (Rapid Alert System for Food and Feed-RASFF), Türkiye’den ihraç edilen limon, greyfurt, biber, mandalina, portakal, nar, asma yaprağı, ayva, domates, karpuz, maydanoz, üzüm, armut, kabak, patlıcan, yeşil fasulye ve keçi boynuzu zamkında limit üstü pestisit kalıntısı tespit etti.

Tablo 1.  Türkiye Menşeli Bildirim Yapılan Ürünler



AB’nin tespit ettiği bazı pestisit aktif maddelerin, ABD Çevre Koruma Ajansı (Environmental Protection Agency-EPA) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (The International Agency for Research on Cancer-IARC) tarafından muhtemel kanserojen ve AB ve Japon Kimyasalların Sınıflandırılması ve Etiketlenmesi için Küresel Uyumluluk Sistemi (GHS) tarafından kısırlığa, üreme sağlığı bozukluklarına ve kansere neden olduğu belirtiliyor. Ayrıca, GHS tarafından solunduğunda ölümcül etkilere yol açan, toprak ve su için yüksek derecede toksik olduğu kanıtlanan ve EPA tarafından arılar için oldukça zararlı olduğu belirtilen maddeler de bu pestisitler arasında yer alıyor.  

Tablo 2. RASFF Bildirimlerinde Tespit Edilen Bazı Pestisitlerin Yol Açtığı Etkiler



Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim

Avrupa Komisyonu, 2019 yılında, Türkiye’den gelen limon, yeşil biber, nar ve asma yaprağında tespit edilen tarım zehirleri sebebiyle bu ürünlerin daha sık analiz edilmesine karar verdi. Tarımsal üretim potansiyeli yüksek olan Türkiye, ihraç ürünlerinde pestisit kullanıldığının uluslararası ölçekte ortaya konması ile ticari itibarını kaybediyor. 

AB RASFF portalında yayınlanan 2020 yılına ilişkin raporun tehlike ve ürün kategorisine göre yapılan değerlendirmesinde, 2020 yılında en çok bildirim yapılan 10 konu başlığının 3’ünde Türkiye’nin adı geçiyor. Bu bildirimlerin sebebinin 190 parti meyve ve sebzede pestisit, 58 parti meyve ve sebzede aflatoksin ve 38 parti tohum, kabuklu yemiş ve türevi ürünlerde aflatoksin tespiti olduğu görülüyor. 2022’nin ilk yarısına bakıldığında, limit üstü pestisit kalıntısı tespit edilen meyve ve sebze sayısı 249 ile 2020 yılını çoktan aşmış durumda.

Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS), ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak, bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu, son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.

“Tarım zehirlerine mahkûm değiliz”

Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Zehirsiz Kampanya’ya (Change.org/ZehirsizSofralar) bugüne kadar 170 bini aşkın kişi imza desteği verdi. Kampanya sayesinde pestisitlerin zararları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratıldı.

Tarım ve Orman Bakanlığı, AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. Buğday Derneği Gıda Yüksek Mühendisi Merve Atınç, ülkemiz tarımında hâlâ kullanılan 9 pestisit aktif madde ile birlikte, başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren, havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanmas ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/tarim-zehirlerinde-rekor-artis-1660031934.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tarım, Zehirlerinde, Rekor, Artış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Tarım zehirleri sebebiyle 2022 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 259 bildirim yapıldı. Gıda güvenliği ve sağlıklı bir gelecek için mücadele eden Zehirsiz Sofralar Platformu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan sorumlu ve önlemini baştan alan bir yaklaşımla yönetim bekliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Pestisit, yani tarım zehiri kalıntısı sebebiyle 2021 yılında Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden yapılan Türkiye kaynaklı 372 bildirim ile, önceki üç yılın ortalamasının yaklaşık üç katına çıkarak rekor kırıldı. 2022 yılının henüz ilk yarısında ise bu bildirimlerin sayısı 259’a ulaştı. Kalıntı bildirimlerindeki artış eğilimi, geçen yıl kırılan rekorun da aşılabileceğini gösteriyor. Üstelik bildirimlere göre yasaklı madde tespiti de hâlâ devam ediyor. Bütün bu veriler, gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun bir şekilde yapılmadığını ortaya koyuyor.</span></span></p>

<p><span><span>Tarım ve Orman Bakanlığı, pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapıyor. Ancak denetim sonuçlarının taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdalarda olduğu gibi şeffaflıkla paylaşılmaması ve ihraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması, iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair tüketicilerde endişe yaratıyor.</span></span></p>

<h3><span><span>Tespit edilen pestisitler endişe verici</span></span></h3>

<p><span><span>AB Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi (Rapid Alert System for Food and Feed-RASFF), Türkiye’den ihraç edilen limon, greyfurt, biber, mandalina, portakal, nar, asma yaprağı, ayva, domates, karpuz, maydanoz, üzüm, armut, kabak, patlıcan, yeşil fasulye ve keçi boynuzu zamkında limit üstü pestisit kalıntısı tespit etti.</span></span></p>

<p><span><span>Tablo 1.  Türkiye Menşeli Bildirim Yapılan Ürünler</span></span></p>

<p><span><span><img src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F8360%2Finline%2F1660029481_tablo_1_pestisitler.png.jpg&proxy=yes&key=f7702aba49d789d8a82e55580386e65f"></span></span></p>

<p><span><span>AB’nin tespit ettiği bazı pestisit aktif maddelerin, ABD Çevre Koruma Ajansı (Environmental Protection Agency-EPA) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (The International Agency for Research on Cancer-IARC) tarafından muhtemel kanserojen ve AB ve Japon Kimyasalların Sınıflandırılması ve Etiketlenmesi için Küresel Uyumluluk Sistemi (GHS) tarafından kısırlığa, üreme sağlığı bozukluklarına ve kansere neden olduğu belirtiliyor. Ayrıca, GHS tarafından solunduğunda ölümcül etkilere yol açan, toprak ve su için yüksek derecede toksik olduğu kanıtlanan ve EPA tarafından arılar için oldukça zararlı olduğu belirtilen maddeler de bu pestisitler arasında yer alıyor.  </span></span></p>

<p><span><span>Tablo 2. RASFF Bildirimlerinde Tespit Edilen Bazı Pestisitlerin Yol Açtığı Etkiler</span></span></p>

<p><span><span><img src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimg.faselis.com%2Ffaselis_tr%2Fbrands%2F8360%2Finline%2F1660029438_tablo_2_pestisit_etkileri.png.jpg&proxy=yes&key=1e09a0edc2917725e943a01010497525"></span></span></p>

<h3><span><span>Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim</span></span></h3>

<p><span><span>Avrupa Komisyonu, 2019 yılında, Türkiye’den gelen limon, yeşil biber, nar ve asma yaprağında tespit edilen tarım zehirleri sebebiyle bu ürünlerin daha sık analiz edilmesine karar verdi. Tarımsal üretim potansiyeli yüksek olan Türkiye, ihraç ürünlerinde pestisit kullanıldığının uluslararası ölçekte ortaya konması ile ticari itibarını kaybediyor. </span></span></p>

<p><span><span>AB RASFF portalında yayınlanan 2020 yılına ilişkin raporun tehlike ve ürün kategorisine göre yapılan değerlendirmesinde, 2020 yılında en çok bildirim yapılan 10 konu başlığının 3’ünde Türkiye’nin adı geçiyor. Bu bildirimlerin sebebinin 190 parti meyve ve sebzede pestisit, 58 parti meyve ve sebzede aflatoksin ve 38 parti tohum, kabuklu yemiş ve türevi ürünlerde aflatoksin tespiti olduğu görülüyor. 2022’nin ilk yarısına bakıldığında, limit üstü pestisit kalıntısı tespit edilen meyve ve sebze sayısı 249 ile 2020 yılını çoktan aşmış durumda.</span></span></p>

<p><span><span>Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS), ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak, bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu, son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.</span></span></p>

<h3><span><span>“Tarım zehirlerine mahkûm değiliz”</span></span></h3>

<p><span><span>Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Zehirsiz Kampanya’ya (Change.org/ZehirsizSofralar) bugüne kadar 170 bini aşkın kişi imza desteği verdi. Kampanya sayesinde pestisitlerin zararları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratıldı.</span></span></p>

<p><span><span>Tarım ve Orman Bakanlığı, AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. Buğday Derneği Gıda Yüksek Mühendisi Merve Atınç, ülkemiz tarımında hâlâ kullanılan 9 pestisit aktif madde ile birlikte, başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren, havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanması için tüm vatandaşları gıdasının sorumluluğunu alarak kampanyaya destek olmaya çağırıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, Pestisit Eylem Ağı tarafından hazırlanan “Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası” metnini dikkate almasını talep ettiklerini belirten Atınç, “Tarım zehirlerine mahkûm değiliz. Dünyada ve Türkiye’de pek çok çiftçi zehirsiz gıda üretiyor. Sağlıklı bir gelecek için daha fazla ekolojik ve ekonomik kayba ve hastalığa sebep olmadan bir stratejik eylem planı geliştirmeli, doğru politikalar izlenmeli ve böylece pestisitlere dayanan konvansiyonel tarım sisteminin yerini agroekolojik, organik ve onarıcı tarıma bırakması sağlanmalı.” diyor.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>10 Soruda Kış Alerjileri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/10-soruda-kis-alerjileri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/10-soruda-kis-alerjileri</guid>
<description><![CDATA[ Soğuk alerjisi nedir? Kimler risk altında? Kışın maske kullanımı alerjiyi tetikler mi? Yoksa aksine koruyucu mudur? Gribal enfeksiyonlarla alerjiyi nasıl ayırt ederiz? Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği uzman hekimleri kış alerjilerine yönelik en çok merak edilen 10 soruyu yanıtladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/11/10-soruda-kis-alerjileri-1699358571.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Soruda, Kış, Alerjileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span><span>Kışın hangi alerjiler görülür ve hayatı nasıl zorlaştırır?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kış alerjilerinin çoğunluğu ev, okul gibi iç ortamlardadır. İnsanlar kışın özellikle yeterli havalandırma yapılmayan iç ortamlarda daha fazla zaman geçirdikleri için kış alerjilerine bağlı yakınmalar daha sık görülür.</span></span></p>

<p><span><span>Kış alerjilerinin en sık nedenleri ev tozları, ev tozu akarları, rutubet, evcil hayvan tüyü ve böceklerdir. Soğuk hava ve nem ile özellikle ev içi atmosferinde solunan havadaki artan küf, ev tozu akarı gibi alerjen iç ortam ısısını ve neminin artmasını çok sever ve hızla çoğalırlar, bu bağlı olarak hem cilt hem de solunum yolu alerjileri gelişebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Kış aylarında atmosferin hava ısısının ciddi azalması ile soğuk havaya temas sonrası ciltte halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker şeklinde cilt alerjisi olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca astım ve alerjik nezlesi olan hastaların soğuk havanın solunum yolunu olumsuz etkileyip hasar oluşturması sonrası yakınmaları artabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Tüm bu durumlar kişinin; günlük sosyal yaşamında, iş hayatında ve çocuk hastaların okul hayatında yaşam kalitesini bozabilir. Bu durum iş günü kaybı, çocuklarda eğitim aksaması, okul başarısında düşme gibi zorlukları beraberinde getirebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Okulların açılması ile birlikte artan viral enfeksiyonlar alerjik hastalığı (astım, alerjik nezle) olan çocuklar için büyük risktir. Kış aylarında tüm dünyada bu viral enfeksiyonlar çok sık görülmektedir. Bulaşıcı özelliği fazla olan bu enfeksiyonlar, alerjik hastalıkların semptomlarını artırabilir. Enfeksiyonlar dışında, ev içi alerjenler, artan hava kirliliği solunum yolu mukozasını bozarak alerji semptomlarını ve astım ataklarını tetikleyebilir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kimler risk altında?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kış aylarında özellikle daha önceden bilinen astım, alerjik rinit, egzama, kronik ürtiker (kurdeşen) gibi hastalıkları olan bireyler daha fazla risk altındadır.</span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca yaşadığı dış ortam ısısı ortalama hava sıcaklığının çok altında olan ve iç ortam neminin çok fazla arttığı bölgelerde yaşayan bireyler daha fazla risk altındadır.</span></span></p>

<p><span><span>Yaşanılan bölgede artmış endüstriyel alt yapıya bağlı oluşabilecek hava kirliliğinin artışı da yine bu bölgelerde yaşayanlar için ayrı bir risk faktörüdür.</span></span></p>

<p><span><span>Kış aylarında nemin artması sonrası artan ev tozu akarları her çeşit kumaş türünde yaşayabilmektedir. Sıklıkla yün yastık, yorgan ve yatakta, kalın kumaşlı perdeler gibi alanlarda yüksek oranda bulunurlar.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Nasıl tedbir alınmalı?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kullanılan yatak, yastık ve yorgan yün olmamalı ve mümkünse akar geçirmeyen tıbbi özel kılıflarla kaplanmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Mümkünse halılar kaldırılmalıdır, değilse büyük bir halı yerine küçük ince bir kilim kullanılmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Kalın veya ağır perdeler yerine stor veya tül perde tercih edilmelidir.</span></span></p>

<p><span><span>Yaşanılan odada mümkün oldukça az eşya bulundurup kitap ve oyuncak gibi eşyaları kapalı dolaplarda saklanılmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Akarların çok yoğun olarak yaşayabileceği tüylü ve peluş oyuncaklar uzaklaştırılmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Her hafta en az bir defa HEPA filtreli veya yüksek vakumlu elektrik süpürgesi ile tüm oda temizlenmelidir.</span></span></p>

<p><span><span>Alerjik hastalığı olan bireyler, kış aylarında diğer mevsimlere oranla daha fazla artan hava kirliliği olan ortamlardan uzak durmalı kalabalık ve havalandırması olmayan kapalı ortamlarda uzun süre bulunmamalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Sigara maruziyetinden uzak durulmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Soğuk havanın solunum yollarını etkilememesi için ağız, burun ve göz gibi organlar iyi korunmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Kış aylarında görülme sıklığı artan grip, nezle, farenjit gibi viral solunum yolu enfeksiyonları özellikle astım hastalarını kış aylarında olumsuz etkileyip astım kontrolünü bozabilir. Bu nedenle astım ve alerjik nezle hastalarında kışın olumsuz etkilenmeyi azaltmak için uygun mevsimde grip aşısı yapılması faydalı olacaktır.</span></span></p>

<p><span><span>Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>Alerjik hastalar, hava kirliğinin yoğun olduğu ortamlardan uzak durmalı, kreş/okul gibi genel ortamlarda hijyen kurallarına dikkat etmeli ve sık sık eller yıkanmalıdır.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Soğuk alerjisi nedir?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Soğuk alerjisi, soğuk hava, şiddetli rüzgâr ve soğuk sıvılar ile temas eden yerlerde kızarıklık, kaşıntı, kabarıklık ve şişme ile karakterize bir alerjik reaksiyondur.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Soğuk alerjisinden nasıl korunmalı?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekmektedir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kışın hava kirliliği de artıyor. Kirli hava alerji hastalarını nasıl etkiliyor? Aynı şekilde soğuk havanın alerjik bünyelere etkisi nedir?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kış aylarında diğer mevsimlere göre daha fazla artış gösteren hava kirliliği ve soğuk hava alerjik hastaları olumsuz etkilemektedir.</span></span></p>

<p><span><span>Soğuk hava ile birlikte nemli ve yağışlı atmosferde yoğunlaşarak solunan havada yerini alan egzoz gazı partikülleri, fabrika dumanları, sigara dumanı, yanıcı maddeler (kömür, odun vs) hava kirliliğine katkıda bulunmakta olup alerjik hastalar için risk oluşturmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>Hem hava kirliği hem de soğuk hava hastaların soluk yolundaki mukoza örtüsünde ciddi hasarlar oluşturabilir. Soluk yolunda oluşan bu hasar ise alerjenlerin daha kolay vücuda girişine, burun mukozası ve bronş duvarının hassas hale gelmesine neden olabilir. Tüm bu nedenlerden dolayı hava kirliğinin daha fazla olduğu yerlerde astım ile birlikte alerjik burun ve göz hastalıklarında artış görülebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Hava kirliliğine neden olan kimyasal maddeler solunum yolunda tepkisel yanıt oluşturmaktadır. Sonuç olarak da alerjik hastalarda, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırık, öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler oluşturabilir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Solunum yolu alerjilerinin belirtileri ile gribal enfeksiyonlar birbirine benziyor. Nasıl ayırt edilmeli neler yapılmalı?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kış alerjileri semptomları ve soğuk algınlığı semptomları birbirine çok benzer o nedenle ayırt etmek zordur.</span></span></p>

<p><span><span>Alerji herhangi bir yaşta gelişebilir. Daha önce hiç alerjisi olmayan bir bireyin tüm yakınmalarını sadece soğuk algınlığına bağlamak yanlıştır. Bireyde yeni gelişmiş olabilecek alerjiler asla unutulmamalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Bu iki klinik durumu ayırt ederken semptomların birkaç haftadan uzun sürmesi daha çok alerji lehine bir durumdur, aniden ortaya çıkan semptomlar ise sıklıkla soğuk algınlığı ile ilgilidir,</span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca soğuk algınlığında ateş eşlik edebilirken, alerjik hastalıklarda ateş olmaz</span></span></p>

<p><span><span>Soğuk algınlığında olan kas ağrısı ve halsizlik alerjik hastalıklarda tipik değildir.</span></span></p>

<p><span><span>Soğuk algınlığı olan hastalarda boğaz ağrısı daha sık eşlik ederken alerjik hastalıklarda daha nadirdir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Kışın alerji ilacı kullanımına ara verilmeli mi veya doz değişikliklerine gidilmeli mi?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Hastaların alerji ilaçlarını doktor denetimi olmaksızın kullanması hem hastalığın tedavi kontrolünün kaybına hem de uzun süreli kullanıma bağlı ilaç yan etkilerinin açığa çıkması açısından risklidir.</span></span></p>

<p><span><span>Kış aylarında artan hava kirliliği ve viral enfeksiyonlar nedeniyle çocukların alerjik hastalıklarının kontrolünü sağlamak için doktorunun önerdiği tedaviyi düzenli kullanması ve alerjik semptomlarını artıran tetikleyicilerden uzak durması gerekir.</span></span></p>

<p><span><span>Özellikle çocuğun kreş ve okul gibi ortamlarda geçirdiği sürelerde doktoru tarafından belirlenen tedaviye devam edilmesi ve istenilen koşulların sağlanması tedavi etkinliği açısından çok önemlidir.</span></span></p>

<p><span><span>Hastanın tedavi alması kadar tedaviyi doğru uygulaması da tedavinin en önemli parçasıdır. Solunum yolu ile alınan ilaçların eğitimi; küçük çocuklar için hem aileye hem de kreşte bakıcısına mutlaka anlatılmalı ve doğru uygulandığından emin olunmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Yukarıda yazılan tüm hususlara dikkat edilmesi durumunda gelişebilecek semptom artışı gibi durumlarda tedavide değişiklik veya doz artırımı ancak hastanın doktoru tarafından değerlendirme sonrası yapılmalıdır. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Kışın maske kullanımı alerjiyi tetikleyebilir mi? Yoksa aksine koruyucu mudur?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Maske kullanmak solunum yolu viral enfeksiyonlarını azaltacağı için alerjik astım ve alerjik nezlesi olan hastalarda yararlı olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Çocuklara maske kullanımı hem zordur hem de maske kullanımının oluşturabileceği riskler nedeniyle endişe yaratmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>Maske 2 yaşın üzerinde özel sağlık sorunu olmayan çocuklarda kullanılabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Solunum yolları küçük olması nedeniyle nefes almakta oluşabilecek güçlük nedeniyle 2 yaş altı çocuklarda maske takmaması önerilir.</span></span></p>

<p><span><span>Maske seçiminde yüze tam oturan, burnu ve ağzı tam kapatan TSE onaylı ürünler tercih edilmelidir, bu ürünler temasa bağlı alerji riski düşük, lateks, paraben, naylon gibi maddeler içermeyen özellikte olması önemlidir.</span></span></p>

<p><span><span>Maske takmanın astımı tetiklediğini gösteren bilimsel çalışma yoktur. Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalara göre astım atağında olmayan, astım semptomları kontrol altında olan hastalarda maske kullanımı herhangi bir sorun oluşturmaz. Astımı tetiklemesi beklenmez.</span></span></p>

<p><span><span>Ancak bez maske kullanımında, maskenin parfümlü deterjan veya yumuşatıcı ile yıkanması sonucu astım hastalığı tetiklenebilir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tütün Kullanımı Her Yıl Dünyada 8 Milyon İnsanın Ölümüne Sebep Oluyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tutun-kullanimi-her-yil-dunyada-8-milyon-insanin-olumune-sebep-oluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tutun-kullanimi-her-yil-dunyada-8-milyon-insanin-olumune-sebep-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü&#039;nde, tütün kullanımının yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığını ve en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı. Bağımlılıktan kurtulmak isteyenlere destek olmak için tüm birimleriyle hizmet veren Yeşilay, daha sağlıklı bir gelecek çağrısında bulundu. &quot;Tütün kullanımıyla mücadelede birlikte hareket ederek daha sağlıklı bir gelecek inşa edebiliriz&quot; diyen Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Mücahit Öztürk, dünyada yeni geliştirilen tütün ve nikotin ürünlerinin yarattığı tehlikeye de dikkat çekti. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/tutun-kullanimi-her-yil-dunyada-8-milyon-insanin-olumune-sebep-oluyor-1707423425.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tütün, Kullanımı, Her, Yıl, Dünyada, Milyon, İnsanın, Ölümüne, Sebep, Oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele eden dünyanın en eski sivil toplum kuruluşlarından biri olarak alkolle başlayan mücadelesini tütün, madde, kumar ve son olarak da teknoloji bağımlılığı alanında sürdürüyor. Tütün ürünlerinin kullanımıyla mücadelesini halk sağlığı temelli ve önleyicilik odağında sürdüren Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde tütün ürünlerinin ve elektronik sigaraların yarattığı risklere dikkat çekti. </span></span></p>

<p><span><span><strong>“Her yıl 1,3 milyon kişi pasif içiciliğe maruz kaldığı için hayatını kaybediyor.”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:“Tütün kullanımı, bazı kanserler, kalp krizleri, felçler ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi solunum yolu hastalıkları dahil olmak üzere birçok hastalığın önde gelen nedeni. Hamilelik sırasında sigara kullanımı düşük doğum ve erken doğum riskini artırıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün kullanımının her yıl dünyada 8 milyon insanın ölümüne neden olduğunu; bu ölümlerin 1,2 milyondan fazlasının pasif içicilikten kaynaklandığını ve 65.000'inin ise çocuklar arasında gerçekleştiğini belirtiyor. Tütün ürünlerinin içindeki toksin (zehir) ve kansere neden olabilecek diğer maddeler yanan sigaradan havaya yayılarak, içen kişinin yakınındakiler için de zehirli bir ortam oluşturuyor. Bu sebeple tütün kullanmadığı halde tütüne maruz kalanların durumu da büyük bir önem arz ediyor. Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, soğuk algınlığı, orta kulakla ilgili sorunlar ve akciğer işlevinde azalma gibi solunum sistemine ilişkin sorunların görülme riskinin de daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle dumansız hava sahası çok önemli. 2008'de dünya nüfusunun sadece %5'i dumansız hava sahası kapsamındaydı, ancak bugün dünya nüfusunun dörtte birinden fazlası bu uygulama kapsamında yer alıyor. Son 15 yılda, dumansız hava sahası uygulamalarının kapsadığı ülke sayısı 2007'de 10 iken 2022'de 74'e yükseldi.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>Gençler risk altında</strong></span></span></p>

<p><span><span>Dünyada yeni geliştirilen tütün ve nikotin ürünlerinin yarattığı tehlikeye dikkat çeken Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, “Elektronik sigara olarak bilinen Elektronik Nikotin Dağıtım Sistemleri (ENDS), 2008-2009 yıllarında piyasaya çıktı. 2019'da, yeni bir tek kullanımlık ENDS olan Puff Bar, ABD'de ve 2020'de İsviçre'de piyasaya sürüldü. Bugün, dünya çapında çeşitli tek kullanımlık ENDS markaları ticarileştiriliyor ve bu tek kullanımlık ENDS'lerin sayısı giderek artıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 yılı Küresel Tütün Salgını Raporu, ‘Yeni ve Geliştirilmekte Olan Tütün Ürünlerinin Ele Alınması’temasıyla yayımlandı. Rapora göre, toplam 111 ülke ENDS'yi bir şekilde düzenledi. Bu ülkelerden 32’si ENDS satışını yasakladı ve diğer 79 ülke ENDS'yi düzenlemek için bir veya daha fazla yasal önlemi kabul etti. 84 ülkede hala ENDS'yi ele alan herhangi bir yasak veya düzenleme bulunmamakta,” dedi. </span></span></p>

<p><span><span>Tütün endüstrisinin bu ürünlerin sigarayı bırakmayayardımcı, daha zararsız ürünler olarak tanıttığını; bu ürünlerin"temiz", "dumansız" veya "daha güvenli" diye pazarlandığını söyleyen Prof. Dr. Mücahit Öztürk, şunları ifade etti:“Çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, geleneksel sigaraları ve diğer tütün ürünlerini kullanma olasılığını artırıyor. 20 yaşın altındaki çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, yalnızca nikotinin bu yaş grubundaki zararlı etkileri nedeniyle değil; aynı zamanda elektronik sigara kullanımının, gelecekte diğer tütün ürünlerini de kullanmaya başlamalarına ve tütün ürünlerine bağımlı olmalarına yol açabilmesi nedeniyle de endişe verici.” </span></span></p>

<p><span><span><strong>“Tütün kullanımının önlenmesi için tüm toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor.”</strong></span></span></p>

<p><span><span>"Tütün kullanımı, halk sağlığı açısından kritik bir sorun ve toplumun genel hastalık riskini ve yükünü artırmakta. Tütün kullanımıyla mücadelede bireysel çabaların yanı sıra devlet politikaları ve sivil toplum kuruluşlarının iş birliği de büyük önem taşımakta. Birlikte hareket ederek daha sağlıklı bir gelecek inşa edebiliriz,” diyen Öztürk, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nün sigarayı bırakmak isteyenler için önemli bir fırsat olduğunu belirtti. Prof. Dr. Mücahit Öztürk sözlerini şöyle noktaladı:</span></span></p>

<p><span><span>"Bağımlılıktan kurtulmak isteyen herkese destek olmak için buradayız. Yeşilay Danışmanlık Merkezlerimizde ücretsiz danışmanlık hizmeti vererek sigarayı bırakma sürecinin her adımda yanlarında oluyoruz. T.C. Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘Bırakabilirsin’ mobil uygulamasında tütün bağımlılığından kurtulmak isteyenlere ihtiyaç duydukları destekleri sunuyoruz.</span></span></p>

<p><span><span>Kurulduğu günden bu yana, 1 milyondan fazla çağrı alan Yeşilay Danışmanlık Merkezlerimiz, danışanlarımızın bağımlılıkla mücadelesinde yol gösterici oluyor. En az 3 yüz yüze görüşmeye gelmiş olan danışanlarımıza yaptığımız anketlerde, danışan memnuniyet oranını yüzde 91 olarak ölçümlüyoruz. Bağımlılık gibi zorlayıcı bir alanda; bu yüksek memnuniyet oranı oldukça umut verici.   T.C. Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz ‘Bırakabilirsin’ mobil uygulamasında tütün bağımlılığından kurtulmak isteyenlere ihtiyaç duydukları destekleri sunuyoruz.” </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocukların Sağlıklı Büyümesi İçin En Büyük Güç: Beslenme Çantaları!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarin-saglikli-buyumesi-icin-en-buyuk-guc-beslenme-cantalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarin-saglikli-buyumesi-icin-en-buyuk-guc-beslenme-cantalari</guid>
<description><![CDATA[ Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk: “Ev salçası sürülmüş bir ekmek, paketli bir abur cuburdan çok daha sağlıklı. Haydi aileler! Akademik başarı yetmez, sağlıklı nesiller yetiştirmek sizin elinizde” ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/09/cocuklarin-saglikli-buyumesi-icin-en-buyuk-guc-beslenme-cantalari-1725976563.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocukların, Sağlıklı, Büyümesi, İçin, Büyük, Güç:, Beslenme, Çantaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>2024-2025 Eğitim ve öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala eğitimciler kadar aileler de hazırlıkları hızlandırdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Okul hazırlıklarının aileler için sadece giyim, kırtasiye ve akademik hazırlıktan ibaret olmaması gerektiğini belirten Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “sağlıklı nesiller için koruyucu hekimlik ilk şartlardan biri. Koruyucu hekimlikte ise doğru ve dengeli beslenme alışkanlıkları büyük bir öneme sahip. Geleceğimiz olan çocuklarımızı eğitim ve öğretim döneminde sağlıklı beslenme, güçlü bir bağışıklığa ve dolaylı olarak hastalıklardan korunmaya ve ders başarısına uzanan bir zinciri kapsıyor. Bizler, Türk Böbrek Vakfı olarak gerek okul eğitimleri ile gerekse “okul gıdası logosu” projesi ile üstümüze düşen her türlü görevi yürütüyor ve takipçisi oluyoruz. Şimdi sıra ailelerde. Çocuklarımızın sağlığını kötü ve yetersiz beslenmeye emanet etmemeliyiz. Elimizde büyük bir güç var: beslenme çantaları. Bizler edinilmesi gereken beslenme alışkanlıklarını, onlara sunduğumuz sağlıklı beslenme çantaları ile oturtmalı ve salgın gibi ilerleyen obezite dahil birçok hastalığın önüne geçmeliyiz. Haydi aileler, akademik başarı yetmez sağlıklı nesiller sizlerin elinde” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Okullar açılması ile çocukları yeni bir düzenin beklediğini belirten Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın; “Öğrencilerin günde en az birana, bir ara öğünlerini okulda geçirdiklerini düşündüğümüzde, öğrencilerin okullarda ulaşabildikleri yiyeceklerin de sağlıklı olması gerekiyor. Ancak okul kantinlerinde ve okulların çevresinde bulunan marketlerde öğrenciler sağlıksız besinlere, paketli abur cuburlara kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Bu durum öğrencilerin hem ders başarısını hem de başta obezite ve şeker hastalığı olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlayarak çocukların sağlığını etkileyebiliyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>“Sağlıklı beslenme düzeni için ilk şart: öğün atlamamak ve birlikte masaya oturmak”</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Sağlıklı beslenme düzeninin evde başlaması ve okulda da veliler tarafından desteklenmesi gerektiğine dikkat çeken Gökçen Efe Aydın; “Evde bu düzeni oturtmanın en kolay yöntemi, öğün atlamadan hep birlikte masaya oturmak ve sağlıklı besinler ile beslenmekten geçiyor. Evde peynir, yumurta, tam tahıllı ekmek, zeytin ve mevsim yeşilliklerinin yer aldığı dengeli bir kahvaltı ile güne başlayan ve okulda yapacakları öğünleri beslenme çantalarından temin eden çocuklar hem okul başarısına hem de güçlü bir bağışıklığa sahip olacaklardır.”</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>“Okul gıdası logosunu erteleme gibi bir lüksümüz olmamalı”</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Çocukların sağlıklı besinlere kolaylıkla erişebilmesi hedefiyle hayata geçirilen “<strong>Okul Gıdası Logosu</strong>” ile ilgili de bilgi veren Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “Ülkemizde bu konuda bir ilk gerçekleşti ve bu proje için dönemin üç bakanlığı bir araya geldi. Proje, protokol ve girişim olarak başarılı başlasa da önce covid salgını, ardından 6 Şubat depremi nedeniyle uygulamaya ne yazık ki geçilemedi. Öğrencilerin sağlıklı beslenebilmesi için elimizdeki en önemli araçlardan biri olan okul gıdası logosunun uygulanması, maalesef 2026 yılına ertelendi. Türkiye, dünyanın en obez ülkelerinden biriyken erteleme gibi bir lüksümüz olmamalı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Velilere, öğretmenlere ve öğrencilere görsel bir rehber niteliği taşıyan okul gıdası logosunun sivil toplum kuruluşları, gıda ve içecek sanayi ile ivedilikle mutabakat sağlanarak uygulanması taraftarıyız” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Örnek beslenme çantası içerikleri ile ilgili bilgi veren Gökçen Efe Aydın; “Gün boyu ihtiyaç duyulan enerjinin bir bölümü beslenme çantasındaki besinler ile karşılanabilir. Bütün besin gruplarının bulunduğu bu beslenme çantaları, okulda yeterli ve dengeli beslenmek için kilit rol oynar. Tam tahıllı sandviçler, taze meyveler, yoğurt, kuruyemiş gibi besinler, çocukların ihtiyacı olan enerjiyi sağlarken, onların zihinsel ve fiziksel performansını da destekler.”</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Örnek Beslenme Çantası İçerikleri</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Tam tahıllı peynirli sandviç – Ayran</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Mevsim meyvesi – Kuruyemişler – Yoğurt</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kuru meyve – Kefir – Galeta</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ev yapımı az şekerli kurabiye/kek – Süt – Kuruyemiş</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ev yapımı peynirli tost – Ayran – Yeşillik</span></span></span></p>

<p><span><span>Evde yapılan sebze/et yemeği – Ayran -Tam tahıllı ekmek</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dikkat: Türkiye Obezite’de Dünya 3.sü!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dikkat-turkiye-obezitede-dunya-3su</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dikkat-turkiye-obezitede-dunya-3su</guid>
<description><![CDATA[ Aşırı sıcaklar şekerli içecek tüketimini de arttırdı! Şekerli hazır içecekler bağımlılığa neden oluyor! ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/08/dikkat-turkiye-obezitede-dunya-3su-1724062919.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dikkat:, Türkiye, Obezite’de, Dünya, 3.sü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcak havaların etkisiyle artan sıvı ihtiyacı, beraberinde şeker tüketimini tetikliyor. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, sıcak havaların etkisiyle tüketimi hızla artan kutu gazlı içecekler ve şeker oranı fazla olan içeceklerle ilgili uyarılarda bulundu. Erk, obezitede Türkiye’nin Amerika ve Meksika’dan sonra dünya üçüncüsü olduğuna dikkat çekerek, bu içeceklerin şeker hastalığı, obezite, kronik böbrek rahatsızlıkları, kalp hastalıkları ve diş problemlerine davetiye çıkardığını söyledi. Erk, sağlıklı yaşam için saf su tüketilmesinin altını çizdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aşırı sıcaklarda artan şeker tüketimi birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Türk Böbrek Vakfı, halkı aşırı şekerli içeceklerin yol açacağı hastalıklara karşı uyarmak ve sağlıklı içecekler yapmak için bir etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinlikte su tüketimi konusunda vatandaşlar uyarıldı, evde yapılabilecek sağlıklı içeceklerin tarifi paylaşıldı. Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk’in ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen etkinlikte, TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, evde yapılabilecek, sağlıklı serinletici içecek tariflerini uygulamalı olarak anlatılırken, İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin ise, aşırı şekerli içeceklerin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini anlattı.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>“Sağlığınız için saf su tüketin”</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün, sağlıklı bir bireyin günlük basit şeker tüketiminin 50 gram olarak açıkladığını, ancak Türkiye'de kişi başı şeker tüketimi bunun üç katı olan 150 gram seviyesinde olduğunu, yaz aylarında ise bu miktarın daha da arttığını söyleyen Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Türkiye’de yüzlerce, ileri safhada obez insan olduğuna dikkat çekerek, bu oranın yüzde 60’ının 18 yaş altında genç bireylerden oluştuğunu söyledi. Erk, “Türkiye’nin sağlıklı nesillerin yetişmesi ile ilgili sıkıntıları var. Biz Türkiye’de sağlıklı neslin yetişmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu konuda birçok proje için Sağlık Bakanlığı ile işbirliği yaptık. Çocuk çağında obezite ile mücadele için şeker tüketimini azaltmaya yönelik hangi etkenler varsa, bunun üzerinde duruyoruz. Bu yaz küresel çapta hava sıcaklığı mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bu da insanları sıvı tüketmeye zorluyor. Burada önemli olan ne tür sıvı alacağız, neyin faydası var, neyin zararı var bunun altını çizmek. Bu yüzden bugün burada bu etkinliği düzenledik.” dedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Su tüketimiyle ilgili bilgi veren Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, “Hazır paketli içeceklere alternatif olarak aklınıza mümkün mertebede su gelmeli. Suyun yerini hiçbir şey tutmaz. Su tüketimi de vücut kitle endeksine uygun olmalı. Benim gibi 90 kilo biri için miktar 2,5 litredir. Ben bile bu işin uzmanlarından biri olmama rağmen, bu yaz su tüketimi konusunda sınıfta kaldım. Suyun alternatifleri ne diye sorarsanız; ayran ve süt. Saf su içemeyenler ise suyun içerisine tarçın, zencefil, bir avuç kesilmiş salatalık ekleyerek hafif tat verebilirler. Ama şeker kesinlikle olmamalı. 1 teneke kutu gazlı içeceğin içerisinde 10 küp şeker yani 35 gram şeker var. Bu da vücuda şeker hastalığı olarak geri dönüyor. Diyabetin sonucu da obeziteye gidiyor. Dünyada her yıl yüzde 10’luk obezite artışı varsa bunun ilk 3’ünde ne yazık ki Türkiye var. Birinci sırada Amerika, ikinci sırada Meksika, sonra Türkiye geliyor. Hep beraber çalışarak bu oranı düşürmeliyiz. Şeker tüketimindeki bilinci artırarak, farkındalık yaratacağız. Son zamanlarda Tarım ve Orman Bakanlığı da limon aromalı limonata, şekersiz limonata gibi yanıltıcı etiketler olan ürünlerin satılmaması konusunda çalışmalar yapıyor. Limonataya, sıfır şekersiz deniliyor, millet hemen kapış kapış alıyor, içiyor. Halbuki içinde tatlandırıcı bulunuyor. Çocuklar bunu tüketiyor ve zaman içinde obez ve kanserojen etki oluşturabiliyor.”</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>“Çocuklar ve gençler şekerli içeceklerin cazibesine kapılmamalı”</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin günlük hayatta sıklıkla tüketilen gazlı içecekler, hazır meyve suları, enerji içecekleri, hazır limonata, şurupların eklendiği ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, şöyle konuştu:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>“100 ml içecekte 11 gramdan fazla şeker içeren içecekler yüksek şekerli içecekler olarak tanımlanıyor. Örneğin, bir kutu şekerli içecek yaklaşık 39 gram şeker içerir, bu da yaklaşık 10 çay kaşığı şekere denk gelir. Bir kutu şekerli içecek, ortalama olarak 150 kalori içerir ve bu kalorinin büyük bir kısmı rafine şekerden gelir. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisine göre, günlük şeker alımı toplam kalorinin yüzde 10’unu geçmemeli, hatta yüzde 5’in altında olmalıdır. Bu oranı aşmak, kilo alımı ve obeziteye yol açabilir. Özellikle çocuklar ve gençler, bu tür içeceklerin cazibesine kapılmakta ve bu da genç yaşta sağlık sorunları riskini artırmaktadır. Yapılan çalışmalar aşırı şeker tüketiminin diş çürüğü riskinde artış, obezite, kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve karaciğer yağlanması ile ilişkili olduğunu ileri sürmektedir. Aşırı şeker tüketimi, karın bölgesindeki yağlanmayı artırabilir. Bu tür yağlanma, metabolik sendrom riskini artırarak tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Aşırı şekerli içecekler, pankreasın sürekli fazla insülin üretmesine neden olabilir. Zamanla bu durum, insülin direncine ve nihayetinde diyabete yol açabilir. Diyabet ise uzun vadede göze, kalbe ve böbreğe zarar verebilir. Bu tür içecekler yüksek kalori içerirler ancak besin değeri açısından fakirdirler. Vitaminler, mineraller veya lif gibi vücut için gerekli besin maddelerini içermezler. Bu da şekerli içecek tüketenlerin sağlıklı besinlerden alabilecekleri faydaları kaçırmasına neden olabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>“Şekerli içecekler bağımlılık yaratabilir”</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Bilim Dalı’ndan Uz. Dr. Hümeyra Rekalı Şahin, şekerli içeceklerin beyinde dopamin salgısını artırarak geçici bir mutluluk hissi yarattığını ve bu durumun, özellikle çocuklarda ve gençlerde bir tür bağımlılığa yol açabildiğini söyledi. Şahin, “Bu tür içecekleri sık tüketmek, beynin ödül merkezlerini uyarır ve daha fazla şeker tüketme isteği doğurur. Bu da zamanla sağlıksız bir döngü yaratır ve bireylerin uzun vadede sağlıklı alışkanlıklar geliştirmesini zorlaştırır. Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle bireysel farkındalığı artırmak çok önemli. Tüketiciler olarak bilinçli seçimler yapmalı ve şekerli içeceklerin yerine daha sağlıklı alternatiflere yönelmeliyiz. Su, bitki çayları, şekersiz içecekler gibi seçenekler hem sağlığımızı korur hem de genel yaşam kalitemizi artırır. Ayrıca, çocuklara ve gençlere erken yaşta sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak, uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemede kritik bir rol oynar” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>“Evde limonata, soğuk çay, meyve suyu yapmak çok kolay”</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, dışarıda satılan şekerli, gazlı içeceklere karşı evde bulunan malzemelerle sağlıklı, pratik içeceklerin tarif bilgisini paylaştı. Aydın, “Dışarıda satılan şekerli kutu içeceklerin ne kadar sağlıksız olduğunu hepimiz biliyoruz. O yüzden ev yapımı bazı içecekler hazırladık. Bu içeceklere tat vermesi için bal veya pekmez kullandık. Bunları da çok az miktarda kullandık ve sağlıklı, aromatik, şekersiz içeceklerimiz oldu. Ev yapımı limonata, buzlu çay yaptık. Bunların içerisine çok az miktarda bal ve pekmez koyduk. Komposto, reyhan şerbeti hazırladık ve yine içerisinde sadece meyvenin kendi şekeri var. Şeker miktarı az olduğu için sağlıklı oldu. Hazırlaması ise gerçekten çok kolay. Mesela limonatayı 5 dakika içerisinde hazırlayabilirsiniz ve sonrasında soğutmanız gerekecek. Limonu aldığınızda kabuğunu bal ile karıştırıp, biraz üzerine limonun suyunu sıkıp sonra nane ve su ile karıştırdığınızda bir limonata oluşuyor. Bunun yanında buzlu çay yapabiliriz. Evde herkes mutlaka çay demliyordur. O kalan çayı atmayıp, biraz kullanıp sonra üzerine limon sıkıp nane ve suyla onu çoğaltabiliriz. Üzerine bal koyarak bir soğuk çay elde etmiş olabiliriz. Maliyet olarak baktığımızda da yine son derece uygun. Herkesin evinde çay, limon, nane, bal var. Çok fazla pahalı diyebileceğimiz bir ürün yok. Bir bahçe varsa çok daha kolay. Yine bahçeden topladığımız meyveleri kaynatıp aslında onun suyunu elde edebiliriz. Bu şekilde çok daha uygun bir fiyata sağlıklı içecekler elde edebiliriz” diye konuştu.</span></span></span></p>

<p><span><span>Dışarıda satılan kahvelerle ilgili ise meyve ve sebze şurupları kullanılmayan içecekleri tercih etmemizi söyleyen Aydın, “Dışarıdan aldığımız kahvelerde bir sürü meyvenin, sebzenin şurupları var. Hepsinin içerisinde ya şeker ya nişasta bazlı şeker var. Bunların miktarının da çok fazla olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla vücudumuza zararlı diyebiliriz. Bunları dışarıda içiyorsak özellikle şurupsuz, sade bir şekilde içmemiz çok daha iyi olacaktır. Kahvenin içerisinde sadece süt kullanılarak tüketilmesi daha yararlı olacaktır” dedi.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Koyu renkli balların antioksidan içeriği daha yüksek</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/koyu-renkli-ballarin-antioksidan-icerigi-daha-yuksek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/koyu-renkli-ballarin-antioksidan-icerigi-daha-yuksek</guid>
<description><![CDATA[ Oldukça sağlıklı bir besin olan balın tüketilirken porsiyon kontrolünün oldukça önemli olduğunu ifade eden uzmanlar, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılmasının yasak olduğunu söylüyor. Balın doğal olarak antioksidan özelliği olduğunu kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğunun görüldüğünü vurguladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/koyu-renkli-ballarin-antioksidan-icerigi-daha-yuksek-1698660825.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Koyu, renkli, balların, antioksidan, içeriği, daha, yüksek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı bir besin olan bal hakkında tüm bilinmeyenleri anlattı.</span></span></p>

<p><span><span>Arıların bitkisel kaynaklardan topladıkları nektarları metabolize ederek bala dönüştürmelerinin biyokimyasal bir süreç olduğunu ifade eden Yiğit, doğal bir besin olan bala, dışarıdan herhangi bir madde katılması veya balın doğal yapısında bulunan bir maddenin uzaklaştırılmasının kanun ve yönetmeliklerce yasaklandığını söyledi. Hülya Yiğit, şunları kaydetti:</span></span></p>

<p><span><span>“Bal, doğal olarak antioksidan özelliği olan bir gıdadır. Yapılan bir araştırmada koyu renkli balların antioksidan içeriğinin açık renkli olanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bal içerdiği vitaminler, mineraller, organik asitler, flavonoidler ve enzimler nedeniyle sindirimi kolay, besleyici ve pek çok hastalığa karşı koruyucu ve tedavi edici özellik gösteren fonksiyonel bir besindir. Bal bileşiminde bulunan potasyum, fosfor, demir, magnezyum, sodyum, mangan, klor, kükürt ve iyot gibi insan vücudunun ihtiyaç duyduğu mineral maddelerce de zengin bir besin kaynağıdır.”</span></span></p>

<p><strong><span><span>Bağışıklık sistemini de destekliyor</span></span></strong></p>

<p><span><span>Bal bakteri, virüs ve mantarlara karşı vücudun bağışıklık sistemine destek olduğuna dikkati çeken Yiğit, “Özellikle kış aylarında bağışıklığı güçlendirmek ve soğuk algınlığından korunmak için tüketmekte fayda vardır. Bal içeriğindeki flavonoidler sayesinde kansere karşı koruyucu etki de göstermektedir. Yapılan birçok bilimsel araştırma balın, mide ülserinin temel etkeni olan Helicobacter pylori bakterisinin gelişimini yavaşlatarak hastalığın etkisini azalttığını bildirmiştir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Porsiyon kontrolüne dikkat!</span></span></strong></p>

<p><span><span>“Bal oldukça sağlıklı bir besindir ancak tüketilirken porsiyon kontrolü oldukça önemlidir.” diyen Yiğit, içeriğinde yüzde 82 oranında karbonhidrat ve yüzde 1 oranında vitamin, mineral ve biyoaktif bileşikler bulundurduğunu, şeker oranı oldukça yüksek olduğu için diyabetik bireylerin tüketirken oldukça dikkatli olması gerektiğini söyledi. </span></span></p>

<p><span><span>“Dikkatli olunması gereken diğer bir grup ise 1 yaş altı bebeklerdir. Botulizm riski sebebiyle bebeklere 1 yaşında önce bal yedirilmemeli.” diyen Hülya Yiğit, sağlıklı bireylerin gün aşırı olarak 1 tatlı kaşığı kadar bal tüketmesinin vücut için yeterli olacağını, fazla miktarda bal tüketiminin kan şekeri dengesizliklerine, iştah kontrolünün azalmasına ve kilo artışına sebep olabileceğini de sözlerine ekledi.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beslenme Düzenine Sadece Bir Avuç Ceviz Eklemek Tüm Aile İçin Faydalar Doğurabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beslenme-duzenine-sadece-bir-avuc-ceviz-eklemek-tum-aile-icin-faydalar-dogurabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beslenme-duzenine-sadece-bir-avuc-ceviz-eklemek-tum-aile-icin-faydalar-dogurabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yeni modelleme araştırması, tipik Amerikan beslenme düzenine yalnızca 25-30 gram ceviz eklemenin, tüm yaşam evrelerinde birçok besinsel fayda sağlayan basit bir değişiklik olduğunu gösteriyor.

Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington&#039;daki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma1, normalde kuruyemiş yemeyen çocuk ve yetişkinlerin beslenme düzenine 25-30 gram (ya da bir avuç) ceviz eklenmesinin diyet kalitesini ve halk sağlığı açısından önem taşıyan ve az tüketilen bazı besin maddelerinin alımını artırdığını ortaya koydu.

Tutarlı kanıtlar, cevizin atıştırmalık olarak ya da bir öğün içinde iyi bir beslenme sağlayabileceğini ve yaşam boyu sağlıklı bir diyetin parçası olabileceğini gösteriyor.1,2

Çalışmanın baş araştırmacısı ve Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington&#039;da Kıdemli Beslenme Öğretim Görevlisi olan Dr. Thiagarajah, &quot;Kuruyemiş tüketimi halihazırda Amerikalılar İçin Beslenme Rehberi&#039;nde sağlıklı beslenme düzeninin bir parçası olarak teşvik edilmesine rağmen, tüketiciler genellikle tam tahıllar, meyve ve sebzelerle birlikte kuruyemişi de yeterince tüketmiyor&quot; dedi.

Thiagarajah, ayrıca ceviz gibi besleyici gıdaların dengeli beslenmenin bir parçası olarak yeterince tüketilmemesi besin yetersizliklerine yol açabileceğini ve beslenme düzenine eklendiğinde, cevizin tüm aile için beslenmede kazanımlara yol açacağını vurguladı.

Ebeveynler ve veliler için, çocukların ve ergenlerin ihtiyaç duydukları tüm besin maddelerini almalarını sağlamak zor olabilir.3 Bu çalışma, hem çocukların hem de yetişkinlerin tipik diyetini inceleyen ve diyete basit bir ceviz ilavesinin daha iyi bir beslenme durumuna ulaşmaya nasıl yardımcı olabileceğinin simülasyonunu yapan az sayıdaki çalışmadan biridir. Atıştırmalıklara ve yemeklere cevizi dahil etmek, yetişkinler ve çocuklar için diyetlerinin bir parçası olarak değerlendirebilecekleri kolay bir seçenek olabilir.

Çalışma Hakkında Genel Bilgiler

Şu anda kabuklu yemiş tüketmeyen yaklaşık 8.000 Amerikalının tipik günlük diyetine 25-30 gram ceviz eklendiğinde neler olacağını görmek için gelişmiş istatistiksel modelleme teknikleri kullanıldı.

Katılımcıların sağlık ve beslenme bilgileri, Amerika Birleşik Devletleri&#039;nde yaşayan insanların ulusal olarak temsil edildiği, kesitsel bir anket olan Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi&#039;nden (NHANES) elde edildi. Bu bilgiler, yaş grubu (4-8 yaş, 9-13 yaş, 14-18 yaş, 19-50 yaş, 51-70 yaş, 71 yaş ve üzeri) ve cinsiyete göre analiz edildi.

Dr. Thiagarajah, &quot;Öncelikle, tipik Amerikan beslenme düzenine bir avuç ceviz eklemenin potasyum, besinsel lif ve magnezyum dahil olmak üzere 2020-2025 ABD Amerikalılar için Beslenme Kılavuzları&#039;nda belirlenen halk sağlığı açısından endişe verici besin maddelerinin alımını nasıl değiştirebileceğini görmek istedik&quot; dedi.

Araştırmacılar, daha sonra 2015 Sağlıklı Beslenme Endeksi&#039;ni (HEI-2015) kullanarak, 25-30 gram ceviz eklenmiş ve eklenmemiş beslenme düzenlerinin kalitesini değerlendirdi.

Sonuçların Özeti

Amerikalıların tipik diyetlerine 25-30 gram ceviz eklenerek, aşağıda Tablo 1&#039;de belirtilen sonuçlara ulaşıldı.



Dr. Thiagarajah, &quot;Bu bir müdahale ya da beslenme çalışması değildi, fakat bu araştırmanın bir parçası olarak yapılan modelleme; genel sağlık üzerinde anlamlı etkileri olabilecek, genel halk için kapsamlı diyet etkilerini değerlendirmemize olanak tanıdığı için son derece önemli&quot; dedi.

Çalışmada modelleme yapmak için kişilerin kendi bildirdikleri 24 saatlik beslenme düzeni hatırlama verilerinin kullanılması ve gıda alımındaki büyük günlük varyasyonlar nedeniyle bu verilerin ölçüm hatasına tabi olması, çalışmanın kısıtları arasında yer alıyor.

Ayrıca bu çalışma sadece ceviz tüketmeyen tüketicilerin diyetine ceviz eklenmesinin nasıl etkilenebileceğini açıklamak için kullanılabilir (n=7.757). Hiç ceviz tüketmeyen kişilerin çoğunluğu daha genç, Hispanik ya da siyah ve yıllık hane gelirleri 20.000 doların altında.

Bu modelleme çalışması ceviz tüketiminin potansiyel olumlu beslenme etkisini ortaya koyarken, bu sonuçları doğrulamak için daha fazla gözlemsel çalışmaya ya da iyi tasarlanmış randomize klinik çalışmalara ihtiyaç var.

 

Günlük beslenme düzenine 25-30 gram ceviz eklemek gibi basit bir strateji, her yaştan insan için beslenme kalitesini artırmaya yönelik bir çözüm olabilir.Bu modelleme çalışması, ceviz gibi besin açısından yoğun gıdalarla yapılan küçük diyet değişikliklerinin besin alımı ve diyet kalitesi üzerinde önemli faydaları olabileceğini açıkça göstermektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/02/beslenme-duzenine-sadece-bir-avuc-ceviz-eklemek-tum-aile-icin-faydalar-dogurabilir-1677066837.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beslenme, Düzenine, Sadece, Bir, Avuç, Ceviz, Eklemek, Tüm, Aile, İçin, Faydalar, Doğurabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Yeni modelleme araştırması, tipik Amerikan beslenme düzenine yalnızca 25-30 gram ceviz eklemenin, tüm yaşam evrelerinde birçok besinsel fayda sağlayan basit bir değişiklik olduğunu gösteriyor.</span></span></p>

<p><span><span>Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington'daki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma1, normalde kuruyemiş yemeyen çocuk ve yetişkinlerin beslenme düzenine 25-30 gram (ya da bir avuç) ceviz eklenmesinin diyet kalitesini ve halk sağlığı açısından önem taşıyan ve az tüketilen bazı besin maddelerinin alımını artırdığını ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span><span>Tutarlı kanıtlar, cevizin atıştırmalık olarak ya da bir öğün içinde iyi bir beslenme sağlayabileceğini ve yaşam boyu sağlıklı bir diyetin parçası olabileceğini gösteriyor.1,2</span></span></p>

<p><span><span>Çalışmanın baş araştırmacısı ve Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington'da Kıdemli Beslenme Öğretim Görevlisi olan Dr. Thiagarajah, "Kuruyemiş tüketimi halihazırda Amerikalılar İçin Beslenme Rehberi'nde sağlıklı beslenme düzeninin bir parçası olarak teşvik edilmesine rağmen, tüketiciler genellikle tam tahıllar, meyve ve sebzelerle birlikte kuruyemişi de yeterince tüketmiyor" dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Thiagarajah, ayrıca ceviz gibi besleyici gıdaların dengeli beslenmenin bir parçası olarak yeterince tüketilmemesi besin yetersizliklerine yol açabileceğini ve beslenme düzenine eklendiğinde, cevizin tüm aile için beslenmede kazanımlara yol açacağını vurguladı.</span></span></p>

<p><span><span>Ebeveynler ve veliler için, çocukların ve ergenlerin ihtiyaç duydukları tüm besin maddelerini almalarını sağlamak zor olabilir.3 Bu çalışma, hem çocukların hem de yetişkinlerin tipik diyetini inceleyen ve diyete basit bir ceviz ilavesinin daha iyi bir beslenme durumuna ulaşmaya nasıl yardımcı olabileceğinin simülasyonunu yapan az sayıdaki çalışmadan biridir. Atıştırmalıklara ve yemeklere cevizi dahil etmek, yetişkinler ve çocuklar için diyetlerinin bir parçası olarak değerlendirebilecekleri kolay bir seçenek olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Çalışma Hakkında Genel Bilgiler</span></span></p>

<p><span><span>Şu anda kabuklu yemiş tüketmeyen yaklaşık 8.000 Amerikalının tipik günlük diyetine 25-30 gram ceviz eklendiğinde neler olacağını görmek için gelişmiş istatistiksel modelleme teknikleri kullanıldı.</span></span></p>

<p><span><span>Katılımcıların sağlık ve beslenme bilgileri, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan insanların ulusal olarak temsil edildiği, kesitsel bir anket olan Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi'nden (NHANES) elde edildi. Bu bilgiler, yaş grubu (4-8 yaş, 9-13 yaş, 14-18 yaş, 19-50 yaş, 51-70 yaş, 71 yaş ve üzeri) ve cinsiyete göre analiz edildi.</span></span></p>

<p><span><span>Dr. Thiagarajah, "Öncelikle, tipik Amerikan beslenme düzenine bir avuç ceviz eklemenin potasyum, besinsel lif ve magnezyum dahil olmak üzere 2020-2025 ABD Amerikalılar için Beslenme Kılavuzları'nda belirlenen halk sağlığı açısından endişe verici besin maddelerinin alımını nasıl değiştirebileceğini görmek istedik" dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Araştırmacılar, daha sonra 2015 Sağlıklı Beslenme Endeksi'ni (HEI-2015) kullanarak, 25-30 gram ceviz eklenmiş ve eklenmemiş beslenme düzenlerinin kalitesini değerlendirdi.</span></span></p>

<p><span><span>Sonuçların Özeti</span></span></p>

<p><span><span>Amerikalıların tipik diyetlerine 25-30 gram ceviz eklenerek, aşağıda Tablo 1'de belirtilen sonuçlara ulaşıldı.</span></span></p>

<p><span><span><img src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fbasinodam.s3.eu-west-1.amazonaws.com%2Fimages%2F2023%2F02%2F15928-original.jpg&proxy=yes&key=a85216cd192d7af7fc3ad921e86aae67"></span></span></p>

<p><span><span>Dr. Thiagarajah, "Bu bir müdahale ya da beslenme çalışması değildi, fakat bu araştırmanın bir parçası olarak yapılan modelleme; genel sağlık üzerinde anlamlı etkileri olabilecek, genel halk için kapsamlı diyet etkilerini değerlendirmemize olanak tanıdığı için son derece önemli" dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Çalışmada modelleme yapmak için kişilerin kendi bildirdikleri 24 saatlik beslenme düzeni hatırlama verilerinin kullanılması ve gıda alımındaki büyük günlük varyasyonlar nedeniyle bu verilerin ölçüm hatasına tabi olması, çalışmanın kısıtları arasında yer alıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca bu çalışma sadece ceviz tüketmeyen tüketicilerin diyetine ceviz eklenmesinin nasıl etkilenebileceğini açıklamak için kullanılabilir (n=7.757). Hiç ceviz tüketmeyen kişilerin çoğunluğu daha genç, Hispanik ya da siyah ve yıllık hane gelirleri 20.000 doların altında.</span></span></p>

<p><span><span>Bu modelleme çalışması ceviz tüketiminin potansiyel olumlu beslenme etkisini ortaya koyarken, bu sonuçları doğrulamak için daha fazla gözlemsel çalışmaya ya da iyi tasarlanmış randomize klinik çalışmalara ihtiyaç var.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span><span>Günlük beslenme düzenine 25-30 gram ceviz eklemek gibi basit bir strateji, her yaştan insan için beslenme kalitesini artırmaya yönelik bir çözüm olabilir.Bu modelleme çalışması, ceviz gibi besin açısından yoğun gıdalarla yapılan küçük diyet değişikliklerinin besin alımı ve diyet kalitesi üzerinde önemli faydaları olabileceğini açıkça göstermektedir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ani Isı Değişimleri Alerjinizi Tetikleyebilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ani-isi-degisimleri-alerjinizi-tetikleyebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ani-isi-degisimleri-alerjinizi-tetikleyebilir</guid>
<description><![CDATA[ Yaz aylarının vazgeçilmezi klimalar soğuk ortamı hızla ısıtmak isteyen bireyler için kışın da vazgeçilmez oluyor. Fakat kış aylarında ani ısı değişimleri yaratan klimalar, tıpkı yaz aylarında olduğu gibi alerji riski taşıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof.  Dr. Demet Can, “Kış aylarında özellikle daha önceden bilinen astım, alerjik rinit, egzama, kronik ürtiker (kurdeşen) gibi hastalıkları olan bireyler klimadan daha fazla etkileniyor” diyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/ani-isi-degisimleri-alerjinizi-tetikleyebilir-1698405752.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ani, Isı, Değişimleri, Alerjinizi, Tetikleyebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Küresel ısınma ile birlikte klima ihtiyacı ve klima kullanım süresi arttı. Sadece evlerde değil okul, işyeri, taşıtlar hatta tatillerde bile zamanımız klimalı ortamlarda geçiyor.  Yaz aylarında zorunlu olarak kullandığımız klimaları, kışın bulunduğumuz soğuk ortamı hızla ısıtma ihtiyacı nedeniyle daha fazla tercih eder olduk. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof.  Dr. Demet Can, “Fakat başta alerjik reaksiyonlar olmak üzere sağlığımızı etkileyen klimalar kış aylarında da tıpkı yaz aylarında olduğu gibi alerjik tepkimelere yol açabiliyor” diyor. Prof. Dr. Demet Can klima alerjisiyle ilgili şunları anlatıyor:</span></span></p>

<p><span><span><strong>Solunum yollarında kuruluk, yanma ve kaşıntı ile kendini gösteren cilt ve göz kuruluğu…</strong></span></span></p>

<p><span><span>“Akıllı binalar gibi kapalı ve havalandırması sınırlı alanlarda yoğun bir şekilde çalışan klimalar, iç mekân havasını dolaştırarak toz, alerjen ve mikropların yayılma riskini artırabilir. Bu durum solunum yolu alerjisi olanlarda yakınmalara ve alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Klima ünitesinde birikebilecek nem nedeniyle küf sporları oluşur ve sporlar ünitenin içinden geçen havayla yayılabilir. Bu durum yatkınlığı olan bireylerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir.  Alerjik reaksiyonlar kendini hapşırık, burun akıntısı, geniz akıntısı ve bazen de öksürük gibi bulgularla gösterir hatta astım krizine kadar ilerleyebilir. Sadece rutubet ve küf değil soğuk hava da alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Artan hava akımı ile alerjen temasının artması alerjik reaksiyonlarda artışa neden olur. Klimalar ayrıca solunum yollarında kuruluğa, yanma ve kaşıntı ile kendini gösteren cilt ve göz kuruluğuna yol açar.”</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Turkiye_Ulusal_Alerji_ve_Klinik_Immunoloji_Dernegi_AID_Baskan_Yardimcisi_Prof__Dr__Demet_Can.jpg"></span></span></p>

<p><span><span><strong>Ne yapabiliriz?</strong></span></span></p>

<p><span><span>Klima sistemini sürekli olarak kullanmak yerine, ara sıra kapatmanın veya fan modunda çalıştırmanın ortam havasının taze hava ile karışmasını sağlayacağını ifade eden Demet Can, “Mümkünse pencere ve kapıların kısa süreliğine açılması da ortamdaki havanın tazelenmesine yardımcı olur. Kapalı iş ortamlarında çalışanların gün içinde birkaç defa açık havaya çıkması önerilir. Klima sistemlerinin filtreleri, 6 ayda bir temizlenmeli veya değiştirilmelidir. Temiz filtreler, havadaki partiküllerin yayılma riskini azaltır ve ortam havasını daha temiz tutar. Klima kullanırken oda sıcaklığını ve nemini dengede tutmak önemlidir. İdeal oda sıcaklığı genellikle 20-24°C arasında, nem seviyesi ise %40-60 civarındadır. Ancak soğuk rahatsız ediyorsa ısı 27°C ‘ye kadar çıkarılabilir” dedi.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dikkat Duygularınız Acıktırabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dikkat-duygulariniz-aciktirabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dikkat-duygulariniz-aciktirabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yemek, hayatta kalmak için fizyolojik ihtiyaçlarımızın en önemli kısmını oluşturuyor, vücudumuzun hayatta kalmak için yemeğe ihtiyacı var. Yaptığımız birçok şeyin merkezinde yemek bulunuyor. Yani yemek paylaşmanın, bağlanmanın ve iletişim kurmanın bir yolu olarak görülebilir. Moodist Hastanesi’nden Psikolog Beril Eser, sadece fiziksel açlığı doyurmanın yanı sıra stres, rahatlama, ödül gibi birçok durumda yemek ile aramızda duygusal bir bağ olduğunu ve buna bağlı olarak duygusal yemenin kontrol edilemez bir durum olduğunu dile getiriyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/12/dikkat-duygulariniz-aciktirabilir-1671563730.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dikkat, Duygularınız, Acıktırabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Hayatta kalmak için yemek bedenimizin fizyolojik bir ihtiyacı. Peki, yemek ile aramızda nasıl bir duygusal bağ var? Kimi zaman stresli bir anda kimi zaman rahatladığımız bir anda kimi zaman ise ödül gibi birçok durumda yemek yeriz. Moodist Hastanesi’nden Psikolog Beril Eser yemek ile aramızda duygusal bir bağ olmasının normal olduğunu ama göründüğü kadar masum olmadığını belirtiyor. Psikolog Beril Eser, “Duygusal yeme bir süre sonra kontrol edilemez bir noktaya gelebilir. Fazla miktarda yiyeceği kısa sürede tüketme gibi davranış örüntüleri gözlenebilir. Genelde bu yiyecekler fast-food, abur cubur ya da tatlı gibi yiyecekler olur. Bu noktada duygusal yemeyle ilgili adım atmalı ve çok gecikmeden önlem alınmalı” diyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>“Duygusal Yeme Alışkanlık Haline Gelebilir”</span></span></strong></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/psikolog-beril-eser.jpg">Duygusal yeme çok sık olduğunda veya duygular ile yemek dışında farklı şekilde baş edebilecek yöntemler bulunamadığında bunun bir problem haline gelebileceğinden bahseden Psikolog Beril Eser, “Her ne kadar o anda yemek yemek baş etme yöntemi gibi görünse de aslında yemek, gerçek sorunu ele almıyor. Eğer stresli, kaygılı, sıkılmış, yalnız, üzgün veya yorgun hissediyorsanız, yemek bu duyguları düzeltmeyecektir. Sıkı diyetler yapan veya diyet geçmişi olan kişilerde duygusal yeme veya yeme atakları daha sık görülebilir. Duygusal yeme sıklıkla otomatik bir davranıştır. Yemek ne kadar baş etme yöntemi olarak kullanılırsa, o kadar alışkanlık haline gelir” diyor. </span></span></p>

<p><strong><span><span>“Psikolojik Sorunlar Yaratabilir”</span></span></strong></p>

<p><span><span>Duygusal yemenin kişilerde birçok psikolojik rahatsızlığa yol açabileceğini ve en sık görülebilecek psikolojik sorunlardan birinin depresyon olduğunu belirten Psikolog Beril Eser, oluşabilecek psikolojik rahatsızlıkları şu şekilde açıklıyor: “Kişiler duygusal yeme süreciyle birlikte çok yoğun suçluluk, pişmanlık, öfke gibi duygulara sahip olabilirler. Yeme ve duygular döngüsünde değişim olmadığı takdirde bu duygular büyümeye devam eder ve artık kişilerin davranışlarında da bazı depresif semptomlara yol açabilir. Bir diğer yandan ise yoğun kaygılı düşüncelerin eşlik ettiği kaygı bozukluğu da görülebilir. Duygusal yeme sonrasında kişiler umutsuzluğa kapılabilir, “bu nasıl geçecek?” “Ben iyileşemeyecek miyim?” gibi birçok düşünce görülebilir.”</span></span></p>

<p><span><span>Psikolog Beril Eser, yemekle ilişkinin tamamen duygularla olduğu, artık farklı duyguların devre dışı kaldığı, yemenin ve yiyecek miktarının kontrol edilemez hale geldiği noktada duygu ve yemek arasındaki bağı ve bu işlevsiz döngüyü kırmak için bir uzmandan destek almak gerektiğini belirtiyor.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İklim Krizi Polen Alerjisinin Süresini Uzattı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/iklim-krizi-polen-alerjisinin-suresini-uzatti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/iklim-krizi-polen-alerjisinin-suresini-uzatti</guid>
<description><![CDATA[ Günümüzde küresel ısınmanın etkisiyle artık havalar daha erken ısınıyor ve daha geç soğuyor. Bu da polen mevsimlerinin daha erken başlamasına ve daha uzun sürmesine yol açıyor. Isı artışı ile dünyada pek çok ülkede, baharda çiçek açan türlerde erken çiçeklenme görüldüğü ve mevsimsel total polen yükünde artış olduğu söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Çelebi Sözener “Çok uluslu bir meta-analizde ölçüm yapılan bölgelerin %71‘inde artmış alerjenik polen düzeyleri; %65’inde ise uzamış polen mevsimi süresi saptandı. Ayrıca artmış CO2 konsantrasyonunun, hava kirliliğini ve bitkilerle polenlerin fizyolojisini etkilediği, polen alerjenitesini değiştirdiği ve daha agresif hale getirdiği ortaya konuldu” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/iklim-krizi-polen-alerjisinin-suresini-uzatti-1698230014.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İklim, Krizi, Polen, Alerjisinin, Süresini, Uzattı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Küresel ısınma canlı yaşamı için her gün büyüyen bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. İnsan kaynaklı faaliyetler sonucu atmosferde biriken sera gazlarının etkisiyle, dünyamız bugün sanayi öncesi döneme göre 1,1 derece daha sıcak. Gerekli önlemler alınmaz, fosil yakıt tüketiminin önüne geçilemezse, ısının hızla artarak 2030 yılında 1,5 dereceyi aşması bekleniyor. Atmosferik ısıda görülen bu artış okyanusların ısınmasına, buzulların erimesine, deniz seviyelerinin yükselmesine neden oluyor. Tüm ekosistemleri dengesizleştiren ve canlı çeşitliliğinde azalmaya yol açan küresel ısınma, aşırı hava olaylarının çok daha sık, yoğun ve uzun süreli olarak karşımıza çıkmasına yol açıyor. Yükselen ısı, atmosferde nem tutulmasını da beraberinde getirirken bu durum ev tozu akarı, küf mantarı, polenler gibi solunum yolu ile alınan alerjenlerin atmosferde daha yoğun bulunması ile sonuçlanıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Çelebi Sözener; artan ısı, nem ve CO2 düzeylerinin iklimlerin değişmesi ile sonuçlandığını, polen sezonlarının uzamasına neden olduğunu, polen yoğunluğunu etkilediğini ve alerjenik bitkilerin dağılımını değiştirdiğini belirtti.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“Erken çiçeklenme polen yükünü artırıyor”</strong></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/T%C3%BCrkiye%20Ulusal%20Alerji%20ve%20Klinik%20%C4%B0mm%C3%BCnoloji%20Derne%C4%9Fi%20%C3%9Cyesi%20Do%C3%A7_%20Dr_%20Zeynep%20%C3%87elebi%20S%C3%B6zener.jpeg">“Günümüzde artık havalar daha erken ısınıyor ve daha geç soğuyor. Bu da polen mevsimlerinin daha erken başlamasına ve daha uzun sürmesine yol açıyor” diyen Sözener, sözlerine şöyle devam etti: “Isı artışı ile dünyada pek çok ülkede, baharda çiçek açan türlerde erken çiçeklenme görüldüğü ve mevsimsel total polen yükünde artış olduğu bildirildi. Çok uluslu bir meta-analizde ölçüm yapılan bölgelerin %71‘inde artmış alerjenik polen düzeyleri; %65’inde ise uzamış polen mevsimi süresi saptandı. 1995-2019 yılları arasında yapılan 25 yıllı kapsayan bir çalışmada; yıllık ortalama sıcaklıkta, her yıl için 0.041 santigrat derece artış olduğu, pik polen döneminin her yıl 1,7 gün öne geldiği, pik polen dönemi süresinin yılda 1,3 gün uzadığı gösterildi. Ayrıca artmış CO2 konsantrasyonu ve hava kirliliği ile bitkilerin ve polenleri fizyolojisi etkilenirken, polen alerjenitesi değiştiği ve daha agresif hale geldiğini söylemek mümkün.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>Şehirleşme, bitki türlerinin yaşam alanlarını da değiştirdi</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bir diğer önemli noktanın da artan şehirleşme ile birlikte kara kullanımında ve tarım pratiklerinde görülen değişiklikler nedeniyle farklı bitki türlerin daha önce görülmedikleri bölgelerde görülmeye başlaması olduğunu ifade eden Sözener, şehirleşmenin etkisi ile hasarlanan doğal bitki örtüsüne ait ağaçların yerine çok daha kolay büyüyebilen ve o bölgenin doğal habitatına ait olmayan farklı türde bitkilerin dikilmesi ile o bölge için alışılagelmedik polenlerin atmosferde görülmeye başladığını söyledi. Yine insanlar tarafından hasarlanan toprakta, ormansızlaştırılan bölgelerde kuraklık direnci yüksek olan türlerin kolaylıkla çoğalabildiğini söyleyen Sözener, küresel ısınmanın etkisiyle zaylan (ragweed) gibi istilacı türlerin daha önce görülmedikleri coğrafyalarda görülmeye başladığının da altını çizdi. Sözener,</span></span></p>

<p><span><span>“Sonuç olarak, polen alerjisi olan hastalarda burun akıntısı, kaşıntı, hapşırık, burun tıkanıklığı gibi alerjik rinit semptomlarının önceki yıllara göre daha erken başladığını, daha şiddetli seyrettiğini ve daha uzun sürdüğünü görüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni bir araştırmaya göre, cevizin yaşlılıkta daha iyi bir sağlığa köprü olabileceğini ortaya koyuyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-bir-arastirmaya-goere-cevizin-yaslilikta-daha-iyi-bir-sagliga-koepru-olabilecegini-ortaya-koyuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-bir-arastirmaya-goere-cevizin-yaslilikta-daha-iyi-bir-sagliga-koepru-olabilecegini-ortaya-koyuyor</guid>
<description><![CDATA[  

Ceviz yemek, daha kaliteli beslenme ve daha aktif bir yaşam sürme gibi olumlu sağlık yararlarını güçlendirebilir.

20 yıllık beslenme geçmişini ve 30 yıllık fiziki ve klinik ölçümleri inceleyen araştırmacılar, erken yaşlarda ceviz yiyen katılımcıların fiziksel olarak daha aktif olduklarını, daha kaliteli beslendiklerini ve yaşlandıkça daha iyi bir kalp hastalığı risk profiline riskine sahip olduklarını bulguladı.

Bu yeni bulgular; Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü’nün desteklediği, uzun süreli ve devam etmekte olan bir araştırma olan Genç Yetişkinlerde Koroner Arter Risk Gelişimi Çalışması’ndan (CARDIA) elde edilmiştir. Araştırma, zaman içinde gelişen kalp rahatsızlıkları risk faktörlerini inceleme hedefi taşımaktadır.

Yapılan araştırma, günlük beslenmeye yaklaşık bir avuç kadar ceviz eklemek gibi basit bir eylemin, yaşamın ilerleyen dönemlerinde genel sağlığa olumlu katkısı bulunan diğer yaşam tarzı alışkanlıklarına bir köprü görevi görebileceğini öne süren en uzun çalışmalardan biridir.

Bulgular ayrıca, genç ve orta yetişkinlik döneminde çeşitli kalp hastalığı risk faktörlerini iyileştirmek adına cevizlerin kolayca erişilebilir bir gıda olabileceğini de destekliyor.

Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu araştırmacıları, Nutrition, Metabolism ve Cardiovascular Diseases adlı yayında yayınlanan son çalışmalarında, araştırma sonuçlarının cevizde bulunan besin maddelerinin benzersiz kombinasyonundan ve bunların sağlık üzerindeki etkisinden kaynaklanabileceğini belirtiyor.

Ceviz, araştırmaların da gösterdiği üzere kalp sağlığı, beyin sağlığı ve sağlıklı yaşlanmada rol oynayabilecek, bitki bazlı omega-3 alfa-linolenik asidin (2,5 gram/oz.) mükemmel bir kaynağı olan tek ağaç yemişidir. Buna ek olarak, yaklaşık bir avuç ceviz (28 gr.) 4 gram protein, 2 gram lif ve zengin bir magnezyum (45 miligram) kaynağı dâhil olmak üzere genel sağlık için faydalı olan diğer önemli besin çeşitlerini içerir. Ceviz ayrıca, polifenoller de dâhil olmak üzere çeşitli antioksidanlara sahiptir.

Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji ve Toplum Sağlığı Profesörü ve CARDIA Baş Araştırmacısı Lyn M. Steffen (PhD, MPH, RD) araştırma ile ilgili şu sözleri söyledi: “Ceviz tüketenler, beraberinde diğer pozitif etkileri de taşıyan benzersiz bir vücut fenotipine sahip oluyorlar. Genç yaştan ceviz tüketme alışkanlığı edinmek özellikle kalp hastalığı, obezite ve diyabet gibi kronik hastalık riskinin arttığı orta yetişkinlik döneminde daha iyi beslenme kalitesi gibi genel sağlık üzerinde olumlu etkilere neden oluyor.”

Türkiye’de Sağlıklı Yaşam Alışkanlıkları Büyük Önem Taşıyor

Hem dünya hem de Türkiye, gelecekte ekonomik, sosyal ve sağlık alanlarında büyük etki bırakacak demografik bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün en önemli dinamikleri doğum oranlarının azalması, doğumda ve 60 yaşında beklenen yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun artması olarak öne çıkıyor. Son yıllarda Türkiye&#039;de 65 yaş ve üstü bireylerin toplam nüfusa oranı %8&#039;e yükseldi. Bu, Türkiye&#039;nin hızla yaşlanan toplum sürecine girdiği anlamına geliyor. Yaşlı nüfusun sayısı arttıkça, sağlıklı ve aktif yılların sayısını artıracak düzenlemelerin ve müdahalelerin önemi artmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/11/yeni-bir-arastirmaya-gore-cevizin-yaslilikta-daha-iyi-bir-sagliga-kopru-olabilecegini-ortaya-koyuyor-1668841818.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, bir, araştırmaya, göre, cevizin, yaşlılıkta, daha, iyi, bir, sağlığa, köprü, olabileceğini, ortaya, koyuyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p><span><span>Ceviz yemek, daha kaliteli beslenme ve daha aktif bir yaşam sürme gibi olumlu sağlık yararlarını güçlendirebilir.</span></span></p>

<p><span><span>20 yıllık beslenme geçmişini ve 30 yıllık fiziki ve klinik ölçümleri inceleyen araştırmacılar, erken yaşlarda ceviz yiyen katılımcıların fiziksel olarak daha aktif olduklarını, daha kaliteli beslendiklerini ve yaşlandıkça daha iyi bir kalp hastalığı risk profiline riskine sahip olduklarını bulguladı.</span></span></p>

<p><span><span>Bu yeni bulgular; Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü’nün desteklediği, uzun süreli ve devam etmekte olan bir araştırma olan Genç Yetişkinlerde Koroner Arter Risk Gelişimi Çalışması’ndan (CARDIA) elde edilmiştir. Araştırma, zaman içinde gelişen kalp rahatsızlıkları risk faktörlerini inceleme hedefi taşımaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>Yapılan araştırma, günlük beslenmeye yaklaşık bir avuç kadar ceviz eklemek gibi basit bir eylemin, yaşamın ilerleyen dönemlerinde genel sağlığa olumlu katkısı bulunan diğer yaşam tarzı alışkanlıklarına bir köprü görevi görebileceğini öne süren en uzun çalışmalardan biridir.</span></span></p>

<p><span><span>Bulgular ayrıca, genç ve orta yetişkinlik döneminde çeşitli kalp hastalığı risk faktörlerini iyileştirmek adına cevizlerin kolayca erişilebilir bir gıda olabileceğini de destekliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu araştırmacıları, <em>Nutrition, Metabolism ve Cardiovascular Diseases</em> adlı yayında yayınlanan son çalışmalarında, araştırma sonuçlarının cevizde bulunan besin maddelerinin benzersiz kombinasyonundan ve bunların sağlık üzerindeki etkisinden kaynaklanabileceğini belirtiyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ceviz, araştırmaların da gösterdiği üzere kalp sağlığı, beyin sağlığı ve sağlıklı yaşlanmada rol oynayabilecek, bitki bazlı omega-3 alfa-linolenik asidin (2,5 gram/oz.) mükemmel bir kaynağı olan tek ağaç yemişidir. Buna ek olarak, yaklaşık bir avuç ceviz (28 gr.) 4 gram protein, 2 gram lif ve zengin bir magnezyum (45 miligram) kaynağı dâhil olmak üzere genel sağlık için faydalı olan diğer önemli besin çeşitlerini içerir. Ceviz ayrıca, polifenoller de dâhil olmak üzere çeşitli antioksidanlara sahiptir.</span></span></p>

<p><span><span>Minnesota Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji ve Toplum Sağlığı Profesörü ve CARDIA Baş Araştırmacısı Lyn M. Steffen (PhD, MPH, RD) araştırma ile ilgili şu sözleri söyledi: “Ceviz tüketenler, beraberinde diğer pozitif etkileri de taşıyan benzersiz bir vücut fenotipine sahip oluyorlar. Genç yaştan ceviz tüketme alışkanlığı edinmek özellikle kalp hastalığı, obezite ve diyabet gibi kronik hastalık riskinin arttığı orta yetişkinlik döneminde daha iyi beslenme kalitesi gibi genel sağlık üzerinde olumlu etkilere neden oluyor.”</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye’de Sağlıklı Yaşam Alışkanlıkları Büyük Önem Taşıyor</span></span></p>

<p><span><span>Hem dünya hem de Türkiye, gelecekte ekonomik, sosyal ve sağlık alanlarında büyük etki bırakacak demografik bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün en önemli dinamikleri doğum oranlarının azalması, doğumda ve 60 yaşında beklenen yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun artması olarak öne çıkıyor. Son yıllarda Türkiye'de 65 yaş ve üstü bireylerin toplam nüfusa oranı %8'e yükseldi. Bu, Türkiye'nin hızla yaşlanan toplum sürecine girdiği anlamına geliyor. Yaşlı nüfusun sayısı arttıkça, sağlıklı ve aktif yılların sayısını artıracak düzenlemelerin ve müdahalelerin önemi artmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Ceviz_Ara%C5%9Ft%C4%B1rma_2.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yumurta Alerjisine “Yumurta Merdiveni” Tedavisi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yumurta-alerjisine-yumurta-merdiveni-tedavisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yumurta-alerjisine-yumurta-merdiveni-tedavisi</guid>
<description><![CDATA[ Besin alerjisinde güncel tedavi yöntemlerini anlatan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki, toplumda çok sık görülen yumurta alerjisine yönelik geliştirilen “Yumurta Merdiveni” tedavi yöntemini anlattı. Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki geçtiğimiz yıllarda yumurta alerjisinde yüz güldürücü bir gelişme olduğunu söyleyerek, “Hafif şiddette yumurta alerjisi olan çocukların direkt yumurta tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış yumurta ürünlerini tolere edebildiklerini gördük. Çünkü yumurtanın 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliği azaldı” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/yumurta-alerjisine-yumurta-merdiveni-tedavisi-1697100277.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yumurta, Alerjisine, “Yumurta, Merdiveni”, Tedavisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Yumurta alerjisi, toplumda en sık görülen besin alerjileri içerisinde yer alıyor. Çocuklarda erişkinlere göre daha sık görülen yumurta alerjisi alerjene maruziyet sonrası ilk 2 saatte ortaya çıkıyor. Erken tip olarak adlandırılan belirtiler arasında; kurdeşen (ürtiker), kaşıntı, kızarıklık, gözler ve dudaklarda şişlik (anjiyoödem), burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı, öksürük, nefes darlığı, hırıltı, kusma, kramp şeklinde karın ağrısı yer alıyor ve birden fazla organın etkilenmesi ile alerjik şok yani anafilaksi görülebiliyor. Hayatı tehdit edici bir reaksiyon olması nedeniyle acil tıbbi müdahale gerektiren yumurta alerjisinin Geç tip (non-IgE aracılı) reaksiyonları arasında ise; egzama (atopik dermatit), karın ağrısı, kusma, ishal, kanlı gaita, yetersiz kilo alımı ve beslenme güçlükleri yer alıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Yumurta alerjisi tanısı klinik öykü, deriden (deri prik testi) veya kandan (spesifik IgE, bileşene dayalı tanı) yapılan alerji testleri, bazı hastalarda da besin yükleme testi yapılarak konuluyor.</span></span></p>

<p><span><span>Hayatı bu derece etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren yumurta alerjisine dair yeni tedavi yöntemlerini anlatan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki, “Yumurta alerjisi tedavisinde ilk basamak; yumurta ve yumurta içeren besinlerin diyetten çıkarılmasıdır. Yumurta önemli bir protein kaynağı olması yanında, selenyum, ribofilavin, vitamin B12, biotin gibi önemli mineral ve vitaminleri içerdiğinden özellikle çocuklarda büyüme-gelişmenin olumsuz etkilenmemesi için günlük diyet düzenlenmeli, yumurta dışındaki alternatif besinler ile desteklenmelidir. Alerjen ile karşılaşmayı önleyebilmede en önemli noktalardan biri etiket okumadır. Tüketilmeden önce besinin içeriği mutlaka okunmalıdır. Besinin içeriğinde albümin, globülin, livetin lizozim, avidin, vitellin, apovitellin, ovalbumin veya ovomukoid yer alıyorsa, bu besinler de yumurta alerjisi olanlarda tüketilmemelidir. Ciddi alerjik reaksiyon riski olan hastalara hekimleri tarafından reçete edilen adrenalin oto-enjektörler mutlaka yanlarında taşınmalıdır. Bazı aşılar (örneğin; KKK aşısı, inluenza aşısı) yumurta alerjeni içerebildiğinden aşı yapılmadan önce hastanın yumurta alerjisi olduğu bilgisi mutlaka belirtilmelidir” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki, yapılan çalışmalarda yumurta alerjisi olan çocukların %66’sının 5 yaşına kadar yumurtayı tüketebildiğini, şiddetli reaksiyon gösteren hastaların ise %32’sinin 16 yaşında hala yumurta alerjisinin devam ettiğini gösterdiğini söyledi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“30 DAKİKA ISIYA MARUZ KALAN YUMURTANIN ALERJENİK ÖZELLİĞİ AZALIYOR” </strong></span></span></p>

<p><span><span>Geçtiğimiz yıllarda yumurta alerjisinde yüz güldürücü bir gelişme olduğunu ifade eden Büyüktiryaki, hafif şiddette yumurta alerjisi olan çocukların direkt yumurta tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış yumurta ürünlerini tolere edebildiklerini söyledi. Çünkü yumurtanın 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliğinin azaldığını ifade etti.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/prof_dr__Betul_Buyuktiryaki.jpg">Bu bilgiden yola çıkılarak yumurta alerjisinde “yumurta merdiveni” tedavisinin yapılmaya başlandığının bilgisini veren Büyüktiryaki, sözlerine şöyle devam etti: “İlave olarak merdiven tedavisinin yumurtaya karşı tolerans gelişimini hızlandırdığı gösteren çalışmalar da yayınlanmıştır. Yumurta merdiveninde hedef hastanın yumurtanın en az alerjenik formlarından (fırınlanmış ürünler) başlayarak daha alerjenik formlara doğru basamaklar şeklinde pankek, krep sonrasında haşlanmış yumurta ve takiben omlet, rafadan yumurta, sahanda yumurtayı tüketebilir hale gelmesini sağlamaktır. Bu tedavi için hangi hastanın uygun olduğu, basamaklarda yer alacak besinler, tüketilmesi gereken miktarlar, basamaklar arasını sürenin ne kadar olması gerektiği, basamaklar arasında besin yükleme testlerinin yapılması gerekliliği ve hastane mi evde mi ve yapılacağı çocuk alerji uzmanı tarafından belirlenir. Tedavi için uygun hastaların belirlenmesinde yaş, besin alerjisinin tipi ve şiddeti, önceki reaksiyon hikayesi, kan ve deriden yapılan alerji testlerindeki değerler dikkate alınır. Örneğin anafilaksi (alerjik şok) öyküsü olan, alerji test sonuçlarında değerleri yüksek olan, astımı ve atopik dermatiti kontrol altında olmayan hastalar bu tedavi için uygun değildir.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>DİĞER BİR TEDAVİ YÖNTEMİ: YUMURTA İMMÜNOTERAPİSİ</strong></span></span></p>

<p><span><span>Yumurta alerjisinde bir diğer yöntemin ise yumurta immünoterapisi (desentizasyon) tedavisi olduğundan bahseden Prof. Dr. Betül Büyüktiryaki, bu tevavi yöntemiyle ilgili ise şunları anlattı:</span></span></p>

<p><span><span>“Yumurta alerjisinde oral immünoterapi (OİT), IgE-bağımlı immün yanıtla oluştuğu kanıtlanmış ve genellikle 4-5 yaşına kadar doğal tolerans gelişmemiş ve laboratuvar ve klinik bulguları ile tolerans gelişmesi öngörülmeyen hastalarda uygulanmaktadır. Uygulayan araştırıcılara göre değişmek ile birlikte oral immünoterapi protokolleri aylar ya da yıllar süresince alerjen besinin doğal haliyle veya bir besin aracıyla birlikte artan dozlarda (miligram, gram) uygulanmasını içermektedir. Amaç tolerans sağlamaktır ve genel olarak %60-80’ninde desensitizasyon (duyarsızlaştırma) sağlanmaktadır. Tedavi sırasında yan etkiler görülebilmektedir, o yüzden doz artırımlarının acil tıbbi müdahale imkanı olan sağlık kurumlarında yapılması uygundur.  Yan etkiler her fazda görülebilmekle birlikte en sık hızlı doz yükseltme fazındadır. Egzersiz, banyo yapma, ateşli hastalık varlığı, pre-menstrüel dönem ve analjezik alımı yan etki sıklığını artırmaktadır. Oral immünoterapi ile antihistamin, lökotrien reseptör antagonistleri ve omalizumab (anti-IgE) gibi yardımcı tedavilerin kullanılmasının yan etkileri azaltarak tedavi başarısını arttırdığı gösterilmiştir.”</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kene Isırığı, Kırmızı Et Alerjisi Yapıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kene-isirigi-kirmizi-et-alerjisi-yapiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kene-isirigi-kirmizi-et-alerjisi-yapiyor</guid>
<description><![CDATA[ Ateş, halsizlik, eklem ağrıları… Kene ısırığı ile başımıza gelecek sağlık sorunlarına bir yenisi daha eklendi: Kırmızı et alerjisi! Kene ısırığı sonrasında bazı hastalarda kırmızı et alerjisi geliştiğini söyleyen Doç. Dr. Güzin Özden, “Başta ABD olmak üzere pek çok ülkede kene ısırığı sonrası daha önce sorunsuz kırmızı et tüketebilen kişilerde kırmızı et alerjisi geliştiği saptandı. Kusma, karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, bayılma gibi ciddi reaksiyonlar gelişebiliyor. Böyle bir durumda hastalar acilen bir alerji uzmanına başvurmalı ve kırmızı et alerjisi için tetkik edilmeli” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/kene-isirigi-kirmizi-et-alerjisi-yapiyor-1667116134.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kene, Isırığı, Kırmızı, Alerjisi, Yapıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Gün geçmiyor ki yeni bir alerji türü öğrenmeyelim. Kırmızı et alerjisi pek de alışılagelmiş alerji türlerine benzemiyor, kene ısırdıktan sonra ortaya çıkıyor ama diğer alerjiler gibi rutin hayatı çekilmez kılan semptomlara yol açıyor. Kusma, karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, bayılma gibi belirtiler gösteren kırmızı et alerji hakkında bilgiler veren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Doç. Dr. Güzin Özden, kırmızı et alerjisinin az bilinen ve nadir görülen besin alerjilerinden biri olduğunu söyledi.  Her yaş grubunda görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Özden, “Tüm memeli hayvanların etinde alfa gal (galaktoz-α−1,3-galaktoz oligosakkaridi) isimli bir madde bulunur. Kene ısırığı sonrası kişide alfa gale karşı alerji gelişir ve o zamana kadar sorunsuz memeli hayvanların etlerini tüketebildiği halde alerji geliştikten sonra kırmızı et yediğinde alerjik reaksiyonlar gösterir” dedi. Kene ısırığı olmadan da bazı hastalarda kırmızı et alerjisi gelişebilir tüm hastalarda et alerjilerinin tam olarak nedeninin tam olarak açıklanamadığını da ekleyen Özden, “Az görülmesinin nedeni etin pişirilme sonucu alerjen oranının azalmasına bağlanabilir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><strong><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/dr-guzin-ozden-1.jpg">BU BELİRTİLERE DİKKAT!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kırmızı et alerjisi; et tüketimin hemen sonrasında gelişen kaşıntı, deride kızarıklık, dudakta şişme, karın ağrısı ve ishal ile gelişen “erken tip” veya 4-6 saat sonra kaşıntı kızarıklık kabarma, halsizlik, kusma, karın ağrısı, ishal, nefes darlığı, bayılma ile gelişen “geç tip” reaksiyonlar olarak ikiye ayrılıyor. Hızla ortaya çıkan belirtilerin şiddetli olma eğiliminin çok daha yüksek olduğunu ifade eden Özden, ancak kırmızı et tüketimi sonrası gelişen geç alerjik belirtilerin de şiddetli olma eğilimi olduğunu hatırlatıp uyarıyor: “Her kırmızı et yediğinizde şiddetli veya hafif fark etmeksizin bazı belirtiler yaşıyorsanız mutlaka bir alerji uzmanına başvurun ve kırmızı et alerjisi için tetkik yaptırın.” </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi   Prof. Dr. İnsu Yılmaz 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde halk arasında sık görülen ve kurdeşen olarak bilinen ürtiker hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı. Yılmaz, “Bu hastalara gereksiz ve yanlış besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi hastayı strese sokabilir ve hastalığı daha da alevlendirebilir” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/09/gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-1695999499.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gereksiz, Besin, Diyetleri, Ürtikeri, Tetikliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Ürtiker, halk arasındaki ifadesi ile kurdeşen (dabaz) hayatı tehdit eden bir hastalık olmamakla birlikte yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyen hastalıklar arasında yer gösteriliyor. Bazen anjioödem dediğimiz vücudun belirli yerlerinde ortaya çıkan şişlikler de bu hastalık ile birlikte olabiliyor. Ürtiker hastalığında “ürtika” adı verilen cilt lezyonları kızarma, kabarma, kaşınma ve kaybolup geri çıkma şekline kendini gösteriyor. Eğer bu durum 6 haftadan kısa sürerse buna akut ürtiker adı veriliyor. Altı haftadan uzun sürerse de kronik ürtiker olarak adlandırılıyor.  Her insan, hayatı boyunca yaklaşık yüzde 20 oranında akut ürtiker geçirebilme potansiyeline sahip.  Kronik ürtiker ise toplumun yaklaşık yüzde 1’i ila 3’ünde görülebiliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Akut ürtikerde çoğunlukla nedensel faktör bilinmese de enfeksiyonların, gıdaların ve ilaçların akut ürtikere neden olabileceğini ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi    Prof. Dr. İnsu Yılmaz akut ürtiker tedavisinde antihistaminik ilaçların kullanıldığını, bazı durumlarda kortizon tedavisinin de eklendiğini söyledi. Sonrasında nedensel faktörler araştırıldığını belirten Yılmaz, bu süreçte hastada enfeksiyon olup olmadığı, tetikleyici olabilecek ilaç kullanımı ve gıdaların da sorgulanması gerektiğinin altını çizdi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“ÜRTİKERİ VÜCUDUN KENDİSİ OLUŞTURUYOR”</strong></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/profdrinsuylmz.png">Kronik ürtikerin, kronik spontan (kendiliğinden) ürtiker ve uyarılabilir ürtiker olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: “Uyarılabilir ürtikere göre daha sık görülen kronik spontan ürtikerde nedensel bir faktör yoktur. Ürtikeri vücudun kendisi oluşturur ve belirli bir zaman sonra kendisi yok eder. Ortalama 5 yıl sürebilir. Vücudun kendi hücresine karşı antikor oluşturarak reaksiyon göstermesi (oto-alerji) ya da kendi alerji hücresine karşı otoimmün dediğimiz bağışıklık yanıtı oluşturması ile ilgili bir durumdur. Bir başka ifade ile gıdalar gibi dışarıdan bir tetikleyici ile hiçbir ilişkisi yoktur. Bu hastalara gereksiz besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi hastayı strese sokabilir ve hastalığı daha da alevlendirebilir. Kronik spontan ürtiker tedavisinde antihistaminikler, dirençli olgularda omalizumab ya da siklosporin gibi ilaçlar kullanılabilir. Kronik uyarılabilir ürtiker ise kronik ürtikerin daha az görülen formudur. Bu grubu çoğunlukla fiziksel ürtikerler oluşturur. Semptomatik dermografizm dediğimiz basınç ile ilişkili ürtiker, solar (güneş) ürtikeri, sıcak ürtikeri, vibratuar (titreşim) ürtiker, soğuk ürtikeri bunlardan bazılarıdır.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>ÇORAP, KEMER GİBİ VÜCUDU SIKAN NOKTALARDA ÜRTİKER DAHA KOLAY GELİŞEBİLİYOR</strong></span></span></p>

<p><span><span>İçlerinde en sık semptomatik dermografizm denilen formun görüldüğünü söyleyen Yılmaz, bu tip vakalarda vücutta sürekli bir kaşıntı olduğunu, hastanın kaşıdığı bölgelerde kızarma ve kabarma olduğunu ve belirli bir süre sonra kaybolduğunu söyledi. Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: “Basınç gören yerlerde (çorap, kemer gibi basınç maruziyeti olan bölgeler) bu durumu daha fazla hissederler. Bir diğer uyarılabilir ürtiker türü de kolinerjik (ter ürtikeri) ürtikerdir. Özelikle sıcak banyo, terleme ile ortaya çıkan küçük toplu iğne başı şeklinde kızarıklıklar ile kendirini gösterir ve çok kaşıntılıdır. Uyarılabilir ürtiker tedavisinde de uyaran faktörden uzak durmak ve antihistaminikler kullanılabilir Hastalarımız hiçbir zaman bu hastalık ile ilgili endişeye kapılmamalı, kronik olan formunun da mutlaka geçeceğini bilmeli ve asla pes etmemelidirler. Ürtikerlerini kontrol altına alacak ilaçların olduğunu da bilmelidirler.”</span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde Antibiyotik Tehlikesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bebeklerde-antibiyotik-tehlikesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bebeklerde-antibiyotik-tehlikesi</guid>
<description><![CDATA[ Bakteriler yerine virüslere bağlı birçok üst solunum yolu, barsak enfeksiyonunda antibiyotiklerin sıklıkla kullanıldığını maalesef görüyoruz. Erken yaşlarda antibiyotik kullanmak sindirim sistemindeki sağlıklı bakterileri de öldürmekte ve bunun sonucu olarak immün yanıtın değişmesine neden olarak astım ve alerjik hastalıklara sebebiyet vermektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/bebeklerde-antibiyotik-tehlikesi-1666807516.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bebeklerde, Antibiyotik, Tehlikesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Günümüzde enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin uzun dönemde vücudumuzda yaratabileceği zararları olabilmektedir. Antibiyotikler bakteriler nedeniyle meydana gelen enfeksiyonların tek ve en etkili tedavi seçeneğidir. Ancak bazen bu etkinlikleri suiistimal edilmekte ve aslında kullanılması uygun olmayan birçok üst solunum yolu, barsak enfeksiyonunda da kullanıldığını maalesef görüyoruz. Peki bu kadar sık kullandığımız antibiyotikler sanıldığı kadar masum mu?</span></span></p>

<p><span><span>Alerji ve Astım Derneği Üyesi Çocuk Alerji Uzmanı Dr. Gizem Atakul ‘Bebeklik döneminde hatta gebelikte maruz kullanılan antibiyotiklerin ilerleyen yaşlarda çocuklarda başta alerjik hastalıklar olmak üzere bağışıklık sisteminin yanıtlarını değiştirerek birçok hastalığın sebebi olabileceği tartışılıyor. Ne kadar çok ve ne kadar geniş etkiye sahip antibiyotik kullanılırsa zararlı etkileri de o kadar çok olmaktadır. Yeni bir çalışma, antibiyotiklere erken yaşlarda maruz kalmanın sindirim sistemindeki sağlıklı bakterileri öldürdüğünü bu nedenle de astım ve alerjiye neden olabileceğini gösteriyor’ açıklamasını yaptı. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Çocuklarınızda Antibiyotikten Kaçının!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Günümüze kadar yapılan birçok çalışmada antibiyotiklerin alerji hastalıkların artmasındaki rolü araştırılmıştır. En son yapılan çalışmada erken çocukluk döneminde antibiyotik kullanımı ile ilerleyen yaşlarda astım ve alerji gelişimi için neden-sonuç ilişkisini gösteren en güçlü kanıtlar sunulmuştur. Bu çalışmanın sonucuna göre dikkat etmemiz gereken şey oldukça açık. Özellikle küçük çocuklarda mümkün olduğunca antibiyotik kullanmaktan kaçınmalıyız. Çünkü uzun vadede astım veya diğer alerjik hastalıkların gelişimi ve bu hastalıklardan kaynaklanan sorunlar için riskleri arttırmaktadır. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Antibiyotikler Bağırsak Mikrobiyotasını Bozuyor</span></span></strong></p>

<p><span><span>Bağırsak mikrobiyatası olarak adlandırılan, bağırsağımızda yaşayan yararlı bakterilerin çeşitliliği ve sayısının birçok hastalığın gelişiminde önemli role sahip olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki antibiyotikler o anda bizim için zararlı olan bakterileri öldürürken vücudumuzda bizim için yararlı olan bakterileri de öldürmektedir. Yararlı bakterilerin sayısının azalması, bağışıklık sistemimizin dış ortamda karşılaştığı maddelere verdiği yanıtları değiştirmektedir. Bu nedenle bozulmuş bir mikrobiyataya sahip birey aslında kendisi için zararlı olmayan polen, ev tozu gibi maddeleri tehdit olarak algılayıp bağışıklık yanıtı geliştirir. Bunun sonucunda da kişi artık polen ve ev tozuyla karşılaştığında alerjik yanıt verir böylece astım ve alerjik nezle gibi hastalıkların belirtileri başlar. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Antibiyotikler Alerji Yapıyor!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Çocuk Alerji Uzmanı Gizem Atakul antibiyotiklerin alerjik hastalıklara nasıl neden olduğunu yapılan bir çalışmanın çarpıcı sonuçları ile anlatabileceğini bildirdi. Bu çalışmanın sonuçları şu şekilde: Farelerin bir kısmına 5 günlükken ağızdan antibiyotik, bir kısmına su veriliyor.  Fareler büyüdüğünde ev tozu ile karşılaştırılıyor. Antibiyotik verilmiş farelerin, su verilen farelerden farklı olarak alerjiye neden olan bağışıklık yanıtı verdiğini görüyorlar. Ancak erişkin dönemde antibiyotiğe maruz kalmış farelerin alerji yanıtı geliştirmediğini görüyorlar. Ancak gelecek nesil için durum aynı değil. Alerjik yanıt vermeyen bu farelerin yavruları, ev tozu akarlarına daha fazla tepki gösteriyor. Tıpkı bebeklik döneminde antibiyotik alan farelerin, alerjene su alanlara göre daha fazla tepki vermesi gibi. Bu çalışma bize antibiyotiklerin bağışıklık sistemimize ait yanıtları nasıl etkilediği hakkında önemli bilgiler veriyor. Görüyoruz ki, yalnızca erişkin dönemde değil aynı zamanda bebeklik dönemindeki mikrobiyatanın değişmesi alerjik hastalıkların gelişimini arttırmaktadır.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Büyükşehir Çölyak hastalarına derman olmaya devam ediyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/buyuksehir-coelyak-hastalarina-derman-olmaya-devam-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/buyuksehir-coelyak-hastalarina-derman-olmaya-devam-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından 3 yıl önce başlattığı ‘Çölyak Hastalarına Destek Projesi’, çölyak hastalarının dertlerine derman olmaya devam ediyor. Her yıl Ramazan ayında düzenli olarak 500 glütensiz gıda kolisini vatandaşlara ulaştıran Büyükşehir, kişi başı haftalık 21 ekmek ve aylık 3 kg unu da hem Mersinlilere, hem de kente gelen depremzede vatandaşlara ulaştırdı. Çölyak hastası vatandaşlardan gelen talepler üzerine, Büyükşehir Ramazan ayı dışında da gıda kolisi desteği sunmaya başladı. Çölyak hastalığıyla mücadele eden vatandaşlar, ALO 185 ve Teksin üzerinden başvurarak gıda desteğinden yararlanabiliyor.

Kılıç: “Pahalı bir ürün olan glütensiz ürünleri artırarak dağıtmaya devam edeceğiz”

Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü’nde Sosyolog olarak görev yapan Nurten Kılıç, her yıl düzenli olarak gıda desteği verdiklerini aktararak, “Çölyak gıda paketinde hem çocuklara, hem de yetişkinlere yönelik ürünlerimiz oluyor. Glütensiz ürünler ekonomik nedenlerden dolayı çok pahalı. Vatandaşlarımız bunu tedarik etmekte çok zorlanıyordu. Hem onlara destek sağlamak, hem de çocukları mutlu etmek için böyle bir projeye başladık. Geçen yıl 500 koli dağıtıldı. Bu yıl 750’ye çıkardık ve kat kat bu şekilde gidecek diye umuyoruz” dedi.

Çölyak hastası vatandaşların desteklerden çok memnun olduğunu belirten Kılıç, “Vatandaşlarımız çok memnun. Koliyi teslim alanlar; hem Teksin, hem ALO 185, hem de Whatsapp hatlarımızdan teşekkür mesajları gönderiyorlar. Biz de onlarla birlikte mutlu oluyoruz” diye konuştu. Destek ve hizmetlerden yararlanmak isteyen Çölyak hastalarının, Teksin uygulaması üzerinden ya da ALO 185’i arayıp başvuru yapabileceklerini söyleyen Kılıç, “Biz vatandaşlarımızın her anında, hastalığında ve sağlığında yardımcı olmak için buradayız. İstedikleri zaman ALO 185 hattından veya Teksin uygulaması üzerinden bizlere ulaşabilirler” ifadelerine yer verdi.

“Ücretsiz glütensiz ekmek ve gıda kolisi desteği alıyoruz”

Büyükşehir’in glütensiz gıda kolisi ulaştırdığı vatandaşlardan 71 yaşındaki Çölyak hastası Fatih Barışan, “Dört senedir Çölyak hastasıyım. Belediye Başkanımıza bizleri düşündüğü ve yardımcı olduğu için teşekkür ediyoruz. Glütensiz ekmekleri ve kolileri alıyoruz” dedi.

“Çölyaklılar olarak çok memnunuz”

9 senedir Çölyak hastalığı ile mücadele eden Firdevs Caba, desteklerden çok memnun olduğunu dile getirerek, “Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Geçen sene Ramazan ayında bir koli aldım. Bu sene tekrar başvurdum ve yine aldık. Bütün Çölyaklılar olarak çok memnunuz. Allah razı olsun Vahap Seçer’den” ifadelerine yer verdi.

“İyi ki varsınız”

Nihal Cingöz isimli vatandaş ise, hastalığı sebebiyle glütensiz yiyecek bulmakta zorlandığını, ancak Büyükşehir sayesinde bu zorluğu da aştığını ifade ederek, “Belediyemiz yanımızda olduğu için çok teşekkür ediyorum. Başvurumuzu yaptıktan sonra 2 yıldır yardım alıyorum” dedi. Büyükşehir’in çölyak hastalarına yönelik gerçekleştirdiği etkinliklerin de çok güzel olduğunu belirten Cingöz, “Harika, yaygınlaşmasını çok istiyorum. Gerçekten çok güzel etkinlikler oluyor. İyi ki varsınız” şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/buyuksehir-colyak-hastalarina-derman-olmaya-devam-ediyor-1687690163.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Büyükşehir, Çölyak, hastalarına, derman, olmaya, devam, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından 3 yıl önce başlattığı ‘Çölyak Hastalarına Destek Projesi’, çölyak hastalarının dertlerine derman olmaya devam ediyor. Her yıl Ramazan ayında düzenli olarak 500 glütensiz gıda kolisini vatandaşlara ulaştıran Büyükşehir, kişi başı haftalık 21 ekmek ve aylık 3 kg unu da hem Mersinlilere, hem de kente gelen depremzede vatandaşlara ulaştırdı. Çölyak hastası vatandaşlardan gelen talepler üzerine, Büyükşehir Ramazan ayı dışında da gıda kolisi desteği sunmaya başladı. Çölyak hastalığıyla mücadele eden vatandaşlar, ALO 185 ve Teksin üzerinden başvurarak gıda desteğinden yararlanabiliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Kılıç: “Pahalı bir ürün olan glütensiz ürünleri artırarak dağıtmaya devam edeceğiz”</span></span></p>

<p><span><span>Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü’nde Sosyolog olarak görev yapan Nurten Kılıç, her yıl düzenli olarak gıda desteği verdiklerini aktararak, “Çölyak gıda paketinde hem çocuklara, hem de yetişkinlere yönelik ürünlerimiz oluyor. Glütensiz ürünler ekonomik nedenlerden dolayı çok pahalı. Vatandaşlarımız bunu tedarik etmekte çok zorlanıyordu. Hem onlara destek sağlamak, hem de çocukları mutlu etmek için böyle bir projeye başladık. Geçen yıl 500 koli dağıtıldı. Bu yıl 750’ye çıkardık ve kat kat bu şekilde gidecek diye umuyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Çölyak hastası vatandaşların desteklerden çok memnun olduğunu belirten Kılıç, “Vatandaşlarımız çok memnun. Koliyi teslim alanlar; hem Teksin, hem ALO 185, hem de Whatsapp hatlarımızdan teşekkür mesajları gönderiyorlar. Biz de onlarla birlikte mutlu oluyoruz” diye konuştu. Destek ve hizmetlerden yararlanmak isteyen Çölyak hastalarının, Teksin uygulaması üzerinden ya da ALO 185’i arayıp başvuru yapabileceklerini söyleyen Kılıç, “Biz vatandaşlarımızın her anında, hastalığında ve sağlığında yardımcı olmak için buradayız. İstedikleri zaman ALO 185 hattından veya Teksin uygulaması üzerinden bizlere ulaşabilirler” ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span><span>“Ücretsiz glütensiz ekmek ve gıda kolisi desteği alıyoruz”</span></span></p>

<p><span><span>Büyükşehir’in glütensiz gıda kolisi ulaştırdığı vatandaşlardan 71 yaşındaki Çölyak hastası Fatih Barışan, “Dört senedir Çölyak hastasıyım. Belediye Başkanımıza bizleri düşündüğü ve yardımcı olduğu için teşekkür ediyoruz. Glütensiz ekmekleri ve kolileri alıyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>“Çölyaklılar olarak çok memnunuz”</span></span></p>

<p><span><span>9 senedir Çölyak hastalığı ile mücadele eden Firdevs Caba, desteklerden çok memnun olduğunu dile getirerek, “Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Geçen sene Ramazan ayında bir koli aldım. Bu sene tekrar başvurdum ve yine aldık. Bütün Çölyaklılar olarak çok memnunuz. Allah razı olsun Vahap Seçer’den” ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span><span>“İyi ki varsınız”</span></span></p>

<p><span><span>Nihal Cingöz isimli vatandaş ise, hastalığı sebebiyle glütensiz yiyecek bulmakta zorlandığını, ancak Büyükşehir sayesinde bu zorluğu da aştığını ifade ederek, “Belediyemiz yanımızda olduğu için çok teşekkür ediyorum. Başvurumuzu yaptıktan sonra 2 yıldır yardım alıyorum” dedi. Büyükşehir’in çölyak hastalarına yönelik gerçekleştirdiği etkinliklerin de çok güzel olduğunu belirten Cingöz, “Harika, yaygınlaşmasını çok istiyorum. Gerçekten çok güzel etkinlikler oluyor. İyi ki varsınız” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bayram Geleneği Sağlığınızı Bozmasın!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin-14044</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin-14044</guid>
<description><![CDATA[ Özel günlerin bir araya gelmekteki en keyifli hali, birçok insan için şüphesiz kalabalık sofralarda toplanmaktır. Fakat bu keyifli toplanmalar ve şenlikli masalar, özellikle bayram gibi özel günlerde pek de masum olmayabiliyor. Hele ki sağlıkları ile ilgili bir takım yükleri olan aile büyükleri için… ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/06/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin-1718364890.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bayram, Geleneği, Sağlığınızı, Bozmasın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Dünyanın her yerine nam salmış ‘kuş sütü’ eksik kahvaltı masalarımız, peşinden gelen şerbetli tatlılar ve kurban bayramı geleneği et’lerin bolca yer aldığı sofralar, Kurban Bayram’ı için azami özeni gerektiren yeterli nedenler oluyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Kurban Bayramı yaklaşırken, İslam aleminin de bayramını kutlayan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, özellikle mevsim normallerinin üstündeki sıcaklıklara dikkat çekerek; “Gerek havaların sıcaklığı gerekse kültürümüzdeki misafir ağırlamaya verilen önem, bizi birtakım sindirim sorunlarıyla karşı karşıya getirebilir. İkramı geri çevirmek değil ama ikram edilenin yarısıyla yetinip tadımlık ölçüde tüketmek, bol su içmek, sabah erken veya akşam güneşin çekildiği saatlerde kısa yürüyüşler yapmak, varsa alınan ilaçları aksatmamak, aşırı tuzdan kaçınmak gibi önlemleri bayramı daha keyifli geçirmemizi sağlayacaktır.” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, kurban bayramı ve özel günlerde kontrolsüz beslenmeden kaçınmak için alınması gereken tedbirlere dikkat çekiyor. TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “Bu gibi özel günlerde artan şeker ve tatlı tüketimine eklenen dikkatsiz et tüketimi, özellikle böbrek hastalıkları, obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalığı olan kişilerde farklı problemlere zemin oluşturabiliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Etlerin sindiriminin zor olduğu ve bazı noktala dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Aydın: “Kesilen etler hemen tüketilmemeli, biliyoruz ki bazı yörelerde etler kesildiği gibi ocağa konulup sofraya getirilebiliyor. Sertliğinin gitmesi açısından 24 saat dinlendirilmesi oldukça önemlidir. Aksi durumda sindirim zor olacağından özellikle mide rahatsızlığı olan kişilerin sıkıntı yaşaması kaçınılmaz olur. Ayrıca etler pişirilirken yağsız tarafları tercih edilmeli, kızartma ve kavurma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir. Haşlarken az su kullanılmalı ve suyu dökülmemelidir. Izgara yapılacaksa etin üzerinde kömürleşmiş bir katman oluşturmamak için et ve ateş arasında uygun mesafenin olması da son derece önemlidir. Zoonoz olarak adlandırılan ve hayvanlarda görülen bazı hastalıklar, etler çiğ veya az pişmiş tüketildiği insanlara geçebilir. Bu nedenle etler iyi pişirilerek tüketilmelidir. İlave yağ konulmadan kendi yağında pişirilen etleri sebzelerle pişirmek veya etlerin yanında yeşil salata yemek besin çeşitliliği açısından önemlidir. Etlerde bulunmayan C vitamini bu şekilde vücuda alınabilir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><span>“ETLERUYGUN KOŞULLARDA MUHAFAZA EDİLMELİ”</span></span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span><span>“Etler saklanırken büyük parçalar yerine porsiyonluk olarak ayrılmalı, buzdolabı poşetlerine veya yağlı kağıtlara konularak saklanmalıdır. Bu şekilde buzlukta (-18 derecede)uzun süre saklanabilir. Tüketilecek etler buzdolabında çözdürülmeli ve çözülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Etleri oda sıcaklığında ve açıkta çözdürmek kolayca bozulmasına ve zararlı hale gelmesine neden olabilir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Güne, her zaman olduğu gibi bayramda da kahvaltı ile başlamanın önemi vurgulayan TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “hamur işleri ve kızartmaların yer aldığı kahvaltılar yerine; peynir çeşitleri, yumurta, zeytin, salatalık, domates gibi sebzeler, yeşillikler ve tam buğday ekmeği kahvaltı için sağlıklı bir seçim olacaktır. Ziyaretlerde şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların aşırıya kaçılmadan tercih edilmesi, metabolizma hızının dengede olması için 2-2,5 litre su tüketmeye dikkat edilmesi fiziksel aktiviteden uzak durulmaması ve akşam geç saatlerde yemek tüketilmemesi de sağlık bir beden için olmazsa olmazlardır” dedi.</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-hayata-tehdit-iklim-degisikligi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-hayata-tehdit-iklim-degisikligi</guid>
<description><![CDATA[ 18-24 Haziran 2023 tarihleri arasında kutlanan Dünya Alerji Haftası’nın bu yıl teması “İklim Değişikliği ve Alerjiler”. Alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Dünya Alerji Haftası nedeniyle 21 Haziran Çarşamba günü “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlıklı halka yönelik online seminer gerçekleştirecek. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/dogal-hayata-tehdit-iklim-degisikligi-1687031038.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğal, Hayata, Tehdit:, İklim, Değişikliği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Birleşmiş Milletler’e göre, son on yıl (2011-2020) kaydedilen en sıcak dönemdi ve her bir yıl bir öncekinden daha sıcak olmaya devam ediyor. Dünya her şeyin birbirine bağlı olduğu bir ekosistem olduğu için iklim değişiklikleri tüm canlıları etkiliyor. Yükselen sıcaklıklar, ısınan okyanuslar, yükselen deniz seviyeleri ve buzulların hızla erimesi, yoğun kuraklıklar, artan hava kirliliği, su kıtlığı, şiddetli yangınlar, sel gibi doğal felaketle birlikte azalan biyolojik çeşitlilik sağlığımızı tehdit ediyor. </span></span></p>

<p><span><span>Küresel ısınmanın etkisiyle sıcak havanın solunmasına bağlı olarak havayollarında birtakım değişiklikler görülüyor. Bu da astım ataklarında artışlara neden oluyor. Sadece akciğer değil deri de etkileniyor ve egzeması olan, atopik dermatiti olan bireylerin yakınmaları artıyor. Nem ve ısının etkisiyle atmosferde polen, ev tozu, küf mantarı gibi alerjenlerin konsantrasyonlarının arttığı için daha fazla tetikleyiciye maruz kalıyoruz.</span></span></p>

<p><span><span>Bu kapsamda, alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) bu yıl da 18-24 Haziran 2023 tarihinde kutlanacak “iklim değişikliğinin alerjik hastalıklar üzerindeki etkisi” ni konu alan Dünya Alerji Haftası’nda önemli bir semineri hayata geçiriyor. “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlığıyla AİD’in Youtube hesabı üzerinden 21 Haziran Çarşamba günü saat 20:30’da Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla gerçekleştirilecek canlı yayında alerji-klinik immünoloji doktorları, hastalarının tetikleyicileri belirlemesine, semptomların kötüleşmesini önlemesine ve ortamlarındaki değişiklikler arasında yaşam kalitesini korumasına yardımcı olacak önemli bilgileri paylaşacaklar. Artan bu endişeyle nasıl yüzleşecekleri konusunda hem hastalara hem de politika yapıcılara uygun tavsiyeler verecekler. İklim değişiklikleri alerjen maruziyetini nasıl artırabilir? İklim değişikliklerinden en çok kim zarar görüyor?  ve İklim değişikliklerinin tehlikelerini nasıl azaltabiliriz? gibi sorulara yanıtların aranacağı VEM İlaç’ın koşulsuz desteği ile gerçekleşecek seminer, AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan’ın açılış konuşmalarıyla başlayacak. AİD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can’ın moderatörlüğünde gerçekleşecek yayında Prof. Dr. Fazıl Orhan, Alerjik Şok ya da Anafilaksi konusunu, Alerji ile Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Ceylan “Alerjik şok geçiren hastaların yaşadığı sorunlar” konusunu, Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise İklim Krizinin Alerjiye Etkisi konusunu anlatacak.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“AYA PROJESİNİ HAYATA GEÇİRDİK”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Dünya Alerji Haftası kapsamındaki seminerle birlikte AYA Projesi’ni de hayata geçirdiklerinin bilgisini veren AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan bu projenin önemini şöyle anlatıyor: “Bu proje neden bu kadar önemli? Çünkü, her ilaç ya da besin sizin için uygun olmayabilir. Bazılarımızı arı ve böcek sokmaları diğer insanlardan daha farklı şekilde etkileyebilir. İşte bu noktada eğer alerji geçmişiniz varsa anafilaksi yani alerjik şok geçirebilirsiniz. Eğer daha öncesinde hekiminiz size bunun için adrenalin kalemi önerdiyse, panik yapmanıza gerek yok. Hemen AYA’yı hatırlatıyoruz! AYA üç adımda anafilaksi tedavi yöntemini içerir yani; Adrenalin Kalemini Uygula, Yat ve Bacakları Yerden Yüksek Bir Şekilde Tut, Acil 112’yi Ara!  Kaşıntılarınız oluyorsa, yüzünüzün şiştiğini fark ediyorsanız, nefesiniz kesiliyor veya sesiniz kısılıyorsa, hemen AYA’yı uygulayın. AYA ile erken önlem alın, hayatınızı kurtarın diyoruz. Tüm bu yönergeleri bulabileceğiniz AYA videosu da youtube hesabımızda yayında olacak.”</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kurban Bayramı’nda Doğru Beslenme Önerileri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kurban-bayraminda-dogru-beslenme-onerileri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kurban-bayraminda-dogru-beslenme-onerileri</guid>
<description><![CDATA[ Kurban Bayramı’nda, sağlıklı beslenmenin temel ilkelerine, besin seçimlerine, porsiyon kontrolüne, besinlerin pişirilme ve saklanma yöntemlerine dikkat etmek diyabet, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın önlenmesinde önemlidir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Muteber Gizem Keser gerek bayram süresinde gerek bayramdan sonra vücut ağırlığının ideal ölçüde tutulmasının ve beraberinde gelebilecek hastalıkların önlenebilmesi için beslenme ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

“Günün En Önemli Öğünü Kahvaltıya Dikkat Edilmeli”

Kurban Bayramı’nda nasıl sağlıklı beslenilebileceği konusunda tavsiyelerde bulunan KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Muteber Gizem Keser; “Bayram süresince kahvaltı öğününün atlanmaması gerekiyor. Kahvaltı, uzun süren açlık sonrasında sistemin enerji elde etmek için aldığı en önemli kaynağı sağlıyor. Kahvaltıda kavurma gibi et yemekleri yerine, hafif besinler tüketmek önem arz ediyor. Peynir, zeytin, yumurta, mevsim yeşilliği, açık çay, mümkünse ceviz, badem (porsiyon kontrolü sağlanarak) yağlı tohum gibi yiyecekler ile kahvaltıyı desteklemek sindirim sistemi şikayetlerin oluşumunu önlüyor” dedi.

“Lif Alımı İçin Sebze Tüketimi İhmal Edilmemeli”

Etlerin sebzelerle beraber tüketilmesinin hem besin değeri hem de lif alımı açısından önemli olduğunu söyleyen Keser; “Özellikle sindirim sistemi hastalığı olan bireylerin eti birkaç gün (minimum 24 saat) buzdolabında dinlendirdikten sonra tüketmesi sağlık problemlerinin önlemesinde fayda sağlayacaktır. Özellikle kalp-damar hastalığı öyküsü olan, kan yağları yüksek seyreden, vücut ağırlığı fazla olan bireyler, porsiyon kontrolü sağlamalı ve etin yağlı kısımlarını tüketmemelidir.

Pişirime yöntemi olarak, mümkün olduğunca kızartma veya kavurma yerine haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmelidir. Pişirilirken yanına domates, biber gibi sebzelerin de eklenmesi, sağlığa zararlı toksik etki gösterebilecek maddelerin etkisinin azalmasına yardımcı olmaktadır. Et ve etli yemeklerin yanına sofrada bol limonlu bir salata en iyi seçeneklerdendir. Mevsim yeşilliklerinden oluşan limonlu bir salata, C vitaminin etkisi ile kanserojen maddelerin oluşumunu azaltacak; aynı zamanda öğün içinde alınacak lif miktarını artıracaktır. Çiğneme sayısının çok olması da sindirim problemlerinin önüne geçecektir” şeklinde konuştu.

“Ayran veya Yoğurt Tüketimi Sindirimin Kolaylaşmasına Yardımcı Olur”

Yemeklerde ayran ya da yoğurt tüketiminin sindirimi kolaylaştıracağını belirten Keser; “Yemeklerde, etin yanında gazlı içecekler, meşrubatlar yerine taze meyve tüketilmelidir. Yemeğin yanında ayran, yoğurt gibi içerisinde kalsiyum, B2, B12 vb. vitaminler ve protein bulunan ürünler, sindirimin de kolaylaşmasına yardımcı olacaktır. Bu besinler, laktoz hassasiyeti olan bireyler için de iyi birer alternatiftir” ifadelerine yer verdi.

Etin Muhafazasında Önemli Noktalar

Kurban etinin muhafaza edilmesindeki önemli noktalara değinen Keser; “Et büyük parçalar halinde değil, küçük parçalara bölünerek buzdolabı poşetine konulmalı veya yağlı kâğıda sarılarak buzluk kısmında ya da derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler, -18 derece derin dondurucuda 3 ay muhafaza edilebilir. Et, kıyma haline getirilirse, muhafaza süresi kısaldığı için buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Et, derin dondurucudan çıkarılıp tüketilmek istendiğinde ise oda ısısında, kalorifer veya klima aracılığıyla değil, buzdolabında ya da mikro dalga fırında çözdürülmelidir. Oda ısısında çözdürülen et ürünleri, patojenlerin üremesi için ortam oluşturmaktadır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/06/kurban-bayraminda-dogru-beslenme-onerileri-1718117705.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kurban, Bayramı’nda, Doğru, Beslenme, Önerileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>Kurban Bayramı’nda, sağlıklı beslenmenin temel ilkelerine, besin seçimlerine, porsiyon kontrolüne, besinlerin pişirilme ve saklanma yöntemlerine dikkat etmek diyabet, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın önlenmesinde önemlidir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Muteber Gizem Keser gerek bayram süresinde gerek bayramdan sonra vücut ağırlığının ideal ölçüde tutulmasının ve beraberinde gelebilecek hastalıkların önlenebilmesi için beslenme ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>“Günün En Önemli Öğünü Kahvaltıya Dikkat Edilmeli”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Kurban Bayramı’nda nasıl sağlıklı beslenilebileceği konusunda tavsiyelerde bulunan KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Muteber Gizem Keser; “Bayram süresince kahvaltı öğününün atlanmaması gerekiyor. Kahvaltı, uzun süren açlık sonrasında sistemin enerji elde etmek için aldığı en önemli kaynağı sağlıyor. Kahvaltıda kavurma gibi et yemekleri yerine, hafif besinler tüketmek önem arz ediyor. Peynir, zeytin, yumurta, mevsim yeşilliği, açık çay, mümkünse ceviz, badem (porsiyon kontrolü sağlanarak) yağlı tohum gibi yiyecekler ile kahvaltıyı desteklemek sindirim sistemi şikayetlerin oluşumunu önlüyor” dedi.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>“Lif Alımı İçin Sebze Tüketimi İhmal Edilmemeli”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Etlerin sebzelerle beraber tüketilmesinin hem besin değeri hem de lif alımı açısından önemli olduğunu söyleyen Keser; “Özellikle sindirim sistemi hastalığı olan bireylerin eti birkaç gün (minimum 24 saat) buzdolabında dinlendirdikten sonra tüketmesi sağlık problemlerinin önlemesinde fayda sağlayacaktır. Özellikle kalp-damar hastalığı öyküsü olan, kan yağları yüksek seyreden, vücut ağırlığı fazla olan bireyler, porsiyon kontrolü sağlamalı ve etin yağlı kısımlarını tüketmemelidir.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Pişirime yöntemi olarak, mümkün olduğunca kızartma veya kavurma yerine haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmelidir. Pişirilirken yanına domates, biber gibi sebzelerin de eklenmesi, sağlığa zararlı toksik etki gösterebilecek maddelerin etkisinin azalmasına yardımcı olmaktadır. Et ve etli yemeklerin yanına sofrada bol limonlu bir salata en iyi seçeneklerdendir. Mevsim yeşilliklerinden oluşan limonlu bir salata, C vitaminin etkisi ile kanserojen maddelerin oluşumunu azaltacak; aynı zamanda öğün içinde alınacak lif miktarını artıracaktır. Çiğneme sayısının çok olması da sindirim problemlerinin önüne geçecektir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>“Ayran veya Yoğurt Tüketimi Sindirimin Kolaylaşmasına Yardımcı Olur”</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Yemeklerde ayran ya da yoğurt tüketiminin sindirimi kolaylaştıracağını belirten Keser; “Yemeklerde, etin yanında gazlı içecekler, meşrubatlar yerine taze meyve tüketilmelidir. Yemeğin yanında ayran, yoğurt gibi içerisinde kalsiyum, B2, B12 vb. vitaminler ve protein bulunan ürünler, sindirimin de kolaylaşmasına yardımcı olacaktır. Bu besinler, laktoz hassasiyeti olan bireyler için de iyi birer alternatiftir” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Etin Muhafazasında Önemli Noktalar</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kurban etinin muhafaza edilmesindeki önemli noktalara değinen Keser; “Et büyük parçalar halinde değil, küçük parçalara bölünerek buzdolabı poşetine konulmalı veya yağlı kâğıda sarılarak buzluk kısmında ya da derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler, -18 derece derin dondurucuda 3 ay muhafaza edilebilir. Et, kıyma haline getirilirse, muhafaza süresi kısaldığı için buzdolabında iki günden fazla saklamamalıdır. Et, derin dondurucudan çıkarılıp tüketilmek istendiğinde ise oda ısısında, kalorifer veya klima aracılığıyla değil, buzdolabında ya da mikro dalga fırında çözdürülmelidir. Oda ısısında çözdürülen et ürünleri, patojenlerin üremesi için ortam oluşturmaktadır” dedi.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Narenciye alerjisi deyip geçmeyin!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/narenciye-alerjisi-deyip-gecmeyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/narenciye-alerjisi-deyip-gecmeyin</guid>
<description><![CDATA[ C vitamini deposu olan portakal, mandalina gibi narenciye grubu meyveler sağlığımızın sadık dostları, ancak bazı kişilerde dostluk düşmanlığa dönebiliyor! Ciltte kızarıklık, şişlik, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, bulantı, kusma, karın bölgesinde ani kramplar, kan basıncında düşme gibi alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebilen narenciye alerjisi, ilerleyen boyutta kişide alerjik şok (anaflaksi) gelişmesine bile neden olabiliyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz, narenciye tüketimi sonrası gelişen sorunlarda, durumun doğru değerlendirilebilmesi için, bir alerji uzmanına danışılması gerektiğinin altını çiziyor.

Limon, greyfurt, mandalina, portakal, turunç gibi narenciye grubu meyvelerin antioksidan özellikleri ve yoğun C vitamini içerikleri nedeniyle tüketimleri sağlık açısından sıklıkla önerilse de bu besin grubuna ait alerjik reaksiyonlar, kişinin yaşam kalitesini düşürerek sağlığını riske atabiliyor.

Yakınmaların narenciye meyvesi ile temas ettikten ya da meyveyi yedikten sonra genellikle kısa süre içinde ortaya çıktığını söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz, alerjinin çoğunlukla ağız, dudak, dil ve boğazda kaşınma hissi, karıncalanma ve hafif şişlik şeklinde  kendini gösterdiğini, kabuğunun cilt ile teması sonrasında ise ciltte kızarıklık, kaşıntı, şişlik oluşturarak Alerjik Kontakt Dermatit denilen bir durumun geliştirebileceğini ifade etti. Nadir de olsa Anafilaksi olarak bilinen, şiddetli ve acil tedavi gerektiren alerjik şok durumlarının da görülebileceğini belirten Emeksiz, “Anafilaksi ya da alerjik şok durumunda bu meyvelerin tüketimini takiben ciltte kızarıklık, şişlik, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, bulantı, kusma, ani kramp şeklinde karın ağrısı, kan basıncında düşme, sersemlik hissi gibi bulgular gelişir” diye konuştu. 

POLEN ALERJİSİ OLANLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Narenciye grubu meyvelerin çiğ formlarının tüketilmesi sonrası ortaya çıkan alerjik yakınmaların polen alerjisi olan kişilerde daha sık görüldüğünün altını çizen Emeksiz, Oral Alerji Sendromu olarak adlandırılan bu durum narenciye ile polenler arasındaki kimyasal benzerlik sonucu görüldüğünü ve bu durumun çapraz duyarlılık ile açıklandığını söyledi. Polen alerjisi olanların bu meyvelerin pişmiş formunu sorunsuz tüketebildiğinin de altını çizen Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz konuşmasına şöyle devam etti:

“Portakal, mandalina ve limon gibi narenciyelerin kendi aralarında da çapraz duyarlılık gösterdiği yani bu meyvelerden aslında birine alerji olsa bile hastaların diğerlerine de alerjik yanıt verebildiği bilinmektedir. Ayrıca çocuklarda narenciyeler ile fıstık, fındık, badem, ceviz ve kaju arasında da çapraz duyarlılık olduğu bildirilmiştir. Yine portakal alerjisi olanlarda, gülgiller (rosaceae) olarak adlandırılan şeftali başta olmak üzere erik, kiraz, kayısı gibi meyvelerle de ortak protein paylaşımına bağlı çapraz duyarlılık saptanmıştır. Narenciye grubu meyveler ile alerjik reaksiyon öyküsü olan hastalar gerçekten narenciye alerjisi midir yoksa çapraz duyarlılık gösteren diğer besinlere bağlı bir alerji midir diye tetkik edilmelidir.”

“HER BELİRTİ ALERJİ OLMAYABİLİR”

Bununla beraber narenciyelerle gelişen her durumun alerji olmayabileceği de belirten Emeksiz, asidik içeriğe bağlı olarak yoğun tüketimde bebeklerde bez bölgesi egzeması ve pişik görülebildiğini, alerjik egzeması olan çocuklarda narenciyelerin yoğun tüketimi ile gerçekte narenciye alerjisi olmasa bile şikayetlerde artış görüldüğünü söyledi. Narenciye tüketimi sonrası gelişen sorunlarda, durumun doğru değerlendirilebilmesi için, bir alerji uzmanına danışılması gerektiğini anlatan Emeksiz, alerjik değerlendirme amacıyla kişiye; tanısal deri testleri ya da besinin gözlem altında tüketilmesine dayanan besin yükleme testleri yapılabileceğinin de altını çizdi.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/narenciye-alerjisi-deyip-gecmeyin-1679641210.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Narenciye, alerjisi, deyip, geçmeyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>C vitamini deposu olan portakal, mandalina gibi narenciye grubu meyveler sağlığımızın sadık dostları, ancak bazı kişilerde dostluk düşmanlığa dönebiliyor! Ciltte kızarıklık, şişlik, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, bulantı, kusma, karın bölgesinde ani kramplar, kan basıncında düşme gibi alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebilen narenciye alerjisi, ilerleyen boyutta kişide alerjik şok (anaflaksi) gelişmesine bile neden olabiliyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz, narenciye tüketimi sonrası gelişen sorunlarda, durumun doğru değerlendirilebilmesi için, bir alerji uzmanına danışılması gerektiğinin altını çiziyor.</span></span></p>

<p><span><span>Limon, greyfurt, mandalina, portakal, turunç gibi narenciye grubu meyvelerin antioksidan özellikleri ve yoğun C vitamini içerikleri nedeniyle tüketimleri sağlık açısından sıklıkla önerilse de bu besin grubuna ait alerjik reaksiyonlar, kişinin yaşam kalitesini düşürerek sağlığını riske atabiliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Yakınmaların narenciye meyvesi ile temas ettikten ya da meyveyi yedikten sonra genellikle kısa süre içinde ortaya çıktığını söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz, alerjinin çoğunlukla ağız, dudak, dil ve boğazda kaşınma hissi, karıncalanma ve hafif şişlik şeklinde  kendini gösterdiğini, kabuğunun cilt ile teması sonrasında ise ciltte kızarıklık, kaşıntı, şişlik oluşturarak Alerjik Kontakt Dermatit denilen bir durumun geliştirebileceğini ifade etti. Nadir de olsa Anafilaksi olarak bilinen, şiddetli ve acil tedavi gerektiren alerjik şok durumlarının da görülebileceğini belirten Emeksiz, “Anafilaksi ya da alerjik şok durumunda bu meyvelerin tüketimini takiben ciltte kızarıklık, şişlik, nefes darlığı, göğüste sıkışıklık hissi, bulantı, kusma, ani kramp şeklinde karın ağrısı, kan basıncında düşme, sersemlik hissi gibi bulgular gelişir” diye konuştu. </span></span></p>

<p><span><span>POLEN ALERJİSİ OLANLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR</span></span></p>

<p><span><span>Narenciye grubu meyvelerin çiğ formlarının tüketilmesi sonrası ortaya çıkan alerjik yakınmaların polen alerjisi olan kişilerde daha sık görüldüğünün altını çizen Emeksiz, Oral Alerji Sendromu olarak adlandırılan bu durum narenciye ile polenler arasındaki kimyasal benzerlik sonucu görüldüğünü ve bu durumun çapraz duyarlılık ile açıklandığını söyledi. Polen alerjisi olanların bu meyvelerin pişmiş formunu sorunsuz tüketebildiğinin de altını çizen Doç. Dr. Zeynep Şengül Emeksiz konuşmasına şöyle devam etti:</span></span></p>

<p><span><span>“Portakal, mandalina ve limon gibi narenciyelerin kendi aralarında da çapraz duyarlılık gösterdiği yani bu meyvelerden aslında birine alerji olsa bile hastaların diğerlerine de alerjik yanıt verebildiği bilinmektedir. Ayrıca çocuklarda narenciyeler ile fıstık, fındık, badem, ceviz ve kaju arasında da çapraz duyarlılık olduğu bildirilmiştir. Yine portakal alerjisi olanlarda, gülgiller (rosaceae) olarak adlandırılan şeftali başta olmak üzere erik, kiraz, kayısı gibi meyvelerle de ortak protein paylaşımına bağlı çapraz duyarlılık saptanmıştır. Narenciye grubu meyveler ile alerjik reaksiyon öyküsü olan hastalar gerçekten narenciye alerjisi midir yoksa çapraz duyarlılık gösteren diğer besinlere bağlı bir alerji midir diye tetkik edilmelidir.”</span></span></p>

<p><span><span>“HER BELİRTİ ALERJİ OLMAYABİLİR”</span></span></p>

<p><span><span>Bununla beraber narenciyelerle gelişen her durumun alerji olmayabileceği de belirten Emeksiz, asidik içeriğe bağlı olarak yoğun tüketimde bebeklerde bez bölgesi egzeması ve pişik görülebildiğini, alerjik egzeması olan çocuklarda narenciyelerin yoğun tüketimi ile gerçekte narenciye alerjisi olmasa bile şikayetlerde artış görüldüğünü söyledi. Narenciye tüketimi sonrası gelişen sorunlarda, durumun doğru değerlendirilebilmesi için, bir alerji uzmanına danışılması gerektiğini anlatan Emeksiz, alerjik değerlendirme amacıyla kişiye; tanısal deri testleri ya da besinin gözlem altında tüketilmesine dayanan besin yükleme testleri yapılabileceğinin de altını çizdi. </span></span></p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/dr_zeynep_emeksiz.jpeg"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bayram sabahına ılık bir bardak suyla başlayın</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bayram-sabahina-ilik-bir-bardak-suyla-baslayin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bayram-sabahina-ilik-bir-bardak-suyla-baslayin</guid>
<description><![CDATA[ Uzun süreli açlıkların ardından rutin yeme düzenine sağlıklı bir biçimde geçebilmek için beslenme ve su tüketiminin planlanması büyük önem taşıyor. Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, ramazan ayı boyunca vücudun kaybettiği sıvı miktarını telafi edebilmesi için bayramda doğal kaynak sularının ve doğal mineralli sularının tercih edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Aktepe, az yemek yemeye alışan sindirim sisteminin bozulmaması için de aşırı yağlı ve unlu gıdalardan uzak durulması gerektiğinin altını çiziyor.

Ramazan ayı boyunca oruç tutarken ister istemez su tüketimi kısıtlanıyor. Yaklaşan Ramazan Bayramı her ne kadar tatlılarıyla iştah kabartsa da güvenilir, mineralli ve doğal kaynak sularıyla vücuttaki su kaybını telafi etmek sağlık için öncelik taşıyor. Bayram neşesinin yerini hastalıkların almaması için planlı bir biçimde su içilmesi gerekiyor. 

Vücutta sıvı kaybının baş ağrısı, baş dönmesi, bayılma, halsizlik, mide bulantısı, tansiyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabileceğini belirten Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, ‘’Bayram sabahında limon, nane ve tarçın içeren su tüketilerek güne başlanmalıdır.  Özellikle sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfat gibi vücudumuz için hayati önemi olan mineralleri barındıran doğal kaynak ve doğal mineralli suların tüketilmesine özen gösterilmelidir’’ dedi.

“Sindirim sisteminin yorulmaması gerekiyor”

Oruçlu zamanlarda daha az yemek yemeye alışan sindirim sisteminin bayram sabahından başlayarak çok fazla yorulmaması gerektiğine de vurgu yapan Aktepe, şunları söyledi: ‘’Protein ağırlıklı bir kahvaltı yapıp, diğer öğünlerde yine mideyi yormayacak besinlerle devam etmeliyiz. Özellikle kızartmalar, aşırı yağlı besinler, şeker, fazla tuz kullanımı, beyaz unlarla yapılan börek, çörek, pastalara çok dikkat etmemiz gerekir. Bayramda sindirim sistemine çok yüklenilmesi halinde mide bulantısı, ishal, kusma sorunları yaşanabilir.’’ 

“İçtiğiniz suya dikkat edin”

Tüketilen suyun kalitesinin sağlıkta belirleyici olduğuna dikkat çeken Aktepe, ‘’Öncelikle sindirim sistemimizin rahatlaması ve bozulmaması için ambalajlı, içeriği net olarak bilinen, doğal kaynak suyu ve doğal mineralli suların tercih edilmesini öneriyoruz.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/04/bayram-sabahina-ilik-bir-bardak-suyla-baslayin-1712498312.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bayram, sabahına, ılık, bir, bardak, suyla, başlayın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Uzun süreli açlıkların ardından rutin yeme düzenine sağlıklı bir biçimde geçebilmek için beslenme ve su tüketiminin planlanması büyük önem taşıyor. Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, ramazan ayı boyunca vücudun kaybettiği sıvı miktarını telafi edebilmesi için bayramda doğal kaynak sularının ve doğal mineralli sularının tercih edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Aktepe, az yemek yemeye alışan sindirim sisteminin bozulmaması için de aşırı yağlı ve unlu gıdalardan uzak durulması gerektiğinin altını çiziyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ramazan ayı boyunca oruç tutarken ister istemez su tüketimi kısıtlanıyor. Yaklaşan Ramazan Bayramı her ne kadar tatlılarıyla iştah kabartsa da güvenilir, mineralli ve doğal kaynak sularıyla vücuttaki su kaybını telafi etmek sağlık için öncelik taşıyor. Bayram neşesinin yerini hastalıkların almaması için planlı bir biçimde su içilmesi gerekiyor. </span></span></p>

<p><span><span>Vücutta sıvı kaybının baş ağrısı, baş dönmesi, bayılma, halsizlik, mide bulantısı, tansiyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabileceğini belirten <strong>Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe</strong>, ‘’Bayram sabahında limon, nane ve tarçın içeren su tüketilerek güne başlanmalıdır.  Özellikle sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfat gibi vücudumuz için hayati önemi olan mineralleri barındıran doğal kaynak ve doğal mineralli suların tüketilmesine özen gösterilmelidir’’ dedi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“Sindirim sisteminin yorulmaması gerekiyor”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Oruçlu zamanlarda daha az yemek yemeye alışan sindirim sisteminin bayram sabahından başlayarak çok fazla yorulmaması gerektiğine de vurgu yapan Aktepe, şunları söyledi: ‘’Protein ağırlıklı bir kahvaltı yapıp, diğer öğünlerde yine mideyi yormayacak besinlerle devam etmeliyiz. Özellikle kızartmalar, aşırı yağlı besinler, şeker, fazla tuz kullanımı, beyaz unlarla yapılan börek, çörek, pastalara çok dikkat etmemiz gerekir. Bayramda sindirim sistemine çok yüklenilmesi halinde mide bulantısı, ishal, kusma sorunları yaşanabilir.’’ </span></span></p>

<p><span><span><strong>“İçtiğiniz suya dikkat edin”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Tüketilen suyun kalitesinin sağlıkta belirleyici olduğuna dikkat çeken Aktepe, ‘’Öncelikle sindirim sistemimizin rahatlaması ve bozulmaması için ambalajlı, içeriği net olarak bilinen, doğal kaynak suyu ve doğal mineralli suların tercih edilmesini öneriyoruz. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bursa ekibi Hatay’da uçkunla mücadeleye başladı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bursa-ekibi-hatayda-uckunla-mucadeleye-basladi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bursa-ekibi-hatayda-uckunla-mucadeleye-basladi</guid>
<description><![CDATA[ Hatay’da yaşamı normale döndürmek için tüm birimleriyle sahada etkin bir çalışma sergileyen Bursa Büyükşehir Belediyesi, deprem bölgesinde uçkunla mücadele çalışmalarına da başladı.

Büyük depremin ikinci haftasında Hatay’da görevlendirilen ve konteyner kentlerin oluşturulması, yardımların dağıtılması ve seyyar tuvalet kurumları konusunda büyük mesai harcayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu görevlerin yanında yaşamın normale dönmesi için her alanda önemli çalışmalara imza atıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinden 400’ün üzerinde personelin aktif olarak sahada yer aldığı çalışmalara Tarım Peyzaj A.Ş de 87 personel, 26 araç ve ekipmanla destek veriyor. Özellikle yardımların dağıtımı noktasında önemli bir görev üstenen Tarım Peyzaj A.Ş.’nin 18 personeli ise ilaçlama ve dezenfeksiyon çalışmalarını yürütüyor. Antakya merkezinde 39 bölgede 384 seyyar tuvalet ve duşta her gün düzenli olarak dezenfeksiyon çalışması yapan ekipler, gündüz hava sıcaklarının artmasına bağlı olarak uçkunla mücadele çalışmalarına da başladı.

Bursa’dan getirilen 2 adet Mist Blower ile deprem bölgesinde uçkunla mücadeleye başlandı. Halk sağlığını doğrudan etkileyen karasinek, sivrisinek ve haşere ile mücadele konusunda da aktif rol alan Bursa ekibi, uçkunla mücadele çalışmalarıyla Hatay’da uçkun sorununun önüne geçmeyi hedefliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/02/bursa-ekibi-hatayda-uckunla-mucadeleye-basladi-1677333074.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bursa, ekibi, Hatay’da, uçkunla, mücadeleye, başladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Hatay’da yaşamı normale döndürmek için tüm birimleriyle sahada etkin bir çalışma sergileyen Bursa Büyükşehir Belediyesi, deprem bölgesinde uçkunla mücadele çalışmalarına da başladı.</span></span></p>

<p><span><span>Büyük depremin ikinci haftasında Hatay’da görevlendirilen ve konteyner kentlerin oluşturulması, yardımların dağıtılması ve seyyar tuvalet kurumları konusunda büyük mesai harcayan Bursa Büyükşehir Belediyesi, bu görevlerin yanında yaşamın normale dönmesi için her alanda önemli çalışmalara imza atıyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve iştiraklerinden 400’ün üzerinde personelin aktif olarak sahada yer aldığı çalışmalara Tarım Peyzaj A.Ş de 87 personel, 26 araç ve ekipmanla destek veriyor. Özellikle yardımların dağıtımı noktasında önemli bir görev üstenen Tarım Peyzaj A.Ş.’nin 18 personeli ise ilaçlama ve dezenfeksiyon çalışmalarını yürütüyor. Antakya merkezinde 39 bölgede 384 seyyar tuvalet ve duşta her gün düzenli olarak dezenfeksiyon çalışması yapan ekipler, gündüz hava sıcaklarının artmasına bağlı olarak uçkunla mücadele çalışmalarına da başladı.</span></span></p>

<p><span><span>Bursa’dan getirilen 2 adet Mist Blower ile deprem bölgesinde uçkunla mücadeleye başlandı. Halk sağlığını doğrudan etkileyen karasinek, sivrisinek ve haşere ile mücadele konusunda da aktif rol alan Bursa ekibi, uçkunla mücadele çalışmalarıyla Hatay’da uçkun sorununun önüne geçmeyi hedefliyor.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ramazan’da en hayati besin su</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ramazanda-en-hayati-besin-su</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ramazanda-en-hayati-besin-su</guid>
<description><![CDATA[ Ramazan ayında öğün sayısı ikiye düştüğü için bu öğünlerde ve öğünler arasında tüketilen her şey, günlük enerjinin yüksek kalması ve sağlıklı beslenme açısından önem taşıyor.  Beslenme kadar yeterli su tüketiminin de önemini vurgulayan Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe vücudun ihtiyacı olan vitamin ve minerali almak için yeterli miktarda doğal kaynak suyu ve doğal mineralli su içilmesi gerektiğine dikkat çekerek iftar ve sahur arasında en az 2 lt su tüketilmesi gerektiğinin önemle altını çiziyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-en-hayati-besin-su-1710761972.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ramazan’da, hayati, besin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Vücut fonksiyonlarının düzgün çalışmasında hayati bir rol oynayan su; Ramazan ayında daha da önemli bir ihtiyaç haline geliyor. Gün boyunca su içememek, sıvı kaybı dolayısıyla baş ağrısı, baş dönmesi veya halsizlik gibi problemlere yol açabiliyor. Bu nedenle, sahur ve iftar arasında 10-12 bardak su içilmesini öneren Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, Ramazan ayında özellikle mineral açısından zengin doğal kaynak ve doğal mineralli suların tercih edilmesi konusunda uyarıyor. </span></span></p>

<p><span><span><strong>"Sodyumdan fosfata kadar birçok minerali içinde barındırıyor"</strong></span></span></p>

<p><span><span>Ramazan ayını sağlıklı bir şekilde geçirmek için bolca su içilmesinin önemine vurgu yapan Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, “Vücudumuz normalde idrar çıkışı, terleme, vücut salgılarının üretimi ve daha birçok yolla belli miktarda su kaybeder. Ramazan ayında yeterli su içilmediğinde de vücutta sıvı kaybı gerçekleşeceğinden metabolik denge bozulur. Bu da tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, bayılma, baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik gibi belirtileri beraberinde getirir. Bu nedenle, özellikle sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve fosfat gibi vücudumuz için hayati önemi olan mineralleri barındıran, doğal kaynak ve doğal mineralli suların tüketimine Ramazan ayında çok daha fazla dikkat etmek gerekiyor” diye konuştu. </span></span></p>

<p><span><span><strong>“Su içmekte zorlananlar limon, tarçın ve nane ile suları tatlandırabilir”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Orucun büyük bir bardak ılık suyla açılmasını ve kalan miktarın ise sahur ve iftar arasında içilmesini öneren Aktepe, şöyle konuştu: Ramazan’da vücudun ihtiyacı olan mineralleri sağlayabilmek için içilen suyun dengeli doğal mineraller içeren doğal kaynak ve doğal mineralli su olmasına dikkat edilmeli, bu sebeple özellikle ambalajlı sular tercih edilmelidir. İftarda uzun bir açlık sürecinden sonra su içmekte zorlanan veya bulantı sorunu yaşayanlar sularına limon, tarçın, nane gibi hafif tat verici besinleri ekleyerek suyu daha kolay içebilir. Ayrıca su içmeyi sık sık hatırlamak için yakın çevrede her zaman dolu bir sürahi ve bardak bulundurulması da işe yarar. Bu konuda renkli ve eğlenceli ürünler tercih ederek su içmeyi keyifli hale getirebilirsiniz. Bununla birlikte, taze naneli veya fesleğenli ayran, şekersiz hoşaf veya komposto da iftar sofraları için son derece sağlıklı içecekler.” dedi</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Lifli Gıdalar Bağışıklık Sistemimizi Güçlendiriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/lifli-gidalar-bagisiklik-sistemimizi-guclendiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/lifli-gidalar-bagisiklik-sistemimizi-guclendiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Alerjik hastalıkların son yıllarda artış göstermesinin bir nedeninin de lifli gıda tüketiminin azalması olduğunu biliyor muydunuz? Fast food türevi hazır gıda tüketiminin artmasıyla birlikte bağırsakların lif yönünden fakir kaldığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Ömer Akçal, lifli gıda tüketimiyle bağışıklık sisteminin güçleneceğini ve alerjik hastalıklara karşı korunma sağlanabileceğini belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/12/lifli-gidalar-bagisiklik-sistemimizi-guclendiriyor-1670517843.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Lifli, Gıdalar, Bağışıklık, Sistemimizi, Güçlendiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Beslenmenin bağışıklık sistemimizin düzgün çalışabilmesi için kritik faktörler arasında yer aldığını söyleyen <strong><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Ömer Akçal, </span></strong>dünyada bağışıklık yetmezliğinin en yaygın nedenleri arasında kötü ve yetersiz beslenmenin yer aldığını belirterek, “Beslenmenin bağışıklık yani immün sistem üzerindeki etkisi, günümüzde çok daha önemli bir hale geldi. İmmün sistemin hücreleri, enerji elde etmenin yanı sıra enfeksiyon ajanlarına karşı tepki vermek için makro-nutrient denilen besinlere ihtiyaç duyuyor. Lifli gıdalardan zengin beslenme ise bağışıklık sistemini aktive etmede önemli bir rol oynuyor” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>“LİFLER, BAĞIRSAK İÇİN KORUYUCU BARİYER OLUŞTURUYOR”</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Gıdalardaki liflerin, gıdanın sindirilemeyen kısmını oluşturduğunu söyleyen <strong><span>Dr. Ömer Akçal</span></strong>, liflerin karbonhidrat polimerleri ve oligomerleri içeren karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler gösterdiğini ifade etti. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), diyet liflerini "sindirilemeyen karbonhidratlar+ lignin" olarak tanımladığını belirten <strong><span>Ömer Akçal,</span></strong> “Tüm diyet lifleri, ince bağırsakta sindirime direnir ve kalın bağırsağa bozulmadan geçer, ancak fizikokimyasal özellikleri örneğin, çözünürlük, viskozite ve fermente edilebilirlik, farklılık gösterir. Çözünür liflerin çoğu, kimyasal yapılarına bağlı olarak bağırsaktaki iyi mikroplar (mikrobiyata) tarafından kısmen veya tamamen fermente edilebilir. <strong><span>Diyet liflerinin, bağırsağın vücuda zararlı maddelerin geçmesine izin vermeyen bariyer fonksiyonu</span></strong>nu ve bağışıklık tepkilerini destekleyerek bağırsak üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu gösterilmiştir” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Omer_Akcal.png"></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Çok çeşitli lif türleri olduğunun da bilgisini veren Akçal, günlük hayatımıza girmiş olan prebiyotiklerin de aslında diyet liflerinin bir alt kümesi olduğunu ve iyi mikropların büyümesini ve aktivitesini uyararak konakçıyı faydalı bir şekilde etkileyen, sindirilemeyen bir gıda maddesi olarak tanımlandığını ifade etti.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>LİFLİ GIDALAR, ALERJİK HASTALIKLARA KARŞI KORUMA SAĞLIYOR</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Son yıllarda diyetle alınan lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin yönünü “alerji” ye değil “tolerans”a çevirdiği ve buna bağlı olarak alerjik hastalıklara karşı korunma sağlanabileceği fikri konuşuluyor. <strong><span>Ömer Akçal,</span></strong> klinik çalışmalara göre farklı çeşitteki lif türlerini ve kaynaklarını içeren diyet modellerinin, tek çeşit lif alımına göre alerji riskini ve yakınmalarını azaltmada daha etkili olduğunu söyleyerek, “Meta-analiz sonucunda alerjik hastalık riskinin diyet içeriğindeki lif miktarı ile orantılı olarak azaldığı bulundu. Sonuç olarak özellikle bağışıklığımızın temellerinin atıldığı erken çocukluk dönemi başta olmak üzere günlük hayatımızda lif çeşitliliğine sahip diyetlerin, bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri ve doğrudan alerjiye karşı koruyuculuğu bulunuyor” dedi.  </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>PEKİ, HANGİ BESİNLERDE LİF VAR?</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span>Tam tahıllı buğday unu, buğday kepeği, fındık, fasulye, karnabahar, yeşil fasulye, patates, yulaf, bezelye, elma, turunçgiller, havuç, arpada bol lif bulunuyor.  Buna karşın konserve meyve ve sebzeler, posasız meyve suları, beyaz ekmek ve makarna gibi rafine veya işlenmiş yiyecekler lif bakımından fakirdir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ramazan’da Midenizi ve Kilonuzu Korumanın Yolları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ramazanda-midenizi-ve-kilonuzu-korumanin-yollari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ramazanda-midenizi-ve-kilonuzu-korumanin-yollari</guid>
<description><![CDATA[ Ramazan aynının gelmesiyle birlikte oruç tutan kişiler için beslenme alışkanlıklarını da düzenlemenin zamanı geldi. Sahur ve iftar arasındaki süre 17 saati bulurken, yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Sahura kalkılması, iftarın hızlı yapılmaması ve bu öğünlerde tok tutacak hafif besinlerin tercih edilmesi kilo alımını önlüyor, mide bağırsak sağlığına da iyi geliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Büşra Şen, Ramazan ayında beslenme ile ilgili bilgi verdi. 

Sahurda hamur işleri ve ağır yemeklerden uzak durulmalı 

Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde 2 ana öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir. Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu beslenme tarzı yaklaşık 17 saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır. Sahurun sabaha karşı yapılması özellikle kilo vermek isteyen danışanların gece yemek kilo aldırır şeklinde düşünerek sahur yapmaktan vazgeçmesine neden olabilir. Ancak zaten sınırlı yeme süresine sahip olunan Ramazan ayında gün içerisinde ihtiyaç duyulan enerji hem sahur hem de iftarda yapılan beslenme ile sağlanır.  Eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalıdır. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir. Aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durulması uygun olacaktır. 

İftarda hızlı yemek yemenin önüne geçilmeli 

Bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da iftar sofraları için hazırlanan yiyecekler ve bunların tüketim miktarlarıdır. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilir ve bu durum hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir. Ayrıca midede rahatsızlık oluşturmaması adına yemeğe daha sıvı sayılan çorba ile başladıktan 15 dakika sonra az yağlı ızgara, haşlama, fırında ya da buğulama olarak hazırlanmış yemekler ile devam edilmelidir. Tatlı seçiminizi iftardan hemen sonra yapmak yerine, birkaç saat sonra ara öğünde tercih etmeniz önerilir. Ağır, şerbetli tatlılar yerine hafif meyve tatlıları veya dondurma tüketmek daha sağlıklı olacaktır.

Komposto ve kuruyemişler ile bağırsaklarınızı hareketlendirin

Ramazan’da hareketsizlik, bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına hatta kabızlığa neden olabilir. İftardan 1-2 saat sonra yarım saatlik yürüyüşler yapmak, yemeklerde lif oranı yüksek yiyecekler (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, hoşaf ve kompostolar, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih etmek sindirime yardımcı olacaktır.

Su ve tuz tüketimine dikkat!

Günde ortalama en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içmeye ve susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su içmeye özen gösterilmelidir. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Yemekle fazla tuz tüketmek susuzluğun daha fazla hissedilmesine neden olur. Bu nedenle özellikle sahurda olmak üzere oruç boyunca tuzlu yiyeceklerden uzak durarak tuz tüketimine dikkat etmenizde fayda vardır.

Ek olarak; kronik rahatsızlığı olup sürekli ilaç kullanması gereken kişiler oruç tutmak için mutlaka hekimine danışmalı ve bir diyetisyen takibinde oruç tutmalıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/03/ramazanda-midenizi-ve-kilonuzu-korumanin-yollari-1710153813.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ramazan’da, Midenizi, Kilonuzu, Korumanın, Yolları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Ramazan aynının gelmesiyle birlikte oruç tutan kişiler için beslenme alışkanlıklarını da düzenlemenin zamanı geldi. Sahur ve iftar arasındaki süre 17 saati bulurken, yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Sahura kalkılması, iftarın hızlı yapılmaması ve bu öğünlerde tok tutacak hafif besinlerin tercih edilmesi kilo alımını önlüyor, mide bağırsak sağlığına da iyi geliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Büşra Şen, Ramazan ayında beslenme ile ilgili bilgi verdi. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Memorial%20Ata%C5%9Fehir%20Hastanesi%20Beslenme%20ve%20Diyet%20B%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC%E2%80%99nden%20Uz_%20Dyt_%20B%C3%BC%C5%9Fra%20%C5%9Een.jpg">Sahurda hamur işleri ve ağır yemeklerden uzak durulmalı </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde 2 ana öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir. Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu göz ardı edilmemelidir. Çünkü bu beslenme tarzı yaklaşık 17 saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır. Sahurun sabaha karşı yapılması özellikle kilo vermek isteyen danışanların gece yemek kilo aldırır şeklinde düşünerek sahur yapmaktan vazgeçmesine neden olabilir. Ancak zaten sınırlı yeme süresine sahip olunan Ramazan ayında gün içerisinde ihtiyaç duyulan enerji hem sahur hem de iftarda yapılan beslenme ile sağlanır.  Eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalıdır. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir. Aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak durulması uygun olacaktır. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>İftarda hızlı yemek yemenin önüne geçilmeli </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu süreçte dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da iftar sofraları için hazırlanan yiyecekler ve bunların tüketim miktarlarıdır. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir. İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilir ve bu durum hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına zemin hazırlayabilir. Ayrıca midede rahatsızlık oluşturmaması adına yemeğe daha sıvı sayılan çorba ile başladıktan 15 dakika sonra az yağlı ızgara, haşlama, fırında ya da buğulama olarak hazırlanmış yemekler ile devam edilmelidir. Tatlı seçiminizi iftardan hemen sonra yapmak yerine, birkaç saat sonra ara öğünde tercih etmeniz önerilir. Ağır, şerbetli tatlılar yerine hafif meyve tatlıları veya dondurma tüketmek daha sağlıklı olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Komposto ve kuruyemişler ile bağırsaklarınızı hareketlendirin</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Ramazan’da hareketsizlik, bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına hatta kabızlığa neden olabilir. İftardan 1-2 saat sonra yarım saatlik yürüyüşler yapmak, yemeklerde lif oranı yüksek yiyecekler (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, hoşaf ve kompostolar, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih etmek sindirime yardımcı olacaktır.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Su ve tuz tüketimine dikkat!</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Günde ortalama en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içmeye ve susama hissi duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su içmeye özen gösterilmelidir. Suya ek olarak kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edebilirsiniz. Yemekle fazla tuz tüketmek susuzluğun daha fazla hissedilmesine neden olur. Bu nedenle özellikle sahurda olmak üzere oruç boyunca tuzlu yiyeceklerden uzak durarak tuz tüketimine dikkat etmenizde fayda vardır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ek olarak; kronik rahatsızlığı olup sürekli ilaç kullanması gereken kişiler oruç tutmak için mutlaka hekimine danışmalı ve bir diyetisyen takibinde oruç tutmalıdır.</span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyabetten kurtulmanın yolu kuru meyvelerden geçiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diyabetten-kurtulmanin-yolu-kuru-meyvelerden-geciyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diyabetten-kurtulmanin-yolu-kuru-meyvelerden-geciyor</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı ürünlerle beslenme, tip 2 olarak tanımlanan ve günümüzde dünya genelinde 537 milyon kişide görülen diyabet türünün önlenmesinde ya da geciktirilmesinde çok kilit bir rol üstleniyor. Kuru meyveler bu süreçte öne çıkan gıdaların başında geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı gıdalar olarak tanımladığı kuru meyvelerin tüketiminin artması diyabet dışında kardiyovasküler sağlıktan kilo yönetimine, lipoproteinlere ve dislipidemiye, iltihaplanma ve oksidasyon, bağırsak sağlığı, yaşlanma ve bazı kanser türlerine kadar sayısız sağlık yararı bilimsel olarak ortaya konulmuş durumda. 

Dünya çapında 25 bilim insanı, kuru meyvelerin sağlığa faydalarını tüm taraflarıyla ortaya koymak için Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Konseyi(INC) tarafından düzenlenen NUTS 22’de buluştu. 

Universitat Rovira i Virgili’de görevli Prof. Jordi Salas-Salvado başkanlığındaki toplantıda Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu, Toronto Üniversitesi, Loma Linda Üniversitesi ve Penn Eyalet Üniversitesi&#039;nden çok değerli araştırmacıların yer aldığı bilgisini veren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) Türkiye Büyükelçisi Ahmet Bilge Göksan, kuruyemiş ve kuru meyvelerin sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olduğu ile ilgili bilimsel çalışmalar yanında kuru meyvelerin sağlıklı gıdalar olduğuyla ilgili farkındalık kazandırılmasının da amaçlandığının altını çizdi. 

“Kuru  ve kabuklu meyvelerin insan sağlığına pek çok faydası olduğunu dile getiren Göksan, “Hepsi sağlık üzerinde faydalı etkiye sahip besinler. Mono ve çoklu doymamış yağlar, lif, vitamin mineralleri, polifenoller ve antioksidanları içeriyor ve kuru meyveler temel besinleri ve sağlığı geliştirici antioksidanlar gibi biyoaktif bileşikler barındırıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu&#039;na göre, şu anda dünya çapında diyabetli 537 milyon insan var ve bu sayının 2045 yılına kadar 700 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Yaygınlık dünya çapında artmakta ve her yıl 4 milyondan fazla insanın ölümüne yol açmakta. Yaşam tarzı önlemleri ve sağlıklı beslenme, en yaygın diyabet türü olan tip 2 diyabetin önlenmesinde veya geciktirilmesinde çok etkili. NUTS 22’de en çok yoğunlaşılan başlıklardan birisi de diyabet hastalarının kuru meyvelerden şeker ihtiyacını karşılamaları için projeler geliştirmek” şeklinde konuştu. 

İç tüketimi de artırmalıyız

Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, fındık başta olmak üzere pek çok kuru ve kabuklu meyve üretiminde dünya lideri olduğunu aktaran Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve INC Türkiye Büyükelçisi Ahmet Bilge Göksan, sağlıklı ürünler olan kuru meyve üretim ve ihracatındaki dünya  liderliğimize karşın iç tüketimimizin çok sınırlı olduğunu, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de kişi başı kuru meyve tüketiminin artması için çaba göstereceklerini özellikle çocuklar ve Z kuşağının kuru meyve tüketimini artıracak tanıtım çalışmalarına odaklanacaklarını sözlerine ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/diyabetten-kurtulmanin-yolu-kuru-meyvelerden-geciyor-1666948149.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diyabetten, kurtulmanın, yolu, kuru, meyvelerden, geçiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Sağlıklı ürünlerle beslenme, tip 2 olarak tanımlanan ve günümüzde dünya genelinde 537 milyon kişide görülen diyabet türünün önlenmesinde ya da geciktirilmesinde çok kilit bir rol üstleniyor. Kuru meyveler bu süreçte öne çıkan gıdaların başında geliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı gıdalar olarak tanımladığı kuru meyvelerin tüketiminin artması diyabet dışında kardiyovasküler sağlıktan kilo yönetimine, lipoproteinlere ve dislipidemiye, iltihaplanma ve oksidasyon, bağırsak sağlığı, yaşlanma ve bazı kanser türlerine kadar sayısız sağlık yararı bilimsel olarak ortaya konulmuş durumda. </span></span></p>

<p><span><span>Dünya çapında 25 bilim insanı, kuru meyvelerin sağlığa faydalarını tüm taraflarıyla ortaya koymak için Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Konseyi(INC) tarafından düzenlenen NUTS 22’de buluştu. </span></span></p>

<p><span><span>Universitat Rovira i Virgili’de görevli Prof. Jordi Salas-Salvado başkanlığındaki toplantıda Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu, Toronto Üniversitesi, Loma Linda Üniversitesi ve Penn Eyalet Üniversitesi'nden çok değerli araştırmacıların yer aldığı bilgisini veren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Uluslararası Kuru ve Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) Türkiye Büyükelçisi Ahmet Bilge Göksan, kuruyemiş ve kuru meyvelerin sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olduğu ile ilgili bilimsel çalışmalar yanında kuru meyvelerin sağlıklı gıdalar olduğuyla ilgili farkındalık kazandırılmasının da amaçlandığının altını çizdi. </span></span></p>

<p><span><span>“Kuru  ve kabuklu meyvelerin insan sağlığına pek çok faydası olduğunu dile getiren Göksan, “Hepsi sağlık üzerinde faydalı etkiye sahip besinler. Mono ve çoklu doymamış yağlar, lif, vitamin mineralleri, polifenoller ve antioksidanları içeriyor ve kuru meyveler temel besinleri ve sağlığı geliştirici antioksidanlar gibi biyoaktif bileşikler barındırıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu'na göre, şu anda dünya çapında diyabetli 537 milyon insan var ve bu sayının 2045 yılına kadar 700 milyon kişiye ulaşması bekleniyor. Yaygınlık dünya çapında artmakta ve her yıl 4 milyondan fazla insanın ölümüne yol açmakta. Yaşam tarzı önlemleri ve sağlıklı beslenme, en yaygın diyabet türü olan tip 2 diyabetin önlenmesinde veya geciktirilmesinde çok etkili. NUTS 22’de en çok yoğunlaşılan başlıklardan birisi de diyabet hastalarının kuru meyvelerden şeker ihtiyacını karşılamaları için projeler geliştirmek” şeklinde konuştu. </span></span></p>

<p><span><span><strong>İç tüketimi de artırmalıyız</strong></span></span></p>

<p><span><span>Türkiye’nin çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, fındık başta olmak üzere pek çok kuru ve kabuklu meyve üretiminde dünya lideri olduğunu aktaran Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve INC Türkiye Büyükelçisi Ahmet Bilge Göksan, sağlıklı ürünler olan kuru meyve üretim ve ihracatındaki dünya  liderliğimize karşın iç tüketimimizin çok sınırlı olduğunu, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de kişi başı kuru meyve tüketiminin artması için çaba göstereceklerini özellikle çocuklar ve Z kuşağının kuru meyve tüketimini artıracak tanıtım çalışmalarına odaklanacaklarını sözlerine ekledi.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Kuru_meyve1.jpeg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Balık Yağının 5 Önemli Faydası</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/balik-yaginin-5-onemli-faydasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/balik-yaginin-5-onemli-faydasi</guid>
<description><![CDATA[ Günümüzde besin takviyesi olarak tüketimi oldukça yaygın olan balık yağı özellikle çocuklar için sıkça kullanılıyor. İçeriğindeki Omega 3 yağ asitleri sayesinde vücudun önemli fonksiyonlarına yardımcı olan balık yağı, daha çok soğuk sularda bulunan balıklardan elde ediliyor. Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi, yüksek tansiyonun düşürülmesi, romatoid artrit semptomlarının hafiflemesi ve karaciğer yağlanması riskinin azaltılması gibi pek çok alanda faydaları bulunan balık yağının aşırı tüketimi ise mide bulantısı ve ishal gibi yan etkilere de yol açabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ceyda Nur Kınay, balık yağının faydaları hakkında bilgi verdi.

Balık yağı günümüzde besin takviyesi olarak kullanılıyor

Genellikle uskumru, ton balığı ve ringa balığı gibi yağlı balıklardan elde edilen bir yağ türü olan balık yağı, Omega -3 yağ asitleri açısından zengin olması sebebiyle günümüzde besin takviyesi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Piyasada genellikle sıvı ve tablet formunda bulunan balık yağı, özellikle hipertrigliseridemi ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde en çok kullanılan besin desteği olmaktadır.

Soğuk su balıkları Omega-3 açısından daha zengin

Balık yağının içerdiği Omega 3; alpha-linolenic acid (ALA), eicosapentaenoic acid (EPA), and docosahexaenoic acid (DHA) olmak üzere 3 türü bulunan bir yağ asididir. ALA formu keten tohumu, soya fasulyesi ve kanola yağı gibi bitkisel kaynaklarda; EPA ve DHA ise balık ve diğer deniz ürünlerinde bulunmaktadır. Özellikle somon, ringa balığı, orkinos, ton balığı ve sardalya gibi soğuk su balıkları ile ceviz ve chia tohumu Omega 3 yağ asitlerinden zengindir. Omega 3 besinlerde doğal olarak bulunmasının yanı sıra; yumurta, yoğurt, meyve suyu, süt ve bebek mamalarına sonradan ilave edilerek zenginleştirme yapılabilmektedir.

Bedenimizdeki bütün hücrelerin membranı için önemli bir bileşen olan Omega 3, özellikle göz, beyin ve sperm hücrelerinde yoğun olarak yer alır. Bununla birlikte kalp-damar sağlığı, akciğerler, immün ve endokrin sistem üzerinde birçok olumlu etkisi bulunmaktadır.

Romatoid artrit semptomlarını azaltıyor, kan basıncını düzenliyor

Balık yağının faydaları şu şekilde sıralanmaktadır:

1. Balık yağının romatoid artrite bağlı semptomları rahatlatmaya yardımcı olabileceğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Haftada iki kez besin kaynaklı tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır; ancak besin takviyesi formu ile bu etkinin sağlanacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.

2. Balık yağının besin takviyesi formunda alımı kan basıncını düzenlemekte; yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olabilmektedir. Bununla birlikte balık yağı, içerdiği Omega 3 yağ asitleri sayesinde kan trigliserit düzeylerinin iyileşmesine, iyi kolesterol olarak adlandırılan HDL kolesterolün yükselmesine katkıda bulunabilmektedir.

3. Balık yağının içeriğinde bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinin; kalp koruyucu, iltihaplanmayı baskılayıcı ve hipertrigliserdemi üzerine olumlu etkilere sahip olmaları sayesinde; metabolik sendrom gibi obeziteye bağlı komorbiditelerin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabileceği düşünülmektedir.

4. Balık yağı tüketimi adet kramplarına iyi gelebilmektedir.

5. Balık yağı ayrıca karaciğer yağlanmasını azaltıcı etki gösterebilmektedir.

Aşırı tüketimi kanama riskini artırabilir

Vücuda faydalarının yanı sıra balık yağı tüketiminin bazı yan etkileri de görülebilmektedir. Balık yağı takviyelerinin ağızda kötü bir tat ve koku bırakabilmesi, mide yanması, bulantı veya diyare (ishal) gibi sindirim sistemi problemlerine yol açabilmesi, yüksek dozda tüketimin kanama riskini de artırması ile antikoagülan ve antiplatelet ilaçların etkisini azaltması bu yan etkiler arasında yer almaktadır.

Hamile ve emziren kadınlar dikkatli kullanmalı

Tablet, kapsül ve sıvı formda günlük olarak tüketilebilen balık yağı takviyelerinin faydasını görebilmek için uzun süreli kullanımı önerilmektedir. Çocuklarda, yetişkinlerde ve yaşlılarda güvenli bir şekilde kullanılabilen balık yağının ağır metal içerme riski nedeni ile gebelerde ve emziren annelerde daha dikkatli kullanılması ve uygun ürünlerin seçilmesi gerekmektedir.

Balık yağı iştahı artırıp, kilo aldırmıyor

Balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisinin olup olmadığı merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Ancak balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte balık yağı günün herhangi bir saatinde öğün sırasında yağ içeren besinler ile tüketilmesi önerilmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/balik-yaginin-5-onemli-faydasi-1709129251.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Balık, Yağının, Önemli, Faydası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Günümüzde besin takviyesi olarak tüketimi oldukça yaygın olan balık yağı özellikle çocuklar için sıkça kullanılıyor. İçeriğindeki Omega 3 yağ asitleri sayesinde vücudun önemli fonksiyonlarına yardımcı olan balık yağı, daha çok soğuk sularda bulunan balıklardan elde ediliyor. Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi, yüksek tansiyonun düşürülmesi, romatoid artrit semptomlarının hafiflemesi ve karaciğer yağlanması riskinin azaltılması gibi pek çok alanda faydaları bulunan balık yağının aşırı tüketimi ise mide bulantısı ve ishal gibi yan etkilere de yol açabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ceyda Nur Kınay, balık yağının faydaları hakkında bilgi verdi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Balık yağı günümüzde besin takviyesi olarak kullanılıyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Genellikle uskumru, ton balığı ve ringa balığı gibi yağlı balıklardan elde edilen bir yağ türü olan balık yağı, Omega -3 yağ asitleri açısından zengin olması sebebiyle günümüzde besin takviyesi olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Piyasada genellikle sıvı ve tablet formunda bulunan balık yağı, özellikle hipertrigliseridemi ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde en çok kullanılan besin desteği olmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Soğuk su balıkları Omega-3 açısından daha zengin</strong></span></span></p>

<p><span><span>Balık yağının içerdiği Omega 3; alpha-linolenic acid (ALA), eicosapentaenoic acid (EPA), and docosahexaenoic acid (DHA) olmak üzere 3 türü bulunan bir yağ asididir. ALA formu keten tohumu, soya fasulyesi ve kanola yağı gibi bitkisel kaynaklarda; EPA ve DHA ise balık ve diğer deniz ürünlerinde bulunmaktadır. Özellikle somon, ringa balığı, orkinos, ton balığı ve sardalya gibi soğuk su balıkları ile ceviz ve chia tohumu Omega 3 yağ asitlerinden zengindir. Omega 3 besinlerde doğal olarak bulunmasının yanı sıra; yumurta, yoğurt, meyve suyu, süt ve bebek mamalarına sonradan ilave edilerek zenginleştirme yapılabilmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>Bedenimizdeki bütün hücrelerin membranı için önemli bir bileşen olan Omega 3, özellikle göz, beyin ve sperm hücrelerinde yoğun olarak yer alır. Bununla birlikte kalp-damar sağlığı, akciğerler, immün ve endokrin sistem üzerinde birçok olumlu etkisi bulunmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>Romatoid artrit semptomlarını azaltıyor, kan basıncını düzenliyor</span></span></p>

<p><span><span><strong>Balık yağının faydaları şu şekilde sıralanmaktadır:</strong></span></span></p>

<p><span><span>1. Balık yağının romatoid artrite bağlı semptomları rahatlatmaya yardımcı olabileceğine dair çalışmalar bulunmaktadır. Haftada iki kez besin kaynaklı tüketimi kalp hastalığı riskini azaltmaktadır; ancak besin takviyesi formu ile bu etkinin sağlanacağı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.</span></span></p>

<p><span><span>2. Balık yağının besin takviyesi formunda alımı kan basıncını düzenlemekte; yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olabilmektedir. Bununla birlikte balık yağı, içerdiği Omega 3 yağ asitleri sayesinde kan trigliserit düzeylerinin iyileşmesine, iyi kolesterol olarak adlandırılan HDL kolesterolün yükselmesine katkıda bulunabilmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>3. Balık yağının içeriğinde bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinin; kalp koruyucu, iltihaplanmayı baskılayıcı ve hipertrigliserdemi üzerine olumlu etkilere sahip olmaları sayesinde; metabolik sendrom gibi obeziteye bağlı komorbiditelerin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabileceği düşünülmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>4. Balık yağı tüketimi adet kramplarına iyi gelebilmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>5. Balık yağı ayrıca karaciğer yağlanmasını azaltıcı etki gösterebilmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>Aşırı tüketimi kanama riskini artırabilir</span></span></p>

<p><span><span>Vücuda faydalarının yanı sıra balık yağı tüketiminin bazı yan etkileri de görülebilmektedir. Balık yağı takviyelerinin ağızda kötü bir tat ve koku bırakabilmesi, mide yanması, bulantı veya diyare (ishal) gibi sindirim sistemi problemlerine yol açabilmesi, yüksek dozda tüketimin kanama riskini de artırması ile antikoagülan ve antiplatelet ilaçların etkisini azaltması bu yan etkiler arasında yer almaktadır.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Hamile ve emziren kadınlar dikkatli kullanmalı</strong></span></span></p>

<p><span><span>Tablet, kapsül ve sıvı formda günlük olarak tüketilebilen balık yağı takviyelerinin faydasını görebilmek için uzun süreli kullanımı önerilmektedir. Çocuklarda, yetişkinlerde ve yaşlılarda güvenli bir şekilde kullanılabilen balık yağının ağır metal içerme riski nedeni ile gebelerde ve emziren annelerde daha dikkatli kullanılması ve uygun ürünlerin seçilmesi gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Balık yağı iştahı artırıp, kilo aldırmıyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisinin olup olmadığı merak edilen sorular arasında yer almaktadır. Ancak balık yağının iştah artırıcı ve kilo aldırıcı etkisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte balık yağı günün herhangi bir saatinde öğün sırasında yağ içeren besinler ile tüketilmesi önerilmektedir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sonbahar yorgunluğunu önlemenin 5 yolu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sonbahar-yorgunlugunu-oenlemenin-5-yolu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sonbahar-yorgunlugunu-oenlemenin-5-yolu</guid>
<description><![CDATA[ Mevsim değişikliği, insan vücudunda yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık gibi çeşitli etkilere neden oluyor. Sonbahar yorgunluğunun önlenebileceğini vurgulayan uzmanlar, yorgunluğa iyi gelecek besin önerilerine dikkat çekiyor. 

Mevsim değişikliği insan vücudunda yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık gibi çeşitli etkilere neden oluyor. Sonbahara girdiğimiz bu günlerde birçok insan, yorgunluk seviyelerinin artmasından şikayetçi. Bireylerde artan iştahsızlık sebebiyle günlük aktiviteler için gerekli olandan yetersiz enerji tüketimi, güneşe daha az maruz kalınması sebebiyle D vitamini seviyesinde düşüklük, C vitamini, riboflavin, niasin, magnezyum ve demir eksikliği sonbahar yorgunluğunun sebepleri arasında yer alıyor. Sabri Ülker Vakfı sonbahar yorgunluğunuzu besinlerle önlemenin beş yolunu sıralıyor. 

Kahve tüketiminizi sınırlandırın

Sabahları bir fincan kahvemi içmeden uyanamıyorum diyenlerden misiniz? Günlük içilen bir veya iki fincan kahve; içeriğinde bulunan kafein, B2 vitamini ve magnezyum ile güne daha zinde başlamanıza yardımcı oluyor. Amerikan Diyet Rehberine göre, günlük kafein alım miktarının 400 mg, bu da yaklaşık olarak 3-4 fincan kahveye denk geliyor.  Kafein tüketiminin bu sınırları aşması, uykusuz gecelere ve dolayısıyla ertesi gün daha da yorgun hissetmenize sebep oluyor.

Güne kahvaltı ile başlayın

Vücudumuz uyurken bile çalışmaya devam eder. Akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 12 saatlik bir süre bulunduğunu düşünürsek, bu süre içinde vücut, besin ögelerinin tümünü kullanır. Yapılan çalışmalara göre; güne kahvaltı öğünü ile başlayan bireyler, kahvaltı yapmayı atlayanlara göre kendisini daha dinç ve aktif hissediyor. Bu da bireylerin günlük ve iş hayatlarında performanslarının daha üst seviyelerde olmasını destekliyor. 

Kompleks karbonhidratların gücünden faydalanın

Karbonhidratlar, insan vücudu için en değerli enerji kaynaklarıdır. Günlük temel aktivitelerinizi en az yorgunluk düzeyi ile sürdürmek ise, enerjiyi kompleks karbonhidrat kaynaklarından sağlayarak mümkün. Beyaz ekmek, şekerlemeler, beyaz pirinç gibi yüksek oranda rafine edilmiş karbonhidrat içeren besinlerin tüketimi, günün ilerleyen saatlerinde kan şekerinizin hızlıca düşmesine sebep olarak kendinizi halsiz ve hatta uykulu hissetmenize sebep olabilir. Araştırmalara göre; rafine karbonhidrat içeren gıdaların tüketiminin, yorgunluğu arttıran etkileri olduğu görülüyor. Bu olumsuz durumun önüne geçmek için lif içeriği yüksek olan yulaf ezmesi, esmer pirinç, yaban mersini, portakal, baklagil, brokoli, ıspanak ve lahana gibi besinleri tüketebilirsiniz. 

Ana ve ara öğünlerinize protein kaynakları ekleyin

Protein içeren besinlerin sindirim ve emilimi vücutta daha uzun bir süreç izlediğinden, karbonhidrat içeren öğünleriniz ile birlikte proteinli besinler tüketmeniz kan şekerinizin daha düzenli salınımını sağlıyor. Bu da, vücudunuz için daha dengeli ve düzenli bir enerji sağlanmasını mümkün kılıyor. Öğünlerinize fındık, ceviz vb. kuruyemişler ile yoğurt eklemeniz bu düzeni sağlamanız için en kolay seçenekler arasında.

 

Ara öğünler yapın

Günlük beslenme düzeninde öğün atlama ya da öğün aralıklarının çok uzun olması durumunda enerji seviyesi oldukça düşüyor. Bu da bir sonraki öğünde aşırı yemek yeme isteğine ve seçilen yemeklerin yüksek enerji içeren sağlıksız alternatiflerden oluşmasına sebep oluyor. Gün boyu enerjiyi korumak için, aralarında uzun sürelerin olduğu büyük öğünler tüketmek yerine 3-4 saatte bir küçük sağlıklı öğünler tüketilmesi öneriliyor. 

Sonbahar yorgunluğunun getirdiği tüm bu etkilerden korunmak için yukarıda sıralı örneklerin günlük yaşama entegre edilmesi tavsiye ediliyor. Aynı zamanda artmış süt ve süt ürünleri, kuruyemiş, balık ve yumurta tüketimi ile Ribaflavin ve Niasin; portakal, çilek, brokoli, biber, bezelye tüketimi ile C vitamini; koyu yeşil yapraklı sebze tüketimi ile vücudunuza ihtiyaç duyduğu magnezyum desteğini sağlayabilirsiniz.

Sabri Ülker Vakfı Hakkında:

Türk Gıda sektörünün duayeni Sabri Ülker anısına kurulmuş olan ve misyonunu Sabri Ülker’in hayat felsefesinden derleyen Vakıf, toplumu beslenme ve sağlık alanlarında bilimsel ve güvenilir bilgi ile aydınlatmak üzere faaliyetlerini sürdürüyor. Avrupa Beslenme Vakıfları İletişim Platformu’nun Türkiye’den tek üyesi olan Vakıf, 2009 yılından bu yana topluma sağlıklı yaşam ve beslenme konularında güvenilir bilimsel bilgiyi ulaştırmakta ve dünya genelinde referans kabul edilen kurumlar ile iş birliği içinde Türkiye’nin referans kurumu olma hedefiyle yoluna devam etmektedir. Çalışmaları, alanında uzman bilim insanlarının yer aldığı bağımsız bir Bilim Kurulu tarafından yürütülen Sabri Ülker Vakfı bilimsel ve kar amacı gütmeyen bir kurumdur. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/sonbahar-yorgunlugunu-onlemenin-5-yolu-1665390641.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sonbahar, yorgunluğunu, önlemenin, yolu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Mevsim değişikliği, insan vücudunda yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık gibi çeşitli etkilere neden oluyor. Sonbahar yorgunluğunun önlenebileceğini vurgulayan uzmanlar, yorgunluğa iyi gelecek besin önerilerine dikkat çekiyor. </span></span></p>

<p><span><span>Mevsim değişikliği insan vücudunda yorgunluk, uykusuzluk, iştahsızlık gibi çeşitli etkilere neden oluyor. Sonbahara girdiğimiz bu günlerde birçok insan, yorgunluk seviyelerinin artmasından şikayetçi. Bireylerde artan iştahsızlık sebebiyle günlük aktiviteler için gerekli olandan yetersiz enerji tüketimi, güneşe daha az maruz kalınması sebebiyle D vitamini seviyesinde düşüklük, C vitamini, riboflavin, niasin, magnezyum ve demir eksikliği sonbahar yorgunluğunun sebepleri arasında yer alıyor. Sabri Ülker Vakfı sonbahar yorgunluğunuzu besinlerle önlemenin beş yolunu sıralıyor. </span></span></p>

<p><span><span><u>Kahve tüketiminizi sınırlandırın</u></span></span></p>

<p><span><span>Sabahları bir fincan kahvemi içmeden uyanamıyorum diyenlerden misiniz? Günlük içilen bir veya iki fincan kahve; içeriğinde bulunan kafein, B2 vitamini ve magnezyum ile güne daha zinde başlamanıza yardımcı oluyor. Amerikan Diyet Rehberine göre, günlük kafein alım miktarının 400 mg, bu da yaklaşık olarak 3-4 fincan kahveye denk geliyor.  Kafein tüketiminin bu sınırları aşması, uykusuz gecelere ve dolayısıyla ertesi gün daha da yorgun hissetmenize sebep oluyor.</span></span></p>

<p><span><span><u>Güne kahvaltı ile başlayın</u></span></span></p>

<p><span><span>Vücudumuz uyurken bile çalışmaya devam eder. Akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 12 saatlik bir süre bulunduğunu düşünürsek, bu süre içinde vücut, besin ögelerinin tümünü kullanır. Yapılan çalışmalara göre; güne kahvaltı öğünü ile başlayan bireyler, kahvaltı yapmayı atlayanlara göre kendisini daha dinç ve aktif hissediyor. Bu da bireylerin günlük ve iş hayatlarında performanslarının daha üst seviyelerde olmasını destekliyor. </span></span></p>

<p><span><span><u>Kompleks karbonhidratların gücünden faydalanın</u></span></span></p>

<p><span><span>Karbonhidratlar, insan vücudu için en değerli enerji kaynaklarıdır. Günlük temel aktivitelerinizi en az yorgunluk düzeyi ile sürdürmek ise, enerjiyi kompleks karbonhidrat kaynaklarından sağlayarak mümkün. Beyaz ekmek, şekerlemeler, beyaz pirinç gibi yüksek oranda rafine edilmiş karbonhidrat içeren besinlerin tüketimi, günün ilerleyen saatlerinde kan şekerinizin hızlıca düşmesine sebep olarak kendinizi halsiz ve hatta uykulu hissetmenize sebep olabilir. Araştırmalara göre; rafine karbonhidrat içeren gıdaların tüketiminin, yorgunluğu arttıran etkileri olduğu görülüyor. Bu olumsuz durumun önüne geçmek için lif içeriği yüksek olan yulaf ezmesi, esmer pirinç, yaban mersini, portakal, baklagil, brokoli, ıspanak ve lahana gibi besinleri tüketebilirsiniz. </span></span></p>

<p><span><span><u>Ana ve ara öğünlerinize protein kaynakları ekleyin</u></span></span></p>

<p><span><span>Protein içeren besinlerin sindirim ve emilimi vücutta daha uzun bir süreç izlediğinden, karbonhidrat içeren öğünleriniz ile birlikte proteinli besinler tüketmeniz kan şekerinizin daha düzenli salınımını sağlıyor. Bu da, vücudunuz için daha dengeli ve düzenli bir enerji sağlanmasını mümkün kılıyor. Öğünlerinize fındık, ceviz vb. kuruyemişler ile yoğurt eklemeniz bu düzeni sağlamanız için en kolay seçenekler arasında.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span><span><u>Ara öğünler yapın</u></span></span></p>

<p><span><span>Günlük beslenme düzeninde öğün atlama ya da öğün aralıklarının çok uzun olması durumunda enerji seviyesi oldukça düşüyor. Bu da bir sonraki öğünde aşırı yemek yeme isteğine ve seçilen yemeklerin yüksek enerji içeren sağlıksız alternatiflerden oluşmasına sebep oluyor. Gün boyu enerjiyi korumak için, aralarında uzun sürelerin olduğu büyük öğünler tüketmek yerine 3-4 saatte bir küçük sağlıklı öğünler tüketilmesi öneriliyor. </span></span></p>

<p><span><span>Sonbahar yorgunluğunun getirdiği tüm bu etkilerden korunmak için yukarıda sıralı örneklerin günlük yaşama entegre edilmesi tavsiye ediliyor. Aynı zamanda artmış süt ve süt ürünleri, kuruyemiş, balık ve yumurta tüketimi ile Ribaflavin ve Niasin; portakal, çilek, brokoli, biber, bezelye tüketimi ile C vitamini; koyu yeşil yapraklı sebze tüketimi ile vücudunuza ihtiyaç duyduğu magnezyum desteğini sağlayabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span><span>Sabri Ülker Vakfı Hakkında:</span></span></p>

<p><span><span>Türk Gıda sektörünün duayeni Sabri Ülker anısına kurulmuş olan ve misyonunu Sabri Ülker’in hayat felsefesinden derleyen Vakıf, toplumu beslenme ve sağlık alanlarında bilimsel ve güvenilir bilgi ile aydınlatmak üzere faaliyetlerini sürdürüyor. Avrupa Beslenme Vakıfları İletişim Platformu’nun Türkiye’den tek üyesi olan Vakıf, 2009 yılından bu yana topluma sağlıklı yaşam ve beslenme konularında güvenilir bilimsel bilgiyi ulaştırmakta ve dünya genelinde referans kabul edilen kurumlar ile iş birliği içinde Türkiye’nin referans kurumu olma hedefiyle yoluna devam etmektedir. Çalışmaları, alanında uzman bilim insanlarının yer aldığı bağımsız bir Bilim Kurulu tarafından yürütülen Sabri Ülker Vakfı bilimsel ve kar amacı gütmeyen bir kurumdur.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/sonbahar_yorgunlugu1.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Soğuk Havalarda Göz Sağlığınızı Koruyacak 5 İpucu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-havalarda-goez-sagliginizi-koruyacak-5-ipucu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-havalarda-goez-sagliginizi-koruyacak-5-ipucu</guid>
<description><![CDATA[ Soğuk hava ve sert rüzgarlarla birlikte göz sağlığımız için çeşitli riskler de getiriyor. Bu durumlar, doğru önlemler alınmadığında göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebiliyor ve soğuk havalarda sıkça karşılaşılan kuru göz, fotokeratit ve rüzgarın neden olduğu tahrişlere sebebiyet verebiliyor. Göz Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, soğuk havalarda göz sağlığını korumak için pratik ve etkili 5 yönteme değindi.

Göz Nemini Koruyun

Soğuk havalarda iç mekanlarda ısıtma sistemlerinin kullanımı hava nemini düşürür ve gözlerin kurumasına yol açabilir. Yapay gözyaşı damlaları ve hava nemlendiricileri, gözlerin nemli kalmasına yardımcı olarak kuru göz rahatsızlığını önlemeye yardımcı olabilir.

Soğuk ve Rüzgardan Korunun

Soğuk rüzgarların göz yüzeyinde tahriş ve kuruluk yaratabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, “Dışarı çıkarken gözleri koruyacak şekilde şapka ve eşarp kullanımı, bu tür rahatsızlıkları önleyebilir.” diyor. 

Gerekli Vitamin ve Minarelleri Alın 

Göz sağlığını destekleyen vitamin ve mineraller açısından zengin bir diyet, gözlerin sağlıklı kalmasına yardımcı olabilir. Özellikle A, C ve E vitaminleri ile Omega-3 yağ asitleri bu konuda oldukça önemli. Ayrıca, yeterli su tüketimi gözlerin nemli kalmasına katkı sağlayabilir.

Soğuk Havalarda Kontrollerinizi Aksatmayın 

Nefesoğlu, kış aylarında artan göz rahatsızlıklarına karşı düzenli göz kontrollerin öneminin altını çizerek ekliyor; “Bu kontroller, olası sorunların erken tespit edilmesine ve etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanır.”

Soğuk havalar, göz sağlığımız için özel dikkat gerektiren bir dönem. Nemlendirme, rüzgar ve soğuktan korunma, dengeli beslenme ve düzenli göz kontrolleri gibi önlemler, soğuk hava koşullarının gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirgemeye yardımcı olabilir. Özellikle soğuk havalarda göz sağlığına yönelik bu basit adımları uygulamanın uzun vadede göz sağlığını korumak ve potansiyel göz rahatsızlıklarını önlemek için hayati önem taşıdığını belirten Nefesoğlu, “Unutmayın, göz sağlığınız, genel sağlığınızın ve yaşam kalitenizin önemli bir parçasıdır. Soğuk havalarda gözlerinize gereken özeni göstermek, her mevsim sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenize katkıda bulunacaktır.” diyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/soguk-havalarda-goz-sagliginizi-koruyacak-5-ipucu-1708535181.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Soğuk, Havalarda, Göz, Sağlığınızı, Koruyacak, İpucu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Soğuk hava ve sert rüzgarlarla birlikte göz sağlığımız için çeşitli riskler de getiriyor. Bu durumlar, doğru önlemler alınmadığında göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebiliyor ve soğuk havalarda sıkça karşılaşılan kuru göz, fotokeratit ve rüzgarın neden olduğu tahrişlere sebebiyet verebiliyor. Göz Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, soğuk havalarda göz sağlığını korumak için pratik ve etkili 5 yönteme değindi.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Opr_%20Dr_%20%C5%9Eehvar%20Nefeso%C4%9Flu.png">Göz Nemini Koruyun</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Soğuk havalarda iç mekanlarda ısıtma sistemlerinin kullanımı hava nemini düşürür ve gözlerin kurumasına yol açabilir. Yapay gözyaşı damlaları ve hava nemlendiricileri, gözlerin nemli kalmasına yardımcı olarak kuru göz rahatsızlığını önlemeye yardımcı olabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Soğuk ve Rüzgardan Korunun</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Soğuk rüzgarların göz yüzeyinde tahriş ve kuruluk yaratabileceğine dikkat çeken Opr. Dr. Şehvar Nefesoğlu, “Dışarı çıkarken gözleri koruyacak şekilde şapka ve eşarp kullanımı, bu tür rahatsızlıkları önleyebilir.” diyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Gerekli Vitamin ve Minarelleri Alın </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Göz sağlığını destekleyen vitamin ve mineraller açısından zengin bir diyet, gözlerin sağlıklı kalmasına yardımcı olabilir. Özellikle A, C ve E vitaminleri ile Omega-3 yağ asitleri bu konuda oldukça önemli. Ayrıca, yeterli su tüketimi gözlerin nemli kalmasına katkı sağlayabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Soğuk Havalarda Kontrollerinizi Aksatmayın </span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Nefesoğlu, kış aylarında artan göz rahatsızlıklarına karşı düzenli göz kontrollerin öneminin altını çizerek ekliyor; “Bu kontroller, olası sorunların erken tespit edilmesine ve etkili tedavi yöntemlerinin uygulanmasına olanak tanır.”</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Soğuk havalar, göz sağlığımız için özel dikkat gerektiren bir dönem. Nemlendirme, rüzgar ve soğuktan korunma, dengeli beslenme ve düzenli göz kontrolleri gibi önlemler, soğuk hava koşullarının gözlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirgemeye yardımcı olabilir. Özellikle soğuk havalarda göz sağlığına yönelik bu basit adımları uygulamanın uzun vadede göz sağlığını korumak ve potansiyel göz rahatsızlıklarını önlemek için hayati önem taşıdığını belirten Nefesoğlu, “Unutmayın, göz sağlığınız, genel sağlığınızın ve yaşam kalitenizin önemli bir parçasıdır. Soğuk havalarda gözlerinize gereken özeni göstermek, her mevsim sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmenize katkıda bulunacaktır.” diyor. </span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarım ve Orman Bakanlığından Sağlıklı Beslenme İçi̇n İnternet Si̇tesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tarim-ve-orman-bakanligindan-saglikli-beslenme-i%CC%87ci%CC%87n-i%CC%87nternet-si%CC%87tesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tarim-ve-orman-bakanligindan-saglikli-beslenme-i%CC%87ci%CC%87n-i%CC%87nternet-si%CC%87tesi</guid>
<description><![CDATA[ ULUSAL GIDA KOMPOZİSYONUNUN BELİRLENMESİ VE YAYGIN SÜREKLİ PAYLAŞIM SİSTEMİNİN OLUŞTURULMASI PROJESİ KAPSAMINDA İNGİLİZCE VE TÜRKÇE HAZIRLANAN İNTERNET SİTESİ KULLANIMDA 

TÜRKİYE COĞRAFYASINDA ÜRETİLİP TÜKETİME SUNULAN, İŞLENMİŞ-İŞLENMEMİŞ TARIMSAL ÜRÜNLERE AİT ENERJİ DEĞERLERİ VE BESİN ÖĞELERİNİ İÇEREN TÜRKOMP&#039;A WWW.TURKOMP.GOV.TR ADRESİ ÜZERİNDEN ULAŞILABİLİYOR

UYGULAMANIN MOBİL SÜRÜMÜNÜN DE DEVREYE SOKULMASI PLANLANIYOR  

TÜBİTAK KAMAG 1007 kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK MAM ve Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında hazırlanan internet sitesi üzerinden Türkiye coğrafyasında üretilip tüketime sunulan, işlenmiş-işlenmemiş tarımsal ürünlere ait enerji değerleri ve besin öğelerine ulaşılabiliyor.

Ülkemizin ilk gıda kompozisyon veri tabanı olan TürKomp, Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK MAM ve Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen &quot;Ulusal Gıda Kompozisyonunun Belirlenmesi ve Yaygın Sürekli Paylaşım Sisteminin Oluşturulması Projesi&quot; kapsamında oluşturuldu.

Ülkemiz coğrafyasında üretilen ve tüketilen, işlenmiş-işlenmemiş tarımsal ürünlere ait enerji değerleri ve besin öğelerini içeren TürKomp www.turkomp.gov.tr adresi üzerinden Türkçe ve İngilizce dillerinde  hizmet veriyor.

TürKomp&#039;ta;


	14 gıda grubundan
	645 gıda ve 100 gıda bileşenine ait
	63.000 civarında enerji ve besin öğeleri verisi bulunuyor. .


TürKomp&#039;un Özellikleri:


	Sistemde yer alan tüm verilerin tamamı analiz sonuçlarına dayalı, ulusal ve uluslararası standartlarda güvenilir verilerdir.
	Türkçe ve İngilizce olarak hizmet vermektedir.
	Tüm örneklem ve analizlerde geriye doğru izlenebilirlik sağlanmıştır.
	Gıdaya, bileşene ve beslenme şekline göre arama yapılabilmektedir.
	Gıdaları karşılaştırma özelliği ve Beslenme çantası uygulaması bulunmaktadır.


Gıdaya Göre Arama:

Aranılan gıda maddeleri, alfabetik listeden seçilerek ya da arama kutusuna yazılarak bulunduktan sonra enerji değerleri ve besin öğeleri verilerine ulaşılabilir.

Bileşenlere göre arama:

Aranılan gıda bileşeni alfabetik listeden seçilerek ya da arama kutusuna yazılarak bulunur. Açılan sayfada aranılan bileşenini içeren gıda maddeleri, içerdiği bileşen miktarına göre çoktan aza doğru sıralı olarak görüntülenmektedir.

Beslenmeye Göre Arama:

Bu uygulamada analiz sonuçlarına göre,


	Düşük enerjili gıdalar
	Az yağlı gıdalar
	Yağsız gıdalar
	Yüksek lifli gıdalar
	Yüksek proteinli gıdalar


şeklinde sınıflandırılmış olan gıdalar arasından arama yapılmaktadır.

Beslenme çantası:

Bu uygulama seçilen birden fazla gıdanın toplam enerji değerleri ve besin öğelerine ulaşılmasına imkan vermektedir.

Gıdaları karşılaştırma:

Gıdaları karşılaştırma uygulaması seçilen iki gıda maddesinin, besin öğeleri ve enerji değerleri açısından kıyaslanabilmesine olanak vermektedir.

Planlanan Çalışmalar:

Yapılması planlanan yeni proje ile


	TürKomp&#039;ta verisi bulunmayan bazı gıdaların veri tabanına eklenmesi
	Bakanlığımız ve Sağlık Bakanlığı ihtiyaçları doğrultusunda yeni modüllerin eklenmesi
	Mobil uygulama gibi yeni uygulamaların geliştirilmesi


gibi bazı güncellemelerle Türkomp&#039;un daha fazla veriye ve özelliğe sahip bir hale getirilmesi planlanmaktadır.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/tarim-ve-orman-bakanligindan-saglikli-beslenme-icin-internet-sitesi-1661083977.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tarım, Orman, Bakanlığından, Sağlıklı, Beslenme, İçi̇n, İnternet, Si̇tesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><strong>ULUSAL GIDA KOMPOZİSYONUNUN BELİRLENMESİ VE YAYGIN SÜREKLİ PAYLAŞIM SİSTEMİNİN OLUŞTURULMASI</strong> PROJESİ KAPSAMINDA İNGİLİZCE VE TÜRKÇE HAZIRLANAN İNTERNET SİTESİ KULLANIMDA </span></span></p>

<p><span><span>TÜRKİYE COĞRAFYASINDA ÜRETİLİP TÜKETİME SUNULAN, İŞLENMİŞ-İŞLENMEMİŞ TARIMSAL ÜRÜNLERE AİT <strong>ENERJİ DEĞERLERİ VE BESİN ÖĞELERİNİ</strong> İÇEREN TÜRKOMP'A <a href="http://www.turkomp.gov.tr/"><strong>WWW.TURKOMP.GOV.TR</strong></a> ADRESİ ÜZERİNDEN ULAŞILABİLİYOR</span></span></p>

<p><span><span>UYGULAMANIN MOBİL SÜRÜMÜNÜN DE DEVREYE SOKULMASI PLANLANIYOR  </span></span></p>

<p><span><span>TÜBİTAK KAMAG 1007 kapsamında Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK MAM ve Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında hazırlanan internet sitesi üzerinden Türkiye coğrafyasında üretilip tüketime sunulan, işlenmiş-işlenmemiş tarımsal ürünlere ait <strong>enerji değerleri ve besin öğelerine ulaşılabiliyor.</strong></span></span></p>

<p><span><span>Ülkemizin ilk gıda kompozisyon veri tabanı olan <strong>TürKomp</strong>, Tarım ve Orman Bakanlığı, TÜBİTAK MAM ve Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "<strong>Ulusal Gıda Kompozisyonunun Belirlenmesi ve Yaygın Sürekli Paylaşım Sisteminin Oluşturulması</strong> Projesi" kapsamında oluşturuldu.</span></span></p>

<p><span><span>Ülkemiz coğrafyasında üretilen ve tüketilen, işlenmiş-işlenmemiş tarımsal ürünlere ait <strong>enerji değerleri ve besin öğelerini</strong> içeren TürKomp <a href="http://www.turkomp.gov.tr/"><strong>www.turkomp.gov.tr</strong></a> adresi üzerinden Türkçe ve İngilizce dillerinde  hizmet veriyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>TürKomp'ta;</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span><strong>14 gıda grubundan</strong></span></span></li>
	<li><span><span><strong>645 gıda ve 100 gıda bileşenine</strong> ait</span></span></li>
	<li><span><span><strong>63.000 civarında enerji ve besin öğeleri verisi</strong> bulunuyor. .</span></span></li>
</ul>

<p><span><span><strong>TürKomp'un Özellikleri:</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Sistemde yer alan tüm verilerin tamamı <strong>analiz sonuçlarına dayalı</strong>, ulusal ve uluslararası standartlarda <strong>güvenilir</strong> verilerdir.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>Türkçe ve İngilizce</strong> olarak hizmet vermektedir.</span></span></li>
	<li><span><span>Tüm örneklem ve analizlerde geriye doğru <strong>izlenebilirlik</strong> sağlanmıştır.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>Gıdaya, bileşene ve beslenme şekline göre arama</strong> yapılabilmektedir.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>Gıdaları karşılaştırma özelliği ve Beslenme çantası uygulaması</strong> bulunmaktadır.</span></span></li>
</ul>

<p><span><span><strong>Gıdaya Göre Arama:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Aranılan gıda maddeleri, alfabetik listeden seçilerek ya da arama kutusuna yazılarak bulunduktan sonra enerji değerleri ve besin öğeleri verilerine ulaşılabilir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Bileşenlere göre arama:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Aranılan gıda bileşeni alfabetik listeden seçilerek ya da arama kutusuna yazılarak bulunur. Açılan sayfada aranılan bileşenini içeren gıda maddeleri, içerdiği bileşen miktarına göre çoktan aza doğru sıralı olarak görüntülenmektedir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Beslenmeye Göre Arama:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bu uygulamada analiz sonuçlarına göre,</span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Düşük enerjili gıdalar</span></span></li>
	<li><span><span>Az yağlı gıdalar</span></span></li>
	<li><span><span>Yağsız gıdalar</span></span></li>
	<li><span><span>Yüksek lifli gıdalar</span></span></li>
	<li><span><span>Yüksek proteinli gıdalar</span></span></li>
</ul>

<p><span><span>şeklinde sınıflandırılmış olan gıdalar arasından arama yapılmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Beslenme çantası:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bu uygulama seçilen birden fazla gıdanın toplam enerji değerleri ve besin öğelerine ulaşılmasına imkan vermektedir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Gıdaları karşılaştırma:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Gıdaları karşılaştırma uygulaması seçilen iki gıda maddesinin, besin öğeleri ve enerji değerleri açısından kıyaslanabilmesine olanak vermektedir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Planlanan Çalışmalar:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Yapılması planlanan yeni proje ile</span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>TürKomp'ta verisi bulunmayan bazı gıdaların veri tabanına eklenmesi</span></span></li>
	<li><span><span>Bakanlığımız ve Sağlık Bakanlığı ihtiyaçları doğrultusunda yeni modüllerin eklenmesi</span></span></li>
	<li><span><span>Mobil uygulama gibi yeni uygulamaların geliştirilmesi</span></span></li>
</ul>

<p><span><span>gibi bazı güncellemelerle Türkomp'un daha fazla veriye ve özelliğe sahip bir hale getirilmesi planlanmaktadır. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Grip sonrası bağışıklık sisteminizi bu besinlerle güçlendirin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/grip-sonrasi-bagisiklik-sisteminizi-bu-besinlerle-guclendirin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/grip-sonrasi-bagisiklik-sisteminizi-bu-besinlerle-guclendirin</guid>
<description><![CDATA[ Bağışıklığın toparlanması için sağlıklı beslenmek ve dinlenmenin önemi büyüktür. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Nur Sinem Türkmen, grip sonrası bağışıklık sisteminin toparlanması ve güçlenmesini sağlayacak besin önerilerinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/02/grip-sonrasi-bagisiklik-sisteminizi-bu-besinlerle-guclendirin-1708333349.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Grip, sonrası, bağışıklık, sisteminizi, besinlerle, güçlendirin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Grip, influenza virüsünün neden olduğu oldukça bulaşıcı bir solunum yolu enfeksiyonudur. Grip semptomları genellikle yaklaşık bir hafta sürer. İyileştikten sonra bir hafta daha yorgunluk, halsizlik ve öksürük yaşamaya devam edilebilir. Yorgunluk, vücudun viral bir enfeksiyonla mücadeleye verdiği tepkinin normal bir parçasıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Taze meyve ve sebzeler, et veya tavuk sulu çorbalar virüsle savaşırken bağışıklık sistemini güçlendiren önemli vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sağlar. Vücut direncini güçlendirmek ve korumak için öğünlerin sade ama besleyici gıdalarla yapılması gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Sıvı ihtiyacı en iyi su ile karşılanıyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Vücudun kaybedilen sıvıyı yerine koymak için bol miktarda sıvıya, hatta enfeksiyonla mücadele etmek için daha fazlasına ihtiyacı vardır. Sıvı ihtiyacı en iyi su ile karşılanır ancak ıhlamur, ekinezya, kuşburnu gibi bitkisel çaylar da tüketilebilir. Ayrıca bitki çaylarına 1 tatlı kaşığı bal ilavesi de yapılabilir. Bunlar semptomlar üzerinde rahatlatıcı bir etki de gösterir. Kahve, siyah çay ve alkol tüketimi vücutta su kaybına neden olduğu için hastalık ve toparlanma süreci boyunca tüketilmemelidir. Griple savaşırken vücudun en iyi ilacı uykudur. Bağışıklık hücreleri özellikle gece uykusu sırasında çoğalır, bu nedenle en geç 22:00’de yatağa girilmesi ve en az 8 saat uyunması fayda sağlayacaktır.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Sağlıklı beslenme vücudu hastalıklara karşı koruyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bağışıklık hücreleri de dahil olmak üzere tüm hücrelerin sağlığı ve işlevi için çeşitli bir diyetin parçası olarak yeterli miktarda besin tüketmek gerekir. Sağlıklı beslenme vücudu mikrobiyal saldırılara ve aşırı iltihaplanmaya daha iyi hazırlayabilir, ancak tek tek gıdaların özel koruma sağlaması pek olası değildir. Vücudun bağışıklık tepkisinin her aşaması, birçok mikro besinin varlığına dayanır. Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve işlevi için kritik olduğu belirlenen besin örneklerine C vitamini, D vitamini, çinko, selenyum, demir ve protein (amino asit glutamin) dahildir. Bunlar çeşitli bitkisel ve hayvansal gıdalarda bulunurlar.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Bu besinler bağışıklığı destekliyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bazı besin ögelerinin eksikliği vücudun bağışıklık tepkisini değiştirebilir. Bilimsel çalışmalarda çinko, selenyum, demir, bakır, folik asit ve A, B6, C, D ve E vitaminlerindeki eksikliklerin bağışıklık tepkilerini değiştirebileceği gösterilmiştir. Bu besinler bağışıklık sistemine çeşitli şekillerde yardımcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>· Sarımsaktaki aktif bileşen olan allicin sativum'un soğuk algınlığı üzerinde antiviral ve antimikrobiyal etkileri bulunur.</span></span></p>

<p><span><span>· Kırmızıbiber, maydanoz ve tüm narenciye meyveleri C vitamini bakımından yüksektir.</span></span></p>

<p><span><span>· Brokoli vitamin ve mineraller ile güçlendirilmiştir. A, C ve E vitaminlerinin yanı sıra lif ve diğer birçok antioksidanla dolu brokoli, tabağınıza koyabileceğiniz en sağlıklı sebzelerden biridir.</span></span></p>

<p><span><span>· Zencefil ve zerdeçal iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir, bu da boğaz ağrısını ve iltihaplı hastalıkları azaltmaya yardımcı olabilir. Zencefil mide bulantısına da yardımcı olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>· Kara mürver yıllardır soğuk algınlığı ve grip tedavisinde kullanılmaktadır. Bilimsel çalışmalarda, günde dört kez mürver takviyesi tüketen grip hastalarında ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, burun tıkanıklığı ve öksürükte azalma görülmüştür. Bulantı, kusma ve ishale neden olabileceğinden çiğ mürver tercih edilmemelidir.</span></span></p>

<p><span><span>· Ispanak, flavonoidler, karotenoidler, C ve E vitamini dahil olmak üzere birçok temel besin ve antioksidan içerdiğinden bağışıklık sistemini güçlendirir. Kereviz ve portakal/kivi, birçok insanın soğuk algınlığı hissettiğinde başvurduğu vitamin olan mükemmel bir C vitamini kaynağıdır. Havuç, bir tip antioksidan olan beta karoten içeriği nedeniyle bağışıklık sistemini destekler.</span></span></p>

<p><span><span>· Meyve ve sebzeler, ne kadar renkliyse o kadar iyidir. Canlı renkler, karotenoidler, polifenoller, flavonoidler ve antosiyaninler gibi antioksidan ve antienflamatuar fitokimyasalların varlığına işaret eder.</span></span></p>

<p><span><span>· Karahindiba ve roka gibi acı yeşillikler, sağlam doğal öldürücü hücre üretimini ve uygun T hücresi işlevini desteklemek için karaciğer sağlığını destekler.</span></span></p>

<p><span><span>· Tam tahıllar ve baklagiller sağlıklı bir bağırsak için lif sağlar. Bağırsak, bağışıklık aktivitesinin önemli bir merkezi olduğundan, onu dengede tutmak önemlidir! Bu gıdalar ayrıca ilave bağışıklık desteği için B vitaminleri ve çinko içerir.</span></span></p>

<p><span><span>· Keten tohumu, iyi bir anti-inflamatuar Omega-3 yağ asitleri kaynağıdır. Ayrıca, öğünlere sağlıklı yağlar eklemek, bağışıklık sağlığı için çok önemli olan A, D ve E gibi yağda çözünen vitaminlerin emilimine yardımcı olur.</span></span></p>

<p><span><span>· Chia tohumları, içerdiği Omega-3 yağ asitleri sebebiyle vücudumuzda inflamasyonu azaltır. Bağırsak ve bağışıklık sistemimizi destekler. Kakao, vücudun hücrelerini serbest radikallerden koruyarak bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilecek teobromin adı verilen bir antioksidan içerir. Yaban mersini bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilecek antioksidan özelliklere sahip olan antosiyanin adı verilen bir tür flavonoid içerir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kendinizi şişman sanırken aslında Lipödem olabilir misiniz?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kendinizi-sisman-sanirken-aslinda-lipoedem-olabilir-misiniz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kendinizi-sisman-sanirken-aslinda-lipoedem-olabilir-misiniz</guid>
<description><![CDATA[ Lipödem, sıklıkla obezite ile karışan bir sendrom. Çoğunlukla gözden kaçırılan fakat giderek artan bu sağlık sorunu dünyada kadın nüfusunun yüzde 10’unu etkiliyor… ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/10/kendinizi-sisman-sanirken-aslinda-lipodem-olabilir-misiniz-1696249423.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kendinizi, şişman, sanırken, aslında, Lipödem, olabilir, misiniz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Çok zayıfladığınız, düzgün bir diyet uyguladığınız halde vücudunun üst kısmına kıyasla orantısız olarak kilolu bir alt gövdeye ve kalın bacaklara sahipseniz siz de "Tipik" bir lipödem hastası olabilirsiniz. Ve işin kötüsü tipik obezite yağının aksine, lipedemik yağ, diyet ve egzersiz yoluyla kaybedilemez.</span></span></p>

<p><strong><span><span>“Lipodemli kadınlar diyet ve sporla zayıflayamaz!”</span></span></strong></p>

<p><span><span>Lipödem, bacaklarda ve kollarda simetrik bir yağ dokusu (yağ) birikmesi ile karakterize edilen kronik bir tıbbi durum. Yaygın olan ancak yeterince tanınmayan hastalık, genellikle obezite ile karıştırılıyor. Oysa obezite yağı, kalori kısıtlayan diyetle yakılabilirken, lipödemli yağ dokusu, diyete ve spora karşı çok dirençli. Burada önemli olan kişinin obezite problemi mi, lipodem problemi mi yaşadığının net teşhisinin konulması.</span></span></p>

<p><span><span>Prof. Dr. Ahmet Karacalar son kitabı ‘Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk’ta hastalığı detaylı incelerken, lipödemin köklerine de iniyor ve lipödemin tarım devrimi ile obezitenin ise endüstriyel devrimle bağlantılı olduğunu belirtiyor: “Endüstriyel devrim konforu artırırken insanların hareketliliğini azalttı, buna karşın yiyeceğe erişimi kolay hâle getirdi. Obezite bu anlamda modern toplumun bir hastalığıdır...”</span></span></p>

<p><strong><span><span>BUĞDAY TEMELLİ YAŞAMLA ORTAYA ÇIKAN BİR SENDROM</span></span></strong></p>

<p><span><span>Lipödem sendromu, insanoğlunun avcı-toplayıcı dönemden tarım toplumuna geçmesiyle birlikte ortaya çıkmış bir sorun. Prof.Dr. Karacalar, tarihin bu ilk dönemlerine bedensel farkındalıklarla bakıyor: “Çatalhöyük’te bulunan Kibele heykelciğine bakarsak, bacaklarda ve kollardaki vücutla orantısız kalınlaşmanın lipödem olduğu görülür. Açlığa bile dirençli olan bu yağlar, kıtlık dönemlerinde dahi bu tür kadınların hayatta kalmalarına, çocuk sahibi olmalarına ve onları emzirmelerine yardımcı olmuştur. Bir bakıma bu beden tipi, kutsallaştırılmış ve tanrıça tahtına oturtulmuştur. Ancak tarım devriminin ardından insanoğlunun buğday temelli, çeşitten fakir sedanter yaşama geçmesi ile birlikte kendi bedenine uyumsuz hayat tarzı başlamıştır. Bağırsaklardaki mikrobiota bozulmuş ve değişmiştir” diyor. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dr. Özgür Bolat “Akıllı Çocuk Sofrası” kapsamında çocuklara ödülle yemek yedirmenin sakıncalarını anlattı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dr-ozgur-bolat-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-cocuklara-oedulle-yemek-yedirmenin-sakincalarini-anlatti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dr-ozgur-bolat-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-cocuklara-oedulle-yemek-yedirmenin-sakincalarini-anlatti</guid>
<description><![CDATA[ Toplumsal yatırımlarında &#039;&#039;Sürdürülebilir Gıda&#039;&#039; konusuna odaklanan Banvit BRF’in hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi danışmanlarından Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat  çocuklara ödülle yemek yedirmenin sakıncalarını anlattı.

“Akıllı Çocuk Sofrası” projesinin web sitesinde yayınlanan makalede çocukların yemek yemeyi reddettiği durumlarda başvurulan yöntemlerden biri olan“, “yemeğini yedikten sonra çikolata yiyebilirsin” veya “ödevini yaparsan dondurma yiyebilirsin” gibi ödül verme yönteminin doğru olmadığının altını çizdi.

Özgür Bolat makalesinde Aston Üniversitesi’nden Dr. Jackie Blissett ve meslektaşlarının, ödül ile beslenme arasındaki ilişkiyi anlamak için yaptıkları bir araştırmaya dikkat çekerek şunları paylaştı; “Araştırma kapsamında 3-5 yaş arasında 66 çocuğu bir odaya alarak çocukları iki gruba ayırıyorlar. İki gruba da puzzle yapmaları için malzeme dağıtıyorlar ancak ilk gruptaki puzzle’ın parçalarının bir tanesini eksik veriyorlar. Aslında ilk gruptaki çocukların puzzle’ı tamamlama şansları yok. Bunun amacı çocuklarda bir hayal kırıklığı oluşturmak. Puzzle uygulaması bittikten sonra çocuklara oyuncaklar ve farklı yiyecekler sunuyorlar ve hangi grubun, daha çok yemek yediğini izliyorlar. Bu sırada çocukların annelerine de “Yemek yedirirken, ödül kullanılır mısınız?” diye soruyorlar. Araştırma sonuçları aile, yemek yedirmek için ödül kullanıyorsa, çocuğun hayal kırıklığına uğradığında bu duygusunu yönetmek için yemek yediğini ortaya koyuyor. Çocuk, yemekten aldığı hazzı, bir duygu düzenleme aracı olarak kullanıyor. Çocuklara, çikolata gibi yiyecekleri ödül veya acıyı hafifletmek için vermek istemeden de olsa onlara “Duygularınla başa çıkmak için yemeği kullanabilirsin” mesajı veriyor. Bu durumda çocuklar üzüntülerini anlamaktan ve onu yönetmektense, o duygudan kaçmayı ve yiyecekten alacağı hazza odaklanmayı tercih ediyor ve yiyecekle olumsuz duygularından kaçmayı öğreniyor. Ergen veya yetişkin olduğunda ise ne zaman kaygılı, stresli, üzüntülü veya huzursuz hissederse, bu olumsuz duygulardan kaçmak, kendini avutmak veya kendini teselli etmek için yemek yemeye başvuruyor. İşin kötüsü, duygusunu yönetmek için yemek yediğinde; sağlıklı değil, bol yağlı ve şekerli ürünleri seçiyor. Bu da sağlıksız beslenme sonucu kilo sorunlarına yol açıyor.” Bolat, araştırmanın sonuç olarak, çocuklara ödül ile yemek yedirmektense, evde bir yemek düzeni kurmanın çok daha doğru olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. 

Dr. Özgür Bolat’ın makalesinin tamamına ulaşmak için: https://www.akillicocuksofrasi.com/faydali-icerikler/odulle-yemek-yedirmek-neden-sakincalidir

“Akıllı Çocuk Sofrası” Projesi Hakkında

Banvit BRF’in, Milli Eğitim Bakanlığı iş birliği ile hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi sağlıklı nesillerin yetişmesine ve gıda israfının önlenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. “Akıllı Çocuk Sofrası” projesiyle çocuklarda bilinçli gıda tüketimi alışkanlıklarının oluşturulması hedeflenirken gıda israfı konusunda da bilinçlenmeleri amaçlanıyor. Gıda tüketim alışkanlıklarının çok büyük ölçüde aile içinde edinildiği gerçeğinden yola çıkan proje, ilkokul öğrencileri ile ailelerinin ve öğretmenlerinin sürdürülebilir gıda konusundaki eğitim ve farkındalık çalışmalarını kapsıyor.

Proje hakkında daha fazlası için: https://akillicocuksofrasi.com/ 

Sosyal Medya:


	Facebook / Instagram / Youtube: @akillicocuksofrasi ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/dr-ozgur-bolat-akilli-cocuk-sofrasi-kapsaminda-cocuklara-odulle-yemek-yedirmenin-sakincalarini-anlatti-1660031468.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dr., Özgür, Bolat, “Akıllı, Çocuk, Sofrası”, kapsamında, çocuklara, ödülle, yemek, yedirmenin, sakıncalarını, anlattı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Toplumsal yatırımlarında ''Sürdürülebilir Gıda'' konusuna odaklanan Banvit BRF’in hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi danışmanlarından Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat  çocuklara ödülle yemek yedirmenin sakıncalarını anlattı.</span></span></p>

<p><span><span>“Akıllı Çocuk Sofrası” projesinin web sitesinde yayınlanan makalede çocukların yemek yemeyi reddettiği durumlarda başvurulan yöntemlerden biri olan“, “yemeğini yedikten sonra çikolata yiyebilirsin” veya “ödevini yaparsan dondurma yiyebilirsin” gibi ödül verme yönteminin doğru olmadığının altını çizdi.</span></span></p>

<p><span><span>Özgür Bolat makalesinde Aston Üniversitesi’nden Dr. Jackie Blissett ve meslektaşlarının, ödül ile beslenme arasındaki ilişkiyi anlamak için yaptıkları bir araştırmaya dikkat çekerek şunları paylaştı; “Araştırma kapsamında 3-5 yaş arasında 66 çocuğu bir odaya alarak çocukları iki gruba ayırıyorlar. İki gruba da puzzle yapmaları için malzeme dağıtıyorlar ancak ilk gruptaki puzzle’ın parçalarının bir tanesini eksik veriyorlar. Aslında ilk gruptaki çocukların puzzle’ı tamamlama şansları yok. Bunun amacı çocuklarda bir hayal kırıklığı oluşturmak. Puzzle uygulaması bittikten sonra çocuklara oyuncaklar ve farklı yiyecekler sunuyorlar ve hangi grubun, daha çok yemek yediğini izliyorlar. Bu sırada çocukların annelerine de “Yemek yedirirken, ödül kullanılır mısınız?” diye soruyorlar. Araştırma sonuçları aile, yemek yedirmek için ödül kullanıyorsa, çocuğun hayal kırıklığına uğradığında bu duygusunu yönetmek için yemek yediğini ortaya koyuyor. Çocuk, yemekten aldığı hazzı, bir duygu düzenleme aracı olarak kullanıyor. Çocuklara, çikolata gibi yiyecekleri ödül veya acıyı hafifletmek için vermek istemeden de olsa onlara “Duygularınla başa çıkmak için yemeği kullanabilirsin” mesajı veriyor. Bu durumda çocuklar üzüntülerini anlamaktan ve onu yönetmektense, o duygudan kaçmayı ve yiyecekten alacağı hazza odaklanmayı tercih ediyor ve yiyecekle olumsuz duygularından kaçmayı öğreniyor. Ergen veya yetişkin olduğunda ise ne zaman kaygılı, stresli, üzüntülü veya huzursuz hissederse, bu olumsuz duygulardan kaçmak, kendini avutmak veya kendini teselli etmek için yemek yemeye başvuruyor. İşin kötüsü, duygusunu yönetmek için yemek yediğinde; sağlıklı değil, bol yağlı ve şekerli ürünleri seçiyor. Bu da sağlıksız beslenme sonucu kilo sorunlarına yol açıyor.” Bolat, araştırmanın sonuç olarak, çocuklara ödül ile yemek yedirmektense, evde bir yemek düzeni kurmanın çok daha doğru olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. </span></span></p>

<p><span><span>Dr. Özgür Bolat’ın makalesinin tamamına ulaşmak için: <strong>https://www.akillicocuksofrasi.com/faydali-icerikler/odulle-yemek-yedirmek-neden-sakincalidir</strong></span></span></p>

<p><span><span><em><strong>“Akıllı Çocuk Sofrası” Projesi Hakkında</strong></em></span></span></p>

<p><span><span>Banvit BRF’in, Milli Eğitim Bakanlığı iş birliği ile hayata geçirdiği “Akıllı Çocuk Sofrası” projesi sağlıklı nesillerin yetişmesine ve gıda israfının önlenmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor. “Akıllı Çocuk Sofrası” projesiyle çocuklarda bilinçli gıda tüketimi alışkanlıklarının oluşturulması hedeflenirken gıda israfı konusunda da bilinçlenmeleri amaçlanıyor. Gıda tüketim alışkanlıklarının çok büyük ölçüde aile içinde edinildiği gerçeğinden yola çıkan proje, ilkokul öğrencileri ile ailelerinin ve öğretmenlerinin sürdürülebilir gıda konusundaki eğitim ve farkındalık çalışmalarını kapsıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Proje hakkında daha fazlası için: <strong>https://akillicocuksofrasi.com/ </strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><u>Sosyal Medya:</u></strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Facebook / Instagram / Youtube: <strong>@akillicocuksofrasi</strong></span></span></li>
</ul>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Obezitenin Temeli Çocukluk Döneminden Kaynaklanıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/obezitenin-temeli-cocukluk-doeneminden-kaynaklaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/obezitenin-temeli-cocukluk-doeneminden-kaynaklaniyor</guid>
<description><![CDATA[ Obezitenin temel nedeni enerji alımı ve harcaması arasındaki dengenin bozulması olarak biliniyor. Fazla kalori alımı, düşük fiziksel aktivite, genetik faktörler, stresli yaşam ve hormonal nedenler ve tıkanırcasına yeme bozukluğu obeziteye yol açabiliyor. Bloom Psikoloji’den Diyetisyen Ece Geçili, 20 yaş ve üzeri kişilerin yüzde 32’sinin obezite sorunu yaşadığını, obezite ile mücadele için doğru beslenme, fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişikliklerinin gerekli olduğunu belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/06/obezitenin-temeli-cocukluk-doneminden-kaynaklaniyor-1687329295.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Obezitenin, Temeli, Çocukluk, Döneminden, Kaynaklanıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2022 yılı verilerine göre</strong>, Türkiye Avrupa ülkeleri arasında obezitenin en yaygın olduğu ülke oldu. <strong>20 yaş üzeri kişilerde yüzde 32 oranında obezite sorunu yaşanıyor. Dünya Obezite Atlası 2023 verilerine göre ise Türkiye’de 2035 yılına kadar nüfusun yüzde 55’i, yani yarısından fazlası obezite ile mücadele etmek durumunda kalacak. </strong>Diyetisyen Ece Geçili, sağlıklı bir beslenme planı hazırlamak, porsiyon kontrolü yapmak, fast food gibi işlenmiş gıdalardan kaçınmanın obeziteye karşı alınabilecek basit önlemler olduğunu söylüyor. Geçili şöyle devam ediyor: “Obezitenin neden olduğu birçok sağlık sorunu var. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, kalp hastalığı, yüksek kan basıncı, uyku apnesi, kemik ve eklem sağlığı sorunları, depresyon, kanser riski ve daha birçok hastalığı obezite ile ilişkilendirebiliriz.  Bu nedenle, sağlıklı bir yaşama sahip olmak için obeziteden uzak durmak önemlidir. </span></p>

<p><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ece-gecili.jpg"></span></p>

<p><span><strong>“Doğumdan Sonra İlk İki Yıl Önemli”</strong></span></p>

<p><span>Obezitenin temelinin çocukluk döneminden kaynaklandığı durumlardan bahseden Diyetisyen Ece Geçili, doğumdan sonra <strong>ilk iki yılın en kritik dönem olduğunu söylüyor.</strong> Geçili şöyle devam ediyor: “Çocukluk döneminde kötü beslenme, fiziksel aktivite azlığı ve aşırı kilonun korunması obeziteye yol açabilir. Okul çağındaki çocukların <strong>üçte biri ya fazla kilolu ya da obez olarak değerlendiriliyor.</strong> Çocuklarda obezite başlangıcını belirleyen kriterler arasında vücut kitle indeksi, bel çevresi ölçümleri yer alır. Bunların hepsi birlikte değerlendirilerek, obezite riski belirlenebilir. Çocuklardaki obezite tedavisinde öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Bunlar arasında daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek, düzenli fiziksel aktiviteler yapmak ve ekran süresini sınırlamak sayılabilir. Ayrıca, ailelerin desteği ve eğitimi, çocuklardaki obezitenin tedavisinde önemli bir faktördür. Son olarak, çocuklarda obezitenin önlenmesi için ailelerin daha <strong>aktif bir yaşam tarzı benimsemeleri ve çocuklarının sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmeleri önemlidir.</strong> Okul kantinlerinde ve evde hazırlanan yemeklerde, sağlıklı seçeneklerin tercih edilmesi de çocukların obezite riskini azaltabilir.</span></p>

<p><span><strong>Peki Obeziteye Karşı Ne Yapılabilir?</strong></span></p>

<p><span>Bloom Psikoloji’den Diyetisyen Ece Geçili obeziteye karşı alınabilecek önerilerini 3 başlık altında topluyor. Geçili o başlıkları şöyle sıralıyor:</span></p>

<p><span><strong>1.     Sağlıklı beslenmeye teşvik etmek:</strong> Okullarda sağlıklı beslenme eğitimleri vermek, sağlıklı yemeklerin daha uygun fiyatlı olmasını sağlamak, fast food zincirlerinde sağlıklı seçenekler sunmak gibi çeşitli yollarla sağlıklı beslenmeye teşvik edilebilir.</span></p>

<p><span><strong>2.     Fiziksel aktiviteye teşvik etmek:</strong> Halka açık yerlerde spor alanlarının açılması, okullarda spor etkinliklerinin artırılması, toplu taşımanın kullanımının teşvik edilmesi ve yürüyüş yollarının inşa edilmesi gibi adımlar atılarak fiziksel aktivite teşvik edilebilir.</span></p>

<p><span><strong>3.     Düzenli sağlık taramaları:</strong> Kişilerin obezite durumunu tespit etmek ve gerekli tedbirleri almak için düzenli sağlık taramaları yapılabilir.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şekeri hayatınızdan nasıl çıkartırsınız? Aşırı şeker tüketiminin olumsuz etkileri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sekeri-hayatinizdan-nasil-cikartirsiniz-asiri-seker-tuketiminin-olumsuz-etkileri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sekeri-hayatinizdan-nasil-cikartirsiniz-asiri-seker-tuketiminin-olumsuz-etkileri</guid>
<description><![CDATA[ Günümüzde hızla değişen yaşam tarzları ve beslenme alışkanlıkları, birçok sağlık sorununa yol açabilmektedir. Bu sorunlardan biri de aşırı şeker tüketimidir. Şeker, günlük yaşantımızda sıkça karşılaştığımız bir tatlandırıcı olmasının yanı sıra, vücudumuz üzerinde pek çok etki yaratabilen bir maddedir. Ancak, fazla miktarda şeker tüketiminin sağlığa olan olumsuz etkileri giderek daha fazla araştırma ve dikkat çekmektedir. Öncelikle, aşırı şeker tüketiminin kilo artışına neden olabileceği bilinmektedir. Şeker, enerji yoğun bir besindir ve vücut tarafından hızla emilir. Bu durum, aşırı şeker alımının obezite riskini artırabileceği anlamına gelir. Obezite ise bir dizi sağlık sorununa kapı aralayabilir, kalp hastalıkları, diyabet, ve metabolik sendrom gibi. 150 yıllık köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren ve Türkiye’nin en büyük sigorta şirketleri arasında yer alan Generali Sigorta, aşırı şeker tüketimini engellemenin yollarını paylaştı.  

Doğal şekerleri tercih edebilirsiniz

Aşırı şeker tüketimi insülin direncini artırabilir. Yüksek miktarda şeker alındığında, pankreas tarafından üretilen insülin hormonunun etkisi azalabilir. Bu durum, tip 2 diyabet riskini artırabilir. Ayrıca, şekerin bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkileri de unutulmamalıdır. Fazla şeker tüketimi, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına neden olabilir.

Meyve, sebze ve tam tahıllar gibi doğal şeker kaynakları, vücudunuz için gerekli besin maddelerini sağlar. Bu tür besinleri tercih ederek rafine şeker içeren atıştırmalıklardan kaçının.

Şeker yerine doğal tatlandırıcıları tercih edin. Mesela, bal, akçaağaç şurubu, hindistancevizi şekeri gibi doğal tatlandırıcıları kullanabilirsiniz. Ancak, bu alternatifleri de kontrollü bir şekilde kullanmalısınız.

İçecek seçimlerini dikkatli yapabilirsiniz

Şeker tüketiminin diş sağlığı üzerindeki etkileri de göz ardı edilmemelidir. Şeker, ağız içinde bakterilerin çoğalmasına ve diş çürüklerinin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca, şekerin kan şekerini hızla yükseltmesi, enerji seviyelerinde ani dalgalanmalara neden olabilir, bu da günlük yaşam kalitesini etkileyebilir.

Şekerli içecekler, günlük şeker alımını önemli ölçüde artırabilir. Su, bitki çayları veya şekersiz içecek alternatifleri tercih ederek şeker alımınızı sınırlayın.

Hazır gıdalarda ve paketli ürünlerde gizli şeker miktarı yüksek olabilir. Bu nedenle, bu tür ürünleri seçerken dikkatli olun. Özellikle çocuklara yönelik atıştırmalıklar genellikle fazla şeker içerebilir.

Dengeli beslenme ve promosyon porsiyon kontrolü de önemli

Dengeli bir beslenme düzeni oluşturarak, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri alabilirsiniz. Protein, lif ve sağlıklı yağlar gibi besin gruplarını içeren bir diyet, şeker ihtiyacınızı azaltabilir.

Şekerli yiyecekleri tüketirken porsiyon kontrolüne dikkat edin. Küçük porsiyonlar daha büyük miktarlarda şeker alımını önleyebilir.

Ev yemekleri hazırlamak işe yarayabilir

Evde yemek hazırlamak, şeker miktarını kontrol etmenizi sağlar. Fast food veya hazır gıdalardan kaçının ve mümkünse evde taze malzemelerle yemek pişirin.

Meyve doğal şeker içerir, ancak aşırı miktarda tüketildiğinde şeker alımını artırabilir. Günlük meyve tüketimini dengeli bir seviyede tutun.

Hazır atıştırmalıklar genellikle şeker içerir. Sağlıklı atıştırmalıkları tercih ederek, özellikle iş yerinde veya dışarıda iken bilinçli seçimler yapabilirsiniz.

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/01/sekeri-hayatinizdan-nasil-cikartirsiniz-asiri-seker-tuketiminin-olumsuz-etkileri-1706712829.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şekeri, hayatınızdan, nasıl, çıkartırsınız, Aşırı, şeker, tüketiminin, olumsuz, etkileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Günümüzde hızla değişen yaşam tarzları ve beslenme alışkanlıkları, birçok sağlık sorununa yol açabilmektedir. Bu sorunlardan biri de aşırı şeker tüketimidir. Şeker, günlük yaşantımızda sıkça karşılaştığımız bir tatlandırıcı olmasının yanı sıra, vücudumuz üzerinde pek çok etki yaratabilen bir maddedir. Ancak, fazla miktarda şeker tüketiminin sağlığa olan olumsuz etkileri giderek daha fazla araştırma ve dikkat çekmektedir. Öncelikle, aşırı şeker tüketiminin kilo artışına neden olabileceği bilinmektedir. Şeker, enerji yoğun bir besindir ve vücut tarafından hızla emilir. Bu durum, aşırı şeker alımının obezite riskini artırabileceği anlamına gelir. Obezite ise bir dizi sağlık sorununa kapı aralayabilir, kalp hastalıkları, diyabet, ve metabolik sendrom gibi. 150 yıllık köklü geçmişiyle müşterilerine hizmet veren ve Türkiye’nin en büyük sigorta şirketleri arasında yer alan Generali Sigorta, aşırı şeker tüketimini engellemenin yollarını paylaştı.  </span></span></p>

<p><span><span><strong>Doğal şekerleri tercih edebilirsiniz</strong></span></span></p>

<p><span><span>Aşırı şeker tüketimi insülin direncini artırabilir. Yüksek miktarda şeker alındığında, pankreas tarafından üretilen insülin hormonunun etkisi azalabilir. Bu durum, tip 2 diyabet riskini artırabilir. Ayrıca, şekerin bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkileri de unutulmamalıdır. Fazla şeker tüketimi, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve enfeksiyonlara karşı direncin azalmasına neden olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Meyve, sebze ve tam tahıllar gibi doğal şeker kaynakları, vücudunuz için gerekli besin maddelerini sağlar. Bu tür besinleri tercih ederek rafine şeker içeren atıştırmalıklardan kaçının.</span></span></p>

<p><span><span>Şeker yerine doğal tatlandırıcıları tercih edin. Mesela, bal, akçaağaç şurubu, hindistancevizi şekeri gibi doğal tatlandırıcıları kullanabilirsiniz. Ancak, bu alternatifleri de kontrollü bir şekilde kullanmalısınız.</span></span></p>

<p><span><span><strong>İçecek seçimlerini dikkatli yapabilirsiniz</strong></span></span></p>

<p><span><span>Şeker tüketiminin diş sağlığı üzerindeki etkileri de göz ardı edilmemelidir. Şeker, ağız içinde bakterilerin çoğalmasına ve diş çürüklerinin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca, şekerin kan şekerini hızla yükseltmesi, enerji seviyelerinde ani dalgalanmalara neden olabilir, bu da günlük yaşam kalitesini etkileyebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Şekerli içecekler, günlük şeker alımını önemli ölçüde artırabilir. Su, bitki çayları veya şekersiz içecek alternatifleri tercih ederek şeker alımınızı sınırlayın.</span></span></p>

<p><span><span>Hazır gıdalarda ve paketli ürünlerde gizli şeker miktarı yüksek olabilir. Bu nedenle, bu tür ürünleri seçerken dikkatli olun. Özellikle çocuklara yönelik atıştırmalıklar genellikle fazla şeker içerebilir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Dengeli beslenme ve promosyon porsiyon kontrolü de önemli</strong></span></span></p>

<p><span><span>Dengeli bir beslenme düzeni oluşturarak, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri alabilirsiniz. Protein, lif ve sağlıklı yağlar gibi besin gruplarını içeren bir diyet, şeker ihtiyacınızı azaltabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Şekerli yiyecekleri tüketirken porsiyon kontrolüne dikkat edin. Küçük porsiyonlar daha büyük miktarlarda şeker alımını önleyebilir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Ev yemekleri hazırlamak işe yarayabilir</strong></span></span></p>

<p><span><span>Evde yemek hazırlamak, şeker miktarını kontrol etmenizi sağlar. Fast food veya hazır gıdalardan kaçının ve mümkünse evde taze malzemelerle yemek pişirin.</span></span></p>

<p><span><span>Meyve doğal şeker içerir, ancak aşırı miktarda tüketildiğinde şeker alımını artırabilir. Günlük meyve tüketimini dengeli bir seviyede tutun.</span></span></p>

<p><span><span>Hazır atıştırmalıklar genellikle şeker içerir. Sağlıklı atıştırmalıkları tercih ederek, özellikle iş yerinde veya dışarıda iken bilinçli seçimler yapabilirsiniz.</span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hamilelikte bol su tüketimi büyük önem taşıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hamilelikte-bol-su-tuketimi-buyuk-oenem-tasiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hamilelikte-bol-su-tuketimi-buyuk-oenem-tasiyor</guid>
<description><![CDATA[ Günlük hayatın vazgeçilmezi olan su, yeterli miktarda tüketildiğinde insan sağlığı üzerinde birçok olumlu etki bırakıyor. Özellikle hamilelik ve emzirme aşamasındaki annelerin bebek sağlığı açısında yeterli su tüketmeleri gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle, doğal kaynaklardan elde edilen ve mineral bakımından zengin olan doğal kaynak ve doğal mineralli su tercihinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/04/hamilelikte-bol-su-tuketimi-buyuk-onem-tasiyor-1682277270.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hamilelikte, bol, tüketimi, büyük, önem, taşıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Uzmanlara göre hem hayatımız hem de vücudumuz için önemli olan su tüketimi, insan sağlığı üzerinde birçok yapıcı etki bırakıyor. Günlük ortalama su tüketim oranı erkeklerde 2.5 litre, kadınlarda ise 2.2 litre civarında olması gerektiği belirtilirken, özellikle hamilelerin ve emzirme aşamasındaki annelerin yüksek sıvı kaybı nedeniyle daha çok su tüketmesi gerektiği belirtiliyor. Ancak içme suyunun sahip olduğu değerlerin vücuda olan etkileri dikkate alındığında, tüketilen suyun kalitesi büyük önem kazanıyor. Farklı yöntemlerle arıtılarak kullanılan suların sağlıklı ve güvenli olmadığını vurgulayan <strong>Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji uzmanı Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle</strong>, sağlıklı su tercihinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatıyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong><u>“Emziren anneler günde en az 3,5 litre su içmeli”</u></strong></span></span></p>

<p><span><span>Hamilelerin ve emziren annelerin tüketmeleri gereken günlük su miktarına ilişkin bilgi veren <strong>Prof. Dr. Müfit Zeki Karagülle, “</strong>Hamilelik ve emzirmede artan su gereksinimi nedeniyle susuz kalmamak için annelerin daha fazla su ve sıvı almasına ihtiyaç var. Normalde günde 2-2,2 litre su içilmesi kadınlar için yeterli olurken, hamile kadınların günde 2,5-3 litre, emziren annelerin isebu miktarı günde 3,5-4 litreye yükseltilmesi hem kendi hem de bebeklerinin sağlıklı gelişmesi için büyük önem taşıyor” dedi.  </span></span></p>

<p><span><span><strong><u>“Doğal mineralli ve doğal kaynak sularının tercih edilmesi büyük önem taşıyor”</u></strong></span></span></p>

<p><span><span>Hamilelikte özellikle doğal kaynaklardan elde edilen ve sağlıklı koşullarda tüketime sunulan doğal kaynak ve doğal mineralli suların tercih edilmesinin yararlarını vurgulayan <strong>Prof. Dr. Karagülle</strong>, şu ifadeleri kullandı: “Hamilelik sırasında yeterli su içilmesi, artan sindirim yükünü hafifletir. Su ayrıca, besinlerin anne vücudunda dolaşımına yardımcı olur ve anne kanı ile bebeğe besin, vitamin ve minerallerin ulaşmasını sağlar. Ayrıca yeterli alınan su, bebek ve annede metabolizma sonucu oluşan atıkların atılmasına yardımcı olur. Yetersiz su içen bir hamilede bu fonksiyonlar aksayabilir ve sağlık sorunlarına yol açabilir. Örneğin kabızlık hamilelik sırasında sık görülen bir sorundur. Daha fazla su içmek kabızlığı hafifletmeye yardımcı olacaktır. Hamilelikte annenin özellikle kalsiyum, magnezyum ve florür gibi mineral gereksinimi artar. Çünkü anne rahminde gelişip büyüyen bebeğin hem genel olarak hem de özelde kemik ve kas sağlığı için su içinde çözünmüş bulunan minerallere ihtiyacı vardır. Hamilelerin bu yüzden arıtılmış ve mineralleri alınmış suları değil, doğal mineralli ve doğal kaynak sularını tercih etmeleri çok daha sağlıklı olacaktır.”</span></span></p>

<p><span><span><strong><u>“Düşük mineralli içme suları sağlık problemleri yaratıyor”</u></strong></span></span></p>

<p><span><span>Doğal kaynaklardan elde edilen, güvenli ve sağlıklı koşullarda üretilip tüketime sunulan ve denetlenen doğal kaynak ve doğal mineralli suların tercih edilmesinin sağlıklı olduğunu belirten </span><strong><span>Karagülle</span></strong><span>, “Dünyada su kaynaklarının azlığı ve ileri su arıtma teknolojilerinin gelişimi ile birlikte minerallerinden arındırılmış içme suyu tüketimi giderek artıyor. Arıtma cihazlarındaki tüm arıtma yöntem ve teknikleri sudaki zararlı kimyasal ve mikrobiyolojik bileşenleri arıtırken sağlık için yararlı ve gerekli olan tüm mineral ve bileşenleri de sudan uzaklaştırmaktadır. Sonuçta elde edilen saf su niteliğinde, neredeyse sıfır mineral içeren yapay bir sudur. Sistematik bilimsel derlemeler ve deneysel ve klinik içme suyu çalışmalarından elde edilen kanıtlar, arıtılarak mineralleri alınmış ya da çok düşük düzeyde mineral içeren içme suyunun insan sağlığına doğrudan veya dolaylı zarar verebileceğini gösteriyor. Ancak, doğal kaynaklardan elde edilen ve içeriğinde çeşitli mineraller barındıran doğal kaynak sularında belirli düzeylerde bulunan magnezyumun, kalp ve damar hastalıklarını önleyici rolü ve sudaki kalsiyumun kemik zayıflığını önleyici etkisi yeterli kanıtlarla ortaya konmuştur” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğal felaketler astım ve alerjiyi nasıl etkiliyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-felaketler-astim-ve-alerjiyi-nasil-etkiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-felaketler-astim-ve-alerjiyi-nasil-etkiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Fuat Kalyoncu doğal felaketlerin büyük yıkımlar yapan savaşlar gibi olduğunu, insan sağlığını derinden etkilediğini belirterek, “Hava kirliliğinin artması astım başta olmak üzere solunum yolu alerjileri için önemli bir tetikleyicidir. Kimyasal kirlenme deri alerjilerinin artmasına neden olur. Yaşanılan bu sıra dışı afetler ve olaylar hamileleri etkilerken bebeklerinde de epigenetik değişiklikler yapabilmektedir” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/12/dogal-felaketler-astim-ve-alerjiyi-nasil-etkiliyor-1702630156.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğal, felaketler, astım, alerjiyi, nasıl, etkiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Aşırı soğuk, aşırı sıcak, depremler, sel, çığ, tsunami, kasırga, kum fırtınaları, yangınlar, yanardağ patlamaları ve bunların sonucu olan savaşlar ve göçler doğal felaketler arasında yer alıyor. Bazen bağımsız gerçekleşebilecekleri gibi bazen de birbirlerini izleyen afetler görülebiliyor. 2011 yılında Japonya açıklarında sualtında olan bir depremin tsunamiye yol açarak Japonya’yı vurması ve Fukushima nükleer santralinin bundan etkilenerek tahribi, bölgede aynı bir Çernobil faciası gibi bir felakete yol açmıştı. Görüldüğü gibi bazı doğal felaketler birbirini tetikleyerek zincirleme facialara da yol açabilir. Bu yıl ülkemizde yaşanılan Güneydoğu depreminin, daha çok Kuzey Amerika’da olan tayfun ve kasırgaların her birinin, birkaç atom bombasına eşdeğer tahribat yaptığı düşünülüyor.</span></span></p>

<p><span><span>Büyük doğal felaketlerin büyük yıkımlar yapan savaşlar gibi olduğunu ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Fuat Kalyoncu insan hayatı ile ilgili barınma, beslenme, ilaç tedariki, haberleşme ve ulaşım gibi her alanda yaşanacak sorunların direkt ve dolaylı olarak mutlaka sağlığı da etkileyeceğini söyledi. Felaketler esnasında yerkabuğundan, yıkılan binalardan, fabrikalardan, yangınlardan çıkan toksik maddelerin ve gazların ister istemez canlılar tarafından solunduğunu ve bu zararlı gazların, solunum ve bağışıklık (immün) sistemlerini etkilediğini ifade eden Kalyoncu, “Sonuçta her tür aşırı ısı farklılığı, toksinler, polenler, toz, küfler, radyoaktivite, mikroorganizma, partikül vs. solunum havası ile akciğerlerimize girmektedir. Burundan başlayarak solunum sisteminin epitel bütünlüğü bozulmakta, inflamasyon (iltihaplanma), infeksiyon ve oksidatif stres artmaktadır. Normal kişilerde bile üst ve alt solunum yolu etkilenmesine bağlı sağlık sorunları kendini göstermektedir. Elbette astımlı ve alerjisi olan bu olaylardan daha çok etkilenmektedir. Mesela seller nedeniyle insanların yaşadıkları iç ortamların ıslanması, rutubetlenmesi küflenmeye yol açacaktır. Küf mantarları önemli bir alerjendir ve alerjik nezle ve astım ataklarına neden olur” dedi. Hava kirliliğinin artmasının astım başta olmak üzere solunum yolu alerjileri için önemli bir tetikleyici olduğunu ifade eden Kalyoncu, kimyasal kirlenmenin deri alerjilerinin artmasına neden olacağını, Yaşanılan bu sıradışı afet ve olayların hamileleri etkilerken onların bebeklerinde de epigenetik değişiklikler yapabildiğinin altını çizdi.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şap hastalığı insanlara bulaşır mı ?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sap-hastaligi-insanlara-bulasir-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sap-hastaligi-insanlara-bulasir-mi</guid>
<description><![CDATA[ Şap Hastalığı Nedir ?

Şap hastalığı, çift tırnaklı hayvanların akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyonudur. Hastalığın bulaşma oranı yüksek olup, hassas hayvan topluluklarında (popülasyonlarında) yüzde 100&#039;e kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle hastalık ekonomik, siyasi ve ticari yönlerden büyük önem taşımaktadır.

Hastalığın etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirus alt grubunda yer alan şap virusudur. Virusun O , A, C , SAT-1, SAT-2, SAT-3 ve ASİA 1 olmak üzere antijenik olarak farklı yedi ayrı serotipi bulunmaktadır. (O) serotipinin II, A serotipinin 32, C serotipinin 5, SAT I serotipinin I, SAT 2 serotipinin 3, SAT 3 serotipinin 4 , ASIA I serotipinin ise I alt tipi vardır. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirmektedir.

Virus fiziksel etkenlere karşı değişik duyarlılık göstermektedir. Isıya dayanıksız olup 37oC&#039;de 12 saatte, 60-65oC de 1/2 saatte, 85oC de ise birkaç dakika da yıkımlanarak etkisiz hale gelmektedir. Ancak düşük ısı derecelerine ve ani donma ve çözülmelere karşı oldukça dayanıklıdır.

 

Şap Hastalığının Belirtileri Nelerdir ?

Hayvanlarda görülen semptomlar genellikle şap hastalığının erken belirtileri olarak kabul edilmektedir. Fakat enfeksiyon ilerledikçe semptomlar daha da kötüye gidebilmektedir. Şap hastalığının belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Yüksek ateş

Ağız ve burun bölgesinde yaralar

Dil, dudaklar ve ağızda şişme

Ayaklarda yaralar ve topallama

Süt verimi azalması

İştah kaybı

Depresyon

Solunum sıkıntısı

Kusma veya ishal

Titreme ya da kasılma

Şap hastalığı, belirtilerinin hızlı bir şekilde ortaya çıkması ve hayvanların çok hızlı bir şekilde enfekte olması nedeniyle ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, şüpheli bir durumda, vakit kaybedilmeden veteriner hekime danışmak ve gerekli önlemleri almak oldukça önemlidir.

Şap Hastalığı Hangi Hayvanlarda Görülür ?

Şap hastalığı özellikle sığırlarda yaygın olarak görülmektedir. Ancak, domuz, koyun ve keçi gibi çift tırnaklı hayvanlarda da görülmektedir. 

Şap Hastalığı Nasıl Yayılır ?

Şap hastalığı, genellikle enfekte hayvanların solunum yolu salgıları, tükürük ve dışkısı yoluyla yayılmaktadır. Ayrıca, enfekte hayvanların ağız, burun ve ayaklarda görülen lezyonlar da enfeksiyonun yayılmasına sebep olabilmektedir.

Hastalığın yayılması, özellikle sığırlarda, bir hayvandan diğerine temas yoluyla da gerçekleşmektedir. Bu temas, hayvanların aynı çiftlikte ya da nakil yoluyla birbirleriyle temas etmesiyle olabilir. Ayrıca, enfekte hayvanların eşyaları, yemleri ve sulama suyu gibi dolaylı yollarla da hastalığın yayılması mümkündür.

Şap Virüsü Nasıl Ve Kaç Günde Bulaşır ?

Şap virüsü uzun süre aktif halde kalabilir! Enfekte karkaslarda +4oC de 24-48 saatte laktik asit oluşumuna bağlı olarak hızla inaktive(etkisiz) olurken, kan, kemik iliği, lenf bezleri ve iç organlarda uzun süre dayanabilir ve ani dondurmalarda iskelet kaslarında da uzun süre aktif halde kalabilir.

Virus çevre şartlarına da oldukça dayanıklı olup;

Yapağıda 24 gün

Sığır derisinde 4 hafta

Samanda 15 hafta

Kepekte 20 hafta

Toprakta 4 hafta

Kuru ot ve danede 5 ay süreyle enfeksiyözitesini (bulaşma yeteneğini) koruyabilmektedir.

Şap Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir ?

Şap hastalığının kontrolü için uygulanan 3 ana strateji vardır. Bunlar:

- Kesim

- Karantina

- Aşılama

 

KESİM

Şap hastalığına yakalanmış hayvanların ve bunlar ile temas etmiş hayvanların kesime tabi tutulmasıdır. Amaç esas virus kaynağının tüketilmesi (eliminasyonu) ve virusun hayat seyrinin (siklusunun) kırılmasıdır. Bu yöntemin dezavantajı , büyük ölçüde hayvan kaybına neden olmasıdır.

Şap hastalığının sporadik olarak seyrettiği aşılama programını bırakmış ülkelerde bu yöntem uygulanmaktadır. Ancak hastalığın yayılmasının (insidensinin) düşük olduğu ülkelerde ekonomik olan bu yöntem, hastalığın yaygın olduğu ülkelerde hem ekonomik değildir, hem de toplumsal kabulü oldukça güçtür.






KARANTİNA

Şap virusunun epidemiyolojik durumu ve edinilen deneyimler gözönünde bulundurulduğunda, sadece bu yöntem ile sonuç alınamayacağı açıktır. Ancak diğer yöntemler ile birlikte uygulandığında anlam taşımaktadır

AŞILAMA                                                                                                                                                                                                                                                                              

Amaç hastalığın yaygın olduğu ülkelerdeki hayvan topluluğunda (popülasyonunda) yüksek antikor düzeyinin sağlanmasıdır. Bu amaçla düzenli ve yoğun aşılama programları ile popülasyonda virüse karşı direnç sağlanması hedeflenmektedir. Ancak başarı sağlanabilmesi için karantina ve önleyici (profilaktik) önlemlere gereksinim vardır. Aşılama stratejisinin belirlenmesinde hastalığın epidemiyolojisi, çevresel faktörler, çiftçilerin kültür sev ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/sap-hastaligi-insanlara-bulasir-mi-1679822821.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şap, hastalığı, insanlara, bulaşır, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><strong><span>Şap Hastalığı Nedir ?</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Şap hastalığı, çift tırnaklı hayvanların akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyonudur. Hastalığın bulaşma oranı yüksek olup, hassas hayvan topluluklarında (popülasyonlarında) yüzde 100'e kadar ulaşabilmektedir. Bu nedenle hastalık ekonomik, siyasi ve ticari yönlerden büyük önem taşımaktadır.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Hastalığın etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirus alt grubunda yer alan şap virusudur. Virusun O , A, C , SAT-1, SAT-2, SAT-3 ve ASİA 1 olmak üzere antijenik olarak farklı yedi ayrı serotipi bulunmaktadır. (O) serotipinin II, A serotipinin 32, C serotipinin 5, SAT I serotipinin I, SAT 2 serotipinin 3, SAT 3 serotipinin 4 , ASIA I serotipinin ise I alt tipi vardır. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirmektedir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Virus fiziksel etkenlere karşı değişik duyarlılık göstermektedir. Isıya dayanıksız olup 37oC'de 12 saatte, 60-65oC de 1/2 saatte, 85oC de ise birkaç dakika da yıkımlanarak etkisiz hale gelmektedir. Ancak düşük ısı derecelerine ve ani donma ve çözülmelere karşı oldukça dayanıklıdır.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><strong><span><span>Şap Hastalığının Belirtileri Nelerdir ?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Hayvanlarda görülen semptomlar genellikle şap hastalığının erken belirtileri olarak kabul edilmektedir. Fakat enfeksiyon ilerledikçe semptomlar daha da kötüye gidebilmektedir. Şap hastalığının belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:</span></span></p>

<p><span><span>Yüksek ateş</span></span></p>

<p><span><span>Ağız ve burun bölgesinde yaralar</span></span></p>

<p><span><span>Dil, dudaklar ve ağızda şişme</span></span></p>

<p><span><span>Ayaklarda yaralar ve topallama</span></span></p>

<p><span><span>Süt verimi azalması</span></span></p>

<p><span><span>İştah kaybı</span></span></p>

<p><span><span>Depresyon</span></span></p>

<p><span><span>Solunum sıkıntısı</span></span></p>

<p><span><span>Kusma veya ishal</span></span></p>

<p><span><span>Titreme ya da kasılma</span></span></p>

<p><span><span>Şap hastalığı, belirtilerinin hızlı bir şekilde ortaya çıkması ve hayvanların çok hızlı bir şekilde enfekte olması nedeniyle ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, şüpheli bir durumda, vakit kaybedilmeden veteriner hekime danışmak ve gerekli önlemleri almak oldukça önemlidir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Şap Hastalığı Hangi Hayvanlarda Görülür ?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Şap hastalığı özellikle sığırlarda yaygın olarak görülmektedir. Ancak, domuz, koyun ve keçi gibi çift tırnaklı hayvanlarda da görülmektedir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Şap Hastalığı Nasıl Yayılır ?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Şap hastalığı, genellikle enfekte hayvanların solunum yolu salgıları, tükürük ve dışkısı yoluyla yayılmaktadır. Ayrıca, enfekte hayvanların ağız, burun ve ayaklarda görülen lezyonlar da enfeksiyonun yayılmasına sebep olabilmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>Hastalığın yayılması, özellikle sığırlarda, bir hayvandan diğerine temas yoluyla da gerçekleşmektedir. Bu temas, hayvanların aynı çiftlikte ya da nakil yoluyla birbirleriyle temas etmesiyle olabilir. Ayrıca, enfekte hayvanların eşyaları, yemleri ve sulama suyu gibi dolaylı yollarla da hastalığın yayılması mümkündür.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Şap Virüsü Nasıl Ve Kaç Günde Bulaşır ?</span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Şap virüsü uzun süre aktif halde kalabilir! Enfekte karkaslarda +4oC de 24-48 saatte laktik asit oluşumuna bağlı olarak hızla inaktive(etkisiz) olurken, kan, kemik iliği, lenf bezleri ve iç organlarda uzun süre dayanabilir ve ani dondurmalarda iskelet kaslarında da uzun süre aktif halde kalabilir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Virus çevre şartlarına da oldukça dayanıklı olup;</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yapağıda 24 gün</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sığır derisinde 4 hafta</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Samanda 15 hafta</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kepekte 20 hafta</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Toprakta 4 hafta</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kuru ot ve danede 5 ay süreyle enfeksiyözitesini (bulaşma yeteneğini) koruyabilmektedir.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span>Şap Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir ?</span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Şap hastalığının kontrolü için uygulanan 3 ana strateji vardır. Bunlar:</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Kesim</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Karantina</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>- Aşılama</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p><span><span><span><span><strong>KESİM</strong></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şap hastalığına yakalanmış hayvanların ve bunlar ile temas etmiş hayvanların kesime tabi tutulmasıdır. Amaç esas virus kaynağının tüketilmesi (eliminasyonu) ve virusun hayat seyrinin (siklusunun) kırılmasıdır. Bu yöntemin dezavantajı , büyük ölçüde hayvan kaybına neden olmasıdır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şap hastalığının sporadik olarak seyrettiği aşılama programını bırakmış ülkelerde bu yöntem uygulanmaktadır. Ancak hastalığın yayılmasının (insidensinin) düşük olduğu ülkelerde ekonomik olan bu yöntem, hastalığın yaygın olduğu ülkelerde hem ekonomik değildir, hem de toplumsal kabulü oldukça güçtür.</span></span></span></p>

<div>
<ul>
</ul>
</div>

<div><span><span><span><span><strong>KARANTİNA</strong></span></span></span></span></div>

<p><span><span><span>Şap virusunun epidemiyolojik durumu ve edinilen deneyimler gözönünde bulundurulduğunda, sadece bu yöntem ile sonuç alınamayacağı açıktır. Ancak diğer yöntemler ile birlikte uygulandığında anlam taşımaktadır</span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><strong>AŞILAMA</strong></span></span>                                                                                                                                                                                                                                                                              </span></span></p>

<p><span><span><span>Amaç hastalığın yaygın olduğu ülkelerdeki hayvan topluluğunda (popülasyonunda) yüksek antikor düzeyinin sağlanmasıdır. Bu amaçla düzenli ve yoğun aşılama programları ile popülasyonda virüse karşı direnç sağlanması hedeflenmektedir. Ancak başarı sağlanabilmesi için karantina ve önleyici (profilaktik) önlemlere gereksinim vardır. Aşılama stratejisinin belirlenmesinde hastalığın epidemiyolojisi, çevresel faktörler, çiftçilerin kültür seviyesi gibi faktörler de önem taşımaktadır.</span></span></span></p>

<p><strong><span><span>Şap Hastalığı İnsanlara Bulaşır mı ?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Şap hastalığı nadirde olsa insanlara bulaşabilmektedir. Ancak, insandan insana bulaşma görülmemektedir. Enfekte hayvanlarla temas yoluyla hastalığı bulaşabilmektedir.</span></span></p>

<h2><strong><span><span>Şap Hastalığından Korunma Yolları Nelerdir ?</span></span></strong></h2>

<p><span><span>Şap hastalığına karşı koruyucu önlemler alarak, enfekte hayvanlarla temas eden kişilerin enfeksiyondan korunması mümkündür. Bu önlemler arasında, enfekte hayvanlarla temas sırasında koruyucu ekipman kullanımı, hijyenik önlemler, enfekte hayvanların izolasyonu ve şap hastalığına karşı aşılanma yer almaktadır.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alerjisi Olan Her 10 Çocuktan 7’si Fırında Pişmiş Süt Ve Yumurta Ürünlerini Tüketebiliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunlerini-tuketebiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunlerini-tuketebiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz, son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjilerinin özellikle çocuklarda önemli bir sorun olarak görülmeye başladığını söyledi. Arık buna karşın süt ve yumurta alerjisi olan 10 çocuktan 7’sinin bu ürünler, fırında piştiği takdirde tüketebildiğini açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/11/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunlerini-tuketebiliyor-1699536397.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alerjisi, Olan, Her, Çocuktan, 7’si, Fırında, Pişmiş, Süt, Yumurta, Ürünlerini, Tüketebiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjileri özellikle çocuklarda önemli bir sorun haline gelmeye başladı. Günümüzde neredeyse ortalama her 20 çocuktan birinde inek sütü veya yumurta alerjisi görülüyor. Alerjisi olan çocuklar, büyümeleri için önemli bir protein, mineral ve enerji kaynağı olan süt ve yumurta gibi iki önemli besinden uzaklaşmak durumunda kalsalar da son zamanlarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki inek sütü veya yumurta alerjili çocukların 10’da 7’si gibi önemli bir kısmı, direkt olarak bu besinleri tüketemeseler bile fırınlanmış veya fermente edilmiş formlarını alerjik belirti göstermeden tüketebiliyorlar. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz inek sütü veya yumurtayı özellikle un ve şeker gibi malzemelerle birlikte, belirli bir süre ve sıcaklıkta fırınlamanın bu besinlerin alerjik özelliklerini belirgin olarak azalttığını söyleyen Arık, “Üstelik araştırmalarda bu ürünleri alerjik belirti göstermeden düzenli olarak tüketebilen çocukların besin alerjilerinin, bu ürünleri tüketemeyen çocuklara göre daha çabuk geçtiği görüldü. Ancak bu durumun besin alerjisi olan her çocuk için geçerli olmadığını; bazı çocukların alerjisi azaltılmış ürünlerle bile çok ciddi alerjik belirti gösterebileceğini unutmamak lazım. Bu nedenle, bir çocuğun alerjik özellikleri nispeten azaltılmış fırınlanmış ürünleri alerjik belirti yaşamadan sorunsuz bir şekilde tüketip tüketemeyeceği mutlaka doktor kontrolünde belirlenmelidir” dedi. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Doc__Dr__Ebru_Arik_Yilmaz.png"></span></span></p>

<p><span><span>Arık sözlerine şöyle devam etti: “Biz çocuk alerji hekimleri olarak, alerjik çocuklara bu ürünleri önermeden önce hangi çocukların bu fırınlanmış ürünleri tüketebileceğini, hangilerinde ise alerjik belirtilere yol açabileceğini belirleyebilmek için birtakım testler yaparız. Bu testler hem deriden hem de kandan yapılan alerji testleridir. Bu testler sonucunda uygun olan çocuklara fırınlanmış ürünleri hastane şartlarında yakın gözetim altında, çok düşük miktarlardan başlayarak belirli aralıklarla ve giderek artan miktarlarda yediririz. Yedirme işlemi sırasında hemen alerjik belirti olmasa bile en az 2 saat daha ortaya çıkabilecek alerjik belirtiler açısından gözleriz. Bu süre içerisinde alerjik belirti olmadan bu besini tüketebildiğini belirlersek o zaman evde nasıl devam edebileceğini anlatan bir plan veririz. Gelişebilecek alerjik belirtilere hızlı ve etkin müdahale edilebilmesi için bu ürünlerle ilk karşılaşmanın mutlaka besin alerjileri konusunda deneyimli bir çocuk alerji uzmanı gözetiminde yapılması gerekir.”</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şap hastalığı insanlarda ölümcül etkilere yol açmıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sap-hastaligi-insanlarda-oelumcul-etkilere-yol-acmiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sap-hastaligi-insanlarda-oelumcul-etkilere-yol-acmiyor</guid>
<description><![CDATA[ Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli ve çok bulaşıcı viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizen uzmanlar, ilk bulguların sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalma şeklinde görüldüğünü ifade ediyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanların solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçtığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, şap hastalığının kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabildiğini ancak insanlarda rahatsız edici semptomlara neden olmasına rağmen doğrudan ölümcül etkilere yol açmadığını vurguluyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde gündemde olan şap hastalığı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.

Bulaşma oranı oldukça yüksek

Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyon olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirüs alt grubunda yer alan şap virüsüdür. Yedi farklı serotipi olduğunu söyleyebiliriz. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirir. Hastalık, bulaşma oranı yüksek olduğu için duyarlı hayvan topluluklarında salgınlara yol açabiliyor” dedi.

Süt veriminde azalma ve iştahsızlığa dikkat edilmeli

Sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalmanın ilk klinik bulgular olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “24 saat içerisinde salya akışı başlar, dilde ve diş etinde veziküller şekillenir. Dildeki yaraların (lezyonların) genellikle birkaç günde iyileşmesine karşın ayaklardaki ve nazal bölgedeki lezyonlar çoğunlukla ikinci bakteriyel enfeksiyonlara maruz kalıyorlar. Hastalığın en belirgin yayılma yolu, havada bulunan virüsun solunum sistemi ile alınmasıyla gerçekleşiyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanlar solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçıyor. Şap hastalığı kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, insan, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabiliyor” diye konuştu.

Tedavisi olmadığı için hastalık kontrol altında tutuluyor

Şap hastalığının esas olarak hayvanların hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “İnsanlara enfekte hayvanlar ile temas, enfekte et ve süt ürünleri ile nadiren bulaştığı biliniyor. Şap hastalığına yakalanmış hayvanların tedavisi bulunmuyor. Bu nedenle hastalık kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Etkin aşılama ile hastalığın bulaşması önlenebiliyor. Hasta hayvanlar ve bunlar ile temas etmiş hayvanlar öldürülerek virüs kaynağının tüketilmesi ve virüsün hayat seyrinin kırılması amaçlanıyor. Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülüyor, yakılarak veya gömülerek imha ediliyor. Aynı şekilde kontamine malzemeler, süt ve et gibi benzeri ürünler de önlem olarak imha ediliyor” ifadelerini kullandı.

İnsanda doğrudan ölümcül etki yaratmıyor

Şap hastalığının çok nadir olarak insana bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak hasta hayvanın yarasına, derisine, et veya sütüne çıplak el ile temas halinde bulaşma riski oluşur. Şap hastalığı insanlarda doğrudan ölümcül olmamakla birlikte, virüsün belirtileri ve semptomları insanlar için rahatsız edici olabilir” dedi.

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-1679482641.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şap, hastalığı, insanlarda, ölümcül, etkilere, yol, açmıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli ve çok bulaşıcı viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizen uzmanlar, ilk bulguların sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalma şeklinde görüldüğünü ifade ediyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanların solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçtığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, şap hastalığının kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabildiğini ancak insanlarda rahatsız edici semptomlara neden olmasına rağmen doğrudan ölümcül etkilere yol açmadığını vurguluyor.</span></span></p>

<p><span><span>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde gündemde olan şap hastalığı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.</span></span></p>

<p><span><span>Bulaşma oranı oldukça yüksek</span></span></p>

<p><span><span>Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyon olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirüs alt grubunda yer alan şap virüsüdür. Yedi farklı serotipi olduğunu söyleyebiliriz. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirir. Hastalık, bulaşma oranı yüksek olduğu için duyarlı hayvan topluluklarında salgınlara yol açabiliyor” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Süt veriminde azalma ve iştahsızlığa dikkat edilmeli</span></span></p>

<p><span><span>Sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalmanın ilk klinik bulgular olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “24 saat içerisinde salya akışı başlar, dilde ve diş etinde veziküller şekillenir. Dildeki yaraların (lezyonların) genellikle birkaç günde iyileşmesine karşın ayaklardaki ve nazal bölgedeki lezyonlar çoğunlukla ikinci bakteriyel enfeksiyonlara maruz kalıyorlar. Hastalığın en belirgin yayılma yolu, havada bulunan virüsun solunum sistemi ile alınmasıyla gerçekleşiyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanlar solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçıyor. Şap hastalığı kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, insan, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabiliyor” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span><span>Tedavisi olmadığı için hastalık kontrol altında tutuluyor</span></span></p>

<p><span><span>Şap hastalığının esas olarak hayvanların hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “İnsanlara enfekte hayvanlar ile temas, enfekte et ve süt ürünleri ile nadiren bulaştığı biliniyor. Şap hastalığına yakalanmış hayvanların tedavisi bulunmuyor. Bu nedenle hastalık kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Etkin aşılama ile hastalığın bulaşması önlenebiliyor. Hasta hayvanlar ve bunlar ile temas etmiş hayvanlar öldürülerek virüs kaynağının tüketilmesi ve virüsün hayat seyrinin kırılması amaçlanıyor. Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülüyor, yakılarak veya gömülerek imha ediliyor. Aynı şekilde kontamine malzemeler, süt ve et gibi benzeri ürünler de önlem olarak imha ediliyor” ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span><span>İnsanda doğrudan ölümcül etki yaratmıyor</span></span></p>

<p><span><span>Şap hastalığının çok nadir olarak insana bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak hasta hayvanın yarasına, derisine, et veya sütüne çıplak el ile temas halinde bulaşma riski oluşur. Şap hastalığı insanlarda doğrudan ölümcül olmamakla birlikte, virüsün belirtileri ve semptomları insanlar için rahatsız edici olabilir” dedi.</span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alerjik çocuklar grip aşısı olmalı mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alerjik-cocuklar-grip-asisi-olmali-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alerjik-cocuklar-grip-asisi-olmali-mi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İlknur Külhaş Çelik kış mevsiminde özellikle okullarda hızla yayılan gribe karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını çizerek, “Alerjik çocuklar özellikle de astımı olanlar risk altında. Gribe neden olan influenza virüslerinden korunmada, aşı en etkili ve güvenli yöntem. Aşı ile gribe bağlı komplikasyonlar, hastane yatışları ve ölümün önlenmesinin yanı sıra gribin yayılması da engellenir.  Fakat alerjik çocuklara aşılar deneyimli sağlık kuruluşlarında ve bir hekim gözetimde yapılmalıdır” dedi.

Gribe neden olan pek çok virüs var. Ama en sık karşılaştığımız İnfluenza virüsü. İnfluenza A ve B virüsleri, sonbahar ve kış aylarında kişiden kişiye kolayca bulaşabiliyor ve mevsimsel grip salgınlarına neden oluyor. Dünya çapında bulunan bu virüsler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kış aylarında her yaş grubundaki bireyleri etkiliyor. Özellikle alerjik çocuklar grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkın oldukları için ebeveynleri her yıl İnfluenza aşısı ya da daha bilinen adı ile grip aşısı olup olmama konusu ikilemde bırakıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İlknur Külhaş Çelik gribin hafif bir hastalık olarak bilinse de yüksek risk grubunda bulunan hastalarda ciddi sağlık sorunlarına ve ölümlere neden olabileceğini belirterek, “Alerjik hastalıklar arasında yer alan astıma sahip olan hastalar, grip için yüksek risk grubunda bulunmaktadır. Astımlı hastalarda grip etkisini daha ağır göstermekte ve astım ataklarını tetikleyerek hastane yatışlarına neden olmaktadır. Gribe neden olan influenza virüslerinden korunmada, aşı en etkili ve güvenli yöntemdir. Aşı ile gribe bağlı komplikasyonlar, hastane yatışları ve ölümün önlenmesinin yanı sıra gribin yayılması da engellenir” diye konuştu.



“Aşılar, mutasyonlara karşı DSÖ tavsiyeleriyle her yıl yeniden hazırlanıyor”

Mevsimsel gribe neden olan influenza virüslerinin her yıl değişikliğe uğradığı için grip aşılarının da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tavsiyeleri dikkate alınarak her yıl yeniden hazırladığını ifade eden Çelik, aşıların Ekim-Kasım ayları içinde piyasaya çıkartıldığını bu nedenle geçmiş yıllarda grip aşısı yapılmış olmasına bakılmaksızın, grip aşısının her yıl tekrarlanması gerektiğini ifade etti. Aşıların altı aydan büyük olmak şartıyla her yaşta güvenle uygulandığını ifade eden Çelik şöyle devam etti: “6 ay- 8 yaş arası çocuklara eğer ilk kez uygulanacaksa bir ay arayla iki doz aşı yapılması, daha sonra ise yılda bir kez tek doz uygulanması önerilmektedir. Diğer yaş gruplarında ise yılda bir kez tek doz uygulanmaktadır.  Aşının etkisi yaklaşık 2 hafta sonra başladığı için grip mevsimi başlamadan hemen önce tercihen Ekim-Kasım aylarında yapılması gerekmektedir. Aşılama zamanı korunma açısından önemlidir, aşı erken yapılırsa salgının pik yaptığı aylarda etkisini yitirebilir, geç yapıldığında ise hasta aşı öncesi virüsü kapıp hastalığı geçirebilir.”

Grip aşısının 3 tipi bulunduğunu söyleyen Çelik aşıları şöyle anlattı: “İnaktif (ölü), canlı ve rekombinant (DNA teknolosi ile üretilen). Türkiye’de sadece inaktif aşı bulunmakta olup, bu aşının içinde canlı virüs bulunmamaktadır. Bazı grip aşıları tavuk yumurtalarında üretildiği için içeriklerinde çok düşük miktarda yumurta bulunmaktadır. Ancak, bu durum yumurta alerjisi olan çocuklara grip aşısı yapılması açısından engel teşkil etmemektedir. Diğer aşılar gibi anafilaksi (alerjik şok) tedavisi konusunda deneyimli sağlık kuruluşlarında ve bir hekim gözetimde yapılmalıdır. Daha önce grip aşısı yapıldıktan sonra alerjik reaksiyon tarifleyen hastalar ise aşı yapılmadan önce alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.” ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/11/alerjik-cocuklar-grip-asisi-olmali-mi-1698933383.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alerjik, çocuklar, grip, aşısı, olmalı, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İlknur Külhaş Çelik kış mevsiminde özellikle okullarda hızla yayılan gribe karşı dikkatli olunması gerektiğinin altını çizerek, “Alerjik çocuklar özellikle de astımı olanlar risk altında. Gribe neden olan influenza virüslerinden korunmada, aşı en etkili ve güvenli yöntem. Aşı ile gribe bağlı komplikasyonlar, hastane yatışları ve ölümün önlenmesinin yanı sıra gribin yayılması da engellenir.  Fakat alerjik çocuklara aşılar deneyimli sağlık kuruluşlarında ve bir hekim gözetimde yapılmalıdır” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Gribe neden olan pek çok virüs var. Ama en sık karşılaştığımız İnfluenza virüsü. İnfluenza A ve B virüsleri, sonbahar ve kış aylarında kişiden kişiye kolayca bulaşabiliyor ve mevsimsel grip salgınlarına neden oluyor. Dünya çapında bulunan bu virüsler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kış aylarında her yaş grubundaki bireyleri etkiliyor. Özellikle alerjik çocuklar grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkın oldukları için ebeveynleri her yıl İnfluenza aşısı ya da daha bilinen adı ile grip aşısı olup olmama konusu ikilemde bırakıyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. İlknur Külhaş Çelik gribin hafif bir hastalık olarak bilinse de yüksek risk grubunda bulunan hastalarda ciddi sağlık sorunlarına ve ölümlere neden olabileceğini belirterek, “Alerjik hastalıklar arasında yer alan astıma sahip olan hastalar, grip için yüksek risk grubunda bulunmaktadır. Astımlı hastalarda grip etkisini daha ağır göstermekte ve astım ataklarını tetikleyerek hastane yatışlarına neden olmaktadır. Gribe neden olan influenza virüslerinden korunmada, aşı en etkili ve güvenli yöntemdir. Aşı ile gribe bağlı komplikasyonlar, hastane yatışları ve ölümün önlenmesinin yanı sıra gribin yayılması da engellenir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Do%C3%A7_%20Dr_%20%C4%B0lknur%20K%C3%BClha%C5%9F%20%C3%87elik.jpeg"></span></span></p>

<p><strong><span><span>“Aşılar, mutasyonlara karşı DSÖ tavsiyeleriyle her yıl yeniden hazırlanıyor”</span></span></strong></p>

<p><span><span>Mevsimsel gribe neden olan influenza virüslerinin her yıl değişikliğe uğradığı için grip aşılarının da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tavsiyeleri dikkate alınarak her yıl yeniden hazırladığını ifade eden Çelik, aşıların Ekim-Kasım ayları içinde piyasaya çıkartıldığını bu nedenle geçmiş yıllarda grip aşısı yapılmış olmasına bakılmaksızın, grip aşısının her yıl tekrarlanması gerektiğini ifade etti. Aşıların altı aydan büyük olmak şartıyla her yaşta güvenle uygulandığını ifade eden Çelik şöyle devam etti: “6 ay- 8 yaş arası çocuklara eğer ilk kez uygulanacaksa bir ay arayla iki doz aşı yapılması, daha sonra ise yılda bir kez tek doz uygulanması önerilmektedir. Diğer yaş gruplarında ise yılda bir kez tek doz uygulanmaktadır.  Aşının etkisi yaklaşık 2 hafta sonra başladığı için grip mevsimi başlamadan hemen önce tercihen Ekim-Kasım aylarında yapılması gerekmektedir. Aşılama zamanı korunma açısından önemlidir, aşı erken yapılırsa salgının pik yaptığı aylarda etkisini yitirebilir, geç yapıldığında ise hasta aşı öncesi virüsü kapıp hastalığı geçirebilir.”</span></span></p>

<p><span><span>Grip aşısının 3 tipi bulunduğunu söyleyen Çelik aşıları şöyle anlattı: “İnaktif (ölü), canlı ve rekombinant (DNA teknolosi ile üretilen). Türkiye’de sadece inaktif aşı bulunmakta olup, bu aşının içinde canlı virüs bulunmamaktadır. Bazı grip aşıları tavuk yumurtalarında üretildiği için içeriklerinde çok düşük miktarda yumurta bulunmaktadır. Ancak, bu durum yumurta alerjisi olan çocuklara grip aşısı yapılması açısından engel teşkil etmemektedir. Diğer aşılar gibi anafilaksi (alerjik şok) tedavisi konusunda deneyimli sağlık kuruluşlarında ve bir hekim gözetimde yapılmalıdır. Daha önce grip aşısı yapıldıktan sonra alerjik reaksiyon tarifleyen hastalar ise aşı yapılmadan önce alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.”</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ramazan’da Midenizi Yormayın!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ramazanda-midenizi-yormayin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ramazanda-midenizi-yormayin</guid>
<description><![CDATA[ Ramazan Ayı kültürel olarak beslenme düzeninde değişikliği beraberinde getiriyor. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, besin ve enerji ihtiyacının bu ayda da değişmemesi gerektiğini belirtiyor.

Ramazan ayı yaklaştı, her yıl olduğu gibi bu yıl da oruçlar tutulmaya, iftarlar yapılmaya başlanacak. Peki oruç bedenimizi nasıl etkiliyor, oruç tutarken nelere dikkat etmeliyiz? Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu Ramazan Ayı’nda beslenme planına dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkorucuklu önemli olan detayları şu şekilde aktarıyor: “Ramazan orucu, her yıl bir ay boyunca devam eden “zaman kısıtlı beslenme” şeklidir.  Bu beslenme şekli ile öğün sayısı günde üç veya daha fazladan iki öğüne düşürülmektedir. Sahur öğünü gece uykusundan kalkılarak tüketilmesi gerektiği için çoğu kişi tarafından atlanmakta ve öğün sayısı daha da azalmaktadır. Yaklaşık 12-14 saati bulan uzun açlıklar yaşanmaktadır. Her iftar yemeği başlangıçlarla, ana yemeklerle süslenmektedir. İftardan sonra uzun süreli açlıklar bir de tatlılar ile taçlandırılmaktadır. Su tüketimi zaman yok diyerek ihmal edilmektedir. Orucun bedenimize faydalı olması ve zinde kalabilmemiz için beslenme düzenimizde dengeyi kurmalıyız. Örneğin, sahur-iftar-ara öğün şeklinde öğün sayımızı düzenleyebiliriz. Günlük su gereksinimini iftar-sahur arasında karşılayabiliriz. İhtiyaçlarımız doğrultusunda ramazan ayında yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmemizi düzenlediğimizde, uzun süreli açlığın neden olduğu kan şekeri düzensizlikleri, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, artan vücut kütlesi gibi riskleri azaltmış oluruz.”

Sahurun Önemi Büyük!

Sahur, şafak öncesi yenilen yemek ya da “enerji üreten yemek” olarak da geçmektedir. Sahur oruç tutan insanların beslenme ihtiyacını karşılaması ve bedenini dengede tutarak orucunu tamamlamasına yardımcı olur. Uzun süreli açlık ile birlikte kişide ortaya çıkabilecek kan şekeri düşmesi, açlık hissinin daha yoğun yaşanması, yorgunluk, işte performansın düşmesi, huzursuzluk, sinirlilik gibi bazı problemlerin önüne geçebilmek için sahurun atlanmaması gerektiğini belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, Ramazan’ın ikinci haftasından sonra yavaşlayacak olan metabolizmanın öğün atlayarak daha da yavaşlatılmaması gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda Özkorucuklu sahur yapılmamasının iftarda daha çok yemek yemek anlamına geldiğini ve bunun da sindirim sorunlarına neden olduğunu söylüyor.

 Peki, Sağlıklı Bir Sahur Öğünü İçin Nasıl Beslenmelisiniz?

1. Gün boyu açlık hissetmemek için sahurda protein ağırlıklı beslenin. Özellikle gün aşırı haşlanmış yumurta ve tuzsuz peynir sahur sofralarından eksik edilmemelidir. 

2. Sahurda yer verilecek süt ve süt ürünleri vücudun enerji ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacaktır.

3. Sahurda 3-4 dilim tam tahıllı veya çavdarlı ekmek, uzun süreli toklukla beraber yüksek lif içeriğinden dolayı bağırsaklarınızın iyi çalışmasına destek olduğu ve glisemik indeksi düşük olduğu için tercih edilmelidir.

4. 3 adet kuru kayısı, erik ya da inciri 1 bardak ılık su ile tüketmek değişen bağırsak alışkanlıklarınıza destek olacaktır.

5. Ramazan ayında vücudun susuz kalmaması için özellikle su içeriği yüksek besinlere de yer verilmelidir. Sahurda susuzluğumuzu gidermek için bol bol maydanoz, salatalık, dereotu, kıvırcık gibi su oranı yüksek olan sebzelerin yanında; cacık, komposto, yoğurt gibi sıvı besinleri de tüketmek gerekir. 

Midenizi Yormayın!

Sağlıklı bir iftar için en önemli noktanın bütün gün boş olan mideyi yormadan yemek yemek olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, “Bu yüzden yavaş yavaş yiyerek veya zaman zaman da durarak midenizi dinlendirin. Uzun süreli açlık sonrası hızlı ve kontrolsüz bir şekilde yemek yemek hazımsızlığa, anlık şeker ve tansiyon yükselmelerine sebep olabilir. Bunu önlemenin en güzel yolu iftarı su ile açmak, hurma ve zeytin ile devam etmek olacaktır. Mide, 1 kase çorba tüketildikten sonra 10-15 dakika dinlendirilmelidir. Ardından aşırı tuzlu, baharatlı, yağlı, kızartma olmayan ana yemeğe geçilmelidir” diyor. 

Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu’dan İftar için Öneriler:


	Orucunuzu 1-2 adet hurma ile açarak kan şekerinizi dengeleyin.
	Orucunuzu açtıktan sonra 10-15 dakika bekleyin ve dinlenin.
	Daha sonra sebze veya tahıllı olan ılık yarım kase çorba ile devam edin.
	2-3 köfte büyüklüğünde et/tavuk/balık veya 6-7 yemek kaşığı etli sebze yemeği tüketin.
	Karbonhidrat grubundan 2-3 dilim tam buğday-tahıllı ekmek, 1 üçgen dilim pide, 4-5 kaşık kepekli, sebzeli makarna, pilav veya 1 dilim sebzeli-peynirli börekten birini tercih edin.
	Yoğurt, cacık, ayran gibi proteinli ve kalsiyum içeriği yoğun olan yiyeceklerden 1 porsiyon mutlaka tüketin.
	Çay ve kahve tüketimini yemekten 1 saat sonraya bırakın. Sonrasında susuz kalan vücudun sebep olduğu baş ağrılarını azaltmak ve uyku kalitesini artırmak için kafeinsiz çay, bitki çayı veya su tüketin.
	Hem midenizin r ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-midenizi-yormayin-1679231880.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ramazan’da, Midenizi, Yormayın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Ramazan Ayı kültürel olarak beslenme düzeninde değişikliği beraberinde getiriyor. Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, besin ve enerji ihtiyacının bu ayda da değişmemesi gerektiğini belirtiyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ramazan ayı yaklaştı, her yıl olduğu gibi bu yıl da oruçlar tutulmaya, iftarlar yapılmaya başlanacak. Peki oruç bedenimizi nasıl etkiliyor, oruç tutarken nelere dikkat etmeliyiz? Moodist Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu Ramazan Ayı’nda beslenme planına dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Özkorucuklu önemli olan detayları şu şekilde aktarıyor: “Ramazan orucu, her yıl bir ay boyunca devam eden<strong> “zaman kısıtlı beslenme” </strong>şeklidir.  Bu beslenme şekli ile öğün sayısı günde üç veya daha fazladan iki öğüne düşürülmektedir. Sahur öğünü gece uykusundan kalkılarak tüketilmesi gerektiği için çoğu kişi tarafından <strong>atlanmakta</strong> ve<strong> öğün sayısı daha da azalmaktadır.</strong> <strong>Yaklaşık 12-14 saati </strong>bulan uzun açlıklar yaşanmaktadır. Her iftar yemeği başlangıçlarla, ana yemeklerle süslenmektedir. İftardan sonra uzun süreli açlıklar bir de tatlılar ile taçlandırılmaktadır. Su tüketimi zaman yok diyerek ihmal edilmektedir. Orucun bedenimize faydalı olması ve zinde kalabilmemiz için beslenme düzenimizde dengeyi kurmalıyız. Örneğin, sahur-iftar-ara öğün şeklinde öğün sayımızı düzenleyebiliriz. <strong>Günlük su gereksinimini</strong> iftar-sahur arasında karşılayabiliriz. İhtiyaçlarımız doğrultusunda ramazan ayında yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmemizi düzenlediğimizde, uzun süreli açlığın neden olduğu kan şekeri düzensizlikleri, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, artan vücut kütlesi gibi riskleri azaltmış oluruz.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>Sahurun Önemi Büyük!</strong></span></span></p>

<p><span><span>Sahur, şafak öncesi yenilen yemek ya da <strong>“enerji üreten yemek”</strong> olarak da geçmektedir. Sahur oruç tutan insanların beslenme ihtiyacını karşılaması ve bedenini dengede tutarak orucunu tamamlamasına yardımcı olur. Uzun süreli açlık ile birlikte kişide ortaya çıkabilecek kan şekeri düşmesi, açlık hissinin daha yoğun yaşanması, yorgunluk, işte performansın düşmesi, huzursuzluk, sinirlilik gibi bazı problemlerin önüne geçebilmek için <strong>sahurun atlanmaması gerektiğini</strong> belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, <strong>Ramazan’ın ikinci haftasından sonra </strong>yavaşlayacak olan metabolizmanın öğün atlayarak daha da yavaşlatılmaması gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda Özkorucuklu sahur yapılmamasının iftarda daha çok yemek yemek anlamına geldiğini ve bunun da <strong>sindirim sorunlarına</strong> neden olduğunu söylüyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong> Peki, Sağlıklı Bir Sahur Öğünü İçin Nasıl Beslenmelisiniz?</strong></span></span></p>

<p><span><span>1. Gün boyu açlık hissetmemek için sahurda <strong>protein ağırlıklı</strong> beslenin. Özellikle gün aşırı haşlanmış yumurta ve tuzsuz peynir sahur sofralarından eksik edilmemelidir. </span></span></p>

<p><span><span>2. Sahurda yer verilecek <strong>süt ve süt ürünleri </strong>vücudun enerji ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olacaktır.</span></span></p>

<p><span><span>3. Sahurda <strong>3-4 dilim tam tahıllı veya çavdarlı ekmek</strong>, uzun süreli toklukla beraber yüksek lif içeriğinden dolayı bağırsaklarınızın iyi çalışmasına destek olduğu ve glisemik indeksi düşük olduğu için tercih edilmelidir.</span></span></p>

<p><span><span>4. 3 adet kuru kayısı, erik ya da inciri 1 bardak ılık su ile tüketmek <strong>değişen bağırsak alışkanlıklarınıza destek olacaktır.</strong></span></span></p>

<p><span><span>5. Ramazan ayında vücudun susuz kalmaması için özellikle <strong>su içeriği yüksek besinlere</strong> de yer verilmelidir. Sahurda susuzluğumuzu gidermek için bol bol maydanoz, salatalık, dereotu, kıvırcık gibi su oranı yüksek olan sebzelerin yanında; cacık, komposto, yoğurt gibi sıvı besinleri de tüketmek gerekir. </span></span></p>

<p><span><span><strong>Midenizi Yormayın!</strong></span></span></p>

<p><span><span>Sağlıklı bir iftar için en önemli noktanın bütün gün boş olan <strong>mideyi yormadan</strong> yemek yemek olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu, “Bu yüzden<strong> yavaş yavaş</strong> yiyerek veya <strong>zaman zaman</strong> da durarak midenizi dinlendirin. Uzun süreli açlık sonrası hızlı ve kontrolsüz bir şekilde yemek yemek hazımsızlığa, anlık şeker ve tansiyon yükselmelerine sebep olabilir. Bunu önlemenin en güzel yolu iftarı su ile açmak, hurma ve zeytin ile devam etmek olacaktır. Mide, 1 kase çorba tüketildikten sonra <strong>10-15 dakika</strong> dinlendirilmelidir. Ardından aşırı tuzlu, baharatlı, yağlı, kızartma olmayan ana yemeğe geçilmelidir” diyor. </span></span></p>

<p><span><span><strong>Uzman Diyetisyen Yeşim Nurdan Özkorucuklu’dan İftar için Öneriler:</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Orucunuzu <strong>1-2 adet hurma</strong> ile açarak kan şekerinizi dengeleyin.</span></span></li>
	<li><span><span>Orucunuzu açtıktan sonra <strong>10-15 dakika</strong> bekleyin ve dinlenin.</span></span></li>
	<li><span><span>Daha sonra <strong>sebze veya tahıllı </strong>olan ılık yarım kase çorba ile devam edin.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>2-3 köfte büyüklüğünde</strong> et/tavuk/balık veya 6-7 yemek kaşığı etli sebze yemeği tüketin.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>Karbonhidrat grubundan</strong> 2-3 dilim tam buğday-tahıllı ekmek, 1 üçgen dilim pide, 4-5 kaşık kepekli, sebzeli makarna, pilav veya 1 dilim sebzeli-peynirli börekten birini tercih edin.</span></span></li>
	<li><span><span>Yoğurt, cacık, ayran gibi proteinli ve kalsiyum içeriği yoğun olan yiyeceklerden 1 porsiyon <strong>mutlaka tüketin.</strong></span></span></li>
	<li><span><span><strong>Çay ve kahve tüketimini</strong> yemekten 1 saat sonraya bırakın. Sonrasında susuz kalan vücudun sebep olduğu baş ağrılarını azaltmak ve uyku kalitesini artırmak için kafeinsiz çay, bitki çayı veya su tüketin.</span></span></li>
	<li><span><span>Hem midenizin rahatlatması hem de mineral desteği açısından iftardan <strong>1-2 saat sonra</strong> 1 şişe maden suyu tüketin.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>Yemekler ile birlikte su içmeyin</strong>. Bu sizin midenizin genişlemesine neden olacaktır. İftardan 30 dk sonra başlayıp sahura kadar 2 litre su tüketin.</span></span></li>
	<li><span><span><strong>Şerbetli tatlılar yerine</strong> iftardan sonra yapılacak ara öğünde sütlü tatlı-dondurma-meyve tüketin.</span></span></li>
	<li><span><span>Lokmalarınızı çiğnemeden ve <strong>hızlı yutmayın</strong>, yavaş yavaş tadına vararak yemek yiyin.</span></span></li>
</ul>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/sahur1.jpg"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ispanağı Sağlıklı Tüketmenin 6 Kuralı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ispanagi-saglikli-tuketmenin-6-kurali</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ispanagi-saglikli-tuketmenin-6-kurali</guid>
<description><![CDATA[ Mevsiminde düzenli olarak tüketildiğinde vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineral desteğinin sağlanmasında rol oynayan ıspanak, antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmaya yardımcı oluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/02/ispanagi-saglikli-tuketmenin-6-kurali-1643887896.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ispanağı, Sağlıklı, Tüketmenin, Kuralı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Mevsiminde düzenli olarak tüketildiğinde vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineral desteğinin sağlanmasında rol oynayan ıspanak, antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklardan korunmaya yardımcı oluyor. Ispanağı tüketirken besin değerlerinin kaybolmaması için bazı kurallara uyulması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, ıspanağın faydaları hakkında bilgi vererek, sağlıklı tüketimi konusunda uyarılarda bulundu. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Vitamin açısından zengin</span></span></strong></p>

<p><span><span>Çeşitli mineral ve vitaminler ile antioksidan özelliği olan ıspanak; karoten, likopen ile zeaksantin gibi pigmentler ve lif açısından oldukça zengin bir sebzedir. Ispanağın 100 gramında 469 mg A vitamini ve 5626 mg provitamin A veya B-karoten, K vitamini, C vitamini, B2 vitamini ve daha düşük konsantrasyonlarda folik asit (B9, tiamin dahil) bulunmaktadır. Ayrıca ıspanak; B1 ve riboflavin veya B2, C, E, K vitaminleri ile E vitamini arasında tokoferoller ve tokotrienoller gibi bilinen bileşikleri barındırmaktadır. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Tam bir mineral kaynağı</span></span></strong></p>

<p><span><span>Mineral açısından 100 gram ıspanakta 58 mg magnezyum,123 mg kalsiyum, 633 mg potasyum, 4,25 mg çinko, 0,128 mg bakır, 8.75 mg manganez, 120 mg sodyum ve 55 mg fosfor ile 4-35 mg demir bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ıspanak, diyet lifi, B6 vitamini, E vitamini ve omega-3 yağ asitlerinin önemli bir kaynağıdır. Antioksidanlar, polifenoller ve karotenoidler gibi sağlıklı gıda statüsünün ayırt edici özellikleri olan çiğ ıspanağa önemli bileşikler eşlik etmektedir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Besin değeri açısından zengin</span></span></strong></p>

<p><span><span>Ispanak, besin değerleri açısından son derece zengin olan koyu yeşil yapraklı bir sebzedir. Çok çeşitli vitamin ve minerallerin yanı sıra insan dokusunun bakımı, iyileştirilmesi ve düzenlenmesi için gerekli olan diyet lifi, protein ve yağ asitlerini kapsayan birkaç önemli mikro besin içerir. 100 gram başına yaklaşık 150 kcal içerir ve folatlar, K vitamini, A vitamini durumunda toplu olarak önerilen günlük miktarın % 49’unu oluşturan çok çeşitli mineral ve vitaminleri sağlar. C vitamini, diyetteki demirin emilimi için önemlidir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Ispanak mevsiminde tüketilmeli</span></span></strong></p>

<p><span><span>Ispanağın mevsiminde tüketilmesi gereklidir. Ispanak alındığında her yaprağının tek tek kopartılarak sirkeli su içinde bekletilmesi, aradaki yabancı otların temizlenmesi önemlidir. Yemek olarak hazırlanan ıspanak sık sık ısıtılarak yenmemelidir. Çünkü içindeki nitrat maddesi, ısındıkça nitrite dönüşebilmekte, bu yüzden tekrar tekrar ısıtılması zehirlenmelere neden olabilmektedir.</span></span></p>

<ol>
	<li><span><span>Besin değerleri açısından ıspanak mevsiminde tüketilmelidir. </span></span></li>
	<li><span><span>Tüketilmeden önce kesinlikle yakınmalı, topraktan ıspanağı geçebilecek bakteriler için yıkama suyuna sirke konmalıdır.</span></span></li>
	<li><span><span>Pişirilmeden önce besin değerlerinin kaybolmaması için küçük parçalara ayrılmamalıdır. </span></span></li>
	<li><span><span>Ispanağın doğranması, içindeki C vitaminini azaltacağından mümkün olduğunca bütün halinde tüketilmesi daha sağlıklıdır. </span></span></li>
	<li><span><span>Pişirme sırasında besin değerlerinin kaybolmaması için yağda uzun süreli yakılarak kavrulmamalıdır.</span></span></li>
	<li><span><span>Mutlaka temiz bir bıçakla doğranmalıdır.</span></span></li>
	<li><span><span>Ispanak ile birlikte kalsiyum içeren yoğurt bir arada tüketilmemelidir. Ispanaktaki demir ile yoğurttaki kalsiyum birbirlerinin emilimini engellemektedir. Bu nedenle beraber tüketildiğinde ıspanaktan beklenen fayda sağlanamaktadır.</span></span></li>
</ol>

<p><strong><span><span>Ispanak vücuttaki pek çok sistem için faydalı</span></span></strong></p>

<p><span><span>Ispanak bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmaktadır.   Enfeksiyon sonucu oluşan hastalıkların önlenmesine katkı sağlamaktadır. İnflamatuar özelliği sayesinde düzenli tüketiminde enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski düşmektedir. İçerdiği demir, fosfor ve kalsiyum sayesinde kemiklerin güçlenmesine yardımcı olmakta, içerisindeki A vitamini sayesinde göz sağlığını korumaktadır. Ispanak demir açısından zengindir. Demir eksikliği nedeniyle oluşan anemi hastalığının tedavisine destek olan bir besin kaynağıdır. Ispanak, osteoporoz yani kemik erimesini de önlemeye yardımcı olmaktadır. Kalp krizine neden olan sorunların ortadan kalkmasında kan basıncını düzenleyerek kalp-damar sağlığının korunmasında etkilidir. İçeriğindeki K vitamini, folik asit, lutein ve B-karoten nedeniyle oksidatif stresin azalmasını sağlamakta, yaşlanmanın neden olduğu oksidatif stres riskini azaltmakta, motor ve bilişsel beceriler ile zihinsel kapasiteyi artırmaktadır. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Kalbe ve beyne iyi geliyor</span></span></strong></p>

<p><span><span>Ayrıca ıspanak, Alzheimer hastalığının gelişimiyle bağlantılı ‘kolinesteraz’ adı verilen bir enzimin aktivitesini bloke etmektedir. Ispanaktaki yüksek magnezyum seviyeleri, B-amiloid adı verilen bir peptidinin neden olduğu nöron ölümü seviyesini azaltarak hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalık gibi kronik hastalıklarla ilişkili düşük seviyeleri telafi etmektedir. Ispanak, kardiyovasküler sistem ve merkezi sinir sistemi dahil olmak üzere çeşitli fizyolojik sistemler üzerinde etkili olan çok sayıda fonksiyonel bileşiğe sahiptir. Yüksek K vitamini, folik asit, B-karoten ve lutein seviyeleri nedeniyle ıspanak tüketimi, yaşlanma ile ilişkili oksidatif stres riskini azaltabilmekte, dolayısıyla bilişsel ve motor becerilerin yanı sıra zihinsel kapasiteyi de geliştirebilmektedir. Yüksek ve hipokalorik etkisi nedeniyle ideal bir besindir. Antioksidan ve sağlığı geliştirici faydaları, yüksek düzeyde C vitamini ve lif içeriğinin yanı sıra kompleks karbonhidrat ve düşük yağ seviyesi nedeniyle ıspanak, kan şekeri konsantrasyonlarını düzenlemeye, magnezyum yoluyla insülin ihtiyacını azaltmaya yardımcı olmaktadır. Diyabetli hastalarda tokluk artışı sağlayarak kilo kontrolü sağlamaktadır. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şeker hastası 1 milyon kişinin kör kalma riski var</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/seker-hastasi-1-milyon-kisinin-koer-kalma-riski-var</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/seker-hastasi-1-milyon-kisinin-koer-kalma-riski-var</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’deki göz hekimlerini temsil eden tek çatı kuruluş Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada Türkiye’de yaklaşık 1 milyon şeker hastasının kör olma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/11/seker-hastasi-1-milyon-kisinin-kor-kalma-riski-var-1636791520.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şeker, hastası, milyon, kişinin, kör, kalma, riski, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Her yıl 14 Kasım tarihinde kutlanan ‘<strong>Dünya Diyabet Günü</strong>’ ile ilgili açıklamalarda bulunan Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ziya Kapran, Dünya Sağlık Örgütü’nün şeker hastalığını 21. Yüzyıl’ın pandemisi ilan ettiğini, dünyada 463 milyon şeker hastası olduğunu belirterek dünyada her yıl yaklaşık 4 milyon 200 bin kişinin diyabet ya da diyabete bağlı hastalıklardan hayatını kaybettiğine dikkat çekti.</span></p>

<p><span><strong> </strong></span><span><strong>Diyabetlilerin yarısını tespit edebiliyoruz</strong></span></p>

<p><span>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) rakamlarına göre şeker hastalığının en hızlı arttığı ve nüfusunun yüzde 15’inin diyabet olduğu ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu sözlerine ekleyen Kapran, “Diyabet hastalarının yarısını tespit edebiliyoruz. Hem pandemi koşulları hem de doktora gitmeyen hastalar sebebiyle gerçek diyabetli hasta sayısını bilemiyoruz. Şekerin en fazla rahatsızlık verdiği organ gözlerimiz. Şeker, gözlerde kanama yaparken, göz arkasında da su birikmesine neden oluyor. Bu sebeplerle hastaları tespit edemeyince göz rahatsızlıklarını tedavi etmemiz de çok zor oluyor” dedi.</span></p>

<p><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/TOD_Genel_Baskani_Ziya_Kapran2.jpg"></span></p>

<p><span><strong>1 milyon kişi kör olabilir</strong></span></p>

<p><span>Türkiye’deki şeker hastası sayısının 10 milyona yaklaştı tahmin edildiğini aktaran, Ziya Kapran, 1 milyon kişinin kör kalma riski bulunduğunun altını çizdi. Kapran şöyle devam etti:</span></p>

<p><span>“Şeker hastalarının göz tedavisinde ortaya çıkan görme kaybı oranını geri döndürmek mümkün olmuyor ama tedaviye başladıktan sonra daha fazla görme kaybı yaşanmasını engelleyebiliyoruz. Örneğin şeker hastasının görme oranı yüzde 50 azaldı. Bizim yapacağımız tedavi ile gözdeki görme kaybı oranını yüzde 50 de tutmaya çalışıyoruz. Kaybedilen görme oranı geri gelmiyor maalesef. Yaptığımız iğne ya da lazer tedavisiyle yüzde 80 başarı oranıyla görme kaybını durdurabiliyoruz. Ama hastalığa ne kadar geç müdahale edilirse, görme o seviyede kalır. O sebeple şeker hastalığının erken ve zamanında tedavisi çok önemli. Şeker daha fazla ilerlerse ağır ameliyatlar yapılması gerekiyor, göz içinde meydana gelen kanamaların temizlenmesi gerekiyor.”</span></p>

<p><span><strong>Her yıl göz doktoruna gidilmeli</strong></span></p>

<p><span>Şeker hastalarının gözlerinde bir şikayeti olmasa bile her yıl göz doktoruna gidip göz bebeğini büyüttürerek ayrıntılı bir retina muayenesi gerektiğini söyleyen Kapran, “Çünkü hasta çok iyi görebilir gözün rahatsızlığı anlaşılmaz, bunlar yavaş yavaş başlayan bulgular, o yüzden şeker hastaları yılda bir kez mutlaka göz doktoruna gitmeli” diye konuştu.</span></p>

<p><span><strong>Türk hekimleri çok bilgili</strong></span></p>

<p><span>Kapran son olarak ülkemizde de bu konuda çok fazla yetişmiş doktorlar olduğunu, hekimlerin çok bilgili olduğunu, TOD’un bu alandaki yeni bilgileri eğitimlerle üyelere verildiğini ve yurtdışındaki gelişmeleri, ülkemizde yaşanan vakaları çok yakından takip ettiklerini ifade etti.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bitki çaylarının yan etkilerine dikkat!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bitki-caylarinin-yan-etkilerine-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bitki-caylarinin-yan-etkilerine-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Bilinçli olarak tüketildiğinde sağlık için pek çok faydası olan şifalı bitkilerin, bilinçsiz ve aşırı kullanımına bağlı olumsuz sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Açıkta satılan, içeriğinde kullanılan bitkilerin neler olduğu bilinmeyen karışım çaylarının tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, özellikle teşhis edilen kronik bir rahatsızlık ve düzenli ilaç kullanımı var ise bitki çayı kullanımına özen gösterilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar; demleme, soğuk suda bekletme ve kaynatma şeklinde tüketilebilen bitki çayları hazırlanırken cam ya da porselen demlik kullanılmasını tavsiye ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/11/bitki-caylarinin-yan-etkilerine-dikkat-1637322516.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bitki, çaylarının, yan, etkilerine, dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, bitki çaylarının kullanım şekilleri ve kullanımında dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında önemli bilgiler paylaştı.</span></p>

<p><span><strong>Açıkta satılan bitkilere dikkat!</strong></span></p>

<p><span>Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, bitki çaylarının halk arasında bitkilerden faydalanmak için kullanılan en basit ve en yaygın tercih edilme şekli olduğunu söyledi ve ekledi: </span></p>

<p><span>“Bilinçli olarak tüketildiğinde sağlık için pek çok faydası olan şifalı bitkilerin, bilinçsiz ve aşırı kullanımına bağlı olumsuz sonuçlar istenmeyen durumlar meydana gelebiliyor. Bitki çaylarının güvenilir bir yerden temin edilmesi gerekiyor. Şifalı bitkilerin doğru zamanda uygun bir şekilde toplanması, doğru bir yöntemle kurutulması, uygun bir şekilde muhafaza edilmesi oldukça önemli. Aksi takdirde her aşamasında faydalı olabilecek etkili maddelerde kayıplar olabileceği gibi zararlı hale de dönüşebiliyor. Açıkta satılan, nasıl toplandığı, nasıl kurutulup muhafaza edildiği bilinmeyen bitkiler alınmamalı. Özellikle aktarlarda açıkta satılan bitkilerde tür karışıklığı da olabiliyor. Örneğin tıbbi papatya, tıbbi olmayan papatyalarla birlikte toplanabiliyor. Her papatyanın tıbbi değeri yoktur ve bazıları zehirli olabiliyor. Böylece zehirlenme vakaları da sık görülebiliyor.”</span></p>

<p><span><strong>İçinde ne olduğu bilinmeyen karışım çaylar alınmamalı</strong></span></p>

<p><span>Bitki çaylarının bazen tek bir bitkiden hazırlanabildiği gibi bazen birden fazla bitki kullanılarak hazırlandığını belirten Kaman, “Özellikle karışım olarak hazırlanmış çaylar içinde hangi bitkiden ne kadar miktarda olduğu belirtilmemiş olabilir. İçeriğinde kullanılan bitkilerin neler olduğu ve hangi oranlarda hazırlandığı bilinmeyen karışım çayları da alınmamalı. Ayrıca karışım çaylarda kullanılan bitkilerin birlikte kullanımı da uygun olmayabilir.” dedi.</span></p>

<p><span><strong>Kronik rahatsızlığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar dikkat etmeli!</strong></span></p>

<p><span>Özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak ve bağışıklığı desteklemek adına bitkisel çaylara rağbetin arttığını ifade eden Kaman, “Şifalı bitkilerin pek çok faydası bilinse de bazı durumlarda riskli olabiliyor. Özellikle teşhis edilen kronik bir rahatsızlık ve düzenli ilaç kullanımı var ise bu duruma ayrıca özen gösterilmeli ve hekime danışmadan kullanılmamalı. Çünkü bitkilerin bir kısmı kullanılan ilaçların vücutta metabolize olmalarını arttırıcı ya da azaltıcı yönde etki edebiliyor. İlaca benzer veya zıt etki gösterebiliyor ve buna bağlı olarak da ilaç dozunun ayarlamak gerekebiliyor.  Bu durumda bazı bitkilerin kullanımından kaçınmak ya da tüketimini sınırlandırmak gerekebiliyor.” diye konuştu.</span></p>

<p><span><strong>Bu bitkiler kullanılırken dikkat edilmeli</strong></span></p>

<p><span>Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, ‘Örneğin bağışıklığı desteklemek için tercih edilen güçlü antiviral ve antioksidan etkileri olan ekinezya bitkisi bazı kişilerde alerjik durumlara yol açabileceği gibi otoimmun hastalıkları olan ve karaciğer bozuklukları olan kişilerin kullanımından kaçınması gerekir.’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:</span></p>

<p> </p>

<p><span>“Soğuk algınlığı, taşıt tutması ve mide şikayetlerinde başvurulan zencefilin ise kanama süresini uzatabildiği için aspirin ve warfarin gibi kan sulandırıcılar ile kullanımına dikkat etmek gerekiyor. Adaçayı da soğuk algınlığı dönemlerinde ağız ve boğaz enfeksiyonları gibi şikayetlerde destek alınabilecek antimikrobiyal ve antioksidan etkileri olan bir bitkidir ancak hamile ve emziren annelerin ve küçük çocukların tüketmesi sakıncalı olarak görülüyor. İyi bir antioksidan olan, pek çok faydası bilinen ve yaygın tüketilen yeşil çay da tansiyon ilacı kullanan bireylerde ilacın vücuda faydasını engelleyebileceği için riskli olabiliyor. Yüksek tansiyon ve çarpıntı şikayeti olan bireylerin dikkatle kullanması gerekiyor. Yine güçlü antimikrobiyal etkisinden dolayı solunum yolu enfeksiyonlarında faydalanılabilen kekik bitkisinin de yüksek tansiyon hastalarının kullandıkları ilaçların etkinliğini değiştirebildiği için dikkatle kullanılması gereken bitkilerden olduğunu söyleyebiliriz.”</span></p>

<p><span><strong>Bitkiye göre demleme şekli de değişiklik gösteriyor! </strong></span></p>

<p><span>Bitki çayı hazırlamak için çeşitli yöntemlerin olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Tuğba Kaman, sözlerine şöyle devam etti: </span></p>

<p><span>Bitkilerde bulunan biyoaktif etkili maddelerin bir kısmı sıcak veya kaynar suya çabuk geçer, bazıları ise soğuk suda daha kolay çözünür. Şifalı bitkilerden çay şeklinde faydalanılmak isteniyorsa, çayının nasıl hazırlandığı da bilinmeli. Örneğin bitkilerin yaprak, çiçek gibi daha narin dokulu organları kullanılacaksa demleme şeklinde hazırlamak uygun olacaktır. Bu yöntemde suyun ısısı 80 derecelerde olmalı ve 5-10 dakika arası bekletilmeli. Kök, kabuk, rizom ve odun gibi sert kısımları ise kaynatma şeklinde hazırlanmalı.  Bu yöntemde ise 100 derecede 10-30 dk kadar kaynatmak gerekiyor. Ebegümeci, hatmi kökü, keten tohumu gibi müsilajlı bitkilerde soğuk suda bekletme yöntemi uygun olacaktır. Özel bir bilgi verilmemişse infüzyon ve dekoksiyonlar 100 ml su için 2-3 gr bitki olacak şekilde hazırlanmalı.”</span></p>

<p><span><strong>Cam ya da porselen demlik kullanılmalı</strong></span></p>

<p><span>Bitki çayı hazırlarken kullanılan malzemelerin de önemli olduğunu ifade eden Kaman, “Bitkiler alüminyum ve metal malzemelerle reaksiyona girebiliyor. Bu sebeple cam ya da porselen demlik kullanmaya özen gösterilmeli. Bitki çaylarında kokulu veya aromatik etkili maddelerin kaybını önlemek için demlerken kullanılan demliğin kapağının kapalı olması, her zaman taze olarak hazırlanıp tüketilmesi ve en fazla 24 saat içinde tüketilmesi gerekiyor. Ayrıca tüketirken şeker ve ya yapay tatlandırıcılar kullanılmamalı.” dedi.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Baharı Kâbusa Çeviren Alerjiyi Yönetmenin Yolları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bahari-kabusa-ceviren-alerjiyi-yoenetmenin-yollari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bahari-kabusa-ceviren-alerjiyi-yoenetmenin-yollari</guid>
<description><![CDATA[ Pandemide evlere kapanıp baharın gelişini bekleyenler, ilkbaharın neşesini açık hava etkinliklerinde yaşamak isteyenler, dikkat! ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/03/bahari-kabusa-ceviren-alerjiyi-yonetmenin-yollari-1648118255.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Baharı, Kâbusa, Çeviren, Alerjiyi, Yönetmenin, Yolları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>İlkbaharın gelişiyle çayır otlarının, çimenlerin ve ağaçların çiçek açmasıyla polenler çevreye saçılır. Doğanın bir mucizesi olan polenler, bitkilerin çevreye yayılıp çoğalmasına yardımcı olmakla birlikte polen alerjisi olan kişilerin bahar aylarını kabusa çevirebilir. Pandemi sırasında kamp, yürüyüş, bahçe, toprak gibi açık hava aktivitelerine yönelen bireyler, Covid-19 açısından daha güvenli bir ortamda bulunsalar dahi, polenler sebebiyle risk altındadır. </span></p>

<p><span> Bahar aylarının yaklaşmasıyla çocuk ve yetişkinlerin hayatını kökten etkileyen <strong>mevsimsel alerjiler</strong> konusunda bilgiler veren <strong>Çocuk</strong> <strong>Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay</strong>, bahar aylarında alerjenlerle savaşmanın ipuçlarını açıkladı. Polenlere karşı alerji, bronşlarda <strong>alerjik astım, burunda alerjik rinit ve gözlerde göz alerjisi </strong>şeklinde kendisini gösterdiğini söyledi. <strong>Prof. Dr. Ahmet Akçay</strong> bahar alerjilerinin hastayı çok rahatsız ettiğini, yaşam kalitesini bozduğunu, alerjik bulgular nedeniyle hastaların iyi uyuyamadığını, bu nedenle yorgunluk ve halsizlik hissettiklerini, bunun sonucunda konsantrasyon ve öğrenme yeteneğinde azalma olduğunu belirtti. Mevsimsel alerjiye sahip olanların alerjenlerle nasıl savaşacağı konusunda gündelik ipuçları verdi. </span></p>

<p><span><strong>Kıyafetlerinizi Açık Havada Kurulamayın!</strong></span></p>

<p><span>Dışarıda giyilen giysiler eve gelindiğinde değiştirilmeli ve temizlenmelidir, kıyafetleri dışarıda bir alan yerine kurutma makinesinde kurutmak, mümkünse ılık bir duş almak, burunları su ile gargara etmek, özellikle saçların yıkanması saçlara yapışan polenlerin temizlenmesi noktasında oldukça faydalıdır. Zira polen, elyaflara kolayca yerleşebilir ve daha sonra çamaşırları giydiğinizde semptomları tetikleyebilir. </span></p>

<p><span> <strong>Açık Havada Şapka ve Gözlük Kullanmalısınız!</strong></span></p>

<p><span>Alerjiyle mücadelede başarılı olmak için başınıza şapka, gözlerinize polen girmesini önlemek için güneş gözlüğü takabilirsiniz. Özellikle bahar aylarında dışarıya çıkılırken maske kullanımı ve gözlerin yan kısımlarını da örten güneş gözlükleri kullanmak, bahar alerjisini kontrol etme aşamasında etkilidir.</span></p>

<p><span><strong> Sigaradan Kaçının!</strong></span></p>

<p><span>Sigara kullanımı tıkalı, akan ve kaşıntılı burnu ve gözlerin sulanmasını tetikler. Bahar aylarının gelmesiyle beraber kamusal alanlarda, park ve bahçelerde geçirilen zaman artar. Açık havada vakit geçirirken sigara içilen ortamlardan uzaklaşmak, sigara içilmeyen kolektif dış mekanları, otel odalarını ya da restoranları seçmekte yarar vardır. Unutulmamalıdır ki odun yanan şömine ateşinden çıkan dumanlar ve aerosol spreyler gibi semptomlarınızı arttıracak diğer duman türlerinden kaçınmalısınız. </span></p>

<p><span> <strong>Hava Durumunu Takip Edin!</strong></span></p>

<p><span>Yerel hava durumu raporlarını takip etmelisiniz. Daha yüksek polen oluşumuna neden olan yüksek ısının olduğu günleri, fırtınalar sırasında oluşan rüzgârı fark ederek önlem alabilirsiniz. Covid-19 döneminde kullanılan maskeler, polenle teması önemli derecede azaltır. Bu günler muhtemelen "fırtına astımı" olarak bilinen bir fenomene neden olabilir. Astımlılar özellikle fırtınadan sonra dışarı çıkarlarsa şiddetli reaksiyonlar gösterebilirler.</span></p>

<p><span> <strong>Burnunuzu temizleyin!</strong></span></p>

<p><span>Nazal durulama, burnunuzda bulunan mukusu temizlemesinin yanı sıra o bölgedeki alerji semptomlarını seyreltebilir. Bunun yanı sıra ince mukusu ve bakterileri uzaklaştırıp postnazal akıntıyı hafifletebilir. Burnun su ile sık sık gargara edilmesi faydalı olacaktır. Burun temizleme kitleri kullanılabilir. Burun içinin yıkanması için fizyolojik tuzlu su solüsyonları (1 litre suya 1 çay kaşığı tuz koyarak hazırlayabilirsiniz) ve daha yoğun tuzlu su (hipertonik serum fizyolojik) solüsyonları kullanılabilir (1 litre suya 2 çay kaşığı tuz koyabilirsiniz); bir çalışmaya göre, ikincisi daha iyi bir etkiye sahiptir. Günde bir veya iki kez nazal irrigasyonun etkileri, bu uygulamaya başladıktan sonraki ilk 4 hafta içinde hissedilir. Aynı zamanda, ilaç tedavisine ek olarak nazal irrigasyonun, aynı seviyede semptom kontrolü sağlarken, ilaca yaklaşık %30 tasarruf sağlayabileceğini de belirtmek önemlidir.</span></p>

<p><span><strong> Hepa Filtreli Hava Temizleme Cihazları Kullanılabilir!</strong></span></p>

<p><span>Taşınabilir Hepa "High Efficiency Particulate Arresting" yani "Yüksek Etkinlikte Partikül Yakalayıcı" filtreli hava temizleme cihazı kullanmanız, Hepa filtreli bir elektrik süpürgesiyle düzenli bir şekilde evi süpürmeniz, arabanızdaki ve evinizdeki klimanın polen filtrelerini sıklıkla değiştirmeniz faydalı olacaktır. Alerjiyi yenmek için açık hava egzersizleri önemlidir ancak zamanlama kritiktir. </span></p>

<p><span> <strong>Yürüyüş İçin Sabah Saatlerini Tercih Etmeyin!</strong></span></p>

<p><span>En yüksek polen sayısı genellikle sabah güneş doğmaya başladığında olur. Yürüyüş için öğleden sonra veya akşam geç saatlerini tercih etmelisiniz. </span></p>

<p><span><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Ahmet_Akcay.jpg">Araba filtrelerini değiştirmeyi unutmayın</strong></span></p>

<p><span>Günümüzde tüm arabalara takılan filtreler, kaynaklarından bağımsız olarak partikül maddeyi ~ 0,7 ila 74 µm arasında etkili bir şekilde tutar. Bu nedenle, tüm polen ve polen parçaları bile düzenli olarak camlar kapalıyken arabaya girmelerini engellemesi ve polen alerjisinden muzdarip sürücüleri korumalıdır. Araba yolculuğu sırasında araba filtrelerinin yararlı etkisini gösteren klinik bir çalışma bugüne kadar yayınlanmış gibi görünmüyor. <strong>Öte yandan, hapşırma sırasında refleks göz kapaklarının kapanması da dahil olmak üzere trafik kazalarının %7'sine kadarından alerjilerin sorumlu olduğuna dair çalışmalar bulunmaktadır. </strong>Ancak – arabalardaki en iyi filtreler bile eskir ve dış havadaki küçük parçacıkların (PM 2.5 ) filtreleme etkisinin azaldığı kanıtlanmıştır. Polen alerjisi olanların filtreyi ~ 2 yılda bir değiştirmeleri önerilebilir.</span></p>

<p><span><strong> Etkili Maske Kullanın</strong></span></p>

<p><span>COVID dönemi maskeleri, polenle teması azaltır. Birçok insanın maske taktığından beri daha az mevsimsel alerji semptomu yaşadığı gözleniyor. Maske takılıyken egzersiz yapmak güvenlidir. Alerjiler maske ile çalışmayı zorlaştırmamalıdır, bu nedenle nefes almakta güçlük çekiyorsanız bir profesyonelden yardım almalısınız. Polen mevsimi boyunca maske takmak, özellikle polen yükünün yüksek olacağı tahmin edilen günlerde, polen alerjisi olanlar için farmakolojik olmayan etkili bir seçenek olarak önerilebilir. Bu şekilde, polen alerjisi hastaları, virüslere (örn. koronavirüsler), bakterilere veya hava kirliliğine karşı maske takmanın da bazı faydaları olacaktır. Önemli bir burun tıkanıklığınız yoksa sadece üst solunum yolu alerjileri nefes almanızda çok fazla sorun yaratmamalıdır. Eğer bir solunum güçlüğü çekiyorsanız, astım olasılığı için değerlendirmeniz gerekebilir.</span></p>

<p><span> <strong>Nazal merhemler, tozlar ve yağlar kullanılabilir</strong></span></p>

<p><span>Merhemlerin, tozların veya yağların nazal mukozaya uygulanması, bunların burun içine emilen polenleri püskürtmek veya alerjenlerinin mukoza zarlarına girmesini önlemek için bir bariyer görevi gördükleri ve böylece inflamatuar reaksiyonları ve semptomları önlediği fikrine dayanır. Genel olarak, çok sayıda çalışma, burundaki selüloz tozunun, alerjenlerin ve havadaki partiküler maddelerin penetrasyonuna karşı etkili bir bariyer olduğunu göstermektedir. Bu nedenlerden açık havada kaldığımız sürede polen alerjisi olanların burun etrafına bu merhemlerden kullanması faydalı olabilir. </span></p>

<p><span><strong>Açık havada egzersiz yapmak için ideal zaman nedir?</strong></span></p>

<p><span>Yağmur, poleni aşağı iter. Hafif bir yağış sırasında egzersiz yapmak, alerjiniz olduğunda açık havada olmak için en iyi zamanlardan biri olabilir.</span></p>

<p><span><strong>Burun içine Işık (Fototerapi) Tedavisi Faydalı Mı?</strong></span></p>

<p><span>Burun içine fototerapi uygulanmasının faydalı olduğuna yönelik çalışmalar vardır. Bununla birlikte, dermatolojiden elde edilen bilgilere ve mukoza zarlarında olası epitel hasarına ilişkin genel değerlendirmelere dayanarak, UV ışığının lokal olarak uygulanmasının, özellikle bu tür bir uygulamanın fizyolojik olmadığı bir mukozal yüzey üzerinde risksiz olmadığı belirtilmelidir. <strong>Bu nedenle, bu yöntem her polen alerjisine önerilmesi doğru olmaz. </strong></span></p>

<p><span><strong> Akapunktur Etkili Mi?</strong></span></p>

<p><span>Standart ilaç tedavisine yeterince yanıt vermeyen veya dayanılmaz yan etkiler yaşayan alerjik rinitli bireyler için akupunktur değerli olabilir. Muhtemelen, etki büyük ölçüde akupunktur uzmanının deneyimine ve muhtemelen hastanın metodolojiye katılma isteğine bağlı olacaktır.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mide Şişkinliğine Neden Olan 6 Soruna Dikkat!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mide-siskinligine-neden-olan-6-soruna-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mide-siskinligine-neden-olan-6-soruna-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ İnsanların yaklaşık% 16-30&#039;u düzenli olarak mide şişkinliği şikayeti yaşadıklarını belirtiyor. Birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkan mide şişkinliğinin kaynağının araştırılması önem taşıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/11/mide-siskinligine-neden-olan-6-soruna-dikkat-1636396962.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mide, Şişkinliğine, Neden, Olan, Soruna, Dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>İnsanların yaklaşık% 16-30'u düzenli olarak mide şişkinliği şikayeti yaşadıklarını belirtiyor. Birçok soruna bağlı olarak ortaya çıkan mide şişkinliğinin kaynağının araştırılması önem taşıyor. Mide şişkinliği bazen ciddi hastalıkların belirtisi olabilmekle birlikte, çoğunlukla beslenme alışkanlıkları ile sindirim sisteminin tolere edemediği gıdalar nedeniyle de yaşanabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, mide şişkinliği ve alınması gereken önlemler ile ilgili bilgi verdi.</span></p>

<p><span><strong>Şişkinlik karın ağrısına yol açıyor</strong></span></p>

<p><span>Mide şişkinliğinin en önemli nedeni sindirim sistemindeki aşırı katı, sıvı veya gazın ortaya çıkmasıdır. Bununla birlikte, bazı insanlarda şişkinliğe sadece hastanın hassasiyetinin artmasının neden olduğu düşünülmektedir. Şişkinlik karın ağrısına, rahatsızlığa ve midede dolgunluk hissine yol açar.  Ayrıca şişkinlik, karın bölümünün olduğundan daha büyük (hamile gibi) görünmesine, spazm ve ağrıya neden olabilir. Sindirim sisteminde mide şişkinliğine yol açan iki gaz kaynağı vardır. Biri bağırsaktaki bakteriler tarafından üretilen gazdır, diğeri ise yediğimiz veya içtiğinizde yutulan havadır. Öte yandan, vücutta biriken aşırı miktardaki sıvı yani ödemin şişkinliğe neden olduğu düşünülür. Ancak şişkinlik vücutta su-ödem toplanması ile aynı şey olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü şişkinliğin kaynağı vücutta biriken gazdır. </span></p>

<p><span><strong>Bu hastalıklar şişkinlik yapabilir</strong></span></p>

<ol>
	<li><span>İrritabl bağırsak sendromunun (IBS)önemli bir belirtisi mide şişkinliğidir. IBS hastalarının çoğu şişkinlik yaşar ve bunların yaklaşık% 60'ı şişkinliği en kötü semptom olarak bildirir. Bu gruptaki hastalarda mide şişkinliği karın ağrısından bile daha rahatsız edicidir. FODMAP adı verilen karbonhidratlar, özellikle irritabl bağırsak sendromu olan kişilerde şişkinlik ve diğer sindirim semptomlarına neden olabilir.  Onun için yüksek FODMAP içeren (buğday, soğan, sarımsak, brokoli, lahana, karnabahar, enginar, fasulye, elma, armut, karpuz) uzak durulmalıdır. Bu yiyeceklerin çoğuna karşı aşırı ilgi varsa, disiplinli bir diyet uygulanmalıdır. </span></li>
	<li><span>Çölyak hastalığının önemli bir belirtisi karındaki şişkinliktir. Bazı gıdalarda bulunan glutene karşı vücudun gösterdiği reaksiyonun bir sonucu olarak çölyak hastalığı ortaya çıkar. Gluten, buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir proteindir. Ancak burada çölyak dışı gluten duyarlılığı olan hastaları ayırmak gerekir. </span></li>
	<li><span>Ülserin bir belirtisi olan mide şişkinliği ağrıyla birlikte görülmektedir. Mide veya onikiparmak bağırsağı, mide asidi ve pepsin gibi sıvılar tarafından tahrip edilmesiyle ülser oluşmaktadır. Bu süreçte ortaya çıkan gaz, mide şişkinliğine neden olur.  </span></li>
	<li><span>Dispepsi, bir aydan fazla süre devam eden ağrı ile karnın üst bölgesindeki şişlikle kendini belli eder. Halk arasında hazımsızlık olarak bilinen ve çok önemsenmeyen bu sorun nedeniyle geğirme yoluyla gaz çıkarma isteği ortaya çıkar. </span></li>
	<li><span>Kabızlık mide şişkinliğini artıran bir faktördür. Artan su alımı, fiziksel aktivite kabızlığa karşı etkilidir. Daha fazla çözünür lif almak genellikle kabızlık için önerilir. </span></li>
	<li><span>Mide ve bağırsak kanserlerinin ilk belirtileri arasında mide şişkinliği vardır. Kanser nedeniyle mide şişkinliği artarak devam eder. </span></li>
</ol>

<p><span> <strong>Kadınlarda daha çok görülüyor</strong></span></p>

<p><span>Mide şişkinliği genelde yemeklerden sonra, aşırı gaz üretimi veya sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. Erkeklere oranla kadınlarda daha çok görülen mide şişkinliği problemi yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren önemli bir sorundur. Sindirim sisteminde şişkinliğe neden olan az miktarda oluşan gaz normaldir. Ancak gaz miktarının artması ve sürenin uzaması mide şişkinliğini ciddi bir sorun haline getirir. Hastalarda bazen hayat kalitesini çok etkileyen geğirme, makattan veya ağızdan gaz çıkarma ihtiyacı da olabilmektedir. </span></p>

<p><span><strong>Mide şişkinliğine karşı yapılması gerekenler</strong></span></p>

<p><span>Mide şişkinliği ciddi bir hastalığın belirtisi değilse, basit bir şekilde uygulanacak tedbirler sayesinde sorun olmaktan çıkmaktadır. Bu konuda alınması fereken önlemler şöyle sıralanmaktadır: </span></p>

<ul>
	<li><span>Yenilen besinler gaza ve şişkinliğe neden olduğu için küçük ve az öğünler halinde yemek çok faydalı olabilir. Şişkinliğe neden olan hızlı yeme alışkanlığı unutulmalıdır. Buradaki en büyük sorumlu gazlı içecekler olabilmektedir.</span></li>
	<li><span>Besinleri iyice çiğnenmeli, küçük parçalar halinde yutulmalıdır. Çünkü yutulan hava miktarı azalacağından gaza dolayısıyla şişkinliğe dönüşmeyecektir. </span></li>
	<li><span>Bazı besinlerin şişkinliğe yol açtığı düşünülerek, bu yiyeceklerin miktarları azaltılmalıdır.  </span></li>
	<li><span>Şeker alkolleri genellikle şekersiz yiyeceklerde ve sakızlarda bulunur. Bu tatlandırıcılar genellikle şekere güvenli alternatifler olarak kabul edilir. Ancak yüksek miktarlarda sindirim sorunlarına neden olabilirler. Kalın bağırsağınızdaki bakteriler onları sindirir, gaz ve şişkinliğe neden olur. Ksilitol, sorbitol ve mannitol gibi şeker alkollerinden uzak durulmalıdır. Sakız ve diğer şeker alkolleri tüketilmemelidir. </span></li>
	<li><span>Bir hastalığa bağlı olmayan midedeki şişkinliğe bazı bitki çayları yararlı olabilmektedir. </span></li>
</ul>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar Uyarıyor: Ölümcül Arı Sokmalarına Dikkat</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-uyariyor-olumcul-ari-sokmalarina-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-uyariyor-olumcul-ari-sokmalarina-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Piyade Uzman Çavuş Mehmet Burak Keçe&#039;nin Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde arı sokması sonucu geçirdiği &quot;Akut-alerji krizi&quot; nedeniyle şehit olması ülkeyi yasa boğarken, arı sokmalarına bağlı gelişebilen alerjinin tehlikeleri konusunda açıklama yapan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Okan Gülbahar, “Arı sokmasına bağlı sistemik alerjik reaksiyon riski, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazla. Anafilaksinin önüne geçmek için mutlaka venom immünoterapisi olarak adlandırılan aşı tedavisini uygulanmalı ve alerjisi olanlar otoenjektörleri yanlarından ayırmamalı” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/uzmanlar-uyariyor-olumcul-ari-sokmalarina-dikkat-1659527721.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, Uyarıyor:, Ölümcül, Arı, Sokmalarına, Dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Arılar; biyoçeşitliliğin sürdürülmesi, birçok bitkinin üretimi ve yaşamının garanti altına alınması, ormanların yenilenmesinin desteklenmesi, iklim değişikliğine adaptasyon ve sürdürülebilirliğin teşvik edilmesinden tarımsal ürünlerin miktar ve kalitelerinin geliştirilmesine kadar doğada varlıkları kilit öneme sahip olan canlılar, ancak alerjik reaksiyon söz konusu olduğunda bir insanın hayati varlığını tehdit edebiliyor. Öyle ki Millî Savunma Bakanlığı, Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde Piyade Uzman Çavuş Mehmet Burak Keçe'nin arı sokması sonucu gelişen akut-alerji krizi sonrasında şehit olduğunun bildirilmesiyle beraber ülke yasa boğulurken, arı sokmasına bağlı gelişen akut alerji krizinin ne olduğuna ve alınabilecek önlemlere dair büyük bir merak oluştu.</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Okan Gülbahar arıların neden olduğu böcek sokmalarının ülkemizdeki görülme sıklığının %50 ila %95 arasında olduğunu, bir kişinin yaşam boyu arı tarafından sokulma oranının ise %95 gibi oldukça yüksek oranlarda gerçekleştiğini söyledi. “Görüldüğü gibi bu oranlar oldukça yüksek” diyen Prof. Dr. Gülbahar şöyle devam etti: “Arı sokmalarının en korkulan klinik yansıması, sistemik alerjik reaksiyon olan anafilaksidir. Anafilaksi ya da akut alerji krizi, arı zehrinde bulunan proteinlere karşı sokulan kişide, o proteinlere özel olarak üretilmiş IgE yapısındaki antikorların, vücudun savunma sistemi hücrelerini uyarması sonucu gelişir. IgE antikorlarının gelişmesi için kişinin daha önce çeşitli kereler bu yabancı proteinlerle karşılaşması gerekir. Buna duyarlaşma diyoruz. Duyarlaşma safhası olmadan alerjik reaksiyon gelişmesi nadir bir durumdur. Bu nedenle daha önce arı tarafından hiç sokulmamış bir bireyde alerjik reaksiyon gelişme olasılığı son derece düşüktür.” </span></span></p>

<p><strong><span><span>ERKEKLERDE İKİ KAT FAZLA!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Bir milyon nüfus başına bildirilen ölüm sayılarının, senede 0.03-0.48 arasında olduğu, ölümcül reaksiyonların görüldüğü kişilerin %40-85<span>’</span>inde daha önceden anafilaktik reaksiyon öyküsü olmadığını belirten Prof. Dr. Okan Gülbahar, “Yani ciddi alerjik reaksiyon yaşayanların yaklaşık yarısı, arı alerjileri olduğunun farkında değildirler. Ancak eğer bir önceki reaksiyon anafilaksi ise, bir sonraki sokmanın anafilaksi ile sonuçlanma riski daha yüksektir. Arı sokmasına bağlı sistemik alerjik reaksiyon riski, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazladır ve yaşla beraber artmaktadır” dedi. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/okan_gulbahar.jpg"></span></span></p>

<p><strong><span><span>“ANAFİLAKSİYE KARŞI VENOM İMMÜNOTERAPİSİ UYGULANMALI”</span></span></strong></p>

<p><span><span>Öyküsünde arı sokması ile ciddi sistemik reaksiyon öyküsü bulunan ve testlerinde arı venomuna duyarlı bulunan hastaların, bir sonraki arı sokmasında %30 ila 70 oranında anafilaksi riski taşıdıklarının altını çizen Gülbahar, “Bu nedenle, bu kişilere %85 ile %98 arasında etkin bir tedavi olduğu gösterilmiş olan ve ileride gelişebilecek ciddi reaksiyonlardan korunma sağlayan venom immünoterapisi olarak adlandırılan aşı tedavisi uygulanmalıdır” dedi. Bu tedavi yaklaşımının amacı, eğer hastayı bir daha arı sokacak olursa, hayatı tehdit eden reaksiyonların gelişmesini önlemek olduğunu ifade eden Gülbahar, alerji aşılarının bunu gerçekten de çok başarılı bir şekilde yaptığını, günümüzde normal şartlarda bu tedavinin süresinin 5 yıl olması gerektiği söyledi. </span></span></p>

<p><strong><span><span>ARI SOKTUĞUNDA NE YAPMALIYIZ?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Prof. Dr. Okan Gülbahar’dan hayati adımlar…</span></span></p>

<p><span><span>Arı sokmasından sonra ilk yapılması gerekenler: </span></span></p>

<p><span><span>1.Arıların bulunduğu bölgeden ani hareketlerden kaçınarak ancak hızlı ve güvenli bir şekilde uzaklaşmak.</span></span></p>

<p><span><span> 2.Eğer sokan arı bal arısıysa ve zehir kesesi halen deride kasılıp zehir vermeye devam ediyorsa, iğneyi derhal yerinden çıkartmak. Arının iğnesi, venom kesesinin zedelenmemesi için, tırnak veya sert düzgün bir cisim yardımıyla (örneğin bir kart) kazınarak çıkartılmaya çalışılmalıdır. Cımbız, pense gibi araçlar kesenin patlamasına neden olarak daha fazla venomun dolaşıma geçmesine yol açabileceğinden, iğnenin çıkartılmasında bu yöntemler tercih edilmemektedir. </span></span></p>

<p><span><span>3. Sokulan bölge temiz, sabunlu su ile yıkanarak kurulanmalıdır. Antiseptikler kullanılabilir. 4.Deriyi tırnaklarla kaşıyıp yara yapmaktan kaçınılmalıdır. </span></span></p>

<p><span><span>5. Sokulan alanı rahatlatmak için soğuk kompres, alerji hapları, kortizonlu kremler, ağrı kesiciler kullanılabilir. Hiçbir şey yapılmasa dahi, bu durum geçicidir ve saatler içinde kendiliğinden düzelir. Fakat anafilaksi durumunda süreç farklıdır. Anafilaksi tedavisinde ilk tercih olan adrenalin kullanımıdır. Ülkemizde kullanımı oldukça kolay adrenalin otoenjektörleri bulunmaktadır. Adrenalin otoenjektörleri, özellikle sağlık hizmetlerine hızlı bir şekilde ulaşmanın mümkün olmadığı yerlerde hayat kurtarıcı olmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ari_alerjisi.jpg"></span></span></p>

<p><strong><span><span>BU BELİRTİLERE DİKKAT!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Sistemik reaksiyonların hafif tiplerinde belirtiler genellikle deri ve mukozalarda görülür. Bu belirtiler arasında en sık görülenler ürtiker (kurdeşen), anjioödem, deride kızarıklık ve kaşıntıdır. Deri bulguları hastaların %80<span>’</span>inden fazlasında gözlenir. Nefes darlığı, nefes almada veya vermede zorluk, öksürük, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, ses kısıklığı, ses çıkaramama gibi solunumsal semptomlar olguların %50-60’ında görülür. Üst havayollarında gelişen ödem, arı sokmasına bağlı ölümlerin en önde gelen sebeplerindendir. Bu sırada kişide, boğazda sıkılma hissi, yutkunmada güçlük, tükürüğünü yutamama, nefes alamama, nefes alırken ötme sesi, ses kısıklığı, seste kabalaşma, konuşamama ve morarma gibi yakınma ve belirtiler gelişebilir. Bu belirtilerin erkenden tanınması ve hızla tedavisi kişiyi hayatta tutacaktır. </span></span></p>

<p><strong><span><span>OTOENJEKTÖR NEDİR?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Anafilaksi riski taşıyan bireyler genellikle üzerlerinde bir otoenjektör taşır. Bu cihaz, uyluğa bastırıldığında tek bir doz ilaç enjekte eden bir şırınga ve normalde içeride kalan, gizli bir iğneden meydana gelir. Hızlı otoenjektör kullanımı anafilaksinin kötüleşmesini önleyebilir ve hayat kurtarabilir. Bu nedenle anafilaktik reaksiyon gösteren kişiler bu enjektörün nasıl kullanıldığını öğrenmeli ve kendilerine yakın kişilerin de öğrenmesini teşvik etmelidir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>ANAFİLAKSİ YA DA ALERJİK KRİZ NEDİR?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Anafilaksi çeşitli zehir, besin maddesi ya da ilaçların kullanımı sonrasında meydana gelen ağır bir alerjik reaksiyon tablosudur. Bu vakaların çoğunda arı sokması ya da fıstık gibi besin alerjileri tespit edilir. Anafilaksi gelişimi sonrasında kişilerde cilt döküntüsü, düşük nabız ve şok durumu meydana gelebilir ve müdahale edilmezse hayati riskle hatta ölümle sonuçlanabilir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Soğuk Havalarda Egzamaya Dikkat</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-havalarda-egzamaya-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-havalarda-egzamaya-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Egzama oldukça yaygın görülen bir cilt rahatsızlığıdır ve bu durumun oluşmasına neden olabilecek pek çok etken vardır. Soğuk havalar da bu etkenlerden biridir. Egzama alevlenmeleri, havanın normalden daha kuru olması nedeniyle kış aylarında daha sık görülür diyen İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, egzamadan korunma yolları ile ilgili önemli bilgiler verdi. 

Egzama Nedir?

Egzama veya atopik dermatit, cildin üst kısmında kuru, pullu ve kaşıntılı döküntülere neden olan bir cilt rahatsızlığıdır. Egzama o kadar kaşıntılı olabilir ki, bu durumdaki biri uyumakta zorluk çekebilir. Genellikle çocuklarda teşhis edilir, ancak yetişkinlerde de ilk kez ortaya çıkabilir. Egzama vücudun pek çok bölgesinde görülebilir; eller, ayaklar, saç derisi, yüz…

Egzamanın Belirtileri Nelerdir?

Egzamanız varsa, aşağıdaki belirtilerle karşılaşabilirsiniz:

Özellikle geceleri şiddetli kaşıntı,

Ciltte kuruluk

Ciltte kırmızı ile kahverengimsi gri olan kuru, pullu döküntüler,

Bebeklerde yüz, boyun ve kulak arkalarında, kol ve bacak dış kısımlarında egzama görülürken daha büyüklerde özellikle eklem yerlerine olur. yetişkinlerde ellerde belirginleşir. 

Bazen sıvı sızdıran döküntüler olur

Kalın, çatlamış, kuru ve pullu cilt,

Hassas cilt. 

Egzama neden kışın daha da kötüleşir?

Egzama alevlenmelerinin kışın daha sık meydana geldiğini veya daha da kötüleştiğini görebilirsiniz. Kuru hava, iç mekan ısıtma sistemleriyle birleştiğinde cildinizi kurutabilir. Cilt kendi kendine nemli kalamadığı için egzama alevlenir. Alevlenmeler ayrıca çok fazla giysi giymek, sıcak banyo yapmak veya çok fazla yatak örtüsü kullanmaktan da kaynaklanabilir. Bunların hepsi soğuk kış aylarında yapmanız daha muhtemel olan şeylerdir. Bu sebeplerden dolayı egzama alevlenmeleri kışın artış gösterir. 

Ciltte bulunan mantarlar egzamayı tetikleyebilir

Özellikle büyük yaştaki egzama hastalığında cildin normal florasında bulunan Malassezia adlı mikrop alerjen haline gelebiliyor. Alerjen haline gelmesinde terin önemi büyüktür. Alerjen haline gelen mantar mikrobu egzamayı daha da alevlendirebilir. Bu nedenle özellikle düzelmeyen egzamalarda soğuk havaların etkisi yanında cilt mantarın alerjen haline gelmesinin katkısı da araştırılmalıdır. Bunun için alerji uzmanları moleküler alerji testi ile cildin mantar mikrobunun alerjen halin gelip gelmediğini araştırabilir. 

Dezenfektanlar da El Egzamasına Neden Olabilir

Egzamanın yaygın tetikleyicilerinden biri de kimyasal maddelerdir. Pandemi nedeniyle el dezenfaktanlarının sıklıkla kullanılması özellikle ellerde egzama alevlenmelerine neden olabilir. Egzaması olmayan kişilerde bile dezenfektanlar kuruluk ve tahrişe neden olabilirken egzaması olan kişilerde de alevlenmelere neden olabilir. Egzamada cildin nemini korumak gerekir. Alkollü dezenfektanların cildi kurutucu özelliği vardır. Bu nedenle dezenfektan kullandıktan sonra cildi nemlendirmek faydalı olacaktır. 

Egzamadan Korunmak İçin Neler Yapabilirim?

Egzamadan korunmak için alabileceğiniz bazı önlemler vardır. Bu önlemler belirtilerinizin hafiflemesine yardımcı olabilir. 

Ani sıcaklık değişikliklerinden kaçının

Egzama alevlenmeleri yaz aylarında ve kış aylarında sık görülür. Cilt sıcaklıkta büyük değişiklikler yaşadığında kurumaya ve kaşıntılı hissetmeye başlar. Dışarıdaki soğuk havadan içerideki sıcak ve kuru havaya geçiş, cildin kurumasına ve çatlamasına neden olabilir. Cildinizin soğumasını önlemek için dışarıdayken eldiven, eşarp ve şapka giyin.

Sık sık nemlendirin

Nemlendirme, egzama için cilt bakımının önemli bir parçasıdır ve bu özellikle kış aylarında daha büyük bir önem kazanır. Cildinizi soğuk ve kuru kış havasından korumak için her zaman yanınızda nemlendirici bulundurun ve günde birkaç kez bol miktarda uygulayın. 

Hafif cilt bakım ürünleri kullanın

Kışın değişen sıcaklıklarında cilt daha hassastır. Bu nedenle kullandığınız cilt bakım ürünlerinin hassas cildinizde tahrişe yol açmadığından emin olun. Sabunlar ve deterjanlar, hassas cildi tahriş edebilecek sert kimyasallar veya kokular içerebilir. Tahrişi azaltmak için doğal veya kokusuz cilt bakım ürünlerine geçin.

Pamuklu kıyafetler tercih edin

Yün, naylon ve diğerleri gibi bazı lifler cildi tahriş edebilir ve egzamaya neden olabilir. Ayrıca aşırı ısınmaya neden olabilirler ve bu da alevlenmelere yol açar. Bu ürünlerden mümkün olduğunca uzak durun. Pamuk gibi nefes alabilen malzemeler giyinin ve çok fazla katman giymekten kaçının.

Sıcak banyo yapmayın

Isı cildinizin kurumasına neden olabileceğinden, kışın çok sıcak banyo yapmaktan kaçınmalısınız. Bunun yerine ılık su kullanın ve duş ürünlerinizin de sert kimyasal içermediğinden emin olun. Banyo ve duştan sonra cildinizi havlu ile sert bir şekilde kurulamayın. Cildiniz tam kurumadan da nemlendirici sürün. 

Bol su için

Vücudunuzu nemli tutmak cildinizin nemli kalmasına yardımcı olabilir. Günde en az sekiz bardak su için. Bu cildinizi nemlend ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/10/soguk-havalarda-egzamaya-dikkat-1633455031.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Soğuk, Havalarda, Egzamaya, Dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span>Egzama oldukça yaygın görülen bir cilt rahatsızlığıdır ve bu durumun oluşmasına neden olabilecek pek çok etken vardır. Soğuk havalar da bu etkenlerden biridir. Egzama alevlenmeleri, havanın normalden daha kuru olması nedeniyle kış aylarında daha sık görülür diyen İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, egzamadan korunma yolları ile ilgili önemli bilgiler verdi. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Egzama Nedir?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Egzama veya atopik dermatit, cildin üst kısmında kuru, pullu ve kaşıntılı döküntülere neden olan bir cilt rahatsızlığıdır. Egzama o kadar kaşıntılı olabilir ki, bu durumdaki biri uyumakta zorluk çekebilir. Genellikle çocuklarda teşhis edilir, ancak yetişkinlerde de ilk kez ortaya çıkabilir. Egzama vücudun pek çok bölgesinde görülebilir; eller, ayaklar, saç derisi, yüz…</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Egzamanın Belirtileri Nelerdir?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Egzamanız varsa, aşağıdaki belirtilerle karşılaşabilirsiniz:</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Özellikle geceleri şiddetli kaşıntı,</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Ciltte kuruluk</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Ciltte kırmızı ile kahverengimsi gri olan kuru, pullu döküntüler,</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Bebeklerde yüz, boyun ve kulak arkalarında, kol ve bacak dış kısımlarında egzama görülürken daha büyüklerde özellikle eklem yerlerine olur. yetişkinlerde ellerde belirginleşir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Bazen sıvı sızdıran döküntüler olur</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Kalın, çatlamış, kuru ve pullu cilt,</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Hassas cilt. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Egzama neden kışın daha da kötüleşir?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Egzama alevlenmelerinin kışın daha sık meydana geldiğini veya daha da kötüleştiğini görebilirsiniz. Kuru hava, iç mekan ısıtma sistemleriyle birleştiğinde cildinizi kurutabilir. Cilt kendi kendine nemli kalamadığı için egzama alevlenir. Alevlenmeler ayrıca çok fazla giysi giymek, sıcak banyo yapmak veya çok fazla yatak örtüsü kullanmaktan da kaynaklanabilir. Bunların hepsi soğuk kış aylarında yapmanız daha muhtemel olan şeylerdir. Bu sebeplerden dolayı egzama alevlenmeleri kışın artış gösterir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Ciltte bulunan mantarlar egzamayı tetikleyebilir</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Özellikle büyük yaştaki egzama hastalığında cildin normal florasında bulunan Malassezia adlı mikrop alerjen haline gelebiliyor. Alerjen haline gelmesinde terin önemi büyüktür. Alerjen haline gelen mantar mikrobu egzamayı daha da alevlendirebilir. Bu nedenle özellikle düzelmeyen egzamalarda soğuk havaların etkisi yanında cilt mantarın alerjen haline gelmesinin katkısı da araştırılmalıdır. Bunun için alerji uzmanları moleküler alerji testi ile cildin mantar mikrobunun alerjen halin gelip gelmediğini araştırabilir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Dezenfektanlar da El Egzamasına Neden Olabilir</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Egzamanın yaygın tetikleyicilerinden biri de kimyasal maddelerdir. Pandemi nedeniyle el dezenfaktanlarının sıklıkla kullanılması özellikle ellerde egzama alevlenmelerine neden olabilir. Egzaması olmayan kişilerde bile dezenfektanlar kuruluk ve tahrişe neden olabilirken egzaması olan kişilerde de alevlenmelere neden olabilir. Egzamada cildin nemini korumak gerekir. Alkollü dezenfektanların cildi kurutucu özelliği vardır. Bu nedenle dezenfektan kullandıktan sonra cildi nemlendirmek faydalı olacaktır. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Egzamadan Korunmak İçin Neler Yapabilirim?</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Egzamadan korunmak için alabileceğiniz bazı önlemler vardır. Bu önlemler belirtilerinizin hafiflemesine yardımcı olabilir. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Ani sıcaklık değişikliklerinden kaçının</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Egzama alevlenmeleri yaz aylarında ve kış aylarında sık görülür. Cilt sıcaklıkta büyük değişiklikler yaşadığında kurumaya ve kaşıntılı hissetmeye başlar. Dışarıdaki soğuk havadan içerideki sıcak ve kuru havaya geçiş, cildin kurumasına ve çatlamasına neden olabilir. Cildinizin soğumasını önlemek için dışarıdayken eldiven, eşarp ve şapka giyin.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Sık sık nemlendirin</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Nemlendirme, egzama için cilt bakımının önemli bir parçasıdır ve bu özellikle kış aylarında daha büyük bir önem kazanır. Cildinizi soğuk ve kuru kış havasından korumak için her zaman yanınızda nemlendirici bulundurun ve günde birkaç kez bol miktarda uygulayın. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Hafif cilt bakım ürünleri kullanın</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Kışın değişen sıcaklıklarında cilt daha hassastır. Bu nedenle kullandığınız cilt bakım ürünlerinin hassas cildinizde tahrişe yol açmadığından emin olun. Sabunlar ve deterjanlar, hassas cildi tahriş edebilecek sert kimyasallar veya kokular içerebilir. Tahrişi azaltmak için doğal veya kokusuz cilt bakım ürünlerine geçin.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Pamuklu kıyafetler tercih edin</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Yün, naylon ve diğerleri gibi bazı lifler cildi tahriş edebilir ve egzamaya neden olabilir. Ayrıca aşırı ısınmaya neden olabilirler ve bu da alevlenmelere yol açar. Bu ürünlerden mümkün olduğunca uzak durun. Pamuk gibi nefes alabilen malzemeler giyinin ve çok fazla katman giymekten kaçının.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Sıcak banyo yapmayın</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Isı cildinizin kurumasına neden olabileceğinden, kışın çok sıcak banyo yapmaktan kaçınmalısınız. Bunun yerine ılık su kullanın ve duş ürünlerinizin de sert kimyasal içermediğinden emin olun. Banyo ve duştan sonra cildinizi havlu ile sert bir şekilde kurulamayın. Cildiniz tam kurumadan da nemlendirici sürün. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span>Bol su için</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Vücudunuzu nemli tutmak cildinizin nemli kalmasına yardımcı olabilir. Günde en az sekiz bardak su için. Bu cildinizi nemlendirmeye yardımcı olacaktır.</span></span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Geçmeyen Burun Akıntısının Nedeni Grip Değil Alerji Olabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gecmeyen-burun-akintisinin-nedeni-grip-degil-alerji-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gecmeyen-burun-akintisinin-nedeni-grip-degil-alerji-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Burun akıntısı herkesin zaman zaman yaşadığı bir durumdur ve burun akıntısına neden olabilen pek çok faktör olabilir. Uzun süreli geçmeyen burun akıntısının önemli nedenlerinden birinin alerjiler olduğunu belirten Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay konuyla ilgili önemli bilgiler verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/12/gecmeyen-burun-akintisinin-nedeni-grip-degil-alerji-olabilir-1640249012.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Geçmeyen, Burun, Akıntısının, Nedeni, Grip, Değil, Alerji, Olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Burun akıntısı herkesin zaman zaman yaşadığı bir durumdur ve burun akıntısına neden olabilen pek çok faktör olabilir. Uzun süreli geçmeyen burun akıntısının önemli nedenlerinden birinin alerjiler olduğunu belirten Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay konuyla ilgili önemli bilgiler verdi.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Burun Akıntısı Alerji Belirtisi Midir?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Alerjilerin pek çok belirtiler vardır. Bunlar arasında en sık karşılaşılan belirtilerden biri de burun akıntısıdır. Burunla ilgili semptomların büyük bir kısmı genellikle alerji ile ilişkilidir. Saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinit, burundaki alerjik reaksiyonları tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Alerjik rinit belirtileri arasında burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırma ve burunda, gözlerde ve ağzınızın çatısında kaşıntı sayılabilir.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Alerjiden Kaynaklı Burun Akıntısına Ne Sebep Olur?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Nazal alerji semptomlarına neden olabilecek birden fazla tetikleyici faktör vardır. Nazal belirtilerden muzdarip olan kişilerin hepsi aynı tetikleyicilere sahip değildir. Mevsimsel alerjiniz varsa, belirtilerinizi yalnızca yılın belirli bir zamanında ortaya çıkaran belirli bir ağaç veya çimen polenine alerjiniz olabilir. Veya sonbaharda yağmurlu ve yapraklar ıslakken ortaya çıkan belirli bir küf türüne alerjiniz olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Mevsimsel alerjiden muzdarip kişilerin üçte ikisinden fazlasının da yıl boyunca belirtileri vardır. Bunlara evdeki toz akarları, hamam böcekleri, evcil hayvanlardan gelen hayvan tüyleri ve yine küf gibi alerjenler neden olabilir. Tetikleyicilerinizi bilmek önemlidir. </span></span></p>

<p><span><span>Tetikleyicilerinizi öğrendikten sonra, onlardan kaçınmanız ve tedavi olmanız daha kolay olacaktır. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Alerji Kaynaklı Burun Akıntısı ile Grip Nasıl Ayrılır?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Alerji kaynaklı burun akıntısında ateş olmaz. Peşpeşe hapşırma, burun kaşıntısı, boğazda kaşınma gibi belirtiler görülmez. Gripte ateş genelde görülür. Boğaz ağrısı olabilir. Kas ağrısı görülebilir. Belirtilere göre ayrılamayan durumda alerji testi yapılarak alerjik nezle teşhisi kesinleştirilir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Alerjiden Kaynaklı Burun Akıntısı Nasıl Geçer?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Geçmeyen burun akıntınız, tıkanıklık, hapşırma gibi belirtileriniz varsa öncelikle alerjiniz olup olmadığını öğrenmek için bir alerji uzmanına gitmeniz gerekir. Doktorunuz bazı testlerle alerjinize neyin neden olduğunu ve tetikleyicilerinizi belirleyecektir. </span></span></p>

<p><span><span>Hem mevsimsel hem de yıl boyu süren alerjiler burun akıntısı, tıkalı burun ve hapşırmaya neden olabilir. Bu nedenle doktorunuz belirtileriniz ve mevcut durumunuza göre size uygun alerji testini yapacaktır. </span></span></p>

<p><span><span>Tetikleyiciniz belirlendikten sonra alerji aşısı ve alerjenden korunma seçenekleri ile belirtilerinizi kontrol altına alabilirsiniz. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Alerji Aşısı İle Alerjinizin Uzun Süreli Tedavisi Sağlanabilir</span></span></strong></p>

<p><span><span>Alerji aşısı yani immünoterapi vücudu alerjen maddeye duyarsızlaştırmayı hedefleyen bir tedavi yöntemidir. Solunum alerjenlerine karşı uygulanan bu tedavi ile ev tozu mite, polen, küf ve evcil hayvan gibi alerjiler başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Kademeli olarak vücuda alerjen maddenin verilmesini içeren bu tedavi oldukça başarılı bir tedavidir. Aynı zamanda alerjinizin ilerlemesini ve alerjik astım geliştirme riskini de azaltabilir. Alerji aşıları ilk başlarda haftada bir yapılabilir ve daha sonra enjeksiyon sıklığı ayda bir olur. Birkaç yıl devam eden bu tedavinin başarı oranı oldukça yüksektir.  </span></span></p>

<p><strong><span><span>Alerjenlerden Nasıl Korunurum?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Solunum alerjenlerinden tamamen kaçınmak pek kolay değildir. Ancak alabileceğiniz bazı önlemler belirtilerinizi kontrol altına almanıza yardımcı olabilir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Ev tozu akarları</span></span></strong></p>

<p><span><span>Ev tozu mite alerjiniz varsa öncelikle evinizdeki kumaş malzeme sayısını mümkün olduğunca azaltmanız gerekir; halı, kilim, perde gibi.</span></span></p>

<p><span><span>Yataklarda alerjen geçirmez kılıflar kullanmanız yararlı olacaktır. </span></span></p>

<p><span><span>Yatak takımlarını, nevresimleri en az haftada bir kere yüksek ısıda yıkamanız gerekir. </span></span></p>

<p><span><span>Yün battaniyeler veya kuş tüyü yatak takımları yerine sentetik yastıklar ve akrilik yorganlar kullanın</span></span></p>

<p><span><span>Yüksek verimli partikül hava (HEPA) filtresi olan bir elektrikli süpürge kullanın. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Evcil hayvanlar</span></span></strong></p>

<p><span><span>Alerjik reaksiyona neden olan evcil hayvan tüyü değil, ölü deri, tükürük ve kuru idrar pullarına maruz kalmadır. Evcil hayvanınızı evden uzaklaştırmak istemiyorsanız şu önlemleri alabilirsiniz:</span></span></p>

<p><span><span>Evcil hayvanları mümkün olduğunca en çok vakit geçirdiğiniz yerden dışarıda tutun ve özellikle yatak odanıza girmesini engelleyin. </span></span></p>

<p><span><span>Veterinerinizden de bilgi alarak evcil hayvanınızı her hafta yıkayın. </span></span></p>

<p><span><span>Alerjisi olmayan birinin evcil hayvanınızı, evin dışında, taramasını sağlayın. </span></span></p>

<p><span><span>Evcil hayvanınızın üzerinde bulunduğu minderleri vb. düzenli olarak yıkayın.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Polen</span></span></strong></p>

<p><span><span>Farklı bitkiler ve ağaçlar yılın farklı zamanlarında polenlerini etrafa saçar ve alerjiniz olan polene maruz kalmak belirtilerinizin şiddetlenmesine neden olabilir. Bu nedenle:</span></span></p>

<p><span><span>Polen sayısı için hava durumu raporlarını kontrol edin ve yüksek olduğunda içeride kalın.</span></span></p>

<p><span><span>Polen sayısı yüksek olduğunda çamaşırlarınızı dışarda kurutmayın. </span></span></p>

<p><span><span>Polenler en çok sabah saatlerinde ve akşamüstü etrafta olur; bu saatlerde camları, kapıları kapalı tutun. </span></span></p>

<p><span><span>Polen sayısının yüksek olduğu dönemlerde dışarı çıkarken geniş kenarlı şapka, gözlük ve maske takabilirsiniz. Eve geldiğiniz gibi de kıyafetlerinizi çıkarın ve duş alın. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Küf sporları</span></span></strong></p>

<p><span><span>Küfler, evin içinde ve dışında herhangi bir çürüyen madde üzerinde büyüyebilir. Küflerin saldıkları sporlar alerjendir ve belirtileri tetikleyebilir. </span></span></p>

<p><span><span>Evinizde küf oluşumu olabilecek yerleri sürekli kontrol edin. </span></span></p>

<p><span><span>Sızdıran su tesisatları küfe neden olabilir. Bu nedenle bu alanları kontrol ettiğinizden ve sızdırmadığından emin olun. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Fetüse kadar ulaşan pestisitlerden uzak durun</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/fetuse-kadar-ulasan-pestisitlerden-uzak-durun</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/fetuse-kadar-ulasan-pestisitlerden-uzak-durun</guid>
<description><![CDATA[ Sağlığımıza zarar veren kimyasallar, tabağımızdaki yemeklerden, oyuncaklara ve nefes aldığımız parklara kadar her yere yayılmış durumda. Bebek ve çocukları 10 kata kadar daha fazla etkileyebilen zararlı kimyasallardan korunmak için; bu zehirlerin nerede, nasıl kullanıldığıyla ilgili bilgilenmemiz ve doğa dostu alternatiflerini tercih etmemiz gerekiyor.

Gıdamız başta olmak üzere tükettiğimiz ürünlerin içeriğini ve üretim süreçlerini sorguladıkça hayatımıza giren kimyasalların arttığını ve bu kimyasalların, özellikle büyüme çağındaki çocuklar ve yetişkinler ile birlikte tüm doğal varlıklarda neden olduğu tahribata tanık oluyoruz. Gıda üretiminde kullanılan zararlı kimyasalların bir kısmından etiketlerine bakarak kaçınmak mümkün, ancak yeterli değil. Çünkü hiçbir etiket, soframıza getirdiğimiz gıdalarda tarım zehirlerinin kullanıldığını yazmıyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin yürüttüğü Zehirsiz Sofralar projesinin ortaklarından Pestisit Eylem Ağı’nın (Pesticide Action Network - PAN) yeni yayımladığı rehber, endokrin sistemi bozucu kimyasalların (EBK’ların) hamile ve bebekler için daha toksik olduğundan söz ediyor ve zehirli kimyasallardan nasıl korunabileceğine yönelik önerilerde bulunuyor.

Özellikle fetüslerin çok düşük miktarda olsa bile EBK’ya maruz kalmaması gerektiğine işaret eden rehberde, hamilelik sürecinde bir zar ile korunan fetüsün, sentetik kimyasalların geçişini engellemediği belirtiliyor. Bu nedenle birçok kimyasal madde fetüse ulaşabiliyor. PAN, anne karnındaki çocuk (ve dolayısıyla hamile kadınlar) için tam anlamıyla bir sıfır tolerans yaklaşımının benimsenmesini tavsiye ediyor.

Böcekler, yabani otlar ve hastalıklara karşı mücadelede kullanılan tarım zehirlerinin (pestisit) çocuklar üzerindeki etkisine ilişkin, ABD Çevre Koruma Ajansı’na göre, “Nispeten küçük boyutları nedeniyle, aynı miktardaki bir kimyasalın bir çocuk için, yetişkinlere kıyasla 10 kat daha fazla toksik olması muhtemel.” 2017 yılında BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan Gıda Hakkı Özel Sözcüsü Schutter’in raporu da tarım zehirlerinin bebeklere yönelik risklerine dikkat çekiyor: “Pestisitlere maruz kalan hamile kadınların düşük yapma, erken doğum ve doğuştan gelen bozukluklarla karşılaşma riski daha yüksek. Yeni doğanların göbek kordonu ve ilk dışkılarında birçok tarım zehirinden oluşan bir karışım bulunuyor. Hamile kadınlardan aktarılan pestisit etkileri, lösemi ve diğer kanser türlerinin yanı sıra, otizm ve solunum hastalıkları riskini de artırıyor.”

Düşük dozları da zararlı

Sağlık ve Çevre İttifakı’na (HEAL) göre, ‘‘her şey zehirdir, mühim olan dozdur’’ yaklaşımı genel kabul görse de, endokrin sistemimizi bozan kimyasallar bu geleneksel yaklaşım ile çelişen özelliklere sahip. Uluslararası Organik Tarım Hareketi Federasyonu (IFOAM) da birçok kimyasalın endokrin sistemi bozucu, dolayısıyla düşük dozlarda bile çok zehirli olduğunu gösteren araştırmaları işaret ediyor. Ayrıca bu testler tek bir kimyasala maruz kalınması durumunda yapılıyor ve kokteyl etki olarak bilinen birleşik etki hesaba katılmıyor. 

Geçici bir verimlilik sağlayıp sözde açlığa çare olarak sunulan tarım zehirleri; değil çare olmayı, açlık sorununu daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2020 yılında yayınladığı rapor, 2014’ten beri açlık ve yetersiz beslenmenin tekrar tırmanışa geçtiğine dikkat çekiyor. Tarımda kullanılan zehirler, sadece mücadelesi yapılan canlıları değil, tüm ekosistemi zehirliyor; toprağın fakirleşmesine, suların kirlenmesine, yararlı organizmaların yok olmasına, kısacası topyekûn bir çöküşe neden oluyor.

Pestisitler, parklarda, sokaklar ve okullarda da kullanılıyor
Tarım zehirlerinin kullanımı tarımsal alanlarla sınırlı değil. Parklar, okullar, siteler, yol kenarları, piknik alanları ve ticari alanlar dahil pek çok yerde tarım zehirleri ve aynı aktif maddelere sahip (Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan) biyosidal ürünler kullanılıyor. 2018 yılında, İtalya’da, Güney Tirol’deki 19 çocuk oyun alanından, dört okul bahçesinden ve bir pazar yerinden alınan 96 çim örneği pestisitlerin yaşam alanlarına nasıl yayıldığını gözler önüne seriyor. Güney Tirol Eyaleti Sağlık Hizmetleri tarafından analiz edilen örneklere bakıldığında, düşük miktarlarda olsa da tespit edilen 32 pestisit etken maddesinin %76’sında endokrin sistemi bozucu kimyasallar bulunduğu belirtiliyor.

Tarımda kullanılan pestisitlerden uzak durmanın yollarından biri organik gıdalar tüketmek olsa da başka alternatifler de var: Zehirsiz üretim yapan çiftçilerden ürün satın alarak, bu çiftçilerin listelerinden alışveriş yapan gıda topluluklarına katılarak ve ürünlerine alım garantisi vererek zehirsiz üretimin yaygınlaşmasını sağlayabilirsiniz.

Evinizde dikkat etmeniz gereken kimyasallar

PAN’ın yayımladığı rehberde, pestisitlerin yanı sıra günlük hayatımızda yeri olan birçok ürünün endokrin sistemi bozucu kimyasallar içerdiği belirtiliyor. Bu konuda çok az sayıda üretici firma hassasiyet gösteriyor ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/08/fetuse-kadar-ulasan-pestisitlerden-uzak-durun-1628930130.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Fetüse, kadar, ulaşan, pestisitlerden, uzak, durun</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Sağlığımıza zarar veren kimyasallar, tabağımızdaki yemeklerden, oyuncaklara ve nefes aldığımız parklara kadar her yere yayılmış durumda. Bebek ve çocukları 10 kata kadar daha fazla etkileyebilen zararlı kimyasallardan korunmak için; bu zehirlerin nerede, nasıl kullanıldığıyla ilgili bilgilenmemiz ve doğa dostu alternatiflerini tercih etmemiz gerekiyor.</span></span></p>

<p><span><span>Gıdamız başta olmak üzere tükettiğimiz ürünlerin içeriğini ve üretim süreçlerini sorguladıkça hayatımıza giren kimyasalların arttığını ve bu kimyasalların, özellikle büyüme çağındaki çocuklar ve yetişkinler ile birlikte tüm doğal varlıklarda neden olduğu tahribata tanık oluyoruz. Gıda üretiminde kullanılan zararlı kimyasalların bir kısmından etiketlerine bakarak kaçınmak mümkün, ancak yeterli değil. Çünkü hiçbir etiket, soframıza getirdiğimiz gıdalarda tarım zehirlerinin kullanıldığını yazmıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin yürüttüğü Zehirsiz Sofralar projesinin ortaklarından Pestisit Eylem Ağı’nın (Pesticide Action Network - PAN) yeni yayımladığı rehber, endokrin sistemi bozucu kimyasalların (EBK’ların) hamile ve bebekler için daha toksik olduğundan söz ediyor ve zehirli kimyasallardan nasıl korunabileceğine yönelik önerilerde bulunuyor.</span></span></p>

<p><span><span>Özellikle fetüslerin çok düşük miktarda olsa bile EBK’ya maruz kalmaması gerektiğine işaret eden rehberde, hamilelik sürecinde bir zar ile korunan fetüsün, sentetik kimyasalların geçişini engellemediği belirtiliyor. Bu nedenle birçok kimyasal madde fetüse ulaşabiliyor. PAN, anne karnındaki çocuk (ve dolayısıyla hamile kadınlar) için tam anlamıyla bir sıfır tolerans yaklaşımının benimsenmesini tavsiye ediyor.</span></span></p>

<p><span><span>Böcekler, yabani otlar ve hastalıklara karşı mücadelede kullanılan tarım zehirlerinin (pestisit) çocuklar üzerindeki etkisine ilişkin, ABD Çevre Koruma Ajansı’na göre, “Nispeten küçük boyutları nedeniyle, aynı miktardaki bir kimyasalın bir çocuk için, yetişkinlere kıyasla 10 kat daha fazla toksik olması muhtemel.” 2017 yılında BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan Gıda Hakkı Özel Sözcüsü Schutter’in raporu da tarım zehirlerinin bebeklere yönelik risklerine dikkat çekiyor: “Pestisitlere maruz kalan hamile kadınların düşük yapma, erken doğum ve doğuştan gelen bozukluklarla karşılaşma riski daha yüksek. Yeni doğanların göbek kordonu ve ilk dışkılarında birçok tarım zehirinden oluşan bir karışım bulunuyor. Hamile kadınlardan aktarılan pestisit etkileri, lösemi ve diğer kanser türlerinin yanı sıra, otizm ve solunum hastalıkları riskini de artırıyor.”</span></span></p>

<p><span><span>Düşük dozları da zararlı</span></span></p>

<p><span><span>Sağlık ve Çevre İttifakı’na (HEAL) göre, ‘‘her şey zehirdir, mühim olan dozdur’’ yaklaşımı genel kabul görse de, endokrin sistemimizi bozan kimyasallar bu geleneksel yaklaşım ile çelişen özelliklere sahip. Uluslararası Organik Tarım Hareketi Federasyonu (IFOAM) da birçok kimyasalın endokrin sistemi bozucu, dolayısıyla düşük dozlarda bile çok zehirli olduğunu gösteren araştırmaları işaret ediyor. Ayrıca bu testler tek bir kimyasala maruz kalınması durumunda yapılıyor ve kokteyl etki olarak bilinen birleşik etki hesaba katılmıyor. </span></span></p>

<p><span><span>Geçici bir verimlilik sağlayıp sözde açlığa çare olarak sunulan tarım zehirleri; değil çare olmayı, açlık sorununu daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2020 yılında yayınladığı rapor, 2014’ten beri açlık ve yetersiz beslenmenin tekrar tırmanışa geçtiğine dikkat çekiyor. Tarımda kullanılan zehirler, sadece mücadelesi yapılan canlıları değil, tüm ekosistemi zehirliyor; toprağın fakirleşmesine, suların kirlenmesine, yararlı organizmaların yok olmasına, kısacası topyekûn bir çöküşe neden oluyor.</span></span></p>

<p><span><span>Pestisitler, parklarda, sokaklar ve okullarda da kullanılıyor<br>
Tarım zehirlerinin kullanımı tarımsal alanlarla sınırlı değil. Parklar, okullar, siteler, yol kenarları, piknik alanları ve ticari alanlar dahil pek çok yerde tarım zehirleri ve aynı aktif maddelere sahip (Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan) biyosidal ürünler kullanılıyor. 2018 yılında, İtalya’da, Güney Tirol’deki 19 çocuk oyun alanından, dört okul bahçesinden ve bir pazar yerinden alınan 96 çim örneği pestisitlerin yaşam alanlarına nasıl yayıldığını gözler önüne seriyor. Güney Tirol Eyaleti Sağlık Hizmetleri tarafından analiz edilen örneklere bakıldığında, düşük miktarlarda olsa da tespit edilen 32 pestisit etken maddesinin %76’sında endokrin sistemi bozucu kimyasallar bulunduğu belirtiliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Tarımda kullanılan pestisitlerden uzak durmanın yollarından biri organik gıdalar tüketmek olsa da başka alternatifler de var: Zehirsiz üretim yapan çiftçilerden ürün satın alarak, bu çiftçilerin listelerinden alışveriş yapan gıda topluluklarına katılarak ve ürünlerine alım garantisi vererek zehirsiz üretimin yaygınlaşmasını sağlayabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span><span>Evinizde dikkat etmeniz gereken kimyasallar</span></span></p>

<p><span><span>PAN’ın yayımladığı rehberde, pestisitlerin yanı sıra günlük hayatımızda yeri olan birçok ürünün endokrin sistemi bozucu kimyasallar içerdiği belirtiliyor. Bu konuda çok az sayıda üretici firma hassasiyet gösteriyor. Çoğu firma ise bu tehlikeli kimyasallara gereken önemi vermiyor. Dolayısıyla, bu tehlikeli kimyasallardan korunmak için önce bilgilenmemiz gerekiyor. </span></span></p>

<ul>
	<li>
	<p><span><span>Beyazlatıcı iddiası olan birçok diş macunu, triclosan ve propylparaben adlı hormon bozucular içerir. Bu diş macunlarından uzak durmaya çalışın. </span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Kozmetik merhemler ve kremler, propylparaben ve butylparaben adlı hormon bozucular içerir. Dikkat edin. </span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Çocuk paltolarında, PFOA adı verilen hormon bozucu bulunabilir ve bunu öğrenmesi zordur. Satın aldığınız dükkâna sorun. </span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Kulaklıklar phthalate (fitalat) adlı hormon bozucu içerebilir. Üretici firmaya danışın.  </span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Su şişelerinde bisphenol A ve phthalate aldı hormon bozucular bulunabilir. Bu plastik ürünlerden kaçınmak gerekir. Ayrıca, teneke içecek kutularında da bisphenol A olabilir.</span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Sakızlar, hormon bozucu etkileri olabilen katkı maddeleri içerebilir; tıpkı al-götür türü gıda ambalajlarında olduğu gibi. </span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Oyuncak ayılar, nonylphenol ethoxylate adlı hormon bozucu içerebilir. </span></span></p>
	</li>
	<li>
	<p><span><span>Paraben içeren ıslak mendiller, anti-aging yüz kremleri ve benzeri birçok ürün daha bu listeye girebilir.</span></span></p>
	</li>
</ul>

<p><span><span>Tüm bu ürünlerin içeriklerini ve tehlikelerini satın aldığınız dükkân sorumlularına sorarak ya da üretici firmayla iletişime girerek öğrenebilirsiniz. En güvenli yollardan biri de evimize aldığımız her ürünün üreticisini tanımak ve hangi malzemelerle, kimler tarafından, hangi yöntemlerle üretildiğinin farkında olmak. </span></span></p>

<p><span><span>Zehirsiz Kampanya’ya katılın</span></span></p>

<p><span><span>İnsana ve çevreye zarar veren tarım zehirlerinin yasaklanması için Buğday Derneği öncülüğünde bir araya gelen 100’ü aşkın kurum ve inisiyatifin oluşturduğu Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı’nın, 23 Kasım 2019’da başlattığı <a href="https://www.change.org/p/t%C3%BCm-canl%C4%B1lar-i%C3%A7in-zehirsiz-sofralar-tar%C4%B1m-zehirleri-yasaklans%C4%B1n-zehirsizsofralar-bekirpakdemirli-tctarim" rel="noopener noreferrer" target="_blank">Zehirsiz Kampanya</a>’ya bugüne kadar yaklaşık 160 bin kişi imza vererek katıldı. Bu katılım sayesinde 25 pestisit etken maddesinin yasaklanması, 7 etken maddenin de kullanımına kısıtlama getirilmesi sağlandı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 etken maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. </span></span></p>

<p><span><span>Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı, bu 9 etken madde ile birlikte tahıl, baklagil çeşitleri, patates, soğan, şeker pancarı ile çok sayıda meyve ve sebzenin içinde soframıza gelen; özellikle bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren diğer tüm tarım zehirlerinin ivedilikle yasaklanmasını talep ediyor.</span></span></p>

<p><span><span>- Endokrin sistemi bozucu kimyasalların (EBK’lerin) listesi’ne <a href="http://zehirsizsofralar.org/potansiyel-endokrin-sistemi-bozucu-kimyasallar/" rel="noopener noreferrer" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span><span>- EBK’lerin neden olduğu hastalıklar ve etkilerine <a href="http://zehirsizsofralar.org/wp-content/uploads/2021/08/ENDOKR%C4%B0N-S%C4%B0STEM%C4%B0-BOZUKLU%C4%9EUYLA-%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LEND%C4%B0R%C4%B0LM%C4%B0%C5%9E-HASTALIKLAR.pdf" rel="noopener noreferrer" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/pestisit_uygulama.jpeg"></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/hastal__klar.png"></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/hhh.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye’de diyabet artış hızı Avrupa’dan 3 kat daha yüksek</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-diyabet-artis-hizi-avrupadan-3-kat-daha-yuksek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-diyabet-artis-hizi-avrupadan-3-kat-daha-yuksek</guid>
<description><![CDATA[ Ülkemizde toplum sağlığı ve diyabet hastalığından korunmaya dönük yaptığı etkili farkındalık çalışmalarıyla bugüne kadar birçok ulusal ve uluslararası projeyi hayata geçiren Türkiye Diyabet Vakfı, D 2020: Vizyon ve Hedefler Programı Sonuç Raporuna dair önemli açıklamalarda bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/11/turkiyede-diyabet-artis-hizi-avrupadan-3-kat-daha-yuksek-1637324534.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye’de, diyabet, artış, hızı, Avrupa’dan, kat, daha, yüksek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Türkiye, dünyada diyabetin hızla yayıldığı ülkelerin başında gelmektedir. Özellikle Asya-Avrupa-Ortadoğu ülkelerinin kavşak noktasında bulunması, tarih boyunca bu bölgelerin yaşam ve beslenme kültüründen etkilenmesi, son yıllarda çok hızla ivme gösteren teknoloji ve modernizasyonun bireysel yaşam modelini olumsuz etkilemesi, diyabet insidansının artış hızını ciddi şekilde tetiklemektedir.</span></p>

<p><span><strong>Türkiye’de diyabet artış hızı Dünya dan iki kat, Avrupa’dan 3 kat daha yüksektir</strong></span></p>

<p><span>Bu noktada Türkiye Diyabet Vakfı toplumun diyabet konusunda bilinçlenmesi, diyabet artış hızının kontrolü, diyabetli hastanın bakım, izlem ve yaşam kalitesinin artırılması için yol haritasını değerlendirmek amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Avrupa Bürosu, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), Sağlık Bakanlığı ve 24 meslek kuruluşunun katılımıyla 2010 yılında “DİYABET 2020;VİZYON VE HEDEFLER” projesini başlatmıştır.</span></p>

<p><span>Yapılan iki çalıştay sonrası 600 sayfalık iki kitap yayınlanmış olup, 2010-2020 yılları arasında her yıl Dünya Diyabet Günü’nde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve parlamenterler, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı temsilcileri, tıp uzmanlık ve meslek kuruluşları, hasta örgütlerinin katılımıyla “Diyabet Parlamentoları” düzenlemiştir. Ülkemizde diyabetin sorunları ve çözümleriyle yaklaşık 1200 sayfalık on kitap dökümante edilmiştir.</span></p>

<p><span>2021’de projenin 10.yılının tamamlanmasıyla beraber 12 ayrı çalışma grubunda yaklaşık 300 uzmanın katılımıyla ülkemizde diyabetin sorunları, çözüm önerileri konusunda tekrar toplantılar yapılmış, diyabet alanında devletin yükünün azaltılması ve hastaların eksik kalan ihtiyaçlarının karşılanması, tedavi izlem ve yaşam kalitesinin artırılması için alınması gereken önlemleri tartışmış, öneriler bir sonuç dökümanı olarak kitapta yayınlanmak üzere hazırlanmıştır. Büyük bir dokümantasyon olarak toplanan bu sonuçlar ülkemizde resmi kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve ingilizce olarak Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) gibi kurumlarla paylaşılacaktır.</span></p>

<p><span><strong>Toplumsal Bilinci Yükseltmemiz Gerekiyor</strong></span></p>

<p><span>Prof.Dr Mehmet Sargın Türkiye’de diyabetli hastaların sadece % 34 ü diyabet konusunda bilgi sahibi. Toplumsal diyabet farkındalığını sağlıklı bireylerin, diyabet açısından risk altındaki bireylerin, diyabetli bireylerin, sağlık çalışanlarının, sağlık yöneticilerinin ve devlet yöneticilerinin farkındalığı ile mümkün olacağına dikkat çekti. Bilinçlendirmede hasta eğitimleri, e-nabız sisteminde sürekliliği olan tarama bilgileri, 1. Basamakta Aile Hekimlerinin takibi, sosyal medyada kontrollü iletişim ile daha iyi bir noktaya taşınabileceğini, bu konuda çalışan sivil toplum kurumlarıyla temasın arttırılmasının faydasını vurguladı.</span></p>

<p><span><strong>Diyabetten Korunmanın yolu Sağlıklı Beslenme ve Yeterli Fiziksel aktiviteden geçiyor</strong></span></p>

<p><span>Türk toplumuna hareket alışkanlığını kazandırmalıyız. Güneydoğu Anadolu mutfağından kaynağını alan milli fasfood diyabeti hızlandırıyor. Öte yandan büyük şehirlerdeki yüksek nüfus ve yeşil alanların azlığı düzenli spor ve aktiviteyi sınırlıyor. Prof. Dr İbrahim Şahin yerel yönetimlerin topluma hareketli yaşam olanakları sağlayacağı bisiklet kullanımı da içeren projelere öncelik vermesine vurgu yaptı. Eğitim kurumlarında ve toplu beslenme yapılan işyerlerinde sağlıklı beslenme işlerliği kazandırılması gerektiğini, buralarda diyetisyen bulunması gerektiğini söyledi.<br>
<br>
<strong>Diyabetli hastanın bakım ve izleminde en önemli unsur diyabetli hastanın eğitimidir. Yeterli vakit ayırıyor muyuz?</strong></span></p>

<p><span>Türkiye’de 8.5 milyon ilaç kullanan diyabetli hastanın eğitimini 600 Endokrinoloji Uzmanı ve 650 Diyabet Hemşiresi ile yürütmek mümkün değil. Prof.Dr Oğuzhan Deyneli hasta eğitiminde diyabet eğitimli hemşirelerin ve diyetisyenlerin bulunmasının önemine, ayak bakımında podiatristlerin Türkiye’de hızla atanması gerektiğine, eczacıların daha aktif rol alabileceğine, uzmanlaşmış diyabet merkezlerinin yaygınlaştırılmasına acil ihtiyaç olduğuna dikkat çekti. Diyabetin farklı sağlık disiplinleriyle ekip işi olduğuna, uzmanlaşmış hemşire/diyetisyen/podiatrist hizmetlerinin geri ödeme kapsamına alınmasının gerektiğine vurgu yaptı.</span></p>

<p><span><strong>Diyabet Tedavisinin Olmazsa Olmazı hastanın da dahil olduğu, emeğin ödüllendirildiği ekip çalışmasıdır</strong></span></p>

<p><span>Prof. Dr Erol Bolu Birinci basamak sağlık hizmetleri güçlendirilerek bütünleşik sağlık hizmeti/ ekip hizmetinin verilmesinin sağlanmasına vurgu yaptı. Teletıp uygulamalarının yaygınlaştırılmasıyla hastaların evlerinde güvenilir ve dijital olarak takiplerinin mümkün olduğunu, ancak bu alanda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu söyledi. Hastanın aktif katılımının fark yarattığını, bunun da eğitimle mümkün olacağını belirten Bolu dijital entegre hasta kayıt takibi, e-konsültasyon, pozitif performans uygulaması gibi uygulamalarla kronik hastalık kontrolünde hızlı yol alınabileceğini vurguladı.</span></p>

<p><span><strong>Tedavide Verilen İlacın Başarısı Hastanın Eğitimiyle birleşince artıyor, hastaya kaliteli vakit ayırmak gerekiyor</strong></span></p>

<p><span>Sevk sistemiyle 1. Basamakta verimlilik sağlanmalı ve daha aktif hale getirilmelidir. Prof. Dr. Ahmet Kaya ve Prof. Dr. İlhan Yetkin iyi bir diyabet yönetimi için güncel, kolay, anlaşılır ve uygulanabilir rehberlerle birlikte 1. Basamakta tedavinin başlanmasının önemine, 2. ve 3. Basamağa çok gerekli vakaların sevk edilmesine, böylece sistemde verimli bir akış sağlanacağına vurgu yaptı. Hasta-Hekim ilişkisinde kronik hastalık yönetiminde, çoklu organ yetmezliği oluşturan diyabet gibi hastalıkların klinik değerlendirme, eğitim gibi hizmetlerinde zaman baskısının olumsuzluk yarattığını, Diyabet hastalarının takibi için merkezi kayıt sisteminin önemli olduğunu, diyabet konusunda yetişmiş yetkin sağlık personeli ve uzmanlaşmış merkezlerin yaygınlaşması gerektiğini belirtti.<br>
<br>
<strong>Türkiye’de hastanın ilaca erişiminde ciddi eşitsizlik var</strong></span></p>

<p><span>Bazı diyabet ilaçlarının gereksiz yere aşırı sarfiyatı varken, bazı yeni ilaçlara ulaşımda ciddi engeller vardır.<strong> </strong>İyi tedavi edilemeyen diyabet, en yüksek ölüm nedenleri arasında olan bir çok kronik hastalığın hazırlayıcısıdır. Prof.Dr M. Temel Yılmaz diyabet alanında etki mekanizmaları ve etkinlik oranları birbirinden farklı onlarca yeni ilacın pazara girdiğini, ancak yeni pazara giren ilaçların büyük bir bölümünün ülkemizde bulunmadığını söyledi. Mevcut bazı ilaçların endikasyon dışı ve gereksiz yere aşırı kullanımının devletin ilaca yaptığı ödeme yükünü artırdığını ve bu nedenle hastanın yeni tedavi seçeneklerine ulaşımını engellediğini paylaştı. Sağlık Bakanlığının yaptığı değerli çalışmalar olduğunu ancak bu çalışmaların genişletilmesi diğer ilgili bakanlıkların, belediyeler gibi yerel yönetimlerin, STK’ların bulunduğu geniş platformların aktif hale getirilmesiyle obezite ve diyabetle mücadelede daha etkin adımların atılmasının mümkün olacağını söyledi.</span></p>

<p><span><strong>Bilişim Çağına Hızlı Ayak Uydurabilirsek Diyabet Kontrolünde İşimiz Kolaylaşabilir</strong></span></p>

<p><span>Prof. Dr. Mustafa Kemal Balcı Hızlanan internet uygulamalarıyla hem hastaların hem diyabet sağlık ekiplerinin online eğitimlerinin geliştirilmesi bu sorunla mücadeleye destek olacaktır. Online sağlık danışmanlık hizmetlerinin aktif ve doğru bir şekilde yürütülmesinin alt yapısının hızlıca oluşturulması gerektiğini belirtti.</span></p>

<p><span><strong>Türkiye’de ülkemize özel maliyet-etkinlik analizleri ve sağlık ekonomi çalışmalarına ihtiyaç vardır</strong></span></p>

<p><span>Diyabet ve komplikasyonları, yüksek tıbbi maliyetler, üretkenlik kaybı, erken ölüm ve yaşam kalitesinin düşmesine yol açarak önemli derecede ekonomik yüke neden olmaktadır. Prof. Dr. Hasan İlkova maliyetin önemli kısmının komplikasyonlar(görme sorunları, böbrek yetmezliği, kalp-damar hastalıkları, ayak-bacak amputasyonları) olduğunu vurguladı. Yani bu hastalık kontrol edilebilirse maliyeti azalır. Yeni tedaviler/cihazlar/programlar hastalara fayda sağlıyor, hastalığın direkt veya dolaylı maliyetlerine kısa/orta/uzun vadede pozitif etki yapıyorsa, doğru sağlık teknolojileri değerlendirme yöntemleri ile analiz edilerek hastanın tedavi seçeneklerine dahil edilmelidir.</span></p>

<p><br>
<span><strong>Teletıp uygulamaları ve dijital diyabet eğitiminin önemi, Covid 19 pandemisi sayesinde bir kez daha anlaşılmıştır</strong></span></p>

<p><span>Prof. Dr Selçuk Dağdelen ise teletıp konusuna değindi.</span></p>

<p><span>Teletıp, gerçek tıbbın yerini alamaz. Fakat kronik hastalık yönetiminde hasta uyumunu arttırabilir, kronik hastalık önleme programlarında yararlı olabilir. Teletıp uygulamaları için mevzuat boşluğu dolayısıyla hukuki ve etik kaygılar vardır. Glisemik kontrolsüzlüğün şiddetli olduğu kritik hastalık ve hastalarda hastaneye yatışı gereken diyabetliler için “geçici” sensör ve pompa geri ödemesi, makul bir seçenek olarak mutlaka geri ödeme açısından değerlendirilmelidir.</span></p>

<p><span><strong>Çocukluk çağı diyabetinde çağın gerisindeyiz</strong></span></p>

<p><span>Glukoz Sensörleri halen geri ödeme kapsamında olmadığı için çocuklar günde 5-7 kez parmaklarını delmek zorunda kalıyor. İnsülin Pompası yaşam kurtarıcıdır. İnsülin pompasında hastanın üzerinde kalan mali yük çok yüksektir. Bu iki konuda devlet desteğine acil gereksinim vardır. Prof Dr İlknur Arslanoğlu ‘Çağı yakalamak, hatta “gelişmiş” toplumların ötesine de geçerek örnek bir bakım programı oluşturmak ülkemiz için bir hayal değildir’ dedi. Ülkemizde insülin kullanan çocuk diyabetlilerin sayısının 20-25 bin civarında olduğu düşünülmektedir. Bu nisbeten küçük fakat önemli grubun uygun denetleme koşulları yaratılarak en gelişmiş diyabet teknolojilerinden yararlanmasının, çocuk endokrin merkezlerinde yeterli diyabet hemşiresi, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve teknik destek elemanı içeren sağlık ekibi ile desteklenmesinin kısa, orta ve uzun vadede sayısız toplumsal yararları vardır.</span></p>

<p><span><strong>Her Diyabetli Mücadelesinde kendi Hasta Haklarını Bilmelidir</strong></span></p>

<p><span>Prof. Dr Şehnaz Karadeniz ise Hasta hakları ile ilgili düzenleme/kanunlar yapılırken konu ile ilgili sağlık uzmanları ve hasta örgütleri gibi sivil toplum kuruluşlarının talep ve görüşlerinin alınması gerektiğini vurguladı. Özellikle geri ödeme sistemlerinde</span></p>

<p><span>mağduriyetlerin oluşmaması için saha tespitlerinin değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</span></p>

<p><span>Türkiye’nin diyabetle mücadelede başarılı olması için gereken bilgi birikimi, deneyim ve kaynakları vardır. D 2020 projesiyle toplanan dokümantasyon, ülkenin diyabetle mücadelesinde önemli eksiklerin giderilmesi açısından stratejik veriler sağlamaktadır.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırmızı Et Alerjisi Belirtileri, Teşhisi ve Tedavisi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kirmizi-et-alerjisi-belirtileri-teshisi-ve-tedavisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kirmizi-et-alerjisi-belirtileri-teshisi-ve-tedavisi</guid>
<description><![CDATA[ Kırmızı ete alerjiniz varsa kurban bayramınız zehir olmasın. Kurban bayramında kırmızı et alerjisinin belirtilerine dikkat edin. Alerji belirtileri et tüketiminden hemen sonra olabildiği gibi üç ile 6 saat kadar geç olabilir. İstanbul Alerji kurucusu ve Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay kırmızı et alerjisi hakkında detaylı bilgi verdi. 

Et alerjisi nedir?

Et tüketiminden sonra etin alerjenlerine vücutta kaşıntı, kurdeşen, dudakta şişme, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi belirtiler yanında bazen tansiyonda düşme ve bayılma gibi ölümcül reaksiyonlar görülmesine et alerjisi denilir. 

Sıklığı nedir?

Et alerjilerinin sıklığı kesin bilinmemekle birlikte besin alerjisi olan hastalar arasında, çocuklarda yüzde 3 ila 15&#039;inde ve yetişkinlerde yüzde 3&#039;ünde et alerjisi bildirilmiştir. Et alerjisinin düşük prevalansı, kısmen çoğu etin pişmiş formda yenmesine ve pişirmenin genellikle alerjenlerin immünojenisitesini düşürmesine bağlanabilir. Sığır eti alerjisi prevalansı en sık bildirilen et alerjisidir. Bununla birlikte, inek sütüne alerjisi olan çocuklarda sığır eti alerjisi yüzde 20 kadar yüksek olabilir.

Risk faktörleri 

Etlere alerji gelişimi için risk faktörleri tam olarak tanımlanmamıştır ve hastanın duyarlı olduğu alerjene bağlı olarak farklı olabilir:

●Artan kanıtlar, çoklu kene ısırıklarının kırmızı etlere karşı alerji için bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir. 

●A ve O kan grupları ile galaktoz-alfa-1,3-galaktoza (alfa-gal) karşı duyarlılık arasında bir ilişki kaydedilmiştir.

●Atopik dermatiti veya inek sütü alerjisi olan çocuklar artmış risk altında olabilir.

●Jelatin alerjisi olan hastalar ayrıca etlere karşı hassas olabilir veya klinik olarak reaktif olabilir.

Et alerjisine neden olan alerjenler

IgE aracılı et alerjik reaksiyonlarından sorumlu alerjenler hem protein hem de karbonhidrat alerjenler tanımlanmıştır. Serum albuminleri ve immünglobulinler, sığır eti ve diğer memeli etlerinde birincil alerjenik proteinler gibi görünmektedir. Bu alerjenler süt içinde de bulunduğu için sıklıkla süt alerjisi olan çocuklarda kırmızı et alerjisi görülmektedir. 

Diğer alerjen ise  alfa-gal alerjenidir ve aslında insan ve maymunlar dışındaki memelerin kan grubu maddesidir. Bu karbonhidrat yapısında olan bir madde olup etlerde, böbreklerde, jelatinde bulunmaktadır. Bu alerjen lipit ve proteinlerle birleşerek alerjen haline gelmektedir.

Kırmızı et alerjisi nasıl gelişiyor?

Süt alerjisine bağlı

Süt alerjisi olan çocuklarda sütün içinde alerji yapan proteinler sığır etinde de olduğu için çapraz reaksiyon nedeniyle %20 oranında sığır etine de alerji gelişebilmektedir. iyi pişme ile alerji belirtileri görülmeyebilir.

Kedi Alerjisine bağlı

Kedi alerjisi olanlarda çapraz reaksiyona bağlı domuz etine karşı alerji görülebilmektedir. Domuz eti alerjisi olanlarda çapraz reaksiyon nedeniyle sığır eti ve domuz etine alerji görülebilmektedir. Kedi tüyüne alerjiniz varsa dikkatli olun

Kene ısırmasına bağlı

Keneler inek, koyun gibi hayvanları ısırır ve kanlarını emer. Memeli hayvanların kan grubu alerjeni olan alfa gal alerjeni kenelerin midesinde bulunur. Kenelerin insanları ısırması ile bu alerjenler insanların kanlarına bulaşarak antikor gelişmesine neden olur. Bunun sonucu olarak da gecikmiş olarak kırmızı et tüketiminden sonra 3 ile 6 saat sonra alerji belirtileri ortaya çıkar. 

Klinik belirtiler nelerdir?

Et alerjisinin hem immünoglobulin E (IgE) aracılı hem de IgE aracılı olmayan formları tanımlanmıştır. Bu formlara göre belirtiler de farklılık göstermektedir.

IgE’ye bağlı kırmızı et alerjisi genellikle süt alerjisi nedeniyle ve kedi alerjisi nedeniyle gelişen kırmızı et alerjisinin belirtileri et alımından sonra 2 saat içinde kendini gösterir. Özellikle et alımından sonra ciltte kurdeşen, dudakta şişme, ağız içinde karıncalanma gibi belirtiler ortaya çıkar. Karın ağrısı, kusma ve ishal gibi belirtiler de görülebilmektedir. Bazen alerjik rinit ve astım belirtilerine neden olabildiği gibi tansiyonda düşme ve bayılma şeklinde ölümcül reaksiyon olan alerjik şok görülebilmektedir. 

Kene ısırmasına bağlı duyarlanma olanlar genellikle et alımından 3-6 saat sonra belirtiler görülür. Çünkü kene ısırması sonrası alfa gal alerjenine duyarlı hale gelinir. alfa gal içeren sığır etinin alerji geliştirebilmesi için bu alerjenin lipit veya proteine bağlanarak alerji yapma potansiyeli kazanmaktadır. Bu nedenle reaksiyon gecikmektedir. 

IgE’ye bağlı olmayan kırmızı et alerjisi ise tedaviye cevap vermeyen reflü, yutma güçlüğü ve göğüs ağrısı şeklinde kendini gösteren eozinofilik özofajit denilen yemek borusunun alerjik hastalığı ve kırmızı et proteini enterokoliti olarak belirti gösterebilir. Enterokolit sendromunda kırmızı et alımından 3-4 saat sonra tekrarlayan kusma ve ishal belirtileri görülmektedir. 

Çapraz reaksiyon

Sığır eti alerjisi olan hastalar koyun eti veya domuz eti ile reaksiyona girebilir ancak nadiren kümes hayvanları veya ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/07/kirmizi-et-alerjisi-belirtileri-teshisi-ve-tedavisi-1626417535.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kırmızı, Alerjisi, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Kırmızı ete alerjiniz varsa kurban bayramınız zehir olmasın. Kurban bayramında kırmızı et alerjisinin belirtilerine dikkat edin. Alerji belirtileri et tüketiminden hemen sonra olabildiği gibi üç ile 6 saat kadar geç olabilir. İstanbul Alerji kurucusu ve Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay kırmızı et alerjisi hakkında detaylı bilgi verdi. </span></span></p>

<h2><span><span>Et alerjisi nedir?</span></span></h2>

<p><span><span>Et tüketiminden sonra etin alerjenlerine vücutta kaşıntı, kurdeşen, dudakta şişme, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi belirtiler yanında bazen tansiyonda düşme ve bayılma gibi ölümcül reaksiyonlar görülmesine et alerjisi denilir. </span></span></p>

<h2><span><span>Sıklığı nedir?</span></span></h2>

<p><span><span>Et alerjilerinin sıklığı kesin bilinmemekle birlikte besin alerjisi olan hastalar arasında, çocuklarda yüzde 3 ila 15'inde ve yetişkinlerde yüzde 3'ünde et alerjisi bildirilmiştir. Et alerjisinin düşük prevalansı, kısmen çoğu etin pişmiş formda yenmesine ve pişirmenin genellikle alerjenlerin immünojenisitesini düşürmesine bağlanabilir. Sığır eti alerjisi prevalansı en sık bildirilen et alerjisidir. Bununla birlikte, inek sütüne alerjisi olan çocuklarda sığır eti alerjisi yüzde 20 kadar yüksek olabilir.</span></span></p>

<h2><span><span>Risk faktörleri </span></span></h2>

<p><span><span>Etlere alerji gelişimi için risk faktörleri tam olarak tanımlanmamıştır ve hastanın duyarlı olduğu alerjene bağlı olarak farklı olabilir:</span></span></p>

<p><span><span>●Artan kanıtlar, çoklu kene ısırıklarının kırmızı etlere karşı alerji için bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>●A ve O kan grupları ile galaktoz-alfa-1,3-galaktoza (alfa-gal) karşı duyarlılık arasında bir ilişki kaydedilmiştir.</span></span></p>

<p><span><span>●Atopik dermatiti veya inek sütü alerjisi olan çocuklar artmış risk altında olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>●Jelatin alerjisi olan hastalar ayrıca etlere karşı hassas olabilir veya klinik olarak reaktif olabilir.</span></span></p>

<h2><span><span>Et alerjisine neden olan alerjenler</span></span></h2>

<p><span><span>IgE aracılı et alerjik reaksiyonlarından sorumlu alerjenler hem protein hem de karbonhidrat alerjenler tanımlanmıştır. Serum albuminleri ve immünglobulinler, sığır eti ve diğer memeli etlerinde birincil alerjenik proteinler gibi görünmektedir. Bu alerjenler süt içinde de bulunduğu için sıklıkla süt alerjisi olan çocuklarda kırmızı et alerjisi görülmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>Diğer alerjen ise  alfa-gal alerjenidir ve aslında insan ve maymunlar dışındaki memelerin kan grubu maddesidir. Bu karbonhidrat yapısında olan bir madde olup etlerde, böbreklerde, jelatinde bulunmaktadır. Bu alerjen lipit ve proteinlerle birleşerek alerjen haline gelmektedir.</span></span></p>

<h2><span><span>Kırmızı et alerjisi nasıl gelişiyor?</span></span></h2>

<h3><span><span>Süt alerjisine bağlı</span></span></h3>

<p><span><span>Süt alerjisi olan çocuklarda sütün içinde alerji yapan proteinler sığır etinde de olduğu için çapraz reaksiyon nedeniyle %20 oranında sığır etine de alerji gelişebilmektedir. iyi pişme ile alerji belirtileri görülmeyebilir.</span></span></p>

<h3><span><span>Kedi Alerjisine bağlı</span></span></h3>

<p><span><span>Kedi alerjisi olanlarda çapraz reaksiyona bağlı domuz etine karşı alerji görülebilmektedir. Domuz eti alerjisi olanlarda çapraz reaksiyon nedeniyle sığır eti ve domuz etine alerji görülebilmektedir. Kedi tüyüne alerjiniz varsa dikkatli olun</span></span></p>

<h3><span><span>Kene ısırmasına bağlı</span></span></h3>

<p><span><span>Keneler inek, koyun gibi hayvanları ısırır ve kanlarını emer. Memeli hayvanların kan grubu alerjeni olan alfa gal alerjeni kenelerin midesinde bulunur. Kenelerin insanları ısırması ile bu alerjenler insanların kanlarına bulaşarak antikor gelişmesine neden olur. Bunun sonucu olarak da gecikmiş olarak kırmızı et tüketiminden sonra 3 ile 6 saat sonra alerji belirtileri ortaya çıkar. </span></span></p>

<h2><span><span>Klinik belirtiler nelerdir?</span></span></h2>

<p><span><span>Et alerjisinin hem immünoglobulin E (IgE) aracılı hem de IgE aracılı olmayan formları tanımlanmıştır. Bu formlara göre belirtiler de farklılık göstermektedir.</span></span></p>

<p><span><span>IgE’ye bağlı kırmızı et alerjisi genellikle süt alerjisi nedeniyle ve kedi alerjisi nedeniyle gelişen kırmızı et alerjisinin belirtileri et alımından sonra 2 saat içinde kendini gösterir. Özellikle et alımından sonra ciltte kurdeşen, dudakta şişme, ağız içinde karıncalanma gibi belirtiler ortaya çıkar. Karın ağrısı, kusma ve ishal gibi belirtiler de görülebilmektedir. Bazen alerjik rinit ve astım belirtilerine neden olabildiği gibi tansiyonda düşme ve bayılma şeklinde ölümcül reaksiyon olan alerjik şok görülebilmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>Kene ısırmasına bağlı duyarlanma olanlar genellikle et alımından 3-6 saat sonra belirtiler görülür. Çünkü kene ısırması sonrası alfa gal alerjenine duyarlı hale gelinir. alfa gal içeren sığır etinin alerji geliştirebilmesi için bu alerjenin lipit veya proteine bağlanarak alerji yapma potansiyeli kazanmaktadır. Bu nedenle reaksiyon gecikmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>IgE’ye bağlı olmayan kırmızı et alerjisi ise tedaviye cevap vermeyen reflü, yutma güçlüğü ve göğüs ağrısı şeklinde kendini gösteren eozinofilik özofajit denilen yemek borusunun alerjik hastalığı ve kırmızı et proteini enterokoliti olarak belirti gösterebilir. Enterokolit sendromunda kırmızı et alımından 3-4 saat sonra tekrarlayan kusma ve ishal belirtileri görülmektedir. </span></span></p>

<h2><span><span>Çapraz reaksiyon</span></span></h2>

<p><span><span>Sığır eti alerjisi olan hastalar koyun eti veya domuz eti ile reaksiyona girebilir ancak nadiren kümes hayvanları veya balıklara tepki verebilir. Kırmızı et alerjisi olanlarda setuksimab, jelatin, vajinal kapsüller ve aşılara (içindeki jelatinden dolayı) da alerji gelişebilmektedir. </span></span></p>

<h2><span><span>Teşhis nasıl konulur?</span></span></h2>

<p><span><span>Öncelikle klinik belirtilerin kırmızı et alerjisine uyumlu olması gerekir. Kırmızı et alerjisini tetikleyebilen egzersiz, alkol, ağrı kesici ilaç kullanımı sorgulanmalıdır. Kırmızı et alerjisi olanların alerji uzmanlarınca değerlendirilmesi çok önemlidir. Deri testi ile kırmızı et alerjenlerine ve bazen taze et ile alerji testi yapılmaktadır. Moleküler alerji testi ile kırmızı et alerjisi yapan bileşenler ayrıntılı olarak ortaya çıkabilmektedir. Alfa-gal alerjenine karşı antikor değerlendirilir. </span></span></p>

<p><span><span>Kırmızı et alerjisi test sonuçları şüpheli olanlarda yükleme testi yapılarak kesin teşhis konulur. Sonuçlar klinik belirtiler ile birlikte değerlendirilerek teşhis konulmaktadır</span></span></p>

<h2><span><span>Tedavisi nasıl yapılır?</span></span></h2>

<p><span><span>Gıda alerjisinin yönetimi en yaygın olarak kırmızı etten kaçınmayı içerir. Hasta çiğ veya az pişmiş ete tepki gösteriyorsa, etin iyi pişmiş olarak tolere edilip edilmediğini belirlemek, hasta besini pişmiş formda diyetinde tutabileceğinden yardımcı olabilir. </span></span></p>

<p><span><span>İmmünoglobulin E (IgE) aracılı et alerjisi olan hastalar bir epinefrin otoenjektörü ile donatılmalı ve nasıl ve ne zaman kullanılacağı öğretilmelidir. Gıda kaynaklı anafilaksi ve gıda alerjenlerinden kaçınma ile ilgili genel konular başka bir yerde gözden geçirilmiştir.</span></span></p>

<p><span><span>Alfa-gal alerjisi olan hem yetişkinlerde hem de çocuklarda başarılı desensitizasyon protokollerine ilişkin az sayıda rapor yayınlanmıştır. Alfa-gal alerjisi, ek kene ısırıkları olmaksızın zamanla düzeliyor göründüğünden, immünolojik desensitizasyonla ilişkili risklerin, sendromun doğal seyrinin ötesinde bir yarar sağlayıp sağlamadığı belirsizdir.</span></span></p>

<h2><span><span>Kırmızı et alerjisi düzelir mi?</span></span></h2>

<p><span><span>Sığır eti alerjisi olan inek sütü alerjisi olan çocuklar (et alerjisi olan çocukların en büyük grubunu temsil eder) hem sığır hem de inek sütü duyarlılığını aşma eğilimindedir. Bir çalışmada, sığır eti toleransına medyan üç yıllık bir süreden sonra ulaşıldı ve her iki gıdaya da alerjisi olanlarda inek sütüne toleranstan önce meydana geldiği bildirildi.</span></span></p>

<p><span><span>Erişkinlerde et alerjisinin doğal seyrine ilişkin yayınlanmış veri çok azdır. Vaka raporları, alerjiyi yetişkin olarak edinen bazı kişilerin zamanla duyarlılığı kaybettiğini göstermektedir. </span></span></p>

<p><span><span>Galaktoz-alfa-1,3-galaktoza (alfa-gal) karşı duyarlılığın neden olduğu reaksiyonların doğal seyri iyi çalışılmamıştır. Uzun süreli serilerden veya kontrollü çalışmalardan elde edilen hiçbir veri bulunmamakla birlikte, yazarın çalışmasından elde edilen ilk kanıtlar, alfa-gal'e karşı IgE antikorlarının bazı hastalarda zamanla azaldığını göstermektedir. Bununla birlikte, ek kene ısırıklarının antikor seviyesini arttırdığı görülmektedir.</span></span></p>

<p><span><span>ÖZET VE ÖNERİLER</span></span></p>

<p><span><span>●Et alerjisi nadirdir. Bazı hasta grupları arasında istisnalar belirtilmiştir: Güneydoğu Amerika Birleşik Devletleri'nde atopik dermatiti olan çocuklar ve gecikmiş anafilaksisi olan hastalar. Belirli etlere karşı alerjilerin yaygınlığı, belirli bir etin diyette öne çıkmasıyla ilişkili görünmektedir. Sığır eti alerjisi en sık rapor edilir. </span></span></p>

<p><span><span>●Et alerjisinin hem immünoglobulin E (IgE) aracılı hem de IgE aracılı olmayan formları tanımlanmıştır. IgE aracılı reaksiyonlar, alımdan hemen sonra veya üç ila altı saate kadar gecikebilir. Etlerin dahil olduğu IgE aracılı olmayan bozukluklar arasında eozinofilik özofajit (EE) ve pediatrik gıda proteini kaynaklı enterokolit sendromu (FPIES) bulunur. </span></span></p>

<p><span><span>●Etlerdeki ana alerjenler, her ikisi de pişirme ile önemli ölçüde değişen serum albüminleri ve immünoglobulinlerdir. Bu kısmen et alerjisinin neden yaygın olmadığını açıklayabilir. Özellikle güneydoğu Amerika Birleşik Devletleri'ndeki hastalarda yaygın gibi görünen galaktoz-alfa-1,3-galaktoz (alfa-gal) adlı bir karbonhidrat alerjeni de tanımlanmıştır. </span></span></p>

<p><span><span>●Çeşitli serum albüminlerinin benzerliği etler arasında çapraz duyarlılığa ve/veya süt ve hayvan tüyüne karşı alerjiye yol açar. Alfa-gal'e karşı duyarlılık, jelatinlere ve monoklonal antikor setuksimab'a karşı çapraz duyarlılığa neden olabilir . </span></span></p>

<p><span><span>●Et alerjisinin teşhisi, öykü, objektif testler ve muhtemelen besin yükelemsini içerir. Ancak ete özgü IgE testlerinin duyarlılığı ve özgüllüğü nispeten zayıftır. Deri testi için taze et kullanımı hassasiyeti artırabilir. </span></span></p>

<p><span><span>●Yönetim, büyük ölçüde neden olan etten kaçınma ve kazara maruz kalma durumunda gerekirse epinefrinin kendi kendine nasıl enjekte edileceği konusunda hasta eğitiminden oluşur. </span></span></p>

<p><span><span>●Birçok çocuk ve bazı yetişkinler zamanla ete karşı toleranslı hale gelir. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ahmet_ak__ay.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Okullarda Hijyen ve Gıda Güvenliği Eğitimleri Devam Ediyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/okullarda-hijyen-ve-gida-guvenligi-egitimleri-devam-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/okullarda-hijyen-ve-gida-guvenligi-egitimleri-devam-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Bolu İl ve İlçelerindeki okullarda Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile işbirliği ile Hijyen ve gıda Güvenilirliği eğitimleri devam ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/11/okullarda-hijyen-ve-gida-guvenligi-egitimleri-devam-ediyor-1636145106.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Okullarda, Hijyen, Gıda, Güvenliği, Eğitimleri, Devam, Ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Bolu İl ve İlçelerindeki okullarda Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile işbirliği ile Hijyen ve gıda Güvenilirliği eğitimleri devam ediyor. </span></span></p>

<p><span><span>Konu hakkında açıklama yapan İl Tarım ve Orman Müdürü İzzet MURAT;</span></span></p>

<p><span><span>“Okul Kantinlerine Dair Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği” gereğince örgün, yaygın ve özel eğitim kurumları bünyesinde faaliyet gösteren yemekhane, kantin, kafeterya, büfe, çay ocağı gibi gıda işletmelerinde çalışan personele hijyen ve gıda güvenilirliğine yönelik eğitimlerde Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığımız ile işbirliği yapılarak eğitimler verilmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>Bu kapsamda, İl Müdürlüğümüz kontrol görevlileri Gıda Mühendisi Dilek KARTAL ve Gıda Mühendisi Sevim ÖZTÜRK ORUÇ tarafından Gerede, Yeniçağa ve Dörtdivan ilçelerinde faaliyet gösteren eğitim kurumlarının kantin ve yemekhane çalışanlarına eğitim verildi. 55 kişinin katıldığı eğitimde gıda işletmelerine ait özel hijyen gereklilikleri, personel hijyeni, gıda maddelerinin depolama, hazırlama, servis ve satış koşulları, okul gıdası vb. konularında bilgilendirmeler yapıldı. Gerede Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde gerçekleşen eğitimde tüm çalışanlar katılım belgesi almaya hak kazandı.</span></span></p>

<p><span><span>7’den 77’ye her vatandaşımızın hijyenik ve güvenilir gıdaya ulaşabilmeleri imalat, paketleme ve satış gibi üretimin her aşamasında kurumuzca gerekli kontrol ve bilgilendirme çalışmaları devam etmektedir” dedi. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/bolu-okullarda-hijyen-egitimi-1.jpg"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/bolu-okullarda-hijyen-egitimi-2.jpg"><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/bolu-okullarda-hijyen-egitimi-3.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yazın Solar Ürtiker Tehlikesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yazin-solar-urtiker-tehlikesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yazin-solar-urtiker-tehlikesi</guid>
<description><![CDATA[ Bireyler gerek D vitamini için gerekse sağlıklı bir bedene sahip olmak amacıyla güneş ışığına ihtiyaç duyar. Ancak bazı bireylerde ve spesifik hastalıkların görünür olmasıyla beraber güneş ışınları vücutta beklenmedik negatif sonuçların oluşmasına neden olabilmektedir. Güneş ışınlarının yol açabileceği sağlık problemlerinden bir tanesi de Solar Ürtiker olarak adlandırılan bir deri hastalığıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/yazin-solar-urtiker-tehlikesi-1659600211.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yazın, Solar, Ürtiker, Tehlikesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, güneşe bağlı meydana gelen cilt problemlerinin genel anlamda teşhis ve tedavisi noktasında yanlışlıklar oluşabildiğini ve bu tanımların doğru yapılması halinde ise tedavilerin daha iyi sonuçlar getirebileceğini ifade etmiş olup, solar ürtiker konusu odağından detaylı bilgiler vermiştir.</span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Ürtikeri Tanıyın</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Halk dilinde ‘kurdeşen’ olarak da bilinen ürtiker, temelde kızarma, kabarma, ödem, kaşıntı bulgularıyla kendini gösteren bir hastalıktır. Vücutta gösterdiği lezyonların renkleri kırmızı ya da pembemsi olabileceği gibi derinin kendi renginde de gözlemlenebilir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, ürtiker hastalığının 6 haftadan kısa sürdüğü taktirde akut ürtiker, 6 haftadan fazla sürdüğünde ise kronik ürtiker şeklinde tanımlandığını belirtmiştir. ‘Akut ürtiker genellikle stres kaynaklı olarak meydana gelmektedir. Kullanılan ilaçlar, alınan gıdalar ya da bedenin bir yerinde kendini gösteren enfeksiyonların tetiklediği alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gözlemlenir. Bunun yanı sıra ürtiker; titreşim, basınç, egzersiz, su, güneş ışığı, soğuk veya sıcak havalar gibi fiziksel etmenlere bağlı olarak da şekillenen bir deri hastalığıdır’.</span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Bu Belirtiler Varsa Solar Ürtikeriniz Var!</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Güneş ışınlarına maruz kaldıktan 5-15 dakika içerisinde cilt yüzeyinde bir ürtiker atağı gelişebilir. Güneşe bağlı kurdeşen atakları kabarıklık, kaşıntı, kızarıklık ya da plaklar biçiminde ortaya çıkar. Bahsedilen plaklar çok büyük boyutlarda olmamakla birlikte üzerine bastırıldığı anda geri solmaktadır. Çok daha ileri boyuttaki vakalarda ataklar esnasında bulantı, nefes almada güçlük, kusma, baş ağrısı ve anafilaksi görülme ihtimali vardır. Öte yandan bazı kimyasallar, ilaçlar ve birtakım hastalıklar cilt yapısının güneş ışınlarına karşı hassasiyet oluşturmasını tetiklemektedir’ açıklamasında bulundu. </span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Kimyasallar Solar Ürtikeri Tetikler</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Prof. Dr. Akçay, her hastada Solar Ürtiker tanısının spesifik nedenler sıralanarak konulamasa da bazı faktörlerin teşhis noktasında etkin olduğundan bahsetti. ‘Açık tenli bireyler ya da ailesinde ve yakın akrabalarında alerjiye yatkınlık bulunan kişilerde, hazır ve paketli gıdaları sıklıkla tüketen insanlarda, antibiyotik ve ağrı kesiciler başta olmak üzere düzenli aralıklarla ilaç kullanan kişilerde, solar ürtiker görülme olasılığı çok daha fazladır. Tüm bunların yanı sıra cilde temas eden kozmetikler, şampuanlar, cilt ürünlerinin yanı sıra tiner, benzin veya boya gibi mesleki açıdan kimyasallara çokça maruz kalan bireylerde solar ürtikerin ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir’.</span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Diğer Güneş Hastalıklarından Ayırın</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Vücudun güneş gören bölgelerinden kısa bir süre içerisinde oluşan, 1-2 saat içerisinde ise geri sönen, oluşan plakların üzerine bastırıldığında kabarıklıkların geri solması bulguları izlendiğinde akıllara solar ürtiker şüphesi gelmektedir. Prof. Dr. Akçay, solar ürtikeri, güneşe bağlı diğer hastalıklardan ayırt etme noktasında cilt yüzeyindeki belirtilerin: şeklinin, renginin, plakların bulunma süresinin, kimyasallarla temasının göz önünde bulundurulması gerektiğinin altını çizdi. Bunun yanında ultraviyole ışın testi, kan testi ve foto yama testi ile güneşe bağlı oluşan deri hastalıklarının ayırıcı teşhisinin yapılması noktasında kullanılabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Akçay; hasta öyküsü, fiziksel muayene bulguları ve gerekli testler aracılığıyla solar ürtiker tanısının koyulabildiğini söyledi.</span></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>Solar Ürtikere Dur Deyin!</span></span></span></strong></p>

<p><span><span><span>Güneşe bağlı kurdeşen olarak da bilinen solar ürtiker, derinin direkt güneşle temas etmesi neticesinde meydana gelen, bazı vakalarda ise kendi kendine geçen alerjik bir durum olarak tanımlanmaktadır. Solar ürtiker kolaylıkla kontrol altında tutulabilir ve bazen de altında başka hastalıklar bulundurabilmektedir. Prof. Dr. Akçay solar ürtikerin tedavisi aşamasında izlenebilecek tavsiyeleri şu şekilde sıraladı:</span></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span><span>Bireyin cildine temas halindeki kozmetikler ve kimyasalların teması tamamen ortadan kaldırılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Paketli ve katkı maddesi fazlaca olan yiyeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Kişinin cilt tipine uygun nemlendiriciler, kremler, güneş koruyucuları ve losyonlar kullanılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Kişiler açık renkli ve güneş ışınlarını direkt çekmeyecek nitelikte kıyafetler tercih etmelidir.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Hava sıcaklığının fazla olduğu günlerde güneş gözlüğü, şapkalar, yelpazeler ve şemsiyeler kullanılabilir.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>İlaç tüketimi en aza indirilmeli, hatta uygun şartlar sağlandığı taktirde tamamen kesilmelidir.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Bireyler olağan oldukça güneş ışınlarından kaçınmalıdır. Dışarı çıkmak adına saat 10:00 öncesi ve 16:00 sonrasındaki saat aralığı tercih edilebilir.</span></span></span></li>
</ul>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Protein tüketimi, çocuk büyüme ve gelişiminin anahtarıdır</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/protein-tuketimi-cocuk-buyume-ve-gelisiminin-anahtaridir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/protein-tuketimi-cocuk-buyume-ve-gelisiminin-anahtaridir</guid>
<description><![CDATA[ Uzmanlar çocukların bedensel ve zihinsel gelişimleri için gerekli olan önemli temel besin öğelerinden birisinin de hayvansal protein tüketimi olduğunu belirtiyor. Onların sağlıklı büyümesi, okul hayatlarında başarılı olması, aktif yaşamda etkin olabilmeleri için kısacası çocukların büyümesi ve gelişmesi söz konusu olduğunda, hayvansal proteinin öneminin tartışmaya açık olmadığı konusunda hem fikirler.

Çocukların büyüme ve gelişmesinde en önemli temel besin öğelerinden birisinin hayvansal protein olduğunu söyleyen uzmanlar; çocuk büyümesinin sadece genetik faktörler tarafından belirlenemeyeceğini mutlaka yeterli miktarda kaliteli protein tüketilmesinin başarının anahtarı olduğunu belirtiyor.

Çocuklarda yeterli miktarda kaliteli protein alımı, sadece vücudun büyümesi ve gelişmesi için gerekli değil ayrıca dokuların tamiri ve yeniden yapılanması için önemli bir gıda olduğunu belirten uzmanlar; biyolojik değeri yüksek olan tavuk, hindi, yumurta, balık, süt ve peynir gibi gıdaların yeteri kadar tüketilmesinin çocuk sağlığı için elzem olduğunu söylüyor.

Araştırmalar, yetersiz beslenen çocukların genellikle derslerde başarı oranlarının negatif yönde etkilendiğini ve bunun sonucunda iş gücüne daha zor katılım gösterdiklerini gösteriyor. Bundan dolayı yeterli ve dengeli beslenen çocukların bir ülkede daha güçlü insan sermayesi ve ekonomik kalkınma sonuçlarını destekleyerek sınıfta daha iyi sonuçlara katkıda bulunduğunu saptıyor.

Yeterince protein, vitamin, mineral ve Omega yağ asitleri tüketen çocuklarda görülen etkiler şu şekilde sıralanabilir:


	Zihinsel gelişim hızlanan öğrencinin akademik performans artar
	Çocuklar daha az hastalanır, daha çabuk iyileşir ve devamsızlık azalır
	Sağlıklı öğrencinin morali yüksek olur
	Enerjisi yüksek çocuklar aktif yaşamda daha etkin olur
	Hayata daha çok katılan çocuklarda ayrımcılık azalır sosyalleşme etkinleşir


Çocuklar neden tavuk ve hindi eti tüketmeli?

Büyüme çağında protein gereksinimi yüksektir ve vücuda kaliteli proteinin sağlanması zorunludur. Bu nedenle çocuklarda gereksinmesinin en az yüzde 60’ının hayvansal kaynaklı proteinlerle karşılanması önerilmektedir. Tavuk ve hindi eti de yüksek “protein” değerine sahip gıdaların başında gelir. Bu nedenle çocuk beslenmesinde tavuk ve hindi eti gibi iyi kaliteli protein kaynakları önemli bir yer tutar. Bu etler B grubu vitaminler, demir, çinko, fosfor bakımından da zengindir aynı zamanda tüm elzem aminoasitleri içerdiği ve aminoasit içerikleri dengeli olduğu için mutlaka tüm çocuklara günlük ihtiyaçları doğrultusunda tükettirilmesi sağlanmalıdır.

Çocukların günlük protein gereksinim miktarları


	
		
			
			               YAŞ
			
			
			      PROTEİN MİKTARI            
			
		
		
			
			                   1-3
			
			
			15 - 18,8 gr
			
		
		
			
			4-6
			
			
			20 – 25,5 gr
			
		
		
			
			7-9
			
			
			26 – 38,7 gr
			
		
		
			
			KIZ ÇOCUK
			
			
			 
			
		
		
			
			10-13
			
			
			39 – 59,8 gr
			
		
		
			
			14-18
			
			
			54 – 71,5 gr
			
		
		
			
			     ERKEK ÇOCUK          
			
			
			 
			
		
		
			
			10-13
			
			
			39 – 45,5 gr                     
			
		
		
			
			14-18
			
			
			43 – 66 gr
			
		
	


  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/09/protein-tuketimi-cocuk-buyume-ve-gelisiminin-anahtaridir-1663146349.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Protein, tüketimi, çocuk, büyüme, gelişiminin, anahtarıdır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Uzmanlar çocukların bedensel ve zihinsel gelişimleri için gerekli olan önemli temel besin öğelerinden birisinin de hayvansal protein tüketimi olduğunu belirtiyor. Onların sağlıklı büyümesi, okul hayatlarında başarılı olması, aktif yaşamda etkin olabilmeleri için kısacası çocukların büyümesi ve gelişmesi söz konusu olduğunda, hayvansal proteinin öneminin tartışmaya açık olmadığı konusunda hem fikirler.</span></span></p>

<p><span><span>Çocukların büyüme ve gelişmesinde en önemli temel besin öğelerinden birisinin hayvansal protein olduğunu söyleyen uzmanlar; çocuk büyümesinin sadece genetik faktörler tarafından belirlenemeyeceğini mutlaka yeterli miktarda kaliteli protein tüketilmesinin başarının anahtarı olduğunu belirtiyor.</span></span></p>

<p><span><span>Çocuklarda yeterli miktarda kaliteli protein alımı, sadece vücudun büyümesi ve gelişmesi için gerekli değil ayrıca dokuların tamiri ve yeniden yapılanması için önemli bir gıda olduğunu belirten uzmanlar; biyolojik değeri yüksek olan tavuk, hindi, yumurta, balık, süt ve peynir gibi gıdaların yeteri kadar tüketilmesinin çocuk sağlığı için elzem olduğunu söylüyor.</span></span></p>

<p><span><span>Araştırmalar, yetersiz beslenen çocukların genellikle derslerde başarı oranlarının negatif yönde etkilendiğini ve bunun sonucunda iş gücüne daha zor katılım gösterdiklerini gösteriyor. Bundan dolayı yeterli ve dengeli beslenen çocukların bir ülkede daha güçlü insan sermayesi ve ekonomik kalkınma sonuçlarını destekleyerek sınıfta daha iyi sonuçlara katkıda bulunduğunu saptıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Yeterince protein, vitamin, mineral ve Omega yağ asitleri tüketen çocuklarda görülen etkiler şu şekilde sıralanabilir:</span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Zihinsel gelişim hızlanan öğrencinin akademik performans artar</span></span></li>
	<li><span><span>Çocuklar daha az hastalanır, daha çabuk iyileşir ve devamsızlık azalır</span></span></li>
	<li><span><span>Sağlıklı öğrencinin morali yüksek olur</span></span></li>
	<li><span><span>Enerjisi yüksek çocuklar aktif yaşamda daha etkin olur</span></span></li>
	<li><span><span>Hayata daha çok katılan çocuklarda ayrımcılık azalır sosyalleşme etkinleşir</span></span></li>
</ul>

<p><span><span>Çocuklar neden tavuk ve hindi eti tüketmeli?</span></span></p>

<p><span><span>Büyüme çağında protein gereksinimi yüksektir ve vücuda kaliteli proteinin sağlanması zorunludur. Bu nedenle çocuklarda gereksinmesinin en az yüzde 60’ının hayvansal kaynaklı proteinlerle karşılanması önerilmektedir. Tavuk ve hindi eti de yüksek “protein” değerine sahip gıdaların başında gelir. Bu nedenle çocuk beslenmesinde tavuk ve hindi eti gibi iyi kaliteli protein kaynakları önemli bir yer tutar. Bu etler B grubu vitaminler, demir, çinko, fosfor bakımından da zengindir aynı zamanda tüm elzem aminoasitleri içerdiği ve aminoasit içerikleri dengeli olduğu için mutlaka tüm çocuklara günlük ihtiyaçları doğrultusunda tükettirilmesi sağlanmalıdır.</span></span></p>

<p><span><span>Çocukların günlük protein gereksinim miktarları</span></span></p>

<table border="1" cellpadding="0" cellspacing="0">
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>               YAŞ</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>      PROTEİN MİKTARI            </span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>                   1-3</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>15 - 18,8 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>4-6</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>20 – 25,5 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>7-9</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>26 – 38,7 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>KIZ ÇOCUK</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p> </p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>10-13</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>39 – 59,8 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>14-18</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>54 – 71,5 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>     ERKEK ÇOCUK          </span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p> </p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>10-13</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>39 – 45,5 gr                     </span></span></p>
			</td>
		</tr>
		<tr>
			<td>
			<p><span><span>14-18</span></span></p>
			</td>
			<td>
			<p><span><span>43 – 66 gr</span></span></p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p> </p>

<p><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/besd-bir.jpg"></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Süt Alerjisi Çözümsüz Değil! İnek Sütü Alerjisinde “Süt Merdiveni” Tedavisi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sut-alerjisi-coezumsuz-degil-inek-sutu-alerjisinde-sut-merdiveni-tedavisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sut-alerjisi-coezumsuz-degil-inek-sutu-alerjisinde-sut-merdiveni-tedavisi</guid>
<description><![CDATA[ Besin alerjisinde güncel tedavi yöntemlerini anlatan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, toplumda çok sık görülen süt ve yumurta alerjileri için “Süt Merdiveni” ve “Yumurta Merdiveni“ tedavi yöntemlerini anlattı.

Süt ve süt ürünleri alerjileri günümüzde en sık görülen besin alerjilerinden birini oluşturuyor. Özellikle de inek sütü alerjisi çocuklarda en sık görülen besin alerjisi olarak öne çıkıyor. Tedavide süt ve beraberinde süt proteini içeren tüm ürünler hastanın diyetinden çıkarılsa da önemli besin kaynağı olan süt ürünlerini tüketemeyen bu çocukların beslenmesi doğru şekilde düzenlenmediğinde büyüme ve gelişmeleri olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca sütün pek çok besinin içeriğinde olması kazara karşılaşmalara sebep olarak hem ailelerin hem çocukların yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Peki, tüketilmesi halinde hayatı kabusa çevirebilen besin alerjilerinden özellikle de süt ve yumurta alerjisinin üstesinden gelmek mümkün mü? Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki besin alerjilerinde yeni tedavi yöntemlerini anlattı.

“ALERJİ TEDAVİSİNDE UMUT VADEDEN GELİŞMELER VAR”

Son yıllarda inek sütü alerjisinde umut vadeden gelişmeler olduğunu söyleyen Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, “Hafif şiddette süt alerjisi olan çocukların direkt sütü tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış süt ürünlerini tolere edebildikleri araştırmalarla ortaya kondu. Çünkü sütün 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliği azalıyor. Bunu yanında, pişirme sırasında kullanılan un ve şeker de karışımda bir matriks etkisi yaratarak sütün alerjik özelliğinin azalmasına katkı sağlıyor. Bu bilgiden yola çıkılarak inek sütü alerjisinde “süt merdiveni” tedavisi, alerjiyle mücadelede çözüm sunuyor” dedi.  Ayrıca, süt merdiveni tedavisinin süte karşı tolerans gelişimini hızlandırdığı bilgisinin yapılan araştırmalarda ortaya konduğunu ifade eden Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, Süt Merdiveni tedavisini anlattı:

Süt merdivenini “Sütün en az alerjenik formlarından yani fırınlanmış ürünlerden, daha alerjenik formlarına doğru yani fermente süt ürünleri olan yoğurt ve peynir gibi ürünleri basamaklar şeklinde tüketerek hastanın sonunda direkt sütü tüketebilir hale gelmesini sağlamak” olarak tanımlayabiliriz. Alerjinin ve hastanın durumuna göre 4, 6 veya 12 basamaklı şekilde uygulanabilir. Bu tedavi için hangi hastanın uygun olduğu, basamaklarda yer alacak besinler, tüketilmesi gereken miktarlar, basamaklar arasını sürenin ne kadar olması gerektiği, basamaklar arasında besin yükleme testlerinin yapılması gerekliliği ve hastanede mi evde mi ve yapılacağı çocuk alerji uzmanı tarafından belirlenmeli.”

BESİN MERDİVENİ TEDAVİSİNİ KİMLER UYGULAYAMAZ?

Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki tedavi için uygun hastaların belirlenmesinde yaş, besin alerjisinin tipi ve şiddeti, önceki reaksiyon hikayesi, kan ve deriden yapılan alerji testlerindeki değerlerin dikkate alındığını söyleyerek, “Örneğin anafilaksi (alerjik şok) öyküsü olan, alerji test sonuçlarında değerleri yüksek olan, astımı ve atopik dermatiti kontrol altında olmayan hastalar bu tedavi yöntemi için uygun değildir” dedi. Benzer şekilde yumurta alerjilerinde de “Yumurta Merdiveni” tedavisinin uygulanabileceğini ifade eden Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki: “Öncelikle çocuk alerji uzmanı bu tedavi için hastanın uygun bir aday olup olmadığını belirler. Yumurtanın en az alerjenik formundan (fırınlanmış ürünler) daha alerjik formlarına doğru (pankek, haşlanmış yumurta, omlet istenirse sahanda yumurta) kademeli olarak ilerlenebilir” diyerek sözlerini tamamladı.

ANAFİLAKSİYE DİKKAT!

İnek sütü alerjisi bazı durumlarda anafilaksi adı verilen ciddi bir alerjik reaksiyona neden olabilir. Süt ya da sütten yapılmış gıdanın tüketiminden hemen sonra meydana gelen bu durum; solunum sıkıntısı, yüzün kızarması (al basması), tansiyonun düşmesi ile karakterizedir. Bu reaksiyon sonucu solunum yolu daralarak hava girişi engellenebilir. Bu reaksiyonlar da acil müdahale gerektirir.

BESİN MERDİVENİ TEDAVİSİ NEDİR?

Besin merdiveni tedavisi; çocukların beslenmesine olumlu etki yapması, besin çeşitliliğinin artırılmasını sağlaması, çocukların ve ailelerinin yaşam kalitelerini yükseltmesi, kazara alerjenle karşılaşma kaygısını azaltması ve alerjen besine tolerans gelişimini hızlandırması sayesinde giderek daha çok uygulanan önemli bir güncel tedavi yöntemidir.

SÜT YA DA SÜT MAMULÜ TÜKETİMİNDEN HEMEN SONRA HANGİ BELİRTİLER GÖRÜLÜR?


	Ciltte döküntüler
	Hırıltılı nefes alıp verme, solunumda sıkıntılar
	Ağız ya da dudağın etrafında karıncalanmalar, kaşıntılar
	Ağızda, boğazda ya da dilde kızarıklık; şişlik
	Öksürük ya da nefes darlığı
	Kusma
	Sulu dışkı, ishal, dışkıda kan
	Karın ağrısı
	Burun akıntısı
	Gözlerde sulanma
	Tansiyon düşmesi
	Kolik


 Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:

Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/sut-alerjisi-cozumsuz-degil-inek-sutu-alerjisinde-sut-merdiveni-tedavisi-1660121170.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Süt, Alerjisi, Çözümsüz, Değil, İnek, Sütü, Alerjisinde, “Süt, Merdiveni”, Tedavisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Besin alerjisinde güncel tedavi yöntemlerini anlatan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, toplumda çok sık görülen süt ve yumurta alerjileri için “Süt Merdiveni” ve “Yumurta Merdiveni“ tedavi yöntemlerini anlattı.</span></span></p>

<p><span><span>Süt ve süt ürünleri alerjileri günümüzde en sık görülen besin alerjilerinden birini oluşturuyor. Özellikle de inek sütü alerjisi çocuklarda en sık görülen besin alerjisi olarak öne çıkıyor. Tedavide süt ve beraberinde süt proteini içeren tüm ürünler hastanın diyetinden çıkarılsa da önemli besin kaynağı olan süt ürünlerini tüketemeyen bu çocukların beslenmesi doğru şekilde düzenlenmediğinde büyüme ve gelişmeleri olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca sütün pek çok besinin içeriğinde olması kazara karşılaşmalara sebep olarak hem ailelerin hem çocukların yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. <strong>Peki, tüketilmesi halinde hayatı kabusa çevirebilen besin alerjilerinden özellikle de süt ve yumurta alerjisinin üstesinden gelmek mümkün mü? Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki</strong> besin alerjilerinde yeni tedavi yöntemlerini anlattı.</span></span></p>

<p><span><span><strong>“ALERJİ TEDAVİSİNDE UMUT VADEDEN GELİŞMELER VAR”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Son yıllarda inek sütü alerjisinde umut vadeden gelişmeler olduğunu söyleyen <strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki,</strong> “Hafif şiddette süt alerjisi olan çocukların direkt sütü tüketemeseler bile kek, muffin gibi fırınlanmış süt ürünlerini tolere edebildikleri araştırmalarla ortaya kondu. <strong>Çünkü sütün 180 derecede 30 dakika ısıya maruz kalması sonucu alerjenik özelliği azalıyor. </strong>Bunu yanında, pişirme sırasında kullanılan un ve şeker de karışımda bir matriks etkisi yaratarak sütün alerjik özelliğinin azalmasına katkı sağlıyor. Bu bilgiden yola çıkılarak <strong>inek sütü alerjisinde “süt merdiveni” tedavisi,</strong> alerjiyle mücadelede çözüm sunuyor” dedi.  Ayrıca, süt merdiveni tedavisinin süte karşı tolerans gelişimini hızlandırdığı bilgisinin yapılan araştırmalarda ortaya konduğunu ifade eden <strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki, Süt Merdiveni tedavisini anlattı:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Süt merdivenini “Sütün en az alerjenik formlarından yani fırınlanmış ürünlerden, daha alerjenik formlarına doğru yani fermente süt ürünleri olan yoğurt ve peynir gibi ürünleri basamaklar şeklinde tüketerek hastanın sonunda direkt sütü tüketebilir hale gelmesini sağlamak” olarak tanımlayabiliriz. Alerjinin ve hastanın durumuna göre 4, 6 veya 12 basamaklı şekilde uygulanabilir. Bu tedavi için hangi hastanın uygun olduğu, basamaklarda yer alacak besinler, tüketilmesi gereken miktarlar, basamaklar arasını sürenin ne kadar olması gerektiği, basamaklar arasında besin yükleme testlerinin yapılması gerekliliği ve hastanede mi evde mi ve yapılacağı çocuk alerji uzmanı tarafından belirlenmeli.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>BESİN MERDİVENİ TEDAVİSİNİ KİMLER UYGULAYAMAZ?</strong></span></span></p>

<p><span><span><strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki</strong> tedavi için uygun hastaların belirlenmesinde yaş, besin alerjisinin tipi ve şiddeti, önceki reaksiyon hikayesi, kan ve deriden yapılan alerji testlerindeki değerlerin dikkate alındığını söyleyerek, “Örneğin anafilaksi (alerjik şok) öyküsü olan, alerji test sonuçlarında değerleri yüksek olan, astımı ve atopik dermatiti kontrol altında olmayan hastalar bu tedavi yöntemi için uygun değildir” dedi. Benzer şekilde <strong>yumurta alerjilerinde de “Yumurta Merdiveni” tedavisinin uygulanabileceğini ifade eden</strong> <strong>Doç. Dr. Betül Büyüktiryaki</strong>: “Öncelikle çocuk alerji uzmanı bu tedavi için hastanın uygun bir aday olup olmadığını belirler. Yumurtanın en az alerjenik formundan (fırınlanmış ürünler) daha alerjik formlarına doğru (pankek, haşlanmış yumurta, omlet istenirse sahanda yumurta) kademeli olarak ilerlenebilir” diyerek sözlerini tamamladı.</span></span></p>

<p><span><span><strong>ANAFİLAKSİYE DİKKAT!</strong></span></span></p>

<p><span><span>İnek sütü alerjisi bazı durumlarda anafilaksi adı verilen ciddi bir alerjik reaksiyona neden olabilir. Süt ya da sütten yapılmış gıdanın tüketiminden hemen sonra meydana gelen bu durum; solunum sıkıntısı, yüzün kızarması (al basması), tansiyonun düşmesi ile karakterizedir. Bu reaksiyon sonucu solunum yolu daralarak hava girişi engellenebilir. Bu reaksiyonlar da acil müdahale gerektirir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>BESİN MERDİVENİ TEDAVİSİ NEDİR?</strong></span></span></p>

<p><span><span><strong>Besin merdiveni tedavisi;</strong> çocukların beslenmesine olumlu etki yapması, besin çeşitliliğinin artırılmasını sağlaması, çocukların ve ailelerinin yaşam kalitelerini yükseltmesi, kazara alerjenle karşılaşma kaygısını azaltması ve alerjen besine tolerans gelişimini hızlandırması sayesinde giderek daha çok uygulanan önemli bir güncel tedavi yöntemidir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>SÜT YA DA SÜT MAMULÜ TÜKETİMİNDEN HEMEN SONRA HANGİ BELİRTİLER GÖRÜLÜR?</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Ciltte döküntüler</span></span></li>
	<li><span><span>Hırıltılı nefes alıp verme, solunumda sıkıntılar</span></span></li>
	<li><span><span>Ağız ya da dudağın etrafında karıncalanmalar, kaşıntılar</span></span></li>
	<li><span><span>Ağızda, boğazda ya da dilde kızarıklık; şişlik</span></span></li>
	<li><span><span>Öksürük ya da nefes darlığı</span></span></li>
	<li><span><span>Kusma</span></span></li>
	<li><span><span>Sulu dışkı, ishal, dışkıda kan</span></span></li>
	<li><span><span>Karın ağrısı</span></span></li>
	<li><span><span>Burun akıntısı</span></span></li>
	<li><span><span>Gözlerde sulanma</span></span></li>
	<li><span><span>Tansiyon düşmesi</span></span></li>
	<li><span><span>Kolik</span></span></li>
</ul>

<p><span><span> <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></span></span></p>

<p><span><span>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/1660118822_A__Betu__l_Bu__yu__ktiryaki.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni nesil pişirme yöntemleri alerjiye yol açar mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-nesil-pisirme-yoentemleri-alerjiye-yol-acar-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-nesil-pisirme-yoentemleri-alerjiye-yol-acar-mi</guid>
<description><![CDATA[ Son dönemde yıldızı parlayan sıcak hava fritözleri gibi yeni nesil pişirme cihazları, besin alerjilerini tetikleyip tetiklemeyeceği konusunda uzmanları harekete geçirdi. Henüz yapılmış bilimsel bir çalışma olmadığını belirten Türkiye Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Uzm. Dr. Velat Çelik, daha önce cihazda alerjen bir besin pişirilmiş ise o besine alerjisi olan bireyde alerjik reaksiyona yol açabileceğini, bu nedenle eğer evde besin alerjisi olan biri varsa ona ayrı bir sıcak hava fritözünde yemek hazırlanması ya da tamamen kullanmaktan kaçınılması gerektiğine dikkat çekti.

Sıcak hava fritözleri son yıllarda yıldızı parlayan en popüler pişirme yöntemlerinden biri.  Sıcak hava fritözleri, sıcak hava üfleyerek sıcak havanın yiyeceklerin etrafında yüksek hızda dolaşmasını sağlıyor ve yiyecekleri bu yöntemle pişiriyor. Bu yöntem ile hem %80 daha az yağ kullanılıyor hem de geleneksel yağda kızartmalar kadar gevrek ve lezzetli yiyecekler elde edilebiliyor. Üstelik yiyecekler, geleneksel yağda kızartmaya göre daha az kalori ve daha az akrilamid gibi sağlığa zararlı kimyasallara maruz kalıyor. Peki tüm özellikleriyle daha sağlıklı oldukları iddia edilen yeni nesil pişiriciler besin alerjilerini tetikler mi? Besinler üzerindeki etkileri neler? Besin alerjisi olan biri yeni nesil pişirme yöntemlerinden olan sıcak hava fritözlerini kullanabilir mi? İşte yanıtları…

Çapraz bulaşmaya dikkat!

Sıcak hava fritözleri sıcak hava akımının içine konulan besini pişirirken, besindeki alerjenleri cihazın temizlenmesi zor yerlerine kadar yayabileceğini ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Uzm. Dr. Velat Çelik, sonraki pişirmede alerjen içermeyen besin kullanılsa bile, önceki besinden kalan alerjenin yeni besine bulaşabileceğini ve bu besin yenildiğinde reaksiyon oluşturabileceğini söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan Uzm. Dr. Velat Çelik, “Balık alerjiniz olduğunu ve birisinin daha önce sıcak hava fritözünün içinde balık kızarttığını düşünün. Balık alerjenleri fritözün temizlenmesi zor bölgelerine yayılmış olabilir ve sonraki pişirmede bu alerjenlerin yemeğe bulaşması, alerjik reaksiyona yol açabilir. Evde besin alerjisi olan biri varsa, bu cihaz dikkatli kullanılmalıdır” diye konuştu.

Fırınlanmış besini tolere edenler sıcak hava fritözlerini kullanabilir mi?

Bazı besinlerin ısındıkça alerjenik özelliği azalırken bazılarının alerjiye yol açma potansiyeli olduğunu ifade eden Çelik, “Örneğin süt alerjisi olan bir çocuk bazen geleneksel fırınlarda pişirilmiş sütlü keki sorunsuz tüketebilir. Ya da oral alerji sendromu teşhisi olan bir erişkin çiğ elma ile reaksiyon yaşarken mikrodalgada işlem görmüş elmayı sorunsuz tüketebilir. Bu işlemler için standardize edilmiş tarifler, sıcaklık ve işlem süreleri belirlenmiştir ve alerji hekimi uygun görürse uygulanır. Ancak sıcak hava fritözleri ile bir besinin alerjiye yol açma potansiyelini azaltmak için hangi ısıda ve ne kadar süre işlem görmesi gerektiği net olarak belli değildir. Bu konuda çalışmalar yapılana kadar fırınlanmış/ısıtılmış besinleri tolere eden bireylerin bu cihazlarla besinleri hazırlaması önerilmemektedir” dedi.

Besin alerjisi olan bireyler bu cihazı kullanırken dikkatli olmalı!

Yeni nesil pişirme cihazlarının yeterince temizlenmediğinde dumana ve kokuya sebep olabileceğini belirten Çelik, bu koku ve duman, astımlı hastalarda nefes darlığına ve diğer solunum şikayetlerine yol açabilir. Sonuç olarak, sıcak hava fritözlerinin alerjik hastalıklarda kullanımı hakkında yeterli bilgi yok. Besin alerjisi olan bireyler bu cihazı kullanırken dikkatli olmalı ve şiddetli besin alerjisi olanların ortak cihaz kullanmaktan kaçınmalı. Ya da kendilerine özel bir fritöz kullanmaları daha güvenli olacaktır” diye konuştu.

 

Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:

Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/11/yeni-nesil-pisirme-yontemleri-alerjiye-yol-acar-mi-1668841330.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, nesil, pişirme, yöntemleri, alerjiye, yol, açar, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Son dönemde yıldızı parlayan sıcak hava fritözleri gibi yeni nesil pişirme cihazları, besin alerjilerini tetikleyip tetiklemeyeceği konusunda uzmanları harekete geçirdi. Henüz yapılmış bilimsel bir çalışma olmadığını belirten Türkiye Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Uzm. Dr. Velat Çelik, daha önce cihazda alerjen bir besin pişirilmiş ise o besine alerjisi olan bireyde alerjik reaksiyona yol açabileceğini, bu nedenle eğer evde besin alerjisi olan biri varsa ona ayrı bir sıcak hava fritözünde yemek hazırlanması ya da tamamen kullanmaktan kaçınılması gerektiğine dikkat çekti.</span></span></p>

<p><span><span>Sıcak hava fritözleri son yıllarda yıldızı parlayan en popüler pişirme yöntemlerinden biri.  Sıcak hava fritözleri, sıcak hava üfleyerek sıcak havanın yiyeceklerin etrafında yüksek hızda dolaşmasını sağlıyor ve yiyecekleri bu yöntemle pişiriyor. Bu yöntem ile hem %80 daha az yağ kullanılıyor hem de geleneksel yağda kızartmalar kadar gevrek ve lezzetli yiyecekler elde edilebiliyor. Üstelik yiyecekler, geleneksel yağda kızartmaya göre daha az kalori ve daha az akrilamid gibi sağlığa zararlı kimyasallara maruz kalıyor. Peki tüm özellikleriyle daha sağlıklı oldukları iddia edilen yeni nesil pişiriciler besin alerjilerini tetikler mi? Besinler üzerindeki etkileri neler? Besin alerjisi olan biri yeni nesil pişirme yöntemlerinden olan sıcak hava fritözlerini kullanabilir mi? İşte yanıtları…</span></span></p>

<p><span><span>Çapraz bulaşmaya dikkat!</span></span></p>

<p><span><span>Sıcak hava fritözleri sıcak hava akımının içine konulan besini pişirirken, besindeki alerjenleri cihazın temizlenmesi zor yerlerine kadar yayabileceğini ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Uzm. Dr. Velat Çelik, sonraki pişirmede alerjen içermeyen besin kullanılsa bile, önceki besinden kalan alerjenin yeni besine bulaşabileceğini ve bu besin yenildiğinde reaksiyon oluşturabileceğini söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan Uzm. Dr. Velat Çelik, “Balık alerjiniz olduğunu ve birisinin daha önce sıcak hava fritözünün içinde balık kızarttığını düşünün. Balık alerjenleri fritözün temizlenmesi zor bölgelerine yayılmış olabilir ve sonraki pişirmede bu alerjenlerin yemeğe bulaşması, alerjik reaksiyona yol açabilir. Evde besin alerjisi olan biri varsa, bu cihaz dikkatli kullanılmalıdır” diye konuştu.</span></span></p>

<p><span><span>Fırınlanmış besini tolere edenler sıcak hava fritözlerini kullanabilir mi?</span></span></p>

<p><span><span>Bazı besinlerin ısındıkça alerjenik özelliği azalırken bazılarının alerjiye yol açma potansiyeli olduğunu ifade eden Çelik, “Örneğin süt alerjisi olan bir çocuk bazen geleneksel fırınlarda pişirilmiş sütlü keki sorunsuz tüketebilir. Ya da oral alerji sendromu teşhisi olan bir erişkin çiğ elma ile reaksiyon yaşarken mikrodalgada işlem görmüş elmayı sorunsuz tüketebilir. Bu işlemler için standardize edilmiş tarifler, sıcaklık ve işlem süreleri belirlenmiştir ve alerji hekimi uygun görürse uygulanır. Ancak sıcak hava fritözleri ile bir besinin alerjiye yol açma potansiyelini azaltmak için hangi ısıda ve ne kadar süre işlem görmesi gerektiği net olarak belli değildir. Bu konuda çalışmalar yapılana kadar fırınlanmış/ısıtılmış besinleri tolere eden bireylerin bu cihazlarla besinleri hazırlaması önerilmemektedir” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Besin alerjisi olan bireyler bu cihazı kullanırken dikkatli olmalı!</span></span></p>

<p><span><span>Yeni nesil pişirme cihazlarının yeterince temizlenmediğinde dumana ve kokuya sebep olabileceğini belirten Çelik, bu koku ve duman, astımlı hastalarda nefes darlığına ve diğer solunum şikayetlerine yol açabilir. Sonuç olarak, sıcak hava fritözlerinin alerjik hastalıklarda kullanımı hakkında yeterli bilgi yok. Besin alerjisi olan bireyler bu cihazı kullanırken dikkatli olmalı ve şiddetli besin alerjisi olanların ortak cihaz kullanmaktan kaçınmalı. Ya da kendilerine özel bir fritöz kullanmaları daha güvenli olacaktır” diye konuştu.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</span></span></p>

<p><span><span>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye’de 4 kadından birinde meme kanseri görülüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-4-kadindan-birinde-meme-kanseri-goeruluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-4-kadindan-birinde-meme-kanseri-goeruluyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2004 yılından beri meme kanserinde erken teşhisin önemi ve meme kanseri farkındalığı sağlamak için ekim ayı “Meme Kanseri Bilinçlendirme ve Farkındalık Ayı” olarak biliniyor. Meme kanseri, dünyada ve Türkiye’de en sık izlenen ilk on kanser arasında ilk sırada yer alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/10/turkiyede-4-kadindan-birinde-meme-kanseri-goruluyor-1666806489.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Türkiye’de, kadından, birinde, meme, kanseri, görülüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Ülkemizde ve dünyada kadınlarda en sık karşılaşılan ve aynı zamanda en sık ölüme neden olan meme kanseri, meme dokusunda yer alan hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile ortaya çıkıyor. Erkeklerde meme kanseri kadınlara oranla çok daha az sıklıkta görülüyor. Meme kanseri dünya genelinde tek başına kadınlarda, tüm kanserlerin yüzde 30’unu, tüm kanserlerden ölümlerin ise yüzde 14’ünü oluşturmakla birlikte, en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Diğer kanser türlerinde olduğu gibi meme kanseri ile beslenme arasında da sıkı bir ilişki bulunuyor. Sağlıklı beslenme meme kanserinden korunmada önemli bir faktör. Meme kanseri hastalarında bağışıklık sisteminin aktivasyonu, kanser tedavisi, mevcut kanser tedavisinin olumsuz etkilerine bağlı semptomların hafifletilmesi ve meme kalitesinin iyileştirilmesi gibi nedenlerle beslenme tedavisi uygulanabiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son zamanlarda yapılan bazı çalışmalar, meme kanserinin önlenmesi için diyet ve fiziksel aktivitenin değiştirilebilir risk faktörleri arasında olduğunu ve obezitenin meme kanseri riskini etkilediğini gösteriyor. Postmenopozal kadınlarda obezite, globulin (SHGB) düzeylerinin azalmasına neden olabiliyor.  Bu durum ise, serbest östrojen düzeylerinin artmasına ve meme kanseri riskine yol açıyor. İdeal kiloya sahip kadınların, özellikle menopoz dönemi sonrasında meme kanseri olma riskinin daha az olduğu biliniyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sabri Ülker Vakfı</strong>; beslenmenin meme kanseri riskini azaltmadaki önemine dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><strong><u><span><span>Beslenmenize dikkat ederek meme kanseri riskini azaltın </span></span></u></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Tüm kanserlerde olduğu gibi sebze ve meyveden zengin, yeterli ve dengeli bir beslenme, uygun koşullarda hazırlanmış gıdaların tüketimi ile sürdürülebilir sağlıklı beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivitenin artırılması, sağlıklı kilonun korunması ve sigara kullanımından uzak durmak meme kanseri riskinin azaltıyor. Emzirmenin meme kanserinden koruduğuna dair çok sayıda çalışma bulunduğu için tüm annelerin bebeklerini en az 2 yıl süreyle emzirmeleri de öneriliyor.  Yeterli ve dengeli bir beslenmede genel olarak alınan total kalorinin yağlardan gelen oranının yüzde 30’u aşmamasının kanser riskini azaltmaya yardımcı olduğu belirtiliyor. Ayrıca, yağ grubu içinde Omega-3 açısından zengin beslenme, kanser riskini azaltıyor.  </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><u><span><span>Pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi önem taşıyor</span></span></u></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle haftada 1-2 kez mevsimine uygun balık tüketilmesi önemli. Kırmızı etin yanı sıra tavuk, balık, hindi eti gibi alternatiflerinde beslenmede yer alması ve çeşitlilik sağlanması ile pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi önem taşıyor. Örneğin,  kızartma yerine ızgara, haşlama veya fırında pişirme yöntemleri tercih edilebilir. Karbonhidrat kaynağı olarak tam tahıl ürünleri tercih edilerek lif alımı desteklenebiliyor. Yapılan bazı çalışmalar, yüksek glisemik indeksin meme kanseri riskini arttırdığını gösteriyor. Bu nedenle tam buğday ekmek, tam buğday makarna, bulgur, yulaf, kuru baklagil gibi liften zengin, düşük glisemik indeksli karbonhidrat kaynaklarını tüketmeye özen gösterilmeli. Meyve ve sebzeler beslenmedeki önemli vitamin, mineral, lif ve antioksidan kaynağı olarak önümüze çıkıyor. Yapılan çalışmalar, meyve ve sebze tüketiminin meme kanseri riskini azalttığını gösteriyor. Kanserden koruyucu bir diyette her gün en az 2 porsiyon meyve ve en az 3 porsiyon sebzenin yer alıyor olmasına özen gösterilmelidir. Özellikle mevsimine uygun sebze ve meyve tüketimi de önemlidir. Meyvelerin şeker oranı yüksek olduğundan porsiyon miktarına da dikkat edilmesi gerekiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><u><span><span>Meme kanserinden korunmada fitokimyasallar</span></span></u></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Sebze ve meyvelerdeki fitokimyasalların,  antioksidan  ve  anti-kanser aktivitelerine  bağlı  olarak  sinerjik  etkilerinin olduğu ileri sürülüyor. Tüm biyoaktif bileşiklerin bazı kanser türlerinin ve özellikle de meme kanserinin önlenmesinde önemli rolünün olduğu biliniyor. Diyet posası bu koruyucu bileşiklerden biri. Avrupa Prospektif Kanser ve Beslenme Araştırma  (EPIC)  çalışmasında posa yönünden zengin  diyetlerin,  özellikle  sebzelerin posa içeriğine bağlı olarak meme kanseri riskinde azalma sağlayabileceği belirtiliyor. Farklı sebze ve meyvelerin fitokimyasal içeriği, kanserin önlenmesindeki mekanizmalar üzerinde tamamlayıcı ve destekleyici etkiler yaratacağından meme kanserinden korunmada bu besinlerin tüketimi oldukça önemli. </span></span></span></p>

<p><span><span><strong><u><span><span>Zerdeçal ve çörekotu antioksidanlar yönünden destek </span></span></u></strong></span></span></p>

<p><span><span><span>Yapılan çalışmalarda bağışıklık sistemini uyarıcı, alerjiyi azaltıcı, kan şekerini düşürücü, tansiyon düşürücü, enfeksiyonu azaltan etkileri görülen çörek otunun içerisinde bulunan maddelerin, meme kanseri hücrelerini öldürebildiği belirtiliyor. Zerdeçal ile yapılan çalışmalarda ise, zerdeçalın iltihap giderici ve antioksidan etkisi üzerinde duruluyor. Ayrıca zihinsel fonksiyonları artıran zerdeçal özellikle uzak doğuda tümörlerin de tedavisinde uzun süredir kullanılıyor. Ara öğünlerde yoğurtlarınıza, ana yemeklerde ise salata veya çorbalarınıza zerdeçal veya çörekotu ekleyerek diyetinizi antioksidanlar yönünden destekleyebilirsiniz.  </span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Besin alerjili çocuklar için  Okullarda özel önlemler alınmalı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/besin-alerjili-cocuklar-icin-okullarda-oezel-oenlemler-alinmali</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/besin-alerjili-cocuklar-icin-okullarda-oezel-oenlemler-alinmali</guid>
<description><![CDATA[ Besin alerjisi olan bir çocuğun beslenme yönetiminin en zor olduğu ortamlardan biri de okullardır. Okul ortamının yarattığı etkileşim, çocuğun alerjisi olduğu besinden kaçınmasını zorlaştırırken beraberinde bu durum, okullarda özel önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. İlk aşamada çocuğun alerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Melike Ocak “Öğretmenler, okul yönetimini bilgilendirilmeli, doktordan alınan alerjik şok belirtileri ve ilk yardım planı okul yönetimi ve öğretmenlerle yazılı olarak paylaşılmalıdır.  Çocukta besin alerjisine bağlı alerjik şok gelişmesi halinde ise yapılması gerekenler belirtilerek, okul mutfağında alerjik çocuklar için besinlerin ayrı bir alanda hazırlanması sağlanmalıdır” dedi. 

Besin alerjisi; son yıllarda dünya çapında görülme sıklığının artması, önemli psikososyal, ekonomik ve fiziksel sağlık yükleri ile sonuçlanması nedeniyle giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüştü. Ülkemizde okul çağındaki çocuklarda kuruyemişler, inek sütü, susam ve yumurta en sık saptanan besin alerjilerinden bazılarını oluşturuyor. Bebeklik döneminde beslenme, evde ve çoğunlukla bakım verenin gözetiminde olduğu için besin alerjisinden korunmak daha kolay iken, okul çocuklarında ev dışındaki ortamlarda daha çok zaman geçirme, arkadaşlarıyla beslenme sırasındaki etkileşimin artması, çocuğun alerjisi olduğu besinden kaçınmasını zorlaştırması nedeniyle özel önlemler alınmasını da zorunlu hale getiriyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Melike Ocak, bu konuda öncelikle çocuğun alerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğini belirterek, besin alerjili çocuklar için okullarda alınabilecek önlemleri sıraladı.

1- Çocuğunuzu alerjisi hakkında bilinçlendirin: Çocuğunuza anlayacağı basit bir dille, onu korkutmadan hastalığını anlatmanız ve alerjisi hakkında bilinçlendirmeniz çok önemlidir. Alerjisini belirten bir kolye veya bilezik taktırmanız çevresindekileri bilgilendirmesi açısından önemli olacaktır. Alerjisi olduğu besinlerin hem kendisinden hem de içeriğinde yer aldığı ürünlerden uzak durmasını ve tüketeceği tüm besinlerin etiketlerini önceden kontrol etmesini öğretin. Ayrıca arkadaşlarının kendisine ikram ettiği yiyecekleri kabul etmeden önce içerisinde, kendisinde alerjiye yol açan etkenin yer almadığını iyice öğrenmesi konusunda bilgilendirin.  Hatta yakınlarının önerisiyle bile olsa bilmedikleri ve güvenmedikleri hiçbir yiyeceği tüketmemelerini sağlayın. Alerjik şok (anafilaksi) geliştiğinde uygulayacakları adrenalin otomatik enjektör demoları ile pratik yapmalarını oyuna dönüştürerek bu konuda bilgilenmelerini sağlayın.

2- Öğretmenleri ve okul yönetimini bilgilendirin ve iş birliği içinde olun: Okullarda besin alerjisini yönetmenin en iyi yolu; ebeveynlerin ve okul personelinin birlikte bir ekip olarak çalışmasıdır. Etkili iletişim, herkesin besin alerjisini anlamasına yardımcı olmak ve çocuğun güvenliğini sağlamak için çok önemlidir. Tüm öğretmenlerinin ve yemekhane görevlilerinin çocuğunuzu tanıdığından ve alerjisi olduğu besinleri bildiklerinden emin olun. Ayrıca aylık yemek menüsünü ve içerdiği besinleri yemekhane personelinden edinin ve çocuğunuzla birlikte tek tek kontrol edin. Okul tarafından düzenlenen okul gezileri, doğum günleri gibi toplu etkinliklerde kendiniz yer almaya çalışın. Katılamayacaksanız, adrenalin oto-enjektör uygulaması konusunda güvendiğiniz bir aile üyenizin veya arkadaşınızın katılmasını sağlayın.

3- Doktorunuzdan aldığınız alerjik şok belirtilerini ve ilk yardım planını okul yönetimi ve öğretmenle yazılı olarak paylaşın: Çocuk, okulda alerjisi olduğu besini kazara tüketirse öğretmenin çocukta ne gibi bulgular çıkacağını bilmesi ve reaksiyonu erkenden tanıması hayati önem taşımaktadır. Belirtiler besinin kazara alımı sonrasında genellikle dakikalar içinde hızla başlar ve uygun tedavi edilmezse ölüme neden olabilir. Tipik olarak bu belirtiler arasında; vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık ve kabartı, dudak, boğaz ve dilde şişme, arka arkaya çok sayıda hapşırma, gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve yaşarma, burun tıkanıklığı/akıntısı, öksürük, nefes almada zorlanma, hırıltılı solunum, mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, ishal, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, bayılma yer alır. Bu belirtilerden herhangi biri ortaya çıkarsa yapılması gereken ilk yardım planını, doktorunuzdan alarak okul yönetimi ve öğretmenle yazılı olarak paylaşın. Alerjik şok olarak bilinen anafilaksi, birden fazla belirtiyle ortaya çıkan alerjik reaksiyonların en ciddi formudur. Yardım planının yönetimindeki en önemli basamak, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olan anafilaksiyi tanımaktır. Anafilaksi tanısı konulduktan sonra ilk tedavi seçeneği adrenalindir. Çocuğunuzun ve gerekli kişilerin adrenalin oto-enjektörlerinin nerede bulunduğunu, bunlara kimin erişimi olduğunu, acil bir durumda nasıl uygulanabileceğini bilmesi gerekmektedir. Bu nedenle öğretmenin nasıl bir müdahalede buluna ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/besin-alerjili-cocuklar-icin-okullarda-ozel-onlemler-alinmali-1679469444.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Besin, alerjili, çocuklar, için, Okullarda, özel, önlemler, alınmalı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Besin alerjisi olan bir çocuğun beslenme yönetiminin en zor olduğu ortamlardan biri de okullardır. Okul ortamının yarattığı etkileşim, çocuğun alerjisi olduğu besinden kaçınmasını zorlaştırırken beraberinde bu durum, okullarda özel önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. İlk aşamada çocuğun alerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Melike Ocak “Öğretmenler, okul yönetimini bilgilendirilmeli, doktordan alınan alerjik şok belirtileri ve ilk yardım planı okul yönetimi ve öğretmenlerle yazılı olarak paylaşılmalıdır.  Çocukta besin alerjisine bağlı alerjik şok gelişmesi halinde ise yapılması gerekenler belirtilerek, okul mutfağında alerjik çocuklar için besinlerin ayrı bir alanda hazırlanması sağlanmalıdır” dedi. </span></span></p>

<p><span><span>Besin alerjisi; son yıllarda dünya çapında görülme sıklığının artması, önemli psikososyal, ekonomik ve fiziksel sağlık yükleri ile sonuçlanması nedeniyle giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüştü. Ülkemizde okul çağındaki çocuklarda kuruyemişler, inek sütü, susam ve yumurta en sık saptanan besin alerjilerinden bazılarını oluşturuyor. Bebeklik döneminde beslenme, evde ve çoğunlukla bakım verenin gözetiminde olduğu için besin alerjisinden korunmak daha kolay iken, okul çocuklarında ev dışındaki ortamlarda daha çok zaman geçirme, arkadaşlarıyla beslenme sırasındaki etkileşimin artması, çocuğun alerjisi olduğu besinden kaçınmasını zorlaştırması nedeniyle özel önlemler alınmasını da zorunlu hale getiriyor. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Melike Ocak, bu konuda öncelikle çocuğun alerjisi hakkında bilinçlendirilmesi gerektiğini belirterek, besin alerjili çocuklar için okullarda alınabilecek önlemleri sıraladı.</span></span></p>

<p><span><span>1- Çocuğunuzu alerjisi hakkında bilinçlendirin: Çocuğunuza anlayacağı basit bir dille, onu korkutmadan hastalığını anlatmanız ve alerjisi hakkında bilinçlendirmeniz çok önemlidir. Alerjisini belirten bir kolye veya bilezik taktırmanız çevresindekileri bilgilendirmesi açısından önemli olacaktır. Alerjisi olduğu besinlerin hem kendisinden hem de içeriğinde yer aldığı ürünlerden uzak durmasını ve tüketeceği tüm besinlerin etiketlerini önceden kontrol etmesini öğretin. Ayrıca arkadaşlarının kendisine ikram ettiği yiyecekleri kabul etmeden önce içerisinde, kendisinde alerjiye yol açan etkenin yer almadığını iyice öğrenmesi konusunda bilgilendirin.  Hatta yakınlarının önerisiyle bile olsa bilmedikleri ve güvenmedikleri hiçbir yiyeceği tüketmemelerini sağlayın. Alerjik şok (anafilaksi) geliştiğinde uygulayacakları adrenalin otomatik enjektör demoları ile pratik yapmalarını oyuna dönüştürerek bu konuda bilgilenmelerini sağlayın.</span></span></p>

<p><span><span>2- Öğretmenleri ve okul yönetimini bilgilendirin ve iş birliği içinde olun: Okullarda besin alerjisini yönetmenin en iyi yolu; ebeveynlerin ve okul personelinin birlikte bir ekip olarak çalışmasıdır. Etkili iletişim, herkesin besin alerjisini anlamasına yardımcı olmak ve çocuğun güvenliğini sağlamak için çok önemlidir. Tüm öğretmenlerinin ve yemekhane görevlilerinin çocuğunuzu tanıdığından ve alerjisi olduğu besinleri bildiklerinden emin olun. Ayrıca aylık yemek menüsünü ve içerdiği besinleri yemekhane personelinden edinin ve çocuğunuzla birlikte tek tek kontrol edin. Okul tarafından düzenlenen okul gezileri, doğum günleri gibi toplu etkinliklerde kendiniz yer almaya çalışın. Katılamayacaksanız, adrenalin oto-enjektör uygulaması konusunda güvendiğiniz bir aile üyenizin veya arkadaşınızın katılmasını sağlayın.</span></span></p>

<p><span><span>3- Doktorunuzdan aldığınız alerjik şok belirtilerini ve ilk yardım planını okul yönetimi ve öğretmenle yazılı olarak paylaşın: Çocuk, okulda alerjisi olduğu besini kazara tüketirse öğretmenin çocukta ne gibi bulgular çıkacağını bilmesi ve reaksiyonu erkenden tanıması hayati önem taşımaktadır. Belirtiler besinin kazara alımı sonrasında genellikle dakikalar içinde hızla başlar ve uygun tedavi edilmezse ölüme neden olabilir. Tipik olarak bu belirtiler arasında; vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık ve kabartı, dudak, boğaz ve dilde şişme, arka arkaya çok sayıda hapşırma, gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve yaşarma, burun tıkanıklığı/akıntısı, öksürük, nefes almada zorlanma, hırıltılı solunum, mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, ishal, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, bayılma yer alır. Bu belirtilerden herhangi biri ortaya çıkarsa yapılması gereken ilk yardım planını, doktorunuzdan alarak okul yönetimi ve öğretmenle yazılı olarak paylaşın. Alerjik şok olarak bilinen anafilaksi, birden fazla belirtiyle ortaya çıkan alerjik reaksiyonların en ciddi formudur. Yardım planının yönetimindeki en önemli basamak, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olan anafilaksiyi tanımaktır. Anafilaksi tanısı konulduktan sonra ilk tedavi seçeneği adrenalindir. Çocuğunuzun ve gerekli kişilerin adrenalin oto-enjektörlerinin nerede bulunduğunu, bunlara kimin erişimi olduğunu, acil bir durumda nasıl uygulanabileceğini bilmesi gerekmektedir. Bu nedenle öğretmenin nasıl bir müdahalede bulunacağının önceden belirlenmesi ve bunun için ilk yardım planı hakkında daha önceden eğitim alması çok önemlidir. İlk yardım planını bilen öğretmenlerin olması aileleri çok rahatlatacaktır. </span></span></p>

<p><span><span>4- Besin alerjisine bağlı alerjik şok gelişmesi halinde yapılması gerekenler konusunda yazılı planın olması ve bu plan çerçevesinde uygulama yapılması sağlanmalıdır: Çocukta alerjik şok tablosu gelişirse; </span></span></p>

<p><span><span>- Çocuğu hemen sırt üstü yatırın ve ayaklarını yükseltin, </span></span></p>

<p><span><span>- Ağzındaki yiyecek kalıntılarını uzaklaştırın ve rahat nefes almasını sağlayın, </span></span></p>

<p><span><span>- Eğer çocuk yanında daha önceden hekimleri tarafından verilmiş hazır adrenalin iğneleri taşıyorlarsa bunu hemen uyluğun ön-yan tarafından uygulayın. Ardından hemen 112’yi arayın. </span></span></p>

<p><span><span>5-Okul mutfağında alerjik besinlerle temas olmaması, alerjik çocuklar için besinlerin ayrı bir alanda hazırlanması sağlanmalıdır: Okul mutfaklarındaki hazırlık ve servis gereçlerinin kontaminasyonu alerji açısından risk taşır. Yemek hazırlanan ve servis edilen alanlarda önlemler alınmalıdır ve kullanılan tabak ve çatal, bıçaklar özenle yıkanmış olmalı ve ortak pişirme kabı kullanılmamalıdır. Okulda çocukların tüketecekleri tüm besinlerin etiketleri mutfak görevlileri tarafından da önceden kontrol edilmelidir.</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</span></span></p>

<p><span><span>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kanserin Psikolojik Etkileri Göz Ardı Edilmemeli</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kanserin-psikolojik-etkileri-goez-ardi-edilmemeli</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kanserin-psikolojik-etkileri-goez-ardi-edilmemeli</guid>
<description><![CDATA[ 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında kanserin psikolojik etkileri ve sürecin doğru yönetilmesi adına önemli açıklamalar yapan Klinik Psikolog Damla Özcan, depresyonun onkoloji hastalarında en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olduğunu belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/02/kanserin-psikolojik-etkileri-goz-ardi-edilmemeli-1675426125.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kanserin, Psikolojik, Etkileri, Göz, Ardı, Edilmemeli</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Depresyon, toplum içerisinde en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olmakla beraber, onkoloji hastalarında da en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıkların başında geliyor. Moodist Hastanesi’nden Klinik Psikolog Damla Özcan kanser ile depresyon arasındaki bağlantıyı şöyle açıklıyor: “Kanser tanısı fiziksel bir hastalık tanısı olarak ele alınsa da hastanın psikososyal yaşantısına, gündelik rutin işlevselliğine olumsuz birçok yansıması oluyor. Dolayısıyla kanser tanısı bireyin yaşantısında iş gücü kaybı ile psikososyal alanlarda meydana gelen olumsuz durumları da içerisinde barındırıyor. Kronik hastalıklar içerisinde yer alan kanser tekrarlayan ve nüksedebilen bir yapıya sahip olduğundan geleceğe yönelik kaygılı, endişeli, umutsuz düşüncelerin oluşmasına sebep olabilir. Bu düşüncelerle kişi baş etmekte zorlandığında depresif bir duygudurum meydana geliyor. Kanser sürecinde bireylerde fiziksel olarak meydana gelen ağrılar, uygulanmakta olan tedavilerin yan etkileri, zaman zaman gündeminde olan hastane yatışları, bedeninde imajına yönelik değişimlerin söz konusu olması kanser ile depresyon arasındaki bağlantıyı oluşturan etmenler arasında yer alıyor.”</span></span></p>

<p><strong><span><span>“Hem hasta hem aile bireyleri etkileniyor”</span></span></strong></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/klinik-psikolog-damla-ozcan1.jpg">Kanser, hem hastayı hem de aile bireylerini fiziksel ve ruhsal olarak etkiliyor.  Bu durum kanser tanısı ile karşı karşıya kalan birey için duygusal stresi yönetmek ve kontrol etmek noktasında oldukça zorlayıcı olabiliyor. Tedavi süreci içerisinde olan hastanın birtakım kişilik özellikleri, baş etme yöntemleri, kanser sürecine yüklemiş olduğu anlam ve bu sürece yönelik bakış açısının psikiyatrik rahatsızlıklar açısından oldukça önemli olduğunu belirten Özcan, “Hastanın bu süreçte dışsal kaynakları olarak ele alabileceğimiz aile üyeleri ve arkadaş çevresinin bulunup bulunmaması, mevcut dışsal kaynaklarının destekleyici ve empatik yaklaşımının olup olmaması yine ortaya çıkabilecek bir depresyon süreci için risk faktörüdür. Bir diğer önemli risk faktörleri arasında hastanın sık sık temas içerisinde kaldığı tedavi ekibi ile olan iletişimidir. Çünkü bu noktada da tedavi ekibinin kendisine yönelik güven verici, destekleyici ve iş birliği içerisinde olan bir tutum sergilemesi oldukça önemlidir” diyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>“Depresif belirtiler dikkate alınmalı”</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kanser hastası kişilerde görülen depresif belirtilerin zaman zaman tedavi ekibi ve çevresindeki kişiler tarafından sürecin çok doğal bir parçasıymış gibi kabul edildiğini belirten Klinik Psikolog Damla Özcan, “Klinik anlamda kişide gözlemsel olarak da fark edilebilen bir depresyon tablosunun yer alması kesinlikle sürecin bir parçasıymış gibi doğal kabul edilmemelidir. Kişi ruhsal sağlığını korumak ve psikolojik sağlamlığını güçlendirmek adına eski rutinine yönelik aktivitelerine mevcut yaşantısı içerisinde yer vermelidir. Çevresi tarafından da psikososyal aktivitelere yönlendirilmeli, bu aktiviteler kapsamında desteklenmelidir. Kişiye tedavi süreci dışında da bir sosyal yaşantısının olduğu hatırlatılarak bu sosyal yaşantı için teşvik edilmelidir. Başlangıçta kişiler aktivitelere yönelik ilgi ve keyif alamadıklarını belirtebilirler. Burada ilk amaç ve hedefin keyif ve hazdan ziyade aktivitelere yönelik davranışlarda bulunmak olduğunu unutmamak gerekir. Kanser hastası olan kişilerin, tedavi sürecinin başlangıcından itibaren bir psikoterapi desteği alarak tedavi sürecini yönetmesi, tedavi sürecinin olası inişli çıkışlı seyri açısından ve kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek açısından oldukça önemlidir. Beraberinde klinik tablo açısından medikal bir tedavinin gerekli görüldüğü noktada ise eş zamanlı olarak psikiyatrist ve psikolog ile beraber koordineli olarak ilerlenmeli ve hastanın fiziksel sağlığı ruhsal sağlığından bağımsız ele alınmamalıdır” diyor.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalp Dostu ve Kanser Savaşçısı Domatesin Faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-dostu-ve-kanser-savascisi-domatesin-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-dostu-ve-kanser-savascisi-domatesin-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık açısından birçok faydası olan domates Türk mutfağının da olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Zengin besin içeriği ve antioksidan özellikleri ile kalp, cilt ve göz sağlığını koruyor, sindirim ve bağışıklık sistemini destekliyor. Domatesi taze, mevsiminde ve organik tüketmek gerekiyor. Domatesin pişirilmesi veya işlenmesi, içinde bulunan değerli bir antioksidan olan likopenin de faydalarını artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, domatesin sağlığa faydaları ve bu mevsimde konserve domates yapılırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. 

Domates (Solanum lycopersicum), patlıcan, biber ve patatesle birlikte patlıcangiller familyasına ait bir meyvedir. Çoğunlukla sudan oluşur, karbonhidrat içeriği ise oldukça düşüktür. Domates, C, A, K vitamini, potasyum ve folat açısından zengindir. Ayrıca diyet lifi ve antioksidanlar içerir. Domatese güzel kırmızı rengini likopen adı verilen bir antioksidan vermektedir. Kırmızı rengin dışında mor, sarı, turuncu ve yeşil renkte olan domates türleri de bulunmaktadır.

Zengin antioksidan içeriği ile kanserden korunmaya yardımcı

Antioksidanlar hücrelere zarar verebilecek ve bağışıklık sistemini etkileyebilecek serbest radikaller adı verilen moleküllerle savaşır. Domates likopen açısından zengin bir besindir. Likopen; akciğer, mide veya prostat kanseri olma olasılığını azaltabilir. Olgun domateslerde daha bol bulunan likopen, domates pişirildiğinde daha da etkili hale gelmektedir. Çünkü ısı, meyvenin kalın hücre duvarlarını parçalar ve likopenin vücut tarafından daha kolay erişilebilir hale gelmesini sağlar. Bu nedenle; domates suyu, domates salçası ve domates sosları likopenin en zengin besin kaynaklarıdır. Bilimsel çalışmalar, domates ve domates ürünleri ile prostat, akciğer ve mide kanseri vakalarının daha az görülmesi arasında bağlantı olduğunu göstermiştir. Birçok çalışma, özellikle pişmiş domates olmak üzere, yüksek miktarda domates tüketen erkeklerin prostat kanseri riskinin azaldığını bulmuştur. Genellikle sebze ve meyvelere sarı veya turuncu bir renk veren bir antioksidan olan beta karoten, vücutta bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı A vitaminine dönüştürülür. Yapılan çalışmalar domates kabuğunda bulunan naringenin adlı flavonoidin, vücuttaki iltihabı azalttığı ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağladığını göstermiştir. Güçlü bir antioksidan bileşik olan klorojenik asit, kan basıncı yüksek seviyelerde olan kişilerin kan basıncını düşürebilir. 

Domates cildi güzelleştiriyor, kalbi koruyor 

Domateslerin çiğ ve pişmiş olmak üzere çeşitli formlarda düzenli olarak tüketilmesi olası faydalarından tam olarak yararlanılmasını sağlayacaktır. Domatesin sağlığa faydalarından bazıları şunlardır:

Kalp Sağlığı: Likopen ve diğer antioksidanlar, damarları koruyarak kolesterol seviyelerini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Domatesin potasyum içeriği de kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. 80 gr&#039;lık bir domates porsiyonu yetişkin bir bireyin günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık %5&#039;ini karşılar. Potasyum açısından zengin besinler tüketmek daha düşük felç riskiyle ve daha düşük kalp hastalığı oranlarıyla ilişkilendirilebilir. Likopen ayrıca LDL &quot;kötü&quot; kolesterol seviyesini ve kan basıncını düşürmeye de yardımcı olabilir. Orta yaşlı erkekler üzerinde yapılan bir çalışmada, kandaki yüksek likopen ve beta-karoten seviyelerinin kalp krizi ve felç riskini azalttığı görülmüştür.

Göz Sağlığı: Domates, lutein, zeaksantin ve vücutta A vitaminine dönüşen beta-karoten içerir. Bu bileşikler, göz sağlığını destekler, gözlerin yorulmasını önlemeye ve göz yorgunluğundan kaynaklanan baş ağrılarını hafifletmeye yardımcı olabilir.

Cilt Sağlığı: İçeriğindeki likopen ve diğer antioksidanlar, cilt hücrelerini serbest radikallerden koruyarak cildin daha sağlıklı ve genç kalmasına yardımcı olabilir. Domates, aynı zamanda güneş yanıklarına ve UV ışınlarına karşı koruma sağlar. Bir çalışmaya göre, 10 hafta boyunca her gün 40 gram domates salçasını (16 mg likopen sağlar) zeytinyağı ile birlikte tüketen kişilerde %40 daha az güneş yanığı görülmüştür. 

Sindirim Sistemi: Domates, diyet lifi açısından zengin olduğundan, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur ve kabızlık riskini azaltır. Orta boy bir domates, sindirim için gerekli ve faydalı olan çözünmeyen ve çözünen liften oluşan 1,5 gram lif sağlar. Sağlıklı yetişkin kadınlar günde 25 gram lif, erkekler için 38 gram almayı hedeflemelidir. Domatesler hem çözünebilir hem de çözünmeyen lif kaynağıdır. Çözünebilir lif, sindirim sırasında jel benzeri bir doku oluşturmak için suyu tutar. Çözünmeyen lif dışkıya hacim kazandırır. Bu değişikliklerin her ikisi de dışkının kolondan daha kolay geçmesini sağlar.

Bağışıklık Sistemi: Domates bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan antioksidanlar olan C vitamini ve beta-karoten kaynağıdır. Orta boy bir domates sağlıklı bir yetişkinin C vitamini ihtiyacının %28&#039;ini sağlayabilir. Araştırmalar, ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2024/08/kalp-dostu-ve-kanser-savascisi-domatesin-faydalari-1722514533.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kalp, Dostu, Kanser, Savaşçısı, Domatesin, Faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span>Sağlık açısından birçok faydası olan domates Türk mutfağının da olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Zengin besin içeriği ve antioksidan özellikleri ile kalp, cilt ve göz sağlığını koruyor, sindirim ve bağışıklık sistemini destekliyor. Domatesi taze, mevsiminde ve organik tüketmek gerekiyor. Domatesin pişirilmesi veya işlenmesi, içinde bulunan değerli bir antioksidan olan likopenin de faydalarını artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, domatesin sağlığa faydaları ve bu mevsimde konserve domates yapılırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>Domates (Solanum lycopersicum), patlıcan, biber ve patatesle birlikte patlıcangiller familyasına ait bir meyvedir. Çoğunlukla sudan oluşur, karbonhidrat içeriği ise oldukça düşüktür. Domates, C, A, K vitamini, potasyum ve folat açısından zengindir. Ayrıca diyet lifi ve antioksidanlar içerir. Domatese güzel kırmızı rengini likopen adı verilen bir antioksidan vermektedir. Kırmızı rengin dışında mor, sarı, turuncu ve yeşil renkte olan domates türleri de bulunmaktadır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Zengin antioksidan içeriği ile kanserden korunmaya yardımcı</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>Antioksidanlar hücrelere zarar verebilecek ve bağışıklık sistemini etkileyebilecek serbest radikaller adı verilen moleküllerle savaşır. Domates likopen açısından zengin bir besindir. Likopen; akciğer, mide veya prostat kanseri olma olasılığını azaltabilir. Olgun domateslerde daha bol bulunan likopen, domates pişirildiğinde daha da etkili hale gelmektedir. Çünkü ısı, meyvenin kalın hücre duvarlarını parçalar ve likopenin vücut tarafından daha kolay erişilebilir hale gelmesini sağlar. Bu nedenle; domates suyu, domates salçası ve domates sosları likopenin en zengin besin kaynaklarıdır. Bilimsel çalışmalar, domates ve domates ürünleri ile prostat, akciğer ve mide kanseri vakalarının daha az görülmesi arasında bağlantı olduğunu göstermiştir. Birçok çalışma, özellikle pişmiş domates olmak üzere, yüksek miktarda domates tüketen erkeklerin prostat kanseri riskinin azaldığını bulmuştur. Genellikle sebze ve meyvelere sarı veya turuncu bir renk veren bir antioksidan olan beta karoten, vücutta bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı A vitaminine dönüştürülür. Yapılan çalışmalar domates kabuğunda bulunan naringenin adlı flavonoidin, vücuttaki iltihabı azalttığı ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağladığını göstermiştir. Güçlü bir antioksidan bileşik olan klorojenik asit, kan basıncı yüksek seviyelerde olan kişilerin kan basıncını düşürebilir. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Domates cildi güzelleştiriyor, kalbi koruyor </span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>Domateslerin çiğ ve pişmiş olmak üzere çeşitli formlarda düzenli olarak tüketilmesi olası faydalarından tam olarak yararlanılmasını sağlayacaktır. Domatesin sağlığa faydalarından bazıları şunlardır:</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Kalp Sağlığı:</span></span></span></strong><span><span><span> Likopen ve diğer antioksidanlar, damarları koruyarak kolesterol seviyelerini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Domatesin potasyum içeriği de kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. 80 gr'lık bir domates porsiyonu yetişkin bir bireyin günlük potasyum ihtiyacının yaklaşık %5'ini karşılar. Potasyum açısından zengin besinler tüketmek daha düşük felç riskiyle ve daha düşük kalp hastalığı oranlarıyla ilişkilendirilebilir. Likopen ayrıca LDL "kötü" kolesterol seviyesini ve kan basıncını düşürmeye de yardımcı olabilir. Orta yaşlı erkekler üzerinde yapılan bir çalışmada, kandaki yüksek likopen ve beta-karoten seviyelerinin kalp krizi ve felç riskini azalttığı görülmüştür.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Göz Sağlığı:</span></span></span></strong><span><span><span> Domates, lutein, zeaksantin ve vücutta A vitaminine dönüşen beta-karoten içerir. Bu bileşikler, göz sağlığını destekler, gözlerin yorulmasını önlemeye ve göz yorgunluğundan kaynaklanan baş ağrılarını hafifletmeye yardımcı olabilir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Cilt Sağlığı:</span></span></span></strong><span><span><span> İçeriğindeki likopen ve diğer antioksidanlar, cilt hücrelerini serbest radikallerden koruyarak cildin daha sağlıklı ve genç kalmasına yardımcı olabilir. Domates, aynı zamanda güneş yanıklarına ve UV ışınlarına karşı koruma sağlar. Bir çalışmaya göre, 10 hafta boyunca her gün 40 gram domates salçasını (16 mg likopen sağlar) zeytinyağı ile birlikte tüketen kişilerde %40 daha az güneş yanığı görülmüştür. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Sindirim Sistemi:</span></span></span></strong><span><span><span> Domates, diyet lifi açısından zengin olduğundan, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur ve kabızlık riskini azaltır. Orta boy bir domates, sindirim için gerekli ve faydalı olan çözünmeyen ve çözünen liften oluşan 1,5 gram lif sağlar. Sağlıklı yetişkin kadınlar günde 25 gram lif, erkekler için 38 gram almayı hedeflemelidir. Domatesler hem çözünebilir hem de çözünmeyen lif kaynağıdır. Çözünebilir lif, sindirim sırasında jel benzeri bir doku oluşturmak için suyu tutar. Çözünmeyen lif dışkıya hacim kazandırır. Bu değişikliklerin her ikisi de dışkının kolondan daha kolay geçmesini sağlar.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Bağışıklık Sistemi:</span></span></span></strong><span><span><span> Domates bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan antioksidanlar olan C vitamini ve beta-karoten kaynağıdır. Orta boy bir domates sağlıklı bir yetişkinin C vitamini ihtiyacının %28'ini sağlayabilir. Araştırmalar, domates suyunun virüsleri savuşturma da dahil olmak üzere bağışıklık hücrelerinin seviyelerini önemli ölçüde artırdığını bulmuştur. Çalışmalar domates ve domates ürünlerinin içerdikleri vitaminler ve antioksidanlar sayesinde çeşitli kanser türlerine yakalanma riskini azaltabileceğini göstermektedir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span><span><span>Domates konservesi yaparken bunlara dikkat edin</span></span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>Domatesin Türk mutfağında hemen her yemekte kullanılması domatesin konserve formunda da çok tüketilmesini beraberinde getirmektedir. Özellikle yaz aylarında pek çok insan domates konserveleri için hazırlıklara başlamaktadır. Ancak domates konservesi yaparken bazı önemli noktalara dikkat edilmelidir. Konserve yapılmadan önce en önemli noktaların başında kavanozların steril hale getirilmesi gelmektedir. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>•Büyük bir tencerenin içerisinde konserve yapmak için kullanılacak kavanozlar ve kapaklar ortalama yarım saat kadar kaynatılmalıdır. Kavanozların cam ve daha önce kullanılmamış olması gerekmektedir. Cam kavanozların kaynatılma işlemi hem steril hem basınçlı hale gelmesi için yapılmaktadır. Bu sayede konservenin daha uzun süre taze kalması sağlanmaktadır. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>•Ardından, kavanozlar temiz bir bezin üzerine dizilerek soğutulmalı ve iyice kurulanmalıdır. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>•Hazırlanan karışım sıcakken kavanozlara konmalıdır. Bu sayede kavanoz vakumlanır, havayla teması kesilir ve ürününüz daha uzun süre saklanır.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>•Konservenin dayanma süresini artırmak amacıyla kavanozun 1/5</span></span></span><span><span><span>′</span></span></span><span><span><span>ini boş bırakılmalıdır. Konservenin bozulmaması için kavanozun sıkıca kapatılması önemlidir. Kavanoz kapağının içeri doğru çökmesi gerekmektedir. Eğer kapak atarsa veya sızıntı yaparsa ürün güvenle saklanamaz, bu nedenle kapak mutlaka değiştirilmelidir. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>•Kapaklarını kapadıktan sonra kavanozlar ters çevrilir. Üzerlerine bir havlu ile örtülerek 1 gün oda sıcaklığında bekletilir. </span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span><span>•Daha sonra kavanozları düz çevrilerek serin ve güneş almayan bir yerde muhafaza edilir.</span></span></span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atık suların izlenmesinin halk sağlığına etkileri ABD’de tartışıldı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/atik-sularin-izlenmesinin-halk-sagligina-etkileri-abdde-tartisildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/atik-sularin-izlenmesinin-halk-sagligina-etkileri-abdde-tartisildi</guid>
<description><![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Amerika Birleşik Devletleri ziyareti çerçevesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Su Konferansı kapsamında, Sağlık Bakanlığı ile Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) işbirliğinde Türkevi&#039;nde düzenlenen &quot;Halk Sağlığının Takibi İçin Atık Su Gözetimi: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını Karşılamak İçin Tek Sağlık Yaklaşımının Kullanılması&quot; konulu etkinliğe katıldı.

Etkinliğin açılışında konuşan Bakan Kirişci, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 3 yıl önce Kovid-19 salgınını duyurmasıyla birkaç ülkede atık sularda Kovid-19 izlemesinin yapıldığını belirterek, bu kapsamda Türkiye&#039;nin de Bakanlık öncülüğünde çalışma başlattığını anımsattı.

&quot;Atık su bazlı epidemiyoloji&quot; kavramının öneminin Kovid-19 salgını ile daha iyi anlaşıldığına işaret eden Kirişci, &quot;Atık su izleme çalışmaları, toplumdaki enfeksiyon yaygınlığını ile eğilimlerini ortaya koyar ve halk sağlığı karar vericileri için uygun maliyetli bir erken uyarı aracı olarak hizmet eder.&quot; dedi.

Bakan Kirişci, Türkiye&#039;nin 3 yıldır 21 pilot ilden 15 günde bir, İstanbul&#039;da da haftalık olarak atık su takibine devam ettiğini aktararak, &quot;Bu kapsamda Türkiye nüfusunun yüzde 42&#039;si ve İstanbul&#039;un yüzde 70&#039;i, Kovid-19 taramasından geçiriliyor.&quot; diye konuştu.

DİĞER ÜLKELERLE DE İŞBİRLİĞİ YAPILIYOR

Bakanlığın internet sitesinde ülke genelindeki Kovid-19 dağılım haritalarının İngilizce ve Türkçe olarak paylaşıldığını söyleyen Kirişci, bu gibi faaliyetleri yürüten diğer ülkelerle de işbirliği içinde olduklarını dile getirdi.

Bakan Kirişci, proje ekiplerinin çeşitli uluslararası etkinliklere katıldığını ve proje bulgularını paylaşmak amacıyla makaleler ve raporlar yayınladığını anlattı.

Elde edilen verimli işbirliklerinin, bugünkü etkinliğin de temelini oluşturduğuna değinen Kirişci, &quot;Türkiye olarak, benzer atık su izleme faaliyetlerine öncülük eden dünyanın dört bir yanından çeşitli önemli kuruluşlarla bu yan etkinliğe öncülük etmekten mutluluk duyuyoruz.&quot; ifadesini kullandı.

Bakan Kirişci, etkinliğin gelecekte halk sağlığı izlemede atık su izlemesinin küresel kullanımı için kilometre taşlarından biri olarak hatırlanmasını umduklarını belirterek, etkinliğin düzenlenmesinde katkıda bulunanlara ve katılımcılara teşekkür etti.

Etkinliğin açılışında, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Bekir Keskinkılıç ile AB Komisyonu Sağlık Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Otoritesi yetkilisi Ana Burgos da konuşma yaptı. Daha sonra WHO, BM ve SUEN&#039;den katılımcıların yer aldığı oturumda, atık su izlemesinin halk sağlığına etkileri ele alındı.

BAKAN KİRİŞCİ, AZERBAYCANLI MEVKİDAŞI İLE GÖRÜŞTÜ

Bakan Kirişci, ABD ziyareti kapsamında Azerbaycan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Muhtar Babayev ile de Türkevi&#039;nde ikili görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin &quot;stratejik ortaklık&quot; düzeyine ulaştığını dile getiren Bakan Kirişci, iki ülke arasındaki ortak dil, kültür ve tarihten güç alan kardeşliğe dayalı ilişkinin, her alanda birçok ülkeye örnek olacak seviyede olduğuna dikkati çekti.

Bakan Kirişci, Azerbaycan ile halihazırda ortaklaşa verimli çalışmalar yürütülen alanlarda ilişkilerin daha da gelişmesi için bakanlık olarak üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Bakan Kirişci ayrıca Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid başkanlığındaki heyet ile de bir araya geldi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin&#039;in de yer aldığı heyet ile yapılan görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği çalışmaları değerlendirildi.

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/03/atik-sularin-izlenmesinin-halk-sagligina-etkileri-abdde-tartisildi-1679823924.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Atık, suların, izlenmesinin, halk, sağlığına, etkileri, ABD’de, tartışıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Amerika Birleşik Devletleri ziyareti çerçevesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Su Konferansı kapsamında, Sağlık Bakanlığı ile Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) işbirliğinde Türkevi'nde düzenlenen "Halk Sağlığının Takibi İçin Atık Su Gözetimi: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını Karşılamak İçin Tek Sağlık Yaklaşımının Kullanılması" konulu etkinliğe katıldı.</span></span></p>

<p><span><span>Etkinliğin açılışında konuşan Bakan Kirişci, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 3 yıl önce Kovid-19 salgınını duyurmasıyla birkaç ülkede atık sularda Kovid-19 izlemesinin yapıldığını belirterek, bu kapsamda Türkiye'nin de Bakanlık öncülüğünde çalışma başlattığını anımsattı.</span></span></p>

<p><span><span>"Atık su bazlı epidemiyoloji" kavramının öneminin Kovid-19 salgını ile daha iyi anlaşıldığına işaret eden Kirişci, "Atık su izleme çalışmaları, toplumdaki enfeksiyon yaygınlığını ile eğilimlerini ortaya koyar ve halk sağlığı karar vericileri için uygun maliyetli bir erken uyarı aracı olarak hizmet eder." dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Bakan Kirişci, Türkiye'nin 3 yıldır 21 pilot ilden 15 günde bir, İstanbul'da da haftalık olarak atık su takibine devam ettiğini aktararak, "Bu kapsamda Türkiye nüfusunun yüzde 42'si ve İstanbul'un yüzde 70'i, Kovid-19 taramasından geçiriliyor." diye konuştu.</span></span></p>

<p><span><span><strong>DİĞER ÜLKELERLE DE İŞBİRLİĞİ YAPILIYOR</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bakanlığın internet sitesinde ülke genelindeki Kovid-19 dağılım haritalarının İngilizce ve Türkçe olarak paylaşıldığını söyleyen Kirişci, bu gibi faaliyetleri yürüten diğer ülkelerle de işbirliği içinde olduklarını dile getirdi.</span></span></p>

<p><span><span>Bakan Kirişci, proje ekiplerinin çeşitli uluslararası etkinliklere katıldığını ve proje bulgularını paylaşmak amacıyla makaleler ve raporlar yayınladığını anlattı.</span></span></p>

<p><span><span>Elde edilen verimli işbirliklerinin, bugünkü etkinliğin de temelini oluşturduğuna değinen Kirişci, "Türkiye olarak, benzer atık su izleme faaliyetlerine öncülük eden dünyanın dört bir yanından çeşitli önemli kuruluşlarla bu yan etkinliğe öncülük etmekten mutluluk duyuyoruz." ifadesini kullandı.</span></span></p>

<p><span><span>Bakan Kirişci, etkinliğin gelecekte halk sağlığı izlemede atık su izlemesinin küresel kullanımı için kilometre taşlarından biri olarak hatırlanmasını umduklarını belirterek, etkinliğin düzenlenmesinde katkıda bulunanlara ve katılımcılara teşekkür etti.</span></span></p>

<p><span><span>Etkinliğin açılışında, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Bekir Keskinkılıç ile AB Komisyonu Sağlık Acil Durum Hazırlık ve Müdahale Otoritesi yetkilisi Ana Burgos da konuşma yaptı. Daha sonra WHO, BM ve SUEN'den katılımcıların yer aldığı oturumda, atık su izlemesinin halk sağlığına etkileri ele alındı.</span></span></p>

<p><span><span><strong>BAKAN KİRİŞCİ, AZERBAYCANLI MEVKİDAŞI İLE GÖRÜŞTÜ</strong></span></span></p>

<p><span><span>Bakan Kirişci, ABD ziyareti kapsamında Azerbaycan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Muhtar Babayev ile de Türkevi'nde ikili görüşme gerçekleştirdi.</span></span></p>

<p><span><span>Görüşmede, Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin "stratejik ortaklık" düzeyine ulaştığını dile getiren Bakan Kirişci, iki ülke arasındaki ortak dil, kültür ve tarihten güç alan kardeşliğe dayalı ilişkinin, her alanda birçok ülkeye örnek olacak seviyede olduğuna dikkati çekti.</span></span></p>

<p><span><span>Bakan Kirişci, Azerbaycan ile halihazırda ortaklaşa verimli çalışmalar yürütülen alanlarda ilişkilerin daha da gelişmesi için bakanlık olarak üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.</span></span></p>

<p><span><span>Bakan Kirişci ayrıca Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid başkanlığındaki heyet ile de bir araya geldi.</span></span></p>

<p><span><span>Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in de yer aldığı heyet ile yapılan görüşmede iki ülke arasındaki iş birliği çalışmaları değerlendirildi.</span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öğrencilerden Sağlıklı Davranışlar Eğitimi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ogrencilerden-saglikli-davranislar-egitimi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ogrencilerden-saglikli-davranislar-egitimi</guid>
<description><![CDATA[ Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi hemşirelik programı üçüncü sınıf öğrencileri tarafından; meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kolorektal kanser ve teknolojinin doğru kullanımı hakkında Bolu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü personeline eğitim verildi. 

Konu hakkında açıklama yapan İl Tarım ve Orman Müdürü İzzet MURAT;

“Hemşirelik programı öğrencilerimiz eğitim faaliyetleri kapsamında müdürlüğümüz çalışanlarına yönelik bilgilendirme gerçekleştirdi. Şubelerimizin müsaitlik durumuna göre belirlenen zaman aralıklarında ziyaretlerini gerçekleştiren öğrencilerimiz günümüzün kronik rahatsızlıkları ve bunlara karşı geliştirmemiz gereken davranışlar hususlarında bizimle değerli bilgilerini paylaştı. 

Bu vesile ile özellikle geçtiğimiz pandemi döneminde değerini bir kez daha anladığımız sağlık çalışanlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Öğrencilerimize çalışmalarından dolayı kurumum ve şahsım adına teşekkür ediyor, bundan sonraki eğitim ve çalışma hayatlarında başarılar diliyorum” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/05/ogrencilerden-saglikli-davranislar-egitimi-1684997344.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Öğrencilerden, Sağlıklı, Davranışlar, Eğitimi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi hemşirelik programı üçüncü sınıf öğrencileri tarafından; meme kanseri, rahim ağzı kanseri, kolorektal kanser ve teknolojinin doğru kullanımı hakkında Bolu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü personeline eğitim verildi. </span></span></p>

<p><span><span>Konu hakkında açıklama yapan İl Tarım ve Orman Müdürü İzzet MURAT;</span></span></p>

<p><span><span>“Hemşirelik programı öğrencilerimiz eğitim faaliyetleri kapsamında müdürlüğümüz çalışanlarına yönelik bilgilendirme gerçekleştirdi. Şubelerimizin müsaitlik durumuna göre belirlenen zaman aralıklarında ziyaretlerini gerçekleştiren öğrencilerimiz günümüzün kronik rahatsızlıkları ve bunlara karşı geliştirmemiz gereken davranışlar hususlarında bizimle değerli bilgilerini paylaştı. </span></span></p>

<p><span><span>Bu vesile ile özellikle geçtiğimiz pandemi döneminde değerini bir kez daha anladığımız sağlık çalışanlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Öğrencilerimize çalışmalarından dolayı kurumum ve şahsım adına teşekkür ediyor, bundan sonraki eğitim ve çalışma hayatlarında başarılar diliyorum” dedi.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmandan Uyarı: Alerjik Vakalar Dünya Çapında Artışta!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmandan-uyari-alerjik-vakalar-dunya-capinda-artista</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmandan-uyari-alerjik-vakalar-dunya-capinda-artista</guid>
<description><![CDATA[ Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte gribal semptomlar ve alerji semptomları birbirine karışmış durumda. Özellikle gribal enfeksiyonların alerjik reaksiyonları tetiklediğine dikkat çeken Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi (AID) Doç. Dr. Murat Cansever, “Kış aylarında artan viral enfeksiyonlar ve hava kirliliği astım ve alerjik nezle gibi hastalığı olan çocuklar için büyük risk taşıyor. Kış aylarında tüm dünyada artan viral enfeksiyonlar, alerjik hastalıkları tetikleyerek görülme sıklığını artırıyor. Enfeksiyonlar dışında, ev içi alerjenler ve artan hava kirliliği de solunum yolu mukozasını bozarak alerjik semptomları ve astım ataklarını tetiklediği için bu mevsimde daha dikkatli olunmalı” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/11/uzmandan-uyari-alerjik-vakalar-dunya-capinda-artista-1668331474.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmandan, Uyarı:, Alerjik, Vakalar, Dünya, Çapında, Artışta</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Kış mevsimiyle birlikte ortaya çıkan alerjik yakınmaların birçok nedeni var kuşkusuz. Artan hava kirliliği, kapalı alan kullanımının artışı ve doğal olarak ev içi alerjenlere daha fazla maruz kalınması, gribal enfeksiyonların artması gibi birçok neden kış alerjilerinin en büyük tetikleyicileri arasında gösteriliyor. Alerjik hastalıkların, dünya çapında giderek sıklığı artan kronik hastalıklardan biri olduğuna dikkat çeken <strong><span>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi <span>(AID) Doç. Dr. <em><span>Murat Cansever</span></em>, </span></span></strong>alerjik hastalıkların günümüzdeki artışının sadece genetik faktörler ile açıklanamadığını, gelişen dünyada endüstrileşme ile başlayan yaşam şartlarında değişme, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, kentsel yaşam oranının artması, ev dışı ve içi ortamın kirliliğinin artması, sık antibiyotik kullanımı ve sigara maruziyeti gibi çok farklı nedenlerin alerjik hastalıkları tetiklediğini söyledi. Özellikle kış alerjilerine dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. <strong>Murat Cansever,</strong> konuyla ilgili şunları anlattı:</span></span></p>

<p><span><span>“Kış alerjilerinin çoğunluğu iç ortamlardadır. İnsanlar özellikle yeterli havalandırma yapılmayan iç ortamlarda daha fazla süre vakit geçirdikleri için kış alerjilerine bağlı semptomlarla karşılaşmaları daha yüksektir. Kış alerjilerinin en sık nedenleri ev tozları, ev tozu akarları, küf sporları, böcek dışkıları ve kabuklarıdır. Soğuk hava ve nem ile özellikle ev içi atmosferinde solunan havadaki artan küf, ev tozu akarı gibi alerjenler, iç ortam ısısını ve neminin artmasını çok sever ve hızla çoğalırlar. Buna bağlı olarak kişide hem cilt hem de solunum yolu alerjileri gelişebilir. Kış aylarında atmosferin hava ısısının ciddi azalması ile birlikte soğuk havaya temas sonrası ciltte halk arasında kurdeşen olarak bilinen ürtiker şeklinde cilt alerjisi gelişir. <strong>Ayrıca astım ve alerjik nezle olan hastaların; soğuk havanın solunum yolunu olumsuz etkileyip hasar oluşturması sonrası bu hastalıklara bağlı semptomları artabilir.”</strong></span></span></p>

<p><span><span><strong><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/doc_dr__murat_cansever.jpg"></strong></span></span></p>

<p><span><span><strong>“EV İÇİ ALERJENLER ASTIM ATAKLARINI TETİKLEYEBİLİR”</strong></span></span></p>

<p><span><span>Ayrıca kış aylarında artan viral enfeksiyonlar ve hava kirliliğinin astım, alerjik nezle gibi alerjik hastalığı olan çocuklar için risk faktörü oluşturduğunu da söyleyen <strong>Cansever,</strong> “Kış aylarında tüm dünyada bu viral enfeksiyonlar çok sık görülür. Hızla bulaşıcı özelliği olan bu enfeksiyonlar alerjik hastalıkların semptomlarını artırabilir. Enfeksiyonlar dışında, ev içi alerjenler, artan hava kirliliği solunum yolu mukozasını bozarak alerji semptomlarını ve astım ataklarını tetikleyebilir” diye konuştu. Tüm bu durumların kişinin; günlük sosyal yaşamında, iş hayatında ve çocuk hastalarda okul serüveninde ciddi şekilde yaşam kalitesini bozduğuna dikkat çeken <strong>Cansever,  </strong>bu atakların iş gücü kaybı, çocuklarda eğitim aksaması, okul başarısında düşme gibi zorlukları da beraberinde getirdiğini belirtti.</span></span></p>

<p><span><span><strong>SOĞUK ALERJİSİNDE ANAFLAKSİYE DİKKAT!</strong></span></span></p>

<p><span><span>Kışın sıklıkla görülen soğuk alerjisinin nadir de olsa anafilaksiye yol açarak yaşamı tehdit edebileceğini söyleyen <strong>Doç. Dr. Cansever, </strong>“Daha önce yaşanmış anafilaksi öyküsü olan hastalarda epinefrin hazır enjektör bulundurulması ve bu enjektörün doğru kullanımının çok iyi bilinmesi gereklidir. Bununla birlikte nadir de olsa anafilaksi gibi hayatı tehdit eden olayları en aza indirmenin yolu soğuk alerjisi olan bireylerin soğuktan ve soğuk sudan uzak durmasıdır. Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekmektedir” dedi.  </span></span></p>

<p><span><span><strong>ALERJİ VE GRİBAL ENFEKSİYONU NASIL AYIRIRIZ?</strong></span></span></p>

<p><span><span>Soğuk alerjileri kışın sık görülen gribal enfeksiyonlarla benzer semptomlar da gösterebiliyor. Peki nasıl ayırt edileceğiz? O konuda da <strong>Doç. Dr. Murat Cansever</strong> şunları söylüyor: </span></span></p>

<p><span><span>“Kış alerjileri semptomları ve soğuk algınlığı semptomları birbirine çok benzerdir ve ayırt etmek zordur. Alerji herhangi bir yaşta gelişebileceği gibi yıllarca semptom olmaksızın aynı evde aynı maddelerle alerji olmadan yaşamak söz konusu olabilir. Daha önce hiç alerjisi olmayan bir bireyin tüm semptomlarını mutlak soğuk algınlığına bağlamak yanlıştır. Bireyde yeni gelişmiş olabilecek alerjiler asla unutulmamalıdır. <strong>Bu iki klinik durumu ayırt ederken; semptomların birkaç haftadan uzun sürmesi daha çok alerji lehine bir durumdur, </strong>aniden ortaya çıkan semptomlar daha önceden alerjisi olmayan bireylerde sıklıkla soğuk algınlığı ile ilgilidir. Ayrıca soğuk algınlığında ateş eşlik edebilirken, alerjik hastalıklarda ateş olmaz. Soğuk algınlığında olan ağrı ve vücut kırgınlığı, alerjik hastalıklarda tipik olarak görülmez. Soğuk algınlığı olan hastalarda boğaz ağrısı daha sık eşlik ederken alerjik hastalıklarda daha nadir görülmektedir.”</span></span></p>

<p><span><span>Kış aylarında görülme sıklığı artan grip, nezle, farenjit gibi viral solunum yolu enfeksiyonlarının özellikle astım hastalarını olumsuz etkileyip astım kontrolünü bozabileceğini de söyleyen <strong>Cansever </strong>şöyle devam etti: “Bu nedenle astım ve alerjik nezle hastalarında kışın olumsuz etkilenmeyi azaltmak amaçlı uygun mevsimde grip aşısı yapılması faydalı olacaktır. Bu aşının yapılmasının en azından influenza virüslerine bağlı gelişen astım ataklarını önleyebileceği bilinmektedir.”</span></span></p>

<p><span><span><strong>YIKANABİLEN MASKELER ASTIMI TETİKLEYEBİLİR!</strong></span></span></p>

<p><span><span>Çocuklarda maske kullanımı konusunda aklında soru işaretleri bulunan aileler için de önemli bilgiler veren <strong>Cansever,</strong> “Maske iki yaşın üzerinde özel sağlık sorunu olmayan çocuklarda kullanılabilir. Solunum yolları küçük olması nedeniyle nefes almakta oluşabilecek güçlük nedeniyle 2 yaş altı çocuklarda maske takılmaması önerilir. Maske seçiminde yüze tam oturan, burnu ve ağzı tam kapatan TSE onaylı ürünler tercih edilmelidir. Bu ürünlerin alerji riski düşük, lateks, paraben, naylon gibi maddeler içermeyen özellikte olması önemlidir” dedi. Maske takmanın astımı tetiklediğini gösteren bilimsel çalışma olmadığının da altını çizen <strong>Doç. Dr. Murat Cansever</strong>, “Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmalar astım atağında olmayan, astım semptomları kontrol altında olan hastalarda maske kullanımının herhangi bir sorun oluşturmadığını ve astımı tetiklemediğini gösterdi. Ancak bez maske kullanımında, maskenin parfümlü deterjan veya yumuşatıcı ile yıkanması sonucu astım hastalığı tetiklenebilir.</span></span></p>

<p><span><span><strong>KİMLER RİSK ALTINDA? HANGİ ÖNLEMLER ALINMALI?</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span>Kış aylarında özellikle daha önceden bilinen astım, alerjik nezle, egzama, kronik ürtiker (kurdeşen) gibi hastalıkları olan bireyler,</span></span></li>
	<li><span><span>Yaşadığı dış ortam ısısı olağan kış ayları ortalama hava sıcaklığının çok daha altında olan ve iç ortam neminin çok fazla arttığı bölgelerde yaşayan bireyler,</span></span></li>
	<li><span><span>Yaşanılan bölgede artmış endüstriyel alt yapıya bağlı oluşabilecek hava kirliliğinin artışı ve bu bölgelerde yaşayanlar,</span></span></li>
	<li><span><span>Kış aylarında nemin artması sonrası artan ev tozu akarları, her çeşit kumaş türünde yaşayabilmektedir. Sıklıkla yün yastık, yorgan ve yatakta, kadife perdeler gibi alanlarda yüksek oranda bulunurlar. Bu kumaşları kullananlar da risk altında.</span></span></li>
	<li><span><span>Kullanılan yatak, yastık ve yorgan yün/kuştüyü olmamalı ve mümkünse akar geçirmeyen tıbbi özel kılıflarla kaplanmalı. Mümkünse halılar kaldırılmalı, değilse büyük bir halı yerine küçük ince bir kilim kullanılmalı. Kalın perdeler yerine stor veya tül perde tercih edilmeli.</span></span></li>
	<li><span><span>Yaşanılan odada mümkün oldukça az eşya bulundurup kitap ve oyuncak gibi eşyalar kapalı dolaplarda saklanmalı.</span></span></li>
	<li><span><span>Akarların çok yoğun olarak yaşayabileceği tüylü ve peluşlu oyuncaklar uzaklaştırılmalı.</span></span></li>
	<li><span><span>Her hafta en az bir defa HEPA filtreli veya yüksek vakumlu elektrik süpürgesi ile tüm oda temizlenmeli.</span></span></li>
	<li><span><span>Alerjik hastalığı olan bireyler, kış aylarında diğer mevsimlere oranla daha fazla artan hava kirliliği olan ortamlardan uzak durmalı, kalabalık ve havalandırması olmayan kapalı ortamlarda uzun süre bulunmamalı. </span></span></li>
	<li><span><span>Sigara maruziyetinden uzak durulmalı</span></span></li>
	<li><span><span>Soğuk havanın solunum yollarını etkilememesi için ağız, burun ve göz gibi organlar iyi korunmalı</span></span></li>
	<li><span><span>Soğuk alerjisi olan bireylerin kış aylarında kalın giyinmesi ve soğuğa maruz kalınan süreyi azaltması gerekir.</span></span></li>
</ul>

<p><span><span>Alerjik hastalar, hava kirliğinin yoğun olduğu ortamlardan uzak durmalı, kreş/okul gibi genel ortamlarda hijyen kurallarına dikkat etmeli ve sık sık eller yıkanmalıdır.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Küresel Isınma Astım Ataklarını Artırdı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi</guid>
<description><![CDATA[ Alerji konusunda toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi projeyi hayata geçiren Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Dünya Alerji Haftası nedeniyle “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlıklı halka yönelik online seminer gerçekleştirdi. 18-24 Haziran 2023 tarihleri arasında kutlanan Dünya Alerji Haftası’nın bu yılki teması olan “İklim Değişikliği ve Alerjiler” konusunda konuşma yapan uzmanlar, küresel ısınmanın astım ataklarını artırdığına vurgu yaparak yeni bir çalışma olan Türkiye’nin anafilaksi haritasına dair dikkat çeken bilgiler paylaştılar. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/07/kuresel-isinma-astim-ataklarini-artirdi-1688474539.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Küresel, Isınma, Astım, Ataklarını, Artırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Birleşmiş Milletler’e göre, son on yıl (2011-2020) kaydedilen en sıcak dönemdi ve her bir yıl bir öncekinden daha sıcak olmaya devam ediyor. Küresel ısınmanın etkisiyle sıcak havanın solunmasına bağlı olarak astım ataklarında artışlar görülüyor. Sadece akciğer değil deri de etkileniyor ve egzeması olan, atopik dermatiti olan bireylerin yakınmaları artıyor. Nem ve ısının etkisiyle atmosferde polen, ev tozu, küf mantarı gibi alerjenlerin konsantrasyonları arttığı için daha fazla tetikleyiciye ve dolayısıyla artan alerjilere maruz kalıyoruz.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) </strong>bu yıl 18-24 Haziran 2023 tarihinde kutlanan “<strong>iklim değişikliğinin alerjik hastalıklar üzerindeki etkisi</strong>” ni konu alan Dünya Alerji Haftası’nda önemli bir seminer gerçekleştirdi. “Hayata Tehdit: Anafilaksi, Doğal Hayata Tehdit: İklim Değişikliği” başlığıyla AİD’in Youtube hesabı üzerinden 21 Haziran Çarşamba günü saat 20:30’da Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla gerçekleştirilen canlı yayında alerji-klinik immünoloji doktorları, hastalarının tetikleyicileri belirlemesine, semptomların kötüleşmesini önlemesine ve ortamlarındaki değişiklikler arasında yaşam kalitesini korumasına yardımcı olacak önemli bilgileri paylaştılar. VEM İlaç’ın koşulsuz desteği ile gerçekleşen seminer, AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan’ın açılış konuşmasıyla başladı. AİD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Demet Can’ın moderatörlüğünde gerçekleşen yayında Prof. Dr. Fazıl Orhan, Alerjik Şok /  Anafilaksi konusunu, Alerji ile Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Ceylan “Alerjik şok geçiren hastaların yaşadığı sorunlar” konusunu, Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise “İklim Krizinin Alerjiye Etkisi” konusunu anlattı.</span></span></p>

<p><span><span><strong>DÜNYA ALERJİ HAFTASINDA AYA PROJESİ HAYATA GEÇİRİLDİ</strong></span></span></p>

<p><span><span>Dünya Alerji Haftası kapsamında AYA Projesi’ni de hayata geçirdiklerini söyleyen <strong>AİD Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan,</strong> bu projenin önemini şöyle anlattı: <strong>“</strong>AYA adını verdiğimiz tedavi yöntemi ile alerjisi olan kişilere, anafilaksi geçirmeleri durumunda nasıl davranmaları gerektiğini 3 kolay adımda anlatmayı hedefliyoruz. Bu adımlar: <strong>A</strong>drenalin Kalemini Uygula, <strong>Y</strong>at ve Bacakları Yerden Yüksek Bir Şekilde Tut, <strong>A</strong>cil 112’yi Ara! aşamalarından oluşuyor. Unutmayalım ki her ilaç ya da besin sizin için uygun olmayabilir. Bazılarımızı arı ve böcek sokmaları diğer insanlardan daha farklı şekilde etkileyebilir. Kaşıntı, şişlik, nefes kesilmesi ve ses kısılması, bayılma gibi semptomlarla kendini gösteren anafilaksi yani alerjik şok geçirebilirsiniz. İşte bu durumlarda hekiminiz size öncesinden <strong>adrenalin kalemi </strong>önerdiyse, panik yapmadan AYA adımlarını uygulayabilirsiniz. Tüm bu yönergeleri bulabileceğiniz <strong>AYA</strong> videosu da web sitemizde ve Youtube hesabımızda görebilirsiniz.” </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Dilsad_Mungan.JPG"></span></span></p>

<p><span><span><strong>TÜRKİYE’NİN ANAFİLAKSİ HARİTASI ÇIKARILDI: BESİN, ARI VE İLAÇLAR EN SIK ANAFİLAKSİ NEDENİ</strong></span></span></p>

<p><span><span>Online seminerde konuşma yapan ve Türkiye’deki tüm alerji merkezlerinin ellerindeki verileri toplayarak Türkiye’nin anafilaksi (alerjik şok) haritasını çıkaran <strong>Prof. Dr. Fazıl Orhan, </strong>anafilaksinin aniden ortaya çıkarak hızla ilerleyen; birden fazla organ sisteminin tutulduğu, yaşamın tehdit eden bir durum olduğunu ifade etti. Her anafilaktik reaksiyonun yaşamı tehdit etme potansiyeline sahip olduğuna dikkat çeken Orhan, tüm anafilaktik reaksiyonları aynı ciddiyetle ele almak gerektiğini söyledi. Türkiye’nin anafilaksi haritasını çıkardıkları çalışmalarından da bahseden Orhan, “Bu çalışmada gördük ki, özellikle de çocuklarda en sık besin, ilaç ve arı venomları anafilaksiye neden oluyor. İlk 2 yaşta inek sütü ve yumurtayı en sık neden olarak saptadık, 3. sıklıkta ise kabuklu kuruyemişler var. Yaş ilerledikçe deniz ürünleri de ekleniyor. Arı venomlarında bal arısının anafilaksiye neden olduğunu görüyoruz. İlaç kategorisinde ise penisilin grubu antibiyotikleri en sık görüyoruz. Erişkinlerde antiinflamatuvar, yani ataları aspirin olan aspirinden türetilmiş ilaçları en sık görüyoruz. Besinlerde ise fıstık ve ceviz erişkinlerde en sık görülen anafilaksi nedenleri olabiliyor. Bazen tüm belirtileri ile anafilaksi olmasına rağmen tetikleyiciyi teşhis edemediğimiz durumlar da söz konusu olabiliyor” dedi.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/yayin_ekran_goruntusu.png"></span></span></p>

<p><span><span><strong>“BESİN ALERJİLERİ ARTTIKÇA ANAFİLAKSİ DE ARTIYOR”</strong></span></span></p>

<p><span><span><strong>Alerji ile Yaşam Derneği Başkanı Özlem Ceylan ise </strong>anafilaksiyi yılda birkaç hastadan duyarken şimdi daha fazla vaka duymaya başladıklarını söyleyerek, “En sık anafilaksi nedenlerinden biri olan besin alerjilerinde yaşanan artış, anafilaksi vakalarındaki artışın nedeni olarak görülebilir. Söz konusu ilaç ve arı sokmaları da en büyük etken. Bu aşamada soğuk kanlı olmak ve anafilaksi başa geldiğinde ne yapmak gerektiğine dair bilgi sahibi olmak çok önemli. O nedenle AYA projesi kapsamında hazırlanan anafilaksi video oldukça öğretici ve önemli” dedi. </span></span></p>

<p><span><span><strong>“ALERJİK HASTALIKLAR İKLİM KRİZİNDEN ETKİLENİYOR”</strong></span></span></p>

<p><span><span><strong>Doç. Dr. Zeynep Çelebi ise</strong> iklim krizinin alerjiye etkisi konusunda bilgiler vererek, alerjik hastalıkların gelişmesinde çevresel faktörlerin çok etkili olduğunu hatta artık alerjik hastalıkların çevresel hastalıklar olarak da anılmaya başladığını söyledi. Küresel ısınmayla birlikte daha fazla sıcak hava solumaya başlandığının altını çizen Çelebi,  “Bu da alt ve üst solunum yollarında hücresel bir takım hasarlara yol açıyor. Mukus salgısında değişiklikler yapabiliyor, hava yolunda daralmalara neden olabiliyor. Bu da astım hastalarında alevlenme olmasına neden oluyor, öksürük ve balgamda artma şikayetlerini arttırıyor. Küresel ısınma ile polen mevsimi uzuyor, saman nezlesi olanların sadece ilkbaharda değil artık 4 mevsim yakınmaları devam ediyor. Deri de etkileniyor elbette. Atopik dermatit ve egzeması olan kişilerde bu hastalıkların daha kolay alevlendiği ve daha kontrolsüzleştiğini yapılan çalışmalarda gördük” dedi. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstilacı sivrisineklerin oluşturduğu tehdit kapımızda</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/istilaci-sivrisineklerin-olusturdugu-tehdit-kapimizda</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/istilaci-sivrisineklerin-olusturdugu-tehdit-kapimizda</guid>
<description><![CDATA[ ‘İklim krizi aynı zamanda bir sağlık krizidir&#039; denilerek açılan Türkiye’nin ilk İklim Kliniği, iklim krizinin etkileri ve ortaya çıkan sağlık risklerini anlatmaya devam ediyor. Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver, ısınan havalar nedeniyle artan istilacı sineklerin insan sağlığı üzerine olumsuz etkilerini sıraladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/istilaci-sivrisineklerin-olusturdugu-tehdit-kapimizda-1692191692.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İstilacı, sivrisineklerin, oluşturduğu, tehdit, kapımızda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İklim krizinin etkileri ve ortaya çıkan sağlık risklerini gün geçtikçe daha fazla deneyimlemeye devam ederken, temmuz ayı son 125 bin yılın en sıcak ayı olarak tarihe geçti. Okyanus sıcaklıkları son 125 bin yılın en yüksek seviyesine ulaşarak rekor kırdı. İklim krizi ise yalnızca aşırı sıcaklarla değil; seller, orman yangınları, hava kirliliği, su kaynaklı hastalıklar, vektör kaynaklı hastalıklar, gıda güvensizliği ve beslenme bozuklukları, ruh sağlığı sorunları şeklinde ortaya çıkan etkilerle de sağlığımızı tehdit ediyor.</span></span></p>

<p><strong><span><span>İstilacı sivrisineklerin oluşturduğu tehdit kapımızda</span></span></strong></p>

<p><span><span>Isınan havalar ve artan yağışlardan dolayı taşıyıcı (vektör) hayvanların yoğunluğu ve yayılımında belirgin artışa sebep oluyor. Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver, bu yaz ülkemizi oldukça etkileyen istilacı sivrisineklere dair konuştu: “Şehirleşme ve biyoçeşitlilik kaybı bu vektörlerin doğal düşmanlarını ortadan kaldırarak kontrolsüz bir şekilde ve insanlara yakın yerlerde üremelerine neden oluyor. İstilacı sivrisinek olarak anılan ve esas olarak tropik bölgelerde görülen Aedes aegypti (sarı humma sivrisineği) ve Aedes albopictus (Asya kaplanı sivrisineği) türleri şu anda ülkemizde Ege, Marmara ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yerleşik olarak görülüyor. Bu sivrisinekler ısırdıkları yerde belirgin reaksiyon oluşturmakta ve özellikle alerjik bünyeli insanlarda ilaç tedavisi gerektirecek daha ciddi ve yaygın reaksiyonlara, çok nadiren anafilaksiye yol açabiliyor. Yara yerinin cildi hasarlayacak kadar çok kaşınması ikincil bakteriyel enfeksiyonlara neden olabilir. Ancak bu sivrisineklerin sağlığı tehdit eden esas özelliği sarı humma, chikungunya, zika ve deng hummasına yol açan virüsler gibi patojenleri taşımaları. Sıcaklık artışları daha hızlı üremelerine, daha uzun mesafe uçmalarına, daha çok ısırmalarına ve taşıdıkları patojenlerin de daha hızlı çoğalmasına sebep oluyor.”</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Prof__Dr__Mine_Durusu_Tanriover.jpg"></span></span></p>

<p><strong><span><span><span>“</span>En istilacı olan Asya kaplanı sivrisineği”</span></span></strong></p>

<p><span><span>Tanrıöver, ülke gündemine de yoğun şekilde gelen Asya kaplanı sivrisineğine dair ise <span>“</span>Asya kaplanı sivrisineği en istilacı ve saldırgan sivrisinek türü, çevre şartlarına hemen uyum sağlayabiliyor, oldukça dayanıklı ve insanları çok fazla ısırabildiği için hastalık bulaştırma potansiyeli de daha fazla. Bu nedenle Asya kaplanı sivrisineği şu anda Avrupa<span>’</span>da sivrisinek ilişkili hastalıklar açısından halk sağlığını en çok tehdit eden tür olarak kabul ediliyor. Bunun yanında yerel sivrisineklerin sayısında da belirgin bir artış yaşanıyor. Culex pipiens Avrupa<span>’</span>da yaygın olarak bulunan bir sivrisinek türü iken, son yıllarda Doğu Karadeniz bölgesindeki illerde daha yaygın olmak üzere ülkemizde pek çok şehirde de görülüyor ve Batı Nil virüsü enfeksiyonlarına yol açıyor” dedi.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Sivrisineklerle mücadele nasıl olmalı?</span></span></strong></p>

<p><span><span>Sivrisineklerle mücadelede bilim insanları, yetkililer ve yerel yönetimlere düşen büyük görevler olduğunu vurgulayan Tanrıöver, yapılması gerekenleri şöyle özetledi: <span>“</span>Sivrisinek yayılımının yakın bir şekilde izlenmesi ve kaynak kontrolünün sağlanması önemli. Ekolojik yöntemler henüz yaygın olarak kullanılabilecek düzeyde değil ve bu nedenle böcek zehirlerinin uygulanması şimdilik kaynak kontrolünde gerekli gözüküyor. Ancak sivrisineklerin böcek zehirlerine karşı direnç geliştirebildiği ve sıcak havaların bunu kolaylaştırdığı da unutulmamalı. Bu nedenle biyoçeşitliliğin artırılması, sivrisineklerin doğal düşmanları olan hayvanlardan ya da onlarla yarışan başka zararsız sivrisinek türlerinden faydalanılması ve üreme alanlarının ortadan kaldırılması daha kalıcı çözümler sunuyor. Gerek ev içinde gerekse de dış ortamda durağan suların yumurta ve larvalar için bir üreme alanı haline gelmesine izin vermemek gerekir. Bunun yanında yataklarda koruyucu sinek ağlarının kullanılması, camlara ve kapılara sinek teli takılması ve uyumadan önce odaların bu açıdan kontrol edilmesi, riskli bölgelerde cildi açık bırakmayacak kıyafetlerin giyilmesi ve sinek kovucu ürünlerin uygun şekilde kullanılması kişisel koruyucu önlemler arasında yer alıyor. Ciddi deri reaksiyonlarına yol açan ısırıklarda; ateş, grip benzeri belirtiler, nörolojik bulgular gibi sistemik tabloların ortaya çıktığı durumlarda hızla bir sağlık kuruluşuna başvurmak çok önemli. Daha önce görmediğimiz hastalıklarla karşılaşma olasılığımızı göz önünde bulundurarak hem toplumun farkındalık ve bilgi düzeyinin artırılması hem de sivrisinek ısırıkları ve ilişkili enfeksiyon hastalıklarının tanı ve tedavisi açısından sağlık çalışanlarının eğitilmesi gerekiyor.”</span></span></p>

<p><strong><span><span>İklim krizi alerjik solunum yolu hastalıklarını tetikliyor</span></span></strong></p>

<p><span><span>Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Bayram ise iklim krizinin solunum sağlığına etkisinin altını çizdi. Bayram, “Sıcaklık artışları nedeniyle uzun süren polen mevsimleri ve yüksek polen konsantrasyonları, alerjik solunum yolu hastalıklarını tetikliyor. Kurak bölgelerdeki arazi yapısının bozulması çölleşme riskini artırmakta, bu da bir yandan çöl tozu kirliliğine yol açarken, aynı zamanda solunum hastalıklarının gelişiminde önemli risk oluşturan yetersiz beslenmeye ve gıda temininde güçlüğe yol açıyor.” dedi. </span></span></p>

<p><span><span>Bayram, bu risklerin kırılgan gruplara etkisini, “Çocuklar ve yaşlı bireyler, iklim krizinin olumsuz sağlık etkilerine karşı daha hassaslar. Coğrafi ve sosyoekonomik koşullar, uyum sağlama kapasitesinin azalmasıyla birlikte, iklim krizinin olumsuz etkilerine karşı insan savunmasını iyice zayıflatıyor. Coğrafi olarak iklim krizinden daha yoğun etkilenen bölgelerde ve sosyoekonomik koşulların düşük olduğu durumlarda iklim krizinin olumsuz etkileri daha çok hissediliyor.” şeklinde açıkladı. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Küresel sıcaklıkların rekor seviyelere kıyasla azalması şaşırtıcı değil</span></span></strong></p>

<p><span><span>Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz, “Bu hafta küresel sıcaklıklar yavaş yavaş azalmaya başladı. Bunu önemli bir düşüş olarak görmemek gerekiyor. Hala yaşadığımız her gün tarihte insanlığın yaşadığı en sıcak gün olsa da küresel ortalama sıcaklık uzun bir aradan sonra ilk defa 17<span>℃</span>'nin altına indi. Ülkemizde bunu ‘eyyam-ı bahur sıcakları geçti tabii ki’ diye karşılasak da sözü edilen ‘eyyam-ı bahur’ aslında yazın en sıcak günleri anlamına geliyor. Ağustos ayının ortasına yaklaştığımızda da küresel sıcaklıkların rekor seviyelere kıyasla azalması şaşırtıcı değil. Gene de bilim insanları açısından bakıldığında bu yazı geçtiğimiz tüm yazlardan farklı olarak artık iklim krizinin gözümüzün önünde ve yadsınamaz şekilde belirdiği yaz olarak anacağız. Bir kez daha unutmayalım, gelecek yaz daha da sıcak olacak.” dedi.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arı Sokmasında Adrenalin Otoenjektörü Hayat Kurtarıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ari-sokmasinda-adrenalin-otoenjektoeru-hayat-kurtariyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ari-sokmasinda-adrenalin-otoenjektoeru-hayat-kurtariyor</guid>
<description><![CDATA[ Ünlü iş insanı Aydın Berkman’ın arı sokması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle gözler tekrar arı alerjilerine çevrildi. Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon riskinin, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazla olduğunu ifade eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) yaptığı basın açıklamasında, “Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon öyküsü bulunan hastalar mutlaka alerji testlerinin yapılması için deneyimli bir alerji merkezine başvurmalı, adrenalin kalemi (otoenjektörü) almalı ve acil eylem planı yapmalıdır. Adrenalin kalemi okullar, seyahat araçları, turistik tesisler, spor salonları gibi ilk yardım çantası zarureti olan alanlarda mutlaka bulunmalıdır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2023/08/ari-sokmasinda-adrenalin-otoenjektoru-hayat-kurtariyor-1692961805.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Arı, Sokmasında, Adrenalin, Otoenjektörü, Hayat, Kurtarıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span>Arılar, doğal yaşamın devamı için çok önemli rolleri olan ve türlerinin yok olmaması için hepimizin çaba göstermesi gereken canlılar. Fakat kendilerini tehlikede hissettiklerinde kendilerini korumak için kullandıkları arı zehri tahriş edici bir özelliğe sahip ve yanma, batma, ağrı, kaşıntı, kızarıklık ve şişlik gibi yakınmalara neden olur. Bu normal bir reaksiyondur, çoğu kişi için her arı sokmasında süreç benzer şekilde tekrarlar ve endişe verici bir sağlık sorununa neden olmaz. Arı zehrinde ve protein yapısında bulunan bazı maddelere karşı nadiren de olsa alerji gelişir ve bazen çok şiddetli seyredip ölümcül olabilir. Arı alerjisine bağlı alerjik şok olarak adlandırılan bu durum</span> <span>genellikle ilk 30 dakika gibi kısa bir süre içinde gelişir, arının soktuğu yerin dışında deri ve mukozalar, solunum sistemi, dolaşım sistemi veya sindirim sistemini etkileyen belirtilerle ortaya çıkar. <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği </strong>bu aşamada neler yapılabileceğine yönelik hayati bilgiler verdi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Arı alerjisine bağlı alerjik şok </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Ülkemizde yaşam boyu arı tarafından sokulma oranının %95, son 1 yıl içinde sokulma oranının ise %20 civarında olduğunu belirten AİD, yaptığı açıklamada; “Bir milyon nüfus başına bildirilen ölüm olgusu sayılarının, senede 0.03-0.48 arasında olduğu düşünülmektedir. <strong>Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon riski, erkeklerde kadınlara göre iki kat daha fazladır </strong>ve yaşla beraber artmaktadır. Nefes darlığı, nefes almada veya vermede zorluk, öksürük, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, ses kısıklığı, ses çıkaramama gibi olguların %50-60’ında görülür. Bu sırada kişide, boğazda sıkılma hissi, yutkunmada güçlük, tükürüğünü yutamama, nefes alamama, nefes alırken ötme sesi, ses kısıklığı, seste kabalaşma, konuşamama ve morarma gibi yakınma ve belirtiler gelişebilir. Bu belirtilerin erkenden tanınması ve hızla tedavisi elzemdir” uyarılarında bulundu.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/ari_alerjisi(1).jpg"></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Arı sokmasından sonra ne yapılmalı? </span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Arı sokmasından sonra ilk yapılması gerekenleri anlatan AİD şu bilgileri verdi: “Arıların bulunduğu bölgeden ani hareketlerden kaçınarak, ancak hızlı ve güvenli bir şekilde uzaklaşmak ve eğer sokan arı bal arısıysa ve zehir kesesi halen deride kasılıp zehir vermeye devam ediyorsa, iğneyi derhal yerinden çıkartmaktır. Sokulan bölge temiz, sabunlu su ile yıkanarak kurulanmalıdır. Alanı rahatlatmak için soğuk kompres, alerji hapları, kortizonlu kremler, ağrı kesiciler kullanılabilir." </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Alerjik şok durumunda adrenalin otoenjektörü hayati önem taşıyor!</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Arı alerjisine bağlı alerjik şok durumunda ilk uygulanması gerekenin adrenalidir. Ülkemizde hastanın ve yakınlarının kolayca kullanabileceği adrenalin kalemleri diğer adıyla adrenalin otoenjektörleri mevcuttur. Arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon öyküsü bulunan hastalar mutlaka alerji testlerinin yapılması için deneyimli bir alerji merkezine başvurmalı, adrenalin otoenjektörü ve acil eylem planı almalıdır. Adrenalin otoenjektörü okullar, seyahat araçları, turistik tesisler, spor salonları gibi ilk yardım çantası zarureti olan alanlarda bulunmalıdır. Arı alerjisini ortadan kaldırmak için alerji aşıları ile immünoterapi yapılmaktadır. Alerji aşı teminindeki güçlüklerin kısa sürede çözümlenmesi ve hastalarımıza immünoterapi ile tekrar şifa sunmak biz alerji ve immünoloji uzmanlarının en büyük dileğidir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span> </span></span></span><span><span><span><strong><span>Arı sokma riskini azaltacak tedbirler</span></strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span><span><span>Yaşam yerlerine yakın arıcılık yapılmamalıdır.</span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Yakında bir arı fark edildiğine, kollar yavaşça kaldırılarak baş-boyun bölgesi korunmaya çalışılmalıdır. Bu sırada ya ortamda hareketsiz bir şekilde sakince durmak veya bulunulan bölgeyi ani hareketlerden kaçınarak terk etmek gerekir. Ani hareketler, el ve kol hareketleri arıları kızdırabilir.</span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Hareket halindeki araca arı girmesi durumunda sakin olunmalı, araç kenara çekilip tüm kapı ve pencereler açılarak arının dışarıya çıkması beklenmelidir. Araç kullanırken arının öldürülmeye çalışılması önemli bir kaza sebebidir.</span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Arılar bulutlu, karanlık ve yağmurlu havalarda daha sinirli ve saldırgan olurlar. Bu tür durumlardaki açık hava etkinliklerinde daha dikkatli olmak gerekir. </span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Sarı arı, tüylü arı gibi bazı arı türleri yuvalarını toprakta yapabilecekleri için özellikle yeşil alanlarda yalınayak dolaşmamak ya da kapalı ayakkabılar giymek akılcı olur. </span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Kokulu kozmetikler, saç bakım ürünleri, parfüm kullanmak ve terli dolaşmak arıları çekebilir.</span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Parlak renkli giysiler ve siyah renk arıları cezbeder. Arıcılıkla uğraşanlar bu nedenle beyaz renk giyerler. Parlak takı ve tokalar da arıları çekebilir. </span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Açık arazide, bahçede çalışırken uzun kollu gömlekler, pantolon, uzun çorap, kapalı ayakkabılar ve kıyafetler giymek, eldiven kullanmak akılcıdır. </span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Açık alanlarda yemek yemek, piknik yapmak, mangal yapmak, gazoz, meyve suyu gibi tatlandırılmış içecekleri tüketmek, yaban arılarını ortama çekecektir. Bu içeceklerin kutu ve şişelerinin içine arı girmiş olabileceği akılda tutulmalıdır.</span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Açıkta gıda, çöp bırakmak yaban arılarını buralara çekecektir. Çöpleri açık olarak ortada bırakmamak, sokaktaki çöp kovalarının kapaklarını her zaman kapalı tutmak gerekir.</span></span></span></span></li>
	<li><span><span><span><span>Arı alerjisi olanlar, arı alerjileri olduğunu belirten kart, bilezik, kolye gibi bir belirteç taşımalı ve açık hava etkinliklerini tek başlarına yapmamalıdırlar.</span></span></span></span></li>
</ul>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pestisitler Çiftçileri Zehirliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/pestisitler-ciftcileri-zehirliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/pestisitler-ciftcileri-zehirliyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) verim elde edebilmek için pestisitlerle her yıl zehirleniyor. Kullandıkları pestisitlerden zehirlenen çiftçilerin ve tarım işçilerinin sayısı dünya genelinde son 30 yılda yaklaşık 15 kat arttı.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği uyarıyor; Gıdalardaki kalıntı sorunları nedeniyle kanserden endoktronolojik hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununa neden olan pestisitlerden, en çok bu zehirleri uygulayan çiftçiler etkileniyor.

Tarım çalışanları pestisitlerin hazırlanması ve uygulanması sırasında; karıştırma, yükleme, püskürtme, ekipman temizleme ve bakım, ayıklama ve toplama sırasında pestisit uygulanmış ürünlere temasla pestisitlere maruz kalıyor. Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’a göre “Çeşitli pestisitlerin zehirli etkisi tarımsal üretim yapılan bir alana atıldığında kimisinin 3 gün, kiminin 30 gün, kimininki 3 ay olmak üzere orada devam ediyor. Önemli bir kısmı çevreye yayılıyor. Bilimsel çalışmalara göre, birim alana atılan pestisitlerin %95’i  hava olayları, yağış, sulama vs. gibi faktörlerle atıldığı bölgenin dışına taşınıyor.”

Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın 41 pestisit etken maddesinin çiftçi sağlığı, tarım işçisi sağlığı, çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğuna ilişkin yaptığı çalışmaya göre;  13 etken madde çiftçiler ve tarım işçileri için çok zararlı.  İnsan ve hayvan bedeninin birçok işlevini hormon sistemi düzenlediği için, hormonal sistem bozucu pestisitler sağlığı  pek çok açıdan etkiliyor. Çiftçiler bu tür pestisitlere maruz kaldıkları her an; hormonla ilişkili kanser türleri (prostat, testis, meme), metabolizma bozuklukları (obezite, diyabet), üreme fonksiyonu bozuklukları (doğurganlığın azalması, çocuklarda cinsiyet gelişim bozukluğu, örneğin erken ergenlik), kalp ve damar hastalıkları, zihin ve davranış bozuklukları gibi ciddi hastalık riskleriyle karşı karşıya. Hormonal sistem bozucu pestisitler, özellikle çocuklar ve anne karnındaki bebekler için daha tehlikeli.

Dünyadaki çiftçi ölümleri ve davalar

Tarım, dünya çapında ekonomik olarak istikrarsız bir endüstri. Özellikle de Hindistan’da bu istikrarsızlık her anlamda dramatik şekilde kendini gösteriyor. Çiftçiler borçlar, çevresel bozulma ve pestisitlere maruz kalmaya bağlı aşırı kanser oranları nedeniyle yıkıcı baskılarla karşı karşıya kalıyor.

Bazı durumlarda, çiftçiler tarım kimyasalları ve sentetik gübrelere bağlı hastalıklar nedeniyle topraklarını işleyemiyor. Çok uluslu şirketlere karşı köklü savaşlarla uğraşıyor, her yıl kredi almak zorunda kalıyorlar. Kullanılan tarım zehirlerinin topraktaki canlılığın ölmesine ve suların kirlenmesine neden olması da çiftçileri zor durumda bırakıyor. 

BMC Public Health adlı hakemli dergide yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.

Kasım 2021’de, Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü (The National Institute of Health and Medicine Research - Inserm), 5.300 bilimsel çalışmaya dayanarak yaptığı açıklamada, pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalan yetişkinler ile dört patolojik durum arasında güçlü bağlantıların olasılığını teyit ediyor: Hodgkins-dışı lenfoma (NHL), multipl miyelom, prostat kanseri ve Parkinson’s hastalığı. Pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalmak ile iki diğer hastalık arasında güçlü bağlantılar olabileceğini de vurguluyor: bilişsel bozukluklar ve kronik obstruktif akciğer hastalığı / kronik bronşit. 

Pestisit kullanımı sonucu oluşan insan ve çevre sağlığına yönelik zararların tazmini genelde mümkün olmuyor. Çünkü, oluşan sağlık ya da çevre zararı ile pestisit kullanımı arasındaki bağlantıyı bilimsel olarak göstermek çok zor. Bu zorluk, yargı süreçlerinde şirketler lehine bir durum oluştursa da, pestisitlere maruz kaldıkları için kanser hastalığına yakalanan kişilerin üretici şirketlere açtıkları tazminat davalarını kazandıkları örnekler de mevcut. Örneğin, ABD’de Dewayne Johnson’ın, Monsanto şirketine açtığı ve 2018 yılında karara bağlanan dava ile Alva ve Alberta Pilliod çiftinin Monsanto-Bayer şirketine açtığı ve 2019 yılında karara bağlanan davada, ot öldürücü glifosat* isimli tarım zehrini üreten şirketler yüz milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.

Türkiye’de durum

Çukurova Üniversitesi’nde Dr. Saliha Çelik tarafından yapılan bir araştırmada, Adana Ceyhan’daki 66 tarım işçisi ve çiftçiden saç ve kan örnekleri alındı. Kontrol grubu olarak tarımla ilgisi olmayan 66 kişi de bu araştırmaya dahil edildi. Sonuçlara göre: Çiftçilerin hepsinin saçında ve  %94’ünün kanında en az 1 tarım zehiri var. Kontrol grubundaki tarımla ilgisi olmayan 66 kişiden 55’inin saçında, 52’sinin kanında pestisit var. Bu sonuç, sadece pestisit kullanan çiftçilerin değil, bu ürünleri tüketenlerin de etkilendiğini gösteriyor.

Hem çiftçi ve tarım işç ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/pestisitler-ciftcileri-zehirliyor-1652521454.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Pestisitler, Çiftçileri, Zehirliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><strong><span><span>Dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) verim elde edebilmek için pestisitlerle her yıl zehirleniyor. Kullandıkları pestisitlerden zehirlenen çiftçilerin ve tarım işçilerinin sayısı dünya genelinde son 30 yılda yaklaşık 15 kat arttı.</span></span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği uyarıyor; Gıdalardaki kalıntı sorunları nedeniyle kanserden endoktronolojik hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununa neden olan pestisitlerden, en çok bu zehirleri uygulayan çiftçiler etkileniyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Tarım çalışanları pestisitlerin hazırlanması ve uygulanması sırasında; karıştırma, yükleme, püskürtme, ekipman temizleme ve bakım, ayıklama ve toplama sırasında pestisit uygulanmış ürünlere temasla pestisitlere maruz kalıyor. Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık’a göre “Çeşitli pestisitlerin zehirli etkisi tarımsal üretim yapılan bir alana atıldığında kimisinin 3 gün, kiminin 30 gün, kimininki 3 ay olmak üzere orada devam ediyor. Önemli bir kısmı çevreye yayılıyor. Bilimsel çalışmalara göre, birim alana atılan pestisitlerin %95’i  hava olayları, yağış, sulama vs. gibi faktörlerle atıldığı bölgenin dışına taşınıyor.”</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı’nın 41 pestisit etken maddesinin çiftçi sağlığı, tarım işçisi sağlığı, çocuk sağlığı için çok tehlikeli olduğuna ilişkin yaptığı çalışmaya göre;  13 etken madde çiftçiler ve tarım işçileri için çok zararlı.  İnsan ve hayvan bedeninin birçok işlevini hormon sistemi düzenlediği için, hormonal sistem bozucu pestisitler sağlığı  pek çok açıdan etkiliyor. </span><span>Çiftçiler bu tür pestisitlere maruz kaldıkları her an; hormonla ilişkili kanser türleri (prostat, testis, meme), metabolizma bozuklukları (obezite, diyabet), üreme fonksiyonu bozuklukları (doğurganlığın azalması, çocuklarda cinsiyet gelişim bozukluğu, örneğin erken ergenlik), kalp ve damar hastalıkları, zihin ve davranış bozuklukları gibi ciddi hastalık riskleriyle karşı karşıya. </span><span>Hormonal sistem bozucu pestisitler, özellikle çocuklar ve anne karnındaki bebekler için daha tehlikeli.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Dünyadaki çiftçi ölümleri ve davalar</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Tarım, dünya çapında ekonomik olarak istikrarsız bir endüstri. Özellikle de Hindistan’da bu istikrarsızlık her anlamda dramatik şekilde kendini gösteriyor. Çiftçiler borçlar, çevresel bozulma ve pestisitlere maruz kalmaya bağlı aşırı kanser oranları nedeniyle yıkıcı baskılarla karşı karşıya kalıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Bazı durumlarda, çiftçiler tarım kimyasalları ve sentetik gübrelere bağlı hastalıklar nedeniyle topraklarını işleyemiyor. Çok uluslu şirketlere karşı köklü savaşlarla uğraşıyor, her yıl kredi almak zorunda kalıyorlar. Kullanılan tarım zehirlerinin topraktaki canlılığın ölmesine ve suların kirlenmesine neden olması da çiftçileri zor durumda bırakıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>BMC Public Health adlı hakemli dergide yayımlanan yeni bir </span></span><span><a href="https://bmcpublichealth.biomedcentral.com/articles/10.1186/s12889-020-09939-0" target="_blank"><span><span>araştırma</span></span></a><span>ya göre, </span><span>dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Kasım 2021’de, Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü (<em>The National Institute of Health and Medicine Research - Inserm</em>), 5.300 bilimsel çalışmaya dayanarak yaptığı açıklamada, pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalan yetişkinler ile dört patolojik durum arasında güçlü bağlantıların olasılığını teyit ediyor: Hodgkins-dışı lenfoma (NHL), multipl miyelom, prostat kanseri ve Parkinson’s hastalığı. Pestisitlere mesleki düzeyde maruz kalmak ile iki diğer hastalık arasında güçlü bağlantılar olabileceğini de vurguluyor: bilişsel bozukluklar ve kronik obstruktif akciğer hastalığı / kronik bronşit. </span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Pestisit kullanımı sonucu oluşan insan ve çevre sağlığına yönelik zararların tazmini genelde mümkün olmuyor. Çünkü, oluşan sağlık ya da çevre zararı ile pestisit kullanımı arasındaki bağlantıyı bilimsel olarak göstermek çok zor. Bu zorluk, yargı süreçlerinde şirketler lehine bir durum oluştursa da, pestisitlere maruz kaldıkları için kanser hastalığına yakalanan kişilerin üretici şirketlere açtıkları tazminat davalarını kazandıkları örnekler de mevcut. Örneğin, ABD’de Dewayne Johnson’ın, Monsanto şirketine açtığı ve 2018 yılında karara bağlanan dava ile Alva ve Alberta Pilliod çiftinin Monsanto-Bayer şirketine açtığı ve 2019 yılında karara bağlanan davada, ot öldürücü <em>glifosat* </em>isimli tarım zehrini üreten şirketler yüz milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong><span>Türkiye’de durum</span></strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Çukurova Üniversitesi’nde Dr. Saliha Çelik tarafından yapılan bir </span></span><span><a href="https://zehirsizsofralar.org/wp-content/uploads/2020/08/tar%C4%B1m-i%C5%9F%C3%A7ilerinde-pestisit.pdf?fbclid=IwAR0kVFaUvx0HRXhZ_v69mp8ufEtrSw-uIzj9gA5I61hUzEjoEo9mL1TAooc" target="_blank"><span><span>araştırmada</span></span></a><span><span>, Adana Ceyhan’daki 66 tarım işçisi ve çiftçiden saç ve kan örnekleri alındı. Kontrol grubu olarak tarımla ilgisi olmayan 66 kişi de bu araştırmaya dahil edildi. Sonuçlara göre: Çiftçilerin hepsinin saçında ve  %94’ünün kanında en az 1 tarım zehiri var. Kontrol grubundaki tarımla ilgisi olmayan 66 kişiden 55’inin saçında, 52’sinin kanında pestisit var. Bu sonuç, sadece pestisit kullanan çiftçilerin değil, bu ürünleri tüketenlerin de etkilendiğini gösteriyor.</span></span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><span>Hem çiftçi ve tarım işçilerinin sağlığını korumak, hem de pestisit kullanılan ürünleri tüketen toplumun sağlığını korumak için pestisit kullanımını azaltmaya yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.</span></span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>İş Güvenliği Uzmanları Derneği’nden Hakan Göçer şöyle aktarıyor: “6331 İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu tarım işçilerinin sağlık gözetimlerini zorunlu tutuyor. Tarım işçileri bu kanun ile koruma altında. Ancak kendi adına çalışan çiftçiler bu kanunun dışında tutuluyor. Çiftçinin kendi sağlık gözetimini yapması gerekiyor. Bilgi yetersizliği nedeni ile bu çiftçilerde maruziyet fazla oluyor. Tarım çalışanlarının pestisitlere kronik maruz kalması,  Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından meslek hastalığı olarak tanımlanıyor. İşgöremezlik ve </span><span><span>maluliyet tazminatı </span></span><span> şeklinde haklar veriliyor.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Ancak meslek  hastalıklarına ülkemizde hekimler tarafından teşhis konulmasında problemler yaşanıyor. Hekimin hastanın ne işle uğraştığını sormaması nedeni ile uzun süre meslek hastalığı tanısı atlanıyor. Kendi namına çalışan işçilerin koruma tedbirlerinin kendisinden beklenmesi buradaki maruziyeti artırmaktadır. Bu konuda mevzuat düzenlemesine, eğitimler ve sertifikasyon programlarına ihtiyaç var.”</span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Obeziteye Karşı Düzenli Olarak Bulgur Tüketin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/obeziteye-karsi-duzenli-olarak-bulgur-tuketin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/obeziteye-karsi-duzenli-olarak-bulgur-tuketin</guid>
<description><![CDATA[ Modern çağın en yaygın ve tehlikeli hastalığı olarak tanımlanan obezite, Avrupa’da salgın boyutuna ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rapora göre Türkiye, Avrupa’nın en obez ülkesi. Rapora göre, Türk halkının üçte ikisi yüksek kilolu ve bunların yarısı da obez sınırında. Gıda Mühendisi Ece Duru, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü’nde obezite ile mücadelede alınacak önlemlere dikkat çekerek, bulgur gibi glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenmenin, obezite ile mücadelede etkili araçlardan biri olduğunu anlattı.

Yapılan çalışmalara göre dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite, birçok hastalıkta risk faktörü olarak kabul ediliyor. Aşırı kilo ve obeziteye karşı mücadele konusunda beslenme alışkanlıklarına dikkat çeken Gıda Mühendisi Ece Duru, uzmanlarımızın da belirttiği gibi basit karbonhidrat içeren gıdaları devamlı  olarak ve porsiyon kontrolü olmadan tüketen kişilerde; obezite, diyabet, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranlarının daha yüksek olduğunun yapılan araştırmalarla ortaya konulduğunu söyledi. Duru, “Glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek ve beslenmemizde porsiyon kontrolü sağlamak, uzun dönemde diyabet, kalp hastalıkları gibi kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır” dedi. 

Bulgur, Düşük Glisemik İndekse Sahiptir

Duru, bulgurun hem zengin besin değeri hem de glisemik indeks içeriğinin düşük olmasından dolayı tercih edilebileceğini ve lifli gıdalar tüketmenin sağlık üzerinde birçok olumlu etkisinin olduğunu belirtti. Duru, “Düşük glisemik indeksli gıdalar kan şekerini yavaş yavaş yükseltir ve yavaş yavaş düşürür. Uzun süre tokluk hissi verir.  Ayrıca bulgur ve bakliyatlar iyi bir lif kaynağıdır. Başta obezite olmak üzere; kabızlık, kalp damar hastalıkları, diyabet gibi birçok hastalığa karşı diyet lifinin koruyucu etki sağladığı kesin olarak bilinmektedir. Bulgur, bu anlamda sofralarımızdaki en büyük zenginliklerimizden biri” dedi.

Obezite Günü&#039;nde Harekete Geçelim

Obeziteyle mücadelede egzersizi yaşamımızın bir parçası haline getirmeyi öneren Duru, “Hareketsizlik ve yanlış beslenme önemli bir etken. Obezite tedavisinde, zayıflama diyetlerinde ve sağlıklı beslenmede en önemli unsur, diyette porsiyon kontrolü ile birlikte düşük glisemik indekse sahip, posa içeriği yüksek besinlerin seçilmesidir. Beslenme uzmanları yüksek posa içeren ve düşük glisemik indekse sahip bulgurun zayıflama diyetlerinde kullanılması gerektiğini vurguluyorlar.  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/obeziteye-karsi-duzenli-olarak-bulgur-tuketin-1653114592.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Obeziteye, Karşı, Düzenli, Olarak, Bulgur, Tüketin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Modern çağın en yaygın ve tehlikeli hastalığı olarak tanımlanan obezite, Avrupa’da salgın boyutuna ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı rapora göre Türkiye, Avrupa’nın en obez ülkesi. Rapora göre, Türk halkının üçte ikisi yüksek kilolu ve bunların yarısı da obez sınırında. Gıda Mühendisi Ece Duru, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü’nde obezite ile mücadelede alınacak önlemlere dikkat çekerek, bulgur gibi glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenmenin, obezite ile mücadelede etkili araçlardan biri olduğunu anlattı.</span></span></p>

<p><span><span>Yapılan çalışmalara göre dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite, birçok hastalıkta risk faktörü olarak kabul ediliyor. Aşırı kilo ve obeziteye karşı mücadele konusunda beslenme alışkanlıklarına dikkat çeken Gıda Mühendisi Ece Duru, uzmanlarımızın da belirttiği gibi basit karbonhidrat içeren gıdaları devamlı  olarak ve porsiyon kontrolü olmadan tüketen kişilerde; obezite, diyabet, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranlarının daha yüksek olduğunun yapılan araştırmalarla ortaya konulduğunu söyledi. Duru, “Glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek ve beslenmemizde porsiyon kontrolü sağlamak, uzun dönemde diyabet, kalp hastalıkları gibi kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır” dedi. </span></span></p>

<p><span><span>Bulgur, Düşük Glisemik İndekse Sahiptir</span></span></p>

<p><span><span>Duru, bulgurun hem zengin besin değeri hem de glisemik indeks içeriğinin düşük olmasından dolayı tercih edilebileceğini ve lifli gıdalar tüketmenin sağlık üzerinde birçok olumlu etkisinin olduğunu belirtti. Duru, “Düşük glisemik indeksli gıdalar kan şekerini yavaş yavaş yükseltir ve yavaş yavaş düşürür. Uzun süre tokluk hissi verir.  Ayrıca bulgur ve bakliyatlar iyi bir lif kaynağıdır. Başta obezite olmak üzere; kabızlık, kalp damar hastalıkları, diyabet gibi birçok hastalığa karşı diyet lifinin koruyucu etki sağladığı kesin olarak bilinmektedir. Bulgur, bu anlamda sofralarımızdaki en büyük zenginliklerimizden biri” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Obezite Günü'nde Harekete Geçelim</span></span></p>

<p><span><span>Obeziteyle mücadelede egzersizi yaşamımızın bir parçası haline getirmeyi öneren Duru, “Hareketsizlik ve yanlış beslenme önemli bir etken. Obezite tedavisinde, zayıflama diyetlerinde ve sağlıklı beslenmede en önemli unsur, diyette porsiyon kontrolü ile birlikte düşük glisemik indekse sahip, posa içeriği yüksek besinlerin seçilmesidir. Beslenme uzmanları yüksek posa içeren ve düşük glisemik indekse sahip bulgurun zayıflama diyetlerinde kullanılması gerektiğini vurguluyorlar. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Gida_Muhendisi_Ece_Duru(1).jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilimin Rehberliğinde Zehirsiz Kentler Mümkün</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilimin-rehberliginde-zehirsiz-kentler-mumkun</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilimin-rehberliginde-zehirsiz-kentler-mumkun</guid>
<description><![CDATA[ Zehirsiz Kentlere Doğru projesi kapsamında, belediye temsilcilerinin ve uzmanların katılımı ile sivrisinek mücadelesinde Türkiye’deki iyi örneklerin konuşulduğu “Belediyeler Çalıştayı” düzenlendi.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Zehirsiz Sofralar Platformu işbirliği ile yürüttüğü Zehirsiz Kentlere Doğru projesi kapsamında, 12 ve 13 Mayıs 2022 tarihlerinde “Belediyeler Çalıştayı” düzenlendi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden belediye temsilcilerinin ve uzmanların katıldığı Çalıştay’da, vektörle mücadelede doğa dostu alternatifler ve bunların uygulanması konusunda bilimsel yaklaşımların, kurumlar arası işbirliğinin ve halkın katılımının önemi ele alındı. 

İBB Kasımpaşa Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen Çalıştay’ın ilk gün oturumları, Zehirsiz Sofralar Platformu Koordinatörü Batur Şehirlioğlu ve İBB Sağlık Dairesi Başkanı Dr. Önder Yüksel Eryiğit’in açılış konuşmaları ile başladı.

Halk sağlığının siyasetten bağımsız bir mesele olduğuna, ulusal ölçekte bir eylem planının benimsenmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Önder Yüksel Eryiğit, İBB’nin vektörle mücadele hizmetleri konusunda şunları aktardı: “Sağlık Dairesi Başkanlığı olarak vektörle mücadelede temel vizyonumuz halk sağlığının vektörlerden olumsuz etkilenmesini engellemek. Kültürel (eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri), fiziksel ve biyolojik mücadeleye önem veriyoruz. Hedefimiz, acil durumlar dışında kimyasal mücadeleyi gündemimizden çıkarmak.”

Dünyada uygulanan yöntemler ile uyumlu bir şekilde; insana, doğaya ve çevreye saygılı; sürdürülebilir, etkin ve verimli bir vektör mücadelesi üzerine çalıştıklarını belirten Eryiğit, “Vektörle Mücadele Bilim Kurulu’nun önderliğinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Halkın yaşam kalitesini artırmak amacıyla, hastalık taşıyıcıları olan sinek, fare, kene vb. zararlılar için yürüttüğümüz alternatif mücadele hizmetlerimiz diğer belediyeler için de teşvik edici ve yol gösterici bir nitelik taşıyor,” dedi.

Bilimsel yaklaşımlar ve kültürel mücadelenin önemi 

Çalıştay’a “Aedes albopictus: Asya Kaplan Sivrisineği İstilasının İstanbul’da Güncel Durumu ve Mücadelesindeki Bilimsel Yaklaşımlar” başlıklı sunumu ile katılan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kerem Öter, zehirli kimyasallar ile yerel türlerin yok edilmesinin domino etkisi yaratarak geri dönüşü olmayan bir ekolojik zarara neden olduğunu söyledi.

İBB Sağlık Daire Başkanlığı Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Vektörlerle Mücadele Birimi,  İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri işbirliği ile oluşturulan ”İstilacı Sivrisinek Türlerine Karşı Eylem Planı” çerçevesinde iki yıldır çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Öter, sözlerine şöyle devam etti: “Küresel bir istila halindeki Asya Kaplan Sivrisineği artık ülkemizin de bir gerçeği. Diğer sivrisineklerden farklı olarak, gün içerisinde aktivitelerini gerçekleştirebilen bu saldırgan tür özellikle insan eliyle yayılıyor ve 22 farklı abrovirüsün potansiyel vektörlüğünü yapıyor. Kısa ve orta vadeli planlar kapsamında, istilacı sivrisinekler ile kimyasal mücadele yapılması herhangi bir başarı sağlamıyor. Bu nedenle bilimsel tabanlı, sürdürülebilir, multidisipliner ve uzun vadeli bir eylem planının ortaya konması gerekiyor. En temel mücadele ise, vatandaşların ve diğer tüm paydaşların bu sürece aktif bir biçimde katılım sağlaması ve bilgilendirilmesi.”

İstanbul, Muğla ve Kadıköy’den belediye temsilcilerinin vektör mücadelesinde kullandıkları doğa dostu uygulamaları ve saha deneyimlerini paylaştığı Çalıştay’da, Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği (BİYOSİDER) Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. Tülin Gönültaş da pestisitler/biyosidal ürünlerin insan sağlığı üzerine etkilerini ve çözüm önerilerini ortaya koydu.

Gönültaş, tüm canlılar için ciddi riskler oluşturan pestisit ve biyosidal ürünler için takip sisteminin yeniden düzenlenerek ülke genelinde aktif hale getirilmesi gerektiğine vurgu yaptığı konuşmasında, “Bilimsel araştırmalar ve alınacak tedbirler ile pestisit ve biyosidal ürün kalıntılarının insan ve doğaya, dolayısıyla biyoçeşitliliğe zarar vermeyecek seviyede olmaları sağlanabilir ve kontrol edilebilir ise emniyetli bir kullanım gerçekleştirilmiş olacaktır.” dedi.

Zehirsiz Kentlere Doğru adımlar

Zehirsiz Sofralar Platformu Koordinatörü Batur Şehirlioğlu, doğaya ve onun döngülerine karşı insan eliyle yapılan her müdahalenin sağlık sorunları, çevre felaketleri ve ekonomik kayıplara yol açtığını belirtti: “Çözüm daha fazla kimyasal veya pestisit kullanmakta değil; doğa ile uyumlu yaşamayı öğrenmek, insan merkezci bakış açısını bırakmak, kendimizi doğanın bir parçası olarak tekrar tanımlamak, üretim ve tüketimde doğayı, doğal döngüler ve süreçleri esas alan, onlar ile uyumlu modeller, teknikler, yöntemler ve sistemler geliştirmekte.” 

Dünyada ve Türkiye’de pek çok belediyenin ekolojik ve doğa dostu alternatifler kullanarak zehirsiz kentlerin mümkün olduğunu gösterdiğini söyleyen Şehirlioğlu, yerel yönetimler tarafından ‘ ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/bilimin-rehberliginde-zehirsiz-kentler-mumkun-1652870380.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilimin, Rehberliğinde, Zehirsiz, Kentler, Mümkün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Zehirsiz Kentlere Doğru projesi kapsamında, belediye temsilcilerinin ve uzmanların katılımı ile sivrisinek mücadelesinde Türkiye’deki iyi örneklerin konuşulduğu “Belediyeler Çalıştayı” düzenlendi.</span></span></p>

<p><span><span>Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Zehirsiz Sofralar Platformu işbirliği ile yürüttüğü <a href="https://zehirsizkentler.org/" rel="noopener noreferrer" target="_blank">Zehirsiz Kentlere Doğru</a> projesi kapsamında, 12 ve 13 Mayıs 2022 tarihlerinde “Belediyeler Çalıştayı” düzenlendi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden belediye temsilcilerinin ve uzmanların katıldığı Çalıştay’da, vektörle mücadelede doğa dostu alternatifler ve bunların uygulanması konusunda bilimsel yaklaşımların, kurumlar arası işbirliğinin ve halkın katılımının önemi ele alındı. </span></span></p>

<p><span><span>İBB Kasımpaşa Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen Çalıştay’ın ilk gün oturumları, Zehirsiz Sofralar Platformu Koordinatörü Batur Şehirlioğlu ve İBB Sağlık Dairesi Başkanı Dr. Önder Yüksel Eryiğit’in açılış konuşmaları ile başladı.</span></span></p>

<p><span><span>Halk sağlığının siyasetten bağımsız bir mesele olduğuna, ulusal ölçekte bir eylem planının benimsenmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Önder Yüksel Eryiğit, İBB’nin vektörle mücadele hizmetleri konusunda şunları aktardı: “Sağlık Dairesi Başkanlığı olarak vektörle mücadelede temel vizyonumuz halk sağlığının vektörlerden olumsuz etkilenmesini engellemek. Kültürel (eğitim ve bilgilendirme faaliyetleri), fiziksel ve biyolojik mücadeleye önem veriyoruz. Hedefimiz, acil durumlar dışında kimyasal mücadeleyi gündemimizden çıkarmak.”</span></span></p>

<p><span><span>Dünyada uygulanan yöntemler ile uyumlu bir şekilde; insana, doğaya ve çevreye saygılı; sürdürülebilir, etkin ve verimli bir vektör mücadelesi üzerine çalıştıklarını belirten Eryiğit, “Vektörle Mücadele Bilim Kurulu’nun önderliğinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Halkın yaşam kalitesini artırmak amacıyla, hastalık taşıyıcıları olan sinek, fare, kene vb. zararlılar için yürüttüğümüz alternatif mücadele hizmetlerimiz diğer belediyeler için de teşvik edici ve yol gösterici bir nitelik taşıyor,” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Bilimsel yaklaşımlar ve kültürel mücadelenin önemi </span></span></p>

<p><span><span>Çalıştay’a “Aedes albopictus: Asya Kaplan Sivrisineği İstilasının İstanbul’da Güncel Durumu ve Mücadelesindeki Bilimsel Yaklaşımlar” başlıklı sunumu ile katılan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kerem Öter, zehirli kimyasallar ile yerel türlerin yok edilmesinin domino etkisi yaratarak geri dönüşü olmayan bir ekolojik zarara neden olduğunu söyledi.</span></span></p>

<p><span><span>İBB Sağlık Daire Başkanlığı Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Vektörlerle Mücadele Birimi,  İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri işbirliği ile oluşturulan ”İstilacı Sivrisinek Türlerine Karşı Eylem Planı” çerçevesinde iki yıldır çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Öter, sözlerine şöyle devam etti: “Küresel bir istila halindeki Asya Kaplan Sivrisineği artık ülkemizin de bir gerçeği. Diğer sivrisineklerden farklı olarak, gün içerisinde aktivitelerini gerçekleştirebilen bu saldırgan tür özellikle insan eliyle yayılıyor ve 22 farklı abrovirüsün potansiyel vektörlüğünü yapıyor. Kısa ve orta vadeli planlar kapsamında, istilacı sivrisinekler ile kimyasal mücadele yapılması herhangi bir başarı sağlamıyor. Bu nedenle bilimsel tabanlı, sürdürülebilir, multidisipliner ve uzun vadeli bir eylem planının ortaya konması gerekiyor. En temel mücadele ise, vatandaşların ve diğer tüm paydaşların bu sürece aktif bir biçimde katılım sağlaması ve bilgilendirilmesi.”</span></span></p>

<p><span><span>İstanbul, Muğla ve Kadıköy’den belediye temsilcilerinin vektör mücadelesinde kullandıkları doğa dostu uygulamaları ve saha deneyimlerini paylaştığı Çalıştay’da, Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği (BİYOSİDER) Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. Tülin Gönültaş da pestisitler/biyosidal ürünlerin insan sağlığı üzerine etkilerini ve çözüm önerilerini ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span><span>Gönültaş, tüm canlılar için ciddi riskler oluşturan pestisit ve biyosidal ürünler için takip sisteminin yeniden düzenlenerek ülke genelinde aktif hale getirilmesi gerektiğine vurgu yaptığı konuşmasında, “Bilimsel araştırmalar ve alınacak tedbirler ile pestisit ve biyosidal ürün kalıntılarının insan ve doğaya, dolayısıyla biyoçeşitliliğe zarar vermeyecek seviyede olmaları sağlanabilir ve kontrol edilebilir ise emniyetli bir kullanım gerçekleştirilmiş olacaktır.” dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Zehirsiz Kentlere Doğru adımlar</span></span></p>

<p><span><span>Zehirsiz Sofralar Platformu Koordinatörü Batur Şehirlioğlu, doğaya ve onun döngülerine karşı insan eliyle yapılan her müdahalenin sağlık sorunları, çevre felaketleri ve ekonomik kayıplara yol açtığını belirtti: “Çözüm daha fazla kimyasal veya pestisit kullanmakta değil; doğa ile uyumlu yaşamayı öğrenmek, insan merkezci bakış açısını bırakmak, kendimizi doğanın bir parçası olarak tekrar tanımlamak, üretim ve tüketimde doğayı, doğal döngüler ve süreçleri esas alan, onlar ile uyumlu modeller, teknikler, yöntemler ve sistemler geliştirmekte.” </span></span></p>

<p><span><span>Dünyada ve Türkiye’de pek çok belediyenin ekolojik ve doğa dostu alternatifler kullanarak zehirsiz kentlerin mümkün olduğunu gösterdiğini söyleyen Şehirlioğlu, yerel yönetimler tarafından ‘Zehirsiz Kentlere Doğru’ atılacak adımları şöyle sıraladı: “Mevcut durum analizinin yapılması, pestisit politikasının oluşturulması ve kararlılık, kademeli geçiş için stratejik eylem planının hazırlanması, denemeler veya pilot projelerin yürütülmesi, kamu farkındalığının yaratılması ve katılımcılığın sağlanması, belediye meclisi üyelerinin siyasi desteğinin alınması.”</span></span></p>

<p><span><span>Çalıştay’ın ilk gün oturumları, Türkiye’deki belediyeler arasında işbirliği ve strateji geliştirme üzerine görüşlerin ve değerlendirmelerin paylaşılması ile sonlandı. </span></span></p>

<p><span><span>Belediyeler arası işbirlikleri gelişiyor</span></span></p>

<p><span><span>Belediyeler, Çalıştay’ın ikinci gününde, İBB Başakşehir Vektörlerle Mücadele Birimi’ni ziyaret ederek Sağlık Dairesi Başkanlığı’nın saha çalışmaları hakkında bilgi edindi. </span></span></p>

<p><span><span>Vatandaşlardan gelen bildirimlerin ardından personelin sahada tespit etmiş olduğu sivrisinek üreme alanlarına ovitrapler (istilacı sivrisinek türlerinin yumurtalarını bırakabilmesi için uygun tuzaklar) kullanan Vektörle Mücadele Birimi, öncelikle fiziksel ve kültürel mücadele çalışmaları yapıyor. Bu mücadele yöntemlerinin performansının düşük olduğu durumlarda ise biyolojik ve yalnızca sivrisinek larvasını etkileyen bakteri içerikli ürünler kullanılıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Sivrisinek mücadelesi için geliştirilen Harita Tabanlı Vektör Kontrol Sistemi’nin (VKS) nasıl kullanıldığını uygulamalı olarak anlatan Sağlık ve Hıfzıssıhha Müdürlüğü Bilgi İşlem Sorumlusu Selçuk Karabıyık, “Web ve mobil uygulamalar yoluyla erişim sağlamanın mümkün olduğu sistem sayesinde vektörlerin üreme kaynaklarının ve türlerinin tespit edilmesini sağlıyoruz. Böylece hem işgücü hem de zaman kaybını önleyebiliyoruz. Yakın zamanda bu sistemi ilçe belediyelerimiz ile entegre olarak kullanmayı ve ortaklaşa bir hizmet sunmayı hedefliyoruz” dedi.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Belediyeler___al____tay__.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Öksürüğünüzün Nedeni Alerji Veya Astım Olabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/oksurugunuzun-nedeni-alerji-veya-astim-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/oksurugunuzun-nedeni-alerji-veya-astim-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Havaların soğuması ve okulların da açılmasıyla birlikte soğuk algınlığı ve öksürük çok fazla görülmeye başlandı. Öksürüğe neden olabilecek pek çok durumun olduğunu ancak öksürüğün alerji ve astımdan kaynaklanabileceğini belirten İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, öksürükle ilgili detaylı bilgiler verdi.

Neden Öksürürüz?

Boğazdaki veya solunum yollarındaki doğal tahrişe bağlı olarak öksürük ortaya çıkabilir. Basitçe anlatmak gerekirse, boğaz, trakea ve akciğerlerdeki reseptörlere yanıt verir ve beyindeki &quot;öksürük merkezinin&quot; aktivasyonuna yol açar.  Öksürük bir bakıma istenmeyen maddeleri dışarı atma yoludur. Öksürüğe neden olabilecek pek çok durum olabilir. Alerji ve astım da öksürüğe neden olabilen yaygın durumlar arasındadır. 

Alerjik Öksürük Neden Olur?

Alerjik öksürük, öncelikle vücudun maruz kaldığı belirli maddelere aşırı tepki veren aşırı aktif bir bağışıklık sisteminden kaynaklanır. Bu reaksiyonlar, vücut zararsız maddeleri zararlı maddelerle karıştırdığında ve böylece onları savuşturmak için bir savunma sistemi başlattığında ortaya çıkar. Histamin, burun akıntısı, öksürük, hapşırma ve burun pasajlarının şişmesinden sorumludur, bu nedenle hasta soğuk algınlığı olmasa bile soğuk algınlığı benzeri belirtiler yaşamaya başlar. Alerji öksürükleri tipik olarak hava yollarının şişmesi veya tahrişinden kaynaklanır. Ayrıca burun akıntısı geliştirirseniz, sinüslerinizde asılı kalan mukus boğazınızın arkasına damladığında da öksürük yaşayabilirsiniz. 

Öksürüğün Soğuk Algınlığı, Alerji veya Astımdan Olduğunu Nasıl Anlarız?

Soğuk algınlığı çok yaygındır. Çoğumuz yılda üç veya dört kez soğuk algınlığı yaşayabiliriz; çocuklarda daha sık görülebilir. Ancak alerji ve astım da oldukça yaygındır. Bu koşulların üçünde de öksürük belirtisi vardır. Öksürük kuru ya da balgamlı olabilir, ara ara gelebilir, sabit kalabilir ve hafif ile şiddetli arasında değişebilir. Ancak, temel nedeni anladığınız sürece çoğu öksürüğün tedavisi kolaydır. Astım, alerji ve soğuk algınlığı öksürüğü arasındaki farkları bilmek, durumu yönetmenin ana yoludur. 

Soğuk Algınlığının Belirtileri Nelerdir?

Hafif bir soğuk algınlığınız olduğunda, tek belirti burun akıntısı, hafif boğaz ağrısı, öksürük ve genel yorgunluk olabilir. Soğuk algınlığınız daha ciddiyse, vücut ağrılarınız da olabilir ve her yerde ağrı, ateş, uyku güçlüğü ve öksürüğünüz ve boğaz ağrınız daha kötü olabilir. 

Alerjilerin Belirtileri Nelerdir?

Alerjilerin bazı belirtileri, soğuk algınlığı ile aynıdır. Örneğin burun akıntısı ve sulu gözlere sahip olabilirsiniz. Bununla birlikte, kaşıntılı gözler, sık hapşırma nöbetleri ve cilt tahrişi, alerjinin yaygın belirtileridir.

Alerjik Öksürük ve Soğuk Algınlığı Farkları 

Soğuk algınlığı ve alerjik öksürük ile ilişkili öksürük belirtilerinde önemli farklılıklar vardır.

Bir alerjinin neden olduğu öksürük:

Alerjenler mevcut olduğu sürece günler veya aylarca sürer.

Soğuk mevsimlerde en sık görülen soğuk algınlığının aksine yılın herhangi bir zamanında ortaya çıkabilir. sonbahar da alerjenlerin yaygın olduğu bir mevsimdir ve bu mevsimde de alerji belirtilerinde artış olabilir. 

Alerjene maruz kalındığı durumlarda ani belirtilerle ortaya çıkabilir. 

Alerjik öksürüğe burun akıntısı, gözlerde kaşıntı ve sulanma, boğaz ağrısı da eşlik edebilirken, asla ateş ve vücut ağrıları eşlik etmez. Öksürüğünüz varsa ve ateşiniz varsa, öksürüğün soğuk algınlığından kaynaklanması muhtemeldir. 

Soğuk algınlığı da çok nadiren 14 günden uzun sürer, bu nedenle öksürük iki hafta sonra geçmiyor ve soğuk algınlığı tedavilerine ve ilaçlara yanıt vermiyor gibi görünüyorsa, alerji olma olasılığı daha yüksektir.

Alerjiler sinüs ve orta kulak enfeksiyonlarına neden olabilir

Alerjik öksürüğe sinüs ve orta kulak enfeksiyonları da eşlik edebilir. Bu durumlar alerjik reaksiyonun dolaylı etkileri olarak kabul edilir. Burun geçiş yollarındaki şişlik nedeniyle sinüsler oldukça hassas hale gelir ve bu da sinüzit olarak da bilinen sinüs enfeksiyonu riskini artırır. Sinüs enfeksiyonlarının semptomları arasında sinüslerin çevresinde ağrı (alnı, burnun üst kısmını ve her iki tarafını, üst çeneyi ve üst dişleri, elmacık kemiklerini ve gözlerin arasını etkiler), sinüs akıntısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve şiddetli tıkanıklık yer alır. 

Astım Öksürüğü ve Diğer Durumlar Arasındaki Fark Nedir? 

Astımın soğuk algınlığı ve alerjilerle ortak başka belirtileri de vardır, ancak astımı diğerlerinden ayıran belirtiler şunlardır:

Geceleri veya gülerken veya fiziksel olarak aktifken kötüleşen bir öksürük,

Nefes almada zorluk,

Göğüste sıkışma hissi,

Nefes darlığı,

Hırıltı.

Astımlı çocuklar, ayrıca soğuk algınlığını beklenenden çok daha sık yaşayabilir veya iyileşmesinin çok daha uzun sürdüğünü görebilir. Bu nedenle astımın mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir. 

Öksürüğün Şiddeti Önemlidir

Soğuk algınlığı belirtileri genellikle hafiftir ve bazı soğuk algınlığı ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/10/oksurugunuzun-nedeni-alerji-veya-astim-olabilir-1634040120.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Öksürüğünüzün, Nedeni, Alerji, Veya, Astım, Olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Havaların soğuması ve okulların da açılmasıyla birlikte soğuk algınlığı ve öksürük çok fazla görülmeye başlandı. Öksürüğe neden olabilecek pek çok durumun olduğunu ancak öksürüğün alerji ve astımdan kaynaklanabileceğini belirten İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, öksürükle ilgili detaylı bilgiler verdi.</span></p>

<p><strong><span>Neden Öksürürüz?</span></strong></p>

<p><span>Boğazdaki veya solunum yollarındaki doğal tahrişe bağlı olarak öksürük ortaya çıkabilir. Basitçe anlatmak gerekirse, boğaz, trakea ve akciğerlerdeki reseptörlere yanıt verir ve beyindeki "öksürük merkezinin" aktivasyonuna yol açar.  Öksürük bir bakıma istenmeyen maddeleri dışarı atma yoludur. Öksürüğe neden olabilecek pek çok durum olabilir. Alerji ve astım da öksürüğe neden olabilen yaygın durumlar arasındadır. </span></p>

<p><strong><span>Alerjik Öksürük Neden Olur?</span></strong></p>

<p><span>Alerjik öksürük, öncelikle vücudun maruz kaldığı belirli maddelere aşırı tepki veren aşırı aktif bir bağışıklık sisteminden kaynaklanır. Bu reaksiyonlar, vücut zararsız maddeleri zararlı maddelerle karıştırdığında ve böylece onları savuşturmak için bir savunma sistemi başlattığında ortaya çıkar. Histamin, burun akıntısı, öksürük, hapşırma ve burun pasajlarının şişmesinden sorumludur, bu nedenle hasta soğuk algınlığı olmasa bile soğuk algınlığı benzeri belirtiler yaşamaya başlar. Alerji öksürükleri tipik olarak hava yollarının şişmesi veya tahrişinden kaynaklanır. Ayrıca burun akıntısı geliştirirseniz, sinüslerinizde asılı kalan mukus boğazınızın arkasına damladığında da öksürük yaşayabilirsiniz. </span></p>

<p><strong><span>Öksürüğün Soğuk Algınlığı, Alerji veya Astımdan Olduğunu Nasıl Anlarız?</span></strong></p>

<p><span>Soğuk algınlığı çok yaygındır. Çoğumuz yılda üç veya dört kez soğuk algınlığı yaşayabiliriz; çocuklarda daha sık görülebilir. Ancak alerji ve astım da oldukça yaygındır. Bu koşulların üçünde de öksürük belirtisi vardır. Öksürük kuru ya da balgamlı olabilir, ara ara gelebilir, sabit kalabilir ve hafif ile şiddetli arasında değişebilir. Ancak, temel nedeni anladığınız sürece çoğu öksürüğün tedavisi kolaydır. Astım, alerji ve soğuk algınlığı öksürüğü arasındaki farkları bilmek, durumu yönetmenin ana yoludur. </span></p>

<p><strong><span>Soğuk Algınlığının Belirtileri Nelerdir?</span></strong></p>

<p><span>Hafif bir soğuk algınlığınız olduğunda, tek belirti burun akıntısı, hafif boğaz ağrısı, öksürük ve genel yorgunluk olabilir. Soğuk algınlığınız daha ciddiyse, vücut ağrılarınız da olabilir ve her yerde ağrı, ateş, uyku güçlüğü ve öksürüğünüz ve boğaz ağrınız daha kötü olabilir. </span></p>

<p><strong><span>Alerjilerin Belirtileri Nelerdir?</span></strong></p>

<p><span>Alerjilerin bazı belirtileri, soğuk algınlığı ile aynıdır. Örneğin burun akıntısı ve sulu gözlere sahip olabilirsiniz. Bununla birlikte, kaşıntılı gözler, sık hapşırma nöbetleri ve cilt tahrişi, alerjinin yaygın belirtileridir.</span></p>

<p><strong><span>Alerjik Öksürük ve Soğuk Algınlığı Farkları </span></strong></p>

<p><span>Soğuk algınlığı ve alerjik öksürük ile ilişkili öksürük belirtilerinde önemli farklılıklar vardır.</span></p>

<p><span>Bir alerjinin neden olduğu öksürük:</span></p>

<p><span>Alerjenler mevcut olduğu sürece günler veya aylarca sürer.</span></p>

<p><span>Soğuk mevsimlerde en sık görülen soğuk algınlığının aksine yılın herhangi bir zamanında ortaya çıkabilir. sonbahar da alerjenlerin yaygın olduğu bir mevsimdir ve bu mevsimde de alerji belirtilerinde artış olabilir. </span></p>

<p><span>Alerjene maruz kalındığı durumlarda ani belirtilerle ortaya çıkabilir. </span></p>

<p><span>Alerjik öksürüğe burun akıntısı, gözlerde kaşıntı ve sulanma, boğaz ağrısı da eşlik edebilirken, asla ateş ve vücut ağrıları eşlik etmez. Öksürüğünüz varsa ve ateşiniz varsa, öksürüğün soğuk algınlığından kaynaklanması muhtemeldir. </span></p>

<p><span>Soğuk algınlığı da çok nadiren 14 günden uzun sürer, bu nedenle öksürük iki hafta sonra geçmiyor ve soğuk algınlığı tedavilerine ve ilaçlara yanıt vermiyor gibi görünüyorsa, alerji olma olasılığı daha yüksektir.</span></p>

<p><strong><span>Alerjiler sinüs ve orta kulak enfeksiyonlarına neden olabilir</span></strong></p>

<p><span>Alerjik öksürüğe sinüs ve orta kulak enfeksiyonları da eşlik edebilir. Bu durumlar alerjik reaksiyonun dolaylı etkileri olarak kabul edilir. Burun geçiş yollarındaki şişlik nedeniyle sinüsler oldukça hassas hale gelir ve bu da sinüzit olarak da bilinen sinüs enfeksiyonu riskini artırır. Sinüs enfeksiyonlarının semptomları arasında sinüslerin çevresinde ağrı (alnı, burnun üst kısmını ve her iki tarafını, üst çeneyi ve üst dişleri, elmacık kemiklerini ve gözlerin arasını etkiler), sinüs akıntısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve şiddetli tıkanıklık yer alır. </span></p>

<p><strong><span>Astım Öksürüğü ve Diğer Durumlar Arasındaki Fark Nedir? </span></strong></p>

<p><span>Astımın soğuk algınlığı ve alerjilerle ortak başka belirtileri de vardır, ancak astımı diğerlerinden ayıran belirtiler şunlardır:</span></p>

<p><span>Geceleri veya gülerken veya fiziksel olarak aktifken kötüleşen bir öksürük,</span></p>

<p><span>Nefes almada zorluk,</span></p>

<p><span>Göğüste sıkışma hissi,</span></p>

<p><span>Nefes darlığı,</span></p>

<p><span>Hırıltı.</span></p>

<p><span>Astımlı çocuklar, ayrıca soğuk algınlığını beklenenden çok daha sık yaşayabilir veya iyileşmesinin çok daha uzun sürdüğünü görebilir. Bu nedenle astımın mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir. </span></p>

<p><strong><span>Öksürüğün Şiddeti Önemlidir</span></strong></p>

<p><span>Soğuk algınlığı belirtileri genellikle hafiftir ve bazı soğuk algınlığı ilaçları ile kolayca kontrol altına alınabilir. </span></p>

<p><span>Alerji belirtileri de hafif olabilir ancak alerjinin ciddiyetine göre şiddeti değişebilir ve günlük hayatın rutinini olumsuz yönde etkileyebilir. </span></p>

<p><span>Astım belirtileri ise tedavi edilmediği durumlarda son derece şiddetli olabilir. Bu nedenle astımın mutlak tedavi edilmesi ve kontrol altında tutulması gereklidir. Tedavi edilmeyen astım, astım ataklarına ve daha ciddi durumlara neden olabilir. </span></p>

<p><strong><span>Öksürük Kaç Günde Geçer?</span></strong></p>

<p><span>Tipik olarak, soğuk algınlığı yaklaşık yedi ila 10 gün sürer ve en şiddetli belirtiler birkaç gün sonra düzelmeye başlar. Alerjiler, tedavi edilmezse, alerjen mevcut olduğu sürece belirtilere neden olur. Bu nedenle, öksürüğünüz bir hafta sonra iyileşmeye başlamazsa, belirtileriniz soğuk algınlığından kaynaklanmıyor olabilir. </span></p>

<p><span>Astım ise hızlı bir şekilde gelip gidebilir. Ataklar aniden gelebilir ve hızla azalabilir. Hafif ataklar dakikalarca sürebilir, ancak daha ciddi ataklar günlerce sürebilir.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kurban Bayramında Et Alerjisine Dikkat!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kurban-bayraminda-et-alerjisine-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kurban-bayraminda-et-alerjisine-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketiminin artmasıyla beraber kırmızı et alerjisinin belirtileri de kendini göstermektedir. Alerjik reaksiyonlar kırmızı et tüketiminin hemen sonrasında görülebileceği gibi 3 ila 6 saat sonrasında da oluşabilmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/kurban-bayraminda-et-alerjisine-dikkat-1657311081.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kurban, Bayramında, Alerjisine, Dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Kırmızı et içerisinde bulunan karbonhidrat ve protein yapısındaki moleküllere karşı bağışıklık sisteminin aşırı tepki göstermesi sonucu alerji meydana gelebilir. Kırmızı et tüketildikten sonra vücutta yoğun kaşıntı, kızarıklık, kusma, şişme, kurdeşen, ishal, karın ağrısı reaksiyonlarının yanı sıra hipertansiyon, baygınlık, tansiyonda düşme ya da yükselme gibi belirtilerin ortaya çıkması durumu kırmızı et alerjisi olarak tanımlanmaktadır. Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Besin Alerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, et alerjisinin yaşam kalitesini bozan bir sağlık problemi olduğunu, hayati tehlikeler barındırdığını söyledi. Kurban Bayramı öncesi kırmızı et alerjisine dair açıklamalarda bulundu.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kırmızı Et Alerjisi Bir Tür Sağlık Sorunudur</span></span></strong></p>

<p><span><span>Besin alerjileri özellikle çocukluk döneminde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Kuruyemiş, deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri sık yaşanan besin alerjilerindendir. Prof. Dr. Ahmet Akçay besin alerjilerinin daha ziyade çocukluk döneminde görülse de kırmızı et alerjisinin spesifik bir durum olduğunu ve genelde yetişkinlerde görüldüğünün altını çizdi. ‘Aslında süt alerjisi bulunan her 5 çocuktan birinde kırmızı et tüketimi sonrasında et alerjisi görülebilir. Et tüketildikten yaklaşık 30 dakika sonra görülebilen alerjinin vücuttaki yansıması kızarıklık, kaşıntı, nefes almada zorluk, karın ağrısı gibi reaksiyonlar şeklinde ortaya çıkabilmektedir’ ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Et Alerjisi Karın Ağrısıyla Kendisini Gösteriyor!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Daha ziyade erişkinlerde görülebilen et alerjisinin 3 ile 6 saat sonrasında karın kramplarıyla beraber ciddi boyutlarda alerjik reaksiyonlarla seyrettiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay, ‘Kurban Bayramı’nda çok dikkatli olmak gerekir. Kırmızı et tüketildikten sonra ishal veya karın krampları gibi bulgular genelde tüketilen etin bozulmuş olmasına ya da hijyenik olmamasıyla bağdaştırılır. Tekrarlanarak tüketilen besinlerde tüketilen miktara bağlı olmaksızın semptomlar görülüyorsa bu durum hastanın mutlaka et alerjisi odağından değerlendirilmesi gerektiğine işarettir. Bu grup hayati tehlike taşıyan alerji grubundandır’ dedi.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kırmızı Et Alerjisi Öteki Et Gruplarına Karşı Alerji Geliştirebilir</span></span></strong></p>

<p><span><span>Beyaz et tüketiminin de alerjik reaksiyonlara sebebiyet verebileceğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet Akçay, ‘Kırmızı et grubuna alerjisi olan kişinin diğer et gruplarına da alerjisi gelişebilmektedir. Her grup hayvansal protein için bu durum geçerlidir. Beyaz ve kırmızı et tüketildikten sonra alerjik semptomlar oluşuyorsa, kesinlikle bir alerji uzmanından randevu alınması ve hastanın durumunun değerlendirilmesinde fayda vardır’ uyarısında bulundu. Prof. Dr. Ahmet Akçay alerjik bireylerin et tüketmemeleri gerektiğini vurguladı ve ekledi ‘Et alerjisi hayati tehlike taşıyan bir reaksiyondur. Eser miktarda tüketilse dahi alerjik reaksiyonlar meydana gelebilmektedir. Bu sebeple öncelikli olarak et tüketmemeleri oldukça önem taşır. Et alerjisi teşhisi bulunan kişiler için oto enjektörler reçete etmekteyiz. Bireylerin bu şekilde bir şüpheleri varsa ve daha evvelinde et tüketimi sonrasında kızarıklık, kaşıntı, ishal, nefes almada güçlük, karın ağrısı benzeri reaksiyonlar oluştuysa, Kurban Bayramı’nda et tüketmemeleri faydalı olacaktır’.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Kene Isırması İle Çapraz Reaksiyon</span></span></strong></p>

<p><span><span>Spesifik olarak kene ısırmasına maruz kalan kişilerde kene tükürüğü içerisindeki maddelere karşı reaksiyonlar görüldüğü ve bu maddelerin kırmızı et içerisinde yer alan birtakım moleküllere benzer yapıda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Akçay sözlerine şöyle devam etti: ‘Alerjiye karşı hassasiyeti bulunan kişilerde alerji gelişimi sonrasında kırmızı et tüketimiyle alakalı problemler meydana gelebilmektedir. Bu sebeple kene tükürüğü ve kırmızı et arasındaki çapraz reaksiyon oluşumu bahsedilen kırmızı et ve kene ısırması arasındaki alerjik durumu tetiklenmektedir. Bu tip bir alerjiye sahip olanlarda çapraz reaksiyona bağlı olarak bazı ilaç alerjileri de sıklıkla görülebilir’. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Et Alerjisinde Teşhis</span></span></strong></p>

<p><span><span>Kırmızı et alerjisi reaksiyonları gözlemlenen hastalarda kan ve deri testleri yapılmalıdır. Hatta kesin teşhis için uygun görüldüğünde doktor gözetimi altında kırmızı et ile yükleme testi uygulanabilir. Kesin olarak kırmızı et alerjisi teşhisi konulmuş hastaların et yememeleri gerekmektedir. Prof. Dr. Ahmet Akçay etin pişmesinin her daim alerjik özelliğini kaybettiği anlamına gelmediğini ve bu durumda kırmızı etten tamamen uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Ciddi anlamda et alerjisi olan hastaların ise ev dışında herhangi bir yerde yemek yediklerinde de oldukça dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı. Bunun yanı sıra Kurban Bayramı’nda kurban etinden yapılan kavurma, kızartma benzeri yemeklerin hazmının oldukça zor olduğunu söyledi. Yağlı beslenmenin sindirimi zorlaştırıcı etkisiyle beraber mide boşaltımını geciktirdiğini ve reflü, gastrit gibi sağlık sorunlarını doğurduğunu açıkladı.</span></span></p>

<p><strong><span><span>Et alerjisi Önlenebilir!</span></span></strong></p>

<p><span><span>Et alerjisine karşı alınabilecek ilk önlem kırmızı et tüketmeyi kesmektir. Hasta pişmemiş ya da az pişmiş ete karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa, etin iyi pişmiş şekilde tolere edilip edilemeyeceğini saptamak; hastanın kırmızı eti pişmiş formda diyetine dahil edip edemeyeceği konusunda yardımcı olabilir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, halkın besin kaynaklı gıda alerjileri ve anafilaksiden kaçınma ile ilgili genel konularda bilinçlendirilmesinin oldukça önemli olduğunu vurguladı.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Salmonella’dan korunmak mümkün mü?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/salmonelladan-korunmak-mumkun-mu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/salmonelladan-korunmak-mumkun-mu</guid>
<description><![CDATA[ Son günlerde bazı gıda ürünlerinde rastlanan Salmonella bakterisi endişe vermeye devam ediyor. Salmonella bakterisinin 2 bin tane alt tipi olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, insanlarda tifo, yumuşak doku ve solunum yolu enfeksiyonu gibi rahatsızlıklar oluşturabildiğini ifade ediyor. Dr. Songül Özer, Salmonella’nın toplumda yaygın karın ağrısı ve ishal atakları ile seyreden besin zehirlenmesi salgınları da yapabildiğine, belirtilerin ise gıda alındıktan 8-48 saat sonra görülmeye başladığına dikkat çekiyor. Özer, Salmonella’dan korunmak için kaynağı belli olmayan gıdaların tüketilmemesini, çiğ yenilecek gıdaların iyice yıkanmasını, kaynağı belli ve güvenilir olan içme sularının tercih edilmesini tavsiye ediyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/04/salmonelladan-korunmak-mumkun-mu-1650637982.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Salmonella’dan, korunmak, mümkün, mü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, son günlerde gündemde olan Salmonella bakterisi hakkında çok önemli açıklamalarda bulundu ve tavsiyelerini paylaştı.</span></p>

<p><span><strong>Uzun süre canlı kalabiliyorlar</strong></span></p>

<p><span><strong> </strong>Salmonelloz hastalığının Salmonella adı ile Enterobacterales isimli bakteri ailesinin üyesi olan bir bakteri grubu tarafından oluşturulan hastalık olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, “Salmonella’lar doğada, evcil ve vahşi hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, böceklerin sindirim sisteminde yaygın olarak bulunuyorlar. Sporsuz, hareketli, çubuk şeklinde, ısı ve kuruluğa duyarlı, gün ışığından uzak nemli ortamlarda, lağım sularında ve toprakta uzun süre canlı kalabilen bakterilerdir. Soğuğa dirençlidirler ve liyofilize edilerek yıllarca canlı kalabiliyorlar.” dedi.</span></p>

<p><span><strong>Salmonella birçok rahatsızlığa yol açabiliyor</strong></span></p>

<p><span><strong> </strong>Salmonella bakterilerinin yaklaşık 2 bin tane alt tipi olduğuna dikkat çeken Dr. Songül Özer, “Bu bakterinin insanda hastalık yapan ve en iyi bilinenleri Salmonella typhi, Salmonella paratyphi, Salmonella enteritidis, Salmonella cholerasuis’dir. İnsanlarda tifo, paratifo, gastroenterit, yumuşak doku enfeksiyonları, lokal organ apseleri, karın içi enfeksiyonlar, kemik ve eklem enfeksiyonları, solunum yolu enfeksiyonları, endokardit ve bakteriyemi oluşturabiliyorlar.” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p><span><strong>Salmonella işte bu yollarla bulaşıyor…</strong></span></p>

<p><span>Dr. Songül Özer, toplumda yaygın karın ağrısı ve ishal atakları ile seyreden besin zehirlenmesi salgınları da yapabilen Salmonella’ların en sık gerçekleşen bulaş şekillerini şöyle paylaştı:</span></p>

<p><span>- İnsan ve hayvan dışkı ve idrarlarının kaynak sularına karışması ile,</span></p>

<p><span>- Bakterilerle kirlenmiş olan suların kaynatılmadan içilmesi ve kullanılması ile,</span></p>

<p><span>- Salmonella taşıyan hayvanların etlerinin, yumurtalarının, süt ve süt ürünlerinin iyi pişirilmeden yenmesi ile, </span></p>

<p><span>- İçme ve kullanma sularının yeterince klorlanarak temizlenmeden tüketilmesi ile,</span></p>

<p><span>- Bakteriyle kirlenmiş sebze ve meyvelerin iyice yıkanmadan, pişirilmeden tüketilmesi ile,</span></p>

<p><span>- Pastörize edilmemiş süt veya meyve suları ve kaynağı belli olmayan, kaynatılmadan yapılan veya bekletilmeden tüketilen peynir ile,</span></p>

<p><span>- Özellikle yılan, kaplumbağa, kertenkele gibi sürüngenler, kurbağalar, kuşlar ve civciv gibi evcil hayvanlar ile temastan sonra ellerin iyice yıkanmaması ile, </span></p>

<p><span>- Hasta kümes hayvanları ile temastan sonra ve </span></p>

<p><span>- Hasta insanlardan diğer insanlara da bulaşabilir.</span></p>

<p><span><strong>8-48 sat sonra belirti vermeye başlıyor</strong></span></p>

<p><span>Salmonella bakterisi ile meydana gelen besin zehirlenmesinin bulaştırıcı olan gıdanın alınmasından yaklaşık 8-48 saat sonra belirti vermeye başladığını vurgulayan Dr. Songül Özer, sözlerine şöyle devam etti: </span></p>

<p><span>“Sıklıkla, karın ağrısı, karında kramplar, yüksek ateş, mide bulantısı, kusma ve ishal şikayetleri görülüyor. Hastalık genellikle 2-5 gün içinde iyileşiyor ancak nadiren bazı insanlarda şikayetler birkaç hafta sürebiliyor. Hastalığın tedavisinde antibiyotiklerle birlikte, kusma ve ishal ile kaybedilen sıvının takviye edilmesi yeterli oluyor<strong>. </strong>Genellikle ölümle sonuçlanmayan ve kısa sürede iyileşme görülen bu hastalığı bağışıklık sistemi yetersizliği olanlar, kanser tanısı alan veya tedavisi görenler, ileri yaştaki hastalar, yenidoğanlar, organ veya kemik iliği nakli yapılmış olan hastalar daha ağır geçirebilirler. Nadiren, sıvı-elektrolit dengesizliği nedeniyle kaybedilen hastalar da olabilir.”</span></p>

<p><span><strong>Kaynağı belli olmayan gıda ve su tüketilmemeli</strong></span></p>

<p><span>Salmonella kaynaklı bir gıda zehirlenmesi saptandığında yapılacak en doğru hareketin tespit edilen gıdaların kullanımdan kaldırılması olacağını ifade eden Dr. Songül Özer, “Ardından bu gıdaları tüketenlerin tespiti ve en kısa sürede tedaviye başlanması gerekiyor. Kaynağı belli olmayan gıdaların tüketilmemesi, çiğ yenilecek gıdaların iyice yıkanması, suların klorlanmadan kullanılmaması, mutlaka kaynağı belli ve güvenilir olan içme sularının tercih edilmesi, ellerin su ve sabunla yıkandıktan sonra yemek yenmeye başlanması korunmada en önemli faktörlerdir.” dedi.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Egzamanın Oluşmasını Engelleyen 8 Önlem</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/egzamanin-olusmasini-engelleyen-8-onlem</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/egzamanin-olusmasini-engelleyen-8-onlem</guid>
<description><![CDATA[ Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan egzama, cildi kurutarak kaşıntıya ve su kabarcıklarına yol açabiliyor. Kış aylarında nem oranının düşmesi ve soğuk hava nedeniyle daha sık görülen egzamanın tedavi edebilmesi için sorunun kaynağının belirlenmesi önem taşıyor. Egzamanın oluşmaması için bazı pratik önlemlerin de alınması gerekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/02/egzamanin-olusmasini-engelleyen-8-onlem-1645693926.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Egzamanın, Oluşmasını, Engelleyen, Önlem</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkan egzama, cildi kurutarak kaşıntıya ve su kabarcıklarına yol açabiliyor. Kış aylarında nem oranının düşmesi ve soğuk hava nedeniyle daha sık görülen egzamanın tedavi edebilmesi için sorunun kaynağının belirlenmesi önem taşıyor. Egzamanın oluşmaması için bazı pratik önlemlerin de alınması gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ayşe Gökçe Tümtürk, egzama belirtileri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Uygun olmayan sabunlar egzama nedeni</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tıbbi adı “dermatit” olan egzama cildi kurutan, kaşıntı ve kabarcıklarla kendini belli eden bir deri hastalığıdır. Toplumda çok sık görülen ve değişik tipleri olan egzama, birden fazla sebebe bağlı olarak görülebilmektedir. Egzamanın en önemli nedenleri alerjik reaksiyon, ciltteki kuruluk ve strestir. Ayrıca uygun olmayan sabunların kullanılması, ortamdaki toz ve bazı kimyasalların deriyle teması egzamaya neden olabilmektedir. Ancak egzamanın kesin nedeni tam olarak bilinmemekte, bünyesel uygunluğun da etkisi olduğu düşünülmektedir. Ev kadınları, kuaförler, temizlik işiyle uğraşanlar ile meslekleri gereği ciltleri kimyasallara maruz kalan kişilerde daha çok görülmektedir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span> <strong>Egzamanın 5 önemli belirtisi</strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span><span>Vücudun çeşitli yerlerinde orta çıkan kızarıklıklar.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Cildin kuruması nedeniyle belirginleşen kaşıntı.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Bölgenin özellikle geceleri kaşınması sonucunda cildin gerginleşerek çatlaması.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Zamanla ortaya çıkan küçük ve içi sıvı dolu kabarcıklar.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Ciltte başlayan döküntüler ve kabuklar. </span></span></span></li>
</ul>

<p><span><span><span>Egzama eller, ayaklar, bacaklar ve saç diplerinde; kızarıklık, kaşıntı, pullanma, yanma hissi gibi belirtilerle ortaya çıkar. Derideki kuruluk ilk belirtilerdendir. Egzamalı bölge kaşındıkça tablo daha da ağırlaşmaktadır. Belirtilerin birbirini takip etmesi kaşımaya bağlı olarak devam etmekte, kısırdöngü nedeniyle şikayetler yenilenmektedir.  </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Egzamanın teşhisi için yama testi yapılmalı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Egzamanın teşhisi dermatoloji hekimlerinin fiziki muayenesiyle konulabilmektedir. Tanıyı netleştirebilmek için yama testi( patch)  yapılır. Şüpheli hastaların sırtına alerjen maddelerin düşük konsantrasyonları yapıştırılır. 48 ile 72 saat arasında deriyle temas eden alerjen maddelere cildin verdiği tepki ölçülür. Test süresince kişinin duş almaması ve terlemeye neden olabilecek aktiviteleri yapmaması gerekir.  Alerji ilacı bu dönemde kullanılmamaktadır aksi halde test negatif çıkar. Bu sürenin sonunda test yapılan bölgede kızarıklık, kabarma ve sulanma varsa sürülen maddenin alerjik etkisi olduğu ortaya çıkacaktır.  </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Risk faktörlerinden kaçınmak önemli</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Egzamanın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Egzamanın tedavisinde bu soruna neden olan etkenlerden uzak durmak çok önemlidir. Cildin hangi maddeye karşı reaksiyon geliştirdiği belirlenmeli, kaynağa yönelik tedavinin ilk adımı atılmalıdır. Tedavide kortizon dışı bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar, cildi rahatlatan pansumanlar ve lokal kortikosteroidli pomadlar kullanılmaktadır. Nötral sabunlar, bariyer kremleri, nemlendiriciler ve egzama şampuanları rahatlama sağlayacaktır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Egzamadan koruyan önlemler</strong></span></span></span></p>

<ul>
	<li><span><span><span>Egzamaya aday olan kişilerin bulundukları ortam yeterli nem ve ısı oranına sahip olmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Bulunulan ortamlar sık sık havalandırılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Duş alma sıklığı mevsime göre ayarlanmalı, günlük banyo yapılmamalıdır. Banyoda cildi tahriş edecek kese ve lifler kullanılmamalı, su kesinlikle çok sıcak olmamalıdır. Banyodan sonra uygun nemlendirici ürünler ile tüm vücut nemlendirilmelidir.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Duşta ve günlük el-yüz yıkamada nötr sabunlar kullanılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Bağışıklık sistemini destekleyen gıdalar tüketilmeli ve düzenli spor yapılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>Egzamaya neden olan alerjenin mutlaka kullanılması gerekiyorsa, teması engelleyen eldivenler kullanılmalıdır.</span></span></span></li>
	<li><span><span><span>İçinde toz barındıran halı ve battaniye gibi eşyalar uyuma saatlerinde yatak odasında bulundurulmamalıdır.</span></span></span></li>
</ul>

<p><span><span>Günlük olarak yeterli miktarda su içilmelidir.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gıda zehirlenmelerine dikkat!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gida-zehirlenmelerine-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gida-zehirlenmelerine-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Yalova İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar hava sıcaklıklarının hızla arttığı şu günlerde gıda zehirlenmelerine dikkat çekerek, yaz aylarında gıda zehirlenmelerine karşı dikkatli olunması konusunda Yalova’lıları uyardı.

Suat Parıldar; “Yaz mevsiminde en çok görülen hastalıklardan biri de gıda zehirlenmeleri. Hijyene dikkat edilmemesi ve açıkta satılan ürünlerin tüketilmesi gıda zehirlenmelerinin başlıca sebepleri.

Gıda zehirlenmelerinde neden yaz aylarında artış görülüyor?

Yazla birlikte insanlar dış ortamlarda daha çok vakit geçirmeye başlıyorlar ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketimi artıyor. Sıcaklık artışıyla beraber, uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, hijyenik şartlarda hazırlanmayan yiyeceklerin üzerinde çoğalan bakterilerin ürettikleri toksinler gıda zehirlenmelerine yol açar. Besinler, üstü örtülmeden açıkta iki saatten fazla kaldıysa bakteri ve toksin üretmesi olağandır. Açıkta satılan ve önceden pişirilmiş besinlerin hepsinin riskli olduğunu bilmek ve ayırım yapmadan açıkta satılan hiçbir besini tüketmemek gerekir.

Gıda zehirlenmelerinde hijyen ne kadar önemli?

Gıda zehirlenmelerinde en önemli nokta hijyen. Evde yemek yapan kişi dikkat etmezse, el yıkamazsa da besin zehirlenmesi olabilir. Besinleri hazırlamadan önce eller mutlaka yıkanmalıdır.

Besin zehirlenmelerinden korunmak için yapmamız gerekenler:

—Açıkta satılan yiyecekler aralarında hiçbir ayrım yapılmadan asla tüketilmemelidir.
—Yiyeceklerin hazırlanması esnasında hijyen koşullarına dikkat edilmeli, eller mutlaka yıkanmalıdır.
—Özellikle tavuk ürünleri mutlaka 70 derece üzerinde iyice pişirilmelidir.

—Derin dondurucudan çıkarılan besinler çözülsün diye oda sıcaklığına bırakılmamalı, buzluk altındaki bölmede beklenmelidir.

—Her yemek pişirildikten sonra sadece bir kez ısıtılmalı ve sadece bir kez dondurulmalıdır.
—Son kullanma tarihi geçmemiş olsa bile üzerinde bozulma emaresi görülen gıdanın tamamı atılmalıdır.

—Son kullanma tarihi geçtiği halde kokusu ve görüntüsü iyi olsa bile ürün mutlaka atılmalıdır.
—Buzdolabına koyduğumuz ürünlerde bakteri oluşuyorsa, dolabın içi bakterilerden arındırılmalı, dolap düzenli aralıklarla dezenfekte edilmelidir. Ayrıca dolabın içi asla tıka basa doldurulmamalı, hava dolaşımı engellenmemelidir.

—Buzdolabında sulu gıdalar muhakkak ağzı kapalı olarak muhafaza edilmelidir.
—Yumurtaların yıkanarak saklanması doğru değildir. Bunun yerine kapalı yumurtalıklarda saklanmalı, asla yıkanmamalıdır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/07/gida-zehirlenmelerine-dikkat-1626164084.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gıda, zehirlenmelerine, dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><em><span><span>Yalova İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar hava sıcaklıklarının hızla arttığı şu günlerde gıda zehirlenmelerine dikkat çekerek, yaz aylarında gıda zehirlenmelerine karşı dikkatli olunması konusunda Yalova’lıları uyardı.</span></span></em></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Suat Parıldar; “Yaz mevsiminde en çok görülen hastalıklardan biri de gıda zehirlenmeleri. Hijyene dikkat edilmemesi ve açıkta satılan ürünlerin tüketilmesi gıda zehirlenmelerinin başlıca sebepleri.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><span>Gıda zehirlenmelerinde neden yaz aylarında artış görülüyor?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Yazla birlikte insanlar dış ortamlarda daha çok vakit geçirmeye başlıyorlar ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketimi artıyor. Sıcaklık artışıyla beraber, uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, hijyenik şartlarda hazırlanmayan yiyeceklerin üzerinde çoğalan bakterilerin ürettikleri toksinler gıda zehirlenmelerine yol açar. Besinler, üstü örtülmeden açıkta iki saatten fazla kaldıysa bakteri ve toksin üretmesi olağandır. Açıkta satılan ve önceden pişirilmiş besinlerin hepsinin riskli olduğunu bilmek ve ayırım yapmadan açıkta satılan hiçbir besini tüketmemek gerekir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><span>Gıda zehirlenmelerinde hijyen ne kadar önemli?</span></span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span><span>Gıda zehirlenmelerinde en önemli nokta hijyen. Evde yemek yapan kişi dikkat etmezse, el yıkamazsa da besin zehirlenmesi olabilir. Besinleri hazırlamadan önce eller mutlaka yıkanmalıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><strong><span><span>Besin zehirlenmelerinden korunmak için yapmamız gerekenler:</span></span></strong></span></span></p>

<p><span><span><span><span>—Açıkta satılan yiyecekler aralarında hiçbir ayrım yapılmadan asla tüketilmemelidir.</span></span><br>
<span><span>—Yiyeceklerin hazırlanması esnasında hijyen koşullarına dikkat edilmeli, eller mutlaka yıkanmalıdır.</span></span><br>
<span><span>—Özellikle tavuk ürünleri mutlaka 70 derece üzerinde iyice pişirilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>—Derin dondurucudan çıkarılan besinler çözülsün diye oda sıcaklığına bırakılmamalı, buzluk altındaki bölmede beklenmelidir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>—Her yemek pişirildikten sonra sadece bir kez ısıtılmalı ve sadece bir kez dondurulmalıdır.</span></span><br>
<span><span>—Son kullanma tarihi geçmemiş olsa bile üzerinde bozulma emaresi görülen gıdanın tamamı atılmalıdır.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>—Son kullanma tarihi geçtiği halde kokusu ve görüntüsü iyi olsa bile ürün mutlaka atılmalıdır.</span></span><br>
<span><span>—Buzdolabına koyduğumuz ürünlerde bakteri oluşuyorsa, dolabın içi bakterilerden arındırılmalı, dolap düzenli aralıklarla dezenfekte edilmelidir. Ayrıca dolabın içi asla tıka basa doldurulmamalı, hava dolaşımı engellenmemelidir.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span>—Buzdolabında sulu gıdalar muhakkak ağzı kapalı olarak muhafaza edilmelidir.</span></span><br>
<span><span>—Yumurtaların yıkanarak saklanması doğru değildir. Bunun yerine kapalı yumurtalıklarda saklanmalı, asla yıkanmamalıdır” dedi.</span></span></span></span></p>

<p><span><span><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/alo174.jpg"></span></span></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yaz sıcaklarında çocuklara su, süt ve ayran</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yaz-sicaklarinda-cocuklara-su-sut-ve-ayran</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yaz-sicaklarinda-cocuklara-su-sut-ve-ayran</guid>
<description><![CDATA[ Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları herkes gibi çocukları da olumsuz etkiliyor. Gün boyu arkadaşlarıyla oyun oynayan çocukların, vücutlarından terleyerek attıkları sıvı miktarını tekrar yerine koymaları sağlıkları için oldukça önem taşıyor. Beslenme uzmanları, çocukların gazlı ve şekerli içecekler yerine su, süt ve ayran tüketmelerinin hem sağlıklı beslenme hem de fiziksel gelişimleri için gerekli olduğuna dikkat çekiyor. 

Okulların tatil olmasıyla birlikte çocukların hareketliliğinin süresi ve yoğunluğu artıyor. Yaz aylarında artan sıcak hava ve nem, çocukların sıvı ihtiyacını da artırıyor. Türkiye’nin en büyük süt ve süt ürünleri kuruluşlarından Teksüt, sıcak havalarda çocukları ve ebeveynlerini sağlıklı serinlik veren içecekler konusunda özenli olmaya çağırdı. Teksüt Satış ve Pazarlama Direktörü Murat Keleş çocukların bu dönemde daha çok şekerli ve gazlı içeceklere yöneldiğine dikkat çekti. Süt içme alışkanlığının her yaş grubunda devam etmesi gerektiğini belirterek, bu alışkanlıkların çocuk yaşlarda kazanıldığının unutulmaması gerektiğini paylaştı.

Vücuttaki sıvı kaybına dikkat

Murat Keleş hem yetişkinlerde hem de çocuklarda vücuttan terle kaybedilen sıvıyı su, süt ve ayran ile yerine konulmasının sağlık açısından önemli olduğuna vurgu yaparak “Çocukların her gün yeterli miktarda ve sağlıklı içeceklerle beslenmesi fiziksel gelişimlerini de olumlu yönde etkiliyor. Yazın terlemeyle vücudumuzdan su ve elektrolit denilen tuz kaybı oluyor. İçerdiği mineraller ve su sayesinde, kaybedilen maddelerin telafi edilmesi ve dengelenmesinde ayran en önemli içecekler arasında yer alıyor. Sıcak havalarda tüketilen süt ve ayran, serinletici özelliğiyle vücut sıcaklığın dengelenmesinde ve hararetin giderilmesinde etkili olur. Ayran içerdiği probiyotikler sayesinde hem bağırsak florasını hem de bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayran, terlemeyle oluşan kayıplar sonrasında gelişen yorgunluğun giderilmesinde ve kasları gevşetici özelliği nedeniyle de sinir sisteminin rahatlamasında destekleyicidir.” şeklinde konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/yaz-sicaklarinda-cocuklara-su-sut-ve-ayran-1659425815.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yaz, sıcaklarında, çocuklara, su, süt, ayran</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları herkes gibi çocukları da olumsuz etkiliyor. Gün boyu arkadaşlarıyla oyun oynayan çocukların, vücutlarından terleyerek attıkları sıvı miktarını tekrar yerine koymaları sağlıkları için oldukça önem taşıyor. Beslenme uzmanları, çocukların gazlı ve şekerli içecekler yerine su, süt ve ayran tüketmelerinin hem sağlıklı beslenme hem de fiziksel gelişimleri için gerekli olduğuna dikkat çekiyor. </span></span></p>

<p><span><span>Okulların tatil olmasıyla birlikte çocukların hareketliliğinin süresi ve yoğunluğu artıyor. Yaz aylarında artan sıcak hava ve nem, çocukların sıvı ihtiyacını da artırıyor. Türkiye’nin en büyük süt ve süt ürünleri kuruluşlarından Teksüt, sıcak havalarda çocukları ve ebeveynlerini sağlıklı serinlik veren içecekler konusunda özenli olmaya çağırdı. Teksüt Satış ve Pazarlama Direktörü Murat Keleş çocukların bu dönemde daha çok şekerli ve gazlı içeceklere yöneldiğine dikkat çekti. Süt içme alışkanlığının her yaş grubunda devam etmesi gerektiğini belirterek, bu alışkanlıkların çocuk yaşlarda kazanıldığının unutulmaması gerektiğini paylaştı.</span></span></p>

<p><span><span>Vücuttaki sıvı kaybına dikkat</span></span></p>

<p><span><span>Murat Keleş hem yetişkinlerde hem de çocuklarda vücuttan terle kaybedilen sıvıyı su, süt ve ayran ile yerine konulmasının sağlık açısından önemli olduğuna vurgu yaparak “Çocukların her gün yeterli miktarda ve sağlıklı içeceklerle beslenmesi fiziksel gelişimlerini de olumlu yönde etkiliyor. Yazın terlemeyle vücudumuzdan su ve elektrolit denilen tuz kaybı oluyor. İçerdiği mineraller ve su sayesinde, kaybedilen maddelerin telafi edilmesi ve dengelenmesinde ayran en önemli içecekler arasında yer alıyor. Sıcak havalarda tüketilen süt ve ayran, serinletici özelliğiyle vücut sıcaklığın dengelenmesinde ve hararetin giderilmesinde etkili olur. Ayran içerdiği probiyotikler sayesinde hem bağırsak florasını hem de bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayran, terlemeyle oluşan kayıplar sonrasında gelişen yorgunluğun giderilmesinde ve kasları gevşetici özelliği nedeniyle de sinir sisteminin rahatlamasında destekleyicidir.” şeklinde konuştu.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyet Yaparken Günlük Kaç Kalori Aldığınızı Bilin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diyet-yaparken-gunluk-kac-kalori-aldiginizi-bilin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diyet-yaparken-gunluk-kac-kalori-aldiginizi-bilin</guid>
<description><![CDATA[ Piyasada satılan paketli ürünlerin üzerinde, restoran veya iş yerlerinin menülerinde, akıllı telefon ve akıllı saat uygulamalarında kalori değerleri sıkça karşımıza çıkıyor. Tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin hem besin hem de kalori değerleri sağlıklı beslenme planında önemli yer tutuyor. Bu nedenle kilo vermek-almak ve formda kalmak isteyen kişilerin bu değerlere dikkat etmesi gerekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/09/diyet-yaparken-gunluk-kac-kalori-aldiginizi-bilin-1631867243.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diyet, Yaparken, Günlük, Kaç, Kalori, Aldığınızı, Bilin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Piyasada satılan paketli ürünlerin üzerinde, restoran veya iş yerlerinin menülerinde, akıllı telefon ve akıllı saat uygulamalarında kalori değerleri sıkça karşımıza çıkıyor. Tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin hem besin hem de kalori değerleri sağlıklı beslenme planında önemli yer tutuyor. Bu nedenle kilo vermek-almak ve formda kalmak isteyen kişilerin bu değerlere dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Merve Sır, kalori dengesinin sağlıklı beslenmede önemli bir yer tuttuğunu ancak kalori hesaplamanın takıntı haline getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak konu ile ilgili bilgi verdi.<strong> </strong></span></p>

<p><span><strong>Makro besinler enerji içerir</strong></span></p>

<p><span>Besinlerde bulunan enerji miktarını ölçmek için kullanılan birim kaloridir. İnsan vücudu enerjisini esas olarak karbonhidratlar, proteinler ve yağlardan almaktadır. Kalori, diyette büyük miktarlarda bulundukları için makro besin olarak da ifade edilir. Eser elementler veya vitaminler gibi diğer besin maddelerinin aksine, makro besinler enerji içerir. Ayrıca başka bir enerji kaynağı alkoldür. Besinlerdeki enerji aynı zamanda ‘kalorifik’ değer olarak da bilinir ve kalori veya joule birimleriyle ölçülür. Kalori konuşulduğunda, aslında kilokalori (1000 kalori) anlamına gelir. Öte yandan, makrobesinler farklı kalori içeriğine sahiptir. Vücuda enerji sağlayan besinlerin gram başına düşen kilokalorileri aşağıdaki gibidir.  </span></p>

<ul>
	<li><span>Karbonhidratlar: gram başına 4 kilokalori</span></li>
	<li><span>Proteinler: gram başına 4 kilokalori</span></li>
	<li><span>Yağlar: gram başına 9 kilokalori</span></li>
	<li><span>Alkol: gram başına 7 kilokalori</span></li>
</ul>

<p><span>Ancak unutulmamalıdır ki, vücudun bir yiyecekten gerçekte ne kadar enerji kullanabileceği çeşitli faktörlere bağlıdır.</span></p>

<p><span><strong>Vücudun enerjiye ihtiyacı vardır</strong></span></p>

<p><span>Vücuttaki bazı süreçlerin olması için enerjiye ihtiyaç vardır. Vücut bu enerjiyi besinlerden almaktadır. Enerji, yiyecek ve içecek, makro besinler yağlar ile karbonhidratlar ve proteinden oluşabilir. Her yiyeceğin farklı bir makro besin bileşimi bulunmaktadır. Hangi gıdada ne kadar enerji olduğunu ölçülebilir hale getirmek için öncelikle kalori ölçülmelidir. Basit bir anlatımla kalori aslında enerjidir. Kilo kaybı söz konusu olduğunda kalorinin her zaman öncelikli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Çok az sayıdaki insan kilo vermek veya kilo almamak için günde kaç kalori tüketebileceğini hesaplamaktadır. Her insan için tek kalori gereksinimi yoktur. Kişinin günde kaç kalori tüketmesi gerektiği cinsiyete, yaşa ve boy gibi faktörlere bağlıdır. Düzenli egzersiz, spor ve yapılan iş gibi etkenler de önemli rol oynar. Sonuçta, bir şantiyedeki bir çalışanın ofisteki bir çalışandan çok daha fazla enerjiye ihtiyacı bulunmaktadır. Vücut, bazal metabolizma hızı için tedarik edilen miktarın % 70'ine ihtiyaç duyar. Bunun teknik terimi, bazal metabolizma hızıdır. Dinlenir haldeyken vücudun harcadığı enerji miktarı bazal metabolizma hızı olarak ifade edilir. Bazal metabolizma hızı, tüm hayati fonksiyonların sürdürülmesini sağlar. Birçok insan, günlük kalori ihtiyacının çok üzerinde yiyerek aşırı kilolu hale gelmektedir. Günlük kalori ihtiyacı kişiye göre değişmektedir. Günlük kalori ihtiyacı biliniyorsa, kilo vermek veya kiloyu korumak için uygun önlemler alınabilir. Zayıf olanların ise kilo alma konusunda dikkatli olması gerekir. Kalori ihtiyaçlarını kesinlikle bilmeleri önemlidir.</span></p>

<p><span><strong>Günlük kaç kaloriye ihtiyaç var?</strong></span></p>

<p><span>Kadınların genellikle günde yaklaşık 2 bin kaloriye, erkeklerin ise 2 bin 500 kaloriye ihtiyacı olmaktadır. Bu ihtiyacı hesaplayabilmek için bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak gerekir. Bireysel bazal metabolik hızı hesaplamak için birkaç formül vardır. Bunların her biri yalnızca gerçek bazal metabolizma hızının bir yaklaşımı olarak anlaşılmalıdır. Kalori ihtiyacı kişiye özel hesaplanmalıdır. Yaş, kilo ve egzersiz alışkanlıklarının yanı sıra meslek konusu da göz ardı edilmemelidir.  </span></p>

<ul>
	<li><span>Erkekler için formül: </span></li>
</ul>

<p><span>Bazal metabolizma hızı = 1 x vücut ağırlığı x 24 </span></p>

<ul>
	<li><span>Kadınlar için formül: </span></li>
</ul>

<p><span>Bazal metabolizma hızı = 0,9 x vücut ağırlığı x 24</span></p>

<p><span>24 sayısı hesaplamaya dahil edilir çünkü bir kilogram vücut kütlesinin dinlenme durumunda günde ortalama 24 kilokalori tükettiği varsayılır. </span></p>

<p><span><strong>Fazla yemek sağlık sorunlarına neden olur</strong></span></p>

<p><span>Bir yetişkinin mide hacmi ortalama bir litredir. Daha fazla yendiğinde mide diğer organlara baskı yapar. Bu bir dolgunluk hissinin oluşmasına neden olur. Karındaki dolgunluk hissi, bağırsak bölgesinde yutulan hava veya aşırı gaz oluşumundan da kaynaklanabilir. Özellikle çok yağlı yiyecekler, yoğun tatlandırılmış ve şişkin yiyecekler tokluk hissine ve diğer mide bağırsak sistemi şikayetlerine neden olabilir. Yemeğin bileşimine bağlı olarak hipoglisemi veya yüksek serotonin seviyeleri de yorgunluğa yol açabilir. Yüksek karbonhidratlı besinler tüketildiğinde, kandaki glikoz artışı ve insülin hormonunun artan salınımı yok olur. İnsülin, vücut hücrelerine şeker akışını teşvik ederek kan şekeri seviyesinin tekrar düşmesine neden olur. İnsülin salgılanması, yemekten sonra aşırı artarsa, ‘hipoglisemi’ olarak bilinen kan şekerinin düşmesine neden olur. Ancak beyin enerji kaynağı olarak kan şekerine bağlı olduğu için performans belirli bir süre kısıtlanabilir. </span></p>

<p><span><strong>Besinlerin kalori içerikleri önemli ama takıntı haline getirilmemeli</strong></span></p>

<p><span>Birçok insan besinleri tüketmeden kalori içeriklerini göz ardı etmektedir. Diyet konusunda en iyi bilinen kural şudur: Yaktığınızdan daha az kalori alırsanız kilo verirsiniz. </span></p>

<p><span>Yağ, karbonhidrat ve proteinden alınan kaloriler farklıdır. Vücut, kalorileri farklı şekilde işlemektedir. Genel olarak kalori kaynakları yağ, karbonhidratlar ve protein olarak üçe ayrılır. Karbonhidratlar ve yağ, obezitenin yaygın nedenleri arasındadır. Çoğu karbonhidrat ve yağ vücudumuz tarafından kolaylıkla sindirilebilir. Spor yaparken aynı anda çok fazla enerji harcamak her zaman işe yaramaktadır. Öte yandan sindirimi zor olan proteinin kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Vücudun hiç sindirmediği kaloriler de vardır. Gıda ambalajındaki kalori tabloları, enerjinin ne kadarının vücut tarafından gerçekte kullanıldığına dair herhangi bir bilgi sağlamamaktadır. </span></p>

<p><span><strong>Kalori tabloları yanıltıcı olabilir</strong></span></p>

<p><span>Kalori tabloları temelde vücuda ne kadar enerji sağlandığına dair bir kılavuzdur. Bununla birlikte, fruktozdan elde edilen 100 kalori, sağlıklı yağlardan alınan 100 kalori ile karşılaştırılamaz. Çünkü fruktoz vücutta tamamen farklı metabolik süreçleri tetiklemektedir. İştah yaratan insülin seviyelerini yükseltmekte, aynı zamanda vücudun enerji tüketimini uzun vadede azaltmaktadır. Mesela kuruyemişler çok fazla yağ içerir ve çikolatadan daha fazla kalori içerdikleri için kalori bombası olarak kabul edilir. Ancak temiz kalori kaynağı olan kuruyemişler kilo alımının kontrolünü kaybetmeye neden olmaktadır. Bu nedenle kuruyemişlerin kalorilerine bakmak yanıltıcı olabilmektedir.  Herkes vücut kaloriyi farklı kullanmaktadır. Yaş, cinsiyet, boy, bireysel bağırsak florası, hastalıklar ve günün saati kaloriyi kullanmada etkili olan faktörlerdir. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zika virüsünü yayıyor! Aedes sivrisineği paniği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/zika-virusunu-yayiyor-aedes-sivrisinegi-panigi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/zika-virusunu-yayiyor-aedes-sivrisinegi-panigi</guid>
<description><![CDATA[ Aedes sivrisineği türü İstanbul çevresinde görülmeye başlandı. Zika virüsünün bulaşmasına neden olan ‘Aedes’ sivrisinekleriyle mücadele etme aşamasında ilaçlama faaliyetlerinin yeterli olmaması durumu tüm ülkenin gündeminde. Spesifik olarak dere kenarlarında görülme sıklığına sahip Aedes sivrisineklerine karşı ilaçlama yönteminin uzun vadede alınması gereken önlemler listesinde yeterli olmadığı ve başarılı olabilecek başka yöntemlerin de kullanılması gerektiği gözlenen bulgular arasındadır.

Aedes türü sivrisinekler, daha önceleri Asya ve Afrika&#039;da yaygın olarak görülebilen sinek türleridir. Aedes sivrisinekleri, Zika virüsünü taşıyan ve bulaştırma riski yüksek olan sineklerdir. Dünya çapında araba lastiklerinin dolaşımının artmasıyla eş zamanlı olarak bu sivrisinek türü yayılmıştır. Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Özellikle dere kenarlarına yakın bölgelerde daha sık rastlanan Aedes sivrisineğinin ana belirtilerini gözlemlediğimizde; Aedes sivrisineğinin, çocuklar üzerinde sokma işleminden sonra normal sivrisineğe oranla daha büyük ve yara formunda belirtiler bıraktığı sonucunu görmekteyiz. Sivrisinek ısırığından sonra ısırılan bölgelerin kaşınması sonrası kalan izleri incelediğimizde ise normal sivrisinek izlerine oranla daha derin ve büyük formda olduğu rastladığımız bulgular arasındadır’ ifadelerini kullandı.

Aedes Sivrisinekleri Türkiye’de

Aedes türü sivrisinekler Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin’den başlayarak Giresun sınırına kadar yerleşik bir popülasyona ev sahipliği yaptığı ve Batum’dan Kırım Yarımadası’na doğru yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Aedes türü sivrisinekler virüs taşıma ve bulaş gösterme kapasitesi yüksek bir türdür. Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Aedes sivrisinekleri yayılmacı bir türdür. Bu tür adaptasyon özelliği sayesinde artık yalnızca yaz aylarında değil; Mart ve Kasım ayları arasında da hayatta kalabilmekte ve hızlı gen aktarımı aracılığıyla soğuk aylarda da hayatta kalabilme yeteneğini geliştirebildiği saptanmıştır’ bilgisini verdi. 

5-7 Yıl İçinde Orta Anadolu’yu Saracak!

Aedes albopictus türünün Türkiye’nin batısında İstanbul ve Trakya’dan, doğu tarafında ise Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Giresun’a kadar yayılım gösterdiği görülmektedir. Batı tarafta Kocaeli ve Giresun arasında yayılım göstermiş olup olan bu vektörün 5-7 yıl içerisinde Orta Anadolu bölgesine kadar yayılım gösterebileceği yapılan tahminler arasındadır. Tek seferde 200’den daha fazla yumurta bırakabilen Aedes sivrisinek türü, spesifik olarak ağaç kovuklarında, ağaç kök noktalarında oluşan su birikintilerinin içlerinde, atık lastiklerin iç kısımlarında ve longozlarda üremektedir.

İlaçlama Yöntemi Yeterli Değil

Yaz aylarında bunaltıcı sıcakların etkisiyle geceleri uyurken dahi camlar açık bırakılıyor. Geceleri daha sık görülebilen sivrisinekler için geceleri yapılan ilaçlamalar yeterli olamıyor. Aedes sivrisinek türünün gözlemlendiği yerlerde hava karardığı andan itibaren pencereler açılamıyor. Prof. Dr. Akçay, Aedes türü sivrisineklerin, iç ve dış mekanlarda, başlıca insanlar olmak üzere diğer canlılardan da gündüz saatlerinde kan emdiğini söyledi. Bu sivrisinek türünün tipik olarak kapalı yerlerde bekleyen ve gizlenen bir tür olup; en fazla 100 metrelik bir menzilde uçabildiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay, Aedes türü sivrisinekleri yumurtalarını; bina çevrelerinde yer alan su depolarında, yağmur suyunu muhafaza edebilen araç lastiklerinin içlerinde, dekoratif havuzlarda, boş içecek ve yiyecek kaplarında, çatı katı veya saksı gibi yerlere bıraktığını açıkladı.

Aedes Isırığına Karşı Önlem

Aedes cinsi sivrisinekler, başlıca dış mekanlar olsa da hem iç hem dış alanlarda kan emen, saldırgan bir sivrisinek türüdür. Aeres türü sivrisinekler gündüz ve akşamüstü saatlerinde de aktiftir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, Aedes sivrisinek ısırığının nasıl geçeceği konusunda spesifik bir bilgi bulunmadığını belirtmiştir. Ancak herhangi bir sivrisinek ısırığı için yapılan uygulamaların aynılarının uygulanabileceğinin altını çizdi ve ekledi: ‘Bunların dışında kökten çözüm odağından bakıldığında ilaçlama uzun vadeli ve net bir çözüm yolu değildir. Çok daha farklı çözüm yöntemlerinin birlikte kullanılması bizi esas sonuca götürür. İlk olarak bataklıkların kurutulması gerekir. Biyolojik yöntemlerin oluşması gerekiyor zira sivrisinek larvalarını yiyen balıklar hala var’ açıklamasında bulundu.





 

  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/08/zika-virusunu-yayiyor-aedes-sivrisinegi-panigi-1659689064.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Zika, virüsünü, yayıyor, Aedes, sivrisineği, paniği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Aedes sivrisineği türü İstanbul çevresinde görülmeye başlandı. Zika virüsünün bulaşmasına neden olan ‘Aedes’ sivrisinekleriyle mücadele etme aşamasında ilaçlama faaliyetlerinin yeterli olmaması durumu tüm ülkenin gündeminde. Spesifik olarak dere kenarlarında görülme sıklığına sahip Aedes sivrisineklerine karşı ilaçlama yönteminin uzun vadede alınması gereken önlemler listesinde yeterli olmadığı ve başarılı olabilecek başka yöntemlerin de kullanılması gerektiği gözlenen bulgular arasındadır.</span></span></p>

<p><span><span>Aedes türü sivrisinekler, daha önceleri Asya ve Afrika'da yaygın olarak görülebilen sinek türleridir. Aedes sivrisinekleri, Zika virüsünü taşıyan ve bulaştırma riski yüksek olan sineklerdir. Dünya çapında araba lastiklerinin dolaşımının artmasıyla eş zamanlı olarak bu sivrisinek türü yayılmıştır. Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Özellikle dere kenarlarına yakın bölgelerde daha sık rastlanan Aedes sivrisineğinin ana belirtilerini gözlemlediğimizde; Aedes sivrisineğinin, çocuklar üzerinde sokma işleminden sonra normal sivrisineğe oranla daha büyük ve yara formunda belirtiler bıraktığı sonucunu görmekteyiz. Sivrisinek ısırığından sonra ısırılan bölgelerin kaşınması sonrası kalan izleri incelediğimizde ise normal sivrisinek izlerine oranla daha derin ve büyük formda olduğu rastladığımız bulgular arasındadır’ ifadelerini kullandı.</span></span></p>

<p><span><span>Aedes Sivrisinekleri Türkiye’de</span></span></p>

<p><span><span>Aedes türü sivrisinekler Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin’den başlayarak Giresun sınırına kadar yerleşik bir popülasyona ev sahipliği yaptığı ve Batum’dan Kırım Yarımadası’na doğru yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Aedes türü sivrisinekler virüs taşıma ve bulaş gösterme kapasitesi yüksek bir türdür. Prof. Dr. Ahmet Akçay: ‘Aedes sivrisinekleri yayılmacı bir türdür. Bu tür adaptasyon özelliği sayesinde artık yalnızca yaz aylarında değil; Mart ve Kasım ayları arasında da hayatta kalabilmekte ve hızlı gen aktarımı aracılığıyla soğuk aylarda da hayatta kalabilme yeteneğini geliştirebildiği saptanmıştır’ bilgisini verdi. </span></span></p>

<p><span><span>5-7 Yıl İçinde Orta Anadolu’yu Saracak!</span></span></p>

<p><span><span>Aedes albopictus türün<u>ün</u> Türkiye’nin batısında İstanbul ve Trakya’dan, doğu tarafında ise Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bulunan Giresun’a kadar yayılım gösterdiği görülmektedir. Batı tarafta Kocaeli ve Giresun arasında yayılım göstermiş olup olan bu vektörün 5-7 yıl içerisinde Orta Anadolu bölgesine kadar yayılım gösterebileceği yapılan tahminler arasındadır. Tek seferde 200’den daha fazla yumurta bırakabilen Aedes sivrisinek türü, spesifik olarak ağaç kovuklarında, ağaç kök noktalarında oluşan su birikintilerinin içlerinde, atık lastiklerin iç kısımlarında ve longozlarda üremektedir.</span></span></p>

<p><span><span>İlaçlama Yöntemi Yeterli Değil</span></span></p>

<p><span><span>Yaz aylarında bunaltıcı sıcakların etkisiyle geceleri uyurken dahi camlar açık bırakılıyor. Geceleri daha sık görülebilen sivrisinekler için geceleri yapılan ilaçlamalar yeterli olamıyor. Aedes sivrisinek türünün gözlemlendiği yerlerde hava karardığı andan itibaren pencereler açılamıyor. Prof. Dr. Akçay, <em>Aedes </em>türü sivrisineklerin, iç ve dış mekanlarda, başlıca insanlar olmak üzere diğer canlılardan da gündüz saatlerinde kan emdiğini söyledi. Bu sivrisinek türünün tipik olarak kapalı yerlerde bekleyen ve gizlenen bir tür olup; en fazla 100 metrelik bir menzilde uçabildiğini açıklayan Prof. Dr. Akçay, <em>Aedes </em>türü sivrisinekleri yumurtalarını; bina çevrelerinde yer alan su depolarında, yağmur suyunu muhafaza edebilen araç lastiklerinin içlerinde, dekoratif havuzlarda, boş içecek ve yiyecek kaplarında, çatı katı veya saksı gibi yerlere bıraktığını açıkladı.</span></span></p>

<p><span><span>Aedes Isırığına Karşı Önlem</span></span></p>

<p><span><span>Aedes cinsi sivrisinekler, başlıca dış mekanlar olsa da hem iç hem dış alanlarda kan emen, saldırgan bir sivrisinek türüdür. Aeres türü sivrisinekler gündüz ve akşamüstü saatlerinde de aktiftir. Prof. Dr. Ahmet Akçay, Aedes sivrisinek ısırığının nasıl geçeceği konusunda spesifik bir bilgi bulunmadığını belirtmiştir. Ancak herhangi bir sivrisinek ısırığı için yapılan uygulamaların aynılarının uygulanabileceğinin altını çizdi ve ekledi: ‘Bunların dışında kökten çözüm odağından bakıldığında ilaçlama uzun vadeli ve net bir çözüm yolu değildir. Çok daha farklı çözüm yöntemlerinin birlikte kullanılması bizi esas sonuca götürür. İlk olarak bataklıkların kurutulması gerekir. Biyolojik yöntemlerin oluşması gerekiyor zira sivrisinek larvalarını yiyen balıklar hala var’ açıklamasında bulundu.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Bas__ni.jpg"></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/prof_dr.jpeg"></span></span></p>

<p> </p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Astım Öksürüğü İçin Ne Yapılabilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/astim-oksurugu-icin-ne-yapilabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/astim-oksurugu-icin-ne-yapilabilir</guid>
<description><![CDATA[ Astım çok sayıda kişiyi etkileyen kronik bir hastalıktır. Çocuklarda da sık görülen astım öksürüğe neden olabilir. Özellikle öksürüğü ve astımı olan aileler astım öksürüğü için neler yapabileceğini merak eder. İstanbul Alerji Kurucusu, Alerji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay astım öksürüğü ve neler yapılabileceği hakkında önemli bilgiler verdi. Astım solunum yollarının kronik bir hastalığıdır ve bazı belirtileri vardır. Öksürük astımın yaygın belirtilerinden biridir. Öksürüğün amacı, olası bir enfeksiyonu önlemek için yabancı partikülleri ve bakterileri uzaklaştırmaktır. Öksürük üretken olduğunda, gözle görülür miktarda balgam atıldığı anlamına gelir. Ancak çoğu astım vakasında öksürük verimsiz olarak kabul edilir. Verimsiz bir öksürük kuru bir öksürüktür. Bronş tüplerini spazm yapmaya (veya daralmaya) zorlayan bir tahriş ediciye verilen bir yanıttır. Bu tür verimsiz öksürüğe neden olan hava yollarının şişmesi (iltihaplanması) ve daralması astımı karakterize eder. Astım öksürüğüne sıklıkla hırıltı eşlik eder. 



Astım öksürüğü ve diğer öksürükler arasındaki fark nedir?

Astım öksürüğü ve diğer durumlardan kaynaklanan öksürükleri birbirinden ayırmak biraz zor olabilir. Astımı diğer durumlardan ayıran belirtiler şunlardır:

Geceleri veya gülerken veya koşma sonrası kötüleşen bir öksürük,

Gece uykudan kaldıran öksürük,

Sabah uyanınca ortaya çıkan öksürük,

Nefes almada zorluk,

Göğüste sıkışma hissi,

Nefes darlığı,

Hırıltı.

Astımlı çocuklar, ayrıca soğuk algınlığını beklenenden çok daha sık yaşayabilir veya iyileşmeleri çok daha uzun sürebilir. Bu nedenle astımın mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir. 



Astım Öksürüğü Nasıl Tedavi Edilir?
Astımın mutlaka kontrol altına alınması gerekir. Aksi durumda astım krizi yaşanabilir ve astım krizi çok ciddi durumlara neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzun astımı için düzenli takip edilmesi önemlidir. Çocuğunuzun alerji uzmanı, astım belirtilerine ve mevcut durumuna göre bazı ilaçlar reçete edebilir. Bu ilaçların mutlaka belirtildiği şekilde kullanılması gerekir. Çocuğunuzun astımının durumuna göre kısa süreli kontrol ilaçları ya da uzun süreli kontrol edici ilaçlar kullanması gerekir. Ayrıca çocuğunuzun, alerji uzmanınızla birlikte oluşturduğunuz bir astım eylem planı olması gerekir. 

Alerji Aşısı ile Tedavi
Astımın daha kalıcı bir tedavisi olan alerji aşıları gerekip gerekmediği alerji testleri ile ortaya çıkarılmaktadır. Alerji testinde alerji saptanırsa ve 5 yaşından büyük çocuk ve yetişkinlerde alerji aşısı uygulanabilir. Alerji aşıları ile alerjenlere karşı vücut direnci artırılır ve bunun sonucu immün sistem kuvvetlenir. Bunun sonucu olarak alerjenler akciğerde zarar oluşturamaz hale gelir. Bunun sonucu olarak da şikayet olmamaya, ilaç ihtiyacı olmamaya başlar ve de hayat kalitesi belirgin seviyede artmaktadır. 

Astımdan korunma yolları nelerdir?
Astımdan korunmak için izlenebilecek bazı yollar vardır. Öncelikle çocuğunuzda astımı neyin tetiklediğini bilmeniz gerekir. Tetikleyiciyi öğrendikten sonra bazı adımlar atabilirsiniz. 

Toz akarlarından korunma
Nemli ve sıcak ortamlarda üreme imkanı bulan toz akarları astımın önemli tetikleyicilerindendir ve hemen her evde bulunur. Özellikle denize yakın şehirlerde yaşayan aileler ev tozu mite’larına karşı önlemler almalıdır. Toz akarlarından korunmak için alerjen geçirmez yatak takımları kullanın. Çocuğunuzun odasındaki kumaş malzemeleri azaltın. Halılar, tüylü oyuncaklar, peluş oyuncaklar gibi. Çocuğunuzun nevresim takımlarını en az haftada bir kere yüksek ısıda yıkayın. Çocuğunuzun odasında tekstil ürünü olmayan oyun matı kullanabilirsiniz. 

Çocuğunuzu keskin kokulardan uzak tutun
Astımlı çocukların bronşları çok hassastır ve bu nedenle kokulara aşırı duyarlıdır. Çocuğunuzun keskin kokulara maruz kalmasını önleyin. Evde kullandığınız temizlik malzemelerinin kokusuz ve hipoalerjenik olmasına özen gösterin. Çocuğunuzun kıyafetlerini kokusuz deterjanlarla yıkayın. 

Hava değişimi ve hava kirliliği
Hava değişimi ve soğuk havalar da astımı etkileyebilir. Özellikle soğuk havalarda dikkatli olmanız gerekir. Hava sıcaklığı çok düşükse çocuğunuzun dışarı çıkmasını engelleyin. Dışarı çıkılması gereken zamanlarda da ağzı ve burnu kapatacak şekilde fular ya da atkı takmasını sağlayın. 

Hava kirliliğinin de astım üzerinde olumsuz etkisi vardır. Bu nedenle hava kirliliğinin yoğun olduğu zamanlarda çocuğunuzun dışarı çıkmasına izin vermeyin. 

Astım öksürüğü için bitkisel tedavi
Astım öksürüğüne en iyi gelen zerdeçal ve baldır. Özellikle zerdeçal, bronşlarda genişleme yaparak astım öksürüğünün rahatlamasını sağlayabilir. Bal anti inflamatuar ve anti bakteriyel özelliği olmasından dolayı astımda faydalı olma potansiyeli olabilir. Bu sebeplerden dolayı bal ve zerdeçal karışımı astım öksürüğünde kullanılabilir. Ancak polen alerjisi olanlarda bal, öksürükte kötüleşme yapabilir. Eğer bal öksürükte kötüleşme yaparsa kullanmanız uygun olmayabilir. 

Kuş yumurt ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/12/astim-oksurugu-icin-ne-yapilabilir-1638949326.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Astım, Öksürüğü, İçin, Yapılabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Astım solunum yollarının kronik bir hastalığıdır ve bazı belirtileri vardır. Öksürük astımın yaygın belirtilerinden biridir. Öksürüğün amacı, olası bir enfeksiyonu önlemek için yabancı partikülleri ve bakterileri uzaklaştırmaktır. Öksürük üretken olduğunda, gözle görülür miktarda balgam atıldığı anlamına gelir. Ancak çoğu astım vakasında öksürük verimsiz olarak kabul edilir. Verimsiz bir öksürük kuru bir öksürüktür. Bronş tüplerini spazm yapmaya (veya daralmaya) zorlayan bir tahriş ediciye verilen bir yanıttır. Bu tür verimsiz öksürüğe neden olan hava yollarının şişmesi (iltihaplanması) ve daralması astımı karakterize eder. Astım öksürüğüne sıklıkla hırıltı eşlik eder. </span></p>

<p><strong><span>Astım öksürüğü ve diğer öksürükler arasındaki fark nedir?</span></strong></p>

<p><span>Astım öksürüğü ve diğer durumlardan kaynaklanan öksürükleri birbirinden ayırmak biraz zor olabilir. Astımı diğer durumlardan ayıran belirtiler şunlardır:</span></p>

<p><span>Geceleri veya gülerken veya koşma sonrası kötüleşen bir öksürük,</span></p>

<p><span>Gece uykudan kaldıran öksürük,</span></p>

<p><span>Sabah uyanınca ortaya çıkan öksürük,</span></p>

<p><span>Nefes almada zorluk,</span></p>

<p><span>Göğüste sıkışma hissi,</span></p>

<p><span>Nefes darlığı,</span></p>

<p><span>Hırıltı.</span></p>

<p><span>Astımlı çocuklar, ayrıca soğuk algınlığını beklenenden çok daha sık yaşayabilir veya iyileşmeleri çok daha uzun sürebilir. Bu nedenle astımın mutlaka kontrol altında tutulması gereklidir. </span></p>

<p><strong><span>Astım Öksürüğü Nasıl Tedavi Edilir?</span></strong></p>

<p><span>Astımın mutlaka kontrol altına alınması gerekir. Aksi durumda astım krizi yaşanabilir ve astım krizi çok ciddi durumlara neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzun astımı için düzenli takip edilmesi önemlidir. Çocuğunuzun alerji uzmanı, astım belirtilerine ve mevcut durumuna göre bazı ilaçlar reçete edebilir. Bu ilaçların mutlaka belirtildiği şekilde kullanılması gerekir. Çocuğunuzun astımının durumuna göre kısa süreli kontrol ilaçları ya da uzun süreli kontrol edici ilaçlar kullanması gerekir. Ayrıca çocuğunuzun, alerji uzmanınızla birlikte oluşturduğunuz bir astım eylem planı olması gerekir. </span></p>

<h2><strong><span>Alerji Aşısı ile Tedavi</span></strong></h2>

<p><span>Astımın daha kalıcı bir tedavisi olan alerji aşıları gerekip gerekmediği alerji testleri ile ortaya çıkarılmaktadır. Alerji testinde alerji saptanırsa ve 5 yaşından büyük çocuk ve yetişkinlerde alerji aşısı uygulanabilir. Alerji aşıları ile alerjenlere karşı vücut direnci artırılır ve bunun sonucu immün sistem kuvvetlenir. Bunun sonucu olarak alerjenler akciğerde zarar oluşturamaz hale gelir. Bunun sonucu olarak da şikayet olmamaya, ilaç ihtiyacı olmamaya başlar ve de hayat kalitesi belirgin seviyede artmaktadır. </span></p>

<h2><strong><span>Astımdan korunma yolları nelerdir?</span></strong></h2>

<p><span>Astımdan korunmak için izlenebilecek bazı yollar vardır. Öncelikle çocuğunuzda astımı neyin tetiklediğini bilmeniz gerekir. Tetikleyiciyi öğrendikten sonra bazı adımlar atabilirsiniz. </span></p>

<h2><strong><span>Toz akarlarından korunma</span></strong></h2>

<p><span>Nemli ve sıcak ortamlarda üreme imkanı bulan toz akarları astımın önemli tetikleyicilerindendir ve hemen her evde bulunur. Özellikle denize yakın şehirlerde yaşayan aileler ev tozu mite’larına karşı önlemler almalıdır. Toz akarlarından korunmak için alerjen geçirmez yatak takımları kullanın. Çocuğunuzun odasındaki kumaş malzemeleri azaltın. Halılar, tüylü oyuncaklar, peluş oyuncaklar gibi. Çocuğunuzun nevresim takımlarını en az haftada bir kere yüksek ısıda yıkayın. Çocuğunuzun odasında tekstil ürünü olmayan oyun matı kullanabilirsiniz. </span></p>

<h2><strong><span>Çocuğunuzu keskin kokulardan uzak tutun</span></strong></h2>

<p><span>Astımlı çocukların bronşları çok hassastır ve bu nedenle kokulara aşırı duyarlıdır. Çocuğunuzun keskin kokulara maruz kalmasını önleyin. Evde kullandığınız temizlik malzemelerinin kokusuz ve hipoalerjenik olmasına özen gösterin. Çocuğunuzun kıyafetlerini kokusuz deterjanlarla yıkayın. </span></p>

<h2><strong><span>Hava değişimi ve hava kirliliği</span></strong></h2>

<p><span>Hava değişimi ve soğuk havalar da astımı etkileyebilir. Özellikle soğuk havalarda dikkatli olmanız gerekir. Hava sıcaklığı çok düşükse çocuğunuzun dışarı çıkmasını engelleyin. Dışarı çıkılması gereken zamanlarda da ağzı ve burnu kapatacak şekilde fular ya da atkı takmasını sağlayın. </span></p>

<p><span>Hava kirliliğinin de astım üzerinde olumsuz etkisi vardır. Bu nedenle hava kirliliğinin yoğun olduğu zamanlarda çocuğunuzun dışarı çıkmasına izin vermeyin. </span></p>

<h2><strong><span>Astım öksürüğü için bitkisel tedavi</span></strong></h2>

<p><span>Astım öksürüğüne en iyi gelen zerdeçal ve baldır. Özellikle zerdeçal, bronşlarda genişleme yaparak astım öksürüğünün rahatlamasını sağlayabilir. Bal anti inflamatuar ve anti bakteriyel özelliği olmasından dolayı astımda faydalı olma potansiyeli olabilir. Bu sebeplerden dolayı bal ve zerdeçal karışımı astım öksürüğünde kullanılabilir. Ancak polen alerjisi olanlarda bal, öksürükte kötüleşme yapabilir. Eğer bal öksürükte kötüleşme yaparsa kullanmanız uygun olmayabilir. </span></p>

<h2><span>Kuş yumurtasının faydalı olmaz</span></h2>

<p><span>Astım tedavisinde kuş yumurtasını faydası olmaz. Boşu boşuna kuş yumurtası tüketmeye çalışmayın.</span></p>

<h2><span>Biorezonansın faydalı olmaz</span></h2>

<p><span>Astım öksürüğünde biorezonans tedavisinin faydası olması. Bu yüzden boşu boşuna bu tedaviyi uygulamayın.</span></p>

<p><span>Sonuç olarak astım öksürüğü tedavisinde astıma neden olan alerjenlerden korunma, ilaç tedavisi ve alerji aşısı tedavisi yanında bitkisel tedaviler de tamamlayıcı tedavi olarak faydalı olmaktadır. </span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Arı Sokması Ölüme Neden Olur Mu ?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ari-sokmasi-olume-neden-olur-mu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ari-sokmasi-olume-neden-olur-mu</guid>
<description><![CDATA[ Ankara’daki Tıp Fakültesi öğrencisinin ölüm nedeni olarak arı sokması düşünülünce akıllara arı alerjisi ölüme neden olabilir mi geliyor. Arı sokmaları genellikle soktuğu yerde biraz şişliğe neden olurken bazen de çok ciddi, alerjik şok olarak tanımladığımız alerjik reaksiyonlara neden olabilir.  Arı sokmalarına bağlı ciddi alerjik reaksiyonların çocukların yaklaşık %1’inde ve yetişkinlerin %3’ünde görüldüğünü belirten İstanbul Alerji Kurucusu Prof. Dr. Ahmet Akçay arı alerjileri ile ilgili önemli bilgiler verdi. 

Arı sokmasında ne gibi belirtiler gelişir?

Arı sokmasına bağlı genellikle arının soktuğu yerde küçük bir şişlik, kızarıklık, yanma ve kaşıntı olur. Bu reaksiyonlar genellikle birkaç saat ile birkaç gün içinde, bazı önlemler alarak veya kendiliğinden düzelir. Bazen de arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon görülebilmektedir. 

Arı sokmasına bağlı alerji geliştiğini nasıl anlarım?

Böcek sokmalarına bağlı alerjik reaksiyon gelişebilir. Arı sokmasına bağlı sokma yerinde şişlik 10 cm’den büyük olduğu zaman büyük bir reaksiyon gelişmiş demektir. Arı sokmasına bağlı alerji, sokma bölgesinin etrafında şişme ile başlar ve bu şişlik birkaç saat içinde olur, bir ile iki gün boyunca şişlikte artış olur ve daha sonra üç ile on gün içinde düzelme görülür.  Büyük şişlikler her 4 kişiden birinde görülebilir. Büyük şişlik olması arı alerjisin ciddi alerjik reaksiyon olduğu anlamına gelmez ve daha sonra da ciddi alerjik reaksiyon olacağı anlamına gelmez. Arı sokmasına bağlı bazen ciddi alerjik reaksiyonlar bazen ölüme neden olabilmektedir.

Arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyon geliştiğini nasıl anlarım?

Arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyonlar iki tiptir. Birinci tip sadece ciltte görülen, ikinci tip ise nefes sıkışıklığı tansiyonda düşme şeklinde görülen alerjik belirtilerdir. Cildi etkileyen alerjik reaksiyonlarda vücudumuzda yaygın kurdeşen, şişlik, kaşıntı ve kızarıklık olur. Çocuklarda görülen ciddi alerjik reaksiyonlar genelde bu şekilde olur. Yetişkinlerde ise bu şekilde olmaz. 

Yetişkinlerde arı sokmasına bağlı ciddi reaksiyon geliştiği zaman sadece ciltte belirti olmaz. Ciltte yaygın kurdeşen, şişlik olmasıyla birlikte, öksürük, hırıltı, nefes darlığı, boğaz sıkışması, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve tansiyonda düşme, nabızda hızlanma belirtileri görülebilmektedir.  Alerjik şok gelişen beş kişiden birinde ciltte alerjik belirtiler görülmez. Sonuç olarak çocuklarda arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyonlar ciltte görülürken yetişkinlerde, tansiyonda düşme, nabızda hızlanma, nefes sıkışması gibi belirtiler görülür. 

Arı sokmasından sonra alerji belirtileri ne zaman ortaya çıkar?

Ciddi alerjik reaksiyonlar yetişkinlerde, çocuklardan daha sık görülmektedir. Yetişkinlerin her 15’inden birinde çocukların ise her 30’undan birinde ciddi alerjik reaksiyon görülmektedir. Ciddi alerjik reaksiyonlar, arı sokmasından hemen sonra dakikalar içinde ortaya çıkmaktadır.

Her 4 kişiden üçünde arıya karşı alerjik reaksiyon 20 dakika içinde gelişir. %90’ı ilk 40 dakikada gelişir. Bazen böcek sokmasından 5 saat sonra bile ciddi alerjik reaksiyon gelişebilmektedir.  Aynı anda birden fazla sokma varsa veya 2 aydan az bir süre gibi kısa bir süre içinde tekrarlanan sokmalar varsa daha ciddi reaksiyonlar meydana gelebilir. Genel olarak arı sokmasından sonra alerjik reaksiyonlar arı sokmasından sonra ne kadar hızlı gelişirse alerjik reaksiyonun ciddiyeti de o kadar büyük olur. Tüm ölümcül reaksiyonların yarısı, önceden arı alerjisi olmayan kişilerde görülmektedir. 

Arı sokmasına bağlı ciddi alerji gelişme riski kimlerde yüksektir?

Arı sokmasına bağlı sadece ciltte alerjik reaksiyon belirtisi görülmüşse ilerde ciddi alerjik reaksiyon gelişme riski düşüktür. Sadece ciltte alerjik reaksiyon gelişenlerden 10 kişiden birinde ilerde kalbi ve solunumu etkileyen reaksiyon gelişme riski vardır. Arı sokmasına bağlı bir kez tansiyonda düşme ve nefes sıkışması gelişmişse daha sonra arı sokmasına bağlı yine ciddi alerjik reaksiyon gelişme riski ortalama yüzde ellidir. Arı sokmasına bağlı 10 cm’den büyük şişliği olan 10 kişiden birinde ciddi alerjik reaksiyon gelişir. Böcek sokmasına bağlı ciddi bir reaksiyon riski olanlarda kandan bazı tahliller ile ciddi alerjik reaksiyon riski değerlendirilmektedir. Tüm ölümcül reaksiyonların yarısının, arı sokmasına önceden tepki öyküsü olmayan kişilerde görüldüğünün de bilinmesinde fayda vardır.

Sonuç olarak arı alerjisine karşı ciddi reaksiyon riski olanlar:

-Böcek sokmalarına ciddi reaksiyon geçirenler veya neredeyse ölümcül reaksiyon geçirenler,

-Alerji aşısı sırasında arı sokmasına bağlı alerjik şok geçirenler, 

-Şiddetli bal arısı alerjisi olanlar, 

-Mastositoz hastalığı olanlar

-Kontrolsüz astım hastalığı gibi tıbbi sorunları olanlarda ciddi reaksiyon riski yüksektir. 

En büyük endişelerden biri, ölümcül arı sokması reaksiyonlarının %50’sinin ilk reaksiyonla ortaya çıkması ve bu nedenle, yalnızca reaksiyon geçmişi olanların mev ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/07/ari-sokmasi-olume-neden-olur-mu-1627555471.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Arı, Sokması, Ölüme, Neden, Olur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Ankara’daki Tıp Fakültesi öğrencisinin ölüm nedeni olarak arı sokması düşünülünce akıllara arı alerjisi ölüme neden olabilir mi geliyor. Arı sokmaları genellikle soktuğu yerde biraz şişliğe neden olurken bazen de çok ciddi, alerjik şok olarak tanımladığımız alerjik reaksiyonlara neden olabilir.  Arı sokmalarına bağlı ciddi alerjik reaksiyonların çocukların yaklaşık %1’inde ve yetişkinlerin %3’ünde görüldüğünü belirten İstanbul Alerji Kurucusu Prof. Dr. Ahmet Akçay arı alerjileri ile ilgili önemli bilgiler verdi. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı sokmasında ne gibi belirtiler gelişir?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı sokmasına bağlı genellikle arının soktuğu yerde küçük bir şişlik, kızarıklık, yanma ve kaşıntı olur. Bu reaksiyonlar genellikle birkaç saat ile birkaç gün içinde, bazı önlemler alarak veya kendiliğinden düzelir. Bazen de arı sokmasına bağlı alerjik reaksiyon görülebilmektedir. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı sokmasına bağlı alerji geliştiğini nasıl anlarım?</span></span></h2>

<p><span><span>Böcek sokmalarına bağlı alerjik reaksiyon gelişebilir. Arı sokmasına bağlı sokma yerinde şişlik 10 cm’den büyük olduğu zaman büyük bir reaksiyon gelişmiş demektir. Arı sokmasına bağlı alerji, sokma bölgesinin etrafında şişme ile başlar ve bu şişlik birkaç saat içinde olur, bir ile iki gün boyunca şişlikte artış olur ve daha sonra üç ile on gün içinde düzelme görülür.  Büyük şişlikler her 4 kişiden birinde görülebilir. Büyük şişlik olması arı alerjisin ciddi alerjik reaksiyon olduğu anlamına gelmez ve daha sonra da ciddi alerjik reaksiyon olacağı anlamına gelmez. Arı sokmasına bağlı bazen ciddi alerjik reaksiyonlar bazen ölüme neden olabilmektedir.</span></span></p>

<h2><span><span>Arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyon geliştiğini nasıl anlarım?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyonlar iki tiptir. Birinci tip sadece ciltte görülen, ikinci tip ise nefes sıkışıklığı tansiyonda düşme şeklinde görülen alerjik belirtilerdir. Cildi etkileyen alerjik reaksiyonlarda vücudumuzda yaygın kurdeşen, şişlik, kaşıntı ve kızarıklık olur. Çocuklarda görülen ciddi alerjik reaksiyonlar genelde bu şekilde olur. Yetişkinlerde ise bu şekilde olmaz. </span></span></p>

<p><span><span>Yetişkinlerde arı sokmasına bağlı ciddi reaksiyon geliştiği zaman sadece ciltte belirti olmaz. Ciltte yaygın kurdeşen, şişlik olmasıyla birlikte, öksürük, hırıltı, nefes darlığı, boğaz sıkışması, karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve tansiyonda düşme, nabızda hızlanma belirtileri görülebilmektedir.  Alerjik şok gelişen beş kişiden birinde ciltte alerjik belirtiler görülmez. Sonuç olarak çocuklarda arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyonlar ciltte görülürken yetişkinlerde, tansiyonda düşme, nabızda hızlanma, nefes sıkışması gibi belirtiler görülür. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı sokmasından sonra alerji belirtileri ne zaman ortaya çıkar?</span></span></h2>

<p><span><span>Ciddi alerjik reaksiyonlar yetişkinlerde, çocuklardan daha sık görülmektedir. Yetişkinlerin her 15’inden birinde çocukların ise her 30’undan birinde ciddi alerjik reaksiyon görülmektedir. Ciddi alerjik reaksiyonlar, arı sokmasından hemen sonra dakikalar içinde ortaya çıkmaktadır.</span></span></p>

<p><span><span>Her 4 kişiden üçünde arıya karşı alerjik reaksiyon 20 dakika içinde gelişir. %90’ı ilk 40 dakikada gelişir. Bazen böcek sokmasından 5 saat sonra bile ciddi alerjik reaksiyon gelişebilmektedir.  Aynı anda birden fazla sokma varsa veya 2 aydan az bir süre gibi kısa bir süre içinde tekrarlanan sokmalar varsa daha ciddi reaksiyonlar meydana gelebilir. Genel olarak arı sokmasından sonra alerjik reaksiyonlar arı sokmasından sonra ne kadar hızlı gelişirse alerjik reaksiyonun ciddiyeti de o kadar büyük olur. Tüm ölümcül reaksiyonların yarısı, önceden arı alerjisi olmayan kişilerde görülmektedir. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı sokmasına bağlı ciddi alerji gelişme riski kimlerde yüksektir?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı sokmasına bağlı sadece ciltte alerjik reaksiyon belirtisi görülmüşse ilerde ciddi alerjik reaksiyon gelişme riski düşüktür. Sadece ciltte alerjik reaksiyon gelişenlerden 10 kişiden birinde ilerde kalbi ve solunumu etkileyen reaksiyon gelişme riski vardır. Arı sokmasına bağlı bir kez tansiyonda düşme ve nefes sıkışması gelişmişse daha sonra arı sokmasına bağlı yine ciddi alerjik reaksiyon gelişme riski ortalama yüzde ellidir. Arı sokmasına bağlı 10 cm’den büyük şişliği olan 10 kişiden birinde ciddi alerjik reaksiyon gelişir. Böcek sokmasına bağlı ciddi bir reaksiyon riski olanlarda kandan bazı tahliller ile ciddi alerjik reaksiyon riski değerlendirilmektedir. Tüm ölümcül reaksiyonların yarısının, arı sokmasına önceden tepki öyküsü olmayan kişilerde görüldüğünün de bilinmesinde fayda vardır.</span></span></p>

<p><span><span>Sonuç olarak arı alerjisine karşı ciddi reaksiyon riski olanlar:</span></span></p>

<p><span><span>-Böcek sokmalarına ciddi reaksiyon geçirenler veya neredeyse ölümcül reaksiyon geçirenler,</span></span></p>

<p><span><span>-Alerji aşısı sırasında arı sokmasına bağlı alerjik şok geçirenler, </span></span></p>

<p><span><span>-Şiddetli bal arısı alerjisi olanlar, </span></span></p>

<p><span><span>-Mastositoz hastalığı olanlar</span></span></p>

<p><span><span>-Kontrolsüz astım hastalığı gibi tıbbi sorunları olanlarda ciddi reaksiyon riski yüksektir. </span></span></p>

<p><span><span>En büyük endişelerden biri, ölümcül arı sokması reaksiyonlarının %50’sinin ilk reaksiyonla ortaya çıkması ve bu nedenle, yalnızca reaksiyon geçmişi olanların mevcut test ve tedaviler ile önlenemeyeceğidir.</span></span></p>

<h2><span><span>Arı alerjisinin teşhisi nasıl konulur?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı sokması olanlarda arı alerjisi belirtileri dikkatlice sorgulanmalıdır. Belirtiler varsa alerji testleri teşhiste yardımcı olmaktadır. Böceğin soktuğu ortam ve mümkünse böceğin görsel olarak tanımlanması ve böceğin deride gömülü bir iğne bırakıp bırakmadığı da teşhis için bize önemli bilgi sağlar. Böcek sokması sonrası belirtilerin hızlı gelişip gelişmediği de sorgulanmalıdır. Cilt belirtilerinin varlığı ve/veya yokluğu ve hastanın oturması veya uzanması gerekip gerekmediği gibi bilgiler sorgulanmalıdır.  Daha önceki sokmaların ve/veya ciddi alerji ataklarının öyküsü de değerlendirilmelidir.</span></span></p>

<p><span><span>Astım hastalığının olup olmaması çok önemlidir. Özellikle astım kontrolü kötü olanlarda daha şiddetli alerjik şok için bir risk faktörüdür.  Astım dışında diğer alerjik hastalıkların da gözden geçirilmesi gerekmektedir. Tüm ilaçlar, özellikle kullanılan tansiyon ilacı olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bazı tansiyon ilaçları alerjik reaksiyonun daha ciddi olmasına neden olabilmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>Böcek alerjilerinde, alerji testlerinin sadece böcek sokması sonrası alerjik şok gelişenlerde yapılması gerekir. Çünkü ciddi alerjik reaksiyon riski arı sokmasına bağlı sadece ciltte görülen ciddi reaksiyon ve büyük şişlik olanlarda düşüktür. Bu nedenle bu durumlarda alerji testi yapılması şart değildir. Alerji testi, arıya bağlı ciddi alerji gelişmeyen hastalarda tarama testi için de gerekli değildir. Arıya bağlı alerji gelişmemesine rağmen alerji testlerinde arı hassasiyeti sıklıkla vardır. </span></span></p>

<p><span><span>Her beş kişiden birinde alerji testlerinde arıya karşı hassasiyet mevcuttur. Bunların sadece on kişiden birinde  gelecekte arıya bağlı alerjik reaksiyon riski vardır. Ailede arı alerjisi olan birisi var diye arı alerjisi için test yapmaya gerek yoktur. Genellikle kalıtsal değildir ve belirti vermeyen duyarlılaşma mümkündür.</span></span></p>

<p><span><span>Arıya bağlı alerji testi, alerji olmadan yapılması gereken durum mastositozlu hastalarıdır. Bu hastalarda arı sokmaları, alerjik şokun en yaygın nedenidir ve reaksiyonlar ortaya çıkarsa daha şiddetli olur ve potansiyel olarak ölümcüldür. Mastositozlu hastalarda, daha önce reaksiyon öyküsü olmasa bile böcek sokması olanlarda test gereklidir.</span></span></p>

<h2><span><span>Arı alerjisi teşhisi için hangi testler gereklidir?</span></span></h2>

<p><span><span>Teşhiste deri testi ve kan testleri kullanılmaktadır. Bununla birlikte, kan testi hassasiyeti, deri testinden daha düşüktür. Madx Mat moleküler alerji testi ile çapraz reaksiyon ve gerçek alerjiler ortaya çıkabilmektedir. </span></span></p>

<p><span><span>Arı alerjisi için herkes alerji testi yaptırmalı mı?</span></span></p>

<p><span><span>Hayır. Çünkü her 5 kişiden birinde zaten arıya karşı alerji testinde hassasiyet vardır. Bu hassasiyet, alerjiye ve ciddi reaksiyona neden olmaz. Ölümcül reaksiyonların yarısında da daha önceden arı sokması olmayan kişilerde görülmektedir. Sonuç olarak şikayeti olmayan birinin arıya alerjim var mı diye test yaptırmasına gerek yoktur. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı sokmasında ilk yapılacak tedavi nedir?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı sokmasında büyük bir şişlik gelişmişse antihistaminikler, ağrı kesiciler ve soğuk kompresler yapılabilir.  Şişlik çok büyükse, baş ve boyun gibi belirli bölgelerde gelişmişse kortizon tedavisi düşünülebilir. Antibiyotikler gerekli değildir.</span></span></p>

<p><span><span>Arının soktuğu yer dışındaki yerlerde cilt reaksiyonu varsa antihistaminikler gibi semptomatik önlemler gerektirir. Kortizon tedavisine genelde ihtiyaç olmaz. </span></span></p>

<p><span><span>Alerjik şok gelişmişse ilk olarak kas içi adrenalin tedavisi uygulanır. Daha sonra ambulans çağrılır ve  en az 4 ila 6 saat gözlem yapılır. Tedavide pozisyon önemlidir. Çünkü ayakta müdahale edilenlerde alerjik şok nedeniyle ölüm riski artmaktadır. Alerjik şokta antihistaminikler, nefes açıcı tedaviler, damardan serum tedavisi ve oksijen tedavisi gerekebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Acil serviste gözlem en az 4 ila 6 saat olmalıdır. Acil servisten taburcu olmadan önce, alerjik şok reaksiyonu olan hastalara kendiliğinden enjekte edilebilir adrenalin reçete edilmelidir. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı alerjisi olanlar yanında adrenalin acil iğnesi taşırsa ölümler engellenebilir mi?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı alerjisinde sadece alerjik şok geçirenlerde adrenalin acil iğnesi taşımak gerekir. Bazen arı alerjisi olan kişi ve doktorun birlikte karar vermesi gerekebilir.  Böcek sokması hastalarına önceki sokma reaksiyonun ciddiyetine bağlı olarak bir adrenalin oto enjektörü, antihistaminikler ve kortizondan oluşan bir acil durum kiti taşımaları önerilebilir. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı alerjisine karşı nasıl önlem alabiliriz?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı sokmasına karşı alerjisi olanların kaçınma önlemleri alması gerekir, bunlar:</span></span></p>

<p><span><span>-Dışarıda çıplak ayakla yürümekten kaçınmak,</span></span></p>

<p><span><span>-Uzun süre dışarıda iken kol/bacakları örtmek, </span></span></p>

<p><span><span>-Açık havadaki çöp kutuları gibi açık yiyeceklerden uzak durmak,</span></span></p>

<p><span><span>-Açık havada yemek yemekten/içmekten mümkün olduğunca kaçınmaktır.</span></span></p>

<p><span><span>-Böcek uzaklaştırıcılar böceklerin sokmalarını önlemez, ancak böcek öldürücüler etkili olabilir.</span></span></p>

<p><span><span>-Arı alerjisi olduğunu gösteren künye, kolye veya kimlik kartı gibi bir belirteç kullanılabilir.  -Arı sokmasına bağlı alerjik şok geçiren kişilere alerji testi yapılması ve alerji aşısı gerekli olup olmadığını gözden geçirmek için bir alerji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. -Alerjik şok durumunda yapılması gereken acil eylem planı düzenlenmelidir. </span></span></p>

<h2><span><span>Arı alerjisi düzelir mi?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı alerjisi varsa kendi kendine düzelmez. Arı alerjisi alerji uzmanlarınca alerjinin ciddiyeti, aşı gerekip gerekmediği değerlendirilmelidir. Aşı tedavisi ile düzelme şansı yüksektir </span></span></p>

<h2><span><span>Arıya karşı aşı tedavisinin faydası olur mu?</span></span></h2>

<p><span><span>Arıya karşı aşı tedavisi, bal arısında ortalama %80, yaban arılarına %95 etkilidir. Aşı tedavisi ile alerjik şok riski %70’den, yaklaşık %2 oranına düşmektedir. Bu oranlar tek arı sokmasına karşı oranlardır. Fazla sayıda ve aynı anda arı sokmasının riski fazla olabilir. Aşı tedavisi genelde 2 ile 5 arı sokmasına karşı etkinlik göstermektedir. Bu nedenle arı alerjisine bağlı alerjik şok geçirenlere arıya karşı alerji aşısı yapılması faydalı olacaktır</span></span></p>

<h2><span><span>Arı alerjisine bağlı ölümler alerji aşısıyla önlenebilir mi?</span></span></h2>

<p><span><span>Alerji aşısı arı sokmasıyla alerjik şok gelişmiş olanlarda ilerde yeniden böyle reaksiyon gelişmesini önlediği için etkili bir tedavi yöntemidir.  </span></span></p>

<p><span><span>-Arıya bağlı alerji aşısının,  alerjik şok geçirenlerde alerji testleri ile sorumlu arı zehrine karşı hassasiyetin tespit edilen çocuk ve yetişkinlerde yapılması gereklidir. </span></span></p>

<p><span><span>-Ayrıca sadece cilt belirtileri olmasına rağmen yeniden böcek sokmasına maruz kalma ihtimali yüksek olan veya yaşam kalitesinde bozulma riski olan yetişkinler için de düşünülebilir.</span></span></p>

<p> </p>

<p><span><span>Sonuç olarak alerji aşısı:</span></span></p>

<p><span><span>-Alerji testlerinde arıya karşı alerji saptanmış, alerjik şok gelişen çocuk ve yetişkinlerde, -Böcek sokmasına cilt reaksiyonu olmasına rağmen yaşam kalitesi bozulan yetişkin hastalarda  önerilebilir.</span></span></p>

<p><span><span>-Arı sokmasına bağlı tekrarlayan büyük şişlikler reaksiyonlar oluyorsa, reaksiyonların boyutunu ve süresini azaltmak için alerji aşısı önerilebilir.</span></span></p>

<p><span><span>Ölümcül sokma reaksiyonlarının %50’sinin ilk reaksiyonla ortaya çıktığını da göz önünde bulundurduğumuzda aşı kararına hastanın isteği, psikolojisi ve riskleri birlikte değerlendirilerek karar verilmesi, daha doğru bir yaklaşım olacaktır.  </span></span></p>

<h3><span><span>Arı alerjisi için aşı seçiminde madx mat moleküler alerji testinin önemi</span></span></h3>

<p><span><span>Arı alerjisinin etkili olması isteniyorsa doğru aşı seçimi yapılması önemlidir. Arı alerjisinde birden fazla böceğe alerji görülme oranı yüksektir. Bunun nedeni çapraz reaksiyona bağlı olabilir. Moleküler alerji testi ile gerçek alerjiler çapraz reaksiyon ile ayrılabilir. Bu nedenle arı alerjisinde gerektiğinde madx mat moleküler alerji testine göre alerji aşısı planlanması faydalı olacaktır. Çünkü Madx Mat moleküler alerji testi alerji uzmanlarınca analiz edilip yorumlanması yapıldığı için daha doğru bir test seçimi olabilir. Bazen iki arı türüne de alerji aşısı gelişebilmektedir. </span></span></p>

<h3><span><span>Arıya bağlı alerji aşısı kaç yaşında yapılabilir?</span></span></h3>

<p><span><span>Arıya karşı alerji aşısı 5 yaşından sonra başlanır. Ancak beş yaş altındaki çocuklarda aşı tedavisi düşünülebilir. Özellikle şiddetli böcek sokması reaksiyonları durumunda ve çocuğun uyum gösterme olasılığı yüksek olduğunda düşünülmelidir. </span></span></p>

<h3><span><span>Arıya bağlı alerji aşısı nasıl yapılır?</span></span></h3>

<p><span><span>Cilt altına enjeksiyon şeklinde yapılır. Öncelikle ilk 6 ay haftada bir aşı uygulanıp daha sonra aralar açılarak tedavinin 12. ayından sonra  ayda bir tedavi yapılır. Arıya karşı alerji aşısı 1 yıldan sonra 2 ile 5 arı sokmasına karşı etkili olmaktadır. Daha fazla arı sokması riski olan arıcılarda daha yüksek dozda aşı tedavisi yapılabilir. Çocuklarda aşı tedavisi yetişkinlere göre daha düşük dozda yapılmaktadır. </span></span></p>

<p><span><span>İkinci yıldan sonra 6 haftada bir ve üçüncü yıldan sonra 8 haftada bir verilmesi tavsiye edilir. Beş yıldan daha uzun kullanımlarda 3 ayda bir uygulanması önerilir ve herhangi bir yan etkiye ve etkide azalmaya neden olmamıştır. </span></span></p>

<h3><span><span>Arıya bağlı alerji aşısı ne kadar süre yapılması gerekir?</span></span></h3>

<p><span><span>Arıya bağlı alerji aşısının uzun süreli etkisi olması için en az 5 yıl süre uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Çocuklarda 3 yıl sürenin yeterli olduğu bildirilmiştir. Alerji aşısının yapılmasının bitirilmesine arı  alerjisi olan hastaya göre karar verilmelidir. </span></span></p>

<p><span><span>Arıya bağlı alerjide alerji aşısını kesmek için, testlerde alerjinin önemsiz seviyelere düşmesi veya cilt testinin negatif olması kriter olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durum 5 yıldan az bir sürede çok seyrek görülür. </span></span></p>

<h2><span><span>Arıcılarda arıya karşı alerjisi varsa ne yapmalıdır?</span></span></h2>

<p><span><span>Arı işiyle uğraşan ve arı sokmasına bağlı ciddi alerjik reaksiyon gelişmişse mesleği bırakmak doğru bir yaklaşım olacaktır. Mesleğini bırakmak istemeyenlerin mutlaka arı sokmasına karşı sıkı önlemler almanın yanında mutlaka alerji aşısı yaptırması gerekir. Arı tedavisinin ilk 6 ayında işine ara verilmesi daha uygun olur. Çünki aşı tedavisinde belirli bir doza ulaşıncaya kadar risk yüksektir. Mutlaka yanlarında acil iğnesi bulundurmalı, antihistaminik, ağrı kesiciden oluşan acil yardım kitini yanlarında taşımalıdır. Arı işiyle uğraşan ve arıya alerjisi olanların daha yüksek dozda aşı olması ve ömür boyu aşı tedavisini sürdürmesi gerekir. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/1627547281_5U6A5769.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlıklı yaşam tutkunları ‘Çörek Otu Günü’ için bir araya geldi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-yasam-tutkunlari-coerek-otu-gunu-icin-bir-araya-geldi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-yasam-tutkunlari-coerek-otu-gunu-icin-bir-araya-geldi</guid>
<description><![CDATA[ Geleneksel bitkisel yaklaşımı modernize ederek yaşamın her anına destek olmak için çalışan Zade Vital, Türkiye’nin nadide bitkileri arasında bulunan çörek otunun yararlarına dair farkındalığı artırmak ve gelecek nesillere ulaşmasını sağlamak için Çörek Otu Günü’ne ev sahipliği yaparak kutlamaya başladı. Sağlıklı yaşam tutkunlarının bir araya geldiği özel etkinlikte, çörek otunun tarihi, zengin içeriği ve faydalarına dikkat çekilirken önümüzdeki dönemde çiftçilere ve çocuklara sağlanacak eğitim ve çalışmalardan bahsedildi.  

Sağlıklı yaşam dostu Zade Vital, sağlığa olan çok yönlü faydalarıyla “kutsal tohum” olarak bilinen çörek otu için Türkiye’de ilk kez 8 Eylül tarihini “Çörek Otu Günü” ilan etti. Zade Vital Genel Müdürü Taha Büyükhelvacıgil’in ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, Klinik Aromaterapist ve Bütünsel İyi Yaşam Terapisti Ayşe Tolga’nın yanı sıra farmakoloji uzmanı Dr. Burçak Deniz Dedeoğlu da konuşmalarıyla çörek otunun faydalarının yanı sıra, doğanın iyileştirici gücüne dair bilgiler ve deneyimler paylaştı. Organizasyona katılan ünlü isimler arasında ise Zeynep Sever Demirel, Gül Gölge, Akasya Asıltürkmen, Aslı-Cem Pasinli, Özlem Süer, Ebru Erberdi ve Pınar Hotiç yerini aldı. 

Zade Vital Çörek Otu Günü’nü kutlamaya yönelik kaynak yönetiminde karasal ekosistemin korunması ve gelişmesine destek veren Tohum Derneği ile de anlamlı bir iş birliğine imza attı. Bugüne özel hazırlanan çörek otu yağı içeren  menü ise katılımcılar tarafından tam not aldı. 

 “Çörek otunun faydalarından herkesin yararlanmasını sağlayacağız”

Zade Vital Genel Müdürü Taha Büyükhelvacıgil Çörek Otu Günü’ne dair konuşmasında şunları söyledi:

“Geleceğini, toplum sağlığının, doğanın ve dünyanın geleceği ile birleştirmiş, örnek bir marka olarak, bilimsel yöntemlerle doğanın yenileyici gücünü insanların hizmetine sunarak, dünyada daha iyi bir yaşam vizyonunun öncülüğünü yapmaya devam ediyoruz. İnsana ve çevreye saygı ilkesiyle, üniversite iş birliği ve Ar-Ge’deki gücümüzle Zade Vital olarak topraklarımızın armağanı olan tohumlarımızı sahipleniyor, bu tohumların şifasını, ulusal ve uluslararası arenada da tanıtmayı gururla sürdürüyoruz.

Bugün ‘Kutsal tohum’ olarak adlandırdığımız insanlık tarihi boyunca geleneksel tıbbın en nadide bitkilerinden, Zade Vital ürün yelpazesinde de son derece önemli bir yere sahip ‘’binbir derde deva’’ olan çörek otunun gelecek nesillere sürdürülebilir bir şekilde ulaşmasını sağlayarak, bilinirliğini artırma görevini üstleniyoruz. En değerli yol arkadaşlarımızdan biri olan çiftçilerimizi çörek otu yetiştiriciliğine daha fazla yönlendirmek için tüm imkânlarımızı da seferber ederek, bu mucizevi bitkinin gelecek nesillere de aktarılması için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdüreceğiz. Çörek otunun saymakla bitmeyen faydalarını anlatmak; 7’den 70’e herkesin bu bitkinin şifasından yararlanmasını sağlayarak bir farkındalık yaratacağımıza gönülden inanıyoruz. Çörek Otu Günü’müz kutlu olsun.” 

‘’Çörekotu yüzlerce yıldır sağlık alanında kullanılan doğal bir kaynak’’

Toplantı sırasında sözü alan Farmakoloji uzmanı Dr. Burçak Deniz Dedeoğlu ise konuşmasında sağlıklı yaşam alışkanlıklarının öneminden bahsetti. Vücudun temel ihtiyaçları olan, sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, bol su tüketimi ve stres yönetimi sağlandığında, kendi kendini iyileştirme gücü olduğunu belirtti. Bir ilaç bilimci olarak ilaçların öneminden bahsederek, ‘’Akılcı İlaç Kullanımı’’na, ilaçların ancak gerekli olduğunda, hekimler tarafından planlanmış doğru bir protokolle kullanılması gerektiğine vurgu yaptı. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, doğal beslenme, vitamin ve minerallerin vücudumuzda yeterli miktarda olması, oksidatif strese karşı doğal antioksidanlar, kronik inflamasyonun doğal yollarla azaltılması, bağışıklık sistemimizin sağlıklı ve dengeli olmasının uzun yıllar sağlıklı kalabilmenin temel anahtarları olduğunu anlattı. Çörekotunun da diğer tüm bitkiler gibi insan sağlığı için çok değerli içeriklere sahip olduğu,  Dünyanın en zengin endemik bölgelerinden biri olan Anadolunun insanının, bu zenginliği nasıl kullanacağının deneyimine ve bilgeliğine sahip olduğu, Çörekotunun da yüzlerce yıldır sağlık alanında kullanılan doğal bir kaynak olarak günümüzde birçok bilimsel çalışmada, farklı etki mekanizmaları ile etkinlikleri kanıtlayan,  birçok sağlık problemi için umut vadeden bir kaynak olduğunu belirterek sözlerini tamamladı. 

“Bu iyilik hareketinde bende varım”

Sağlıklı yaşam yazarı Ayşe Tolga ise Çörek Otu Günü için yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

Topraklarımızda yetişen çörek otu bitkisi pek çok açıdan Anadolu kültürü için çok mühim. Hepimiz çörek otunun büyüklerimizin evlerinde bereket getirsin diye cüzdanlara konulduğunu, nazardan korusun diye çekmecelere giysilerin arasına serpildiğini görmüşüzdür. Hem şifasıyla hem spiritüel olarak en kadim bitkilerden biri oluşuyla çörek otunun önemi insanlık tarihi için çok eskilere dayanıyor. Her zaman yerli tohumlarımızın toprağın ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2021/09/saglikli-yasam-tutkunlari-corek-otu-gunu-icin-bir-araya-geldi-1631167658.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlıklı, yaşam, tutkunları, ‘Çörek, Otu, Günü’, için, bir, araya, geldi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Geleneksel bitkisel yaklaşımı modernize ederek yaşamın her anına destek olmak için çalışan Zade Vital, Türkiye’nin nadide bitkileri arasında bulunan çörek otunun yararlarına dair farkındalığı artırmak ve gelecek nesillere ulaşmasını sağlamak için Çörek Otu Günü’ne ev sahipliği yaparak kutlamaya başladı. Sağlıklı yaşam tutkunlarının bir araya geldiği özel etkinlikte, çörek otunun tarihi, zengin içeriği ve faydalarına dikkat çekilirken önümüzdeki dönemde çiftçilere ve çocuklara sağlanacak eğitim ve çalışmalardan bahsedildi.  </span></span></p>

<p><span><span>Sağlıklı yaşam dostu Zade Vital, sağlığa olan çok yönlü faydalarıyla “kutsal tohum” olarak bilinen çörek otu için Türkiye’de ilk kez 8 Eylül tarihini “Çörek Otu Günü” ilan etti. Zade Vital Genel Müdürü Taha Büyükhelvacıgil’in ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlikte, Klinik Aromaterapist ve Bütünsel İyi Yaşam Terapisti Ayşe Tolga’nın yanı sıra farmakoloji uzmanı Dr. Burçak Deniz Dedeoğlu da konuşmalarıyla çörek otunun faydalarının yanı sıra, doğanın iyileştirici gücüne dair bilgiler ve deneyimler paylaştı. Organizasyona katılan ünlü isimler arasında ise Zeynep Sever Demirel, Gül Gölge, Akasya Asıltürkmen, Aslı-Cem Pasinli, Özlem Süer, Ebru Erberdi ve Pınar Hotiç yerini aldı. </span></span></p>

<p><span><span>Zade Vital Çörek Otu Günü’nü kutlamaya yönelik kaynak yönetiminde karasal ekosistemin korunması ve gelişmesine destek veren Tohum Derneği ile de anlamlı bir iş birliğine imza attı. Bugüne özel hazırlanan çörek otu yağı içeren  menü ise katılımcılar tarafından tam not aldı. </span></span></p>

<p><span><span> “Çörek otunun faydalarından herkesin yararlanmasını sağlayacağız”</span></span></p>

<p><span><span>Zade Vital Genel Müdürü Taha Büyükhelvacıgil Çörek Otu Günü’ne dair konuşmasında şunları söyledi:</span></span></p>

<p><span><span>“Geleceğini, toplum sağlığının, doğanın ve dünyanın geleceği ile birleştirmiş, örnek bir marka olarak, bilimsel yöntemlerle doğanın yenileyici gücünü insanların hizmetine sunarak, dünyada daha iyi bir yaşam vizyonunun öncülüğünü yapmaya devam ediyoruz. İnsana ve çevreye saygı ilkesiyle, üniversite iş birliği ve Ar-Ge’deki gücümüzle Zade Vital olarak topraklarımızın armağanı olan tohumlarımızı sahipleniyor, bu tohumların şifasını, ulusal ve uluslararası arenada da tanıtmayı gururla sürdürüyoruz.</span></span></p>

<p><span><span>Bugün ‘Kutsal tohum’ olarak adlandırdığımız insanlık tarihi boyunca geleneksel tıbbın en nadide bitkilerinden, Zade Vital ürün yelpazesinde de son derece önemli bir yere sahip ‘’binbir derde deva’’ olan çörek otunun gelecek nesillere sürdürülebilir bir şekilde ulaşmasını sağlayarak, bilinirliğini artırma görevini üstleniyoruz. En değerli yol arkadaşlarımızdan biri olan çiftçilerimizi çörek otu yetiştiriciliğine daha fazla yönlendirmek için tüm imkânlarımızı da seferber ederek, bu mucizevi bitkinin gelecek nesillere de aktarılması için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdüreceğiz. Çörek otunun saymakla bitmeyen faydalarını anlatmak; 7’den 70’e herkesin bu bitkinin şifasından yararlanmasını sağlayarak bir farkındalık yaratacağımıza gönülden inanıyoruz. Çörek Otu Günü’müz kutlu olsun.” </span></span></p>

<p><span><span>‘’Çörekotu yüzlerce yıldır sağlık alanında kullanılan doğal bir kaynak’’</span></span></p>

<p><span><span>Toplantı sırasında sözü alan Farmakoloji uzmanı Dr. Burçak Deniz Dedeoğlu ise konuşmasında sağlıklı yaşam alışkanlıklarının öneminden bahsetti. Vücudun temel ihtiyaçları olan, sağlıklı ve dengeli beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, bol su tüketimi ve stres yönetimi sağlandığında, kendi kendini iyileştirme gücü olduğunu belirtti. Bir ilaç bilimci olarak ilaçların öneminden bahsederek, ‘’Akılcı İlaç Kullanımı’’na, ilaçların ancak gerekli olduğunda, hekimler tarafından planlanmış doğru bir protokolle kullanılması gerektiğine vurgu yaptı. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları, doğal beslenme, vitamin ve minerallerin vücudumuzda yeterli miktarda olması, oksidatif strese karşı doğal antioksidanlar, kronik inflamasyonun doğal yollarla azaltılması, bağışıklık sistemimizin sağlıklı ve dengeli olmasının uzun yıllar sağlıklı kalabilmenin temel anahtarları olduğunu anlattı. Çörekotunun da diğer tüm bitkiler gibi insan sağlığı için çok değerli içeriklere sahip olduğu,  Dünyanın en zengin endemik bölgelerinden biri olan Anadolunun insanının, bu zenginliği nasıl kullanacağının deneyimine ve bilgeliğine sahip olduğu, Çörekotunun da yüzlerce yıldır sağlık alanında kullanılan doğal bir kaynak olarak günümüzde birçok bilimsel çalışmada, farklı etki mekanizmaları ile etkinlikleri kanıtlayan,  birçok sağlık problemi için umut vadeden bir kaynak olduğunu belirterek sözlerini tamamladı. </span></span></p>

<p><span><span>“Bu iyilik hareketinde bende varım”</span></span></p>

<p><span><span>Sağlıklı yaşam yazarı Ayşe Tolga ise Çörek Otu Günü için yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:</span></span></p>

<p><span><span>Topraklarımızda yetişen çörek otu bitkisi pek çok açıdan Anadolu kültürü için çok mühim. Hepimiz çörek otunun büyüklerimizin evlerinde bereket getirsin diye cüzdanlara konulduğunu, nazardan korusun diye çekmecelere giysilerin arasına serpildiğini görmüşüzdür. Hem şifasıyla hem spiritüel olarak en kadim bitkilerden biri oluşuyla çörek otunun önemi insanlık tarihi için çok eskilere dayanıyor. Her zaman yerli tohumlarımızın toprağın bereketi ile buluştuğunu ve doğanın saf şifasını bizlere getirdiğine inanıyorum. Özellikle bu özel bitkinin farkındalığını ve bilinirliğini arttırmak için bizlere bu anlamda da çok önemli sorumluluklar düşüyor. Zade Vital’in sahiplendiği Çörek Otu Günü ile bu iyilik hareketinde bende varım diyorum! Bugünden itibaren bu özel ve anlamlı yolculuğu her zaman bir sağlıklı yaşam tutkunu olarak desteklemeye devam edeceğim”.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sarı Kantaron Yağının 9 Faydasını Biliyor Musunuz?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sari-kantaron-yaginin-9-faydasini-biliyor-musunuz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sari-kantaron-yaginin-9-faydasini-biliyor-musunuz</guid>
<description><![CDATA[ Dünyada ve ülkemizde sarı çiçekleriyle bilinen sarı kantaron, ılıman ve tropik iklim bölgelerinde kendiliğinden yetişiyor. Türkiye’deki her iklim bölgesinde yetişebilen sarı kantaron; Anadolu’da binbirdelikotu, kılıçotu, kanotu, yaraotu, kuzukıran olarak biliniyor. Sarı kantaron yağı, cilt sorunlarından sindirim sistemi kaynaklı birçok problem için kullanılıyor. Nemlendirici özelliği nedeniyle saçlı ve saçsız deriye uygulandığında cilde daha parlak ve canlı bir görünüm sağlarken, düzenli olarak küçük miktarlarda içildiğinde mide ve bağırsak sorunlarına iyi geliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, sarı kantaron bitkisi ve sarı kantaron yağının kullanım alanları hakkında bilgi verdi.

Sarı kantaron nasıl bitkidir?

Latince adı ‘Hypericum perforatum’ olan sarı kantaron bitkisi, ‘Hyperaceae’ familyasındandır.  Dünyadaki ılıman ve tropik iklim bölgelerinde kendiliğinden yetişen sarı kantaron, çok yıllık otsu bir bitki olarak bilinmektedir. Uzunluğu 70-90 santimetreye kadar çıkan bitki, çok dallanan kökleri ile kendi familyasındaki bitkilerden ayrılmaktadır. Çiçekleri umbella olup, dalların ucunda bulunur. Sarı renkli çiçeklerde 5 adet taç yaprağı, 5 adet çanak ve üç demet şeklinde erkek organlar (stamenler) bulunur. Sarı kantaron bitkisindeki etken maddenin yaklaşık % 90’ı, çiçek bölümündedir. Bunun için tamamlayıcı tıp alanında bitkinin çiçek bölümü kullanılmaktadır. 

Sarı kantaron nerede yetişir?

Türkiye’de 96, dünyada 400 ve Avrupa’da 10 türü olan sarı kantaron; Asya, Avrupa, Avustralya ve Amerika kıtasının bir bölümünde yetişmektedir. Türkiye’de ise başta Ege Bölgesi ve Akdeniz olmak üzere iç bölgelerde de yetişmektedir. Dünyadaki sarı kantaron türünün 46’sı yetiştiği bölgenin iklimsel veya bölgenin yapısına göre şekillenmiştir. Yani endemik olan sarı kantaron, Batı Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da kendiliğinden yetişebilmektedir. Sarı kantaron bitkisi dünyanın ılıman ve tropikal bölgelerindeki yol kenarlarında, akarsu kenarlarında, kalkerli arazilerde, ormanlarda, bataklık ve sahillerde, kayalık bölgeler ile ekim yapılmamış arazilerde kendiliğinden yetişmektedir. 

Sarı kantaron yağı neye iyi gelir?

Yapılan araştırmalarda sarı kantaron yağının güneş yanıkları, yaralar, cilt üzerindeki yüzeysel morluklara iyi geldiği belirlenmiştir. Ayrıca ülser gibi mide bağırsak sorunlarında da kullanılmaktadır. Naftodiantronlar (hiperisin) ve fluroglisinoller gibi antioksidan, antienflamatuar, antikanser ve antimikrobiyal içermesi nedeniyle sarı kantaronun yara iyileştirici ve ağrı kesici etkisi de bulunmaktadır. Özellikle piyasada satılan preparatlarının ise siyatiğe ve zehirli hayvan ısırıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Tarihsel süreçte ise Eski Yunan ve Roma dönemlerine ait kaynaklarda sarı kantaron, akciğer, mide, bağırsak, böbrek ve idrar yollarının kronik hastalıklarında, gece idrarını kaçıran çocukların tedavisinde ve antimikrobiyel olarak kullanılmıştır. Özellikle yatalak hastalarda oluşan bası yaralarının tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir. Antik çağlardan günümüze kadar sarı kantaron, nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Halk arasında başağrısı, hidrofobi, menopo, hipokondriyazis, nevralji, koksalji, tetani, paraliz ve spatik paraliz ile boyun tutulması, omurilik hastalıkları, spinal konvülziyon, spinal irritasyon gibi bazı nörolojik rahatsızlıklarda da kullanıldığı bilinmektedir. Türkiye’de ise çeşitli hastalıklara karşı etnomedikal kullanımı söz konusu olsa da, ağır hastalıkların tedavisinde kullanılmaması gerekir. Özellikle kanser hastalarını hayatta tutacak esas tedaviyi öteleyen bu tür bitkilerin kullanılması çok etik değildir. Ülkemizde halk arasında yüzyıllardır soğuk algınlığına, şeker hastalığına, ülsere, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, karaciğere, sarılığa ve safra kanalı sorunlarına karşı kullanılmaktadır. Ayrıca bitkinin % 1’lik infüzyonundan hazırlanan karışımları kullananlarda bağırsak parazitlerinin düştüğü tespit edilmiştir.  

Sarı kantaron yağı zayıflatır mı?

Sarı kantaron yağı kilo vermeye yardımcı olmakta, bunun için de idrar söktürücü özelliğinden faydalanılmaktadır. Her gün belirli miktarda kullanılması gerekmektedir. Ancak uzun süreli kullanımının uygun olmadığı belirlenmiştir. Bağırsak sorunlarına iyi gelen sarı kantaron yağı kabızlığın giderilmesinde etkilidir.

Sarı kantaron yağının faydaları nelerdir?


	Depresyona bağlı belirtilerin hafiflemesini sağlamaktadır. Hafif ve orta dereceli depresyon tedavileri için kullanılabilmektedir.
	Kaygıyı azaltarak rahatlama sağlamaktadır. Vücudu gevşetici etkisi olduğu için kaygı belirtilerini azaltarak atakların önüne geçmektedir.
	Menopoza bağlı belirtilerin azalmasını sağlamaktadır. İşlenmiş bir yağ olmayan sarı kantaron yağı,  gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Menopozun belirtilerinden olan sıcak basması sorununu ortadan kaldıran sarı kantaron yağı, bu dönemde ortaya çıkan duygu durumların düzeltilmesine yardımcı olabilmektedir. 
	A ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/05/sari-kantaron-yaginin-9-faydasini-biliyor-musunuz-1651754215.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sarı, Kantaron, Yağının, Faydasını, Biliyor, Musunuz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dünyada ve ülkemizde sarı çiçekleriyle bilinen sarı kantaron, ılıman ve tropik iklim bölgelerinde kendiliğinden yetişiyor. Türkiye’deki her iklim bölgesinde yetişebilen sarı kantaron; Anadolu’da binbirdelikotu, kılıçotu, kanotu, yaraotu, kuzukıran olarak biliniyor. Sarı kantaron yağı, cilt sorunlarından sindirim sistemi kaynaklı birçok problem için kullanılıyor. Nemlendirici özelliği nedeniyle saçlı ve saçsız deriye uygulandığında cilde daha parlak ve canlı bir görünüm sağlarken, düzenli olarak küçük miktarlarda içildiğinde mide ve bağırsak sorunlarına iyi geliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, sarı kantaron bitkisi ve sarı kantaron yağının kullanım alanları hakkında bilgi verdi.</span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron nasıl bitkidir?</strong></span></p>

<p><span>Latince adı ‘Hypericum perforatum’ olan sarı kantaron bitkisi, ‘Hyperaceae’ familyasındandır.  Dünyadaki ılıman ve tropik iklim bölgelerinde kendiliğinden yetişen sarı kantaron, çok yıllık otsu bir bitki olarak bilinmektedir. Uzunluğu 70-90 santimetreye kadar çıkan bitki, çok dallanan kökleri ile kendi familyasındaki bitkilerden ayrılmaktadır. Çiçekleri umbella olup, dalların ucunda bulunur. Sarı renkli çiçeklerde 5 adet taç yaprağı, 5 adet çanak ve üç demet şeklinde erkek organlar (stamenler) bulunur. Sarı kantaron bitkisindeki etken maddenin yaklaşık % 90’ı, çiçek bölümündedir. Bunun için tamamlayıcı tıp alanında bitkinin çiçek bölümü kullanılmaktadır. </span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron nerede yetişir?</strong></span></p>

<p><span>Türkiye’de 96, dünyada 400 ve Avrupa’da 10 türü olan sarı kantaron; Asya, Avrupa, Avustralya ve Amerika kıtasının bir bölümünde yetişmektedir. Türkiye’de ise başta Ege Bölgesi ve Akdeniz olmak üzere iç bölgelerde de yetişmektedir. Dünyadaki sarı kantaron türünün 46’sı yetiştiği bölgenin iklimsel veya bölgenin yapısına göre şekillenmiştir. Yani endemik olan sarı kantaron, Batı Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da kendiliğinden yetişebilmektedir. Sarı kantaron bitkisi dünyanın ılıman ve tropikal bölgelerindeki yol kenarlarında, akarsu kenarlarında, kalkerli arazilerde, ormanlarda, bataklık ve sahillerde, kayalık bölgeler ile ekim yapılmamış arazilerde kendiliğinden yetişmektedir. </span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron yağı neye iyi gelir?</strong></span></p>

<p><span>Yapılan araştırmalarda sarı kantaron yağının güneş yanıkları, yaralar, cilt üzerindeki yüzeysel morluklara iyi geldiği belirlenmiştir. Ayrıca ülser gibi mide bağırsak sorunlarında da kullanılmaktadır. Naftodiantronlar (hiperisin) ve fluroglisinoller gibi antioksidan, antienflamatuar, antikanser ve antimikrobiyal içermesi nedeniyle sarı kantaronun yara iyileştirici ve ağrı kesici etkisi de bulunmaktadır. Özellikle piyasada satılan preparatlarının ise siyatiğe ve zehirli hayvan ısırıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Tarihsel süreçte ise Eski Yunan ve Roma dönemlerine ait kaynaklarda sarı kantaron, akciğer, mide, bağırsak, böbrek ve idrar yollarının kronik hastalıklarında, gece idrarını kaçıran çocukların tedavisinde ve antimikrobiyel olarak kullanılmıştır. Özellikle yatalak hastalarda oluşan bası yaralarının tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir. Antik çağlardan günümüze kadar sarı kantaron, nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Halk arasında başağrısı, hidrofobi, menopo, hipokondriyazis, nevralji, koksalji, tetani, paraliz ve spatik paraliz ile boyun tutulması, omurilik hastalıkları, spinal konvülziyon, spinal irritasyon gibi bazı nörolojik rahatsızlıklarda da kullanıldığı bilinmektedir. Türkiye’de ise çeşitli hastalıklara karşı etnomedikal kullanımı söz konusu olsa da, ağır hastalıkların tedavisinde kullanılmaması gerekir. Özellikle kanser hastalarını hayatta tutacak esas tedaviyi öteleyen bu tür bitkilerin kullanılması çok etik değildir. Ülkemizde halk arasında yüzyıllardır soğuk algınlığına, şeker hastalığına, ülsere, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına, karaciğere, sarılığa ve safra kanalı sorunlarına karşı kullanılmaktadır. Ayrıca bitkinin % 1’lik infüzyonundan hazırlanan karışımları kullananlarda bağırsak parazitlerinin düştüğü tespit edilmiştir.  </span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron yağı zayıflatır mı?</strong></span></p>

<p><span>Sarı kantaron yağı kilo vermeye yardımcı olmakta, bunun için de idrar söktürücü özelliğinden faydalanılmaktadır. Her gün belirli miktarda kullanılması gerekmektedir. Ancak uzun süreli kullanımının uygun olmadığı belirlenmiştir. Bağırsak sorunlarına iyi gelen sarı kantaron yağı kabızlığın giderilmesinde etkilidir.</span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron yağının faydaları nelerdir?</strong></span></p>

<ol>
	<li><span>Depresyona bağlı belirtilerin hafiflemesini sağlamaktadır. Hafif ve orta dereceli depresyon tedavileri için kullanılabilmektedir.</span></li>
	<li><span>Kaygıyı azaltarak rahatlama sağlamaktadır. Vücudu gevşetici etkisi olduğu için kaygı belirtilerini azaltarak atakların önüne geçmektedir.</span></li>
	<li><span>Menopoza bağlı belirtilerin azalmasını sağlamaktadır. İşlenmiş bir yağ olmayan sarı kantaron yağı,  gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Menopozun belirtilerinden olan sıcak basması sorununu ortadan kaldıran sarı kantaron yağı, bu dönemde ortaya çıkan duygu durumların düzeltilmesine yardımcı olabilmektedir. </span></li>
	<li><span>Adet öncesi sendromu (PMS) sancılarını hafifletmekte ve kan sulandırma gibi yan etkiler göstermemektedir.</span></li>
	<li><span>Mevsimsel duygu durum bozukluğu yaşayanların kaygısını azaltmaktadır. </span></li>
	<li><span>Sigara bırakma konusunda yardımcı bir bitkidir.</span></li>
	<li><span>Viral enfeksiyonların tedavisinde doğal bir ilaç olarak verilmektedir.</span></li>
	<li><span>Cildin nemlendirilmesini sağlamakta ve cildi güneşin zararlı ışınlarından korumaktadır.</span></li>
	<li><span>Mide rahatsızlıklarında da kullanılmakta; migren, baş ağrısı ve siyatiğe iyi geldiği düşünülmektedir.</span></li>
</ol>

<p><span><strong>Sarı kantaron yağı ne sıklıkla kullanılır?</strong></span></p>

<p><span>Sarı kantaron yağının tavsiye edilen maksimum kullanım sıklığı, günde bir kez olmalıdır. </span></p>

<p><span>Kantaron yağı çok sık kullanıldığında, ciltteki yağ yani sebum dengesini bozabilmektedir. Sebum ciltteki yağ bezleri tarafından salgılanan bir cilt sıvısıdır. Cilt ve saçlı derinin kuruyarak zarar görmemesini sağlayan sebum, derinin dış etkenlere karşı dayanıklılığını artırmaktır. Cilt eğer hassas ve alerjik reaksiyonlara yatkınsa, kantaron yağı haftada 1-2 günden daha sık kullanılmamalıdır.</span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron yağı içildiğinde nasıl bir etkisi vardır?</strong></span></p>

<p><span>Sarı kantaron yağı eğer içilecekse miktarın günde 1 çay kaşığını geçmemesi gerekir. Bu bir çay kaşığı kantaron yağı doğrudan içilebileceği gibi ılık suya da eklenerek tüketilebilir. Günde bir çay kaşığı içilen sarı kantaron yağının şişkinlik, kabızlık ve gaz sancıları ile mide rahatsızlıklarını önlediği, gastrite bağlı ağrıları azalttığı belirlenmiştir. Akne, e<a href="https://www.memorial.com.tr/hastaliklar/egzama-nedir-egzama-nasil-gecer" rel="noopener noreferrer" target="_blank">g</a>zama  ve sivilceler ile hemoroid, boğaz, yutak, deri ve mukoza zarının iltihaplanmasına neden olan bakteriyel ve viral enfeksiyonların tedavisinde etkili olduğu düşünülmektedir.  </span></p>

<p><span><strong>Sarı kantaron yağı vücutta nerelere sürülür?</strong></span></p>

<p><span>Hücre yenileme özelliği sayesinde yüzdeki yara izlerinin ve sivilcelerin yok edilmesinde kullanılmaktadır. Düzenli olarak kullanılan sarı kantaron yağı cildi yenilemekte ve cilde daha sağlıklı görünüm kazandırmaktadır. Özellikle yanık nedeniyle oluşan ağrı hissini çok hızlı bir şekilde azaltmaktadır. Ayrıca ergenlikte ortaya çıkan akne oluşumu çoğu zaman büyük bir problem haline dönüşmektedir. Akne ciltte gözeneklerin tıkanma ve iltihaplanması olarak ortaya çıkar. Bu süreçte mevcut aknelere karşı antibakteriyel özelliklere sahip olan sarı kantaron yağı sürülerek aknenin kuruması sağlanmaktadır. Temizlenmiş cilde sabah ve akşam sarı kantaron yağı sürülmeli ve bir süre sonra durulanmalıdır. Nemlendirici etkisi nedeniyle sarı kantaron yağı, cilde sürüldüğünde bir süre sonra cilt nefes almaya başlayacak ve daha parlak bir görünüme kavuşacaktır.  Ancak çok fazla yan etkisi olmamasına rağmen çok yoğun kullanılması tavsiye edilmemektedir. Geceleri yıkanarak temizlenmiş cilde pamukla ya da parmak uçları ile masaj yaparak sürülmesi gerekir. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu baharatı sakın mutfağınızdan eksik etmeyin !</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bu-baharati-sakin-mutfaginizdan-eksik-etmeyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bu-baharati-sakin-mutfaginizdan-eksik-etmeyin</guid>
<description><![CDATA[ Safran (Crocus sativus), süsengiller (Iridaceae) familyasından, sonbaharda çiçek açan, 20–30 cm boyunda, çiğdem (Crocus) cinsinden soğanlı bir kültür bitkisi ve bu bitkiden elde edilen baharat. Bitkinin yaprakları şeritimsi, mor çiçekleri üç tepeciklidir. Çiçeği ve tepecikleri bitkiye bağlayan yaprak sapı da dâhil olmak üzere erkek organları kurutularak özellikle gıda boyası ve tat verici olarak kullanılılır.

Safran, yetiştirilmesi zor olabilen ve iklim dalgalanmalarına karşı hassas olan telaşlı bir çiğdem bitkisinden elde edilir. Çiçek, İran’da, İtalya’da, Fransa’nın güneyinde ve İspanya’da sıcak, kurak ve güneşli iklimlerde yetişir. İspanyol safranı, üstün kalitesiyle ödüllendirilir. Bu incelik, muhteşem bir altın rengi veren kumaşlar için bir boya olarak kullanılır; Aynı zamanda Buda’yı örtmek için kullanıldı ve o zamandan beri  Britannica’ya göre Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Budist rahipler ve soylular tarafından giyilmeye başlandı. Safran aynı zamanda parfümeri için değerli bir bileşendir.

YILLARCA RENGİNİ VE LEZZETİNİ KORUYOR

Minik Crocus sativus bitkisi, sonbaharın başlarında çiçek açan yoğun kırmızı polen organlarına sahip küçük, parlak renkli, mor, lale şeklinde çiçekler üretir. Safran iplikleri çiçeğin ercikleridir. Britannica, 1 kilo safran üretmek için yaklaşık 75.000 çiçeğin organlarının gerekli olduğunu ve her bir değerli ipliğin büyük bir özenle elle toplanması gerektiğini ortaya koyuyor. Gerçek safran, karanlık ve serin bir yerde veya dondurucuda hava almayan küçük şişelerde saklandığında, vermilyon rengini, aromasını ve lezzetini yıllarca korur. Bu bileşen, herhangi bir baharat koleksiyonunun olmazsa olmazı.

MasterClass , safranal ve pikrokrosin kimyasallarının safrana altın rengini ve kendine özgü organoleptik doğasını verdiğini öne sürüyor: İçerik, güneşin tadını çıkaran ballı ılık bir çayır gibi kokuyor ve tadı. Dünyevi, misk kokulu ve balsam, çiçek ve yabani ot notalarına sahiptir. Tadı tuhaf ve yabancıdır; aynı anda hem narin hem de keskin olan İber kırsalı gibi hissettiriyor.

DİĞER BAHARATLARI TAMAMLIYOR

İnanılmaz derecede çok yönlü olan baharat, tarçın, hindistan cevizi, yenibahar, kakule ve zerdeçal gibi odunsu baharatları tamamlayan ve birçok sebze, balık, deniz ürünü ve beyaz etin lezzetini yükselten tatlı ve tuzlu yemeklere vurgu sağlar.

Safran, Orta Doğu, İtalyan, Fransız ve İber mutfağında görülür ve genellikle çorbaları, yahnileri ve paella ve risotto gibi pirinç yemeklerini demler. MasterClass’a göre klasik bouillabaisse ve bir Arap pirinç yemeği olan Tachin’in önemli bir bileşenidir. Daha tatlı tarafta, safran, pirinç, antep fıstığı, tarçın ve badem ile tatlı bir safran ve gül suyu kokulu puding olan İran sholeh zard için gereklidir. Buna ek olarak, bu incelik, geleneksel İskandinav St. Lucia çörekler, safran zeytinyağı keki, pudingler, kremalar, şekerlemeler ve içecekler dahil olmak üzere hamur işlerine tereyağlı dolgun bir lezzet katar.

AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR

Healthline ayrıca safranın birçok sağlık özelliğine sahip olduğunu belirtiyor. Günlük alındığında kişinin ruh halini yükselttiği kanıtlanmıştır. Demir ve antioksidanlarda yüksektir ve kanseri ve iltihabı savuşturduğu ve üzgün bir mideyi yatıştırdığı iddia edilir. Safran’ın uzun zamandır bir afrodizyak olduğu düşünülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/bu-baharati-sakin-mutfaginizdan-eksik-etmeyin-faydalari-ile-altindan-daha-degerli-1658904742.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>baharatı, sakın, mutfağınızdan, eksik, etmeyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Safran (<em>Crocus sativus</em>), süsengiller (Iridaceae) familyasından, sonbaharda <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87i%C3%A7ek_(botanik)" title="Çiçek (botanik)">çiçek</a> açan, 20–30 cm boyunda, çiğdem (<em>Crocus</em>) cinsinden soğanlı bir kültür bitkisi ve bu bitkiden elde edilen baharat. Bitkinin yaprakları şeritimsi, mor çiçekleri üç tepeciklidir. Çiçeği ve tepecikleri bitkiye bağlayan yaprak sapı da dâhil olmak üzere erkek organları kurutularak özellikle gıda boyası ve tat verici olarak kullanılılır.</span></span></p>

<p><span><span>Safran, yetiştirilmesi zor olabilen ve iklim dalgalanmalarına karşı hassas olan telaşlı bir çiğdem bitkisinden elde edilir. Çiçek, İran’da, İtalya’da, Fransa’nın güneyinde ve İspanya’da sıcak, kurak ve güneşli iklimlerde yetişir. İspanyol safranı, üstün kalitesiyle ödüllendirilir. Bu incelik, muhteşem bir altın rengi veren kumaşlar için bir boya olarak kullanılır; Aynı zamanda Buda’yı örtmek için kullanıldı ve o zamandan beri  Britannica’ya göre Hindistan, Orta Doğu ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde Budist rahipler ve soylular tarafından giyilmeye başlandı. Safran aynı zamanda parfümeri için değerli bir bileşendir.</span></span></p>

<h3><span><span>YILLARCA RENGİNİ VE LEZZETİNİ KORUYOR</span></span></h3>

<p><span><span>Minik Crocus sativus bitkisi, sonbaharın başlarında çiçek açan yoğun kırmızı polen organlarına sahip küçük, parlak renkli, mor, lale şeklinde çiçekler üretir. Safran iplikleri çiçeğin ercikleridir. Britannica, 1 kilo safran üretmek için yaklaşık 75.000 çiçeğin organlarının gerekli olduğunu ve her bir değerli ipliğin büyük bir özenle elle toplanması gerektiğini ortaya koyuyor. Gerçek safran, karanlık ve serin bir yerde veya dondurucuda hava almayan küçük şişelerde saklandığında, vermilyon rengini, aromasını ve lezzetini yıllarca korur. Bu bileşen, herhangi bir baharat koleksiyonunun olmazsa olmazı.</span></span></p>

<p><span><span>MasterClass , safranal ve pikrokrosin kimyasallarının safrana altın rengini ve kendine özgü organoleptik doğasını verdiğini öne sürüyor: İçerik, güneşin tadını çıkaran ballı ılık bir çayır gibi kokuyor ve tadı. Dünyevi, misk kokulu ve balsam, çiçek ve yabani ot notalarına sahiptir. Tadı tuhaf ve yabancıdır; aynı anda hem narin hem de keskin olan İber kırsalı gibi hissettiriyor.</span></span></p>

<h3><span><span>DİĞER BAHARATLARI TAMAMLIYOR</span></span></h3>

<p><span><span>İnanılmaz derecede çok yönlü olan baharat, tarçın, hindistan cevizi, yenibahar, kakule ve zerdeçal gibi odunsu baharatları tamamlayan ve birçok sebze, balık, deniz ürünü ve beyaz etin lezzetini yükselten tatlı ve tuzlu yemeklere vurgu sağlar.</span></span></p>

<p><span><span>Safran, Orta Doğu, İtalyan, Fransız ve İber mutfağında görülür ve genellikle çorbaları, yahnileri ve paella ve risotto gibi pirinç yemeklerini demler. MasterClass’a göre klasik bouillabaisse ve bir Arap pirinç yemeği olan Tachin’in önemli bir bileşenidir. Daha tatlı tarafta, safran, pirinç, antep fıstığı, tarçın ve badem ile tatlı bir safran ve gül suyu kokulu puding olan İran sholeh zard için gereklidir. Buna ek olarak, bu incelik, geleneksel İskandinav St. Lucia çörekler, safran zeytinyağı keki, pudingler, kremalar, şekerlemeler ve içecekler dahil olmak üzere hamur işlerine tereyağlı dolgun bir lezzet katar.</span></span></p>

<h3><span><span>AFRODİZYAK ETKİSİ DE VAR</span></span></h3>

<p><span><span>Healthline ayrıca safranın birçok sağlık özelliğine sahip olduğunu belirtiyor. Günlük alındığında kişinin ruh halini yükselttiği kanıtlanmıştır. Demir ve antioksidanlarda yüksektir ve kanseri ve iltihabı savuşturduğu ve üzgün bir mideyi yatıştırdığı iddia edilir. Safran’ın uzun zamandır bir afrodizyak olduğu düşünülüyor.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/safran.jpg"></span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnsanların ve köpeklerin ortak hastalığı: Leishmaniasis</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/insanlarin-ve-koepeklerin-ortak-hastaligi-leishmaniasis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/insanlarin-ve-koepeklerin-ortak-hastaligi-leishmaniasis</guid>
<description><![CDATA[ Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olarak ele alınan zoonotik hastalıklar, hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar olarak tanımlanıyor. Zoonotik özellik taşıyan hastalıkların insanlara bulaşı, enfekte hayvanlara doğrudan veya dolaylı temas sonucu gerçekleşiyor. Aynı zamanda hastalık; pire, kene, kum sineği gibi vektörlerle de insanlara taşınabiliyor.

Günümüzde en sık rastlanan zoonoz hastalıklardan biri de şark çıbanı olarak da bilinen leishmaniasis. Leishmania cinsinde yer alan farklı türdeki tek hücreli parazitlerin yol açtığı bir hastalık olan olan leishmaniasis, halk arasında yakarca veya tatarcık olarak da adlandırılan, kan emen dişi kum sineği tarafından taşınıyor ve bulaştırılıyor.

Veteriner hekimler, insan ve köpekgillerde (köpek, tilki, çakal, kurt vb.) görülen leishmaniasis’in farkındalığı, tedavi ve korunma yöntemleri konusunda hem Bakanlık nezdinde hem de sivil toplum örgütleri tarafında önemli projeler gerçekleştiriyor. Bu kapsamda yapılan çalışmalardan sonuncusu, Belediye Veteriner Hekimler Derneği, Türkiye Parazitoloji Derneği ve Ege Üniversitesi iş birliğinde, MSD Hayvan Sağlığı ve Yeniçağ Veteriner Ecza Deposu katkılarıyla İzmir’de gerçekleşti. Leishmaniasis hastalığı hakkında, güncel bilgilerin aktarıldığı toplantıda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Özbel, Prof. Dr. Seray Töz, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Gültekin, Dr. Metin Pekağırbaş ve Belediye Veteriner Hekimler Derneği Üyesi Veteriner Hekim Duygu Aküzüm konuşmacı olarak katıldı. Zoonozlar ile mücadelenin “multidisipliner” bir yaklaşım gerektirdiği vurgulanan ve “Tek Sağlık” yaklaşımı çerçevesinde gerçekleştirilen toplantıda insan ve hayvan sağlığı ile ilgilenen bilim insanları yer aldı.

Hastalığı kum sineği olarak bilinen tatarcıklar taşıyor

Gözle görülmesi zor olan kum sineği üzerinden bulaşan leishmaniasis’in Türkiye’de insanlarda iki klinik tipi görülüyor. Halk arasında şark çıbanı olarak da bilinen deri leishmaniasis’i ve kala-azar olarak bilinen iç organlar leishmaniasis’i. Şark çıbanı tedavisiz de kendiliğinden iyileşebilen ama kalıcı iz bırakan bir deri hastalığı. Ancak daha çok çocuklarda görülen kala-azar, tedavi edilmediği durumlarda ölüme dahi neden olabiliyor. Köpekler ve diğer köpekgillerde meydana gelen hastalığa ise kanin leishmaniasis adı veriliyor.

Türkiye’de her iki hastalığı da yapan kum sineği türleri hemen her bölgede bulunuyor. Hastalar ve paraziti taşıyan köpeklerin de şimdiye dek çalışma yapılan illerin hepsinde bulunduğunun kanıtlanması, her iki hastalık açısından da Türkiye’nin yüksek riskli ülkeler arasında gösterilmesine neden oluyor.

Leismaniasis sinsi ilerleyen bir hastalık

Kuluçka belirtilerinden sonra enfeksiyon dönemi genellikle birkaç yıla yayılabiliyor. Köpeklerde, vücudun her yerine, neredeyse çoğu organa yayılabiliyor. Bu hastalıkla enfekte olmuş köpeklerde, dermatolojik bulgular ile tüm viseral veya sistemik hastalık görülüyor. Köpeklerde leishmaniasis hastalığının tedavi süreçleri belirlenirken köpekte yol açtığı şikayetler dikkate alınarak alternatif tedaviler uygulanabiliyor. Bu hastalık, zamanında ve doğru tedavi edildiğinde başarılı bir şekilde yönetilebilir bir hal alıyor. Bu nedenle köpeklerin düzenli olarak veteriner hekim muayenelerine götürülmesi ve genel sağlık kontrollerinin düzenli yapılmasının altı çiziliyor.

Leishmanisasis’ten korunmak mümkün

Tedavilerin mümkün olmasına karşın zahmetli ve maliyetli olması diğer taraftan da bir süre sonra nükslerin yaşanma ihtimali sebebiyle leishmaniasis’e karşı önleyici tedbirler almak hem insanların hem de köpeklerin ortak sağlığı için daha önemli hale geliyor. Hastalığa karşı etkin korunma yöntemleri bulunuyor. Örneğin; ilgili parazitlere karşı kovucu, beslenme önleyici, felç edici ve öldürücü özellikleriyle köpeklerin kum sineği ısırıklarından uzun süreli korunmalarını sağlayan parazit tasmalarını takmaları da öneriliyor. Koruyucu tasmalar hem köpeklerin hem de aile üyelerinin sağlığını koruyor.





  ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/04/insanlarin-ve-kopeklerin-ortak-hastaligi-leishmaniasis-1650980359.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İnsanların, köpeklerin, ortak, hastalığı:, Leishmaniasis</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olarak ele alınan zoonotik hastalıklar, hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar olarak tanımlanıyor. Zoonotik özellik taşıyan hastalıkların insanlara bulaşı, enfekte hayvanlara doğrudan veya dolaylı temas sonucu gerçekleşiyor. Aynı zamanda hastalık; pire, kene, kum sineği gibi vektörlerle de insanlara taşınabiliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Günümüzde en sık rastlanan zoonoz hastalıklardan biri de şark çıbanı olarak da bilinen leishmaniasis. Leishmania cinsinde yer alan farklı türdeki tek hücreli parazitlerin yol açtığı bir hastalık olan olan leishmaniasis, halk arasında yakarca veya tatarcık olarak da adlandırılan, kan emen dişi kum sineği tarafından taşınıyor ve bulaştırılıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Veteriner hekimler, insan ve köpekgillerde (köpek, tilki, çakal, kurt vb.) görülen leishmaniasis’in farkındalığı, tedavi ve korunma yöntemleri konusunda hem Bakanlık nezdinde hem de sivil toplum örgütleri tarafında önemli projeler gerçekleştiriyor. Bu kapsamda yapılan çalışmalardan sonuncusu, Belediye Veteriner Hekimler Derneği, Türkiye Parazitoloji Derneği ve Ege Üniversitesi iş birliğinde, MSD Hayvan Sağlığı ve Yeniçağ Veteriner Ecza Deposu katkılarıyla İzmir’de gerçekleşti. Leishmaniasis hastalığı hakkında, güncel bilgilerin aktarıldığı toplantıda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Özbel, Prof. Dr. Seray Töz, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Gültekin, Dr. Metin Pekağırbaş ve Belediye Veteriner Hekimler Derneği Üyesi Veteriner Hekim Duygu Aküzüm konuşmacı olarak katıldı. Zoonozlar ile mücadelenin “multidisipliner” bir yaklaşım gerektirdiği vurgulanan ve “Tek Sağlık” yaklaşımı çerçevesinde gerçekleştirilen toplantıda insan ve hayvan sağlığı ile ilgilenen bilim insanları yer aldı.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Hastalığı kum sineği olarak bilinen tatarcıklar taşıyor</strong></span></span></p>

<p><span><span>Gözle görülmesi zor olan kum sineği üzerinden bulaşan leishmaniasis’in Türkiye’de insanlarda iki klinik tipi görülüyor. Halk arasında şark çıbanı olarak da bilinen deri leishmaniasis’i ve kala-azar olarak bilinen iç organlar leishmaniasis’i. Şark çıbanı tedavisiz de kendiliğinden iyileşebilen ama kalıcı iz bırakan bir deri hastalığı. Ancak daha çok çocuklarda görülen kala-azar, tedavi edilmediği durumlarda ölüme dahi neden olabiliyor. Köpekler ve diğer köpekgillerde meydana gelen hastalığa ise kanin leishmaniasis adı veriliyor.</span></span></p>

<p><span><span>Türkiye’de her iki hastalığı da yapan kum sineği türleri hemen her bölgede bulunuyor. Hastalar ve paraziti taşıyan köpeklerin de şimdiye dek çalışma yapılan illerin hepsinde bulunduğunun kanıtlanması, her iki hastalık açısından da Türkiye’nin yüksek riskli ülkeler arasında gösterilmesine neden oluyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Leismaniasis sinsi ilerleyen bir hastalık</strong></span></span></p>

<p><span><span>Kuluçka belirtilerinden sonra enfeksiyon dönemi genellikle birkaç yıla yayılabiliyor. Köpeklerde, vücudun her yerine, neredeyse çoğu organa yayılabiliyor. Bu hastalıkla enfekte olmuş köpeklerde, dermatolojik bulgular ile tüm viseral veya sistemik hastalık görülüyor. Köpeklerde leishmaniasis hastalığının tedavi süreçleri belirlenirken köpekte yol açtığı şikayetler dikkate alınarak alternatif tedaviler uygulanabiliyor. Bu hastalık, zamanında ve doğru tedavi edildiğinde başarılı bir şekilde yönetilebilir bir hal alıyor. Bu nedenle köpeklerin düzenli olarak veteriner hekim muayenelerine götürülmesi ve genel sağlık kontrollerinin düzenli yapılmasının altı çiziliyor.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Leishmanisasis’ten korunmak mümkün</strong></span></span></p>

<p><span><span>Tedavilerin mümkün olmasına karşın zahmetli ve maliyetli olması diğer taraftan da bir süre sonra nükslerin yaşanma ihtimali sebebiyle leishmaniasis’e karşı önleyici tedbirler almak hem insanların hem de köpeklerin ortak sağlığı için daha önemli hale geliyor. Hastalığa karşı etkin korunma yöntemleri bulunuyor. Örneğin; ilgili parazitlere karşı kovucu, beslenme önleyici, felç edici ve öldürücü özellikleriyle köpeklerin kum sineği ısırıklarından uzun süreli korunmalarını sağlayan parazit tasmalarını takmaları da öneriliyor. Koruyucu tasmalar hem köpeklerin hem de aile üyelerinin sağlığını koruyor.</span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/VETE.jpg"></span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/VETE.jpg"></span></span></p>

<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sıcak yaz günlerinde su tüketimine dikkat:</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sicak-yaz-gunlerinde-su-tuketimine-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sicak-yaz-gunlerinde-su-tuketimine-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Günlük su tüketimi, yaşamın her döneminde ve her mevsimde sağlıklı bir yaşam sürmek için büyük önem taşıyor. Gün boyunca vücudun sıvı ihtiyacının yeterli miktarda karşılanması hem bağışıklık sistemini koruyor hem de terleme yoluyla kaybedilen sıvının yerine konmasını sağlıyor. Sıcak yaz günlerinde ise güvenli ve kaliteli su ihtiyacı daha da öne çıkıyor.

“Günde en az 2,5 litre su tüketilmeli”

Su ihtiyacının karşılanması için güvenilir, hijyenik, kaliteli ve dengeli içeriğe sahip suların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, “Vücudumuzun yüzde 60-70 ‘i sudan oluşmaktadır. Su içmenin faydaları saymakla bitmez” diye konuştu. Aktepe, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Su, günlük 2-2,5 litre tüketilmelidir. Alınması gereken su miktarı tek seferde değil, güne bölünerek yavaş yavaş alınmalıdır. Bazı durumlarda ise su miktarını artırmak gerekebilir. Enfeksiyon varlığı, sıcak iklim, gebelik, fazla yapılan fiziksel egzersiz, tuzlu ve tatlı tüketimi, alkol alımı, kusma-ishal durumu ve protein ağırlıklı beslenmelerde daha çok su tüketilmelidir. Özellikle çocuklar, hamileler, yaşlılar ve sporcular, aşırı su kaybettiklerinde ciddi sağlık sorunları yaşayabilecekleri için günlük su tüketimine çok dikkat etmelidir.”

 

“Vücudun birçok işlevi su ile sağlanır, doğal kaynak ve doğal mineral suları tercih edin”

Suyun sağlık açısından çok sayıda faydası olduğunu hatırlatan Aktepe, bunları şöyle sıraladı: “Su içmemiz terleme ile kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymak dışında, cilt güzelliğimiz, kabızlığın önlenmesi, metabolizmanın hızlanması, ödem atılması, yağların parçalanıp idrarla atılmasını sağlayarak fit görünmemizi de sağlar. Vücut sıcaklığını ayarlar, vücutta elektrolit dengesini sağlar. Toksik maddelerin atımını hızlandırır. Eklem sağlığını korumada yardımcıdır ve solunum sistemi için gereklidir. Ayrıca kaliteli ve güvenli su tüketimi böbrek temizliğinde ve taş oluşumunu önlemede yardımcıdır. Yeterli su alımı; zihinsel faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde devamlılığını da sağlar.” Aktepe, tüketicilerin özellikle yaz aylarında sıklıkla karşılaşılan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için de kesinlikle sağlıklı, kaliteli, güvenilir ve gerekli tüm denetimlerden geçen ambalajlı suları tercih etmesinin önemini vurguladı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/sicak-yaz-gunlerinde-su-tuketimine-dikkat-1658401048.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sıcak, yaz, günlerinde, tüketimine, dikkat:</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Günlük su tüketimi, yaşamın her döneminde ve her mevsimde sağlıklı bir yaşam sürmek için büyük önem taşıyor. Gün boyunca vücudun sıvı ihtiyacının yeterli miktarda karşılanması hem bağışıklık sistemini koruyor hem de terleme yoluyla kaybedilen sıvının yerine konmasını sağlıyor. Sıcak yaz günlerinde ise güvenli ve kaliteli su ihtiyacı daha da öne çıkıyor.</span></span></p>

<p><span><span>“Günde en az 2,5 litre su tüketilmeli”</span></span></p>

<p><span><span>Su ihtiyacının karşılanması için güvenilir, hijyenik, kaliteli ve dengeli içeriğe sahip suların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, “Vücudumuzun yüzde 60-70 ‘i sudan oluşmaktadır. Su içmenin faydaları saymakla bitmez” diye konuştu. Aktepe, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Su, günlük 2-2,5 litre tüketilmelidir. Alınması gereken su miktarı tek seferde değil, güne bölünerek yavaş yavaş alınmalıdır. Bazı durumlarda ise su miktarını artırmak gerekebilir. Enfeksiyon varlığı, sıcak iklim, gebelik, fazla yapılan fiziksel egzersiz, tuzlu ve tatlı tüketimi, alkol alımı, kusma-ishal durumu ve protein ağırlıklı beslenmelerde daha çok su tüketilmelidir. Özellikle çocuklar, hamileler, yaşlılar ve sporcular, aşırı su kaybettiklerinde ciddi sağlık sorunları yaşayabilecekleri için günlük su tüketimine çok dikkat etmelidir.”</span></span></p>

<p> </p>

<p><span><span>“Vücudun birçok işlevi su ile sağlanır, doğal kaynak ve doğal mineral suları tercih edin”</span></span></p>

<p><span><span>Suyun sağlık açısından çok sayıda faydası olduğunu hatırlatan Aktepe, bunları şöyle sıraladı: “Su içmemiz terleme ile kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymak dışında, cilt güzelliğimiz, kabızlığın önlenmesi, metabolizmanın hızlanması, ödem atılması, yağların parçalanıp idrarla atılmasını sağlayarak fit görünmemizi de sağlar. Vücut sıcaklığını ayarlar, vücutta elektrolit dengesini sağlar. Toksik maddelerin atımını hızlandırır. Eklem sağlığını korumada yardımcıdır ve solunum sistemi için gereklidir. Ayrıca kaliteli ve güvenli su tüketimi böbrek temizliğinde ve taş oluşumunu önlemede yardımcıdır. Yeterli su alımı; zihinsel faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde devamlılığını da sağlar.” Aktepe, tüketicilerin özellikle yaz aylarında sıklıkla karşılaşılan enfeksiyon hastalıklarından korunmak için de kesinlikle sağlıklı, kaliteli, güvenilir ve gerekli tüm denetimlerden geçen ambalajlı suları tercih etmesinin önemini vurguladı.</span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Göbek Yağlarını Eritmek İçin 5 Öneri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/goebek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/goebek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri</guid>
<description><![CDATA[ Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi. 

Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!

Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve abdominal obeziteye neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.


	Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.
	Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır. 
	Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır. 
	İşlenmiş  ve  paketlenmiş  her türlü  endüstriyel gıdalar, kilo  alımını  ve  karın  yağlanmasını  artırmaktadır.


Yağın hangi bölgede olduğu önemli

Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir. 

Göbek eritmek için uygulanması gerekenler


	Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır.   Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır. 
	Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır. 
	Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır. 
	Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır. 
	Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.  


Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın

Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır. 

Elma sirkesi: Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir. 

Chia tohumu: Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan chia tohumu ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan chia tohumu, sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır. 

 Hindistan cevizi ve yağı: Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır. 

 Kefir: İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanı ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/03/gobek-yaglarini-eritmek-icin-5-oneri-1647718167.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Göbek, Yağlarını, Eritmek, İçin, Öneri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span>Vücuttaki bölgesel yağlanmayla ortaya çıkan aşırı kilo, birçok sağlık sorununa neden olabiliyor. Özellikle göbek bölgesinde başlayan yağlanmanın oluşmaması için dengeli beslenme ile düzenli egzersizin hayatın vazgeçilmezi olması gerekiyor. Göbek eritmek için ise beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması, düzenli olarak minimum 7 saat uyunması ve stresten uzak durulması önem kazanıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Betül Merd, göbek eritme yöntemleri hakkında bilgi verdi. </span></p>

<p><span><strong>Göbek yağlanmasının nedenlerine dikkat!</strong></span></p>

<p><span>Bel ve karın yağları fazla kalori alınması ile artmakta ve abdominal obeziteye neden olmaktadır. Dengesiz ve sağlıksız beslenme, durağan yaşam, yaşlanmaya ve genetik etkenlere bağlı olarak ortaya çıkan karın yağlanması zamanla tehlikeli boyutlara gelmektedir.</span></p>

<ul>
	<li><span>Şekerli içecekler aşırı kalori alımına neden olurken, karın ve bel çevresindeki yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisi olmaktadır. Şekerli ve gazlı içeceklerin büyük bir bölümünde kalorisi yüksek mısır şurubu kullanılmaktadır.</span></li>
	<li><span>Margarinlerde kullanılan trans yağları ise karın yağlanmasını artırmaktadır. </span></li>
	<li><span>Fast food tipi beslenme trans yağ ve yüksek kalori içerdiği için karın yağlarını arttırıcı etki yapmaktadır. </span></li>
	<li><span>İşlenmiş  ve  paketlenmiş  her türlü  endüstriyel gıdalar, kilo  alımını  ve  karın  yağlanmasını  artırmaktadır.</span></li>
</ul>

<p><span><strong>Yağın hangi bölgede olduğu önemli</strong></span></p>

<p><span>Abdominal (karın) yağlanma sonucunda iç organların çalışma düzeni bozularak, vücuttaki genel yağ düzeyi artmaktadır. Vücuttaki yağ oranını değerlendirirken, yağın hangi bölgede olduğu önemlidir. Karın yani göbek bölgesindeki yağlanma vücudun diğer bölgelerindeki yağlanmadan daha tehlikelidir. Vücuttaki bel ve kalça oranı hesaplanarak ideal ağırlık belirlenirken, bel ve kalçadaki yağ oranının yüksek olması abdominal yağlanmaya işaret etmektedir. Yapılan araştırmalarda bel bölgesinde yağlanması olanlar, kalça yağlanması olanlardan daha fazladır. Abdominal yağlanma bel kısmından başlayarak mide, karaciğer ile bağırsakları sarmaktadır. Aşırı iç yağlanma genel sağlığı olumsuz etkiler. Öte yandan, bel kalça oranı hesaplanırken, bel ölçüsü santimetre cinsinden kalça çevresinin ölçüsüne bölünerek bulunur. Erkekler için en ideal kalça oranın 1’in altında, kadınlar için ise 0,8 altında olması gerekmektedir. Bel çevresi erkeklerde 94 santimetre kadınlarda ise 80 santimetrenin altındaysa normal, 94-102 santimetre arasındaki erkekler aşırı kilolu, 102 santimetre ve üzerindekiler ise şişman sınıfına girmektedir. </span></p>

<p><span><strong>Göbek eritmek için uygulanması gerekenler</strong></span></p>

<ol>
	<li><span>Kan şekerini kontrol altında tutmak oldukça önemlidir. Kan şekerini kontrol altında tutarak göbek yağlanması engellenir. Kan şekerinin dengeli biçimde artıp azalması nedeniyle aşırı besin tüketimi gerçekleşmez. Tüketilen daha az besin nedeniyle kilo alımı da ortaya çıkmayacaktır.   Kan şekerini dengede tutmak için şeker ve şekerli gıdalar günlük beslenme planından çıkarılmalıdır. </span></li>
	<li><span>Vücutta hızlı parçalanan karbonhidratlardan da uzak durulmalıdır. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmek yerine protein ağırlıklı beslenme planı uygulanmalıdır. Göbek bölgesindeki yağ oranı düşene kadar günlük karbonhidrat alımı azaltılmalıdır. </span></li>
	<li><span>Metabolizmayı hızlandırıcı gıdalar tüketilmeli, yağ yakıcı bitki çaylarından destek alınmalıdır. </span></li>
	<li><span>Günlük program yapılmalı. Uyuma ve yemek süresi ile tuvalete gidilen saat rutinleştirilmelidir. Bu sayede metabolizma daha düzenli çalışacaktır. </span></li>
	<li><span>Her gün düzenli olarak geceleri minimum 7 saat uyunmalıdır. Bu sayede hormonlar dengeye girecek ve metabolizma hızlanacaktır.  </span></li>
</ol>

<p><span><strong>Göbek eritmeye yardımcı besinlerden faydalanın</strong></span></p>

<p><span>Doğal olarak göbekten kurtulmak için de beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, yağ yakma hızını artıran bazı besinlerin tüketilmesi gerekmektedir. Bu besinlerin tamamı metabolizmanın çalışma hızını artırır.</span><span><strong> </strong></span></p>

<p><span><strong>Elma sirkesi: </strong>Elma sirkesinin en temel özelliği kan şekerini ve kolesterolü düzenliyor oluşudur. Bu sayede besin tüketme ihtiyacını minimuma indirir. Ayrıca metabolizmayı da % 20 oranında hızlandırmaktadır. Yemeklerden önce doğru zamanda tüketilen elma sirkesi tokluk hissi oluşturmaktadır. Ancak elma sirkesinin organik olması gerekmektedir. </span></p>

<p><span><strong>Chia tohumu: </strong>Kilo vermek isteyenler tarafından kullanılan chia tohumu ülkemizde son 5-6 yıldır çok fazla tüketilmektedir. Besin değerleri açısından tokluk hissi sağlayan chia tohumu, sayesinde kişinin besin tüketme ihtiyacı azalır. Ayrıca doğal yağlar içerir. Bu yağlar, yağları yakmada oldukça etkili olmaktadır. </span></p>

<p><span><strong> </strong></span><span><strong>Hindistan cevizi ve yağı: </strong>Sağlıklı yağlardan biri olan Hindistan cevizi yağı göbek eritmede de kullanılmaktadır. Hormonları dengeleyen Hindistan cevizi yağı, tiroid hormonunun düzenli çalışmasını sağlayarak metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda da fazla besin tüketme isteğini de baskılamaktadır. </span></p>

<p><span><strong> </strong></span><span><strong>Kefir: </strong>İçerisinde bağırsakları düzenleyen probiyotikleri barındırır. Aynı probiyotikler yağ yakım sürecini de hızlandırmaktadır. Eğer göbek bölgenizdeki yağları vermek istiyorsanız her gün düzenli olarak kefir tüketmelisiniz.</span></p>

<p><span><strong>Lahana, karnabahar, bürüksel lahanası, brokoli: </strong>Tüm bu sebzeler sağlıklıdır. Diyet dönemlerinde haşlanarak tüketilmeleri tavsiye edilir. Ayrıca zeytinyağlı şekilde tüketilmeleri halinde vücuda oldukça faydalıdırlar. Tüm bu özelliklerinin yanında, göbek eritmek isteyenler tarafından tüketilmeleri halinde yağların hızlıca erimesini sağlarlar.</span></p>

<p><span><strong>Yüksek protein içeren peynir altı suyu ile tavuk: </strong>Protein zengini olan peynir altı suyu ve tavuk tüketmek gerekir. </span></p>

<p><span><strong>Bitki çayları: </strong>Az miktarda da olsa kafein içeren birçok bitki çayları, metabolizmanın hızını artırır. Diyet dönemlerinde bitki çaylarının tüketilmesi metabolizma hızını % 20 oranında artıracaktır. Gün içerisinde düzenli tüketilirse göbek yağları yakılabilir.</span></p>

<p><span><strong>Greyfurt: </strong>Oldukça sağlıklı bir meyve olan greyfurt, tadının hafif acımtırak olmasından dolayı pek tüketilmese de konu yağ yakımı olduğunda başı çekmektedir. Özellikle kahvaltıda meyve suyu olarak katkısız şekilde tüketilmesi halinde metabolizma hızını % 30 oranında artırır. Bu artış geçici bir etki değildir ve gün boyu sürmektedir. </span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güzel Bir Şeftali Yazınızı Kışa Çevirebilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/guzel-bir-seftali-yazinizi-kisa-cevirebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/guzel-bir-seftali-yazinizi-kisa-cevirebilir</guid>
<description><![CDATA[ Görüntüsü ve kokusu ile yaz mevsiminin gözde meyvelerinden biri olan şeftali, alerjik kişiler için tehlikeli olabilir. Şeftali alerjisi olanlarda ciltte döküntü, kaşınma, şişme ve alerjik şoka kadar ileri tabloların oluşabileceğine değinen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Handan Duman Şenol, bu alerji tespit edildikten sonra şeftalinin kişilerin diyetinden çıkarılması, ayrıca gıda etiketlerinin dikkatli okunup şeftali içeriğinin bulunmamasına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://www.tarimpusulasi.com/images/haberler/2022/07/guzel-bir-seftali-yazinizi-kisa-cevirebilir-1658494778.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Güzel, Bir, Şeftali, Yazınızı, Kışa, Çevirebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Yaz mevsimin en sevilen meyvelerinden şeftali, alerjik kişiler için sanıldığı kadar tatlı bir meyve olmayabilir. Şeftalinin kabuğunda ve içeriğinde yer alan Pru P3 isimli proteinin bazı kişilerde alerjik sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Üyesi Dr. Handan Duman Şenol, şeftali alerjisi hakkında bilgiler verdi ve dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı: </span></span></p>

<p><strong><span><span>Şeftali tükettikten hemen 2 saat sonra reaksiyon oluşmaya başlar</span></span></strong></p>

<p><span><span>Meyve alerjileri nadir görülmekle birlikte, bunlar içerisinde şeftali alerjisi en sık bilinendir. Genellikle şeftali tükettikten hemen sonra ilk 2 saatte reaksiyon oluşur. Nadiren şeftali kokusu ile veya cilde teması sonrası da reaksiyon görülebilmektedir. En sık görülen şikayetler ağızda kaşıntı ve karıncalanma, ciltte döküntü, kaşıntı, yüzde-gözde şişme, kusma, ishal, burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı, öksürük, hışıltı, nefes darlığıdır. Ancak, alerjik şoka yol açıp hayatı tehdit de edebilir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Şeftali alerjisi polen alerjisi ile çapraz reaksiyon oluşturabilir</span></span></strong></p>

<p><span><span>Bazen de polen-besin alerji sendromuna bağlı görülebilmektedir. Polen-besin alerji sendromunda aslında kişinin polen alerjisi mevcuttur. Polen alerjenleri ile çapraz reaksiyon veren şeftali gibi besinlerin alımını takip eden şikayetler oluşmaktadır. Şeftali ağaç polenleri ile çapraz reaksiyon vermektedir. Şeftali alımını takiben ilk 10-15 dakika içeresinde dilde, dudaklarda, damakta ve boğazda karıncalanma, kaşıntı ve bazen şişlik olabilmekte ve bu durum oral alerji sendromu olarak adlandırılmaktadır. Genellikle şikayetler yarım saat içeresinde kendiliğinden geriler, % 1-8 kadar hastada kurdeşen, nefes darlığı, hışıltı ve anafilaksi denilen hayatı tehdit eden şok görülebilmektedir. </span></span></p>

<p><span><span><img alt="" src="https://www.tarimpusulasi.com/public/images/detay/Dr_Handan_Duman.jpg"></span></span></p>

<p><strong><span><span>Gerekli testler yapıldıktan sonra şeftali diyetten çıkarılmalıdır</span></span></strong></p>

<p><span><span>Öyküsünde şeftali alımını takiben (ne kadar süre sonra şikayetlerin geliştiği, kabuklu/kabuksuz tüketme şekli, ne kadar tüketildiği, birlikte alınan diğer gıda ve ilaçlar, egzersizle ilişkisi sorgulanır) şikayeti olan kişilerde şeftali ile yapılan deri testleri veya kanda duyarlanmayı gösteren testler yardımı ile teşhis konulmaktadır. Bazen de besin yükleme testi dediğimiz, hastane koşullarında besinin az miktardan başlayıp giderek artan şekilde hastaya verilmesi gerekebilir. Tanı konulduktan sonra şeftalinin kişinin diyetinden çıkarılması gerekmektedir. </span></span></p>

<p><strong><span><span>Hazır gıdaların ve kozmetik ürünlerin içerikleri dikkatli okunmalı</span></span></strong></p>

<p><span><span>Özellikle paketlenmiş gıdaların (örneğin meyve suları) etiketlerinin okunması önemlidir. Restoranlarda yenilecek yemeklerin/tatlıların içeriğinde şeftali olup olmadığı mutlaka sorgulanmalıdır. Bazı krem, parfüm gibi kozmetik ürünler içerisinde de şeftali kullanıldığı için bu tarz ürünlerin etiketlerinin de okunarak kullanılması uygundur.</span></span></p>

<p><span><span>Çocuklarda şeftali alerjisi olması durumunda çocuktan sorumlu olan kişilerin (akrabalar, bakıcılar, öğretmenler) bilgilendirilmesi önemlidir. </span></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalp hastaları sanal anjiyografi ile 20 dakikada taburcu oluyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-hastalari-sanal-anjiyografi-ile-20-dakikada-taburcu-oluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-hastalari-sanal-anjiyografi-ile-20-dakikada-taburcu-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Ünlü, sanal kalp anjiyografisi olarak bilinen Koroner BT Anjiyografi hakkında önemli bilgiler paylaştı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05debb32.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kalp, hastaları, sanal, anjiyografi, ile, dakikada, taburcu, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bu özel görüntüleme yöntemi, kalbi besleyen atardamarlar olan koroner arterlerdeki darlıkları tespit etmeyi amaçlıyor ve hızlı, güvenli bir şekilde uygulanıyor.

Tomografi Cihazı ile Güvenli ve Hızlı Bir Yöntem

Koroner BT Anjiyografi, tomografi cihazı kullanılarak yapılmakta ve hastanede kalmayı gerektirmeyen bir yöntem olarak dikkat çekiyor. Doç. Dr. Murat Ünlü, bu yöntemin oldukça güvenli olduğunu ve sürecin çok hızlı ilerlediğini belirtti: “Hastaneye yatış ve taburcu edilme süreci 15-20 dakika gibi kısa bir zaman diliminde tamamlanıyor,” dedi.



Kimlere Uygulanır?

Doç. Dr. Ünlü, sanal kalp anjiyografisini özellikle çoklu risk faktörlerine sahip hastalara önerdiklerini söyledi. Bu risk faktörleri arasında şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı, ailesinde iskemik kalp hastalığı olanlar ve göğüs ağrısı yaşayan kişiler yer alıyor.

Orta Risk Grubundaki Hastalar İçin Uygun

Doç. Dr. Ünlü, hastaların risk faktörlerinin değerlendirildiği görüşmeler sonrası, her hastanın düşük, orta veya yüksek risk grubuna ayrıldığını ve uygulanan tedavilerin buna göre şekillendiğini ifade etti. "Bu tekniği daha çok orta risk grubunda yer alan hastalara öneriyoruz. İşlem sırasında iyotlu kontrast madde verildiği için böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla kan testi yapılması gerekiyor," diye ekledi.

2-3 Saniyede Tarama

İşlemin kendisi oldukça kısa sürede gerçekleşiyor. Doç. Dr. Ünlü, "Toplar damara verilen boyalı madde kalbe ulaştığında, yaklaşık 2-3 saniyede kalbin taraması yapılıyor," dedi. Radyoloji uzmanlarının yapay zeka desteğiyle oluşturduğu 3 boyutlu animasyon sayesinde, damar içindeki darlıklar, kireçlenmeler ve doğumsal anomaliler rahatlıkla tespit edilebiliyor.

Doğumsal Kalp Hastalıkları ve Diğer Uygulama Alanları

Sanal kalp anjiyografisinin kalbin etrafındaki zar hastalıklarının tanı ve takibinde etkili bir yöntem olduğunu belirten Doç. Dr. Ünlü, doğumsal kalp hastalıklarının teşhisinde ve ameliyat öncesi hastalığın derecesinin belirlenmesinde de oldukça güvenilir bir teknik olduğunu vurguladı. Aynı zamanda, kapatma tedavisi gerektiren doğumsal kalp hastalıklarında da bu yöntem başarıyla kullanılabiliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sakız Yutarsanız Ne Olur?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sakiz-yutarsaniz-ne-olur</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sakiz-yutarsaniz-ne-olur</guid>
<description><![CDATA[ Sakız yutmanın sağlığa etkileri, yıllardır halk arasında merak edilen ve bazen yanlış anlamalarla dolu bir konudur. Pek çok insan, sakız yutmanın sindirim sistemine zarar verebileceğini ya da uzun süre midede kalacağını düşünür. Bu yazıda, sakız yutmanın vücuttaki etkilerini, olası zararlarını ve bu konuda yaygın olan efsaneleri ele alacağız. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05d871ac.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sakız, Yutarsanız, Olur</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sakızın Yapısı ve İçeriği

Sakız, kauçuk bazlı bir madde olup, çiğnenmesi için tasarlanmıştır ancak yutulması için üretilmemiştir. İçeriğinde şeker, tatlandırıcılar, aroma vericiler, yumuşatıcılar ve sakız bazı bulunur. Bu bileşenlerin çoğu sindirilebilir olsa da, sakız bazının büyük bir kısmı vücut tarafından sindirilemez.

Sakız Yutmanın Sindirim Sistemine Etkisi

Sakız, yutulduğunda genellikle diğer yiyecekler gibi sindirim sisteminden geçer. Ancak, sakızın kauçuk bazlı olması nedeniyle mide asitleri tarafından parçalanmaz. Bu durum, sakızın vücutta uzun süre kalabileceği efsanesini doğurmuştur. Gerçekte ise, sindirim sistemi sakızı diğer sindirilemeyen maddeler gibi işler ve 24 ila 72 saat içinde dışkı yoluyla atılır.

 Sakızın Midede 7 Yıl Kalma Efsanesi

Bu yaygın efsaneye göre, yutulan sakızın mideye yapışarak 7 yıl boyunca sindirilemeden kaldığına inanılır. Ancak bilimsel gerçekler bu iddiayı desteklemez. Sakız, sindirim sistemine zarar vermeden bağırsaklar yoluyla dışarı atılır. Elbette, bu süreç bazı insanlar için birkaç gün sürebilir, ancak yıllar sürmesi imkansızdır.

Sakız Yutmanın Olası Riskleri

Sakız yutmak genellikle zararsızdır, ancak nadir durumlarda tehlikeli olabilir. Özellikle çocuklar için büyük sakız parçalarının yutulması, bağırsak tıkanıklığına yol açabilir. Aynı şekilde, sürekli olarak sakız yutmak da zamanla bu tür tıkanıklık riskini artırabilir. Bu durumlar oldukça nadirdir ve genellikle sakızın tek başına değil, başka sindirilemeyen maddelerle birlikte yutulmasıyla meydana gelir.

Sakız Yutmanın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Çocuklar, sakızı yanlışlıkla yutmaya daha yatkındır. Bu durum ebeveynler için endişe verici olabilir, ancak çoğu zaman ciddi bir sorun yaratmaz. Yine de, çocukların büyük miktarlarda sakız yutmaması konusunda dikkatli olunmalı ve sakızın yutulmayacak bir şey olduğu öğretilmelidir.

Sakız Yutma Durumunda Ne Yapmalısınız?

Sakız yuttuğunuzda genellikle bir şey yapmanıza gerek yoktur. Vücudunuz, sakızı sindiremese bile, doğal yollardan dışarı atar. Ancak, eğer birden fazla sakız yutulduysa ya da yutulan sakız büyükse ve karın ağrısı gibi belirtiler varsa, bir doktora danışmak iyi bir fikir olabilir.

Sakızın Sağlığa Diğer Etkileri

Sakız yutmanın ötesinde, sakız çiğnemenin sağlık üzerindeki etkileri de merak konusudur. Sakız çiğnemek tükürük üretimini artırarak ağız sağlığına fayda sağlayabilir. Ancak, aşırı sakız çiğnemek çene ekleminde sorunlara yol açabilir veya mide asidini artırarak reflüye sebep olabilir.

Sakız ve Sindirim Problemleri

Sakızın yutulması nadiren sindirim problemlerine yol açsa da, bazı sakız türleri şeker yerine kullanılan sorbitol gibi tatlandırıcılar içerir. Bu maddeler fazla miktarda tüketildiğinde ishale yol açabilir. Bu nedenle, özellikle şeker içermeyen sakızları aşırı miktarda tüketmekten kaçınılmalıdır.

Sakız Yutmanın Uzun Vadeli Etkileri

Tek bir sakız yutmanın uzun vadeli bir etkisi olmaması beklenir. Ancak, sürekli olarak sakız yutmak bağırsak hareketlerinde ve sindirimde sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, sakız yutma alışkanlığından kaçınılmalıdır.

Sakız Yutmanın Psikolojik Etkileri

Bazı insanlar, sakız yuttuktan sonra endişe yaşayabilir. Bu endişeler genellikle sakızın sindirilmemesiyle ilgili yanlış inanışlardan kaynaklanır. Bu tür endişeler yaşıyorsanız, bir sağlık uzmanına danışmak sizi rahatlatabilir.

Sakız Yutan Çocuklar

Çocukların sakızı yutmaması için doğru eğitim verilmesi önemlidir. Ebeveynler, çocuklarına sakızın yutulacak bir şey olmadığını ve sakızın sadece çiğnenmesi gerektiğini öğretmelidir.

Sakız Yutma Durumunda Doktora Ne Zaman Başvurmalısınız?

Genel olarak sakız yutma, doktor müdahalesi gerektirmez. Ancak, aşağıdaki durumlarda bir doktora başvurmanız önemlidir:


 Sakız yuttuktan sonra şiddetli karın ağrısı yaşıyorsanız.
 Sakız, çocuklar tarafından büyük miktarda yutulduysa.
 Sakız yuttuktan sonra kusma veya şiddetli kabızlık gibi belirtiler ortaya çıktıysa.


Sakız ve Bağırsak Sağlığı

Sakızın bağırsak sağlığı üzerindeki etkileri genellikle minimaldir. Ancak, bağırsak tıkanıklığı riskini azaltmak için sakız yutmaktan kaçınmak en iyisidir. Sakızın sindirilemediği unutulmamalıdır; bu nedenle, düzenli olarak sakız yutulması önerilmez.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diz ağrılarına dikkat: Kalıcı olabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diz-agrilarina-dikkat-kalici-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diz-agrilarina-dikkat-kalici-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Ortopedi polikliniklerine en sık başvuru sebeplerinden biri olan diz ağrısı, hayati bir tehdit oluşturmamakla birlikte günlük yaşamı ciddi şekilde kısıtlayabiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05aa5580.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diz, ağrılarına, dikkat:, Kalıcı, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, diz ağrısının birkaç gün içinde geçmemesi durumunda mutlaka hekime başvurulması gerektiğini belirtiyor. Özellikle 40-65 yaş arasında kıkırdak problemleri, 65 yaş sonrasında ise kireçlenme en yaygın nedenler arasında yer alıyor.

Erken Müdahale Önemli

Doç. Dr. Dağtaş, diz ağrısının "nasıl olsa geçer" düşüncesiyle ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Zamanında müdahale edilmediğinde, diz ağrısına neden olan sorunlar ilerleyerek hastanın yürümesini bile engelleyecek seviyeye gelebilir ve kalıcı ağrılara yol açabilir. Bu yüzden 2-3 gün süren ağrılar ve diz hareketlerindeki kısıtlanmalar ciddiye alınmalı, doğru tedaviyle sorunlar kontrol altına alınabilir.

Menisküs Yırtıkları

Diz eklemi içinde yer alan ve C şeklindeki kıkırdaklar olan menisküsler, dizi koruyucu bir yastık görevi görür. Ancak, ani hareketler ya da dizin rotasyonu sırasında bu kıkırdaklar zarar görebilir ve menisküs yırtıkları oluşabilir. Bu yırtıklar, özellikle hareket esnasında ağrıya neden olarak günlük yaşamı kısıtlayabilir. Zamanında tedavi edilmediğinde, eklem kıkırdağının zarar görmesine ve diz kireçlenmesine yol açabilir.

Menisküs Yırtıklarının Tedavisi

Menisküs yırtıkları, genellikle artroskopik yani kapalı ameliyat yöntemiyle tedavi ediliyor. Menisküsün sağlam kısmına dikiş atılarak yapılan menisküs tamiri ile ileride gelişebilecek kireçlenme riski azaltılıyor. Genç yetişkinlerde menisküs yırtıklarının mutlaka tamir edilmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Dağtaş, aksi halde erken kireçlenme riski oluşabileceğini belirtiyor. Ayrıca, menisektomi olarak bilinen diğer cerrahi yöntemde ise yırtık olan menisküs tamamen çıkarılıyor.

Kıkırdak Hasarı

İlerleyen yaş veya fiziksel travmalar, diz eklemindeki kıkırdak yapısının bozulmasına ve ciddi ağrılara yol açabiliyor. Fizik muayene ve görüntüleme yöntemleriyle tespit edilen kıkırdak hasarı, hasarın derecesine göre tedavi ediliyor. Ancak, Doç. Dr. Dağtaş’a göre kıkırdak hasarının tamamen iyileşmesi mümkün değil. Tedavide amaç, hastanın şikayetlerini hafifleterek daha konforlu bir yaşam sürmesini sağlamak.

Kıkırdak Hasarının Tedavisi

Kıkırdak hasarı olan hastalar için tedavi süreçlerinde diz içi enjeksiyonlar, kıkırdak hapları ve gerektiğinde kıkırdak ameliyatları uygulanabiliyor. Tedavinin başarısı için hastaların sabırlı olması, hekimlerine güvenmesi ve yaşam tarzlarını tedaviye uygun şekilde düzenlemeleri gerektiği vurgulanıyor.

Kireçlenme ve Tedavi Seçenekleri

Dizlerde kıkırdak hasarının son aşaması olan kireçlenme, eklem kıkırdaklarının fonksiyonlarını kaybetmesiyle sonuçlanıyor. Kireçlenme sorunu yaşayan hastalar genellikle dizde sertlik, şişlik ve ağrı hissederken, günlük aktivitelerini yapmakta büyük zorluk yaşıyorlar. Doç. Dr. Dağtaş, bu gibi durumlarda eklem cerrahisinin uygulanması gerektiğini belirtiyor.

Protez Cerrahisi ve Robotik Yardımlı Tedavi

Kireçlenme vakalarında, diz ekleminin iki kısmından sadece biri etkilenmişse kısmi diz protezi uygulanabiliyor. Ancak, dizin tamamında kireçlenme varsa total diz protezi tercih ediliyor. Son yıllarda protez ameliyatlarının robot yardımıyla yapılabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Dağtaş, bu sayede cerrahi hataların minimalize edildiğini ve protezlerin daha uzun ömürlü olduğunu ifade ediyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uykusuzluk sorununa iyi gelecek çözümler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uykusuzluk-sorununa-iyi-gelecek-coezumler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uykusuzluk-sorununa-iyi-gelecek-coezumler</guid>
<description><![CDATA[ Uyku sorunu birçoğumuzun baş ettiği ciddi bir problemdir. Bu yazımızda sizlere uykusuzluk için altın değerinde öneriler verdik. İşte detaylar... ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05a2c755.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uykusuzluk, sorununa, iyi, gelecek, çözümler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Uykusuzluk, modern yaşamın yaygın bir sorunu haline gelmiştir ve hem fiziksel hem de mental sağlığı olumsuz etkileyebilir. Kaliteli bir uykunun eksikliği, enerji düşüklüğü, konsantrasyon sorunları ve genel yaşam kalitesinin azalmasına neden olabilir. Neyse ki, uykusuzluk sorununu çözmek için çeşitli etkili stratejiler bulunmaktadır. İşte uykusuzlukla başa çıkmanıza yardımcı olabilecek bazı özgün çözümler:

1. Düzenli Bir Uyku Programı Oluşturun

Her gün aynı saatte yatmak ve aynı saatte kalkmak, biyolojik saatinizi düzenlemeye yardımcı olur. Bu düzen, vücudunuzun uykuya geçişini kolaylaştırabilir ve daha kaliteli bir uyku sağlamaya yardımcı olabilir. Haftanın her günü aynı uyku ve uyanma saatlerine sadık kalmaya özen gösterin.

2. Yatmadan Önce Rutin Oluşturun

Yatmadan önce belirli bir rutin oluşturmak, beyninizin uyku zamanının geldiğini anlamasına yardımcı olabilir. Bu rutin, kitap okumak, hafif germe egzersizleri yapmak veya bir fincan kafeinsiz bitki çayı içmek gibi rahatlatıcı aktiviteler içerebilir. Bu tür bir rutin, gece boyunca zihninizin sakinleşmesini ve uykuya geçişinizi kolaylaştırabilir.

3. Uykuyu Bozan Besin ve İçeceklerden Kaçının

Yatmadan önce ağır yemekler, kafein ve alkol tüketmek uykunuzu olumsuz etkileyebilir. Özellikle kafein ve alkol, uyku düzeninizi bozabilir ve gece boyunca sık sık uyanmanıza neden olabilir. Akşam yemeklerinizi hafif tutarak, kafeinsiz içecekler tercih ederek ve alkol tüketimini sınırlayarak uyku kalitenizi artırabilirsiniz.

4. Yatak Odanızı Uyku İçin Optimize Edin

Yatak odanızın uyku için uygun bir ortam sağlaması önemlidir. Odanızın karanlık, sessiz ve serin olmasına dikkat edin. Ayrıca, rahat bir yatak ve yastık kullanarak uyku konforunuzu artırabilirsiniz. Yatak odasını sadece uyumak için kullanmak, bu alanın uykuyla ilişkilendirilmesine yardımcı olabilir.

5. Günlük Egzersiz Yapın

Fiziksel aktivite, uyku kalitesini artırabilir ve uykusuzluk sorununu hafifletebilir. Ancak, egzersizi yatmadan hemen önce yapmaktan kaçının, çünkü bu, enerjinizi artırabilir ve uykunuzu engelleyebilir. Gün boyunca düzenli egzersiz yaparak, akşamları daha rahat uyuyabilirsiniz.

6. Zihinsel Rahatlama Teknikleri Uygulayın

Stres ve endişe, uykusuzluğun önemli nedenlerindendir. Zihinsel rahatlama teknikleri uygulamak, gece boyunca daha huzurlu bir uyku çekmenize yardımcı olabilir. Meditasyon, derin nefes alma egzersizleri veya yoga gibi teknikler, zihinsel rahatlama sağlayarak uykuya geçişinizi kolaylaştırabilir.

7. Ekran Süresini Azaltın

Bilgisayar, telefon ve televizyon ekranları, uyku düzeninizi bozabilir. Ekranlardan yayılan mavi ışık, melatonin üretimini engelleyebilir ve uykuya geçişinizi zorlaştırabilir. Yatmadan en az bir saat önce ekranlardan uzak durarak, uyku kalitenizi artırabilirsiniz.

8. Uyku Günlüğü Tutun

Uyku alışkanlıklarınızı ve uyku kalitenizi izlemek için bir uyku günlüğü tutmak faydalı olabilir. Bu günlüğü kullanarak, ne zaman uyuduğunuzu, ne kadar süre uyuduğunuzu ve uykunuzu etkileyen faktörleri kaydedebilirsiniz. Uyku günlüğü, uyku sorunlarınızı anlamanıza ve çözüm yolları bulmanıza yardımcı olabilir.

9. Sağlık Sorunlarını Gözden Geçirin

Eğer uykusuzluk sorununuz sürekli bir hal aldıysa, bir sağlık uzmanına başvurmanız gerekebilir. Uyku apnesi, insomniya ve diğer uyku bozuklukları, profesyonel değerlendirme ve tedavi gerektirebilir. Sağlık uzmanınız, uyku sorunlarınızı teşhis edebilir ve uygun tedavi yöntemlerini önerebilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Omurga sağlığını korumak için egzersizin önemi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/omurga-sagligini-korumak-icin-egzersizin-oenemi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/omurga-sagligini-korumak-icin-egzersizin-oenemi</guid>
<description><![CDATA[ Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, omurga sağlığını korumanın en etkili yollarından birinin düzenli egzersiz yapmak olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c059b35ef.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Omurga, sağlığını, korumak, için, egzersizin, önemi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Doğru egzersizlerin, omurgayı destekleyen kasları güçlendirerek postürü iyileştirdiğini vurgulayan Paksoy, omurga sağlığını korumak isteyenlere önemli tavsiyelerde bulundu.

Yüzme, Yürüyüş ve Yoga Önerisi

Omurga sağlığı için en ideal egzersizlerden birinin yüzme olduğunu ifade eden Op. Dr. Kemal Paksoy, “Yüzme, omurga üzerindeki baskıyı azaltarak kasları güçlendirir ve esnekliği artırır. Yürüyüş ise omurganın doğal hareketlerini destekleyerek postürü düzeltir ve bel ağrısını hafifletebilir. Ayrıca, yoga ve pilates gibi egzersizler de omurganın esnekliğini artırırken, kasları güçlendirir ve stresi azaltır.” dedi.



Egzersiz Sırasında Ağrıya Dikkat

Egzersiz yaparken doğru tekniklerin uygulanmasının omurga sağlığı için kritik olduğunu belirten Paksoy, "Egzersiz sırasında ya da sonrasında omurgada ağrı hissediliyorsa, mutlaka ara verilmeli ve bir uzmana başvurulmalıdır." şeklinde uyarıda bulundu. Ayrıca, egzersize başlamadan önce ısınma hareketlerinin yapılması gerektiğini, bunun kasları ve eklemleri hazırlayarak yaralanma riskini azalttığını da ekledi.

Aşırı Yükten Kaçınılmalı

Op. Dr. Kemal Paksoy, omurgasında patolojik sorun olan kişilerin dikkatli olması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle kemik erimesi tanısı olanlar darbe etkisi yapabilecek egzersizlerden kaçınmalı. Skolyoz hastaları ise omurgayı tek taraflı zorlayan asimetrik hareketlerden uzak durmalı.” uyarısında bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzun süre geçmeyen kaşıntınız varsa dikkat: Lenfoma olabilirsiniz!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzun-sure-gecmeyen-kasintiniz-varsa-dikkat-lenfoma-olabilirsiniz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzun-sure-gecmeyen-kasintiniz-varsa-dikkat-lenfoma-olabilirsiniz</guid>
<description><![CDATA[ Lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sistemdeki lenf dokularının habis tümörüne verilen genel bir isimdir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05940c2d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzun, süre, geçmeyen, kaşıntınız, varsa, dikkat:, Lenfoma, olabilirsiniz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dr. Öğr. Üyesi Serkan Ocakçı, lenfoma hastalığının ciddi belirtilerine dikkat çekerek, lenf bezlerinin tüm vücutta yer aldığını ve bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Lenf bezleri iltihap, mikrobik hastalıklar veya kanser gibi durumlarda büyüyebilir. Ancak, bazı durumlarda bu büyüme, kanser hücrelerinin istilası nedeniyle meydana gelir.

Belirtiler: Uzun Süre Geçmeyen Kaşıntılar ve Diğer Semptomlar

Dr. Serkan Ocakçı, lenfomanın en yaygın belirtilerinden birinin uzun süre geçmeyen kaşıntılar olduğunu vurguladı. Bunun yanı sıra hastalarda 'B semptomları' olarak bilinen ateş, kilo kaybı ve gece terlemesi de görülebilir. Lenf bezleri vücut yüzeyinde fark edilebileceği gibi, göğüs veya karın boşluğu gibi bölgelerde de büyüyebilir. Göğüs boşluğunda lenfomanın nefes darlığı, öksürük ve göğüs ağrısına yol açabileceğini belirten Ocakçı, karın boşluğundaki lenfomanın ise kabızlık, karın ağrısı ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalara neden olabileceğini ifade etti. Ayrıca, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı ve felç gibi ciddi nörolojik belirtiler de lenfoma nedeniyle gelişebilir.

Kesin Tanı İçin Biyopsi Gereklidir

Dr. Ocakçı, lenfomanın tanısı için kan testlerinin tek başına yeterli olmadığını belirterek, şüpheli lenf bezinin cerrahi olarak çıkarılması ve patolojik inceleme yapılmasının gerekli olduğunu vurguladı. Biyopsi ile kesin tanı konulduktan sonra, lenfomanın tipi belirlenir ve bu tanı tedavi planlaması için kritik öneme sahiptir. Tanı sonrasında PET-BT, MRG, BT ve kemik iliği biyopsisi gibi yöntemlerle hastalığın evrelemesi yapılır. Tedavi süreci, lenfomanın tipi, yaygınlığı ve hastanın genel sağlık durumuna göre şekillendirilir.

Tedavi Süreci ve İyileşme Şansı

Dr. Ocakçı, lenfoma hastalarının büyük bir çoğunluğunun iyileşme şansının olduğunu belirterek, özellikle genç ve erken teşhis konulan hastalarda bu şansın daha yüksek olduğunu ifade etti. İlerleyen yaş, organ yetmezliği ya da geç tanı alınmış olması tedavi sürecini zorlaştırsa da tüm hastaların iyileşme şansı bulunduğunu vurguladı. İlk tedavi sonrası hastaların genellikle kendilerini daha iyi hissetmeye başladığını ve lenf bezlerindeki büyümelerin küçüldüğünü belirten Dr. Ocakçı, tedavi sırasında saç dökülmesinin olabileceğini ancak saçların daha sonra yeniden çıkacağını söyledi.

Lenfoma tedavilerinde, diğer kanser tedavilerine kıyasla şiddetli bulantı, kusma ve iştahsızlık gibi yan etkilerin nadir görüldüğünü ifade eden Ocakçı, tedavilerin genellikle 2-4 hafta aralıklarla ayaktan kemoterapi ünitelerinde yapıldığını belirtti. Bazı lenfoma tiplerinde ise hastanede yatış gerektiren daha yoğun tedavi süreçlerinin olabileceğini, ancak bu tiplerde de iyileşme beklentisinin yüksek olduğunu ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalp damarlarına X&amp;amp;ışını hızında görüntüleme</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-damarlarina-xisini-hizinda-goeruntuleme</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-damarlarina-xisini-hizinda-goeruntuleme</guid>
<description><![CDATA[ Kalp damar hastalıklarının tanısında Kuantum dedektörlü BT ile yapılan anjiyografi incelemeleri geleneksel anjiyografi gereksinimini büyük oranda azaltıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05849631.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kalp, damarlarına, X&amp;ışını, hızında, görüntüleme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kalp damar hastalıklarının tanısında Kuantum dedektörlü BT ile yapılan anjiyografi incelemeleri geleneksel anjiyografi gereksinimini büyük oranda azaltıyor. Dünyada ve ülkemizde hastalığa bağlı ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor. Sevindirici olansa; tıpta ve teknolojide hızlı gelişmeler sayesinde kalp  damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde çok önemli ilerlemeler sağlanması! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak  ve Ataşehir Hastaneleri Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Günümüzde artık kalp damar hastalıklarının teşhisi çok daha erken evrelerde mümkün hale gelmiştir. Örneğin; kalbinizin geleceğinde oluşabilecek sorunlar hazırlıklar dahil sadece 15 dakikada saptanabiliyor, böylece hayati riske yol açabilecek herhangi bir kalp damar sorunu saptanırsa  erkenden müdahale edilebiliyor” diyor. Prof. Dr. Ercan Karaarslan, kalp  damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde yaşanan en yeni gelişmeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Son yıllarda sağlıksız beslenme, aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı, sigara, alkol kullanımı ve yoğun stres gibi faktörlerin de etkisiyle kalp ve damar sağlığımız adeta alarm veriyor. Kalp hastalıkları artık sadece ileri yaşta değil, genç hatta çocuk yaşta da kapıyı çalıyor! Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Maslak ve Ataşehir Hastaneleri Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ve ülkemizde en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Çoğu zaman belirti vermeden sinsice ilerleyerek hayati tehdit oluşturabiliyor. Her yıl milyonlarca insanın yaşamını kaybetmesine neden olan bu hastalıkların erken teşhis edilmesi çok önemli hale geliyor. Bu denli önemli ve ciddi sonuçlarına karşı tıpta yaşanan hızlı gelişmeler ve ileri teknolojiler sayesinde, artık kalp damar hastalıklarının teşhisi çok daha erken evrelerde mümkün hale geldi. Erken teşhis, tedavi başarısını artırdığı gibi, kişinin riskleri bertaraf etmesi ve yaşam şeklini düzenlemesi için zaman da sağlıyor” diyor. 

KALP DAMARLARI  VE İNCE DEVAMLILIKLARI DAHA NET GÖRÜNTÜLENEBİLİR

Kalp damar hastalıklarının erken teşhisinde çok yeni, ilk tanıtımı   2022 yılında Amerika’da düzenlenen dünyanın en büyük radyoloji kongresinde yapılan şimdi de ülkemizde kullanılmaya başlanan Kuantum Teknolojili Foton Sayıcı BT ile yapılan kalp damar anjiografisi (Sanal Kalp  Anjiyografisi) hakkında bilgi veren Prof. Dr. Karaarslan şunları söylüyor: “Yaklaşık 20 yılı aşkın bir süredir, çok kesitli dedektörlü tomografi cihazlarıyla belirli bir performasta sanal anjiyografi yapılıyor. Klasik bilgisayarlı tomografilerde en iyileri bile 512 matriksli 0.5 mm ya da 0.6 mm kalınlıkta kesitler ile inceleme yapabiliyordu. Yeni, foton dedektör teknolojili BT ile yapılan incelemelerde ise görüntüleme kalınlığı 0.2 mm’ye düşebiliyor. Ayrıca çözünürlüğü 1024 matrikse çıktığı için görüntü kalitesi çok daha net ve detaylı oluyor. Böylece kalp damarlarının lümen içi ve duvarlarının görüntüsü daha önce göremediğimiz kadar ayrıntılı bir şekilde elde edilebiliyor. Bu da damarların analizinin çok daha iyi yapılmasını, olası sorunların daha net bir şekilde saptanabilmesini sağlıyor. Üstelik tüm bunları, klasik sanal anjiyolara göre daha düşük doz radyasyon vererek görüntüleyebiliyor.”

DAKİKALAR İÇİNDE DAMAR TIKANIKLIĞI TESPİT EDİLİYOR!

Geleneksel yöntemlerden farklı olarak yüksek çözünürlüklü ve düşük radyasyonlu çok daha detaylı görüntüler elde edilerek, bu sayede kesin ve hızlı tanı imkanı sağlandığını belirten Prof. Dr. Karaarslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntem kalbi besleyen damarlardaki hastalıkları ayrıntılı bir şekilde görüntüleyerek geleneksel BT taramalarına göre detaylı ve kesin bilgiler sağlıyor. Koroner arterlerdeki tıkanıklıkları maksimum 10-15 dakikalık inceleme süresinde tespit edebiliyor. Bu sayede, koroner arterlerdeki plak oluşumları, damar tıkanıklıkları ve stentlerin durumu gibi kritik kalp rahatsızlıkları çok büyük oranda tespit edilerek, taramalar gerektiren kronik hastalarda bile radyasyon dozu ciddi oranda azaltılarak büyük bir fayda sağlanıyor.” Prof. Dr. Ercan Karaarslan “Özellikle böbrek fonksiyonları riskli hastalarda klasik anjiyografilere göre daha az kontrast madde kullanılarak yapılan incelemelerde bile damar yapılarını ve arterlerdeki hastalık bulgularını daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Bununla birlikte, cihazın hızlı çekim özelliği ile tarama süresi dakikalar içinde tamamlanıyor; bu da hastaların rahatlığı ve sürecin etkinliği açısından büyük önem taşıyor” diyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlardan PVC uyarısı: Bebek ürünlerinde ciddi sağlık riski</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-pvc-uyarisi-bebek-urunlerinde-ciddi-saglik-riski</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-pvc-uyarisi-bebek-urunlerinde-ciddi-saglik-riski</guid>
<description><![CDATA[ Uzmanlar, oyuncaklar ve bazı bebek ürünlerinde kullanılan plastik türevi PVC maddesinin çocuk ve bebek sağlığı için ciddi riskler taşıdığını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c058bcfac.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlardan, PVC, uyarısı:, Bebek, ürünlerinde, ciddi, sağlık, riski</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, oyuncaklar ve bebek ürünlerinde yaygın olarak kullanılan PVC (polivinil klorür) maddesinin bebek ve çocuk sağlığı için ciddi tehlikeler oluşturduğunu belirtti. PVC’nin içerdiği zararlı kimyasallar, çocukların gelişim sürecinde olumsuz etkilere yol açabiliyor.



Kimyasal Bileşenler Sağlık Sorunlarına Yol Açabilir

Özellikle diş kaşıyıcı, oyuncak ve emzik gibi bebeklerin ağızlarına aldıkları ürünlerde bulunan plastik bileşenler, kimyasal maddelerin vücuda geçmesine neden oluyor. Uzmanlar, bu maddelerin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına sebep olabileceğini vurguluyor.



Doğal ve Güvenli Ürünler Tercih Edilmeli

Çocukların sağlığını korumak için anne ve babaların daha bilinçli olması gerektiğini belirten uzmanlar, PVC yerine doğal ve zararsız maddelerden yapılmış ürünlerin tercih edilmesini öneriyor. Ayrıca, ürün alırken güvenilir markalar ve sertifikalı ürünlerin seçilmesi gerektiği vurgulanıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Elektronik sigara kullananlar dikkat: Kanserojen!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/elektronik-sigara-kullananlar-dikkat-kanserojen</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/elektronik-sigara-kullananlar-dikkat-kanserojen</guid>
<description><![CDATA[ Elektronik sigaranın, sigarayı bırakma tedavisi olarak ortaya çıktığını belirten uzmanlar, bu yöntemle de nikotin alımının devam ettiğini ve bağımlılığın sürdüğünü vurguluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0575a5ae.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Elektronik, sigara, kullananlar, dikkat:, Kanserojen</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, sigara ve elektronik sigara bağımlılığı hakkında bilgi vererek, tedavi yöntemlerini detaylandırdı.

Nikotin ve Bağımlılık

Nikotinin, sigaradan dumanla alındığını ve akciğerde hızla emildiğini ifade eden Dr. Shukurov, nikotinin 10 saniye içinde beyne ulaştığını belirtti. Beyinde dikkat ve hafıza ile ilgili bölgeleri etkileyen nikotin, noradrenalin ve dopamin salınımına neden olur. Dopamin, enerji ve konsantrasyonu artırarak bağımlılığa yol açabilir. Bu durumda, kişi giderek daha fazla nikotine ihtiyaç duyar ve bu duruma "tolerans" denir, ardından bağımlılık gelişir.

Elektronik Sigaranın İçerdiği Kimyasal Maddeler

Elektronik sigaraların, 2000'li yılların başında 'nikotin yerine koyma tedavisi' olarak ortaya çıktığını hatırlatan Dr. Shukurov, sigaranın içerdiği katran ve karbonmonoksitin akciğer kanserine neden olduğunu ve bu nedenle elektronik sigaranın nikotini daha sağlıklı bir şekilde yerine koymak için kullanıldığını belirtti. Ancak, elektronik sigaralarda da nikotin bulunur ve bu cihazlar 7 bine yakın kimyasal madde içerir, bunların birçoğu kansorejen olabilir.



Bağımlılık ve Riskler

Dr. Shukurov, elektronik sigaranın da sigara gibi bağımlılık yapabileceğini ve nikotin replasman tedavisinin etkili bir yöntem olduğunu belirtti. Ancak, elektronik sigaralarda vaporizasyon sistemi nedeniyle nikotin hızlı bir şekilde beyne ulaşır ve bu da bağımlılık riskini artırır. Ayrıca, elektronik sigaralarda kullanılan katkı maddeleri ve aromalar da sağlık riskleri oluşturabilir.

Elektronik Sigara ve Güvenlik Riskleri

Elektronik sigaraların içerdiği yüksek nikotin miktarının tehlikeli olabileceğine dikkat çeken Dr. Shukurov, bazı kartuşların 100 mg kadar nikotin içerebileceğini ve bu nedenle çocuklardan uzak tutulmaları gerektiğini vurguladı. Elektronik sigaraların arızalı ürünlerde patlama riski taşıdığını, genellikle lityum iyon piller kullanıldığını ve bu pillerin patlamalara, yangınlara neden olabileceğini belirtti. Patlama riskini azaltmak için uygun parçalar kullanılması önerilse de, en sağlıklı yolun tamamen kaçınmak olduğunu söyledi.

Çifte Kullanıcılar ve Bağımlılık Tedavisi

Elektronik sigara ve normal sigara kullanan kişiler "çifte kullanıcı" olarak tanımlanır. Dr. Shukurov, toplumda elektronik sigaranın zararsız olduğuna dair yanlış bir algının bulunduğunu ve bu nedenle elektronik sigaraların kapalı ortamlarda rahatça kullanılabildiğini belirtti. Çifte kullanıcılar genellikle toplu ortamlarda elektronik sigara, yalnız kaldıklarında ise normal sigara kullanır. Bağımlılık tedavisinde, bu tür refleksif davranışların kırılmasına yönelik çalışmalar yapıldığını ifade eden Dr. Shukurov, nikotin replasman tedavisinin sigara ile alınan nikotin ile kıyaslandığında daha yavaş emildiğini ve bağımlılığın yönetilmesinde etkili olduğunu belirtti.

Nikotin Replasman Tedavisi'nin, doktor ve terapist eşliğinde uygulanarak nikotin bandı veya sakızının ne kadar süre kullanılacağını planladığını açıklayan Dr. Shukurov, bu tedavi yöntemi ile sinirlilik, uyuyamama ve aşırı sigara isteği gibi akut yoksunluk belirtilerinin önlenebileceğini belirtti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güne Ilık Tuzlu Su İçerek Başlamanın 10 Şaşırtıcı Faydası!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gune-ilik-tuzlu-su-icerek-baslamanin-10-sasirtici-faydasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gune-ilik-tuzlu-su-icerek-baslamanin-10-sasirtici-faydasi</guid>
<description><![CDATA[ Güne başlarken birçoğumuz kahve veya çay gibi geleneksel içeceklere yöneliriz. Ancak son yıllarda, sağlık ve wellness dünyasında yeni bir trend ortaya çıktı: ılık tuzlu su içmek. Bu basit ama etkili alışkanlık, vücudunuza gün boyunca ihtiyaç duyduğu enerjiyi ve desteği sağlayabilir. Bu makalede, güne ılık tuzlu su içerek başlamanın faydalarını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz ve neden bu alışkanlığı edinmeniz gerektiğini açıklayacağız. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c057cd165.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Güne, Ilık, Tuzlu, İçerek, Başlamanın, Şaşırtıcı, Faydası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sindirim Sistemini Uyarır ve Detoksifikasyonu Destekler

Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, sindirim sisteminizi nazikçe uyandırır ve harekete geçirir. Tuz, mide asidi üretimini teşvik eder, bu da sindirim enzimlerinin salgılanmasını artırır. Sonuç olarak, yemekleri daha etkili bir şekilde sindirebilir ve besinleri daha iyi emebilirsiniz.

Ayrıca, ılık tuzlu su içmek bağırsaklarınızı temizlemeye yardımcı olur. Suyun ılık olması, bağırsak hareketlerini uyarır ve toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırır. Bu doğal detoksifikasyon süreci, vücudunuzun daha iyi çalışmasına ve genel sağlığınızın iyileşmesine katkıda bulunur.

Metabolizmayı Hızlandırır

Metabolizmanızı hızlandırmak için güne ılık tuzlu su içerek başlamak mükemmel bir yoldur. Tuz, tiroid bezinin düzgün çalışması için gerekli olan iyot içerir. Tiroid bezi, metabolizma hızınızı düzenleyen hormonları üretir. Ilık tuzlu su içmek, tiroid bezinizin optimal şekilde çalışmasına yardımcı olabilir ve metabolizmanızı canlandırabilir.

Ayrıca, vücudunuzu hidrate etmek metabolizmanızı hızlandırmanın en etkili yollarından biridir. Ilık tuzlu su, normal suya göre daha hızlı emilir ve vücudunuzun hücrelerini daha etkili bir şekilde hidrate eder. Bu, metabolizmanızın daha verimli çalışmasına yardımcı olur ve gün boyunca daha fazla kalori yakmanıza katkıda bulunabilir.

Elektrolit Dengesini Sağlar

Vücudumuzun düzgün çalışması için elektrolit dengesi çok önemlidir. Elektrolitler, sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerdir ve vücudumuzda birçok hayati fonksiyonu yerine getirirler. Ilık tuzlu su içmek, özellikle deniz tuzu veya Himalaya tuzu kullanıldığında, bu önemli mineralleri vücudumuza sağlar.

Elektrolit dengesinin sağlanması, kas fonksiyonlarının düzenlenmesi, sinir iletiminin sağlanması ve vücut sıvılarının pH dengesinin korunması gibi birçok önemli görevi yerine getirir. Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, vücudunuzun elektrolit seviyelerini dengelemeye yardımcı olur ve gün boyunca daha iyi performans göstermenizi sağlar.

Cilt Sağlığını İyileştirir

Cilt sağlığınızı iyileştirmek için güne ılık tuzlu su içerek başlamak harika bir yöntemdir. Tuz, cildinizi içeriden temizler ve toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Bu, sivilce ve akne gibi cilt problemlerinin azalmasına katkıda bulunabilir.

Ayrıca, ılık tuzlu su içmek vücudunuzun hidrasyonunu artırır, bu da cildinizin daha nemli ve canlı görünmesini sağlar. Hidrate bir cilt, kırışıklıkların ve ince çizgilerin görünümünü azaltır ve daha genç bir görünüm sağlar. Düzenli olarak ılık tuzlu su içmek, cildinizin doğal parlaklığını artırabilir ve daha sağlıklı bir cilt tonuna sahip olmanıza yardımcı olabilir.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

Güçlü bir bağışıklık sistemi, sağlıklı bir yaşam için hayati öneme sahiptir. Ilık tuzlu su içmek, bağışıklık sisteminizi desteklemenin etkili bir yoludur. Tuz, doğal bir antimikrobiyal ajandır ve vücudunuzu zararlı bakterilere ve virüslere karşı korumaya yardımcı olur.

Ayrıca, ılık tuzlu su içmek lenfatik sistemin çalışmasını uyarır. Lenfatik sistem, vücudunuzun doğal detoks mekanizmasıdır ve bağışıklık hücrelerinin üretilmesinde önemli bir rol oynar. Lenfatik sistemin düzgün çalışması, vücudunuzun hastalıklarla daha etkili bir şekilde savaşmasına yardımcı olur.

Uyku Kalitesini Artırır

İyi bir gece uykusu, genel sağlığımız ve refahımız için çok önemlidir. Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, uyku kalitenizi artırabilir. Tuz, stres hormonlarının düzenlenmesine yardımcı olan mineraller içerir. Bu, gün boyunca daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlar, gece ise daha kolay uykuya dalmanıza yardımcı olur.

Ayrıca, ılık tuzlu su içmek vücudunuzun hidrasyonunu artırır. İyi hidrate olmak, uyku kalitesini iyileştiren faktörlerden biridir. Vücudunuz yeterince hidrate olduğunda, gece boyunca daha az uyanırsınız ve daha derin bir uyku uyursunuz.

Kan Şekerini Dengeler

Dengeli kan şekeri seviyeleri, sağlıklı bir yaşam için çok önemlidir. Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, kan şekeri seviyelerinizi dengelemeye yardımcı olabilir. Tuz, insülin duyarlılığını artırır, bu da vücudunuzun kan şekerini daha etkili bir şekilde düzenlemesine yardımcı olur.

Ayrıca, ılık tuzlu su içmek, açlık hissinizi azaltabilir ve gün boyunca daha az atıştırmanıza yardımcı olabilir. Bu, kan şekeri seviyelerinizin daha istikrarlı kalmasına katkıda bulunur ve enerji seviyelerinizin gün boyunca daha dengeli olmasını sağlar.

Kemik Sağlığını Destekler

Güçlü kemikler, sağlıklı bir yaşam için esastır. Ilık tuzlu su içmek, kemik sağlığınızı desteklemenin etkili bir yoludur. Tuz, kemik sağlığı için çok önemli olan kalsiyum ve magnezyum gibi mineraller içerir. Ayrıca, ılık tuzlu su içmek, vücudunuzun bu mineralleri daha iyi emmesine yardımcı olur. Bu, osteoporoz riskini azaltabilir ve kemiklerinizin daha güçlü ve sağlıklı olmasını sağlayabilir. Özellikle yaşlandıkça, kemik sağlığını korumak çok önemlidir ve güne ılık tuzlu su içerek başlamak, bu konuda size yardımcı olabilir.

Stresi Azaltır ve Ruh Halini İyileştirir

Modern yaşamın stresli doğası göz önüne alındığında, stresi azaltmanın ve ruh halini iyileştirmenin yollarını bulmak çok önemlidir. Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, bu konuda size yardımcı olabilir. Tuz, serotonin ve melatonin gibi mutluluk hormonlarının üretimini destekleyen mineraller içerir. Ayrıca, ılık tuzlu su içmek, vücudunuzu rahatlatır ve sakinleştirir. Bu, stres seviyelerinizi düşürmeye ve genel ruh halinizi iyileştirmeye yardımcı olabilir. Gününüze daha pozitif ve enerjik bir şekilde başlamanızı sağlar ve günlük stresle daha iyi başa çıkmanıza yardımcı olur.

Ağız ve Diş Sağlığını İyileştirir

Ağız ve diş sağlığı, genel sağlığımızın önemli bir parçasıdır. Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, ağız ve diş sağlığınızı iyileştirmenin etkili bir yoludur. Tuz, doğal bir antiseptiktir ve ağzınızdaki zararlı bakterileri öldürmeye yardımcı olur.

Ilık tuzlu su ile gargara yapmak, diş eti iltihabını azaltabilir, ağız kokusunu giderebilir ve diş çürüklerini önlemeye yardımcı olabilir. Ayrıca, tuzlu su pH dengesini düzenler ve ağzınızdaki asit seviyelerini azaltır, bu da diş minesinin korunmasına yardımcı olur.

Güne ılık tuzlu su içerek başlamak, sağlığınız için birçok fayda sağlayabilir. Sindirim sisteminizi uyarır, metabolizmanızı hızlandırır, elektrolit dengenizi sağlar, cilt sağlığınızı iyileştirir, bağışıklık sisteminizi güçlendirir, uyku kalitenizi artırır, kan şekerinizi dengeler, kemik sağlığınızı destekler, stresi azaltır ve ağız sağlığınızı iyileştirir.

Bu alışkanlığı edinmek için, her sabah uyandığınızda bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı deniz tuzu veya Himalaya tuzu ekleyin ve için. Başlangıçta tadı alışılmadık gelebilir, ancak zamanla vücudunuz buna alışacak ve faydalarını hissetmeye başlayacaksınız.

Unutmayın, herkesin vücudu farklıdır ve ılık tuzlu su içmek herkese uymayabilir. Özellikle yüksek tansiyon veya böbrek problemleri gibi sağlık sorunlarınız varsa, bu alışkanlığa başlamadan önce doktorunuza danışmanız önemlidir. Ayrıca, ılık tuzlu su içmek, sağlıklı bir beslenme ve düzenli egzersizin yerini almamalı, ancak sağlıklı bir yaşam tarzının bir parçası olarak düşünülmelidir.

Sağlıklı bir yaşam için küçük ama etkili bir adım olan güne ılık tuzlu su içerek başlamayı deneyin ve vücudunuzun nasıl tepki verdiğini gözlemleyin. Zamanla, bu basit alışkanlığın sağlığınız ve genel refahınız üzerindeki olumlu etkilerini fark edebilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırmızı Lekeli Yumurta: Tehlikeli mi, Zararsız mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kirmizi-lekeli-yumurta-tehlikeli-mi-zararsiz-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kirmizi-lekeli-yumurta-tehlikeli-mi-zararsiz-mi</guid>
<description><![CDATA[ Yumurta, besleyici değeri yüksek ve çok yönlü bir gıda olarak bilinir. Ancak bazen yumurtaların içinde kırmızı lekeler görebiliriz ve bu durum birçok tüketicide endişeye neden olabilir. Bu makalede, kırmızı lekeli yumurtaların ne olduğunu, neden oluştuğunu ve tüketilmesinin güvenli olup olmadığını detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c056444d8.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kırmızı, Lekeli, Yumurta:, Tehlikeli, mi, Zararsız, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kırmızı Lekeli Yumurta Nedir?

Kırmızı lekeli yumurta, yumurtanın sarısında veya beyazında küçük kan lekelerinin bulunduğu yumurtalardır. Bu lekeler genellikle çok küçüktür ve yumurtanın içinde noktalar veya çizgiler şeklinde görünebilir. Kırmızı lekeler, yumurtanın oluşumu sırasında meydana gelen doğal bir sürecin sonucudur ve sağlık açısından herhangi bir risk taşımaz.

Kırmızı Lekeler Nasıl Oluşur?

Yumurtanın oluşum süreci, tavuğun yumurtalığında başlar. Yumurta sarısı burada oluşur ve ardından yumurta kanalına geçer. Yumurta kanalı boyunca ilerlerken, yumurta beyazı ve kabuk oluşur. Bu süreç sırasında, bazen küçük kan damarları kopabilir ve yumurtanın içine kan sızabilir. İşte bu sızan kan, kırmızı lekeleri oluşturur.

Kırmızı lekeler daha çok genç tavuklarda görülür çünkü üreme sistemleri henüz tam olarak gelişmemiştir. Ayrıca, tavukların beslenmesi, stres seviyeleri ve genetik faktörler de kırmızı leke oluşumunu etkileyebilir.

Kırmızı Lekeli Yumurta Yemek Tehlikeli mi?

Kısa cevap: Hayır, kırmızı lekeli yumurta yemek tehlikeli değildir.

Uzmanlar, kırmızı lekeli yumurtaların tüketilmesinin güvenli olduğunu belirtmektedir. Amerikan Yumurta Kurulu (American Egg Board) ve Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) gibi kuruluşlar, bu lekelerin sadece kozmetik bir kusur olduğunu ve yumurtanın besin değerini veya güvenliğini etkilemediğini açıklamıştır. Kırmızı lekeler, yumurtanın oluşumu sırasında meydana gelen doğal bir sürecin sonucudur ve herhangi bir bakteri veya hastalık belirtisi değildir. Bu lekeler, yumurtanın pişirilmesi sırasında proteinlerle birlikte pıhtılaşır ve herhangi bir tat veya koku farkı yaratmaz. Ancak, bazı insanlar görünüş açısından rahatsız olabilir. Bu durumda, kırmızı lekeyi bir çatal veya kaşık yardımıyla kolayca çıkarabilirsiniz. Lekeyi çıkardıktan sonra yumurtayı normal şekilde tüketebilirsiniz.

Kırmızı Lekeli Yumurta ile İlgili Yanlış İnanışlar

"Kırmızı lekeli yumurtalar döllenmiştir": Bu yaygın bir yanlış inanıştır. Kırmızı lekeler, yumurtanın döllenmesi ile ilgili değildir. Döllenmiş yumurtalar, çok farklı bir görünüme sahiptir ve genellikle market yumurtalarında bulunmaz.

"Kırmızı lekeli yumurtalar hastalık belirtisidir": Bu da doğru değildir. Kırmızı lekeler, tavuğun sağlık durumu ile ilgili değildir ve herhangi bir hastalık belirtisi değildir.

"Kırmızı lekeli yumurtalar daha besleyicidir": Bu lekeler yumurtanın besin değerini etkilemez. Kırmızı lekeli veya lekesiz, tüm yumurtalar benzer besin değerlerine sahiptir.

Kırmızı Lekeli Yumurtaların Besin Değeri

Kırmızı lekeli yumurtaların besin değeri, normal yumurtalardan farklı değildir. Yumurtalar, protein, vitaminler ve mineraller açısından zengindir. İşte ortalama bir yumurtanın besin değerleri:

Kalori: 70-80 kcal

Protein: 6-7 gram

Yağ: 5-6 gram

Karbonhidrat: 0.6 gram

A Vitamini: Günlük ihtiyacın %6'sı

B12 Vitamini: Günlük ihtiyacın %9'u

Folat: Günlük ihtiyacın %5'i

Demir: Günlük ihtiyacın %5'i

Selenyum: Günlük ihtiyacın %22'si

Kırmızı Lekeli Yumurtaları Nasıl Tüketmeliyiz?

Kırmızı lekeli yumurtaları normal yumurtalar gibi tüketebilirsiniz. İşte bazı öneriler:

Lekeleri çıkarın: Eğer görünüşünden rahatsız oluyorsanız, yumurtayı kırdıktan sonra lekeyi bir çatal veya kaşık yardımıyla kolayca çıkarabilirsiniz.

Normal şekilde pişirin: Kırmızı lekeli yumurtaları haşlayabilir, kızartabilir veya omlet yapabilirsiniz. Pişirme sırasında lekeler genellikle fark edilmez hale gelir.

Hijyene dikkat edin: Tüm yumurtalarda olduğu gibi, kırmızı lekeli yumurtalarla çalışırken de el ve mutfak hijyenine dikkat etmelisiniz.

Taze tüketin: Yumurtaları satın aldıktan sonra mümkün olan en kısa sürede tüketmeye özen gösterin.

Kırmızı lekeli yumurtalar hakkında endişelenmeye gerek yoktur. Bu doğal oluşumlar, yumurtanın kalitesini veya güvenliğini etkilemez. Yumurtaların sağlıklı ve besleyici özelliklerinden yararlanmaya devam edebilir, çeşitli yemeklerde kullanabilir ve günlük beslenmenizin önemli bir parçası olarak tüketebilirsiniz.

Unutmayın, sağlıklı bir beslenme çeşitlilik gerektirir. Yumurtalar, protein açısından zengin ve besleyici bir gıda kaynağı olsa da, dengeli bir diyet için diğer besin gruplarını da ihmal etmemelisiniz. Her zaman olduğu gibi, herhangi bir gıda hakkında endişeleriniz varsa veya özel bir diyet uyguluyorsanız, bir beslenme uzmanına danışmakta fayda vardır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çiftler birbirine narsist tanısı koyuyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ciftler-birbirine-narsist-tanisi-koyuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ciftler-birbirine-narsist-tanisi-koyuyor</guid>
<description><![CDATA[ Son dönemde çiftler arasında psikolojik tanı koyma eğilimi artış gösterdi  Özellikle &quot;narsist kişilik bozukluğu&quot; teşhisi, partnerlerin birbirine en sık koyduğu teşhis haline geldi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c056df7c9.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çiftler, birbirine, narsist, tanısı, koyuyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Son dönemde çiftler arasında psikolojik tanı koyma eğilimi artış gösterdi. Özellikle "narsist kişilik bozukluğu" teşhisi, partnerlerin birbirine en sık koyduğu teşhis haline geldi. Uzman Psikolog Uğur Kartum, bu durumun ilişkilerde güven sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.



Psikolog Uğur Kartum, çiftlerin Google üzerinden narsistlik belirtilerine bakıp partnerlerini bu doğrultuda yargılamaya başladığını belirtti. "Her insanda narsist özellikler olabilir, ancak bu kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Çiftlerin bu tanıyı kullanması, ilişkide iletişim bozukluğuna neden oluyor." şeklinde konuştu. 



PARTNERİN SOSYAL ÇEVRESİYLE OLAN İLETİŞİMİ OLDUKÇA ÖNEMLİ

Kartum, partnerin narsist olup olmadığını anlamak için yalnızca çiftin birbiriyle olan ilişkisine değil, kişinin sosyal çevresiyle olan ilişkilerine de bakılması gerektiğini söyledi. Uzman Psikolog Kartum, bu tür sorunların çözümü için en sağlıklı yaklaşımın çift terapisi almak olacağını vurguladı. ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karbonatla diş beyazlatmanın riskleri: Uzmanlardan uyarılar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karbonatla-dis-beyazlatmanin-riskleri-uzmanlardan-uyarilar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karbonatla-dis-beyazlatmanin-riskleri-uzmanlardan-uyarilar</guid>
<description><![CDATA[ Diş beyazlatma yöntemleri arasında yaygın olarak kullanılan karbonat, hızlı sonuçlar sağlıyor olsa da uzun vadede diş sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c055c6407.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Karbonatla, diş, beyazlatmanın, riskleri:, Uzmanlardan, uyarılar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Karbonat, diş lekelerini gidermek için popüler bir seçenek olarak bilinse de, diş hekimleri bu yöntemin dikkatli kullanılmadığında dişlere zarar verebileceği konusunda uyarıyor.



Karbonatın Uzun Süreli Kullanımı Dişleri Daha Hızlı Renklenmeye Yatkın Hale Getirebilir

Uzmanlar, dişlerdeki sararmaların genellikle dişe yerleşen renk parçacıkları ve yetersiz ağız bakımından kaynaklandığını belirtiyor. Karbonatın kısa vadede dişleri beyazlatabileceğini, ancak uzun vadede diş minesine zarar verebileceğini vurguluyorlar. Karbonatın aşındırıcı etkisi, dişlerin yüzeyini zedeleyebilir ve dişlerin daha hızlı renklenmesine neden olabilir.



Karbonat Profesyonel Ağız Bakımı Yerine Geçmez

Diş hekimleri, karbonat kullanımının diş hekimi kontrolleri ve profesyonel ağız bakım uygulamalarının yerini almadığını ifade ediyor. Karbonat gibi doğal yöntemler kullanarak diş beyazlatmayı tercih eden bireylerin, diş aşınmalarına karşı dikkatli olmaları ve bu maddeleri uzun süreli kullanmaktan kaçınmaları öneriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya Sağlık Örgütü, M çiçeği virüsüne karşı ilk aşıya onay verdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-saglik-orgutu-m-cicegi-virusune-karsi-ilk-asiya-onay-verdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-saglik-orgutu-m-cicegi-virusune-karsi-ilk-asiya-onay-verdi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), M çiçeği (mpox) virüsüne karşı ön yeterlilik alan ilk aşının &quot;MVA-BN&quot; olduğunu duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6bc8f1c3c4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Sağlık, Örgütü, çiçeği, virüsüne, karşı, ilk, aşıya, onay, verdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[DSÖ'den yapılan yazılı açıklamada, Bavarian Nordic'in ürettiği "MVA-BN” aşısının, DSÖ'nün M çiçeği virüsüne karşı ön yeterlilik alan aşı listesine eklendiği bildirildi.

Açıklamada, ön yeterlilik onayının, acil ihtiyaç duyan topluluklarda bu hayati ürüne zamanında erişimi kolaylaştırmasının, bulaşmayı azaltmasının ve salgının kontrol altına alınmasına yardımcı olmasının beklendiği belirtildi.

DSÖ'ye bağlı Bağışıklık için Uzmanlar Danışma Grubu'nun (SAGE) tüm mevcut kanıtları incelediği ve yüksek maruz kalma riski bulunan kişiler için MVA-BN aşısının kullanılmasını önerdiği kaydedilen açıklamada, aşının 18 yaşın üzerindeki kişilerde 4 hafta arayla 2 doz olarak uygulanabileceği ifade edildi.

Açıklamada, MVA-BN'nin şu anda 18 yaşın altındakiler için lisanslı olmadığı vurgulanarak, aşının bebeklerde, çocuklarda, ergenlerde, hamilelerde ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde "endikasyon dışı" kullanılabileceği bildirildi.

Konuya ilişkin X sosyal medya platformundan paylaşımda bulunan DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, bunun hem Afrika'daki mevcut salgınlar hem de gelecekte hastalığa karşı mücadele için önemli bir adım olduğunu belirtti.

Ghebreyesus, "Aşılara en çok ihtiyaç duyulan yerlerde eşit erişimi sağlamak için artık üretim, tedarik, bağış ve dağıtımda acil bir ölçek artırmaya ihtiyacımız var." ifadesini kullandı.

⁠M çiçeği virüsü

M çiçeği virüsü, fareler ve sincaplar gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyayı kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek, en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.

İlk belirtiler, virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs, genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.

Özel bir tedavi yöntemi olmayan hastalığın tedavisi antiviral ilaçlarla yapılıyor. Vakaların büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor ve birkaç hafta içinde sağlığına kavuşuyor.

DSÖ, "maymun çiçeği hastalığı (Monkeypox)" ismini, 2022'de ırkçılık ve ayrımcılık kaygısıyla "mpox" olarak değiştirmişti.

M çiçeği virüsü, 14 Ağustos'ta DSÖ tarafından "uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu" olarak ilan edilmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sonbaharda sağlığımız &amp;amp; 1</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sonbaharda-sagligimiz-1</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sonbaharda-sagligimiz-1</guid>
<description><![CDATA[ Sonbaharda sağlığımız - 1 ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/10/1.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sonbaharda, sağlığımız</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>Kendine özgü tatları, ritmi, kokuları ve ruhu okşayan enerjisiyle sonbahar, yaz mevsiminin ardından kış gelirken tekrar içimize dönmemiz, hayat akışımızı ve esenlik rutinlerimizi ayarlamamız için uygun bir zaman dilimidir.   </strong>

Sonbaharın gelişiyle birlikte doğa, sarıdan turuncuya sıcak tonlardan oluşan canlı renklere bürünür.  Havalar soğumaya başlar ve günler kısalır. Yılın daha karanlık ayları için geri sayımı hissetmeye başlarız. Doğayı kaplayan hüzün, sararıp dökülen yapraklar ve melankolik ruh haliyle, sonbahar sanatçılara ilham vermiştir. Şair Cemal Süreya’nın dediği gibi ‘“Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim…” Yaz ve kış ayları arasındaki geçiş olan sonbahar, romantik atmosferiyle hoş titreşimlerinin yanı sıra kişisel bakımınıza, sağlığa öncelik vermek ve soğuk aylara hazırlanmak için de bizlere değerli bir fırsat sunar. Kendine özgü tatları, ritmi, kokuları ve ruhu okşayan enerjisiyle sonbahar, yaz mevsiminin ardından kış gelirken tekrar içimize dönmemiz, hayat akışımızı ve esenlik rutinlerimizi ayarlamamız için uygun bir zaman dilimidir.   Fiziksel aktivitelerden diyetinizde yapacağınız değişikliklere kadar sonbaharda fiziksel ve zihinsel sağlığa odaklanarak, yılın soğuk ve karanlık yarısına sorunsuz bir geçiş için neler yapmalıyız? İşte size sonbaharda sağlığı yaşatacak bazı ip uçları:

<strong>MEVSİMSEL BESLENME</strong>

Sonbahar ayları ülkemizde sebze ve meyve çeşitliliğinin yaşandığı aylardır. Mevsim değişikliği aynı zamanda beslenme alışkanlıklarımızda da bir değişiklik gerektirir. Sonbaharda taze meyve ve sebzelerin bolluğu ile diyetlerimizi çeşitli besinlerle zenginleştirebiliriz. Her mevsimde olduğu gibi sonbaharda, yılın bu döneminde yetişenleri tercih edin. Mevsim değişiminde vücut direncini güçlendiren sonbahar sebze ve meyvelerinde, mevsime özgü koyu sarı, kırmızı, yeşil ve turuncu gibi göz alıcı renklerini görmek mümkündür. İçlerindeki faydalı fitokimyasalların göstergesi olan bu renkler sağlığınız açısından kanserin önlenmesi dahil eşsiz değerlere sahiptir. Brokoli, Brüksel lahanası, karnabahar, lahana gibi lahanagiller, havuç, şalgam, pancar, turp kereviz, yer elması, pırasa, ıspanak, mantar, domates, patlıcan, taze fasulye, börülce, mısır, dolmalık biber, salatalık, acur, tere, pazı, roka, maydanoz, marul, biberiye, fesleğen ile sonbahar listesini uzatabiliriz.

Meyve seçiminde biraz yaratıcı olursanız elma, ayva, nar ve armudun yanı sıra sonbaharın şampiyonlarından balkabağını çorbası, tatlısı ve börekleriyle diyetinize mutlaka dahil edin. Beta karotene ek olarak, bağışıklık sistemimizi güçlendiren ve sağlıklı sindirimi destekleyen A ve C vitaminleri, antioksidanlar ve lif açısından zengindir. Ayrıca zengin bir E vitamini, demir ve folat kaynağıdır, bunların tümü bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Balkabağı içerdiği fitokimyasallar sayesinde bağışıklık hücrelerinizin mikropları savuşturmasını sağlayacak ve yara iyileşmesini hızlandıracaktır. Sonbaharın besleyici değere yüksek yoğun gıdaları sadece gerekli vitaminleri ve antioksidanları sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bağırsaklarınızın dostudur. Üzüm çeşitleri, incir, mürdüm eriği, hünnap, böğürtlen, frambuaz, kuşburnu ve muşmulanın da bulabilirseniz hakkını verin. Elbette narenciye çeşitlerinden mandalina, portakal, greyfurt sonbaharla birlikte soframızdaki yerini tekrar almalıdır. Sonbaharın gözdeleri olan mürver ve kiviyi de unutmayın. Eylül ve Aralık ayları arasında taze olarak bulacağınız kızılcığı da kaçırmayın. Kızılcık düşük kalorisi ve yüksek antioksidan değerleriyle özellikle kalp, diş eti, ağız ve mide ülserleri, idrar yolu enfeksiyonlarında oldukça etkili süper meyvelerden biridir. Yılın geri kalanında kuru meyve ya da suyunu tüketebilirsiniz.

Havalar soğurken günlük beslenmenizde içinizi ısıtacak çorbalara öğünlerde daha fazla yer verin. Özellikle bağışıklık sistemini destekleyen baharatları eklediğiniz çorba tariflerinden deneyin. Tarhana çorbası, fermante üretim tekniğinden ötürü sahip olduğu probiyotik ve prebiyotik özellikleri nedeniyle “sinbiyotik” bir besin kaynağı olarak sonbahar sofralarında yerini almaya başlayabilir. Besleyici değerlerinin yanı sıra bağırsakların ve sindirim sisteminin daha sağlıklı çalışmasına ve düzene girmesine yardımcı olur.

<img class="alignnone size-medium wp-image-90520" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/10/2-4-300x197.jpg" alt="" width="300" height="197">

Güveçler sonbaharın bir diğer favorisidir.  Ancak güveç kap yapımında en önemli faktör toprağın kalitesi olduğundan, bu sağlıklı pişirme yönteminde dikkat edilmesi gereken noktalardan biri güvecin toprak kalitesidir. Bazı yörelerimizin toprağı güveç yapımı için daha elverişlidir. Buralarda üretilen güveçler yemeğe koku vermez. Güveç alacaksanız iyi bir araştırma yapın. Güvecin sır denilen iç kaplamasının kurşunsuz olmasına dikkat edilmelidir. Sırsız toprak güveçler bu bakımdan daha sağlıklıdır.  Kullanımdan önce kuru bir bez veya temiz bir süngerle güvecin içi silinmelidir. Kuruduktan sonra güvecin içerisine büyüklüğüne göre bir miktar tereyağla sıvayarak fırında içi boşken ısıtılmak suretiyle kullanıma hazır hale getirilir. Güveç denince aklımıza kuru fasulye veya etli güveç gelse de güveci çok farklı yemekleri pişirmek için kullanabilirsiniz. Farklı tariflerle yeni denemeler yapmaktan çekinmeyin. Pişman olmazsınız.  Sonbahar yemeklerinin zevkleri, sıcaklık ve rahatlık duygusu uyandırma yeteneklerinde yatmaktadır. Mevsimin zengin lezzetlerini kutlamak için her yemeği hazırlamak için yeterli vakit ayırın. Biraz ilham almak için yemek sitelerinin tarifler listesine göz atın.

Sonbahar tarçın, zencefil, hindistancevizi ve karanfil gibi içinizi ısıtan baharatları yemeklerimize dahil etmek için harika bir zamandır. Bunlar hem lezzet hem de potansiyel sağlık yararları sağlar. Bu baharatlar, diğer sağlık yararlarının yanı sıra daha iyi sindirim, daha düşük kan şekeri seviyeleri ve daha az iltihaplanma ile ilişkilendirilmiştir. Bu mevsimsel malzemeleri yemeklerimize dahil edersek hem vücudumuzu güçlendirmiş ve onun hücresel düzeyde işleyişini desteklemiş oluruz.

Sonbaharda sağlığı destekleyen kabuklu yemiş ve tohumları bolca tüketelim. Ceviz, beyin sağlığı için gerekli olan ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilecek omega-3 yağ asitleri ve uykumuzu düzenleyen melatonin bakımından zengindir. Kabak çekirdeği, bağışıklığı güçlendirici özellikleriyle bilinen magnezyum, çinko ve demir gibi mikro besinlerle doludur. Onları sonbahar diyetimize dahil etmek sağlığımızı ve genel iyilik halimizi destekleyecektir.
<blockquote><strong>Sonbahar kendimizi doğaya kaptırmak ve vücudumuzu hareket ettirmek için bolca fırsat sunar.</strong></blockquote>
<strong>EGZERSİZ VE AÇIK HAVA AKTİVİTELERİ</strong>

Sonbaharda havanın serinlemesi nedeniyle bu mevsim açık havada yapılan fiziksel aktivitelere katılmak için mükemmel bir zamandır. Yazın kavurucu sıcağı geride kalırken, bireyler çeşitli egzersizlere katılmak için kendimizi daha motive ve enerjik hissedebiliriz. İster berrak sabah havasında koşu yapın, ister kırmızı ve turuncu tonlarıyla süslenmiş ormanlarda ve dağlarda yürüyüş yapın, ister sadece dökülmüş yapraklarla dolu bir parkta keyifli bir yürüyüşe çıkın, bisiklete binin. Sonbahar kendimizi doğaya kaptırmak ve vücudumuzu hareket ettirmek için bolca fırsat sunar. Düzenli fiziksel aktivite sadece sağlıklı bir kilonun korunmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda kalp hastalığı, diyabet ve hatta bazı kanserler gibi kronik hastalık riskini de azaltır. Ayrıca, doğada olmak zihnimiz üzerinde sakinleştirici bir etkiye sahiptir, stresi azaltır ve zihinsel sağlığımızı iyileştirir. Antrenmanlarınızı açık havada yaparak sonbaharın güzelliğini ve berrak havayı kucaklayın. Parkta tempolu yürüyüşlere veya doğa parkurlarında macera yürüyüşlerine çıkın. Kendi bölgenizin dışına çıkmak istiyorsanız yeni yürüyüş rotaları planlayarak keşfetmek beyninizi de çalıştıracaktır. Fiziksel aktivite, zihinsel sağlık ve güçlü bir bağışıklık sistemi ile doğrudan bağlantılıdır. Düzenli egzersiz yapmak ruh halinizi yükseltir, stresi azaltır ve vücudunuzun savunmasını güçlendirir. Uzmanlar, yetişkinlere günde en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapmalarını tavsiye ediyor. Sonbahar geldiğinde, varsa bahçenizdeki yaprakları süpürmek veya bahçe işleri gibi basit şeyler bile aktif kalmanıza yardımcı olur.
<blockquote><strong>Sonbaharın daha yavaş temposu, odaklanmayı güçlendirmek ve topraklanma için mükemmel bir fırsat sağlar.</strong></blockquote>
<strong>FARKINDALIK VE RUH SAĞLIĞI</strong>

Sonbahar, günlük hayatın koşuşturmacasının ortasında farkındalık pratiği yapmak ve huzur dolu anlar bulmak için eşsiz bir fırsat sunar. Günler kısaldıkça ve serinledikçe, iç mekanlarda vakit geçirmek, kendini yansıtma ve öz bakım için mükemmel bir fırsat olabilir. Meditasyon, günlük tutma gibi aktivitelerde bulunmak, hatta düşen yaprakları gözlemlerken sadece sıcak bir fincan bitki çayı içmek, kendimizle bağlantı kurmamızı ve anda olmamızı sağlar. Bu uygulamalar sadece stresi azaltmaya yardımcı olurken duygusal refahımızı da artırır.

Sonbaharın daha yavaş temposu, odaklanmayı güçlendirmek ve topraklanma için mükemmel bir fırsat sağlar. Sezonun değişen ritimlerine uygun huzur ve sükunet duygusu geliştirmek için farkındalık meditasyonlarına katılın. Bu uygulamalar özellikle hayatınızdaki belirsizlikleri yönetmede güçlü bir araçtır.

Yoga gibi aktiviteleri rutininize dahil etmek, daha derin bir rahatlama ve farkındalık duygusu geliştirmeye de yardımcı olabilir. Bu uygulamalar özellikle mevsim geçişlerine eşlik edebilecek  stres veya kaygıyı hafifletmede etkilidir.

Size neşe ve rahatlama getiren aktivitelere zaman ayırın. Bunu, okuyarak, resim yaparak veya kendinizi sakinleştirici müziğe kaptırarak yapabilirsiniz. Bu basit zevkler, zihinsel sağlığınızı derinden etkileme potansiyeline sahiptir.

Sonbaharda stresi yönetmek hem zihinsel hem de fiziksel sağlığı korumak için çok önemlidir. Mevsimsel geçiş bazen ek baskılar getirebilir ve etkili başa çıkma stratejileri bulmak, daha soğuk aylara daha yumuşak bir geçiş sağlar.

Derin nefes egzersizleri, ilerleyici kas gevşetme veya aromaterapi gibi stres azaltıcı teknikler uygulayın. Bu uygulamalar zihninizi ve bedeninizi dengede tutabilir.

<strong>UYKU KALİTESİ</strong>

Daha uzun gecelerin gelmesiyle birlikte, kaliteli uykuya öncelik vermenin önemi artar. Restoratif yani yenileyici uyku, soğuk aylarda kendimizi iyi hissetmemizde büyük rol oynayan ruh sağlığı ve güçlü bir bağışıklık sistemi için gereklidir.

Kaliteli uyku, ruh halini düzenlemede ve stresi azaltmada da çok önemli bir rol oynar. Uygun miktarda dinlenme ile kendimizi tazelenmiş hissederek uyanırız. Böylece sonbahar renklerine uygun bir canlılıkla güne başlamaya hazırızdır. Zira sonbahar birçok meslek için daha hızlı ve yoğun bir iş temposu anlamına gelir. Onun için yaz dönemindeki avareliği bırakıp sonbaharın ruhuna uygun tatlı bir disipline kavuşmak gerekir. Yatıştırıcı bir yatma zamanı rutini oluşturun, yatmadan önce ekran süresini sınırlayın ve uyku ortamınızın dinlenmek için iletken olduğundan emin olun. Bir fincan papatya çayı size uykuya dalmanız için destek olacaktır.
<blockquote><strong>Sezon ilerledikçe, sağlık stratejilerinizi ayarlamak çok önemli hale gelir; dikkate değer bir husus, özellikle doğal bir kaynak olan güneş ışığının sınırlı olduğu durumlarda D vitamini takviyesidir.</strong></blockquote>
<strong>BAĞIŞIKLIK DESTEĞİ VE ÖNLEYİCİ BAKIM</strong>

Sıcaklıklar düştükçe, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek zorunludur. Soğuk aylar genellikle hastalıklarda artışa neden olabilir. Bu, iç mekân kalabalığı, havalandırmanın azalması ve bazı virüslerin soğuk ve kuru koşullarda gelişme yeteneği gibi faktörlerden kaynaklanabilir.

Kivi gibi meyvelerde bulunan ve beyaz kan hücresi üretimini destekleyen bir antioksidan olan C vitamini tüketiminizi artırın.

Deniz ürünleri ve kabak çekirdeği gibi çinko açısından zengin gıdaları diyetinize dahil etmek, çok sayıda bağışıklık fonksiyonu için faydalıdır.

Sağlıklı yağ asitleri de bağışıklığın dengelenmesi için önemli bir besinsel faktördür. Omega 3 yağ asitleri içeren somon, sardalya, ton balığı ve uskumru gibi yağlı balıklar, ceviz, keten tohumu, badem, soya filizi, nohut gibi yağlı tohumlarda; kuş üzümü ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Zeytinyağı ise omega-9 açısından en zengin besin kaynağıdır.

<img class="alignnone size-full wp-image-90521" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/10/4-1.jpg" alt="" width="299" height="168">

Sezon ilerledikçe, sağlık stratejilerinizi ayarlamak çok önemli hale gelir. Dikkate değer bir husus, özellikle doğal bir kaynak olan güneş ışığının sınırlı olduğu durumlarda D vitamini takviyesidir.

Ayrıca, sonbaharın sonlarına doğru grip vakaları arttığında, grip tedavisi stratejisinin önemli bir parçası, probiyotiklerin diyetinize dahil edilmesidir. Probiyotikler bağırsak sağlığını korur ve genel bağışıklığı güçlendirir.

<strong>İYİ HİJYENİ İHMAL ETMEYİN</strong>

İyi hijyen, salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı ilk savunma hattıdır. Ellerinizi düzenli olarak sabun ve ılık suyla yıkamak, mikropların yayılmasını etkili bir şekilde önleyebilir. Bu nedenle, mikropları başarılı bir şekilde yok etmek için ellerinizi en az 20 saniye ovalamanız çok önemlidir.

<strong>SUSUZ KALMAYIN</strong>

Susuz kalmamak, yaz aylarında olduğu kadar sonbaharda da önemlidir. Soğuk havalarda daha az susamış olma eğiliminde olduğumuzdan, hidrasyonu gözden kaçırmak kolaydır. Gün boyunca bol su içtiğinizden emin olun ve fiziksel egzersiz sırasında alımınızı artırmayı unutmayın.
<blockquote><strong>Unutmayın, mevsim ne olursa olsun, sağlığınıza öncelik vermek, daha mutlu bir hayat için yapacağınız en önemli yatırımdır.</strong><strong> </strong></blockquote>
<strong>DÜZENLİ SAĞLIK KONTROLLERİNİ UNUTMAYIN</strong>

Düzenli sağlık kontrolleri, olası sağlık sorunlarını bir sorun haline gelmeden önce teşhis edebilir. Sonbahar, yıllık göz testinizi ve diğer sağlık randevularınızı planlamak için mükemmel bir zamandır. Bu kontroller, sağlığınızın iyi olmasını ve soğuk aylarla yüzleşmeye hazır olmanızı sağlayabilir.

Bu sağlık kontrolleri doğrultusunda, sık görülen sonbahar göz sorunlarına da dikkat etmelisiniz. Göz kuruluğu, iç mekan ısıtması nedeniyle bir sıkıntı haline gelebilir, göz kuruluğu için reçetesiz satılan göz damlaları genellikle rahatlama sağlar. Ayrıca, günler kısaldıkça, kendinizi geceleri daha fazla araba kullanırken bulabilirsiniz, bu da gözlerinizi yorabilir, bu nedenle gözlüklerinizin göz derecenize uygun olup olmadığını kontrol ettirin.

<strong>HAVA DURUMUNA UYGUN GİYİNİN</strong>

Sıcaklıklar düştükçe, kendinizi soğuktan korumak için kalın giyinmek önemlidir. Giysileri katmanlamak, vücut ısısını hapsetmenin ve sıcak kalmanın etkili bir yoludur. Hem de gün içerisindeki sıcaklık farklılıkları durumunda üzerinizdekilerin bir kısmını çıkarma şansınız olacaktır. Eldiven, atkı, kışlık montları, şapka ve botlarınızı hazır bulundurun!

<strong>CİLDİNİZİ NEMLİ TUTUN</strong>

Soğuk sonbahar rüzgârı cildinizde kuruma ve çatlamaya neden olabilir. Olası cilt problemlerini önlemek için cildinizi nemli tutmanız çok önemlidir. Ayrıca dudak koruyucuları dudaklardaki nem seviyesinin korunmasına yardımcı olabilir.

Unutmayın, mevsim ne olursa olsun, sağlığınıza öncelik vermek, daha mutlu bir hayat için yapacağınız en önemli yatırımdır.  Bir sonraki yazımda sonbahar sağlığına devam edeceğiz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sonbahar notları&amp;amp; 2</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sonbahar-notlari-2</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sonbahar-notlari-2</guid>
<description><![CDATA[ Sonbahar notları- 2 ]]></description>
<enclosure url="http://www.yeniarayis.com/images/haberler/2023/11/kapak_102208-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sonbahar, notları&amp;</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<strong>Sonbahar bir değişim mevsimidir. Doğa yazın ışığından kışın karanlığına geçer ve günlerimiz yoğunlaşır. Yılın bu yoğun mevsiminde kendinize ve sağlığınıza zaman ayırmayı ihmal etmeyin.</strong>

Önceki yazımda sonbaharın sağlığımız üzerindeki etkilerinden ve bu mevsime özgü yaşam tarzı önerilerinden söz etmiştim. Bu yazımda yine sonbahar konusuna kadim tıptan bazı önerilerle devam edeceğim ve ayrıca sonbahara özgü aromaterapi ve bitki çaylarıyla ilgili bazı şeyler söyleyeceğim.

<strong>Mevsim değişikliği her zaman mevsimsel bir detoksifikasyon veya arınma için iyi bir zamandır; ancak tam bir detoks için kendinizi iyi hissetmiyorsanız, serin ve kuru sonbahar ortamını dengelemek için yapmanız gerekenleri ihmal etmeyin.</strong>

<strong>SONBAHARDA AYURVEDA</strong>

Sonbahar bir değişim mevsimidir. Doğa yazın ışığından kışın karanlığına geçer ve günlerimiz yoğunlaşır. Yılın bu yoğun mevsiminde kendinize ve sağlığınıza zaman ayırmayı ihmal etmeyin. Her mevsim gibi, sonbahar da sağlığımızı etkileyebilecek bazı yaygın ve öngörülebilir kalıplar getirir.  Örneğin, yazdan sonbahara geçerken, diyetteki mevsimsel değişimin bir sonucu olarak sindirimde bir düzensizlik görebiliriz. Geleneksel Hint hekimliği olan Ayurveda insan vücudunda mevsimsel kalıpların neden oluştuğu değişimleri anlamaya, bu mevsimsel eğilimlere karşı stratejiler geliştirmemize ve dolayısıyla iyilik halini korumamıza yardımcı olabilir. Sonbaharda, düzensiz değişim enerjilerinin yanı sıra daha hafif, kuru ve serin hava ile hava elementi baskındır. Ayurveda tıbbında Vata doşa denilen bünye tipi esasen hava elementi tarafından düzenlendiğinden, sonbaharda en çok dikkat edilmesi gereken doşa budur. Havadaki ve daha soğuk, daha kuru ortamdaki keskin değişiklik, vücuttaki nem seviyelerinin azalmasına neden olabilir ve ayrıca yiyeceklerimizi sindirimini etkileyebilir. Benzer şekilde, değişim enerjileri bizi daha gergin hissettirebilir ve çoğu zaman sinir sistemimizin işleyici ağırlaşabilir ve kaygılar artabilir. Sonbaharda sıklıkla ortaya çıkan durumlar, verimsiz bir sindirimin bir sonucu olarak vücutta dolaşan aşırı vata artışı ve toksinlerin karışımından etkilenen artrit gibi durumlardır. Anksiyete ve kaotik davranışlar da sıklıkla su yüzüne çıkabilir. Ayurveda'da çörekotu yağı, sindirimi rahatlatan, Ama'yı (toksinleri) etkisizleştiren ve sinir sistemini desteklemek için bir tonik özelliklerine sahip bir takviyedir. Soğuk sıkım çörekotu yağı kapsülleri sonbahar aylarında görülen sindirim şikayetleri için kullanılabilir.

<img class="alignnone size-full wp-image-91386" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/11/indir-1.jpg" alt="" width="300" height="168">

Mevsim değişikliği her zaman mevsimsel bir detoksifikasyon veya arınma için iyi bir zamandır, ancak tam bir detoks için kendinizi iyi hissetmiyorsanız, serin ve kuru sonbahar ortamını dengelemek için bu en iyi ipuçlarından bazılarını günlük rutininize dahil etmeyi deneyin:
<ul>
 <li>Sabah 7'de kalkmış olun.</li>
 <li>Kuruluk, çatlama ve kaslarda sertleşme eğilimini dengelemek için ılık susam yağı ile kendinize masaj yapın - ardından ılık bir duş alın</li>
 <li>Sinir sisteminizi ve dolaşımınızı kısıtlayabilecek vata toksinlerini ortadan kaldırmak için alternatif burun deliği solunumu yapın.</li>
 <li>Sonbahar için tercih edilen yoga pozları, baş ve omuzların belin altındaki bir seviyede kaldığı ters duruşlardır. Ayrıca Güneşe Selamlama rutini uygulayın</li>
 <li>Sonbahar diyeti, nemi artırmak ve kendinizi beslenmiş ve topraklanmış hissetmenize yardımcı olmak için tatlı, hafif baharatlı, ekşi ve tuzlu bir tada sahip sıcak yiyeceklerden oluşmalıdır. Güne akçaağaç şurubu, bal veya tarçınla tatlandırılmış küçük bir kase yulaf, pirinç veya kinoa ile başlayın. Öğle ve akşam yemeklerinde buharda pişirilmiş sebzeler, çorba ya da kiçarig gibi besleyici yiyecekleri seçin. Çok fazla çiğ salata, soğuk ve buzlu içecekler, bakliyat ve mayadan kaçının, çünkü bunlar vata artışına neden olur ve sindirimi bozabilir. Sindiriminizde dengesizlik olduğunu fark ederseniz, nane veya zencefil çayı tüketin. Gaz ve şişkinlik için çörekotu yağını kapsül formunda yemekle birlikte alabilirsiniz. Günün sonunda, bir tutam hindistan cevizi, zerdeçal veya kakule ile lezzetlendirilmiş bir fincan sıcak sütün tadını çıkarın ve erken yatın.</li>
</ul>
<blockquote><strong>Sonbahar bir hazırlık mevsimidir. Vücudumuzu önümüzdeki kış aylarına hazırlamamız gerekir; bu değişim zamanı, yazın sıcak sıcağından kışın serin karanlığına geçiş anlamına gelir.</strong></blockquote>
<strong>SONBAHARIN KOKULARI</strong>

Sonbahar bir hazırlık mevsimidir. Vücudumuzu önümüzdeki kış aylarına hazırlamamız gerekir. Bu değişim zamanı, yazın sıcak sıcağından kışın serin karanlığına geçiş anlamına gelir. Sonbaharın güzel güneşli öğleden sonraları, uzayan geceleri ve serin sabahlarında esansiyel yağlar da evinizin etrafındaki sonbahar ambiyansını oluşturmaya katkıda bulunur. Esansiyel yağlar enerjisel boyutta sonbaharda ihtiyacımız olan içsel dönüşümü ve topraklanmayı sağlamada yardımcı olacaktır. Meyve aromaları arasında özellikle narenciye yağları ve baharatların esansiyel yağları, titreşimleri sonbaharla uyuşan kokulardır. İğne yapraklı ağaçların yağları ve reçineli esansiyel yağlar da, özellikle kış aylarına yaklaşırken, soğuk sonbahar akşamları için mükemmel birer seçim olabilir.

Bergamot Esansiyel Yağı: Bergamot, hem sakinleştirici hem de canlandırıcı olan narenciye ve lavanta notaları içeren çok hoş ve karmaşık bir aromadır. Çiçek, narenciye ve otsu esansiyel yağlarla harmanlandığında, daha hassas üst ve orta notaların ortaya çıkmasına yardımcı olur.

Tatlı Portakal Esansiyel Yağı: Tatlı portakal esansiyel yağı, cildinizde sıcak güneş hissini yakalayan neşelendirici bir yağdır. Isınan, rahat bir atmosfer yaratmak için baharat esansiyel yağları ile çok iyi uyum sağlar.

Isıtıcı baharat esansiyel yağları: Cassia (Tarçın), Zencefil, Kakule ve Karanfil Esansiyel Yağları, tatlı portakal ve mandalina gibi turunçgillerin ile birlikte veya tek başına kullanılabilir.

Vanilya esansiyel yağı: Vanilyanın tatlı, sarhoş edici aroması, narenciye ve baharat yağlarınıza güzel bir temel nota katarak her karışıma neredeyse kremsi bir his katar.

İğne Yapraklı ağaç yağları: Ardıç Meyvesi Esansiyel Yağı, Servi Esansiyel Yağı ve Çam Esansiyel Yağı berrak sonbahar havası hissini yakalamak için hava yayıcı karışımlarında kullanılabilecek keskin, odunsu bir aromaya sahiptir, hava ambiyansını ferahlatır ve ormanda olma hissini evinize getirirler.

<img class="alignnone size-medium wp-image-91389" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/11/degisim-yonetimi-icin-8-asama_w1145_h572_op-600x400-1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200">

Biberiye Esansiyel Yağı: Biberiye, hafif narenciye alt tonlu, yaprak dökmeyen bitkileri andıran keskin, otsu bir aromaya sahiptir. Enerji verici ve canlandırıcıdır, güne başlamanıza yardımcı olmak için mükemmeldir (özellikle sıcak yatağınızdan çıkmak istemiyorsanız!)

Sabah güneşinin enerjisini hissetmek istiyorsanız hava yayıcınıza ekleyeceğiniz 10 damla biberiye, 10 damla bergamot ve 4 damla misket limonu uçucu yağı ile serin sonbahar sabahlarında harekete geçmenize yardımcı olacak bir karışım hazırlayabilirsiniz.

Tütsü yakmaktan hoşlanıyorsanız Tarçın, Buhur (Akgünlük), Sandal Ağacı, Palo Santo, Mür, Adaçayı, Paçuli sonbaharın enerjisiyle uyuşan tütsülerdir. Odanıza yayılan kokuları ilham veren ve ruhunuzu iyileştiren etkileriyle hem topraklanmanızı sağlayacak hem de meditasyon ve başka spiritüel uygulamalarınızın derinliğine katkı sağlayacaktır.
<blockquote><strong>Sonbahar, yavaşlamanın, kazakları giymenin ve sıcak bir battaniyeye sarılarak en sevdiğiniz bitki çayının tadını çıkarmanın zamanıdır.</strong></blockquote>
<strong>SONBAHARIN BİTKİ ÇAYLARI</strong>

Sonbahar, yavaşlamanın, kazakları giymenin ve sıcak bir battaniyeye sarılarak en sevdiğiniz bitki çayının tadını çıkarmanın zamanıdır. Sosyal medya akışlarımız, artık her sonbaharda adeta bir takıntı haline gelen “pumpkin spice latte” kahvesiyle dolmaya başlamış olsa da, size bu mevsimle ilişkilendirdiğimiz o sıcak evde kalma hissini vermek için daha sağlıklı alternatifler sunmak istiyorum. Unutmayın ki bir fincan bitki çayı bedeniniz için olduğu kadar ruhunuz ve zihniniz için de besleyicidir. Şimdi herhangi bir bitki çayı içmeden önce onun kimi hastalıklarla ve kullandığınız ilaçlarla etkileşebileceğini mutlaka akılda tutarak, sonbahar için tercih edebileceğimiz lezzetli olduğu kadar sağlık yararlarıyla dolu bitki çaylarına göz atalım:

1. Zencefil vücudumuzun iç ısısını artırdığından, sonbaharda (ve kışın) çok üşüyenler için uygun bir seçim olabilir. Bu kökün sıcaklığında, karanlık ve soğuk bir akşamda bizi canlanmış ve rahatlamış hissettiren bir enerji vardır. Doğal bir ağrı kesici olan zencefil, boğaz ağrısını yatıştırmaya yardımcı olur, ginseng çayıyla eşleştirildiğinde soğuk algınlığı ve grip semptomlarıyla savaşmaya ve bağışıklık sistemimizi güçlendirecektir.

2. Mürver ağacının koyu renkli meyveleri Eylül ve Ekim aylarında görülür. Yaz meyvelerin aksine, mürver aşırı tatlı değildir. Sonbahar için mükemmel olan topraksı bir ekşiliğe sahiptir. Mürver çayı bağışıklık sistemimizi destekleme ve öksürük ve soğuk algınlığı ile savaşmamıza yardımcı olan sonbahar çaylarından biridir. C vitamini ve diğer antioksidanlarla dolu mürver, elimizin altında olması gereken değerli bir şifa kaynağıdır. Soğuk algınlığı ve grip mevsimine girerken sizi desteklemek için ekinezya ile eşleştirilebilen ideal bir savunma çayının ana bileşenlerinden biridir.

3. Zerdeçal, yılın her zamanında, özellikle de sonbaharda sevdiğimiz bir başka baharattır. Bu kökün sonbaharda sararan yaprakların rengini yansıtan parlak sarı rengi, mevsim için mükemmel bir seçim olduğunun göstergesidir. Rahatlatıcı topraksı lezzeti, topraklanmanıza yardımcı olur. Güçlü iltihap önleyici özellikleriyle, eklem ve kas ağrısını hafifletmesiyle bilinir ve soğuk havalarda gelebilecek eklem sertliğine direnmemize yardımcı olabilir. Zerdeçal çayı tarçınla eşleştirilerek enfeksiyonlarla mücadele ve insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olur.

4. Tarçın kokusu sonbaharla en çok özdeşleşen kokulardan biridir. Mutluluk ve sıcaklık vaadi içeren bu lezzetli baharat doğal olarak tatlıdır. Kan şekerini dengeleyici özelliği vardır. Zerdeçal gibi, tarçın da eklem ağrısını ve adet kramplarını yatıştırmasıyla bilinen güçlü bir iltihap önleyicidir. Doğal bir ağrı kesicidir, boğaz ağrısını hafifletmeye, soğuk algınlığı ve öksürükle savaşmaya da yardımcı olabilir. Meyan Kökü ve Tarçın çayı eşleştiğinde tatlı ve topraksı tadıyla muhteşem bir karışım elde edilir.

<img class="alignnone size-medium wp-image-91388" src="https://yeniarayis.com/wp-content/uploads/2023/11/hangi-bitki-cayi-300x200.webp" alt="" width="300" height="200">

5. Meyan kökü de tarçın gibi doğal bir tatlılığa sahiptir. Bu da onu herhangi bir bitki çayı karışımına lezzetli bir katkı yapar. Meyan kökü bağışıklık sisteminizi güçlendirir, sindirimi destekler, boğaz ağrısını ve öksürüğü yatıştırır. Yılın bu zamanında şekerli gıdalara karşı aşırı bir düşkünlük duyuyorsanız, bir fincan meyan kökü çayının doğal tatlılığı, bu gibi sağlıksız gıdalara karşı direnmenize yardımcı olabilir.

6. Alıç sonbaharın bir başka şifa kaynağıdır. Kalp sağlığımızı desteklemek de dahil olmak üzere sağlık yararlarına sahiptir. Alıç meyveleri ayrıca, özellikle yılın bu zamanında hayati önem taşıyan C vitamini gibi antioksidanlarla doludur. Fiziksel sağlığımızı desteklemenin yanı sıra, alıç meyvesinin zihni yatıştırmayı ve kaygıyı azaltmayı sağlayabilir. Günlerin kısalması birçoğumuzun modunu düşürdüğünden, alıç çayı sonbahar aylarında harika bir seçim olabilir.

7. Papatya çayı sakinleştirici faydaları olan narin, ipeksi ve tatlı bir çaydır. Gevşemenize ve rahat hissetmenize yardımcı olacak yatıştırıcı ve yumuşak dokusuyla papatya çayı, çaylar evreninde eşsiz ve popüler bir şifacıdır. Papatya çayı uykuyu teşvik etme ve kaygıyı azaltma, soğuk algınlığı yakınmalarını giderme, adet rahatsızlığını hafifletme, mideyi koruma, cilt yararları ve bağışıklığı artırma kapasitesi için binlerce yıldır kullanılmaktadır.

8. Nane çayı kokusuyla rahatlatıcı bir his yaratan, ferahlatıcı bir tadıyla yatıştırıcı ve sakinleştirici bir etkiye sahiptir. Özellikle soğuk gecelerde yatmadan önce içilebilecek mükemmel olan kafeinsiz bir içecektir. Nane çayı, diş plağı oluşturan mikroorganizmalarla savaşan, kişinin nefesinin daha taze kokmasını sağlayan ve ağız hijyenine önemli avantajlar sağlayan antibakteriyel özellikler içerir. Ayrıca boğaz enfeksiyonları ve sinüzite bağlı şikayetleri ve öksürüğü azaltır. Ateşiniz olduğunda nane vücudunuzun gözeneklerinin genişlemesine yardımcı olarak ekstra ısının vücudu terk etmesine izin vererek ateşin düşmesine nane yardımcı olabilir.

9. Hibiskus çiçeği çayı tatlı, ekşi aromasıyla renk ve canlılık açısından canlılığı teşvik eden bir çaydır. Bir yudumda içimize yayılan topraksı, çiçeksi ve narenciye aromasına sahiptir. Hibiskus çiçeği özellikle ruh halinizin kasvetli olduğu zamanlarda çok sayıda sağlık yararı sağlar. Bu çayın, kilo kaybı için nişasta emiliminin azaltılmasına yardımcı olduğu bilinmektedir. Hibiskus çiçeği çayı, sıcak veya soğuk olarak tüketilebilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Psiko Epilepsi Tedavisinde Uzman Doktor Erişiminin Önemi ve Sorunlar: Bilkent Şehir Hastanesi Örneği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/psiko-epilepsi-tedavisinde-uzman-doktor-erisiminin-onemi-ve-sorunlar-bilkent-sehir-hastanesi-ornegi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/psiko-epilepsi-tedavisinde-uzman-doktor-erisiminin-onemi-ve-sorunlar-bilkent-sehir-hastanesi-ornegi</guid>
<description><![CDATA[ Bu makale, Psiko Epilepsi hastası olan bireylerin tedavi sürecinde yaşadıkları randevu ve uzman doktor erişim sorunlarını incelemektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://www.hastanebul.org/wp-content/uploads/2024/01/ankara-bilkent-Sehir-hastanesi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:03 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Psiko, Epilepsi, Tedavisinde, Uzman, Doktor, Erişiminin, Önemi, Sorunlar:, Bilkent, Şehir, Hastanesi, Örneği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Özet<br> Bilkent Şehir Hastanesi örneğinde yaşanan bir vaka üzerinden, hasta memnuniyetsizliği, tedavi sürecindeki aksaklıklar ve bu aksaklıkların hasta sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ele alınmaktadır. Araştırmanın amacı, uzman doktorların isim hakkının diğer asistanlar tarafından kullanılması gibi sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin sunulmasıdır.</p>
<p>Giriş<br>Psiko Epilepsi, epilepsi nöbetleri ve psikiyatrik semptomların bir arada görüldüğü karmaşık bir nörolojik ve psikiyatrik durumdur. Bu hastalık grubunda, tedavi sürecinin etkinliği, uzman doktorlara doğrudan erişim ile yakından ilişkilidir. Bu çalışma, Bilkent Şehir Hastanesi'nde yaşanan bir vaka üzerinden, tedavi sürecindeki uzman doktor erişim sorunlarını ve bunun hasta üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Yöntem<br>Araştırma, Bilkent Şehir Hastanesi'nde Psiko Epilepsi tedavisi gören hasta olan Emre Dalgıç'ın yaşadığı randevu ve uzman doktor erişim sorunlarını içeren bir vaka çalışmasıdır. Veriler, hasta tarafından sağlanan şikayet mektubundan ve ilgili hastane kayıtlarından derlenmiştir. Ayrıca, benzer vakalarla ilgili literatür taraması yapılmıştır.</p>
<p>Bulgular<br>Emre Dalgıç, ilk randevusunda sadece Esra Kabadayı Şahin ile görüşme fırsatı bulabilmiştir. Ancak, sonraki randevularında, randevu ekranında Esra Kabadayı Şahin ismi görünmesine rağmen, sadece bir kez kendisiyle görüşebilmiştir. Diğer randevularda çeşitli asistans doktorlarla görüşme yapılmış ve bu durum, tedavi sürecinde aksamalara neden olmuştur. Hastanın sağlık durumunun kötüleştiği, tedavi sürecinin etkinliğinin azaldığı ve genel hasta memnuniyetinin olumsuz yönde etkilendiği gözlemlenmiştir.</p>
<p>Tartışma<br>Uzman doktor erişimi, Psiko Epilepsi gibi karmaşık hastalıkların tedavisinde kritik öneme sahiptir. Doktorun isim hakkının başka asistanlar tarafından kullanılması, hasta için yanlış yönlendirmelere ve tedavi sürecinde tutarsızlıklara yol açabilir. Bu durum, tedavi sürecinin etkinliğini azaltmakta ve hastanın genel sağlık durumunu olumsuz etkilemektedir. Sağlık sistemlerinde uzman doktorlarla doğrudan iletişimin sağlanması, tedavi sürecinin başarıyla yönetilmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Sonuç<br>Bu vaka çalışması, uzman doktor erişimindeki sorunların hasta tedavisi üzerindeki etkilerini ortaya koymuştur. Esra Kabadayı Şahin'in isim hakkının diğer asistanlar tarafından kullanılmasının, tedavi sürecindeki aksaklıklara yol açtığı belirlenmiştir. Hastaların uzman doktorlarla doğrudan görüşebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Öneriler</p>
<p>Hastane yönetimi, uzman doktorlarla doğrudan görüşme imkanlarını artırmalıdır.<br>Randevu sistemlerinde, uzman doktorların isimlerinin yalnızca gerçek görüşmelerde kullanılmasına dikkat edilmelidir.<br>Hasta geri bildirimlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve tedavi sürecinde yaşanan aksaklıkların hızlı bir şekilde çözülmesi sağlanmalıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ağız kokusu hastalıkların habercisi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/agiz-kokusu-hastaliklarin-habercisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/agiz-kokusu-hastaliklarin-habercisi</guid>
<description><![CDATA[ Ağız kokusunun özellikle sabah aç olunan saatlerde çok fazla görülebildiğini belirten doktorlar, bunun masum bir durum gibi göründüğünü ancak çok büyük hastalıkların habercisi olabileceği uyarısında bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16759675.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ağız, kokusu, hastalıkların, habercisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ağız kokusu sorunu yaşayan kişilerin özellikle tok karnına ağız kokusu sıkıntısı yaşaması durumunda ağız ve diş sağlığı bakımından herhangi bir sıkıntı yoksa, kişi her gün düzenli dişlerini fırçalıyorsa ve yine de koku şikayeti varsa mide bağırsak sorunları olabileceği uyarısında bulunuldu.

Mutlaka doktora muayene olunmalı

Böylesi durumlarda mide asidinin dengesiz olabileceği ve reflü gibi hastalıkların olabileceği uyarısı yapılırken, reflü gibi hastalıkların ilerleyerek kansere bile neden olabileceği uyarısı yapıldı.

Mide kanseri belirtileri arasında yer alan ağız kokusunun doğrudan teşhis için mümkün olmadığı belirtilirken, boğaz bölgesinde oluşan sıkıntılarında benzer şikayetlere neden olabileceği hatırlatıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAĞLIKLI YAŞAMIN FORMÜLÜ: SEZGİSEL BESLENME</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-yasamin-formulu-sezgisel-beslenme</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-yasamin-formulu-sezgisel-beslenme</guid>
<description><![CDATA[     Sağlıklı yaşam tarzı ve beslenme konusunda gündemde yer alan birçok trend arasından “sezgisel beslenme”, kişinin yemekle olan ilişkisini geliştirmeye odaklanan bir yaklaşım olarak ön plana çıkıyor. Bunun ışığında Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, sezgisel beslenmenin hem fiziksel hem psikolojik sağlık üzerindeki etkisi ve nasıl uygulanması gerektiğine dair bilgilerini paylaşıyor.

Günümüzde beslenme konusunda ortaya konulan pek çok trend, kural ve diyet, kişinin bedeninin ihtiyacını anlaması ve doğru beslenme seçimleri yapmasını zorlaştırıyor. Bu sebeple; bedenin doğal sinyallerine ve ihtiyaçlarına odaklanarak beslenme alışkanlıklarını belirleme ve yönlendirme fikrine dayanan sezgisel beslenme, son zamanlarda sağlıklı yaşam ve beslenme gündeminde oldukça önemli bir yer kaplıyor.

Sezgisel beslenme, bedenin fiziksel açlık, doygunluk ve tat alma gibi doğal sinyallerine dikkat ederek beslenme kararları almayı içeriyor. Kişinin bedenine güvenerek açlık ve tokluk hislerini tanıması, beslenme ihtiyaçlarını daha iyi anlamasına ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesine yardımcı oluyor. Bedenle bağlantı kurarak ona saygı göstermeye odaklandığı için sezgisel beslenme, yeme bozukluklarına ve duygusal yeme alışkanlıklarına karşı bir koruyucu faktör olarak da kabul ediliyor.

Sezgisel beslenmenin faydaları nelerdir?

Daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları: Sezgisel beslenme, bireylerin gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını ve ne kadar yiyecek tüketeceklerini daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Bu da sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik eder.

Duygusal yeme alışkanlıklarının azalması: Kişiler, stres, üzüntü veya sıkıntı gibi duygusal durumlarla başa çıkmak için yiyecek tüketmek yerine, bedenlerinin gerçek ihtiyaçlarını dinleyerek beslenme kararları almayı öğrenirler.

Daha iyi bağırsak sağlığı: Daha dengeli ve çeşitli bir beslenme yaklaşımı benimseyen kişiler, bağırsak florasının çeşitliliğini artırabilir ve sindirim sistemi sağlığını destekleyebilir.

Daha az diyet stresi: Sezgisel beslenme, sıkı diyet kurallarından kaçınmayı ve yiyeceklerle ilişkimizi daha az stresli hale getirmeyi teşvik eder. Bireyler, kendilerini yasaklanmış veya kısıtlanmış hissetmeden beslenme seçimleri yapabilirler.

Daha iyi zihinsel ve duygusal refah: Bedenin ihtiyaçlarına dikkat etmek ve ona saygı göstermek, kişinin kendine olan güvenini artırabilir ve daha dengeli bir yaşam tarzını teşvik edebilir.

Peki, sezgisel beslenme nasıl uygulanır?

Bedeninizi dinleyin: Yemek yeme sırasında bedeninizin size gönderdiği sinyalleri dinleyin. Gerçekten acıkıp acıkmadığınızı, doyduğunuzu veya ne tür bir yiyeceğe ihtiyaç duyduğunuzu anlamaya çalışın.

Duygusal durumlar esnasında beslenmeyin: Stres, üzüntü veya sıkıntı gibi duygusal durumlar sırasında yiyecek tüketmek yerine, gerçek fiziksel açlık hissinizi ve ihtiyaçlarınızı tanımaya çalışın.

Yavaş ve bilinçli yiyin: Yiyeceklerinizi yavaşça ve dikkatlice çiğneyerek yiyin. Her lokmanın tadını çıkarın ve doyma noktanızı hissedin.

Çeşitli besinler tüketin: Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu çeşitli besinleri içeren dengeli bir beslenme planı oluşturun. Renkli meyve ve sebzeler, tam tahıllar, sağlıklı yağlar ve protein kaynakları gibi çeşitli besinler tüketmeye özen gösterin.

Kısıtlama ve yasaklardan kaçının: Sezgisel beslenme, belirli yiyecekleri yasaklamak veya kısıtlamak yerine, her türlü yiyeceği dengeli bir şekilde tüketmeyi teşvik eder. Hiçbir yiyecek &quot;yasak&quot; değildir.

Denge ve esneklik ilkesini benimseyin: Beslenme alışkanlıklarınızda esneklik ve dengeyi ön planda tutun. Her öğünde dengeli beslenmeye çalışın ve kendinizi açık büfede gibi hissettiğinizde veya özel bir etkinlikte olduğunuzda kendinizi suçlu hissetmeyin.

Not alın ve izleyin: Yiyecek alışkanlıklarınızı not alın ve izleyin. Hangi yiyeceklerin size iyi geldiğini, hangilerinin doygunluk sağladığını ve hangilerinin sizi tatmin ettiğini belirlemek için bu bilgileri kullanın. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b4e1299.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SAĞLIKLI, YAŞAMIN, FORMÜLÜ:, SEZGİSEL, BESLENME</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[    Sağlıklı yaşam tarzı ve beslenme konusunda gündemde yer alan birçok trend arasından “sezgisel beslenme”, kişinin yemekle olan ilişkisini geliştirmeye odaklanan bir yaklaşım olarak ön plana çıkıyor. Bunun ışığında Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, sezgisel beslenmenin hem fiziksel hem psikolojik sağlık üzerindeki etkisi ve nasıl uygulanması gerektiğine dair bilgilerini paylaşıyor.

Günümüzde beslenme konusunda ortaya konulan pek çok trend, kural ve diyet, kişinin bedeninin ihtiyacını anlaması ve doğru beslenme seçimleri yapmasını zorlaştırıyor. Bu sebeple; bedenin doğal sinyallerine ve ihtiyaçlarına odaklanarak beslenme alışkanlıklarını belirleme ve yönlendirme fikrine dayanan sezgisel beslenme, son zamanlarda sağlıklı yaşam ve beslenme gündeminde oldukça önemli bir yer kaplıyor.

Sezgisel beslenme, bedenin fiziksel açlık, doygunluk ve tat alma gibi doğal sinyallerine dikkat ederek beslenme kararları almayı içeriyor. Kişinin bedenine güvenerek açlık ve tokluk hislerini tanıması, beslenme ihtiyaçlarını daha iyi anlamasına ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesine yardımcı oluyor. Bedenle bağlantı kurarak ona saygı göstermeye odaklandığı için sezgisel beslenme, yeme bozukluklarına ve duygusal yeme alışkanlıklarına karşı bir koruyucu faktör olarak da kabul ediliyor.

Sezgisel beslenmenin faydaları nelerdir?

Daha sağlıklı beslenme alışkanlıkları: Sezgisel beslenme, bireylerin gerçekten neye ihtiyaç duyduklarını ve ne kadar yiyecek tüketeceklerini daha iyi anlamalarına yardımcı olur. Bu da sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik eder.

Duygusal yeme alışkanlıklarının azalması: Kişiler, stres, üzüntü veya sıkıntı gibi duygusal durumlarla başa çıkmak için yiyecek tüketmek yerine, bedenlerinin gerçek ihtiyaçlarını dinleyerek beslenme kararları almayı öğrenirler.

Daha iyi bağırsak sağlığı: Daha dengeli ve çeşitli bir beslenme yaklaşımı benimseyen kişiler, bağırsak florasının çeşitliliğini artırabilir ve sindirim sistemi sağlığını destekleyebilir.

Daha az diyet stresi: Sezgisel beslenme, sıkı diyet kurallarından kaçınmayı ve yiyeceklerle ilişkimizi daha az stresli hale getirmeyi teşvik eder. Bireyler, kendilerini yasaklanmış veya kısıtlanmış hissetmeden beslenme seçimleri yapabilirler.

Daha iyi zihinsel ve duygusal refah: Bedenin ihtiyaçlarına dikkat etmek ve ona saygı göstermek, kişinin kendine olan güvenini artırabilir ve daha dengeli bir yaşam tarzını teşvik edebilir.

Peki, sezgisel beslenme nasıl uygulanır?

Bedeninizi dinleyin: Yemek yeme sırasında bedeninizin size gönderdiği sinyalleri dinleyin. Gerçekten acıkıp acıkmadığınızı, doyduğunuzu veya ne tür bir yiyeceğe ihtiyaç duyduğunuzu anlamaya çalışın.

Duygusal durumlar esnasında beslenmeyin: Stres, üzüntü veya sıkıntı gibi duygusal durumlar sırasında yiyecek tüketmek yerine, gerçek fiziksel açlık hissinizi ve ihtiyaçlarınızı tanımaya çalışın.

Yavaş ve bilinçli yiyin: Yiyeceklerinizi yavaşça ve dikkatlice çiğneyerek yiyin. Her lokmanın tadını çıkarın ve doyma noktanızı hissedin.

Çeşitli besinler tüketin: Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu çeşitli besinleri içeren dengeli bir beslenme planı oluşturun. Renkli meyve ve sebzeler, tam tahıllar, sağlıklı yağlar ve protein kaynakları gibi çeşitli besinler tüketmeye özen gösterin.

Kısıtlama ve yasaklardan kaçının: Sezgisel beslenme, belirli yiyecekleri yasaklamak veya kısıtlamak yerine, her türlü yiyeceği dengeli bir şekilde tüketmeyi teşvik eder. Hiçbir yiyecek "yasak" değildir.

Denge ve esneklik ilkesini benimseyin: Beslenme alışkanlıklarınızda esneklik ve dengeyi ön planda tutun. Her öğünde dengeli beslenmeye çalışın ve kendinizi açık büfede gibi hissettiğinizde veya özel bir etkinlikte olduğunuzda kendinizi suçlu hissetmeyin.

Not alın ve izleyin: Yiyecek alışkanlıklarınızı not alın ve izleyin. Hangi yiyeceklerin size iyi geldiğini, hangilerinin doygunluk sağladığını ve hangilerinin sizi tatmin ettiğini belirlemek için bu bilgileri kullanın.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MİDE AĞRISI DİYEREK GEÇİŞTİRMEYİN!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mide-agrisi-diyerek-gecistirmeyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mide-agrisi-diyerek-gecistirmeyin</guid>
<description><![CDATA[ MİDE AĞRISI DİYEREK GEÇİŞTİRMEYİN! CERRAHİ MÜDAHALE GEREKEBİLİR

     Safra kesesinde taş oluşumu günümüzde oldukça yaygın bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Safra kesesi taşlarında en sık görülen semptomun mide ağrısı olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Farklı hastalıklara da bağlı görülebilen karın ağrısı nedeniyle çoğu hasta safra kesesinde taş olduğunun farkında olmayabiliyor. Dolayısıyla tanıda yaşanan gecikme tedavi sürecini de etkileyebiliyor.” dedi.

Safra kesesi taşları nedeniyle hissedilen ağrının yiyecek ve yemek alınımı takiben devreye girdiği için tokken gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Gökakın, “Hastalarımız ‘midem ağrıyor’ diye yemek yememe eğilimi içerisinde olmaktadır. Hasta yemek yemediği zaman safra kesesi rahatlar ve bu durum bir paradoksa yol açar. Gastrit ağrısı ve safra kesesi ağrısı en sık karıştırılan ağrılar olmakla birlikte ikisinin tedavisi birbirinden tamamen farklıdır. Bu nedenle hastalarımız yaşanan sorunları &#039;mide ağrısı&#039; diyerek geçiştirilmemeli. Çünkü hatırlanması gereken nokta; safra kesesi taşları ameliyat edilmediği zaman daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir.” uyarısında bulundu.

“SAĞLIK UZMANINA DANIŞMAK ÖNEMLİ”

Safra kesesi taşının, genellikle safra kesesinde biriken katı parçacıklar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Bu taşlar birçok kişi için ağrıya neden olabilir. Safra kesesi taşı ağrısı, genellikle safra kesesinin kasılması veya taşların safra kanallarında tıkanması sonucu ortaya çıkar. Bu ağrı şiddetli olabilir. Ağrı, genellikle belirli tetikleyicilerle ilişkilidir ve genellikle ağrılı nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Ağrı çoğunlukla taşlar safra kesesinin çıkışını tıkadığında veya safra kesesinin kasıldığında şiddetlenir. Safra kesesi taşı ağrısı genellikle cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur, bu nedenle bu tür semptomlar yaşayan kişilerin bir sağlık uzmanına danışması önemlidir.” şeklinde konuştu.

GENETİK GEÇİŞ DE TAŞ OLUŞUMUNDA ETKİLİ

Hastalığın diğer belirtilerine de değinen Prof. Dr. Gökakın, “Safra kesesi taşları sindirim sürecini etkileyebilir ve bu da bulantı ve kusmaya, gaz, şişkinlik ve sindirim güçlükleri gibi sorunlara neden olabilir. Safra yollarını tıkayan büyük taşlar sarılığa yol açabilir, bu durumda cilt ve gözler sarı renk alır. Safra kesesi iltihaplanması veya taşların tıkanması sonucunda ateş yükselmesi görülebilir.” açıklamasında bulundu.

Genetik geçişin de safra kesesi taşlarının oluşumunda etkili olduğunu da belirten Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, risk faktörleri hakkında ise, “Ailenizde safra kesesi taşı olduğunu biliyorsanız bu sizi de safra kesesi taşı olan bir hasta adayı yapar. Kilolu hastalarımızda, yaş grubu olarak da 40-50 yaş grubu olan hastalarda safra kesesi taşlarını daha sık görmekteyiz. Hızlı kilo alma-verme gibi durumlar da safra komponentinin içeriğini değiştireceği için safra kesesi taşı oluşumda risk faktörüdür.” sözleriyle yüksek kolesterolü olan kişilerin de safra kesesi taşlarının oluşumu adına risk faktörü taşıyan kişiler olduğu sözlerine ekledi.

CERRAHİ MÜDAHALE GEREKEBİLİR

Semptomlara yol açan veya komplikasyon riski taşıyan taşlar için cerrahi müdahale gerekebileceği konusunda uyaran Prof. Dr. Gökakın, “Safra kesesi taşlarının teşhisi için genellikle ultrasonografi kullanılır. Tedavi genellikle taşların boyutuna, semptomlara ve komplikasyon riskine göre belirlenir. Küçük ve semptomsuz taşlar genellikle tedavi gerektirmez. Safra kesesi taşı tedavisi genellikle safra kesesinin alınması (kolesistektomi) ile yapılır. Bu işlem günümüzde genellikle minimal invaziv yöntemlerle gerçekleştirilir ve hastaların çoğu hızla iyileşir.” ifadelerini kullandı.



SAFRA KESESİ TAŞLARI KANSERE DÖNÜŞÜR MÜ?

Safra kesesi taşlarının, safra kesesinin içinde oluşan ve bu organla ilişkili bir sorun olduğunu göstergesi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, açıklamasının devamında şu şekilde konuştu: “Safra kesesi hastalıkları arasında safra kesesi iltihabı (kolesistit), safra kesesi polipleri ve safra kesesi kanseri yer alır. Safra kesesi taşları genellikle kansere dönüşmezler. Ancak, safra kesesi taşları olan kişilerde nadiren bazı durumlarda safra kesesi kanseri gelişebilir. Bu durumun olasılığı oldukça düşüktür, ancak dikkate alınması gereken bir risktir.

Büyük veya çok sayıda taşlar safra yollarını tıkayabilir, bu da safra yolu tıkanıklığına yol açabilir. Bu durum sarılık, deride ve gözlerde sararma (ikterus) gibi belirtilere neden olabilir.

Safra taşları, safra kanallarında tıkanmaya ve enfeksiyona yol açabilir, bu da safra taşı koliti olarak adlandırılan bir duruma neden olabilir. Bu durum şiddetli karın ağrısı, ateş, kusma ve hatta şok gibi ciddi belirtilere neden olabilir.

Nadir durumlarda, safra taşları safra kesesi sfinkterine doğru ilerleyerek akalazyaya yol açabilir. Bu durumda yemek borusunun alt kısmında kasların gevşemesi nedeniyle yutma güçlüğü ve diğer sindirim sorunları ortaya çıkabilir.

Safr ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b47f091.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>MİDE, AĞRISI, DİYEREK, GEÇİŞTİRMEYİN</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[MİDE AĞRISI DİYEREK GEÇİŞTİRMEYİN! CERRAHİ MÜDAHALE GEREKEBİLİR

     Safra kesesinde taş oluşumu günümüzde oldukça yaygın bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Safra kesesi taşlarında en sık görülen semptomun mide ağrısı olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Farklı hastalıklara da bağlı görülebilen karın ağrısı nedeniyle çoğu hasta safra kesesinde taş olduğunun farkında olmayabiliyor. Dolayısıyla tanıda yaşanan gecikme tedavi sürecini de etkileyebiliyor.” dedi.

Safra kesesi taşları nedeniyle hissedilen ağrının yiyecek ve yemek alınımı takiben devreye girdiği için tokken gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Gökakın, “Hastalarımız ‘midem ağrıyor’ diye yemek yememe eğilimi içerisinde olmaktadır. Hasta yemek yemediği zaman safra kesesi rahatlar ve bu durum bir paradoksa yol açar. Gastrit ağrısı ve safra kesesi ağrısı en sık karıştırılan ağrılar olmakla birlikte ikisinin tedavisi birbirinden tamamen farklıdır. Bu nedenle hastalarımız yaşanan sorunları 'mide ağrısı' diyerek geçiştirilmemeli. Çünkü hatırlanması gereken nokta; safra kesesi taşları ameliyat edilmediği zaman daha ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir.” uyarısında bulundu.

“SAĞLIK UZMANINA DANIŞMAK ÖNEMLİ”

Safra kesesi taşının, genellikle safra kesesinde biriken katı parçacıklar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, “Bu taşlar birçok kişi için ağrıya neden olabilir. Safra kesesi taşı ağrısı, genellikle safra kesesinin kasılması veya taşların safra kanallarında tıkanması sonucu ortaya çıkar. Bu ağrı şiddetli olabilir. Ağrı, genellikle belirli tetikleyicilerle ilişkilidir ve genellikle ağrılı nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Ağrı çoğunlukla taşlar safra kesesinin çıkışını tıkadığında veya safra kesesinin kasıldığında şiddetlenir. Safra kesesi taşı ağrısı genellikle cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur, bu nedenle bu tür semptomlar yaşayan kişilerin bir sağlık uzmanına danışması önemlidir.” şeklinde konuştu.

GENETİK GEÇİŞ DE TAŞ OLUŞUMUNDA ETKİLİ

Hastalığın diğer belirtilerine de değinen Prof. Dr. Gökakın, “Safra kesesi taşları sindirim sürecini etkileyebilir ve bu da bulantı ve kusmaya, gaz, şişkinlik ve sindirim güçlükleri gibi sorunlara neden olabilir. Safra yollarını tıkayan büyük taşlar sarılığa yol açabilir, bu durumda cilt ve gözler sarı renk alır. Safra kesesi iltihaplanması veya taşların tıkanması sonucunda ateş yükselmesi görülebilir.” açıklamasında bulundu.

Genetik geçişin de safra kesesi taşlarının oluşumunda etkili olduğunu da belirten Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, risk faktörleri hakkında ise, “Ailenizde safra kesesi taşı olduğunu biliyorsanız bu sizi de safra kesesi taşı olan bir hasta adayı yapar. Kilolu hastalarımızda, yaş grubu olarak da 40-50 yaş grubu olan hastalarda safra kesesi taşlarını daha sık görmekteyiz. Hızlı kilo alma-verme gibi durumlar da safra komponentinin içeriğini değiştireceği için safra kesesi taşı oluşumda risk faktörüdür.” sözleriyle yüksek kolesterolü olan kişilerin de safra kesesi taşlarının oluşumu adına risk faktörü taşıyan kişiler olduğu sözlerine ekledi.

CERRAHİ MÜDAHALE GEREKEBİLİR

Semptomlara yol açan veya komplikasyon riski taşıyan taşlar için cerrahi müdahale gerekebileceği konusunda uyaran Prof. Dr. Gökakın, “Safra kesesi taşlarının teşhisi için genellikle ultrasonografi kullanılır. Tedavi genellikle taşların boyutuna, semptomlara ve komplikasyon riskine göre belirlenir. Küçük ve semptomsuz taşlar genellikle tedavi gerektirmez. Safra kesesi taşı tedavisi genellikle safra kesesinin alınması (kolesistektomi) ile yapılır. Bu işlem günümüzde genellikle minimal invaziv yöntemlerle gerçekleştirilir ve hastaların çoğu hızla iyileşir.” ifadelerini kullandı.



SAFRA KESESİ TAŞLARI KANSERE DÖNÜŞÜR MÜ?

Safra kesesi taşlarının, safra kesesinin içinde oluşan ve bu organla ilişkili bir sorun olduğunu göstergesi olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Ali Kağan Gökakın, açıklamasının devamında şu şekilde konuştu: “Safra kesesi hastalıkları arasında safra kesesi iltihabı (kolesistit), safra kesesi polipleri ve safra kesesi kanseri yer alır. Safra kesesi taşları genellikle kansere dönüşmezler. Ancak, safra kesesi taşları olan kişilerde nadiren bazı durumlarda safra kesesi kanseri gelişebilir. Bu durumun olasılığı oldukça düşüktür, ancak dikkate alınması gereken bir risktir.

Büyük veya çok sayıda taşlar safra yollarını tıkayabilir, bu da safra yolu tıkanıklığına yol açabilir. Bu durum sarılık, deride ve gözlerde sararma (ikterus) gibi belirtilere neden olabilir.

Safra taşları, safra kanallarında tıkanmaya ve enfeksiyona yol açabilir, bu da safra taşı koliti olarak adlandırılan bir duruma neden olabilir. Bu durum şiddetli karın ağrısı, ateş, kusma ve hatta şok gibi ciddi belirtilere neden olabilir.

Nadir durumlarda, safra taşları safra kesesi sfinkterine doğru ilerleyerek akalazyaya yol açabilir. Bu durumda yemek borusunun alt kısmında kasların gevşemesi nedeniyle yutma güçlüğü ve diğer sindirim sorunları ortaya çıkabilir.

Safra kesesi taşı ve diyabet arasında bir ilişki olduğu bilinmemektedir. Ancak, bazı çalışmalar bu iki durumun aynı kişilerde sıklıkla bir arada görüldüğünü göstermiştir. Bu durum, diyabetin safra kesesi taşı oluşumuna etkisi olabileceğini düşündürmektedir.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇOCUKLAR İÇİN DOĞRU EGZERSİZ ÇOK ÖNEMLİ</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklar-icin-dogru-egzersiz-cok-onemli</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklar-icin-dogru-egzersiz-cok-onemli</guid>
<description><![CDATA[      Günümüzde hareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon vebilgisayar kullanımı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum özellikle çocuklar için endişe verici bir boyuta ulaşmışdurumda. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık BilimleriFakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr.Üyesi Büşra Alkan, çocuklarda fiziksel aktivitenin önemine dair altın değerindebilgiler paylaştı.



“Hareketsizliğin En Yaygın Nedeni Televizyon ve BilgisayarKullanımı”

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına dikkatçeken KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi veRehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Büşra Alkan; “Günümüzdehareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon ve bilgisayar kullanımıdır. Bunedenle iki yaşın altındaki bebeklerin hiçbir şekilde televizyon seyretmesiniönermiyoruz. Daha büyük çocuklar ise günde bir saat televizyon izleyebilirfakat bu süre günde iki saati kesinlikle geçmemelidir.

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçları gösteriyor ki6-11 yaş grubu çocukların %58.4’ü düzenli (günde 30 dakika veya daha fazla süreile) olarak egzersiz yapmıyor. Bu yaş grubunda televizyon, bilgisayar, internet,ev ödevi ve ders çalışma için hareketsiz geçirilen ortalama süre 6 saat; 12-14ve 15-18 yaş grubunda yer alan erkek çocuklarının hiç egzersiz yapmama oranları%41.4 ve %44.6 olarak gözlemleniyor” dedi.

“Aktiviteler, Çocukların Yaş Gruplarına Göre Belirlenmeli”

Çocukların yaş gruplarına göre aktiviteler yapılması gerektiğinedeğinen Alkan; “12-18 yaş arasındaki ergenler için hedef günde en az 60 dakika,orta şiddetliden daha yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişenaktiviteler olmalıdır. Aktivite tercihlerinin içerisinde haftada en az 3 defayüksek şiddette aktiviteler ile en az 3 defa kas ve kemikleri güçlendirenkuvvet aktiviteleri yer almalıdır. Aerobik aktiviteler, bu programın merkezindebulunmalıdır. Özellikle daha önce hareketsiz olanlar egzersize yavaş başlamalıve haftada 1-2 defa 15-30 dakikalık orta şiddetli aktiviteler yapmalıdır”şeklinde konuştu.



“Belirli Dönemlerde Ağır Egzersizler Büyümeyi Olumsuz YöndeEtkiliyor”

Fiziksel aktivitenin, çocukların bedensel, ruhsal ve sosyalsağlığı, gelecekteki yaşantıları üzerine etkilerine değinen Alkan; “Fizikselaktiviteler; çocukların kas kuvveti, refleks ve denge gelişimi, yorgunluğununazaltılması, kalp dolaşım sisteminin gelişmesi gibi birçok noktada önemli roloynuyor. Çocukların fiziksel aktiviteye katılımı ile kuvvet, çeviklik, denge vekoordinasyon gerektiren becerilerde artış gözlemleniyor. Kalp, damar ve solunum sistemi, dayanıklılıksporları için elverişli hale geliyor. Çocukların, kemik sağlığının ileriyaşlarda korunması için sıçrama aktivitelerinin yer aldığı ip atlama, voleybol,basketbol gibi sporlara özellikle teşvik edilmesi gerekiyor. Aşırı yüklenmenin,belirli dönemlerde büyümeyi olumsuz etkilediği görüşü kabul ediliyor. Bunedenle, çocuğun fiziksel kapasitesinin bilinmesi ve gereksiz zorlamalardankaçınılması çok önemli” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b383a15.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ÇOCUKLAR, İÇİN, DOĞRU, EGZERSİZ, ÇOK, ÖNEMLİ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[     Günümüzde hareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon vebilgisayar kullanımı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum özellikle çocuklar için endişe verici bir boyuta ulaşmışdurumda. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık BilimleriFakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr.Üyesi Büşra Alkan, çocuklarda fiziksel aktivitenin önemine dair altın değerindebilgiler paylaştı.



“Hareketsizliğin En Yaygın Nedeni Televizyon ve BilgisayarKullanımı”

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçlarına dikkatçeken KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi veRehabilitasyon Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Büşra Alkan; “Günümüzdehareketsizliğin en yaygın nedeni televizyon ve bilgisayar kullanımıdır. Bunedenle iki yaşın altındaki bebeklerin hiçbir şekilde televizyon seyretmesiniönermiyoruz. Daha büyük çocuklar ise günde bir saat televizyon izleyebilirfakat bu süre günde iki saati kesinlikle geçmemelidir.

Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması sonuçları gösteriyor ki6-11 yaş grubu çocukların %58.4’ü düzenli (günde 30 dakika veya daha fazla süreile) olarak egzersiz yapmıyor. Bu yaş grubunda televizyon, bilgisayar, internet,ev ödevi ve ders çalışma için hareketsiz geçirilen ortalama süre 6 saat; 12-14ve 15-18 yaş grubunda yer alan erkek çocuklarının hiç egzersiz yapmama oranları%41.4 ve %44.6 olarak gözlemleniyor” dedi.

“Aktiviteler, Çocukların Yaş Gruplarına Göre Belirlenmeli”

Çocukların yaş gruplarına göre aktiviteler yapılması gerektiğinedeğinen Alkan; “12-18 yaş arasındaki ergenler için hedef günde en az 60 dakika,orta şiddetliden daha yüksek şiddetli aktivitelere doğru şiddeti değişenaktiviteler olmalıdır. Aktivite tercihlerinin içerisinde haftada en az 3 defayüksek şiddette aktiviteler ile en az 3 defa kas ve kemikleri güçlendirenkuvvet aktiviteleri yer almalıdır. Aerobik aktiviteler, bu programın merkezindebulunmalıdır. Özellikle daha önce hareketsiz olanlar egzersize yavaş başlamalıve haftada 1-2 defa 15-30 dakikalık orta şiddetli aktiviteler yapmalıdır”şeklinde konuştu.



“Belirli Dönemlerde Ağır Egzersizler Büyümeyi Olumsuz YöndeEtkiliyor”

Fiziksel aktivitenin, çocukların bedensel, ruhsal ve sosyalsağlığı, gelecekteki yaşantıları üzerine etkilerine değinen Alkan; “Fizikselaktiviteler; çocukların kas kuvveti, refleks ve denge gelişimi, yorgunluğununazaltılması, kalp dolaşım sisteminin gelişmesi gibi birçok noktada önemli roloynuyor. Çocukların fiziksel aktiviteye katılımı ile kuvvet, çeviklik, denge vekoordinasyon gerektiren becerilerde artış gözlemleniyor. Kalp, damar ve solunum sistemi, dayanıklılıksporları için elverişli hale geliyor. Çocukların, kemik sağlığının ileriyaşlarda korunması için sıçrama aktivitelerinin yer aldığı ip atlama, voleybol,basketbol gibi sporlara özellikle teşvik edilmesi gerekiyor. Aşırı yüklenmenin,belirli dönemlerde büyümeyi olumsuz etkilediği görüşü kabul ediliyor. Bunedenle, çocuğun fiziksel kapasitesinin bilinmesi ve gereksiz zorlamalardankaçınılması çok önemli” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÜNÜMÜZÜN EN YAYGIN SİNDİRİM SORUNLARINDAN “İRRATABL BAĞIRSAK SENDROMU”</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gunumuzun-en-yaygin-sindirim-sorunlarindan-irratabl-bagirsak-sendromu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gunumuzun-en-yaygin-sindirim-sorunlarindan-irratabl-bagirsak-sendromu</guid>
<description><![CDATA[     Bağırsakların normal işlevlerindeki bozukluklarla karakterize edilen İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS), organik bir nedeni olmasa da en sık teşhis edilen sindirim sistemi hastalıkları arasında yer alıyor. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan da bu rahatsızlığın nasıl teşhis edildiğinden nasıl takviyeler alınması gerektiğine kadar IBS’ye dair bilgilerini paylaşıyor.

Günümüzün en yaygın sindirim sistemi rahatsızlıklarından IBS, bağırsak beyin ekseninin bozukluğu olarak tanımlanıyor. Hayati tehlikesi olmasa da yaşam kalitesini oldukça etkileyen IBS’nin tipik semptomları arasında karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal ve kabızlık bulunuyor.

İnflamatuar Bağırsak Hastalığı (İBH) veya Crohn hastalığı gibi ciddi bağırsak bozukluklarından farklı olan IBS’nin teşhisi doktor değerlendirmesi ve gaita testiyle yapılıyor. Genellikle, doktor semptomları değerlendirdikten sonra tanıyı koymak için başka potansiyel sağlık sorunlarını elemine ediyor. Bu, kapsamlı bir tıbbi geçmiş almayı, fizik muayeneyi ve bazen laboratuvar testlerini içeriyor. Fakat, IBS tanısını yapmak sadece besin intolerans testleri ile mümkün değil.

IBS nasıl yönetilmeli?

Tedavi yaklaşımı, semptomların şiddeti ve kişinin genel sağlık durumu göz önüne alınarak belirlenen IBS&#039;yi yönetmek için birçok tedavi seçeneği bulunuyor. Bunlar arasında diyet değişiklikleri (düşük FODMAP diyeti), stres yönetimi teknikleri (nefes çalışmaları ve meditasyonlar), ilaçlar (antidepresanlar ve antispazmoidler) ve alternatif tedaviler yer alıyor. Ayrıca, yeterli ve kaliteli uyku da IBS semptomlarının azaltılmasında önemli bir yere sahip.

IBS için ne gibi takviyeler alınmalı?

Probiyotikler, prebiyotikler, magnezyum sitrat, lif takviyeleri ve sindirim enzimleri (laktoz intoleransı için laktaz) gibi bir dizi takviye IBS semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabiliyor. Ancak, bu takviyeleri kullanmadan önce bir doktora danışmak oldukça önemli.

Nasıl bir beslenme düzeni gerekli?

IBS semptomlarını yönetmek için kişisel olarak uyarlanmış bir beslenme planı gerekli. Genellikle, lifli gıdaları artırmak, potansiyel tetikleyicileri tanımlamak ve yemek yeme alışkanlıklarını düzenlemek faydalı olabilir. Önerilen bazı beslenme stratejileri ise şunlardır:

Lifli gıdalar: Yeterli miktarda lif tüketmek kabızlığı hafifletebilir. Meyve, sebze, kepekli tahıllar gibi lifli gıdalar tercih edilmelidir.

FODMAP azaltımı: FODMAP&#039;lar, bazı kişilerde IBS semptomlarını kötüleştirebilen karbonhidratlardır. Bu yüzden, yüksek FODMAP içeren gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Ancak düşük FODMAP diyeti, tetikleyicileri belirlemek için uygulanan bir tedavi yaklaşımıdır ve hayat boyu uygulanmamalıdır.

Su tüketimi: Yeterli miktarda su içmek, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olabilir ve kabızlığı önleyebilir.

Küçük ve sık öğünler: Büyük öğünler yerine daha küçük ve sık öğünler tüketmek sindirim sistemi üzerindeki stresi azaltabilir.

Potansiyel tetikleyicileri tanımlama: Bazı yiyecekler, IBS semptomlarını tetikleyebilir. Kişisel olarak tetikleyicileri tanımlamak ve bunlardan kaçınmak önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b2a385c.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>GÜNÜMÜZÜN, YAYGIN, SİNDİRİM, SORUNLARINDAN, “İRRATABL, BAĞIRSAK, SENDROMU”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[    Bağırsakların normal işlevlerindeki bozukluklarla karakterize edilen İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS), organik bir nedeni olmasa da en sık teşhis edilen sindirim sistemi hastalıkları arasında yer alıyor. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan da bu rahatsızlığın nasıl teşhis edildiğinden nasıl takviyeler alınması gerektiğine kadar IBS’ye dair bilgilerini paylaşıyor.

Günümüzün en yaygın sindirim sistemi rahatsızlıklarından IBS, bağırsak beyin ekseninin bozukluğu olarak tanımlanıyor. Hayati tehlikesi olmasa da yaşam kalitesini oldukça etkileyen IBS’nin tipik semptomları arasında karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal ve kabızlık bulunuyor.

İnflamatuar Bağırsak Hastalığı (İBH) veya Crohn hastalığı gibi ciddi bağırsak bozukluklarından farklı olan IBS’nin teşhisi doktor değerlendirmesi ve gaita testiyle yapılıyor. Genellikle, doktor semptomları değerlendirdikten sonra tanıyı koymak için başka potansiyel sağlık sorunlarını elemine ediyor. Bu, kapsamlı bir tıbbi geçmiş almayı, fizik muayeneyi ve bazen laboratuvar testlerini içeriyor. Fakat, IBS tanısını yapmak sadece besin intolerans testleri ile mümkün değil.

IBS nasıl yönetilmeli?

Tedavi yaklaşımı, semptomların şiddeti ve kişinin genel sağlık durumu göz önüne alınarak belirlenen IBS'yi yönetmek için birçok tedavi seçeneği bulunuyor. Bunlar arasında diyet değişiklikleri (düşük FODMAP diyeti), stres yönetimi teknikleri (nefes çalışmaları ve meditasyonlar), ilaçlar (antidepresanlar ve antispazmoidler) ve alternatif tedaviler yer alıyor. Ayrıca, yeterli ve kaliteli uyku da IBS semptomlarının azaltılmasında önemli bir yere sahip.

IBS için ne gibi takviyeler alınmalı?

Probiyotikler, prebiyotikler, magnezyum sitrat, lif takviyeleri ve sindirim enzimleri (laktoz intoleransı için laktaz) gibi bir dizi takviye IBS semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabiliyor. Ancak, bu takviyeleri kullanmadan önce bir doktora danışmak oldukça önemli.

Nasıl bir beslenme düzeni gerekli?

IBS semptomlarını yönetmek için kişisel olarak uyarlanmış bir beslenme planı gerekli. Genellikle, lifli gıdaları artırmak, potansiyel tetikleyicileri tanımlamak ve yemek yeme alışkanlıklarını düzenlemek faydalı olabilir. Önerilen bazı beslenme stratejileri ise şunlardır:

Lifli gıdalar: Yeterli miktarda lif tüketmek kabızlığı hafifletebilir. Meyve, sebze, kepekli tahıllar gibi lifli gıdalar tercih edilmelidir.

FODMAP azaltımı: FODMAP'lar, bazı kişilerde IBS semptomlarını kötüleştirebilen karbonhidratlardır. Bu yüzden, yüksek FODMAP içeren gıdaların tüketimi azaltılmalıdır. Ancak düşük FODMAP diyeti, tetikleyicileri belirlemek için uygulanan bir tedavi yaklaşımıdır ve hayat boyu uygulanmamalıdır.

Su tüketimi: Yeterli miktarda su içmek, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olabilir ve kabızlığı önleyebilir.

Küçük ve sık öğünler: Büyük öğünler yerine daha küçük ve sık öğünler tüketmek sindirim sistemi üzerindeki stresi azaltabilir.

Potansiyel tetikleyicileri tanımlama: Bazı yiyecekler, IBS semptomlarını tetikleyebilir. Kişisel olarak tetikleyicileri tanımlamak ve bunlardan kaçınmak önemlidir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TÜRKİYE&amp;apos;DE KADINLARIN YÜZDE 60&amp;apos;I DÜZENLİ SAĞLIK KONTROLÜNE GİTMİYOR</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-kadinlarin-yuzde-60i-duzenli-saglik-kontrolune-gitmiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-kadinlarin-yuzde-60i-duzenli-saglik-kontrolune-gitmiyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin en büyük online sağlık platformu DoktorTakvimi, araştırma şirketi Twentify iş birliğiyle kadınların düzenli sağlık kontrolüne ilişkin alışkanlıklarını ve bariyerlerini anlamak ve kadınları sağlık kontrolüne teşvik etmenin yollarını tespit etmek üzere kadınların sağlık ihtiyaçlarına odaklanan “Kadın Sağlığı Araştırması”nı gerçekleştirdi.

18-54 yaş arasında ABC1C2DE SES (sosyal ekonomik statü) grubu, Türkiye temsili 1235 kadın katılımcının katıldığı araştırmaya göre kadınların yüzde 60&#039;ının düzenli sağlık kontrolüne gitmediği; psikolojik sağlık, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrolü, menopoz ve osteoporoz gibi konulara daha az öncelik verdiği görüldü. Ankete katılanların yüzde 67&#039;si çocuklarını düzenli sağlık kontrolüne götürürken, kendileri için sağlık kontrolü yaptıran annelerin oranı yüzde 45 oldu.
 
Araştırma kapsamında kadınlara yöneltilen “kadın sağlığı denildiğinde, aklına neler geliyor?” sorusunun cevabına göre kadın sağlığıyla en fazla ilişkilendirilen çağrışımların başında yüzde 20 ile jinekolojik hastalıklar geliyor. Onu yüzde 18 ile meme kanseri, yüzde 14 ile regl, yüzde 11 ile rahim kanseri takip ederken; ruh sağlığı yüzde 1, kemik erimesi yüzde 2, beden sağlığı yüzde 2 oranlarıyla listenin en alt sıralarında yer alıyor. Katılımcıların üreme sağlığı ve kadın üreme sistemiyle ilgili hastalıklara güçlü bir şekilde odaklanılırken, genel fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına dair çok daha az farkındalığa sahip olunduğu görülüyor. AB SES grubu daha az &quot;kadın hastalıkları&quot;ndan bahsederken, &quot;smear testini&quot; daha çok ifade ediyor. 18-24 yaş grubu için en çok akla gelen “adet/regl” iken, 35-44 yaş arasında “rahim kanseri” akla geliyor. “Doğum kontrolü&quot; konusunun Güneydoğu Anadolu bölgesinde diğer bölgelere göre daha çok akla geldiği, Ortadoğu Anadolu&#039;da ise regl konusunun en az akla geldiği görülüyor.

Kadın sağlığında odak menstrual döngü
Araştırmaya göre kadın sağlığında birincil odak yüzde 25 ile menstrual (adet/regl) döngü ve ardından yüzde 23 ile meme kanseri taraması. Yüzde 19 ile rahim ağzı kanseri, yüzde 8 ile doğum kontrolü ve doğurganlık gibi diğer alanlar da ön plana çıkarken, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrolü yüzde 6, psikolojik bozukluk yüzde 5, menopoz yüzde 4 ve osteoporoz yüzde 2 oranında ifade ediliyor ve daha az öncelik veriliyor.​ Kadın sağlığı denildiğinde akla gelen &quot;menstrual döngü, adet dönemi sorunları ve yönetimi&quot; konusu 18-24 yaş grubu, bekarlar ve çocuksuz kişiler tarafından daha çok belirtiliyor. Meme kanseri taraması 45-54 yaş kadınların, rahim ağzı kanseri 35-44, 45-54 yaş grubu ile çocuklu kadınların, doğurganlık konusu ise AB SES grubunun aklına daha çok geliyor. Bölgelere bakıldığında ise menstrual döngü, adet dönemi sorunları ve yönetimi konusunun en çok Batı Marmara&#039;da ifade edildiği görülüyor. Psikolojik rahatsızlıkları ise az Ege bölgesinde ifade ediliyor.

Katılımcıların yüzde 44&#039;ü HPV aşısının neyi önlediğini bilmiyor
Araştırmada kadın sağlığı hakkında yanlış ifadelere verilen cevaplar da yer alıyor. Sonuçlara göre jinekolojik hastalıklarla ilgili olarak muayenelerin yalnızca doktorlar tarafından mı yapılacağı konusunda bir kafa karışıklığı olduğu görünüyor. “Kadın hastalıklarında, kişi kendini muayene edemez. Sadece doktorlar tarafından muayene yapılabilir” ifadesine yüzde 4 oranında “bilmiyorum”, yüzde 34 oranında “kesinlikle doğru”, yüzde 22 oranında “kesinlikle yanlış” cevabı veriliyor. Katılımcılara “HPV aşısı meme kanserine karşı koruma sağlayan bir aşıdır” ifadesi soruluyor ve cevaplayanların neredeyse yarısı olan yüzde 44&#039;ü “bilmiyorum”, yüzde 8&#039;i “kesinlikle doğru”, yüzde 17&#039;si “doğru” diyor. Yani yüzde 69&#039;luk bir kesim HPV&#039;nin neyi önlediğini bilmiyor. “Meme kanseri taraması 20&#039;li yaşlarda başlar” ifadesini ise katılımcıların yüzde 28&#039;i yanlış bulurken, yüzde 60&#039;ı bunun mümkün olduğunu düşünüyor.​

Doğru ifadelerin tespit edilme oranı daha yüksek
Kadın sağlığı konularında katılımcıların bilgi seviyeleri ölçüldü. Katılımcıların kendilerine verilen doğru ifadeleri tespit etme oranlarının yanlış ifadeleri tespit etme oranlarından daha yüksek olduğu görülüyor.

“Düzenli adet döngüsü 21-35 gün arasında değişir” ifadesi için katılımcıların yüzde 91&#039;i “kesinlikle doğru” ve “doğru” derken, yüzde 2&#039;si “kesinlikle yanlış” ve yüzde 4&#039;ü “muhtemelen yanlış” diyor. Gebelik planlamasında folik asit kullanımına ve rahim ağzı kanseri taramalarına ilişkin yanlış yanıtlar daha az olmakla birlikte, katılımcıların 15&#039;i “Hamilelik planlarken folik asit kullanılması önerilir” ifadesi ve yüzde 28&#039;i “Rahim ağzı kanseri taraması genellikle Pap smear testi ile yapılır” ifadesi hakkında kararsız olduğunu veya herhangi bir fikrinin olmadığını belirtiyor.

En sık yaşanan sağlık sorunu cilt hastalıkları
Araştırmaya katılan kadınların yüzde 16&#039;sı halihazırda uzun süreli bir sağlık sorunu yaşadığını belirtiyor. Yaşanan sağlık sorunlarına bakıldığında ise yüzde 30 ile en sık cilt sorunları görülüyor; bunu yüzde 20 ile sinir sistemi/nörolojik h ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b31d32f.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>TÜRKİYEDE, KADINLARIN, YÜZDE, 60I, DÜZENLİ, SAĞLIK, KONTROLÜNE, GİTMİYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Türkiye'nin en büyük online sağlık platformu DoktorTakvimi, araştırma şirketi Twentify iş birliğiyle kadınların düzenli sağlık kontrolüne ilişkin alışkanlıklarını ve bariyerlerini anlamak ve kadınları sağlık kontrolüne teşvik etmenin yollarını tespit etmek üzere kadınların sağlık ihtiyaçlarına odaklanan “Kadın Sağlığı Araştırması”nı gerçekleştirdi.

18-54 yaş arasında ABC1C2DE SES (sosyal ekonomik statü) grubu, Türkiye temsili 1235 kadın katılımcının katıldığı araştırmaya göre kadınların yüzde 60'ının düzenli sağlık kontrolüne gitmediği; psikolojik sağlık, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrolü, menopoz ve osteoporoz gibi konulara daha az öncelik verdiği görüldü. Ankete katılanların yüzde 67'si çocuklarını düzenli sağlık kontrolüne götürürken, kendileri için sağlık kontrolü yaptıran annelerin oranı yüzde 45 oldu.
 
Araştırma kapsamında kadınlara yöneltilen “kadın sağlığı denildiğinde, aklına neler geliyor?” sorusunun cevabına göre kadın sağlığıyla en fazla ilişkilendirilen çağrışımların başında yüzde 20 ile jinekolojik hastalıklar geliyor. Onu yüzde 18 ile meme kanseri, yüzde 14 ile regl, yüzde 11 ile rahim kanseri takip ederken; ruh sağlığı yüzde 1, kemik erimesi yüzde 2, beden sağlığı yüzde 2 oranlarıyla listenin en alt sıralarında yer alıyor. Katılımcıların üreme sağlığı ve kadın üreme sistemiyle ilgili hastalıklara güçlü bir şekilde odaklanılırken, genel fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına dair çok daha az farkındalığa sahip olunduğu görülüyor. AB SES grubu daha az "kadın hastalıkları"ndan bahsederken, "smear testini" daha çok ifade ediyor. 18-24 yaş grubu için en çok akla gelen “adet/regl” iken, 35-44 yaş arasında “rahim kanseri” akla geliyor. “Doğum kontrolü" konusunun Güneydoğu Anadolu bölgesinde diğer bölgelere göre daha çok akla geldiği, Ortadoğu Anadolu'da ise regl konusunun en az akla geldiği görülüyor.

Kadın sağlığında odak menstrual döngü
Araştırmaya göre kadın sağlığında birincil odak yüzde 25 ile menstrual (adet/regl) döngü ve ardından yüzde 23 ile meme kanseri taraması. Yüzde 19 ile rahim ağzı kanseri, yüzde 8 ile doğum kontrolü ve doğurganlık gibi diğer alanlar da ön plana çıkarken, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrolü yüzde 6, psikolojik bozukluk yüzde 5, menopoz yüzde 4 ve osteoporoz yüzde 2 oranında ifade ediliyor ve daha az öncelik veriliyor.​ Kadın sağlığı denildiğinde akla gelen "menstrual döngü, adet dönemi sorunları ve yönetimi" konusu 18-24 yaş grubu, bekarlar ve çocuksuz kişiler tarafından daha çok belirtiliyor. Meme kanseri taraması 45-54 yaş kadınların, rahim ağzı kanseri 35-44, 45-54 yaş grubu ile çocuklu kadınların, doğurganlık konusu ise AB SES grubunun aklına daha çok geliyor. Bölgelere bakıldığında ise menstrual döngü, adet dönemi sorunları ve yönetimi konusunun en çok Batı Marmara'da ifade edildiği görülüyor. Psikolojik rahatsızlıkları ise az Ege bölgesinde ifade ediliyor.

Katılımcıların yüzde 44'ü HPV aşısının neyi önlediğini bilmiyor
Araştırmada kadın sağlığı hakkında yanlış ifadelere verilen cevaplar da yer alıyor. Sonuçlara göre jinekolojik hastalıklarla ilgili olarak muayenelerin yalnızca doktorlar tarafından mı yapılacağı konusunda bir kafa karışıklığı olduğu görünüyor. “Kadın hastalıklarında, kişi kendini muayene edemez. Sadece doktorlar tarafından muayene yapılabilir” ifadesine yüzde 4 oranında “bilmiyorum”, yüzde 34 oranında “kesinlikle doğru”, yüzde 22 oranında “kesinlikle yanlış” cevabı veriliyor. Katılımcılara “HPV aşısı meme kanserine karşı koruma sağlayan bir aşıdır” ifadesi soruluyor ve cevaplayanların neredeyse yarısı olan yüzde 44'ü “bilmiyorum”, yüzde 8'i “kesinlikle doğru”, yüzde 17'si “doğru” diyor. Yani yüzde 69'luk bir kesim HPV'nin neyi önlediğini bilmiyor. “Meme kanseri taraması 20'li yaşlarda başlar” ifadesini ise katılımcıların yüzde 28'i yanlış bulurken, yüzde 60'ı bunun mümkün olduğunu düşünüyor.​

Doğru ifadelerin tespit edilme oranı daha yüksek
Kadın sağlığı konularında katılımcıların bilgi seviyeleri ölçüldü. Katılımcıların kendilerine verilen doğru ifadeleri tespit etme oranlarının yanlış ifadeleri tespit etme oranlarından daha yüksek olduğu görülüyor.

“Düzenli adet döngüsü 21-35 gün arasında değişir” ifadesi için katılımcıların yüzde 91'i “kesinlikle doğru” ve “doğru” derken, yüzde 2'si “kesinlikle yanlış” ve yüzde 4'ü “muhtemelen yanlış” diyor. Gebelik planlamasında folik asit kullanımına ve rahim ağzı kanseri taramalarına ilişkin yanlış yanıtlar daha az olmakla birlikte, katılımcıların 15'i “Hamilelik planlarken folik asit kullanılması önerilir” ifadesi ve yüzde 28'i “Rahim ağzı kanseri taraması genellikle Pap smear testi ile yapılır” ifadesi hakkında kararsız olduğunu veya herhangi bir fikrinin olmadığını belirtiyor.

En sık yaşanan sağlık sorunu cilt hastalıkları
Araştırmaya katılan kadınların yüzde 16'sı halihazırda uzun süreli bir sağlık sorunu yaşadığını belirtiyor. Yaşanan sağlık sorunlarına bakıldığında ise yüzde 30 ile en sık cilt sorunları görülüyor; bunu yüzde 20 ile sinir sistemi/nörolojik hastalıklar, yüzde 17 ile solunum yolu hastalıkları ve yüzde 16 ile kas-iskelet sistemi hastalıkları takip ediyor. Yüzde 13 ile menopoz ve yüzde 12 ile kadın hastalıkları takip ediyor. Özellikle menopoz ve kas-iskelet sistemi hastalıklarının yaş aralıklarıyla vurgulanması, 45-54 yaş grubunda diğer yaş gruplarına göre daha yüksek bir prevalansa işaret etmektedir. Yüzde 5 ile kanser ve yüzde 11 ile kalp hastalıkları en alt sırada yer alıyor. Katılımcıların yüzde 27'si genetik hastalık yaşadığını belirtiyor.

Son doktor ziyaretinin amacı
Verilere göre son zamanlarda önemli sayıda insanın tıbbi bakıma başvurduğu görülüyor. En son doktor ziyaretlerinin ne zaman ve ne için olduğu da sorulan katılımcıların yüzde 92'sinin 2023 yılında doktora başvurduğu ifade ediliyor. Doktor ziyaretlerinin en önemli nedenleri arasında yüzde 41 ile ağrı ve hastalık yer alırken, bunu yüzde 35 ile rutin kontroller, yüzde 14 ile menstrual (regl) döngü problemleri izliyor. Kronik durumlar ve ruh sağlığı amaçlı ziyaretler ise yüzde 7 ile daha az bulunuyor. Süregelen sorunlar arasında görülen cilt sorunları ise son ziyaretlerde yüzde 0,4 gibi düşük bir oranda temsil ediliyor.

Son doktor ziyareti amaçları arasında ağrı ve hastalık durumu 25-34 yaş grubu, Batı Anadolu'da yaşayanlar ve düzenli sağlık kontrolüne gidenlerde daha az gözleniyor. Öte yandan rutin kontroller ve yıllık muayeneler AB grubu, Ege bölgesindekiler düzenli sağlık kontrolüne gidenlerin daha çok bahsettiği bir amaç olurken, 24-35 yaş gurubu daha az bahsediyor. Hamilelik ve doğum öncesi bakım 25-34 yaş arasında daha öne çıkarken, meme sağlığı 35-44 ile 45-54 yaş gruplarında, kronik hastalıklar 45-54 yaş grubu tarafından daha sık bahsedilen amaçlar.

​Kadınların sadece yüzde 40'ı rutin kontrolleri yaptırıyor
Araştırmaya göre, kadınların yüzde 40'ı düzenli sağlık kontrolünden geçiyor. AB SES grubu, evli kadınlar, üç yıl içinde çocuk sahibi olmayı planlayanlar ve DoktorTakvimi'ni bilenler için bu oran yüzde 50'ye yaklaşıyor. Buna karşılık 18-24 yaş arası genç kadınlarda ve çocuğu olmayanlarda yüzde 30 civarına düşüyor.​ Katılımcıların yüzde 56'sı sağlık kontrollerinin öncelikli amacını rutin kontroller ve yıllık muayeneler olarak belirtirken, AB SES grubunda bu oran yüzde 66'ya yükseliyor. Yüzde 30'u ağrı ve hastalık nedeniyle doktora başvururken, bunu takiben özellikle 45-54 yaş arası kadınlar, AB SES grubu ve İstanbul'da yaşayanlar arasında yaygın olan meme sağlığı sorunlarına odaklanıyor. Ruhsal sağlık yüzde 10, cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrolü ise yüzde 7 ile en son sıralarda yer alıyor.

Ebeveynler çocuklarının sağlığına daha fazla önem veriyor
Ankete katılanların yüzde 67'si çocuklarını düzenli sağlık kontrolüne götürürken, kendileri için sağlık kontrolü yaptıran annelerin oranı yüzde 45 olarak görülüyor. Bu 22 puanlık fark, ebeveynlerin çocuklarının sağlığına kendi sağlıklarından daha fazla önem verdiklerini gösteriyor. Özellikle yüzde 76 ile 25-34 yaş grubundakilerin, yüzde 77 ile üç yıllık çocuk sahibi olma planı olanların ve yüzde 80 ile DoktorTakvimi'nden haberdar olanların çocuklarını sağlık kontrolüne götürme eğiliminin daha yüksek olduğu ortaya konuyor.

Katılımcıların yüzde 12'si kadın doktor tercih ediyor
Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 88'i doktorun cinsiyetinin doktor tercihini etkilemediğini belirtiyor.​ Yüzde 12 gibi daha küçük bir kesim ise sadece kadın doktorlar tarafından muayene edilmeyi tercih ediyor. Kadınların yüzde 64'ü doktor randevu tarihine harfiyen uyuyor ve mutlaka gidiyor. Doktor randevu tarihine tam olarak uymasa da yine de randevuya gideceğini söyleyenlerin oranı yüzde 25 iken, iyi hissedersem gitmem diyenlerin oranı yüzde 11 olarak görülüyor.

Ankete katılanların yüzde 31'i son sağlık kontrolünü son bir ayda, yüzde 87'lik bir çoğunluk ise son bir yıl içinde yaptırdığını söylüyor. Bu, sağlık hizmetleriyle nispeten sık bir şekilde güçlü bir etkileşimin olduğunu gösteriyor.​
 
Katılımcıların yüzde 49'u erken teşhis için kontrole gidiyor
Katılımcıların yüzde 49'u düzenli sağlık kontrollerinin en önemli nedeni olarak hastalıkların erken teşhisini belirtiyor. Rutin sağlık takibi, özellikle AB SES grubu arasında yüzde 39 ile ikinci en yaygın kontrol nedeni; doktor tavsiyesi ise yüzde 30 oranıyla üçüncü neden olarak görülüyor. Sağlık kontrolleri için motivasyon kaynağı olarak hizmetin sigorta planı kapsamında olması ise yüzde 5 ile en sonda yer alıyor.

Yüzde 29'luk kesim sağlık kontrolünü gerekli görmüyor
Verilere göre katılımcıların sağlık kontrollerini atlamalarının başlıca nedenleri arasında ise yüzde 29 ile gerekli görülmemesi birinci sırada bulunuyor. Onu yüzde 28 ile devlet hastanelerinden randevu almanın zorluğu, yüzde 26 ile zamansızlık, yüzde 16 ile özel hastanelerin pahalı olması takip ediyor. Son üç nedeni ise yüzde 0,4 ile aile/eş itirazları, yüzde 1 sağlık kurumunda kadın doktorun olmaması ve yüzde 2 ile yakınlarda sağlık kurumu/hastanenin olmaması oluşturuyor.

Belirli rahatsızlıkların semptom gösterdiği durumda kontrole gidiliyor
Düzenli kontrolü teşvik edebilecek unsurların başında yüzde 35 ile gerekli olması, yani rahatsızlıkların belirtiyi gösterdiği semptomlar bulunuyor. Bu da acil sağlık endişelerinin, tıbbi yardıma başvurma konusunda önemli bir tetikleyici olduğunu gösteriyor.​ Devlet hastanesi randevularına kolay erişim yüzde 31 ile ikinci sırada yer alırken, İstanbul'da bu oranın yüzde 39 ile daha yüksek olduğu görülüyor. Özel bakıma yönelik mali kapasite ve zamanın kullanılabilirliği katılımcıların yüzde 24'ünü etkiliyor; bu da sağlık hizmetlerine erişimde maliyet ve zamanın önemli olduğunu vurguluyor.

Kadınlar düzenli sağlık kontrolüne gitmede teşviki eşlerinden almak istiyor
Katılımcıların düzenli kontrolünü teşvik eden kişilerin başında yüzde 52 ile eşleri geliyor. Onu yüzde 38 ile anneleri, yüzde 31 ile kardeşleri, yüzde 19 ile çocukları takip ederken, yüzde 7 ile kendileri olup sonlarda yer alıyor. Katılımcı kadınlar düzenli sağlık kontrolüne gitmelerinin teşvikini daha çok eşlerinden bekliyor. 'Düzenli sağlık kontrolünü teşvik eden kişilerde eşin rolü 35-44 yaş grubu ve jinekolojik muayeneye gidenlerde daha önem taşırken, DE SES grubunda eşin önemi daha az. 18-24 yaş grubu için anne, kardeş ve baba daha önemli hale geliyor. Çocukların önemi ise 45-55 yaş grubu kadınlar ve Ege bölgesinde yaşayanlar için daha öncelikli yer alıyor.

​En çok devlet hastaneleri tercih ediliyor
Katılımcıların sağlık kontrolleri için lokasyon tercihlerine bakıldığında ise şu ana kadar, en sık devlet hastanelerini, en az ise özel muayenehaneleri kullandıkları görülüyor. Gelecek yıla ilişkin planlar için devlet hastaneleri yüzde 69 ile tercih edilen sağlık kurumu olmaya devam ediyor. Özel hastanelerin önümüzdeki yıl yüzde 29 oranında kullanılması bekleniyor. Devlet hastanelerini en çok tercih eden yaş grubu ise 45-54 oluyor. Sağlık kontrolünde tercih edilen yerler bakımından İstanbul'da yaşayanlar, AB SES grubu ve DoktorTakvimi bilenler farklılık gösteriyor.

Katılımcıların yüzde 33'ü pandemi sonrası daha sık sağlık kontrolü yaptırıyor
Araştırma, katılımcıların sağlık kontrolü alışkanlıklarını ortaya koyuyor. Kadınların yüzde 58'i pandemiden sonra sağlık muayenesi sıklıklarında herhangi bir değişiklik olmadığını bildirirken, yüzde 33'ü salgın sonrasında daha sık sağlık kontrol yaptırdığını, yüzde 10'u ise pandemiden bu yana sağlık kontrollerinin sıklığını azalttığını söylüyor.

Kadınların 19'u doktor ararken internet yorumlarına bakıyor
Katılımcılara doktorları nereden araştırdıkları da soruluyor. Doktor ararken katılımcıların yüzde 44'ü tanıdık doktorlara bağlılık göstererek her zamanki doktorlarını tercih ediyor. Yüzde 38'i güvenilir hastaneleri seçiyor, yüzde 29'u tanıdıklarına soruyor ve yüzde 19'u internet yorumlarına bakıyor. Sağlık blogları ve fonlarda araştırma yapanlar ise yüzde 9 ile en sonda yer alıyor.

Sağlık haber kaynaklarının başında ise yüzde 36 ile sosyal medya geliyor. Yüzde 33 ile tanıdıklar ikinci, sağlık forumları, bloglar ve web siteleri yüzde 31 ile üçüncü sırada yer alıyor. Gazete ve dergiler yüzde 8 ile, televizyon yüzde 26 ile son sıraları oluşturuyor. Yüzde 14'lük bir kesim ise takip etmediklerini belirtiyor.

Katılımcıların yüzde 63'ü kendi kendine muayene yapıyor
Ankete katılanların yüzde 63'ü kendi kendine muayene (meme muayenesi) yaptığını söylerken, neredeyse her 5 kadından 1'inin kendi kendine muayene sırasında bir şey tespit ettiği görülüyor. Çocuklu kadınlar, üç yıl içinde çocuk planı olanlar, düzenli sağlık kontrolüne gidenler daha fazla kendi kendine muayene yaparken, 18-24 yaş grubu, DE SES grubu, Akdeniz bölgesi ve bekarlar arasında bu oran daha düşük.

Herhangi bir belirti fark edildikten sonra yapılan işlemlere bakıldığında, yüzde 53'ünün hemen doktor randevusu aldığı, yüzde 21'inin çevrimiçi araştırma yaptığı, yüzde 13'ünün bir aile üyesine, yüzde 11'inin tanıdık doktora, yüzde 3'ünün tanıdıklara danıştığı ortaya konuyor. Bu muayene sırasında bir belirti fark etme durumunda alınacak aksiyonlar yaşa, sosyo-ekonomik statüye, medeni duruma ve düzenli sağlık kontrolüne gitme alışkanlığına göre farklılık gösteriyor.

Kadınların yüzde 60'ı e-Devlet (MHRS) sistemini kullanıyor
Katılımcıların yüzde 33'ü sağlık kontrolünün takibinde belirli bir yöntemi takip etmiyor ve hafızalarına güveniyor; yüzde 25'i telefonunda hatırlatıcı kuruyor, yüzde 16'sı her zaman gittiği doktoru aradığını söylüyor. Sağlık kontrollerini planlarken kadınların yüzde 60'ı e-Devlet (MHRS) sistemini kullanıyor, yüzde 24'ü çevrimiçi randevu rezervasyon sitelerini ve yüzde 22'si uygulamaları kullanıyor. Doğrudan doktoru arayanlar ise yüzde 7 ile son sırada yer alıyor. 

Araştırmanın metodolojisi
Araştırma şirketi Twentify işbirliğiyle gerçekleştirilen araştırmaya 18-54 yaş arası ABC1C2DE SES (sosyal ekonomik statü) grubu 1200'den fazla kadın katıldı. Katılımcıların ortalama geliri 25 bin TL iken, bölge dağılımı şöyle oldu: İstanbul (%18), Ege (%13), Akdeniz (%12), Batı Anadolu (%10), Güneydoğu Anadolu (%10), Doğu Marmara (%10), Batı Karadeniz (%6), İç Anadolu (%6), Doğu Anadolu (%5), Batı Marmara (%5), Doğu Karadeniz (%3), Kuzeydoğu Anadolu (%3). Katılımcıların yüzde 64'ü evli, yüzde 30'u bekar, yüzde 4'ü boşanmış, yüzde 2'si partneriyle yaşarken; yüzde 63'ü çocuk sahibi, yüzde 1'i ise gebe. Yüzde 44'ünün iki çocuğu, yüzde 36'sının bir, yüzde 16'sının üç, yüzde 4'ünün dört veya daha fazla çocuğu var. Yüzde 32'si de üç yıl içinde çocuk planlıyor.
 
“Kadın sağlığı konusunda farkındalığı artıracağız”
10 yılı aşkın süredir hastalar ve sağlık araştırması yapan kullanıcılar ile sağlık profesyonellerini bir araya getiren DoktorTakvimi'nin Türkiye Ülke Müdürü Hakan Türkoğlu, araştırmayla ilgili şu açıklamayı yapıyor: “Kadın sağlığı, toplumun temel taşlarından biridir ve her zaman öncelikli bir konu olmalıdır. Kadınlar sağlıklı olduklarında, aileleri ve toplumları da sağlıklı olur. Bu nedenle, DoktorTakvimi olarak kadın sağlığına yönelik bilinci artırmak ve kadınların sağlık hizmetlerine kolayca erişimini sağlamak bizim için büyük önem taşıyor. DoktorTakvimi olarak, kadınların jinekolojik sağlık, doğum kontrolü, gebelik takibi, menopoz yönetimi gibi konularda bilinçli olmalarını ve düzenli sağlık kontrolleri yapmalarını teşvik ediyoruz. Aynı zamanda, platformumuz aracılığıyla kadınlara en iyi sağlık uzmanlarına ulaşma imkanı sunarak, sağlık hizmetlerine erişimlerini kolaylaştırıyoruz. Kadın Sağlığı Araştırmasını Türkiye'deki kadınların düzenli sağlık kontrolüne ilişkin alışkanlıklarını ve bariyerlerini anlamak, onları teşvik etmenin yollarını tespit etmek üzere yaptık. Araştırmanın sonucunda gördük ki ‘kadın sağlığı' denince daha çok üreme sağlığı ve kadın üreme sistemiyle ilgili hastalıklar, çağrışımlar öne çıkıyor. Genel fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarına dair ise çok daha az farkındalık var. ​Sonuçlar, kadın sağlığı konularında daha anlaşılır bir iletişim ve eğitime ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor. DoktorTakvimi olarak bu konudaki farkındalığı artırmak üzere çalışmalarımıza devam edeceğiz.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>TÜRKİYE&amp;apos;DE KADINLARIN YÜZDE 40&amp;apos;INDA, ERKEKLERİN YÜZDE 30&amp;apos;UNDA OBEZİTE GÖRÜLÜYOR</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-kadinlarin-yuzde-40inda-erkeklerin-yuzde-30unda-obezite-goruluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-kadinlarin-yuzde-40inda-erkeklerin-yuzde-30unda-obezite-goruluyor</guid>
<description><![CDATA[     Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan Obezite, günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. 22 Mayıs Avrupa Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Doktortakvimi uzmanlarından Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş ve Klinik Psikolog Nisanur Sarıgül, obeziteyle ilgili merak edilenleri anlatıyor.

 Obezite, yani şişmanlık hastalığının son 25 yılda hem Türkiye&#039;de hem dünyada aşırı derecede artış gösterdiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, özellikle gelişmiş ülkelerde toplumun neredeyse yüzde 50&#039;ye yakınında bu sorunun görülmeye başladığını; Türkiye&#039;de ise kadınların yüzde 40&#039;ında, erkeklerin ise yüzde 30&#039;unda obezite saptandığını belirtiyor.

Obezitenin vücuttaki yağ dokusunun artması şeklinde tarif edilebileceğini dile getiren Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Özellikle karın bölgesi yağlanması abdominal obezite veya viseral obezite olarak adlandırılmaktadır. Bu tür obezite, metabolik sorunların temelini oluşturmaktadır. Erkeklerde göbek çevresinin 102 cm, kadınlarda 88 cm üzerinde olması abdominal obezite olarak kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksinin (VKİ) 30&#039;un üzerinde olması da obezitedir” diyor.

Hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki bozulma en önemli sebepler

Obeziteye en sık sebep olan durumların beslenme bozukluğu, hareketsiz yaşam, insülin direnci, polikistik over sendromu, genetik faktörler, tiroid hastalıkları ve Cushing Sendromu olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Son yıllarda artışın en önemli sebebi hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki bozulmadır. Özellikle yüksek kalorili gıda tüketimi, batı tarzı beslenme, karbonhidrattan yüksek gıdaların çok tüketimi e bunu yakmak için hareketin olmaması en önemli neden olarak gözümüze çarpmaktadır” ifadelerini kullanıyor.

Obezitenin birçok hastalığın en önemli sebebi olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Tedavi edilmezse uyku apnesi, hipertansiyon diyabet, yağlı karaciğer hastalığı, gut, meme ve kolon kanseri gibi hayatı tehdit edebilecek sorunlara yol açabilmektedir. Obez olan bir birey ideal kilosuna ulaşmasa bile ağrılığının yüzde 10-15&#039;ini kalıcı olarak verebilirse bu saydığım birçok hastalığın gelişme riskini belirgin olarak azaltabilmektedir” diyor.

Obeziteyle mücadelede toplumsal önlemler gerekiyor

Obeziteyle mücadelenin bireysel olmaktan ziyade toplumsal önlemlerle yapılabileceğini belirten Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Bu konuda hem sağlık otoritesinin hem de bu konuyla ilgilenen sivil toplum kurumlarının ortak çalışmasıyla ülkemizde obeziteyle mücadele programları düzenlenmesi gerekir. Bireysel bazda değerlendirdiğimizde obezite tedavisinin üç saç ayağı vardır. Birincisi beslenmenin düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve ilaç tedavileridir. Obezite tedavisinde hastaların yaşam şekillerine uygun, karbonhidrattan ve yağdan düşük gıdaları içeren bir diyet programıyla birlikte haftada en az 5 gün 45 dakika süren fiziksel aktivite olmalıdır. Medikal (ilaç) tedaviden fayda görmeyen hastalarımızda bariatrik cerrahi (obezite cerrahisi) işlemi uygulanabilmektedir” şeklinde konuşuyor.

Obezite, insülin direncine sebep oluyor

Obeziteye, birçok endokrinolojik hormon bozukluklarının yol açabildiğini söyleyen Doç. Dr. Yusuf Aydın, “İnsülin direnci, tip 2 diabetes mellitus bu hastalıkların en başında gelmektedir. Haşimoto hastalığı, hipotiroidiye yol açarak kilo vermeyi zorlaştırmakta ve obeziteye sebep olabilmektedir. Kortizol fazlalığıyla ortaya çıkan Cushing sendromu da önemli obezite sebepleri arasında sayılabilir. Kadınlarda menopoz, erkeklerde testosteron eksikliği ile ortaya çıkan hipogonadizmdede obezite sıklıkla görülebilmektedir” şeklinde konuşuyor.

Multidisipline yaklaşım çok önemli

Obezite tedavisinde multidisipline yaklaşımın çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Beslenme uzmanı, endokrinolog uygun hastalarda bariatrik cerrahi doktoru ile birlikte ekip şeklinde yapılacak tedavi en etkin tedavi yöntemidir. Medikal anlamda özellikle GLP-1 agonisti ilaçlar hastalarda yüzde 20-25 oranında kilo vermeye yol açabilmektedir. Özellikle Tip 2 diyabet hastalarında oldukça etkili olduğu bilinen deri altına enjeksiyon yoluyla uygulanan tedaviler gelecek için ümit verici sonuçları göstermiştir. Sonuç olarak obezite tedavisinde hasta temelli tedaviler uygulanması gerekmektedir. Medikal tedavinin etkin olmadığı noktada cerrahi seçenekler düşünülmelidir” ifadelerini kullanıyor.

Beslenme çok önemli bir role sahip

DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş ise son dönemlerde başlı başına bir hastalık olarak kabul edilen ve küresel bir sağlık sorunu olan obezitenin gelişmesinde davranışsal, çevresel ve genetik gibi birçok etmenin rol oynadığını, beslenmenin ise çok öneml ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b23f45a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>TÜRKİYEDE, KADINLARIN, YÜZDE, 40INDA, ERKEKLERİN, YÜZDE, 30UNDA, OBEZİTE, GÖRÜLÜYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan Obezite, günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. 22 Mayıs Avrupa Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Doktortakvimi uzmanlarından Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş ve Klinik Psikolog Nisanur Sarıgül, obeziteyle ilgili merak edilenleri anlatıyor.

 Obezite, yani şişmanlık hastalığının son 25 yılda hem Türkiye'de hem dünyada aşırı derecede artış gösterdiğini söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydın, özellikle gelişmiş ülkelerde toplumun neredeyse yüzde 50'ye yakınında bu sorunun görülmeye başladığını; Türkiye'de ise kadınların yüzde 40'ında, erkeklerin ise yüzde 30'unda obezite saptandığını belirtiyor.

Obezitenin vücuttaki yağ dokusunun artması şeklinde tarif edilebileceğini dile getiren Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Özellikle karın bölgesi yağlanması abdominal obezite veya viseral obezite olarak adlandırılmaktadır. Bu tür obezite, metabolik sorunların temelini oluşturmaktadır. Erkeklerde göbek çevresinin 102 cm, kadınlarda 88 cm üzerinde olması abdominal obezite olarak kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksinin (VKİ) 30'un üzerinde olması da obezitedir” diyor.

Hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki bozulma en önemli sebepler

Obeziteye en sık sebep olan durumların beslenme bozukluğu, hareketsiz yaşam, insülin direnci, polikistik over sendromu, genetik faktörler, tiroid hastalıkları ve Cushing Sendromu olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Son yıllarda artışın en önemli sebebi hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki bozulmadır. Özellikle yüksek kalorili gıda tüketimi, batı tarzı beslenme, karbonhidrattan yüksek gıdaların çok tüketimi e bunu yakmak için hareketin olmaması en önemli neden olarak gözümüze çarpmaktadır” ifadelerini kullanıyor.

Obezitenin birçok hastalığın en önemli sebebi olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Tedavi edilmezse uyku apnesi, hipertansiyon diyabet, yağlı karaciğer hastalığı, gut, meme ve kolon kanseri gibi hayatı tehdit edebilecek sorunlara yol açabilmektedir. Obez olan bir birey ideal kilosuna ulaşmasa bile ağrılığının yüzde 10-15'ini kalıcı olarak verebilirse bu saydığım birçok hastalığın gelişme riskini belirgin olarak azaltabilmektedir” diyor.

Obeziteyle mücadelede toplumsal önlemler gerekiyor

Obeziteyle mücadelenin bireysel olmaktan ziyade toplumsal önlemlerle yapılabileceğini belirten Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Bu konuda hem sağlık otoritesinin hem de bu konuyla ilgilenen sivil toplum kurumlarının ortak çalışmasıyla ülkemizde obeziteyle mücadele programları düzenlenmesi gerekir. Bireysel bazda değerlendirdiğimizde obezite tedavisinin üç saç ayağı vardır. Birincisi beslenmenin düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve ilaç tedavileridir. Obezite tedavisinde hastaların yaşam şekillerine uygun, karbonhidrattan ve yağdan düşük gıdaları içeren bir diyet programıyla birlikte haftada en az 5 gün 45 dakika süren fiziksel aktivite olmalıdır. Medikal (ilaç) tedaviden fayda görmeyen hastalarımızda bariatrik cerrahi (obezite cerrahisi) işlemi uygulanabilmektedir” şeklinde konuşuyor.

Obezite, insülin direncine sebep oluyor

Obeziteye, birçok endokrinolojik hormon bozukluklarının yol açabildiğini söyleyen Doç. Dr. Yusuf Aydın, “İnsülin direnci, tip 2 diabetes mellitus bu hastalıkların en başında gelmektedir. Haşimoto hastalığı, hipotiroidiye yol açarak kilo vermeyi zorlaştırmakta ve obeziteye sebep olabilmektedir. Kortizol fazlalığıyla ortaya çıkan Cushing sendromu da önemli obezite sebepleri arasında sayılabilir. Kadınlarda menopoz, erkeklerde testosteron eksikliği ile ortaya çıkan hipogonadizmdede obezite sıklıkla görülebilmektedir” şeklinde konuşuyor.

Multidisipline yaklaşım çok önemli

Obezite tedavisinde multidisipline yaklaşımın çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Yusuf Aydın, “Beslenme uzmanı, endokrinolog uygun hastalarda bariatrik cerrahi doktoru ile birlikte ekip şeklinde yapılacak tedavi en etkin tedavi yöntemidir. Medikal anlamda özellikle GLP-1 agonisti ilaçlar hastalarda yüzde 20-25 oranında kilo vermeye yol açabilmektedir. Özellikle Tip 2 diyabet hastalarında oldukça etkili olduğu bilinen deri altına enjeksiyon yoluyla uygulanan tedaviler gelecek için ümit verici sonuçları göstermiştir. Sonuç olarak obezite tedavisinde hasta temelli tedaviler uygulanması gerekmektedir. Medikal tedavinin etkin olmadığı noktada cerrahi seçenekler düşünülmelidir” ifadelerini kullanıyor.

Beslenme çok önemli bir role sahip

DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş ise son dönemlerde başlı başına bir hastalık olarak kabul edilen ve küresel bir sağlık sorunu olan obezitenin gelişmesinde davranışsal, çevresel ve genetik gibi birçok etmenin rol oynadığını, beslenmenin ise çok önemli bir role sahip olduğunu; çünkü sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmenin ve duygusal yeme alışkanlıklarını yönetmenin, vücut ağırlığını kontrol altında tutmayı ve obezite riskini azaltmayı desteklediğini belirtiyor.

Çocukluk ve ergenlik döneminde obezite çarpıcı düzeye ulaştı

Tüm yaş gruplarında artan bir obezite prevalansından bahsedilebileceğini ancak son yıllarda çocukluk ve ergenlik döneminde obezitenin çarpıcı düzeye ulaştığını söyleyen Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş, obeziteye neden olabilecek başlıca beslenme hatalarını şöyle sıralıyor: “Duygusal yeme, popüler diyetlerin bilinçsizce uygulanması, fast food gıdaların tüketim miktarı ve sıklığının fazla olması, kilo verme amaçlı öğün atlanması ve uzun süreli açlığın ardından aşırı miktarda yemek yenmesi, hızlı yeme ve az çiğneme, gıdaların sağlıklı ve sağlıksız olarak etiketlenmesi, bir besin grubundan aşırı tüketim yapılırken diğer besin gruplarının ihmal edilmesi, şeker içeriği yüksek olan gıdaların özellikle işlenmiş tatlılar ve şekerli içeceklerin fazla tüketimi, yeteri kadar su içilmemesi, porsiyonların büyük olması, günlük lif alımının düşük olması, sürekli atıştırmak ve kalori saymak.”

 Kişiye özel beslenme planı oluşturulmalı

Kilo verme ve korumada başarılı olmak için beslenme planının kişiye özel oluşturulması gerektiğini belirten Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş, “Birey fizyolojik, psikolojik ve sosyal yönden değerlendirilmeli ve beslenme planı bireyin tüm gereksinimlerini yeterli ve dengeli bir şekilde karşılamalıdır. Katı kurallar içeren planlar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları vurgulanmalı; hedefler ulaşılabilir olmalıdır. Ağırlık kaybetmek ne kadar önemliyse kaybedilen ağırlığın korunması da o kadar önemlidir. Koruma programında amaç, uzun dönemde ağırlık kazanımının önlenmesi veya minimum olmasını sağlamaktır. Tıbbi beslenme tedavisi ve davranış değişikliği tedavisi birlikte kullanıldığında hem ağırlık kaybını sağlamada hem de kaybedilen ağırlığın korunmasında büyük başarı sağlanmaktadır” diyor.

 Tıbbi beslenme tedavisi beslenme uzmanı tarafından planlanmalı

Her bir besin öğesinin vücutta farklı işlevi olduğunun altını çizen Diyetisyen ve Psikolog M. Berrin Ak Atiş, “Porsiyon kontrolüne dikkat ederek tüm besin gruplarının diyete dahil edildiği dengeli bir beslenme yaklaşımı benimsemek önemlidir. Burada önemli olan besin öğelerini yeterli miktarda alabilmek ve bir besin eksikliğinin sebep olabileceği rahatsızlıklara zemin oluşturmamaktır. Bu nedenle tıbbi beslenme tedavisi beslenme uzmanı tarafından planlanmalıdır. Proteinler, tokluk hissi verir ve kas kütlesini korur. Bu nedenle obezite tedavisinde diyette yeterli miktarda olmalıdır. Protein kaynaklarına yumurta, balık, tavuk, et, süt ürünleri ve kuru baklagilleri örnek verebiliriz. Yağlar da tıpkı proteinler gibi tokluk hissi verir. Aynı zamanda yağda eriyen vitaminlerin emilimi için gereklidir. Zeytinyağı, fındık yağı, avokado, chia tohumu, keten tohumu, somon gibi yağlı balıklar ve ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler sağlıklı yağ içeren kaynaklardır. Karbonhidratlar vücut için gerekli enerjinin büyük kısmını karşılayan besin öğesidir. Diyette basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlar olarak adlandırdığımız glisemik indeksi ve yükü düşük tam tahıllı gıdalar, kuru baklagiller tercih edilmelidir. Kompleks karbonhidratlar yavaş sindirilir ve kan şekerini dengeler. Bu da uzun süre tok kalarak alınan enerji dengesinin korunmasına ve dolayısıyla kilo vermeye yardımcı olur. Su, sağlıklı bir kilo kaybı için çok önemlidir. Vücuttaki toksinlerin atılmasına yardımcı olur, metabolizmayı hızlandırır ve tokluk hissi sağlar. Su ihtiyacı kişiden kişiye değişiklik gösterir ancak idrar rengi gözlemlenerek vücut için gerekli su miktarı belirlenebilir. Lif açısından zengin gıdalar sindirimi düzenler, bağırsak sağlığını destekler ve tokluk hissini artırır. Sebze ve meyveler, tam tahıllar, kuru baklagiller gibi lifli gıdaların tüketimi obezite tedavisinde önemlidir” ifadelerini kullanıyor.

 Duygusal ihtiyaçlarımızı anlamlandıramadığımız için yeme ihtiyacı hissediyoruz

Konuyla ilgili bilgiler veren DoktorTakvimi uzmanlarından Klinik Psikolog Nisanur Sarıgül, “Çoğu zaman ihtiyaçlarımızı doğru fark edemediğimizde, fiziksel ihtiyaçlarla duygusal ihtiyaçlar birbirine karışmaya başlıyor. Normalde fiziksel bir ihtiyacı karşılamak için yememiz gerekirken, duygusal ihtiyaçlarımızı tanımadığımız, tam olarak anlamlandıramadığımız için bir yeme ihtiyacı hissediyoruz. Bu noktada yemek hemen yardıma koşuyor ve bu ihtiyacı tamamlamaya başlıyor. Yiyeceği araç olarak kullanmaya başlıyoruz. Duygusal yeme sadece ‘çikolatayı çok seviyorum, çikolata yiyorum” demek değil. ‘Kendimi iyi hissetmeme haliyle baş etmek beni çok zorluyor ve bu zorlukla baş başa kalmak yerine yemeyi tercih ediyorum, yiyerek baş ediyorum' demektir. Mesela çoğu insan ‘yemek beni çok mutlu ediyor' diyor. Şu soruyu sormak gerekiyor: ‘Yedikten sonra pişmanlık duyuyor musunuz? Eğer cevabınız pişmanlık gibi olumsuz duygularsa, farklı olumsuz şeyleri tetikliyorsa bu yediğimiz şey bizi gerçekten mutlu etmiyor demektir. Yemekten anlık bir haz alıyorsunuz. Haz ve mutluluğu iyi ayırt etmek lazım” diyor.

Zayıflamak için bir süre diyet yapan kişinin, istediği kiloya ulaşıp diyeti bırakınca eski kilosuna tekrar döndüğünü belirten Klinik Psikolog Nisanur Sarıgül, bu kısır döngünün, gıda ile kişi arasında önce bir yoksunluk duygusuna ardından daha da kuvvetlenen bir aşka dönüştüğünü ve kişinin yemeden duramadığı söylüyor ve ekliyor: “Burada önemli olan davranışı değiştirmektir. Bunun için her lokmayı fark etmek, her lokma için şükretmek önemlidir. Beslenme ve aktivite alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra hastanın ailesi başta olmak çevresi de bu konuda bilgilendirilmelidir” şeklinde konuşuyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇOCUKLARDA LÖSEMİNİN 6 BELİRTİSİNE DİKKAT!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarda-loseminin-6-belirtisine-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarda-loseminin-6-belirtisine-dikkat</guid>
<description><![CDATA[     Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri Pediatrik Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Tavil, “Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası” kapsamında lösemi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Lösemi, kan hücrelerinin üretiminde ve işlevlerinde sorunlara yol açan bir tür kanserdir. Genellikle beyaz kan hücrelerini etkiler, ancak diğer kan hücrelerini de görülebilir. Lösemi semptomları arasında; yorgunluk, enfeksiyonlara yatkınlık, kolay morarma veya kanama ve kemik ağrıları bulunur. Çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Lösemi 2 farklı türde görülebiliyor

Kemik iliği vücutta alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları yani kan üreten organdır. Kemik iliğinde üretilen bu hücreler farklılaşarak kontrolsüz çoğaldığında kemik iliği blast adı verilen kanser hücreleriyle kaplanır, görevini yeri getiremez ve lösemi hastalığı oluşur. Lösemiler, akut lenfoblastik lösemi ve akut miyeloblastik lösemi olarak iki ana gruba ayrılır. Akut lenfoblastik lösemi çocuklarda daha sık gözlenmektedir.

Bu risk faktörlerine dikkat!

Lösemin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bir takım çevresel ve genetik faktörler bulunmaktadır. Toksik, kimyasal maddelere maruz kalmak özellikle boya sanayiinde çok kullanılan benzen maddesi, radyasyon maruziyeti çevresel toksik faktörler arasında sayılabilir. Bir çocuğun kardeşinde, ikizinde veya ailesinde bir lösemi öyküsü bulunuyorsa herhangi başka bir çocuğa göre risk faktörü artmaktadır. Ayrıca çok ciddi ve ağır enfeksiyonlarla bağışıklık sistemi baskılanmış bir çocukta minik birkaç kanser hücresi varsa kontrolsüz bir şekilde çoğalarak lösemiye neden olabilmektedir. Yani enfeksiyon löseminin ortaya çıkışını hızlandırabilmektedir.

Bu belirtileri mutlaka dikkate alın

1. Kemik iliği tutulduğu zaman eklemlerde ve kemiklerde ağrı ilk belirti olabilir. Kemik ve eklem ağrıları, şişme ve ısı artması olabilir. Çünkü kan kanseri ilk kemik iliğinde başlar. Bu sebeple romatizma ile de karışabilmektedir.

2. Kemik iliği görevini yerine getiremediği ve alyuvar oluşturamadığı için anemi yani kansızlık ortaya çıkabilir. Çocukta halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık görülür. Küçük çocuklar 10 adet merdiveni çıktıktan sonra nefes nefese kalabilirler.

3. Akyuvarlar azaldığında ise çocuk enfeksiyonlara duyarlı hale gelebilmektedir. Çocuk ateşlenebilir ve bu ateş antibiyotik tedavisine yanıt vermez. Antibiyotik tedavisi ile düzelmeyen ısrarlı ve yüksek ateş löseminin habercisi olabilir.

4. Trombosit üretimi düştüğünde ise çocuk kanamaya meyilli olmaktadır. Ciltte noktasal tarzda peteşi denilen kanamalar oluşmaktadır. Ayrıca kolay morarma, purpura (kırmızımsı mor renkte, basmakla solmayan deri döküntüsü), ekimoz (çarpma, düşme gibi bir travma sonucu deri altında kan birikmesi), burun ve diş eti kanamaları da görülebilmektedir.

5. Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde büyüyen lenf bezleri de uyarıcı belirtilerden olabilir. Blast adı verilen kanserli hücreler lenf bezlerine yayıldığında lenf bezlerini büyütmektedir. Baş, boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde antibiyotik tedavisi ile geçmeyen, ısrarla büyüyen 2 santimetrenin üzerindeki ve ağrısız lenf bezleri de mutlaka dikkate alınmalıdır.

6. Karaciğer dalak büyümeleri karnı gererek karın ağrısına sebep olabilmektedir.



Bu tip bulgularından birini veya birkaçını taşıyan bir çocuğa öncelikle kan sayımı ve periferik yayma testi yapılması gerekmektedir. Lösemin kesin tanısı ise kemik iliği incelemesi ile konmaktadır.

Lösemi tedavi edilebilen bir hastalıktır

Günümüzde çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Uygun kemoterapi protokolleri ile Akut lenfoblastik lösemi tedavisinin başarısı oldukça yüksektir. Akut miyeloblastik lösemide ise kemoterapi ve kök hücre transplantasyonu yapılmaktadır. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinde kemoterapi protokolleri indüksiyon, konsolidasyon ve idame olarak üç kısımdan oluşmaktadır. İndüksiyon kemoterapisi yaklaşık olarak bir ay sürmektedir. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinin indüksiyon ve konsolidasyon kısımları hastanede yatarak uygulanmaktadır. İlk altı ay yoğun kemoterapi sürecinden sonra idame kemoterapiye geçilmelidir. Akut lenfoblastik lösemide toplam tedavi süresi iki yıla ulaşmaktadır. Bu tedavi sürecinde ailelerin çok sabırlı olması gerekmektedir. Akut miyeloblastik lösemide ise kemoterapi bloklar halinde uygulanmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b1b5902.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ÇOCUKLARDA, LÖSEMİNİN, BELİRTİSİNE, DİKKAT</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[    Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri Pediatrik Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Tavil, “Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası” kapsamında lösemi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Lösemi, kan hücrelerinin üretiminde ve işlevlerinde sorunlara yol açan bir tür kanserdir. Genellikle beyaz kan hücrelerini etkiler, ancak diğer kan hücrelerini de görülebilir. Lösemi semptomları arasında; yorgunluk, enfeksiyonlara yatkınlık, kolay morarma veya kanama ve kemik ağrıları bulunur. Çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Lösemi 2 farklı türde görülebiliyor

Kemik iliği vücutta alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları yani kan üreten organdır. Kemik iliğinde üretilen bu hücreler farklılaşarak kontrolsüz çoğaldığında kemik iliği blast adı verilen kanser hücreleriyle kaplanır, görevini yeri getiremez ve lösemi hastalığı oluşur. Lösemiler, akut lenfoblastik lösemi ve akut miyeloblastik lösemi olarak iki ana gruba ayrılır. Akut lenfoblastik lösemi çocuklarda daha sık gözlenmektedir.

Bu risk faktörlerine dikkat!

Lösemin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bir takım çevresel ve genetik faktörler bulunmaktadır. Toksik, kimyasal maddelere maruz kalmak özellikle boya sanayiinde çok kullanılan benzen maddesi, radyasyon maruziyeti çevresel toksik faktörler arasında sayılabilir. Bir çocuğun kardeşinde, ikizinde veya ailesinde bir lösemi öyküsü bulunuyorsa herhangi başka bir çocuğa göre risk faktörü artmaktadır. Ayrıca çok ciddi ve ağır enfeksiyonlarla bağışıklık sistemi baskılanmış bir çocukta minik birkaç kanser hücresi varsa kontrolsüz bir şekilde çoğalarak lösemiye neden olabilmektedir. Yani enfeksiyon löseminin ortaya çıkışını hızlandırabilmektedir.

Bu belirtileri mutlaka dikkate alın

1. Kemik iliği tutulduğu zaman eklemlerde ve kemiklerde ağrı ilk belirti olabilir. Kemik ve eklem ağrıları, şişme ve ısı artması olabilir. Çünkü kan kanseri ilk kemik iliğinde başlar. Bu sebeple romatizma ile de karışabilmektedir.

2. Kemik iliği görevini yerine getiremediği ve alyuvar oluşturamadığı için anemi yani kansızlık ortaya çıkabilir. Çocukta halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık görülür. Küçük çocuklar 10 adet merdiveni çıktıktan sonra nefes nefese kalabilirler.

3. Akyuvarlar azaldığında ise çocuk enfeksiyonlara duyarlı hale gelebilmektedir. Çocuk ateşlenebilir ve bu ateş antibiyotik tedavisine yanıt vermez. Antibiyotik tedavisi ile düzelmeyen ısrarlı ve yüksek ateş löseminin habercisi olabilir.

4. Trombosit üretimi düştüğünde ise çocuk kanamaya meyilli olmaktadır. Ciltte noktasal tarzda peteşi denilen kanamalar oluşmaktadır. Ayrıca kolay morarma, purpura (kırmızımsı mor renkte, basmakla solmayan deri döküntüsü), ekimoz (çarpma, düşme gibi bir travma sonucu deri altında kan birikmesi), burun ve diş eti kanamaları da görülebilmektedir.

5. Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde büyüyen lenf bezleri de uyarıcı belirtilerden olabilir. Blast adı verilen kanserli hücreler lenf bezlerine yayıldığında lenf bezlerini büyütmektedir. Baş, boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde antibiyotik tedavisi ile geçmeyen, ısrarla büyüyen 2 santimetrenin üzerindeki ve ağrısız lenf bezleri de mutlaka dikkate alınmalıdır.

6. Karaciğer dalak büyümeleri karnı gererek karın ağrısına sebep olabilmektedir.



Bu tip bulgularından birini veya birkaçını taşıyan bir çocuğa öncelikle kan sayımı ve periferik yayma testi yapılması gerekmektedir. Lösemin kesin tanısı ise kemik iliği incelemesi ile konmaktadır.

Lösemi tedavi edilebilen bir hastalıktır

Günümüzde çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Uygun kemoterapi protokolleri ile Akut lenfoblastik lösemi tedavisinin başarısı oldukça yüksektir. Akut miyeloblastik lösemide ise kemoterapi ve kök hücre transplantasyonu yapılmaktadır. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinde kemoterapi protokolleri indüksiyon, konsolidasyon ve idame olarak üç kısımdan oluşmaktadır. İndüksiyon kemoterapisi yaklaşık olarak bir ay sürmektedir. Akut lenfoblastik lösemi tedavisinin indüksiyon ve konsolidasyon kısımları hastanede yatarak uygulanmaktadır. İlk altı ay yoğun kemoterapi sürecinden sonra idame kemoterapiye geçilmelidir. Akut lenfoblastik lösemide toplam tedavi süresi iki yıla ulaşmaktadır. Bu tedavi sürecinde ailelerin çok sabırlı olması gerekmektedir. Akut miyeloblastik lösemide ise kemoterapi bloklar halinde uygulanmaktadır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAYRAM GELENEĞİ SAĞLIĞINIZI BOZMASIN!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bayram-gelenegi-sagliginizi-bozmasin</guid>
<description><![CDATA[ BAYRAMDA DİNLENMEMİŞ ETTEN, ŞERBETLİ TATLIDAN VE ABARTILMIŞ KAHVALTI SOFRALARINDAN UZAKDURUN!

Özel günlerin bir araya gelmekteki en keyifli hali, birçok insan için şüphesiz kalabalık sofralarda toplanmaktır. Fakat bu keyifli toplanmalar ve şenlikli masalar, özellikle bayram gibi özel günlerde pek de masum olmayabiliyor. Hele ki sağlıkları ile ilgili bir takım yükleri olan aile büyükleri için…

Dünyanın her yerine nam salmış ‘kuş sütü’ eksik kahvaltı masalarımız, peşinden gelen şerbetli tatlılar ve kurban bayramı geleneği et’lerin bolca yer aldığı sofralar, Kurban Bayram’ı için azami özeni gerektiren yeterli nedenler oluyor.

Kurban Bayramı yaklaşırken, İslam aleminin de bayramını kutlayan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, özellikle mevsim normallerinin üstündeki sıcaklıklara dikkat çekerek; “Gerek havaların sıcaklığı gerekse kültürümüzdeki misafir ağırlamaya verilen önem, bizi birtakım sindirim sorunlarıyla karşı karşıya getirebilir. İkramı geri çevirmek değil ama ikram edilenin yarısıyla yetinip tadımlık ölçüde tüketmek, bol su içmek, sabah erken veya akşam güneşin çekildiği saatlerde kısa yürüyüşler yapmak, varsa alınan ilaçları aksatmamak, aşırı tuzdan kaçınmak gibi önlemleri bayramı daha keyifli geçirmemizi sağlayacaktır.” dedi.

Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, kurban bayramı ve özel günlerde kontrolsüz beslenmeden kaçınmak için alınması gereken tedbirlere dikkat çekiyor. TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “Bu gibi özel günlerde artan şeker ve tatlı tüketimine eklenen dikkatsiz et tüketimi, özellikle böbrek hastalıkları, obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalığı olan kişilerde farklı problemlere zemin oluşturabiliyor.

Etlerin sindiriminin zor olduğu ve bazı noktala dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Aydın: “Kesilen etler hemen tüketilmemeli, biliyoruz ki bazı yörelerde etler kesildiği gibi ocağa konulup sofraya getirilebiliyor. Sertliğinin gitmesi açısından 24 saat dinlendirilmesi oldukça önemlidir. Aksi durumda sindirim zor olacağından özellikle mide rahatsızlığı olan kişilerin sıkıntı yaşaması kaçınılmaz olur. Ayrıca etler pişirilirken yağsız tarafları tercih edilmeli, kızartma ve kavurma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir. Haşlarken az su kullanılmalı ve suyu dökülmemelidir. Izgara yapılacaksa etin üzerinde kömürleşmiş bir katman oluşturmamak için et ve ateş arasında uygun mesafenin olması da son derece önemlidir. Zoonoz olarak adlandırılan ve hayvanlarda görülen bazı hastalıklar, etler çiğ veya az pişmiş tüketildiği insanlara geçebilir. Bu nedenle etler iyi pişirilerek tüketilmelidir. İlave yağ konulmadan kendi yağında pişirilen etleri sebzelerle pişirmek veya etlerin yanında yeşil salata yemek besin çeşitliliği açısından önemlidir. Etlerde bulunmayan C vitamini bu şekilde vücuda alınabilir” dedi.

“ETLER UYGUN KOŞULLARDA MUHAFAZA EDİLMELİ”

“Etler saklanırken büyük parçalar yerine porsiyonluk olarak ayrılmalı, buzdolabı poşetlerine veya yağlı kağıtlara konularak saklanmalıdır. Bu şekilde buzlukta (-18 derecede)uzun süre saklanabilir. Tüketilecek etler buzdolabında çözdürülmeli ve çözülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Etleri oda sıcaklığında ve açıkta çözdürmek kolayca bozulmasına ve zararlı hale gelmesine neden olabilir.

Güne, her zaman olduğu gibi bayramda da kahvaltı ile başlamanın önemi vurgulayan TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “hamur işleri ve kızartmaların yer aldığı kahvaltılar yerine; peynir çeşitleri, yumurta, zeytin, salatalık, domates gibi sebzeler, yeşillikler ve tam buğday ekmeği kahvaltı için sağlıklı bir seçim olacaktır. Ziyaretlerde şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların aşırıya kaçılmadan tercih edilmesi, metabolizma hızının dengede olması için 2-2,5 litre su tüketmeye dikkat edilmesi fiziksel aktiviteden uzak durulmaması ve akşam geç saatlerde yemek tüketilmemesi de sağlık bir beden için olmazsa olmazlardır” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b137ac0.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>BAYRAM, GELENEĞİ, SAĞLIĞINIZI, BOZMASIN</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[BAYRAMDA DİNLENMEMİŞ ETTEN, ŞERBETLİ TATLIDAN VE ABARTILMIŞ KAHVALTI SOFRALARINDAN UZAKDURUN!

Özel günlerin bir araya gelmekteki en keyifli hali, birçok insan için şüphesiz kalabalık sofralarda toplanmaktır. Fakat bu keyifli toplanmalar ve şenlikli masalar, özellikle bayram gibi özel günlerde pek de masum olmayabiliyor. Hele ki sağlıkları ile ilgili bir takım yükleri olan aile büyükleri için…

Dünyanın her yerine nam salmış ‘kuş sütü’ eksik kahvaltı masalarımız, peşinden gelen şerbetli tatlılar ve kurban bayramı geleneği et’lerin bolca yer aldığı sofralar, Kurban Bayram’ı için azami özeni gerektiren yeterli nedenler oluyor.

Kurban Bayramı yaklaşırken, İslam aleminin de bayramını kutlayan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, özellikle mevsim normallerinin üstündeki sıcaklıklara dikkat çekerek; “Gerek havaların sıcaklığı gerekse kültürümüzdeki misafir ağırlamaya verilen önem, bizi birtakım sindirim sorunlarıyla karşı karşıya getirebilir. İkramı geri çevirmek değil ama ikram edilenin yarısıyla yetinip tadımlık ölçüde tüketmek, bol su içmek, sabah erken veya akşam güneşin çekildiği saatlerde kısa yürüyüşler yapmak, varsa alınan ilaçları aksatmamak, aşırı tuzdan kaçınmak gibi önlemleri bayramı daha keyifli geçirmemizi sağlayacaktır.” dedi.

Türk Böbrek Vakfı Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın, kurban bayramı ve özel günlerde kontrolsüz beslenmeden kaçınmak için alınması gereken tedbirlere dikkat çekiyor. TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “Bu gibi özel günlerde artan şeker ve tatlı tüketimine eklenen dikkatsiz et tüketimi, özellikle böbrek hastalıkları, obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalığı olan kişilerde farklı problemlere zemin oluşturabiliyor.

Etlerin sindiriminin zor olduğu ve bazı noktala dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Aydın: “Kesilen etler hemen tüketilmemeli, biliyoruz ki bazı yörelerde etler kesildiği gibi ocağa konulup sofraya getirilebiliyor. Sertliğinin gitmesi açısından 24 saat dinlendirilmesi oldukça önemlidir. Aksi durumda sindirim zor olacağından özellikle mide rahatsızlığı olan kişilerin sıkıntı yaşaması kaçınılmaz olur. Ayrıca etler pişirilirken yağsız tarafları tercih edilmeli, kızartma ve kavurma yerine haşlama, fırında pişirme veya ızgara tercih edilmelidir. Haşlarken az su kullanılmalı ve suyu dökülmemelidir. Izgara yapılacaksa etin üzerinde kömürleşmiş bir katman oluşturmamak için et ve ateş arasında uygun mesafenin olması da son derece önemlidir. Zoonoz olarak adlandırılan ve hayvanlarda görülen bazı hastalıklar, etler çiğ veya az pişmiş tüketildiği insanlara geçebilir. Bu nedenle etler iyi pişirilerek tüketilmelidir. İlave yağ konulmadan kendi yağında pişirilen etleri sebzelerle pişirmek veya etlerin yanında yeşil salata yemek besin çeşitliliği açısından önemlidir. Etlerde bulunmayan C vitamini bu şekilde vücuda alınabilir” dedi.

“ETLER UYGUN KOŞULLARDA MUHAFAZA EDİLMELİ”

“Etler saklanırken büyük parçalar yerine porsiyonluk olarak ayrılmalı, buzdolabı poşetlerine veya yağlı kağıtlara konularak saklanmalıdır. Bu şekilde buzlukta (-18 derecede)uzun süre saklanabilir. Tüketilecek etler buzdolabında çözdürülmeli ve çözülen etler tekrar dondurulmamalıdır. Etleri oda sıcaklığında ve açıkta çözdürmek kolayca bozulmasına ve zararlı hale gelmesine neden olabilir.

Güne, her zaman olduğu gibi bayramda da kahvaltı ile başlamanın önemi vurgulayan TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın: “hamur işleri ve kızartmaların yer aldığı kahvaltılar yerine; peynir çeşitleri, yumurta, zeytin, salatalık, domates gibi sebzeler, yeşillikler ve tam buğday ekmeği kahvaltı için sağlıklı bir seçim olacaktır. Ziyaretlerde şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların aşırıya kaçılmadan tercih edilmesi, metabolizma hızının dengede olması için 2-2,5 litre su tüketmeye dikkat edilmesi fiziksel aktiviteden uzak durulmaması ve akşam geç saatlerde yemek tüketilmemesi de sağlık bir beden için olmazsa olmazlardır” dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAZ SICAKLARI KALBİNİZDEN VURMASIN!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yaz-sicaklari-kalbinizden-vurmasin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yaz-sicaklari-kalbinizden-vurmasin</guid>
<description><![CDATA[      Prof. Dr. Cengiz Köksal: “Kalp ilacı kullanan hastalar dikkat: aşırı sıcaklarda ilaçlar vücut dengenizi daha da bozabilir”

Aşırı Sıcaklarda Kalp ve Damar Sağlığına Dikkat!

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kalp ve damar problemlerine bağlı ölümler de artış gösteriyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, aşırı sıcak havanın kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ve alınması gereken önlemleri anlattı.

Sıcak havalarda vücudun ısı dengesinin korunması için kalp, akciğerler ve böbreklerin daha fazla çalışması gerekir. Bu da özellikle kalp hastaları için büyük bir risk oluşturuyor. En önemli kardiyoloji dergilerinden Circulation’da yakın zamanda yayınlanan ve 27 ülkede yapılan çalışmaya göre aşırı sıcaklar, her 100 kalp nedenli ölümden birinin nedeni olarak saptanmıştır.

Prof. Dr. Köksal, aşırı sıcak havalarda vücudun kendini serin tutmak için daha fazla çalıştığını, bu durumun ise kalbin üzerine ciddi bir yük bindirdiğini belirtiyor. Sıcak havalarda damarlar genişleyerek tansiyonun düşmesine yol açar ve kalp, tansiyonu dengelemek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Ayrıca aşırı terleme ile vücudun su kaybı artar, bu da kalbin iş yükünü iki katına çıkarır.

Kimler Risk Altında?

Kalp problemi olan kişiler

Kalp ameliyatı geçirenler

Kalp ilacı kullananlar

65 yaş üstü bireyler

İlaç Kullanımı ve Doktor Tavsiyeleri

Eğer kalp yetmezliğiniz varsa ve size doktorunuz tarafından sıvı kısıtlaması yapıldı ise veya kalp yetmezliği ve kapak hastalığı nedeni ile idrar söktürücü kullanıyor iseniz?

Kalp yetmezliğiniz olsa da sıcak havalarda daha fazla sıvı tüketmeniz zorunludur aksi halde tansiyonunuz düşecektir. Eğer kalp yetmezliği veya kalp kapak problemi nedeniyle idrar söktürücü alıyor iseniz lütfen doktorunuza danışın. Aşırı sıcaklarda terleme yolu ile sıvı kaybınız fazla olacağı için doktorunuz idrar söktürücünüzü kesebilir.

Eğer kalp yetmezliğinden dolayı günlük 1.5 litre ile sıvı alımınız kısıtlandı ise bu miktarı aşırı sıcaklarda 2 litreye çıkarmak doğru olacaktır. Belli aralarla (Günlük veya haftalık) kilo takibi ile vücudunuzda fazla su toplanıp toplanmadığını kontrol etmek mümkündür. Takiplerde kilo alımı veya kaybı size doğrudan vücutta fazla su toplanıp toplanmadığı veya yeterli sıvı alıp almadığınız konusunda fikir verecektir.

Tansiyon hastalarına, kalp yetmezliği olan veya kalp kapak hastalarına tuz kısıtlaması yapılmıştır. Hastalara özellikle aşırı tuz içeren gazlı içecekler, turşu vb. gıdalar yasaklanmıştır. Bunun nedeni ise tuz tüketiminin vücutta aşırı sıvı yüklenmesine neden olmasıdır. Ancak aşırı sıcaklarda terleme yolu ile su ile beraber tuz kaybı da olacağı için dikkatli olunmalıdır. Tansiyonunuz sürekli düşük, ağızda kuruluk var ve bacaklarda kramplar olmaya başladı ise bir miktar tuz tüketmekte fayda vardır. Ayrıca idrar söktürücü kullanan hastaların aşırı potasyum kaybını önlemek için günde 1 tane muz veya birkaç parça kayısı tüketmeleri önerilir.

Kan sulandırıcı kullanan hastalar aşırı sıcaklarda nelere dikkat etmeli?



Kapak ameliyatı (mekanik kapak) geçirmiş olan ya da kalp damarlarına stent konulmuş hastaların sıvı kaybına uğramaması önemlidir. Vücudun aşırı sıvı kaybına uğraması kanın pıhtılaşmaya yatkın olmasına yol açar. Bu pıhtılaşmaya yatkınlık da mekanik kapağın çalışmasını bozabilir veya kalp damarlarındaki stentlerin tıkanmasına sebep olabilir. Bu yüzden kan sulandırıcı ilaçlar düzenli alınmaya devam edilmelidir ve kaybedilen sıvının kontrollü olarak yerine konması gereklidir.

Warfadin kalp kapak ameliyatı olmuş, kalp ritim problemi olan veya damar tıkanıklığı olan hastaların yaygın kullandığı güçlü bir kan sulandırıcı ilaçtır. İdeal ilaç (warfadin) dozu, belli aralıklarla yapılan ve INR diye adlandırılan kan testi bakılarak ayarlanır. Yazın aşırı sıcaklarda vücuttaki sıvı kaybının da etkisi ile warfadin kullanan hastalarda INR değerleri daha yüksek çıkma eğilimindedir. Bu nedenle bu güçlü kan sulandırıcıyı kullanan hastaların yazın aşırı sıcaklarda daha sık INR kan tahlili yaptırarak, ilaç dozunu daha yakın takip etmeleri gerekmektedir.

Prof. Dr. Köksal, &quot;Sıcak havalarda kalp sağlığını korumak için alınacak bu önlemler hayati önem taşımaktadır. Hiçbir koşulda doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanımında değişiklik yapılmamalıdır,&quot; diye uyarıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b0ba6ff.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>YAZ, SICAKLARI, KALBİNİZDEN, VURMASIN</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[     Prof. Dr. Cengiz Köksal: “Kalp ilacı kullanan hastalar dikkat: aşırı sıcaklarda ilaçlar vücut dengenizi daha da bozabilir”

Aşırı Sıcaklarda Kalp ve Damar Sağlığına Dikkat!

Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte kalp ve damar problemlerine bağlı ölümler de artış gösteriyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, aşırı sıcak havanın kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ve alınması gereken önlemleri anlattı.

Sıcak havalarda vücudun ısı dengesinin korunması için kalp, akciğerler ve böbreklerin daha fazla çalışması gerekir. Bu da özellikle kalp hastaları için büyük bir risk oluşturuyor. En önemli kardiyoloji dergilerinden Circulation’da yakın zamanda yayınlanan ve 27 ülkede yapılan çalışmaya göre aşırı sıcaklar, her 100 kalp nedenli ölümden birinin nedeni olarak saptanmıştır.

Prof. Dr. Köksal, aşırı sıcak havalarda vücudun kendini serin tutmak için daha fazla çalıştığını, bu durumun ise kalbin üzerine ciddi bir yük bindirdiğini belirtiyor. Sıcak havalarda damarlar genişleyerek tansiyonun düşmesine yol açar ve kalp, tansiyonu dengelemek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Ayrıca aşırı terleme ile vücudun su kaybı artar, bu da kalbin iş yükünü iki katına çıkarır.

Kimler Risk Altında?

Kalp problemi olan kişiler

Kalp ameliyatı geçirenler

Kalp ilacı kullananlar

65 yaş üstü bireyler

İlaç Kullanımı ve Doktor Tavsiyeleri

Eğer kalp yetmezliğiniz varsa ve size doktorunuz tarafından sıvı kısıtlaması yapıldı ise veya kalp yetmezliği ve kapak hastalığı nedeni ile idrar söktürücü kullanıyor iseniz?

Kalp yetmezliğiniz olsa da sıcak havalarda daha fazla sıvı tüketmeniz zorunludur aksi halde tansiyonunuz düşecektir. Eğer kalp yetmezliği veya kalp kapak problemi nedeniyle idrar söktürücü alıyor iseniz lütfen doktorunuza danışın. Aşırı sıcaklarda terleme yolu ile sıvı kaybınız fazla olacağı için doktorunuz idrar söktürücünüzü kesebilir.

Eğer kalp yetmezliğinden dolayı günlük 1.5 litre ile sıvı alımınız kısıtlandı ise bu miktarı aşırı sıcaklarda 2 litreye çıkarmak doğru olacaktır. Belli aralarla (Günlük veya haftalık) kilo takibi ile vücudunuzda fazla su toplanıp toplanmadığını kontrol etmek mümkündür. Takiplerde kilo alımı veya kaybı size doğrudan vücutta fazla su toplanıp toplanmadığı veya yeterli sıvı alıp almadığınız konusunda fikir verecektir.

Tansiyon hastalarına, kalp yetmezliği olan veya kalp kapak hastalarına tuz kısıtlaması yapılmıştır. Hastalara özellikle aşırı tuz içeren gazlı içecekler, turşu vb. gıdalar yasaklanmıştır. Bunun nedeni ise tuz tüketiminin vücutta aşırı sıvı yüklenmesine neden olmasıdır. Ancak aşırı sıcaklarda terleme yolu ile su ile beraber tuz kaybı da olacağı için dikkatli olunmalıdır. Tansiyonunuz sürekli düşük, ağızda kuruluk var ve bacaklarda kramplar olmaya başladı ise bir miktar tuz tüketmekte fayda vardır. Ayrıca idrar söktürücü kullanan hastaların aşırı potasyum kaybını önlemek için günde 1 tane muz veya birkaç parça kayısı tüketmeleri önerilir.

Kan sulandırıcı kullanan hastalar aşırı sıcaklarda nelere dikkat etmeli?



Kapak ameliyatı (mekanik kapak) geçirmiş olan ya da kalp damarlarına stent konulmuş hastaların sıvı kaybına uğramaması önemlidir. Vücudun aşırı sıvı kaybına uğraması kanın pıhtılaşmaya yatkın olmasına yol açar. Bu pıhtılaşmaya yatkınlık da mekanik kapağın çalışmasını bozabilir veya kalp damarlarındaki stentlerin tıkanmasına sebep olabilir. Bu yüzden kan sulandırıcı ilaçlar düzenli alınmaya devam edilmelidir ve kaybedilen sıvının kontrollü olarak yerine konması gereklidir.

Warfadin kalp kapak ameliyatı olmuş, kalp ritim problemi olan veya damar tıkanıklığı olan hastaların yaygın kullandığı güçlü bir kan sulandırıcı ilaçtır. İdeal ilaç (warfadin) dozu, belli aralıklarla yapılan ve INR diye adlandırılan kan testi bakılarak ayarlanır. Yazın aşırı sıcaklarda vücuttaki sıvı kaybının da etkisi ile warfadin kullanan hastalarda INR değerleri daha yüksek çıkma eğilimindedir. Bu nedenle bu güçlü kan sulandırıcıyı kullanan hastaların yazın aşırı sıcaklarda daha sık INR kan tahlili yaptırarak, ilaç dozunu daha yakın takip etmeleri gerekmektedir.

Prof. Dr. Köksal, "Sıcak havalarda kalp sağlığını korumak için alınacak bu önlemler hayati önem taşımaktadır. Hiçbir koşulda doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanımında değişiklik yapılmamalıdır," diye uyarıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SİVRİSİNEKLERDEN YAYILIYOR,</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sivrisineklerden-yayiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sivrisineklerden-yayiliyor</guid>
<description><![CDATA[      Batı Afrika ülkelerinden Gana&#039;nın Eastern vilayetinde 9 dang humması vakasının tespit edildiği bildirildi. Bilim insanları, yüksek sıcaklık ve uzun süren yağışların sıtma ve dang humması taşıyan sivrisineklerin artmasına sebep olduğu uyarısında bulunuyor.

Gana Sağlık Hizmetleri (GHS) Genel Direktörü Patrick Kuma-Aboagye, yaptığı açıklamada, Eastern vilayetine bağlı bazı bölgelerinde 9 kişide dang humması vakasının görüldüğünü belirtti.





Kuma-Aboagye, bu vakaların başta sıtma sanıldığını ancak yapılan dang humması testinin pozitif çıktığını aktardı.



DANG HUMMASI

Tropikal ve subtropikal bölgelerde görülen dang humması, insanlara sivrisinekler aracılığıyla bulaşıyor. Kuluçka döneminden sonra genel olarak hafif ateşe sebebiyet veren hastalık, bazı vakalarda ölüme neden olabiliyor.



Vakalar, genellikle &quot;yağış dönemleri&quot; olarak bilinen mart, haziran, eylül ve aralıkta artış gösteriyor.

Bilim insanları, yüksek sıcaklık ve uzun süren yağışların sıtma ve dang humması taşıyan sivrisineklerin artmasına sebep olduğu uyarısında bulunuyor.



Hastalığa yol açan sivrisinek türünün, su birikintilerinde larva oluşturması nedeniyle muhtemel üreme alanlarının sürekli ilaçlanması gerekiyor.



DSÖ DÜNYA ÇAPINDA ARTTIĞINI DUYURMUŞTU

Dünya Sağlık Örgütü, Nisan ayında yaptığı açıklamada Dang virüsünün yol açtığı Dang Hummasının (kırık kemik ateşi) görülme sıklığının son yıllarda dünya çapında önemli ölçüde arttığını, 2000&#039;de 505 bin civarında olan vakaların 2019&#039;da 5.2 milyona çıktığını duyurmuştu.
 




Porto Riko sağlık yetkilileri Mart ayında açıklama yaparak Dang hummasını bir halk sağlığı acil durumu ilan etti.



DANG HUMMASI NEDİR?

Dang humması (kemik kırığı ateşi), sivrisineklerden insanlara yayılan viral bir enfeksiyondur.

En belirgin semptomları arasında yüksek ateşi, baş ağrısı, vücut ağrıları, mide bulantısı ve deri döküntüsüdür.



Şiddetli vakalarda hastalık ölümcüldür. Özellikle vücutta sebep olduğu ağrılar kırık kemik ağrısına benzediği için kemik kırığı ateşi olarak da adlandırılır.



DANG HUMMASI BELİRTİLERİ

Enfekte sivrisineğin ısırmasıyla dang virüsü deriden girer, kana karışır ve ateşin yükselmesinden 24 saat sonra hastaların kanında bol miktarda bulunur.

Dang ile enfekte olan her dört kişiden biri hastalanır. Semptomlar hafif veya şiddetli olabilir. Şiddetli dang humması birkaç saat içinde hayatı tehdit edebilir ve genellikle hastaneye yatmayı gerektirir. Hafif dang humması semptomları, ateş, ağrı ve sızı veya döküntüye neden olan diğer hastalıklarla karıştırılabilir.



Dünya Sağlık Örgütünün son sınıflandırmasına göre dang enfeksiyonları 4 klinik tipte ortaya çıkabilir:
Tanımlanamayan ateş veya viral sendrom


 Klasik Dang ateşi
 Dang hemorajik ateşi
 Dang şok sendromu




2 ila 7 gün arasında süren bir ateş ile karakterizedir. Dang semptomları tipik olarak 2-7 gün sürer. Çoğu insan yaklaşık bir hafta sonra iyileşir. Şiddetli dang humması birkaç saat içinde yaşamı tehdit edebilir ve genellikle hastaneye yatmayı gerektirir. Ateşin düşmesini takiben inatçı kusma, şiddetli karın ağrısı ve nefes almada zorluk gibi belirtiler gelişebilir. Bunlar periferik damarların geçirgenliğinde aşırı artışa bağlı olarak karın ve akciğer zarı boşluklarında sıvı toplanmasıyla sonuçlanacak 24-48 saatlik bir periyodun başlangıç işaretleridir. Eğer tedavi ile düzeltilemezse dolaşım yetmezliği ve şok ile hasta kaybedilir.



Dang ateşinin akla getirilmesinde şu öykü ve bulgular yol gösterici olabilir:
Ani başlangıçlı en az 2-7 gün süren akut ateşli hastalık,


 Baş ağrısı, tipik olarak göz arkasında ağrı,
 Kas ve eklem ağrıları,
 Döküntü ve kanama bulguları (burun kanaması, dişeti kanaması, cilt altı kanaması…),
 Aynı yer ve zamanda dang vakalarının bulunması ve temas öyküsü,
 Endemik bölgeye seyahat öyküsü ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0b0355a5.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SİVRİSİNEKLERDEN, YAYILIYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[     Batı Afrika ülkelerinden Gana'nın Eastern vilayetinde 9 dang humması vakasının tespit edildiği bildirildi. Bilim insanları, yüksek sıcaklık ve uzun süren yağışların sıtma ve dang humması taşıyan sivrisineklerin artmasına sebep olduğu uyarısında bulunuyor.

Gana Sağlık Hizmetleri (GHS) Genel Direktörü Patrick Kuma-Aboagye, yaptığı açıklamada, Eastern vilayetine bağlı bazı bölgelerinde 9 kişide dang humması vakasının görüldüğünü belirtti.





Kuma-Aboagye, bu vakaların başta sıtma sanıldığını ancak yapılan dang humması testinin pozitif çıktığını aktardı.



DANG HUMMASI

Tropikal ve subtropikal bölgelerde görülen dang humması, insanlara sivrisinekler aracılığıyla bulaşıyor. Kuluçka döneminden sonra genel olarak hafif ateşe sebebiyet veren hastalık, bazı vakalarda ölüme neden olabiliyor.



Vakalar, genellikle "yağış dönemleri" olarak bilinen mart, haziran, eylül ve aralıkta artış gösteriyor.

Bilim insanları, yüksek sıcaklık ve uzun süren yağışların sıtma ve dang humması taşıyan sivrisineklerin artmasına sebep olduğu uyarısında bulunuyor.



Hastalığa yol açan sivrisinek türünün, su birikintilerinde larva oluşturması nedeniyle muhtemel üreme alanlarının sürekli ilaçlanması gerekiyor.



DSÖ DÜNYA ÇAPINDA ARTTIĞINI DUYURMUŞTU

Dünya Sağlık Örgütü, Nisan ayında yaptığı açıklamada Dang virüsünün yol açtığı Dang Hummasının (kırık kemik ateşi) görülme sıklığının son yıllarda dünya çapında önemli ölçüde arttığını, 2000'de 505 bin civarında olan vakaların 2019'da 5.2 milyona çıktığını duyurmuştu.
 




Porto Riko sağlık yetkilileri Mart ayında açıklama yaparak Dang hummasını bir halk sağlığı acil durumu ilan etti.



DANG HUMMASI NEDİR?

Dang humması (kemik kırığı ateşi), sivrisineklerden insanlara yayılan viral bir enfeksiyondur.

En belirgin semptomları arasında yüksek ateşi, baş ağrısı, vücut ağrıları, mide bulantısı ve deri döküntüsüdür.



Şiddetli vakalarda hastalık ölümcüldür. Özellikle vücutta sebep olduğu ağrılar kırık kemik ağrısına benzediği için kemik kırığı ateşi olarak da adlandırılır.



DANG HUMMASI BELİRTİLERİ

Enfekte sivrisineğin ısırmasıyla dang virüsü deriden girer, kana karışır ve ateşin yükselmesinden 24 saat sonra hastaların kanında bol miktarda bulunur.

Dang ile enfekte olan her dört kişiden biri hastalanır. Semptomlar hafif veya şiddetli olabilir. Şiddetli dang humması birkaç saat içinde hayatı tehdit edebilir ve genellikle hastaneye yatmayı gerektirir. Hafif dang humması semptomları, ateş, ağrı ve sızı veya döküntüye neden olan diğer hastalıklarla karıştırılabilir.



Dünya Sağlık Örgütünün son sınıflandırmasına göre dang enfeksiyonları 4 klinik tipte ortaya çıkabilir:
Tanımlanamayan ateş veya viral sendrom


 Klasik Dang ateşi
 Dang hemorajik ateşi
 Dang şok sendromu




2 ila 7 gün arasında süren bir ateş ile karakterizedir. Dang semptomları tipik olarak 2-7 gün sürer. Çoğu insan yaklaşık bir hafta sonra iyileşir. Şiddetli dang humması birkaç saat içinde yaşamı tehdit edebilir ve genellikle hastaneye yatmayı gerektirir. Ateşin düşmesini takiben inatçı kusma, şiddetli karın ağrısı ve nefes almada zorluk gibi belirtiler gelişebilir. Bunlar periferik damarların geçirgenliğinde aşırı artışa bağlı olarak karın ve akciğer zarı boşluklarında sıvı toplanmasıyla sonuçlanacak 24-48 saatlik bir periyodun başlangıç işaretleridir. Eğer tedavi ile düzeltilemezse dolaşım yetmezliği ve şok ile hasta kaybedilir.



Dang ateşinin akla getirilmesinde şu öykü ve bulgular yol gösterici olabilir:
Ani başlangıçlı en az 2-7 gün süren akut ateşli hastalık,


 Baş ağrısı, tipik olarak göz arkasında ağrı,
 Kas ve eklem ağrıları,
 Döküntü ve kanama bulguları (burun kanaması, dişeti kanaması, cilt altı kanaması…),
 Aynı yer ve zamanda dang vakalarının bulunması ve temas öyküsü,
 Endemik bölgeye seyahat öyküsü]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AHEF: BEBEK SAĞLIĞINDA EN ÖNEMLİ ADIM EMZİRME</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ahef-bebek-sagliginda-en-onemli-adim-emzirme</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ahef-bebek-sagliginda-en-onemli-adim-emzirme</guid>
<description><![CDATA[     Her yıl 1-7 Ağustos tarihleri arasında, Dünya Emzirme Haftası kapsamında emzirmenin bebek sağlığı ve anne sağlığı üzerindeki faydalarını vurgulanıyor ve toplumu bilinçlendirilmesi amacıyla kutlanıyor. AHEF Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir, emzirmenin bebeğin sağlıklı beslenmesini sağladığına ve hem anne hem de bebek sağlığı için son derece önemli olduğuna dikkat çekti.

Gebelik ve lohusalık dönemi aile hekimleri tarafından yakından takip ediliyor

Dr. Nehir, aile hekimlerinin bu süreci yakından takip ettiğini anlattı. “Aile hekimleri olarak gebeliğin başlangıcından itibaren annenin ve bebeğin sağlığını yakından takip ediyoruz. Gebelik boyunca düzenli izlemler, muayeneler, kan testleri yapıyoruz. Doğumdan sonra lohusalık döneminde ise annenin fiziksel ve duygusal sağlığını mutlaka izliyoruz. Aile hekimleri olarak lohusa izlemlerinde annenin iyileşme sürecini değerlendiriyor, bebeğin büyüme ve gelişimini takip ediyor ve emzirme konusunda anneye destek sağlıyoruz”

Bebeğin anne sütü ile beslenmesi sağlığı için temel bir adımdır

Dr. Nehir emzirmenin, bebek için en doğal ve sağlıklı beslenme yöntemi olduğuna dikkat çekerek anne sütünün bebeklerin tüm besin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde formüle edildiğini vurguladı. ”İçerdiği vitaminler, mineraller ve proteinler bebeğin sağlıklı büyümesi ve zihinsel ve bilişsel gelişmesi için idealdir. Bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı korur ve sindirimi kolaydır. İstenildiği zaman ulaşılabilir ve ücretsizdir. Emzirme, mama ve biberon gibi ürünlere olan ihtiyacı ortadan kaldırarak ekonomik tasarruf sağlar.”

Emzirmek anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirir

Dr. Nehir emzirmenin anne ile bebek arasındaki bağı güçlendirirken güven duygusunu artırdığını, aynı zamanda da annenin doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırdığını belirtti. “Araştırmalar, emzirmenin uzun vadede anne için meme ve yumurtalık kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Emzirme süresi arttıkça bu riskin daha da azaldığı görülmüştür. Annenin kalori harcamasını artırır, bu da kilo vermeye yardımcı olabilir. Emzirme, annenin kemik sağlığını korumasına yardımcı olur, annenin metabolik sağlığını iyileştirir ve diyabet ile kalp hastalığı riskini azaltır. Emzirme, oksitosin hormonu salınımını artırarak annenin stres ve anksiyete seviyelerini de azaltabilir.”

Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesini, ardından ek gıdalarla birlikte iki yıl veya daha uzun süre emzirmenin devam etmesini öneriyor.

Emzirmeyle ilgili destek ve eğitim önemli

Emzirme konusunda endişeleri olan annelerin aile hekimlerine danışabileceklerini hatırlatan Dr. Türkü Yağmur Nehir, aile hekimlerinin, emzirme teknikleri, süt üretimini artırma yöntemleri ve emzirme ile ilgili diğer konularda annelere rehberlik sağladıklarını söyledi. “Ayrıca, birçok hastanede emzirme eğitimi veren birimler bulunmaktadır. Bu birimler, yeni annelere emzirme konusunda eğitimler sunmakta ve gerekli durumlarda birebir destek sağlamaktadır. Hatta doğum yapmayan annelerin de eğitim ve uygun destek ile emzirebileceği bilinmektedir. Emzirme hormonlarının uyarılması ve uygun emzirme tekniklerinin öğretilmesi ile bu anneler de bebeklerini emzirebilirler. Bu konuda emzirme danışmanları önemli rol oynamaktadır.” ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0afa2886.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>AHEF:, BEBEK, SAĞLIĞINDA, ÖNEMLİ, ADIM, EMZİRME</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[    Her yıl 1-7 Ağustos tarihleri arasında, Dünya Emzirme Haftası kapsamında emzirmenin bebek sağlığı ve anne sağlığı üzerindeki faydalarını vurgulanıyor ve toplumu bilinçlendirilmesi amacıyla kutlanıyor. AHEF Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Türkü Yağmur Nehir, emzirmenin bebeğin sağlıklı beslenmesini sağladığına ve hem anne hem de bebek sağlığı için son derece önemli olduğuna dikkat çekti.

Gebelik ve lohusalık dönemi aile hekimleri tarafından yakından takip ediliyor

Dr. Nehir, aile hekimlerinin bu süreci yakından takip ettiğini anlattı. “Aile hekimleri olarak gebeliğin başlangıcından itibaren annenin ve bebeğin sağlığını yakından takip ediyoruz. Gebelik boyunca düzenli izlemler, muayeneler, kan testleri yapıyoruz. Doğumdan sonra lohusalık döneminde ise annenin fiziksel ve duygusal sağlığını mutlaka izliyoruz. Aile hekimleri olarak lohusa izlemlerinde annenin iyileşme sürecini değerlendiriyor, bebeğin büyüme ve gelişimini takip ediyor ve emzirme konusunda anneye destek sağlıyoruz”

Bebeğin anne sütü ile beslenmesi sağlığı için temel bir adımdır

Dr. Nehir emzirmenin, bebek için en doğal ve sağlıklı beslenme yöntemi olduğuna dikkat çekerek anne sütünün bebeklerin tüm besin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde formüle edildiğini vurguladı. ”İçerdiği vitaminler, mineraller ve proteinler bebeğin sağlıklı büyümesi ve zihinsel ve bilişsel gelişmesi için idealdir. Bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara karşı korur ve sindirimi kolaydır. İstenildiği zaman ulaşılabilir ve ücretsizdir. Emzirme, mama ve biberon gibi ürünlere olan ihtiyacı ortadan kaldırarak ekonomik tasarruf sağlar.”

Emzirmek anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirir

Dr. Nehir emzirmenin anne ile bebek arasındaki bağı güçlendirirken güven duygusunu artırdığını, aynı zamanda da annenin doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırdığını belirtti. “Araştırmalar, emzirmenin uzun vadede anne için meme ve yumurtalık kanseri riskini azalttığını göstermektedir. Emzirme süresi arttıkça bu riskin daha da azaldığı görülmüştür. Annenin kalori harcamasını artırır, bu da kilo vermeye yardımcı olabilir. Emzirme, annenin kemik sağlığını korumasına yardımcı olur, annenin metabolik sağlığını iyileştirir ve diyabet ile kalp hastalığı riskini azaltır. Emzirme, oksitosin hormonu salınımını artırarak annenin stres ve anksiyete seviyelerini de azaltabilir.”

Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesini, ardından ek gıdalarla birlikte iki yıl veya daha uzun süre emzirmenin devam etmesini öneriyor.

Emzirmeyle ilgili destek ve eğitim önemli

Emzirme konusunda endişeleri olan annelerin aile hekimlerine danışabileceklerini hatırlatan Dr. Türkü Yağmur Nehir, aile hekimlerinin, emzirme teknikleri, süt üretimini artırma yöntemleri ve emzirme ile ilgili diğer konularda annelere rehberlik sağladıklarını söyledi. “Ayrıca, birçok hastanede emzirme eğitimi veren birimler bulunmaktadır. Bu birimler, yeni annelere emzirme konusunda eğitimler sunmakta ve gerekli durumlarda birebir destek sağlamaktadır. Hatta doğum yapmayan annelerin de eğitim ve uygun destek ile emzirebileceği bilinmektedir. Emzirme hormonlarının uyarılması ve uygun emzirme tekniklerinin öğretilmesi ile bu anneler de bebeklerini emzirebilirler. Bu konuda emzirme danışmanları önemli rol oynamaktadır.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KARACİĞERE RESET ATIYOR, YAĞLANMAYI BİTİRİYOR! PAZARDA GÖREN ALMIYOR AMA ORGANLARI YENİLİYOR</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karacigere-reset-atiyor-yaglanmayi-bitiriyor-pazarda-goren-almiyor-ama-organlari-yeniliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karacigere-reset-atiyor-yaglanmayi-bitiriyor-pazarda-goren-almiyor-ama-organlari-yeniliyor</guid>
<description><![CDATA[      Yağlı karaciğer hastalığı, hareketsiz bir rutin, işlenmiş gıdalardan zengin bir diyet, alkol tüketimi ve diyabet gibi belirli sağlık koşulları gibi bir dizi yaşam tarzı faktörü nedeniyle modern zamanlarda artış gösteriyor. Alkol, bu kronik durum için önemli bir risk faktörü olsa da, hatalı bir yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme yağlı karaciğerin gelişimine büyük ölçüde katkıda bulunur.

   Alkol kaynaklı yağlı karaciğeri daha erken aşamalarda tersine çevirmek o kadar da zor değildir ve iki hafta boyunca alkolden uzak durmak durumu çözmeye yardımcı olabilirken, alkolsüz yağlı hastalık durumunda, kilo verme, kolesterolü düşürme, diyabeti kontrol etme ve düzenli egzersiz gibi bir dizi yaşam tarzı değişikliği gereklidir.



Amerikan Karaciğer Vakfı&#039;na göre yağlı karaciğer hastalığı için bir tedavi olmasa da, kişi erken aşamalarda karaciğer fonksiyonunu büyük ölçüde iyileştirebilir.



Lif, tam tahıllar, meyve ve sebzeler, antioksidanlar, vitaminler ve mineraller açısından zengin sağlıklı bir diyet yemek karaciğer fonksiyonunuzu iyileştirmeye yardımcı olabilir.



KARACİĞER YAĞLANMASINI ÖNLEYEN BESİNLER

1. ISPANAK

Yapraklı yeşillikler, özellikle ıspanak, özellikle yağlı karaciğer hastalığını tersine çevirmeyi hedefliyorsanız, karaciğer sağlığınız için harikalar yaratabilir.



BMC Gastroenterology&#039;ye göre ıspanak, yağlı karaciğer hastalığıyla savaşmaya yardımcı olabilecek nitrat ve farklı polifenollerle doludur.



Ancak, çiğ ıspanak karaciğer fonksiyonunu iyileştirmeye gelince daha iyidir, çünkü sebzeyi pişirmek antioksidan aktivitesini azaltabilir.



2. RAGİ

Yağlı karaciğer, lif ve önemli mikro besinler açısından zengin tahıllarla tersine çevrilebilir. Normal buğday attanızı ragi ile değiştirmek karaciğeriniz için harika sonuçlar getirebilir. 

Ragi gibi darılar kolesterol seviyelerini düşürebilir ve yağlı karaciğer hastalığını yönetmeye yardımcı olabilir. Antioksidanlar açısından zengin olan darı yemek, kan şekeri kontrolüne ve bağışıklığı artırmaya yardımcı olabilir.



3. BADEM

Hem karaciğer sağlığınızı hem de sağlığınızı iyileştirmeye yardımcı olan sağlıklı bir atıştırmalık arıyorsanız, bademlere güvenebilirsiniz.



Journal Antioxidant&#039;ta yayınlanan bir çalışmaya göre, bu çıtır çıtır kuruyemişlerden bir avuç yemek, yağlı karaciğer hastalığına karşı koruma sağlayabilecek bir besin olan gerekli miktarda E Vitamini almanıza da yardımcı olabilir.



4. AVOKADO

HDL (yüksek yoğunluklu lipoprotein) veya iyi kolesterol deposu olan avokadolar, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığından muzdaripseniz diyetinize gerekli bir ektir.



World Journal of Gastroenterology&#039;de yayınlanan bir çalışmaya göre, araştırmacılar avokadonun kan lipitlerini veya yağlarını düşürmede etkili olduğunu ve alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) olan kişilerde karaciğer hasarını önlemeye yardımcı olduğunu buldular.



5. BÖRÜLCE

Börülceler protein ve lif açısından zengindir ve doymuş yağ açısından düşüktür, bu da kan şekerini kontrol altında tutmaya, kolesterolü düşürmeye ve yağlı karaciğer hastalığına neden olabilecek risk faktörlerine yardımcı olabilir.



Börülceyi düzenli olarak yemek, kalp hastalığı riskini düşürmeye ve kilo vermeye yardımcı olabilir.



6. YEŞİL ÇAY

Yeşil çayın karaciğer sağlığını iyileştirme üzerindeki etkisi birçok çalışma tarafından kanıtlanmıştır.



Sağlıklı içecek tüm karaciğer hastalıklarına karşı koruma sağlayabilir. Ancak, akut karaciğer yetmezliği ve yaralanmasını önlemek için büyük miktarlarda içmekten kaçınılmalıdır.



7. SARIMSAK

Sarımsak, karaciğeri detoksifiye edebilen mineral selenyum nedeniyle karaciğer için bir süper gıdadan daha az değildir.



Karaciğer enzimlerini tetikleyebilir ve karaciğeri temizleyebilir. Indian Journal of Gastroenterology&#039;de yayınlanan bir araştırmaya göre, sarımsak takviyeleri NAFLD&#039;li kişilerin metabolik profili üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0af31b30.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>KARACİĞERE, RESET, ATIYOR, YAĞLANMAYI, BİTİRİYOR, PAZARDA, GÖREN, ALMIYOR, AMA, ORGANLARI, YENİLİYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[     Yağlı karaciğer hastalığı, hareketsiz bir rutin, işlenmiş gıdalardan zengin bir diyet, alkol tüketimi ve diyabet gibi belirli sağlık koşulları gibi bir dizi yaşam tarzı faktörü nedeniyle modern zamanlarda artış gösteriyor. Alkol, bu kronik durum için önemli bir risk faktörü olsa da, hatalı bir yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme yağlı karaciğerin gelişimine büyük ölçüde katkıda bulunur.

   Alkol kaynaklı yağlı karaciğeri daha erken aşamalarda tersine çevirmek o kadar da zor değildir ve iki hafta boyunca alkolden uzak durmak durumu çözmeye yardımcı olabilirken, alkolsüz yağlı hastalık durumunda, kilo verme, kolesterolü düşürme, diyabeti kontrol etme ve düzenli egzersiz gibi bir dizi yaşam tarzı değişikliği gereklidir.



Amerikan Karaciğer Vakfı'na göre yağlı karaciğer hastalığı için bir tedavi olmasa da, kişi erken aşamalarda karaciğer fonksiyonunu büyük ölçüde iyileştirebilir.



Lif, tam tahıllar, meyve ve sebzeler, antioksidanlar, vitaminler ve mineraller açısından zengin sağlıklı bir diyet yemek karaciğer fonksiyonunuzu iyileştirmeye yardımcı olabilir.



KARACİĞER YAĞLANMASINI ÖNLEYEN BESİNLER

1. ISPANAK

Yapraklı yeşillikler, özellikle ıspanak, özellikle yağlı karaciğer hastalığını tersine çevirmeyi hedefliyorsanız, karaciğer sağlığınız için harikalar yaratabilir.



BMC Gastroenterology'ye göre ıspanak, yağlı karaciğer hastalığıyla savaşmaya yardımcı olabilecek nitrat ve farklı polifenollerle doludur.



Ancak, çiğ ıspanak karaciğer fonksiyonunu iyileştirmeye gelince daha iyidir, çünkü sebzeyi pişirmek antioksidan aktivitesini azaltabilir.



2. RAGİ

Yağlı karaciğer, lif ve önemli mikro besinler açısından zengin tahıllarla tersine çevrilebilir. Normal buğday attanızı ragi ile değiştirmek karaciğeriniz için harika sonuçlar getirebilir. 

Ragi gibi darılar kolesterol seviyelerini düşürebilir ve yağlı karaciğer hastalığını yönetmeye yardımcı olabilir. Antioksidanlar açısından zengin olan darı yemek, kan şekeri kontrolüne ve bağışıklığı artırmaya yardımcı olabilir.



3. BADEM

Hem karaciğer sağlığınızı hem de sağlığınızı iyileştirmeye yardımcı olan sağlıklı bir atıştırmalık arıyorsanız, bademlere güvenebilirsiniz.



Journal Antioxidant'ta yayınlanan bir çalışmaya göre, bu çıtır çıtır kuruyemişlerden bir avuç yemek, yağlı karaciğer hastalığına karşı koruma sağlayabilecek bir besin olan gerekli miktarda E Vitamini almanıza da yardımcı olabilir.



4. AVOKADO

HDL (yüksek yoğunluklu lipoprotein) veya iyi kolesterol deposu olan avokadolar, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığından muzdaripseniz diyetinize gerekli bir ektir.



World Journal of Gastroenterology'de yayınlanan bir çalışmaya göre, araştırmacılar avokadonun kan lipitlerini veya yağlarını düşürmede etkili olduğunu ve alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) olan kişilerde karaciğer hasarını önlemeye yardımcı olduğunu buldular.



5. BÖRÜLCE

Börülceler protein ve lif açısından zengindir ve doymuş yağ açısından düşüktür, bu da kan şekerini kontrol altında tutmaya, kolesterolü düşürmeye ve yağlı karaciğer hastalığına neden olabilecek risk faktörlerine yardımcı olabilir.



Börülceyi düzenli olarak yemek, kalp hastalığı riskini düşürmeye ve kilo vermeye yardımcı olabilir.



6. YEŞİL ÇAY

Yeşil çayın karaciğer sağlığını iyileştirme üzerindeki etkisi birçok çalışma tarafından kanıtlanmıştır.



Sağlıklı içecek tüm karaciğer hastalıklarına karşı koruma sağlayabilir. Ancak, akut karaciğer yetmezliği ve yaralanmasını önlemek için büyük miktarlarda içmekten kaçınılmalıdır.



7. SARIMSAK

Sarımsak, karaciğeri detoksifiye edebilen mineral selenyum nedeniyle karaciğer için bir süper gıdadan daha az değildir.



Karaciğer enzimlerini tetikleyebilir ve karaciğeri temizleyebilir. Indian Journal of Gastroenterology'de yayınlanan bir araştırmaya göre, sarımsak takviyeleri NAFLD'li kişilerin metabolik profili üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAÇ DÖKÜLMESİNİN SEBEBİ BUYMUŞ!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sac-dokulmesinin-sebebi-buymus</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sac-dokulmesinin-sebebi-buymus</guid>
<description><![CDATA[ Saç dökülmesinin sebebi buymuş! Vücudunuzdaki bu vitamin eksikliği 1 gecede saçları döküyor

      Saç dökülmesi en sık görülen saç sorunlarının başında geliyor. Saç dökülmesini önlemek için doğru ve dengeli beslenme alışkanlıkları geliştirmek gerekiyor. Özellikle bazı vitaminlerin vücuttaki eksikliği saç dökülmesini artıyor. Bu sebeple bu vitaminleri içeren besinleri tüketmek gerekiyor.



Genetik, düzensiz ve sağlıksız beslenme, yanlış saç bakım ürünlerinin kullanımı, stres gibi pek çok etken saçların hızlı dökülmesine sebep olabiliyor.



Uzmanlar günlük olarak 80-100 tel arasında saç telinin dökülmesini normal kabul ediyor. Saç dökülmesini önlemek için sağlıklı bir beslenme alışkanlığı geliştirmek gerekiyor.



Çünkü vücuttaki bazı vitaminlerin eksikliği saçların hızlı bir şekilde dökülmesine sebep oluyor.



Artan nem, rutubet ve hatta rutinimizdeki değişiklikler bu mevsimde saç dökülmesini artırabilir.

Ancak, yazaylarında saçınızı sağlıklı tutmanıza ve saç dökülmesini azaltmanıza yardımcı olmak için yapabileceğiniz etkili diyet ayarlamaları var



Temiz ve dengeli bir diyet, saç köklerine doğru miktarda besin maddesi sağlamaya devam edecek ve böylece saç dökülmesi olasılığını azaltacaktır.



Saç dökülmesinde bir artış fark ediyorsanız, hasarı azaltmak için birkaç basit beslenme ipucundan faydalanabilirsiniz.



OMEGA-3 İÇEREN BESİNLER TÜKETİN

Başlangıç olarak omega-3 yağ asitleri açısından zengin yiyecekleri diyetinize dahil etmek oyunun kurallarını değiştirebilir. Omega-3&#039;ler sağlıklı bir saç derisinin korunması ve saç büyümesinin desteklenmesi için gereklidir.



Vejetaryenseniz, keten tohumları, chia tohumları ve cevizler mükemmel kaynaklardır. Balık seviyorsanız, yağlı balık yemeyi deneyin. Bunları düzenli olarak öğünlerinize dahil etmek saçınızı içeriden dışarıya beslemeye yardımcı olabilir.



A VİTAMİNİ SAÇ DERİNİZİ BESLER

A vitamini sağlıklı bir saç derisinin korunmasında önemli bir rol oynar. Bu vitamin, saç derinizi nemli tutan doğal bir yağ olan sebum üretiminde yardımcı olur.



A vitamini açısından zengin besinler arasında havuç, tatlı patates ve ıspanak gibi koyu yapraklı yeşillikler bulunur. Bu sebzeler yalnızca saç sağlığını desteklemekle kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sisteminizi de güçlendirir; bu, özellikle enfeksiyonların daha yaygın olduğu muson döneminde faydalı olabilir.



C VİTAMİNİ SAÇ SAĞLIĞI İÇİN GÜÇLÜ BİR BESİN

C vitamini, saçı güçlendiren ve kırılgan hale gelmesini önleyen bir protein olan kolajen üretiminde yardımcı olur.



Portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgiller mükemmel C vitamini kaynaklarıdır. Diyetinize bu meyve ve sebzelerden çeşitli dahil etmek saçınızın gücünü ve parlaklığını artırabilir.



DEMİR

Demir, saç sağlığından bahsederken göz ardı edilemeyecek bir mineraldir. Saç köklerine oksijen taşınmasına yardımcı olur ve bu da saçların büyümesi ve onarımı için hayati önem taşır.



Yağsız etler, fasulye, mercimek ve güçlendirilmiş tahıllar gibi demir açısından zengin besinler diyetinizin temel unsurlarından biri olmalıdır.



Bunları C vitamini açısından zengin besinlerle eşleştirmek demir emilimini artırabilir ve diyetinizi saç dökülmesiyle mücadelede daha da etkili hale getirebilir.



YETERİNCE B VİTAMİNİ TÜKETMİYORSANIZ DİKKAT

Saç sağlığı için bir diğer kritik besin, saçınızın yapısını oluşturan bir protein olan keratin üretimini destekleyen bir B vitamini olan biotindir. Biotin eksikliği saçların incelmesine ve dökülmesine yol açabilir.



Yumurta, kuruyemiş, tohum ve tam tahıllar gibi yiyeceklerde biotin bulabilirsiniz. Bunları diyetinize eklemek saçınızın sağlığına ve dayanıklılığına önemli bir destek sağlayabilir.



ÇİNKO İÇİN TOHUM VE KURUYEMİŞ

Sağlıklı saçı korumada çinkonun önemini unutmayın. Çinko, saç dokusunun büyümesi ve onarımı için çok önemlidir.



Ayrıca saç köklerinin etrafındaki yağ bezlerinin düzgün çalışmasını sağlar. Kabak çekirdeği, kaju ve nohut gibi yiyecekler çinko açısından zengindir. Bunları öğünlerinize dahil etmek saç dökülmesini önlemeye ve genel saç derisi sağlığını desteklemeye yardımcı olabilir.



SU TÜKETİMİNİ ARTIRIN

Nemlendirme de aynı derecede önemlidir, özellikle de nem oranının yüksek olabileceği muson mevsiminde. Bol su içmek saç derinizin nemli kalmasına yardımcı olur ve sisteminizden toksinleri atar.

Günde en az sekiz bardak su içmeyi hedefleyin ve salatalık ve kavun gibi nemlendirici meyve ve sebzeleri diyetinize dahil etmeyi düşünün. Bunlar saçınızdaki nem seviyelerini korumaya ve kuruluğu ve kırılmayı önlemeye yardımcı olabilir.



BOL MİKTARDA PROTEİN TÜKETİN

Diyetinize protein eklemek saç sağlığınız için de önemlidir. Saç öncelikle proteinden oluşur, bu nedenle yeterli protein alımına sahip olduğunuzdan emin olmak saç gücü ve büyümesi için çok önemlidir.



İyi protein kaynakları arasında tavuk, balık, tofu, fasulye ve baklagiller bulunur. Yeterli protein içeren dengeli bir diyet saçınız ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0ae8f10a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SAÇ, DÖKÜLMESİNİN, SEBEBİ, BUYMUŞ</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Saç dökülmesinin sebebi buymuş! Vücudunuzdaki bu vitamin eksikliği 1 gecede saçları döküyor

      Saç dökülmesi en sık görülen saç sorunlarının başında geliyor. Saç dökülmesini önlemek için doğru ve dengeli beslenme alışkanlıkları geliştirmek gerekiyor. Özellikle bazı vitaminlerin vücuttaki eksikliği saç dökülmesini artıyor. Bu sebeple bu vitaminleri içeren besinleri tüketmek gerekiyor.



Genetik, düzensiz ve sağlıksız beslenme, yanlış saç bakım ürünlerinin kullanımı, stres gibi pek çok etken saçların hızlı dökülmesine sebep olabiliyor.



Uzmanlar günlük olarak 80-100 tel arasında saç telinin dökülmesini normal kabul ediyor. Saç dökülmesini önlemek için sağlıklı bir beslenme alışkanlığı geliştirmek gerekiyor.



Çünkü vücuttaki bazı vitaminlerin eksikliği saçların hızlı bir şekilde dökülmesine sebep oluyor.



Artan nem, rutubet ve hatta rutinimizdeki değişiklikler bu mevsimde saç dökülmesini artırabilir.

Ancak, yazaylarında saçınızı sağlıklı tutmanıza ve saç dökülmesini azaltmanıza yardımcı olmak için yapabileceğiniz etkili diyet ayarlamaları var



Temiz ve dengeli bir diyet, saç köklerine doğru miktarda besin maddesi sağlamaya devam edecek ve böylece saç dökülmesi olasılığını azaltacaktır.



Saç dökülmesinde bir artış fark ediyorsanız, hasarı azaltmak için birkaç basit beslenme ipucundan faydalanabilirsiniz.



OMEGA-3 İÇEREN BESİNLER TÜKETİN

Başlangıç olarak omega-3 yağ asitleri açısından zengin yiyecekleri diyetinize dahil etmek oyunun kurallarını değiştirebilir. Omega-3'ler sağlıklı bir saç derisinin korunması ve saç büyümesinin desteklenmesi için gereklidir.



Vejetaryenseniz, keten tohumları, chia tohumları ve cevizler mükemmel kaynaklardır. Balık seviyorsanız, yağlı balık yemeyi deneyin. Bunları düzenli olarak öğünlerinize dahil etmek saçınızı içeriden dışarıya beslemeye yardımcı olabilir.



A VİTAMİNİ SAÇ DERİNİZİ BESLER

A vitamini sağlıklı bir saç derisinin korunmasında önemli bir rol oynar. Bu vitamin, saç derinizi nemli tutan doğal bir yağ olan sebum üretiminde yardımcı olur.



A vitamini açısından zengin besinler arasında havuç, tatlı patates ve ıspanak gibi koyu yapraklı yeşillikler bulunur. Bu sebzeler yalnızca saç sağlığını desteklemekle kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sisteminizi de güçlendirir; bu, özellikle enfeksiyonların daha yaygın olduğu muson döneminde faydalı olabilir.



C VİTAMİNİ SAÇ SAĞLIĞI İÇİN GÜÇLÜ BİR BESİN

C vitamini, saçı güçlendiren ve kırılgan hale gelmesini önleyen bir protein olan kolajen üretiminde yardımcı olur.



Portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgiller mükemmel C vitamini kaynaklarıdır. Diyetinize bu meyve ve sebzelerden çeşitli dahil etmek saçınızın gücünü ve parlaklığını artırabilir.



DEMİR

Demir, saç sağlığından bahsederken göz ardı edilemeyecek bir mineraldir. Saç köklerine oksijen taşınmasına yardımcı olur ve bu da saçların büyümesi ve onarımı için hayati önem taşır.



Yağsız etler, fasulye, mercimek ve güçlendirilmiş tahıllar gibi demir açısından zengin besinler diyetinizin temel unsurlarından biri olmalıdır.



Bunları C vitamini açısından zengin besinlerle eşleştirmek demir emilimini artırabilir ve diyetinizi saç dökülmesiyle mücadelede daha da etkili hale getirebilir.



YETERİNCE B VİTAMİNİ TÜKETMİYORSANIZ DİKKAT

Saç sağlığı için bir diğer kritik besin, saçınızın yapısını oluşturan bir protein olan keratin üretimini destekleyen bir B vitamini olan biotindir. Biotin eksikliği saçların incelmesine ve dökülmesine yol açabilir.



Yumurta, kuruyemiş, tohum ve tam tahıllar gibi yiyeceklerde biotin bulabilirsiniz. Bunları diyetinize eklemek saçınızın sağlığına ve dayanıklılığına önemli bir destek sağlayabilir.



ÇİNKO İÇİN TOHUM VE KURUYEMİŞ

Sağlıklı saçı korumada çinkonun önemini unutmayın. Çinko, saç dokusunun büyümesi ve onarımı için çok önemlidir.



Ayrıca saç köklerinin etrafındaki yağ bezlerinin düzgün çalışmasını sağlar. Kabak çekirdeği, kaju ve nohut gibi yiyecekler çinko açısından zengindir. Bunları öğünlerinize dahil etmek saç dökülmesini önlemeye ve genel saç derisi sağlığını desteklemeye yardımcı olabilir.



SU TÜKETİMİNİ ARTIRIN

Nemlendirme de aynı derecede önemlidir, özellikle de nem oranının yüksek olabileceği muson mevsiminde. Bol su içmek saç derinizin nemli kalmasına yardımcı olur ve sisteminizden toksinleri atar.

Günde en az sekiz bardak su içmeyi hedefleyin ve salatalık ve kavun gibi nemlendirici meyve ve sebzeleri diyetinize dahil etmeyi düşünün. Bunlar saçınızdaki nem seviyelerini korumaya ve kuruluğu ve kırılmayı önlemeye yardımcı olabilir.



BOL MİKTARDA PROTEİN TÜKETİN

Diyetinize protein eklemek saç sağlığınız için de önemlidir. Saç öncelikle proteinden oluşur, bu nedenle yeterli protein alımına sahip olduğunuzdan emin olmak saç gücü ve büyümesi için çok önemlidir.



İyi protein kaynakları arasında tavuk, balık, tofu, fasulye ve baklagiller bulunur. Yeterli protein içeren dengeli bir diyet saçınızı güçlendirmeye ve saç dökülmesi riskini azaltmaya yardımcı olabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAVUNUN BU FAYDASINI DUYAN İNANAMIYOR!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kavunun-bu-faydasini-duyan-inanamiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kavunun-bu-faydasini-duyan-inanamiyor</guid>
<description><![CDATA[ KAVUNUN BU FAYDASINI DUYAN İNANAMIYOR! DOĞRUDAN RETİNAYI GÜÇLENDİRİYOR

    Samsun&#039;a özgü baldan tatlı Süheyla kavununda hasat sürüyor. Yaz mevsiminin gözdesi olan kavun, sağlığa da çok faydalı. Kararında tüketilen kavun vücudun su ihtiyacını karşılamasının yanı sıra sindirim, göz sağlığı ve cilt sağlığına da iyi geliyor. 

Samsun&#039;a has Süheyla kavunu Bafra ve Çarşamba Ovalarında yetiştiriliyor. Kendine has aroması ve diğer kavun çeşitlerinden ayrılan yapısıyla damaklara hitap eden Süheyla kavununda bereketli bir sezon yaşanıyor. Çarşamba ilçesi Çaltı Mahallesi&#039;nde Süheyla kavun hasadı yapan üretici Eyüp Tunç, verimin yüksek olduğunu söyledi.



Üretici Eyüp Tunç, “7-8 yıldır kavun üretimi yapıyorum. Kavun veriminden memnunuz ama fiyatlar bu sene pek memnun etmedi. Sezon başında 30-40 TL ile başladı. Şu an 3 TL&#039;ye kadar düştü. 10 TL&#039;den aşağı düştüğü zaman Süheyla kavunu para kazanmaz. Bu sene fiyatlar biraz düşük” dedi.



Tunç, “Geçen seneye göre verim daha güzel ama fiyat güzel olmadığı için verimin yüksek olması bir şey ifade etmiyor. Kavun hasadı kolay. Sistemli çalışıyoruz. Kavun üretimi yaygınlaşmalı ama maliyetler arttığı için herkesin gücü yetmeyebilir. 30 dönüm kavunum var. Hasadı bitmek üzere. Ortalama 110 ton civarında hasat elde ederiz&quot; diye konuştu.



Süheyla kavunu ile diğer cins kavun arasındaki farkı anlatan çiftçi Tunç, “Süheyla kavununun aroması farklı. Diğer kavunlara göre tadında büyük fark var. Süheyla kavunu daha tatlıdır. Görsel açıdan diğer cins kavunlar güzel görünse de aroma olarak Süheyla kavununun yerine geçecek olan bir kavun yok. Süheyla kavunu olduğu zaman galya tipi kavunlar pek satılmıyor” diye konuştu.



KAVUNUN VÜCUDA FAYDALARI

Yaz aylarının besleyici ve lezzetli meyvelerinden biri olan kavunun faydaları da saymakla bitmiyor. Kavun yüzde 90 su içeriğiyle susuzluğu gidermeye yardımcı oluyor.

A vitamini, C vitamini ve potasyum açısından zengin olan kavun göz sağlığına da iyi geliyor. vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir ve potasyum kalp sağlığına destek sağlar. Kavun, az miktarda da olsa vitamin A içerir. Vitamin A, retina sağlığı için önemlidir ve gece görüşünü destekler.



Sindirim sistemini destekleyen kavun bağırsak hareketlerini de düzenliyor. Kabızlığı önlemeye yardımcı oluyor.

Kavun içindeki yüksek C vitamini sayesinde cildin nemini korumasına yardımcı oluyor ve yaşlanma belirtilerini de azaltıyor. Potasyum açısından zengin olan kavun, vücuttaki tuz dengesini sağlamaya yardımcı olabilir ve hipertansiyon riskini azaltabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0acaa05f.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>KAVUNUN, FAYDASINI, DUYAN, İNANAMIYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[KAVUNUN BU FAYDASINI DUYAN İNANAMIYOR! DOĞRUDAN RETİNAYI GÜÇLENDİRİYOR

    Samsun'a özgü baldan tatlı Süheyla kavununda hasat sürüyor. Yaz mevsiminin gözdesi olan kavun, sağlığa da çok faydalı. Kararında tüketilen kavun vücudun su ihtiyacını karşılamasının yanı sıra sindirim, göz sağlığı ve cilt sağlığına da iyi geliyor. 

Samsun'a has Süheyla kavunu Bafra ve Çarşamba Ovalarında yetiştiriliyor. Kendine has aroması ve diğer kavun çeşitlerinden ayrılan yapısıyla damaklara hitap eden Süheyla kavununda bereketli bir sezon yaşanıyor. Çarşamba ilçesi Çaltı Mahallesi'nde Süheyla kavun hasadı yapan üretici Eyüp Tunç, verimin yüksek olduğunu söyledi.



Üretici Eyüp Tunç, “7-8 yıldır kavun üretimi yapıyorum. Kavun veriminden memnunuz ama fiyatlar bu sene pek memnun etmedi. Sezon başında 30-40 TL ile başladı. Şu an 3 TL'ye kadar düştü. 10 TL'den aşağı düştüğü zaman Süheyla kavunu para kazanmaz. Bu sene fiyatlar biraz düşük” dedi.



Tunç, “Geçen seneye göre verim daha güzel ama fiyat güzel olmadığı için verimin yüksek olması bir şey ifade etmiyor. Kavun hasadı kolay. Sistemli çalışıyoruz. Kavun üretimi yaygınlaşmalı ama maliyetler arttığı için herkesin gücü yetmeyebilir. 30 dönüm kavunum var. Hasadı bitmek üzere. Ortalama 110 ton civarında hasat elde ederiz" diye konuştu.



Süheyla kavunu ile diğer cins kavun arasındaki farkı anlatan çiftçi Tunç, “Süheyla kavununun aroması farklı. Diğer kavunlara göre tadında büyük fark var. Süheyla kavunu daha tatlıdır. Görsel açıdan diğer cins kavunlar güzel görünse de aroma olarak Süheyla kavununun yerine geçecek olan bir kavun yok. Süheyla kavunu olduğu zaman galya tipi kavunlar pek satılmıyor” diye konuştu.



KAVUNUN VÜCUDA FAYDALARI

Yaz aylarının besleyici ve lezzetli meyvelerinden biri olan kavunun faydaları da saymakla bitmiyor. Kavun yüzde 90 su içeriğiyle susuzluğu gidermeye yardımcı oluyor.

A vitamini, C vitamini ve potasyum açısından zengin olan kavun göz sağlığına da iyi geliyor. vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir ve potasyum kalp sağlığına destek sağlar. Kavun, az miktarda da olsa vitamin A içerir. Vitamin A, retina sağlığı için önemlidir ve gece görüşünü destekler.



Sindirim sistemini destekleyen kavun bağırsak hareketlerini de düzenliyor. Kabızlığı önlemeye yardımcı oluyor.

Kavun içindeki yüksek C vitamini sayesinde cildin nemini korumasına yardımcı oluyor ve yaşlanma belirtilerini de azaltıyor. Potasyum açısından zengin olan kavun, vücuttaki tuz dengesini sağlamaya yardımcı olabilir ve hipertansiyon riskini azaltabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖZ BOZUKLUKLARI ÇOCUKLARIN OKUL BAŞARISINI ETKİLİYOR</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/goz-bozukluklari-cocuklarin-okul-basarisini-etkiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/goz-bozukluklari-cocuklarin-okul-basarisini-etkiliyor</guid>
<description><![CDATA[     Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, yeni eğitim ve öğretim yılı öncesinde çocukların göz muayenelerinin yaptırılması konusunda aileleri uyardı.

Göz sağlığının, çocukların okuldaki başarısını doğrudan etkilediğini belirten Kahraman, “Miyop, hipermetrop ya da astigmat gibi göz kusuru olan bir çocuk görme kaybından dolayı okulda zorluklar yaşar. Okulda tahtayı göremeyebilir ve bir süre sonra dersten koparak dikkat dağınıklığı yaşamaya başlar. Bu da başarısız olmasına neden olur. Bu nedenlerden dolayı çocukların göz muayeneleri düzenli olarak yaptırılmalı” dedi.

BİR MUAYENEYLE MÜMKÜN

Çocukların görme rahatsızlıklarını kendilerinin ifade edemeyebileceğini ve hiperaktivite, konsantrasyon bozukluğu gibi dışa vurabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, Türkiye’de her üç çocuktan birinde uzak veya yakını görme sorunu olduğunun altını çizdi.

Çocuklarda en sık rastlanan göz hastalıklarının başında miyop, hipermetrop, astigmat, göz tembelliği ve şaşılığın geldiğini aktaran Kahraman, basit bir göz muayenesiyle, mevcut görme azlığı problemiyle buna neden olan hastalıkların erken tespit edilebileceğini dile getirdi.

TEDAVİ İÇİN ERKEN TANI ŞART

Göz tembelliğinin 5 - 6 yaşa kadar tedavi edilebildiğini, ancak geç tanı konulan hastalıkların tedavisinin mümkün olmadığını vurgulayan Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, genellikle tek gözde bulunan göz tembelliğinin muayene edilmedikçe gözden kaçabileceğini ifade etti.

Okul öncesi dönemde de çocuğun görme keskinliğinin değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulunan Kahraman, “Çocuklar doğumlarının ardından 1- 3 ve 5 yaşlarında rutin muayenelerinden mutlaka geçmeli. Ailede görme kusuru bulunan çocuklarda göz tembelliği riski daha fazladır. Ancak ailesinde göz rahatsızlığı bulunmayan çocuklarda da rastlanır. Aile anamnezinin (doktorun hastaya teşhis koymak ya da mevcut hastalığının durumunu belirlemek için sorular sorarak bilgi alması) iyi alınması, erken tanı ve tedaviyle göz kayması ve göz tembelliklerinin önüne geçilebilmektedir” diye konuştu.

Çocukların görme kusurlarının erken yaşta tespit edilmesinde anne ve babaların gözlemlerinin çok önemli olduğunu hatırlatan Op. Dr. Kahraman, rutin göz muayenelerinin ertelenmemesi gerektiğine dikkat çekti. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0ac20e86.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>GÖZ, BOZUKLUKLARI, ÇOCUKLARIN, OKUL, BAŞARISINI, ETKİLİYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[    Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, yeni eğitim ve öğretim yılı öncesinde çocukların göz muayenelerinin yaptırılması konusunda aileleri uyardı.

Göz sağlığının, çocukların okuldaki başarısını doğrudan etkilediğini belirten Kahraman, “Miyop, hipermetrop ya da astigmat gibi göz kusuru olan bir çocuk görme kaybından dolayı okulda zorluklar yaşar. Okulda tahtayı göremeyebilir ve bir süre sonra dersten koparak dikkat dağınıklığı yaşamaya başlar. Bu da başarısız olmasına neden olur. Bu nedenlerden dolayı çocukların göz muayeneleri düzenli olarak yaptırılmalı” dedi.

BİR MUAYENEYLE MÜMKÜN

Çocukların görme rahatsızlıklarını kendilerinin ifade edemeyebileceğini ve hiperaktivite, konsantrasyon bozukluğu gibi dışa vurabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, Türkiye’de her üç çocuktan birinde uzak veya yakını görme sorunu olduğunun altını çizdi.

Çocuklarda en sık rastlanan göz hastalıklarının başında miyop, hipermetrop, astigmat, göz tembelliği ve şaşılığın geldiğini aktaran Kahraman, basit bir göz muayenesiyle, mevcut görme azlığı problemiyle buna neden olan hastalıkların erken tespit edilebileceğini dile getirdi.

TEDAVİ İÇİN ERKEN TANI ŞART

Göz tembelliğinin 5 - 6 yaşa kadar tedavi edilebildiğini, ancak geç tanı konulan hastalıkların tedavisinin mümkün olmadığını vurgulayan Op. Dr. Hanife Öztürk Kahraman, genellikle tek gözde bulunan göz tembelliğinin muayene edilmedikçe gözden kaçabileceğini ifade etti.

Okul öncesi dönemde de çocuğun görme keskinliğinin değerlendirilmesi gerektiği uyarısında bulunan Kahraman, “Çocuklar doğumlarının ardından 1- 3 ve 5 yaşlarında rutin muayenelerinden mutlaka geçmeli. Ailede görme kusuru bulunan çocuklarda göz tembelliği riski daha fazladır. Ancak ailesinde göz rahatsızlığı bulunmayan çocuklarda da rastlanır. Aile anamnezinin (doktorun hastaya teşhis koymak ya da mevcut hastalığının durumunu belirlemek için sorular sorarak bilgi alması) iyi alınması, erken tanı ve tedaviyle göz kayması ve göz tembelliklerinin önüne geçilebilmektedir” diye konuştu.

Çocukların görme kusurlarının erken yaşta tespit edilmesinde anne ve babaların gözlemlerinin çok önemli olduğunu hatırlatan Op. Dr. Kahraman, rutin göz muayenelerinin ertelenmemesi gerektiğine dikkat çekti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İLERLEYEN YAŞLA BİRLİKTE YAKINI GÖRMEDE ZORLUK YAŞANIYOR</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ilerleyen-yasla-birlikte-yakini-gormede-zorluk-yasaniyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ilerleyen-yasla-birlikte-yakini-gormede-zorluk-yasaniyor</guid>
<description><![CDATA[       Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözü bozuk olmasa da insanların çoğunun 40 yaş sonrasında yakını görmede zorluk çektiğini belirterek, hastanın durumuna göre lazer veya göz içi mercek ameliyatlarının başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.

Presbiyopi veya yakın görme bozukluğunun yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Asena, yaşla birlikte göz merceğinin uyum yeteneğinin yavaş yavaş kaybolduğunu ve insanların çoğunun okumak veya yakın iş yapabilmek için gözlük kullanmak zorunda kaldığını dile getirdi.

FARKLI TEDAVİ SEÇENEKLERİ BULUNUYOR

Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Göz bozukluğu olmayan insanlar, 40 yaşından sonra yavaş yavaş özellikle küçük yazıları okumada zorluk çekmeye başlarlar ve gözlük gereksinimi ortaya çıkar. Hipermetrop olan kişiler daha erken yaşta okuma gözlüğüne ihtiyaç duyarlar. Miyop olanlarsa uzak için gözlük kullanırlar ve zaten yakını gördükleri için presbiyopi yaşına geldiklerinde gözlüklerini çıkarıp okurlar ancak onlarda presbiyopi olmadığı anlamına gelmez. En basit çözüm okuma gözlüğüdür. Göz bozukluğu olanlar yani uzak için gözlük kullananlar ya iki gözlük ya da yakın ve uzak gösteren multifokal gözlükler kullanırlar. Diğer bir çözüm ise özel presbiyopi kontakt lensleri kullanmaktır. Ancak yaş ilerledikçe kontakt lens kullanımı hem göz yaşına bağlı nedenlerle hem de yakın numarası ilerlediğinde yakını gösteren kontakt lenslerin uzak görmesini bozduğundan kullanım zorlaşır. Bunları kullanmak istemeyenlerde seçenek ameliyatla akıllı (trifokal) mercek takılmasıdır. Lazerle gözlükten kurtulma ameliyatları yaygınlaştığından yakın gözlüğü ameliyatına ilgi duyulmaktadır. Ayrıca multifokal trifokal ( yakın orta uzak) göziçi mercek ameliyatları da çok iyi sonuçlar vermektedir. Son yıllarda halk arasında akıllı lens olarak da bilinen trifokal mercekler tercih edilmektedir” diye konuştu.

UZMAN HEKİM KARAR VERMELİ

Son yıllarda birçok göz bozukluklarının lazer ameliyatlarıyla başarılı şekilde tedavi edilebildiği bilgisini veren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, Presbiyopi – Yakın Görme Bozukluğu için de birçok ameliyat önerildiğini kaydetti; hangi ameliyatın yapılacağına bu konuda tecrübeli bir hekimin karar vermesi gerektiğini de sözlerine ekledi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0aba08ea.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İLERLEYEN, YAŞLA, BİRLİKTE, YAKINI, GÖRMEDE, ZORLUK, YAŞANIYOR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[      Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, gözü bozuk olmasa da insanların çoğunun 40 yaş sonrasında yakını görmede zorluk çektiğini belirterek, hastanın durumuna göre lazer veya göz içi mercek ameliyatlarının başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.

Presbiyopi veya yakın görme bozukluğunun yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıktığını ifade eden Doç. Dr. Asena, yaşla birlikte göz merceğinin uyum yeteneğinin yavaş yavaş kaybolduğunu ve insanların çoğunun okumak veya yakın iş yapabilmek için gözlük kullanmak zorunda kaldığını dile getirdi.

FARKLI TEDAVİ SEÇENEKLERİ BULUNUYOR

Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, “Göz bozukluğu olmayan insanlar, 40 yaşından sonra yavaş yavaş özellikle küçük yazıları okumada zorluk çekmeye başlarlar ve gözlük gereksinimi ortaya çıkar. Hipermetrop olan kişiler daha erken yaşta okuma gözlüğüne ihtiyaç duyarlar. Miyop olanlarsa uzak için gözlük kullanırlar ve zaten yakını gördükleri için presbiyopi yaşına geldiklerinde gözlüklerini çıkarıp okurlar ancak onlarda presbiyopi olmadığı anlamına gelmez. En basit çözüm okuma gözlüğüdür. Göz bozukluğu olanlar yani uzak için gözlük kullananlar ya iki gözlük ya da yakın ve uzak gösteren multifokal gözlükler kullanırlar. Diğer bir çözüm ise özel presbiyopi kontakt lensleri kullanmaktır. Ancak yaş ilerledikçe kontakt lens kullanımı hem göz yaşına bağlı nedenlerle hem de yakın numarası ilerlediğinde yakını gösteren kontakt lenslerin uzak görmesini bozduğundan kullanım zorlaşır. Bunları kullanmak istemeyenlerde seçenek ameliyatla akıllı (trifokal) mercek takılmasıdır. Lazerle gözlükten kurtulma ameliyatları yaygınlaştığından yakın gözlüğü ameliyatına ilgi duyulmaktadır. Ayrıca multifokal trifokal ( yakın orta uzak) göziçi mercek ameliyatları da çok iyi sonuçlar vermektedir. Son yıllarda halk arasında akıllı lens olarak da bilinen trifokal mercekler tercih edilmektedir” diye konuştu.

UZMAN HEKİM KARAR VERMELİ

Son yıllarda birçok göz bozukluklarının lazer ameliyatlarıyla başarılı şekilde tedavi edilebildiği bilgisini veren Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, Presbiyopi – Yakın Görme Bozukluğu için de birçok ameliyat önerildiğini kaydetti; hangi ameliyatın yapılacağına bu konuda tecrübeli bir hekimin karar vermesi gerektiğini de sözlerine ekledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocukların sağlığını tehdit eden gizli tehlike</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarin-sagligini-tehdit-eden-gizli-tehlike</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarin-sagligini-tehdit-eden-gizli-tehlike</guid>
<description><![CDATA[ Okul sezonunun başlamasıyla birlikte, çocukların sırt çantalarının sağlık üzerindeki etkileri daha fazla önem kazandı. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, ağır ve ergonomik olmayan sırt çantalarının çocuklarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0615a4d2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocukların, sağlığını, tehdit, eden, gizli, tehlike</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, okul sezonunun başlamasıyla birlikte çocukların sırt çantalarının sağlık sorunlarına neden olabileceğine dikkat çekti. Ağır sırt çantalarının, çocuklarda boyun ve omurga zedelenmelerine yol açabileceğini belirten Dr. Arıca, çantaların ağırlığının çocuğun vücut ağırlığının en fazla yüzde 10 ila 15’ini geçmemesi gerektiğini vurguladı.

Ergonomik Sırt Çantaları Çocuk Sağlığını Korur

Dr. Emine Bukan Arıca, çocukluk döneminde bel ağrısı çeken bireylerin, ilerleyen yaşlarda da bel ağrısı riski taşıdığını ifade etti. Bu nedenle çocukların sırt çantalarının kozmetik görünüşlerinden önce ergonomik özelliklere sahip olması gerektiğini belirtti. Doğru kullanıldığında, ergonomik sırt çantaları okul araç-gereçlerini taşımada uygun ve pratik bir çözüm sunar. Ancak, ağır sırt çantaları çocukların kas ve kemik yapılarında zorlanmalara neden olabilir ve uzun vadede bozuk yürüyüş, kötü duruş ve kronik bel ağrılarına yol açabilir.

Çanta Kontrolü ve Ağrı Belirtileri

Dr. Arıca, ailelerin çocuklarının çantalarındaki yükü belirli aralıklarla kontrol etmeleri gerektiğini ve çocuğun bel, boyun ve sırtında ağrı olup olmadığını sormalarını önerdi. Eğer ağrı ile birlikte elde uyuşma veya karıncalanma gibi belirtiler gözleniyorsa, vakit kaybetmeden bir uzman hekime danışılması gerektiğini vurguladı.

Aileler İçin Pratik Çanta Kullanım Önerileri

Dr. Emine Bukan Arıca, ailelere sırt çantalarıyla ilgili şu önerilerde bulundu:


 Hafif ve Tekerlekli Çantalar: Çantalar hafif ve tekerlekli olmalıdır.
 Ağırlık Sınırı: Çantanın ağırlığı çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10-15’ini geçmemelidir.
 Ergonomik Askılar: Omuz askıları geniş, çift destekli ve kalın pedli olmalı, bel kemeri bulunmalıdır. Askılar, çocuğun omuzlarına tam oturacak şekilde ayarlanmalıdır.
 Eşit Yük Dağılımı: Ağır eşyalar çantanın sırta bakan tarafına, hafif eşyalar ise sırttan uzak kısma yerleştirilmelidir.
 Düzenli Kontrol: Çanta her gün kontrol edilmeli ve ihtiyaç dışı nesneler çıkarılmalıdır.
 Taşıma Süresi: Çantalar uzun süre taşınmamalı, ayakta durulacaksa çıkarılmalıdır.
 Doğru Taşıma Pozisyonu: Çocuğun doğru taşıma pozisyonunu öğrenmesi ve herhangi bir ağrı veya rahatsızlık hissettiğinde ebeveynlerine bildirmesi teşvik edilmelidir.
 Aile ve Okul İşbirliği: Öğretmenler ve veliler, ağır çanta taşıma sorunu hakkında bilgi alışverişinde bulunmalıdır.


 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocuklar İçin Enerji ve Sağlık Önerileri: Arı Ürünleri ve Propolis Kullanımı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklar-icin-enerji-ve-saglik-onerileri-ari-urunleri-ve-propolis-kullanimi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklar-icin-enerji-ve-saglik-onerileri-ari-urunleri-ve-propolis-kullanimi</guid>
<description><![CDATA[ Okulların açılmasına sayılı günler kala, mevsim geçişinin getirdiği hastalıklar ailelerin endişe kaynağı olabilir. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Pınar Çakır, mevsim değişikliklerinin çocuklar üzerindeki etkilerini azaltmak ve bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için bazı önemli tavsiyelerde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c060e1ef6.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocuklar, İçin, Enerji, Sağlık, Önerileri:, Arı, Ürünleri, Propolis, Kullanımı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Okulların açılmasıyla birlikte mevsim geçişi, çocukların sağlığı üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Pınar Çakır, bu dönemde çocukların bağışıklığını güçlendirmenin ve enerjik kalmanın önemine vurgu yapıyor. Mevsim değişikliklerinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak ve sağlıklı kalmalarını sağlamak için doğal desteklerden faydalanmanın kritik olduğunu belirtiyor.

Mevsim Geçişinde Çocuk Sağlığını Korumanın Yolları

Dr. Çakır, mevsim geçişinin çocuklar için hastalık risklerini artırabileceğini ifade ediyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları, boğaz ağrısı, boğuk ses ve iltihaplanma gibi semptomlar görülebilir. Bu durumların önlenmesi ve semptomların hafifletilmesi için saf Anadolu propolisinin kullanılması öneriliyor. Dr. Çakır, çocukların günde en az 10 damla propolis kullanmasını, gerektiğinde bu miktarın 4 katına kadar çıkarılabileceğini belirtiyor.

Enerji ve Odaklanma İçin Arı Ürünleri

Yaz tatilinden sonra okula dönüşte çocuklar, derslerine odaklanmada zorluk yaşayabilir ve uyku düzenindeki değişikliklerden ötürü yorgunluk hissi yaşayabilir. Arı Ürünleri Uzmanı Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, bu dönemde arı ürünlerinin çocukların bilişsel fonksiyonlarını desteklemede ve enerjik kalmalarında etkili olabileceğini vurguluyor.

Dr. Samancı, taze arı sütünün çocukların günde çeyrek ila yarım çay kaşığı, aç karnına dil altından tüketilmesini önerirken, arı poleninin günde 1-2 tatlı kaşığı doğrudan ya da yoğurt gibi besinlerle karıştırılarak tüketilmesini tavsiye ediyor. Bu doğal ürünler, zengin vitamin ve mineral içerikleriyle çocukların sağlık ve enerji ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olabilir.

 Sağlıklı Bir Okul Dönemi İçin Doğal Destekler

Okul dönemine enerjik ve sağlıklı bir başlangıç yapmak isteyen aileler için Dr. Elif Pınar Çakır ve Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı'nın önerdiği doğal destekler önemli bir rol oynayabilir. Mevsim geçişinin getirdiği zorlukları aşmak ve çocukların bağışıklığını güçlendirmek için bu önerilere kulak vermek, sağlıklı bir eğitim yılı geçirmelerine yardımcı olabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Duchenne Musküler Distrofi (DMD) Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/duchenne-muskuler-distrofi-dmd-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/duchenne-muskuler-distrofi-dmd-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Duchenne Farkındalık Günü’nde, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) konusunda aileleri bilgilendirmek ve hastalığın erken teşhisi hakkında farkındalık oluşturmak amacıyla uzmanlar önemli açıklamalarda bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c0607592b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Duchenne, Musküler, Distrofi, DMD, Hakkında, Bilinmesi, Gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Duchenne Farkındalık Günü kapsamında, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hakkında önemli bilgiler ve uyarılarda bulunuldu.

Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Topçu, hastalığın genetik kökenli ve ilerleyici bir kas hastalığı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Topçu, DMD'nin kas güçsüzlüğü ve gelişim sorunlarına yol açtığını belirterek, erkek çocuklarında kas güçsüzlüğü ve gelişim problemleri gözlemlendiğinde DMD'nin araştırılması gerektiğini söyledi. Ayrıca, hastalığın teşhisinde genetik çalışmaların ve tedavi seçeneklerinin gelişimine dair güncel bilgilere de değindi. 6 yaş üstü çocuklar için yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaların sürdüğünü ve bu tedavi yöntemlerinin dünya genelinde onaylandığını ifade etti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maymun çiçeği virüsüne karşı uzmanlardan uyarı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-virusune-karsi-uzmanlardan-uyari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-virusune-karsi-uzmanlardan-uyari</guid>
<description><![CDATA[ Maymun çiçeği (mpox) virüsünün enfekte kişilerin deri lezyonları, vücut sıvıları ve solunum damlacıklarıyla bulaştığını belirten uzmanlar, özellikle belirti gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılması gerektiğini vurguladı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05fee4d8.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Maymun, çiçeği, virüsüne, karşı, uzmanlardan, uyarı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Biyogüvenlik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Kaan Yılancıoğlu, havuz, hamam ve kaplıca gibi alanlarda bulaşma riskiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Havuz ve Deniz Yoluyla Bulaşma Riski Düşük

Maymun çiçeği virüsünün ana bulaşma yollarına dikkat çeken Doç. Dr. Yılancıoğlu, virüsün esas olarak deri lezyonları ve vücut sıvılarıyla bulaştığını hatırlatarak, “Yüzme havuzları, deniz ve diğer su kaynakları yoluyla bulaşma riski oldukça düşüktür. Ancak, yüzme sırasında lezyonları olan biriyle doğrudan cilt teması bulaşmaya yol açabilir” dedi.

Klorlu Su Virüsü Etkisiz Hale Getiriyor

Virüsün klorlanmış su gibi dezenfekte edilmiş ortamlarda hayatta kaldığına dair bir kanıt olmadığını vurgulayan Yılancıoğlu, “Yüzme havuzlarındaki klor seviyeleri virüsü etkisiz hale getirir. Bu nedenle, bakımı düzgün yapılan havuzlar genel olarak güvenlidir” ifadesini kullandı.

Belirti Gösterenler Yüzme Alanlarına Girmemeli

Hamam ve kaplıcalar gibi diğer su kaynaklarıyla ilgili spesifik veriler bulunmamakla birlikte, Doç. Dr. Yılancıoğlu, bu ortamlarda uygun bakımla virüs yayılma riskinin düşük olduğunu söyledi. Ayrıca, havuzların dezenfekte edilmesi ve yüzeylerin düzenli temizlenmesinin önemine dikkat çeken Yılancıoğlu, belirtileri olan kişilerin yüzme alanlarına girmemesinin bulaşmayı önlemede kritik olduğunu vurguladı.

Ortak Eşyalarla Temas Sonrası Hijyen Önemli

Maymun çiçeği virüsünün yayılma riskini azaltmak için kişisel hijyenin önemine dikkat çeken Yılancıoğlu, ortak kullanılan eşyalarla temas sonrası ellerin yıkanmasının virüsün yayılmasını önleyebileceğini belirtti. “Semptomları olan kişilerin izole edilmesi ve bulaşıcılık süresi boyunca toplumdan uzak durmaları halk sağlığı açısından büyük önem taşıyor” diyerek, enfekte kişilerle doğrudan temastan kaçınılmasının önemini vurguladı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yazın yüz felcine karşı dikkat!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yazin-yuz-felcine-karsi-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yazin-yuz-felcine-karsi-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ KBB Uzmanı Dr. Cüneyt Altunay, kışın soğuk hava nedeniyle görülen Bell paralizisi olarak bilinen yüz felcinin yazın da aşırı sıcaklar ve yüksek fanlı klima kullanımından kaynaklanabileceğine dikkat çekti. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05f84719.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yazın, yüz, felcine, karşı, dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında, serinletici cihazların özellikle yüz sinirleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirten Dr. Altunay, şöyle konuştu:


 “Sıcağa karşı kullanılan fanlar veya klimalardan gelen serinlik rahatlatıcı olabilir, ancak bu cihazlardan gelen soğuk hava yüz felcine neden olabilir. Özellikle terliyken, duş sonrası veya ıslak saçla klima ve fanın önünde durmak, ani ısı değişimlerine yol açar. Bu durum, yüz sinirlerinde ödem oluşturarak yüz felcine neden olabilir.”


Yüz Felcinin Oluşumu ve Belirtileri

Dr. Altunay, yüz felcinin çeşitli nedenlerle ortaya çıkabildiğini ve en sık görülen tipinin Bell felci olduğunu belirtti. Yüz sinirinin etkilenmesiyle ortaya çıkan bu durum, aşağıdaki belirtilerle kendini gösterebilir:


 Yüz Hareketlerinde Kaybolma: Yüzdeki ifadelerde kayıp ve zayıflama.
 Seğirme: Yüzde seğirme.
 Göz Kuruluğu: Gözyaşı üretiminin azalması.
 Tat Duyusunda Bozukluk: Tat alma yetisinin bozulması.
 Uyuşma Hissi: Yüzün bir yarısında uyuşma ve mimik hareketlerin yapılamaması.


Dr. Altunay, yüz felcinin çeşitli nedenlerle oluşabileceğini ve klinik muayene, işitme testleri, gözyaşı testi, radyolojik incelemeler ve sinir-testlerinin yapılarak diğer yüz felci yapan hastalıklardan ayırt edilmesi gerektiğini söyledi.

Erken Tedavinin Önemi

Yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Altunay, “Yüz felci belirtilerini fark ettiğinizde hemen hekime başvurmalısınız. Hızlı ilaç tedavisi ile yüz felcinin büyük ölçüde düzelmesi sağlanabilir ve olası istenmeyen durumlar önlenebilir. Nadiren, tedaviye yeterli yanıt verilmeyen durumlarda cerrahi girişim gerekebilir” dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanı uyardı: Çocuklarda kalp hastalıklarına dikkat!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmani-uyardi-cocuklarda-kalp-hastaliklarina-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmani-uyardi-cocuklarda-kalp-hastaliklarina-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Çocuk Kardiyolojisi Uzm. Dr. Hasan Tahsin Tola, çocuklarda görülen kalp hastalıkları hakkında önemli bilgiler verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05f06505.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanı, uyardı:, Çocuklarda, kalp, hastalıklarına, dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Çocuklarda görülen kalp hastalıkları, doğuştan gelen veya yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan kalp sorunlarını kapsamaktadır. Bu hastalıklar, doğumdan itibaren gelişebilir veya daha sonraki yaşlarda kendini gösterebilir.

CHD Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Kongenital Kalp Hastalığı (CHD), kalp gelişiminin doğum öncesi dönemde tamamlanmaması sonucu ortaya çıkan kalıtsal bir hastalıktır. CHD hastaları, kalpte üfürüm ve siyanoz gibi belirtilerle kendini gösterebilen çeşitli yakınmalardan şikâyetçidir. Bu belirtiler arasında kilo alımında azalma, gelişim geriliği, morarma (siyanoz), hızlı nefes alıp verme (taşipne), göğüs ağrısı ve çarpıntı gibi semptomlar bulunur. Bazı hastalar ise daha ciddi etkilenerek, bebeklik döneminde hayatı tehdit eden morarma atakları ve kardiyonörolojik hasarla karşı karşıya kalabilir.

CHD’nin Görülme Sıklığı ve Risk Grupları

CHD, her 100 canlı doğumda yaklaşık bir oranında görülen nadir bir hastalıktır. Tüm ırklarda ve her iki cinsiyette de eşit sıklıkta ortaya çıkabilen CHD, dünya genelinde en sık görülen doğuştan gelen kalp anomalisi olarak bilinir.

Hastalığın Nedenleri

CHD'nin nedenleri arasında genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Prematüre doğum, çoklu gebelik, rahim içi enfeksiyonlar, annenin hamilelik sırasında geçirdiği enfeksiyonlar (grip, kızamıkçık gibi) ve annenin kullandığı bazı ilaçlar hastalığın oluşumuna katkıda bulunabilir. Ayrıca, annenin 40 yaş üzerinde olması, diyabet veya hipertansiyon gibi hastalıklara sahip olması, sigara içimi gibi faktörler de CHD riskini artırır.

CHD Kalıtsal mıdır?

CHD poligenik multifaktöryel kalıtım gösterir, yani tek bir genle ilişkili değildir. Bu durum, hastalığın sadece ebeveynlerde bulunmadan da çocuklarda ortaya çıkabileceği anlamına gelir. CHD'si olan birinci derece akrabaların (ebeveynler veya kardeşler) bulunduğu ailelerde, bebeklerin CHD riski genel popülasyona göre 3 ila 4 kat daha fazladır.

Hastalığın Başlıca Bulguları: Üfürüm ve Siyanoz

Yenidoğan döneminde CHD'nin başlıca belirtileri, üfürüm ve siyanozdur. Bazı bebeklerde doğumdan hemen sonra belirti görülmese de, nabız oksimetri taraması yapılarak tanı konulabilir. ABD’de zorunlu olan bu test, Türkiye’de de bazı doktorlar tarafından uygulanmaktadır. Nabız oksimetri taraması, ciddi CHD lezyonlarını tespit etmek için güvenilir bir yöntemdir.

Hastalık Her Çocukta Aynı mıdır?

CHD, her çocukta farklı şekillerde seyreder. Kalp deliklerinin veya kapak darlıklarının tipine göre hastalığın etkileri değişebilir. Bazı durumlarda ciddi müdahale gerektirmezken, diğer durumlarda erken cerrahi müdahale gerekebilir.

Çocuklarda ve Erişkinlerde Farklılık Gösterir mi?

CHD, çocuk büyüdükçe bazı vakalarda iyileşme eğilimi gösterirken, yenidoğan döneminde müdahale edilmezse ölümcül sonuçlar doğurabilir. Yetişkinlerde ise CHD, ayrı bir uzmanlık gerektirir ve takibi, diğer kalp hastalıklarından farklı bir seyir izler.

CHD Nasıl Teşhis Edilir?

CHD tanısında en etkili yöntem ekokardiyografik analizdir. Ek olarak, EKG, nabız oksimetri taraması gibi testler de kullanılabilir. Genetik analizler ise bazı durumlarda hastalığın nedenlerini belirlemeye yardımcı olur. Kardiyak anjiyo, kardiyak CT ve MR gibi gelişmiş görüntüleme teknikleri de tanı sürecinde önemli bir rol oynar.

Tedavi ve Müdahale Süreci

Doğumdan sonra ilk yıl içerisinde kritik CHD vakalarında kateter veya cerrahi müdahale gerekebilir. Müdahale gerekmeyen vakalarda ise hastalık zamanla iyileşme eğilimi gösterebilir.

CHD, her çocukta farklı şekillerde seyretse de, erken teşhis ve uygun tedavi ile hastalığın etkileri büyük ölçüde kontrol altına alınabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ebeveynler dikkat: Uyku hastalığına neden oluyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ebeveynler-dikkat-uyku-hastaligina-neden-oluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ebeveynler-dikkat-uyku-hastaligina-neden-oluyor</guid>
<description><![CDATA[ Eskişehir Şehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Vural Fidan, çocuklarda uyku hastalığına karşı uyarılarda bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c05e8fd8a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ebeveynler, dikkat:, Uyku, hastalığına, neden, oluyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Eskişehir Şehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü Uzmanı ve Uyku Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Vural Fidan, çocuklarda uyku hastalıklarının giderek daha yaygın hale geldiğini belirterek, elektronik cihaz kullanımının bu sorunun en büyük etkenlerinden biri olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Fidan, “Elektronik cihazlarla uğraşma süresi ne kadar uzun olursa, çocukların uykuya dalma ve uykuyu devam ettirme süreçleri o kadar çok etkilenir” dedi.



Elektronik Cihazların Uyku Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Günümüzde çocuklarda uyku hastalıklarının artış göstermesi, büyük oranda elektronik cihaz kullanımına bağlanıyor. Bebeklik döneminden itibaren, gün içinde ve uyku öncesinde elektronik cihazlara maruz kalan çocukların uyku kalitesi ciddi şekilde düşüyor. Prof. Dr. Fidan, aileleri bu konuda uyararak, “Özellikle yaz tatili ve okul dönemlerinde, çocukların teknolojik araç kullanımı süresini mutlaka kısıtlamalarını öneriyoruz. Çocukların günlük teknoloji kullanım süresinin en fazla 1 saat ile sınırlı olması ve bu sürenin uyku saatine yakın olmaması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Teknolojik Cihazların Uykuyu Bozan Etkileri

Prof. Dr. Fidan, bebeklikten itibaren teknolojiye aşina olan çocukların, uyku hastalıklarına daha yatkın hale geldiğini belirtti. "Teknolojiye erişim kolaylaştıkça, çocuklar cep telefonları, tabletler ve bilgisayarlarla daha fazla vakit geçiriyor. Ancak bu cihazlarla ilgilenme süresi, özellikle uyku saatine yakın olduğunda, çocukların uykuya dalmasını ve uykuyu devam ettirmesini zorlaştırıyor. Mavi ışığın yanı sıra, şiddet içerikli programlar ve oyunlar da çocukların uyku düzenini bozarak, uyku terörü ve gece uyanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor" dedi.

Uyku Öncesi Teknolojik Cihaz Kullanımına Sınırlama

Prof. Dr. Fidan, uyku öncesinde çocukların teknolojik cihazlarla temas etmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Çocuklar her zaman daha eğlenceli ve cazip aktiviteleri tercih eder. Ancak ailelerin, çocukların teknolojik araç kullanım süresini kısıtlaması ve bu sürenin uyku saatine yakın olmamasını sağlaması gerekiyor. Televizyon gibi diğer teknolojik cihazlar da uyku düzenini bozabilir. Bu yüzden, uyuma alanında teknolojik cihazların bulunmaması gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Fidan, teknolojik araçların uyku ortamında olmamasının, derin uyku sürecini korumaya yardımcı olacağını belirterek, ebeveynlere bu konuda dikkatli olmalarını önerdi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yeni araştırma: Kişisel bakım ürünü kullanan çocuklarda yüksek seviyede toksik madde bulundu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-arastirma-kisisel-bakim-urunu-kullanan-cocuklarda-yuksek-seviyede-toksik-madde-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yeni-arastirma-kisisel-bakim-urunu-kullanan-cocuklarda-yuksek-seviyede-toksik-madde-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir araştırmaya göre, güneş kremi, losyon, sabun ve saç bakım ürünleri gibi kişisel bakım ürünlerini daha fazla kullanan çocukların vücutlarında daha yüksek seviyelerde toksik &quot;ftalat&quot; bulunuyor. Ftalatlar, plastik kaplarda yaygın olarak kullanılan &quot;plastikleştiriciler&quot; olarak biliniyor ve birçok şirket bunları kişisel bakım ürünlerine ekliyor.En yüksek seviyeler ise siyah ve Latin çocuklarda tespit edildi.  The Guardian gazetesinin bildirdiğine göre çalışmada, dört ile sekiz yaşındaki çocuklardan alınan 600&#039;den fazla idrar örneğinde, hormon üretimini değiştirebilen ve üreme, bağışıklık sistemi ve metabolik hastalıklarla bağlantılı olan oldukça toksik endokrin bozucular olan ftalatlar kontrol edildi. Bunlar aynı zamanda çocukların davranışlarını ve öğrenme becerilerini etkileyen gelişimsel toksik maddeler olarak kabul ediliyor.  George Mason Üniversitesi araştırmacısı ve çalışmanın başyazarı Michael Bloom, çalışmanın bulgularının “endişe verici” olduğunu söyledi.  Bloom, “Sonuçlar, cilt bakım ürünlerinin çocuklar üzerinde kullanımının bu kimyasallara maruz kalma kaynağı olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu ürünlerin sık sık ve uzun süreler boyunca kullanılma eğiliminde olması da kesinlikle endişe yaratıyor” dedi. GIDA VE İLAÇLARA DA BULAŞTIFtalatlar, plastik kaplarda yaygın olarak kullanılan &quot;plastikleştiriciler&quot; olarak biliniyor ve birçok şirket bunları kişisel bakım ürünlerine, stabilize etmeye yardımcı olmak veya koku taşımak için bileşen olarak da ekliyor.Ftalatlar, plastik kaplardan kişisel bakım ürünlerine geçebiliyor ve son zamanlarda yapılan testlerde gıda ve ilaçlara da bulaştığı tespit edildi.  Çocuklar, ftalatları emerken özellikle savunmasız oluyor çünkü vücut ağırlıklarına göre daha büyük bir cilt yüzeyine sahip durumdalar.Ayrıca metabolik sistemleri bileşiklerin işlenmesine yardımcı olmak için tam olarak gelişmemiş olabilir. Bloom, yine de çocukların kişisel bakım ürünlerindeki kimyasallara maruz kalmasına ilişkin çok az araştırma olduğunu söyledi.  Vücut kimyasalları hızlı bir şekilde elimine etse de insanlar bu kimyasallara çok yüksek düzeyde maruz kalıyor. Bloom, “Losyon kullanımı gibi bizi bu kimyasallara maruz kalmaya yatkın hale getiren alışkanlıklar rutin olma eğiliminde, bu nedenle genellikle bir dozu ortadan kaldırdığımızda ertesi sabah losyon sürdüğümüz bir senaryo ile sonuçlanırız ve bu kalıcılık durumu ortaya çıkabilir” dedi. ERKEK ÇOCUKLARDA ORAN DAHA FAZLA  Nemlendirici veya güneş kremi gibi losyonların yanı sıra yağların kullanımı, çocuklarda en yüksek seviyelerle ilişkilendirildi.  Önceki 24 saat içinde losyon kullandığını bildirenlerde, plastikten ürünlere geçen ftalat türü daha yüksek seviyelerde görülürken, saç yağı kullanımı, ürünlere kasıtlı olarak eklenen ftalat türüyle güçlü bir şekilde ilişkilendirildi.  Bloom, çalışmada erkeklerin kız çocuklardan daha yüksek seviyelere sahip olma eğiliminde olduğunu ve ırk grupları arasında değişen seviyelerin sosyoekonomik faktörler, marka tercihleri, erişilebilirlik, ürün uygulama yöntemleri veya kullanım sıklığı ile ilgili olabileceğini ifade etti.  Daha yüksek kaliteli bir mağaza yerine, &quot;bir dolar mağazasından&quot; satın alınan daha ucuz ürünlerin daha yüksek ftalat seviyelerine sahip olma olasılığı daha yüksek olduğu belirtiliyor. Çünkü bu ürünler daha uzun süre plastik bir tüp içinde kalmış oluyor ve potansiyel olarak daha yüksek ısıya maruz kalıyor. Bu iki sorun, kimyasalların daha yüksek oranlarda taşınmasına neden oluyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C0fVUoNMuE-agHeFeY3Wjw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yeni, araştırma:, Kişisel, bakım, ürünü, kullanan, çocuklarda, yüksek, seviyede, toksik, madde, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C0fVUoNMuE-agHeFeY3Wjw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Yeni araştırma: Kişisel bakım ürünü kullanan çocuklarda yüksek seviyede toksik madde bulundu"><p>Yeni bir araştırmaya göre, güneş kremi, losyon, sabun ve saç bakım ürünleri gibi kişisel bakım ürünlerini daha fazla kullanan çocukların vücutlarında daha yüksek seviyelerde toksik "ftalat" bulunuyor. Ftalatlar, plastik kaplarda yaygın olarak kullanılan "plastikleştiriciler" olarak biliniyor ve birçok şirket bunları kişisel bakım ürünlerine ekliyor.</p><p>En yüksek seviyeler ise siyah ve Latin çocuklarda tespit edildi. </p><p> The Guardian gazetesinin bildirdiğine göre çalışmada, dört ile sekiz yaşındaki çocuklardan alınan 600'den fazla idrar örneğinde, hormon üretimini değiştirebilen ve üreme, bağışıklık sistemi ve metabolik hastalıklarla bağlantılı olan oldukça toksik endokrin bozucular olan ftalatlar kontrol edildi. </p><p>Bunlar aynı zamanda çocukların davranışlarını ve öğrenme becerilerini etkileyen gelişimsel toksik maddeler olarak kabul ediliyor.  George Mason Üniversitesi araştırmacısı ve çalışmanın başyazarı Michael Bloom, çalışmanın bulgularının “endişe verici” olduğunu söyledi.  Bloom, “Sonuçlar, cilt bakım ürünlerinin çocuklar üzerinde kullanımının bu kimyasallara maruz kalma kaynağı olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu ürünlerin sık sık ve uzun süreler boyunca kullanılma eğiliminde olması da kesinlikle endişe yaratıyor” dedi. </p><p><strong>GIDA VE İLAÇLARA DA BULAŞTI</strong></p><p>Ftalatlar, plastik kaplarda yaygın olarak kullanılan "plastikleştiriciler" olarak biliniyor ve birçok şirket bunları kişisel bakım ürünlerine, stabilize etmeye yardımcı olmak veya koku taşımak için bileşen olarak da ekliyor.</p><p>Ftalatlar, plastik kaplardan kişisel bakım ürünlerine geçebiliyor ve son zamanlarda yapılan testlerde gıda ve ilaçlara da bulaştığı tespit edildi.  Çocuklar, ftalatları emerken özellikle savunmasız oluyor çünkü vücut ağırlıklarına göre daha büyük bir cilt yüzeyine sahip durumdalar.</p><p>Ayrıca metabolik sistemleri bileşiklerin işlenmesine yardımcı olmak için tam olarak gelişmemiş olabilir. Bloom, yine de çocukların kişisel bakım ürünlerindeki kimyasallara maruz kalmasına ilişkin çok az araştırma olduğunu söyledi.  Vücut kimyasalları hızlı bir şekilde elimine etse de insanlar bu kimyasallara çok yüksek düzeyde maruz kalıyor. </p><p>Bloom, “Losyon kullanımı gibi bizi bu kimyasallara maruz kalmaya yatkın hale getiren alışkanlıklar rutin olma eğiliminde, bu nedenle genellikle bir dozu ortadan kaldırdığımızda ertesi sabah losyon sürdüğümüz bir senaryo ile sonuçlanırız ve bu kalıcılık durumu ortaya çıkabilir” dedi. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_xFglBo8O0O3LZ3J9VPPZg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>ERKEK ÇOCUKLARDA ORAN DAHA FAZLA</strong>  Nemlendirici veya güneş kremi gibi losyonların yanı sıra yağların kullanımı, çocuklarda en yüksek seviyelerle ilişkilendirildi.  Önceki 24 saat içinde losyon kullandığını bildirenlerde, plastikten ürünlere geçen ftalat türü daha yüksek seviyelerde görülürken, saç yağı kullanımı, ürünlere kasıtlı olarak eklenen ftalat türüyle güçlü bir şekilde ilişkilendirildi.  Bloom, çalışmada erkeklerin kız çocuklardan daha yüksek seviyelere sahip olma eğiliminde olduğunu ve ırk grupları arasında değişen seviyelerin sosyoekonomik faktörler, marka tercihleri, erişilebilirlik, ürün uygulama yöntemleri veya kullanım sıklığı ile ilgili olabileceğini ifade etti.  Daha yüksek kaliteli bir mağaza yerine, "bir dolar mağazasından" satın alınan daha ucuz ürünlerin daha yüksek ftalat seviyelerine sahip olma olasılığı daha yüksek olduğu belirtiliyor. Çünkü bu ürünler daha uzun süre plastik bir tüp içinde kalmış oluyor ve potansiyel olarak daha yüksek ısıya maruz kalıyor. Bu iki sorun, kimyasalların daha yüksek oranlarda taşınmasına neden oluyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Covid&amp;amp;19 geri mi dönüyor? Uzmanlar uyarıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/covid19-geri-mi-doenuyor-uzmanlar-uyariyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/covid19-geri-mi-doenuyor-uzmanlar-uyariyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Covid-19 vakalarının dünya genelinde yeniden artışa geçtiğini duyurdu. Bu gelişme, yeniden kapanma tartışmalarını gündeme getirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e71651dee97.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Covid&amp;19, geri, dönüyor, Uzmanlar, uyarıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Didem Akal Taşcıoğlu, virüsün aslında hiçbir zaman kaybolmadığını vurguladı ve alınması gereken önlemleri sıraladı.

"Virüs Zaten Hiç Gitmedi"
Dr. Taşcıoğlu, Covid-19'un dünya genelinde hâlâ varlığını sürdürdüğünü belirtti. "Virüs zaten hiç gitmedi ki geri dönsün" diyen Taşcıoğlu, artan vakaların, insanların bağışıklık düzeylerinin düştüğünün bir göstergesi olduğunu söyledi.

Test Yapılmıyor, Vakalar Artıyor
Türkiye'de rutin olarak Covid-19 testi yapılmadığı için vaka sayılarını belirlemenin zor olduğunu ifade eden Taşcıoğlu, komşu ülkelerdeki artışların Türkiye'de de benzer bir durumun yaşanabileceğine işaret etti.

Kapanma Yeniden Gündeme Gelebilir mi?
Yeni bir salgınla birlikte kapanmaların olup olmayacağı sorusuna yanıt veren Taşcıoğlu, bu tür tahminlerin zor olduğunu belirtti. Özellikle risk gruplarındaki kişilerin maske kullanımını sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

Aşılar ve Mutasyonlar
Covid-19'un mutasyon geçirmesiyle aşıların etkisinin azalabileceğini belirten Taşcıoğlu, sonbaharda piyasaya sürülecek yeni aşıların güncel varyantlara karşı daha etkili olacağını duyurdu.

Korunma Yöntemleri
Taşcıoğlu, Covid-19'dan korunmak için bireysel hijyen ve toplumsal önlemlerin önemine dikkat çekti. Ellerin doğru yıkanması, maske kullanımı ve kapalı alanların havalandırılması gibi basit önlemlerin hayati olduğunu belirtti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Erken teşhis edilen prostat kanseri neredeyse yüzde 100 tedavi edilebiliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/erken-teshis-edilen-prostat-kanseri-neredeyse-yuzde-100-tedavi-edilebiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/erken-teshis-edilen-prostat-kanseri-neredeyse-yuzde-100-tedavi-edilebiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Erken teşhis edilen prostat kanseri, uygun tedavi yöntemleriyle neredeyse yüzde 100 oranında tedavi edilebiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e7164d9d67e.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Erken, teşhis, edilen, prostat, kanseri, neredeyse, yüzde, 100, tedavi, edilebiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Suat Bolat, prostat kanserinin erken teşhis edilmesi halinde uygun tedavi yöntemleriyle hastaların neredeyse yüzde 100’ünün tedavi edilebildiğini belirtti. Prostat kanserinin, erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser türü olduğuna dikkat çeken Bolat, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü öncesinde erken teşhisin önemine vurgu yaptı.



ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ



Medicana International Samsun Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Suat Bolat, prostat kanserinin özellikle yaş ve genetik yatkınlık faktörlerine bağlı olarak geliştiğini belirterek, “50 yaşından itibaren erkeklerde görülme riski artıyor. Prostat kanseri tanısı konan hastaların çoğu 65 yaş ve üzeri. Genetik yatkınlık durumunda ise bu hastalık daha erken yaşlarda da görülebiliyor” dedi. Bolat, ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin, diğer erkeklere göre iki kat daha fazla risk taşıdığını belirtti.



“GİZLİ İLERLEYEN BİR HASTALIK”



Doç. Dr. Bolat, prostat kanserinin çoğunlukla belirti vermeden ilerlediğini, bu nedenle düzenli kontrol ve muayenelerin aksatılmaması gerektiğini söyledi: “Prostat kanseri erken evrede genellikle hiçbir şikayet yaratmaz ve bu yüzden düzenli muayeneler hayati önem taşır. Erken teşhis ile hastaların yüzde 100’e yakını tedavi edilebiliyor.”



AĞRISIZ BİYOPSİ YÖNTEMLERİ



Gelişen teknoloji ile prostat biyopsilerinin artık ağrısız bir şekilde yapılabildiğini ifade eden Bolat, “Prostat biyopsisi, geçmişte ağrılı bir işlem olarak algılansa da, günümüzde biyopsiyi konforlu hale getiren teknolojik imkanlar gelişti. Artık biyopsiler günübirlik işlem olarak ve hastaların yüzde 98’inde tatmin edici oranlarla ağrısız bir şekilde yapılabiliyor” diye konuştu.



DÜZENLİ KONTROLLERİN ÖNEMİ



Muayenelerin düzenli olarak yapılması gerektiğine dikkat çeken Bolat, “Hastaların hiçbir şikayetinin olmaması önemli değil. Yılda bir veya iki defa prostat muayenesinden geçmeleri önerilir. Erken teşhis, problemi başlamadan fark edip tedavi etme şansı sunar” dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlardan velilere uyarı: Çocukların doğal beslenmesine özen gösterin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-velilere-uyari-cocuklarin-dogal-beslenmesine-oezen-goesterin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-velilere-uyari-cocuklarin-dogal-beslenmesine-oezen-goesterin</guid>
<description><![CDATA[ Uzmanlar, eğitim yılı başlarken çocukların doğal beslenmesinin önemine dikkat çekti. Fast food yerine ev yapımı doğal ürünler öneriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e7164d2e12f.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlardan, velilere, uyarı:, Çocukların, doğal, beslenmesine, özen, gösterin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla birlikte uzmanlar, özellikle anaokulu ve ilkokul öğrencilerinin beslenmesinde doğal gıdaların önemine dikkat çekiyor. Fast food ve hazır gıdaların başta bağışıklık sistemi olmak üzere birçok zarara yol açtığını belirten Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Teknikeri Ayşen Çebiç, çocukların ev yapımı ve doğal ürünlerle beslenmesi gerektiğini vurguladı.



DOĞAL BESLENME ÖNERİLERİ



Ayşen Çebiç, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için ev yapımı yoğurt, meyve suyu ve sıvı propolis gibi doğal gıdaların tüketilmesini önerdi. Çebiç, “Çocuklarımızı okula göndermeden önce mutlaka sabah kahvaltısı yaptırmalıyız. Özellikle anasınıfı ve birinci sınıf çocuklarımızda hastalık üretimi çok fazla oluyor. Bu yüzden savunma mekanizmalarını güçlendirmek için doğal beslenmeye dikkat etmeliyiz. Mevsim geçişlerinde artan gribal enfeksiyonlar ve boğaz ağrıları gibi şikayetler için de akşam yemeğinden sonra bitki çayları tüketilebilir” dedi. Çebiç, ıhlamur, limon ve nar çiçeği gibi C vitamini içeren bitki çaylarının çocuklar ve aileler için faydalı olduğunu belirtti.



MADEN SUYU VE KARADUT ÖZÜ İLE BAĞIŞIKLIK GÜÇLENDİRİLMESİ



Çebiç, hazır meyve suları yerine, karadut özünün meyve suyu şeklinde tüketilmesini ve çocukların beslenme listesine eklenmesini tavsiye etti: “Okul çağındaki çocuklarımızın savunma sistemini yükseltmek ve kemik gelişimi için maden suyunun içerisine karadut özünün katılarak içilmesini öneriyorum. Karadut özünü sade maden suyuyla karıştırarak çocuklarımıza sunabiliriz. Bu, bağışıklık yükseltici etkisi sayesinde çocuklarımızı hastalıklardan korur ve savunma sistemini güçlendirir.”



DOĞAL ÜRÜNLERİN FAYDALARI



Çebiç, ev yapımı yoğurdun içerisine iğde çekirdeği unu, keçiboynuzu tozu gibi doğal ürünler ekleyerek çocukların kahvaltısını zenginleştirmenin önemini vurguladı. “İğde çekirdeği kemikleri güçlendirir, deriyi ve kasları destekler. Bu doğal ürünler, çocukların boy uzamasına ve kilo alımına katkı sağlar, metabolizmasını güçlendirir” dedi.



SAĞLIKLI ALTERNATİFLER



Sağlıksız paketli ürünler yerine çocuklara daha doğal ve bitkisel içerikli besinler sunulması gerektiğini belirten Çebiç, “Patates kızartması, fast food, sosis ve salam gibi sağlıksız besinler yerine, evde hazırlanmış reçeller, karadut özleri ve yulaf gibi sağlıklı alternatifler tükettirilebilir. Yulaf, çocukların gelişimi açısından büyük fayda sağlar” ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlardan Batı Nil virüsü uyarısı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-bati-nil-virusu-uyarisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-bati-nil-virusu-uyarisi</guid>
<description><![CDATA[ Son dönemde çok sayıda insanı etkilediği söylenen ve özellikle Afrika ülkelerinde görülen Batı Nil virüsü salgını ile ilgili endişeler devam ediyor. Artan sayıda hastanın olduğu açıklanırken, Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı tarafından 6 kişinin hasta olduğu bildirilmiş ve bu durumun yakından takip edildiğine dair açıklama yapılmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c1709e67e.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlardan, Batı, Nil, virüsü, uyarısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Batı Nil virüsünün çok ciddi sorunlara yol açmadığını ve çeşitli tedavilerin olduğunu açıklayan uzmanlar, hastalıktan endişe etmek yerine korunmanın daha önemli olduğunu, Türkiye’de hava sıcaklıklarının düşmesi ile hastalığın görülme riskinin önümüzdeki aylarda oldukça düşük olacağını açıkladı.

Sivrisinekler nedeniyle geçiyor

Hastalığın enfekte olmuş olan sivrisinekler yoluyla tüm dünyada görülebileceğine işaret eden uzmanlar, hava sıcaklıklarının düşmesinin sivrisinek sayısında büyük düşüşe neden olacağını ve bu sayede Türkiye ve birçok ülkede görülme riskinde çok düşük olacağını belirtiyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Soğuk havalardan önce bağışıklığını güçlendirin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-havalardan-oence-bagisikligini-guclendirin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-havalardan-oence-bagisikligini-guclendirin</guid>
<description><![CDATA[ Uzmanlar, soğuk havaların etkisini göstermeden hemen önce kış aylarında bağışıklık sisteminin düşük olmasına bağlı hastalıklara çabuk yakalanmamak ve hastalıklardan korunmak için şimdiden önlem almaya çağırıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c17038a4c.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Soğuk, havalardan, önce, bağışıklığını, güçlendirin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bağışıklık sisteminin yaz aylarında çeşitli faktörlere bağlı düşük olabildiğini ve bunu güçlendirmenin yöntemleri olduğunu açıklayan uzmanlar, bağışıklığı güçlendirmek için bu dönemde çeşitli takviyeler kullanılması, özellikle kış aylarına az bir zaman kala B12 ve D vitamini ölçümü yaptırarak bu vitamin değerlerini normal düzeyde tutmanın bağışıklığın güçlü kalması açısından son derece önemli olduğunu belirtiyor.

Kelle paça gibi çorbalar tüketmek faydalı

Kelle paça, işkembe ve benzer ilikli kemik suyu çorbalarının kolajen içerdiğini ve çeşitli vitamin ve yağlar içerdiğine değinen uzmanlar, bunların bağışıklığı güçlendirmek için önerilen besinler olduğunu belirtti.

Taze meyve ve sebze ile balık tüketiminin artırılması ve daha çok protein bakımından zengin beslenme önerilirken, gereksiz takviyelerden ise uzak durulması önerildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ihlamuru böyle tüketmek böbreği iflas ettirebilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ihlamuru-boeyle-tuketmek-boebregi-iflas-ettirebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ihlamuru-boeyle-tuketmek-boebregi-iflas-ettirebilir</guid>
<description><![CDATA[ Ihlamur tüketimi havaların soğuması ile beraber büyük oranda artacak ve çok sayıda insan sağlığa faydalı olduğunu düşünerek ıhlamur tüketecek. Ancak uzmanların bu konuda bir uyarısı var. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16f9b906.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ihlamuru, böyle, tüketmek, böbreği, iflas, ettirebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ihlamurun özellikle dikkatli tüketilmediğinde tehlikeli olabileceğini ifade eden uzmanlar, ıhlamurun her gün tüketilmemesi gerektiğini, böbrekler üzerinde yük oluşturarak böbrek yetmezliğine varan sonuçların görülebileceği uyarısı yapıldı. Ihlamur tüketen kişilerin özellikle sadece hasta olduklarında birkaç günle sınırlı olarak tüketmeleri önerilirken, her gün veya her hafta tüketmenin sağlık açısından yarar değil zarara neden olabileceği açıklandı.

Böbrekleri iflas ettirebilir

Ihlamurun böbrekleri iflas ettirebileceğini ifade eden uzmanlar, bitki çaylarının benzer etkiye sahip olabileceğini ve özellikle çeşitli kronik hastalığı olan, böbrek sağlığı sıkıntılı olan kişilerle çeşitli ilaç kullanan kişilerin bitki bazlı içeceklerden uzak durmasını öneriyor.

Ihlamur tüketiminin özellikle böbrek yetmezliği olan kişiler için ölümcül sonuçlar doğurabileceği hatırlatılmakta.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Soğuk suyun faydaları ortaya çıktı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-suyun-faydalari-ortaya-cikti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/soguk-suyun-faydalari-ortaya-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Su sıcaklığının insan sağlığı üzerindeki etkileri ile ilgili yapılan son araştırmalar gerçeği ortaya çıkardı. Araştırmacılar, su sıcaklığının hidrasyon üzerinde büyük önemi olduğunu tespit ederken, terleme üzerinde de ciddi etkilerinin olduğunu ortaya çıkardılar. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16f2400b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Soğuk, suyun, faydaları, ortaya, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[International Journal of Clinical and Experimental Medicine’de yayınlanan araştırmanın sonuçlarına göre, 60 derece ve altındaki içme suyunun tüketilmesi durumunda daha fazla rehidrasyon oluştuğunu ve vücudun dengelendiğini, daha düşük sıcaklıkta suyun aynı zamanda terleme üzerinde de büyük etkisinin olduğunu ortaya koydu.

Çok soğuk su zararlı

Çok soğuk suyun zararlı olabileceği açıklanırken, aşırı soğuk su tüketiminin ishal ve benzer sonuçlara yol açabileceği ve baş ağrısı gibi yan etkilerin görülebileceği açıklandı.

Su sıcaklığının normal seviyede olmasının önerildiği, aşırı sıcak ve aşırı soğuk su tüketiminin vücudun hidrasyon dengesinde büyük etkileri olması nedeniyle mevsime göre ılık su tüketmenin en faydalı seçenek olduğu belirtildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Elektronik sigara tehlikesi büyüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/elektronik-sigara-tehlikesi-buyuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/elektronik-sigara-tehlikesi-buyuyor</guid>
<description><![CDATA[ “Ölümcül Alışkanlık” olarak adlandırılan elektronik sigara popülerliği etkisini giderek artırmaya devam ediyor. Artan sayıda kullanıcı olması ve kullanıcıların büyük çoğunluğunun genç yaşta olması uzmanları endişelendirirken, elektronik sigaranın sağlığa zararlarının normal sigaradan 30 kat daha fazla olabildiği ve özellikle akciğer kanseri gibi sağlık sorunları için tetikleyici olabileceği uyarısı yapıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16ea787d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Elektronik, sigara, tehlikesi, büyüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. İrfan Coşkun, elektronik sigaranın ilk çıktığı zamanda yeterli araştırma yapılmadığını ancak son yapılan çalışmalarda sağlığa zararlarının ortaya çıkarıldığını belirterek, kullanıcıların normal sigaradan bile daha zararlı olabilen bu tür ürünlerden kaçınması gerektiğini açıkladı.

Akciğer enfeksiyonu sebebi

Yapılan son araştırmalarda elektronik sigaraların normal sigaralara göre çeşitli nedenlerle akciğer enfeksiyonu yaratma potansiyelinin çok daha yüksek olduğu açıklandı. Akciğerlerde su birikimi gibi durumların su buharı içeren bu ürünler nedeniyle yüksek olduğu açıklanırken, tüketicilerin gelecekte kanser olma riskinde de normal sigaraya göre herhangi bir azalma gözlemlenmediği belirtilmekte.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yumurta Alzheimer riskini azaltıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yumurta-alzheimer-riskini-azaltiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yumurta-alzheimer-riskini-azaltiyor</guid>
<description><![CDATA[ Her gün en az bir adet yumurta tüketmek sağlık açısından büyük fayda sağlarken, son çalışmalarda Alzheimer riskinde de büyük azalmaya neden olduğu tespit edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16e35f25.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yumurta, Alzheimer, riskini, azaltıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Alzheimer riskinin günlük bir veya daha fazla yumurta tüketmek sayesinde azaldığını belirten araştırmalar yapılırken, yumurtanın unutkanlık riskinde de düşüş sağladığı ve günlük protein ihtiyacının bir bölümünü karşıladığı biliniyor.

Mutlaka doğal yumurta olmalı

Nöroloji Uzmanı Dr. Mihriban Andaç, yumurta tüketiminde dikkat edilmesi gerekenin doğal yumurta olması gerektiğini, organik yumurtaların Alzheimer ve diğer riskleri azaltabileceğini ancak işlenmiş yumurtalarda sağlığa yararların daha düşük olabileceğini açıkladı.

Haftada birden daha fazla yumurta tüketenlerde Alzheimer riski %47 oranında daha düşük görülürken, araştırmacılar yumurtanın nasıl bu riski düşürdüğünü henüz net olarak tespit edebilmiş değil.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mikroplastikler kalp krizi sebebi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mikroplastikler-kalp-krizi-sebebi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mikroplastikler-kalp-krizi-sebebi</guid>
<description><![CDATA[ Mikroplastikler günümüzün en büyük sağlık tehditlerinden biri haline geldi. Artan plastik kullanımı sonucunda her gün vücudumuza giren mikroplastik oranı artarken, bunların çeşitli organlara kadar ulaşabildiğini belirten uzmanlar, gelecekte önlem alınmaz ise mikroplastik kaynaklı inme, kalp krizi ve kanser olaylarında çok daha büyük artış görüleceğini düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16db2b0a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mikroplastikler, kalp, krizi, sebebi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, konu hakkında önemli açıklamalar yaparak, mikroplastiklerin kalp krizi ve inme riskinde son yıllarda büyük artışa neden olduğunu, şah damarı olarak bilinen damarda tıkanıklık yaşanmasına bile neden olabildiğini açıkladı.

ŞAH DAMARINDAN PLASTİK ÇIKTI

Altay, yapılan bazı bilimsel araştırmalarda şah damarından alınan tıkanıklık örneklerinden mikroplastikler çıktığını belirterek, bunun önemli bir sağlık krizi olduğunu açıkladı. 

Plastik yerine cam ürünlerin kullanılmasını öneren uzmanlar, artan plastik ürün kullanımının azaltılması çağrısında bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gebelikte yetersiz beslenme hayatı etkiliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gebelikte-yetersiz-beslenme-hayati-etkiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gebelikte-yetersiz-beslenme-hayati-etkiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Uzmanlar, gebelikte yetersiz beslenmenin bebeğin anne karnında ve doğduğu andan itibaren sağlığını etkilediğini belirterek, bebeğin kilo ve boy oranında yetersiz beslenmeye bağlı birçok sorunun ortaya çıkabildiğini açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16d31062.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gebelikte, yetersiz, beslenme, hayatı, etkiliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, gebelikte yetersiz beslenmenin bebeğin anne karnında ve doğduğu andan itibaren sağlığını etkilediğini belirterek, bebeğin kilo ve boy oranında yetersiz beslenmeye bağlı birçok sorunun ortaya çıkabildiğini açıkladı.

Gebe kadınların mutlaka protein ve mineral açısından zengin beslenmesi gerektiğini belirten kadın sağlığı ve hastalıkları uzmanları, günlük olarak alınması gereken kalori, protein ve mineral ile vitamin miktarının gebe kadınlarda çok daha fazla olabildiğine dikkat çekerek, “beslenme eksikliği bebekte kalıcı sakatlıklara kadar varan sağlık problemlerine yol açabilir” uyarısında bulundu.

Gebe kadınlar beslenmelerini takip etmeli

Uzmanlara göre, gebe kadınların sağlıklı kalabilmek ve bebeklerinin sağlıklı olabilmesi için beslenme durumu çok yakından takip edilmeli ve aldıkları protein, vitamin ve diğer besin değerleri gerekirse günlük olarak not edilerek önerilen değerlerde olup olmadığı karşılaştırılmalı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocuklara ödül değil kanser veriyoruz: Fast food tehlikesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklara-oedul-degil-kanser-veriyoruz-fast-food-tehlikesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklara-oedul-degil-kanser-veriyoruz-fast-food-tehlikesi</guid>
<description><![CDATA[ Her yıl kolestrol kaynaklı olarak kalp krizi ve çeşitli hastalıklardan yüzbinlerce kişi hayatını kaybediyor ve çocuklarda da görülmeye başlayan kalp krizi ve kolestrol vakaları gün geçtikçe artmaya devam diyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16cb55af.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocuklara, ödül, değil, kanser, veriyoruz:, Fast, food, tehlikesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Fast food tüketiminin çocuklara aileler tarafından bir ödül olarak verildiğini belirten araştırmacılar, her hafta iki kez tüketilen fast food ürünlerinin çocuklarda kalp ve damar sağlığını kötü etkileyerek kolestrol düzeylerinde büyük ve beklenmedik artışlara yol açabildiğini ispatlamış durumda.

Hücreleri öldürüyor

Kolestrolün hücre ölümüne neden olduğunu ve fast food ürünlerinin sık tüketiminin bu durumu desteklediğini ifade eden uzmanlar, fast food tüketiminin mümkün olduğunca en az seviyeye indirilmesi öneriliyor.

Çocukların 6 ayda bir kez kontrole götürülmesi önerisinde bulunan uzmanlar, bu sayede erken teşhis ile çocukların gelecekte yaşayacağı sağlık sorunlarının erken tespit edilerek önlenebileceğini belirtmekte.
 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kolon kanseri 20 yaşa düştü</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kolon-kanseri-20-yasa-dustu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kolon-kanseri-20-yasa-dustu</guid>
<description><![CDATA[ Kolon kanseri riskinin 20 yaşa kadar düştüğünü açıklayan iç hastalıkları uzmanları, kolon kanseri risk oranlarının giderek artmaya devam ettiğini ve bunların en başında stres, tüketilen yiyecek ve içecekler ile birlikte genetik olduğunu açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16c4e9f7.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kolon, kanseri, yaşa, düştü</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Uzmanlar, kolon kanserinin artık 20’li yaşlarda bile görülmeye başlanmasının en büyük sebepleri arasında hareketsiz yaşam, obezite ve yanlış tüketim olduğunu belirtirken, cips, şekerli ve katkılı içecekler ile beraber obeziteye neden olan yiyeceklerin sorumlu olduğunu belirtti.

En büyük düşman: Obezite

Hareketsizlik ve obezitenin birlikte sadece kolon kanseri değil birçok kansere neden olabildiğini belirten uzmanlar, “artan hareketsizlik ve obezitenin sonucu olarak kanser vakaları daha fazla arttı ve 20 yaşa kadar indi” uyarısı yapılırken, zayıflama ve egzersizin riski büyük oranda azalttığı belirtildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çayı bu yiyeceklerle içmeyin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cayi-bu-yiyeceklerle-icmeyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cayi-bu-yiyeceklerle-icmeyin</guid>
<description><![CDATA[ Dünyada çok sık görülen bir sağlık sorunu olan demir eksikliği giderek milyonlarca insanın uğraştığı sorun haline geldi. Demir eksikliğinin artış göstermesinin en büyük sebeplerinden bir tanesinin çay tüketimi ve yanlış yiyecekler olduğunu açıklayan beslenme terapisti Deborah Grayson, “bazı yiyeceklerle birlikte çay içmek kansızlık riskinizi artırabilir” uyarısında bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16bc8a21.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çayı, yiyeceklerle, içmeyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kansızlığa karşı özellikle yeşil yapraklı sebzeler ve kırmızı et ürünleri ile birlikte çay içilmemesi gerektiğini açıklayan Deborah Grayson, “çay ile beraber yiyecek tüketmek yiyecek ne olursa olsun kansızlık riskinizi büyük oranda artırıyor” dedi.

KANSIZ OLANLAR ÇAY TÜKETMEMELİ

Grayson, kansızlık sorunu yaşayan kişilerin soğuk çay dahil çay tüketmemesini önerirken, kansızlık sorunu yaşayan ve çay seven kişilerin ise mümkün olduğunca az çay tüketmesi ve demir ilaçları ile beraber çay tüketimi arasında en az 2 saat ara olmasının olası kansızlık sıkıntısını engelleyeceğini belirtti.
 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hiperaktivite ve şeker karbonhidrat ilişkili</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hiperaktivite-ve-seker-karbonhidrat-iliskili</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hiperaktivite-ve-seker-karbonhidrat-iliskili</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmalar, şekerli ve karbonhidrat ağırlıklı beslenen çocuklarda hiperaktivite riskinin çok daha yüksek olduğunu ve araştırmaların bunu doğruladığını gösteriyor. Çocukların aşırı şekerli ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmesi sonucunda hiperaktif aktivitelerin gözlemlenme riskinde artış olduğu tespit edilirken, bunun tüm çocukları etkileme riski olduğu hatırlatıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16b4669c.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hiperaktivite, şeker, karbonhidrat, ilişkili</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ergenlik döneminde çocukların bu tür yiyecekler ve içeceklerden uzak durmasını öneren uzmanlar, hiperaktif olmalarının engellenmesi için ailelerin çocuklarına bu tür yiyecek ve içecekleri verirken ölçülü davranması önerisinde bulundu.

GELECEKLERİ ETKİLENİYOR

Çocukların geleceklerinin etkilendiğini belirten uzmanlar, çocukların erken yaşlarda aşırı aktif olmaları durumunda mutlaka bir çocuk hastalıkları ve sağlığı uzmanına başvurulmasını önerirken, doktorlar tarafından yapılacak kontroller ile çocukta herhangi bir sağlık sorunu olup olmadığının erken teşhis ve tedavi edilebileceğini belirtmekte.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) M çiçeği aşısını onayladı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-saglik-orgutu-dso-m-cicegi-asisini-onayladi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-saglik-orgutu-dso-m-cicegi-asisini-onayladi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan son dakika açıklamada, M çiçeği virüsüne karşı Bavarian Nordic isimli şirket tarafından üretimi gerçekleştirilen MVA-BN kod adıyla bilinen bir aşının ön testleri geçtiğini ve ön onayın verildiğini açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16abce1d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Sağlık, Örgütü, DSÖ, çiçeği, aşısını, onayladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[M çiçeği salgınının giderek büyük oranlarda artış gösterdiğini belirten Dünya Sağlık Örgütü, ön yeterlilik onayı alan bu aşının kesin onayı alması için bir takım testlerden daha geçmesi gerektiğini ve çalışmaların sonucunda kesin nihai onayın verilebileceğini açıkladı.

Bulaşmayı azaltacak, kontrol altında tutacak

MVA-BN kod adlı aşının M çiçeği hastalığının bulaşmasını engellemek ve salgını kontrol altında tutmasının beklendiğini belirten Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşının hızlı bir şekilde uygulanması ve salgının diğer kıtalarda görülmeden hemen önlenmesi için büyük bir çaba harcandığını açıkladı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sepsiste erken tanı hayat kurtarıcı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sepsiste-erken-tani-hayat-kurtarici</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sepsiste-erken-tani-hayat-kurtarici</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sepsis Günü kaynaklı olarak birçok uzman sepsis hakkında açıklama yaparken, sepsisin nedenleri ve tedavisi son derece önem taşıyor. Sepsis halk dilinde kan zehirlenmesi olarak bilinirken, bu durumun ortaya çıkması birçok basit nedene bile bağlı olabiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16a4e01f.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sepsiste, erken, tanı, hayat, kurtarıcı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan sepsis, özellikle bağışıklık sistemi düşük olan ve vücudunda çeşitli enfeksiyonlar bulunan kişilerde bağışıklık sisteminin aşırı yanıtı sonucunda kanın kendi kendini zehirlemesi ile gerçekleşiyor ve kişi hayatını kaybedecek noktaya kadar giden ağır belirtiler gösterebiliyor.

Tedavisi yüz güldürücü olabiliyor

Sepsisin erken teşhis edilmemesi halinde organ kayıplarına ve ölüme neden olduğunu belirten uzmanlar, erken tanı için doktorların çok dikkatli olması ve sepsis riskini asla dışlamaması gerektiğini belirtirken, özellikle bilinci olmayarak acil servise gelen yaralanma dışı vakalarda hastalara bu yönden dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyorlar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en sağlıklı yiyecekleri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-saglikli-yiyecekleri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-saglikli-yiyecekleri</guid>
<description><![CDATA[ Her gün tükettiğimiz yiyeceklerin büyük bölümü kanserojen yiyeceklerden oluşurken, dünyada en çok tüketilmesi önerilen en sağlıklı yiyecekler sağlığa faydaları ile ön plana çıkıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c169cc304.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, sağlıklı, yiyecekleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlığınızı korumak ve daha sağlıklı bir ömür geçirmek için işte tüketebileceğiniz o yiyecekler…

Chia Tohumu



Chia tohumu en sağlıklı yiyeceklerin başında geliyor. Kendi başına bir yiyecek olmamasına rağmen bir tohum olan chia, özellikle içerdiği besin değerleri ile en başta kalp sağlığını destekliyor ve kolestrolü düşürüyor. Kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olan chia tohumu, günlük olarak bir yemek kaşığı tüketildiğinde sağlığa büyük fayda sağlıyor. Chia tohumunun tüketiminde dikkat edilmesi gereken nokta ise bir yemek kaşığından daha fazla tüketilmemesi gerekiyor.

Salatalık



Vücudun hidratlanması için büyük oranda su içeren salatalık, sağlık açısından diğer birçok meyve ve sebzeye göre ön plana çıkıyor. Günlük K vitamini, C ve B vitamini ihtiyacının bir bölümünü karşılayan salatalık, çok zengin antioksidan olması nedeniyle kansere karşı koruyucu. Salatalık aynı zamanda yüksek lif içeriği sayesinde bağırsak sağlığını destekliyor ve kabızlık-ishal gibi sağlık sorunlarını engelleyebiliyor.

Yaban Mersini



Yaban mersini dünyanın birçok ülkesinde çokça tüketilmesine rağmen Türkiye’de faydaları gözardı edilen meyvelerden bir tanesi. Yaban mersini yüksek antioksidan içeriği sayesinde kansere karşı çok büyük koruyucu etki sağlarken, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de yardımcı. Yaban mersini içerisinde barındırdığı vitaminlerin dışında bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve hafızaya olumlu faydalarının ispatlanmasında meyveler arasında en ön planda olanlardan bir tanesi.

Ispanak



Çoğu insanın tüketmediği ıspanak faydaları ile adından söz ettiren sebzelerden. Yüksek C, B ve E vitamini içermesi ve magnezyum, demir ile kalsiyum içeriği sayesinde insan vücudunun ihtiyacı olan mineral desteğini sağlayan ıspanak, A vitamini içeriği ile göz sağlığını ve cilt sağlığını desteklerken, C ve B vitamini sayesinde ise bağışıklığı güçlü tutuyor. Ispanak kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi amacıyla faydalı sebzelerden bir tanesi olurken, kan pıhtılaşması sorunlarını azaltan bir sebze olarak biliniyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlığa onlarca faydası var: Yulaf</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sagliga-onlarca-faydasi-var-yulaf</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sagliga-onlarca-faydasi-var-yulaf</guid>
<description><![CDATA[ İnsan sağlığının korunması için tüketim alışkanlıklarının son derece önemli olduğunu belirten uzmanlar, tüketilecek olan besinlerin öneminin gözardı edildiğini ifade ederek, bazı sağlıklı gıdaların sadece tadı beğenilmediği için tüketilmeyerek büyük hata yapıldığını belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c16965ee9.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlığa, onlarca, faydası, var:, Yulaf</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yulaf lapasının sağlık için tüketilmesini öneren uzmanlar, yulaf faydaları arasında bağırsak sağlığının ve mikrobiyomun korunması başta olmak üzere birçok faydasının olduğunı açıkladı.

Sağlıklı bir lif kaynağı

Yulafın bağırsak sağlığı açısından mucize olduğunu belirten uzmanlar, ishal ve kabızlık şikayetlerinin lif içeriği nedeniyle yulaf sayesinde engellenebildiğine dikkat çekti.

Beta-glukan içeriği sayesinde sağlığa çok faydası olan yulaf, yüksek kolestrol seviyesinin düşürülmesinde de etkili. Kalp krizi, inme ve kolestrol riskini büyük oranda düşürebilecek olduğu tespit edilen yulafın, kilo kontrolüne yardımcı olarak açlığı azalttığı da araştırmalarda yer alıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şişkinliği alıyor, gaz sorununu ortadan kaldırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/siskinligi-aliyor-gaz-sorununu-ortadan-kaldiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/siskinligi-aliyor-gaz-sorununu-ortadan-kaldiriyor</guid>
<description><![CDATA[ İnsanların en büyük sağlık sorunlarından olan gaz, şişkinlik ve mide yanması sorununa karşı birçok farklı tedavi yöntemi bulunuyor ve genellikle ilaç yerine doğal yöntemlerle bu sorunların çözülmesinin tercih edilmesi öneriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c168ed98b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şişkinliği, alıyor, gaz, sorununu, ortadan, kaldırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Şişkinlik, gaz ve mide yanması şikayetlerine karşı kullanılacak olan ilaçlar yerine doğal tarifleri tercih ederek vücuda ilaç yüklemekten kaçınmak mümkün.

Şişkinlik ve gaz önleyici tarif

Vücudun kendi kendisine oluşturduğu gaz ve şişkinliği önlemek için bu tür durumlarda laktozsuz bir kase yoğurdun içerisine eklenecek 1 tatlı kaşığı pul biber ve çok çay kaşığının ucuyla az miktarda türk kahvesi eklenerek güzelce karıştırılması ve ardından tüketilmesi mide bağırsak kanalını rahatlatarak bu tür sıkıntıları ortadan kaldırıyor.

Ancak bu tarifin düzenli tüketilmesi önerilmiyor ve sadece bu tür şikayetler gelişirse tüketilmesi öneriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hipertansiyonu hızla düşürüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hipertansiyonu-hizla-dusuruyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hipertansiyonu-hizla-dusuruyor</guid>
<description><![CDATA[ Hipertansiyon son yıllarda insanların büyük sıkıntılarının başında geliyor. Erken yaşlardan itibaren görülmeye başlayan hipertansiyon hastalık olarak her yıl dünyada milyonlarca insanı etkilerken, basit önlemler ile hastalık seviyesinde olmayan hipertansiyon düzeylerini düşürmek mümkün. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c1686dc39.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hipertansiyonu, hızla, düşürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aşırı yüksek tansiyon tedavisi için tıp dünyasında ilaçlar kullanılırken, sadece zaman zaman yaşanan yüksek tansiyon tedavisinde ise doğal yöntemler ilk sırada tercih edilmekte.

Domates mucizesi

Uzmanlara göre her sabah kahvaltıda tüketilecek domates metabolizmayı büyük oranda hızlandırarak, hipertansiyonu hızla düşürüyor ve tansiyonun yükselmesini önleyici etki gösterebiliyor.

Kandaki sodyum miktarını dengeleyen domatesin bu sayede hipertansiyonıu düşürdüğü ve kalp sağlığını koruduğu ortaya çıkarılmış durumda. Ancak domatesin bir dilim değil bir bütün olarak tüketilmesinin ancak kandaki sodyum seviyelerini etkilediği ve hastalık seviyesindeki tansiyonu engellemesinin mümkün olmadığını akıldan çıkarmamakta fayda var.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Akşamdan kalma hali önlenebilir mi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aksamdan-kalma-hali-oenlenebilir-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aksamdan-kalma-hali-oenlenebilir-mi</guid>
<description><![CDATA[ Çok fazla alkol tüketildikten sonraki gün yaşananlar hiç iç açıcı olmayabilir. Birçok insanın alkol tükettikten hemen sonra yaşamaya başladığı ve özellikle ertesi gün yaşadığı yan etkiler oldukça rahatsız edici olabiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6c167eb269.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Akşamdan, kalma, hali, önlenebilir, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Akşamdan kalmanın tedavisi tıp tarafından henüz bulunmamış olsa bile çeşitli tedavi yöntemleri yok değil.

Akşamdan kalma durumu yaşayan kişilerin ilk önce sade maden suyu ve bir yarım taze limonu karıştırarak içmesi ve bu karışımın tüketilmesinin ardından yüksek kafeinli içeceklerin tüketilmesinin belirtileri hafifleteceği biliniyor.

Bol su tüketmek gerekiyor

Akşamdan kalan kişilerin bol su tüketmesi gerektiği, ancak 1 litre suyun içerisine eklenecek olan bir çay kaşığı tuz ve bir yemek kaşığı şeker sayesinde bulantı ve benzer belirtilerin daha çabuk geçirilebileceği yönünde yöntemler mevcut.

Ayrıca bu durumu tedavi etmek için kafein içeriği bol içeceklerin gün içerisinde 2 bardak tüketilmesinin de hızlı bir şekilde kişiyi kendine getirmede yardımcı olduğu belirtilmekte.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çift kol nakliyle yeni hayat | Şimşek: &amp;quot;Sanki hiç nakil olmamışım gibi&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cift-kol-nakliyle-yeni-hayat-simsek-sanki-hic-nakil-olmamisim-gibi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cift-kol-nakliyle-yeni-hayat-simsek-sanki-hic-nakil-olmamisim-gibi</guid>
<description><![CDATA[ Antalya&#039;da 5 yıl önce çift kol nakli olan Yusuf Oğuz Şimşek, eski günlerine döndü. İki kolunu da rahatlıkla kullanabilen genç, operasyonu gerçekleştiren isimlerden Prof. Dr. Özlenen Özkan&#039;ı ziyaret etti. Özkan&#039;ın elini sıkıp destekleri için teşekkür etti.Antalya&#039;da yaşayan Yusuf Oğuz Şimşek, 2015 yılında güneş enerji paneli montajı sırasında elektrik akımına kapıldı. İki kolunda da ciddi yanıklar oluşan Şimşek&#039;in, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi&#039;nde gerçekleştirilen operasyonla iki kolu da ampute edildi.26 Kasım 2019&#039;da kadavradan nakledilen iki kolla yeni bir hayata başlayan Şimşek, 5 yıldır fizik tedavi görüyor. Tedavilerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesi&#039;nde devam eden Şimşek, kendisine yeni bir hayat imkanı sunan, operasyonu gerçekleştiren ve ikinci kez Akdeniz Üniversitesi Rektörü seçilen Prof. Dr. Özlenen Özkan&#039;ı ziyaret etti.
Rektör Özkan ile sohbet eden ve hayırlı olsun dileğinde bulunan Şimşek, kollarını artık çok rahat kullanabildiğini ve ihtiyaçlarını görebildiğini anlattı. Rektör Özkan&#039;la el sıkışan Şimşek, destekleri için de teşekkür etti.5 yıldır yakından izlediği Yusuf Şimşek&#039;in kendisine iyi baktığını ve tedavi kurallarına en iyi şekilde dikkat ettiğini söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, &quot;En baştaki ve sonraki sürecini yakından biliyorum. 5 yıl önce 2 kol nakli yaptık ve süreç içerisinde hiçbir sorun olmadı. Bu ameliyatlar hem bizim hem de hasta için zor süreçler. Problemsiz bir şekilde uyum sağladığını gördüm. Yusuf artık tek başına hayatını idame ettirebiliyor. Anne ve babası Yusuf&#039;u evde yalnız bırakabiliyor. Ömür boyu takipleri sürecek. 5 yıl boyunca kendisine çok iyi baktı ve hiçbir sorun yaşamadık.&quot; diye konuştu.Zorlu tedavi sürecini en iyi şekilde geçirmek için elinden gelen gayreti gösterdiğini belirten Yusuf Oğuz Şimşek, anne ve babasıyla beraber yaşadığı evde ihtiyaçlarını kendi başına giderebildiğini söyledi. Ameliyat öncesi ve sonraki yıllarda alışma süreci yaşadığını ve bu durumun kendisinde rahatsızlığa neden olduğunu anlatan Şimşek, üniversite hastanesinde verilen destekle kısa sürede bu sorunu da aştığını söyledi.Kollarını ve ellerini istediği gibi kullandığını, ağırlık dahi kaldırabilecek duruma geldiğini anlatan Şimşek, &quot;Her şey eskisi gibi çok şükür. Sanki hiç nakil olmamışım gibi. Bütün çevrem destek oluyor. Fizik tedavi sürecim devam ediyor.&quot; dedi.Baba Mustafa Şimşek, hem tedavi sürecinde hem öncesinde oğlunu hiç yalnız bırakmadıklarını, psikolojik anlamda destek olmaya çalıştıklarını anlattı. Sürecin zorlu geçtiğini ama artık daha güzel günleri yaşamaya başladıklarını belirten baba Şimşek, &quot;İlk zamanlardan bugüne psikolojisi ve fiziksel hareketleri düzeldi.Süreci atlatmak zor oldu ama nakil olduktan sonra daha güzel, daha mutlu. Önceleri evlilik düşünmüyordu ama şimdilerde düşünmeye başladı. Duşunu alıyor, sakal tıraşı oluyor. Kol nakli olduğunu bilmeyen birinin anlamayacağı duruma geldi.&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qnbOnUh450GeqkJFchcMLA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çift, kol, nakliyle, yeni, hayat, Şimşek:, Sanki, hiç, nakil, olmamışım, gibi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qnbOnUh450GeqkJFchcMLA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çift kol nakliyle yeni hayat | Şimşek: " sanki hi nakil olmam gibi><p>Antalya'da 5 yıl önce çift kol nakli olan Yusuf Oğuz Şimşek, eski günlerine döndü. İki kolunu da rahatlıkla kullanabilen genç, operasyonu gerçekleştiren isimlerden Prof. Dr. Özlenen Özkan'ı ziyaret etti. Özkan'ın elini sıkıp destekleri için teşekkür etti.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KJSTPqim8EOLJhXUjo2WCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya'da yaşayan Yusuf Oğuz Şimşek, 2015 yılında güneş enerji paneli montajı sırasında elektrik akımına kapıldı. İki kolunda da ciddi yanıklar oluşan Şimşek'in, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde gerçekleştirilen operasyonla iki kolu da ampute edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/laOTtoMLaUKbWACHU2tpZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>26 Kasım 2019'da kadavradan nakledilen iki kolla yeni bir hayata başlayan Şimşek, 5 yıldır fizik tedavi görüyor. Tedavilerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde devam eden Şimşek, kendisine yeni bir hayat imkanı sunan, operasyonu gerçekleştiren ve ikinci kez Akdeniz Üniversitesi Rektörü seçilen Prof. Dr. Özlenen Özkan'ı ziyaret etti.
Rektör Özkan ile sohbet eden ve hayırlı olsun dileğinde bulunan Şimşek, kollarını artık çok rahat kullanabildiğini ve ihtiyaçlarını görebildiğini anlattı. Rektör Özkan'la el sıkışan Şimşek, destekleri için de teşekkür etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_rvj-jB6G0ulWRvAy5HhrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>5 yıldır yakından izlediği Yusuf Şimşek'in kendisine iyi baktığını ve tedavi kurallarına en iyi şekilde dikkat ettiğini söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, "En baştaki ve sonraki sürecini yakından biliyorum. 5 yıl önce 2 kol nakli yaptık ve süreç içerisinde hiçbir sorun olmadı. Bu ameliyatlar hem bizim hem de hasta için zor süreçler. Problemsiz bir şekilde uyum sağladığını gördüm. Yusuf artık tek başına hayatını idame ettirebiliyor. Anne ve babası Yusuf'u evde yalnız bırakabiliyor. Ömür boyu takipleri sürecek. 5 yıl boyunca kendisine çok iyi baktı ve hiçbir sorun yaşamadık." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O9OmTYK46EanNq-aPygR6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zorlu tedavi sürecini en iyi şekilde geçirmek için elinden gelen gayreti gösterdiğini belirten Yusuf Oğuz Şimşek, anne ve babasıyla beraber yaşadığı evde ihtiyaçlarını kendi başına giderebildiğini söyledi. Ameliyat öncesi ve sonraki yıllarda alışma süreci yaşadığını ve bu durumun kendisinde rahatsızlığa neden olduğunu anlatan Şimşek, üniversite hastanesinde verilen destekle kısa sürede bu sorunu da aştığını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wUUdzEf3wE2ReIyGHx4i8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kollarını ve ellerini istediği gibi kullandığını, ağırlık dahi kaldırabilecek duruma geldiğini anlatan Şimşek, "Her şey eskisi gibi çok şükür. Sanki hiç nakil olmamışım gibi. Bütün çevrem destek oluyor. Fizik tedavi sürecim devam ediyor." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YjAXcFR8z0-44zigz1VJSA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Baba Mustafa Şimşek, hem tedavi sürecinde hem öncesinde oğlunu hiç yalnız bırakmadıklarını, psikolojik anlamda destek olmaya çalıştıklarını anlattı. Sürecin zorlu geçtiğini ama artık daha güzel günleri yaşamaya başladıklarını belirten baba Şimşek, "İlk zamanlardan bugüne psikolojisi ve fiziksel hareketleri düzeldi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tydlgI8yJEyN8ytAwMS3Ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Süreci atlatmak zor oldu ama nakil olduktan sonra daha güzel, daha mutlu. Önceleri evlilik düşünmüyordu ama şimdilerde düşünmeye başladı. Duşunu alıyor, sakal tıraşı oluyor. Kol nakli olduğunu bilmeyen birinin anlamayacağı duruma geldi." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BEdSopWR206igApMaUbgIA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TmYz8LRK70G6Wem8QAwbWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yanlış Tedavi : 26 Haftalık Ömer Bebeğin Sağlık Durumu İnceleme Altında</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yanlis-tedavi-26-haftalik-omer-bebegin-saglik-durumu-inceleme-altinda</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yanlis-tedavi-26-haftalik-omer-bebegin-saglik-durumu-inceleme-altinda</guid>
<description><![CDATA[ 26 haftalıkken dünyaya gelen Ömer bebek, 4 aydır İstanbul Güngören&#039;deki özel hastanede tedavi görüyordu. Bebeğin bacağının yanlış uygulama nedeniyle kaybedilmeye çok yakın olduğunu iddia eden aile, suç duyurusunda bulundu. NTV&#039;nin haberi üzerine İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, hastane hakkında inceleme başlattı. Ömer bebek Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#039;ne nakledildi. Bebeğe yanlış uygulama yapılıp yapılmadığı, bebeğin neden daha önce sevk edilmediği incelemeler sonunda ortaya çıkacak. (Haber: Melike Şahin Kamera: Cahit Kazan) ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e717e3de062.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:21:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yanlış, Tedavi, Haftalık, Ömer, Bebeğin, Sağlık, Durumu, İnceleme, Altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>26 haftalıkken dünyaya gelen Ömer bebek, doğumundan bu yana sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. 4 aydır İstanbul Güngören'deki özel bir hastanede tedavi gören Ömer bebeğin ailesi, bebeğin bacağında meydana gelen ciddi bir sorunun, yanlış bir tıbbi uygulama nedeniyle ortaya çıktığını iddia etti. Aile, bacağın kaybedilme noktasına geldiğini belirterek yetkililere suç duyurusunda bulundu.</p>
<p><img src="https://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x_66e717e346246.jpg" alt=""></p>
<p>Olayın medyaya yansımasının ardından İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, hastane hakkında inceleme başlattı. İncelemede, Ömer bebeğe yanlış bir tıbbi müdahale yapılıp yapılmadığı ve bebeğin neden daha önce farklı bir sağlık kuruluşuna sevk edilmediği gibi soruların yanıtları aranacak.</p>
<p></p>
<p>Ömer bebek, şu anda Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne nakledilmiş durumda ve sağlık durumu burada izlenmeye devam ediyor. Yapılacak incelemeler sonucunda, olayın tüm detayları ve sorumlular netlik kazanacak.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ficus Ginseng Bitkisi Bakımı &amp;amp;amp; Özellikleri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ficus-ginseng-bitkisi-bakimi-ozellikleri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ficus-ginseng-bitkisi-bakimi-ozellikleri</guid>
<description><![CDATA[ Ficus ginseng bakımı, bitkinin sağlıklı ve güzel görünmesi için önemlidir. İşte bazı temel bakım önerileri: Sulama Ficus ginseng’in toprağı yüzeyde kurudukça ılımlı bir şekilde nemli tutulmalıdır. Yağmur suyu, sulama için en uygunudur çünkü kireç içermez. Musluk suyu kireç içerdiği için tavsiye edilmez​​. Toprak ve Dikim Ficus ginseng, yüksek su tutma kapasitesine ve iyi hava alabilirliğe […] ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e9fddbcf99c.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ficus, Ginseng, Bitkisi, Bakımı, &amp;amp, Özellikleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="flex flex-grow flex-col max-w-full">
<div class="min-h-[20px] text-message flex flex-col items-start gap-3 whitespace-pre-wrap break-words [.text-message+&]:mt-5 overflow-x-auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="863adbdd-3d04-46fb-972f-c3d7f31cb721">
<div class="markdown prose w-full break-words dark:prose-invert light">
<p>Ficus ginseng bakımı, bitkinin sağlıklı ve güzel görünmesi için önemlidir. İşte bazı temel bakım önerileri:</p>
<h3>Sulama</h3>
<ul>
<li>Ficus ginseng’in toprağı yüzeyde kurudukça ılımlı bir şekilde nemli tutulmalıdır. Yağmur suyu, sulama için en uygunudur çünkü kireç içermez. Musluk suyu kireç içerdiği için tavsiye edilmez​​.</li>
</ul>
<h3>Toprak ve Dikim</h3>
<ul>
<li>Ficus ginseng, yüksek su tutma kapasitesine ve iyi hava alabilirliğe sahip bir toprak karışımı gerektirir. Yüksek kaliteli saksı toprağı, lav parçacıkları ve akadama toprağının eşit oranlarda karıştırılması önerilir​ .</li>
</ul>
<h3>Besleme</h3>
<ul>
<li>Mart ve Eylül ayları arasında, bitkinin büyüme döneminde, haftada bir veya iki haftada bir sıvı gübre ile beslenmek önemlidir. Kışın, bitkinin büyümesi azaldığı için ayda bir gübreleme yeterlidir​.</li>
</ul>
<h3>Budama</h3>
<ul>
<li>Ficus ginseng, düzenli budama gerektirir. Eğer bitkiniz zaten şekillendirilmişse, budama daha kolaydır. İlkbaharda, bir sürgün sekiz yeni yaprak oluşturduğunda, en geç yarıya kadar kısaltılmalıdır​.</li>
</ul>
<h3>Yaprak Dökümü</h3>
<ul>
<li>Yer değişikliği veya ışık eksikliği, yaprak dökülmesine neden olabilir. Yeni bir yerleşim yerine veya alışveriş sonrası hafif yaprak kaybı normaldir ve birkaç hafta sonra durur. Yapraklar hafiflediyse veya sararmaya başladıysa, daha sık gübreleme veya saksı değişimi yardımcı olabilir​.</li>
</ul>
<h3>Kışlama</h3>
<ul>
<li>Ficus ginseng’in kışı geçireceği yer biraz daha serin olmalı, ideal sıcaklık 15-18 °C arasında olmalıdır. Ayrıca, kış aylarında da parlak bir yer önemlidir​ .</li>
</ul>
<h3>Hastalık ve Zararlılar</h3>
<ul>
<li>Ficus ginseng, özellikle kapalı alanlarda olmak üzere, kırmızı örümcek akarları ve unlu bitlere karşı hassastır. Bu zararlılarla mücadele için organik akar öldürücüler kullanılabilir​<span class="" data-state="closed"><span class="text-token-text-secondary"> (</span><a class="text-green-600 !no-underline" href="https://www.nature-and-garden.com/gardening/ficus-ginseng.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Nature & Garden</a><span class="text-token-text-secondary">)</span></span>​.</li>
</ul>
<h3><strong>Ficus Ginseng Toprak Değişimi</strong></h3>
<p>Ficus ginseng, uygun bakım sağlandığında uzun yıllar sağlıklı kalabilir. Bitkinizi dikkatli bir şekilde gözlemlemek ve ihtiyaçlarına göre hareket etmek, başarılı bir bakımın anahtarlarındandır.</p>
<div class="flex flex-grow flex-col max-w-full">
<div class="min-h-[20px] text-message flex flex-col items-start gap-3 whitespace-pre-wrap break-words [.text-message+&]:mt-5 overflow-x-auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="04ab84be-5464-4d30-a222-e400e540a1bc">
<div class="markdown prose w-full break-words dark:prose-invert light">
<p>Ficus ginseng’in saksı değişimi, bitkinin sağlıklı büyümesi için önemli bir adımdır. İşte saksı değişimi yaparken izlenecek temel adımlar:</p>
<p><strong>Zamanlama</strong>: Saksı değişimi genellikle ilkbaharda, bitkinin aktif büyüme dönemine girdiği zaman yapılır. Bu, bitkinin yeni ortamına hızla uyum sağlamasına ve zarar gören köklerin iyileşmesine yardımcı olur.</p>
<p><strong>Yeni Saksı Seçimi</strong>: Yeni saksının, eski saksıdan biraz daha büyük olması gerekir. Genellikle çapında 1-2 cm daha geniş bir saksı uygun olur. Bu, köklerin sağlıklı bir şekilde genişlemesine olanak tanır.</p>
<p><strong>Toprak Karışımı</strong>: Ficus ginseng için yüksek su tutma kapasitesine sahip ve iyi hava geçirgenliğine sahip bir toprak karışımı önemlidir. Yüksek kaliteli saksı toprağı, lav parçacıkları ve akadama toprağının eşit oranlarda karıştırılması önerilir.</p>
<p><strong>Saksıyı Hazırlama</strong>: Yeni saksının dibine drenajı sağlamak için küçük taşlar veya seramik parçaları koyabilirsiniz. Bu, fazla suyun kolayca boşalmasına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Bitkiyi Çıkarma ve Kökleri Hazırlama</strong>: Bitkiyi eski saksısından dikkatlice çıkarın. Kökleri eski topraktan arındırın ve gerekiyorsa hafifçe budayın. Köklerde dolaşmış veya ölü kısımları temizleyin.</p>
<p><a href="https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL%C2%B7E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot.webp"><img decoding="async" loading="lazy" class="alignnone size-full wp-image-4694" src="https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL%C2%B7E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot.webp" alt="" width="1024" height="1024" srcset="https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot.webp 1024w, https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot-300x300.webp 300w, https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot-150x150.webp 150w, https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot-768x768.webp 768w, https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot-420x420.webp 420w, https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot-640x640.webp 640w, https://www.dogadergisi.com/wp-content/uploads/2024/04/DALL·E-2024-04-03-11.47.50-Create-an-image-of-a-Ficus-Ginseng-plant-in-the-foreground-sharply-focused-with-detailed-leaves-and-twisted-roots-showcased-in-a-small-elegant-pot-681x681.webp 681w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></p>
<p><strong>Yeniden Dikme</strong>: Bitkiyi yeni saksıya yerleştirin ve önceden hazırladığınız toprak karışımı ile çevresini doldurun. Toprağı hafifçe sıkıştırarak bitkinin stabil durmasını sağlayın.</p>
<p><strong>Sulama</strong>: Saksı değişimi sonrası, toprağı iyice ıslatacak şekilde sulayın. Bu, köklerin yeni toprakla temas etmesine ve hava boşluklarının kapanmasına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Yerleştirme</strong>: Bitkiyi, doğrudan güneş ışığı almayan ama yeterli doğal ışık alan bir yere yerleştirin. Yeni ortamına uyum sağlayabilmesi için birkaç hafta boyunca sık sık kontrol edin.</p>
<p>Saksı değişimi yaparken bitkinin hassas köklerine zarar vermemeye özen gösterin. Bitkinin yeni ortamına uyum sağlaması biraz zaman alabilir, bu yüzden sabırlı olun ve gerekli bakımı sağlamaya devam edin.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Limonlu suyun faydaları nelerdir, nelere iyi gelir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/limonlu-suyun-faydalari-nelerdir-nelere-iyi-gelir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/limonlu-suyun-faydalari-nelerdir-nelere-iyi-gelir</guid>
<description><![CDATA[ C vitamini bakımından zenginliğinin yanı sıra bağışıklık sistemini de güçlendirmesi limonlu suyun en önemli yararlarındandır. Güne limonlu su ile başlayarak hem bağışıklık sistemini güçlendirmiş hem de güne çok daha enerjik başlamış olursunuz. Peki limon suyunun faydaları nelerdir? Limonlu su ne işe yarar? Limonlu su zararları nelerdir? Limonlu su zayıflatır mı? İşte limonlu su faydaları hakkında tüm bilinmesi gerekenler…Gün içinde limonlu su tüketimi bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Özellikle sabah limonlu su içmek toksinlerin vücutta birikmesini engelleyerek antioksidan etki gösterir.Taze limon kullanılarak elde edilen limonlu su tarçın, bal, zencefil, zerdeçal, nane gibi maddelerle zenginleştirilebilir. Limonlu suyun lezzetli ve sağlıklı olmasına katkı sağlayan bu maddelerle ılık limonlu su hazırlanabilir.LİMON SUYUNUN BESİN DEĞERİ NEDİR? 50 gram kadar bir limondan çıkan suyun kalori değeri 12 kcal kadardır. 0,2 gram lif içeren limon suyu 1,13 gram meyve şekeri içerir. Protein miktarı 0,18 gram olan limon suyu 58 mg potasyum içerir. LİMONLU SU İÇMENİN FAYDALARICilt hücrelerini yenilemede destekçidir.Ağız içinde meydana gelen bakterileri temizler.  Lmonlu su tüketimi karaciğer fonksiyonlarını düzenler.Limon suyu metabolizmayı geçici olarak hızlandırarak kalori yakmaya yardımcı olur. Bu yöntem kilo vermenizi destekleyebilir. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye ek olarak tüketilebilir. Metabolizmayı kalıcı olarak hızlandırmanın tek yolu vücut kas kütlenizi artırmaktadır.Vücudu toksinlerden arındırmaya yardımcı olur.Tırnakların kırılmasını engeller.Metabolizmanın hızlı çalışmasına yardımcı olur.Tansiyonu düşürmeyi sağlar.Göz sağlığını korur.Saçların güçlenmesini sağlar.Böbrek taşının düşmesine yardım eder.Kabızlığı iyileştirir.Yağ depolanmasını önler.Kalp hastalıklarını engeller.Solunum yolu hastalıklarını iyileştirir.LİMONLU SU İÇMENİN ZARARLARIDiş minesi zarar görür.  Fazla ve dikkatsiz tüketim sonucu midede yanma ve reflü başlangıcı ortaya çıkar.  Fazla tüketimde vücuttaki demir emilimine sebep olur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X523Wq2EO0mbS8Z5Rj5ofQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Limonlu, suyun, faydaları, nelerdir, nelere, iyi, gelir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X523Wq2EO0mbS8Z5Rj5ofQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Limonlu suyun faydaları nelerdir, nelere iyi gelir?"><p>C vitamini bakımından zenginliğinin yanı sıra bağışıklık sistemini de güçlendirmesi limonlu suyun en önemli yararlarındandır. Güne limonlu su ile başlayarak hem bağışıklık sistemini güçlendirmiş hem de güne çok daha enerjik başlamış olursunuz. Peki limon suyunun faydaları nelerdir? Limonlu su ne işe yarar? Limonlu su zararları nelerdir? Limonlu su zayıflatır mı? İşte limonlu su faydaları hakkında tüm bilinmesi gerekenler…</p><p>Gün içinde limonlu su tüketimi bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Özellikle sabah limonlu su içmek toksinlerin vücutta birikmesini engelleyerek antioksidan etki gösterir.</p><p>Taze limon kullanılarak elde edilen limonlu su tarçın, bal, zencefil, zerdeçal, nane gibi maddelerle zenginleştirilebilir. Limonlu suyun lezzetli ve sağlıklı olmasına katkı sağlayan bu maddelerle ılık limonlu su hazırlanabilir.</p><p><strong>LİMON SUYUNUN BESİN DEĞERİ NEDİR?</strong> </p><p>50 gram kadar bir limondan çıkan suyun kalori değeri 12 kcal kadardır. 0,2 gram lif içeren limon suyu 1,13 gram meyve şekeri içerir. Protein miktarı 0,18 gram olan limon suyu 58 mg potasyum içerir. </p><p><strong>LİMONLU SU İÇMENİN FAYDALARI</strong></p><p>Cilt hücrelerini yenilemede destekçidir.</p><p>Ağız içinde meydana gelen bakterileri temizler.  Lmonlu su tüketimi karaciğer fonksiyonlarını düzenler.</p><p>Limon suyu metabolizmayı geçici olarak hızlandırarak kalori yakmaya yardımcı olur. Bu yöntem kilo vermenizi destekleyebilir. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye ek olarak tüketilebilir. Metabolizmayı kalıcı olarak hızlandırmanın tek yolu vücut kas kütlenizi artırmaktadır.</p><p>Vücudu toksinlerden arındırmaya yardımcı olur.</p><p>Tırnakların kırılmasını engeller.</p><p>Metabolizmanın hızlı çalışmasına yardımcı olur.</p><p>Tansiyonu düşürmeyi sağlar.</p><p>Göz sağlığını korur.</p><p>Saçların güçlenmesini sağlar.</p><p>Böbrek taşının düşmesine yardım eder.</p><p>Kabızlığı iyileştirir.</p><p>Yağ depolanmasını önler.</p><p>Kalp hastalıklarını engeller.</p><p>Solunum yolu hastalıklarını iyileştirir.</p><p><strong>LİMONLU SU İÇMENİN ZARARLARI</strong></p><p>Diş minesi zarar görür.  Fazla ve dikkatsiz tüketim sonucu midede yanma ve reflü başlangıcı ortaya çıkar.  Fazla tüketimde vücuttaki demir emilimine sebep olur.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>E vitamini nedir, faydaları nelerdir? E vitamini ne işe yarar? E vitamini eksikliği belirtileri nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/e-vitamini-nedir-faydalari-nelerdir-e-vitamini-ne-ise-yarar-e-vitamini-eksikligi-belirtileri-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/e-vitamini-nedir-faydalari-nelerdir-e-vitamini-ne-ise-yarar-e-vitamini-eksikligi-belirtileri-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ E vitamini, vücudun günlük fonksiyonlarının yerine getirilebilmesi için gerekli olan ve tokoferol olarak da adlandırılan temel vitamin türlerinden biridir. E vitamini nedir, faydaları nelerdir? E vitamini ne işe yarar? E vitamini eksikliği belirtileri nelerdir? E vitamini hangi besinlerde bulunur? İşte ayrıntılar...E VİTAMİNİ NEDİR? E vitamini, çeşitli formlara sahip, yağda çözünen bir vitamindir. E vitamini içinde alfa, beta, gama ve delta tokoferolleri bulunur.   E vitamini pişirmeye ve sıcağa dayanıklıdır, böylece pişirilme esnasında tahrip olmazlar. Fakat yağda kızartma ve tahılların öğütülmesi esnasında E vitaminleri de tahrip olur ve çoğu bozulur. Bu yüzden E vitamini içeren ürünleri yağda kızartmadan pişirmek ve özellikle beyazlatılmadan geçmemiş tahıl ürünlerini (kepekli ürünler gibi) tüketmek daha sağlıklıdır.E VİTAMİNİNİN FAYDALARI NELERDİR? Vücut çalışmasındaki en önemli görevi antioksidan olan E vitamini bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir.   Beyin, göz, cilt ve dolaşım sistemi sağlığının önemli bir besin bileşiği olan E vitamininin aynı zamanda damar tıkanıklığından koruyucu etkisi vardır.E vitamini sinir sisteminin, kasların, hipofiz ve sürrenaller gibi endokrin bezlerin ve üreme organlarının fonksiyonları için önemlidir. E vitamini, biyolojik bir antioksidan olup, atardamar hastalıklarının ve kanserin önlenmesi için gereklidir. Antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı doğal bir koruyucu olan, hücrelerin kendini yenilenmesini sağlayarak yaşlanmayı geciktirir.Yaşlanma karşıtı olarak bilinen E vitamini, Alzheimer hastalığının etkisini azaltır, cilt yaralarının çabuk iyileşmesini, cildin parlak bir görünüm kazanmasını ve kırışıklıkların azalmasını sağlamaktadır.Kanın pıhtılaşmasında görevli olan proteinlerin yapımında da görev alan E vitaminin erişkinler için günlük ihtiyaç miktarı 8-10 mg&#039;dir.E VİTAMİNİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUR? E vitamini çoğunlukla bitki bazlı yağlarda, kuruyemişlerde, tohumlarda, meyvelerde ve sebzelerde bulunur. E vitamini içeren besinlerden bazıları şunlardır:Fıstık, fıstık ezmesiAyçiçeği, aspir ve soya fasulyesi yağıAy çekirdeği  Buğday tohumu yağıAvokadoBadem  Pancar yeşillikleri, kara lahana, ıspanakKabakKırmızı dolmalık biberKuşkonmazMango.E VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ NELERE YOL AÇAR? E vitamini eksikliği nadir görülen bir durumdur ve sinir sistemi üzerinde sinir ağrısı, yani nöropati gibi sorunlara neden olabilir.  E vitamini eklikliği genellikle E vitamini açısından düşük bir diyetten ziyade diyet yağının sindirilmesi sürecinde ortaya çıkan bir sorun nedeniyle oluşur.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s_OcFQHwSUOBrgQuIaMhLA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>vitamini, nedir, faydaları, nelerdir, vitamini, işe, yarar, vitamini, eksikliği, belirtileri, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s_OcFQHwSUOBrgQuIaMhLA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="E vitamini nedir, faydaları nelerdir? E vitamini ne işe yarar? E vitamini eksikliği belirtileri nelerdir?"><p>E vitamini, vücudun günlük fonksiyonlarının yerine getirilebilmesi için gerekli olan ve tokoferol olarak da adlandırılan temel vitamin türlerinden biridir. E vitamini nedir, faydaları nelerdir? E vitamini ne işe yarar? E vitamini eksikliği belirtileri nelerdir? E vitamini hangi besinlerde bulunur? İşte ayrıntılar...</p><p><strong>E VİTAMİNİ NEDİR?</strong> </p><p>E vitamini, çeşitli formlara sahip, yağda çözünen bir vitamindir. E vitamini içinde alfa, beta, gama ve delta tokoferolleri bulunur.   E vitamini pişirmeye ve sıcağa dayanıklıdır, böylece pişirilme esnasında tahrip olmazlar. Fakat yağda kızartma ve tahılların öğütülmesi esnasında E vitaminleri de tahrip olur ve çoğu bozulur. Bu yüzden E vitamini içeren ürünleri yağda kızartmadan pişirmek ve özellikle beyazlatılmadan geçmemiş tahıl ürünlerini (kepekli ürünler gibi) tüketmek daha sağlıklıdır.</p><p><strong>E VİTAMİNİNİN FAYDALARI NELERDİR?</strong> </p><p>Vücut çalışmasındaki en önemli görevi antioksidan olan E vitamini bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir.   Beyin, göz, cilt ve dolaşım sistemi sağlığının önemli bir besin bileşiği olan E vitamininin aynı zamanda damar tıkanıklığından koruyucu etkisi vardır.</p><p>E vitamini sinir sisteminin, kasların, hipofiz ve sürrenaller gibi endokrin bezlerin ve üreme organlarının fonksiyonları için önemlidir. E vitamini, biyolojik bir antioksidan olup, atardamar hastalıklarının ve kanserin önlenmesi için gereklidir. Antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı doğal bir koruyucu olan, hücrelerin kendini yenilenmesini sağlayarak yaşlanmayı geciktirir.</p><p>Yaşlanma karşıtı olarak bilinen E vitamini, Alzheimer hastalığının etkisini azaltır, cilt yaralarının çabuk iyileşmesini, cildin parlak bir görünüm kazanmasını ve kırışıklıkların azalmasını sağlamaktadır.</p><p>Kanın pıhtılaşmasında görevli olan proteinlerin yapımında da görev alan E vitaminin erişkinler için günlük ihtiyaç miktarı 8-10 mg'dir.</p><p><strong>E VİTAMİNİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUR?</strong> </p><p>E vitamini çoğunlukla bitki bazlı yağlarda, kuruyemişlerde, tohumlarda, meyvelerde ve sebzelerde bulunur. E vitamini içeren besinlerden bazıları şunlardır:</p><p>Fıstık, fıstık ezmesi</p><p>Ayçiçeği, aspir ve soya fasulyesi yağı</p><p>Ay çekirdeği  Buğday tohumu yağı</p><p>Avokado</p><p>Badem  Pancar yeşillikleri, kara lahana, ıspanak</p><p>Kabak</p><p>Kırmızı dolmalık biber</p><p>Kuşkonmaz</p><p>Mango.</p><p><strong>E VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ NELERE YOL AÇAR?</strong> </p><p>E vitamini eksikliği nadir görülen bir durumdur ve sinir sistemi üzerinde sinir ağrısı, yani nöropati gibi sorunlara neden olabilir.  E vitamini eklikliği genellikle E vitamini açısından düşük bir diyetten ziyade diyet yağının sindirilmesi sürecinde ortaya çıkan bir sorun nedeniyle oluşur. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Balgam söktürücü özelliğiyle biliniyor: Meyan kökü nedir, faydaları neler?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/balgam-soekturucu-oezelligiyle-biliniyor-meyan-koeku-nedir-faydalari-neler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/balgam-soekturucu-oezelligiyle-biliniyor-meyan-koeku-nedir-faydalari-neler</guid>
<description><![CDATA[ Meyan kökü ilaç, bazı içecekler ve şekerlerde kullanılıyor. Anadolu’da da bu kökten yapılan şerbet birçok ilde tüketiliyor. Peki, meyan kökü faydaları neler, ne için kullanılıyor?Şerbet olarak tüketilen meyan kökünün kullanımı yöreden yöreye değişmektedir. Akarsu kenarlarında yetişen meyan bitkisi yaz ayları yetiştikten sonra toplanıp kurutulduktan sonra yıl boyu tüketilir. Meyan bitkisinin yetiştiği toprağa göre tadı da değişmektedir. Kimisi tatlı kimisi acı olan meyan kökü glikoz, sakaroz, nişasta, tanen, asparagin, yağ, zamk, reçine, çok tatlı olan glycyrhizik asidi ve glychrizin gibi bileşenler içermektedir.   Ülkemizde meyan kökü geleneksel olarak şerbeti yapılır tüketilir. Özellikle Osmanlı mutfağının baş taçlarından biri olan meyan kökü hakkında bin bir derde deva olarak söz edilirdi.MEYAN KÖKÜ FAYDALARIBALGAM SÖKTÜRÜYOR  İçeriğinde bulunan saponin tipi bileşenler boğazda oluşan balgamın sıvılaşmasını sağlayarak atılmasına yardımcı oluyor. 3 bardak suya, 3 tatlı kaşığı meyan kökü ilave edip, 15 dakika demledikten sonra günlük olarak tüketebilirsiniz.  KEMİK AĞRILARINA OLUMLU ETKİ  Kabızlığa iyi gelen meyan kökü, aynı zamanda kemik ve eklem ağrılarına sağladığı olumlu etki nedeniyle tercih ediliyor.  SAÇ SAĞLIĞINA KATKISI  Meyan kökü nemlendirici özelliği ile saç derisini nemli tutuyor. Meyan kökünün saçlara bir faydası da saçın uzamasını sağlamasıdır. SİNDİRİM SİSTEMİ SAĞLIĞINI DESTEKLERMide asidini düzenlemeye yardımcı olan meyan kökü, sindirim sistemini rahatlatmaya yardımcı olması nedeniyle gastrit, ülser ve reflü gibi rahatsızlığı olanlara olumlu etki sağlar. KULLANMASI RİSKİ OLAN KİŞİLERHipertansiyon hastalığı ve böbrek sorunları olanlar, idrar söktürücü ilaç kullananlar ve potasyum dengesizliği sorunu yaşayan kişilerin uzun süre meyan kökü kullanmaması önerilir. Ayrıca hamilelik ve emzirme döneminde meyan kökü tüketilmesi ile ilgili de doktora danışılması gerekir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rSiiua8eUEyVQtaH9Xgofw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Balgam, söktürücü, özelliğiyle, biliniyor:, Meyan, kökü, nedir, faydaları, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rSiiua8eUEyVQtaH9Xgofw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Balgam söktürücü özelliğiyle biliniyor: Meyan kökü nedir, faydaları neler?"><p>Meyan kökü ilaç, bazı içecekler ve şekerlerde kullanılıyor. Anadolu’da da bu kökten yapılan şerbet birçok ilde tüketiliyor. Peki, meyan kökü faydaları neler, ne için kullanılıyor?</p>Şerbet olarak tüketilen meyan kökünün kullanımı yöreden yöreye değişmektedir. Akarsu kenarlarında yetişen meyan bitkisi yaz ayları yetiştikten sonra toplanıp kurutulduktan sonra yıl boyu tüketilir. Meyan bitkisinin yetiştiği toprağa göre tadı da değişmektedir. Kimisi tatlı kimisi acı olan meyan kökü glikoz, sakaroz, nişasta, tanen, asparagin, yağ, zamk, reçine, çok tatlı olan glycyrhizik asidi ve glychrizin gibi bileşenler içermektedir.   Ülkemizde meyan kökü geleneksel olarak şerbeti yapılır tüketilir. Özellikle Osmanlı mutfağının baş taçlarından biri olan meyan kökü hakkında bin bir derde deva olarak söz edilirdi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pCBa2nCdVEmdBl2flPavhQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>MEYAN KÖKÜ FAYDALARI</strong></p><p><strong>BALGAM SÖKTÜRÜYOR</strong>  İçeriğinde bulunan saponin tipi bileşenler boğazda oluşan balgamın sıvılaşmasını sağlayarak atılmasına yardımcı oluyor. 3 bardak suya, 3 tatlı kaşığı meyan kökü ilave edip, 15 dakika demledikten sonra günlük olarak tüketebilirsiniz.  <strong>KEMİK AĞRILARINA OLUMLU ETKİ</strong>  Kabızlığa iyi gelen meyan kökü, aynı zamanda kemik ve eklem ağrılarına sağladığı olumlu etki nedeniyle tercih ediliyor.  <strong>SAÇ SAĞLIĞINA KATKISI</strong>  Meyan kökü nemlendirici özelliği ile saç derisini nemli tutuyor. Meyan kökünün saçlara bir faydası da saçın uzamasını sağlamasıdır. </p><p><strong>SİNDİRİM SİSTEMİ SAĞLIĞINI DESTEKLER</strong></p><p>Mide asidini düzenlemeye yardımcı olan meyan kökü, sindirim sistemini rahatlatmaya yardımcı olması nedeniyle gastrit, ülser ve reflü gibi rahatsızlığı olanlara olumlu etki sağlar. </p><p><strong>KULLANMASI RİSKİ OLAN KİŞİLER</strong></p><p>Hipertansiyon hastalığı ve böbrek sorunları olanlar, idrar söktürücü ilaç kullananlar ve potasyum dengesizliği sorunu yaşayan kişilerin uzun süre meyan kökü kullanmaması önerilir. Ayrıca hamilelik ve emzirme döneminde meyan kökü tüketilmesi ile ilgili de doktora danışılması gerekir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Asel&amp;amp;i Musafaa&amp;apos;yı bulursan 15 yaş gençleşirsin (NTV Tarih)</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aseli-musafaayi-bulursan-15-yas-genclesirsin-ntv-tarih</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aseli-musafaayi-bulursan-15-yas-genclesirsin-ntv-tarih</guid>
<description><![CDATA[ Genç kalmak ve gençleşmek yüzyıllardır insanlığın uğraştığı temel sorun. Günümüzde yüzlerce formül ve bitki ile bu uğurda zaman harcanıyor. Lokman Hekim&#039;in yakından ilgilendiği bu gençleşme iksirleri için NTV Tarih arşivlerine baktık. Lokman Hekim&#039;in formülü, sürekli bitki ve bazı ilginç malzemelerle gençlik önerenlere, farklı seçenak olabilir. Hoş ve tatlı bir üslupla tarif edilen karışım, 15 yaşa dönmeyi vaatediyor. Bu arada Asel-i musaffa, süzme beyaz bal ve kilosu yüksek fiyata satılıyor.(İçerik ve görseller DYG teliflidir)Gençleşmek isteyenlere geçmişten gelen bir formül yardımcı olabilir. Lokman Hekim&#039;den Necdet Sakaoğlu&#039;nun artardığı bitkisel karışım, 15 yaşa döndürmeyi amaçlıyor. NTV Tarih Dergisi arşivinde yer alan ve bu konuyla ilgilenenlere, geçmişteki gençlik arayışı hakkında bilgi verecek formül şöyle: İşbu macunun hassası bedende olan şeyleri ve yelleri sürer, çıkarır. Ve belde olan yelleri ve kuluncu def’eder ve kabzı açar ve balgamı, safrayı çıkarır. Bedene sıhhat verir. Ve nice yıllar erlikten kalmış kimseleri ve oğuldan ve kızdan kalmış avretleri on beş yaşındaki adama döndürür. Nâfi ve mücerrebdir. Sinemaki: 20 dirhem Günlük: 7 dirhem Revandiçini: 5 dirhem Çörekotu: 5 dirhem Darçîn: 5 dirhem Aksakız: 12 dirhem Cûb-i çimenî: 5 dirhem Mahmudiye: 5 dirhem Tevrid: 2 dirhem Hindistan cevizi: 2 dirhem Zencebil: 26 dirhem Beyaz biber: 1 dirhem Kakule: 2 dirhem Asel-i musaffa: 225 dirhem  İşbu aseli tencereye koyub azıcık kaynadıp köpüğünü alıp ondan indiresin. Parmak dayanacak kadar oldukta eczaları döküp karıştırıp kâseye koyup akşam ve sabah birer dirhem mikdarı istifade oluna vesselâm.  Not:  1 dirhem 3,2 gr. Asel-i musaffa: Süzme beyaz bal ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RFsijAebQEuznvfb1D5HPQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Asel&amp;i, Musafaayı, bulursan, yaş, gençleşirsin, NTV, Tarih</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RFsijAebQEuznvfb1D5HPQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Asel-i Musafaa'yı bulursan 15 yaş gençleşirsin (NTV Tarih)"><p>Genç kalmak ve gençleşmek yüzyıllardır insanlığın uğraştığı temel sorun. Günümüzde yüzlerce formül ve bitki ile bu uğurda zaman harcanıyor. Lokman Hekim'in yakından ilgilendiği bu gençleşme iksirleri için NTV Tarih arşivlerine baktık. Lokman Hekim'in formülü, sürekli bitki ve bazı ilginç malzemelerle gençlik önerenlere, farklı seçenak olabilir. Hoş ve tatlı bir üslupla tarif edilen karışım, 15 yaşa dönmeyi vaatediyor. Bu arada Asel-i musaffa, süzme beyaz bal ve kilosu yüksek fiyata satılıyor.(İçerik ve görseller DYG teliflidir)</p><p>Gençleşmek isteyenlere geçmişten gelen bir formül yardımcı olabilir. Lokman Hekim'den Necdet Sakaoğlu'nun artardığı bitkisel karışım, 15 yaşa döndürmeyi amaçlıyor. NTV Tarih Dergisi arşivinde yer alan ve bu konuyla ilgilenenlere, geçmişteki gençlik arayışı hakkında bilgi verecek formül şöyle: </p><p>İşbu macunun hassası bedende olan şeyleri ve yelleri sürer, çıkarır. Ve belde olan yelleri ve kuluncu def’eder ve kabzı açar ve balgamı, safrayı çıkarır. Bedene sıhhat verir. Ve nice yıllar erlikten kalmış kimseleri ve oğuldan ve kızdan kalmış avretleri on beş yaşındaki adama döndürür. Nâfi ve mücerrebdir. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ufILme7SYEeQtymuVzk7Xg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Sinemaki: 20 dirhem Günlük: 7 dirhem Revandiçini: 5 dirhem Çörekotu: 5 dirhem Darçîn: 5 dirhem Aksakız: 12 dirhem Cûb-i çimenî: 5 dirhem Mahmudiye: 5 dirhem Tevrid: 2 dirhem Hindistan cevizi: 2 dirhem Zencebil: 26 dirhem Beyaz biber: 1 dirhem Kakule: 2 dirhem Asel-i musaffa: 225 dirhem  İşbu aseli tencereye koyub azıcık kaynadıp köpüğünü alıp ondan indiresin. Parmak dayanacak kadar oldukta eczaları döküp karıştırıp kâseye koyup akşam ve sabah birer dirhem mikdarı istifade oluna vesselâm.  Not:  1 dirhem 3,2 gr. Asel-i musaffa: Süzme beyaz bal]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları ilk defa gözlemledi: Orangutan yarasını iyileştirmek için bitki kullandı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-ilk-defa-goezlemledi-orangutan-yarasini-iyilestirmek-icin-bitki-kullandi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-ilk-defa-goezlemledi-orangutan-yarasini-iyilestirmek-icin-bitki-kullandi</guid>
<description><![CDATA[ Almanya&#039;daki Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü ile Endonezya&#039;daki Universitas Nasional&#039;den bilim insanları, ilk defa bir orangutanın yarasını iyileştirmek için şifalı bir bitkiye başvurduğunu kayıt altına aldı.Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsünden yapılan basın açıklamasına göre, Endonezya&#039;nın Güney Açe bölgesindeki Gunung Leuser Milli Parkı&#039;nı 1994&#039;ten bu yana izleyen bilim insanları 2022&#039;de Rakus adlı bir Sumatra orangutanının Güney Asya&#039;da insanlar tarafından ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan şifalı bir bitkinin yapraklarını toplayıp çiğnediğini gözlemledi.  Yetişkin bir erkek orangutan olan Rakus&#039;un daha sonra parmaklarını kullanarak bitki özlerini sağ yanağındaki yaraya sürdüğünü ardından da çiğnenmiş bitkiyi bandaj gibi kullanarak yarayı kapattığını kaydeden araştırmacılar, fotoğrafların, yaranın bir ayda sorunsuz şekilde iyileştiğini gösterdiğini aktardı.  Araştırmacılardan biyolog Isabelle Laumer, &quot;İlk kez vahşi bir hayvanın oldukça güçlü bir şifalı bitkiyi doğrudan yaraya uyguladığını gözlemledik.&quot; ifadesini kullandı.  Söz konusu bitkinin orangutanlar tarafından nadiren yenildiğini kaydeden araştırmacılar, 30 yıldır izlenen parkta daha önce benzer bir davranışı gözlemlemediklerini vurguladı.  Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Caroline Schuppli, yarayı başka bir orangutanla kavgada aldığı tahmin edilen Rakus&#039;un bu davranışı parkın dışında yaşayan hayvanlardan öğrendiğini belirtti.  Araştırma Scientific Reports dergisinde yayınlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nRl46AzQdkOVwQscphp2Lw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, ilk, defa, gözlemledi:, Orangutan, yarasını, iyileştirmek, için, bitki, kullandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nRl46AzQdkOVwQscphp2Lw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları ilk defa gözlemledi: Orangutan yarasını iyileştirmek için bitki kullandı"><p>Almanya'daki Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü ile Endonezya'daki Universitas Nasional'den bilim insanları, ilk defa bir orangutanın yarasını iyileştirmek için şifalı bir bitkiye başvurduğunu kayıt altına aldı.</p>Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsünden yapılan basın açıklamasına göre, Endonezya'nın Güney Açe bölgesindeki Gunung Leuser Milli Parkı'nı 1994'ten bu yana izleyen bilim insanları 2022'de Rakus adlı bir Sumatra orangutanının Güney Asya'da insanlar tarafından ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan şifalı bir bitkinin yapraklarını toplayıp çiğnediğini gözlemledi.  Yetişkin bir erkek orangutan olan Rakus'un daha sonra parmaklarını kullanarak bitki özlerini sağ yanağındaki yaraya sürdüğünü ardından da çiğnenmiş bitkiyi bandaj gibi kullanarak yarayı kapattığını kaydeden araştırmacılar, fotoğrafların, yaranın bir ayda sorunsuz şekilde iyileştiğini gösterdiğini aktardı.  Araştırmacılardan biyolog Isabelle Laumer, "İlk kez vahşi bir hayvanın oldukça güçlü bir şifalı bitkiyi doğrudan yaraya uyguladığını gözlemledik." ifadesini kullandı.  Söz konusu bitkinin orangutanlar tarafından nadiren yenildiğini kaydeden araştırmacılar, 30 yıldır izlenen parkta daha önce benzer bir davranışı gözlemlemediklerini vurguladı.  Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Caroline Schuppli, yarayı başka bir orangutanla kavgada aldığı tahmin edilen Rakus'un bu davranışı parkın dışında yaşayan hayvanlardan öğrendiğini belirtti.  Araştırma Scientific Reports dergisinde yayınlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyada &amp;quot;süper meyve&amp;quot; olarak tanınıyor, vitamin, mineral, lif zengini! Türkiye&amp;apos;de üretiliyor, tıbbı bitki sınıfında yer alıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyada-super-meyve-olarak-taniniyor-vitamin-mineral-lif-zengini-turkiyede-uretiliyor-tibbi-bitki-sinifinda-yer-aliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyada-super-meyve-olarak-taniniyor-vitamin-mineral-lif-zengini-turkiyede-uretiliyor-tibbi-bitki-sinifinda-yer-aliyor</guid>
<description><![CDATA[ Ardahan&#039;ın Posof ilçesinde tüm dünyada &quot;süper meyve&quot; olarak tanınan aronya bitkisi toprakla buluşturuldu. Aronya meyvesi sağlık açısından çok yararlı olup vitamin, mineral ve lif bakımından son derece zengin. Günlük tüketiminin yararlılığı yanında son çalışmalarla beraber aronya meyvesi Türkiye&#039;de de tıbbi bitki sınıfına alındı.Ardahan Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Sağlık açısından oldukça faydalı olan ve Türkiye&#039;de sadece birkaç ilde üretilen aronya üretimine destek veriyor.Aronya meyvesi sağlık açısından çok yararlı olup vitamin, mineral ve lif bakımından son derece zengin.Günlük tüketiminin yararlılığı yanında son çalışmalarla beraber aronya meyvesi Türkiye&#039;de de tıbbi bitki sınıfına alındı.Antioksidan aktivite ve fenolik bileşiklerin yanı sıra, yüksek miktarda C vitamini, B1, B2, B6 vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum ve çinko mineralleri de içeren aronya, katma değeri ve antioksidan değeri çok yüksek olan özel bir bitki olarak dikkat çekiyor.Ardahan Tarım ve Orman İl Müdürü Muhammet Fatih Cineviz, özelinde ürün deseni değişim çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Cineviz,&#039;&#039;Yıllardır süregelen salt ekim düzeni ve ürün desenine yeni bir yön vermek adına Posof ilçesinde Aronya fide dikimlerini gerçekleştirdik. Bu çalışma Ardahan&#039;a yeni ve uygulanabilir bir ürün sunuyor. Soğuk hava şartlarına oldukça dayanıklı olan aronya bitkisinde, generatif olgunluğa gelen bitkilerin çiçeklenmesi için soğuklanma ihtiyacı vardır.Bu sebeple Ardahan, Aronya yetiştiriciliği için oldukça uygun. Dikimden hasata, katma değeri yüksek ürünler elde edilebilmektedir. Aronya meyveleri, sahip olduğu bileşenlerin antidiyabetik, anti-enfektif, antineoplastik, antiobezite ve antioksidan aktiviteleri nedeniyle kalp, karaciğer ve nöron hasarını geri döndüren ya da daha ileri hasar oluşmasını önleyen etkilere sahip olabilir. İlaç sanayisinde kullanılması da ilimiz ekonomisi açısından önem arz etmektedir&#039;&#039; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mHq3Kv9zMEuJoSBiSf2MNQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyada, süper, meyve, olarak, tanınıyor, vitamin, mineral, lif, zengini, Türkiyede, üretiliyor, tıbbı, bitki, sınıfında, yer, alıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mHq3Kv9zMEuJoSBiSf2MNQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyada " s meyve olarak tan vitamin mineral lif zengini t bitki yer al><p>Ardahan'ın Posof ilçesinde tüm dünyada "süper meyve" olarak tanınan aronya bitkisi toprakla buluşturuldu. Aronya meyvesi sağlık açısından çok yararlı olup vitamin, mineral ve lif bakımından son derece zengin. Günlük tüketiminin yararlılığı yanında son çalışmalarla beraber aronya meyvesi Türkiye'de de tıbbi bitki sınıfına alındı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YFsGhUiNW0qZV7qWW47zGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ardahan Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Sağlık açısından oldukça faydalı olan ve Türkiye'de sadece birkaç ilde üretilen aronya üretimine destek veriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4xD57_r4LUWUeoxscfWdDA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronya meyvesi sağlık açısından çok yararlı olup vitamin, mineral ve lif bakımından son derece zengin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UFT0CL9y2UWeuXjYPWXtag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Günlük tüketiminin yararlılığı yanında son çalışmalarla beraber aronya meyvesi Türkiye'de de tıbbi bitki sınıfına alındı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zrvEjY_QI0Cb1tb98k3pmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antioksidan aktivite ve fenolik bileşiklerin yanı sıra, yüksek miktarda C vitamini, B1, B2, B6 vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum ve çinko mineralleri de içeren aronya, katma değeri ve antioksidan değeri çok yüksek olan özel bir bitki olarak dikkat çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KVR6NvuodkeZ8mSPMG31gA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ardahan Tarım ve Orman İl Müdürü Muhammet Fatih Cineviz, özelinde ürün deseni değişim çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Cineviz,''Yıllardır süregelen salt ekim düzeni ve ürün desenine yeni bir yön vermek adına Posof ilçesinde Aronya fide dikimlerini gerçekleştirdik. Bu çalışma Ardahan'a yeni ve uygulanabilir bir ürün sunuyor. Soğuk hava şartlarına oldukça dayanıklı olan aronya bitkisinde, generatif olgunluğa gelen bitkilerin çiçeklenmesi için soğuklanma ihtiyacı vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uoVqs7-7R0-V8xonw25oAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu sebeple Ardahan, Aronya yetiştiriciliği için oldukça uygun. Dikimden hasata, katma değeri yüksek ürünler elde edilebilmektedir. Aronya meyveleri, sahip olduğu bileşenlerin antidiyabetik, anti-enfektif, antineoplastik, antiobezite ve antioksidan aktiviteleri nedeniyle kalp, karaciğer ve nöron hasarını geri döndüren ya da daha ileri hasar oluşmasını önleyen etkilere sahip olabilir. İlaç sanayisinde kullanılması da ilimiz ekonomisi açısından önem arz etmektedir'' dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Brokoli Besin Değerleri ve Vitamin Dolu Bir Sebze</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/brokoli-besin-degerleri-ve-vitamin-dolu-bir-sebze</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/brokoli-besin-degerleri-ve-vitamin-dolu-bir-sebze</guid>
<description><![CDATA[ Brokoli (Brassica oleracea var. italica), lahana ailesine ait bir sebzedir ve özellikle çiçek başakları (infloresanslar) tüketilmek üzere yetiştirilir. Brokoli bitkisi, çoğunlukla yeşil renkte olmakla birlikte, bazen mor veya mor-beyaz renkte çeşitleri de bulunur. Sağlığa faydalı olan birçok besin maddesi içermesi ve lezzetli bir tadı olması nedeniyle birçok mutfakta tercih edilen bir sebzedir.
Brokoli Besin Değerleri ve Vitamin Dolu Bir Sebze yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-3.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Brokoli, Besin, Değerleri, Vitamin, Dolu, Bir, Sebze</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Brokoli (Brassica oleracea var. italica),</strong> lahana ailesine ait bir sebzedir. Özellikle çiçek başakları (infloresanslar) tüketilmek üzere yetiştirilmektedir. Brokoli bitkisi, çoğunlukla yeşil renkte olmakla birlikte, bazen mor veya mor-beyaz renkte çeşitleri de bulunmaktadır. Sağlığa faydalı olan birçok besin maddesi içermesi ve lezzetli bir tadı olması nedeniyle birçok mutfakta tercih edilen bir sebzedir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-nedir">Brokoli Nedir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-besin-degerleri">Brokoli Besin Değerleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-nin-saglik-acisindan-faydalari">Brokoli’nin Sağlık Açısından Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-nasil-yetistirilir">Brokoli Nasıl Yetiştirilir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-tarifleri-ve-yemeklerde-kullanimi">Brokoli Tarifleri ve Yemeklerde Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-ve-saglik">Brokoli ve Sağlık</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoliyi-beslenme-programiniza-dahil-etmenin-onemi">Brokoliyi Beslenme Programınıza Dahil Etmenin Önemi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-uretiminde-cevre-dostu-yaklasimlar">Brokoli Üretiminde Çevre Dostu Yaklaşımlar</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-tariminin-ekolojik-etkileri">Brokoli Tarımının Ekolojik Etkileri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#brokoli-ile-ilgili-ilginc-tarih-bilgileri">Brokoli ile İlgili İlginç Tarih Bilgileri:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1758#sonuc-ve-brokoli-nin-gelecegi">Sonuç ve Brokoli’nin Geleceği</a></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Nedir?</strong></h2>



<p>Lahana ailesine ait, yeşil veya mor renkli çiçek başaklarıyla tanınan lezzetli ve besleyici bir sebzedir. Sağlığa faydalı olması ve çok yönlü bir yemek malzemesi olarak kullanılabilmesi nedeniyle dünya genelinde popülerliği artan bir sebzedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-6-1024x576.webp" alt="Brokoli Nedir?" class="wp-image-2250" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Bitkisinin Tanımı</strong></h3>



<p><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/brokoli/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong>Brokoli bitkisi,</strong> </a></em>60 ila 90 cm yüksekliğe ulaşabilen gövdesi ve çiçek başaklarıyla dikkat çeker. Genellikle yeşil renkte olan  dallar halinde bulunan küçük çiçek tomurcuklarından oluşur. Bu çiçek tomurcukları, taze ve lezzetli bir tadı olan kısmıdır ve genellikle yemeklerde veya salatalarda kullanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Çeşitleri</strong></h3>



<p>Farklı çeşitlerde yer alır ve renk, boyut ve lezzet açısından farklılık gösterir. İşte bazı popüler çeşitleri:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong><em>Yeşil Brokoli</em>:</strong> En yaygın türdür ve koyu yeşil renkte çiçek başaklarına sahiptir. Genellikle marketlerde bulunan bu çeşit, bol miktarda C vitamini ve lif içerir.</li>



<li><strong><em>Mor Brokoli</em>: </strong>Yeşil brokoliye benzer ancak mor renkte çiçek başaklarına sahiptir. Mor renkteki pigmentler, antioksidanlar açısından zengin olduğunu gösterir.</li>



<li><strong><em>Romanesco Brokoli</em>: </strong>Bu çeşit, sarı veya yeşil renkte ve piramit şeklinde çiçek başaklarına sahiptir. Dokusu ve lezzeti yeşil brokoliye benzer, ancak ilginç bir geometrik desene sahiptir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokolinin Kökeni ve Tarihçesi</strong></h3>



<p>İtalya’nın Toscana bölgesindeki Etrüskler ve Roma İmparatorluğu döneminden beri yetiştirilen bir sebze olarak bilinmektedir. Ortaçağ boyunca Avrupa’da popülerliği arttı, ancak 18. yüzyıla kadar Amerika’ya ulaşmadı.  Ayrıca 20. yüzyılın ortalarından itibaren Amerika’da daha geniş bir şekilde kabul gördü ve popüler bir sebze haline geldi.</p>



<p>Tarih boyunca sağlık faydaları nedeniyle değerli bir sebze olarak kabul edilmiştir.  Ayrıca içerdiği vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Kanser riskini azaltabilir, kemik sağlığını destekleyebilir ve sindirim sistemini iyileştirebilir.</p>



<p>Dünya genelinde sağlıklı bir beslenme planının önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. Farklı çeşitleri ve kullanım seçenekleriyle herkesin damak zevkine uygun bir brokoli çeşidi bulunmaktadır.  Sonuç olarak sağlığa olan olumlu etkileri ve lezzetli tadıyla sofralarımızda önemli bir yer tutmaya devam ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Besin Değerleri</strong></h2>



<p>Sağlığa faydalı birçok besin maddesini içeren düşük kalorili bir sebzedir. İşte <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/brokoli/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">brokolinin temel besin değerleri:</a></em></strong></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-8-1024x576.webp" alt="Besin Değerleri" class="wp-image-2249" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-8-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-8-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-8-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-8.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kalori:</a></em></strong> 100 gramı yaklaşık olarak sadece 34 kalori içerir. Bu nedenle düşük kalorili bir gıda seçeneğidir.</li>



<li><strong>Karbonhidratlar</strong>: Karbonhidrat içeriği açısından oldukça düşüktür. 100 gram brokolide yaklaşık olarak 7 gram karbonhidrat yer almaktadır.</li>



<li><strong>Protein</strong>: Brokoli, bitkisel kaynaklı protein içerir. 100 gramı yaklaşık olarak 2.8 gram protein içerir.</li>



<li><strong>Lif</strong>: Lif açısından zengin bir sebze olan brokoli, 100 gramda yaklaşık olarak 2.6 gram lif içerir. Lif, sindirim sağlığını destekler ve tokluk hissi sağlar.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Vitaminler: </a></em></strong>C vitamini, K vitamini, B6 vitamini ve folik asit gibi birçok vitamin kaynağıdır. Özellikle C vitamini, bağışıklık sistemini desteklerken, K vitamini kemik sağlığını artırmaktadır.</li>



<li><strong>Mineraller</strong>:  Özellikle Potasyum, demir ve magnezyum gibi mineraller açısından da zengindir. Bu mineraller, vücudun normal işlevlerini sürdürmesine yardımcı olur.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading">Brokoli besin değerleri vitamin ve kalori tablosu</h4>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Değeri (100g)</th><th>Miktar</th></tr></thead><tbody><tr><td>Kalori</td><td>34 kcal</td></tr><tr><td>Protein</td><td>2.82 g</td></tr><tr><td>Karbonhidrat</td><td>6.64 g</td></tr><tr><td>Lif</td><td>2.6 g</td></tr><tr><td>Şeker</td><td>1.7 g</td></tr><tr><td>Yağ</td><td>0.37 g</td></tr><tr><td>Doymuş Yağ</td><td>0.043 g</td></tr><tr><td>Tekli Doymamış Yağ</td><td>0.063 g</td></tr><tr><td>Çoklu Doymamış Yağ</td><td>0.141 g</td></tr><tr><td>Kolesterol</td><td>0 mg</td></tr><tr><td>Sodyum</td><td>33 mg</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>316 mg</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>47 mg</td></tr><tr><td>Demir</td><td>0.73 mg</td></tr><tr><td>Magnezyum</td><td>21 mg</td></tr><tr><td>Fosfor</td><td>66 mg</td></tr><tr><td>C vitamini</td><td>89.2 mg</td></tr><tr><td>B6 Vitamini</td><td>0.175 mg</td></tr><tr><td>Folik Asit</td><td>63 µg</td></tr><tr><td>A Vitamini</td><td>623 IU</td></tr><tr><td>E Vitamini</td><td>0.78 mg</td></tr><tr><td>K Vitamini</td><td>101.6 µg</td></tr><tr><td>B1 Vitamini</td><td>0.071 mg</td></tr><tr><td>B2 Vitamini</td><td>0.062 mg</td></tr><tr><td>B3 Vitamini</td><td>0.639 mg</td></tr><tr><td>B5 Vitamini</td><td>0.573 mg</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption">Brokoli besin değerleri vitamin ve kalori tablosu</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu tablo, 100 gram brokolinin besin değerlerini göstermektedir. Brokoli, düşük kalorili ve yüksek besin değerlerine sahip bir sebze olarak dikkat çeker. Ayrıca, C vitamini, K vitamini, folik asit ve demir gibi önemli vitaminler ve mineraller içerir, bu da sağlık için oldukça faydalıdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli’nin Sağlık Açısından Faydaları</strong></h2>



<p>Sağlık açısından bir dizi olumlu etkiye sahiptir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kanser Riskini Azaltma</strong>: Glukosinolatlar adı verilen bileşikler içerir. Bu bileşiklerin kanser riskini azaltıcı etkileri olduğu düşünülmektedir, özellikle meme, prostat ve kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabilirler.</li>



<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirme</strong>:  Özellikle yüksek C vitamini içeriği sayesinde, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı etkisi bulunmaktadır. Enfeksiyonlara karşı koruma sağlamaktadır.</li>



<li><strong>Kemik Sağlığını Destekleme</strong>: K vitamini ve kalsiyum içerir. Ayrıca bu besin maddeleri, kemik sağlığını destekleyerek osteoporoz riskini azalttığı bilinmektedir.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığını İyileştirme</strong>:  Özellikle lif açısından zengin olması, brokolinin sindirim sağlığını iyileştirmeye yardımcı etkisi bulunmaktadır. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlık riskini azaltır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli’nin Vitamin ve Mineral İçeriği</strong></h3>



<p>Bir dizi önemli vitamin ve mineral içerir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>C Vitamini</strong>: Bağışıklık sistemi için önemlidir ve cilt sağlığını destekler.</li>



<li><strong>K Vitamini</strong>: Kemik sağlığı ve kan pıhtılaşmasında rol oynar.</li>



<li><strong>B6 Vitamini</strong>: Metabolizma ve sinir sistemi sağlığı için gereklidir.</li>



<li><strong>Folik Asit (B9)</strong>: Hücre büyümesi ve onarımı için önemlidir, özellikle hamilelik sırasında gereklidir.</li>



<li><strong>Potasyum</strong>: Kalp sağlığına katkıda bulunmaktadır ve vücut sıvı dengesini korur.</li>



<li><strong>Demir</strong>: Kan hücrelerinin üretimine yardımcı olur ve enerji üretiminde rol oynar.</li>



<li><strong>Magnezyum</strong>: Kas fonksiyonu ve enerji üretimi için önemlidir.</li>
</ul>



<p>Brokoli düşük kalorili bir besin olmasına rağmen, sağlık açısından önemli bir kaynaktır. Ayrıca yüksek besin değerleri ve sağlık faydaları ile düzenli olarak tüketildiğinde, genel sağlığı destekleyicidir ve beslenme programınıza değer katar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Nasıl Yetiştirilir?</strong></h2>



<p>Sağlıklı ve lezzetli bir sebze olması nedeniyle kendi bahçenizde veya saksılarda yetiştirmek isteyebileceğiniz bir bitkidir. İşte brokoliyi nasıl yetiştireceğinize dair adımlar:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-5-1024x576.webp" alt="Nasıl Yetiştirilir?" class="wp-image-2251" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Yetiştirme Koşulları:</strong></h3>



<p>Brokoli, belirli koşullara ihtiyaç duyar. İşte yetiştirme koşulları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Işık:</strong> Tam güneş ışığı alan bir yere dikilmelidir. Ancak güneş ışığı, bitkinin sağlıklı büyümesi ve çiçek başaklarının oluşumu için gereklidir.</li>



<li><strong>Toprak:</strong> İyi drene edilmiş, humuslu ve besin açısından zengin bir toprakta yetişir. Toprağın pH seviyesi 6 ila 7 arasında olmalıdır.</li>



<li><strong>Sıcaklık:</strong> Soğuk hava koşullarına dayanıklıdır. En iyi şekilde ılıman bir iklimde yetişir ve düşük sıcaklıklara dayanıklıdır. Dondan korumak için bahar veya sonbahar dikimleri tercih edilmektedir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Ekimi ve Bakımı:</strong></h3>



<p><strong> Yetiştirmek için adımlar:</strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong><em>Tohum Seçimi:</em> </strong>Sağlıklı  bitkileri yetiştirmek için kaliteli tohumlar seçin.</li>



<li><strong><em>Ekim Zamanı:</em> </strong>Brokoliyi dört mevsim yetiştirebilirsiniz, ancak en iyi sonuçları bahar ve sonbaharda elde edersiniz.</li>



<li><strong><em>Ekim Yeri:</em> </strong>Tohumları birkaç santimetre derinliğinde ve yaklaşık olarak 30 cm aralıklarla dikin.</li>



<li><strong><em>Sulama:</em> </strong>Düzenli sulama ister, toprak nemli olmalıdır. Ancak su birikintisi olmamasına dikkat edin.</li>



<li><strong><em>Gübreleme:</em> </strong>Brokoli bitkisi için organik bir gübre kullanarak besin maddelerini düzenli olarak sağlayın.</li>



<li><strong><em>Bitkiyi Koruma:</em> </strong>Bitkilerini zararlı böcekler ve hastalıklardan korumak için uygun önlemleri alın. Özellikle lahana sineği ve lahana kelebeği gibi zararlılara karşı dikkatli olun.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Hasatı ve Depolama:</strong></h3>



<p>Brokoli hasat edilirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çiçek başakları oluşmadan önce hasat edilmelidir. Çiçekler açılmadan önce toplanması, lezzetli ve taze kalmasını sağlar.</li>



<li>Kesme işlemi sivri bir bıçak veya makas kullanılarak yapılmalıdır. Bitkiyi toprak seviyesinden kesin.</li>



<li>Hasat edilen brokoliyi hemen tüketmeyecekseniz, buzdolabında naylon torbalarda saklayabilirsiniz. Böylece tazeliklerini daha uzun süre korurlar.</li>
</ul>



<p>Brokoliyi yetiştirmek için doğru koşullar, dikkatli bakım ve uygun hasat yöntemleri gereklidir. Kendi brokolinizi yetiştirmek, taze ve sağlıklı bir sebze kaynağına sahip olmanızı sağlar ve bahçecilik deneyiminizi zenginleştirir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli’</strong>nin<strong> Tarifleri ve Yemeklerde Kullanımı</strong></h2>



<p>Brokoli, sağlıklı ve lezzetli bir sebze olduğu için çeşitli yemeklerde ve tariflerde kullanılmaya uygundur. İşte brokoliyi kullanarak yapabileceğiniz bazı lezzetli tarifler ve yemekler:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1024x576.webp" alt=" Tarifleri ve Yemeklerde Kullanımı" class="wp-image-2256" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>1. Brokoli Çorbası:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Brokoli, soğan,<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/sarimsak/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> sarımsak</a></em></strong>, patates ve tavuk suyu ile hazırlanan lezzetli bir çorba yapabilirsiniz. Üzerine rendelenmiş peynir serperek servis edebilirsiniz.</li>
</ul>



<p><strong>2. Brokoli Salatası:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Taze brokoliyi haşlayın ve soğuduktan sonra doğrayın. Üzerine dilimlenmiş domatesler, çedar peyniri ve fındık parçaları eklemelisiniz. Zeytinyağı ve limon suyu ile tatlandırın.</li>
</ul>



<p><strong>3. Tavada Kavrulmuş Brokoli:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Brokolileri tereyağında veya zeytinyağında tavada kızartabilirsiniz. Üzerine rendelenmiş parmesan peyniri ve <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/baharatlar/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">baharatlar </a></em></strong>ekleyin.</li>
</ul>



<p><strong>4. Brokoli Omlet:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yumurta ile karıştırılan haşlanmış brokoli parçaları ile nefis bir omlet yapmak mümkündür. İsteğe bağlı olarak peynir veya mantar ekleyebilirsiniz.</li>
</ul>



<p><strong>5. Brokoli ve Peynir Dolması:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çiçeklerini rendelenmiş peynir ve baharatlarla doldurarak fırında pişirebilirsiniz.</li>
</ul>



<p><strong>6. Brokoli ve Tavuk Sote:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Brokoliyi tavuk, soğan, biber ve baharatlarla birlikte tavada soteleyerek lezzetli bir yemek yapabilirsiniz.</li>
</ul>



<p><strong>7. Brokoli Pilavı:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Brokoliyi doğrayarak pilava veya yulaf ezmesine ekleyebilirsiniz. Hem lezzet katkısı sağlar hem de sağlıklı bir seçenek sunar.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli’nin Salatalarda ve Yemeklerde Kullanımı</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Salatalarda:</strong> Taze brokoliyi doğrayarak veya haşlayarak yeşil salatalara ekleyebilirsiniz. Salatalara çıtır bir dokunuş ve lezzet katar.</li>



<li><strong>Makarna Sosları: </strong>Brokoliyi makarna soslarına ekleyerek sağlıklı ve renkli bir seçenek elde edebilirsiniz. Kremalı veya zeytinyağlı soslarla uyumlu olmaktadır.</li>



<li><strong>Çorbalar: </strong>Çorbası, brokolinin harika bir kullanım örneğidir. Hem lezzetli hem de besleyici bir seçenektir.</li>



<li><strong>Izgara ve Fırın Yemekleri:</strong> Brokoliyi ızgarada veya fırında pişirerek lezzetini artırabilirsiniz. Taze brokoliyi zeytinyağı, sarımsak ve baharatlarla tatlandırarak fırına vererek veya ızgarada pişirebilirsiniz.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoliyi Pişirirken İpuçları:</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>Brokoliyi çok fazla haşlamaktan kaçınmalısınız, çünkü fazla pişmiş brokoli tadını ve besin değerini kaybeder.</li>



<li>Brokoliyi haşlarken kaynar suya atın ve 3-5 dakika kaynattıktan sonra hemen soğuk suya batırarak pişirmeyi durdurun. Bu, rengini ve çıtırlığını korumasına yardımcı olur.</li>



<li>Brokoliyi fırınlayacak veya ızgaraya koyacaksanız, üzerine zeytinyağı ve baharatlar eklemeyi unutmayın. Bu, lezzetini artırır.</li>



<li>Brokoliyi daha fazla tatlandırmak için limon suyu, sarımsak, biber veya parmesan gibi malzemeler kullanabilirsiniz.</li>
</ul>



<p>Sağlıklı ve çok yönlü bir sebze olduğu için birçok farklı yemekte kullanılmaktadır. Kendi damak zevkinize uygun tarifler deneyerek brokolinin lezzetini keşfedebilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli ve Sağlık</strong></h2>



<p>İçerdiği besin maddeleri ve biyolojik etkileri nedeniyle sağlığımızı olumlu yönde etkileyen bir sebze olarak kabul edilmektedir. İşte brokolinin sağlık açısından önemli yönleri:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-2-1024x576.webp" alt="Sağlık faydası" class="wp-image-2254" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>1. Brokoli’nin Kanserle Savaşta Rolü:</strong></h3>



<p>İçerdiği glukosinolatlar, sulforafan ve diğer fitokimyasallar sayesinde kanserle savaşta önemli bir rol oynar. İşte bu bağlamda brokolinin katkıları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Antioksidan Özellikleri:</em> </strong>Yüksek miktarda antioksidan içerir. Antioksidanlar, hücresel hasarı azaltarak kansere yol açabilecek serbest radikalleri engeller.</li>



<li><strong><em>Sulforafan İçeriği:</em>  </strong>sulforafan adlı bir bileşik içerir. Bu bileşik, hücrelerin DNA’sını korur ve kanser hücrelerinin büyümesini engelleyici olduğu düşünülmektedir.</li>



<li><strong><em>Kolon Kanseri Riskini Azaltma:</em> </strong>Bazı araştırmalar, düzenli brokoli tüketiminin kolon kanseri riskini azaltabileceğini göstermektedir.</li>



<li><strong><em>Meme Kanseri Koruyuculuğu:</em> </strong>Tüketimi, özellikle erken yaşlarda meme kanseri riskini azaltmada potansiyel etkilere sahip olduğu bilinmektedir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>2. Brokoli ve İmmün Sistem Sağlığı:</strong></h3>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bağışıklık sistemi</a></em></strong> sağlığını desteklemekte etkili olan birçok besin maddesi içerir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>C Vitamini:</em> </strong> C vitamini açısından zengindir. C vitamini, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur ve enfeksiyonlara karşı direnci artırmaktadır.</li>



<li><strong><em>Beta-Karoten:</em> </strong>Beta-karoten, vücut tarafından A vitamini haline dönüştürülerek bağışıklık sistemi fonksiyonlarını destekler.</li>



<li><strong><em>Mineraller:</em> </strong>Demir ve çinko gibi mineralleri içerir. Bu mineraller, bağışıklık sistemi hücrelerinin etkili çalışmasını destekler.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>3. Brokoli ile İlgili Araştırma Bulguları:</strong></h3>



<p>Brokoli ve kanserle ilgili araştırmaların yanı sıra, brokoli ile ilgili diğer sağlık yararlarını gösteren bazı araştırma bulguları şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kalp Sağlığı:</strong> Kalp sağlığını destekleyicidir. İçerdiği lif, kolesterol seviyelerini düzelterek ve kan basıncını kontrol altında tutma etkisi olduğu bilinmektedir.</li>



<li><strong>Anti-inflamatuar Etkiler:</strong> Vücuttaki inflamasyonu azaltacak anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu, kronik inflamasyonla ilişkili birçok sağlık sorununu önlemeye yardımcı olduğu bilinmektedir.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Sindirim sistemi sağlığını destekleyen lif içeriği ile bilinmektedir. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlık riskini azaltır.</li>
</ul>



<p>Sonuç olarak, brokoli, kanserle savaşta önemli bir rol oynayan ve bağışıklık sistemi sağlığını destekleyen bir sebze olarak bilinmektedir. Düzenli olarak tüketimi, sağlıklı bir beslenme planının önemli bir parçası olarak  ve birçok sağlık yararı sunmaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size"> Ancak, herhangi bir sağlık durumuyla ilgili özel tedaviler için her zaman bir sağlık profesyoneline danışılması önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoliyi Beslenme Programınıza Dahil Etmenin Önemi</strong></h2>



<p>Beslenme programınıza dahil etmenin önemini vurgulayan önemli bir sebzedir. İşte neden brokoliyi beslenme programınıza dahil etmeniz gerektiği hakkında bazı nedenler:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Besin Değeri Zenginliği:</strong> Düşük kalorili olmasına rağmen yüksek besin değerlerine sahip bir sebzedir. C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, folik asit, demir ve potasyum gibi birçok önemli <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">vitamin ve mineral </a></em></strong>içerir.</li>



<li><strong>Antioksidanlar:</strong> vücudu serbest radikallere karşı koruyan antioksidanlar içerir. Bu, kanser, kalp hastalıkları ve diğer kronik hastalıkların riskini azalttığı düşünülmektedir.</li>



<li><strong>Düşük Kalori İçeriği:</strong> Kilo kontrolü veya kilo kaybı hedefleyenler için mükemmel bir sebzedir. Düşük kalori içeriği sayesinde doyurucu bir öğün sunar.</li>



<li><strong>Lif İçeriği:</strong> Lif açısından zengin bir sebzedir. Lif, sindirim sağlığını destekler, tokluk hissi sağlar ve kan şekeri seviyelerini dengelemeye yardımcı olur.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli ve Diyetisyenlerin Görüşleri</strong></h3>



<p>Diyetisyenler, brokoliyi beslenme programlarının bir parçası olarak önerirler. İşte diyetisyenlerin brokoli hakkındaki görüşleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Sağlıklı Sebze Kaynağı:</strong> Diyetisyenler, brokolinin sağlıklı bir sebze kaynağı olduğunu ve düzenli olarak tüketilmesinin önemli olduğunu vurgularlar.</li>



<li><strong>Vitamin ve Mineral Deposu:</strong> Birçok önemli vitamin ve mineral kaynağıdır. Diyetisyenler, bu besin maddelerinin eksikliklerini önlemek için brokoliyi önerirler.</li>



<li><strong>Antioksidanlar:</strong> Antioksidanlar içeren brokoli, yaşlanma belirtileriyle mücadele edebilir. Hastalıklara karşı koruyucu etkilere sahiptir. Diyetisyenler, bu nedenle antioksidan bakımından zengin gıdaların tüketimini desteklerler.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli ile İlgili Sağlıklı Yemek Planları</strong></h3>



<p>Brokoliyi sağlıklı yemek planlarınıza dahil etmek için bazı öneriler:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Brokoli Salatası:</strong> Taze brokoliyi doğrayın ve üzerine domates, soğan, yeşillikler ve zeytinyağı-balsamik sirke sosu ile karıştırarak nefis bir salata yapabilirsiniz.</li>



<li><strong>Brokoli Çorbası:</strong> Soğan, sarımsak ve tavuk suyu ile lezzetli bir çorba hazırlayabilirsiniz. Üzerine rendelenmiş peynir eklemeyi unutmayın.</li>



<li><strong>Tavuk ve Brokoli Tavası:</strong> Tavuk parçalarını, brokoliyi ve baharatları bir tavada pişirerek hızlı ve sağlıklı bir yemek yapabilirsiniz.</li>



<li><strong>Brokoli Omleti:</strong> Yumurtaları çırpın, haşlanmış brokoli parçaları ekleyin ve baharatlayın. Lezzetli bir omlet elde edersiniz.</li>



<li><strong>Brokoli ve Tam Tahıllar:</strong> Brokoliyi bulgur veya esmer pirinçle karıştırarak sağlıklı bir yemek hazırlayabilirsiniz.</li>
</ol>



<p>Sağlıklı bir beslenme planının önemli bir parçasıdır ve çok yönlü bir sebze olduğu için birçok farklı yemekte kullanılmaktadır. Sağlık açısından önemli olan brokoliden maksimum fayda sağlamak için düzenli olarak tüketmeye çalışın.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli’nin Üretiminde Çevre Dostu Yaklaşımlar</strong></h2>



<p>Üretimi, çevre dostu tarım uygulamalarıyla sürdürülebilir ve çevre için daha az zararlı hale getirmek mümkündür. İşte brokoli üretiminde çevre dostu yaklaşımlar:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1-1024x576.webp" alt="Üretiminde Çevre Dostu Yaklaşımlar" class="wp-image-2255" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Organik Tarım:</a></em></strong> Organik üretimi, kimyasal gübreler ve pestisitler yerine organik gübreler, doğal zararlı böcek kontrolü ve organik tarım yöntemlerini içerir. Bu, toprak kalitesini korur ve su kaynaklarını koruma amacı güder.</p>



<p><strong>Düşük Su Kullanımı: </strong>Yetiştiricileri, sulama sistemlerini optimize ederek ve yağış suyunu toplayarak su kullanımını azaltabilirler. Bu, su tasarrufu sağlar ve yeraltı su seviyelerinin düşmesini önler.</p>



<p><strong>Toprak Sağlığına Dikkat: </strong>Toprağın kalitesini korumak ve erozyonu önlemek için organik maddeyi artırmak önemlidir. Toprak yönetimi, toprak erozyonunu azaltır ve toprak sağlığını iyileştirir.</p>



<p><strong>Çoklu Ürün Döngüsü:</strong> Yetiştiricileri, çevre dostu yaklaşımlarla aynı tarladan farklı ürünler yetiştirerek toprak verimliliğini artırabilirler. Bu, monokültür tarımının negatif etkilerini azaltır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Tarımının Sürdürülebilirliği</strong></h3>



<p>Tarımının sürdürülebilirliği, doğal kaynakları ve ekosistemleri koruma amacı güder. İşte brokoli tarımının sürdürülebilirliği ile ilgili bazı önemli faktörler:</p>



<p><strong>Su Yönetimi:</strong> Üretimi için su yönetimi, yerel su kaynaklarını korumak ve su tasarrufu sağlamak açısından kritik öneme sahiptir. Düşük su kullanımı sağlamak için sulama sistemlerinin iyileştirilmesi gerekir.</p>



<p><strong>Kimyasal Gübre ve Pestisit Kullanımı</strong>: Sürdürülebilir brokoli tarımı, kimyasal gübre ve pestisit kullanımını azaltmayı hedefler. Organik ve doğal yöntemlerle zararlıları kontrol etmek ve toprağı zenginleştirmek için organik gübreler kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>Toprak Sağlığı:</strong> Toprak sağlığı, sürdürülebilir bir tarımın temelidir. Toprağın verimliliğini ve yapısını korumak için organik madde eklemek ve erozyonu önlemek önemlidir.</p>



<p><strong>Enerji Verimliliği: </strong>Tarım ekipmanları ve sulama sistemlerinin enerji verimliliği, sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Daha verimli makineler ve enerji tasarruflu teknolojiler kullanarak enerji tüketimini azaltmak mümkündür.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Brokoli’nin Tarıma Ekolojik Etkileri</h2>



<p>Tarımının ekolojik etkileri, çevreye olan etkilerini değerlendirmek açısından önemlidir:</p>



<p><strong>Toprak Erozyonu: </strong>Yanlış toprak yönetimi, erozyona sebebiyet verir ve toprak kaybına yol açma durumu vardır. Sürdürülebilir brokoli tarımı, erozyonu önlemek için toprak koruma önlemlerini içerir.</p>



<p><strong>Su Kirliliği: </strong>Kimyasal gübre ve pestisitlerin aşırı kullanımı su kaynaklarını kirletme durumu vardır. Çevre dostu yaklaşımlarla su kirliliği riski azaltmak mümkündür.</p>



<p><strong>Biyoçeşitlilik: </strong>Tarımı, doğal habitatlara etki edebilir. Bu nedenle sürdürülebilir tarım uygulamaları, yerel biyoçeşitliliği korumak için önemlidir.</p>



<p>Sonuç olarak, brokoli tarımı çevre dostu uygulamalarla sürdürülebilir hale getirilebilir. Su yönetimi, kimyasal kullanımı azaltma, toprak sağlığını koruma ve enerji verimliliği gibi faktörler, brokoli tarımının ekolojik etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Bu, hem çevreye hem de insan sağlığına olumlu etkiler sağlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Tohumları ve Yağlarının Kullanımı</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yağ Üretimi:</strong> Tohumları, soğuk presleme yöntemiyle brokoli yağı üretmek için kullanılmaktadır. Brokoli yağı, sağlığa faydalı doymamış yağ asitleri içerir ve cilt bakım ürünlerinde, sağlıklı pişirme yağı olarak kullanılmaya uygundur.</li>



<li><strong>Tohumlar ve Atıştırmalıklar:</strong> Kavrulmuş brokoli tohumları, sağlıklı atıştırmalıklar olarak tüketilmektedir. Yüksek lif içeriği ve sağlıklı yağlarla dolu olmaları nedeniyle besleyici bir seçenektir.</li>



<li><strong>Tahıl Alternatifi:</strong> Tohumları, tahıl alternatifi olarak kullanılmaktadır. Özellikle <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">glütensiz diyetlere uygun</a></em></strong> bir seçenek sunarlar.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Atıklarının Geri Dönüşümü</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kompost:</strong> Sapları, yaprakları ve diğer atıkları, kompost malzemesi olarak kullanılmaya uygundur. Bu<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> organik </a></em></strong>malzemeler, verimli bir şekilde ayrışır ve toprak kalitesini artırmak mümkündür.</li>



<li><strong>Hayvan Yemi:</strong> Brokoli atıkları, hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Özellikle çiftliklerde hayvanlara besin sağlamak için kullanılan bir kaynak olabilirler.</li>



<li><strong>Biyoenerji Üretimi:</strong> Brokoli atıkları, biyoenerji üretimi için kullanılmaktadır. Biyogaz üretimi veya biyoyakıt üretimi için organik malzeme olarak değerlendirilebilirler.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Ekstraktlarının Kozmetik ve İlaç Endüstrisindeki Rolü</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidanlar:</strong> Ekstraktları, yüksek antioksidan içeriği nedeniyle kozmetik ürünlerde kullanılmaktadır. Ciltte serbest radikallerin neden olduğu hasarı azaltmaya yardımcı olurlar.</li>



<li><strong>Cilt Bakım Ürünleri:</strong> Ekstraktları, cilt bakım ürünlerine eklenmektedir. Cilt için nemlendirici, anti-aging ve leke açıcı etkiler sağlayabilirler.</li>



<li><strong>İlaç Araştırmaları:</strong> Ekstraktlarının, kanser tedavisi ve koruyucu sağlık alanında kullanımı üzerine ilaç araştırmaları yapılmaktadır. Sulforafan içeren brokoli ekstraktları, kanser hücrelerinin büyümesini inhibe etme potansiyeline sahiptir.</li>



<li><strong><em>Saç Bakım Ürünleri:</em></strong> Brokoli ekstraktları, saç bakım ürünlerinde kullanılmaya uygundur. Saç sağlığını artırmak ve saç dökülmesini azaltmak için kullanılırlar.</li>



<li><strong>Anti-enflamatuar Etkiler:</strong> Ekstraktları, anti-enflamatuar özelliklere sahiptir ve bu nedenle romatizmal hastalıkların tedavisinde potansiyel olarak kullanılabilirler.</li>
</ol>



<p>Sonuç olarak, brokoli sadece bir yiyecek olarak değil, aynı zamanda alternatif kullanım alanlarına sahip değerli bir bitkidir. Tohumlarından yağlar elde edilebilir, brokoli atıkları kompost veya hayvan yemi olarak kullanılabilir ve brokoli ekstraktları kozmetik ve ilaç endüstrisinde çeşitli uygulamalara sahiptir. Bu farklı kullanımlar, brokolinin ekonomik ve çevresel değerini artırır ve daha fazla fayda sağlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli ile İlgili İlginç Tarih Bilgileri:</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/brokoli/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-4-1024x576.webp" alt="İlgili İlginç Tarih Bilgileri:" class="wp-image-2252" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/brokoli-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<ol class="wp-block-list">
<li>M.Ö. 6. yüzyılda Antik Roma’da yetiştirilmeye başlandı. O dönemde brokoli, İtalya’da “Bracchium” olarak adlandırılmaktaydı.</li>



<li>16. yüzyılda İtalya’dan diğer Avrupa ülkelerine yayıldı. Daha sonra Amerika’ya göçmenler tarafından getirilmiştir.</li>



<li>İlk başta brokoli, Avrupa’da elit sınıfın yiyeceği olarak kabul edilmiştir. Fransız Kralı II. Louis için özel bir yemek olarak hazırlanmıştır.</li>



<li>18. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’da daha popüler hale geldi ve 1920’lerde geniş çapta ticari olarak yetiştirilmeye başlandı.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Hakkında Yaygın Yanılgılar ve Doğruları:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong> Doğal Olarak Yeşildir:</strong> Yanlış. Brokoli doğada sarı çiçekleri olan bir bitki olarak bulunmaktadır. Ancak genellikle yemesi daha kolay ve lezzetli olan yeşil brokoli çeşidi daha yaygındır.</li>



<li><strong>Çiçekleri Yenir, Sapları İçilmez:</strong> Yanlış. Brokoli sapları da oldukça lezzetlidir ve yenilebilir. Ayrıca, saplar vitamin ve lif açısından zengindir.</li>



<li><strong>İlaç Gibi Kötü Kokar:</strong> Yanlış. Brokoli, iyi pişirildiğinde ve doğru şekilde hazırlandığında hoş bir kokuya sahiptir. Kötü koku, yanlış pişirme veya aşırı pişirme sonucu olmaktadır.</li>



<li><strong>Sadece Pişirilmiş Olarak Tüketilir:</strong> Yanlış. Brokoli, çiğ olarak salatalarda ve hatta dip soslarıyla birlikte tüketilmektedir. Çiğ brokoli, besin maddelerini daha iyi korur.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong> Popüler Kültürdeki Yeri:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Film ve Televizyon:</strong> Bazı filmlerde ve televizyon programlarında komik bir şekilde reddedilen veya sevilen bir yiyecek olarak sık sık karşımıza çıkar.</li>



<li><strong>Müzik:</strong> İtalyan şarkıcı Dana International, 1998 Eurovision Şarkı Yarışması’nda “Diva” adlı şarkısının sözlerinde “I’m your diva, you’re my broccoli” (Ben senin divanım, sen benim brokolimsin) sözlerini kullanarak brokoliye gönderme yapmıştır.</li>



<li><strong>Popüler Mutfak:</strong> Popüler mutfak programlarında sık sık kullanılan bir malzeme olarak karşımıza çıkar. Şefler, brokoliyi çeşitli yemeklerde kullanarak sağlıklı ve lezzetli seçenekler sunarlar.</li>



<li><strong>Sağlık ve Diyet Trendleri:</strong> Sağlıklı beslenme ve diyet trendlerinin bir parçası olarak öne çıkar. Düşük kalorili ve besin değeri yüksek bir sebze olarak kabul edilmektedir.</li>
</ol>



<p>Tarih boyunca farklı kültürlerde ve popüler kültürde farklı bir yer bulan bir sebzedir. Hem besleyici hem de lezzetli olması nedeniyle birçok insan tarafından tercih edilmektedir. Ayrıca, brokoli hakkında dolaşan yanılgıları düzeltmek, insanların bu sağlıklı sebzeyi daha fazla tüketmelerine yardımcı etkisi bulunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç ve Brokoli’nin Geleceği</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli’nin Yükselen Popülerliği:</strong></h3>



<p>Son yıllarda, <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sağlıklı beslenme</a></em></strong> ve dengeli diyetlere olan ilgi arttıkça, besleyici sebzelerin popülaritesi de yükseldi. İşte brokolinin yükselen popülerliği hakkında bazı anahtar noktalar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Sağlık Faktörü:</strong> Vitaminler, mineraller, lifler ve antioksidanlar açısından zengin bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Bu, insanların sağlıklı yaşam tarzlarına dahil etmelerini teşvik eder.</li>



<li><strong>Diyet ve Zayıflama:</strong> Düşük kalorili, doyurucu bir sebze olarak<strong><em> <a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kilo kontrolü ve diyet</a> </em></strong>programlarının bir parçası olarak sıkça tercih edilmektedir.</li>



<li><strong>Yemek Kültürü:</strong> Farklı kültürlerde çeşitli yemeklerde kullanılarak uluslararası bir lezzet haline gelmiştir. Özellikle Asya mutfağında, sebzeli wok yemeklerinin vazgeçilmez bir öğesi olarak yer alır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong> Endüstrisinin Geleceği ve İnovasyonlar:</strong></h3>



<p>Brokoli endüstrisi, gelecekte daha fazla büyüme ve inovasyon potansiyeline sahiptir. İşte brokoli endüstrisinin geleceği hakkında bazı öngörüler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Çeşitlilik:</strong> Farklı renklerde ve tiplerde mevcuttur. </li>



<li><strong>Sürdürülebilir Üretim:</strong> Sürdürülebilir tarım uygulamaları,  üretiminde daha fazla vurgulanabilir. Kimyasal kullanımının azaltılması ve su yönetimi, endüstriye sürdürülebilirlik getirebilir.</li>



<li><strong>Paketleme ve Raf Ömrü:</strong> İnovasyonlar,  hassas sebzelerin uzun raf ömrüne sahip ambalajlar içinde sunulmasını sağlamaktadır. Bu, taze ürünlerin daha uzun süre tüketilmesini kolaylaştırmaktadır.</li>



<li><strong>Dijital Pazarlama:</strong> Üreticileri, dijital pazarlama ve e-ticaret kanallarını kullanarak ürünlerini daha fazla insanın ulaşabileceği şekilde tanıtarak tüketimi artırabilirler.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Brokoli Tüketimini Teşvik Etmenin Yolları:</strong></h3>



<p>Tüketimini teşvik etmek için çeşitli yollar bulunmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Eğitim:</strong> Tüketici eğitimi, brokolinin sağlık yararlarını ve besleyici değerini vurgulayarak tüketimi artırdığı bilinmektedir.</li>



<li><strong>Tarifler:</strong> Lezzetli tarifleri sunmak, insanları bu sebzeyi daha sık tüketmeye teşvik eder.</li>



<li><strong>Restoranlar ve Fast Food:</strong> Restoranlar ve fast-food zincirleri, menülerine sağlıklı  yemekleri ekleyerek tüketimi artırabilirler.</li>



<li><strong>Kampanyalar:</strong> Tüketimini teşvik eden kampanyalar düzenlemek, bilinçliliği artırabilir ve insanları bu besin maddesini daha fazla tüketmeye teşvik edebilir.</li>
</ul>



<p>Sonuç olarak, sağlıklı bir yaşam tarzının önemli bir parçasıdır ve gelecekte daha fazla insan tarafından benimseneceği öngörülmektedir. Endüstrisi, sürdürülebilirlik, çeşitlilik ve inovasyon gibi faktörlerle büyümeye devam edecek ve insanların daha fazla brokoli tüketmesini teşvik etmek için farklı yaklaşımlar geliştirecektir. Bu, hem bireylerin hem de gezegenin sağlığı için olumlu bir gelişmedir.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size has-visible-labels is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-7 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://twitter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/brokoli/">Brokoli Besin Değerleri ve Vitamin Dolu Bir Sebze</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyaz Yulaf (Avena sativa): Sağlıklı ve Glutensiz</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beyaz-yulaf-avena-sativa-saglikli-ve-glutensiz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beyaz-yulaf-avena-sativa-saglikli-ve-glutensiz</guid>
<description><![CDATA[ Beyaz yulaf (Avena sativa), yulafgiller (Poaceae) familyasına ait bir bitki türüdür ve dünya genelinde önemli bir tarım ürünü olarak yetiştirilir. İnsan beslenmesi, hayvan yemi üretimi ve sanayide kullanımı gibi çeşitli amaçlarla yetiştirilir.
Beyaz Yulaf (Avena sativa): Sağlıklı ve Glutensiz yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-4.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beyaz, Yulaf, Avena, sativa:, Sağlıklı, Glutensiz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Beyaz yulaf (Avena sativa), </strong>yulafgiller (Poaceae) familyasına ait bir bitki türüdür. Dünya genelinde önemli bir tarım ürünü olarak yetiştirilmektedir. İnsan beslenmesi, hayvan yemi üretimi ve sanayide kullanımı gibi çeşitli amaçlarla yetiştirilmektedir. İşte beyaz yulafın özgün bir tanımı:</p>



<p class="has-medium-font-size">Beyaz yulaf (Avena sativa), uzun saplı, düz yapraklı ve taneleri besin değeri yüksek olan bir tahıl bitkisidir. Genellikle beyaz renkli ve hafif tatlı bir lezzete sahip olan bu taneler, özellikle kahvaltılık gevrekler, yulaf ezmesi ve farklı ekmek ve un ürünlerinin yapımında kullanılmaktadır. Beyaz yulafın sağlık açısından faydalı olacak yüksek lif içeriği ve besin maddeleri vardır. Ayrıca hayvan yemi olarak da kullanılmaktadır ve endüstriyel ürünlerin üretiminde önemli bir hammaddedir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-nedir">Beyaz Yulaf Nedir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulafin-besin-degeri">Beyaz Yulafın Besin Değeri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-avena-sativa-besin-degerleri-tablosu">Beyaz Yulaf (Avena sativa) Besin Değerleri Tablosu</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulafin-saglik-faydalari">Beyaz Yulaf Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-in-farkli-tuketim-sekilleri">Beyaz Yulaf’ın Farklı Tüketim Şekilleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-ve-sporcu-beslenmesi-enerji-ve-kas-onariminin-anahtari">Beyaz Yulaf ve Sporcu Beslenmesi: Enerji ve Kas Onarımının Anahtarı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-tarim-ve-ekonomiye-etkisi">Beyaz Yulaf Tarım ve Ekonomiye Etkisi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-ve-cevresel-etkiler-surdurulebilir-tarimin-rolu">Beyaz Yulaf ve Çevresel Etkiler: Sürdürülebilir Tarımın Rolü</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-farkli-kulturlerdeki-kullanimi-ve-mutfaklardaki-yeri">Beyaz Yulaf Farklı Kültürlerdeki Kullanımı ve Mutfaklardaki Yeri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulaf-ile-ilgili-ilginc-bilgiler-ve-ipuclari">Beyaz Yulaf ile İlgili İlginç Bilgiler ve İpuçları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1766#beyaz-yulafin-gelecegi-ve-arastirma-alanlari">Beyaz Yulafın Geleceği ve Araştırma Alanları</a></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf Nedir?</strong></h2>



<p><strong><em>Beyaz yulaf</em>, </strong>bilimsel adıyla <em>Avena sativa</em>, yulafgiller (Poaceae) familyasına ait bir tahıl bitkisidir. Bu bitki, hem insan hem de hayvan beslenmesi için önemli bir ürün olarak yetiştirilmektedir ve dünya genelinde yaygın olarak tüketilmektedir. Beyaz yulafın botanik özellikleri ve yetiştiği bölgeler, bu bitkinin önemini anlamak için önemlidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-6-1024x576.webp" alt="Beyaz Yulaf Nedir?" class="wp-image-2259" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Botanik Özellikler:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın botanik özellikleri şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Bitki Türü:</em> </strong>Beyaz yulaf, çok yıllık bir bitki türüdür. Yani, bir sezon boyunca yetişir ve bir sonraki sezonda tekrar büyümeye devam eder.</li>



<li><em><strong>Yapraklar:</strong></em> Yaprakları uzun, dar ve düz yapraklardan oluşur. Yapraklarının ucunda küçük tüyler bulunmaktadır.</li>



<li><em><strong>Saplar:</strong></em> Beyaz yulaf bitkisinin sapları uzun ve incedir. Saplarının rengi yeşil ila sarı arasında değişir.</li>



<li><em><strong>Çiçekler:</strong></em> Beyaz yulafın çiçekleri koçanlar halinde bulunmaktadır ve genellikle sarımsı bir renge sahiptir.</li>



<li><em><strong>Taneler:</strong></em> Beyaz yulafın taneleri, birçok insanın kahvaltıda tükettiği yulaf ezmesinin ana bileşenidir. Bu taneler ince, uzun ve oval şekildedir. Genellikle beyaz renkte olurlar, ancak bazen hafif sarı veya yeşil renkte de olabilirler.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dünya Genelinde Beyaz Yulafın Yetiştiği Bölgeler:</strong></h3>



<p>Beyaz yulaf, dünya genelinde birçok farklı iklim koşulunda yetişmektedir. Ana bölgeler şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kuzey Amerika:</strong> Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada, dünya genelinde en büyük beyaz yulafın üreticilerinden ikisidir. Özellikle Kuzey Dakota, Minnesota ve Kanada’nın Prairie eyaletleri, beyaz yulafın ana yetişme bölgelerindendir.</li>



<li><strong>Avrupa:</strong> İngiltere, İskoçya, İrlanda, Fransa, Almanya ve İspanya gibi ülkelerde beyaz yulaf yetiştirilmektedir. İngiltere’nin İskoçya sınırı boyunca uzanan bölgeleri, geleneksel olarak yulafın üretiminde önemli bir role sahiptir.</li>



<li><strong>Avustralasya:</strong> Avustralya ve Yeni Zelanda, Güney Yarımküre’de beyaz yulafın yetiştirildiği diğer bölgelerdir.</li>



<li><strong>Asya:</strong> Asya’nın bazı bölgeleri, beyaz yulafın yetiştirildiği yerlerden biridir. Özellikle Çin, Hindistan ve Rusya, beyaz yulafın yetiştiği ülkeler arasındadır.</li>



<li><strong>Diğer Bölgeler:</strong> Dünya genelinde birçok başka ülkede de yetiştirilmektedir. Bu bölgeler arasında Güney Amerika, Güney Afrika ve Ortadoğu ülkeleri bulunmaktadır.</li>
</ol>



<p>Beyaz yulafın bu geniş coğrafi dağılımı, farklı kültürlerde ve mutfaklarda kullanılmasına ve dünya genelinde beslenme için önemli bir kaynak olmasına katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda bu bitkinin dayanıklılığı, çeşitli iklimlerde yetiştirilmesine olanak sağlar, bu da onu tarım için değerli kılar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulafın Besin Değeri</strong></h2>



<p><strong>Beyaz yulaf (Avena sativa),</strong> besin değeri açısından oldukça zengin bir tahıl olarak kabul görür. Bu tahıl, birçok önemli besin bileşeni içerir ve sağlığa bir dizi fayda sunar.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1024x576.webp" alt="Beyaz Yulafın Besin Değeri" class="wp-image-2265" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Temel Besin Bileşenleri:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın temel besin bileşenleri şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Karbonhidratlar:</strong> Beyaz yulaf, karbonhidratlar açısından oldukça zengindir. Genellikle enerji kaynağı olarak tüketilmektedir.</li>



<li><strong>Protein:</strong> Beyaz yulaf, bitkisel protein kaynağıdır ve kas gelişimi ve onarımı için önemlidir.</li>



<li><strong>Lif:</strong> Beyaz yulaf, özellikle beta-glukan adı verilen bir çözünür lif açısından zengindir. Bu lif, sindirim sağlığına katkı sağlar ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.</li>



<li><strong>Yağlar:</strong> Beyaz yulaf, genellikle düşük yağ içeriğine sahiptir, ancak sağlıklı yağ asitleri içerir.</li>



<li><strong>Vitaminler:</strong> Beyaz yulaf, özellikle folik asit (B9 vitamini), tiamin (B1 vitamini) ve pantotenik asit (B5 vitamini) gibi B vitaminleri açısından zengindir.</li>



<li><strong>Mineraller:</strong> Beyaz yulaf, manganez, fosfor, magnezyum, demir ve çinko gibi mineralleri içerir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Vitaminler ve Mineraller İçeriği:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın vitaminler ve mineraller açısından zengin içeriği, vücudun sağlıklı işleyişi için önemlidir. İşte beyaz yulafın bazı temel vitamin ve mineralleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Manganez:</strong> Vücutta enzimlerin çalışmasında rol oynar ve kemik sağlığı için önemlidir.</li>



<li><strong>Fosfor:</strong> Kemik ve diş sağlığı için gereklidir ve enerji metabolizmasına katkıda bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Magnezyum:</strong> Kas fonksiyonu, sinir sistemi ve kemik sağlığı için gereklidir.</li>



<li><strong>Demir:</strong> Kırmızı kan hücrelerinin yapımına yardımcı olur ve vücutta oksijen taşımasına katkı sağlar.</li>



<li><strong>Çinko:</strong> Bağışıklık sistemi fonksiyonları ve hücresel büyüme ve onarım için önemlidir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading">Beyaz Yulaf (Avena sativa) Besin Değerleri Tablosu</h2>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Maddeği</th><th>Miktar (100 gramda)</th></tr></thead><tbody><tr><td>Enerji</td><td>389 kcal</td></tr><tr><td>Karbonhidrat</td><td>66.3 gram</td></tr><tr><td>– Lif</td><td>10.6 gram</td></tr><tr><td>– Şeker</td><td>0.99 gram</td></tr><tr><td>Protein</td><td>16.9 gram</td></tr><tr><td>Yağ</td><td>6.9 gram</td></tr><tr><td>– Doymuş Yağ</td><td>1.22 gram</td></tr><tr><td>– Tekli Doymamış Yağ</td><td>2.18 gram</td></tr><tr><td>– Çoklu Doymamış Yağ</td><td>2.54 gram</td></tr><tr><td>Kolesterol</td><td>0 mg</td></tr><tr><td>Sodyum</td><td>2 mg</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>429 mg</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>54 mg</td></tr><tr><td>Demir</td><td>4.72 mg</td></tr><tr><td>Magnezyum</td><td>177 mg</td></tr><tr><td>Fosfor</td><td>523 mg</td></tr><tr><td>Folik Asit (B9 Vitamini)</td><td>56 mcg</td></tr><tr><td>B1 Vitamini (Tiamin)</td><td>0.76 mg</td></tr><tr><td>B2 Vitamini (Riboflavin)</td><td>0.14 mg</td></tr><tr><td>B3 Vitamini (Niasin)</td><td>0.961 mg</td></tr><tr><td>B5 Vitamini (Pantotenik Asit)</td><td>1.349 mg</td></tr><tr><td>B6 Vitamini (Piridoksin)</td><td>0.12 mg</td></tr><tr><td>B9 Vitamini (Folik Asit)</td><td>56 mcg</td></tr><tr><td>C Vitamini</td><td>0 mg</td></tr><tr><td>E Vitamini</td><td>0.54 mg</td></tr><tr><td>K Vitamini</td><td>0.3 mcg</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption">Beyaz yulaf (Avena sativa) besin değerleri tablosu</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote has-medium-font-size is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Bu tablo, beyaz yulafın yaklaşık besin içeriğini göstermektedir. Lütfen unutmayın ki besin değerleri, çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir, bu nedenle ürün ambalajındaki etiket bilgilerine göz atmak da önemlidir.</p>
</blockquote>



<p>*Günlük değerler, 2000 kalorilik bir diyet baz alınarak hesaplanmıştır. Bireysel besin gereksinimleri farklılık göstermektedir.</p>



<p>Bu besin değerleri, beyaz yulafın besleyici bir tahıl olduğunu göstermektedir. Yüksek lif, protein,<strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/biberiye-bitkisi/"> vitamin ve mineral içeriği,</a></em></strong> sağlıklı bir diyetin önemli bir parçası olmasını sağlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Yüksek Lif İçeriği ve Sağlığa Etkileri:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın en önemli özelliklerinden biri yüksek lif içeriğidir. Özellikle beta-glukan adı verilen çözünür lif, beyaz yulafın sağlığa etkilerinde büyük rol oynar. İşte bu lifin sağlığa olan olumlu etkileri:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kan Şekeri Kontrolü:</strong> Beyaz yulafın tüketimi, kan şekerinin dengelenmesine yardımcı etkisi ile bilinmektedir. Bu özellikle tip 2 diyabet riskini azaltabilir.</li>



<li><strong>Kolesterol Düzeyleri:</strong> Beta-glukan lifi, LDL (kötü) kolesterolün düşmesine yardımcı olur, bu da kalp sağlığı için faydalıdır.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Lif, sindirim sistemi sağlığını destekler ve kabızlığı önler.</li>



<li><strong>Tokluk Hissi:</strong> Yüksek lif içeriği, tokluk hissini artırarak kilo kontrolüne yardımcıdır.</li>



<li><strong>Bağışıklık Sistemi Desteği:</strong> Beta-glukan, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcıdır.</li>
</ol>



<p>Beyaz yulaf, bu zengin besin içeriği sayesinde sağlıklı bir beslenme planının önemli bir parçasıdır. Kahvaltıda tüketilen ezmesi veya gevreği gibi ürünler, günlük beslenme ihtiyaçlarını karşılamada önemli bir rol oynar ve birçok sağlık sorununu önlemeye yardımcıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf Sağlık Faydaları</strong></h2>



<p><strong><em>Beyaz yulaf</em> (Avena sativa),</strong> sağlığa birçok önemli fayda sunan bir tahıl olarak kabul edilmektedir. İşte beyaz yulafın sağlık açısından sunduğu bazı önemli faydalar.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-5-1024x576.webp" alt=" Sağlık Faydaları" class="wp-image-2260" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>1. Kalp Sağlığına Etkileri:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın kalp sağlığına olan olumlu etkileri şunlar içerir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Düşük Kolesterol:</strong> Beyaz yulaf, içerdiği beta-glukan adlı çözünür lif sayesinde LDL (kötü) kolesterolün düşmesine yardımcı olur. Düşük LDL kolesterol seviyeleri, kalp hastalığı riskini azalttığı düşünülmektedir.</li>



<li><strong>Kan Basıncının Düzenlenmesi:</strong> Beyaz yulaf, potasyum içeriği sayesinde kan basıncını düzenlemeye yardımcı etkisi bulunmaktadır. Düşük kan basıncı, kalp sağlığı için önemlidir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>2. Kolesterol Kontrolü ve Kan Şekeri Düzenlemesi:</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Düşük Kolesterol:</strong> Beyaz yulafın içerdiği beta-glukan lifi, sindirim sisteminde kolesterole bağlanarak onun vücuttan atılmasını sağlar. Bu, kandaki kolesterol seviyelerini düşürebilir ve kalp sağlığını olumlu yönde etkileyebilir.</li>



<li><strong>Kan Şekeri Düzenlemesi:</strong> Yulaf, karbonhidratların sindirimini yavaşlatarak kan şekerinin ani yükselmesini önleyici etkisi ile de bilinmektedir. Bu, özellikle tip 2 diyabet riskini azaltabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>3. Sindirim Sağlığını Desteklemesi:</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yüksek Lif İçeriği:</strong> Beyaz yulaf, özellikle beta-glukan lifi içerir. Bu çözünür lif, sindirim sistemi sağlığını destekler ve kabızlığı önlemektedir. Aynı zamanda bağırsak hareketlerini düzenler.</li>



<li><strong>Prebiyotik Etki:</strong> Beyaz yulafın bazı bileşenleri, bağırsakta faydalı probiyotik bakterilerin büyümesini teşvik eder. Bu, sindirim sistemi sağlığı için önemlidir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>4. Zayıflamaya Yardımcı Olması:</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tokluk Hissi:</strong> Yüksek lif içeriği sayesinde beyaz yulaf, tokluk hissini artırır ve açlık krizlerini önleyicidir. Bu, kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</li>



<li><strong><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/biberiye-bitkisi/">Düşük Kalori:</a></strong> Beyaz yulaf, düşük kalori içeriğine sahiptir. Sağlıklı bir diyetin bir parçası olarak tercih edilebilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>5. Antioksidan İçeriği:</strong></h3>



<p><strong>Beyaz yulaf,</strong> antioksidanlar açısından zengin bir kaynaktır. Antioksidanlar, vücuda zararlı serbest radikallerle savaşarak hücresel sağlığı korumaya yardımcı olur ve yaşlanmayı yavaşlattığı düşünülmektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">beyaz yulafın sağlık açısından birçok faydası vardır ve düzenli olarak tüketildiğinde kalp sağlığı, kolesterol kontrolü, kan şekeri düzenlemesi, sindirim sağlığı ve kilo kontrolü gibi alanlarda olumlu etkiler sağlayabilir. Bununla birlikte, dengeli bir diyetin bir parçası olarak beyaz yulaf tüketmek önemlidir ve herhangi bir sağlık sorunu veya diyet değişikliği planlamadan önce bir sağlık profesyoneline danışmanız önerilir. Beyaz yulafı sağlıklı bir yaşam tarzının bir parçası olarak kullanmak, genel sağlık ve iyi bir yaşam kalitesi için önemli bir adım olabilir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf’ın Farklı Tüketim Şekilleri</strong></h2>



<p><strong><em>Beyaz yulaf</em> (Avena sativa)</strong>, çok yönlü bir tahıl olarak kabul edilmiştir ve farklı yemeklerde ve atıştırmalıklarda kullanılmaktadır. İşte beyaz yulafın farklı tüketim şekilleri:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-2-1024x576.webp" alt=" Farklı Tüketim Şekilleri" class="wp-image-2263" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>1. Kahvaltılık Gevrekler:</strong></h3>



<p>Beyaz yulaf, kahvaltılık gevreklerin temel bileşenlerinden biridir. Kahvaltılık gevrekler, beyaz yulafın taneleriyle birlikte diğer tahıllar, kuruyemişler, meyve ve şeker veya bal gibi tatlandırıcılar içerir. Kahvaltılık gevrekler sağlıklı bir kahvaltı seçeneği olarak popülerdir ve enerji verirler.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>2. Yulaf Ezmesi:</strong></h3>



<p>Yulaf ezmesi, beyaz yulaftan yapılan bir yemektir ve genellikle sıcak olarak servis edilmektedir. İşte ezmesinin hazırlanma şekli:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yulaf ezmesi, su veya süt ile pişer ve isteğe bağlı olarak tatlandırıcılar, meyve veya fındık eklenmektedir.</li>



<li>Yulaf ezmesi, kahvaltıda sıklıkla tüketilir ve sağlıklı bir başlangıç sağlar. Ayrıca kişisel tercihlere göre özelleştirilebilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>3. Yulaf Unu ve Farklı Yemeklerde Kullanımı:</strong></h3>



<p>Beyaz yulaf ayrıca un haline getirilerek farklı yemeklerin hazırlanmasında kullanılmaktadır. İşte bazı örnekler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kek ve Kurabiye:</strong> Yulaf unu, kekler ve kurabiyeler gibi tatlılar için unun bir kısmını veya tamamını değiştirmek için kullanılmaya uygundur. Bu, bu tatlıların lif ve besin değerini artırır.</li>



<li><strong>Yulaf Unlu Ekmekler:</strong> Yulaf unu, ekmek yapımında kullanılmaya uygundur ve ekmeklere hafif bir yulaf tadı ve dokusu katar.</li>



<li><strong>Smoothie:</strong> Yulafın unu, smoothie’lere katılarak içeriğini zenginleştirebilir ve daha tok tutabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>4. Atıştırmalık ve Enerji Barlarında Kullanımı:</strong></h3>



<p>Beyaz yulaf, atıştırmalık ve enerji barlarının sıkça kullanılan bileşenlerinden biridir. Bu barlar, beyaz yulafın yanı sıra fındık, meyve, bal veya diğer tatlandırıcılar içerir. Bu barlar, hızlı bir enerji kaynağı olarak tercih edilirler ve sporcular, yürüyüşçüler ve açık hava aktivitelerine katılanlar için ideal bir seçenektir.</p>



<p><strong>Sonuç olarak,</strong> beyaz yulafın çok çeşitli tüketim şekilleri vardır ve sağlıklı bir diyetin önemli bir parçası olarak kullanılmaktadır. Kahvaltıdan tatlılara kadar birçok yemekte ve atıştırmalıkta kullanılabilen bu tahıl, yüksek lif ve besin değeri sağlayarak sağlığınıza katkıda bulunmaktadır. Ancak yulafı tüketirken dengeli bir diyeti sürdürmek ve kişisel ihtiyaçlara dikkat etmek önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf ve Sporcu Beslenmesi: Enerji ve Kas Onarımının Anahtarı</strong></h2>



<p>Sporculuk, yüksek fiziksel aktivite düzeyleri gerektiren bir yaşam tarzıdır ve vücut, bu aktiviteleri gerçekleştirebilmek için yeterli enerjiye ve besin maddelerine ihtiyaç duyar. <em>Beyaz yulaf</em> (Avena sativa), sporcular için beslenme planlarında önemli bir yer tutar. İşte beyaz yulağın sporcu beslenmesindeki önemi ve sağladığı enerji sağlama ve kas onarımına katkıları:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1-1024x576.webp" alt=" Sporcu Beslenmesi:" class="wp-image-2264" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sporcular için Beyaz Yulağın Önemi:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yüksek Karbonhidrat İçeriği:</strong> Beyaz yulaf, temel olarak karbonhidratlardan oluşur ve bu nedenle sporcular için değerli bir enerji kaynağıdır. Uzun süreli egzersizlerde ve dayanıklılık sporlarında, kasların çalışması için karbonhidratlara ihtiyaç vardır ve beyaz yulaf, bu ihtiyacı karşılamada etkilidir.</li>



<li><strong>Lif İçeriği:</strong> Beyaz yulaf, özellikle beta-glukan adı verilen çözünür lif açısından zengindir. Bu lif, enerjiyi yavaşça salmaya yardımcı olur, böylece sporcular egzersiz sırasında daha uzun süre enerjiye sahip olabilirler.</li>



<li><strong>Vitamin ve Mineraller:</strong> B vitaminleri (özellikle tiamin ve pantotenik asit), manganez ve demir gibi önemli vitamin ve mineralleri içerir. Bu besin maddeleri, enerji üretimi ve kas fonksiyonları için gereklidir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Enerji Sağlama:</strong></h3>



<p>Sporcular için enerji, performansın anahtarıdır. Beyaz yulaf, karbonhidratların zengin bir kaynağı olduğu için egzersiz öncesi veya sonrasında enerji sağlamak için ideal bir seçenektir. Karbonhidratlar, vücutta glikojen olarak depolanır. Uzun süreli egzersizlerde bu depoların kullanılması enerjiyi sürdürmeye yardımcı olur. Beyaz yulafın karbonhidratları, sindirim sistemine yavaşça salındığı için uzun süreli enerji sağlama özelliğine sahiptir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kas Onarımına Katkılar:</strong></h3>



<p>Sporcularda kas hasarı ve yorgunluk egzersiz sırasında yaygındır. Beyaz yulaf, sporcuların kas onarımına katkıda bulunan iki önemli bileşeni içerir:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Protein:</strong> Beyaz yulaf, bitkisel protein kaynağıdır ve kas onarımı ve büyümesi için gerekli olan amino asitleri sağlar. Spor sonrası beyaz yulaf ve protein kaynakları kombinasyonu, kas protein sentezini artırdığı bilinmektedir.</li>



<li><strong>Mineraller:</strong> Beyaz yulaf, kas kasılmasına ve onarımına yardımcı olan mineralleri içerir. Özellikle magnezyum ve potasyum, kas fonksiyonları için kritiktir.</li>
</ol>



<p><strong>Sonuç olarak,</strong> beyaz yulaf, sporcular için değerli bir besin maddesi kaynağıdır. Yüksek karbonhidrat içeriği, uzun süreli enerji sağlama yeteneği ve kas onarımına katkılarıyla sporcuların performansını artırıcıdır ve hızlı toparlanmalarına yardımcı etkisi ile bilinmektedir. Ancak sporcu beslenmesi kişiseldir, bu nedenle her sporcu kendi ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre beslenme planını uyarlamalıdır. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve dengeli bir diyet, sporcuların daha iyi sonuçlar elde etmelerine yardımcıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf Tarım ve Ekonomiye Etkisi</strong></h2>



<p><strong><em>Beyaz yulaf</em> (Avena sativa),</strong> dünya genelinde önemli bir tahıl ürünüdür ve hem tarım hem de ekonomiye önemli katkılar sağlar. İşte beyaz yulafın tarımı ve dünya genelindeki üretimi ve ticareti hakkında detaylar:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulafın Tarımı ve Yetiştirilmesi:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İklim ve Yetişme Koşulları:</strong> Beyaz yulaf, genellikle soğuk iklimlerde yetiştirilmektedir ve kış soğuklarına dayanıklıdır. İdeal olarak, yıl boyunca ılıman bir iklim ve yeterli yağış alımı gerektirir. Sulu topraklar ve iyi drenajlı alanlar, yulafın başarılı bir şekilde yetiştirilmesi için önemlidir.</li>



<li><strong>Tohum Ekimi:</strong> Beyaz yulafın tohumları genellikle ilkbaharda ekilir. Ekim derinliği ve sıra aralıkları, tarım bölgesine ve yerel koşullara bağlı olarak değişkenlik gösterir.</li>



<li><strong>Bakım ve Hasat:</strong> Beyaz yulafın bakımı, zararlı böceklerin ve hastalıkların kontrolünü içerir. Yulaf, genellikle yaz sonlarında veya sonbaharda hasat edilir. Hasat edilen yulaf taneleri daha sonra işlenir ve tüketiciye sunulmak üzere paketlenir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Dünya Genelinde Beyaz Yulaf Üretimi ve Ticareti:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Amerika Birleşik Devletleri:</strong> Amerika Birleşik Devletleri, dünya genelinde en büyük beyaz yulafın üreticilerinden biridir. Özellikle Kuzey Dakota, Minnesota ve Kanada sınırına yakın bölgeler, yulafın ana yetişme bölgeleridir.</li>



<li><strong>Kanada:</strong> Kanada da beyaz yulaf üretiminde önemli bir oyuncudur. Kanada, dünya genelinde beyaz yulafın büyük bir ihracatçısıdır.</li>



<li><strong>Avrupa:</strong> İngiltere, İskoçya, İrlanda, Fransa, Almanya ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinde beyaz yulaf yetiştirilmektedir. İngiltere’nin İskoçya sınırı boyunca uzanan bölgeleri, geleneksel olarak yulaf üretiminde önemli bir role sahiptir.</li>



<li><strong>Avustralasya:</strong> Avustralya ve Yeni Zelanda, Güney Yarımküre’de beyaz yulafın yetiştirildiği diğer önemli bölgelerdir.</li>



<li><strong>Asya ve Diğer Bölgeler:</strong> Beyaz yulaf, Asya’nın bazı bölgelerinde de yetiştirilmektedir. Çin, Hindistan ve Rusya, beyaz yulafın yetiştiği ülkeler arasındadır. Ayrıca Güney Amerika, Güney Afrika ve Ortadoğu’da da beyaz yulafın üretimi ve tüketimi mevcuttur.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Ekonomiye Etkisi:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın tarım ve üretimi, birçok ülkenin ekonomisine katkı sağlar. Yulafın üretimi, çiftçiler için gelir kaynağıdır ve tarım sektörünün istikrarlı bir parçasıdır. Aynı zamanda işleme tesislerinde iş yaratır ve gıda endüstrisine katkı sağlar. Beyaz yulaftan üretilen ürünler, yerel ve uluslararası pazarlarda talep görmektedir, bu da ihracat fırsatları yaratır.</p>



<p>Sonuç olarak, beyaz yulafın tarımı ve üretimi, birçok ülke için ekonomik öneme sahiptir ve dünya genelinde tüketilen sağlıklı bir tahıl ürünüdür. Buğday ve mısır gibi diğer tahıllarla birlikte, besin değeri ve çok yönlü kullanımı nedeniyle ekonomiye büyük katkılar sağlar. Beyaz yulağın talebi, sağlıklı beslenme bilincinin artmasıyla birlikte artmaktadır. Gelecekte daha fazla ülke beyaz yulafın üretimine yönelik artan ilgi görülmesi beklenmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf ve Çevresel Etkiler: Sürdürülebilir Tarımın Rolü</strong></h2>



<p><strong>Beyaz yulaf (Avena sativa)</strong>, sağlıklı bir tahıl olmasının yanı sıra, sürdürülebilir tarım uygulamalarının bir örneğini sunar. Sürdürülebilir tarım, hem çevresel hem de ekonomik açıdan önemli bir rol oynar. Çiftçilerin uzun vadeli başarıya ulaşmalarına yardımcı olur. İşte beyaz yulağın çevresel etkileri ve sürdürülebilirlik ile ilgili önemli konular:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-3-1024x576.webp" alt="Sürdürülebilir Tarımın Rolü" class="wp-image-2262" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Organik Tarım:</strong> Organik beyaz yulafın üretimi, kimyasal gübreler ve pestisitler yerine organik gübreler ve doğal böcek kontrol yöntemleri gibi sürdürülebilir tarım uygulamalarını içerir. Bu, toprak sağlığını ve biyoçeşitliliği korumaya yardımcı olur.</li>



<li><strong>Dönüşümlü Tarım:</strong> Beyaz yulafın dönüşümlü tarımı, aynı alanda her yıl aynı ürünün yetiştirilmesi yerine farklı bitkilerin sırayla ekilmesini içerir. Bu, toprak yorgunluğunu önler ve toprak kalitesini korur.</li>



<li><strong>Su Yönetimi:</strong> Verimli su kullanımı, beyaz yulafın yetiştirilmesinde önemlidir. Damla sulama veya yağış suyunun yakalanması gibi su tasarrufu sağlayan yöntemler, çevresel etkileri azaltır.</li>



<li><strong>Tohum Çeşitliliği:</strong> Farklı çeşitlerinin yetiştirilmesi, hastalık ve zararlılara karşı daha dayanıklı bitkilerin geliştirilmesine yardımcı olur ve tek türe dayalı üretimi azaltır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulağın Çevresel Etkileri:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Toprak Sağlığı:</strong> Beyaz yulaf, toprak sağlığını iyileştiren bitkilerden biridir. Kökleri toprağı sıkılaştırmaz, bu da suyun ve havanın toprak içinde hareket etmesine yardımcı olur.</li>



<li><strong>Biyoçeşitlilik:</strong> Yulafın yetiştirilmesi, araziye çeşitli bitkilerin ekilmesine olanak tanır ve bu, yerel biyoçeşitliliğin korunmasına katkıda bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Kimyasal Gübre ve Pestisit Kullanımının Azaltılması:</strong> Sürdürülebilir tarım uygulamaları, kimyasal gübre ve pestisit kullanımını minimumda tutar. Bu, toprak ve su kirliliğini azaltır ve zararlı organizmaların doğal düşmanlarının korunmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Toprak Erozyonunun Önlenmesi:</strong> Yulafın kökleri, toprak erozyonunu önlemeye yardımcı olur. Bu, erozyonun toprak kaybına ve su kirliliğine yol açmasını engeller.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sürdürülebilirlik ve Beyaz Yulafın Geleceği:</strong></h3>



<p>Beyaz yulafın sürdürülebilir bir şekilde yetiştirilmesi, bu tahılın geleceği için kritik bir öneme sahiptir. Sürdürülebilir tarım uygulamalarının benimsenmesi, çevresel etkilerin azaltılmasına ve doğal kaynakların korunmasına katkı sağlar. Bu, gelecek nesillere daha sağlıklı bir çevre ve besin kaynakları bırakılmasına yardımcı olur.</p>



<p>Sonuç olarak, beyaz yulafın sürdürülebilir tarım uygulamaları ile yetiştirilmesi, çevresel etkilerin azaltılmasına ve toprak, su ve biyoçeşitliliğin korunmasına katkı sağlar. Bu, hem çiftçilerin hem de tüketicilerin uzun vadeli faydasına olanak tanır ve tarım sektörünün geleceği için önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf Farklı Kültürlerdeki Kullanımı ve Mutfaklardaki Yeri</strong></h2>



<p><strong><em>Beyaz yulaf</em> (Avena sativa),</strong> dünya genelinde birçok farklı kültürün mutfaklarında önemli bir yere sahiptir. Bu tahılın çok yönlü kullanımı, hem geleneksel hem de modern yemeklerde kendine yer bulmasına neden olmuştur. İşte beyaz yulafın farklı kültürlerdeki kullanımı ve mutfaklardaki yeri hakkında detaylar:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Amerikan Kahvaltısı:</strong></h4>



<p>Amerika Birleşik Devletleri’nde beyaz yulaf, klasik bir kahvaltı malzemesidir. Özellikle ezmesi veya yulaflı kahvaltılık gevrekler şeklinde tüketilmektedir. Yulaflı kahvaltılar, genellikle süt, yoğurt veya meyve ile servis edilmektedir. Bu kahvaltılar, enerji sağlamaları ve tok tutmaları nedeniyle tercih edilmektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Britanya ve İrlanda:</strong></h4>



<p>Beyaz yulaf, İngiltere, İskoçya ve İrlanda’nın geleneksel mutfağında önemli bir yere sahiptir. “Porridge” veya “oatmeal” olarak bilinen sıcak yulaf ezmesi, özellikle soğuk kış günlerinde sıkça tüketilmektedir. Ayrıca, yulaf unu bazlı ekmekler ve kurabiyeler de popülerdir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>İskandinav Mutfağı:</strong></h4>



<p>İskandinav ülkeleri, beyaz yulağı geleneksel yemeklerinin bir parçası olarak kullanır. Örneğin, İsveç’te “havregrynsgröt” adı verilen sıcak yulaf ezmesi yaygındır. Ayrıca, yulaf unu, ekmeklerin ve kurabiyelerin yapımında kullanılmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Orta Doğu Mutfağı:</strong></h4>



<p>Orta Doğu mutfağında beyaz yulaf, “kutab” veya “kutap” olarak bilinen ince yulaf ekmeklerinin yapımında kullanılmaktadır. Ayrıca, “mücver” veya “kibbeh” gibi yemeklerde iç malzeme olarak yer almaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Hint Mutfağı:</strong></h4>



<p>Hint mutfağında beyaz yulaf, özellikle “dahi” (yoğurt) ve baharatlarla karıştırılarak yapılan “dahi vada” veya “dahi puri” gibi atıştırmalık ve ara öğünlerde kullanılmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Latin Amerika Mutfağı:</strong></h4>



<p>Latin Amerika’da beyaz yulaf, “atole” olarak bilinen sıcak içeceklerin yapımında kullanılmaktadır. Atole, süt veya suyla karıştırılan yulaf unu ve şeker içerir. Bu içecek genellikle vanilya veya tarçın gibi tatlandırıcılarla zenginleştirilerek tüketilmektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çin Mutfağı:</strong></h4>



<p>Çin mutfağında beyaz yulaf, bazen “miantiao” olarak adlandırılan ince yulaf eriştesi yapımında kullanılmaktadır. Bu erişte, çorbalarda veya sote yemeklerinde sıkça kullanılmaktadır.</p>



<p>Beyaz yulafın bu farklı kültürlerdeki kullanımı, onun çok yönlü bir tahıl olduğunu ve çeşitli yemeklerde lezzet, besin değeri ve tekstür katkısı sağladığını göstermektedir. Dünya genelindeki mutfaklarda hem geleneksel hem de modern yemeklerin bir parçası olarak önemli bir rol oynamaya devam etmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf ile İlgili İlginç Bilgiler ve İpuçları</strong></h2>



<p>Besleyici ve çok yönlü bir tahıl olmasının yanı sıra ilginç bir tarihçeye ve mutfakta kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı önemli ipuçlarına sahiptir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-7-1024x576.webp" alt="beyaz yulaf özellikleri" class="wp-image-2267" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/beyaz-yulaf-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulafın Tarihçesi:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tarih Öncesi Kökenler:</strong> Beyaz yulafın tarihçesi oldukça eskiye dayanır. M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanan arkeolojik kanıtlar, yulağın tarih öncesi dönemlerde insanlar tarafından tüketildiğini göstermektedir.</li>



<li><strong>Ortaçağ ve Avrupa:</strong> Ortaçağ’da Avrupa’da beyaz yulaf, buğday ve arpa gibi diğer tahıllarla birlikte temel bir besin kaynağıydı. Özellikle İngiliz, İskoç ve İrlanda mutfağında yulaflı yemekler geleneksel olarak önemli bir yer tutar.</li>



<li><strong>Amerika’ya Gelişi:</strong> Beyaz yulaf, Avrupa’dan Amerika’ya göç edenlerle birlikte yeni kıtaya getirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yulaflı kahvaltılar, buğdaylı alternatiflere kıyasla ekonomik ve besleyici bir seçenek olarak popülerlik kazandı.</li>



<li><strong>Modern Sağlık Trendleri:</strong> Son yıllarda, beyaz yulafın sağlık faydaları ve yüksek lif içeriği nedeniyle popülerliği arttı. Özellikle yulaflı kahvaltılar, sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyenler arasında yaygınlaştı.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Mutfakta Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Gluten Hassasiyeti:</strong> Doğal olarak gluten içermez, bu nedenle glutensiz bir diyetin bir parçası olarak tüketilmeye uygundur. Ancak, bazen yulaflı ürünler buğdayla kontaminasyon riski taşımaktadır. Bu yüzden glutensiz sertifikalı ürünleri tercih etmek önemlidir.</li>



<li><strong>Alerjen Uyarısı:</strong> Beyaz yulaf, bazı insanlar için bir alerjen etkilere sahiptir. Alerjik reaksiyon riskini azaltmak için yulaf içeren ürünlerin etiketlerini dikkatlice okumak ve alerji durumunuzu bilen bir sağlık uzmanıyla görüşmek önemlidir.</li>



<li><strong>Yüksek Lif İçeriği:</strong> Yüksek lif içeriğine sahiptir, bu da sindirim sağlığına katkıda bulunmaktadır. Ancak, yulafı aşırı tüketmek, bazı insanlarda sindirim rahatsızlıklarına yol açmaktadır. Yavaşça yulafı diyetinize dahil etmek ve yeterli su tüketmek sindirim sorunlarını önlemeye yardımcı olur.</li>



<li><strong>Çeşitli Yemeklerde Kullanım:</strong> Beyaz yulafın kullanımı sadece kahvaltıda sınırlı değildir. Yulaflı kurabiyeler, ekmekler, atıştırmalıklar ve hatta yemekler için sos veya kaplama malzemesi olarak kullanılmaya uygundur. Yemeklerinizi daha besleyici hale getirmek için beyaz yulafı farklı tariflerde deneyin.</li>
</ol>



<p>beyaz yulafın tarihi oldukça köklüdür ve mutfakta çeşitli kullanım alanları vardır. Sağlık açısından faydaları ve besleyici özellikleri nedeniyle birçok insan tarafından tercih edilmektedir. Ancak, bireysel ihtiyaçlarınıza ve alerji durumunuza dikkat etmek önemlidir. Beyaz yulafı dengeli bir diyetin bir parçası olarak kullanarak sağlıklı bir yaşam tarzını destekleyebilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulafın Geleceği ve Araştırma Alanları</strong></h2>



<p>Sağlık ve beslenme açısından zengin bir tahıl olarak tanınırken, sürekli araştırmalar ve gelişmeler, bu tahılın gelecekteki potansiyelini daha da aydınlatmaktadır. İşte beyaz yulafın geleceği ve üzerinde yapılan son bilimsel çalışmalarla ilgili bazı önemli noktalar:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Yulaf Üzerine Yapılan Son Bilimsel Çalışmalar:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sağlık ve Beslenme Araştırmaları:</strong> Beyaz yulafın besin değeri ve sağlık üzerindeki etkileri üzerine birçok bilimsel çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmalar, beyaz yulafın kalp sağlığı, kan şekeri kontrolü, kilo yönetimi ve sindirim sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.</li>



<li><strong>Glutensiz Diyetler:</strong> Beyaz yulaf, doğal olarak glutensiz bir tahıldır, bu nedenle çölyak hastaları ve glutensiz diyet uygulayanlar için önemli bir alternatif olarak yer alır. Son çalışmalar, beyaz yulağın glutensiz diyetlerdeki yerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.</li>



<li><strong>Geleneksel ve Yeni Tarım Teknikleri:</strong> Tarım alanındaki araştırmalar, beyaz yulafın daha verimli ve sürdürülebilir şekillerde nasıl yetiştirilebileceği üzerine odaklanmaktadır. Bu, tahılın daha geniş bölgelerde ve farklı iklim koşullarında yetiştirilmesine olanak tanır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Potansiyel Yeni Kullanım Alanları ve Gelişmeler:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Fonksiyonel Gıdalar:</strong> Beyaz yulaf, beta-glukan gibi biyoaktif bileşenler içerir ve bu, tahılın fonksiyonel gıdalar kategorisine dahil edilmesine olanak tanır. Yulaftan elde edilen ürünler, sağlık yararlarına sahip olan bu bileşenlerin zenginleştirilmiş hali olur.</li>



<li><strong>Spordan Sonra İyileşme ve Performans Artırma:</strong> Beyaz yulafın sporcular için potansiyel faydaları daha fazla araştırılmaktadır. Özellikle spor sonrası iyileşme ve enerji sağlama açısından etkileri incelenmektedir.</li>



<li><strong>Tarım ve Çevre:</strong> Beyaz yulafın daha sürdürülebilir tarım uygulamaları ve iklim değişikliğiyle başa çıkma stratejileriyle uyumlu hale getirilmesi için çalışmalar devam etmektedir. Yulafın su kullanımı ve toprak sağlığı üzerindeki etkileri de araştırılmaktadır.</li>



<li><strong>Gıda Endüstrisi:</strong> Beyaz yulafın gıda endüstrisindeki kullanımı, yeni ürünlerin geliştirilmesi ve tüketici talebine cevap verme potansiyelini taşır. Örneğin, yulaftan yapılan süt alternatifleri ve atıştırmalıklar son yıllarda popülerlik kazanmıştır.</li>
</ol>



<p>Beyaz yulafın geleceği, daha fazla araştırma ve inovasyonla şekillendirilecektir. Sağlık, tarım, gıda ve çevre alanlarında yapılan çalışmalar, bu tahılın daha geniş bir kullanım alanı bulmasına ve insanların sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam tarzına ulaşmalarına yardımcı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-6 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://twitter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/beyaz-yulaf/">Beyaz Yulaf (Avena sativa): Sağlıklı ve Glutensiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Afşin Koçovası Sarımsağı Sağlık ve Lezzet Bir Arada</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/afsin-kocovasi-sarimsagi-saglik-ve-lezzet-bir-arada</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/afsin-kocovasi-sarimsagi-saglik-ve-lezzet-bir-arada</guid>
<description><![CDATA[ Afşin Koçovası Sarımsağı, ismini yetiştiği bölge olan Afşin ilçesinin Koçova köyünden alır. Bu sarımsak çeşidi, Türkiye&#039;nin farklı bölgelerinde yetişen sarımsak türlerinden önemli ölçüde farklıdır ve benzersiz bir lezzet profiline sahiptir.
Afşin Koçovası Sarımsağı Sağlık ve Lezzet Bir Arada yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-6.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Afşin, Koçovası, Sarımsağı, Sağlık, Lezzet, Bir, Arada</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> Türkiye’nin Kahramanmaraş iline özgü eşsiz bir sarımsak çeşididir. Bu özel sarımsak türü, sıcak ve kuru iklim koşullarının etkisi altında yetişir ve kendine özgü tat profili ile tanınır. Afşin Koçovası Sarımsağı, diğer sarımsak çeşitlerinden ayıran birkaç belirgin özelliğe sahiptir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Bu sarımsak çeşidi, genellikle büyük ve beyaz dişlere sahiptir, ancak tadında hafif tatlılığı ve daha az acılığıyla dikkat çeker. Ayrıca, aromatik ve yoğun bir sarımsak kokusuna sahiptir. Hem yerel mutfağın hem de sağlık yararlarının bir parçası olarak kullanılmaktadır. Kahramanmaraş ve çevresinde geleneksel yemeklerin vazgeçilmez bir malzemesidir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#afsin-kocovasi-sarimsagi-nin-tanitimi">Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Tanıtımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#afsin-kocovasi-sarimsagi-nin-ozellikleri">Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Özellikleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#afsin-kocovasi-sarimsagi-nin-yetistirilmesi">Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Yetiştirilmesi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#afsin-kocovasi-sarimsagi-nin-yetistirilmesi">Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Yetiştirilmesi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#afsin-kocovasi-sarimsagi-nin-saglik-faydalari">Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#sagliga-faydalari-ve-tibbi-kullanimlari">Sağlığa Faydaları ve Tıbbi Kullanımları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#kulturel-ve-ekonomik-onemi-afsin-kocovasi-sarimsagi">Kültürel ve Ekonomik Önemi: Afşin Koçovası Sarımsağı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1815#sonuc-afsin-kocovasi-sarimsagi-nin-ozel-yeri">Sonuç: Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Özel Yeri</a></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Tanıtımı</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> özellikle sağlığa faydalı bileşenler içerdiği için popülerdir. Kalp sağlığını desteklemek, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve doğal antibakteriyel özellikleri nedeniyle çeşitli sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olmak amacıyla tıbbi ve beslenme amaçlı olarak kullanılmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1024x576.webp" alt="Afşin Koçovası Sarımsağı'nın Tanıtımı" class="wp-image-2287" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Sofralarımızın vazgeçilmezi olan sarımsak, yüzyıllardır hem lezzeti hem de sağlık faydaları nedeniyle dünya mutfağının önemli bir parçası olmuştur. Ancak, her coğrafyanın kendine özgü bir tat ve aromaya sahip sarımsak türleri vardır ve bunlardan biri, Türkiye’nin güneyinde, Kahramanmaraş ilinin özellikle Afşin ilçesinde yetişen eşsiz bir çeşidi olan “Afşin Koçovası Sarımsağı”dır.</p>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı, ismini yetiştiği bölge olan Afşin ilçesinin Koçova köyünden alır. Bu sarımsak çeşidi, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yetişen sarımsak türlerinden önemli ölçüde farklıdır ve benzersiz bir lezzet profiline sahiptir. Peki, bu sarımsağın özellikleri nelerdir?</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Özgün Lezzetin Kökeni</strong></h3>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın benzersiz lezzeti, özel yetişme koşullarına ve toprak yapısına bağlıdır. Afşin ilçesi, Türkiye’nin güneydoğusunda yer alır ve bu bölge sıcak ve kuru bir iklimle karakterizedir. Bu iklim, sarımsakların tat ve aroma profilini etkiler. Bu özel iklim koşullarının bir sonucu olarak daha tatlı ve az acı bir lezzete sahiptir.</p>



<p>Ayrıca, toprak kalitesi de bu sarımsağın özgün lezzetini etkiler. Afşin’in toprakları mineraller açısından zengindir ve bu da sarımsakların besin değerini ve tadını artırır. Büyük beyaz dişlere sahiptir ve kendine özgü bir aroma ile tanınır. Kokusu yoğun ve karakteristik bir sarımsak kokusuna sahiptir.</p>



<p>Bu özel sarımsak çeşidi, sadece mutfaklarda değil, aynı zamanda sağlık yararları nedeniyle de popülerdir. Besin değeri yüksektir ve kalp sağlığını desteklemek, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve antibakteriyel özellikleri ile sağlık sorunlarını önlemeye yardımcı etkisi bulunmaktadır.</p>



<p>Sonuç olarak, Afşin Koçovası Sarımsağı, Kahramanmaraş’ın eşsiz iklim ve toprak koşullarının bir ürünü olarak, özgün lezzeti ve sağlık faydalarıyla dikkat çeken özel bir sarımsak çeşididir. Bu eşsiz lezzeti deneyimlemek, Türk mutfağının ve sağlık destekleyici özelliklerin tadını çıkarmak için harika bir fırsattır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Özellikleri</strong></h2>



<p>Türkiye’nin Kahramanmaraş ilinin özellikle Afşin ilçesinde yetişen, benzersiz özelliklere sahip bir sarımsak çeşididir. Bu eşsiz sarımsağın özellikleri, hem yetiştiği bölgenin coğrafi ve iklim özelliklerinden hem de kendine özgü fiziksel özelliklerinden kaynaklanır. Ayrıca, lezzet ve aroma profilindeki özellikler, Afşin Koçovası Sarımsağı’nın kendine has niteliklerini vurgular.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-7-1024x576.webp" alt="Afşin Koçovası Sarımsağı'nın Özellikleri" class="wp-image-2280" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Yetiştiği Bölgenin Coğrafi ve İklim Özellikleri</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı</strong>, özellikle Afşin ilçesinin Koçova köyünde yetişir. Bu bölge, Türkiye’nin güneydoğusunda yer alır ve Akdeniz iklimi etkisi altındadır. Yazlar sıcak ve kuru, kışlar ise ılıman geçer. Bu iklim, sarımsağın büyüme ve olgunlaşma süreçlerini etkiler. Sıcak ve kuru yazlar, sarımsağın daha tatlı bir lezzet geliştirmesine katkıda bulunmaktadır.</p>



<p>Toprak kalitesi de bu bölgenin tarımında önemlidir. Afşin’in toprakları mineraller açısından zengindir ve bu, sarımsakların besin değerini artırır. İklim ve toprak koşulları, Afşin Koçovası Sarımsağı’nın benzersiz özelliklerini oluşturur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Fiziksel Görünümü ve Boyutları</strong></h3>



<p>Büyük ve iri beyaz dişlere sahiptir. Dişler, genellikle orta boy ve yuvarlak bir yapıdadır. Sarımsak başı da büyük ve zarif bir görünüme sahiptir. Fiziksel olarak, bu sarımsak çeşidi, diğer sarımsak türlerinden ayırt edici bir yapıya sahiptir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Lezzet ve Aroma Profili</strong></h3>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın lezzeti ve aroma profilindeki özellikler, onu diğer sarımsak türlerinden farklı kılar. Bu sarımsak çeşidi, daha tatlı bir lezzete sahiptir ve diğer türlerin aksine daha az acıdır. Tatlılığı, özellikle pişirildiğinde daha belirgin hale gelir.</p>



<p>Aynı zamanda, Afşin Koçovası Sarımsağı’nın aroması da yoğun ve karakteristik bir sarımsak kokusuna sahiptir. Bu aroma, yemeklere benzersiz bir lezzet katarken, aynı zamanda sağlık yararlarına da katkıda bulunmaktadır.</p>



<p>Sonuç olarak, Afşin Koçovası Sarımsağı, Kahramanmaraş’ın özel coğrafi ve iklim koşullarının bir ürünü olarak büyük beyaz dişlere, tatlı bir lezzete ve yoğun bir aromaya sahip eşsiz bir sarımsak çeşididir. Bu benzersiz özellikler, onu hem mutfağın hem de sağlık destekleyici uygulamaların vazgeçilmez bir bileşeni yapar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Yetiştirilmesi</strong></h2>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın yetiştirilmesi, özel coğrafi ve iklim koşullarına bağlı olarak özenli bir süreç gerektirir. Bu sarımsak çeşidi, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde özellikle Koçova köyünde yetişir ve kendine özgü özelliklerini bu bölgenin toprakları ve iklimi sayesinde kazanır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-5-1024x576.webp" alt="Afşin Koçovası Sarımsağı'nın Yetiştirilmesi" class="wp-image-2282" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Toprak ve İklim Gereksinimleri</strong></h3>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın başarılı bir şekilde yetiştirilmesi için uygun toprak ve iklim koşulları gereklidir. Bu sarımsak türü, Akdeniz iklimi etkisi altındaki sıcak ve kuru yazlarla ılıman kışları tercih eder. Sıcak ve kuru yazlar, sarımsağın tatlı bir lezzet geliştirmesine yardımcı olur.</p>



<p>Toprak kalitesi de büyük bir öneme sahiptir. Afşin bölgesinin toprakları mineraller açısından zengindir ve bu, sarımsağın besin değerini artırır. Ayrıca, iyi drenajlı topraklar, suyun köklerde birikmesini önler ve sarımsağın sağlıklı bir şekilde büyümesini destekler.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Hasat ve Saklama Süreçleri</strong></h3>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın hasat zamanı, genellikle yaz sonlarına doğru gelir. Sarımsak başları, yapraklar sararıp kurumaya başladığında toplanır. Hasat edilirken sarımsakların iyice kurumasına dikkat edilir, çünkü bu, saklama süresini uzatır.</p>



<p>Saklama süreci, Afşin Koçovası Sarımsağı’nın tazeliğini ve kalitesini korumak için kritiktir. Genellikle sarımsak başları özel depolama alanlarında muhafaza edilir. Bu depolama alanları, nem ve sıcaklık kontrolü sağlamak için tasarlanmıştır. İyi saklanan sarımsaklar, aylarca tazeliklerini koruyabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Üretim Miktarı ve İşlenme</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı</strong>, Afşin ilçesinin özellikle Koçova köyünde yoğun bir şekilde üretilmektedir. Bu sarımsak türü, hem yerel mutfağın hem de ticari üretimin vazgeçilmez bir bileşeni haline gelmiştir. Ayrıca, bazı üreticiler bu sarımsağı işleyerek çeşitli sarımsak ürünleri üretirler, bu da bölge ekonomisine katkı sağlar.</p>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı, lezzeti ve özellikleri nedeniyle diğer sarımsak çeşitleri ile karşılaştırıldığında benzersizdir. Hem mutfakta hem de sağlık açısından değerli bir bileşen olarak kabul edilmektedir. Yetiştirilmesi, hasatı ve işlenmesi titiz bir özen gerektirir. Bu, Kahramanmaraş’ın bu eşsiz sarımsağına olan talebi ve değerini daha da artırır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Üretim Süreci</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı</strong>, Türkiye’nin Kahramanmaraş ilinin özellikle Afşin ilçesinde yetişen eşsiz bir sarımsak çeşididir. Bu eşsiz lezzetin ve sağlık faydalarının arkasındaki başarı, özenli yetiştirme, hasat ve işleme süreçlerine dayanmaktadır. İşte Afşin Koçovası Sarımsağı’nın yetiştirilmesi hakkında detaylı bilgiler:</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1-1024x576.webp" alt="Üretim Süreci" class="wp-image-2286" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Toprak ve İklim Gereksinimleri</strong></h3>



<p>Yetiştiği bölgenin coğrafi ve iklim koşullarına uyum sağlayan özel bir bitkidir. Bu sarımsak türünün yetiştirilmesi için uygun toprak ve iklim gereksinimleri vardır. Afşin ilçesi, Akdeniz iklimi etkisi altında bulunmaktadır ve yazları sıcak ve kuru, kışları ise ılıman geçer. Bu iklim koşulları, sarımsağın tatlı bir lezzet geliştirmesine katkı sağlar.</p>



<p>Toprak kalitesi de büyük öneme sahiptir. Afşin bölgesinin toprakları mineraller açısından zengindir ve bu, sarımsağın besin değerini artırır. İyi drenajlı topraklar, suyun köklerde birikmesini önler ve sarımsağın sağlıklı bir şekilde büyümesini destekler. Toprak pH seviyesi de uygun olmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Hasat ve Saklama Süreçleri</strong></h3>



<p>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın hasat zamanı genellikle yaz sonlarına doğru gelir. Sarımsak başları, yapraklar sararıp kurumaya başladığında toplanır. Hasat edilirken sarımsak başları iyice kurutulur. Hasat işlemi manuel olarak yapılır ve bu işçilik gerektiren bir süreçtir.</p>



<p>Saklama süreci, bu özel sarımsağın tazeliğini ve kalitesini korumak için kritiktir. Genellikle sarımsak başları özel depolama alanlarında muhafaza edilmektedir. Bu depolama alanları, nem ve sıcaklık kontrolü sağlamak için tasarlanmıştır. İyi saklanan sarımsaklar, aylarca tazeliklerini korur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Üretim Miktarı ve İşlenme</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> Afşin ilçesi özellikle Koçova köyünde yoğun bir şekilde üretimi yapılmaktadır. Bu sarımsak türü, hem yerel mutfağın hem de ticari üretimin vazgeçilmez bir bileşeni haline gelmiştir. Ayrıca, bazı üreticiler bu sarımsağı işleyerek çeşitli sarımsak ürünleri üretirler, bu da bölge ekonomisine katkı sağlar.</p>



<p>Lezzeti ve özellikleri nedeniyle diğer sarımsak çeşitleri ile karşılaştırıldığında benzersizdir. Hem mutfakta hem de sağlık açısından değerli bir bileşen olarak kabul görür ve yetiştirilmesi, hasatı ve işlenmesi titiz bir özen gerektirir. Bu, Kahramanmaraş’ın bu eşsiz sarımsağına olan talebi ve değerini daha da artırır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Sağlık Faydaları</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> sadece benzersiz lezzetiyle değil, aynı zamanda sağlık açısından da oldukça değerli olan besin değerleri ve bileşenleri içerir. Bu özel sarımsak çeşidi, sağlık faydaları ve tıbbi kullanımlarıyla da dikkat çeker. Ayrıca, diyetteki yeri ve beslenme uygulamalarındaki rolü önemlidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-2-1024x576.webp" alt="Sağlık Faydaları" class="wp-image-2285" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Besin Değerleri ve Besleyici Bileşenleri</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı</strong>, bir dizi besin değeri ve besleyici bileşen içerir. İşte bu sarımsak çeşidinin önemli besleyici özellikleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Vitaminler</strong>: Sarımsak, özellikle C vitamini açısından zengindir, bu da bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur.</li>



<li><strong>Mineraller</strong>: Potasyum, kalsiyum ve demir gibi mineraller açısından zengindir.</li>



<li><strong>Antioksidanlar</strong>: Sarımsak, allicin adı verilen güçlü bir antioksidan içerir. Antioksidanlar, hücresel hasarı önlemeye ve yaşlanmayı yavaşlatmaya yardımcı olur.</li>



<li><strong>Fiber</strong>: Lif açısından zengin olması, sindirim sağlığını destekler ve tokluk hissini artırır.</li>



<li><strong>Düşük Kalori</strong>: Düşük kalori içeriği ile ideal bir diyet gıdasıdır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><br>Afşin Koçovası Sarımsağı için besin değerleri tablosu</strong></h3>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Değeri (100 gram)</th><th>Miktar</th></tr></thead><tbody><tr><td>Enerji</td><td>143 kcal</td></tr><tr><td>Protein</td><td>6.36 g</td></tr><tr><td>Yağ</td><td>0.5 g</td></tr><tr><td>Karbonhidrat</td><td>33.06 g</td></tr><tr><td>Lif</td><td>2.1 g</td></tr><tr><td>Şeker</td><td>1.42 g</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>24 mg</td></tr><tr><td>Demir</td><td>1.16 mg</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>401 mg</td></tr><tr><td>C Vitamini</td><td>31.2 mg</td></tr><tr><td>Folik Asit</td><td>3 mcg</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><br>Afşin Koçovası Sarımsağı için besin değerleri tablosu</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Bu besin değerleri, 100 gram Afşin Koçovası Sarımsağı için geçerlidir. Sarımsak, düşük kalori içeriği ve yüksek besleyici değerleri ile sağlık açısından da faydalı bir gıdadır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sağlığa Faydaları ve Tıbbi Kullanımları</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı</strong>, sağlık açısından bir dizi olumlu etkisi olan bir besindir. İşte bu sarımsağın sağlığa faydaları ve tıbbi kullanımları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kalp Sağlığı</strong>: Sarımsak, kolesterol seviyelerini düşürebilir ve kan basıncını kontrol altında tutmaya yardımcı olabilir. Bu nedenle, kalp sağlığını desteklemek için önemlidir.</li>



<li><strong>Bağışıklık Sistemi Güçlendirmesi</strong>: Sarımsak, bağışıklık sistemini güçlendiren antioksidanlar içerir ve enfeksiyonlara karşı koruma sağlar.</li>



<li><strong>Anti-inflamatuar Etkiler</strong>: Sarımsak, iltihaplanmayı azaltabilir ve kronik inflamatuar hastalıklara karşı koruma sağlayabilir.</li>



<li><strong>Kanser Riskini Azaltma</strong>: Bazı araştırmalar, sarımsak tüketiminin bazı kanser türlerinin riskini azaltabileceğini göstermektedir.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı</strong>: Lif içeriği sayesinde, sindirim sistemi sağlığını destekler ve kabızlığı önler.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Diyet ve Beslenme Uygulamalarındaki Yeri</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> yemeklerin tatlandırılması ve aromalandırılmasının yanı sıra, diyet ve beslenme uygulamalarında da yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle düşük kalori içeriği ve lif zenginliği sayesinde kilo kontrolü ve sağlıklı kilo kaybı programlarında tercih edilmektedir. Aynı zamanda, düşük sodyum içeriği ile tuz yerine kullanılabilir ve bu da tuz tüketimini azaltmanın bir yolu olabilir.</p>



<p>Sonuç olarak, Afşin Koçovası Sarımsağı, besin değeri ve sağlık faydaları ile önemli bir besindir. Kalp sağlığını desteklemek, bağışıklık sistemini güçlendirmek, iltihaplanmayı azaltmak ve sindirim sağlığını iyileştirmek gibi bir dizi olumlu etkisi vardır. Aynı zamanda düşük kalorili ve lif zengini olması, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü için mükemmel bir seçenektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı Yemeklerde Kullanımı</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> Kahramanmaraş ilinin geleneksel mutfağının vazgeçilmez bir malzemesidir. Bu özel sarımsak çeşidi, yemeklere eşsiz bir tat ve aroma katarken, geleneksel Kahramanmaraş mutfağındaki rolü de büyüktür. Ayrıca, Afşin Koçovası Sarımsağı’nın diğer sarımsak çeşitlerinden farkları da dikkat çekicidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-3-1024x576.webp" alt="Yemeklerde Kullanımı" class="wp-image-2284" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Geleneksel Kahramanmaraş Mutfağındaki Rolü</strong></h3>



<p>Kahramanmaraş mutfağı, zengin ve çeşitli lezzetlerle ünlüdür ve Afşin Koçovası Sarımsağı, bu mutfağın önemli bir unsurudur. Özellikle kırmızı biberle birlikte kullanılan bu sarımsak çeşidi, bölgeye özgü yemeklerin anahtar bileşenlerinden biridir. Bunlardan bazıları şunlardır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İskenderun Kebabı</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, bu ünlü kebabın marinasyonunda kullanılmaktadır ve ete özel bir lezzet katar.</li>



<li><strong>Oruk</strong>: Kahramanmaraş’a özgü bu yemekte, bulgur, baharatlar ve sarımsak bir araya gelir. Afşin Koçovası Sarımsağı, oruğun lezzetini zenginleştirir.</li>



<li><strong>Lahmacun</strong>: Lahmacunun iç harcında kullanılan sarımsak, Afşin Koçovası Sarımsağı’nın benzersiz lezzeti sayesinde daha zengin bir aroma kazanır.</li>



<li><strong>Beyran Çorbası</strong>: Bu nefis çorba, Afşin Koçovası Sarımsağı ile hazırlanır ve sarımsağın karakteristik aroması çorbanın tadını tamamlar.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Yemek Tarifleri ve Kullanım Önerileri</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> yemek tariflerine lezzet ve derinlik katan bir bileşen olarak kullanılmaktadır. İşte bu sarımsağın bazı kullanım önerileri ve yemek tarifleri:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kuzu Tandır</strong>: Kuzu tandırın lezzetini artırmak için Afşin Koçovası Sarımsağı ezilerek marinasyonda kullanılmaya uygundur.</li>



<li><strong>Sarımsaklı Yoğurt</strong>: Yoğurtla karıştırılan ezilmiş sarımsak, meze olarak veya et yemeklerinin yanında servis edilmektedir.</li>



<li><strong>Köfte Harcı</strong>: Köfte harcına eklenen sarımsak, köftelerin daha aromatik ve lezzetli olmasını sağlar.</li>



<li><strong>Zeytinyağlı Sarımsaklı Pırasa</strong>: Pırasa yemeğine sarımsak eklemek, bu geleneksel zeytinyağlı yemeğin tadını tamamlar.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Diğer Sarımsak Çeşitlerinden Farkları</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> diğer sarımsak çeşitlerinden önemli farklar taşır. En belirgin farkı, daha tatlı bir lezzete sahip olmasıdır. Diğer sarımsak çeşitlerine göre daha az acıdır ve bu nedenle yemeklere eşsiz bir tat katar. Ayrıca, yoğun sarımsak aromasıyla da tanınır ve bu aroması, yemeklere karakteristik bir lezzet katar.</p>



<p>Sonuç olarak, Afşin Koçovası Sarımsağı, Kahramanmaraş’ın geleneksel mutfağında özel bir rol oynar. Yemeklere tat ve aroma katarken, diğer sarımsak çeşitlerinden farklı tatlılık ve az acılık ile öne çıkar. Bu eşsiz sarımsak çeşidi, bölge mutfağının lezzetli ve benzersiz yemeklerini oluşturmak için vazgeçilmez bir bileşen olarak kabul görür.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kültürel ve Ekonomik Önemi: Afşin Koçovası Sarımsağı</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> sadece bir gıda maddesi olarak değil, aynı zamanda kültürel ve ekonomik açıdan büyük öneme sahip bir üründür. Bu özel sarımsak çeşidinin yerel kültürel etkileri, ekonomik değeri ve ticaret potansiyeli, aynı zamanda koruma ve tanıtım çalışmaları, Afşin ilçesi ve Kahramanmaraş ilinin genel gelişimine de katkı sağlar.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-4-1024x576.webp" alt="Kültürel ve Ekonomik Önemi: Afşin Koçovası Sarımsağı" class="wp-image-2283" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/sarimsak-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Yerel Kültürel Etkileri</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Mutfak</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, bölgenin geleneksel mutfağının önemli bir parçasıdır. Bu sarımsak çeşidi, yerel yemeklerin temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilmektedir ve geleneksel yemeklerin özgün lezzetini oluşturur.</li>



<li><strong>Festivaller ve Etkinlikler</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, yerel festivallerde ve etkinliklerde önemli bir rol oynar. Sarımsak festivalleri, bölge halkının bu değerli ürününü kutlamak için düzenlenir ve geleneksel danslar, müzikler ve yarışmalarla renklenir.</li>



<li><strong>Kültürel Miras</strong>: Bu sarımsak çeşidi, bölge kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Yemek yapma teknikleri, tarifler ve sarımsakla ilgili halk hikayeleri, kuşaktan kuşağa aktarılır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Ekonomik Değeri ve Ticaret Potansiyeli</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Üretim ve İstihdam</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, bölge ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Üretimi, tarım sektöründe birçok kişiye iş imkanı sağlar. Hasat dönemi, yerel işçilerin istihdam edildiği ve ekonomik hareketliliğin arttığı bir zamandır.</li>



<li><strong>Dış Ticaret</strong>: Bu sarımsak çeşidi, Kahramanmaraş ilini ulusal ve uluslararası düzeyde temsil eder. Afşin Koçovası Sarımsağı’nın dışa satışı, bölgenin ekonomisine katkı sağlar ve yerel üreticiler için önemli bir gelir kaynağıdır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Koruma ve Tanıtım Çalışmaları</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Coğrafi İşaret</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, Türkiye’de coğrafi işaret tescili almış bir üründür. Bu, ürünün özgünlüğünü ve kalitesini korumaya yönelik önemli bir adımdır.</li>



<li><strong>Tanıtım Faaliyetleri</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, tanıtım çalışmalarıyla hem ulusal hem de uluslararası düzeyde bilinirliğini artırır. Bu sayede daha geniş bir pazar erişimine sahip olur ve ticaret potansiyeli artar.</li>



<li><strong>Tarım Destekleri</strong>: Yerel yönetimler ve devlet kurumları, Afşin Koçovası Sarımsağı üreticilerine tarım destekleri sunar. Bu destekler, ürünün kalitesini ve verimliliğini artırmayı hedefler.</li>
</ol>



<p>Sonuç olarak, Afşin Koçovası Sarımsağı, sadece bir gıda maddesi değil, aynı zamanda kültürel bir sembol, ekonomik bir güç kaynağı ve korunması gereken bir değerdir. Bu özel sarımsak çeşidi, Kahramanmaraş ilinin zengin kültürel mirasının bir parçasıdır ve gelecek nesillere aktarılması ve sürdürülmesi gereken bir değeri temsil eder.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç: Afşin Koçovası Sarımsağı’nın Özel Yeri</strong></h2>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı,</strong> Türkiye’nin Kahramanmaraş ilinin özellikle Afşin ilçesinde yetişen, benzersiz bir sarımsak çeşididir. Bu özel sarımsak, hem geleneksel mutfakta hem de ekonomik açıdan büyük bir öneme sahiptir. İşte Afşin Koçovası Sarımsağı’nın özel yeri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Mutfak</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, Kahramanmaraş’ın zengin ve çeşitli mutfağının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu sarımsak, bölgeye özgü yemeklerin temel bileşenlerinden biridir ve bu yemeklerin özgün lezzetini oluşturur. Ayrıca, yerel festivallerde ve etkinliklerde de önemli bir rol oynar.</li>



<li><strong>Ekonomik Değer</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı’nın üretimi, yerel ekonomiye önemli katkılar sağlar. Üretim süreci, tarım sektöründe birçok kişiye iş imkanı sunar ve hasat döneminde ekonomik hareketliliği artırır. Aynı zamanda, bu sarımsağın dış ticareti, bölgenin ekonomisine katkı sağlar.</li>



<li><strong>Koruma ve Tanıtım</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı, coğrafi işaret tescili almış bir üründür ve bu sayede özgünlüğünü ve kalitesini korur. Tanıtım çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası düzeyde bilinirliğini artırır ve ticaret potansiyelini geliştirir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Gelecekteki Potansiyeli ve Değerlendirme</strong></h3>



<p><strong>Afşin Koçovası Sarımsağı</strong>, gelecekte daha fazla potansiyele sahiptir ve bu potansiyeli değerlendirmek için çeşitli fırsatlar sunar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yenilikçi Ürünler ve Pazarlar</strong>: Bu özel sarımsak çeşidi, yeni ürünlerin ve yemek tariflerinin geliştirilmesi için bir kaynak olabilir. Aynı zamanda, uluslararası pazarlarda daha fazla tanıtım ve ihracat fırsatları araştırılabilir.</li>



<li><strong>Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları</strong>: Afşin Koçovası Sarımsağı’nın sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla üretilmesi, hem ürün kalitesini artırabilir hem de çevresel sürdürülebilirliği teşvik edebilir.</li>



<li><strong>Turizm ve Kültürel Değerlerin Tanıtımı</strong>: Sarımsak festivalleri ve gastronomi turizmi, bölgeye turist çekmek için kullanılabilir. Bu, hem yerel ekonomiye hem de kültürel değerlere katkı sağlar.</li>
</ul>



<p>Sonuç olarak, Afşin Koçovası Sarımsağı, hem geleneksel mutfakta hem de ekonomik açıdan büyük bir değere sahiptir. Gelecekteki potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek için, sürdürülebilir tarım uygulamaları, yenilikçi ürünler ve turizm gibi alanlarda fırsatlar araştırılmalıdır. Bu benzersiz sarımsak çeşidi, hem Kahramanmaraş ilinin hem de Türkiye’nin kültürel ve ekonomik mirasına önemli bir katkı sağlar.</p>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/afsin-kocovasi-sarimsagi/">Afşin Koçovası Sarımsağı Sağlık ve Lezzet Bir Arada</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kereviz Sağlıklı Beslenmenin Gizli Kahramanı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kereviz-saglikli-beslenmenin-gizli-kahramani</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kereviz-saglikli-beslenmenin-gizli-kahramani</guid>
<description><![CDATA[ Kereviz (Apium graveolens), maydanozgiller (Apiaceae) familyasına ait, genellikle yeşil yaprakları ve etli sapıyla tanınan, besleyici ve lezzetli bir sebze türüdür. Genellikle çiğ olarak tüketildiğinde hafif tatlı bir aroma sunan kereviz, aynı zamanda çeşitli yemeklerde ve salatalarda da kullanılır.
Kereviz Sağlıklı Beslenmenin Gizli Kahramanı yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kereviz, Sağlıklı, Beslenmenin, Gizli, Kahramanı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Kereviz (Apium graveolens),</strong> maydanozgiller (Apiaceae) familyasına ait, genellikle yeşil yaprakları ve etli sapıyla tanınan, besleyici ve lezzetli bir sebze türüdür. Genellikle çiğ olarak tüketildiğinde hafif tatlı bir aroma sunan<strong> kereviz,</strong> aynı zamanda çeşitli yemeklerde ve salatalarda da kullanılır.</p>



<p class="has-medium-font-size">Bitkinin kök kısmı beyaz veya sarı renkte olup genellikle yuvarlak veya uzun şekildedir. Yeşil yaprakları ise ince dilimlere ayrılarak garnitürlerde, yemeklerde veya çorbalarda kullanılmaktadır. Kerevizin özgün tadı ve dokusu, mutfaklarda çeşitli kullanım alanları bulmasını sağlar.</p>



<p class="has-medium-font-size">Besin değeri açısından zengin bir kaynak olan <strong>kereviz,</strong> lif, C vitamini, K vitamini, potasyum ve folik asit gibi önemli besin maddelerini içerir. Aynı zamanda düşük kalorili olması ve sindirimi kolaylaştırıcı etkileri nedeniyle diyetlerde tercih edilen bir sebzedir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kereviz-tanim-ve-botanik-ozellikler">Kereviz: Tanım ve Botanik Özellikler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kereviz-turleri-ve-cesitleri">Kereviz Türleri ve Çeşitleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#besin-degeri-ve-saglik-faydalari">Besin Değeri ve Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kerevizin-mutfakta-kullanimi">Kerevizin Mutfakta Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kerevizin-tarihsel-ve-kulturel-onemi">Kerevizin Tarihsel ve Kültürel Önemi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kereviz-yetistiriciligi-ve-bakimi">Kereviz Yetiştiriciliği ve Bakımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kerevizin-tibbi-kullanimlari">Kerevizin Tıbbi Kullanımları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kerevizle-ilgili-ilginc-bilgiler-ve-efsaneler">Kerevizle İlgili İlginç Bilgiler ve Efsaneler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#kereviz-ve-diyet-iliskisi">Kereviz ve Diyet İlişkisi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1601#gelecekte-kerevizin-rolu-ve-potansiyeli">Gelecekte Kerevizin Rolü ve Potansiyeli</a></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz: Tanım ve Botanik Özellikler</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens),</strong> maydanozgiller (Apiaceae) familyasına ait, besleyici yapısı ve özel aromasıyla bilinen çok yıllık bir bitki türüdür. Hem kökü hem de yaprakları tüketilen kereviz, özellikle salatalar, yemekler ve garnitürlerde yaygın olarak kullanılan bir sebzedir. Bu makalede, kereviz bitkisinin genel tanımını, maydanozgiller ailesine aidiyetini ve morfolojik özelliklerini detaylarıyla ele alacağız.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-1-1024x576.webp" alt=" Tanım ve Botanik Özellikler" class="wp-image-2297" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz Bitkisinin Genel Tanımı</strong></h3>



<p><strong>Kereviz bitkisi</strong>, ılıman iklim bölgelerinde doğal olarak yetişen ve besleyici yapısıyla tanınan bir bitki türüdür. Bu bitkinin hem yaprakları hem de kökü tüketilir. Genellikle çiğ olarak tüketildiğinde hafif tatlı bir lezzet sunar. Kök kısmı beyaz veya sarı renkte olup genellikle yuvarlak veya uzun şekildedir. Yaprakları ise ince dilimlere ayrılarak salatalarda, yemeklerde ve garnitürlerde kullanılmaktadır. Bitki, hem görünüşü hem de lezzetiyle mutfaklarda sıkça tercih edilen bir sebzedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Maydanozgiller Ailesine Aidiyeti</strong></h3>



<p><strong>Kereviz, maydanozgiller (Apiaceae) </strong>familyasına ait bir bitki türüdür. Bu familya, bitkilerin sap ve yapraklarında genellikle uçucu yağlar içeren ve özel aromalarını oluşturan bileşikler bulunan bitkileri içerir. Maydanoz, havuç, kişniş ve rezene gibi diğer bitkiler de aynı familyaya aittir. Kereviz, maydanozgiller familyasının özelliklerini taşıyan ve bu familyanın karakteristik aromasına sahip bir bitki olarak bilinmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kök ve Yaprak Yapısı: Morfolojik Özellikler</strong></h3>



<p><strong>Kereviz bitkisinin morfolojik özellikleri, </strong>hem kök hem de yaprak yapısında kendini gösterir. Kök kısmı genellikle toprak altında bulunan, beyaz veya sarı renkte, etli bir yapıya sahiptir. Bu kök, besin depolama görevi görerek bitkinin enerji kaynağını sağlar.</p>



<p>Yapraklar ise bitkinin üst kısmında yer alır ve ince dilimlere ayrılarak kullanılmaktadır. Yapraklarının sapı da etlidir ve genellikle tüketilir. Yaprakların üst yüzeyi genellikle koyu yeşil renkte olup pürüzsüz bir dokuya sahiptir. Bitkinin çiçekleri küçük ve beyaz renklidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz Türleri ve Çeşitleri</strong></h2>



<p><strong>Kereviz bitkisi (Apium graveolens),</strong> çeşitli türleri ve çeşitleri ile geniş bir çeşitlilik sunan bir sebzedir. Farklı türler ve çeşitler, renk, şekil, boyut ve lezzet bakımından farklılıklar gösterir. Bu makalede, farklı kerevizin türlerini ve çeşitlerini karşılaştıracak, renk ve şekillerine göre çeşitlerini inceleyecek ve yerel mutfaklarda özel olarak kullanılan kerevizin türlerine değineceğiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-2-1024x576.webp" alt=" Türler ve Çeşitleri" class="wp-image-2296" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Farklı Kereviz Türlerinin Karşılaştırması</strong></h3>



<p><strong>1. Yaprak Kerevizi (Apium graveolens var. secalinum):</strong> Bu tür, ince ve uzun yapraklara sahip olan kerevizin türüdür. Yaprakları daha belirgin bir aromaya sahiptir ve genellikle taze olarak salatalarda veya garnitürlerde kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>2. Kök Kerevizi (Apium graveolens var. rapaceum):</strong> Bu türün kökü, beyaz veya sarı renkte olup havuç benzeri bir şekle sahiptir. Genellikle çorba veya yemeklerde kullanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Farklı Renk ve Şekillerdeki Kereviz Çeşitleri</strong></h3>



<p><strong>1. Beyaz Köklü Kereviz:</strong> Bu çeşit, en yaygın olarak bulunan kerevizin çeşitlerinden biridir. Kök kısmı beyaz renktedir ve genellikle yuvarlak veya silindir şeklindedir.</p>



<p><strong>2. Sarı Köklü Kereviz:</strong> Kök kısmının sarı renkte olduğu bu çeşit, daha tatlı bir tada sahiptir. Genellikle soğan gibi kullanılarak çeşitli yemeklerde lezzet katar.</p>



<p><strong>3. Yeşil Yapraklı Kereviz:</strong> Bu çeşit, daha fazla yaprağa sahip olan bitkileri ifade eder. Yaprakları daha belirgin bir aromaya sahip olup salatalarda ve çorbalarda sıklıkla kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>4. Mor Köklü Kereviz:</strong> Nadir bulunan bu çeşit, mor renkte köklere sahiptir. Estetik görünümüyle dikkat çeker ve özellikle görsel sunumları zenginleştirmek için tercih edilmektedir.</p>



<p><strong>5. Toprak Üstü Kereviz (Apium graveolens var. secalinum):</strong> Bu türün taze ve ince yaprakları, özellikle Asya mutfağında yaygın olarak kullanılmaktadır. Taze yaprakları sotelere, çorbalara ve garnitürlere lezzet katar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Yerel Mutfaklarda Kullanılan Özel Kereviz Türleri</strong></h3>



<p><strong>1. Kuzu Kulağı (Apium graveolens var. secalinum):</strong> Türkiye’de yaygın olarak yetiştirilen ve kullanılan bu tür, ince yapraklarıyla öne çıkar. Özellikle yeşil yaprakları taze olarak salatalarda veya meze olarak tüketilmektedir.</p>



<p><strong>2. İtalyan Kerevizi (Apium graveolens var. rapaceum):</strong> İtalya mutfağında sıkça kullanılan bu çeşit, beyaz veya sarı renkteki kökleriyle ön plana çıkar. Genellikle risotto ve çorba gibi yemeklerde tercih edilir.</p>



<p><strong>3. Çin Kerevizi (Apium graveolens var. secalinum):</strong> Çin mutfağında popüler olan bu tür, ince ve uzun yapraklara sahiptir. Sote veya noodle yemeklerinde sıklıkla kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>4. Fransız Kerevizi (Apium graveolens var. rapaceum):</strong> Fransız mutfağında sıkça kullanılan bu çeşit, tatlı bir aromaya sahip olan kökleriyle bilinmektedir. Özellikle graten, kızartma ve fırın yemeklerinde tercih edilmektedir.</p>



<p><strong>5. Japon Kerevizi (Apium graveolens var. dulce):</strong> Japon mutfağında önemli bir yere sahip olan bu tür, tatlı ve narin aromasıyla tanınır. Sushi, tempura ve salatalarda kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>6. Rus Kerevizi (Apium graveolens var. rapaceum):</strong> Rus mutfağında geleneksel bir yere sahip olan bu tür, soğuk iklimlere dayanıklı olan kökleriyle bilinmektedir. Genellikle turşu ve konserve yapımında kullanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kereviz Türleri ve Çeşitlerinin Kullanımı</h3>



<p><strong>Kereviz türleri ve çeşitleri,</strong> dünya genelinde farklı mutfaklarda özgün tatlar ve aromalar yaratmak için kullanılmaktadır. Her türün kendine özgü yapısı ve lezzeti, farklı yemeklerde ve tariflerde kullanımını teşvik eder. Kök kerevizler genellikle yemeklerde, çorbalarında ve garnitürlerde kullanılırken, yaprak kerevizleri salatalarda, sotelere ve yemeklere tazelik katar. Yerel mutfakların özel kerevizin türleri ise geleneksel yemeklerin vazgeçilmezi haline gelmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Besin Değeri ve Sağlık Faydaları</strong></h2>



<p><strong>Kereviz</strong>, sadece lezzetiyle değil aynı zamanda yüksek besin değeri ve sağlık faydalarıyla da dikkat çeken bir sebzedir. Bu makalede, kerevizin besin değerlerini, içerdiği vitamin ve mineralleri, lif içeriğini ve sindirim sistemi sağlığına etkilerini, ayrıca antioksidan özelliklerini ve immün sisteme katkılarını detaylarıyla inceleyeceğiz.</p>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Madde</th><th>Miktar (100 gramda)</th></tr></thead><tbody><tr><td>Kalori</td><td>16 kalori</td></tr><tr><td>Protein</td><td>0.7 gram</td></tr><tr><td>Karbonhidratlar</td><td>3.4 gram</td></tr><tr><td>Lif</td><td>1.6 gram</td></tr><tr><td>Şeker</td><td>1.3 gram</td></tr><tr><td>Yağ</td><td>0.2 gram</td></tr><tr><td>Doymuş Yağlar</td><td>0.04 gram</td></tr><tr><td>Tekli Doymamış Yağlar</td><td>0.01 gram</td></tr><tr><td>Çoklu Doymamış Yağlar</td><td>0.08 gram</td></tr><tr><td>Kolesterol</td><td>0 mg</td></tr><tr><td>Sodyum</td><td>80 mg</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>260 mg</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>40 mg</td></tr><tr><td>Demir</td><td>0.2 mg</td></tr><tr><td>Magnezyum</td><td>11 mg</td></tr><tr><td>Fosfor</td><td>24 mg</td></tr><tr><td>C vitamini</td><td>8 mg</td></tr><tr><td>A vitamini</td><td>22 IU</td></tr><tr><td>K vitamini</td><td>29.3 mcg</td></tr><tr><td>Folat (B9 vitamini)</td><td>36 mcg</td></tr><tr><td>E vitamini</td><td>0.27 mg</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><em><strong>Kereviz Besin Ve Kalori Tablosu</strong></em></figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu besin değerleri, yaklaşık olarak 100 gram taze kereviz için geçerlidir. Düşük kalori içeriği ve yüksek lif, vitamin ve mineral içeriği ile sağlıklı bir sebzedir. Özellikle A, C, K vitaminleri, potasyum ve folat içeriğiyle dengeli bir beslenme için önemli bir katkı sağlayabilir.</p>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Besin Değerleri: Vitamin ve Mineraller</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> sağlığımız için gerekli birçok vitamin ve minerali içerir. Özellikle A, K ve C vitaminleri bakımından zengindir. A vitamini göz sağlığını desteklerken, K vitamini kemik sağlığına katkıda bulunmaktadır ve kan pıhtılaşmasını düzenler. C vitamini ise bağışıklık sistemini güçlendirir ve antioksidan özellik gösterir.</p>



<p>Kereviz aynı zamanda potasyum, folik asit, B6 vitamini ve magnezyum gibi mineralleri de içerir. Potasyum, sıvı dengesini sağlamada ve kas fonksiyonlarını desteklemede önemli bir role sahiptir. Folik asit, hücre bölünmesi ve DNA sentezi için gereklidir. B6 vitamini ise enerji metabolizmasına katkıda bulunmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Lif İçeriği ve Sindirim Sistemi Sağlığına Etkileri</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> sindirim sistemi sağlığına olumlu etkileri olan bir sebzedir. Özellikle lif içeriği, sindirim sisteminin düzgün çalışmasını destekler. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlık riskini azaltır. Aynı zamanda sindirim sürecini yavaşlatarak daha uzun süre tokluk hissi sağlar, böylece kilo kontrolüne katkıda bulunabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Antioksidan ve İmmün Sisteme Katkıları</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> antioksidan özelliklere sahip bileşikler içerir. Özellikle polifenoller ve flavonoidler, hücresel stresi azaltarak vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı korur. Bu antioksidanlar, yaşlanma sürecini yavaşlatmada ve kronik hastalıkların riskini azaltmada önemli bir role sahiptir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong>Kereviz </strong>ayrıca immün sistemi güçlendirmeye yardımcı olur. İçerdiği C vitamini, bağışıklık hücrelerinin etkinliğini artırırken, antioksidan bileşikler de bağışıklık sistemini destekler. Bu sayede enfeksiyonlara karşı daha dirençli olmamıza katkıda bulunmaktadır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Mutfakta Kullanımı</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens),</strong> hem taze yaprakları hem de kökü ile mutfaklarda geniş bir kullanım yelpazesi sunan besleyici ve lezzetli bir sebzedir. Bu makalede, kerevizin taze yaprağının kullanım alanlarını, kökünün farklı pişirme tekniklerini ve tatlı ile tuzlu tariflerdeki rolünü detaylarıyla inceleyeceğiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-3-1024x576.webp" alt="Mutfakta Kullanımı" class="wp-image-2295" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Taze Yaprağının Kullanım Alanları</strong></h3>



<p><strong>Kereviz </strong>bitkisinin ince yaprakları, taze ve hafif acımsı aromasıyla çeşitli yemeklerde ve garnitürlerde kullanılmaktadır. İşte taze yaprağının başlıca kullanım alanları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Salatalar:</strong> Kerevizin yaprakları, salatalara taze bir aroma ve lezzet katar. İnce doğranarak veya bütün halde kullanılabilir. Diğer yeşilliklerle bir araya getirilerek besleyici ve renkli salatalar hazırlamak mümkündür.</li>



<li><strong>Soteler ve Wok Yemekleri:</strong> Taze kerevizin yaprakları, soteler ve wok yemeklerinde sebzelerle birlikte soteleme işlemiyle kullanılmaktadır. Hızlı pişirme süreci, yaprakların tazeliğini korurken lezzetini de artırır.</li>



<li><strong>Çorbalar:</strong> Kerevizin yaprakları, çorbaların lezzetini artırmak için kullanılmaktadır. Özellikle sebze çorbalarına doğranmış şekilde eklenerek taze bir aroma sağlar.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz Kökünün Farklı Pişirme Teknikleri</strong></h3>



<p><strong>Kereviz kökü</strong>, çeşitli pişirme teknikleriyle farklı lezzetlere dönüştürülebilir. İşte kerevizin kökünü farklı pişirme yöntemleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Haşlama:</strong> Kerevizin kökleri soyulup doğrandıktan sonra haşlanabilir. Haşlanmış kereviz, çeşitli yemeklerde kullanılabilir veya saf bir şekilde tüketilebilir.</li>



<li><strong>Kızartma:</strong> Kerevizin kökleri ince dilimlere veya çubuklara kesilerek kızartılabilir. Kızarmış kereviz, çıtır bir doku ve hafif tatlı bir lezzet sunar.</li>



<li><strong>Rendeleme:</strong> Kerevizin kökü rendelenerek salatalarda veya yemeklerde kullanılabilir. Rendelenmiş kereviz, özellikle hafif tatlı bir tada sahipse salatalara farklı bir dokuluk ve lezzet katabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Tatlı ve Tuzlu Tariflerdeki Rolü</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> sadece tuzlu tariflerde değil tatlı tariflerde de kullanılabilir. Tatlı tariflerde doğal tatlandırıcı olarak işlev görür ve tatlıların lezzetini zenginleştirir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tuzlu Tariflerde:</strong> Kerevizin kökü, yemeklerde et, tavuk veya balıkla birlikte pişirilebilir. Özellikle çorbası ve farklı sebze yemekleri için sıkça tercih edilir.</li>



<li><strong>Tatlı Tariflerde:</strong> Kerevizin kökü, tatlı tariflerinde de doğal tatlandırıcı olarak kullanılabilir. Özellikle tatlı pürelerinde veya kek tariflerinde rendelenmiş kereviz, tatlıların lezzetini artırabilir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Tarihsel ve Kültürel Önemi</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens)</strong>, sadece besleyici ve lezzetli bir sebze olmanın ötesinde, tarihsel ve kültürel açıdan da önemli bir yere sahiptir. Bu makalede, kerevizin antik dönemlerden günümüze kullanımını, farklı kültürlerdeki yemek ve ritüeldeki yerini, ayrıca geleneksel halk inançlarındaki rolünü detaylarıyla inceleyeceğiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-4-1024x576.webp" alt="Tarihsel ve Kültürel Önemi" class="wp-image-2294" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Antik Dönemlerden Günümüze Kereviz Kullanımı</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> tarihsel olarak eski medeniyetlerde tıbbi ve besinsel amaçlarla kullanılmıştır. Antik Yunan ve Roma kültürlerinde, kerevizin yaprakları ve kökü özellikle tıbbi tedavilerde kullanılmıştır. Antik Roma döneminde afrodizyak etkileri olduğuna inanılarak özel yemeklerde ve içeceklerde kullanılmıştır.</p>



<p>Ortaçağ Avrupa’sında kereviz, manastırlarda yetiştirilen önemli bir bitki olmuştur. Hem tıbbi hem de yemeklik kullanımı, kerevizin Ortaçağ Avrupa’sındaki önemini vurgular. Zamanla farklı bölgelerde yetiştirilen kerevizin türleri ve çeşitleri, kültürel yemek alışkanlıklarını zenginleştirmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Farklı Kültürlerde Kerevizin Yemek ve Ritüeldeki Yeri</strong></h3>



<p><strong>Çin:</strong> Çin mutfağında kereviz, sotelerden noodle yemeklerine kadar geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Çin mutfağının temel bileşenlerinden biri olan kereviz, sağlık ve lezzet açısından değerlidir.</p>



<p><strong>Fransa:</strong> Fransız mutfağında kereviz, çeşitli yemeklerde kullanılmaktadır. Özellikle gratenlerde, kızartmalarda ve sebzeli yemeklerde Fransız mutfağına özgü lezzetler sunar.</p>



<p><strong>Türkiye:</strong> Türk mutfağında kereviz, özellikle “Kereviz Kuzu Kulağı” olarak bilinen türüyle önemli bir yere sahiptir. Mezelerde, salatalarda ve yemeklerde taze yaprakları kullanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Geleneksel Halk İnançlarındaki Rolü</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> bazı kültürlerde geleneksel halk inançlarına da sahiptir. Örneğin, Ortaçağ Avrupa’sında kerevizin kökleri, aşk büyüleri ve sihirli ritüellerde kullanılmıştır. Kerevizin kökleri, tılsımlar ve koruyucu büyülerde de kullanıldığına inanılmıştır.</p>



<p>Ayrıca, kerevizin bazı halk inançlarında şans getirdiğine inanıldığı yerler de vardır. Bazı bölgelerde kerevizin evlerde bulundurulması veya taşınması, iyi şansın ve olumlu enerjinin çekilmesine yardımcı olacağına inanılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz Yetiştiriciliği ve Bakımı</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens)</strong>, sağlıklı ve lezzetli bir sebze olarak bilinmektedir. Kendi bahçenizde veya saksıda yetiştirerek taze kereviz elde etmek, ödüllendirici bir deneyim olacaktır. Bu makalede,  yetiştirme ipuçları, toprak ihtiyaçları, saksıda kereviz yetiştiriciliği adım adım rehberi ve hastalık/zararlılara karşı koruma yöntemleri hakkında detaylı bilgiler bulacaksınız.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-5-1024x576.webp" alt="Yetiştiriciliği ve Bakımı" class="wp-image-2293" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz Yetiştirme İpuçları ve Toprak İhtiyaçları</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Toprak Seçimi:</strong> Nemli ve iyi drene edilen topraklarda iyi gelişir. Toprağın pH değeri 6.0 ila 7.0 arasında olmalıdır.</li>



<li><strong>Güneş Işığı:</strong> Kerevizin bitkisi güneşli veya yarı gölge alanlarda yetiştirilebilir. Özellikle sıcak bölgelerde yarı gölge tercih edilebilir.</li>



<li><strong>Ekim Zamanı:</strong> Genellikle ilkbahar veya sonbahar aylarında ekilir. Tohumları önceden kapalı bir alanda veya iç mekanda başlatmak, daha iyi filizlenme şansı sağlar.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Saksıda Kereviz Yetiştiriciliği: Adım Adım Rehber</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Saksı Seçimi:</strong> Derin ve geniş bir saksı seçerek kerevizin rahatça büyümesini sağlayın.</li>



<li><strong>Toprak Hazırlığı:</strong> Saksının tabanına drenaj sağlamak için çakıl veya taş koyun. Ardından nemli ve iyi drene edilen bir toprak karışımı ekleyin.</li>



<li><strong>Tohum Ekimi:</strong> Tohumları saksının yüzeyine ekin ve hafifçe bastırın. Üzerini ince bir toprak tabakasıyla örtün.</li>



<li><strong>Sulama:</strong> Toprak sürekli nemli tutulmalıdır. Saksı toprağı kurudukça düzenli sulama yapın.</li>



<li><strong>Fide Seçimi:</strong> Fideler yaklaşık 5-7 cm uzunluğa ulaştığında daha büyük bir saksıya veya bahçeye aktarabilirsiniz.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Hastalık ve Zararlılara Karşı Koruma Yöntemleri</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kök Kurdu:</strong> Kök kurdu zararlısına karşı toprağın drenajını iyileştirerek ve özel zararlı ilaçları kullanarak önlem alabilirsiniz.</li>



<li><strong>Pas Hastalığı:</strong> Pas hastalığına karşı bitkilerin arasındaki mesafeyi artırarak hava sirkülasyonunu sağlayabilirsiniz. Organik fungisitler de kullanılabilir.</li>



<li><strong>Kereviz Güvesi:</strong> Kereviz güvesine karşı haşhaş veya sardunya gibi bitkileri yakınlarında yetiştirerek zararlıyı uzak tutabilirsiniz.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bakım ve Hasat</strong></h3>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/kereviz/">Kereviz bitkisi </a></em></strong>düzenli sulama ve gübreleme gerektirir. Yaprakları oluştuğunda ve kök yeterince büyüdüğünde hasat edilebilir. Kökleri dikkatlice çıkartarak topraktan ayırabilirsiniz. Yaprakları keserken bitkinin büyümesini desteklemek için dikkatli olun.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Tıbbi Kullanımları</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens),</strong> sadece lezzetli bir sebze olmanın ötesinde, eski tıp uygulamalarından alternatif tıp yöntemlerine kadar çeşitli sağlık amaçları için kullanılmıştır. Bu makalede, eski ve alternatif tıpta kerevizin kullanımını, kerevizin potansiyel sağlık sorunlarına etkilerini ve bilimsel araştırmalara dayalı tedavi amaçlı kullanımını detaylarıyla inceleyeceğiz.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-6-1024x576.webp" alt="Tıbbi Kullanımları" class="wp-image-2292" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Eski ve Alternatif Tıpta Kereviz Kullanımı</strong></h3>



<p>Eski medeniyetlerde, kerevizin yaprakları ve kökleri çeşitli tıbbi amaçlar için kullanılmıştır. Antik Yunan ve Roma tıp geleneğinde, kerevizin idrar söktürücü özellikleri nedeniyle böbrek sağlığını desteklemek için kullanıldığı bilinmektedir. Eski Çin tıbbında da sindirim problemleri, iltihaplar ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılmıştır.</p>



<p>Alternatif tıp alanında da kerevizin tıbbi kullanımı yaygındır. Özellikle kerevizin suyu kilo kaybı, detoks ve bağışıklık sistemi güçlendirme gibi alanlarda kullanımı öne çıkmıştır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Potansiyel Sağlık Sorunlarına Etkileri</strong></h3>



<p>Her ne kadar kereviz birçok sağlık faydasına sahip olsa da, aşırı tüketimi veya bazı sağlık koşullarıyla etkileşimi bazı sorunlara yol açar. Özellikle kerevizin yüksek potasyum içeriği, böbrek rahatsızlıkları olan bireyler için sorun teşkil eder. Aynı zamanda kerevizin alerjisi, bazı kişilerde cilt reaksiyonlarına veya solunum zorluğuna yol açar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Bilimsel Araştırmalara Dayalı Kerevizin Tedavi Amaçlı Kullanımı</strong></h3>



<p>Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, kerevizin sağlık üzerindeki potansiyel etkilerini incelemeye yönelmiştir. Özellikle kerevizde bulunan bazı bileşiklerin antioksidan, anti-inflamatuar ve tıbbi özelliklere sahip olabileceği belirtilmiştir. Kerevizin kan basıncını düşürmeye yardımcı olabileceği, iltihapları azaltabileceği ve sindirim sağlığını destekleyebileceği öne sürülmüştür.</p>



<p>Ayrıca, kerevizde bulunan apigenin ve luteolin gibi bileşiklerin kanser hücrelerinin büyümesini engelleyebileceği ve tümör oluşumunu azaltabileceği konusunda araştırmalar devam etmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Uyarılar ve Önlemler</strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>Hamilelik ve emzirme döneminde kerevizin tüketimi öncesinde doktora danışılmalıdır.</li>



<li>Alerjisi olan bireyler, kerevizle temas etmekten veya tüketmekten kaçınmalıdır.</li>



<li>Kereviz, bazı ilaçlarla etkileşime girebilir, bu nedenle ilaç kullanımı olan kişilerin doktorlarına danışmaları önemlidir.</li>
</ul>



<p><strong>Kereviz,</strong> tıbbi amaçlarla eski medeniyetlerden günümüze çeşitli şekillerde kullanılan bir bitkidir. Eski tıp uygulamalarından alternatif tıp yöntemlerine kadar geniş bir yelpazede sağlık faydaları atfedilmiştir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ancak, kerevizin tıbbi kullanımıyla ilgili olarak bilimsel araştırmaların ve kanıtların yetersiz olduğu unutulmamalıdır. Kerevizin tıbbi amaçlı kullanımı söz konusu olduğunda, dikkatli ve bilinçli bir şekilde hareket etmek, sağlık ve güvenlik açısından en önemli yaklaşımdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizle İlgili İlginç Bilgiler ve Efsaneler</strong></h2>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/kereviz/">Kereviz (Apium graveolens),</a></em></strong> sadece besin değeri ve lezzetiyle değil, aynı zamanda mitolojik hikayelerden halk inançlarına kadar çeşitli kültürel ve ilginç öykülere sahip bir sebzedir. Bu makalede, kerevizin mitolojik ve halk hikayelerindeki yeri, kerevizle ilgili popüler inançlar ve efsaneler, ayrıca kerevizin şans getirdiğine inanılan gelenekler hakkında detaylı bilgiler bulacaksınız.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-9-1024x576.webp" alt=" İlginç Bilgiler ve Efsaneler" class="wp-image-2289" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-9-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-9-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-9-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-9.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Mitolojik ve Halk Hikayelerindeki Yeri</strong></h3>



<p><strong>Antik Yunan Mitolojisi:</strong> Antik Yunan mitolojisinde, kerevizin tanrıça Demeter ile ilişkilendirildiği bilinmektedir. Demeter, toprak tanrıçası olarak bilinir ve bereketi simgeler. Kerevizin bu mitolojik bağlamı, toprak ve bereketle ilişkilendirilen bir bitki olarak görülmesine neden olmuştur.</p>



<p><strong>Halk Hikayeleri:</strong> Çeşitli kültürlerde kerevizle ilgili halk hikayeleri bulunmaktadır. Örneğin, kerevizin köklerinin içi boş olduğu ve suyunu tuttuğu için, bu bitkinin bir tür su haznesi olduğu düşünülmüştür. Bu özellik, halk arasında özellikle kurak bölgelerde yaşayan insanların hayatta kalmasına yardımcı olabileceğine inanılan bir öyküye dönüşmüştür.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizle İlgili Popüler İnançlar ve Efsaneler</strong></h3>



<p><strong>Aşk ve Romantizm:</strong> Bazı inançlara göre, kerevizin afrodizyak etkileri olduğuna inanılmaktadır. Özellikle antik Roma döneminde kerevizin aşk büyüleri ve romantik yemeklerde kullanıldığına dair efsaneler bulunmaktadır.</p>



<p><strong>Sağlık ve Uğur Getirme:</strong> Bazı kültürlerde kereviz, sağlık ve uğur getirdiğine inanılan bir bitki olarak görülmektedir. Özellikle kerevizi evde bulundurmanın veya taşımanın iyi şans ve sağlık getirebileceğine dair popüler inançlar mevcuttur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Şans Getirdiğine İnanılan Gelenekler</strong></h3>



<p><strong>Noel Gelenekleri:</strong> İskandinav ülkelerinde, kerevizin Noellerde şans getirdiğine inanılan bir gelenek bulunmaktadır. Kerevizin gövdesine şekiller verilir ve ardından kuruyana kadar bekletilir. Kuruyan kereviz, Noellerde yemek masasına veya evin farklı bölgelerine yerleştirilir.</p>



<p><strong>Ev Koruma:</strong> Bazı bölgelerde kereviz, evi kötü enerjilerden veya kötü ruhlardan korumak için kullanıldığına inanılmaktadır. Evde bulundurulan kerevizin olumsuz enerjileri uzaklaştırdığı düşünülür.</p>



<p><strong>Kereviz,</strong> sadece bir sebze olmanın ötesinde, mitolojik hikayelerden popüler inançlara kadar birçok ilginç öyküye sahip bir bitkidir. Kültürel ve halk inançları, kerevizin tarihsel ve kültürel önemini vurgularken, insanların bitkilerle kurduğu ilişkinin ne kadar derin olduğunu gösterir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz ve Diyet İlişkisi</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens),</strong> düşük kalorili yapısı, yüksek lif ve besin içeriği ile <strong><em><a href="https://sagliklibitkiler.com/">sağlıklı beslenme</a></em></strong> ve zayıflama diyetlerinde önemli bir yere sahip olan bir sebzedir. Bu makalede, kerevizin düşük kalorili ve besleyici özelliği, kerevizin zayıflama ve sağlıklı beslenme diyetlerindeki yeri, ayrıca kereviz içeren detoks programlarının etkileri detaylarıyla ele alınacaktır.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-7-1024x576.webp" alt=" Diyet İlişkisi" class="wp-image-2291" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Düşük Kalorili ve Besleyici Özelliği</strong></h3>



<p><strong>Kereviz,</strong> düşük kalori içeriği ve yüksek su oranıyla dikkat çeken bir sebzedir. 100 gram kerevizde yaklaşık olarak 16 kalori bulunurken, aynı zamanda lif, vitamin ve mineral içeriğiyle besin değeri yüksektir. Kereviz, A, C, K vitaminleri, folat, potasyum ve magnezyum gibi besin maddelerini içerir. Bu özellikleri sayesinde kilo kontrolü ve sağlıklı beslenmeyi desteklemek için tercih edilen bir seçenektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Zayıflama ve Sağlıklı Beslenme Diyetlerindeki Yeri</strong></h3>



<p><strong>Düşük Kalori İçeriği:</strong> Kereviz, düşük kalorili bir sebze olması nedeniyle zayıflama diyetlerinde sıkça tercih edilir. Yüksek su içeriği sayesinde tokluk hissi sağlayarak daha az kalori alımına yardımcı olacaktır.</p>



<p><strong>Lif İçeriği ve Sindirim Sağlığı:</strong> Kereviz, lif içeriği ile sindirim sistemini destekler. Lif, sindirim sürecini düzenler, tokluk hissi sağlar ve sindirim sistemi sorunlarının önlenmesine yardımcı olabilir.</p>



<p><strong>Besin Değerleri:</strong> Kereviz, önemli vitamin ve mineralleri içerdiği için dengeli bir beslenme için de ideal bir seçenektir. Vücudun ihtiyaç duyduğu besin maddelerini sağlarken düşük kaloriyle kalori alımını kontrol altında tutmaya yardımcı olur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz İçeren Detoks Programlarının Etkileri</strong></h3>



<p><strong>Kereviz içeren detoks programları</strong>, son yıllarda popülerlik kazanan sağlık ve temizlik amaçlı uygulamalardır. Kerevizin suyu veya kereviz içeren detoks içecekleri, vücudu toksinlerden arındırmak ve sindirim sistemini rahatlatmak amacıyla tercih edilir. Ancak, bu tür detoks programlarının etkileri ve sağlık faydaları konusunda bilimsel araştırmalar yetersizdir.</p>



<p>Detoks programları öncesinde bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir. Ayrıca, detoks programlarının uzun süreli veya aşırı tüketimi bazı sağlık risklerini beraberinde getirebilir. Dengeli ve çeşitli beslenmenin temel prensipleri her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.</p>



<p>Kereviz, düşük kalorili ve besleyici özellikleriyle zayıflama ve sağlıklı beslenme diyetlerinde önemli bir yere sahip bir sebzedir. Yüksek su içeriği, lif, vitamin ve mineral içeriği sayesinde kilo kontrolü, sindirim sağlığı ve genel sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır. Ancak, detoks programları veya aşırı tüketim öncesinde uzman görüşü almak ve dengeli beslenme ilkelerini unutmamak önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gelecekte Kerevizin Rolü ve Potansiyeli</strong></h2>



<p><strong>Kereviz (Apium graveolens),</strong> sağlık ve beslenme açısından zengin içeriğiyle gelecekte daha geniş bir rol oynamaya aday olan bir bitkidir. Bu makalede, kereviz yetiştiriciliğinde yenilikçi yaklaşımlar, kerevizin gıda endüstrisi ve sağlık alanındaki olası kullanımları, sürdürülebilir tarım ve kerevizin üretimi geleceği hakkında detaylı bilgiler bulacaksınız.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-8-1024x576.webp" alt="Gelecekte  Rolü ve Potansiyeli" class="wp-image-2290" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-8-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-8-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-8-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/10/kereviz-8.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kereviz Yetiştiriciliğinde Yenilikçi Yaklaşımlar</strong></h3>



<p><strong>Tür ve Çeşit Geliştirme:</strong> Gelecekte, kerevizin farklı türlerinin ve çeşitlerinin geliştirilmesi ile besin değeri, lezzet ve dayanıklılık gibi özelliklerin optimize edilmesi hedeflenmektedir.</p>



<p><strong>Sera Yetiştiriciliği:</strong> Artan iklim değişiklikleri ve değişen hava koşulları, sera yetiştiriciliğinin önemini artırmaktadır. Kerevizin sera ortamında yetiştirilmesi, yıl boyunca kaliteli üretim sağlamak için yenilikçi bir yaklaşım olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Kerevizin Gıda Endüstrisi ve Sağlık Alanındaki Olası Kullanımları</strong></h3>



<p><strong>Fonksiyonel Gıdalar:</strong> Kerevizin sağlık faydaları nedeniyle, gıda endüstrisi gelecekte kerevizi fonksiyonel gıdaların içeriğine dahil etme potansiyelini değerlendirebilir. Örneğin, kerevizin  özleri veya tozları, sağlık destekleyici ürünlerde kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>Besin Takviyeleri:</strong> Kerevizde bulunan vitamin, mineral ve antioksidanlar, gelecekte besin takviyelerinin içeriğinde yer alacaktır. Özellikle vitamin veya mineral eksikliği olan bireyler için takviyeler sağlık destekleyici olabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sürdürülebilir Tarım ve Kereviz Üretiminin Geleceği</strong></h3>



<p><strong>Organik Yetiştiricilik:</strong> Tüketicilerin sürdürülebilir ve organik ürünlere olan talebi arttıkça, kerevizin organik tarım yöntemleriyle yetiştirilmesi önem kazanabilir. Kimyasal gübre ve ilaç kullanımının azaltılmasıyla sürdürülebilir tarım uygulamaları desteklenebilir.</p>



<p><strong>Atık Değerlendirmesi:</strong> Kereviz üretimi sırasında oluşan atıkların ve yan ürünlerin değerlendirilmesi, gelecekte sıfır atık yaklaşımlarıyla uyumlu olarak tarım endüstrisinde öne çıkabilir. Bu atıkların gübre olarak kullanılması veya enerji üretiminde değerlendirilmesi gibi yöntemler geliştirilebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h3>



<p><strong>Kereviz, </strong>gelecekte sağlık, beslenme ve sürdürülebilir tarım alanlarında daha fazla rol oynama potansiyeline sahip bir bitkidir. Yenilikçi yetiştirme yöntemleri, gıda endüstrisi ve sağlık sektöründeki kullanımları ile insanların daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğe yönelik adımlarında önemli bir rol oynayabilir.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size has-visible-labels is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-5 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.twitter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/kereviz/">Kereviz Sağlıklı Beslenmenin Gizli Kahramanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gilaburu (Kuş Üzümü):Sağlığınıza Katkı Sağlayan Şifalı Bir Meyve</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gilaburu-kus-uzumusagliginiza-katki-saglayan-sifali-bir-meyve</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gilaburu-kus-uzumusagliginiza-katki-saglayan-sifali-bir-meyve</guid>
<description><![CDATA[ Gilaburu (Viburnum opulus), özellikle Türkiye&#039;de yaygın olarak bulunan, küçük ve ekşi meyveleri olan bir bitki türüdür. Hem gıda hem de geleneksel tıp alanlarında kullanılır.
Gilaburu (Kuş Üzümü):Sağlığınıza Katkı Sağlayan Şifalı Bir Meyve yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-teyi-徐-19097681.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gilaburu, Kuş, Üzümü:Sağlığınıza, Katkı, Sağlayan, Şifalı, Bir, Meyve</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Gilaburu</strong>, bilimsel adıyla Viburnum opulus, Adoxaceae familyasına ait bir bitki türüdür. Genellikle 1-3 metre yüksekliğe ulaşabilen, yaprak döken bir çalıdır. Türkiye’nin özellikle Karadeniz bölgesinde ve bazı Avrupa ülkelerinde doğal olarak yetişir. <strong>Gilaburu meyvesi</strong>, kırmızı renkte olan ve ekşi bir tat taşıyan küçük meyvelerden oluşur. Bu meyveler, genellikle reçel, marmelat, şurup veya bazı geleneksel yemeklerin yapımında kullanılmaktadır.</p>



<p class="has-medium-font-size">Ayrıca, gilaburunun geleneksel tıp ve halk hekimliği alanlarında kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına, böbrek taşlarına ve sindirim sorunlarına karşı kullanılan bir bitki olarak popülerdir. Gilaburunun yaprakları ve meyveleri, çeşitli biyolojik etkilere sahip bileşenler içerir. Bu nedenle bazı sağlık faydaları sağlamaktadır.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Gilaburu (Viburnum opulus), </strong>özellikle Türkiye’de yaygın olarak bulunan, küçük ve ekşi meyveleri olan bir bitki türüdür. Hem gıda hem de geleneksel tıp alanlarında kullanılmkatadır.</p>



<nav class="wp-block-table-of-contents"><ol><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-nedir-bitkinin-tanimi-ve-ozellikleri">Gilaburu Nedir? Bitkinin Tanımı ve Özellikleri</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-meyvesinin-saglik-uzerindeki-etkileri">Gilaburu Meyvesinin Sağlık Üzerindeki Etkileri</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-nun-tarihcesi-ve-kulturel-baglari">Gilaburu’nun Tarihçesi ve Kültürel Bağları</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-meyvesinin-saglik-faydasi">Gilaburu Meyvesinin Sağlık Faydası</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-kus-uzumu-besin-degerleri-ve-faydalari">Gilaburu (Kuş Üzümü): Besin Değerleri ve Faydaları</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-urunleri-gilaburu-receli-ve-surubu-tarifler-ve-faydalari">Gilaburu Ürünleri: Gilaburu Reçeli ve Şurubu: Tarifler ve Faydaları</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-yetistiriciligi">Gilaburu Yetiştiriciliği</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-ve-turk-mutfagindaki-yeri-geleneksel-lezzet-ve-tedavi">Gilaburu ve Türk Mutfağındaki Yeri Geleneksel Lezzet ve Tedavi</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-uzerine-yapilan-calismalar">Gilaburu Üzerine Yapılan Çalışmalar</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-nun-kullanimi-dozaji-ve-yan-etkileri-bilinmesi-gerekenler">Gilaburu’nun Kullanımı Dozajı ve Yan Etkileri: Bilinmesi Gerekenler</a></li><li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/#gilaburu-ile-ilgili-ilginc-bilgiler-gercekler-ve-halk-inanclari">Gilaburu ile İlgili İlginç Bilgiler Gerçekler ve Halk İnançları</a></li></ol></nav>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu Nedir? Bitkinin Tanımı ve Özellikleri</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/GILABURU-1024x576.webp" alt="Gilaburu (Viburnum opulus), " class="wp-image-2979" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/GILABURU-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/GILABURU-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/GILABURU-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/GILABURU.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Gilaburu (Viburnum opulus), </strong>Adoxaceae ailesine ait bir çalı türüdür ve bilimsel olarak Viburnum opulus olarak adlandırılmaktadır. Bu bitki, Türkiye’nin özellikle Karadeniz bölgesi başta olmak üzere Avrupa’nın birçok bölgesinde doğal olarak yetişir. Bitki, genellikle 1 ila 3 metre yüksekliğe ulaşabilen, yaprak döken bir çalıdır. Dikensiz, yuvarlak ve kırmızımsı sapları olan bu bitki, özellikle meyve verme döneminde dikkat çeken büyük beyaz çiçekler açar.</p>



<p><strong>Gilaburu’nun Coğrafi Yayılışı</strong></p>



<p>Bitkinin doğal olarak yayıldığı bölgeler genellikle kuzey yarımkürede yer alır. Türkiye’de özellikle Karadeniz, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinde bulunmaktadır. Ayrıca, Avrupa’nın birçok bölgesinde de görülmektedir. Bu bölgeler arasında İngiltere, Fransa, Almanya, İskandinav ülkeleri, Rusya ve Ukrayna bulunmaktadır.</p>



<p>Bitki, genellikle nemli toprakları ve ormanlık alanları tercih eder. Yüksek rakımlı bölgelerde de yetişmektedir. Karakteristik olarak ekşi meyveleri olan Gilaburu’nun, yaz aylarında olgunlaşır ve kırmızı renkteki meyveleri oldukça lezzetlidir.</p>



<p>Türkiye’de bu bitki , özellikle yöresel mutfağın önemli bir parçasıdır ve reçel, marmelat, şurup ve diğer lezzetli tatlılar yapmak için kullanılmaktadır. Ayrıca, geleneksel tıpta idrar yolu enfeksiyonlarına karşı bir çeşit doğal ilaç olarak kullanıldığına inanılmaktadır.</p>



<p>Gilaburu bitkisi, hem doğal güzelliği hem de sağlık açısından sunabileceği faydaları ile bilim dünyası ve kültürel miras için büyük bir öneme sahiptir. Bu bitki, coğrafi yayılışı ve çeşitli kullanım alanlarıyla dikkat çeken özel bir bitkidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu Meyvesinin Sağlık Üzerindeki Etkileri</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-susanne-jutzeler-sujufoto-1024x576.webp" alt="Gilaburu Meyvesinin Sağlık Üzerindeki Etkileri" class="wp-image-2982" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-susanne-jutzeler-sujufoto-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-susanne-jutzeler-sujufoto-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-susanne-jutzeler-sujufoto-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-susanne-jutzeler-sujufoto.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Gilaburu meyvesi (Viburnum opulus),</strong> çalısının meyvesidir ve genellikle yaz aylarında olgunlaşır. Bu meyve, hem doğal güzelliği hem de sağlık faydaları nedeniyle dikkat çeker.</p>



<p><strong>Gilaburu Meyvesinin Fiziksel Özellikleri</strong></p>



<p>Meyvenin  fiziksel özellikleri şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Renk:</strong> Gilaburu’nun meyvesi olgunlaştığında kırmızı renkte olur. Bazı türleri beyaz veya sarımsı olur.</li>



<li><strong>Boyut:</strong> Gilaburu’nun meyvesi genellikle 1-2 cm çapındadır ve yuvarlak veya hafifçe oval bir şekle sahiptir.</li>



<li><strong>Doku:</strong> Meyve, ince bir kabukla kaplıdır ve içi sulu ve etli bir yapıya sahiptir. Meyve eti, olgunlaştığında yumuşak ve su dolu olmalıdır.</li>



<li><strong>Tat:</strong> Gilaburu’nun meyvesi, ekşi bir tada sahiptir. Bu ekşilik, meyveyi doğal olarak tatlandırmak için kullanılabilecek bir özelliktir.</li>
</ul>



<p>Meyvenin<strong> Lezzeti ve Kullanım Alanları</strong></p>



<p>Ekşi tadı, geleneksel olarak reçel, marmelat, şurup ve diğer tatlılar yapmak için kullanılmasını popüler hale getirir. Ayrıca, Gilaburu’nun ekşiliği çeşitli yemeklerde ve içeceklerde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Özellikle Türk mutfağında  reçeli ve şurubu geleneksel tatlılar arasında yer alır.</p>



<p><strong>Sağlık Açısından Gilaburu Meyvesinin Önemi</strong></p>



<p>Meyve, sağlık açısından da önemli bir yere sahiptir. İşte Gilaburu’nun sağlık açısından önemli yönleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yüksek C Vitamini İçeriği:</strong> C vitamini bakımından zengin bir meyvedir. C vitamini, bağışıklık sisteminin desteklenmesinde ve vücutta serbest radikallerle savaşmada önemli bir rol oynar.</li>



<li><strong>İdrar Yolu Sağlığı:</strong> İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı geleneksel bir çözüm olarak kullanılmıştır. İçerdiği bazı bileşenlerin, idrar yolu sağlığını desteklemeye yardımcı olabileceği düşünülmektedir.</li>



<li><strong>Antioksidanlar:</strong> Gilaburu’nun meyvesi, antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı korur ve yaşlanma süreçlerini yavaşlatır.</li>



<li><strong>Sindirim Sistemi Sağlığı:</strong> Gilaburu’nun sindirim sistemi sağlığına olumlu etkileri olduğuna inanılmaktadır. Özellikle hazımsızlık ve sindirim problemlerine karşı kullanımı yaygındır.</li>
</ul>



<p>Gilaburu’nun meyvesi, lezzetli olduğu kadar sağlık açısından da değerlidir. Antioksidanlarla zenginleşmiş olması ve idrar yolu sağlığına katkı sağlama potansiyeli, bu meyveyi daha fazla tüketmeyi cazip kılar. Ancak, herhangi bir sağlık takviyesi veya bitkisel tedavi yöntemi kullanmadan önce bir sağlık profesyoneli ile danışmanız önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu’nun Tarihçesi ve Kültürel Bağları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-ylanite-koppens-2479246-1024x576.webp" alt="Gilaburu, Frenk üzümü diye de anılmaktadır. " class="wp-image-2986" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-ylanite-koppens-2479246-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-ylanite-koppens-2479246-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-ylanite-koppens-2479246-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-ylanite-koppens-2479246.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Gilaburu’nun tarihçesi oldukça eski dönemlere dayanmaktadır. İşte Gilaburu’nun tarihçesi hakkında önemli bilgiler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antik Dönemlerde Kullanımı:</strong> Gilaburu’nun antik dönemlerde kullanıldığına dair tarihsel kayıtlar bulunmaktadır. Özellikle Eski Yunan ve Roma dönemlerinde bu bitkinin kullanıldığına dair yazılı belgeler mevcuttur.</li>



<li><strong>Ortaçağ ve Rönesans Dönemi:</strong> Ortaçağ boyunca ve Rönesans döneminde Gilaburu’nun tıbbi kullanımı yaygınlaştı. Bitkinin özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı kullanıldığı bilinmektedir ve bu dönemlerde tıbbi yazılarda sıkça bahsedilmektedir.</li>



<li><strong>Türk Halk Kültüründe:</strong>  Türk halk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Özellikle Türk mutfağında Gilaburu’nun reçeli ve şurubu geleneksel tatlılar arasında yer alır. Aynı zamanda bazı bölgelerde düğünlerde ve özel günlerde kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Tarihsel Olarak Gilaburu Kullanımı</strong></p>



<p>Bitki tarihsel olarak şu amaçlarla kullanılmıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tıbbi Amaçlar:</strong> İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı geleneksel bir çözüm olarak kullanılmıştır. Özellikle mesane ve böbrek sağlığını desteklemesi nedeniyle tercih edilmiştir.</li>



<li><strong>Gıda ve Mutfak:</strong> Gilaburu’nun meyvesi, tarihsel olarak gıda ve mutfakta önemli bir yere sahiptir. Reçel, marmelat, şurup ve tatlılar yapmak için kullanılmaktadır. Ayrıca, ekşi tadıyla yemeklerde ve içeceklerde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Gilaburu’nun Geleneksel ve Halk Tıbbındaki Yeri</strong></p>



<p>Geleneksel ve halk tıbbında şu şekillerde kullanılmıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>İdrar Yolu Sağlığı:</strong> Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı kullanıldığına inanılmaktadır. İçerdiği bazı bileşenlerin, idrar yolu sağlığını desteklemeye yardımcı olduğuna inanılmaktadır.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Gilaburu’nun sindirim sistemi sağlığına katkı sağlayabileceğine inanılmaktadır. Özellikle hazımsızlık ve sindirim problemlerine karşı geleneksel tıpta kullanımı yaygındır.</li>



<li><strong>Antioksidanlar:</strong> Antioksidanlar açısından zengindir ve halk tıbbında yaşlanma belirtilerini azaltmada kullanıldığına inanılmaktadır.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote has-medium-font-size is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Gilaburu’nun tarihsel kullanımı, bitkinin değerini ve sağlık faydalarını vurgular. Ancak, herhangi bir sağlık sorunu için doğal bir çözüm ararken daima bir sağlık profesyoneli ile danışmanız önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu Meyvesinin Sağlık</strong> <strong>Faydası</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-%D0%B0%D0%BD%D0%B4%D1%80%D0%B5%D0%B9-%D0%B0%D1%80%D1%85%D0%B8%D0%BF%D0%BE%D0%B2-5140042-1024x576.webp" alt="Gilaburu Meyvesinin Sağlık Faydası" class="wp-image-2981" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-андрей-архипов-5140042-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-андрей-архипов-5140042-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-андрей-архипов-5140042-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-андрей-архипов-5140042.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Gilaburu (Viburnum opulus),</strong> sağlık açısından birçok fayda sunabilen bir bitki türüdür. İşte bu bitkinin sağlıkla ilişkilendirilen önemli yönleri:</p>



<p><strong>Gilaburu’nun Sağlık Faydaları</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yüksek C Vitamini İçeriği:</strong> , C vitamini açısından zengindir. C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücuttaki serbest radikallerle savaşarak yaşlanma süreçlerini yavaşlatır.</li>



<li><strong>Antioksidanlar:</strong> Antioksidanlar bakımından zengindir. Antioksidanlar, hücresel hasarı azaltarak ve kronik hastalıkların riskini düşürür.</li>



<li><strong>İdrar Yolu Sağlığı:</strong> Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı kullanıldığına inanılmaktadır. İçerdiği bazı bileşenlerin, idrar yolu sağlığını desteklemeye yardımcı olabileceği düşünülmektedir.</li>



<li><strong>Sindirim Sistemi Sağlığı:</strong> Gilaburu’nun sindirim sistemi sağlığına olumlu etkileri olduğuna inanılmaktadır. Özellikle hazımsızlık ve sindirim problemlerine karşı kullanımı yaygındır.</li>
</ul>



<p><strong>Bilimsel Araştırmalar ve Gilaburu’nun Etkileri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antibakteriyel Etkiler:</strong> Bazı bilimsel araştırmalar, Gilaburu’nun antibakteriyel özelliklere sahip olduğunu göstermektedir. Bu özellik, idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde etkili olacaktır.</li>



<li><strong>Antioksidan Aktivite:</strong> Meyve, yüksek antioksidan kapasiteye sahiptir. Bu antioksidanlar, serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı önleyicidir.</li>



<li><strong>İnflamasyon Azaltma:</strong> Bazı çalışmalar,  özütünün iltihap azaltıcı etkilere sahip olabileceğini göstermektedir. Bu, romatizmal hastalıklar gibi iltihapla ilişkili rahatsızlıkların tedavisinde potansiyel bir rol oynamaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Gilaburu’nun İdrar Yolu Sağlığı Üzerindeki Etkileri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>İdrar Yolu Enfeksiyonları:</strong> İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı doğal bir çözüm olarak kullanılmaktadır. İçerdiği bazı bileşenlerin, bakterilerin üreme yeteneğini azaltarak enfeksiyonları önlemeye veya tedavi etmeye yardımcı olabileceği düşünülmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>Gilaburu’nun Sindirim Sistemi Sağlığına Katkıları</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Hazımsızlık ve Mide Rahatsızlıkları:</strong> Geleneksel tıpta sindirim sistemi sorunlarına karşı kullanılmıştır. Hazımsızlık, mide krampları ve şişkinlik gibi rahatsızlıkların hafifletilmesine yardımcı olabileceğine inanılmaktadır.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu (Kuş Üzümü): Besin Değerleri ve Faydaları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-208484-1024x576.webp" alt="Gilaburu (Kuş Üzümü): Besin Değerleri ve Faydaları" class="wp-image-2987" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-208484-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-208484-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-208484-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-208484.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Gilaburu’nun sağlık faydaları, bilimsel araştırmaların ve geleneksel kullanımın birleşimiyle ortaya çıkmıştır. Ancak, ürünleri kullanmadan önce bir sağlık profesyoneli ile danışmanız önemlidir, özellikle mevcut tıbbi durumlarınız veya ilaçlarınız varsa.</p>



<p>Bu meyve, düşük kalori içeriği ve C vitamini bakımından zengin olması nedeniyle sağlıklı bir seçenektir. Ayrıca, meyve içeriğindeki diğer vitaminler ve mineraller de sağlık açısından faydalıdır. Gilaburu’nun besin değerleri, tüketildiğinde vücuda çeşitli faydalar sağlamaktadır.</p>



<p><strong>Gilaburu Meyvesinin Besin Değerleri (100 gram için):</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Değeri</th><th>Miktar</th></tr></thead><tbody><tr><td>Enerji</td><td>43 kcal</td></tr><tr><td>Karbonhidratlar</td><td>9.8 g</td></tr><tr><td>– Şeker</td><td>4.89 g</td></tr><tr><td>Lif</td><td>2.0 g</td></tr><tr><td>Protein</td><td>1.0 g</td></tr><tr><td>Yağ</td><td>0.4 g</td></tr><tr><td>Vitaminler ve Mineraller</td><td></td></tr><tr><td>– C Vitamini</td><td>26.1 mg (yaklaşık %43 Günlük Değer*)</td></tr><tr><td>– A Vitamini</td><td>100 IU (yaklaşık %2 Günlük Değer)</td></tr><tr><td>– K Vitamini</td><td>3.5 µg (yaklaşık %4 Günlük Değer)</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>216 mg (yaklaşık %5 Günlük Değer)</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>35 mg (yaklaşık %4 Günlük Değer)</td></tr><tr><td>Demir</td><td>1.0 mg (yaklaşık %6 Günlük Değer)</td></tr><tr><td>Magnezyum</td><td>11 mg (yaklaşık %3 Günlük Değer)</td></tr><tr><td>Fosfor</td><td>23 mg (yaklaşık %3 Günlük Değer)</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption">Gilaburu Meyvesinin Besin Değerleri (100 gram için):</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">*Günlük Değer, 2000 kalorilik bir diyet için önerilen günlük miktarları temsil eder. İhtiyacınız olan günlük miktarlar, yaşınıza, cinsiyetinize, yaşam tarzınıza ve sağlık durumunuza bağlı olarak değişebilir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu Ürünleri: Gilaburu Reçeli ve Şurubu: Tarifler ve Faydaları</strong></h2>



<p>Bitkinin meyvesi, bir dizi lezzetli ve sağlıklı ürünün yapımında kullanılmaktadır. İşte  ürünleri hakkında daha fazla bilgi:</p>



<p><strong>1. Gilaburu Reçeli ve Marmelatı</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Reçeli ve marmelatı, Gilaburu meyvelerinin tatlı ve ekşi lezzetini koruyan popüler ürünlerdir.</li>



<li>Hazırlanışı: Meyveleri kaynatılarak, şekerle karıştırılarak ve koyu kıvamda bir reçel elde edilmektedir.</li>



<li>Kullanımı: Kahvaltılarda ekmek, tost veya krep ile servis edilmektedir. Ayrıca tatlıların ve pastaların iç dolgusu olarak da kullanılmaya uygundur.</li>
</ul>



<p><strong>2. Gilaburu Şurubu ve İçecekleri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Şurubu, meyvelerinin suyla kaynatılması ve ardından şeker eklenerek hazırlanan bir içecektir.</li>



<li>Kullanımı: Soğuk su veya soda ile karıştırılarak serinletici bir içecek elde edilmektedir. Ayrıca kokteyllerde ve karışık içeceklerde de kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>3. Ekstraktları ve Takviyeleri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ekstraktları, bitkinin sağlık faydalarını yoğunlaştırılarak bir formda sunar.</li>



<li>Kullanımı: Genellikle sağlık takviyesi olarak satılır. Sağlık açısından faydalı bileşenleri daha yüksek konsantrasyonlarda sunar. Genellikle tablet, kapsül veya sıvı formunda bulunmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Gilaburu Ürünlerinin Sağlık Faydaları</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidanlar:</strong> Meyvesi, antioksidanlar bakımından zengindir. Bu antioksidanlar, vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı korur ve yaşlanma süreçlerini yavaşlatır.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/">C Vitamini:</a></em></strong> C vitamini açısından zengin bir kaynaktır. C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücudu enfeksiyonlara karşı korur.</li>



<li><strong>İdrar Yolu Sağlığı:</strong> Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı geleneksel bir çözüm olarak kullanılmaktadır. İçerdiği bazı bileşenlerin, idrar yolu sağlığını desteklemeye yardımcı olduğuna inanılmaktadır.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Gilaburu’nun sindirim sistemi sağlığına olumlu etkileri olduğuna inanılmaktadır. Özellikle hazımsızlık ve sindirim problemlerine karşı kullanımı yaygındır.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Gilaburu ürünleri, lezzetli ve sağlıklı alternatifler sunar. Ancak, Gilaburu veya Gilaburu ürünlerini kullanmadan önce bir sağlık profesyoneli ile danışmanız önemlidir, özellikle mevcut tıbbi durumlarınız veya ilaçlarınız varsa.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu Yetiştiriciliği</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-54332-1024x576.webp" alt="Gilaburu Yetiştiriciliği" class="wp-image-2984" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-54332-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-54332-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-54332-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-54332.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Uygun iklim ve toprak koşullarına sahip bölgelerde yetiştirilmektedir. İşte bitkinin yetiştirilmesi ve bakımı hakkında detaylar:</p>



<p><strong>1. İklim ve Toprak Koşulları</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bu bitkisi nemli ve serin iklimleri tercih eder. Türkiye’nin Karadeniz bölgesi gibi bölgeler bu bitkinin doğal yetişme alanlarıdır.</li>



<li>Toprak olarak iyi drenajlı, organik madde açısından zengin ve hafif asidik (pH 6-7) topraklar Gilaburu için uygun olacaktır.</li>
</ul>



<p><strong>2. Tohum veya Fide Kullanımı</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Gilaburu bitkisini yetiştirmek için tohum veya fide kullanabilirsiniz. Fide kullanımı daha hızlı sonuçlar verir.</li>



<li>Fideleri baharın başlarında veya sonbaharın sonlarında dikmek en iyisidir.</li>
</ul>



<p><strong>3. Dikim ve Sıra Aralığı</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Fidelerini yaklaşık 1-2 metre aralıklarla dikin. Bu, bitkilerin genişlemesine ve iyi havalandırılmış bir ortamda büyümesine yardımcı olur.</li>
</ul>



<p><strong>4. Sulama ve Bakım</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bitki nemli toprakları sever, bu nedenle düzenli sulama önemlidir, özellikle yaz aylarında.</li>



<li>Bitkiyi yabani otlardan temiz tutun ve gübreleme ihtiyacını göz önünde bulundurarak organik gübre kullanın.</li>
</ul>



<p><strong>Gilaburu Hasadı ve Saklanması</strong></p>



<p>Meyveleri genellikle yaz aylarında olgunlaşır ve hasat edilir. İşte Gilaburu hasadı ve saklanması hakkında detaylar:</p>



<p><strong>1. Hasat Zamanı</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Meyveleri kırmızı renkte olgunlaştığında hasat edilmelidir. Meyveler yumuşaklaşır ve parlak bir renk alır.</li>
</ul>



<p><strong>2. Hasat Yöntemi</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Meyveleri nazikçe koparıp toplamak en iyisidir, böylece bitkinin dalları zarar görmez.</li>
</ul>



<p><strong>3. Saklama Koşulları</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Meyveleri taze olarak tüketilebilir veya işlenmek üzere saklanmaya uygundur.</li>



<li>Taze  meyveleri buzdolabında birkaç hafta saklanmaya uygundur.</li>



<li>İşlenen ürünler (reçel, şurup vb.) oda sıcaklığında serin ve kuru bir yerde muhafaza edilmeye uygundur.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Gilaburu bitkisi, doğru koşullarda yetiştirildiğinde ve bakım yapıldığında bol miktarda meyve verir. Hasat ve saklama süreçleri, Gilaburu ürünlerinin kalitesini korumak için önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu ve Türk Mutfağındaki Yeri Geleneksel Lezzet ve Tedavi</strong></h2>



<p>Gilaburu (Viburnum opulus), Türk mutfağında uzun yıllardır önemli bir yere sahiptir. İşte Gilaburu’nun Türk mutfağındaki yeri ve kullanımı hakkında detaylar:</p>



<p><strong>1. Gilaburu Reçeli ve Şurubu</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Türk mutfağında özellikle reçel ve şurup yapımında kullanılmaktadır. Reçeli ve şurubu, özgün lezzeti ve ekşi tadı ile ünlüdür.</li>



<li>Reçel, Gilaburu meyvelerinin şekerle kaynatılmasıyla yapılmaktadır ve kahvaltılarda veya tatlılar üzerine sürülerek lezzet artırır.</li>



<li>Şurup, meyvenin su ile kaynatılması ve şeker ilavesiyle hazırlanır. Bu şurup, soğuk su veya soda ile karıştırılarak içecek olarak tüketilmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>2. Geleneksel Tatlar ve Yemekler</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı yörelerde et yemeklerine ekşi bir lezzet katmak için kullanılmaktadır. Özellikle Kastamonu yöresinde “gilaburu aşı” olarak bilinen bir yemek vardır.</li>



<li>Meyvesi aynı zamanda çeşitli dolmaların iç malzemesi olarak da kullanılabilir.</li>
</ul>



<p><strong>3. Gilaburu Festival ve Etkinlikleri</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Türkiye’nin bazı bölgelerinde Gilaburu ile ilgili festivaller ve etkinlikler düzenlenir. Özellikle Kastamonu’da Gilaburu Festivali, Gilaburu’nun coğrafi yayılışının merkezlerinden biri olarak kutlanır.</li>



<li> Festivali, genellikle yaz aylarında gerçekleşir ve yöresel lezzetlerin sergilendiği, konserlerin düzenlendiği, halk danslarının performe edildiği ve el sanatları sergilerinin yer aldığı bir etkinliktir.</li>



<li>Festivalde ayrıca Gilaburu hasadı, Gilaburu reçeli yapımı ve bu özel meyve hakkında atölye çalışmaları ve sunumlar da düzenlenmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>4. Folklorik Değerler</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Gilaburu, Türk folkloründe önemli bir yere sahiptir. Gilaburu ile ilgili halk hikayeleri ve şarkılar mevcuttur, bu da bitkinin kültürel önemini vurgular.</li>



<li>Gilaburu meyvesi, geleneksel düğünlerde kullanılan hediyeler arasında da yer alır.</li>
</ul>



<p>Gilaburu, Türk mutfağına karakteristik bir lezzet ve sağlık faydaları sunar. Ayrıca, Gilaburu festival ve etkinlikleri, bu bitkinin kültürel önemini kutlama ve paylaşma fırsatı sunar. Bu tür etkinlikler, yerel kültürlerin ve geleneklerin korunmasına katkıda bulunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu Üzerine Yapılan Çalışmalar</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-53419-1024x576.webp" alt="Gilaburu suyu hangi hastalığa iyi gelir?" class="wp-image-2983" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-53419-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-53419-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-53419-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-53419.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Gilaburu (Viburnum opulus), </strong>sağlık ve beslenme alanlarında ilgi çeken bir bitkidir ve bu nedenle bilimsel araştırmaların odağında yer almıştır. İşte Gilaburu üzerine yapılan çalışmalardan bazıları:</p>



<p><strong>1. Antioksidan Aktivite</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Birçok araştırma, Gilaburu meyvesinin yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğunu göstermektedir. Antioksidanlar, serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı azaltarak ve kronik hastalıkların riskini düşürme ihtimali vardır.</li>
</ul>



<p><strong>2. İdrar Yolu Sağlığı</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Gilaburu’nun özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı potansiyel tedavi yöntemi olduğuna dair araştırmalar bulunmaktadır. İçerdiği bazı bileşenlerin, bakterilerin üreme yeteneğini azaltarak enfeksiyonları önlemeye veya tedavi etmeye yardımcı olabileceği düşünülmektedir.</li>
</ul>



<p><strong>3. İltihap Azaltma</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı çalışmalar, Gilaburu özütünün iltihap azaltıcı etkilere sahip olabileceğini göstermektedir. Bu, romatizmal hastalıklar gibi iltihapla ilişkili rahatsızlıkların tedavisinde potansiyel bir rol oynamaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>4. Geleneksel Tıp ve Halk Kültürü</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Gilaburu’nun geleneksel tıpta ve halk kültüründe uzun bir geçmişi vardır ve bu bitkinin sağlık faydaları konusunda birçok yerel inanç ve uygulama bulunmaktadır. Bilimsel araştırmalar, bu geleneksel kullanımların bazılarının bilimsel temellere dayandığını doğrulamıştır.</li>
</ul>



<p><strong>Gilaburu’nun Gelecekteki Potansiyeli</strong></p>



<p>Gilaburu bitkisinin gelecekteki potansiyeli birkaç yönde değerlendirilebilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tıbbi Uygulamalar:</strong> Gilaburu, antioksidanlar ve anti-enflamatuar bileşenler açısından zengin olduğu için tıbbi uygulamalarda daha fazla kullanım potansiyeli taşıyabilir. Özellikle idrar yolu sağlığını desteklemek ve iltihapla ilişkili rahatsızlıkları tedavi etmek için daha fazla araştırma yapılabilir.</li>



<li><strong>Tarım ve Sürdürülebilirlik:</strong> Gilaburu bitkisi, sürdürülebilir tarım uygulamaları ile yetiştirilebilir ve yerel ekonomilere katkı sağlayabilir. Ayrıca, bu bitki toprak erozyonunu önlemek ve biyoçeşitliliği korumak için kullanılabilecek bir çalı türüdür.</li>



<li><strong>Kültürel Mirasın Korunması:</strong> Gilaburu’nun kültürel miras ve yerel kültürlerle olan bağlantısı, bu bitkinin gelecekteki potansiyelini şekillendirebilir. Gilaburu ile ilgili festivaller ve geleneksel uygulamaların korunması ve teşvik edilmesi önemlidir.</li>
</ul>



<p>Gilaburu’nun bilimsel araştırmalar ve gelecekteki potansiyeli, bu bitkinin sağlık, tarım ve kültürel açıdan önemini vurgular. Daha fazla bilimsel çalışma ve sürdürülebilir tarım uygulamaları, Gilaburu’nun gelecekteki değerini artırabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu’nun Kullanımı Dozajı ve Yan Etkileri: Bilinmesi Gerekenler</strong></h2>



<p><strong>Gilaburu (Viburnum opulus) bitkisi,</strong> farklı formlarda kullanılabilir: meyvesi taze olarak tüketilebilir, reçel ve şurup yapımında kullanılabilir veya takviye olarak alınabilir. İşte Gilaburu’nun kullanımı ve dozajı hakkında bazı önemli bilgiler:</p>



<p><strong>1. Taze Gilaburu Meyvesi:</strong> Taze Gilaburu meyvesi, meyve olarak tüketilebilir. Genellikle ağızda ekşi bir tadı vardır ve vitamin C bakımından zengindir. Günlük tüketim miktarı kişisel tercihlere ve ihtiyaca bağlıdır, ancak aşırıya kaçmamak önemlidir.</p>



<p><strong>2. Gilaburu Reçeli ve Şurubu:</strong> Gilaburu reçeli ve şurubu, taze meyvelerden yapılan geleneksel lezzetlerdir. Tüketim miktarı kişisel tercihlere bağlıdır, ancak genellikle yemeklerin veya kahvaltıların yanında bir tatlı olarak kullanılır.</p>



<p><strong>3.  Ekstraktları ve Takviyeleri:</strong> Gilaburu ekstraktları ve takviyeleri, genellikle sağlık faydalarından yararlanmak amacıyla kullanılır. Dozaj, ürünün ambalajında belirtilen talimatlara ve bir sağlık profesyonelinin önerilerine göre ayarlanmalıdır.</p>



<p><strong>Gilaburu’nun Olası Yan Etkileri ve Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>



<p>Gilaburu bitkisinin kullanımı genellikle güvenlidir, ancak bazı kişilerde yan etkilere yol açabilir. İşte Gilaburu kullanırken dikkat edilmesi gereken bazı önemli hususlar:</p>



<p><strong>1. Alerjik Reaksiyonlar:</strong> Bazı kişiler Gilaburu’ya karşı alerjik reaksiyonlar gösterebilir. Meyve, polen ve diğer bitki bileşenlerine alerjisi olan kişiler Gilaburu tüketirken dikkatli olmalıdır.</p>



<p><strong>2. İlaç Etkileşimleri:</strong> Gilaburu, idrar söktürücü etkisi nedeniyle idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanıldığında, ilaçlarla etkileşime girebilir. Bu nedenle, ilaç kullanımı ile Gilaburu tüketimi arasında bir doktor gözetiminde uygun denge sağlanmalıdır.</p>



<p><strong>3. Mide Rahatsızlıkları:</strong> Aşırı tüketildiğinde veya hassas mideye sahip kişilerde, Gilaburu’nun ekşi tadı mide rahatsızlıklarına yol açabilir.</p>



<p><strong>4. Hamilelik ve Emzirme:</strong> Hamilelik veya emzirme dönemindeki kişiler, Gilaburu ekstraktlarını veya takviyelerini kullanmadan önce bir sağlık profesyoneli ile görüşmelidir.</p>



<p><strong>5. Diyabet:</strong> Gilaburu şurubu veya reçeli yüksek şeker içerebilir, bu nedenle diyabet hastaları şeker tüketimine dikkat etmelidir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Gilaburu’nun kullanımı, kişisel sağlık durumuna, dozaja ve diğer faktörlere bağlı olarak değişebilir. Herhangi bir sağlık sorunu veya ilaç kullanımı durumunda, Gilaburu veya Gilaburu ürünlerini kullanmadan önce bir sağlık profesyoneli ile danışmak önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Gilaburu ile İlgili İlginç Bilgiler Gerçekler ve Halk İnançları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-alexey-chudin-8626405-1024x576.webp" alt="Gilaburu suyu kilo verdirir mi?
" class="wp-image-2980" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-alexey-chudin-8626405-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-alexey-chudin-8626405-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-alexey-chudin-8626405-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-alexey-chudin-8626405.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Gilaburu’nun Diğer Adları:</strong> Farklı bölgelerde farklı adlarla anılmaktadır. Örneğin, Türkiye’de “gilaburu,” “kuş üzümü” veya “karadut” olarak bilinirken, diğer ülkelerde “kızılcık” veya “kuş uzumu” gibi isimlerle anılmaktadır.</li>



<li><strong>Gilaburu’nun Doğal Yayılışı:</strong> Bitkisi, özellikle Kuzey Yarımküre’nin soğuk ve ılıman bölgelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Türkiye, bu bitkinin doğal yayılışının merkezlerinden biridir.</li>



<li><strong>Gilaburu’nun Geleneksel Süs Bitkisi Olarak Kullanımı:</strong> Bitki, çiçekleri ve meyveleri nedeniyle bahçelerde ve parklarda süs bitkisi olarak da kullanılır. Görsel olarak çekici ve estetik bir bitkidir, peyzaj düzenlemelerinde sıkça tercih edilir.</li>



<li><strong>Gilaburu’nun Doğal Boya Kaynağı:</strong> Meyveleri, geleneksel dokuma ve boyama işlerinde doğal bir boya kaynağı olarak kullanılır. Özellikle kumaşların renklendirilmesinde tercih edilir.</li>
</ol>



<p><strong>Gilaburu ile İlgili Halk İnançları ve Mitoloji</strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Gilaburu ve Sağlık:</strong> Türk halk kültüründe meyvenin sağlık açısından koruyucu ve şifa verici güçlere sahip olduğuna inanılmaktadır. Özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir rolü olduğu düşünülmektedir.</li>



<li><strong>Mitolojik Bağlantılar:</strong> Bazı yerel mitolojilerde ve efsanelerde önemli bir rol oynar. Örneğin, bazı hikayelerde Gilaburu meyveleri tanrılar tarafından insanlara hediye olarak sunulmuştur veya özel bir anlam taşımıştır.</li>
</ol>



<p><strong>Gilaburu’nun Sıradışı Kullanım Alanları</strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kozmetik Ürünler:</strong> Özleri, bazı kozmetik ürünlerde kullanılmaktadır. Özellikle cilt bakımı ürünlerinde antioksidan ve cilt yenileyici özellikleri nedeniyle tercih edilmektedir.</li>



<li><strong>Marmara Adası Mitolojisi:</strong> Türkiye’nin Marmara Adası’nda,  meyvesinin mitolojik bir önemi vardır. Adanın geleneksel hikayelerine göre Gilaburu, ada tanrıçası “Kybele” tarafından tanrısal bir armağan olarak sunulmuştur.</li>



<li><strong>Yerel İşkence Çaresi:</strong> Bazı bölgelerde meyvesinin yaprakları veya suyu, ciltteki sinek ısırıklarına veya böcek sokmalarına karşı rahatlama sağlamak amacıyla kullanılmaktadır.</li>
</ol>



<p>Gilaburu, hem geleneksel inançlar hem de pratik kullanım alanlarıyla çeşitli kültürel bağlantılara sahip olan ilginç bir bitkidir. Hem doğal güzelliklerle süslenmiş hem de sağlık ve kültürle ilişkilendirilmiştir.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-4 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://twiter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/gilaburu/">Gilaburu (Kuş Üzümü):Sağlığınıza Katkı Sağlayan Şifalı Bir Meyve</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Biber Yavşanı Sağlık Faydaları, Kullanımları ve Ekolojik Önemi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/biber-yavsani-saglik-faydalari-kullanimlari-ve-ekolojik-onemi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/biber-yavsani-saglik-faydalari-kullanimlari-ve-ekolojik-onemi</guid>
<description><![CDATA[ Biber yavşanı, genellikle 15 ila 50 cm yüksekliğe ulaşabilen çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları gri yeşil renkte ve tüylüdür. Yaprakları, bitkinin ana özelliği olan hoş kokulu ve aromatik özelliklere sahiptir. Bitkinin çiçekleri, yaz aylarında genellikle pembe veya mor tonlarındadır ve oldukça çekicidir.
Biber Yavşanı Sağlık Faydaları, Kullanımları ve Ekolojik Önemi yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-4.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Biber, Yavşanı, Sağlık, Faydaları, Kullanımları, Ekolojik, Önemi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Biber yavşanı </strong>veya bilimsel adıyla Teucrium cavernarum, ballıbabagiller (Lamiaceae) ailesine ait bir bitki türüdür. Bu bitki, özellikle Türkiye’nin bazı bölgelerinde doğal olarak yetişen bir endemik türdür. Yani sadece belirli bir coğrafi bölgede bulunmaktadır. Teucrium cavernarum, genellikle kireçtaşı zeminlerde ve kayalık bölgelerde yetişir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Fiziksel olarak, <strong>biber yavşanı</strong>, 15 ila 50 cm yüksekliğe ulaşabilen çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları gri yeşil renkte ve tüylüdür. Bitkinin çiçekleri ise genellikle pembe veya mor tonlarındadır ve yaz aylarında açar. Genellikle dağlık bölgelerde ve kurak habitatlarda bulunmaktadır. Yerel floranın bir parçası olarak ekosistemde önemli bir rol oynar.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsani-nedir">Biber Yavşanı Nedir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsani-fiziksel-ozellikleri">Biber Yavşanı Fiziksel Özellikleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsani-ekolojik-rolu">Biber Yavşanı Ekolojik Rolü</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsani-tibbi-kullanimi">Biber Yavşanı Tıbbi Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsani-saglik-faydalari-ve-besin-degerleri">Biber Yavşanı Sağlık Faydaları ve Besin Değerleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsani-kulturel-ve-tarihsel-baglami">Biber Yavşanı Kültürel ve Tarihsel Bağlamı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#biber-yavsaninin-korunmasi-ve-ekolojik-tehditler">Biber Yavşanının Korunması ve Ekolojik Tehditler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/#sonuc-ve-gelecek-perspektifleri">Sonuç ve Gelecek Perspektifleri</a></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanı Nedir?</strong></h2>



<p><strong>Biber yavşanı (Teucrium cavernarum),</strong> ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasına ait olan bir bitki türüdür. Bilimsel adı Teucrium cavernarum’dur. Genellikle yerel halk arasında “biber yavşanı” olarak bilinmektedir. Bu bitki, özellikle Türkiye’nin bazı bölgelerinde doğal olarak yetişen bir endemik türdür. Endemik türler, yalnızca belirli bir coğrafi bölgede bulunan türlerdir ve bu nedenle o bölgenin biyolojik çeşitliliği için önemlidirler.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanının Genel Tanımı</strong></h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1024x576.webp" alt="Acı yavşan hangi hastalıklara iyi gelir?
" class="wp-image-3175" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Biber yavşanı, </strong>genellikle 15 ila 50 cm yüksekliğe ulaşabilen çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları gri yeşil renkte ve tüylüdür. Yaprakları, bitkinin ana özelliği olan hoş kokulu ve aromatik özelliklere sahiptir. Bitkinin çiçekleri, yaz aylarında genellikle pembe veya mor tonlarındadır ve oldukça çekicidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanının Taksonomisi ve Sınıflandırılması</strong></h3>



<p>Biber yavşanı, taksonomik sınıflandırmada aşağıdaki gibi yer almaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Aile: Ballıbabagiller (Lamiaceae)</li>



<li>Cins: Teucrium</li>



<li>Tür: cavernarum</li>
</ul>



<p>Bu taksonomik sınıflandırma, bitkinin bilimsel adını ve ait olduğu familyayı belirtir. Ballıbabagiller familyası, tıbbi ve aromatik bitkileri içeren önemli bir bitki familyasıdır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Dağılım ve Habitatı</strong></h4>



<p>Biber yavşanı, özellikle Türkiye’nin bazı bölgelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Bu bitki, doğal habitatları arasında kireçtaşı zeminler, kayalık bölgeler ve dağlık alanlar bulunmaktadır. Genellikle kurak ve güneşli bölgelerde yetişir ve kireçtaşı zeminlerde iyi gelişir. Yavşan, bu habitatlarda diğer bitki türlerine göre daha dayanıklıdır ve bu nedenle yerel floranın önemli bir parçasıdır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">biber yavşanı doğal yaşam alanlarında ve geleneksel halk tıbbında kullanılan önemli bir bitki türüdür. Ayrıca, yerel ekosistemlerdeki rolü ve ekolojik önemi de dikkate değerdir. Bu bitki hakkında daha fazla bilgi edinmek, korunması ve sürdürülebilir kullanımı için çalışmalar yapmak, bitki bilimcileri ve çevre bilimcileri için önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanı Fiziksel Özellikleri</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1-1024x576.webp" alt="Yavşan bitkisi nerede yetişir?" class="wp-image-3174" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yaprakları ve Gövdesi:</strong>Biber yavşanının yaprakları oldukça dikkat çekicidir. Yapraklar gri yeşil renkte ve tüylüdür. Bu tüyler, bitkinin yapraklarının yüzeyini kaplar ve hafifçe tüylü bir dokuya sahip olmasını sağlar. Yaprakların kenarları dişli veya düzensiz olmaktadır. Yaprakların aromatik bir kokusu vardır ve bu nedenle geleneksel tıpta ve mutfakta kullanılmasının nedenlerinden biridir. Biber yavşanının gövdesi de oldukça dayanıklıdır. Genellikle odunsu bir yapıya sahip olan bu bitkinin gövdesi bazen dallı olur. Bitkinin gövdesi, yaprakları ve çiçekleriyle bir araya geldiğinde görsel olarak çekici bir bitki oluşturur.</li>



<li><strong>Çiçekleri ve Meyveleri:</strong>Biber yavşanının çiçekleri oldukça çekici ve renkli olup yaz aylarında açarlar. Genellikle pembe veya mor tonlarında çiçekler taşırlar. Çiçekler, bitkinin gövdesinin üst kısmında salkım benzeri demetler halinde bulunmaktadır. Bu çiçekler, özellikle arılar ve diğer böcekler tarafından tozlaşırken çekici bir kaynaktır. Çiçekler sonrasında biber yavşanının meyveleri gelişir. Meyveler genellikle küçük ve kapsül şeklindedir. Bu kapsüller, tohumları içerir ve bitkinin üreme sürecine katkı sağlar.</li>



<li><strong>Boyutları ve Büyüme Alışkanlıkları:</strong>Biber yavşanının boyutları, büyüdüğü koşullara bağlı olarak değişkenlik gösterir. Genellikle 15 ila 50 cm yüksekliğe ulaşabilen çok yıllık bir bitkidir. Bu nedenle, biber yavşanı daha alçak boylu bitkilerden daha büyük olur, ancak bir ağaç gibi yükselemez. Bu bitki, doğal habitatlarında kayalık bölgelerde ve kireçtaşı zeminlerde yetiştiğinde en iyi şekilde büyür. Biber yavşanı, güneşli bölgeleri ve kurak koşulları tercih eder. Bu bitkinin büyüme alışkanlıkları, doğal yaşam alanlarına uyum sağlamıştır. Bu nedenle bu tür koşullarda en iyi performansı gösterir.</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Sonuç olarak, biber yavşanının fiziksel özellikleri, kendine özgü yaprakları, çiçekleri ve boyutları ile dikkat çeken bir bitkiyi tanımlar. Bu özellikler, bitkinin hem estetik hem de ekolojik önemini vurgular.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanı Ekolojik Rolü</strong></h2>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Doğal Habitatlarda Biber Yavşanı:</strong>Biber yavşanı (Teucrium cavernarum), özellikle Türkiye’nin bazı bölgeleri gibi Akdeniz iklimine sahip bölgelerde doğal olarak yetişen bir bitki türüdür. Bu bitki, kireçtaşı zeminlerde, kayalık bölgelerde ve dağlık alanlarda bulunmaktadır. Bu habitatlar, biber yavşanının doğal yaşam alanlarıdır ve bitkinin kendine özgü fiziksel özelliklerine uygun koşulları sunar.</li>



<li><strong>Ekosistemdeki Yeri ve Önemi:</strong>Biber yavşanının ekosistemdeki yeri ve önemi şunlardır:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Toprak Erozyonunu Önleme:</strong> Biber yavşanı gibi bitkiler, kökleri ile toprağı tutarlar. Kayalık ve eğimli bölgelerde yetiştiğinde, toprak erozyonunu önleme konusunda önemli bir rol oynarlar. Kökleri toprağı sıkıca tutar, böylece yağışlar veya rüzgar nedeniyle toprak kaymalarını ve erozyonu engellerler.</li>



<li><strong>Bitki Çeşitliliğinin Desteklenmesi:</strong> Biber yavşanı gibi bitkiler, doğal yaşam alanlarında farklı bitki türlerinin varlığını destekler. Bu bitkilerin çiçekleri, özellikle arılar ve diğer böcekler için önemli bir besin kaynağıdır. Bu nedenle, ekosistemdeki çeşitliliği artırırlar ve diğer canlıların hayatta kalmasına katkı sağlarlar.</li>



<li><strong>Besin Zincirine Katkı:</strong> Biber yavşanı, çiçeklerini ziyaret eden böceklerin beslenmesine katkı sağlar. Bu böcekler, bitki yoluyla enerjiyi tüketir ve bu enerjiyi daha üst seviyedeki organizmalara aktarır. Bu şekilde, biber yavşanı ve benzer bitkiler, ekosistemin besin zincirine önemli bir halka ekler.</li>



<li><strong>Tıbbi ve Aromatik Kullanım:</strong> Biber yavşanı, geleneksel halk tıbbında kullanılan bitkilerden biridir. Bitkinin çeşitli kısımları çaylar, tentürler veya merhemler için kullanılmaktadır. Bu bitki, yerel toplulukların sağlık sorunlarına çözüm olarak kullanıldığı için kültürel ve tıbbi bir öneme sahiptir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Yavşanının doğal habitatlardaki varlığı, ekosistemlerin dengesini sürdürmeye ve bitki çeşitliliğini desteklemeye yardımcı olan önemli bir faktördür. Ayrıca, bitkinin insanlar için tıbbi ve aromatik kullanımı da yerel kültürlerdeki önemini vurgular. Bu nedenle, biber yavşanının korunması ve devamlı kullanımı, hem ekolojik hem de kültürel açıdan önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanı Tıbbi Kullanımı</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-3-1024x576.webp" alt="Yavşan otu iştah açar mı?
" class="wp-image-3172" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Geleneksel Halk Tıbbında Biber Yavşanı:</strong></h4>



<p><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/geleneksel-tip/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Biber yavşanı, geleneksel halk tıbbında</a></em></strong> uzun bir geçmişe sahip olan ve çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan önemli bir bitki türüdür. Bu bitkinin farklı kısımları, farklı sağlık koşullarının tedavisinde kullanılmaktadır. İşte bazı geleneksel kullanım alanları:</p>



<p><strong>Mide Rahatsızlıkları:</strong> Biber yavşanının yaprakları ve kökleri, <strong>mide problemleri </strong>ve sindirim sorunlarının hafifletilmesinde kullanılmaktadır. <strong>Mide ağrısı, hazımsızlık </strong>ve gaz gibi rahatsızlıklara karşı geleneksel olarak <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/bitki-cayi-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bitki çayları </a></em></strong>yapılmaktadır.</p>



<p><strong>Solunum Yolu Sorunları:</strong> Biber yavşanı, <strong>soğuk algınlığı, öksürük</strong> ve <strong>boğaz ağrısına</strong> karşı geleneksel tıpta kullanılmaktadır. Bitkinin özleri, solunum yolu rahatsızlıklarının semptomlarını hafifletebileceği düşünülmektedir.</p>



<p><strong>Anti-inflamatuar Etki:</strong> Bazı topluluklar, biber yavşanının anti-inflamatuar özellikleri olduğuna inanılmaktadır. <strong>Eklem ağrısı</strong> gibi inflamatuar rahatsızlıkları tedavi etmek için kullanır.</p>



<p><strong>Tıbbi Uygulamalar ve Bitkinin İlaç Potansiyeli:</strong>Biber yavşanı, geleneksel tıbbın yanı sıra modern tıpta da ilgi çekmektedir. Bitkinin bazı bileşenleri, antioksidan ve anti-enflamatuar özelliklere sahip olabileceği için araştırma konusu olmuştur. Ancak, bitkinin tıbbi kullanımıyla ilgili daha fazla bilimsel çalışmaya ihtiyaç vardır.</p>



<p><strong>Özler ve Tentürler:</strong> Biber yavşanının bitki özleri veya tentürleri, modern tıbbın bazı alanlarında kullanılmıştır. Ancak, dozaj ve kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Yan Etkiler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler:</strong></h4>



<p>Biber yavşanı tıbbi amaçlarla kullanıldığında, yan etkiler ve dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır:</p>



<p><strong>Alerjik Reaksiyonlar:</strong> Bazı insanlar biber yavşanına karşı alerjik reaksiyonlar göstermektedir. Kaşıntı, kızarıklık, şişme ve solunum zorluğu gibi belirtiler görülürse, kullanımı hemen bırakılmalı ve bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</p>



<p><strong>Hamilelik ve Emzirme:</strong> Hamilelik ve emzirme döneminde biber yavşanı tüketimi konusunda dikkatli olunmalıdır. Bu dönemlerde bitkinin kullanımı konusunda doktora danışılmalıdır.</p>



<p><strong>İlaç Etkileşimleri:</strong> Biber yavşanının bazı ilaçlarla etkileşime girebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, düzenli olarak ilaç kullanan kişilerin bir sağlık profesyoneline danışması önemlidir.</p>



<p>Sonuç olarak, biber yavşanı geleneksel halk tıbbında yaygın olarak kullanılan bir bitki olmasına rağmen, tıbbi amaçlarla kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Yan etkiler ve olası ilaç etkileşimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Herhangi bir tıbbi tedaviye başlamadan önce bir uzmandan tavsiye alınmalıdır. Ayrıca, bitkinin tıbbi potansiyelini değerlendirmek için daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç olduğunu unutmamak önemlidir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">biberyavşanı geleneksel olarak halk tıbbında çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan bitkilerden biri olarak bilinir. Özellikle bitkinin çeşitli kısımları, çaylar, tentürler veya merhemler gibi farklı şekillerde kullanılabilir. Ancak, bitkiyi tıbbi amaçlarla kullanmadan önce bir uzmandan veya tıp profesyonelinden tavsiye almak önemlidir, çünkü yanlış kullanım veya doz aşımı istenmeyen yan etkilere neden olabilir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanı Sağlık Faydaları ve Besin Değerleri</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-2-1024x576.webp" alt="Yavşan otu hangi mevsimde yetişir?" class="wp-image-3173" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/biberyavsani/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Biber yavşanı (Teucrium cavernarum),</a></em> </strong>Akdeniz bölgesi ve özellikle Türkiye’nin bazı bölgelerinde doğal olarak yetişen bir bitki türüdür. Hem geleneksel halk tıbbında hem de modern bilimde çeşitli sağlık faydaları olduğuna inanılan bu bitki, özellikle yaprakları ve kökleri tıbbi amaçlar için kullanılmaktadır. İşte biber yavşanının sağlık faydaları ve besin değerleri hakkında bilgiler:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Sağlık Faydaları:</strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mide Rahatsızlıkları İçin:</strong> Biber yavşanı, mide problemleri, hazımsızlık ve gaz gibi sindirim rahatsızlıklarının hafifletilmesine yardımcı olmaktadır. Yaprakları ve kökleri genellikle bu tür mide sorunlarına karşı geleneksel çaylar veya merhemler için kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Solunum Yolu Rahatsızlıkları:</strong> Soğuk algınlığı, öksürük ve boğaz ağrısı gibi solunum yolu rahatsızlıkları için biber yavşanının bitkisel çözümler olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bitkinin çiçekleri ve yaprakları, bu rahatsızlıkların semptomlarını hafifletmeye yardımcı olur.</li>



<li><strong>Anti-enflamatuar Etki:</strong> Bazı yerel topluluklar, biber yavşanının anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğuna inanılmaktadır. Eklem ağrısı gibi iltihaplı rahatsızlıkları tedavi etmek için kullanır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Besin Değerleri:</strong></h3>



<p>Biber yavşanı, besin değeri açısından zengin bir bitki değildir. Genellikle çok az miktarda tüketilmektedir. Ancak, içerdiği bazı bileşenler sağlık açısından olumlu etkiler sağlamaktadır. İşte biber yavşanının önemli bileşenleri:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Uçucu Yağlar:</strong> Biber yavşanı, yaprakları ve köklerinde uçucu yağlar içerir. Bu uçucu yağlar, bitkinin<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> aromatik</a></em></strong> özelliklerine katkı sağlar. Bazı sağlık faydalarına neden olur.</li>



<li><strong>Fenolik Bileşenler:</strong> Biber yavşanı, fenolik bileşenler içerir. Bu bileşenler, bitkinin antioksidan özelliklerine katkıda bulunmaktadır. Vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı koruduğuna inanılmaktadır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Biber yavşanı besin değerleri tablosu</h3>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Değeri</th><th>Miktarı 100 gramda</th></tr></thead><tbody><tr><td>Enerji</td><td>49 kcal</td></tr><tr><td>Karbonhidratlar</td><td>12.11 gram</td></tr><tr><td>Protein</td><td>1.6 gram</td></tr><tr><td>Yağlar</td><td>0.7 gram</td></tr><tr><td>Lifler</td><td>5.3 gram</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>105 mg</td></tr><tr><td>Demir</td><td>0.94 mg</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>384 mg</td></tr><tr><td>Magnezyum</td><td>24 mg</td></tr><tr><td>A Vitamini (beta-karoten)</td><td>3130 IU (157% DV)</td></tr><tr><td>C Vitamini</td><td>35.8 mg (60% DV)</td></tr><tr><td>Folik Asit (B9 Vitamini)</td><td>48 mcg (12% DV)</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption">Yaklaşık olarak 100 gram biber yavşanının besin değerlerini içeren bir tablo:</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Bu besin değerleri, biber yavşanının yaklaşık olarak 100 gramında bulunan miktarları göstermektedir. Besin değerleri, bitkinin çeşitli sağlık faydalarına katkıda bulunan vitaminler (örneğin C vitamini ve A vitamini), mineral (örneğin potasyum ve kalsiyum) ve lif içeriğini yansıtmaktadır. Unutmayın ki bu değerler bitkinin taze veya kurutulmuş hali, yetiştirildiği koşullar ve hasat zamanına bağlı olarak değişebilir.</p>
</blockquote>



<p><strong>Yan Etkiler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler:</strong></p>



<p>Biber yavşanının tıbbi kullanımıyla ilgilenenlerin dikkate alması gereken bazı hususlar vardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Alerjik Reaksiyonlar: Biber yavşanına karşı alerjik reaksiyonlar nadiren görülse de, kaşıntı, kızarıklık, şişme ve solunum zorluğu gibi belirtiler ortaya çıkarsa, kullanım hemen bırakılmalı ve bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır.</li>



<li>Hamilelik ve Emzirme: Hamilelik ve emzirme dönemlerinde biber yavşanı kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır. Bu dönemlerde bitkinin kullanımı konusunda doktora danışılmalıdır.</li>



<li>İlaç Etkileşimleri: Biber yavşanı bazı ilaçlarla etkileşime girebileceği için, düzenli olarak ilaç kullanan kişilerin bir sağlık profesyoneline danışması önemlidir.</li>
</ul>



<p>Sonuç olarak, biber yavşanı geleneksel halk tıbbında ve bazı modern tıp alanlarında kullanılan bir bitki olmasına rağmen, tıbbi amaçlarla kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Yan etkiler ve olası ilaç etkileşimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Herhangi bir tıbbi tedaviye başlamadan önce bir uzmandan tavsiye alınmalıdır. Besin değeri açısından zengin olmasa da, bazı bileşenleri sağlık açısından olumlu etkiler sağladığı bilinmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanı Kültürel ve Tarihsel Bağlamı</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/biberyavsani/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-5-1024x576.webp" alt="Yavşan otu en çok nerede yetişir?" class="wp-image-3170" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Biber Yavşanının Yerel Kültürlerdeki Yeri:</strong> Türkiye’nin bazı bölgelerinde özellikle yerel kültürlerde önemli bir yere sahiptir. Bu bitkinin yerel topluluklar arasında çeşitli kullanım alanları ve kültürel bağları vardır.
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Tıpta Kullanım:</strong> Biber yavşanı, yerel halk tıbbında mide problemleri, solunum yolu rahatsızlıkları ve anti-inflamatuar etkileri nedeniyle uzun bir süredir kullanılmaktadır. Bitkinin kökleri, yaprakları ve çiçekleri farklı sağlık sorunlarının tedavisinde çaylar, merhemler ve tentürler şeklinde kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Aromatik Kullanım:</strong> Biber yavşanının yaprakları aromatik bir kokuya sahiptir ve bu nedenle bazı yerel mutfaklarda baharat olarak kullanılmaktadır. Yemeklere lezzet ve koku katmak için kullanılmaya uygundur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Tarihsel Kullanımlar ve Efsaneler:</strong>Biber yavşanının tarihsel olarak nasıl kullanıldığına ve yerel efsanelere nasıl dahil edildiğine dair bazı örnekler şunlar olabilir:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tıbbi Kullanımların Kökenleri:</strong> Biber yavşanının tıbbi kullanımları, tarihsel olarak yerel halklar tarafından keşfedilmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bitkinin sindirim problemleri, soğuk algınlığı ve iltihaplanma gibi sağlık sorunlarına karşı etkili olduğuna inanılmaktadır.</li>



<li><strong>Mitolojik ve Efsanevi Bağlar:</strong> Bazı yerel efsaneler, biber yavşanını mitolojik veya efsanevi figürlerle ilişkilendirir. Bu efsanelerde bitkinin özel güçlere veya iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanılmaktadır.</li>



<li><strong>Kültürel Kutlamalar:</strong> Bazı yerel festivaller veya geleneksel etkinlikler, biber yavşanının önemini vurgular. Bitkinin sembolik kullanımı, yerel kültürün bir parçası olarak bu etkinliklerde yer almaktadır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Biber yavşanının kültürel ve tarihsel bağlamı, bitkinin yerel topluluklar için hem tıbbi hem de kültürel bir öneme sahip olduğunu gösterir. Tarihsel olarak, bitkinin yerel kültürlerde nasıl değer verildiği ve kullanıldığı, bitkinin doğal yaşam alanlarında nasıl sürdürüldüğünü ve korunduğunu da yansıtır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biber Yavşanının Korunması ve Ekolojik Tehditler</strong></h2>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tehdit Altındaki Bir Tür Olarak Biber Yavşanı:</strong> Doğal yaşam alanlarında çeşitli ekolojik tehditlere maruz kalan bir bitki türüdür. Bu tehditler şunları içerir:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Habitat Kaybı:</strong> İnsan faaliyetleri, özellikle tarım, inşaat ve altyapı geliştirmesi, biber yavşanının doğal yaşam alanlarını tehdit eder. Kireçtaşı zeminlerin tahrip edilmesi veya dönüştürülmesi bitkinin habitatlarını daraltabilir.</li>



<li><strong>Bitki Toplama:</strong> Bazı insanlar biber yavşanını tıbbi veya aromatik kullanım için toplarlar. Aşırı toplama, yerel popülasyonları azaltıcıdır. Türün sürdürülebilirliğini tehlikeye sokar.</li>



<li><strong>İklim Değişikliği:</strong> İklim değişikliği, bitkinin doğal yaşam alanlarını etkileyicidir. Sıcaklık değişiklikleri ve kuraklık koşulları, biber yavşanının popülasyonlarını olumsuz etkilemektedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Koruma Çabaları ve Sürdürülebilirlik:</strong>Biber yavşanının korunması ve sürdürülebilirliği için aşağıdaki çabalar önemlidir:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Habitat Koruma:</strong> Biber yavşanının doğal yaşam alanlarını korumak için doğa koruma alanları veya rezervasyonlar oluşturulabilir. Bu bölgeler, bitkinin popülasyonlarının güvence altına alınmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Eğitim ve Farkındalık:</strong> Yerel topluluklara ve halka bitkinin ekolojik önemi ve korunmasının gerekliliği hakkında eğitim vermek önemlidir. Farkındalığı artırmak, biber yavşanının korunmasına katkı sağlayabilir.</li>



<li><strong>Yasal Koruma:</strong> Biber yavşanı gibi tehdit altındaki türlerin yasal koruma altına alınması, toplama ve habitat tahribatını kontrol altına alabilir. Bu türlerin korunması için yerel ve ulusal yasalar ve düzenlemeler uygulanabilir.</li>



<li><strong>Sürdürülebilir Toplama:</strong> Biber yavşanının tıbbi veya aromatik kullanımıyla ilgilenenler için sürdürülebilir toplama yöntemleri teşvik edilmelidir. Bitkinin popülasyonlarına zarar vermeden toplama uygulamaları geliştirilmelidir.</li>



<li><strong>İklim Değişikliği ile Başa Çıkma:</strong> İklim değişikliği ile mücadele eden çevresel projeler, bitkinin doğal yaşam alanlarını korumak ve iyileştirmek için önemlidir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size">Biber yavşanı gibi tehdit altındaki türlerin korunması, doğa koruma çabaları, eğitim ve sürdürülebilir toplama uygulamaları ile başarılabilir. Bu bitkinin ekolojik önemini ve kültürel bağlamını korumak, doğal çeşitliliği sürdürmek ve ekosistemlerin dengesini sağlamak için önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç ve Gelecek Perspektifleri</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-6-1024x576.webp" alt="Yavşan otu nasıl hazırlanır?" class="wp-image-3169" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/biber-yavsani-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Biber Yavşanının Bilimsel Araştırmalardaki Rolü:</strong>Biberyavşanı (Teucrium cavernarum), bilimsel araştırmalarda ve botanik çalışmalarda önemli bir rol oynar. İşte bu bitkinin bilimsel araştırmalardaki rolünün bazı yönleri:
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Çalışmaları:</strong> Biberyavşanı gibi endemik bitki türleri, biyoçeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması ve anlaşılması için önemlidir. Bu bitkilerin dağılımı, habitatları ve ekolojik ilişkileri üzerine yapılan araştırmalar, çevre bilimcileri ve bitki bilimcileri tarafından gerçekleştirilir.</li>



<li><strong>Bitki Biyokimyası ve Farmakoloji:</strong> Biberyavşanı, biyokimyasal bileşenleri nedeniyle farmakolojik ve tıbbi araştırmalarda ilgi çekmektedir. Bitkinin yaprakları ve kökleri üzerinde gerçekleştirilen çalışmalar, olası tıbbi uygulamaları ve ilaç potansiyelini anlamak için önemlidir.</li>



<li><strong>Genetik Araştırmalar:</strong> Bitki genetiği ve genomik çalışmalar, biber yavşanının genetik çeşitliliğini anlamamıza ve türlerin evrimsel geçmişini izlememize yardımcı olur. Bu bilgiler, bitkinin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için temel oluşturur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Gelecekteki Olası Kullanımlar ve Araştırma Yönelimleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tıbbi Uygulamaların Geliştirilmesi:</strong> Biber yavşanının tıbbi potansiyeli daha fazla araştırılarak yeni ilaçlar ve tedavi yöntemleri geliştirilebilir. Bitkinin biyoaktif bileşenlerinin etkileri ve yan etkileri üzerine daha fazla klinik araştırma gereklidir.</li>



<li><strong>Bitki Islahı ve Tarım:</strong> Biberyavşanı gibi bitkilerin tarım potansiyeli üzerine araştırmalar, sürdürülebilir tarım uygulamalarını teşvik edebilir. Bitkinin yetiştirilmesi ve hasat edilmesi ile ilgili çalışmalar, yerel ekonomilere katkı sağlayabilir.</li>



<li><strong>Koruma ve Restorasyon:</strong> Biberyavşanı gibi tehdit altındaki türlerin korunması ve restorasyonu için daha fazla çalışma yapılmalıdır. Habitat kaybını önlemek ve popülasyonları korumak için doğa koruma çabaları ve restorasyon projeleri geliştirilmelidir.</li>



<li><strong>Ekolojik Araştırmalar:</strong> Biberyavşanı ve benzeri bitkilerin ekolojik rolünü ve ekosistemlerdeki etkilerini incelemek için daha fazla ekolojik araştırma yapılmalıdır. Bu araştırmalar, ekosistemlerin sürdürülebilirliğini ve işleyişini anlamamıza yardımcı olur.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Sonuç olarak, biber yavşanı bilimsel araştırmalarda ve gelecekteki kullanımlarda önemli bir rol oynamaktadır. Bu bitkinin biyolojisi, ekolojisi ve potansiyel tıbbi uygulamaları hakkında daha fazla bilgi edinmek için devam eden araştırmalar, doğal çevrenin korunmasına ve insan sağlığına katkı sağlayabilir.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size has-visible-labels is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-3 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://twiter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/biber-yavsani/">Biber Yavşanı Sağlık Faydaları, Kullanımları ve Ekolojik Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çay : Tarihi, Çeşitleri ve Sağlık Faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cay-tarihi-cesitleri-ve-saglik-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cay-tarihi-cesitleri-ve-saglik-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Çay (Camellia sinensis), yaprakları çeşitli işlemlerden geçirilerek hazırlanan ve genellikle sıcak suyla demlenerek tüketilen popüler bir içecektir. Çay bitkisi, özellikle Asya&#039;da kökeni bulunan bir bitki türüdür ve dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilir.
Çay : Tarihi, Çeşitleri ve Sağlık Faydaları yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2131899.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çay, Tarihi, Çeşitleri, Sağlık, Faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Çay (Camellia sinensis), </strong>yaprakları çeşitli işlemlerden geçirilerek hazırlanan ve genellikle sıcak suyla demlenerek tüketilen popüler bir içecektir. Çayın bitkisi, özellikle Asya’da kökeni bulunan bir bitki türüdür ve dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilmektedir. Yaprakları, siyah, yeşil , oolong  ve beyaz  gibi farklı türlerine dönüştürülmektedir. Çayın tadı, aroma ve özellikleri, yetiştirildiği bölgeye, işlenme yöntemlerine ve  türüne bağlı olarak değişir.</p>



<p class="has-medium-font-size">İçerdiği kafein ve antioksidanlar sayesinde enerji verici bir içecek olarak bilinmektedir. Aynı zamanda sosyal etkileşimlerin ve dinlenmenin bir parçası olarak sıkça tüketilmektedir. Tarihsel olarak,  çeşitli kültürlerde önemli bir rol oynamış ve farklı geleneksel seremonileri geliştirilmiştir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-kokeni-ve-tarihi">Çayın Kökeni ve Tarihi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cay-bitkisi-camellia-sinensis">Çay Bitkisi (Camellia sinensis)</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#farkli-cay-turleri">Farklı Çay Türleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-aromalari-ve-cesnileri-meyve-bitki-baharat-ve-ozel-karisimlar">Çayın Aromaları ve Çeşnileri: Meyve, Bitki, Baharat ve Özel Karışımlar</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-saglik-faydalari">Çayın Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-meditasyon-ve-ruh-hali-uzerindeki-etkileri">Çayın Meditasyon ve Ruh Hali Üzerindeki Etkileri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-dunya-genelinde-popularitesi">Çayın Dünya Genelinde Popülaritesi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cay-demleme-teknikleri-mukemmel-bir-fincan-cay-yapmanin-sirlari">Çay Demleme Teknikleri: Mükemmel Bir Fincan Çay Yapmanın Sırları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-cesitli-kullanim-alanlari">Çayın Çeşitli Kullanım Alanları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-kozmetik-ve-sac-bakim-urunlerinde-kullanimi">Çayın Kozmetik ve Saç Bakım Ürünlerinde Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cayin-antik-ve-mitolojik-baglantilari">Çayın Antik ve Mitolojik Bağlantıları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#turkiye-de-cay-uretimi-ve-yetistigi-bolgeler">Türkiye’de Çay Üretimi ve Yetiştiği Bölgeler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cay-endustrisi-ve-ekonomisi">Çay Endüstrisi ve Ekonomisi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/#cay-uzerine-ilginc-istatistikler">Çay Üzerine İlginç İstatistikler</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ed2fa"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3664" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1024x576.webp" alt="Camellia sinensis nedir ne işe yarar?" class="wp-image-3664" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Camellia sinensis nedir ne işe yarar?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ed571"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3663" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-327136-1024x576.webp" alt="Çayın Latince adı nedir?" class="wp-image-3663" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-327136-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-327136-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-327136-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-327136.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Çayın Latince adı nedir?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ed788"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3662" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-734983-1024x576.webp" alt="En pahalı çay hangisi?
" class="wp-image-3662" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-734983-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-734983-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-734983-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-734983.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: En pahalı çay hangisi?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ed98e"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3661" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2131899-1024x576.webp" alt="Çay (Camellia sinensis)" class="wp-image-3661" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2131899-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2131899-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2131899-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2131899.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Çay (Camellia sinensis)" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3edcaf"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3660" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1024x576.webp" alt="Dünyada en kaliteli çay hangisi?
" class="wp-image-3660" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Dünyada en kaliteli çay hangisi?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3edf44"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3659" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-219897-1024x576.webp" alt="Türkiyenin en iyi çayı hangisi?" class="wp-image-3659" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-219897-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-219897-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-219897-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-pixabay-219897.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Türkiyenin en iyi çayı hangisi?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="3658" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-min-an-1240961-1024x576.webp" alt="Camellia sinensis ekstresi nedir?" class="wp-image-3658" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-min-an-1240961-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-min-an-1240961-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-min-an-1240961-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-min-an-1240961.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Kökeni ve Tarihi</strong></h2>



<p>Dünya çapında yaygın olarak tüketilen ve kökleri çok eski dönemlere uzanan özel bir bitki olan Camellia sinensis’ten elde edilen içecektir. Kökeni ve tarihi, binlerce yıl öncesine dayanır ve ilginç bir hikayeye sahiptir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çay Bitkisinin Doğuşu ve İlk Keşfi</strong></h4>



<p>Çayın hikayesi, eski Çin’de M.Ö. 2737 yılına kadar gitmektedir. Efsaneye göre, Çin İmparatoru Shen Nong, içme suyunu kaynatırken rastlantı sonucu yapraklarının sıcak suya düşmesi sonucu ilk çayı keşfetti. Bu tesadüfi keşif,  tarih sahnesine çıkışını işaret eder.</p>



<p>İlk başlarda, çayın sadece Çin’de tüketildiği ve kullanıldığı bilinirken, zamanla  bitkisi farklı kültürler arasında yayılmıştır. Bu, çayın keşfinin ve üretiminin Çin’den diğer ülkelere yayılmasının başlangıcını işaret eder.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Tarihsel Çay Üretimi ve Ticareti</strong></h4>



<p>Tarihsel üretimi ve ticareti, özellikle Çin ve Japonya’da zengin bir geçmişe sahiptir. Antik Çin’de önce tıbbi bir içecek olarak kullanılmıştır, ardından dini ve kültürel ritüellerin bir parçası haline gelmiştir. Tang Hanedanı (M.S. 618-907) döneminde çayın bitkisi, özel olarak yetiştirilen ve işlenen  ağaçlarından elde edilen daha sofistike bir içecek haline geldi.</p>



<p>Çin’de olduğu gibi, Japonya da çayın önemli bir rol oynadığı bir ülkedir. Japonya’da “Chanoyu” veya “Sadō” olarak bilinen seremonisi,  kültürel ve estetik bir deneyim olarak kabul edilmesini sağladı. Bu seremoni,  doğru şekilde nasıl demlenip sunulması gerektiğini vurgular.</p>



<p>Orta Çağ’da,  ticareti ve üretimi daha da yayılmıştır ve Avrupa’ya ulaştı. İngilizler, Hollandalılar ve Portekizliler gibi Avrupa ülkeleri, Doğu Asya’dan getirilen  popülaritesinin artmasına katkıda bulundular. Bu dönemde, Çay Yolu olarak bilinen ticaret yolları oluştu ve çayın çeşitleri dünya çapında bir ticaret malzemesi haline geldi.</p>



<p>Çayın kökeni ve tarihi, bu içeceğin dünya kültürlerindeki evrimini ve değerini gösteren etkileyici bir hikaye sunar. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Günümüzde, hala dünya genelinde popüler bir içecek olarak tüketilmekte ve kültürü, farklı bölgelerde farklı ritüellerle kutlanmaktadır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çay Bitkisi (Camellia sinensis)</strong></h2>



<p>Dünya genelinde en çok tüketilen içeceğin ana bileşenidir ve botanik açıdan oldukça ilginç bir bitki türüdür. Bu makalede, çay bitkisinin botanik özellikleri ve farklı ça çeşitlerinin yetiştiği bölgeler hakkında detaylı bilgilere ulaşacaksınız.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çay Bitkisinin Botanik Özellikleri</strong></h4>



<p>Bitkisi, bilimsel adıyla “Camellia sinensis,” Theaceae ailesine aittir. İşte  bitkisinin önemli botanik özellikleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yapraklar</strong>: Bitkisinin yaprakları kalıcıdır, yani her daim yeşil kalır. Yapraklar, oval veya hafifçe uzun oval şekildedir ve uçları sivridir.</li>



<li><strong>Çiçekler</strong>: Bitkisi beyaz veya hafif pembe renkte çiçekler açar. Bu çiçekler oldukça estetik ve hoş kokuludur.</li>



<li><strong>Meyve</strong>: Bitkisi, küçük ve etli meyveler üretir. Bu meyveler nadiren yenir, ancak tohumları  bitkisinin üremesinde kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Boyut</strong>: Ağacı normalde 2-3 metre yüksekliğindedir, ancak işlenme yöntemlerine ve yetiştirildiği koşullara bağlı olarak daha büyük veya daha küçük olur.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Farklı Çay Çeşitlerinin Yetiştiği Bölgeler</strong></h4>



<p>Bitkisi, dünya genelinde birçok farklı bölgede yetiştirilmektedir, ancak en iyi çayların üretildiği bölgeler arasında şunlar bulunmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Çin</strong>: Çin, çayın kökeni olarak kabul edilmektedir ve hala dünyanın en büyük üreticisidir. Çin’de Siyah , Yeşil , Oolong  ve Beyaz  gibi birçok çeşidi yetiştirilmektedir.</li>



<li><strong>Japonya</strong>: Japonya, yeşil çay üretiminde öncü bir ülkedir. Ünlü Matcha çayı da dahil olmak üzere birçok yeşil  çeşidi Japonya’da yetişir.</li>



<li><strong>Hindistan</strong>: Hindistan, özellikle Assam ve Darjeeling bölgeleri ile bilinmektedir. Assam çayı güçlü siyah çayları ile ünlüdür, Darjeeling ise daha hafif ve çiçeksi siyah çayları üretir.</li>



<li><strong>Sri Lanka (Eski adıyla Seylan)</strong>: Sri Lanka, özellikle Ceylon çayı ile tanınır. Ceylon dünya çapında bilinen ve sevilen bir siyah  çeşididir.</li>



<li><strong>Taiwan (Tayvan)</strong>: Taiwan, özellikle Oolong çayının üretiminde uzmandır. Dağlık arazisi ve farklı mikroklima koşulları, çeşitli oolong çaylarının yetişmesine imkan tanır.</li>
</ul>



<p>Her bir bölgenin iklimi, toprak yapısı ve yetiştirme yöntemleri, tadını, aromasını ve özelliklerini etkiler. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu nedenle, dünya genelinde farklı bölgelerde yetiştirilen çayların kendine özgü lezzetleri vardır ve bu, dünyasının zenginliğini ve çeşitliliğini oluşturur.</p>
</blockquote>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çayın İşlenme Aşamaları</strong></h4>



<p>Yapraklarının özenle toplanması ve özel işleme aşamalarından geçirilmesi sonucu elde edilen nefis bir içecektir. İşte işlenme aşamalarının detaylı bir açıklaması:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Çay Yapraklarının Toplanması</strong></h4>



<p><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/siyah-cay-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Çayın üretim süreci,</a></em></strong> yapraklarının dikkatli bir şekilde toplanmasıyla başlar. Yapraklar, el ile veya bazen mekanik toplama makineleri ile toplanmaktadır. Kaliteli yaprakları, genellikle genç yapraklardan ve tomurcuklardan oluşur. İşte toplama sırasında dikkate alınması gereken bazı önemli faktörler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Mevsim</strong>: Yaprakları, mevsime bağlı olarak farklı tadlara sahip olur. Örneğin, ilkbaharda toplanan yapraklar genellikle daha hafif ve tatlı bir tada sahiptir.</li>



<li><strong>Hava Koşulları</strong>: Yağışlı dönemlerde toplanan yapraklar, daha yumuşak ve lezzetli olacaktır.</li>



<li><strong>Toplama Yöntemi</strong>: El ile toplanan yapraklar, daha hassas bir şekilde seçilebilir ve kaliteli ürün yapımına daha uygundur.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Çayın Kurutulması</strong></h4>



<p>Toplanan yaprakları, kurutma işlemine tabi tutulmaktadır. Kurutma, yaprakların nem içeriğini azaltarak  dayanıklılığını artırır ve içerdiği lezzet ve aroma maddelerinin korunmasını sağlar. Kurutma işlemi için farklı yöntemler kullanılmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Güneşte Kurutma</strong>: Yapraklar güneşte yayılarak ve doğal olarak kurumaya bırakılmaktadır. Bu yöntem genellikle yeşil çay üretiminde kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Hava Kurutma</strong>: Yapraklar özel odalarda veya rüzgarla kurumaya bırakılmaktadır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Fermantasyon (Oksidasyon) İşlemi</strong></h4>



<p>Türüne bağlı olarak, fermantasyon (oksidasyon) işlemi farklı şekillerde uygulanır. Bu aşama, tadını ve rengini büyük ölçüde etkiler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Siyah</strong>: Yapraklar tamamen oksitlenmektedir. Bu işlem, yaprakların renginin siyaha dönmesine neden olur ve karakteristik siyah çay tadını verir.</li>



<li><strong>Yeşil</strong>: Fermantasyon işlemi engellenerek veya minimize edilmektedir. Bu nedenle yeşil çay yaprakları yeşil renklerini ve taze tadlarını korur.</li>



<li><strong>Oolong Çayı</strong>: Yapraklar kısmi oksidasyona tabi tutulmaktadır, bu da oolongun karakteristik tat ve aroma profiline katkıda bulunmaktadır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>4. Çayın İşlenmesi ve Paketlenmesi</strong></h4>



<p>Fermantasyon aşamasının ardından yaprakları özel olarak işlenmektedir. Bu işlem, yaprakların boyutlarına ve  türüne bağlı olarak değişir. Yaprağın işlenmesi aşamasında yapraklar rulo yapılabilir, kırılabilir veya kesilebilir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Son olarak, işlenen  yaprakları paketlenerek ve tüketiciye sunulmaktadır. Bu aşamada, çayın ambalajı, saklama koşulları ve paketleme süreci, çayın tazelik ve kalitesini korumak için büyük önem taşır.</p>
</blockquote>



<p>Çayın işlenme aşamaları, çeşitli  türlerinin ve tat profillerinin oluşturulmasında önemli bir rol oynar. Her adımın özenle gerçekleştirilmesi, son derece lezzetli ve kaliteli bir çayın üretilmesini sağlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Farklı Çay Türleri</strong></h2>



<p>Dünya genelinde farklı işleme yöntemleri ve yetiştirildiği bölgelere bağlı olarak çeşitli tat ve özelliklere sahip çeşitli türlerde üretilmektedir. İşte dört farklı  türünün özellikleri ve tadı hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Siyah Çayın Özellikleri ve Tadı</strong></h4>



<p><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/siyah-cay-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Siyah çay,</a></em></strong> yapraklarının tamamen oksitlenmesi (fermantasyon) sonucu elde edilen koyu renkli ve güçlü bir türüdür. İşte siyah çayın özellikleri ve tadı:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Renk</strong>: Siyah , derin kırmızımsı-kahverengi bir renge sahiptir.</li>



<li><strong>Tat</strong>: Siyah çayın tadı genellikle güçlü, tam gövdeli ve zengin olarak tanımlanır. Tat profili, çeşitli alt tatlara sahip olur, bunlar arasında malt, çikolata, meyve veya baharat notaları bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Kafein İçeriği</strong>: Siyah , yeşil çaya göre daha fazla kafein içerir.</li>



<li><strong>Demleme Süresi</strong>: Genellikle siyah çaylar, diğer çaylara göre daha uzun süre demlenmektedir. Demleme süresi, çayın tadını ve gücünü etkiler.</li>
</ul>



<p>Siyah çay, dünya genelinde çok popülerdir ve farklı çeşitleri arasında en yaygın olarak tüketilenidir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Yeşil Çayın Sağlık Faydaları</strong></h4>



<p>Oksidasyon (fermantasyon) işlemine tabi tutulmadan üretilen bir türüdür. Sağlık faydaları, onu özel kılan birçok özelliğe dayanır. İşte sağlık faydaları ve özellikleri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidanlar</strong>: Epigallokateşin gallat (EGCG) gibi güçlü antioksidanlar içerir. Bu antioksidanlar vücutta serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltıcıdır.</li>



<li><strong>Kilo Kontrolü</strong>: Metabolizmayı hızlandırabilir ve yağ yakımını teşvik eder. Bu nedenle, kilo kontrolüne yardımcı olur.</li>



<li><strong>Kalp Sağlığı</strong>: Düzenli tüketimi, kalp sağlığını destekleyecektir. Kolesterol seviyelerini düşürebilir ve kan basıncını kontrol altında tutabilir.</li>



<li><strong>Zihinsel Uyanıklık</strong>: Yeşil çayın içeriğindeki kafein, zihinsel uyanıklığı artırarak ve odaklanmayı destekleyicidir.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Lezzetli ve sağlıklı bir içecektir. Tadı hafif ve taze olup, birçok farklı aromayı yakalayabilen zengin bir içecektir.</p>
</blockquote>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Oolong Çayının Özel İşleme Süreci</strong></h4>



<p><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/oolong-cayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Oolong çayı</a></em></strong>, siyah çay ile yeşil çay arasında bir yerde bulunan ve özel bir işleme sürecine tabi tutulan bir türdür. İşte oolongun özellikleri ve özel işleme süreci:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Renk</strong>:Rengi genellikle yeşil ile siyah arasında değişir. Bu renk farklılık, oolong çayın oksidasyon seviyesine bağlıdır.</li>



<li><strong>Tat</strong>: Tadı, genellikle karmaşık ve zengindir. Hafif çiçeksi ve meyvemsi notalar, tat profiline katkıda bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Oksidasyon Seviyesi</strong>: Siyah çaydan daha az oksitlenmektedir, ancak yeşil çaydan daha fazla oksitlenemktedir. Bu, tat profilini ve renk tonunu belirler.</li>



<li><strong>Demleme Süresi</strong>: Türlerine bağlı olarak farklı demleme süreleri gerektirmektedir. Bu, oksidasyon seviyesine bağlı olarak değişir.</li>
</ul>



<p>Özellikle Çin ve Tayvan’da üretilmektedir ve lezzet zenginliği ile tanınmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Beyaz Çayın Zarif Lezzeti</strong></h4>



<p>Diğer  türlerine göre daha hafif ve zarif bir lezzete sahip bir türüdür. İşte  özellikleri ve zarif lezzeti:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Renk</strong>: Hafif altın veya açık kırmızımsı bir renge sahiptir.</li>



<li><strong>Tat</strong>: Tadı genellikle hafif, tatlı ve çiçeksi olarak tanımlanır. Lezzet profili yumuşak ve narin olup, diğer türlerine göre daha az işlenmektedir.</li>



<li><strong>İşleme</strong>: Yapraklarının minimal oksidasyona tabi tutulduğu ve kurutulduğu bir işleme sürecinden geçer. Bu nedenle yaprakların doğal özellikleri daha fazla korunmaktadırt.</li>



<li><strong>Kafein İçeriği</strong>: Genellikle diğer  türlerine göre daha az kafein içerir.</li>
</ul>



<p>Hafif tadı ve zarif lezzeti, özellikle  keyfini sevenler için ideal bir seçenektir. Ayrıca, sağlık faydaları ve hafif tat profili nedeniyle birçok kişi tarafından tercih edilmektedir.</p>



<p>Her bir türünün kendine özgü özellikleri ve tadı vardır. Siyah çayın güçlü ve tam gövdeli tadı, yeşil çayın sağlık faydaları, oolong çayının karmaşık aromaları ve beyaz çayın zarif lezzeti,  dünyasının çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtır. Her  türü, farklı damak zevklerine hitap eder ve çayın dünyasının keşfedilmesi gereken birçok yönü bulunmaktadır. İçmeye olan ilginizi çeşitli türlerini deneyerek daha da derinleştirebilirsiniz.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3eee06"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3657" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-hasan-albari-1493080-1024x576.webp" alt="En sağlıklı çay hangisi?
" class="wp-image-3657" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-hasan-albari-1493080-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-hasan-albari-1493080-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-hasan-albari-1493080-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-hasan-albari-1493080.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: En sağlıklı çay hangisi?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ef0cf"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3656" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rejcl-12681760-1024x576.webp" alt="En kaliteli çay nasıl anlaşılır?" class="wp-image-3656" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rejcl-12681760-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rejcl-12681760-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rejcl-12681760-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rejcl-12681760.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: En kaliteli çay nasıl anlaşılır?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ef34e"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3653" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-6871927-1024x576.webp" alt="Dünyanın en büyük çay üreticisi hangi ülke?" class="wp-image-3653" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-6871927-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-6871927-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-6871927-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-6871927.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Dünyanın en büyük çay üreticisi hangi ülke?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3ef582"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3654" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1-1024x576.webp" alt="Türkiye çay üretiminde kaçıncı sırada?" class="wp-image-3654" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-yosi-azwan-3752402-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Türkiye çay üretiminde kaçıncı sırada?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="3655" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1-1024x576.webp" alt="Çay alırken nelere dikkat etmeli?
" class="wp-image-3655" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-quang-nguyen-vinh-2884905-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Aromaları ve Çeşnileri: Meyve, Bitki, Baharat ve Özel Karışımlar</strong></h2>



<p>Dünyası, sadece geleneksel yapraklarından değil, aynı zamanda çeşitli aromalar ve çeşnilerle zenginleştirilen çeşitli özel karışımları da içerir. Bu aromalar, çayı daha çekici ve kişiselleştirilmiş kılmaktadır. İşte meyve çayları, bitki çayları, baharatlı çaylar ve özel karışımlar hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Meyve Çayları ve Bitki Çayları</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Meyve Çayları</strong>: Genellikle meyve parçaları, kabukları veya kabukları kullanılarak yapılmaktadır. Çilek, ahududu, elma, portakal, ve böğürtlen gibi meyveler,  temel bileşenleridir. Bu çaylar genellikle tatlı, taze ve ferahlatıcıdır.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/bitki-cayi-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bitki Çayları: </a></em></strong>Bitki çayları, bitkisel malzemelerin çay yaprakları veya poşetleri ile demlenmesiyle yapılmaktadır. <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/papatya/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Papatya,</a></em></strong> <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/nane/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">nane</a></em></strong>, ıhlamur, rezene ve<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/lavanta/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> lavanta</a></em></strong> gibi bitkiler, popüler bitki çaylarının içeriğini oluşturur. Bitki çayları, rahatlatıcı ve sağlık faydaları sunan içeceklerdir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Baharatlı Çaylar ve Özel Karışımlar</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Baharatlı Çaylar</strong>: Yapraklarına özel baharatlar ve tatlandırıcılar eklenerek yapılmaktadır. Hindistan’da ünlü bir örnek olan Chai çayı, siyah çayın üzerine baharatlar, süt ve şeker eklenerek yapılmaktadır. Diğer baharatlı çeşitleri de <em><strong><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/zencefil/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">zencefil</a></strong>,</em> <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/cubuk-tarcinin-saglik-faydalari/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tarçın,</a></em></strong> <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/kakule/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kakule </a></em></strong>ve <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/karanfil/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">karanfil</a></em></strong> gib<strong>i<em> <a href="https://www.bitkiaromasi.com/category/baharat/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">baharatlar</a> </em></strong>içerir.</li>



<li><strong>Özel Karışımlar</strong>: Özel karışımlar, çeşitli malzemelerin benzersiz bir kombinasyonunu içerir. Örneğin,<strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/earl-grey-cayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Earl Grey çayı</a></em></strong>, siyah çayın üzerine bergamot portakalı yağı eklenerek yapılmaktadır ve karakteristik bir narenciye aroması taşır. Bu tür karışımlar, çayın tadını ve kokusunu özelleştirmek için kullanılmaktadır</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Çayın Aromalarını ve Çeşnilerini Etkileyen Faktörler</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kalite</strong>: Aroması ve çeşnileri, kullanılan yapraklarının kalitesine bağlıdır. Daha yüksek kaliteli yapraklar, daha zengin ve karmaşık tatlar ve aromalar üretme eğilimindedir.</li>



<li><strong>İşleme Yöntemi</strong>: İşlenme süreci de aromalarını etkiler. Örneğin, yeşil çayın işlenme süreci daha hafif ve taze bir tat bırakırken, siyah çayın fermantasyonu daha zengin ve tam gövdeli bir tada yol açar.</li>



<li><strong>Katlandığı Malzemeler</strong>: Eklenen meyve parçaları, baharatlar veya bitkisel çeşniler, çayın aromasını ve tatlarını büyük ölçüde etkiler. Bu katkı maddeleri, çayın karakterini özelleştirir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>4. Çayın Kişiselleştirilmesi</strong></h4>



<p>Çayın aromaları ve çeşnileri, herkesin damak zevkine uyacak şekilde kişiselleştirilmektedir. İsterseniz kendinize özgü bir karışımı oluşturabilirsiniz veya farklı aromaları deneyerek  deneyiminizi zenginleştirebilirsiniz. Ayrıca, çayın içeriğini ve aromasını sağlık faydalarına veya kişisel tercihlere göre özelleştirebilirsiniz.</p>



<p>Dünyası, sadece çayın kendisi değil, aynı zamanda farklı aromalar ve çeşnilerle özelleştirilen çeşitli özel karışımları da içerir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu çeşitlilik, herkesin damak zevkine uygun bir çay bulmasını sağlar ve çayın sadece bir içecek değil, aynı zamanda bir deneyim olduğunu gösterir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Sağlık Faydaları</strong></h2>



<p>Dünya genelinde popüler bir içecek olmanın ötesinde, sağlık açısından da birçok fayda sunan bir içecektir. İşte çayın sağlık faydaları ve bu faydalara etki eden faktörlerin özgün bir açıklaması:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Antioksidan İçeriği ve Vücuda Etkileri</strong></h4>



<p>Özellikle yeşil , siyah , oolong çayı ve beyaz  gibi çeşitli türlerde yüksek düzeyde antioksidanlar içerir. Bu antioksidanlar, vücutta serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltarak ve bir dizi sağlık faydasına katkıda bulunacaktır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Hücresel Koruma</strong>: Çaydaki antioksidanlar, hücrelerin serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresten korunmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Kanser Riskini Azaltma</strong>: Bazı çalışmalar, düzenli yeşil çay tüketiminin kanser riskini azaltabileceğini öne sürmektedir. Özellikle epigallokateşin gallat (EGCG) gibi antioksidanlar kanser hücrelerinin büyümesini engelleyeicidir.</li>



<li><strong>Kalp Sağlığını Destekleme</strong>: Çayın içeriğindeki antioksidanlar, kolesterol seviyelerini düşürek ve kan damarlarının sağlığını korur. Bu, kalp sağlığını destekler.</li>



<li><strong>Zihinsel Uyanıklık</strong>: İçeriğindeki kafein ve L-teanin gibi bileşenler nedeniyle, zihinsel uyanıklığı artırarak ve konsantrasyonu destekleyicidir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Kafeinin Etkileri ve Sınırları</strong></h4>



<p>İçeriğinde bulunan kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı bir etki yapar. Ancak çay, kahveye göre daha düşük kafein içeriğine sahiptir ve bu nedenle daha hafif bir uyarıcı etkisi sunar. İşte çayın içeriğindeki kafeinin etkileri ve sınırları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Uyarıcılık</strong>: Çayın içerdiği kafein, zihinsel uyanıklığı artırarak, yorgunluğu azaltarak ve enerji seviyelerini yükseltecektir. Ancak bu etkiler, tüketilen miktar ve kişinin duyarlılığına bağlı olarak değişir.</li>



<li><strong>Uykusuzluk Riski</strong>: İçindeki kafein, bazı kişilerde uykusuzluğa neden olur. Özellikle akşam saatlerinde aşırı  tüketimi uykusuzluğa yol açar.</li>



<li><strong>Sınırlı Tüketim</strong>: Kafeine hassasiyeti olan kişiler veya hamile kadınlar,  sınırlı miktarda tüketmelidir. Ayrıca, çocuklar için aşırı kafein içeriği nedeniyle dikkatli bir şekilde kontrol edilmelidir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Çayın Sindirim Sağlığına Etkileri</strong></h4>



<p>Sindirim sağlığına da olumlu etkilerde bulunmaktadır. İşte çayın sindirim sağlığına etkileri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Anti-inflamatuar Etki</strong>: İçinde bulunan antioksidanlar ve anti-inflamatuar bileşenler, bağırsakların sağlığını destekleyerek ve iltihabı azaltıcıdır.</li>



<li><strong>Mide Rahatlatma</strong>: Özellikle nane çayı gibi bazı çaylar, mide rahatsızlıklarını hafifleterek ve sindirimi kolaylaştıracaktır.</li>



<li><strong>Kabızlık Önleme</strong>: Bazı bitki çayları, örneğin papatya çayı, bağırsak hareketlerini teşvik ederek kabızlık sorunlarını hafifletebilir.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ancak, çayın sindirim sağlığına olan olumlu etkileri kişiden kişiye değişmektedir ve aşırı tüketim bazı kişilerde sindirim sorunlarına neden olacaktır. Doktora danışmak önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Meditasyon ve Ruh Hali Üzerindeki Etkileri</strong></h2>



<p>Sadece bir içecek olarak değil, aynı zamanda meditasyon ve ruh hali üzerinde olumlu etkileri olan bir araç olarak da kullanılmaktadır. İçimi, zihinsel rahatlama, içsel dinginlik ve meditasyonun derinleşmesine katkıda bulunabilicaktır. İşte çayın zihinsel rahatlamaya katkısı ve meditasyonla ilişkisi hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Çayın Zihinsel Rahatlamaya Katkısı</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidanlar ve Zihin Sağlığı</strong>: İçerdiği antioksidanlar sayesinde zihinsel sağlığa katkıda bulunacaktır. Özellikle yeşil çay, beyin fonksiyonunu destekleyen bileşikler içerir. Bu antioksidanlar, zihni sakinleştirir ve stresle başa çıkmaya yardımcı olur.</li>



<li><strong>Kafeinin Etkileri</strong>: Doğal olarak kafein içerir, ancak kahveden daha düşük miktarlarda bulunmaktadır. Bu nedenle,  içimi sırasında ortaya çıkan hafif uyanıklık, zihinsel farkındalık ve odaklanma sağlar. Ancak, kafeinin aşırı tüketimi anksiyeteye yol açar, bu nedenle dengeli bir tüketim önemlidir.</li>



<li><strong>Ritüel ve Dinginlik</strong>: İçimi, birçok kültürde bir ritüel haline gelmiştir. Hazırlama ve içme süreci, kişinin içsel dinginliğini artırır. Bu ritüel, zihni sakinleştirir ve rahatlamayı teşvik eder.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Çayın Meditasyon ve Yoga ile İlişkisi</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Meditasyon ve Çayın Birlikteliği</strong>: Birçok meditasyon pratiği, zihni sakinleştirmeyi, farkındalığı artırmayı ve içsel huzuru bulmayı hedefler. İçimi, meditasyon pratiğiyle mükemmel bir şekilde birleştirilmektedir. Meditasyon öncesinde veya sonrasında çay içmek, meditatif bir duruma geçişi kolaylaştıracaktır.</li>



<li><strong>Yoga ve Çayın Birlikteliği</strong>: Yoga, vücut ve zihin arasındaki dengeyi arayan bir uygulamadır. Bazı yoga pratisyenleri, yoga seanslarını  içimiyle birleştirirler. Yoga sonrası bir fincan, vücudu ve zihni sakinleştirir ve yogadan alınan faydaları artırır.</li>



<li><strong>Çay Meditasyonları</strong>: Bazı meditatif uygulamalar, çayın kendisi etrafında odaklanmayı içerir. Bu tür meditasyonlarda, <strong>çayın aroması</strong>, tadı ve dokusu üzerine odaklanarak içsel farkındalık geliştirmeye çalışılmaktadır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Çay Çeşitleri ve Etkileri</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/yesil-cay-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yeşil Çayı: </a></em></strong>Zihinsel uyanıklık sağlarve stresi azaltmaya yardımcı olur. İçerdiği L-teanin amino asidi, zihinsel rahatlama üzerinde olumlu etkilere sahiptir.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/lavanta-yagi/">Lavanta Çayı:</a></em></strong> Lavanta çayı, sakinleştirici ve anksiyete azaltıcı etkilere sahiptir. Bu çayı, meditasyon ve rahatlama pratiği sırasında içmek için ideal bir seçenektir.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/nane-limon-cayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nane Çayı: </a></em></strong>Nane çayı, sindirim sorunlarını hafifleterek ve zihni sakinleştirir. Meditasyon öncesi mide rahatlaması sağlamak için kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<p>Meditasyon ve ruh hali üzerindeki etkileri kişiden kişiye farklılık gösterir, ancak birçok insan için içimi, içsel dinginlik ve zihinsel rahatlama için etkili bir araçtır. Meditasyon ve yoga pratiğini çayı ile birleştirmek, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı artırır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ancak, etkileri kişisel tercihlere ve çayın çeşidine bağlı olarak değişkenlik gösterir, bu nedenle hangisinin sizin için en iyi olduğunu keşfetmek önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Dünya Genelinde Popülaritesi</strong></h2>



<p>Dünya genelinde en çok tüketilen içeceklerden biridir ve farklı kültürlerde büyük öneme sahiptir. Bu içeceğin kültürel çeşitliliği ve farklı ülkelerdeki çay tüketim gelenekleri,  dünya genelindeki popülerliğini yansıtan etkileyici bir hikayeye işaret eder.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Farklı Kültürlerdeki Önemi</strong></h4>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Çin</strong>: Kökeni olarak kabul edilen Çin, çayı binlerce yıl önce keşfetti. Çin kültüründe , saygı, misafirperverlik ve refahın sembolüdür. Seremonileri, Çin’in farklı bölgelerinde çeşitli şekillerde kutlanır.</li>



<li><strong>Japonya</strong>: Japonya’da , Chanoyu veya Sadō olarak bilinen geleneksel bir seremoninin önemli bir parçasıdır. Bu seremoni, çayın hazırlanışının bir sanat olarak kabul edildiği ve zen felsefesinin bir yansımasıdır.</li>



<li><strong>Hindistan</strong>: Hindistan, dünya genelinde en büyük  üreticilerinden biridir ve Assam ve Darjeeling bölgeleri ünlü çaylarını üretir. Hint kültüründe , sıcak içeceklerin ayrılmayan bir parçasıdır ve “çay saati” geleneksel bir uygulamadır.</li>



<li><strong>Türkiye</strong>: Türk çayı, Türk mutfağının ayrılmayan bir parçasıdır ve sosyal bir içecektir. Türk kültüründe misafirperverlik ve toplumsal ilişkilerin önemli bir simgesidir.</li>



<li><strong>Britanya</strong>: İngiltere, çayı dünya çapında ünlü kılan ülkelerden biridir. İngilizler, geleneksel olarak siyah çaylarını süt ve şekerle tüketirler ve çay saati (tea time) adını verdikleri bir gelenekleri vardır.</li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Ülkeler Arası Çay Tüketimi ve Gelenekleri</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Çin</strong>: Çin, kökeni ve evi olarak kabul edilmektedir. Ülkede , geleneksel seremonileri ile kutlanmaktadır ve farklı bölgelerde farklı çaylar üretilmektedir. Özellikle Yeşil Çayı, Siyah Çayı ve Pu-erh Çayı Çin’de önemlidir.</li>



<li><strong>Japonya</strong>: Japonya’da , Chanoyu veya Sadō adı verilen geleneksel seremonilerle kutlanır. Japonlar genellikle yeşil çayla tüketirler ve Matcha, en ünlü Japon çayı türlerinden biridir.</li>



<li><strong>Hindistan</strong>: Hindistan, özellikle Assam ve Darjeeling bölgeleri ile tanınır. Assam çayı güçlü siyah çayları ile ünlüdür, Darjeeling ise daha hafif ve çiçeksi siyah çaylar üretir.</li>



<li><strong>Türkiye</strong>: Türkiye’de  geleneksel bir içecektir ve genellikle ince belli bardaklarda sunulmaktadır. Sosyal toplantıların ve misafirperverliğin bir parçasıdır.</li>



<li><strong>Britanya</strong>: İngiltere’de , yaşam tarzının ayrılmayan bir parçasıdır. İngilizler, özellikle siyah çaylarını süt ve şekerle tüketirler ve çay saati (tea time) geleneği vardır.</li>



<li><strong>Rusya</strong>: Rusya’da , birçok kişi için önemli bir gelenek ve sosyal etkinlik haline gelmiştir. Ruslar, çoğunlukla siyah çayı içerler ve bunu genellikle meyve reçelleri, bal, limon veya çörek gibi yan ürünlerle birlikte tüketirler.</li>



<li><strong>Morocco</strong>: Fas, çayın önemli bir tüketicisidir ve geleneksel Fas çayı seremonisi, çayın hazırlanışının ve sunumunun özel bir yolunu içerir. Bu seremoni, yeşil nane çayının özel bir şekilde servis edildiği geleneksel bir etkinliktir.</li>



<li><strong>İran</strong>: İran, çayı geleneksel olarak şeker veya kristal şekerle tüketir. İran’da , aile ve arkadaşlarla sosyal bir içecektir ve sık sık sunulmaktadır.</li>



<li><strong>Çay Üretimi ve Ticareti</strong>: Çayın dünya genelindeki popülerliği, çayın üretim ve ticaretinin büyük bir endüstri olmasına yol açmıştır. Ülkeler,  üretimine ve ticaretine büyük ölçüde katkıda bulunurlar ve dünya çapında çayın tüketimini desteklerler.</li>



<li>Dünya genelindeki farklı kültürlerde farklı bir yere ve anlama sahiptir, ancak bu farklılıkların hepsi çayın sosyal bağları güçlendiren ve insanları bir araya getiren bir içecek olarak önemini yansıtır. Dünya çapında sevilen ve saygı duyulan bir içecektir ve her ülkenin kendi tüketim gelenekleri ve ritüelleri vardır.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çay Demleme Teknikleri: Mükemmel Bir Fincan Çay Yapmanın Sırları</strong></h2>



<p>Demlemek, bir sanattır ve doğru teknikleri kullanarak mükemmel bir fincan çayı yapmak için bazı sırları bilmek gerekir. İşte çayın demlenme süreleri, sıcaklık ayarları ve diğer önemli faktörler hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Çay Seçimi ve Kalitesi</strong></h4>



<p>Mükemmel bir fincan çayın temeli, yüksek kaliteli yapraklarına dayanır. Kaliteli çayın, taze ve tam yapraklardan oluşmalıdır. İşte çayın seçimi hakkında bazı ipuçları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Türüne göre seçim yapın (örneğin, siyah çay, yeşil çay, oolong çay veya beyaz çay).</li>



<li>Tercihinize göre aromalı çaylar veya <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/bitki-cayi-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">doğal çaylar </a></em></strong>arasında seçim yapın.</li>



<li>Güvenilir ve kaliteli çayın tedarikçilerinden alışveriş yapın.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Su Kalitesi ve Sıcaklık Ayarı</strong></h4>



<p>Çayın tadı büyük ölçüde kullanılan suyun kalitesine ve sıcaklığına bağlıdır. İşte bu faktörleri göz önünde bulundurarak çayın demlenme:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Saf su kullanın: Musluk suyu veya klorlu su çayın tadını etkileyecektir. Saf su kullanarak en iyi sonuçları elde edebilirsiniz.</li>



<li>Sıcaklık kontrolü: Farklı türleri için ideal su sıcaklıkları vardır. Genel kılavuzlar şunlardır:
<ul class="wp-block-list">
<li>Siyah Çay: Kaynamış su (100°C)</li>



<li>Yeşil Çay: 75-85°C</li>



<li>Oolong Çayı: 85-90°C</li>



<li>Beyaz Çay: 70-80°C</li>
</ul>
</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Çay Yapraklarının Ölçümü</strong></h4>



<p>Çayın doğru ölçülmesi önemlidir. Aşırı veya yetersiz çayın kullanımı, tadı etkiler. Her fincan için yaklaşık 2.5 ila 3 gram (bir çay kaşığı) çay yaprağı kullanmak genellikle iyi bir sonuç verir. Ancak, damak zevkinize göre miktarı ayarlayabilirsiniz.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>4. Demleme Süresi</strong></h4>



<p>Çayın demleme süresi, tadını ve gücünü belirler. Süre, çayın türüne ve kişisel tercihlere bağlı olarak değişir. İşte genel kılavuzlar:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Siyah Çayı: 3-5 dakika</li>



<li>Yeşil Çayı: 1-3 dakika</li>



<li>Oolong Çayı: 3-5 dakika</li>



<li>Beyaz Çayı: 2-5 dakika</li>
</ul>



<p>Demleme süresini kısaltarak veya uzatarak çayın lezzetini kişiselleştirebilirsiniz. Ayrıca, deney yaparak en sevdiğiniz demleme süresini bulabilirsiniz.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>5. Çayın Demleme Kabı veya Filtre Kullanımı</strong></h4>



<p>Çayı demlemek için uygun bir demleme kabı veya filtre kullanmak da önemlidir. Genellikle cam veya seramik demleme kapları tercih edilir. Filtreler, çayın yapraklarının suyun içinde serbestçe dolaşmasını önler.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>6. Çayın Sunumu ve Servisi</strong></h4>



<p>Mükemmel bir fincan çayın tadını çıkarmak için doğru servis de önemlidir. İşte bazı önemli servis ipuçları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çayın demleme süresini sona erdirdikten hemen sonra servis yapın. Aşırı demleme tadı acılaştırabilir.</li>



<li>İsteğe bağlı olarak limon dilimi, bal veya şeker ekleyin, ancak önce çayın tadını deneyin ve kişisel tercihinize göre ayarlayın.</li>



<li>Çayı demlemeye devam etmek istemiyorsanız, çayı hemen içmeden önce bir çaydanlıkta sıcak tutabilirsiniz.</li>
</ul>



<p>Demleme, birçok  sever için bir ritüel ve keyifli bir deneyimdir. Yukarıdaki ipuçları ve teknikler, mükemmel bir fincan çayı yapmanıza yardımcı olacaktır. Denemeler yaparak ve tadım becerilerinizi geliştirerek kendi özel çayın tarifinizi oluşturabilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Çeşitli Kullanım Alanları</strong></h2>



<p>Dünya genelinde en sevilen içeceklerden biridir ve sade içimi dışında birçok farklı kullanım alanına sahiptir. İşte çayın sade içimi, yemeklerde ve tatlılarda kullanımı, ve soğuk demlenmiş çayın yaz favorisi olması hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Çayın Sade İçimi</strong></h4>



<p>Çayın en yaygın kullanımı sade içimidir. Sıcak suyla çayın yapraklarının veya poşet çayın demlenmesi sonucunda elde edilen bu içecek, birçok insan için günlük ritüellerinin bir parçasıdır. İşte çayın sade içimi hakkında bazı bilgiler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Demleme Süresi ve Sıcaklık</strong>: Çayın lezzeti ve gücü, kullanılan su sıcaklığına ve demleme süresine bağlıdır. Siyah çaylar genellikle kaynar su ile 3-5 dakika demlenirken, yeşil çaylar daha düşük sıcaklıkta ve daha kısa süre demlenmelidir.</li>



<li><strong>Aromalar</strong>: Çayın tadı, çayın yapraklarının çeşidine ve işleme yöntemine bağlı olarak farklılık gösterir. Siyah çaylar genellikle zengin ve tam gövdeli bir tada sahiptir, yeşil çaylar ise daha hafif ve tazeyken, oolong ve beyaz çaylar daha karmaşık ve nüanslı aromalara sahip olabilir.</li>



<li><strong>Çay Saati ve Sosyal Ritüel</strong>: Bazı kültürlerde, sosyal bir ritüel veya özel bir anın bir parçası olarak tüketilir. Örneğin, İngiltere’de “çay saati” geleneksel bir uygulamadır ve arkadaşlar ve aile bir araya gelirken çaylar içilir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Çayın Yemeklerde ve Tatlılarda Kullanımı</strong></h4>



<p>Çay, yemeklerde ve tatlılarda da kullanılabilen çok yönlü bir malzemedir. İşte çayın yemeklerde ve tatlılarda kullanım alanları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Marinatlar ve Soslar</strong>: Siyah  veya yeşil çay bazlı marinatlar ve soslar, etlerin ve sebzelerin lezzetini zenginleştirir. Özellikle çayın hafif acılığı ve tazelik veren özellikleri bazı yemeklerde tercih edilmekteedir.</li>



<li><strong>Çaylı Tatlılar</strong>: Çayın, tatlılarda lezzet katkısı olarak kullanılabilir. Örneğin, çaylı kekler, çaylı dondurmalar veya çay aromalı krema tatlıları bu kategoriye girer.</li>



<li><strong>Çayla Pişirme</strong>: Bazı yemek tariflerinde çayın yaprakları veya infüzyonu kullanılmaktadır. Özellikle Asya mutfağında çaylı buharda pişirme veya çayla aromatik buğu yapma yöntemleri yaygındır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Soğuk Demlenmiş Çayın Yaz Favorisi Olması</strong></h4>



<p>Soğuk demlenmiş çaylar, özellikle sıcak yaz günlerinde serinlemek ve tazelemek için popüler bir seçenektir. İşte soğuk demlenmiş çayın özellikleri ve nasıl yapılacağı hakkında bazı bilgiler:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Hazırlık</strong>: Soğuk demlenmiş  yapmak için çayın yapraklarını veya poşet çayı soğuk suya ekleyin ve buzdolabında birkaç saat veya gece boyunca bekletin. Bu, çayın tatlı, hafif ve taze kalmasını sağlar.</li>



<li><strong>Lezzetler</strong>: Soğuk demlenmiş çayın tadını zenginleştirmek için taze meyveler, nane yaprakları, limon dilimleri veya buz ekleyebilirsiniz. Bu, çayın lezzetini kişiselleştirmenize yardımcı olur.</li>



<li><strong>Serinleme</strong>: Soğuk demlenmiş , sıcak hava koşullarında serinlemek ve hidrate olmak için mükemmel bir seçenektir. Ayrıca düşük kalorili ve sağlıklı bir içecektir.</li>
</ul>



<p>Çayın bu farklı kullanım alanları, çayın çok yönlü bir içecek olduğunu ve her mevsimde tadını çıkarabileceğiniz birçok farklı şekilde kullanılabileceğini gösterir. Hem geleneksel çayın içimi hem de yaratıcı kullanım alanları, çayın kültürel çeşitliliğini ve popülaritesini yansıtır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Kozmetik ve Saç Bakım Ürünlerinde Kullanımı</strong></h2>



<p>Sadece içilebilen bir içecek olmanın ötesinde, kozmetik ve saç bakım ürünlerinde de yaygın bir şekilde kullanılan doğal bir bileşendir. Çayın özleri, antioksidanlar ve diğer faydalı bileşenler içerdiği için <strong>cilt bakımı ve saç bakımı</strong> için ideal bir malzemedir. İşte çayın kozmetik ve saç bakım ürünlerindeki rolü hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Çay Özleri ve Uygulamaları</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yeşil Çay Özleri</strong>: Kozmetik ürünlerde sıkça kullanılan bir bileşendir. Antioksidanlar bakımından zengin olan yeşil çay, cilt yaşlanmasının önlenmesine ve ciltteki serbest radikallerin etkilerinin azaltılmasına yardımcı olur. Yeşil çay özleri, nemlendiricilerden yüz maskelerine kadar birçok üründe bulunabilir.</li>



<li><strong>Siyah Çay Özleri</strong>: Ciltteki iltihapları azaltmaya yardımcı olabilen tanenler içerir. Siyah çayın özleri, özellikle akneye eğilimli ciltler için yatıştırıcı tonikler ve losyonlar içinde kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Papatya Çayı</strong>: Papatya çayı, ciltte tahrişi azaltmaya ve cildi yatıştırmaya yardımcı olur. Papatya çayı özleri, hassas ciltler için özellikle tercih edilir.</li>



<li><strong>Çay Ağacı Yağı</strong>: Ağacı yağı, antiseptik ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir. Bu nedenle, akne ve sivilce sorunlarına karşı sıkça kullanılır. Şampuanlarda ve saç kremlerinde saç derisi sorunlarına karşı da bulunabilir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Doğal Güzellik Ürünlerinde Çayın Rolü</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Güzellik Maskeleri</strong>: Özleri, güzellik maskelerinin içeriğinde sıklıkla bulunur. Yeşil çay, cilt hücrelerini canlandırır ve genç görünümü teşvik edebilir. Siyah çayın maskeleri, ciltteki siyah noktaları ve fazla yağı temizlemeye yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Güneş Koruyucular</strong>: Çayın antioksidan özellikleri, güneş koruyucu ürünlerde kullanılmasını teşvik eder. Yeşil çay özleri, güneşin zararlı UV ışınlarına karşı cildi korumada etkili olabilir.</li>



<li><strong>Güzellik Losyonları ve Kremleri</strong>: Kozmetik kremler ve losyonlar, genellikle çay özleri ile zenginleştirilir. Bu ürünler cildi nemlendirir, tonlar ve ince çizgileri azaltabilir.</li>



<li><strong>Saç Bakım Ürünleri</strong>: Ağacı yağı, saç bakım ürünlerinde saç derisi sağlığını iyileştirmek ve kepek sorunlarına karşı etkili olmak için kullanılır. Yeşil çayın ekstresi de saçın sağlığını desteklemek için şampuanlar ve saç kremleri içinde kullanılır.</li>
</ul>



<p>Çayın kozmetik ve saç bakım ürünlerindeki kullanımı, doğal ve sağlıklı bir cilt ve saç bakımı için popüler bir tercih haline gelmiştir. Çayın antioksidan, yatıştırıcı ve antimikrobiyal özellikleri, cilt ve saçın sağlığını desteklemeye yardımcı olur. Bu nedenle, birçok kişi çayın güzellik ve bakım rutinlerinin önemli bir parçası haline getirmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Antik ve Mitolojik Bağlantıları</strong></h2>



<p>Günümüzde popüler bir içecek olmasının yanı sıra, antik dönemlerden bu yana insanlar arasında önemli bir yere sahiptir. Çayın mitolojik, dini ve mistik bağlantıları, tarih boyunca çeşitli kültürlerde çayın özel bir rol oynamasına neden olmuştur. İşte çayın antik ve mitolojik bağlantılarına dair detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Çayın Mitolojik ve Dini Kullanımları</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Çin Mitolojisi ve Efsaneleri</strong>: Çin mitolojisinde kökeni bir tanrıça veya doğa ruhu olan Shen Nong’a kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Bir efsaneye göre, Shen Nong, çayın rastlantısal olarak keşfedilmesine ve çayın sağlık faydalarını keşfetmesine yardımcı olan bir tıpçıdır.</li>



<li><strong>Budizm ve Zen</strong>: Budizm ve özellikle Zen Budizmi ile yakından ilişkilendirilir. Budist rahipler, meditasyonlarını desteklemek ve uyanıklıklarını artırmak için çayın içimi yaparlar. Ayrıca, çayın seremonileri (örneğin, Japon çay seremonisi) Zen Budizmi’nin önemli bir parçasıdır.</li>



<li><strong>Sufizm ve Rumi</strong>: Mevlana Celaleddin Rumi, Sufi mistik öğretisinin kurucusu olarak tanınır. Rumi’nin şiirlerinde ve öğretilerinde çayın sembolik kullanımı sıkça görülür. İçsel aydınlanma ve ruhsal derinlik arayışında bir metafor olarak kullanılır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Çayın Mistik ve Tarihsel Önemleri</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tibet ve Pu-erh Çayı</strong>: Tibet’te, Pu-erh çayı mistik bir içecek olarak kabul edilir. Bu çay, yıllarca olgunlaştırılır ve özel bir zenginlik ve sağlık faydası sağladığına inanılır.</li>



<li><strong>Orta Doğu ve Çayın Misafirperverliği</strong>: Orta Doğu’da çay, misafirperverliğin önemli bir sembolüdür. Özellikle İran’da çay içimi büyük bir gelenek haline gelmiştir. Misafirlere çay sunmak, sıcaklık ve hoşgörüyü simgeler.</li>



<li><strong>Çin ve Tang Hanedanı</strong>: Çin’de Tang Hanedanı döneminde (7. ila 10. yüzyıl) çay, üst sınıfın ve sarayın bir parçası haline geldi. Tang Hanedanı, çayın çeşitli faydalarını keşfetti ve çay seremonilerini popülerleştirdi.</li>



<li><strong>Rusya ve Samovar</strong>: Çay, Rus kültürünün önemli bir parçasıdır. Samovar adı verilen özel bir çay makinesi, çay içiminin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ruslar, çayı sıcaklıkla bağdaştırarak hem soğuk kışlarına hem de sıcak yazlarına uygun bir içecek olarak görürler.</li>
</ul>



<p>Çayın antik ve mitolojik bağlantıları, tarih boyunca birçok kültürde çayın ruhsal, sağlık ve kültürel önemini yansıtır. Bugün bile birçok yerde çay, içsel dinginlik, misafirperverlik ve paylaşımın sembolüdür. Bu bağlantılar, çayın insanlar arasında uzun süreli bir sevgi ve takdir kazanmasına katkıda bulunmuştur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Türkiye’de Çay Üretimi ve Yetiştiği Bölgeler</strong></h2>



<p>Çay, Türkiye’nin kuzey bölgelerinde geniş çay bahçelerinde yetiştirilen ve ekonomik açıdan önemli bir tarım ürünüdür. Türkiye, çay üretimi ve tüketimi konusunda dünya genelinde önemli bir yere sahiptir. İşte Türkiye’de çayın üretimi ve yetiştiği bölgeler hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çayın Türkiye’ye Gelişi ve Tarihçesi</strong></h4>



<p>Çayın Türkiye’ye gelişi, 19. yüzyılın sonlarına dayanır. Türk işadamı Rizeli Hacı Ahmet Zihni Bey, 1892 yılında Gürcistan’dan tohum getirerek Rize’de ilk çay fidanlarını yetiştirmiştir. Bu, Türkiye’de çay üretiminin başlangıcı olarak kabul edilir. Çayın hızla yayılması ve popüler hale gelmesiyle Türkiye çay üretiminde önemli bir oyuncu haline gelmiştir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çay Üretimi ve Yetiştiği Bölgeler</strong></h4>



<p><strong>Türkiye’de çay üretimi özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yoğundur.</strong> Karadeniz’in nemli iklimi, çay bitkisinin iyi yetişmesi için ideal koşulları sağlar. İşte Türkiye’de çay üretiminin odaklandığı bölgeler:</p>



<p><strong>1. Rize</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Rize, Türkiye’nin çay başkenti olarak kabul edilir ve ülkenin en büyük çay üreticisi ilidir.</li>



<li>Rize’nin dağlık arazisi ve yüksek yağış miktarı, çayın kaliteli ve lezzetli olmasını sağlar.</li>



<li>Karadeniz sahilindeki yamaçlarda bulunan çay bahçeleri, Rize’nin simgesi haline gelmiştir.</li>
</ul>



<p><strong>2. Trabzon</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Trabzon, Rize’nin hemen doğusunda yer alır ve Türkiye’nin önemli bir çay üretim bölgesidir.</li>



<li>Çay üretimi, Trabzon’un doğusunda yer alan Of ve Sürmene gibi bölgelerde de yoğundur.</li>
</ul>



<p><strong>3. Artvin</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Artvin, Karadeniz Bölgesi’nin doğu kıyısında bulunur ve çay üretimi açısından önemli bir bölgedir.</li>



<li>Artvin’in denizden uzak iç kesimlerinde de çay üretimi yapılmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>4. Samsun</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Samsun, Karadeniz Bölgesi’nin batısında yer alır ve çay üretimi yapılır.</li>



<li>Samsun, Türkiye’de farklı çay türlerinin üretildiği bir bölgedir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çay Üretim Süreci</strong></h4>



<p>Türkiye’de çay üretimi, özenli bir süreç gerektirir. <strong>Çay yaprakları,</strong> bahar ve yaz aylarında elle toplanır ve işlenir. İşleme süreci, yaprakların kurutulması, fermantasyonu ve son olarak çeşitli boyutlarda kesilmesini içerir. İşlenen çay yaprakları, çayın türüne bağlı olarak farklı aromalar ve tatlar kazanır.</p>



<p>Türkiye’de çay, özellikle sabahları ve öğleden sonraları sıkça tüketilen bir içecektir. Aynı zamanda Türk çay kültürü, misafirperverlik ve paylaşımın bir sembolüdür. Türk çayı, demliği ve ince belli bardaklarıyla özgün bir şekilde sunulur ve insanların bir araya gelmesini teşvik eder.</p>



<p>Sonuç olarak,<strong> Türkiye’de çay üretimi </strong>Karadeniz Bölgesi’nde yoğunlaşsa da, ülkenin dört bir yanında<strong> çay üretimi </strong>yapılmaktadır. <strong>Türk çayı,</strong> hem ulusal hem de uluslararası düzeyde önemli bir ürün olup, Türkiye’nin ekonomisine büyük bir katkı sağlamaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çay Endüstrisi ve Ekonomisi</strong></h2>



<p>Çay, dünya genelinde en yaygın tüketilen içeceklerden biri olup, büyük bir endüstriyi ve ekonomiyi destekler. Dünya çapında çay üretimi ve ticareti, milyonlarca kişinin istihdam edildiği ve birçok ülkenin gelir kaynağı olan büyük bir sektördür. İşte çay endüstrisi ve ekonomisi hakkında daha fazla bilgi:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Dünya Çay Üretimi ve Ticareti</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Üretim Merkezleri</strong>: Dünya çay üretiminin önemli merkezleri arasında <strong>Çin, Hindistan, Sri Lanka, Kenya, Tayvan, Vietnam, Türkiye, ve Japonya</strong> yer almaktadır. Bu ülkeler, çeşitli çay türlerini üretirler ve dünya pazarına ihraç ederler.</li>



<li><strong>Üretim Miktarları</strong>: Dünya çay üretimi her yıl milyonlarca tonu aşar. <strong>Hindistan ve Çin, en fazla çay üreten ülkelerdir </strong>ve toplam üretimde büyük bir paya sahiptirler. Siyah çay, dünya çay üretiminin büyük bir kısmını oluşturur.</li>



<li><strong>Çay Ticareti</strong>: Çay, dünya genelinde büyük miktarlarda ticaret yapılır. En büyük çay ithalatçıları arasında İngiltere, Rusya, Pakistan, Amerika Birleşik Devletleri ve İran yer almaktadır. Bu ülkeler, farklı çay türlerini ithal ederler ve yerel tüketim talebini karşılarlar.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Çay Sektöründeki İş Fırsatları</strong></h4>



<p>Çay endüstrisi, geniş bir iş fırsatları yelpazesi sunar ve birçok kişiye istihdam olanağı sağlar. İşte çay sektöründe bulunan bazı iş fırsatları:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Çay Tarımı ve Hasatı</strong>: Çay bitkisi tarımı, birçok ülkede milyonlarca kişiyi istihdam eder. Çay tarlalarında çay yapraklarının hasatı, dikkatli bir şekilde yapılmalıdır ve mevsimlik iş fırsatları sunar.</li>



<li><strong>Çay Fabrikaları</strong>: Çay yapraklarının işlenmesi ve paketlenmesi, birçok işletme için önemli bir sektördür. Çay fabrikaları, yaprakların kurutulması, fermantasyonu ve paketlenmesi aşamalarında işçilere ihtiyaç duyar.</li>



<li><strong>Çay İhracat ve İthalat</strong>: Uluslararası ticaret ve lojistik alanlarında birçok iş fırsatı bulunur. Çay ihracat ve ithalat işlemlerini yönetmek için uzmanlar ve ticaret firmaları gereklidir.</li>



<li><strong>Çay Tadım Uzmanları</strong>: Çay tadımı, çayın kalitesini değerlendirmek için uzmanlığa dayalı bir iş alanıdır. Çay tadım uzmanları, çayın lezzet, koku ve kalitesini analiz ederler.</li>



<li><strong>Çay Turizmi</strong>: Bazı bölgelerde çay turizmi önemli bir sektördür. Çay çiftlikleri ve bahçeleri ziyaretçilere çay üretim sürecini gösterme fırsatı sunar ve turistik etkinliklerle gelir elde edebilirler.</li>
</ul>



<p>Çay endüstrisi, dünya ekonomisinde büyük bir rol oynamaktadır ve birçok insan için geçim kaynağıdır. Aynı zamanda, çayın sağlık faydaları ve kültürel önemi, çayın tüketimini artırmaya devam eden bir faktördür. Bu nedenle, çay endüstrisi gelecekte de büyümeye devam edebilir ve yeni iş fırsatları yaratabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çay Üzerine İlginç İstatistikler</strong></h2>



<p>Dünya genelinde popüler bir içecektir ve birçok kişi için günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Çay tüketimi, çay endüstrisinin ekonomik katkısı ve diğer ilginç istatistikler, çayın küresel etkisini göstermektedir. İşte ç hakkında bazı ilginç istatistikler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Dünya Çay Tüketimi</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dünya genelinde her yıl yaklaşık olarak 2,5 milyon ton çayın çeşitleri tüketilmektedir. Bu, dünya çapında en çok tüketilen içeceklerden biri olan çayın popülerliğini göstermektedir.</li>



<li>Hindistan, dünya çay tüketiminde liderdir ve yıllık tüketimde Çin’i geçmektedir. Her iki ülke de toplam çayın tüketiminin büyük bir kısmını oluşturur.</li>



<li>Dünya çapında kişi başına yıllık tüketimi ortalama olarak 0,3 ila 0,4 kilogramdır. Ancak bu miktar ülkeden ülkeye değişebilir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Çay Endüstrisinin Ekonomik Katkısı</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çayın endüstrisi, birçok ülke için önemli bir ekonomik katkı sağlar. Çayın üretimi, işleme, ihracat ve iç pazarın yanı sıra çayın turizmi de ekonomik büyümeye katkıda bulunur.</li>



<li>Çayın endüstrisi, dünya genelinde milyonlarca kişiyi istihdam eder. Çayın tarımı, hasatı, işlenmesi ve ambalajlanması için binlerce işçiye ihtiyaç duyar.</li>



<li>Çayın ticareti, birçok ülkenin döviz geliri elde etmesine katkıda bulunur. Özellikle Hindistan, Sri Lanka, Kenya ve Çin gibi ülkeler, çayın ihracatından önemli gelirler elde ederler.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Çay Tüketim Alışkanlıkları</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li>Dünya genelinde siyah çay, en çok tüketilen çayın türüdür. Siyah çay, özellikle İngiltere, Hindistan ve Afrika ülkelerinde popülerdir.</li>



<li>Yeşil çay, özellikle Çin ve Japonya gibi Asya ülkelerinde yoğun bir şekilde tüketilir. Yeşil çay, antioksidanlar ve sağlık faydaları nedeniyle giderek daha fazla popülerlik kazanmaktadır.</li>



<li>Soğuk çay, özellikle sıcak yaz aylarında birçok ülkede popülerdir. Hazır soğuk çaylar ve evde yapılan soğuk demlenmiş çaylar, serinlemek için tercih edilen içeceklerdir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>4. Çayın Sağlık ve Kültürel Etkileri</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li>Birçok kültürde misafirperverlik ve toplumsal ilişkilerin bir sembolüdür. Örneğin, İngiltere’de “çay saati” geleneksel bir uygulamadır.</li>



<li>İçeriğindeki antioksidanlar nedeniyle sağlık açısından da olumlu etkilere sahiptir. Özellikle yeşil çayın sağlık faydaları üzerine birçok araştırma yapılmıştır.</li>



<li>Çayın, enerji verici ve zihinsel uyanıklığı artırıcı etkileri vardır. Bu nedenle birçok kişi, çalışma saatlerinde veya dinlenme anlarında çay içmeyi tercih eder.</li>
</ul>



<p>Kültürel, ekonomik ve sağlık açısından oldukça zengin bir içecektir. Dünya genelinde milyonlarca kişinin sevdiği ve günlük yaşamlarının bir parçası olan çay, hem tüketici hem de üretici ülkeler için büyük bir öneme sahiptir. Bu ilginç istatistikler, çayın küresel etkisini ve ekonomik katkısını göstermektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>5. Çay Üretiminde Önemli Ülkeler</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çin: Çin, dünya üretiminde lider konumundadır. Siyah, yeşil ve oolong çayı dahil olmak üzere birçok çayın türünü üretir. Ülkenin farklı bölgeleri, farklı çay çeşitlerinin ana üretim merkezleridir.</li>



<li>Hindistan: Hindistan, özellikle siyah çayın üretiminde önemli bir oyuncudur. Assam ve Darjeeling bölgeleri, dünya çapında ünlü çaylarını üretirler.</li>



<li>Sri Lanka (Eski adıyla Seylan): Sri Lanka, özellikle siyah çayın üretimiyle bilinir ve dünya pazarına büyük miktarda çayı ihraç eder.</li>



<li>Kenya: Kenya, Afrika kıtasında önemli bir çay üreticisidir ve genellikle siyah çayın üretimi konusunda uzmanlaşmıştır.</li>



<li>Tayvan: Tayvan, oolong çaylarının önemli üretim merkezlerinden biridir ve yüksek kaliteli oolong çayları dünya çapında talep görür.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>6. Çayın Ekonomik Katkısı</strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li>Çayın endüstrisi, dünya genelinde milyarlarca dolarlık bir ekonomik katkı sağlar. Hem çay üretimi hem de ticareti, birçok ülkenin gelir kaynağıdır.</li>



<li>Çayın turizmi, çay çiftliklerini ve bahçelerini ziyaret eden turistlerden gelen gelirlerle büyümektedir. Bazı bölgeler, çayın turizmi için tesisler ve etkinlikler sunar.</li>



<li>Çayın işleme ve ambalajlama sektörü, işçilere istihdam sağlar ve çayın dünya çapında tüketiciye sunulmasını sağlar.</li>
</ul>



<p>Çay, küresel ölçekte hem bir içecek olarak hem de ekonomik bir güç olarak büyük bir öneme sahiptir. İnsanlar arasında paylaşılan ve kültürler arasında köprü kuran bu içeceğin gelecekte de dünya çapında popülerliğini sürdüreceği tahmin edilmektedir. Hem tüketici hem de üretici ülkeler için, ekonomik, kültürel ve sosyal anlamda büyük bir rol oynamaya devam edecektir.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size has-visible-labels is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-2 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.twitter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Twitter</span></a></li></ul>



<p></p>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/cay/">Çay : Tarihi, Çeşitleri ve Sağlık Faydaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Limon Çeşitleri ve Özellikleri: Limonla İlgili İlginç Bilgiler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/limon-cesitleri-ve-ozellikleri-limonla-ilgili-ilginc-bilgiler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/limon-cesitleri-ve-ozellikleri-limonla-ilgili-ilginc-bilgiler</guid>
<description><![CDATA[ turunçgiller familyasına ait olan bir meyvedir ve genellikle ekşi bir tadı vardır. Bilimsel adı &quot;Citrus limon&quot; olan limon, Asya kökenli bir bitki olup dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilmektedir. Limon ağacının küçük, oval, yeşil yaprakları ve beyaz çiçekleri vardır.
Limon Çeşitleri ve Özellikleri: Limonla İlgili İlginç Bilgiler yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-deasy-junita-dhani-hidaya.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Limon, Çeşitleri, Özellikleri:, Limonla, İlgili, İlginç, Bilgiler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>limon,</strong> turunçgiller familyasına ait olan bir meyvedir ve genellikle ekşi bir tadı vardır. Bilimsel adı “Citrus limon” olan limon, Asya kökenli bir bitki olup dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilmektedir. Limon ağacının küçük, oval, yeşil yaprakları ve beyaz çiçekleri vardır.</p>



<p>Limonun meyvesi genellikle sarı renkte olup, ince bir kabuğa sahiptir. İç kısmında sulu ve ekşi bir et bulunmaktadır. C vitamini açısından zengin bir kaynak olup, aynı zamanda folik asit, potasyum, B vitaminleri ve antioksidanlar gibi sağlıklı besin maddeleri içerir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-botanik-ozellikleri">Limon: Botanik Özellikleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-un-besin-degerleri">Limon’un Besin Değerleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-un-tarihcesi-ve-yayilmasi">Limon’un Tarihçesi ve Yayılması</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-un-farkli-cesitleri">Limon’un Farklı Çeşitleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-un-saglik-faydalari">Limon’un Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-un-mutfakta-kullanimi">Limon’un Mutfakta Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-un-kozmetik-ve-temizlikte-kullanimi">Limon’un Kozmetik ve Temizlikte Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-yetistiriciligi-ve-ticareti">Limon Yetiştiriciliği ve Ticareti</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-ile-ilgili-ilginc-bilgiler-ve-anekdotlar">Limon İle İlgili İlginç Bilgiler ve Anekdotlar</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4100#limon-endustrisindeki-gelismeler-ve-gelecek-perspektifi">Limon Endüstrisindeki Gelişmeler ve Gelecek Perspektifi:</a></li>
</ol>



<p>Mutfaklarda yaygın olarak kullanılan bir malzemedir. Sadece tadıyla değil, aynı zamanda kokusuyla da yiyecek ve içeceklerde kullanılmaktadır. Limon suyu, salatalar, içecekler, soslar ve tatlılar gibi birçok farklı yemekte kullanılmaktadır. Ayrıca, temizlik malzemelerinde ve kozmetik ürünlerde de limon özleri sıkça kullanılmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3e3b8a"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="4102" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-deasy-junita-dhani-hidaya-1024x576.webp" alt="limon" class="wp-image-4102" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-deasy-junita-dhani-hidaya-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-deasy-junita-dhani-hidaya-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-deasy-junita-dhani-hidaya-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-deasy-junita-dhani-hidaya.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: limon" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3e3f8a"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="4101" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-ivan-%D0%BF%D1%80%D0%BE%D0%BD%D1%96%D0%BD-12581404-1024x576.webp" alt="Bir günde ne kadar limon tüketmeliyiz?
" class="wp-image-4101" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-ivan-пронін-12581404-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-ivan-пронін-12581404-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-ivan-пронін-12581404-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-ivan-пронін-12581404.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Bir günde ne kadar limon tüketmeliyiz?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3e42b3"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="4114" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rp-photography-693795-1024x576.webp" alt="Limon halsizliğe iyi gelir mi?
" class="wp-image-4114" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rp-photography-693795-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rp-photography-693795-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rp-photography-693795-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-rp-photography-693795.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Limon halsizliğe iyi gelir mi?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3e4623"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="4122" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lukas-1414110-1024x576.webp" alt="Limon halsizliğe iyi gelir mi?
" class="wp-image-4122" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lukas-1414110-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lukas-1414110-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lukas-1414110-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lukas-1414110.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Limon halsizliğe iyi gelir mi?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4124" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-shvets-production-7195133-1024x576.webp" alt="Limon vücudu temizler mi?
" class="wp-image-4124" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-shvets-production-7195133-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-shvets-production-7195133-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-shvets-production-7195133-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-shvets-production-7195133.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a6f3e49a7"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="4125" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-karolina-grabowska-402186-1024x576.webp" alt="Limonun yararları nelerdir?
" class="wp-image-4125" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-karolina-grabowska-402186-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-karolina-grabowska-402186-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-karolina-grabowska-402186-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-karolina-grabowska-402186.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Limonun yararları nelerdir?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4118" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-1002543-1-1024x576.webp" alt="Limonun yararları nelerdir?" class="wp-image-4118" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-1002543-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-1002543-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-1002543-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/pexels-lisa-fotios-1002543-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon: Botanik Özellikleri</strong></h2>



<p><strong>Limon</strong>, Citrus  adıyla bilinen bir turunçgil bitkisi olarak tanımlanır. Bu benzersiz bitki, özellikle Asya kökenlidir ve sıcak iklimlerde yetişir. İşte limonun botanik özellikleriyle ilgili daha fazla detay:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>1. Citrus limon – Limonun Bilimsel Adı: </em></strong></h3>



<p>Limonun bilimsel adı, Citrus limon’dur. Citrus, turunçgiller familyasını temsil eder ve bu familya içinde birçok diğer meyve türünü de barındırır. Bu familyanın en tanınan ve kullanılan üyelerinden biridir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>2. Kökeni ve Doğal Habitatı: </strong></em></h3>



<p>İlk olarak Güneydoğu Asya’nın Himalaya dağları bölgesine özgüdür. Ancak zamanla, limon bitkisi sıcak ve subtropikal iklimlerde yaygın olarak yetişebilme özelliği nedeniyle dünya geneline yayılmıştır. Şu anda, Akdeniz iklimi bölgeleri, Kaliforniya, İspanya, Türkiye ve Hindistan gibi bölgelerde başarıyla yetişmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Limon Ağacının Özellikleri: Yapraklar, Çiçekler ve Meyveler:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yapraklar:</strong> Ağacının yaprakları küçük, oval şekilli ve parlaktır. Genellikle derin yeşil renge sahiptir ve dallar boyunca sıralanmıştır.</li>



<li><strong>Çiçekler:</strong> Ağacının çiçekleri beyaz renkte ve hoş bir kokuya sahiptir. Çiçekler genellikle yaz aylarında açar ve ağaç, bu dönemde zarif beyaz çiçekleriyle öne çıkar.</li>



<li><strong>Meyveler:</strong> Meyvesi genellikle küçük ve oval şekildedir. Kabuğu ince ve parlaktır. Limonlar olgunlaştıkça sarı renge döner ve sulu bir iç yapıya sahiptir. Meyve içerisindeki sıvı, ekşi ve ferahlatıcı bir tat profiline sahip olan limon suyunun ana kaynağını oluşturur.</li>
</ul>



<p>Limon ağacı genellikle 3 ila 6 metre yüksekliğe kadar büyür ve iklim koşullarına bağlı olarak farklılık göstermektedir. Ayrıca, ağaç yaşlandıkça daha kalın ve derin çatlaklarla kaplı bir kabuk geliştirir.</p>



<p>Limon, hem bahçelerde yetiştirilen hem de ticari olarak büyük tarım alanlarında üretilen bir meyve olmasıyla bilinir. Ayrıca, hem mutfaklarda hem de sağlık ve güzellik uygulamalarında kullanımıyla kültürel olarak önemli bir yere sahiptir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon’un Besin Değerleri</strong></h2>



<p>Sadece ferahlatıcı tadı ve kullanım çeşitliliğiyle değil, aynı zamanda zengin besin içeriğiyle de dikkat çeker. İşte limonun besin değerleri hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>1. Temel Besin Maddeleri İçeriği: </strong></em></h3>



<p>Düşük kalori içeriğine sahip olmasına rağmen, bir dizi temel besin maddesi içerir. 100 gram limon yaklaşık olarak şu besin değerlerini sağlar:</p>



<p><strong>100 gram limonun yaklaşık besin değerleri ve vitamin içeriği tablosu:</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table><thead><tr><th>Besin Öğesi</th><th>Miktar (100 gram)</th></tr></thead><tbody><tr><td>Enerji</td><td>29 kcal</td></tr><tr><td>Protein</td><td>1.1 g</td></tr><tr><td>Yağ</td><td>0.3 g</td></tr><tr><td>Karbonhidrat</td><td>9.3 g</td></tr><tr><td>Lif</td><td>2.8 g</td></tr><tr><td>Şeker</td><td>2.5 g</td></tr><tr><td>Kalsiyum</td><td>26 mg</td></tr><tr><td>Demir</td><td>0.6 mg</td></tr><tr><td>Magnezyum</td><td>8 mg</td></tr><tr><td>Fosfor</td><td>16 mg</td></tr><tr><td>Potasyum</td><td>138 mg</td></tr><tr><td>Sodyum</td><td>2 mg</td></tr><tr><td>C Vitamini (Askorbik Asit)</td><td>53 mg</td></tr><tr><td>B6 Vitamini (Piridoksin)</td><td>0.1 mg</td></tr><tr><td>Folat (B9 Vitamini)</td><td>11 mcg</td></tr><tr><td>A Vitamini (Retinol Ekvivalan)</td><td>1 mcg</td></tr><tr><td>E Vitamini (Tokoferol)</td><td>0.2 mg</td></tr><tr><td>K Vitamini (Filoquinon)</td><td>0.5 mcg</td></tr></tbody></table><figcaption class="wp-element-caption"><strong><em>100 gram limonun yaklaşık besin değerleri ve vitamin içeriği tablosu:</em></strong></figcaption></figure>



<p>Bu tablo, limonun temel besin değerlerini ve içerdiği vitaminleri göstermektedir. Bu miktarlar, limonun genel bir 100 gram ağırlığındaki porsiyonuna dayanmaktadır ve değerler meyvenin türüne ve yetişme koşullarına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.</p>



<p>Özellikle karbonhidrat, lif ve düşük kalorili bir meyve olmasıyla sağlıklı bir atıştırmalık seçeneği sunar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>2. C Vitamini Zenginliği ve Diğer Vitaminler: </em></strong></h3>



<p><strong>Limon,</strong> en çok bilinen C vitamini kaynaklarından biridir. C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan, antioksidan özelliklere sahip bir vitamindir. 100 gram limon, günlük C vitamini ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayacağı bilinmektedir.</p>



<p>Ayrıca, içinde B vitaminleri de bulunmaktadır. Riboflavin (B2), niasin (B3), pantotenik asit (B5) ve B6 vitamini gibi B vitaminleri, metabolizma ve enerji üretimi için önemlidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Mineraller ve Antioksidanlar:</em></strong></h3>



<p>Bir dizi mineral içerir ki bunlar da sağlık için kritik öneme sahiptir. Potasyum, limonun önemli bir mineralidir ve vücutta elektrolit dengesini koruma, kan basıncını düzenleme ve kas fonksiyonlarını destekleme açısından önemlidir.</p>



<p>Antioksidanlar açısından da zengin olan limon, vücudu serbest radikallerden koruyarak hücresel hasarı azalttığı bilinmektedir. Flavonoidler, karotenoidler ve askorbik asit (C vitamini) gibi antioksidanlar, limonun sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlamasına yardımcı olur.</p>



<p>Limonun içerdiği bu zengin besin değerleri, sağlıklı bir diyetin bir parçası olarak tüketildiğinde vücut için bir dizi fayda sağlar. Aynı zamanda düşük kalorili ve doğal bir şeker kaynağı olması, limonu besleyici bir meyve yapar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon’un Tarihçesi ve Yayılması</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>1. Limon: Tarih Öncesi Kullanımı: </em></strong></h3>



<p>Limonun tarihi, binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Limonun ilk keşfi ve kullanımı, Güneydoğu Asya’nın Himalaya dağlarında gerçekleşti. Bu bölgelerde, limonun tıbbi ve aromatik özellikleri keşfedilmiştir ve yerel topluluklar tarafından çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. Antik Çin ve Hindistan medeniyetleri, limonun sağlık faydalarına dair erken bilgilere sahipti.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>2. Limon: Ticari Olarak Yayılması ve Kültürler Arası Etkileşim: </em></strong></h3>



<p>Limonun ticari olarak yayılması, özellikle Orta Doğu ve Akdeniz bölgeleri arasında gerçekleşti. Pers İmparatorluğu döneminde, limonun yetiştirilmesi ve ticareti arttı. Persler, limonu diğer medeniyetlere tanıtarak, özellikle Roma İmparatorluğu’nda limonun popülerliğini artırdı.</p>



<p>Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından, Arap tüccarlar limonu daha fazla Avrupa kentine tanıttılar. Ortaçağ boyunca, limonun günlük yaşamda kullanımı arttı ve özellikle Orta Avrupa’da tıbbi amaçlar için kullanılmıştır. Rönesans döneminde, limonun ticaret yolları genişledi ve Akdeniz bölgesi ile Asya arasında kültürler arası etkileşim arttı.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Limon: Dünya Genelindeki Popülerliği: </em></strong></h3>



<p>Limonun dünya genelinde popülerliği, keşfedildiği bölgelerden çıkarak tüm kıtalara yayılmasına dayanır. Coğrafi keşiflerin ve denizaşırı ticaretin artmasıyla, limon Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar birçok yerde yetiştirilmeye başlandı.</p>



<p>Özellikle denizcilikte, limonların içerdikleri C vitamini sayesinde skorbüt hastalığının önlenmesinde etkili olduğu keşfedilmiştir. Bu durum, gemi mürettebatları arasında limonun önemini artırdı ve limonun dünya genelinde yayılmasında bir itici güç oldu.</p>



<p>Bugün limon, mutfaklarda, içeceklerde, temizlik ürünlerinde ve kozmetik ürünlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Limonata, salatalar, soslar ve birçok başka yemek tarifinde sıkça karşımıza çıkar. Limonun tarih boyunca yayılması, kültürler arası etkileşimde önemli bir rol oynamış ve dünya mutfaklarına zenginlik katmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon’un Farklı Çeşitleri</strong></h2>



<p>Geniş bir çeşitlilik gösteren ve dünyanın farklı bölgelerinde yetiştirilen bir meyve türüdür. Her bir  çeşidi, farklı özelliklere ve tat profillerine sahiptir. İşte limonun yaygın türleri, özellikleri ve tat profilleri hakkında detaylı bilgiler:</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><em>1. Eureka Limonu:</em></strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Özellikler:</strong> Eureka limonu, düzgün bir şekle ve parlak sarı renge sahiptir. Kabuğu ince ve pürüzsüzdür.</li>



<li><strong>Tat Profili:</strong> Eureka limonları genellikle asidik ve ekşi bir tada sahiptir. Bu limon türü, özellikle mutfaklarda geniş bir kullanım alanına sahiptir.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><em>2. Lisbon Limonu:</em></strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Özellikler:</strong> Lisbon limonu, Eureka limonuna benzer bir görünüme sahiptir ancak genellikle biraz daha büyük olacaktır.</li>



<li><strong>Tat Profili:</strong> Lisbon limonları da asidik bir tada sahiptir, ancak Eureka’ya kıyasla biraz daha büyük ve daha yoğun olacaktır. Genellikle ticari olarak yaygın olarak yetiştirilirler.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Meyer Limonu:</em></strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Özellikler:</strong> Meyer limonları, diğer  türlerinden daha küçük, yuvarlak veya oval bir şekle sahiptir. Kabukları ince ve turuncumsu bir renktedir.</li>



<li><strong>Tat Profili:</strong> Meyer limonları, diğer türlerine göre daha tatlı bir profilde olup, narenciye notalarını andırır. Bu türü genellikle tatlı tariflerde ve içeceklerde kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><em>4. Yenibahar Limonu (Kaffir Lime):</em></strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Özellikler:</strong> Yenibahar limonu, küçük, kaba bir yüzeye sahip ve koyu yeşil renkte olan özgün bir görünüme sahiptir.</li>



<li><strong>Tat Profili:</strong> Bu limon türü, diğer limonlara göre daha güçlü bir tat profiline sahiptir ve genellikle Asya mutfağında kullanılmaktadır. Hem kabukları hem de yaprakları kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><em>5. Femminello Limonu:</em></strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Özellikler:</strong> Femminello limonları, orta büyüklükte, düzensiz şekilli ve parlak sarı renkte olabilir.</li>



<li><strong>Tat Profili:</strong> Genellikle asidik ve ekşi bir tada sahiptir. İtalya’nın çeşitli bölgelerinde yetiştirilen bu limon türü, yerel mutfaklarda yaygın olarak kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><em>Coğrafi Bölgelere Özgü Limon Çeşitlilikleri:</em></strong></h4>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Sorrento Limonu (Sfusato Amalfitano):</strong> İtalya’nın Amalfi kıyılarından, özellikle Sorrento bölgesinden gelen büyük, aromatik bir limon türüdür.</li>



<li><strong>Lisbon ve Eureka Alt Türleri:</strong> Bu türleri genellikle Kaliforniya gibi sıcak iklim bölgelerinde yaygın olarak yetiştirilmektedir.</li>
</ul>



<p>Her bir limon çeşidi, özellikleri ve tat profilleri açısından farklılık gösterir. Bu çeşitlilik, dünya genelinde farklı mutfaklarda kullanılmalarına ve farklı lezzetlere katkıda bulunmalarına olanak tanır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon’un Sağlık Faydaları</strong></h2>



<p>Sadece ferahlatıcı tadı ve geniş kullanım alanlarıyla bilinmemektedir, aynı zamanda çeşitli sağlık faydalarına da sahiptir. İşte limonun sağlık açısından sunduğu bazı önemli faydalar:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>1. C Vitamini ve Bağışıklık Sistemi: </strong></em></h3>



<p>Güçlü bir C vitamini kaynağıdır. C vitamini, vücutta serbest radikallerle savaşan antioksidanlar üretmeye yardımcı olur. Ayrıca, bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve vücudu hastalıklara karşı koruma yeteneğinin artmasına katkı sağlar. C vitamini aynı zamanda soğuk algınlığı ve grip gibi enfeksiyonlara karşı direnci artırmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>2. Antioksidan Etkileri: </strong></em></h3>



<p>İçerdiği antioksidanlar sayesinde hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasarlardan korur. Flavonoidler, karotenoidler ve C vitamini gibi antioksidanlar, oksidatif stresin azaltılmasına ve genel olarak sağlığın korunmasına yardımcı olur. Bu antioksidanlar, kanser, kalp hastalıkları ve yaşlanma gibi bir dizi sağlık sorununa karşı koruyucu olacağına inanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Sindirim Sistemine Olan Olumlu Etkiler: </em></strong></h3>



<p>Sindirim sistemine bir dizi olumlu etki sağlar. İlk olarak, limon suyu, sindirim enzimlerinin üretimini artırarak sindirimi kolaylaştırması beklenmektedir. Ayrıca, limonun içinde bulunan lif, sindirim sistemini düzenler ve bağırsak hareketliliğini destekler. Aynı zamanda mide asidini dengeleyerek ve mide rahatsızlıklarına karşı rahatlama sağlayacağı beklenmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>4. Hidrasyonu Teşvik Etme: </em></strong></h3>



<p><strong>Limon suyu içmek</strong>, su tüketimini artırır. Bu da vücudu hidrate etmeye yardımcı olur. Hidrasyon, cildin sağlığını destekler, enerji seviyelerini yükseltir ve metabolizmayı düzenler.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>5. İltihap Karşıtı Özellikler: </em></strong></h3>



<p>Limonun içindeki bileşenler, vücutta oluşan iltihaplanmayı azaltabilir. Bu, eklem ağrıları, kas ağrıları ve genel iltihaplı durumlarla mücadelede yardımcı olacaktır.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-0a2f0f7af53f34bd4422c44be2f7df38"><strong>NOT: Ancak, unutulmamalıdır ki, limonun sağlık faydaları tek başına değil, dengeli bir beslenme ve sağlıklı yaşam tarzının bir parçası olarak elde edilir. </strong></p>



<p>Ayrıca, bireysel sağlık durumu ve mevcut tıbbi durumlar göz önüne alındığında, herkesin limon tüketimiyle ilgili bireysel ihtiyaçları farklı olabilir. Bu nedenle, herhangi bir sağlık durumunda profesyonel bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon’un Mutfakta Kullanımı</strong></h2>



<p>Limon, mutfaklarda çok yönlü bir malzeme olarak kullanılan ve yemeklere, içeceklere ve tatlılara ferahlık katan önemli bir bileşendir. İşte limonun mutfakta çeşitli kullanım alanları:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>1. Yemek Tariflerinde Limon’un Rolü:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Soslar ve Marinatlar:</strong> Çeşitli sos ve marinatlar için harika bir içeriktir. Asidik yapısı, et ve balık yemeklerine harika bir lezzet katarken, aynı zamanda malzemeleri yumuşatarak mükemmel bir denge sağlar.</li>



<li><strong>Çorbalar ve Sulu Yemekler:</strong> Suyu veya rendelenen limon kabuğu, çorbaların ve sulu yemeklerin lezzetini artırmaktadır. Özellikle tavuk çorbasında veya sebze yemeklerinde tercih edilmektedir.</li>



<li><strong>Salatalar:</strong> Salatalara biraz limon suyu eklemek, taze bir lezzet ve hafif bir dokunuş katar. Özellikle yeşilliklerle yapılan salatalarda kullanıldığında, diğer malzemelerin tadını canlandırıcı etkiye sahiptir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>2. İçeceklerde ve Tatlılarda Kullanımı:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Limonatalar ve İçecekler:</strong> Limonata, limonlu soda ve çeşitli soğuk içeceklerde limon kullanımı oldukça yaygındır. Limon suyu, içeceklere taze bir asidik tat ve hoş bir aroma katar.</li>



<li><strong>Çaylar ve İçecek Karışımları:</strong> Çaylara ve içecek karışımlarına harika bir ek olarak kullanılmaktadır. Özellikle sıcak yaz günlerinde buzlu limonun çayı, serinletici bir içecek olacaktır.</li>



<li><strong>Tatlılar ve Pastalar:</strong> Limon, birçok tatlı tarifinde kullanılmaktadır. Limonlu kek, tart, cheesecake veya limonlu soslu dondurma gibi tatlılar, limonun hafif ve ferahlatıcı tadını sunar.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Limon Suyu ve Kabuğunun Pratik Mutfak Uygulamaları:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Taze Sıkılan Limon Suyu:</strong> Limonun suyu, salataların üzerine damlatmak, içecekler yapmak veya yemeklere eklemek için taze sıkılan olarak kullanılmaktadır. Bu, limonun en canlı ve taze lezzetini sağlar.</li>



<li><strong>Limon Kabuğu Rendesi:</strong> Limonun kabuğu rendesi, birçok tarifte aroma katmak için kullanılmaktadır. Tatlılarda, soslarda ve çeşitli yemeklerde limon kabuğu rendesiyle lezzet artırılmaktadır. Aynı zamanda çeşitli içeceklerde de kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Mutfak Temizliği:</strong> Limonun suyu, doğal bir temizleyici olarak kullanılmaktadır. Kesilen bir limonun, mutfak tezgahlarını temizlemede, kesme tahtasındaki kokuları gidermede veya tencere ve tavaların parlatılmasında etkili olacaktır.</li>
</ul>



<p>Limon, mutfakta kullanımıyla sadece lezzet katarak değil, aynı zamanda sağlık açısından da bir dizi fayda sunar. Taze ve doğal bir malzeme olarak limon, mutfakları renklendirir ve bir yemeğe veya içeceğe hoş bir dokunuş ekler.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon’un Kozmetik ve Temizlikte Kullanımı</strong></h2>



<p><strong>Limon,</strong> sadece mutfaklarda değil, aynı zamanda kozmetik ve temizlik alanlarında da geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir. Doğal özleri ve dezenfekte edici özellikleri sayesinde limon, güzellik ve hijyen konularında da etkili bir rol oynar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>1. Kozmetik Ürünlerde Limon Özleri:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Cilt Bakım Ürünleri:</strong> Limonun özleri, cilt bakım ürünlerinde sıkça kullanılmaktadır. Limonun içerdiği C vitamini ve antioksidanlar, cildin gençleşmesine yardımcı etkileri vardır. Limon özleri, cilt tonunu dengeleme, lekeleri azaltma ve cildin daha aydınlık görünmesini sağlama gibi avantajlar sunar.</li>



<li><strong>Saç Bakım Ürünleri:</strong> Limonun saç sağlığına olan faydaları nedeniyle birçok saç bakım ürününde kullanıldığını görmekteyiz. Saçlara parlaklık ve canlılık katma, saç derisini temizleme ve kepek oluşumunu engelleme gibi özelliklere sahiptir. Özleri, şampuanlar, saç maskeleri ve saç bakım yağları gibi ürünlerde yaygın olarak bulunmaktadır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>2. Temizlik Malzemelerinde Limonun Dezenfekte Edici Etkisi:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Ev Temizliğinde Kullanım:</strong> Doğal dezenfektan özelliği ile ev temizliğinde etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Limon suyu, yüzeyleri temizlerken aynı zamanda hoş bir tazelik bırakır. Mutfak tezgahları, banyo yüzeyleri ve diğer ev eşyaları üzerinde kullanılarak bakteri ve mikropları etkili bir şekilde ortadan kaldıracaktır.</li>



<li><strong>Pas ve Lekelerin Temizlenmesi:</strong> Paslı yüzeylerin temizlenmesinde etkili bir doğal araçtır. Limonun suyu, metal yüzeylerdeki pası çözer ve lekeleri gidererek yüzeyleri parlatır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Limon’un Cilt Bakımında Kullanımı:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Doğal Cilt Temizleyici:</strong> Yağlı ciltler için doğal bir temizleyici olarak kullanılmaktadır. Limonun suyu, ciltteki yağları dengeleme özelliğine sahiptir ve gözenekleri temizler.</li>



<li><strong>Cilt Aydınlatıcı Maskeler:</strong> Cilt tonunu dengeleyici ve aydınlatıcı özelliklere sahiptir. Doğal cilt maskelerinde kullanıldığında, lekelerin azalmasına, cilt tonunun eşitlenmesine ve canlı bir görünüm elde edilmesine yardımcı olacaktır.</li>



<li><strong>Doğal Peeling:</strong> Limonun suyu, doğal bir cilt peelingi olarak kullanılmaktadır. Cilt üzerindeki ölü hücreleri temizler, cilt yüzeyini pürüzsüzleştirir ve taze bir his sağlar.</li>
</ul>



<p>Limonun kozmetik ve temizlikteki bu geniş kullanım alanları, doğal bir malzeme olarak sağlık ve çevre dostu seçenekler arayan insanlar tarafından tercih edilmektedir. Ancak, limon bazlı ürünleri kullanmadan önce cilt tipinizi ve hassasiyetinizi göz önünde bulundurmak önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon Yetiştiriciliği ve Ticareti</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Limon Tarımının Temel Aşamaları:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Toprak Seçimi:</strong> Ağaçları genellikle iyi drene edilmiş, hafif asidik ve organik madde bakımından zengin topraklarda yetiştirilir. Toprak pH’ının 5.5 ila 6.5 arasında olması tercih edilmektedir.</li>



<li><strong>İklim ve Yetiştirme Koşulları:</strong> Limonlar sıcak iklim bitkileridir ve don olaylarından kaçınmak için genellikle subtropikal veya tropikal iklim bölgelerinde yetiştirilirler. Fakat, bazı türler soğuğa dayanıklıdır ve ılıman iklim bölgelerinde de yetiştirilmektedir.</li>



<li><strong>Fidan Seçimi ve Dikimi:</strong> Sağlıklı fidanların seçilmesi, limon yetiştiriciliğinde önemli bir adımdır. Fidanlar genellikle ilkbahar veya sonbahar mevsiminde dikilmektedir. Fidanlar arasındaki mesafe ve sıra düzeni, yetiştirme bölgesine ve limonun çeşidine bağlı olarak değişkenlik gösterir.</li>



<li><strong>Sulama ve Gübreleme:</strong> Ağaçları düzenli sulama ve beslenme gerektirir. Sulama, toprak nemini korumak ve meyve kalitesini artırmak için önemlidir. Gübreleme, ağaçların sağlıklı büyümesini ve meyve verimini sürdürebilmeleri için önemlidir.</li>



<li><strong>Hastalık ve Zararlı Kontrolü:</strong> Ağaçları, çeşitli hastalıklar ve zararlılarla karşı karşıya kalır. Mantar hastalıkları, böcek zararları ve virüs enfeksiyonları gibi sorunlara karşı düzenli kontroller ve tedbirler alınmalıdır.</li>



<li><strong>Hasat:</strong> Limonlar genellikle tam olgunluğa ulaştıklarında hasat edilmektedir. Hasat zamanı, limonun türüne, yetiştirildiği bölgeye ve kullanım amacına bağlı olarak değişmektedir. Limonlar elle toplanabilir veya mekanik hasat makineleri kullanılabilir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Ana Limon Üretim Bölgeleri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Akdeniz Bölgesi:</strong> İspanya, İtalya, Türkiye ve Yunanistan gibi Akdeniz iklimine sahip ülkeler limonun üretiminde öne çıkar.</li>



<li><strong>Amerika Birleşik Devletleri:</strong> Kaliforniya, Florida ve Arizona, ABD’nin limonun üretiminde lider bölgeleridir.</li>



<li><strong>Güney Amerika:</strong> Arjantin, Brezilya ve Şili, Güney Amerika’nın önemli limon üreticilerindendir.</li>



<li><strong>Güney Afrika:</strong> Güney Afrika, limonun üretiminde önemli bir rol oynar.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Limon’un Dünya Genelinde Ticaretinin Dinamikleri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İhracat ve İthalat:</strong> Limonlar dünya genelinde büyük ölçüde ticaret edilmektedir. Özellikle Akdeniz bölgesi ülkeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika ve Avustralya, limonun ticaretinde öne çıkan ülkelerdir.</li>



<li><strong>Tüketim ve Talep:</strong> Dünya genelinde geniş bir tüketici kitlesine hitap eder. Taze limonlar sadece meyve olarak değil, aynı zamanda limon suyu, özleri, kurutulan kabukları ve diğer türevleri şeklinde de talep görür.</li>



<li><strong>Tarım Teknolojisi ve İnovasyon:</strong> Yetiştiriciliğinde modern tarım teknolojileri ve inovasyonlar, verimliliği artırarak ticaretin dinamiklerini etkiler. Sulama sistemleri, pestisit kullanımı ve modern hasat makineleri gibi faktörler, limonun üretimindeki kalite ve miktarı etkiler.</li>



<li><strong>İklim Değişikliği Etkisi:</strong> İklim değişikliği, limonun yetiştiriciliği üzerinde etkili olacaktır. Sıcaklık değişiklikleri, su kaynaklarının azalması ve yeni hastalık ve zararlıların ortaya çıkması, limonun ticaretini etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.</li>
</ol>



<p>Limonun dünya genelinde ticaretinin dinamikleri, hem üretim hem de tüketim tarafında çeşitli faktörlerle şekillenir. İklim koşulları, tarım teknolojileri, talep ve tüketici tercihleri, limon ticaretinin karmaşıklığını oluşturan unsurlardır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon İle İlgili İlginç Bilgiler ve Anekdotlar</strong></h2>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>1. Limon ve Denizciler:</strong> </h4>



<p>Limonlar, tarih boyunca denizciler için önemli bir besin kaynağı olmuştur. Uzun deniz yolculuklarında, limonlar taze sebzelerin ve meyvelerin eksikliğini gidererek, skorbüt hastalığının önlenmesine yardımcı olmuştur.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>2. Limonlu Kozmetik Ürünler:</strong> </h4>



<p>Antik Mısır’da, limon suyu ve limon yağı, güzellik ve cilt bakımı için kullanılan temel bileşenlerden biriydi. Limon özleri, saç bakımı, cilt temizliği ve parfümlerde antik medeniyetlerde yaygın olarak kullanılmıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>3. Limon ve Savaş:</strong> </h4>



<p>Napolyon Bonaparte, limonları askerleri için önemli bir besin kaynağı olarak görmüş ve bu nedenle Fransız ordusuna limon tedarik etmiştir. Bu, limonun sadece besleyici değil, aynı zamanda moral artırıcı bir faktör olduğunu gösterir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>4. Limon Suyu ve Kaşifler:</strong> </h4>



<p>Limon suyu, denizaşırı yolculuklar yapan kaşiflerin sağlığını korumak için kullanılmıştır. C vitamini içeriği sayesinde, limon suyu skorbüt hastalığına karşı bir koruma sağlamış ve keşifler sırasında gemi mürettebatlarının sağlığını desteklemiştir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>5. Limon ve Doğal Temizlik:</strong> </h4>



<p>Temizlik malzemelerinde doğal bir alternatif olarak kullanılır. Limon suyu, doğal bir dezenfektan özelliği taşır ve ev temizliğinde, özellikle mutfak ve banyo alanlarında etkili bir şekilde kullanılabilir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>6. Limonlu Gelenekler ve Şehir Festivali:</strong> </h4>



<p>Menton, Fransa’da her yıl “Fête du Citron” (Limon Festivali) düzenlenir. Bu renkli etkinlikte, devasa limon ve narenciye heykelleri, sokak geçitleri ve temalı süslemelerle şehir canlanır. Festival, limonun bu bölgedeki kültürel önemini kutlamaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>7. Limon Suyu ve Pirinç:</strong> </h4>



<p>Hindistan’da, limon suyu sıkılmış pirinç, geleneksel bir yemek olan “Lemon Rice”ın temel malzemelerindendir. Limon suyu, pirinci tazeleyici bir lezzetle kaplar ve bu lezzetli yemek, Güney Hindistan mutfağında popülerdir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>8. Limon ve Sanat:</strong> </h4>



<p>İtalyan Rönesans döneminde, limonlar ressamların ve sanatçıların tablolarında sıkça kullanılan nesnelerden biriydi. Limonların parlak sarı renkleri ve parlaklıkları, ressamlara doğal ışık ve gölge efektleri üzerinde çalışma fırsatı sağlamıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>9. Limonlu Temizlik:</strong> </h4>



<p>Mutfak temizliği için kullanıldığı gibi, paslı metal yüzeylerin temizlenmesinde de etkili bir doğal çözümdür. Limon suyu, pası çözerek yüzeyi parlatır ve temizler.</p>



<p>Limon, sadece mutfaklarda değil, tarih boyunca birçok kültürde çeşitli kullanım alanları ve anekdotlarda kendine yer bulmuş bir meyvedir. Bu ilginç bilgiler ve anekdotlar, limonun kültürel ve tarihsel önemini vurgular.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Limonun Günümüzdeki Önemi:</em></strong></h3>



<p>Günümüzde limon, sadece bir meyve olarak değil, aynı zamanda sağlık, kozmetik, temizlik ve mutfak alanlarında da çok yönlü bir öneme sahiptir. C vitamini açısından zengin olması, antioksidan özelliklere sahip olması ve taze, asidik tadı, limonu popüler ve talep gören bir malzeme haline getirmiştir. Aşağıda, limonun günümüzdeki önemine dair bazı ana noktalar bulunmaktadır:</p>



<p><strong>Sağlık ve Beslenme:</strong> Limon, C vitamini bakımından zengin olması nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olan önemli bir besindir. Aynı zamanda antioksidanlar içerir ve sindirim sistemine olumlu etkilerde bulunabilir. Limonun suyu, sağlıklı yaşam tarzı ve detoks programlarının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.</p>



<p><strong>Kozmetik ve Temizlik:</strong> Limon, doğal kozmetik ürünlerinde ve temizlik malzemelerinde yaygın olarak kullanılır. Cilt bakım ürünleri, saç bakımı ve temizlik malzemeleri içerisindeki etkili rolü, limonun güzellik ve temizlik sektöründeki önemini gösterir.</p>



<p><strong>Mutfak ve Gastronomi:</strong> Limon, dünya mutfaklarında yaygın bir şekilde kullanılan bir malzemedir. Yemeklere, içeceklere, salatalara ve tatlılara eklenerek lezzetini katar. Ayrıca, limon suyu, marinatlar ve soslar için de popüler bir bileşendir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Limon Endüstrisindeki Gelişmeler ve Gelecek Perspektifi:</strong></h2>



<p>Limon endüstrisi, sürekli olarak gelişen ve değişen bir sektördür. Bu gelişmeler, tarım teknolojilerindeki ilerlemeler, pazar taleplerindeki değişiklikler ve iklim koşullarındaki etkilerle şekillenir. İşte limon endüstrisindeki gelişmeler ve gelecek perspektifi ile ilgili bazı önemli noktalar:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tarım Teknolojisi ve Verimlilik:</strong> Limonun tarımında modern tarım teknolojileri, sulama yöntemleri, gübreleme uygulamaları ve hastalık kontrolü gibi faktörler, verimliliği artırmak için sürekli olarak geliştirilmektedir.</li>



<li><strong>Sürdürülebilirlik ve Organik Yetiştiricilik:</strong> Tüketicilerin sürdürülebilir ve organik ürünlere olan talepleri, limonun yetiştiriciliğinde organik tarım yöntemlerinin benimsenmesine yol açmıştır. Limonun üreticileri, çevresel etkileri azaltmak ve doğal kaynakları korumak için sürdürülebilir uygulamalara odaklanmaktadır.</li>



<li><strong>Küresel Pazar ve Ticaret:</strong> Limon, dünya genelinde büyük bir ticaret hacmine sahiptir. İhracat ve ithalat, limonun popüler bir uluslararası ticaret malzemesi olmasını sağlar. Piyasa taleplerine uygun olarak yeni limonun çeşitleri geliştirme çabaları, ticaretteki dinamikleri etkiler.</li>



<li><strong>İklim Değişikliği ve Adaptasyon:</strong> İklim değişikliği, tarım sektörünü etkileyen önemli bir faktördür. Limonun yetiştiricileri, değişen iklim koşullarına uyum sağlamak ve üretimlerini sürdürmek için çeşitli adaptasyon stratejileri üzerinde çalışmaktadır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Limonun Küresel ve Yerel Ekonomi Üzerindeki Etkisi:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İstihdam ve Gelir:</strong> Limon yetiştiriciliği ve işleme sektörleri, birçok bölgede istihdam yaratır. Limonun üretimi ve ticareti, tarım işçilerinden paketleme ve lojistik sektörüne kadar geniş bir yelpazede istihdam fırsatları sunar.</li>



<li><strong>İhracat ve Döviz Kazançları:</strong> Limon, birçok ülkenin önemli bir ihracat ürünüdür. Bu, limonun yetiştiriciliği ile uğraşan ülkelerin döviz kazançlarını artırarak yerel ekonomilere katkı sağlar.</li>



<li><strong>Turizm ve Tarım Turizmi:</strong> Limon bahçeleri ve limonun festivalleri, turizm sektörüne ek bir cazibe katmaktadır. Turistler, limonun yetiştiriciliği ve kültürü ile ilgili deneyimler için bu bölgelere çekilebilir.</li>



<li><strong>Gıda ve İşleme Sanayi:</strong> Limon, gıda endüstrisi ve içecek sektörleri için önemli b<strong>i</strong>r malzemedir. <strong>Limonun suyu, içeceklerden soslara, konserve ürünlerden dondurmaya kadar birçok gıda ve içecek ürününde kullanılır. Ayrıca, limon kabuğu ve özleri de tatlandırıcı ve aroma verici olarak çeşitli gıda ürünlerine eklenir. Bu durum, gıda ve işleme sanayisinde limonun önemini ve kullanım çeşitliliğini vurgular.</strong></li>



<li><strong>5. Yerel Pazar ve Kültür:</strong> Limon, birçok yerel pazarın ve kültürün önemli bir parçasıdır. Yerel üreticiler, taze limonları doğrudan tüketicilere sunarak yerel ekonomiyi destekler. Aynı zamanda, limon bazlı geleneksel yemekler ve içecekler, bir bölgenin kültürel mirasını yansıtabilir.</li>



<li><strong>6. Alternatif Gelir Kaynakları:</strong> Limon, sadece taze meyve satışından daha fazlasını sunar. Limon yağı, limonun suyu konsantreleri ve limonlu ürünler, alternatif gelir kaynakları sağlayabilir. Bu, limonun yetiştiricilerinin ve işleyicilerinin iş modelini çeşitlendirmelerine ve ekonomik direnç oluşturmalarına yardımcı olabilir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sonuç ve Gelecek Perspektifi:</em></strong></h3>



<p><strong>Limon,</strong> günümüzde beslenme, sağlık, güzellik ve temizlik gibi birçok alanda önemli bir rol oynamaktadır. Limonun endüstrisi, teknolojik gelişmeler, çevresel faktörler ve tüketici taleplerine uyum sağlayarak sürekli olarak evrim geçirmektedir. İşte limonun gelecek perspektifi ve sonuçlarını etkileyen ana noktalar:</p>



<p><strong>Sürdürülebilirlik ve Çevresel Faktörler:</strong> Limonun endüstrisi, sürdürülebilir tarım uygulamalarına ve çevresel etkileri azaltmaya odaklanmış durumdadır. Su yönetimi, kimyasal kullanımının azaltılması ve biyoçeşitliliğin korunması gibi konularda sürdürülebilirlik çabaları gelecekte daha da artabilir.</p>



<p><strong>Teknolojik İnovasyonlar:</strong> Tarım teknolojisi, limonun yetiştiriciliğinde ve işleme süreçlerinde önemli bir role sahiptir. İleri tarım makineleri, verimlilik artışını desteklerken, ürün kalitesini ve hastalıklara karşı direnci artırabilir.</p>



<p><strong>Pazar Taleplerine Uyum:</strong> Tüketicilerin sağlıklı yaşam tarzlarına olan ilgisi ve doğal ürünlere olan talep, limon endüstrisinin pazarlama stratejilerini etkiler. Bu, organik limonun üretimi, doğal içerikli ürünler ve özel tüketici ihtiyaçlarına yönelik ürün geliştirmelerine yol açabilir.</p>



<p><strong>İklim Değişikliği Adaptasyonu:</strong> Limonun yetiştiricileri, değişen iklim koşullarına uyum sağlamak ve ürün kayıplarını en aza indirmek için çeşitli adaptasyon stratejileri üzerinde çalışmaktadır. Bu, sulama sistemlerinin optimize edilmesinden, dayanıklı limonun çeşitlerinin geliştirilmesine kadar bir dizi önlemi içerebilir.</p>



<p><strong>Küresel Ticaret ve İhracat:</strong> Limon, küresel ticarette önemli bir oyuncu olarak kalmaya devam edecektir. Yeni pazarlara açılma, ticaret anlaşmaları ve lojistik gelişmeler, limonun ihracatının genişlemesine katkı sağlayabilir.</p>



<p>Limonun günümüzdeki önemi, endüstri üzerindeki etkisi ve gelecek perspektifi, hem küresel hem de yerel ekonomiler üzerinde olumlu bir izlenim bırakmaktadır. Bu değerli meyve, besin değeri, çeşitli kullanım alanları ve ekonomik katkılarıyla önemini sürdürmeye devam edecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sıkça Sorulan Sorular</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Limonun yararları nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıklarda tüketilmesinde <strong>fayda</strong> vardır. <strong>Limonun</strong> içinde bulunan sitrat böbrek taşı oluşumunu engellemeye yardımcı olur. <strong>Limon</strong> ayrıca romatizmal rahatsızlıkların tedavisinde de etkilidir. Cilt sağlığına iyi geldiği gibi saç bakımı için de sıklıkla tercih edilir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Limon hangi organa iyi gelir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Limon, içeriğindeki C vitamini sayesinde <strong>immün sistemini (bağışıklık sistemi) destekleyerek cilt sağlığını korurken aynı zamanda bağırsak sağlığı için çok önemlidir</strong>. Çok güçlü bir antibakteriyal olan pektin lifi içerir. Bu sayede sindirim sisteminin düzgün çalışmasını sağlar.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Limon kimler kullanamaz?</strong> <p class="schema-faq-answer">Çeşitli çalışmaların <strong>böbrek ve safra kesesi sorunları olan kişilerin</strong> limonlu suyu içmekten kaçınmaları gerektiğini gösterdiğini biliyor muydunuz? Limonun suyu, vücuttaki kalsiyum emilimini engelleyebilir ve böbrek durumunu ağırlaştırabilir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Limon tansiyonu yükseltir mi?</strong> <p class="schema-faq-answer">Limonun suyunda bulunan potasyum aynı zamanda tuzun kan basıncı üzerindeki etkisini azaltmaya yardımcı olarak <strong>tansiyonu düşürmeye yardım eder</strong>. Bununla birlikte ayrandaki potasyum da kan basıncını düşürme konusunda etkilidir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Fazla limon yemenin zararları</strong> <p class="schema-faq-answer">limondaki asit, aşırı tüketildiğinde <strong>mideye zarar veriyor</strong>. Özellikle aç karnına fazla miktarda içilen limonlu su ülser ve reflü gibi çeşitli mide hastalıklarını tetikleyebiliyor. Limonun, yapısı nedeniyle sık idrara çıkmanızı sağlayan bir meyvedir. </p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/limon/">Limon Çeşitleri ve Özellikleri: Limonla İlgili İlginç Bilgiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şifalı Bitkiler ve Geleneksel Tıp Bitkilerle Doğal Yaşam Rehberi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sifali-bitkiler-ve-geleneksel-tip-bitkilerle-dogal-yasam-rehberi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sifali-bitkiler-ve-geleneksel-tip-bitkilerle-dogal-yasam-rehberi</guid>
<description><![CDATA[ Şifalı Bitkiler İnsanlık, tıbbi amaçlar için bitkileri kullanma konusunda oldukça uzun bir geçmişe sahiptir. Antik medeniyetler, sağlık sorunlarına karşı bitkisel çözümler geliştirmiş ve bu bilgileri nesilden nesile aktarmışlardır. Mezopotamya&#039;dan Çin&#039;e, Antik Yunan&#039;dan Orta Doğu&#039;ya kadar her kültür, doğadan elde ettiği şifalı bitkilerle çeşitli hastalıklarla mücadele etmiştir. Örneğin, antik Mısır&#039;da kullanılan adaçayı, bu dönemdeki tıbbi uygulamalarda önemli bir yer işgal etmiştir.
Şifalı Bitkiler ve Geleneksel Tıp Bitkilerle Doğal Yaşam Rehberi yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şifalı, Bitkiler, Geleneksel, Tıp, Bitkilerle, Doğal, Yaşam, Rehberi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şifalı Bitkiler </strong>İnsanlık tarihini sarhoş eden şifalı bitkilerin gizemli dünyasına hoş geldiniz. Doğanın bize sunduğu en eski sağlık kaynaklarından biri olan şifalı bitkiler, tarihsel bir derinliğe ve kültürel zenginliğe sahiptir. Bu makalede, şifalı bitkilerin kökenine dair iz sürüp, doğal tedavi yöntemlerinin günümüzdeki yükselen popülaritesini keşfedeceğiz.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#sifali-bitkiler-tarihsel-kokeni">Şifalı Bitkiler Tarihsel Kökeni</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#dogal-tedavi-yontemlerinin-yeniden-kesfi">Doğal Tedavi Yöntemlerinin Yeniden Keşfi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#sifali-bitkiler-cesitleri">Şifalı Bitkiler Çeşitleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#dogal-ilaclarin-hazirlanmasi-sifali-bitkiler">Doğal İlaçların Hazırlanması Şifalı Bitkiler </a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#temel-sifali-bitkiler">Temel Şifalı Bitkiler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#soguk-alginligina-karsi-etkili-sifali-bitkiler">Soğuk Algınlığına Karşı Etkili Şifalı Bitkiler </a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#sifali-bitkiler-yan-etkileri-ve-kullanimi">Şifalı Bitkiler Yan Etkileri ve Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#alternatif-tip-ve-sifali-bitkiler">Alternatif Tıp ve Şifalı Bitkiler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#sifali-bitkiler-ekonomik-ve-ekolojik-rolu">Şifalı Bitkiler Ekonomik ve Ekolojik Rolü</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#sifali-bitkiler-korunmasi-ve-surdurulebilir-toplumlar">Şifalı Bitkiler Korunması ve Sürdürülebilir Toplumlar</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2640#doganin-sundugu-sifa-kaynaklari">Doğanın Sunduğu Şifa Kaynakları</a></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Şifalı Bitkiler Tarihsel Kökeni</strong></h2>



<p><strong>Şifalı Bitkiler </strong>İnsanlık, tıbbi amaçlar için bitkileri kullanma konusunda oldukça uzun bir geçmişe sahiptir. Antik medeniyetler, sağlık sorunlarına karşı bitkisel çözümler geliştirmiş ve bu bilgileri nesilden nesile aktarmışlardır. Mezopotamya’dan Çin’e, Antik Yunan’dan Orta Doğu’ya kadar her kültür, doğadan elde ettiği şifalı bitkilerle çeşitli hastalıklarla mücadele etmiştir. Örneğin, antik Mısır’da kullanılan adaçayı, bu dönemdeki tıbbi uygulamalarda önemli bir yer işgal etmiştir.</p>



<p>Şifalı bitkiler tarihi, Orta Çağ’da da zenginleşmiştir. Orta Çağ Avrupa’sında, manastırların bahçelerinde yetiştirilen ve tıbbi olarak kullanılan birçok bitki bulunmaktaydı. Bu dönemde bitkiler, sadece tıbbi amaçlar için değil, aynı zamanda büyü ve ritüel amaçlar için de kullanılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doğal Tedavi Yöntemlerinin Yeniden Keşfi</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-1-1024x576.webp" alt="Mucizevi bitkiler nelerdir?
" class="wp-image-2690" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Endüstri Devrimi ile birlikte kimyasal ilaçların yükselişiyle, şifalı bitkilerin kullanımı bir süre gerilemiş olsa da, son yıllarda doğal tedavi yöntemlerine olan ilgi yeniden artış göstermiştir. Modern tıp, şifalı bitkilerin içerdikleri biyoaktif bileşenlerle sağladığı potansiyel faydalara daha fazla dikkat çekmektedir. Doğal tedavi yöntemleri, yan etkileri daha az olan ve devamlı bir sağlık anlayışını destekleyen bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p>Günümüzde, birçok insan, şifalı bitkilerin sunduğu potansiyel sağlık avantajlarını keşfetmek ve geleneksel tıp yöntemlerine geri dönmek istemektedir. Bitkisel çaylar, özler ve bitkisel takviyeler, doğal tedavi seçenekleri arasında popülerlik kazanmıştır. Ayrıca, bilimsel araştırmaların şifalı bitkilerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini desteklemesi, bu alandaki ilgiyi artırmaktadır.</p>



<p>Bu makale boyunca, şifalı bitkilerin tarihsel serüvenine ve günümüzdeki önemli konumlarına odaklanarak, bu doğal kaynakların sağlık alanındaki rolünü derinlemesine keşfedeceğiz. Şifalı bitkilerin çeşitliliği, insanlık tarihindeki izleri ve modern toplumda yeniden kazandığı değerleri ele alarak, doğanın bize sunduğu bu mucizelerin dünyasına birlikte dalacağız.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Şifalı Bitkiler Çeşitleri</strong></h2>



<p>Doğanın bize sunduğu eşsiz bir hazine olan şifalı bitkiler, binlerce yıldır insanlar tarafından çeşitli sağlık sorunlarına karşı kullanılmaktadır. Bu makalede, şifalı bitkilerin çeşitliliğini anlamak adına kategorize edilmiştir ve bu bitkilerin sunduğu faydalara dair bilgiler sunulmuştur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Şifalı Otların Kategorileri</em></strong></h3>



<p>Şifalı otlar, genel olarak kullanım amaçlarına göre kategorize edilmektedir. Bu kategoriler, bitkilerin sunduğu faydalara ve kullanım alanlarına göre belirlenmiştir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Sindirim Sistemi Sağlığı İçin Şifalı Otlar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Nane: Sindirim sorunlarına iyi gelir ve mideyi rahatlatır.</li>



<li>Zencefil: Hazmı kolaylaştırarak ve mide bulantısını azaltıcıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Şifalı Otlar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Echinacea: Soğuk algınlığına karşı bağışıklık sistemini destekler.</li>



<li>Ginseng: Genel bağışıklığı artırarak ve enerji seviyelerini yükseltmektedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Uyku ve Stresle Başa Çıkma İçin Şifalı Otlar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Melisa: Sakinleştirici etkisi ile stresi azaltabilir.</li>



<li>Lavanta: Uykusuzluk ve gerginlikle mücadelede yardımcı olur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Romatizma ve Ağrılar İçin Şifalı Otlar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Arnika: Topikal olarak kullanıldığında ağrıları azaltabilir.</li>



<li>Kırmızı Biber: Ağrı kesici etkisi ile romatizma ve kas ağrılarına karşı kullanılmaktadır.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Popüler Şifalı Bitkiler ve Faydaları</em></strong></h3>



<p>Bazı şifalı bitkiler, dünya genelinde popülerlik kazanmıştır ve çeşitli sağlık sorunlarına karşı etkili oldukları bilinmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Aloe Vera:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Cilt problemlerine karşı kullanılır ve yanık veya tahriş olmuş cildi yatıştırıcı etkileri bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Adaçayı:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Sindirim sistemini düzenleyicidir ve antioksidan özelliklere sahiptir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Papatya:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Uykusuzluğa karşı etkilidir ve sinir sistemini sakinleştirici bir şekilde etkilediği bilinmektedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/kusburnu/">Kuşburnu:</a></em></strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>C vitamini bakımından zengin olup bağışıklık sistemini güçlendirici etkileri bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Egzotik Şifalı Bitkiler</em></strong></h3>



<p>Dünya genelinde yetişen egzotik bitkiler, sadece sağlık açısından değil, aynı zamanda benzersiz tatları ve aromalarıyla da dikkat çeker.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Moringa:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Vitamin ve mineral bakımından zengin olup genel sağlık üzerinde olumlu etkilere sahiptir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Ashwagandha:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adaptojen olarak bilinen bu bitki, stresle başa çıkmaya yardımcı olur ve enerji seviyelerini artırdığı bilinen faydaları arasındadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/ginseng/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ginseng:</a></em></strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Asya kökenli bu bitki, enerji artışı ve bağışıklık sistemini destekleme özellikleri ile bilinmektedir.</li>
</ul>
</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Şifalı bitkilerin bu geniş çeşitliliği, doğanın insan sağlığına olan katkılarını göstermektedir. Ancak herkesin sağlık durumu farklıdır, bu nedenle şifalı bitkileri kullanmadan önce bir uzmana danışmak önemlidir. Bu bitkilerin doğru şekilde kullanılması, sağlık ve iyilik hali için önemli bir adımdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doğal İlaçların Hazırlanması Şifalı Bitkiler </strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-2-1024x576.webp" alt="Doğal İlaçların Hazırlanması Şifalı Bitkiler " class="wp-image-2689" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Doğal ilaçlar, şifalı bitkilerin doğru bir şekilde toplanması, hazırlanması ve kullanılmasıyla elde edilmektedir. Bu süreç, geleneksel tıbbın temelini oluşturur ve binlerce yıldır insanlar tarafından uygulanmaktadır. İşte doğal ilaçların hazırlanması aşamaları ve önemli detaylar:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Şifalı Bitkilerin Toplanması ve Kurutulması</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Doğru Zamanı Seçin:</strong> Şifalı bitkilerin toplanması, genellikle sabahın erken saatlerinde, çiçekleri tam açılmadan önce yapılmalıdır. Bu zaman diliminde bitkilerin uçucu yağ içeriği daha yüksektir.</li>



<li><strong>Doğru Yerleri Belirleyin:</strong> Bitkileri toplarken, çevresel faktörlere dikkat edin. Endüstriyel bölgelerden ve kirli sulardan uzak durun.</li>



<li><strong>Dikkatli Toplayın:</strong> Bitkilerin tohumları, yaprakları veya kökleri kullanılacaksa, doğru bölümleri seçmek önemlidir. Kesimleri düzgün ve temiz yapın.</li>



<li><strong>Gölgede Kurulama:</strong> Toplanan bitkileri güneş ışığından uzak, serin ve kuru bir yerde gölgede kurulayın. Kuruma işlemi bitkinin özelliklerini korumak adına önemlidir.</li>



<li><strong>Hava Geçirmez Saklama:</strong> Kuruduktan sonra, bitkileri hava geçirmez kaplarda muhafaza edin. Bu, bitkilerin tıbbi özelliklerini daha uzun süre korumalarına yardımcı olacaktır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bitki Çayları ve İçerikleri</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Doğru Bitki Seçimi:</strong> Bitki çayları hazırlarken kullanacağınız bitkilerin kalitesine dikkat edin. Organik, doğal ve temiz bitkiler seçmeye özen gösterin.</li>



<li><strong>Miktarları Ayarlayın:</strong> Genel kural, bir fincan suya bir çay kaşığı kurutulan bitki veya bitki karışımıdır. Ancak, bitkilerin türüne ve istediğiniz etkiye bağlı olarak bu miktarları ayarlayabilirsiniz.</li>



<li><strong>Demleme Süresi:</strong> Her bitki çayının demleme süresi farklıdır. Bazıları için 5-10 dakika yeterliyken, diğerleri için daha uzun süreli demleme gereklidir. Bitki çayınızın özelliklerini korumak için demleme süresine dikkat edin.</li>



<li><strong>Tatlandırma Seçenekleri:</strong> İhtiyaca göre, bitki çayınızı doğal tatlandırıcılarla (bal, limon, tarçın) zenginleştirebilirsiniz.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bitkisel Yağlar ve Uygulama Yöntemleri</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Soğuk Pres Yöntemi:</strong> Soğuk pres yöntemiyle elde edilen bitkisel yağlar, genellikle besin değerini daha iyi korur. Bu yöntemle yağ elde edilen bitkiler arasında zeytinyağı, hindistancevizi yağı ve argan yağı bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Buhar Distilasyonu:</strong> Bu yöntemle elde edilen yağlar genellikle şifalı bitkilerin uçucu yağlarını içerir. Lavanta yağı, nane yağı ve çay ağacı yağı gibi yağlar bu şekilde üretilmektedir.</li>



<li><strong>Uygulama Yöntemleri:</strong> Bitkisel yağları cilde uygulamadan önce, taşıyıcı yağlarla seyreltilmelidir. Özellikle hassas ciltler için bu önemlidir. Ayrıca, bu yağlar aromaterapi, masaj veya banyo yağı olarak kullanılmaya uygundur.</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Doğal ilaçların hazırlanması süreci, dikkatli ve bilinçli bir şekilde yapılmalıdır. Herhangi bir şüpheniz varsa veya özel bir sağlık durumunuz varsa, uzmana danışmak önemlidir. doğal ilaçlar genellikle yan etkileri daha azdır, ancak doğru şekilde kullanıldığında en etkili ve güvenli olurlar.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Temel Şifalı Bitkiler</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/rus-adacayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Adaçayı ve Sağlık Üzerindeki Etkileri</a></em></strong></h3>



<p><strong>Adaçayı (Rosmarinus officinalis), </strong>tarih boyunca mutfaklarda kullanımının yanı sıra şifalı özellikleriyle de bilinen bir bitkidir. Adaçayının sağlık üzerinde birçok olumlu etkisi vardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidan Zenginlik:</strong> Adaçayı, antioksidan bakımından zengin bir bitkidir. Vücudu serbest radikallerden koruyarak hücresel hasarı azaltıcıdır ve yaşlanmayı geciktirici etkileri bulunmaktadır.</li>



<li><strong>İyi Bir Sindirim Yardımcısı:</strong> Adaçayının içeriğinde bulunan maddeler, sindirim sistemini uyarıır ve gaz sorunlarını azalttığı bilinmektedir. Aynı zamanda mide asidini dengeleyicidir ve sindirim rahatsızlıklarına karşı etkili olacaktır.</li>



<li><strong>Zihinsel Konsantrasyonu Artırma:</strong> Adaçayı, içeriğinde bulunan uçucu yağlar sayesinde zihinsel odaklanmayı artırabilir ve bilişsel fonksiyonları destekleyebilir.</li>



<li><strong>Stres ve Anksiyeteye Karşı Etkili:</strong> Adaçayının aroması, stresi azaltıcı ve sakinleştirici etkilere sahiptir. Adaçayı çayı veya adaçayı yağı, zihinsel rahatlama sağlayabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/mayis-papatyasi-cayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Papatya Çayının Rahatlatıcı Özellikleri</a></em></strong></h3>



<p><strong>Papatya (Matricaria chamomilla veya Anthemis nobilis),</strong> yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleriyle bilinen bir bitkidir. Sağlık üzerindeki olumlu etkileri şunlardır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Uykusuzluğa Karşı Etkili:</strong> Papatya çayı, içeriğinde bulunan flavonoidler sayesinde uykusuzlukla mücadelede yardımcı etkileri vardır. Sakinleştirici özellikleri sayesinde, gece rahat bir uyku geçirmeye yardımcı olduğu bilinmektedir.</li>



<li><strong>Mide Rahatsızlıklarını Hafifletme:</strong> Papatya çayı, mide ağrıları, şişkinlik ve sindirim problemleri gibi sorunlara karşı hafifletici bir etkiye sahiptir.</li>



<li><strong>Anti-inflamatuar Özellikler:</strong> Papatya çayının içeriğindeki anti-inflamatuar bileşenler, vücuttaki iltihaplanma süreçlerini azaltıcıdır.</li>



<li><strong>Stres ve Anksiyeteyi Azaltma:</strong> Papatya çayı, sakinleştirici etkileriyle stres ve anksiyeteyle başa çıkmada yardımcı etkileri bulunmaktadır. Günlük stresle mücadelede keyifli bir içecek olacaktır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/zencefil-cayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Zencefilin Antioksidan Gücü</a></em></strong></h3>



<p><strong>Zencefil (Zingiber officinale),</strong> kökleri kullanılan güçlü bir şifalı bitkidir. Zencefilin sağlık üzerindeki etkileri şu şekildedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidan ve Anti-inflamatuar Etkiler:</strong> Zencefil, antioksidan ve anti-inflamatuar bileşenler içerir. Bu özellikleri sayesinde vücuttaki serbest radikallerle mücadele eder ve iltihaplanmayı azaltıcıdır.</li>



<li><strong>Mide Bulantısını Hafifletme:</strong> Zencefil, özellikle hamilelikle ilgili mide bulantısını azaltmada etkili olmaktadır. Ayrıca, kemoterapi sonrası mide bulantısını da hafifleti,cidir.</li>



<li><strong>Ağrı ve Romatizma İle Mücadele:</strong> Zencefil, ağrı ve romatizmal sorunlara karşı doğal bir destek olarak kullanılmaya uuygundur. Anti-inflamatuar özellikleri, özellikle eklem ağrılarını hafifletebilir.</li>



<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirme:</strong> Zencefil, bağışıklık sistemini güçlendirebilecek vitaminler ve mineraller içerir. Soğuk algınlığı dönemlerinde zencefil çayı, vücudu destekleyebilir.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu şifalı bitkiler, doğanın bize sunduğu doğal çözümlerden sadece birkaçıdır. Ancak herhangi bir bitkisel tedaviye başlamadan önce, özellikle kronik bir sağlık sorununuz varsa veya ilaç kullanıyorsanız, bir sağlık profesyoneli ile konuşmanız önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Soğuk Algınlığına Karşı Etkili Şifalı Bitkiler </strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-3-1024x576.webp" alt="Soğuk Algınlığına Karşı Etkili Şifalı Bitkiler " class="wp-image-2688" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Soğuk algınlığı, herkesin hayatının bir döneminde karşılaştığı yaygın bir rahatsızlıktır. Ancak, doğanın sunduğu şifalı bitkilerle bu rahatsızlığa karşı doğal çözümler bulunabilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Zencefil (Zingiber officinale):</strong> Zencefil, soğuk algınlığına karşı etkili bir bitkidir. Antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri, boğaz ağrısını hafifleterek, burun tıkanıklığını azaltır ve bağışıklık sistemini güçlendiricidir. Zencefil çayı veya taze zencefilin doğrudan tüketilmesi bu etkileri sağlar.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/ekinezya-bitkisi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ekinezya (Echinacea purpurea):</a></em></strong> Ekinezya, bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleriyle bilinmektedir. Soğuk algınlığı belirtileri ortaya çıktığında kullanıldığında, hastalığın süresini kısaltır ve semptomları hafifletici etkisi bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Papatya (Matricaria chamomilla):</strong> Papatya çayı, soğuk algınlığına karşı sakinleştirici ve antimikrobiyal etkilere sahiptir. Boğaz ağrısını hafifletebilir, sinüsleri rahatlatabilir ve uykusuzluğu azaltabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sindirim Problemlerine Doğal Çözümler</em></strong></h3>



<p>Sindirim sorunları, günlük yaşantımızı olumsuz etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur. Ancak, doğal çözümlerle bu problemlere karşı alternatifler bulabiliriz:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/nane-bitkisi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nane (Mentha piperita):</a></em></strong> Nane, sindirim sistemi üzerinde rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Mide ağrısı, gaz ve sindirim problemleriyle başa çıkmada yardımcı olur. Nane çayı veya taze nane tüketimi bu etkileri sağlar.</li>



<li><strong>Zencefil (Zingiber officinale):</strong> Zencefil, mide bulantısı ve sindirim problemleriyle mücadelede etkilidir. Mide asidini dengeleyebilir, mide kramplarını hafifletebilir ve sindirim sürecini destekleyicidir.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/papatya/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Papatya (Matricaria chamomilla): </a></em></strong>Papatya, mide rahatsızlıklarına karşı sakinleştirici etkilere sahiptir. Mide ağrısı ve irritasyonlarını hafifletebilir, sindirim sisteminin rahatlamasına yardımcı olabilir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Stres ve Uykusuzluk İçin Bitkisel Alternatifler</em></strong></h3>



<p>Modern yaşamın getirdiği stres ve uykusuzluk sorunlarına karşı doğal bitkisel çözümler bulmak mümkündür:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/lavanta/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Lavanta (Lavandula angustifolia):</a></em></strong> Lavanta, sakinleştirici özellikleriyle bilinmektedir. Lavanta yağı, stresi azaltarak ve uyku düzenini desteklemektedir. Lavanta çayı da rahatlatıcı etkilere sahiptir.</li>



<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/melisa-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Melisa (Melissa officinalis):</a></em></strong> Melisa, sinir sistemini sakinleştirici özelliklere sahiptir. Stres ve endişeyle başa çıkmada yardımcı olur. Melisa çayı veya melisa yağı aromaterapi uygulamalarında kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Çay Ağacı (Melaleuca alternifolia):</strong> Çay ağacı yağı, stresle başa çıkmada yardımcı olur ve aynı zamanda antimikrobiyal özelliklere sahiptir. Aromaterapi veya masaj uygulamalarında kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Her ne kadar şifalı bitkiler doğal ve genellikle yan etkisiz olsalar da, herkesin vücut yapısı farklıdır. Özellikle kronik bir sağlık sorununuz varsa veya hamileyseniz, bitkisel çözümleri kullanmadan önce bir sağlık profesyoneli ile görüşmek önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Şifalı Bitkiler Yan Etkileri ve Kullanımı</strong></h2>



<p>Şifalı bitkiler doğanın bize sunduğu değerli kaynaklar olsa da, kullanımları konusunda dikkatli olunmalıdır. Bu bitkilerin yan etkileri ve özellikle belirli durumlarda, örneğin hamilelik ve emzirme dönemlerinde kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken önemli hususlar bulunmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Yan Etkiler:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Alerjik Reaksiyonlar:</strong> Bazı insanlar belirli bitkilere karşı alerjik reaksiyonlar göstermektedir. Bu reaksiyonlar cilt döküntüleri, kaşıntı, ödem ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösterir.</li>



<li><strong>Mide Rahatsızlıkları:</strong> Bazı şifalı bitkiler, özellikle yüksek dozlarda alındığında, mide rahatsızlıklarına neden olmaktadır. Mide bulantısı, kusma veya mide ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkar.</li>



<li><strong>İlaç Etkileşimleri:</strong> Bazı bitkiler, özellikle düzenli olarak kullanılan ilaçlarla etkileşime girme ihtimali vardır.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Hamilelik ve Emzirme Dönemlerinde Kullanım:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Hamilelik Dönemi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><em>Güvenli Bitkiler:</em> Hamilelik döneminde bazı bitkiler güvenli olarak kabul edilmektedir. Örneğin, zencefil hafif mide bulantısına karşı kullanılmaktadır.</li>



<li><em>Riskli Bitkiler:</em> Bazı bitkiler hamilelik sırasında risk taşımaktadır. Özellikle abortif etkisi olduğu bilinen bitkilerden kaçınılmalıdır. Bu bitkiler arasında keten tohumu ve maydanoz bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Emzirme Dönemi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><em>Güvenli Bitkiler:</em> Emzirme döneminde de bazı bitkiler güvenle kullanılmaktadır. Örneğin, papatya çayı sakinleştirici özellikleri ile bilinir ve emziren anneler tarafından sıklıkla tercih edilmeye uygun olduğu bilinmektedir.</li>



<li><em>Riskli Bitkiler:</em> Emzirme döneminde kullanılması önerilmeyen bazı bitkiler vardır. Bu bitkilerden bazıları, emzirilen bebeklerde olumsuz etkiler yapar.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>İlaçlarla Etkileşimleri ve Dikkat Edilmesi Gerekenler:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İlaç Etkileşimleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı şifalı bitkiler, kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Bu durum, ilaçların etkisini artırabilir veya azaltabilir.</li>



<li>Özellikle kan sulandırıcı ilaçlar, diyabet ilaçları ve antidepresanlar gibi ilaçlarla kullanılan bitkiler konusunda dikkatli olunmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Dozaj Kontrolü:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Dozaj konusunda dikkatli olunmalıdır. Önerilen dozlardan fazla kullanılan şifalı bitkiler, toksik etkilere neden olur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sağlık Durumu:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Herkesin sağlık durumu farklıdır. Özellikle kronik bir rahatsızlığı olan bireyler, bitkisel tedavilere başlamadan önce bir sağlık profesyoneli ile görüşmelidir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Sonuç olarak, şifalı bitkilerin kullanımı konusunda dikkatli olunmalı ve özellikle hamilelik, emzirme ve düzenli ilaç kullanımı durumlarında bir sağlık profesyoneli ile görüşülmelidir. Doğal çözümler, bilinçli ve kontrollü bir şekilde kullanıldığında sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Alternatif Tıp ve Şifalı Bitkiler</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-4-1024x576.webp" alt="Alternatif Tıp ve Şifalı Bitkiler" class="wp-image-2687" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p>Alternatif tıp, geleneksel tıpın dışında kalan ve genellikle tamamlayıcı bir rol oynayan bir tıp yaklaşımıdır. Bu bağlamda, şifalı bitkiler genellikle alternatif tıbbın temelini oluşturur. İşte geleneksel ve modern tıp arasındaki farklar ile şifalı bitkilerin bilimsel temeli hakkında detaylı bir içerik:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Geleneksel ve Modern Tıp Arasındaki Farklar:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Temel Yaklaşım:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Tıp:</strong> Geleneksel tıp, genellikle bilimsel yöntemlere dayanmayan ve kültürel, yerel veya tarihsel olarak geçmişe dayanan uygulamalara odaklanır. Doğal iyileştirme, enerji akışı ve bedenin kendi kendini iyileştirme yeteneği gibi kavramları içerir.</li>



<li><strong>Modern Tıp:</strong> Modern tıp, bilimsel yöntemlere dayanarak hastalıkların tanılanması ve tedavisi üzerine odaklanır. Kontrollü klinik deneyler, laboratuvar çalışmaları ve kanıta dayalı tıp prensipleri bu yaklaşımın temelini oluşturur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Tanı ve Tedavi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Tıp:</strong> Geleneksel tıbbi uygulamalarda tanı genellikle semptomlara, enerji akışına veya kişisel değerlendirmelere dayanır. Tedavi genellikle bitkiler, doğal maddeler veya geleneksel yöntemleri içerir.</li>



<li><strong>Modern Tıp:</strong> Modern tıp, genellikle detaylı laboratuvar testleri, görüntüleme teknikleri ve bilimsel araştırmalara dayanarak hastalıkların nedenlerini ve mekanizmalarını anlamaya çalışır. Tedavi genellikle ilaçlar, cerrahi müdahaleler ve diğer bilimsel yöntemleri içerir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Bilimsel Temellere Dayanma:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Tıp:</strong> Geleneksel tıbbi uygulamaların birçoğu, bilimsel olarak test edilmemiş veya kanıtlanmamıştır. Bu nedenle, etkinlikleri ve güvenlikleri konusunda belirsizlikler bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Modern Tıp:</strong> Modern tıp, bilimsel yöntemlere dayandığı için genellikle güvenilir ve kanıta dayalı bir temele sahiptir. İlaçların ve tedavi yöntemlerinin etkileri, klinik deneyler ve bilimsel araştırmalarla değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Şifalı Bitkilerin Bilimsel Temeli:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Biyoaktif Bileşenler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkiler, içerdikleri biyoaktif bileşenler nedeniyle çeşitli sağlık yararlarına sahiptir. Bu bileşenler, antioksidanlar, flavonoidler, alkaloidler ve uçucu yağlar gibi doğal bileşenlerden oluşur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Klinik Araştırmalar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Birçok şifalı bitkinin sağlık üzerindeki etkilerini inceleyen klinik araştırmalar bulunmaktadır. Örneğin, zencefilin anti-inflamatuar etkileri veya ginkgo biloba’nın bilişsel fonksiyonları artırmadaki rolü gibi konularda yapılan çalışmalar, bilimsel temeli oluşturur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Standartlaştırma ve Dozaj:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı şifalı bitkiler, modern tıp standartlarına uygun olarak standartlaştırılmış özütler veya bitkisel ilaç formülasyonları içerir. Bu, dozajın kontrol edilebilir olmasını sağlar ve etkinlik üzerinde daha güvenilir bir kontrol sağlar.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Şifalı bitkilerin bilimsel temeli, bu bitkilerin içerdikleri biyoaktif bileşenlerin farmakolojik etkilerini anlamaya yönelik araştırmalara dayanır. Ancak, her bitkinin etkili olmadığı durumlar ve yan etkiler göz önünde bulundurularak, kullanılmadan önce uzman bir sağlık profesyoneli ile görüşmek önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Şifalı Bitkiler Ekonomik ve Ekolojik Rolü</strong></h2>



<p>Sadece tıbbi açıdan değil, aynı zamanda ekonomik ve ekolojik açıdan da önemli bir rol oynarlar. Bu bitkiler, biyolojik çeşitliliği destekleyerek, iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunarak ve endüstriyel kullanım alanlarında ekonomik etkiler yaratarak çeşitli avantajlara sahiptirler.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>İklim Değişikliğiyle Mücadelede Bitkilerin Rolü:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Karbonsuzlaştırma:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkiler, karbon emiliminde önemli bir rol oynar. Fotosentez süreci sırasında atmosferdeki karbon dioksiti absorbe ederek, bitkiler oksijen üretir ve karbonu depolar. Bu, iklim değişikliğiyle mücadelede karbonsuzlaştırma süreçlerine katkıda bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Biyoçeşitlilik:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkiler, biyoçeşitliliğin korunmasında kritik bir rol oynar. Ormanlarda, dağlarda ve diğer doğal habitatlarda yetişen bu bitkiler, ekosistemlerin sağlıklı kalmasına yardımcı olur ve biyolojik çeşitliliği destekler.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Su ve Toprak Koruma:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitkiler, erozyonu önleme ve toprak stabilitesini artırma konularında etkilidir. Kök sistemleri, toprağı tutar ve erozyon riskini azaltır. Aynı zamanda, yağış sularının hızlı akışını kontrol ederek su kaynaklarını korur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>İklim Adaptasyonu:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı şifalı bitkiler, özellikle adaptasyon yetenekleri ile bilinmektedir. Bu bitkiler, değişen iklim koşullarına uyum sağlar ve bu nedenle ekosistemlerin dayanıklılığını artırıcıdır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Şifalı Bitkiler Endüstriyel Kullanımı ve Ekonomik Etkileri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İlaç Endüstrisi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkilerin birçoğu, farmasötik endüstride kullanılan ilaçların hammaddelerini oluşturur. Örneğin, aspirin hammaddesi olan salisilat, beyaz yüksük otundan elde edilmektedir. Bu, ilaç endüstrisine önemli bir katkı sağlar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Kozmetik Ürünler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Birçok kozmetik ürün, şifalı bitkilerden elde edilen özler ve yağlar içerir. Lavanta, aloe vera, çay ağacı gibi bitkiler, cilt bakım ürünlerinden şampuanlara kadar birçok kozmetik ürünün içeriğinde kullanılmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Gıda ve İçecek Sanayi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı şifalı bitkiler, gıda ve içecek endüstrisinde aroma vericiler, baharatlar ve renklendiriciler olarak kullanılmaktadır. Örneğin, zencefil, tarçın ve biberiye gibi bitkiler, birçok yemekte lezzet ve aroma sağlar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Bitkisel İlaç ve Takviyeler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkiler, bitkisel ilaçlar ve besin takviyeleri üretiminde kullanılmaktadır. Birçok kültürde, geleneksel tıpta kullanılan bitkilerin modern tıp tarafından da kabul görmesi, bitkisel ilaç endüstrisini büyütmüştür.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Ekonomik Kalkınma:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkilerin ticaretinin artması, çeşitli bölgelerde ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaktadır. Bu bitkilerin devamlı şekilde yetiştirilmesi ve işlenmesi, yerel topluluklara istihdam ve gelir sağlar.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Şifalı bitkiler, sadece doğal tedavilerde değil, aynı zamanda çevresel ve ekonomik açılardan da büyük bir öneme sahiptir. Ancak, sürdürülebilir yönetim ve ticaret uygulamalarına dikkat edilmesi, bu bitkilerin uzun vadeli korunmasını sağlamak için önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Şifalı Bitkiler Korunması ve Sürdürülebilir Toplumlar</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-5-1024x576.webp" alt="Şifalı Bitkiler Korunması ve Sürdürülebilir Toplumlar" class="wp-image-2686" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/sifali-bitkiler-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bitki Çeşitliliğinin Korunması:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Biyoçeşitliliğin Önemi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Biyoçeşitlilik, bir ekosistemdeki tüm yaşam formlarını ve bu formlar arasındaki genetik çeşitliliği ifade eder. Bitki çeşitliliği, ekosistemlerin sağlığını ve dayanıklılığını sağlar. Bu nedenle, bitki çeşitliliğinin korunması, ekosistem hizmetlerinin devam etmesini ve gıda güvenliğinin sürdürülmesini sağlar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Korunan Alanlar ve Doğal Rezervler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Biyoçeşitliliği korumak için özel olarak belirlenmiş korunan alanlar ve doğal rezervler oluşturmak önemlidir. Bu alanlar, endemik bitki türlerinin, nadir bitkilerin ve ekosistemlerin korunmasına yardımcı olur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Tarım, biyoçeşitliliği etkileyen önemli bir faktördür. Sürdürülebilir tarım uygulamaları, monokültürlerden kaçınılmasını, toprak sağlığının korunmasını ve kimyasal kullanımının azaltılmasını içerir. Bu uygulamalar, doğal bitki çeşitliliğin devam etmesine katkıda bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>İklim Değişikliğiyle Mücadele:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>İklim değişikliği, bitki çeşitliliği üzerinde önemli bir tehdittir. Sürdürülebilir enerji kullanımı, ormansızlaşmanın önlenmesi ve sera gazı emisyonlarının azaltılması gibi önlemler, bitki çeşitliliğini koruma açısından önemlidir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Yerel Toplulukların Şifalı Bitkilerle Etkileşimi:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Bilgi ve Kültürel Miras:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yerel topluluklar genellikle şifalı bitkilere dair önemli bilgi ve tecrübelere sahiptir. Bu bilgi, nesilden nesile aktarılarak kültürel mirasın bir parçası haline gelir. Yerel bilgi, bitki çeşitliliğinin devamlı şekilde kullanılmasında kritik bir rol oynar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Yerel Topluluk Katılımı:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Şifalı bitkilerin korunması ve devamlı kullanımı için yerel toplulukların katılımı önemlidir. Topluluk üyelerinin karar alma süreçlerine dahil edilmesi, yerel bilgi ve deneyimlerin paylaşılması, proje başarı şansını artırır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sürdürülebilir Topluluk Bahçeleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yerel topluluk bahçeleri, şifalı bitkilerin yetiştirilmesi ve paylaşılmasını teşvik eder. Bu bahçeler, bitki çeşitliliğinin korunmasını sağlarken aynı zamanda yerel halkın ihtiyaçlarını karşılar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Yerel Pazarlar ve Ticaret:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yerel pazarlar, doğal ve yerel kaynaklardan elde edilen şifalı bitkilerin ekonomik değerini artırır. Ancak, bu ticaretin sürdürülebilir olması için doğal kaynakların aşırı kullanımına karşı önlemler alınmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Eğitim ve Farkındalık:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Yerel topluluklara şifalı bitkilerin korunması, sürdürülebilir kullanımı ve ekolojik önemi konusunda eğitim vermek önemlidir. Bu eğitim, bilinci artırarak yerel halkın doğal kaynaklara daha duyarlı bir şekilde yaklaşmasına katkıda bulunur.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Şifalı bitkilerin korunması ve sürdürülebilir kullanımı, yerel toplulukların aktif katılımını gerektirir. Bu süreçte bilgi paylaşımı, yerel kültür ve geleneklerin korunması, ekosistem sağlığının sürdürülmesi ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doğanın Sunduğu Şifa Kaynakları</strong></h2>



<p>Doğa, binlerce yıldır insanlık için bir şifa kaynağı olmuştur. Bitkiler, mineraller, denizler ve diğer doğal unsurlar, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan değerli kaynaklardır. Bu yazıda, doğanın sunduğu şifa kaynaklarına odaklanacak ve şifalı bitkilerin geleceği ile ilgili potansiyel araştırma alanlarına değineceğiz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Doğanın Şifa Kaynakları:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Şifalı Bitkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Şifalı bitkiler</em></strong>, geleneksel tıp sistemlerinde yaygın olarak kullanılan doğal kaynaklardır. Zencefil, adaçayı, aloe vera gibi bitkiler, antioksidanlar, vitaminler ve mineraller açısından zengin içerikleriyle sağlık için birçok fayda sağlar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Deniz Kaynakları:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Denizler, omega-3 yağ asitleri, mineraller ve protein gibi besin maddeleri açısından zengin kaynaklara ev sahipliği yapar. Balık yağı, deniz yosunu ve diğer deniz ürünleri, kalp sağlığından<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> bağışıklık sistemi </a></em></strong>desteklemeye kadar bir dizi sağlık yararı sunar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Mineral ve Madenler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Topraktan elde edilen mineraller, vücudun sağlıklı bir şekilde işlev görmesi için önemlidir. Örneğin, magnezyum, kalsiyum ve demir gibi mineraller, kemik sağlığı, enerji üretimi ve kan oluşumu gibi temel işlevleri destekler.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Doğal Yağlar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitkisel yağlar, cilt bakımından içsel sağlığa kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Zeytinyağı, hindistancevizi yağı ve lavanta yağı gibi doğal yağlar, anti-inflamatuar ve antimikrobiyal özellikleriyle bilinmektedir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Şifalı Bitkilerin Geleceği ve Araştırma Alanları:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Bitki Biyoteknolojisi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitki biyoteknolojisi, genetik mühendislik ve bitki özelliklerini geliştirme üzerine odaklanır. Bu alan, bitkilerin daha verimli olmalarını, hastalıklara karşı direnç kazanmalarını ve biyolojik etkileşimlerini optimize etmelerini sağlamak için gelecekte büyük bir potansiyele sahiptir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Bitki Temelli İlaçlar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Modern tıp, bitki temelli ilaçlara yönelik artan bir ilgi göstermektedir. Bitki özleri, doğal bileşenler ve biyoaktif moleküller, geleneksel tıp sistemlerinin ötesinde yeni tedavi yöntemleri için araştırılmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Bitkilerin Adaptasyonu ve İklim Değişikliği:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>İklim değişikliği, bitki çeşitliliği üzerinde büyük bir etki yapmaktadır. Bitkilerin iklim değişikliğine adaptasyonu ve bu değişimlere dayanıklı yeni bitki türlerinin keşfi, tarım ve doğal ekosistemlerin geleceğini belirlemede önemli bir faktördür.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Biyoçeşitliliği Koruma ve Sürdürülebilir Kullanım:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitki çeşitliliğini korumak ve sürdürülebilir bir şekilde kullanmak için yeni stratejiler ve politikalar geliştirmek önemlidir. Sürdürülebilir topluluk bahçeleri, yerel toplulukların doğal kaynaklara sürdürülebilir bir şekilde erişim sağlamalarına yardımcı olabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Etnobotanik ve Geleneksel Bilgi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Etnobotanik araştırmalar, geleneksel bilgi ve yerel tıp uygulamalarını anlamak için önemlidir. Bu bilgi, bitki kaynaklı ilaçların potansiyelini değerlendirmek ve kültürel zenginliği korumak için kullanılmaya uygundur.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Gelecekte, doğanın sunduğu şifa kaynaklarının daha etkili bir şekilde kullanılması ve sürdürülebilir bir şekilde korunması için çok sayıda araştırma ve geliştirme faaliyeti beklenmektedir. Bu alanlarda yapılan çalışmalar, insan sağlığına ve çevre sürdürülebilirliğine önemli katkılarda bulunabilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sıkça Sorulan Sorular</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Dünyanın en şifalı bitkisi nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Yaprakları yüzyıllar boyunca geleneksel tıbbın bir parçası olarak kullanılan <strong>Moringa Oleifera</strong>, adını çok fazla duymadığınız ancak birçok kültürde kullanılan ve dünyanın en faydalı bitkisi olarak kabul edilen bir ağaçtır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Enerji veren bitkiler nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer"><strong>Aslanpençesi, kına, atkestanesi, yılan otu, çörekotu, dalak otu, devetabanı, dişbudak ağacı, fındık, fıstık, ceviz, havuç, hindiba, dalakotu kızılcık, ginseng mayasıl otu ve misk otu</strong> vücut gücünü artıran başlıca bitkiler arasındadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Ülkemizde yetişen şifalı bitkiler nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Zencefil.<br>Çörek Otu.<br>Adaçayı<br>Kudret Narı<br>Tarçın.<br>Zerdeçal.<br>Ihlamur.<br>Sarımsak.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Şans getiren bitki nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Çinlilerin feng shui felsefesine göre iyi şans getirdiğine inanılan ve hint kamışı olarak da bilinen <strong>bambular</strong>; mutluluk, güç ve sağlığı temsil ediyor. Eğilip bükülüp birbirine girdiği için hiçbir kamışı birbirine benzemeyen bu bitki, yıl boyunca bulunduğu ortama bereket getiriyor.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Sıkıntı ve strese ne iyi gelir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Üzerinizdeki baskı arttığında <strong>sizi rahatlatacak bir şarkı dinlemek</strong>, stres seviyenizi düşürmeye yardımcı olur. Diğer yandan uzun bir yürüyüş de strese iyi gelmektedir. Strese sebep olan sorundan uzaklaşmak da üzerinizdeki baskıyı azaltacağından film izlemek ya da oyun oynamak gibi aktiviteler de fayda göstermektedir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Ölümsüzlük otunun ismi nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Aloe vera, zambakgiller familyasından olan, kaktüse benzer bir bitkidir. Yapraklarında su depolayan kalın ve kısa saplı bu bitki en çok cilt yaralanmalarını tedavi etmesiyle bilinmektedir. Ancak sağlığa fayda sağlayacak başka kullanımları da vardır.</p> </div> </div>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-3 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tlumbr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.twitter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label screen-reader-text">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/sifali-bitkiler/">Şifalı Bitkiler ve Geleneksel Tıp Bitkilerle Doğal Yaşam Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rezene Bitkisi ve Sağlığa Olan Olumlu Etkileri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/rezene-bitkisi-ve-sagliga-olan-olumlu-etkileri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/rezene-bitkisi-ve-sagliga-olan-olumlu-etkileri</guid>
<description><![CDATA[ Rezene bitkisi (Foeniculum vulgare), ıtırgiller familyasından, genellikle Akdeniz bölgesine özgü olan bir bitki türüdür. Rezene, ılıman iklimlerde yetişir ve tarih boyunca çeşitli kültürlerde kullanılmıştır. Bitkinin taze yaprakları, tohumları ve kökleri genellikle çeşitli mutfaklarda baharat veya şifalı bitki olarak kullanılmaktadır.
Rezene Bitkisi ve Sağlığa Olan Olumlu Etkileri yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-zain-ali-19014380.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Rezene, Bitkisi, Sağlığa, Olan, Olumlu, Etkileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Rezene bitkisi (Foeniculum vulgare),</strong> ıtırgiller familyasından, genellikle Akdeniz bölgesine özgü olan bir bitki türüdür. Rezene, ılıman iklimlerde yetişir ve tarih boyunca çeşitli kültürlerde kullanılmıştır. Bitkinin taze yaprakları, tohumları ve kökleri genellikle çeşitli mutfaklarda baharat veya şifalı bitki olarak kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>Rezene tohumları, </strong>özellikle yemeklerde ve çeşitli tıbbi amaçlar için kullanılan kısımlarıdır. Bu tohumlar, hafif anason ve nane benzeri bir lezzete sahiptir. Ayrıca, rezene tohumları sindirim sistemini rahatlatıcı özelliklere sahiptir. Bu nedenle bazı kültürlerde öğünlerden sonra çay olarak tüketilmektedir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-foeniculum-vulgare">Rezene Bitkisi (Foeniculum vulgare)</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-morfoloji-ve-yetistirme-kosullari">Rezene Bitkisi: Morfoloji ve Yetiştirme Koşulları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-tohumlari-lezzet-ve-kullanim-alanlari">Rezene Bitkisi Tohumları: Lezzet ve Kullanım Alanları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-tibbi-kullanimlari-ve-saglik-faydalari">Rezene Bitkisi : Tıbbi Kullanımları ve Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-ve-kulturler-arasi-kullanimi">Rezene Bitkisi ve Kültürler Arası Kullanımı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-endustrisi-ve-ticareti">Rezene Bitkisi Endüstrisi ve Ticareti</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-cayi-ve-diger-tuketim-bicimleri">Rezene Çayı ve Diğer Tüketim Biçimleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-yetistiriciligi-ve-surdurulebilir-tarim-uygulamalari">Rezene Yetiştiriciliği ve Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=2634#rezene-bitkisi-gelecekteki-potansiyeli-ve-yeni-arastirma-ve-gelistirme-alanlari">Rezene Bitkisi Gelecekteki Potansiyeli ve Yeni Araştırma ve Geliştirme Alanları</a></li>
</ol>



<p><strong>Mutfakta, rezene tohumları </strong>genellikle ekmek, çorba, balık, sebze yemekleri ve turşulara tat vermek amacıyla kullanılmaktadır. Ayrıca, likörlerin ve bazı tatlıların yapımında da kullanılmaya uygundur. Tıbbi olarak, rezene tohumları <strong>sindirim sorunlarına </strong>karşı geleneksel bir çözüm olarak kullanılmaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ancak, herhangi bir tıbbi amaçla kullanmadan önce uzman bir sağlık profesyoneli ile danışmak önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene Bitkisi (Foeniculum vulgare)</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-robert-so-18373132-1024x576.webp" alt="Rezene otu ne işe yarar?" class="wp-image-3135" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-robert-so-18373132-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-robert-so-18373132-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-robert-so-18373132-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-robert-so-18373132.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Rezene (Foeniculum vulgare),</strong> ıtırgiller (Apiaceae) familyasına ait, özellikle Akdeniz bölgesine özgü, aromatik bir bitki türüdür. Genellikle “rezene” olarak bilinen bitki, hem<strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/baharatlar/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> mutfakta kullanılan bir baharat</a></em></strong> olarak hem de tıbbi amaçlar için değerlendirilen bir <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/category/sifali-bitkiler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şifalı bitki</a></em></strong> olarak önemli bir konuma sahiptir. Bitki, uzun, ince sapları ve ferahlatıcı bir anason benzeri kokusuyla tanınır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>Rezene Bitkisi Tarihçesi ve Kökeni</strong></em></h3>



<p><strong>Rezene Bitkisi ,</strong> tarihi derin kökleri olan bir bitki olarak öne çıkar. Antik Roma ve Yunan kültürlerinde önemli bir yer tutan rezene, tıbbi ve mutfak kullanımıyla o dönemde de değer görmüştür. Bitkinin doğal olarak Akdeniz bölgesine özgü olmasıyla birlikte, Orta Doğu’dan Güney Avrupa’ya, Asya’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada yayılmıştır.</p>



<p><strong>Rezene, </strong>tarih boyunca çeşitli medeniyetlerde çeşitli amaçlar için kullanılmıştır. Antik çağlarda, Romalılar ve Yunanlar yemeklere lezzet katmak amacıyla rezene kullanırken, Orta Çağ’da Avrupa’da tıbbi amaçlarla kullanılmıştır. Ayrıca, Orta Doğu ve Asya mutfağında da önemli bir <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">baharat </a></em></strong>olarak kendine yer bulmuştur.</p>



<p>Rezene<strong> Bitkisi </strong>, kökeni itibariyle özellikle Akdeniz iklimine adapte olmuş ve bu bölgede doğal olarak yetişmiştir. Ancak, zaman içinde kültürel alışverişler ve ticaret yoluyla dünya geneline yayılmıştır. Günümüzde, Hindistan’dan Amerika’ya kadar birçok ülkede yetiştirilen ve kullanılan rezene, küresel mutfaklarda ve doğal tıp uygulamalarında kendine geniş bir yer bulmuştur.</p>



<p>Bu bitkinin zengin tarihçesi, kültürel bağları ve geniş coğrafi yayılımı, onu hem geleneksel hem de modern kullanımlarda değerli kılmıştır. Rezene, yemeklere özgün bir tat katan ve aynı zamanda çeşitli sağlık faydalarına sahip olan çok yönlü bir bitki olarak bilinmektedir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu özellikleriyle, rezene, mutfaklarda ve sağlık uygulamalarında öne çıkan bir bitki olarak varlığını sürdürmektedir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene Bitkisi: Morfoloji ve Yetiştirme Koşulları</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>Bitkinin Morfolojisi</strong></em></h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1024x576.webp" alt="Rezene çayı nerede yetişir?
" class="wp-image-3130" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Rezene bitkisi (Foeniculum vulgare)</strong>, karakteristik bir morfolojiye sahiptir. Genellikle 1 ila 2 metre arasında boylanabilen ince, dik, tüylü sapları vardır. Yaprakları tırtıklı ve tüylüdür, uzun ve ince bir yapıya sahiptir. Bitkinin ana özelliği, çiçeklerinin şemsiye şeklinde bir araya gelmesidir. Bu şemsiye çiçek demetleri, küçük sarı çiçeklerden oluşur ve oldukça dekoratif bir görünüme sahiptir. Bitkinin kökleri ise lifli ve uzundur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>İklim ve Toprak İstekleri</strong></em></h3>



<p><strong>Rezene</strong>, ılıman iklimleri tercih eder ancak genellikle dayanıklıdır. Farklı iklim koşullarına uyum sağlar. En iyi gelişimi ılıman iklim bölgelerinde, yani sıcak yazlar ve ılıman kışlar olan bölgelerde gösterir. Sert iklimlere dayanıklıdır, ancak don olaylarına karşı hassas olabilir.</p>



<p>Toprak istekleri açısından, iyi drene edilmiş, humuslu ve hafif alkali toprakları tercih eder. Ayrıca, toprak pH’ının 6 ila 8 arasında olması idealdir. Rezene bitkisi, toprak seçiciliği olmayan bir bitki olarak bilinmektedir. Ancak toprağın besin açısından zengin olması bitkinin daha sağlıklı büyümesine katkı sağlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>Yetiştirme Süreci ve Hasat</strong></em></h3>



<p><strong>Rezene bitkisi, </strong>genellikle tohumlarının ekilmesi yoluyla yetiştirilmektedir. Tohumlar genellikle doğrudan bahçe toprağına ekilerek, ancak don riski varsa iç mekanlarda ön ekim de yapılmalıdır. Tohumlar ekildikten sonra, genellikle toprakla hafifçe örtülerek ve sulama yapılmaktadır.</p>



<p>Bitki, genellikle çimlenme sonrası 7 ila 14 gün içinde yüzeye çıkar. Büyüme sürecinde düzenli sulama ve güneş ışığına erişim önemlidir. Rezene, yüksek nem oranlarına karşı dayanıklıdır. Ancak su birikiminden kaçınılmalıdır, çünkü bu durum kök çürümesine neden olur.</p>



<p>Hasat zamanı genellikle bitkinin çiçek açma dönemine denk gelir. Çiçekler açtıktan sonra, bitki genellikle hasat edilir. Hasat edilen rezene bitkisi, kullanım amacına bağlı olarak taze olarak veya kurutularak saklanabilir. Tohumları genellikle çiçek başlarında bulunmaktadır. Hasat edildikten sonra kurutularak baharat veya şifalı amaçlar için kullanılabilir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Rezene, uygun koşullarda yetiştirildiğinde verimli ve dayanıklı bir bitki olabilir. Bu bitki, baharat ve şifalı bitki olarak kullanımıyla bilinirken, aynı zamanda bahçeleri süsleyen estetik bir bitki olarak da yetiştirilmektedir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene <strong>Bitkisi </strong>Tohumları: Lezzet ve Kullanım Alanları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-5-1024x576.webp" alt="Rezene Bitkisi Tohumları: Lezzet ve Kullanım Alanları" class="wp-image-3125" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tadı ve Aroması</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene tohumları,</strong> karakteristik bir tat ve <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aroma </a></em></strong>profiline sahiptir. Genellikle hafif anason benzeri bir lezzet taşır. Tohumlarının içindeki uçucu yağlar, bu özel lezzet ve kokuya katkıda bulunmaktadır. Aynı zamanda hafif tatlı ve hafif acı bir dokuya sahiptir. Rezenenin tadı, yemeklere eşsiz bir lezzet katmak ve özellikle Akdeniz mutfağında kullanılmak üzere ideal bir baharat haline getirir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Mutfakta Kullanımı</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene tohumları,</strong> mutfak dünyasında geniş bir kullanım alanına sahiptir. Hem tohumları hem de taze yaprakları çeşitli yemeklere ve içeceklere lezzet katar. Tohumlar genellikle bütün veya öğütülmüş olarak kullanılmaktadır. Rezene, özellikle balık, tavuk ve sebze yemeklerine tat katmak için yaygın olarak tercih edilmektedir. Aynı zamanda salatalarda ve çeşitli soslarda da kullanılmaya uygundur.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yemek Tarifleri</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Rezene ile Marine Edilmiş Balık:</em> </strong>Balık filetolarını rezene, zeytinyağı, tuz ve karabiberle marine ederek önceden ısıtılmış fırında pişirebilirsiniz. Bu tarif, balığa hafif anasonlu bir lezzet katar.</li>



<li><strong><em>Rezene-Limonlu Sebze Sote:</em> </strong>Taze sebzeleri rezene tohumları ve limon suyu ile soteleyerek renkli ve lezzetli bir sebze yemeği hazırlayabilirsiniz.</li>



<li><em><strong>Rezene Baharatlı Pilav</strong>:</em> Pilavınıza öğütülmüş rezene ekleyerek, pilavın lezzetini zenginleştirebilirsiniz.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Tatlılar ve İçeceklerde Kullanımı</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene bitkisi, </strong>sadece tuzlu yemeklere değil, aynı zamanda tatlılara ve içeceklere de eşsiz bir lezzet katar.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em>Rezene ile Aromatik Çay:</em> </strong>Rezene tohumlarından demlenen çay, hafif anasonlu ve rahatlatıcı bir içecek sunar. Bal veya limon ile tatlandırılabilir.</li>



<li><strong><em>Rezene Tatlıları:</em> </strong>Rezene tohumları, çeşitli tatlılar ve kurabiyeler için harika bir katkı sağlar. Özellikle <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/hindistan-cevizi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">hindistan cevizi </a></em></strong>ve portakal ile kombinlendiğinde özel tatlar elde edebilirsiniz.</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Rezene tohumları, çok yönlü kullanım alanları ile mutfak dünyasında öne çıkan bir baharat olup, yemeklere ve içeceklere hoş bir aroma ve lezzet katmaktadır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene<strong> Bitkisi </strong>: Tıbbi Kullanımları ve Sağlık Faydaları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-159357-1024x576.webp" alt="Rezene Bitkisi : Tıbbi Kullanımları ve Sağlık Faydaları" class="wp-image-3134" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-159357-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-159357-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-159357-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-pixabay-159357.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Sindirim Sistemi Üzerindeki Etkileri</strong><br><strong>Rezene, </strong>tarih boyunca sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileriyle bilinmiştir. Geleneksel tıpta yaygın olarak kullanılmış bir bitkidir. Rezene tohumları, özellikle sindirim sistemi sorunlarına karşı rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Bu bitkinin sindirimi düzenleme özelliği, özellikle mide gazları, şişkinlik ve sindirim problemleriyle mücadelede kullanılmasını sağlar.</p>



<p><strong>Rezene</strong>, sindirim sürecini hızlandırarak gaz oluşumunu azaltıcı etkisi bulunmaktadır. Ayrıca, mide kramp ve ağrılarına karşı da etkili olduğu bilinmektedir. Sindirim sistemine olan bu olumlu etkileri nedeniyle, rezene, çeşitli kültürlerde öğünlerden sonra çay olarak tüketilmek üzere tercih edilmektedir.</p>



<p><strong>Geleneksel Tıpta Kullanımı</strong><br><strong>Rezene bitkisi, </strong>geleneksel tıpta uzun bir geçmişe sahiptir ve çeşitli kültürlerde farklı amaçlar için kullanılmıştır. Antik Roma’dan Orta Çağ’a, Orta Doğu’dan Asya’ya kadar birçok medeniyet, rezene tohumlarını çeşitli sağlık sorunlarına karşı bir çözüm olarak değerlendirmiştir.</p>



<p><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/geleneksel-tip/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Geleneksel tıpta, rezene genellikle şu amaçlarla kullanılmıştır:</a></em></strong></p>



<p><strong>Mide Rahatsızlıkları:</strong><br><strong>Rezene tohumları, </strong>mide krampları, gaz, şişkinlik ve sindirim problemlerine karşı geleneksel bir çözüm olarak kullanılmıştır.</p>



<p><strong>Emziren Annelerde Süt Artırıcı:</strong><br>Bazı kültürlerde, rezene çayının emziren annelerin süt üretimini artırmak amacıyla kullanıldığı bilinmektedir.</p>



<p><strong>Solunum Yolu Rahatsızlıkları:</strong><br>Geleneksel olarak, rezene tohumları, öksürük ve solunum yolu rahatsızlıklarına karşı rahatlatıcı bir etki sağlamak için kullanılmıştır.</p>



<p><strong>Romatizma ve Eklem Ağrıları:</strong><br>Bazı topluluklarda, rezene yağı, romatizma ve eklem ağrılarına karşı harici olarak kullanılmıştır.</p>



<p><strong>Modern Araştırmalar ve Bulgular</strong><br>Modern tıp, geleneksel kullanımları desteklemek ve rezene’nin sağlık faydalarını daha iyi anlamak için çeşitli araştırmalara odaklanmıştır. Bazı araştırmalar, rezene tohumlarının antimikrobiyal, antioksidan ve anti-enflamatuar özelliklere sahip olabileceğini göstermektedir.</p>



<p>Ayrıca, rezene özlerinin mide ve bağırsak hareketliliğini artırarak sindirim sistemini düzenleyebileceği ve gaz oluşumunu azaltabileceği belirlenmiştir. Ancak, tıbbi amaçlarla kullanmadan önce bir sağlık profesyoneliyle danışmak her zaman önemlidir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Sonuç olarak, rezene, sindirim sistemi rahatsızlıklarıyla mücadelede geleneksel ve modern tıpta değerli bir bitki olarak görülmektedir. Ancak, herhangi bir tıbbi durumu tedavi etmek için kullanılmadan önce uzman bir sağlık profesyoneli ile görüşmek önemlidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene<strong> Bitkisi </strong>ve Kültürler Arası Kullanımı</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-3-1024x576.webp" alt="Rezene çayı kimler kullanamaz?
" class="wp-image-3127" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Akdeniz Mutfağındaki Yeri</strong></li>
</ul>



<p>Rezene, özellikle Akdeniz mutfağında önemli bir yer tutan <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aromatik </a></em></strong>bir bitkidir. Akdeniz bölgesi, rezene tohumlarını ve taze yapraklarını geniş bir yelpazede kullanarak kendine özgü lezzetler yaratmıştır. Rezene, Akdeniz mutfağında özellikle balıklı yemeklerde ve salatalarda sıkça kullanılmaktadır. Taze rezene yaprakları, salatalara tazelik katar ve balık yemeklerine özel bir anasonlu dokunuş ekler. Ayrıca, Akdeniz sosları ve mezelerinde de rezene bitkisi yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu da yemeklere karakteristik bir tat ve aroma katar.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Asya ve Orta Doğu Mutfağında Rezene</strong></li>
</ul>



<p>Asya ve Orta Doğu mutfağında, rezene farklı şekillerde kullanılarak özgün lezzetler oluşturur. Özellikle Hint mutfağında, rezene tohumları çeşitli baharat karışımlarının temel bir bileşeni olarak görülmektedir. Garam masala gibi baharat karışımlarında rezene, hem tatlara hem de kokuya zenginlik katar. Ayrıca, hint çaylarına ve bazı tatlılara özel bir lezzet eklemek için kullanılmaktadır.</p>



<p>Orta Doğu mutfağında, rezene tohumları özellikle kahve eşliğinde sunulan tatlı atıştırmalıklarda sıkça kullanılmaktadır. Ayrıca, bazı pilav ve et yemeklerine de lezzet katan bir baharat olarak kullanılmaktadır. Rezenenin hafif tatlılığı ve anason aroması, bu mutfağın özgün lezzetlerine önemli bir katkı sağlar.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Dünya Çapında Popülerlik Kazanma Süreci</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene bitkisi, </strong>zamanla dünya çapında popülerlik kazanmıştır. Farklı kültürlerin mutfaklarında kendine yer bulmuştur. Mutfaklardaki bu evrimde, özellikle göç, ticaret ve kültürel alışveriş gibi faktörler etkili olmuştur. Rezene tohumları, çeşitli uluslararası mutfaklarda baharat ve şifalı bitki olarak değerlendirilmiştir.</p>



<p>Avrupa mutfağında, özellikle İtalyan ve Fransız mutfaklarında rezene, balık yemeklerine ve bazı tatlılara lezzet katan bir öğe olarak kullanılmaktadır. Güney Amerika mutfağında da bazı bölgelerde, özellikle Brezilya ve Arjantin’de, rezene bazı et yemeklerine tat katar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Dünya genelinde popülerlik kazanan rezene, farklı kültürlerin mutfaklarında benzersiz lezzetler yaratmak üzere kullanılmaya devam ediyor. Bu, rezene tohumlarının kültürler arası bir baharat olarak değer gördüğünü ve farklı mutfaklarda geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu göstermektedir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene <strong>Bitkisi </strong>Endüstrisi ve Ticareti</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-eva-bronzini-5988041-1024x576.webp" alt="Rezene tohumu nasıl bir şey?
" class="wp-image-3133" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-eva-bronzini-5988041-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-eva-bronzini-5988041-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-eva-bronzini-5988041-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-eva-bronzini-5988041.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Küresel Rezene Üretimi</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene (Foeniculum vulgare),</strong> dünya genelinde yaygın olarak yetiştirilen bir bitki olup, küresel rezene üretimi büyük bir ticaret sektörünü desteklemektedir. Başlıca üreticiler arasında Hindistan, Türkiye, Rusya, Çin ve Mısır gibi ülkeler yer almaktadır. Bu ülkeler, iklim ve toprak koşulları açısından uygun alanlara sahip oldukları için rezene üretiminde öne çıkan bölgelerdir.</p>



<p>Hindistan, dünya genelinde en büyük rezene üreticilerinden biridir ve küresel pazarın önemli bir tedarikçisidir. Türkiye de, özellikle Akdeniz iklimiyle uyumlu topraklara sahip olması nedeniyle önemli bir rezene üreticisi konumundadır. Bu ülkeler, dünya rezene talebini karşılamak ve ticarette etkin rol oynamak adına önemli tarım bölgelerine sahip olmalarıyla bilinmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Pazar Talepleri ve Ticaret İstatistikleri</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene bitkisi, </strong>mutfaklarda baharat olarak yaygın olarak kullanılmasının yanı sıra, kozmetik ve farmasötik endüstrilerde de kullanılan bir hammadde olarak talep görmektedir. Küresel pazar talepleri, özellikle Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika gibi büyük tüketici bölgelerinde yoğunlaşmıştır.</p>



<p>Rezene ticaret istatistikleri, genellikle ülkeler arasındaki anlaşmalara, mahsul verimine ve küresel talep dalgalanmalarına bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu ticaretin önemli bir kısmı, rezene tohumları, öğütülmüş rezene ve rezene yağı gibi ürünleri içerir.</p>



<p>Dünya genelindeki rezene ticaretinde Hindistan, Türkiye ve Çin gibi büyük üretici ülkeler genellikle başı çeker. Bu ülkeler, ürettikleri rezene ürünlerini dünya çapındaki tüketicilere ihraç ederek önemli gelir elde etmektedirler.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Ekonomik Önemi</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene bitkisi </strong>endüstrisi, tarım, gıda, kozmetik ve farmasötik sektörlerde önemli ekonomik etkiler yaratır. Rezene ticareti, üreticiler, ihracatçılar ve ithalatçılar arasında bir dizi iş olanakları sunar. Ayrıca, yerel ekonomilere önemli bir katma değer sağlar ve tarım sektöründeki çiftçilere istihdam olanağı sunar.</p>



<p>Rezenenin ekonomik önemi, küresel pazardaki talep artışlarına ve tüketici tercihlerindeki değişimlere bağlı olarak sürekli olarak değişkenlik gösterir. Bu nedenle, rezene endüstrisi, pazar dinamiklerini yakından izleyerek ve sürdürülebilir üretim uygulamalarını teşvik ederek gelecekteki ekonomik etkilerini optimize etmeye çalışmalıdır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Sonuç olarak, rezene endüstrisi ve ticareti, küresel ölçekte önemli bir sektördür ve dünya genelinde birçok ülkenin ekonomisine katkıda bulunmaktadır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene Çayı ve Diğer Tüketim Biçimleri</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-4-1024x576.webp" alt="Rezene Çayı ve Diğer Tüketim Biçimleri" class="wp-image-3126" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/rezene-cayi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Rezene Çayının Yapımı</a></em></strong></li>
</ul>



<p>Rezene çayı, tarih boyunca hem keyif amaçlı hem de sağlık faydaları nedeniyle popülerlik kazanmıştır bir içecektir. Hazırlamak oldukça basittir ve evde kolaylıkla yapılmaya uygundur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Malzemeler:</em></strong></h3>



<ul class="wp-block-list">
<li>1 çay kaşığı kuru <strong>rezene tohumu</strong> veya 1 yemek kaşığı taze rezene yaprağı</li>



<li>1 fincan su</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Yapılışı:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Su kaynamaya başlayınca rezene tohumlarını veya taze yaprakları bir fincan sıcak suya ekleyin.</li>



<li>Karışımı birkaç dakika demleyin. Taze yapraklar için 5-10 dakika, tohumlar için 10-15 dakika demleme süresi uygun olabilir.</li>



<li>Demlendikten sonra, çayı süzerek içebilirsiniz.</li>



<li>İsteğe bağlı olarak bal veya limon ekleyerek tatlandırabilirsiniz.</li>
</ol>



<p><strong>Rezene çayı,</strong> hafif anasonlu tadı ve rahatlatıcı etkisiyle bilinmektedir. Sindirim sistemini sakinleştirebilir, gaz ve şişkinlik sorunlarına karşı yardımcı olabilir ve genel bir rahatlama hissi sağlar.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Diğer Tüketim Biçimleri (Özleri, Yağları)</strong></li>
</ul>



<p>Sadece<strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/category/bitki-cayi-cesitleri/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> bitki çayı </a></em></strong>olarak tüketilmiyor; aynı zamanda özleri ve yağları da farklı şekillerde kullanılır.</p>



<p><strong>Rezene Özleri:</strong> Rezene özleri, özellikle şuruplar ve likörlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Rezene şurupları, özellikle soğuk algınlığına karşı doğal bir çözüm olarak kullanılmaya uygun olduğu bilinmektedir. Ayrıca, bazı tatlılara ve içecek tariflerine de tat vermek için kullanılmaktadır.</p>



<p><strong>Rezene Yağları:</strong> Rezene yağı, bitkinin özlerinden elde edilmektedir. Genellikle aromaterapi ve masaj uygulamalarında kullanılmaktadır. <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aromaterapi </a></em></strong>de, rezene yağı stresle başa çıkmak, zihinsel odaklanma sağlamak ve rahatlamaya yardımcı olmak için kullanılmaktadır. Masaj yağı olarak kullanıldığında, cilt üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğuna inanılmaktadır.</p>



<p>Ayrıca, rezene yağı baz<strong>ı cilt bakım </strong>ürünlerinde ve doğal ilaçlarda kullanılmaya uygundur. Ancak, bu yağların cilde uygulanmadan önce seyreltilmesi önemlidir ve herhangi bir uygulama öncesi uzman bir aromaterapist veya sağlık profesyoneli ile danışılmalıdır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Rezene çayı, özleri ve yağları, bitkinin çeşitli şekillerde tüketilmesine olanak tanır. Ancak, herhangi bir tıbbi amaçla kullanmadan önce uzman bir sağlık profesyoneliyle danışmak önemlidir, özellikle hamilelik veya ciddi sağlık durumları söz konusuysa.</p>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading"><strong>Rezene ile İlgili Mitler ve Halk İnançları</strong></h3>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1-1024x576.webp" alt="Rezene bitkisinin diğer adı nedir?" class="wp-image-3129" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/rezene-bitkisi-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Efsaneler ve Mitolojik Bağlantılar</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene bitkisi</strong>, tarih boyunca birçok mitolojik hikayeye ve efsaneye konu olmuş, kültürler arasında farklı şekillerde anlam bulmuştur. Antik Roma mitolojisinde, rezene Venüs, aşk ve güzellik tanrıçasıyla ilişkilendirilmiştir. Venüs’ün gözyaşlarından doğduğuna inanılan rezene, aşkın ve güzelliğin sembolü olarak görülmüştür.</p>



<p>Bir başka mitolojik bağlantı, Yunan mitolojisinde yer alır. Orada, rezene Prometheus tarafından insanlara hediye olarak verilmiştir. Prometheus, tanrıların isteği olmadan insanlara ateşi getirdiği için cezalandırılmıştır. Ancak, bu hediyenin insanlara sağlık ve iyilik getireceğine inanılıyordu ve rezene bu bağlamda öne çıkmıştır.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Halk İnançları</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene</strong>, geleneksel halk inançlarında da çeşitli anlamlara sahiptir ve bu inançlar genellikle bitkinin sağlık ve tıbbi kullanımları etrafında şekillenir.</p>



<p>Bazı kültürlerde rezene, kötü enerjileri uzaklaştırmak veya kötü ruhları savuşturmak amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle bazı Avrupa halk inançlarında, rezene tılsımlı bir bitki olarak kabul edilmiştir. Evlerde kötü enerjilere karşı koruma sağlamak için kullanılmaktadır.</p>



<p>Hamile kadınlar arasında, rezene bazen doğumu kolaylaştırmak ve annenin enerjisini artırmak amacıyla kullanılmaktadır. Ancak, hamilelik döneminde bitkinin kullanımıyla ilgili bazı halk inançları da dikkat çeker; bu nedenle, hamilelik sürecinde kadınlar bu tür bitkileri kullanmadan önce genellikle bir sağlık profesyoneliyle danışmalıdır.</p>



<p><strong>Rezene tohumları,</strong> aynı zamanda kimi kültürlerde şans getirebileceğine inanılmaktadır. Bu nedenle, özellikle evdeki bereketi artırmak amacıyla kullanılan bitkilerden biri olarak öne çıkar.</p>



<p><strong>Geleneksel halk inançları, </strong>mitler ve efsaneler, rezene gibi bitkilerin kültürler arası bağlamda nasıl anlamlandırıldığını gösterir. Bu inançlar, bitkinin sadece bir baharat veya şifalı bitki olarak değil, aynı zamanda sembolik bir öneme de sahip olduğunu vurgular.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene Yetiştiriciliği ve Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-zain-ali-18834746-1024x576.webp" alt="Rezene çayı hangi hastalığa iyi gelir?
" class="wp-image-3136" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-zain-ali-18834746-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-zain-ali-18834746-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-zain-ali-18834746-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-zain-ali-18834746.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Sürdürülebilir Rezene Yetiştiriciliği</strong></li>
</ul>



<p><strong>Rezene (Foeniculum vulgare),</strong> sürdürülebilir tarım uygulamalarına uygun bir bitki olup, doğru yöntemlerle yetiştirildiğinde hem verimli hem de çevre dostu bir üretim sürecine katkıda bulunabilir. Sürdürülebilir rezene yetiştiriciliğinde şu yöntemler önem kazanır:</p>



<p><strong>1. Toprak Sağlığı:</strong> Sürdürülebilir tarım, toprak sağlığını koruma ve iyileştirme amacını güder. Rezene yetiştiriciliğinde toprak analizi yapmak, doğru gübreleme ve organik madde eklemek, toprak yapısını ve besin içeriğini optimize etmek için önemlidir. Toprağın sürdürülebilirliği, bitkinin uzun vadeli sağlığı için kritiktir.</p>



<p><strong>2. Su Kullanımı:</strong> Rezene bitkisi, suyu iyi bir şekilde kullanabilen bir bitkidir ancak sürdürülebilirlik açısından su tasarrufu sağlamak önemlidir. Damlama sulama sistemleri gibi su tasarruflu yöntemlerin kullanılması ve sulama zamanlamasının dikkatlice planlanması, suyun etkin bir şekilde kullanılmasını sağlar.</p>



<p><strong>3. Doğal Zararlı Kontrolü:</strong> Kimyasal pestisitlerin kullanımının azaltılması veya tamamen terk edilmesi, sürdürülen rezene yetiştiriciliğinde önemli bir adımdır. Doğal düşmanlarını destekleyen, zararlıları kontrol altında tutan ve biyolojik mücadele yöntemlerini içeren organik tarım uygulamaları, ekosistem dengesini korur.</p>



<p><strong>4. Çeşitlilik ve Ekosistem Koruma:</strong> Monokültürden kaçınılması ve bitki çeşitliliğinin artırılması, toprak verimliliği ve direnci artırabilir. Ayrıca, çeşitli bitkilerin bir arada yetiştirilmesi, zararlıların yayılmasını önleyerek doğal dengeyi korur.</p>



<p><strong>5. Tohum Seçimi ve Genetik Çeşitlilik:</strong> Sürdürülen rezene yetiştiriciliğinde yerel tohum çeşitlerinin kullanımı, genetik çeşitliliğin korunmasına ve adaptasyona yardımcı olur. Ayrıca, dayanıklı ve sağlıklı bitkilerin yetiştirilmesini sağlar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Organik Tarım Uygulamaları</em></strong></h3>



<p><strong>Rezene,</strong> organik tarımın temel prensiplerine uygun bir şekilde yetiştirilmeye uygundur. Organik rezene yetiştiriciliği şu unsurları içerir:</p>



<p><strong>1. Kimyasal Gübre ve Pestisit Kullanımının Yasaklanması:</strong> Organik rezene yetiştiriciliğinde kimyasal gübre ve pestisit kullanımı yasaktır. Bunun yerine organik gübreler ve doğal zararlı kontrol yöntemleri tercih edilmektedir.</p>



<p><strong>2. Doğal Gübrelerin Kullanımı:</strong> Organik rezene yetiştiriciliğinde organik gübreler, kompost ve yeşil gübreleme gibi doğal gübreleme yöntemleri kullanılmaktadır. Bu, toprağın organik madde bakımından zenginleşmesini sağlar.</p>



<p><strong>3. Genetik Modifikasyonun Yasaklanması:</strong> Organik rezene, genetik modifikasyona uğramamış tohumlardan yetiştirilmektedir. Genetik modifikasyonun yasaklanması, doğal genetik çeşitliliğin korunmasına katkıda bulunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Rezene Bitkisi Gelecekteki Potansiyeli ve Yeni Araştırma ve Geliştirme Alanları</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-david-brown-17572007-1024x576.webp" alt="Rezene çayı içmek faydalı mıdır?" class="wp-image-3132" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-david-brown-17572007-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-david-brown-17572007-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-david-brown-17572007-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2023/12/pexels-david-brown-17572007.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<p><strong>Rezene (Foeniculum vulgare),</strong> tarih boyunca mutfaklarda kullanılan önemli bir bitki olmanın ötesinde, tıbbi ve endüstriyel kullanımlarıyla da dikkat çeken bir bitki olarak öne çıkmaktadır. Gelecekteki potansiyeli ve yeni araştırma ve geliştirme alanları şu şekilde değerlendirilebilir:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>1. Tıbbi Araştırmalar ve Sağlık Uygulamaları: </em></strong></h3>



<p>Rezene, geleneksel tıpta sindirim problemleri, öksürük ve solunum rahatsızlıkları gibi bir dizi sağlık sorununa karşı kullanılmıştır. Gelecekteki araştırmalar, rezene özlerinin ve bileşenlerinin <strong><em><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/modern-tip/">modern tıbbi uygulamalar</a></em></strong> da nasıl kullanılabileceğini daha iyi anlamak amacıyla yoğunlaşır. Sindirim sistemi, antioksidan ve anti-enflamatuar özellikleri üzerine yapılan çalışmalar, rezene ekstraktlarının potansiyel sağlık faydalarını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>2. Biyoteknoloji ve Bitki Islahı:</strong> </em></h3>



<p>Rezene bitkisi, genetik modifikasyon ve bitki ıslahı çalışmaları için potansiyel bir aday olacaktır. Daha yüksek verimli, hastalıklara dayanıklıdır. Çevresel streslere karşı dirençli rezene çeşitlerinin geliştirilmesi, gelecekteki tarım uygulamalarını olumlu yönde etkileyecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>3. Sürdürülebilir Tarım ve Ekosistem Koruma: </em></strong></h3>



<p><strong>Rezene yetiştiriciliği,</strong> devamlı tarım uygulamaları ile birleştirilerek toprak sağlığını koruma adına önemlidir. Su kullanımını optimize etme ve biyolojik çeşitliliği artırma potansiyeline sahiptir. Agro-ekosistemlerde rezene yetiştiriciliği, bölgesel ekosistemleri destekleyebilir ve yerel flora ile uyum içinde olan çeşitlerin kullanımı gelecekteki tarımın sürdürülebilirliğini güçlendirebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>4. Gıda Endüstrisi ve İnovasyon: </strong></em></h3>



<p><strong>Rezene, </strong>mutfaklarda baharat olarak kullanımının yanı sıra, gıda endüstrisinde yeni ürünlerin geliştirilmesinde de potansiyele sahiptir. Örneğin, rezene tohumlarından elde edilen özler veya ekstreler, yeni tat profilleri yaratmak amacıyla gıda ürünlerine eklenmektedir. Ayrıca, rezene yağının ve özlerinin kozmetik ve parfüm endüstrilerinde kullanımı da araştırma ve geliştirme fırsatları sunar.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><em><strong>5. Küresel Ticaret ve Pazarlama:</strong> </em></h3>



<p><strong>Rezene bitkisi</strong>, küresel pazarlarda talebin artmasıyla birlikte, daha etkili ticaret ve pazarlama stratejilerine odaklanılmalıdır. Yeni ürünlerin ve tarım yöntemlerinin geliştirilmesi, rekabet avantajını artırarak ve rezene ticaretinin sürdürülebilirliğini güvence altına alır.</p>



<p>Sonuç olarak, rezene’nin gelecekteki potansiyeli, çok yönlü kullanım alanları, sağlık faydaları ve ticaret potansiyeliyle şekillenmektedir. Yeni araştırma ve geliştirme alanları, bu değerli bitkinin daha etkili bir şekilde kullanılmasına, tarımın sürdürülebilirliğine ve küresel sağlık ve endüstriyel alanlardaki katkılarına odaklanabilir.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size has-visible-labels is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-2 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://twiter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/rezene-bitkisi/">Rezene Bitkisi ve Sağlığa Olan Olumlu Etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yemen Otu Sağlık Faydaları ve Geleneksel Tedavi Yöntemleri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yemen-otu-saglik-faydalari-ve-geleneksel-tedavi-yoentemleri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yemen-otu-saglik-faydalari-ve-geleneksel-tedavi-yoentemleri</guid>
<description><![CDATA[ Yemen otu, bilimsel adı Catha edulis olan bir bitki türünün yapraklarını içeren ve uyarıcı etkilere sahip olan bir doğal üründür. Bu bitki özellikle Doğu Afrika ve Arap Yarımadası&#039;nda yetişir ve yerel halk arasında geleneksel olarak tüketilir.
Yemen Otu Sağlık Faydaları ve Geleneksel Tedavi Yöntemleri yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yemen, Otu, Sağlık, Faydaları, Geleneksel, Tedavi, Yöntemleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="has-medium-font-size"><strong>Yemen otu, Catha edulis </strong>adıyla bilinen ve özellikle Doğu Afrika ve Arap Yarımadası’nda yetişen, uyarıcı etkileri olan bir bitki türüdür. Yemen otu yaprakları, çiğnenerek veya çay olarak tüketildiğinde, içinde bulunan uyarıcı alkaloidler nedeniyle uyarıcı bir etki yaratır. Bu bitki, özellikle Yemen, Etiyopya, Somali ve bazı diğer Orta Doğu ülkelerinde geleneksel olarak kullanılan bir uyarıcıdır. Sosyal etkinliklerde, toplumsal bağların güçlendirilmesinde ve enerji artışı sağlamak amacıyla tüketilmektedir. Ancak, Yemen otunun aşırı tüketimi veya kötüye kullanımı ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Birçok ülkede yasal sınırlamalara tabidir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-nedir">Yemen Otu Nedir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-saglik-faydalari-ve-geleneksel-tedavi-yontemleri">Yemen Otu: Sağlık Faydaları ve Geleneksel Tedavi Yöntemleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-kimler-tarafindan-tuketilir">Yemen Otu Kimler Tarafından Tüketilir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-nun-kimyasal-bilesimi">Yemen Otu’nun Kimyasal Bileşimi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-nun-uyarici-etkileri">Yemen Otu’nun Uyarıcı Etkileri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-tuketiminin-riskleri">Yemen Otu Tüketiminin Riskleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-ve-yasal-durumu">Yemen Otu ve Yasal Durumu</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-nun-tibbi-ve-terapotik-kullanimlari">Yemen Otu’nun Tıbbi ve Terapötik Kullanımları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-ile-ilgili-kulturel-ve-sosyal-pratikler">Yemen Otu ile İlgili Kültürel ve Sosyal Pratikler</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#yemen-otu-nun-dunya-capindaki-populerligi">Yemen Otu’nun Dünya Çapındaki Popülerliği</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=1740#sonuc-ve-oneriler">Sonuç ve Öneriler</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-8 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a574682e3"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3700" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-7-1024x576.webp" alt="yemen otu faydaları ve zararları" class="wp-image-3700" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: yemen otu faydaları ve zararları" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a574685ff"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3701" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1024x576.webp" alt="Yemen Otu (Catha edulis)," class="wp-image-3701" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Yemen Otu (Catha edulis)," data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a57468881"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3699" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-6-1024x576.webp" alt="Yemen otu Türkiye'de nerede yetişir?
" class="wp-image-3699" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Yemen otu Türkiye'de nerede yetişir?
" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a57468b2c"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3698" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-5-1024x576.webp" alt="Yemen KHAT nedir?" class="wp-image-3698" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Yemen KHAT nedir?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a57468da5"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3697" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-4-1024x576.webp" alt="yemen otu" class="wp-image-3697" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: yemen otu" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure data-wp-context='{"imageId":"66e6a57469000"}' data-wp-interactive="core/image" class="wp-block-image size-large wp-lightbox-container"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-wp-class--hide="state.isContentHidden" data-wp-class--show="state.isContentVisible" data-wp-init="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-on-async--load="callbacks.setButtonStyles" data-wp-on-async-window--resize="callbacks.setButtonStyles" data-id="3696" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-3-1024x576.webp" alt="Kat yaprağı nedir?" class="wp-image-3696" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"><button class="lightbox-trigger" type="button" aria-haspopup="dialog" aria-label="Görseli büyüt: Kat yaprağı nedir?" data-wp-init="callbacks.initTriggerButton" data-wp-on-async--click="actions.showLightbox" data-wp-style--right="state.imageButtonRight" data-wp-style--top="state.imageButtonTop">
			<svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="12" height="12" fill="none" viewbox="0 0 12 12">
				<path fill="#fff" d="M2 0a2 2 0 0 0-2 2v2h1.5V2a.5.5 0 0 1 .5-.5h2V0H2Zm2 10.5H2a.5.5 0 0 1-.5-.5V8H0v2a2 2 0 0 0 2 2h2v-1.5ZM8 12v-1.5h2a.5.5 0 0 0 .5-.5V8H12v2a2 2 0 0 1-2 2H8Zm2-12a2 2 0 0 1 2 2v2h-1.5V2a.5.5 0 0 0-.5-.5H8V0h2Z"></path>
			</svg>
		</button></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/yemen-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="3695" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-2-1024x576.webp" alt="Gat bitkisi Türkiye'de yasak mı?
" class="wp-image-3695" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/yemen-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="3694" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1-1024x576.webp" alt="Yemen otu yasal mı?
" class="wp-image-3694" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/01/YEMEN-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otu Nedir?</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu</strong>, bilimsel adı Catha edulis olan bir bitki türünün yapraklarını içeren ve uyarıcı etkilere sahip olan bir doğal üründür. Bu bitki özellikle Doğu Afrika ve Arap Yarımadası’nda yetişir. Yerel halk arasında geleneksel olarak tüketilmektedir. Botanik özellikleri ve tarihsel kökeni, bu bitkinin ilginç ve zengin bir geçmişi olduğunu gösterir.</p>



<p><strong><em>Yemen Otunun Botanik Özellikleri:</em></strong></p>



<p><strong>Yemen otu bitkisi</strong>, çalı formunda bir bitki olarak yetişir ve yaklaşık 2 ila 5 metre yüksekliğe ulaşır. Bu bitkinin yaprakları kalp şeklinde ve parlak yeşil renklidir. Çiçekleri küçük ve beyazdır, meyveleri ise kapsüller halinde bulunmaktadır. Yemen otu bitkisinin en ilginç özelliklerinden biri, yapraklarının içerdiği uyarıcı alkaloidlerdir.</p>



<p><strong><em>Tarihsel Kökeni ve Geleneksel Kullanımı:</em></strong></p>



<p><strong>Yemen otu, </strong>tarih boyunca Doğu Afrika ve Arap Yarımadası’nda yerel topluluklar arasında önemli bir rol oynamıştır. Bitkinin tarihsel kökeni binlerce yıl öncesine dayanır. Bu bölgelerdeki geleneksel kültürlerde özel bir yeri vardır. Yemen otu, genellikle taze olarak tüketilmektedir. Yaprakları çiğnenir veya çay olarak hazırlanmaktadır. Bu tüketim biçimi, bitkinin içerdiği uyarıcı alkaloidlerin etkilerini serbest bırakır.</p>



<p>Geleneksel olarak Yemen otu, topluluklar arasında sosyal etkinliklerde ve toplumsal bağların güçlendirilmesinde kullanılmıştır. Özellikle Yemen’de, bu bitkinin tüketimi birçok kişi için bir gelenek haline gelmiştir. Yemen otunun, uzun süreli açlık dönemlerinde enerji kaynağı olarak kullanılması da tarih boyunca önemli bir rol oynamıştır.</p>



<p>Ancak, Yemen otunun aşırı tüketimi veya kötüye kullanımı ciddi sağlık sorunlarına neden olur. Birçok ülkede yasal sınırlamalara tabidir. Aşırı tüketiminin yanı sıra, bağımlılık potansiyeli de bulunmaktadır. Bu da kişisel ve toplumsal sorunlara yol açar.</p>



<p>Sonuç olarak, Yemen otu hem botanik özellikleri hem de geleneksel kullanımıyla ilginç bir bitki türüdür. Ancak, bu bitkinin tüketimiyle ilgili dikkat edilmesi gereken önemli sağlık ve yasal konular bulunmaktadır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yemen otu hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bu bitkinin etkilerini anlamak için daha fazla araştırma ve düzenleme gerekmektedir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otunun Sağlık Faydaları ve Geleneksel Tedavi Yöntemleri</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis), </strong>geleneksel olarak Doğu Afrika ve Arap Yarımadası’nda kullanılan bir bitki türüdür. Bu bitkinin yaprakları, içerdikleri aktif bileşenler nedeniyle bazı geleneksel tıp ve tedavi yöntemlerinde kullanılmaktadır. İşte Yemen otunun sağlık faydaları ve geleneksel tedavi yöntemleri hakkında özgün bir içerik:</p>



<p><strong><em>Yemen Otunun Sağlık Faydaları:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Enerji ve Uyanıklık Artırıcı:</strong> Yemen otunun, içerdiği katinon ve benzeri uyarıcı bileşenler nedeniyle enerji seviyelerini artırarak ve uyanıklığı teşvik eder. Bu, özellikle uzun saatler çalışanlar veya enerji gerektiren işlerde çalışanlar için faydalı olacaktır.</li>



<li><strong>İştah Üzerindeki Etkiler:</strong> Yemen otu, bazı kişilerde iştahı azaltıcı etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu, kilo kontrolü veya obezite tedavisi için potansiyel bir yardımcı olarak düşünülmektedir.</li>



<li><strong>Sindirim Sorunlarına Karşı Kullanım:</strong> Yemen otunu, geleneksel olarak hafif sindirim sorunlarını hafifletmek veya sindirimi teşvik etmek amacıyla kullanılmıştır. Mide rahatsızlıklarını hafifletme potansiyeli vardır.</li>



<li><strong>Topik Kullanım:</strong> Bazı bölgelerde Yemen otunun yaprakları topik olarak kullanılmaktadır. Cilt sorunlarına veya yaralara karşı kullanıldığı görülmüştür.</li>
</ol>



<p><strong><em>Geleneksel Tedavi Yöntemleri:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Ritüel Tüketim:</strong> Yemen otunu, bazı bölgelerde sosyal ziyaretler ve özel etkinlikler sırasında sunulan bir bitkidir. Misafirlere Yemen otunun çayı sunmak, misafirperverliğin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.</li>



<li><strong>Düğünler ve Bayramlar:</strong> Özellikle Yemen’de, düğünler ve bayramlar gibi özel toplumsal etkinliklerde Yemen otunun tüketimi yaygındır. Bu tür etkinliklerde Yemen otu çayları veya yaprakları genellikle sunulmaktadır ve insanları bir araya getirir.</li>



<li><strong>Toplumsal Törenler:</strong> Yemen otunu, bazı toplumsal törenlerin ve kutlamaların önemli bir parçasıdır. Örneğin, yerel festivaller veya geleneksel danslar sırasında tüketilmektedir.</li>
</ol>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-f15ad66af5b822e2eab2a75a7675d944"><strong>Not:</strong> Yemen otunun geleneksel tedavi yöntemleri hakkında daha fazla bilimsel araştırma yapılması gerekmektedir. Ayrıca, bu bitkinin aşırı tüketiminin sağlık risklerine yol açabileceği unutulmamalıdır. Sağlık sorunları veya ciddi hastalıklar için geleneksel tedavi yerine uzman tıbbi tavsiyelere başvurmak önemlidir.</p>



<p>Sonuç olarak, Yemen otu geleneksel tıpta bazı kullanım alanlarına sahiptir, ancak potansiyel sağlık riskleri ve bağımlılık potansiyeli göz önünde bulundurularak dikkatle ele alınmalıdır. Geleneksel kullanımı yerel kültürlerin bir parçasıdır ve bu bitkinin insanlar arasındaki sosyal bağları güçlendirdiği görülmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otu Kimler Tarafından Tüketilir?</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu</strong>, özellikle Doğu Afrika ve Arap Yarımadası’nda yaygın olarak tüketilen bir bitki türüdür. Bu bitki, belirli topluluklar ve bölgeler arasında yaygın olan geleneksel bir uyarıcı olarak bilinmektedir.</p>



<p><strong><em>Yemen Otunun Tüketildiği Bölgeler ve Topluluklar:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yemen:</strong> İsmini bu ülkeden alan Yemen otu, Yemen’de geleneksel bir ritüel haline gelmiştir. Yemen halkı arasında günlük yaşamın bir parçasıdır. Özellikle toplumsal etkinliklerde, sohbetlerde ve özel günlerde tüketilmektedir.</li>



<li><strong>Etiyopya:</strong> Yemen otunu, Etiyopya’da da yaygın olarak tüketilen bir bitkidir. Burada “Chat” veya “Chatkha” olarak adlandırılmaktadır ve tüketimi yaygındır. Özellikle bazı Etiyopyalı topluluklar arasında önemlidir.</li>



<li><strong>Somali:</strong> Yemen otunu, Somali’de de oldukça popülerdir ve burada “Qaad” olarak adlandırılmaktadır. Somali’deki geleneksel toplumsal etkinliklerde yaygın bir şekilde tüketilmektedir.</li>



<li><strong>Djibouti:</strong> Yemen otunu, Djibouti’de geleneksel olarak tüketilen bir bitkidir ve burada “Jaad” olarak bilinmektedir.</li>



<li><strong>Kenya ve Tanzanya:</strong> Kenya ve Tanzanya gibi Doğu Afrika ülkelerinde de Yemen otunun tüketimi oldukça yaygındır.</li>
</ol>



<p><strong><em>Yemen Otunun Sosyal ve Kültürel Önemi:</em></strong></p>



<p>Sosyal ve kültürel önemi, bu bitkinin topluluklar arasındaki ilişkilere ve geleneklere katkı sağlamasından kaynaklanır. Aşağıda Yemen otunun sosyal ve kültürel önemini daha fazla açıklayan bazı noktalar bulunmaktadır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Toplumsal Bağların Güçlendirilmesi:</strong> Yemen otu, insanlar arasındaki bağları güçlendirmek ve sosyal etkileşimi artırmak için sıkça kullanılmaktadır. Topluluklar arasında paylaşımı teşvik eder.</li>



<li><strong>Geleneksel Ritüeller:</strong> Yemen otunun tüketimi, geleneksel düğünler, bayramlar ve diğer önemli etkinliklerde sıkça yer alır. Bu tür etkinliklerde Yemen otu çayları sunulur ve insanlar arasındaki ilişkileri kuvvetlendirir.</li>



<li><strong>Enerji Kaynağı:</strong> Yemen otunun uyarıcı etkileri, enerji artışı sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle tarım işçileri ve uzun saatler çalışanlar için enerji kaynağı olarak önemlidir.</li>
</ol>



<p>Ancak,<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/yemen-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Yemen otunun aşırı tüketimi </a></em></strong>veya kötüye kullanımı bazı sağlık sorunlarına yol açar ve bu nedenle bu bitkinin kullanımıyla ilgili dikkatli olunmalıdır. Ayrıca, bazı ülkelerde yasal sınırlamalara tabidir ve bu konuda yasalar ve düzenlemeler bulunmaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yemen otunun sosyal ve kültürel önemi, yerel geleneklerin bir parçası olarak devam ederken, bu bitkinin kullanımının getirdiği sorunlar da dikkate alınmalıdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otunun Kimyasal Bileşimi</strong></h2>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/yemen-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yemen otu (Catha edulis),</a></em> </strong>içerdiği kimyasal bileşenler nedeniyle bilinen ve geleneksel olarak uyarıcı olarak tüketilen bir bitki türüdür. Bu bitkinin kimyasal bileşimi, özellikle içerdiği alkaloidler nedeniyle dikkat çeker. İşte Yemen otunun kimyasal bileşimi hakkında detaylı bilgiler:</p>



<p><strong><em>Yemen Otunda Bulunan Ana Alkaloidler:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Katinon:</strong> Yemen otunun en önemli etken maddesi olarak kabul edilmektedir. Katinon, merkezi sinir sistemine uyarıcı etkileri olan bir alkaloiddir. Bu bileşen, Yemen otunun tüketildiğinde enerji artışına ve uyanıklığa neden olan ana bileşendir.</li>



<li><strong>Katin:</strong> Katin, katinonun bir metaboliti olarak kabul edilmektedir. Katin de uyarıcı etkilere sahiptir ve Yemen otunun tüketiminden kaynaklanır. Katin, katinonun etkilerini artırabilir.</li>



<li><strong>Epikatinon:</strong> Yemen otunda bulunan bir diğer alkaloid olan epikatinon, katinonun bir izomeridir ve hafif uyarıcı etkilere sahiptir.</li>



<li><strong>Klorofil ve Diğer Fitokimyasallar:</strong> Yemen otunun yaprakları ayrıca klorofil, flavonoidler ve tanenler gibi diğer fitokimyasallar içerir. Bu bileşenler bitkinin rengini ve tadını etkiler.</li>
</ol>



<p><strong><em>Etkileri ve Kullanımıyla İlişkilendirilen Kimyasal Bileşenler:</em></strong></p>



<p>Kimyasal bileşenleri, tüketildiğinde insan vücudu üzerinde çeşitli etkilere yol açar:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Uyarıcı Etkiler:</strong> Yemen otundaki katinon ve diğer uyarıcı alkaloidler, merkezi sinir sistemine etki eder ve kişiyi daha uyanık, enerjik ve odaklı hissettirir. Bu nedenle, Yemen otunu geleneksel olarak enerji artışı ve uyarıcılık sağlamak amacıyla tüketilmektedir.</li>



<li><strong>Ruhsal Etkiler:</strong> Bazı kullanıcılar, Yemen otunun ruh halini yükselten ve sosyal etkileşimi artıran etkilere sahip olduğunu bildirmişlerdir. Ancak bu etkiler kişiden kişiye değişenlik göstermektedir.</li>



<li><strong>İştah Kesici Etkiler:</strong> Yemen otu bazı kişilerde iştahı azaltabilir, bu da kilo kontrolü amacıyla kullanılmasına yol açabilir.</li>



<li><strong>Bağımlılık ve Yan Etkiler:</strong> Yemen otunun aşırı kullanımı bağımlılığa yol açar ve çeşitli yan etkilere neden olduğu bilinmektedir. Bu yan etkiler arasında anksiyete, uykusuzluk, iştah kaybı ve kalp atışlarının hızlanması bulunmaktadır.</li>
</ol>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yemen otunun kimyasal bileşimi ve etkileri, bu bitkinin tüketimine ilişkin önemli bir konudur. Aşırı tüketimi veya kötüye kullanımı sağlık sorunlarına yol açabilir, bu nedenle dikkatli ve kontrollü bir şekilde tüketilmelidir. Ayrıca, bu bitkinin yasal düzenlemelere tabi olduğu birçok ülkede unutulmamalıdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otunun Uyarıcı Etkileri</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis),</strong> içerdiği kimyasal bileşenler nedeniyle vücuda çeşitli uyarıcı etkiler sağlayan bir bitki türüdür. Bu uyarıcı etkiler, hem zihinsel hem de fiziksel düzeyde gözlemlenmektedir ve Yemen otunun tüketildiğinde vücuda nasıl etki ettiğini anlamak için önemlidir.</p>



<p><strong><em>Yemen Otu’nun Vücuda Etkileri:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Enerji Artışı:</strong> Yemen otunun, içerdiği katinon ve diğer uyarıcı alkaloidler nedeniyle enerji artışına neden olur. Bu nedenle, tüketen kişiler daha uyanık ve enerjik hissederler. Özellikle uzun süreli fiziksel aktiviteler veya yoğun çalışma gerektiren işlerde kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Odaklanma ve Dikkat:</strong> Yemen otunun uyarıcı etkileri, zihinsel odaklanma ve dikkat artışına katkıda bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle, bazı kullanıcılar bu bitkiyi çalışma veya öğrenme süreçlerini desteklemek için kullanır.</li>



<li><strong>Zihinsel Uyarıcılık:</strong> Yemen otunun tüketimi, kişinin zihinsel uyarıcılığını artırabilir. Bu, düşünme hızının artması, yaratıcılığın teşvik edilmesi ve zihinsel faaliyetlerde artışla kendini gösterebilir.</li>



<li><strong>İştah Bastırma:</strong> Bazı kullanıcılar, Yemen otunun iştahlarını bastırdığını ve bu nedenle kilo kontrolü amacıyla kullandıklarını bildirmişlerdir.</li>
</ol>



<p><strong><em>Fiziksel ve Zihinsel Uyarıcılık:</em></strong></p>



<p>Yemen otunun uyarıcı etkileri, hem fiziksel hem de zihinsel uyarıcılıkla ilişkilidir. İşte bu iki tür uyarıcılık hakkında daha fazla bilgi:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Fiziksel Uyarıcılık:</strong> Yemen otunun tüketimi, fiziksel enerjiyi artırabilir. Bu, yorgunluğu azaltabilir ve kişinin fiziksel aktivite kapasitesini artırabilir. Bu nedenle, bazı insanlar spor yaparken veya yoğun fiziksel işlerde çalışırken Yemen otunu kullanır.</li>



<li><strong>Zihinsel Uyarıcılık:</strong> Yemen otunu, zihinsel uyarıcılığı artırabilir. Kişi daha hızlı düşünebilir, daha net odaklanabilir ve zihinsel görevleri daha verimli bir şekilde yerine getirebilir. Bu özellikle öğrenme, çalışma veya problem çözme süreçlerini desteklemek için kullanışlı olabilir.</li>
</ol>



<p>Ancak, Yemen otunun aşırı tüketimi veya kötüye kullanımı bazı sağlık sorunlarına yol açar. Anksiyete, uykusuzluk, iştah kaybı ve hızlı kalp atışı gibi yan etkilerle ilişkilendirilmektedir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu nedenle, bu bitkinin kontrollü bir şekilde ve gerektiğinde tüketilmesi önemlidir. Ayrıca, bu bitkinin yasal düzenlemelere tabi olduğu birçok ülkede de unutulmamalıdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otunun Tüketim Riskleri</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis), </strong>içerdiği uyarıcı kimyasal bileşenler nedeniyle dikkat çeken bir bitki türüdür. Ancak, aşırı tüketildiğinde veya kötüye kullanıldığında sağlık üzerinde çeşitli riskler taşımaktadır. İşte Yemen otunun tüketiminin potansiyel riskleri ve yan etkileri hakkında detaylı bilgiler:</p>



<p><strong><em>Aşırı Tüketiminin Sağlık Üzerindeki Etkileri:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Anksiyete ve Huzursuzluk:</strong> Yemen otunun aşırı tüketimi, kişilerde anksiyete (anksiyete bozukluğu) ve huzursuzluk hissine yol açtığı bilinmektedir. Zihinsel rahatsızlık, tedirginlik ve sinirlilik gibi semptomlar görülmektedir.</li>



<li><strong>Uykusuzluk:</strong> Yemen otunun, içerdiği uyarıcı kimyasal bileşenler nedeniyle uykusuzluğa neden olduğu bilinmektedir. Kişiler, normal uyku düzenlerini bozabilir ve düşük kaliteli uyku yaşayabilirler.</li>



<li><strong>İştah Kaybı:</strong> Yemen otunun tüketimi bazı kişilerde iştah kaybına neden olduğu bilinmektedir. Bu, kilo kaybına yol açabilir, ancak aşırı kilo kaybı sağlığa zarar vermektedir.</li>



<li><strong>Kardiyovasküler Sorunlar:</strong> Aşırı tüketim, hızlı kalp atışı (taşikardi) gibi kardiyovasküler sorunlara yol açabilir. Bu, kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir.</li>



<li><strong>Yüksek Tansiyon:</strong> Yemen otunun, yüksek tansiyon riskini artırdığı bilinmektedir. Uyarıcı etkileri, kan basıncını artırabilir, bu da hipertansiyon riskini artırır.</li>
</ol>



<p><strong><em>Bağımlılık Potansiyeli ve Yan Etkileri:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Bağımlılık:</strong> Yemen otunun kullanımının bağımlılık potansiyeli bulunmaktadır. Katinon içeriği nedeniyle, kişiler fiziksel ve psikolojik olarak bağımlı hale gelebilirler. Bağımlılık, kullanıcının bitkiyi sürekli olarak tüketmesine ve kullanımı durduramamasına yol açar.</li>



<li><strong>Depresyon ve İyileşme Zorlukları:</strong> Yemen otunu bırakan kişiler, depresyon, düşük enerji seviyeleri ve iyileşme sürecinde zorluklar yaşayabilirler. Bağımlılık nedeniyle kullanımı bırakmak, kişinin fiziksel ve zihinsel sağlığını etkileyicidir.</li>



<li><strong>Sosyal ve Ekonomik Sorunlar:</strong> Bağımlılık, kullanıcının sosyal ilişkilerini ve iş veya okul performansını olumsuz etkilediği bilinmektedir. Aynı zamanda finansal sorunlara da neden olabilir, çünkü Yemen otunu satın almak maliyetli olabilir.</li>



<li><strong>Hukuki Sorunlar:</strong> Yemen otunu, birçok ülkede yasal sınırlamalara tabi bir madde olarak kabul edilmektedir. Kullanıcılar yasal sorunlarla karşı karşıya kalabilirler.</li>
</ol>



<p>Sonuç olarak, Yemen otunun tüketimi potansiyel riskler içerir ve bu riskler aşırı tüketim veya kötüye kullanım durumlarında daha belirgin hale gelir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu nedenle, Yemen otunu kullanmayı düşünen kişilerin dikkatli olmaları, kontrollü tüketim yapmaları ve potansiyel sağlık ve bağımlılık sorunlarını göz önünde bulundurmaları önemlidir. Uyarıcı etkileri nedeniyle, özellikle önerilen dozlarda tüketilmelidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otu ve Yasal Durumu</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis),</strong> birçok ülkede yasal sınırlamalara tabi bir bitki türüdür. Bu bitkinin yasal durumu ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir ve bazı ülkelerde tamamen yasakken diğerlerinde sınırlı kullanıma izin verilebilir. İşte Yemen otunun yasal durumu ve bazı ülkelerdeki yasal düzenlemeler hakkında detaylı bilgiler:</p>



<p><strong><em>Yemen Otunun Yasak veya Sınırlı Olduğu Ülkeler:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yemen:</strong> Yemen otunun, adını aldığı ülke olan Yemen’de yasal olarak tüketilektedir. Burada geleneksel olarak kullanılan bir bitkidir ve yerel yasal düzenlemelere tabi değildir.</li>



<li><strong>Suudi Arabistan:</strong> Suudi Arabistan, Yemen otunu yasaklayan ülkelerden biridir. Bu ülkede Yemen otunun tüketimi ve satışı yasa dışıdır ve ciddi cezalara tabi tutulmaktadır.</li>



<li><strong>Avustralya:</strong> Avustralya’da Yemen otunun tüketimi ve satışı sınırlıdır. Farklı eyaletlerde farklı yasal düzenlemeler olabilir, ancak genellikle bu bitki sınırlamalara tabidir.</li>



<li><strong>Kanada:</strong> Kanada’da Yemen otu, kontrollü bir madde olarak kabul edilmektedir ve sınırlamalara tabidir. Bazı bölgelerde tüketimi ve satışı yasa dışıdır.</li>



<li><strong>Almanya:</strong> Almanya’da Yemen otunun, tüketim amaçlı satışı ve bulundurulması yasa dışıdır. Ancak bu bitki, bazı ürünlerin içeriğinde bulunabilir, bu nedenle yasal düzenlemeler karmaşık olabilir.</li>



<li><strong>Birleşik Krallık:</strong> Birleşik Krallık’ta Yemen otunun tüketimi ve satışı yasa dışıdır. Yasal düzenlemeler, bu bitkiyi içeren ürünlerin ithalatını ve satışını da kapsar.</li>
</ol>



<p><strong><em>Yasal Düzenlemeler ve Cezalar:</em></strong></p>



<p>Yemen otunun yasal durumu ve cezalar, ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Ancak genellikle Yemen otunun tüketimi ve satışı yasaklanmıştır veya sınırlanmıştır. Yasal düzenlemelere uymayan kişiler çeşitli cezalara tabi tutulmaktadır, bu cezalar arasında para cezaları, hapis cezaları ve ürünlerin el konulması yer almaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yemen otunu kullanmayı veya satmayı düşünen kişilerin, yaşadıkları ülkedeki yasal düzenlemeleri ve yasakları dikkatle incelemeleri ve buna uymaları önemlidir. Ayrıca, bu bitkinin potansiyel sağlık riskleri ve bağımlılık potansiyeli göz önünde bulundurulmalıdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otunun Tıbbi ve Terapötik Kullanımları</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis), </strong>geleneksel olarak tıbbi ve terapötik amaçlarla bazı bölgelerde kullanılan bir bitki türüdür. Ancak, bu kullanımların bilimsel olarak doğrulanması ve desteklenmesi gerekmektedir. İşte Yemen otunun bazı bölgelerdeki tıbbi kullanımları ve bilimsel araştırmaların bulguları hakkında detaylı bilgiler:</p>



<p><strong><em>Tıbbi Kullanımları ve Tedavi Amaçları:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Enerji ve Uyanıklık Artırıcı:</strong> Yemen otunu, bazı bölgelerde enerji seviyelerini artırmak ve uyanıklığı artırmak amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle uzun saatler çalışanlar veya ağır fiziksel işlerde çalışanlar için bir tür doğal uyarıcı olarak kabul edilmektedir.</li>



<li><strong>İştah Kesici:</strong> Bazı bölgelerde Yemen otu, iştahı bastırmak ve kilo kontrolünü desteklemek amacıyla kullanılmaktadır. Bu, özellikle obezite ile ilgili sorunlarla mücadele eden kişiler için önemli olacağı düşünülmektedir. Ancak kullanım koşullrı oldukça önemlidir.</li>



<li><strong>Sindirim Sorunları:</strong> Yemen otunun bazı geleneksel kullanımları, hafif sindirim sorunlarına karşı bir çözüm olarak önerildiği bilinmektedir. Mide rahatsızlıklarını hafifletmek veya sindirimi teşvik etmek amacıyla kullanılabilir.</li>



<li><strong>Topik Kullanım:</strong> Yemen otunun yaprakları bazı bölgelerde topik olarak kullanılır. Özellikle cilt problemleri veya yaraların iyileştirilmesi amacıyla kullanıldığı görülmüştür.</li>
</ol>



<p><strong><em>Bilimsel Araştırmaların Bulguları:</em></strong></p>



<p>Yemen otunun tıbbi ve terapötik kullanımları hakkında bilimsel araştırmalar sınırlıdır ve bu kullanımların etkinliği hakkında kesin sonuçlara varmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. İşte bazı bilimsel araştırmaların bulgularına dayalı olarak Yemen otuyla ilgili bazı tıbbi yönler:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Uyarıcı Etkiler:</strong> Yemen otunun yapraklarının içerdiği katinon ve benzeri bileşenler, uyarıcı etkilere sahiptir. Bu, enerji artışı ve uyanıklık sağlama potansiyeline işaret eder.</li>



<li><strong>İştah Üzerindeki Etkiler:</strong> Bazı araştırmalar, Yemen otunun iştahı azaltıcı etkilere sahip olduğunu göstermiştir. Bu, obezite tedavisi veya kilo kontrolü amacıyla potansiyel bir kullanım alanı sağlayabilir.</li>



<li><strong>Yatıştırıcı Etkiler:</strong> Aynı zamanda bazı araştırmalar, Yemen otunun bazı insanlarda yatıştırıcı etkilere sahip olduğunu bildirmiştir. Ancak bu etkiler kişiden kişiye değişebilir.</li>



<li><strong>Sağlık Riskleri:</strong> Yemen otunun aşırı tüketiminin sağlık sorunlarına yol açabileceği ve bağımlılık potansiyeli taşıdığı konusunda bilimsel bulgular mevcuttur. Özellikle uzun vadeli etkileri daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyar.</li>
</ol>



<p>Sonuç olarak, Yemen otunun tıbbi ve terapötik kullanımları geleneksel olarak bazı bölgelerde yaygındır. Ancak bilimsel olarak doğrulanan etkileri ve güvenilirliği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yemen otunu tıbbi amaçlarla kullanmayı düşünen kişiler, önce uzman bir sağlık profesyoneli ile görüşmeli ve güvenilir bilgilere dayalı kararlar vermeli ve kontrollü bir şekilde kullanmalıdır.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otuyla ile İlgili Kültürel ve Sosyal Pratikler</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis), </strong>bazı bölgelerde sadece bir bitki değil, aynı zamanda geleneksel ve sosyal bir ritüel haline gelmiştir. Bu bitkinin tüketimi çeşitli toplumsal etkinliklerde önemli bir rol oynar ve yerel kültürlerde özel bir yere sahiptir. İşte Yemen otuyla ile ilişkilendirilen kültürel ve sosyal pratikler hakkında daha fazla bilgi:</p>



<p><strong><em>Ritüel Tüketim:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sosyal İkramlar ve Ziyaretler:</strong> Yemen otunu, birçok Orta Doğu ve Afrika topluluğu arasında sosyal ziyaretler ve ikramlar sırasında sunulan bir bitkidir. Misafirler için Yemen otunun çayı hazırlanarak ve sunulmaktadır. Bu, misafirperverlik ve toplumsal bağların güçlendirilmesinin bir parçasıdır.</li>



<li><strong>Düğünler ve Bayramlar:</strong> Özellikle Yemen’de, düğünler ve bayramlar gibi özel toplumsal etkinliklerde Yemen otunun tüketimi yaygındır. Bu tür etkinliklerde Yemen otunun çayları veya yaprakları genellikle sunulmaktadır ve insanlar arasında bir araya gelmeyi teşvik eder.</li>



<li><strong>Toplumsal Törenler:</strong> Yemen otunu, bazı toplumsal törenlerin ve kutlamaların önemli bir parçasıdır. Örneğin, yerel festivaller veya geleneksel danslar sırasında tüketilmektedir. Fakat bilinmelidir kulanım koşulları ülkelere göre değişiklik göstermektedir.</li>
</ol>



<p><strong><em>Toplumsal Bağların Güçlendirilmesi:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sosyal Etkileşim:</strong> Yemen otunu, insanlar arasındaki sosyal etkileşimi artırır. Bir araya gelmek, sohbet etmek ve Yemen otunu tüketmek, toplumsal bağları güçlendirir ve insanlar arasındaki ilişkileri derinleştirir.</li>



<li><strong>Gelenek ve Kültürel Kimlik:</strong> Yemen otunu, bazı topluluklar için kültürel kimliklerinin bir parçasıdır. Bu bitkinin geleneksel tüketimi, yerel kültürün bir yansımasıdır ve bu geleneklerin sürdürülmesine katkı sağlar.</li>



<li><strong>Barış ve Anlayış:</strong> Yemen otunun tüketimi, bazı bölgelerde barışın ve anlayışın simgesi olarak kabul edilmektedir. İnsanlar arasında dostluğu ve uzlaşmayı teşvik eder.</li>
</ol>



<p>Ancak, Yemen otunun tüketiminin aşırı kullanımı veya kötüye kullanımı bazı toplumsal sorunlara yol açar. Bağımlılık potansiyeli taşıdığı için kişisel ve toplumsal sorunlara neden olacaktır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Ayrıca, bazı ülkelerde yasal sınırlamalara tabidir ve bu nedenle yasal düzenlemelere uymak önemlidir. Yemen otu, kültürel ve sosyal bağlamda önemli bir rol oynar, ancak dikkatli ve sorumlu bir şekilde tüketilmesi gereken bir bitkidir.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Yemen Otu’nun Dünya Çapındaki Popülerliği</strong></h2>



<p><strong>Yemen otu (Catha edulis), </strong>kökeni Doğu Afrika ve Arap Yarımadası olan, uyarıcı etkilere sahip bir bitki türüdür. Bu bitkinin popülerliği özellikle bu bölgelerde yüzyıllardır devam etmektedir, ancak son yıllarda uluslararası arenada da dikkat çekmeye başlamıştır. İşte Yemen otunun dünya çapındaki popülerliği, yayılması ve uluslararası ticaret hakkında detaylı bilgiler:</p>



<p><strong><em>Küresel Yayılma ve Popülerlik Artışı:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kültürel Etki:</strong> Yemen otunu, özellikle Doğu Afrika ve Orta Doğu’daki birçok toplumun geleneksel ritüellerinin ve kültürel uygulamalarının bir parçasıdır. Bu bölgelerde uzun bir tarihi geçmişi vardır ve toplumsal bağlar, dostluklar ve misafirperverlikle ilişkilendirilmektedir.</li>



<li><strong>Göçmen Topluluklar:</strong> Yemen otunun popülerliği, bu bitkiyi kullanan toplulukların dünya genelinde göç etmesiyle de artmıştır. Özellikle göçmenlerin bulunduğu bölgelerde Yemen otunun tüketimi ve ticareti artmıştır.</li>



<li><strong>İnternet ve Küresel Bağlantılar:</strong> İnternetin yaygınlaşması ve küresel bağlantılar, Yemen otunun daha geniş bir kitleye tanıtılmasına yardımcı olmuştur. Bu bitkinin kullanımı hakkında bilgiler, çevrimiçi platformlarda ve sosyal medyada daha kolay erişilebilir hale gelmiştir.</li>



<li><strong>Alternatif Tıp ve Bitkisel Tedavi:</strong> Yemen otunu, bazı alternatif tıp ve bitkisel tedavi yöntemlerinin bir parçası olarak tanıtılmıştır. Bazı sağlık ve wellness toplulukları, Yemen otunu enerji artışı, zihinsel odaklanma ve rahatlama amacıyla önermektedir.</li>
</ol>



<p><strong><em>Uluslararası Ticaret ve İhracat:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Yasal Düzenlemeler:</strong> Yemen otunu, birçok ülkede yasal sınırlamalara tabi bir bitkidir. Bu nedenle, uluslararası ticaret ve ihracatı karmaşık hale getirir. İhracat yapmak isteyen ülkeler, ilgili yasal düzenlemelere ve uluslararası ticaret kurallarına uymak zorundadır.</li>



<li><strong>Ticaret Hacmi:</strong> Yemen otunu, özellikle Doğu Afrika ve Orta Doğu bölgelerinde büyük bir ticaret hacmine sahiptir. Üreticiler, bu bitkiyi ihraç ederek önemli gelir elde ederler.</li>



<li><strong>Yasak ve Sınırlamalar:</strong> Bazı ülkeler Yemen otunu yasaklamış veya sınırlamıştır. Bu nedenle, uluslararası ticarette ve ihracatta dikkatli olunması önemlidir. Yasal düzenlemelere uygun hareket etmek, uluslararası ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için gereklidir.</li>
</ol>



<p>Yemen otu, geleneksel bir bitki olmasının yanı sıra, son yıllarda küresel çapta daha fazla tanınmaya başlamıştır. Ancak, yasal düzenlemeler ve potansiyel sağlık riskleri nedeniyle kullanımı ve ticareti dikkatle ele alınmalıdır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Bu bitki, kültürel bağlamda önemli bir rol oynamaya devam ederken, uluslararası ticarette de önemli bir faktördür.</p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></h2>



<p><strong><em>Yemen otu (Catha edulis), </em></strong>dünya çapında kullanılan ve tüketilen bir bitki türüdür. Ancak, bu bitkinin potansiyel sağlık riskleri ve bağımlılık potansiyeli göz önünde bulundurularak dikkatle ele alınması gereken bir maddedir. İşte Yemen otunun tüketimine ilişkin dikkat edilmesi gereken noktalar ve gelecekteki araştırma ve düzenleme önerileri:</p>



<p><strong><em>Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kullanımı Kontrol Altında Tutun:</strong> Yemen otunu tüketirken önerilen dozlarda kullanmak önemlidir. Aşırı tüketim veya kötüye kullanım sağlık sorunlarına yol açabilir.</li>



<li><strong>Sağlık Etkilerini Bilin:</strong> Yemen otunun uyarıcı etkilerine ve potansiyel yan etkilere dikkat etmek önemlidir. Anksiyete, uykusuzluk, hızlı kalp atışı gibi sağlık sorunlarına neden olur.</li>



<li><strong>Bağımlılık Potansiyelini Anlayın:</strong> Yemen otunun bağımlılık potansiyeli taşıdığı için, düzenli ve aşırı tüketim bağımlılığa yol açar. Bağımlılık belirtileri fark edildiğinde profesyonel yardım alınmalıdır.</li>



<li><strong>Yasal Düzenlemelere Uyun:</strong> Yemen otunun yasal düzenlemelere tabi olduğu birçok ülke vardır. Yasalara uymak ve satın almadan önce yerel yasalara danışmak önemlidir.</li>
</ol>



<p><strong><em>Gelecekteki Araştırma ve Düzenlemeler:</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sağlık Etkileri Üzerine Araştırmalar:</strong> Yemen otunun sağlık etkilerini daha iyi anlamak için daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu, potansiyel sağlık riskleri ve faydalarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.</li>



<li><strong>Bağımlılık Araştırmaları:</strong> Yemen otunun bağımlılık potansiyelini ve bağımlılık tedavilerini inceleyen araştırmalar yapılmalıdır. Bağımlılığın nasıl önlenip tedavi edilebileceği konusundaki çalışmalar önemlidir.</li>



<li><strong>Uluslararası İşbirliği:</strong> Yemen otunu uluslararası ticarette önemli bir rol oynar. Ülkeler arasındaki işbirliği, bu bitkinin ticaretinin ve kullanımının kontrol altına alınmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Eğitim ve Farkındalık:</strong> Yemen otunun hakkında kamuoyunu bilgilendirmek ve farkındalığı artırmak önemlidir. Kullanıcılar, potansiyel sağlık riskleri ve yasal düzenlemeler konusunda bilinçlendirilmelidir.</li>
</ol>



<p>Sonuç olarak, Yemen otu geleneksel olarak bazı bölgelerde kullanılan ve kültürel bir öneme sahip olan bir bitkidir. Ancak, kullanımının dikkatle ele alınması ve bilinçli bir şekilde yapılması önemlidir. Sağlık etkileri, bağımlılık potansiyeli ve yasal düzenlemeler hakkında bilgi sahibi olmak, bu bitkinin kontrollü bir şekilde tüketilmesine yardımcı olur. Gelecekteki araştırmalar ve düzenlemeler, Yemen otunun etkilerini ve kullanımını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-social-links has-normal-icon-size has-visible-labels is-content-justification-center is-layout-flex wp-container-core-social-links-is-layout-1 wp-block-social-links-is-layout-flex"><li class="wp-social-link wp-social-link-facebook  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://facebook.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12 2C6.5 2 2 6.5 2 12c0 5 3.7 9.1 8.4 9.9v-7H7.9V12h2.5V9.8c0-2.5 1.5-3.9 3.8-3.9 1.1 0 2.2.2 2.2.2v2.5h-1.3c-1.2 0-1.6.8-1.6 1.6V12h2.8l-.4 2.9h-2.3v7C18.3 21.1 22 17 22 12c0-5.5-4.5-10-10-10z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Facebook</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-instagram  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.instagram.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12,4.622c2.403,0,2.688,0.009,3.637,0.052c0.877,0.04,1.354,0.187,1.671,0.31c0.42,0.163,0.72,0.358,1.035,0.673 c0.315,0.315,0.51,0.615,0.673,1.035c0.123,0.317,0.27,0.794,0.31,1.671c0.043,0.949,0.052,1.234,0.052,3.637 s-0.009,2.688-0.052,3.637c-0.04,0.877-0.187,1.354-0.31,1.671c-0.163,0.42-0.358,0.72-0.673,1.035 c-0.315,0.315-0.615,0.51-1.035,0.673c-0.317,0.123-0.794,0.27-1.671,0.31c-0.949,0.043-1.233,0.052-3.637,0.052 s-2.688-0.009-3.637-0.052c-0.877-0.04-1.354-0.187-1.671-0.31c-0.42-0.163-0.72-0.358-1.035-0.673 c-0.315-0.315-0.51-0.615-0.673-1.035c-0.123-0.317-0.27-0.794-0.31-1.671C4.631,14.688,4.622,14.403,4.622,12 s0.009-2.688,0.052-3.637c0.04-0.877,0.187-1.354,0.31-1.671c0.163-0.42,0.358-0.72,0.673-1.035 c0.315-0.315,0.615-0.51,1.035-0.673c0.317-0.123,0.794-0.27,1.671-0.31C9.312,4.631,9.597,4.622,12,4.622 M12,3 C9.556,3,9.249,3.01,8.289,3.054C7.331,3.098,6.677,3.25,6.105,3.472C5.513,3.702,5.011,4.01,4.511,4.511 c-0.5,0.5-0.808,1.002-1.038,1.594C3.25,6.677,3.098,7.331,3.054,8.289C3.01,9.249,3,9.556,3,12c0,2.444,0.01,2.751,0.054,3.711 c0.044,0.958,0.196,1.612,0.418,2.185c0.23,0.592,0.538,1.094,1.038,1.594c0.5,0.5,1.002,0.808,1.594,1.038 c0.572,0.222,1.227,0.375,2.185,0.418C9.249,20.99,9.556,21,12,21s2.751-0.01,3.711-0.054c0.958-0.044,1.612-0.196,2.185-0.418 c0.592-0.23,1.094-0.538,1.594-1.038c0.5-0.5,0.808-1.002,1.038-1.594c0.222-0.572,0.375-1.227,0.418-2.185 C20.99,14.751,21,14.444,21,12s-0.01-2.751-0.054-3.711c-0.044-0.958-0.196-1.612-0.418-2.185c-0.23-0.592-0.538-1.094-1.038-1.594 c-0.5-0.5-1.002-0.808-1.594-1.038c-0.572-0.222-1.227-0.375-2.185-0.418C14.751,3.01,14.444,3,12,3L12,3z M12,7.378 c-2.552,0-4.622,2.069-4.622,4.622S9.448,16.622,12,16.622s4.622-2.069,4.622-4.622S14.552,7.378,12,7.378z M12,15 c-1.657,0-3-1.343-3-3s1.343-3,3-3s3,1.343,3,3S13.657,15,12,15z M16.804,6.116c-0.596,0-1.08,0.484-1.08,1.08 s0.484,1.08,1.08,1.08c0.596,0,1.08-0.484,1.08-1.08S17.401,6.116,16.804,6.116z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Instagram</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-linkedin  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.linkedin.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M19.7,3H4.3C3.582,3,3,3.582,3,4.3v15.4C3,20.418,3.582,21,4.3,21h15.4c0.718,0,1.3-0.582,1.3-1.3V4.3 C21,3.582,20.418,3,19.7,3z M8.339,18.338H5.667v-8.59h2.672V18.338z M7.004,8.574c-0.857,0-1.549-0.694-1.549-1.548 c0-0.855,0.691-1.548,1.549-1.548c0.854,0,1.547,0.694,1.547,1.548C8.551,7.881,7.858,8.574,7.004,8.574z M18.339,18.338h-2.669 v-4.177c0-0.996-0.017-2.278-1.387-2.278c-1.389,0-1.601,1.086-1.601,2.206v4.249h-2.667v-8.59h2.559v1.174h0.037 c0.356-0.675,1.227-1.387,2.526-1.387c2.703,0,3.203,1.779,3.203,4.092V18.338z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">LinkedIn</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-pinterest  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://tr.pinterest.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M12.289,2C6.617,2,3.606,5.648,3.606,9.622c0,1.846,1.025,4.146,2.666,4.878c0.25,0.111,0.381,0.063,0.439-0.169 c0.044-0.175,0.267-1.029,0.365-1.428c0.032-0.128,0.017-0.237-0.091-0.362C6.445,11.911,6.01,10.75,6.01,9.668 c0-2.777,2.194-5.464,5.933-5.464c3.23,0,5.49,2.108,5.49,5.122c0,3.407-1.794,5.768-4.13,5.768c-1.291,0-2.257-1.021-1.948-2.277 c0.372-1.495,1.089-3.112,1.089-4.191c0-0.967-0.542-1.775-1.663-1.775c-1.319,0-2.379,1.309-2.379,3.059 c0,1.115,0.394,1.869,0.394,1.869s-1.302,5.279-1.54,6.261c-0.405,1.666,0.053,4.368,0.094,4.604 c0.021,0.126,0.167,0.169,0.25,0.063c0.129-0.165,1.699-2.419,2.142-4.051c0.158-0.59,0.817-2.995,0.817-2.995 c0.43,0.784,1.681,1.446,3.013,1.446c3.963,0,6.822-3.494,6.822-7.833C20.394,5.112,16.849,2,12.289,2"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Pinterest</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-tumblr  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://www.tumblr.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M17.04 21.28h-3.28c-2.84 0-4.94-1.37-4.94-5.02v-5.67H6.08V7.5c2.93-.73 4.11-3.3 4.3-5.48h3.01v4.93h3.47v3.65H13.4v4.93c0 1.47.73 2.01 1.92 2.01h1.73v3.75z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Tumblr</span></a></li>

<li class="wp-social-link wp-social-link-twitter  wp-block-social-link"><a rel="noopener nofollow" target="_blank" href="https://twitter.com/" class="wp-block-social-link-anchor"><svg width="24" height="24" viewbox="0 0 24 24" version="1.1" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" aria-hidden="true" focusable="false"><path d="M22.23,5.924c-0.736,0.326-1.527,0.547-2.357,0.646c0.847-0.508,1.498-1.312,1.804-2.27 c-0.793,0.47-1.671,0.812-2.606,0.996C18.324,4.498,17.257,4,16.077,4c-2.266,0-4.103,1.837-4.103,4.103 c0,0.322,0.036,0.635,0.106,0.935C8.67,8.867,5.647,7.234,3.623,4.751C3.27,5.357,3.067,6.062,3.067,6.814 c0,1.424,0.724,2.679,1.825,3.415c-0.673-0.021-1.305-0.206-1.859-0.513c0,0.017,0,0.034,0,0.052c0,1.988,1.414,3.647,3.292,4.023 c-0.344,0.094-0.707,0.144-1.081,0.144c-0.264,0-0.521-0.026-0.772-0.074c0.522,1.63,2.038,2.816,3.833,2.85 c-1.404,1.1-3.174,1.756-5.096,1.756c-0.331,0-0.658-0.019-0.979-0.057c1.816,1.164,3.973,1.843,6.29,1.843 c7.547,0,11.675-6.252,11.675-11.675c0-0.178-0.004-0.355-0.012-0.531C20.985,7.47,21.68,6.747,22.23,5.924z"></path></svg><span class="wp-block-social-link-label">Twitter</span></a></li></ul>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/yemen-otu/">Yemen Otu Sağlık Faydaları ve Geleneksel Tedavi Yöntemleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adem Otu Kökü Faydaları,Özellikleri ve Kullanımı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/adem-otu-koeku-faydalariozellikleri-ve-kullanimi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/adem-otu-koeku-faydalariozellikleri-ve-kullanimi</guid>
<description><![CDATA[ Adem otu geleneksel tıpta ağrı kesici, uyku düzenleyici ve spiritüel uygulamalarda kullanılmıştır. Aynı zamanda ritüel ve büyü pratiklerinde de rol oynamış, mistik ve enerjetik bağlantılar kurma amacına hizmet etmiştir.
Adem Otu Kökü Faydaları,Özellikleri ve Kullanımı yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-3.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Adem, Otu, Kökü, Faydaları, Özellikleri, Kullanımı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adem otu,</strong> kökleri insan formunu andıran, mistik ve gizemli bir bitki olan Mandragora familyasına aittir.Farklı Kültürlerde Adam otu adıyla da bilinmektedir. Bu bitki, özellikle tarih boyunca mitolojik hikayelerde, cadılık ritüellerinde ve eski tıbbi uygulamalarda önemli bir rol oynamıştır. <strong>Adem otu</strong>, botanik özellikleri, zehirli bileşenleri ve kültürel bağlantılarıyla dikkat çeker.</p>



<p>Tarihsel olarak<strong>, Adem otu</strong> geleneksel tıpta ağrı kesici, uyku düzenleyici ve spiritüel uygulamalarda kullanılmıştır. Aynı zamanda ritüel ve büyü pratiklerinde de rol oynamış, mistik ve enerjetik bağlantılar kurma amacına hizmet etmiştir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-nedir-mandragora-bitkisinin-sirli-dunyasi">Adem Otu Nedir? Mandragora Bitkisinin Sırlı Dünyası</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-tarihcesi-ve-mitolojik-baglantilari-mandragora-nin-gizemli-gecmisi">Adem Otu Tarihçesi ve Mitolojik Bağlantıları: Mandragora’nın Gizemli Geçmişi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-yetisme-ve-dagilimi-mandragora-nin-dogal-ve-bahce-kosullarindaki-seruveni">Adem Otu Yetişme ve Dağılımı: Mandragora’nın Doğal ve Bahçe Koşullarındaki Serüveni</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-kimyasal-bilesenleri-ve-etkileri-saglikla-bulusan-dogal-guc">Adem Otu Kimyasal Bileşenleri ve Etkileri: Sağlıkla Buluşan Doğal Güç</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-zehirliligi-ve-dogru-kullanimi-dikkatli-adimlarla-bitkiyle-bulusma">Adem Otu Zehirliliği ve Doğru Kullanımı: Dikkatli Adımlarla Bitkiyle Buluşma</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-ve-geleneksel-tip-tarihsel-yolculuk-ve-bugunku-rolu">Adem Otu ve Geleneksel Tıp: Tarihsel Yolculuk ve Bugünkü Rolü</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#modern-arastirmalar-ve-adem-otu-bilimsel-kesiflerin-isiginda-bitkinin-potansiyeli">Modern Araştırmalar ve Adem Otu: Bilimsel Keşiflerin Işığında Bitkinin Potansiyeli</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-ve-kulturel-ritueller-mandragora-nin-mistik-dansi">Adem Otu ve Kültürel Ritüeller: Mandragora’nın Mistik Dansı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-ile-orulu-mitler-ve-hikayeler-mandragora-nin-buyulu-dansi">Adem Otu ile Örülü Mitler ve Hikayeler: Mandragora’nın Büyülü Dansı</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4361#adem-otu-yetistiriciligi-ve-bahce-bakimi-mistik-bir-bitkiyi-evde-buyutme-rehberi">Adem Otu Yetiştiriciliği ve Bahçe Bakımı: Mistik Bir Bitkiyi Evde Büyütme Rehberi</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-7 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4372" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1024x576.webp" alt="adem otu kökü faydaları" class="wp-image-4372" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4370" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-2-1024x576.webp" alt="Adem otu hangi hastalıklara iyi gelir?" class="wp-image-4370" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4371" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1-1024x576.webp" alt="Adem otu Nasıl kullanılır ve Faydaları" class="wp-image-4371" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4369" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-3-1024x576.webp" alt="adem otu" class="wp-image-4369" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4366" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-6-1024x576.webp" alt="Adem otu ile adam otu aynı mı?" class="wp-image-4366" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4368" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-4-1024x576.webp" alt="adem otu kökü yan etkileri" class="wp-image-4368" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adamotu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4367" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-5-1024x576.webp" alt="Adem otu kökü ne işe yarar?" class="wp-image-4367" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adamotu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4365" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-8-1024x576.webp" alt="adem otu kökü cinsel gücü artırır mı" class="wp-image-4365" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-8-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-8-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-8-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/02/adem-otu-8.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu Nedir? Mandragora Bitkisinin Sırlı Dünyası</strong></h2>



<p>Gizemli ve tarih boyunca birçok kültürde mitolojik bir konuma sahip olan Adem otu, bilimsel adıyla Mandragora, botanik dünyasının ilginç bir figürüdür. Bu bitki, Solanaceae familyasına aittir ve özellikle Orta Doğu ve Akdeniz bölgesinde yaygın olarak bulunmaktadır. Adam otu, botanik özellikleri ve mistik bağlantılarıyla bilim dünyasını ve mitolojiyi büyüleyen bir bitkidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Botanik Özellikleri ve Tanımı:</em></strong></h3>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adem-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mandragora’nın botanik özellikleri,</a></em></strong> genellikle etli, büyük yaprakları ve şemsiye şeklindeki çiçekleri içerir. Ayrıca kökleri ise genellikle çatal şeklinde ve insan figürlerini anımsatan ilginç formlara sahiptir. Yaprakları genellikle yumurta şeklinde ve derin kenarlıdır. Çiçekleri mor, beyaz veya sarı renklerde olmaktadır ve genellikle sonbaharda ortaya çıkar. Mandragora, genellikle 20 ila 40 cm arasında boylanmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Adem Otu Türlerinin Genel Özellikleri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mandragora Officinarum:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>En yaygın Adem otu türlerinden biridir.</li>



<li>Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde doğal olarak yetişir.</li>



<li>Tıbbi amaçlarla kullanılmıştır ancak dikkatli kullanım gerektirir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Mandragora Turcomanica:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Orta Asya’nın özellikle Türkmenistan bölgesine özgüdür.</li>



<li>Yüksek irtifalarda yetişir.</li>



<li>Geleneksel tıpta kullanılan bir türdür.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Mandragora Autumnalis:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Genellikle sonbaharda çiçeklenmektedir.</li>



<li>Yaprakları genellikle daha küçüktür.</li>



<li>Zehirli olabilecek kimyasal bileşenlere sahiptir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Adem Otu ve Mitolojik Bağlantıları:</em></strong></h3>



<p>Antik mitolojilerde ve efsanelerde sıkça yer alır. Bazı kültürlerde bu bitki, insan formunda bir kök şeklinde tasvir edilmektedir ve bu yüzden kökün çıkarılması mitlere konu olur. Efsanelere göre,<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adem-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Adem otunun kökü </a></em></strong>çıkarılırken inanılmayan çığlıklar atan bir ses duyulduğuna inanılmaktadır. Bu mistik özellikleri, bitkinin tarih boyunca büyü ve tıbbi ritüellerde kullanılmasına neden olmuştur.</p>



<p><strong>Adem otu</strong>, hem botanik dünyanın ilginç bir parçası hem de kültürler arası mistik bir simge olarak öne çıkar. Tıbbi kullanımlarıyla birlikte, bu bitkinin kökleri üzerindeki mistik öyküler, onu doğaüstü bir varlık haline getirmiştir. Ancak, Adem otunun zehirli olabilecek özelliklere sahip olduğu unutulmamalıdır ve kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu Tarihçesi ve Mitolojik Bağlantıları: Mandragora’nın Gizemli Geçmişi</strong></h2>



<p><strong>Adem otu,</strong> tarih boyunca pek çok medeniyetin kültüründe ve mitolojisinde önemli bir rol oynamıştır, Ayrıca gizemi ve mistizmiyle insanları etkilemiş bir bitki olarak bilinmektedir. Mandragora’nın tarihçesi ve mitolojik bağlantıları, geçmişin izlerini takip ederek derinlemesine incelendiğinde, kültürel inançların ve tıbbi uygulamaların dokusunu açığa çıkarır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Mandragora’nın Tarihsel Kökenleri:</em></strong></h3>



<p>Adem otunun tarihçesi, antik çağlara kadar uzanır. Eski Mezopotamya ve antik Mısır’da Mandragora, tıbbi amaçlarla kullanılan bir bitki olarak belirginleşti. Efsanelerde, bu bitkinin doğuşu tanrısal veya mistik güçlere bağlanmıştır. Antik Yunan ve Roma dönemlerinde de Mandragora, büyü ve tıbbi uygulamalarda sıkça kullanılan bir bitki haline geldi.</p>



<p>Orta Çağ’ın Avrupa’sında,<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adem-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Mandragora’nın gizemli özellikleri </a></em></strong>ve kök şeklinin insana benzerliği, bu bitkiyi birçok mitolojik öykünün ve efsanenin odağı haline getirdi. Tıp alanında ve büyüsel ritüellerde kullanılmasıyla ün kazandı.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Efsanelerde ve Kültürlerde Adem Otu’nun Rolü:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Büyü ve Ritüellerde Adem Otu:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Antik çağlardan beri, Adem otu büyü ve ritüellerde kullanılan önemli bir unsurdur.</li>



<li>Bitkinin kökü, çeşitli büyüsel uygulamalarda kullanılarak mistik güçlerin çağrılması için aracı olarak görülmüştür.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Tanrısal İlişkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı mitolojilerde, Adam otu tanrısal güçlerle bağlantılıdır.</li>



<li>Bitkinin kökü, tanrıların müdahalesini çağırmak veya özel bilgiler elde etmek için kullanıldığına inanılan ritüellerde kullanılmıştır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Efsanevi Yaratılış Hikayeleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, birçok kültürde yaratılış hikayelerine konu olmuştur.</li>



<li>Bitkinin doğuşu ve özellikleri, mitolojik anlatılarda farklı yorumlara tabi tutulmuştur.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Adem otu, tarihsel kökenleri ve mitolojik bağlantılarıyla, insanlık tarihinde gizemli ve mistik bir yer işgal eder. Tıbbi uygulamalardan ritüellere kadar uzanan geniş bir yelpazede kullanılan olan bu bitki, kültürlerin ve medeniyetlerin zihninde önemli bir yer edinmiştir.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-a72688aef3ea870806209bbf54d2e9e3"><strong>NOT: Ancak, bu bitkinin zehirli olabilecek özelliklere sahip olduğu unutulmamalı ve kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu Yetişme ve Dağılımı: Mandragora’nın Doğal ve Bahçe Koşullarındaki Serüveni</strong></h2>



<p><strong>Adem otu,</strong> doğal yaşam alanlarından bahçelerimize uzanan gizemli bir bitkidir. Özellikle bu eşsiz bitkinin doğal dağılımı ve bahçecilikte yetiştirilme koşulları, hem bilim dünyasını hem de bahçe tutkunlarını cezbetmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Doğal Yaşam Alanları:</em></strong></h3>



<p><strong>Mandragora,</strong> genellikle Orta Doğu, Akdeniz ve Asya bölgelerinde doğal olarak yetişen bir bitkidir. Özellikle Türkiye, İran, İtalya ve Yunanistan gibi bölgelerde yaygın olarak bulunmaktadır. Farklı türleri, farklı iklim ve toprak koşullarına adapte olur, ancak genellikle ılıman iklimleri tercih eder.</p>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adamotu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mandragora’nın doğal yaşam alanları </a></em></strong>genellikle ormanlık alanlar, taşlık bölgeler ve kıyı bölgeleridir. Toprak özellikleri olarak iyi drenajlı, humuslu ve kumlu toprakları tercih eder. Bu bitki, yarı gölge veya tam güneş ışığı alan bölgelerde yetiştirilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Yetiştirme Koşulları ve Bahçecilikte Adem Otu:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Toprak Seçimi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, iyi drenajlı toprakları tercih eder. Kumlu ve humuslu topraklar idealdir.</li>



<li>Toprağın pH seviyesi 6.0 ile 7.0 arasında olmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Işık ve Nem:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Mandragora, yarı gölge veya tam güneş ışığı alan yerleri tercih eder.</li>



<li>Sulama konusunda dikkatli olunmalıdır; aşırı sulama bitkiyi çürütür.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Saksı Yetiştiriciliği:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bahçe koşulları uygun değil ise,<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adem-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Adem otunu saksıda yetiştirmek </a></em></strong>mümkündür.</li>



<li>Büyük, derin bir saksı tercih edilmelidir, böylece bitkinin kökleri genişleyecektir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Üreme ve Bakım:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu genellikle tohumlar veya kök bölünmesi yoluyla çoğaltılmaktadır.</li>



<li>Bitkiyi yetiştirirken düzenli olarak gübreleme yapmak önemlidir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Dikkat Edilmesi Gerekenler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, zehirli kimyasal bileşenlere sahip olabilir, bu nedenle dikkatli kullanılmalıdır.</li>



<li>Kök çıkarılması sırasında dikkatli olunmalıdır ve uygun önlemler alınmalıdır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Adem otu, doğal yaşam alanlarından bahçelerimize geçen esrarengiz bir bitkidir. Özellikle bahçecilikte yetiştirilmesi, bitkinin botanik güzelliklerini ve tıbbi özelliklerini keşfetmek isteyenler için ilginç bir deneyim sunar.Ancak, bitkinin zehirli olabilecek özelliklere sahip olduğu unutulmamalı ve kullanımında dikkatli olunmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu Kimyasal Bileşenleri ve Etkileri: Sağlıkla Buluşan Doğal Güç</strong></h2>



<p><strong>Adem otu</strong>, tıbbi ve geleneksel kullanımları ile bilinen bir bitki olup, bu özellikleri genellikle içerdiği kimyasal bileşenlere dayanmaktadır. Bu yüzden eşsiz bitkinin sağlık üzerindeki etkileri ve çeşitli kullanım alanları, içerdiği aktif bileşenlere bağlı olarak değişiklik gösterir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Kimyasal Bileşenleri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Alkaloidler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Mandragora, tropan alkaloidler içerir.</li>



<li>Belladonna alkaloidleri, skopolamin, atropin ve hyoscyamin gibi bileşenler bu bitkide bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Flavonoidler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, antioksidan özelliklere sahip olan flavonoidleri içerir.</li>



<li>Quercetin, kaempferol gibi flavonoidler, bitkinin yapısında bulunabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Steroidler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı türlerinde steroid bileşenleri bulunabilir.</li>



<li>Bu bileşenler bitkinin biyolojik aktivitelerinde rol oynamaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Triterpenoidler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, triterpenoid adı verilen bir grup bileşeni içerebilir.</li>



<li>Bu bileşenler bitkinin biyolojik etkileşimlerinde rol oynayabilir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sağlık Üzerindeki Etkileri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Ağrı Kesici ve Anti-İnflamatuar Etkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, geleneksel tıpta ağrı kesici olarak kullanılmıştır.</li>



<li>İltihaplanma üzerinde olumlu etkileri olduğuna inanılmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sinir Sistemi Üzerindeki Etkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Tropan alkaloidleri, sinir sistemi üzerinde etkiler gösterdiği bilinmektedir.</li>



<li>Skopolamin ve atropin, sinirsel iletimi etkileyicidir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Uyku Düzenleyici:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı geleneksel kullanımlara göre Adem otu, uyku düzenleyici olarak kullanıldığı bilinmektedir.</li>



<li>Bu etkiler, bitkinin içerdiği bileşenlere bağlı olabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Antispazmodik Etkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, kas spazmlarını hafifletici özelliklere sahip olabilir.</li>



<li>Bu nedenle, bazı durumlarda spazmodik bozukluklara karşı kullanılabilir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Kullanım Alanları:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Geleneksel Tıp:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otu, geleneksel tıpta çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır.</li>



<li>Ancak, dozaj konusunda dikkatli olunmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Alternatif Tıp Uygulamaları:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı alternatif tıp uygulayıcıları, Adem otunu enerji dengeleme ve ruhsal sağlık amaçlarıyla kullanılmaktadır.</li>



<li>Ancak, bu kullanımlar bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Aromaterapi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitkinin kökleri, <strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/category/aroma-terapi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">aromaterapi</a></em></strong> uygulamalarında kullanılabilir.</li>



<li>Uçucu yağlar elde edilerek rahatlatıcı etkiler elde edilmektedir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p><strong>Adem otu,</strong> içerdiği kimyasal bileşenlerle sağlık üzerinde çeşitli etkiler gösteren bir bitkidir. Ancak, bu bitkinin zehirli olabilecek özelliklere sahip olduğu unutulmamalı ve kullanımında dikkatli olunmalıdır. Sağlık sorunları için kullanmadan önce uzman bir sağlık profesyoneli ile danışmak önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu Zehirliliği ve Doğru Kullanımı: Dikkatli Adımlarla Bitkiyle Buluşma</strong></h2>



<p><strong>Adem otu, </strong>içerdiği bazı kimyasal bileşenler nedeniyle zehirli olabilen bir bitkidir. Bu nedenle, doğru kullanımı ve gerekli önlemlerin alınması büyük bir önem taşır. Mandragora’nın zehirliliği ve doğru kullanımı, bitkiyle etkileşime geçen herkesin bilmesi gereken temel konulardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Zehirliliği ve Önlemler:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tropan Alkaloidleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otu, tropan alkaloidleri içerir, özellikle skopolamin, atropin ve hyoscyamin.</li>



<li>Bu bileşenler, aşırı miktarda alındığında ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimali vardır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Zehirlenme Belirtileri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Zehirlenme belirtileri arasında mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, kalp atışlarında artış, görme bozuklukları ve nörolojik etkiler bulunabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Önlemler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otu ile çalışırken eldiven kullanmak önemlidir.</li>



<li>Bitkinin köklerini çıkarmak veya diğer işlemler yapmak için solunum ve temas önlemleri alınmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Göz Teması:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Göz temasından kaçınılmalıdır ve temas durumunda hemen bol su ile yıkanmalıdır.</li>



<li>Gözlerle temas, ciddi yan etkilere neden olabilir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Doğru Kullanım ve Yan Etkiler:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Dozaj:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun kullanımında doğru dozaj önemlidir.</li>



<li>Uygun dozajda kullanım, zehirlenme riskini azaltacaktır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Uzman Gözetimi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Tıbbi amaçlar için kullanım söz konusuysa, uzman bir sağlık profesyonelinin gözetiminde yapılmalıdır.</li>



<li>Bitkinin tıbbi kullanımı, yan etkiler ve dozaj konularında bilgi sahibi olmayan kişiler tarafından yapılmamalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Alternatif Tedavilerde:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Alternatif tıp uygulamalarında kullanıldığında, bitkiyi kullanmadan önce uzman bir alternatif tıp uzmanına danışılmalıdır.</li>



<li>Doğru kullanım ve etkiler konusunda uzman görüşü alınmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Yan Etkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Doğru dozlarda kullanıldığında bile Adem otu bazı yan etkilere neden olabilir.</li>



<li>Yan etkiler arasında ağız kuruluğu, bulanık görme, baş dönmesi ve bağırsak problemleri bulunmaktadır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p><strong>Adem otu,</strong> zehirli özelliklere sahip bir bitki olduğu için dikkatli kullanılmalıdır. Doğru önlemler alınmadan ve uzman gözetimi olmaksızın kullanılması ciddi sağlık sorunlarına yol açma ihtimali taşır.Bitkiyle etkileşime geçen herkesin, kullanım öncesi ve sırasında dikkatli olması ve gerekirse uzman bir sağlık profesyoneli ile danışması önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu ve Geleneksel Tıp: Tarihsel Yolculuk ve Bugünkü Rolü</strong></h2>



<p>Adem otu, tarihsel olarak farklı kültürlerde ve medeniyetlerde çeşitli tıbbi amaçlar için kullanılan eski bir bitkidir. Günümüzde hala bazı geleneksel tıp uygulamalarında yer alan Adam otu, geçmişten bugüne sağlık alanındaki gizemli rolünü sürdürüyor.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Tarihsel Tıbbi Kullanımları:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Antik Mezopotamya ve Mısır:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otu, eski Mezopotamya ve Mısır tıbbında ağrı kesici olarak kullanılmıştır.</li>



<li>Ayrıca, bu medeniyetlerde enerji artırıcı ve ruhsal dengeleyici özelliklere sahip olduğuna inanılmıştır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Antik Yunan ve Roma:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Hipokrat ve Dioscorides gibi antik Yunan ve Roma tıp bilginleri, Adem otunu ağrı kesici, uyku düzenleyici ve sindirim problemlerine karşı kullanmışlardır.</li>



<li>Bu dönemde, bitkinin zehirli özellikleri dikkate alınarak doğru dozlarda kullanılması vurgulanmıştır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Orta Çağ ve Avrupa:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Orta Çağ’da Avrupa’da Adem otunu, büyücülük ve şifa ritüellerinde sıkça kullanılmıştır.</li>



<li>Bazı efsanelere göre, bitkinin kökü insan formunu andırdığı için mistik güçlere sahip olduğuna inanılmıştır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Günümüzde Hala Kullanılan Geleneksel Tedavi Yöntemleri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Ağrı Kesici ve Romatizma Tedavisi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı geleneksel tıp uygulayıcıları, Adem otunu eklem ağrıları ve romatizma gibi durumları hafifletmek amacıyla kullanır.</li>



<li>Bitkinin anti-inflamatuar özellikleri nedeniyle ağrı kesici olarak tercih edilebilmektedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Uyku Düzenleyici:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı geleneksel tedavi yöntemlerinde Adem otunu, uykusuzluk ve uykusuzlukla mücadelede kullanılmaktadır.</li>



<li>Bitkinin sakinleştirici etkilerinden dolayı, uyku düzenleyici olarak değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sinir Sistemi Sağlığı:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunu, geleneksel tıpta sinir sistemi üzerindeki etkileri nedeniyle kullanıldığı bilinmektedir.</li>



<li>Anksiyete, stres ve sinirsel rahatsızlıkların hafifletilmesine yardımcı olabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Alternatif Tıp Uygulamaları:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı alternatif tıp uygulayıcıları, Adem otunu enerji dengesi ve şifa amacıyla kullanır.</li>



<li>Bitkinin mistik bağlantıları nedeniyle, ruhsal ve enerjetik denge sağlama amaçlı kullanılmaktadır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-bdec82f7c7ad1127a8961468c4f55769"><strong>Uyarılar ve Dikkat Edilmesi Gerekenler:</strong> <strong>Geleneksel tıp uygulamalarında <em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adamotu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Adem otunun kullanımı</a></em>, bitkinin zehirli özellikleri nedeniyle dikkatli yapılmalıdır. Uygulamalar öncesinde uzman bir sağlık profesyoneline  danışmak ve uygun dozajları bilmek önemlidir. </strong></p>



<p>Ayrıca, bitkinin yan etkilere neden olabileceği unutulmamalı ve kullanımında dikkatli olunmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Modern Araştırmalar ve Adem Otu: Bilimsel Keşiflerin Işığında Bitkinin Potansiyeli</strong></h2>



<p><strong>Adem otu,</strong> geleneksel tıp uygulamalarının yanı sıra modern bilimsel araştırmalara da konu olmuş bir bitkidir. Ayrıca yapılan bilimsel çalışmalar, bitkinin kimyasal bileşenleri ve sağlık üzerindeki etkilerini daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olmuştur. İşte Adem otunun üzerindeki modern araştırmaların öne çıkan bulguları ve potansiyel tıbbi uygulamalar:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bilimsel Çalışmaların Keşifleri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Antioksidan Özellikler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun, içerdiği flavonoidler ve diğer antioksidan bileşenler nedeniyle antioksidan özelliklere sahiptir.</li>



<li>Antioksidanlar, hücreleri serbest radikallerin zararlı etkilerinden koruyabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Anti-inflamatuar Etkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Tropan alkaloidleri, Adem otunun anti-inflamatuar etkilere sahip olduğu düşündürmektedir.</li>



<li>Bu özellik, inflamasyonla ilişkili durumların tedavisi için potansiyel bir uygulama alanı sunmaktadır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sinir Sistemi Üzerindeki Etkiler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Skopolamin ve atropin gibi tropan alkaloidleri, sinir sistemi üzerinde etkiler göstermektedir.</li>



<li>Bu etkiler, sinirsel rahatsızlıkların yönetimi üzerinde potansiyel bir etki alanı oluşturabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Analjezik Özellikler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun ağrı kesici özelliklere sahip olduğuna dair bazı bulgular vardır.</li>



<li>Bu özellik, ağrı yönetimi konusunda alternatif bir yaklaşım sunar.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Potansiyel Tıbbi Uygulamalar:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Romatizmal Hastalıkların Tedavisi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun anti-inflamatuar özellikleri, romatizmal hastalıkların tedavisinde potansiyel bir rol oynaması beklenmektedir.</li>



<li>Bu alanda yapılan daha fazla araştırma, bitkinin etkilerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Sinir Sistemi Bozuklukları:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun sinir sistemi üzerindeki etkileri, anksiyete, stres ve sinirsel bozukluklar gibi durumların yönetimine katkıda bulunacağı bilinmektedir.</li>



<li>Ancak, dozaj ve kullanım konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Antioksidan Destek:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Antioksidan özellikleri nedeniyle Adem otunu, genel sağlık için antioksidan destek olarak kullanılması beklenmektedir.</li>



<li>Hücresel hasarı azaltmaya yönelik potansiyel uygulamalara odaklanabilir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Gelecekteki Araştırma Alanları:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Dozaj ve Güvenlik:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun kullanımındaki doğru dozajlar ve güvenlik konularında daha fazla araştırma yapılması önemlidir.</li>



<li>Zehirlilik riski göz önüne alındığında, güvenli kullanım rehberleri oluşturmak önemlidir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Moleküler Analizler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitkinin kimyasal bileşenlerinin daha ayrıntılı moleküler analizleri, bitkinin sağlık üzerindeki etkilerini anlamamıza yardımcı olmaktadır.</li>



<li>Hangi bileşenlerin hangi etkilere neden olduğunu belirlemek, spesifik tıbbi uygulamaları geliştirmek için önemlidir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Klinik Çalışmalar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunun üzerinde daha fazla klinik çalışma yapılması, bitkinin insanlar üzerindeki etkilerini değerlendirmek açısından önemlidir.</li>



<li>Klinik çalışmalar, bitkinin gerçek tıbbi uygulamalardaki etkinliğini değerlendirebilir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p>Modern bilimsel araştırmaların ışığında potansiyel tıbbi uygulamalara sahip bir bitki olarak öne çıkmaktadır.</p>



<p>Ancak, daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır ve bitkinin doğru ve güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için bu araştırmaların yapılması önemlidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu ve Kültürel Ritüeller: Mandragora’nın Mistik Dansı</strong></h2>



<p><strong>Adem otu,</strong> tarih boyunca çeşitli kültürlerde ve dini ritüellerde mistik ve gizemli bir rol oynamış bir bitkidir. Özellikle geleneksel festivallerde de sıkça kullanılan bu bitki, insanların ruhsal deneyimlerini zenginleştirmek ve mistik bağlantılar kurmak amacıyla çeşitli ritüellerde kullanılmıştır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Kültürel ve Dini Ritüellerdeki Rolü:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Antik Yunan ve Roma Dönemleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Antik Yunan ve Roma mitolojilerinde, Adem otunun tanrısal güçlere bağlı bir bitki olarak kabul edilirdi.</li>



<li>İnsan formunu andıran kökleri, tanrılarla olan bağlantının aracı olarak görülürdü.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Orta Çağ ve Büyücülük:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Orta Çağ’da Avrupa’da, Adem otunu büyücülük ve cadılıkla ilişkilendirilirdi.</li>



<li>Bitkinin kökü, büyü ritüellerinde kullanılarak mistik güçlerin çağrılması amacıyla kullanılırdı.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Şamanik Pratikler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı şamanik kültürlerde, Adem otunu transa geçiş ve diğer dünya ile iletişim kurma amacıyla kullanılmıştır.</li>



<li>Rüya yolculukları ve spiritüel deneyimlerde kullanımı yaygındır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Mistik Bağlantılar:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunu, mistik ve dini deneyimlerde bir aracı olarak görülmüştür.</li>



<li>Meditasyon ve ritüel uygulamalarda kullanılarak ruhsal bağlantıların güçlendirilmesine yönelik kullanımı vardır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Geleneksel Festivallerdeki Kullanımı:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Beltane Festivali:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Beltane, eski İskoç ve İrlanda geleneklerinde bir festivaldir.</li>



<li>Adem otunu, Beltane ritüellerinde çeşitli amaçlarla kullanılarak doğa güçlerine saygı gösterilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Walpurgis Night:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Almanya ve İskandinav ülkelerinde kutlanan Walpurgis Night, cadıların ve büyücülerin buluştuğuna inanılan bir gecedir.</li>



<li>Adem otunu, bu gecede yapılan ritüellerde kullanılarak mistik güçlerin çekilmesine yönelik kullanımı vardır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Esbat Ritüelleri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı pagan geleneklerinde, Ay’ın döngüsünü kutlayan Esbat ritüellerinde Adem otu kullanılmaktadır.</li>



<li>Bu ritüellerde, bitkinin enerji artırıcı özellikleri vurgulanabilir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Mystic Fairs ve Spiritüel Etkinlikler:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Günümüzde, Adem otunu bazı mystic fuarlar ve spiritüel etkinliklerde kullanılabilir.</li>



<li>Bitkinin mistik ve enerjetik özellikleri, bu tür etkinliklerde ilgi çekici bir unsura dönüşmektedir.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-f9de7fbca8b3edf1e63b2c3e65fe8e96"><strong>Uyarılar ve Dikkat Edilmesi Gerekenler: Adem otu, zehirli özelliklere sahip bir bitki olduğu için kullanımında dikkatli olunmalıdır. </strong></p>



<p>Kültürel ve dini ritüellerde kullanılmadan önce, bitkinin zehirli etkileri göz önünde bulundurularak doğru önlemler alınmalıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu ile Örülü Mitler ve Hikayeler: Mandragora’nın Büyülü Dansı</strong></h2>



<p><strong>Adem otu</strong>, tarih boyunca birçok mitolojik hikaye, efsane ve masalın merkezinde yer almış, gizemli ve büyülü bir bitki olarak algılanmıştır. İşte Adam otu ile ilgili çeşitli kültürlerde dolaşan mitler ve popüler kültürdeki temsiller:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Efsaneler ve Masallar:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Köklerinden Doğan Adam Hikayesi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Antik Yunan mitolojisinde, Adem otunun kökleri insan formunu andırdığı için “<strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adamotu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mandragora</a></em></strong>” adı verilmiştir.</li>



<li>Efsaneye göre, bitkinin kökleri çıkarılırken duyulan çığlık, kökün insan formunu temsil ettiğine dair inanışın kaynağıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Cadıların ve Büyücülerin Bitkisi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Orta Çağ Avrupa efsanelerinde, Adem otunu cadılar ve büyücülerle sıkça ilişkilendirilirdi.</li>



<li>Bitkinin topraktan çıkarılması sırasında cadılar ve büyücüler arasında gerçekleştirilen gizemli ritüellerde rol oynar.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Aşkın İksiri:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bazı Orta Doğu efsanelerine göre, Adam otu aşkın iksiri olarak bilinmektedir.</li>



<li>Bitkinin özleri, aşkı ve bağlılığı artırıcı bir güce sahip olduğuna inanılan büyülü bir içecekte kullanılmaktadır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Popüler Kültürdeki Temsiller:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Harry Potter Serisi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>J.K. Rowling’in Harry Potter serisinde, Adam otu Mandrake olarak bilinir ve Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nda öğretilen bitkilerden biridir.</li>



<li>Mandrake’nin çıkartılması sırasında öğrencilere kulak koruyucu kullanmaları hatırlatılmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>The Legend of Zelda:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>The Legend of Zelda video oyun serisinde, Mandragora benzeri yaratıklar karşılaşılabilir.</li>



<li>Bu yaratıklar genellikle topraktan çıkarıldıklarında çığlık atarlar, bu da Adem otunun mitolojik köklerine bir göndermedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Literatürdeki Temsiller:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Çeşitli edebi eserlerde, Adam otu mistik ve büyülü bir atmosfer oluşturmak amacıyla kullanılmaktadır.</li>



<li>Özellikle gotik ve fantastik eserlerde, bitkinin gizemli özellikleri yaratıcılık için geniş bir alan sunar.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p><strong>Adem otu</strong>, mitoloji ve popüler kültürde sıkça karşılaşılan bir tema olmuştur. Efsaneler ve temsiller, bitkiyi gizemli, büyülü ve potansiyel olarak güçlü kılan unsurları vurgular. Özellikle bu hikayeler, Adem otunun geçmişten günümüze kadar nasıl bir gizem ve büyü kaynağı olduğunu anlamamıza yardımcı olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Adem Otu Yetiştiriciliği ve Bahçe Bakımı: Mistik Bir Bitkiyi Evde Büyütme Rehberi</strong></h2>



<p><strong>Adem otu,</strong> tarihi ve gizemli özellikleri ile bilinen bir bitki olup, ev bahçenizde yetiştirmek heyecan verici bir deneyim olacaktır. Ancak, bu bitkinin zehirli özellikleri nedeniyle dikkatli bir şekilde yetiştirilmesi önemlidir. İşte Adem otunun yetiştiriciliği ve bahçe bakımına dair rehber:</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Adem Otu Yetiştirme Rehberi:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tohum Seçimi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunu yetiştirmek için kaliteli tohumlar seçmek önemlidir.</li>



<li>Güvenilir bir tohum sağlayıcıdan tohum temin etmek, başarılı bir başlangıç yapmanıza yardımcı olur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Toprak Hazırlığı:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adem otunu, iyi drenajlı, hafif asidik ve besin açısından zengin toprakları tercih eder.</li>



<li>Torf, perlite ve organik malzemeler içeren karışımlar ideal bir yetiştirme ortamı sağlayacaktır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Ekim ve Fide Dikimi:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Tohumları hafifçe toprağa gömün ve sulayın.</li>



<li>Fide oluştuktan sonra, uygun aralıklarla ayırarak ya da uygun saksılara aktararak büyümelerine izin verin.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Işık ve Sıcaklık:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otu, bol güneş ışığı seven bir bitkidir. Günde en az altı saat güneş ışığı almalıdır.</li>



<li>Optimal büyüme sıcaklığı genellikle 20-25°C arasındadır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bahçe Bakımı İpuçları ve Önerileri:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sulama:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/adamotu/">Adam otu</a></em></strong> düzenli ve dengeli sulama ister. Toprak sürekli nemli tutulmalıdır, ancak su birikimine izin verilmemelidir.</li>



<li>Su kalitesine dikkat edilmelidir ve bitkiyi aşırı sulamaktan kaçınılmalıdır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Gübreleme:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Bitki, büyüme mevsimi boyunca düzenli olarak hafif bir gübreleme ihtiyacı duyar.</li>



<li>Organik bir gübre kullanmak, bitkinin sağlıklı ve dengeli bir şekilde büyümesine yardımcı olacaktır.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Zehirli Bileşenlere Dikkat:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otu zehirli tropan alkaloidleri içerir. Bitki ile çalışırken eldiven kullanmak ve bitkiyi temas ettikten sonra elleri yıkamak önemlidir.</li>



<li>Bitkiyi keserken veya kök çıkarırken koruyucu giysiler ve maske kullanmak önerilmektedir.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Saksı Yetiştiriciliği:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otunu saksıda yetiştirmek, kontrol edilebilir bir ortam sağlar.</li>



<li>Saksıda yetiştirilen bitkilerin daha iyi bakım ve kontrol edilir büyüme şartlarına ihtiyaç duyduğunu unutmayın.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Hasat ve Kullanım:</em></strong></h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Hasat Zamanı:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Adam otu, kökleri en iyi sonbahar veya ilkbaharda hasat edilmektedir.</li>



<li>Bitki en az iki yıl boyunca büyüdükten sonra kökler hasat edilmeye uygundur.</li>
</ul>
</li>



<li><strong>Dikkatli Kullanım:</strong>
<ul class="wp-block-list">
<li>Hasat edilen köklerin dikkatli bir şekilde temizlenmesi ve kullanılması önemlidir.</li>



<li>Adam otu içeren herhangi bir hazırlığın tıbbi kullanımı uzman bir sağlık profesyoneli gözetiminde olmalıdır.</li>
</ul>
</li>
</ol>



<p><strong>Adem otu</strong>, iyi drenajlı, hafif asidik toprakları tercih eder. Güneşli ve ılıman iklimlerde en iyi şekilde büyüyen bitki, dikkatli sulama ve uygun gübreleme ile sağlıklı bir gelişme gösterilmektedir. Ancak, bitkinin zehirli olması nedeniyle yetiştirilirken dikkatli önlemler alınmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sıkça Sorulan Sorular</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Adem otu hangi hastalığa iyi?</strong> <p class="schema-faq-answer">baş ağrısı başta olmak üzere vücudun farklı bölgelerinde görülen ağrı rahatsızlıklarını gidermektedir. Adam otunun afrodizyak etkisi ise cinsel gücü artırdığı bilinmektedir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Adam otu nasıl kullanılır ve faydaları</strong> <p class="schema-faq-answer">Cinsel isteği arttırıcı, bitkinliği yok edici etkisi vardır. Ağrı kesici, spazm çözücü ve uyuşturucu etkilere sahiptir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Adem otu nereden bulunur?</strong> <p class="schema-faq-answer">Adem otu özellikle <strong>Kıbrıs </strong>bölgesinde yaygın olarak bulunan bir bitki türüdür. Ayrıca Türkiye’de Akdeniz bölgesindeki kıyı alanlarda da bulunur</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Adem otu ile adam otu aynı mı?</strong> <p class="schema-faq-answer"><strong>Abdüsselamotu, adamotu, ademotu, at elması (Silifke), hacılarotu, insanotu, kankurutan, toskafa kavunu (Silifke), yerelması (Side)’dır</strong>.İstanbul semt pazarında, adamotu yerine, Dövülmüşavratotu (Tamus communis) veya Eşekhıyarı (Ecballium elaterium) kökleri satılmaktadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Adem otu hangi hastalıklara iyi gelir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Özellikle fiziki olarak yaşanabilen rahatsızlıklar için <strong>bel fıtığı ve boyun fıtığı</strong> olmak üzere birçok farklı sorun öne çıkıyor. Ayrıca şeker hastalığı ve pankreas üzerine de önemli bir yere sahiptir.</p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/adem-otu/">Adem Otu Kökü Faydaları,Özellikleri ve Kullanımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Atkuyruğu Otu (Equisetum arvense) Hakkında Detaylı Bir İnceleme</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/atkuyrugu-otu-equisetum-arvense-hakkinda-detayli-bir-inceleme</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/atkuyrugu-otu-equisetum-arvense-hakkinda-detayli-bir-inceleme</guid>
<description><![CDATA[ Atkuyruğu otu, bilimsel adıyla Equisetum arvense, uzun zamandır bitkisel tıpta ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılan, oldukça eski bir bitkidir.
Atkuyruğu Otu (Equisetum arvense) Hakkında Detaylı Bir İnceleme yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-6.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Atkuyruğu, Otu, Equisetum, arvense, Hakkında, Detaylı, Bir, İnceleme</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atkuyruğu otu</strong>, bilimsel adıyla <em>Equisetum arvense</em>, uzun zamandır bitkisel tıpta ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılmakta olan, oldukça eski bir bitkidir. Bu makalede, atkuyruğu otunun botanik özellikleri, tarihçesi, kimyasal bileşenleri, sağlık üzerindeki etkileri ve kullanım alanları detaylı bir şekilde ele alınacaktır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4791#atkuyrugu-otu-botanik-ozellikleri">Atkuyruğu Otu Botanik Özellikleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4791#atkuyrugu-otu-tarihcesi">Atkuyruğu Otu Tarihçesi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4791#atkuyrugu-otu-kimyasal-bilesenleri">Atkuyruğu Otu Kimyasal Bileşenleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4791#atkuyrugu-otu-saglik-uzerindeki-etkileri">Atkuyruğu Otu Sağlık Üzerindeki Etkileri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4791#atkuyrugu-otu-kullanim-alanlari">Atkuyruğu Otu Kullanım Alanları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4791#potansiyel-yan-etkiler-ve-uyarilar">Potansiyel Yan Etkiler ve Uyarılar</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-6 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4800" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu3-1024x576.webp" alt="At kuyruğu otu nasıl çoğalır?
" class="wp-image-4800" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4799" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1024x576.webp" alt="Kırkkilit otu hangi mevsimde toplanır?
" class="wp-image-4799" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4798" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-4-1024x576.webp" alt="Kırk kilit otu hangi bölgede yetişir?
" class="wp-image-4798" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4797" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-2-1024x576.webp" alt="Kırkkilit otu neye iyi gelir?
" class="wp-image-4797" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4796" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1-1024x576.webp" alt="At kuyruğu bitkisinin özellikleri nelerdir?
" class="wp-image-4796" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/atkuyrugu-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4795" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-8-1024x576.webp" alt="At kuyruğu Kırkkilit otu bitki çayı ne işe yarar?
" class="wp-image-4795" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-8-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-8-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-8-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-8.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4794" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-7-1024x576.webp" alt="At kuyruğu bitkisi hangi hastalıklara iyi gelir?
" class="wp-image-4794" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4793" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-6-1024x576.webp" alt="atkuyruğu otu" class="wp-image-4793" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4792" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-5-1024x576.webp" alt="At kuyruğu çayı Faydaları" class="wp-image-4792" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/at-kuyrugu-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Atkuyruğu Otu Botanik Özellikleri</strong></h2>



<p><strong>Atkuyruğu otu, </strong>Equisetaceae familyasının bir üyesi olup, bu ailenin yaşayan en yaygın türlerinden biridir. Çok yıllık bir bitki olan atkuyruğu, genellikle 20-60 cm yüksekliğinde, dik ve segmentli sapları ile tanınır. Bitki, iki ana formda büyür: steril ve fertil. Steril saplar, ilkbaharda ortaya çıkar ve besin depolamak için kullanılırken, fertil saplar daha sonra gelişir ve spor üretir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Atkuyruğu Otu Tarihçesi</strong></h2>



<p><strong>Atkuyruğu otu</strong>, tarih boyunca çeşitli kültürler tarafından kullanılmıştır. Eski Yunan ve Romalılar, bitkinin idrar söktürücü özelliklerinden faydalanırken, Orta Çağ’da yara iyileştirici olarak kullanılmıştır. Çin bitkisel tıbbında da önemli bir yeri olan atkuyruğu, böbrek ve mesane rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Atkuyruğu Otu Kimyasal Bileşenleri</strong></h2>



<p><strong><em>Atkuyruğu otunun sağlık üzerindeki etkileri</em></strong>, içerdiği çeşitli kimyasal bileşenlere dayanmaktadır. Bunlar arasında:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Silika (Silikon dioksit):</strong> Bitkinin yüksek silika içeriği, kemik ve bağ dokularının güçlenmesine yardımcı olur.</li>



<li><strong>Flavonoidler:</strong> Antioksidan özellikleri ile bilinmektedir ve hücre hasarını önlemeye yardımcı olur.</li>



<li><strong>Alkaloidler:</strong> Anti-enflamatuar ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir.</li>



<li><strong>Mineraller:</strong> Potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi mineraller içerir.</li>



<li><strong>Fenolik Asitler:</strong> Antiseptik ve anti-enflamatuar özellikler gösterir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Atkuyruğu Otu Sağlık Üzerindeki Etkileri</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>İdrar Söktürücü ve Böbrek Sağlığı</em></strong></h3>



<p><strong><em>Atkuyruğu otunun en bilinen kullanımı,</em></strong> doğal bir idrar söktürücü olarak işlev görmesidir. Bu özelliği, vücutta su tutulmasını azaltarak ödem ve yüksek tansiyon gibi sorunların hafifletilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonları gibi rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Kemik ve Bağ Doku Sağlığı</em></strong></h3>



<p>Yüksek silika içeriği sayesinde <strong>at kuyruğu otu</strong>, kemik ve bağ dokularının güçlenmesine katkıda bulunmaktadır. Silika, kalsiyumun vücut tarafından emilimini artırır ve böylece kemik yoğunluğunu destekler. Osteoporoz tedavisinde destekleyici olarak kullanılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Cilt ve Saç Sağlığı</em></strong></h3>



<p><strong><em>Atkuyruğu otunun cilt sağlığı üzerindeki faydaları</em></strong> da dikkat çekicidir. Silika, kollajen üretimini teşvik ederek cildin esnekliğini ve elastikiyetini artırır. Ayrıca yara iyileşmesini hızlandırıcı etkisi ile de bilinmektedir. Saç sağlığı açısından, saç dökülmesini önlemeye ve saçların daha parlak ve güçlü olmasına yardımcı olur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Atkuyruğu Otu Kullanım Alanları</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bitkisel Tıp</em></strong></h3>



<p>At kuyruğu otu, bitkisel tıpta geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir. Çay olarak tüketilmesinin yanı sıra, ekstresi ve tentürü de yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle idrar yolu problemleri, ödem, kemik zayıflığı ve cilt sorunları için tercih edilmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Kozmetik Endüstrisi</em></strong></h3>



<p>Cilt ve saç bakım ürünlerinde, atkuyruğu otunun ekstraktları sıkça kullanılmaktadır. Nemlendirici kremler, anti-aging serumlar, şampuanlar ve saç bakım ürünlerinde yer almaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Tarım ve Endüstriyel Kullanımlar</em></strong></h3>



<p><strong>Atkuyruğu otu</strong>, silika içeriği sayesinde tarımda da kullanılmaktadır. Toprağı zenginleştirici özellikleri ile bilinmektedir ve doğal bir böcek ilacı olarak işlev görmektedir. Ayrıca, bitkinin yapısal özellikleri ve silika içeriği, geleneksel olarak zımpara kağıdı ve cilalama malzemesi olarak da kullanılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Potansiyel Yan Etkiler ve Uyarılar</strong></h2>



<p><strong><em><a href="https://www.duaveinsan.com/atkuyrugu-otu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Atkuyruğu otunun faydaları</a> </em></strong>kadar, dikkat edilmesi gereken yan etkileri ve kullanım uyarıları da vardır. Uzun süreli ve yüksek dozda kullanım, vücutta B1 vitamini (tiamin) eksikliğine yol açar. Bu nedenle, özellikle hamilelik ve emzirme dönemlerinde, böbrek rahatsızlıkları olan kişilerde ve tiamin eksikliği riski taşıyan bireylerde dikkatli kullanılmalıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sonuç</em></strong></h3>



<p>At kuyruğu otu, çok yönlü faydaları ve geniş kullanım alanları ile dikkat çeken bir bitkidir. Geleneksel tıptan modern kozmetiğe, tarımdan endüstriye kadar pek çok alanda kullanılmaktadır. Ancak, her bitkisel ürün gibi, kullanımında dikkatli olunmalıdır ve gerektiğinde uzman görüşü alınmalıdır. Bu eski ve değerli bitki, doğru ve bilinçli kullanıldığında sağlık ve yaşam kalitesini artırabilecek güçlü bir doğa hediyesidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Atkuyruğu Otu (Equisetum arvense) Sıkça Sorulan Sorular</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Atkuyruğu otu nasıl kullanılır?</strong> <p class="schema-faq-answer">At kuyruğu otu genellikle çay, kapsül, tentür veya merhem formunda kullanılmaktadır. Çay olarak kullanıldığında, kurutulan bitkinin üzerine kaynar su dökülüp 10-15 dakika demlenmesi yeterlidir. Kapsül ve tentür formları ise genellikle sağlık mağazalarında bulunmaktadır ve kullanım talimatlarına göre alınmalıdır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Atkuyruğu otunun endüstriyel kullanımları nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Tarihsel olarak, atkuyruğu otunun aşındırıcı yapısı nedeniyle bulaşık yıkamak ve metal cilalamak için kullanıldığı bilinmektedir. İçerdiği silika sayesinde, geleneksel olarak çömlekçilik ve marangozlukta da kullanılmıştır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Atkuyruğu otunun yetiştirilmesi kolay mı?</strong> <p class="schema-faq-answer">Evet, at kuyruğu otu yetiştirilmesi oldukça kolay bir bitkidir. Nemli, iyi drene olan toprakları tercih eder ve güneşli veya yarı gölgeli alanlarda iyi yetişir. Ancak, hızla yayıldığı için bahçede istenmeyen yayılmayı önlemek adına kök bariyerleri kullanılmaktadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Atkuyruğu otunun diğer bitkilerle karıştırılma riski var mı?</strong> <p class="schema-faq-answer">Evet, at kuyruğu otu bazı diğer Equisetum türleriyle karıştırılabilir. Bu türlerin bazıları toksik olabilir, bu nedenle bitkiyi doğru tanımlamak önemlidir. Yanlış tanımlama, sağlık sorunlarına yol açabileceği için dikkatli olunmalıdır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Atkuyruğu otunun gelecekteki araştırma alanları nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Atkuyruğu otunun potansiyel tıbbi kullanımları ve içerdiği aktif bileşikler üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Özellikle silika içeriği ve kemik sağlığı üzerindeki etkileri, antioksidan özellikleri ve diğer potansiyel terapötik faydaları üzerine çalışmalar devam etmektedir.</p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/atkuyrugu-otu/">Atkuyruğu Otu (Equisetum arvense) Hakkında Detaylı Bir İnceleme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Keten Tohumu: Sağlığın Gizli Hazinesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/keten-tohumu-sagligin-gizli-hazinesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/keten-tohumu-sagligin-gizli-hazinesi</guid>
<description><![CDATA[ Keten tohumu, keten bitkisinin (Linum usitatissimum) tohumlarıdır ve yüzyıllardır çeşitli kültürlerde beslenme ve sağlık amacıyla kullanılan, son derece besleyici bir gıdadır.
Keten Tohumu: Sağlığın Gizli Hazinesi yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13512.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Keten, Tohumu:, Sağlığın, Gizli, Hazinesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Keten tohumu</strong>, keten bitkisinin (Linum usitatissimum) tohumlarıdır ve yüzyıllardır çeşitli kültürlerde beslenme ve sağlık amacıyla kullanılan, son derece besleyici bir gıdadır. Bu makalede, keten tohumunun tarihçesi, besin değeri, sağlık faydaları, kullanım alanları ve potansiyel yan etkileri ele alınacaktır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#keten-tohumu-nedir">Keten Tohumu Nedir?</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#keten-tohumu-tarihce-ve-koken">Keten Tohumu Tarihçe ve Köken</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#keten-tohumu-besin-degeri">Keten Tohumu Besin Değeri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#keten-tohumu-saglik-faydalari">Keten Tohumu Sağlık Faydaları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#keten-tohumu-kullanim-alanlari">Keten Tohumu Kullanım Alanları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#potansiyel-yan-etkiler-ve-uyarilar">Potansiyel Yan Etkiler ve Uyarılar</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4751#keten-tohumu-hakkinda-sikca-sorulan-sorular-sss">Keten Tohumu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-5 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.duaveinsan.com/keten-tohumu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4861" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13521-1024x576.webp" alt="Keten tohumunun ne gibi faydaları var?
" class="wp-image-4861" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13521-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13521-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13521-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13521.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4860" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13520-1024x576.webp" alt="Keten tohumu en doğru nasıl tüketilir?
" class="wp-image-4860" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13520-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13520-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13520-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13520.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4859" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13512-1024x576.webp" alt="keten tohumu" class="wp-image-4859" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13512-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13512-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13512-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13512.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4857" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13504-1024x576.webp" alt="Keten tohumu her gün yenir mi?
" class="wp-image-4857" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13504-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13504-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13504-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13504.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4856" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13502-1024x576.webp" alt="Cilt için keten tohumu nasıl kullanılır?
" class="wp-image-4856" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13502-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13502-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13502-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13502.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.duaveinsan.com/keten-tohumu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4855" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13500-1024x576.webp" alt="Keten tohumunun Nelere faydası?
" class="wp-image-4855" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13500-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13500-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13500-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13500.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4854" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13490-1024x576.webp" alt="Keten tohumu en sağlıklı nasıl tüketilir?
" class="wp-image-4854" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13490-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13490-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13490-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-13490.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Keten Tohumu Nedir?</strong></h2>



<p><strong>Keten tohumu</strong>, keten bitkisinin (Linum usitatissimum) tohumlarıdır ve sağlık açısından birçok faydasıyla bilinen besleyici bir gıdadır. Esas olarak bitkisel lif, omega-3 yağ asitleri, protein ve çeşitli mineraller açısından zengindir. Keten bitkisi, hem lif hem de yağ üretimi için yetiştirilen eski bir kültür bitkisidir ve tarihsel olarak Mısır, Çin ve Akdeniz bölgelerinde tarımı yapılmıştır.</p>



<p>Keten tohumunun faydaları arasında sindirim sağlığını destekleme, kolesterol seviyelerini düşürme ve kalp sağlığını iyileştirme gibi etkiler bulunduğu bilinmektedir. İçerdiği yüksek lif oranı, sindirim sistemini düzenlerken, lignan adı verilen bitkisel bileşikler antioksidan özellik gösterir ve hormon dengesini destekler. Omega-3 yağ asitleri, özellikle alfa-linolenik asit (ALA), kalp sağlığına katkıda bulunduğu bilinmektedir ve iltihaplanmayı azaltıcı etkisi olduğuna inanılmaktadır.</p>



<p>Keten tohumları, öğütülmüş veya bütün olarak kullanılabilir. Genellikle smoothie, yoğurt, salata, ekmek ve diğer hamur işlerine eklenmektedir. Ancak, besin değerinin en iyi şekilde korunabilmesi için öğütülen hali tercih edilmektedir. Çünkü vücut, bütün tohumların sert dış kabuğunu sindirmekte zorlanıldığı düşünülmektedir. Tohumlar ayrıca keten yağı üretiminde de kullanılmaktadır ve bu yağ, pişirme ve salata soslarında kullanılmaktadır.</p>



<p>Keten tohumunun sağlık faydalarını en üst düzeye çıkarmak için günlük beslenmeye dahil edilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak, yüksek lif içeriği nedeniyle, alım miktarına dikkat edilmesi ve yeterli su tüketilmesi önemlidir. Bu şekilde, keten tohumları sindirim sistemi üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır ve genel sağlık durumunu destekleyicidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Keten Tohumu</strong> <strong>Tarihçe ve Köken</strong></h2>



<p>Keten bitkisi, antik çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir bitkidir. Mısır’da, keten bitkisinin lifleri ince kumaşlar yapmak için kullanılmıştır ve keten tohumları da tıbbi amaçlar için değerlendirilmiştir. Çin ve Akdeniz bölgelerinde de keten bitkisi tarımı yaygındır ve tarih boyunca lif ve yağ üretimi için önemli bir bitki olmuştur.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Keten Tohumu</strong> <strong>Besin Değeri</strong></h2>



<p>Keten tohumları, besin değeri açısından son derece zengin bir gıdadır. Önemli besin ögeleri arasında:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Omega-3 Yağ Asitleri</strong>: Özellikle alfa-linolenik asit (ALA) bakımından zengindir.</li>



<li><strong>Lif</strong>: Hem çözünür hem de çözünmez lif içerir.</li>



<li><strong>Protein</strong>: Yüksek kaliteli bitkisel protein kaynağıdır.</li>



<li><strong>Lignanlar</strong>: Güçlü antioksidan özelliklere sahip bitkisel bileşiklerdir.</li>



<li><strong>Vitaminler ve Mineraller</strong>: E vitamini, B vitaminleri, magnezyum, fosfor ve demir gibi önemli vitamin ve mineraller içerir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Keten Tohumu</strong> <strong>Sağlık Faydaları</strong></h2>



<p>Düzenli tüketimi çeşitli sağlık faydaları sağlamaktadır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sindirim Sağlığını Destekler</strong>: Yüksek lif içeriği sayesinde sindirimi düzenler ve kabızlık gibi sorunları hafifletir.</li>



<li><strong>Kalp Sağlığını Korur</strong>: Omega-3 yağ asitleri ve lignanlar sayesinde kolesterol seviyelerini düşürür, kan basıncını düzenler ve kalp sağlığını destekler.</li>



<li><strong>Hormon Dengesini Sağlar</strong>: Lignanlar, östrojen benzeri özellikleri ile hormonal dengeyi korur ve menopoz semptomlarını hafiflettiği bilinen etkileri arasındadır.</li>



<li><strong>Kilo Yönetimine Yardımcı Olur</strong>: Yüksek lif ve protein içeriği tokluk hissini artırır ve aşırı yemeyi önler.</li>



<li><strong>Anti-inflamatuar Özellikler</strong>: Omega-3 yağ asitleri ve lignanlar, iltihaplanmayı azaltarak kronik hastalıkların riskini düşürdüğü bilinmektedir.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Keten Tohumu</strong> <strong>Kullanım Alanları</strong></h2>



<p>Çeşitli şekillerde kullanılabilir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Öğütülmüş Keten Tohum</strong>: Smoothie, yoğurt, salata, çorba ve hamur işlerine eklendiği bilinmektedir.</li>



<li><strong>Bütün Keten Tohum</strong>: Genellikle salatalara veya yoğurtlara serpilebilir, ancak sindirimi zor olduğu için öğütülmüş hali tercih edilmektedir.</li>



<li><strong>Keten Yağı</strong>: Salata soslarında ve soğuk yemeklerde kullanılmaktadır. Isıya maruz kalması besin değerini azalttığı düşünülmektedir.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Potansiyel Yan Etkiler ve Uyarılar</strong></h2>



<p>Keten tohumları genellikle güvenli kabul edilmektedir, ancak bazı durumlarda dikkatli olunmalıdır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Yüksek Lif İçeriği</strong>: Aşırı tüketimi sindirim sorunlarına neden olur, bu yüzden yeterli su ile birlikte tüketilmelidir.</li>



<li><strong>Hamilelik ve Emzirme</strong>: Hamile veya emziren kadınların doktorlarına danışarak tüketmeleri önerilmektedir.</li>



<li><strong>Kanama Bozuklukları</strong>: Kanama bozuklukları olan kişiler keten tohumunu tüketmeden önce bir uzmana danışmalıdır.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sonuç</em></strong></h3>



<p><strong><em><a href="https://www.duaveinsan.com/keten-tohumu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Keten tohumları</a></em></strong>, tarih boyunca besleyici özellikleri ve sağlık faydaları ile değerli bir gıda olarak kabul edilmiştir. Zengin besin içeriği ile sindirim sağlığından kalp sağlığına kadar birçok alanda fayda sağlayabilir. Ancak, potansiyel yan etkileri göz önünde bulundurularak, dengeli ve kontrollü bir şekilde tüketilmesi önemlidir. Sağlıklı bir yaşam tarzı için keten tohumunu günlük beslenmenize dahil edebilirsiniz, bu mucizevi tohum sağlığınızı desteklemek için kullanabilirsiniz.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Keten Tohumu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)</strong></h2>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumu nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Bu tohumlar, keten bitkisinin (Linum usitatissimum) tohumlarıdır. Bu tohumlar, yüksek lif, omega-3 yağ asitleri, protein ve çeşitli vitamin ve mineraller açısından zengindir. </p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumunun faydaları nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Sindirim sağlığını destekler, kolesterol seviyelerini düşürür, kalp sağlığını iyileştirir, hormonal dengeyi sağlar, kilo yönetimine yardımcı olur ve anti-inflamatuar özelliklere sahiptir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumu nasıl tüketilir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Keten tohumları, öğütülmüş veya bütün olarak tüketilmektedir. Öğütülen keten tohum, smoothie, yoğurt, salata, çorba ve hamur işlerine eklenebilirsiniz. Bütün keten tohumları ise genellikle salatalara veya yoğurtlara serpilerek kullanımı sağlanmaktadır. Ayrıca keten yağı olarak da kullanıldığı bilinmektedir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumu ne kadar tüketilmelidir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Günlük olarak 1-2 yemek kaşığı öğütülen keten tohumunun tüketilmesi önerilmektedir. Ancak, yüksek lif içeriği nedeniyle bu miktarın aşılmaması ve yeterli su tüketilmesi önemlidir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumu kilo vermeye yardımcı olur mu?</strong> <p class="schema-faq-answer">Evet, keten tohumları yüksek lif ve protein içeriği sayesinde tokluk hissini artırır ve aşırı yemeyi önler. Bu da kilo yönetimine yardımcı olmaktadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumları sindirimi nasıl etkiler?</strong> <p class="schema-faq-answer">Keten tohumları, içerdiği yüksek lif sayesinde sindirim sağlığını destekler. Hem çözünür hem de çözünmez lif içerir, bu da bağırsak hareketlerini düzenler ve kabızlık gibi sorunları hafifletebilir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Keten tohumunun yan etkileri nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Keten tohumları genellikle güvenlidir, ancak aşırı tüketimi sindirim sorunlarına yol açma ihtimali vardır. Ayrıca hamile veya emziren kadınların ve kanama bozuklukları olan kişilerin doktorlarına danışarak tüketmeleri önerilmektedir.</p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/keten-tohumu/">Keten Tohumu: Sağlığın Gizli Hazinesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuşkonmaz (Asparagus officinalis) Sağlık Faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kuskonmaz-asparagus-officinalis-saglik-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kuskonmaz-asparagus-officinalis-saglik-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Kuşkonmaz, bilimsel adıyla Asparagus officinalis, birçok kültürde uzun süredir değer verilen bir sebzedir. Hem gastronomik hem de tıbbi faydalarıyla bilinen bu bitki, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya kökenlidir.
Kuşkonmaz (Asparagus officinalis) Sağlık Faydaları yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-6.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kuşkonmaz, Asparagus, officinalis, Sağlık, Faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuşkonmaz,</strong> bilimsel adıyla Asparagus officinalis, birçok kültürde uzun süredir değer verilen bir sebzedir. Hem gastronomik hem de tıbbi faydalarıyla bilinen bu bitki, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya kökenlidir. Kuşkonmazın tarımı, besin değeri, sağlık yararları ve mutfakta kullanımı üzerine kapsamlı bir inceleme sunarak, bu özel bitkinin önemini daha iyi anlamaya çalışacağız.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4780#kuskonmaz-tarihce-ve-koken">Kuşkonmaz Tarihçe ve Köken</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4780#kuskonmazin-botanik-ozellikleri">Kuşkonmazın Botanik Özellikleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4780#kuskonmaz-yetistirme-ve-tarim">Kuşkonmaz Yetiştirme ve Tarım</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4780#kuskonmaz-besin-degeri">Kuşkonmaz Besin Değeri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4780#kuskonmaz-saglik-yararlari">Kuşkonmaz Sağlık Yararları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4780#kuskonmaz-mutfakta-kullanimi">Kuşkonmaz Mutfakta Kullanımı</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-4 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.duaveinsan.com/kuskonmaz/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4789" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1024x576.webp" alt="Kuşkonmazın zararları nelerdir?
" class="wp-image-4789" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4787" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-7-1024x576.webp" alt="mevsimi ne zaman?
" class="wp-image-4787" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.duaveinsan.com/kuskonmaz/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4784" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-4-1024x576.webp" alt="Kuşkonmaz hangi hastalığa iyi gelir?
" class="wp-image-4784" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4788" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-8-1024x576.webp" alt="Kuşkonmaz hangi ilde yetişir?
" class="wp-image-4788" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-8-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-8-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-8-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-8.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4786" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-6-1024x576.webp" alt="kuşkonmaz" class="wp-image-4786" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4785" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-5-1024x576.webp" alt="alırken nelere dikkat edilmeli?
" class="wp-image-4785" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4783" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-3-1024x576.webp" alt="Kuşkonmaz nasıl tüketilmeli?" class="wp-image-4783" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4782" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-2-1024x576.webp" alt="Kuşkonmaz tadı neye benzer?" class="wp-image-4782" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4781" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1-1024x576.webp" alt="Kuşkonmaz cinsel faydaları" class="wp-image-4781" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kuskonmaz-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kuşkonmaz Tarihçe ve Köken</strong></h2>



<p><strong>Kuşkonmaz</strong>, Antik Mısır ve Roma İmparatorluğu dönemlerinden beri bilinen ve yetiştirilen bir bitkidir. Eski Mısır’da kuşkonmazın çizimlerine rastlanmıştır, Romalılar da bu sebzeyi hem taze hem de kuru olarak tüketmişlerdir. Orta Çağ’da, kuş konmaz Avrupa’da yaygın olarak yetiştirilmeye devam etmiştir ve daha sonra Amerika’ya getirilmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kuşkonmazın Botanik Özellikleri</strong></h2>



<p><strong>Kuşkonmaz</strong>, çok yıllık bir bitkidir ve 1,5 metreye kadar boylanmaktadır. İnce, dik gövdeleri ve küçük, pul benzeri yaprakları vardır. Bitkinin yenilen kısmı ise genellikle “sürgün” olarak adlandırılan genç filizleridir. Kuşkonmazın bitkisi, çiçek açtığında küçük sarımsı-yeşil çiçekler oluşturur ve bu çiçeklerden kırmızı renkli meyveler gelişir. Ancak, bitkinin tüketilen kısmı bu meyveler değil, genç sürgünlerdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kuşkonmaz Yetiştirme ve Tarım</strong></h2>



<p><strong>Kuşkonmaz,</strong> kumlu ve iyi drene edilen toprakları sever. İyi güneş alan bölgelerde yetişmesi idealdir. Bitkinin kökleri derinlere iner, bu nedenle toprağın 1,5 metreye kadar kazılması önerilmektedir. Genellikle ilkbaharda, toprağın ısınmasıyla birlikte sürgünler ortaya çıkar. Kuş konmaz, ekildikten sonra tam verime ulaşması birkaç yıl almaktadır. Bu nedenle, sabır gerektiren bir tarım bitkisidir. Bitki, ortalama 15-20 yıl verimli kaldığı bilinmektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kuşkonmaz Besin Değeri</strong></h2>



<p><strong>Kuşkonmaz,</strong> düşük kalorili bir sebzedir ve yüksek besin değeri sunar. 100 gram bitki sadece 20 kalori içerirken, C vitamini, K vitamini, A vitamini, folik asit, demir ve lif açısından zengindir. Ayrıca, antioksidanlar, özellikle glutathione içeriği ile bilinmektedir. Bu antioksidanlar, vücudu serbest radikallere karşı koruyarak bağışıklık sistemini destekler.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kuşkonmaz Sağlık Yararları</strong></h2>



<p><strong><em><a href="https://www.duaveinsan.com/kuskonmaz/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kuşkonmazın sağlık yararları </a></em></strong>oldukça fazladır. İşte bazıları:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Yüksek lif içeriği sayesinde sindirimi destekler ve bağırsak sağlığını korur.</li>



<li><strong>Antioksidan Kaynağı:</strong> Glutathione ve diğer antioksidanlar sayesinde, hücresel hasarı önlemeye yardımcı olur.</li>



<li><strong>Kardiyovasküler Sağlık:</strong> Düşük kalorili olması ve kolesterol içermemesi, kalp sağlığını destekler. Folik asit içeriği de homosistein seviyelerini düşürerek kalp hastalıkları riskini azaltır.</li>



<li><strong>Diüretik Özellikler:</strong> Doğal bir diüretiktir, bu da vücuttan fazla sıvının atılmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Gebelik Desteği:</strong> Folik asit içeriği, hamile kadınlar için özellikle önemlidir, çünkü fetal gelişimi destekler.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kuşkonmaz</strong> Mutfakta Kullanımı</h2>



<p><strong>Kuşkonmaz, </strong>mutfakta çok yönlü bir malzemedir. İşte bazı yaygın kullanım şekilleri:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Buharda Pişirme:</strong> Kuşkonmazın besin değerini korumanın en iyi yollarından biridir.</li>



<li><strong>Izgara:</strong> Izgarada pişirilen kuş konmaz, dumanlı bir aroma kazanır.</li>



<li><strong>Sote:</strong> Zeytinyağı ve sarımsak ile sote edilerek mükemmel bir garnitür olacaktır.</li>



<li><strong>Salatalar:</strong> Çiğ veya hafif haşlanan kuş konmaz, salatalara tazelik katar.</li>



<li><strong>Çorbalar ve Püreler:</strong> Kuşkonmazın çorbası veya püreleri, kremsi dokusuyla öne çıkar.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sonuç</em></strong></h3>



<p>Kuşkonmaz, hem tarihi hem de besinsel açıdan değerli bir bitkidir. Kolay yetiştirilmesi ve çok yönlü kullanımı, onu mutfakların vazgeçilmeyen bir parçası yapar. Sağlığa olan faydaları ise kuşkonmazı diyetimize dahil etmemiz için güçlü bir nedendir. Doğru yetiştirme teknikleri ve yaratıcı tariflerle, bu eşsiz bitkinin tadını ve faydalarını en iyi şekilde değerlendirebiliriz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sıkça Sorulan Sorular (SSS)</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kuşkonmaz nasıl pişirilir?</strong> <p class="schema-faq-answer"><strong>Buharda Pişirme</strong>: Doğal lezzetini korumanın en yaygın yöntemidir. Hafifçe buharda pişirilmektedir ve limon ile tereyağı ile servis edebilirsiniz.<br><strong>Izgara</strong>: Zeytinyağı ile hafifçe yağlanıp ızgarada pişirilmektedir.<br><strong>Çorba ve Salatalar</strong>: Çorbalara ve salatalara taze bir tat katar.<br><strong>Ana Yemekler</strong>: Et ve balık yemeklerinin yanında garnitür olarak kullanılmaktadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Beyaz ve yeşil kuşkonmaz arasındaki fark nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Yeşil olan, güneş ışığına maruz kaldığı için klorofil içerir ve yeşil rengini alır. Beyaz kuş konmaz ise toprak altında yetiştirilir ve güneş ışığına maruz kalmaz, bu nedenle beyaz renklidir. Beyaz olan daha hafif bir tada sahiptir ve daha yumuşak bir dokuya sahiptir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kuşkonmazın yan etkileri veya alerjik reaksiyonları var mıdır?</strong> <p class="schema-faq-answer">Kuşkonmazın tüketimi genellikle güvenli bir sebzedir, ancak bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olur. Alerji belirtileri arasında ciltte döküntü, kaşıntı, nefes darlığı ve mide rahatsızlıkları yer almaktadır. Ayrıca, bazı insanlar kuşkonmazı tükettikten sonra idrarlarının kokusunda değişiklik fark eder, bu tamamen normaldir ve sağlık açısından bir risk oluşturmaz.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kuşkonmaz nasıl saklanır?</strong> <p class="schema-faq-answer">Taze kuş konmaz, buzdolabında saklanmalıdır. Kuşkonmazı saklamak için, saplarını nemli bir kağıt havluya sararak plastik bir torbada buzdolabında muhafaza edebilirsiniz. Bu şekilde, tazeliğini 3-4 gün boyunca korur. Ayrıca, kuşkonmazı dondurmak da mümkündür. Dondurmadan önce kuşkonmazı hafifçe haşlayıp soğutmalı ve ardından hava geçirmez bir kapta dondurmalısınız.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kuşkonmazı yetiştirmek için en uygun zaman nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">İlkbahar aylarında, toprağın donma noktasını geçtiği dönemlerde ekilmelidir. Ekim işlemi, köklerin sağlıklı bir şekilde yerleşmesi ve bitkinin büyümesi için uygun sıcaklıkların olduğu dönemlerde yapılmalıdır. Genellikle Mart ve Nisan ayları, kuşkonmazın ekimi için en uygun zamanlardır.</p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/kuskonmaz/">Kuşkonmaz (Asparagus officinalis) Sağlık Faydaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çarkıfelek Çiçeği (Calendula officinalis): Doğanın Şifalı Güzelliği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/carkifelek-cicegi-calendula-officinalis-doganin-sifali-guzelligi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/carkifelek-cicegi-calendula-officinalis-doganin-sifali-guzelligi</guid>
<description><![CDATA[ Çarkıfelek çiçeği, bilimsel adıyla Calendula officinalis, dünya genelinde yaygın olarak bilinen ve kullanılan bir bitkidir. Hem tıbbi hem de kozmetik alanda çeşitli faydalar sunan bu çiçek, tarih boyunca insan sağlığına katkılarıyla tanınmıştır.
Çarkıfelek Çiçeği (Calendula officinalis): Doğanın Şifalı Güzelliği yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-3.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çarkıfelek, Çiçeği, Calendula, officinalis:, Doğanın, Şifalı, Güzelliği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çarkıfelek çiçeği</strong>, bilimsel adıyla <strong>Calendula officinalis</strong>, dünya genelinde yaygın olarak bilinen ve kullanılan bir bitkidir. Hem tıbbi hem de kozmetik alanda çeşitli faydalar sunan bu çiçek, tarih boyunca insan sağlığına katkılarıyla tanınmıştır. Bu makalede, çarkıfelek çiçeğinin kökeni, botanik özellikleri, yetiştirilmesi, kullanım alanları ve sağlık üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınacaktır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4770#carkifelek-cicegi-kokeni-ve-tarihcesi">Çarkıfelek Çiçeği Kökeni ve Tarihçesi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4770#carkifelek-cicegi-botanik-ozellikleri">Çarkıfelek Çiçeği Botanik Özellikleri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4770#carkifelek-cicegi-kullanim-alanlari">Çarkıfelek çiçeği Kullanım Alanları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4770#carkifelek-cicegi-saglik-uzerindeki-etkileri">Çarkıfelek Çiçeği Sağlık Üzerindeki Etkileri</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4770#carkifelek-cicegi-yetistirme-rehberi">Çarkıfelek Çiçeği Yetiştirme Rehberi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4770#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-3 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4777" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1024x576.webp" alt="Çarkıfelek çiçeği türkiyede nerede yetişir?
" class="wp-image-4777" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4776" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-6-1024x576.webp" alt="Çarkıfelek çiçeği çayı ne işe yarar?
" class="wp-image-4776" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4775" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-5-1024x576.webp" alt="Çarkıfelek çiçeği hangi ayda ekilir?
" class="wp-image-4775" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4774" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-4-1024x576.webp" alt="Çarkıfelek çiçeği nasıl demlenir?
" class="wp-image-4774" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4773" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-3-1024x576.webp" alt="çarkıfelek çiçeği" class="wp-image-4773" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4772" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-2-1024x576.webp" alt="Çarkıfelek nasıl bir bitkidir?
" class="wp-image-4772" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4771" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1-1024x576.webp" alt="Çarkıfelek çiçeği ne işe yarar?
" class="wp-image-4771" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/carkifelek-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çarkıfelek Çiçeği Kökeni ve Tarihçesi</strong></h2>



<p>Çarkıfelek çiçeğinin bitkisi<strong>,</strong> Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinde doğal olarak yetişen bir bitkidir. Antik Yunan ve Roma dönemlerinden bu yana tıbbi amaçlarla kullanıldığı bilinmektedir. Ortaçağ Avrupa’sında yaraların tedavisinde ve cilt sorunlarının giderilmesinde yaygın olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda, bu dönemlerde çeşitli ritüellerde ve dini törenlerde de yer almıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çarkıfelek Çiçeği Botanik Özellikleri</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Görünüm ve Yapısı</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçeğinin bitkisi, 30 ila 60 cm boylarında, dik gövdeli ve çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları yeşil, ince ve hafif tüylüdür. Çiçekleri parlak turuncu veya sarı renkte olup, yaklaşık 4-7 cm çapındadır. Çiçeklerin ortası genellikle koyu renklidir ve kenarları tırtıklı yapıda olmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Yetiştirilme Koşulları</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçekleri<strong>,</strong> güneşli ve hafif nemli toprakları tercih eder. İyi drene edilen, hafif asidik veya nötr topraklarda en iyi şekilde büyür. İlkbahar veya sonbaharda ekilmesi önerilmektedir. Soğuğa dayanıklıdır ancak aşırı sıcak ve kurak koşullarda yeterli su sağlanması gereklidir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çarkıfelek çiçeği Kullanım Alanları</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Tıbbi Kullanımlar</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçeğinin, anti-inflamatuar, antiseptik ve antifungal özellikleri nedeniyle tıbbi alanda geniş bir kullanım yelpazesine sahiptir. Şu başlıca tıbbi kullanımları bulunmaktadır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Cilt Yaraları ve Yanıkları</strong>: Çarkıfelek çiçeğinin özleri, cilt yaralarının ve yanıkların tedavisinde etkilidir. Hızlı iyileşme sağlar ve enfeksiyon riskini azaltır.</li>



<li><strong>Egzama ve Dermatit</strong>: Anti-inflamatuar özellikleri sayesinde, egzama ve dermatit gibi cilt hastalıklarının semptomlarını hafifletir.</li>



<li><strong>Mide Problemleri</strong>: Çarkıfelek çiçeğinin çayı, mide krampları, ülser ve gastrit gibi mide rahatsızlıklarının tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.</li>
</ul>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Kozmetik Kullanımlar</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçeğini<strong>, </strong>kozmetik ürünlerin yapımında da sıkça kullanılmaktadır. Cilt bakımı ürünlerinde doğal bir bileşen olarak yer alır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Nemlendirici Kremler</strong>: Cildi nemlendirir ve yumuşatır.</li>



<li><strong>Göz Kremi</strong>: Göz çevresindeki ince cilt için yatıştırıcı etkisi vardır.</li>



<li><strong>Saç Bakımı</strong>: Şampuan ve saç kremlerinde, saç derisini rahatlatıcı ve saçları güçlendirici etkisiyle kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çarkıfelek Çiçeği Sağlık Üzerindeki Etkileri</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Antioksidan Özellikler</em></strong></h3>



<p><strong>Çarkıfelek çiçeği</strong>, yüksek oranda flavonoid ve karotenoid içeriği sayesinde güçlü antioksidan özelliklere sahiptir. Bu bileşenler, vücudu serbest radikallerin neden olduğu hasarlardan korur ve hücresel yaşlanmayı yavaşlatır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Anti-inflamatuar Etkiler</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçeğinin anti-inflamatuar özellikleri, iltihaplı durumların tedavisinde etkili olmasını sağlar. Özellikle artrit ve diğer eklem rahatsızlıkları olan kişilerde, ağrı ve şişkinliği azaltmaya yardımcı olur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bağışıklık Sistemini Güçlendirme</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçekleri, bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahiptir. Vücudun enfeksiyonlarla mücadele etme kapasitesini artırır ve hastalıklara karşı direnci yükseltir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çarkıfelek Çiçeği Yetiştirme Rehberi</strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Tohumdan Yetiştirme</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçeğinin tohumları doğrudan toprağa ekilebilir veya kapalı alanda çimlendirilip daha sonra dışarıya dikilebilir. Tohumlar, hafifçe toprağa bastırılmalıdır ve üzerine ince bir toprak tabakası serpilmelidir. Çimlenme genellikle 1-2 hafta içinde gerçekleşir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Bakım ve Sulama</em></strong></h3>



<p>Çarkıfelek çiçeğini, düzenli sulama gerektirir ancak toprağın aşırı suyla dolmamasına dikkat edilmelidir. Haftada bir kez derinlemesine sulama yeterli olacaktır. Çiçeklenme döneminde ise sulama sıklığı artırılmaya uygundur.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Hasat ve Kullanım</em></strong></h3>



<p>Çiçekler, tam açıldığında hasat edilmelidir. Hasat edilen çiçekler kurutulmaya uygundur ve çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Kurutulan çiçekler çay yapımında, kremler ve merhemler gibi ev yapımı kozmetik ürünlerde kullanılmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sonuç</strong></h2>



<p><strong><em><a href="https://www.duaveinsan.com/carkifelek-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Çarkıfelek çiçeği (Calendula officinalis),</a></em></strong> hem tıbbi hem de kozmetik alanda geniş kullanım alanına sahip, doğanın sunduğu şifalı bir bitkidir. Anti-inflamatuar, antiseptik ve antioksidan özellikleri ile sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratırken, aynı zamanda cilt bakımında da önemli bir bileşen olarak öne çıkar. Doğru yetiştirme ve kullanım yöntemleri ile çarkıfelek çiçeğinin faydalarından en iyi şekilde yararlanabilirsiniz. Bu nedenle, bahçenizde bu güzel ve şifalı çiçeğe yer açarak hem görsel bir şölen yaratabilir hem de sağlığınıza katkıda bulunabilirsiniz.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Çarkıfelek Çiçeği Hakkında Sıkça Sorulan Sorular</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Çarkıfelek Çiçeği Nedir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Bilimsel adıyla Calendula officinalis, Asteraceae familyasına ait, parlak sarı veya turuncu çiçekleriyle bilinen şifalı bir bitkidir. Hem tıbbi hem de kozmetik amaçlarla geniş bir kullanım alanına sahiptir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Çarkıfelek Çiçeğinin Faydaları Nelerdir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Çarkıfelek çiçekleri, anti-inflamatuar, antiseptik ve antioksidan özellikleriyle bilinmektedir. Cilt yaralarını iyileştirir, egzama ve dermatit gibi cilt problemlerini hafifletir, sindirim sistemi rahatsızlıklarını yatıştırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Çarkıfelek Çiçeği Nasıl Kullanılır?</strong> <p class="schema-faq-answer">Çarkıfelek çiçeğini çeşitli şekillerde kullanılmaktadır. Kurutulmuş çiçekleri çay olarak demlenebilir, zeytinyağı içinde bekletilerek yağ elde edilebilir, cilt bakım ürünlerinde ve ev yapımı merhemlerde kullanılabilir.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Çarkıfelek Çayı Nasıl Hazırlanır?</strong> <p class="schema-faq-answer">Çarkıfelek çayı hazırlamak için bir fincan sıcak suya bir tatlı kaşığı kurutulan çarkıfelek çiçeğini ekleyin ve 5-10 dakika demlenmeye bırakın. Çayı süzüp sıcak olarak tüketebilirsiniz. Bu çay, sindirim sistemi sorunlarını hafifletir ve rahatlatıcı bir etki sağlar.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Çarkıfelek Yağı Nasıl Yapılır?</strong> <p class="schema-faq-answer">Çarkıfelek yağı hazırlamak için kurutulan çarkıfelek çiçeklerini bir kavanoza koyup üzerine zeytinyağı ekleyin. Kavanozu birkaç hafta boyunca güneş gören bir yerde bekletin. Daha sonra yağı süzüp cilt bakımında ve masaj yağı olarak kullanabilirsiniz.</p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/carkifelek-cicegi/">Çarkıfelek Çiçeği (Calendula officinalis): Doğanın Şifalı Güzelliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kurkuma : Faydaları, Yan Etkileri ve Kullanım Önerileri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kurkuma-faydalari-yan-etkileri-ve-kullanim-onerileri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kurkuma-faydalari-yan-etkileri-ve-kullanim-onerileri</guid>
<description><![CDATA[ Kurkuma (Curcuma longa), zencefilgiller (Zingiberaceae) familyasından çok yıllık bir bitkidir ve özellikle Güneydoğu Asya&#039;da yaygın olarak yetiştirilir. Sarımsı-turuncu renkte bir kök kısmı olan bu bitki, genellikle baharat olarak kullanılır
Kurkuma : Faydaları, Yan Etkileri ve Kullanım Önerileri yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kurkuma, Faydaları, Yan, Etkileri, Kullanım, Önerileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurkuma (Curcuma longa), </strong>zencefilgiller (Zingiberaceae) familyasından çok yıllık bir bitkidir ve özellikle Güneydoğu Asya’da yaygın olarak yetiştirilmektedir. Sarımsı-turuncu renkte bir kök kısmı olan bu bitki, genellikle baharat olarak kullanılmaktadır ve mutfaklarda önemli bir yer tutar. Kurkuma’nın kök kısmı, kurutulduktan ve toz haline getirildikten sonra zerdeçal adıyla bilinmektedir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/kurkuma/#ozellikleri-ve-kimyasal-bilesimi">Kurkuma Özellikleri ve Kimyasal Bileşimi</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/kurkuma/#kullanim-alanlari">Kurkuma Kullanım Alanları</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/kurkuma/#yetistirilmesi-ve-hasadi">Kurkuma Yetiştirilmesi ve Hasadı</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4766" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1024x576.webp" alt="kurkuma" class="wp-image-4766" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4765" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-8-1024x576.webp" alt="Kurkumin neye iyi gelir?
" class="wp-image-4765" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-8-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-8-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-8-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-8.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4764" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-7-1024x576.webp" alt="Kurkumin nedir ne işe yarar?
" class="wp-image-4764" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-7-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-7-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-7-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-7.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4763" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-6-1024x576.webp" alt="Kurkuma nasıl kullanılır?
" class="wp-image-4763" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-6-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-6-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-6-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-6.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4762" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-5-1024x576.webp" alt="Zerdeçal en iyi nasıl tüketilir?
" class="wp-image-4762" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-5-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-5-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-5-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-5.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4761" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-4-1024x576.webp" alt="Kurkuma baharat nedir?
" class="wp-image-4761" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-4-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-4-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-4-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-4.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4760" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-3-1024x576.webp" alt="kurkuma faydaları" class="wp-image-4760" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-3-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-3-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-3-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-3.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4759" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-2-1024x576.webp" alt="Zerdeçal kimler kullanamaz?" class="wp-image-4759" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-2-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-2-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-2-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-2.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4758" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1-1024x576.webp" alt="Zerdeçal en çok neye iyi gelir?
" class="wp-image-4758" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/05/kurkuma-1.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kurkuma Özellikleri ve Kimyasal Bileşimi</strong></h2>



<p><strong>Kurkuma,</strong> sert ve lifli bir yapıya sahiptir. En dikkat çekici özelliği ise parlak sarı-turuncu rengidir. Bu renk, kurkumanın kökünde bulunan kurkumin adlı aktif bileşikten gelir. Kurkumin, antioksidan ve antiinflamatuar özellikleri ile bilinmektedir ve sağlık açısından çeşitli faydaları olduğu düşünülmektedir. Ayrıca kurkuma, uçucu yağlar, demir, potasyum, C vitamini ve B6 vitamini gibi diğer besin maddelerini de içerir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kurkuma Kullanım Alanları</strong></h2>



<p><strong>Kurkuma’nın kullanım alanları</strong> oldukça geniştir. Aşağıda bu kullanım alanlarından bazıları sıralanmıştır:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mutfakta Kullanımı</strong>: Kurkuma, özellikle Hint mutfağının vazgeçilmeyen bir bileşenidir. Körilerin ana malzemelerinden biridir ve yiyeceklere lezzet ve renk katmak için kullanılmaktadır. Ayrıca Asya mutfağında pilavlar, çorbalar ve soslarda da sıkça tercih edilmektedir.</li>



<li><strong>Tıbbi Kullanımı</strong>: Geleneksel tıpta kurkuma, sindirim sorunları, artrit, enfeksiyonlar ve cilt hastalıkları gibi çeşitli sağlık problemlerinin tedavisinde kullanılmıştır. Modern bilim de kurkuma’nın antioksidan, antiinflamatuar ve antimikrobiyal özelliklerini desteklemektedir. Kurkumin içeriği nedeniyle, kurkuma’nın kanser, Alzheimer ve kalp hastalıkları gibi ciddi hastalıkların önlenmesinde yardımcı olabileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır.</li>



<li><strong>Kozmetik ve Cilt Bakımı</strong>: Kurkuma, cilt bakım ürünlerinde de yer alır. Cildi aydınlatıcı ve leke giderici özellikleri nedeniyle maske ve kremlerde kullanılmaktadır. Ayrıca, akne tedavisinde ve cilt tonunu eşitlemede de etkili olduğu bilinmektedir.</li>



<li><strong>Boya ve Renk Verici Olarak Kullanımı</strong>: Kurkuma, doğal bir boya maddesi olarak tekstil ve gıda endüstrilerinde de kullanılmaktadır. Doğal sarı rengi ile kumaşları ve yiyecekleri boyamak için ideal bir seçenek olarak görülmektedir.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Kurkuma Yetiştirilmesi ve Hasadı</strong></h2>



<p><strong>Kurkuma, </strong>tropikal ve subtropikal iklimlerde yetişir. İyi drene edilen toprakları ve bol güneş ışığını sever. Bitkinin kökleri ekimden yaklaşık 8-10 ay sonra hasat edilmektedir. Hasat edilen kökler yıkanır, kaynatılır, kurutulur ve ardından toz haline getirilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sonuç</em></strong></h3>



<p><em><a href="https://www.duaveinsan.com/kurkuma/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong>Kurkuma (Curcuma longa),</strong> </a></em>hem mutfakta hem de tıpta geniş bir kullanım yelpazesine sahip olan, sağlık açısından önemli faydalar sunan ve doğal bir boya maddesi olarak değerlendirilen değerli bir bitkidir. Özellikle Asya kültürlerinde binlerce yıldır kullanılan bu bitki, modern bilim tarafından da desteklenen çeşitli yararları ile dikkat çekmektedir. Kurkuma’nın antiinflamatuar ve antioksidan özellikleri, onu hem sağlık hem de güzellik alanında vazgeçilmeyen kılmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sıkça Sorulan Sorular (SSS)</em></strong></h3>



<div class="schema-faq wp-block-yoast-faq-block"><div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kurkuma’nın hangi formları piyasada bulunur?</strong> <p class="schema-faq-answer">Kurkuma çeşitli formlarda bulunmaktadır:<br><strong>Toz</strong>: Yemeklere ve içeceklere eklenmeye uygun olduğu bilinmektedir.<br><strong>Taze Rizom</strong>: Doğrudan kullanılabilir veya kurutularak saklanabilir.<br><strong>Kapsül ve Tablet</strong>: Takviye olarak alınmaktadır.<br><strong>Ekstrakt</strong>: Yoğunlaştırılan formda, özellikle tıbbi kullanım için tercih edilmektedir.<br>Bu sıkça sorulan sorular bölümü, kurkumanın hakkında merak edilen temel konuları açıklamayı amaçlamaktadır. Kurkuma’nın faydaları, kullanımı ve yan etkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek, bu değerli bitkinin sağlığınıza katkılarını daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kurkuma günlük olarak nasıl tüketilebilir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Kurkumayı, günlük diyetinize çeşitli şekillerde eklenebilir:<br>Yemeklere baharat olarak ekleyerek.<br>Süt veya su ile karıştırarak “altın süt” adı verilen içecek şeklinde.<br>Smoothie ve çaylara ekleyerek.<br>Kurkumanın takviyeleri ve kapsülleri kullanarak.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kurkuma’nın mutfak dışında başka kullanım alanları var mıdır?</strong> <p class="schema-faq-answer">Kurkuma, mutfak dışında da çeşitli alanlarda kullanılmaktadır<br><strong>Tıbbi Kullanım</strong>: Geleneksel tıpta çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.<br><strong>Kozmetik</strong>: Cilt bakım ürünlerinde aydınlatıcı ve leke giderici olarak yer alır.<br><strong>Doğal Boya</strong>: Tekstil ve gıda endüstrilerinde doğal sarı bir boya maddesi olarak kullanılmaktadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kurkuma ile zerdeçal aynı şey midir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Evet, kurkuma ve zerdeçal aynı bitkiden elde edilmektedir. Kurkumanın bitki kökleri kurutulup toz haline getirildiğinde zerdeçal olarak adlandırılmaktadır. Mutfaklarda ve çeşitli sağlık uygulamalarında bu toz kullanılmaktadır.</p> </div> <div class="schema-faq-section"><strong class="schema-faq-question">Kurkumin nedir ve neden önemlidir?</strong> <p class="schema-faq-answer">Kurkumin, kurkuma’nın aktif bileşenidir ve bitkiye karakteristik sarı-turuncu rengini verir. Güçlü antiinflamatuar ve antioksidan özellikleri ile bilinmektedir. Bu özellikler, kurkuminin çeşitli sağlık yararlarının temelini oluşturur ve kronik hastalıkların tedavisinde potansiyel olarak faydalı olmasını sağlar.</p> </div> </div>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/kurkuma/">Kurkuma : Faydaları, Yan Etkileri ve Kullanım Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Peygamber Çiçeği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/peygamber-cicegi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/peygamber-cicegi</guid>
<description><![CDATA[ Peygamber çiçeği, bilimsel adıyla Nigella damascena, Ranunculaceae (Düğünçiçeğigiller) familyasına ait olan yıllık bir bitkidir. Bu bitki, görkemli çiçek yapısıyla ve baharatlı tohumlarıyla bilinir. 
Peygamber Çiçeği yazısı ilk önce Sağlıklı Bitkiler üzerinde ortaya çıktı. ]]></description>
<enclosure url="http://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14243.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Peygamber, Çiçeği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Peygamber çiçeği, </strong>bilimsel adıyla <strong>Nigella damascena</strong>, Ranunculaceae (Düğünçiçeğigiller) familyasına ait olan yıllık bir bitkidir. Bu bitki, görkemli çiçek yapısıyla ve baharatlı tohumlarıyla bilinmektedir. Genellikle Akdeniz iklimine özgü olan peygamber çiçeği, halk arasında “aşk-ı memnu,” “gelin çiçeği” ve “Şam çöreği” gibi isimlerle de anılmaktadır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#peygamber-cicegi-botanik-ozellikleri">Peygamber Çiçeği Botanik Özellikleri:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#peygamber-cicegi-kullanim-alanlari">Peygamber Çiçeği Kullanım Alanları:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#biyolojik-cesitlilik-ve-ekolojik-rol">Biyolojik Çeşitlilik ve Ekolojik Rol:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#peygamber-cicegi-tibbi-kullanim-ve-arastirmalar">Peygamber Çiçeği Tıbbi Kullanım ve Araştırmalar:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#bahcecilikte-kullanimi">Bahçecilikte Kullanımı:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#peygamber-cicegi-kulturel-ve-tarihsel-onemi">Peygamber Çiçeği Kültürel ve Tarihsel Önemi:</a></li>



<li><a class="wp-block-table-of-contents__entry" href="https://www.sagliklibitkiler.com/?p=4753#cesitli-cesitleri-ve-yetistiriciligi">Çeşitli Çeşitleri ve Yetiştiriciliği:</a></li>
</ol>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.duaveinsan.com/peygamber-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4872" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14274-1024x576.webp" alt="Peygamber çiçeği neye iyi gelir?
" class="wp-image-4872" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14274-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14274-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14274-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14274.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4871" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14271-1024x576.webp" alt="Peygamber Çiçeği türkiyede nerede yetişir?
" class="wp-image-4871" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14271-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14271-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14271-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14271.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/peygamber-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4870" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14264-1024x576.webp" alt="Şam çöreği" class="wp-image-4870" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14264-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14264-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14264-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14264.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.duaveinsan.com/peygamber-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4869" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14262-1024x576.webp" alt="Peygamber çiçeği evde yetişir mi?
" class="wp-image-4869" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14262-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14262-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14262-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14262.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4868" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14260-1024x576.webp" alt="Peygamber çiçeği kaç günde bir sulanır?
" class="wp-image-4868" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14260-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14260-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14260-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14260.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/peygamber-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4867" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14253-1024x576.webp" alt="aşkın gözyaşı" class="wp-image-4867" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14253-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14253-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14253-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14253.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4866" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14250-1024x576.webp" alt="Nigella damascena" class="wp-image-4866" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14250-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14250-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14250-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14250.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" data-id="4865" src="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14243-1024x576.webp" alt="peygamber çiçeği" class="wp-image-4865" srcset="https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14243-1024x576.webp 1024w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14243-300x169.webp 300w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14243-768x432.webp 768w, https://www.sagliklibitkiler.com/wp-content/uploads/2024/06/Ekran-goruntusu-2024-05-28-14243.webp 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px"></figure>
</figure>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Peygamber Çiçeği</strong> <strong>Botanik Özellikleri:</strong></h2>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Gövde ve Yapraklar:</strong> Peygamber çiçeğinin ince, dallanan bir gövdesi vardır. Yaprakları ince, ipliksi ve tüysüzdür, bu da bitkiye narin ve zarif bir görünüm kazandırır.</li>



<li><strong>Çiçekler:</strong> Çiçekler genellikle mavi, beyaz, pembe ve mor renklerde olmaktadır. Her çiçeğin merkezinde, dikkat çekici, şişkin bir kapsül bulunmaktadır. Çiçeklerin çevresinde ise ince yaprakçıklar yer alır.</li>



<li><strong>Tohumlar:</strong> Tohumlar siyah renkli ve baharatlı bir tada sahiptir. Genellikle ekmek, tatlı ve bazı yemeklerde aroma katıcı olarak kullanılmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Yetiştirilme ve Bakım:</strong> Peygamber çiçeğini, genellikle ilkbaharda tohumdan yetiştirilmektedir. Güneşli, iyi drene edilmiş topraklarda iyi gelişir. Fazla bakım gerektirmez ve kuraklığa karşı dayanıklıdır. Ancak, fazla suya maruz kalması kök çürümesine neden olma ihtimali vardır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Peygamber Çiçeği</strong> <strong>Kullanım Alanları:</strong></h2>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Süs Bitkisi:</strong> Çiçekleri ve kapsülleri sayesinde peygamber çiçekleri, bahçe düzenlemelerinde ve çiçek aranjmanlarında yaygın olarak kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Mutfak:</strong> Tohumları, özellikle Orta Doğu mutfağında baharat olarak popülerdir. Nigella tohumları, ekmeklerin üzerine serpilerek veya bazı yemeklere tat vermek amacıyla kullanılmaktadır.</li>



<li><strong>Geleneksel Tıp:</strong> Nigella damascena’nın tohumları geleneksel tıpta çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır. Antibakteriyel ve antioksidan özelliklere sahip olduğuna inanılmaktadır.</li>
</ul>



<p><strong>Peygamber çiçeği</strong>, ismini Hz. Muhammed’e (s.a.v.) atfedilen bir hikayeden alır. Bu hikayeye göre, Hz. Muhammed’in bu bitkinin tohumlarının birçok hastalığa şifa olduğunu söylediği rivayet edilmektedir. Bu nedenle, Nigella damascena sadece estetik değeriyle değil, aynı zamanda kültürel ve manevi önemiyle de dikkat çeker.</p>



<p>Sonuç olarak, peygamber çiçeğinin, estetik güzelliği ve çok yönlü kullanımıyla bahçelerden mutfaklara kadar geniş bir alanda değer bulan özel bir bitkidir. Hem göz zevkine hitap eder hem de mutfaklarda lezzet katıcı olarak önemli bir rol oynar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Biyolojik Çeşitlilik ve Ekolojik Rol:</strong></h2>



<p><strong>Peygamber çiçeği</strong>, özellikle tozlaşma ekolojisinde önemli bir rol oynar. Çiçekleri, arılar ve diğer tozlayıcı böcekler için çekici bir nektar kaynağıdır. Bu, bitkinin çevresindeki ekosistemin sağlığını ve biyolojik çeşitliliğini destekler. Aynı zamanda, doğal yaşam alanlarında kendiliğinden yetişerek biyolojik dengeye katkıda bulunmaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Peygamber Çiçeği</strong> <strong>Tıbbi Kullanım ve Araştırmalar:</strong></h2>



<p>Peygamber çiçekleri tohumlarının (Nigella sativa) birçok sağlık yararına sahip olduğu bilinmektedir ve bu konuda yapılan araştırmalar giderek artmaktadır. Tohumların içeriğinde bulunan thymoquinone, güçlü antioksidan ve anti-enflamatuar özelliklere sahiptir. Geleneksel tıpta, bu tohumlar mide rahatsızlıklarından solunum yolu hastalıklarına kadar geniş bir yelpazede kullanılmıştır. Modern bilimsel araştırmalar, bu geleneksel kullanımların bazılarını desteklemekte ve Nigella tohumlarının bağışıklık sistemini güçlendirme, kanser hücreleriyle savaşma ve diyabet yönetimi gibi konularda potansiyel faydalarını ortaya koymaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Bahçecilikte Kullanımı:</strong></h2>



<p><strong>Peygamber çiçekleri</strong>, kolay yetiştirilmektedir. Az bakım gerektiren bir bitki olması nedeniyle, özellikle hobi bahçıvanları tarafından tercih edilmektedir. Bahçelerdeki boş alanları doldurmak, sınır bitkisi olarak kullanmak veya çiçek tarhlarında estetik bir vurgu yaratmak için idealdir. Çiçekler solduktan sonra bile dekoratif kapsülleri ile bahçeye ilginç bir dokunuş katar. Ayrıca, kesme çiçek olarak da kullanılabilmektedir, bu da çiçek düzenlemelerinde popüler bir seçim olmasını sağlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Peygamber Çiçeği</strong> <strong>Kültürel ve Tarihsel Önemi:</strong></h2>



<p><strong>Peygamber çiçeği</strong>, sadece estetik ve fonksiyonel değerleriyle değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel önemleriyle de bilinmektedir. Orta Doğu, Akdeniz ve Asya’nın bazı bölgelerinde uzun bir geçmişe sahiptir.<strong><em><a href="https://www.duaveinsan.com/peygamber-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Peygamber çiçekleri ve tohumları</a></em></strong>, tarih boyunca birçok kültürün efsanelerinde, halk hikayelerinde ve tıbbi geleneklerinde yer almıştır. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Nigella tohumları, tıbbi uygulamalarda yaygın olarak kullanılmıştır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Çeşitli Çeşitleri ve Yetiştiriciliği:</strong></h2>



<p>Nigella damascena’nın çeşitli kültivarları bulunmaktadır ve bu çeşitler farklı çiçek renkleri ve formları sunar. ‘Miss Jekyll’, ‘Persian Jewels’ ve ‘Albion’ gibi popüler kültivarlar, peygamber çiçeğinin bahçelerde ve peyzaj projelerinde daha çeşitli ve renkli kullanımına olanak tanır. Tohumları doğrudan bahçeye ekmek, genellikle en iyi sonucu verir ve bitki, kendiliğinden tohumlanarak gelecek yıllarda da varlığını sürdürebilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading"><strong><em>Sonuç:</em></strong></h3>



<p><strong><em><a href="https://www.bitkiaromasi.com/sifali-bitkiler/peygamber-cicegi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Peygamber çiçeği (Nigella damascena)</a></em>,</strong> botanik, tıbbi ve kültürel açılardan oldukça zengin bir bitkidir. Hem göz alıcı çiçekleri hem de değerli tohumları ile çeşitli alanlarda önemli bir yer tutar. Kolay yetiştirilmesi ve çok yönlü kullanımı, bu bitkiyi bahçelerden mutfaklara kadar geniş bir yelpazede vazgeçilmez kılar. Peygamber çiçeğinin tarihsel ve kültürel önemi ise, onu sadece bir bitki olmaktan öte, birçok toplum için anlamlı bir sembol haline getirir.</p>
<p><a href="https://www.sagliklibitkiler.com/peygamber-cicegi/">Peygamber Çiçeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.sagliklibitkiler.com/">Sağlıklı Bitkiler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Torosların zirvesinden toplayıp yağının 10 gramını 20 TL&amp;apos;den satıyorlar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/toroslarin-zirvesinden-toplayip-yaginin-10-gramini-20-tlden-satiyorlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/toroslarin-zirvesinden-toplayip-yaginin-10-gramini-20-tlden-satiyorlar</guid>
<description><![CDATA[ Antalya&#039;nın Toros Dağları&#039;nın eteklerinden toplanan ardıç meyvesi, yağı ve suyu çıkarılarak alternatif tıpta kullanılan etkili bir bitkisel yağa dönüştürülüyor. Birçok hastalığa şifa olduğu bilinen ardıç yağının 10 gramı 20 liraya satılıyor.Antalya’nın Akseki ilçesinde köylülerin Toros Dağları&#039;nın eteklerinden topladıkları ardıç meyveleri meşakkatli işlemlerin ardından yağı ve suyu çıkartılarak satılıyor. Alternatif tıpta yaygın olarak kullanılan, etkili bitkisel yağ çeşidi olarak bilinen Ardıç yağının 10 gramı 20 TL&#039;den satılıyor.Antalya’nın Akseki ilçesi Alaçeşme Mahallesi&#039;nden Toros Dağlarından Ardıç ağacının meyvelerini toplayan köylüler bir haftada biriktirdikleri ardıç meyvelerini işliyor. Nohut tanesinden biraz büyük ardıç meyvelerini kendilerine özgü makinede ezen köylüler sabahın erken saatlerinde kazana koydukları ardıçları 4-5 saat kaynatarak yağını çıkartıyor. 100 kilogramdan 2 litre ardıç yağı elde eden köylüler 10 gramını 20 TL&#039;den satıyor.Toros Dağlarında yetişen Ardıç ağaçlarının çok kıymetli bir ağaç olduğunu ve yörede oldukça bol olduğunu dikkati çeken Abdullah Güven, ardıç yağı çıkarabilmek için Toros Dağlarının eteklerine çıktığını belirterek, &quot;Ardıç ağaçlarının meyveleri küçüktür. Yalnız başıma gidersem günde 15 kilogram ancak topluyorum. Ailemle gelirsem günde 30 kilo falan toplayabiliyorum. Haftalık 200-300 kilogram topluyorum. Bir haftalık topladığımda haftalık olarak yağını çıkarıyorum. Oldukça zahmetlidir” dedi.Toros Dağlarından toplamış olduğu ardıç meyvelerinden nasıl yağ elde ettiklerini anlatan Güven, “Öncelikle toplamış olduğum ardıç meyvelerini makinede ezdiriyoruz. Daha sonra kazanın içerisine dolduruyorum. Sabahın erken saatlerinde kazanın altını yakıyoruz. 5-6 saatten sonra yağ çıkmaya başlıyor. Toplam 9-10 saatte ise bu işlem tamamlanıyor. Yüz kilodan yaklaşık 2 kilo yağ çıkıyor. Bu oldukça meşakkatlidir. Yağı Türkiye’nin her yerinden istek geliyor. Bende her yerine gönderiyorum. 10 gramını 20 liraya veriyorum&quot; dedi.Toroslardaki çok sayıda ağaç ve bitki çeşidi bulunduğunu anlatan Güven, “Ardıç yağının da birçok hastalıklara şifa olduğu biliniyor. Alternatif tıpta yaygın olarak kullanılan, etkili bitkisel yağ çeşidi olarak Ardıç yağı vücudun toksinlerden arınmasında ve iltihapların tedavi edilmesinde kullanılır. Böbrekleri, bağırsakları, kalp ve damar yollarını toksinlere karşı koruyucu etkisi var. Ardıç yağı kanı temizler. Zararlı maddelerin vücuttan ve kandan atılmasında oldukça faydalıdır. Kansızlık tedavisinde kullanılır. Kan yoluyla bulaşabilecek hastalıklara engel olur. Soğuk algınlığına ve gribe karşı faydalıdır. Bu rahatsızlıklar sırasında, bir bardak su içerisine birkaç damla ardıç yağı ekleyerek içilebiliyor&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5m0B9zOtf0qTVvJ47DuU9w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Torosların, zirvesinden, toplayıp, yağının, gramını, TLden, satıyorlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5m0B9zOtf0qTVvJ47DuU9w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Torosların zirvesinden toplayıp yağının 10 gramını 20 TL'den satıyorlar"><p>Antalya'nın Toros Dağları'nın eteklerinden toplanan ardıç meyvesi, yağı ve suyu çıkarılarak alternatif tıpta kullanılan etkili bir bitkisel yağa dönüştürülüyor. Birçok hastalığa şifa olduğu bilinen ardıç yağının 10 gramı 20 liraya satılıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bPEQTVRRekmtRDv2FYRC5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın Akseki ilçesinde köylülerin Toros Dağları'nın eteklerinden topladıkları ardıç meyveleri meşakkatli işlemlerin ardından yağı ve suyu çıkartılarak satılıyor. Alternatif tıpta yaygın olarak kullanılan, etkili bitkisel yağ çeşidi olarak bilinen Ardıç yağının 10 gramı 20 TL'den satılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NdC14g3NuUi3ZUVACli-bA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antalya’nın Akseki ilçesi Alaçeşme Mahallesi'nden Toros Dağlarından Ardıç ağacının meyvelerini toplayan köylüler bir haftada biriktirdikleri ardıç meyvelerini işliyor. Nohut tanesinden biraz büyük ardıç meyvelerini kendilerine özgü makinede ezen köylüler sabahın erken saatlerinde kazana koydukları ardıçları 4-5 saat kaynatarak yağını çıkartıyor. 100 kilogramdan 2 litre ardıç yağı elde eden köylüler 10 gramını 20 TL'den satıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j97zZ-fbQEmN7OZkllKfTA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toros Dağlarında yetişen Ardıç ağaçlarının çok kıymetli bir ağaç olduğunu ve yörede oldukça bol olduğunu dikkati çeken Abdullah Güven, ardıç yağı çıkarabilmek için Toros Dağlarının eteklerine çıktığını belirterek, "Ardıç ağaçlarının meyveleri küçüktür. Yalnız başıma gidersem günde 15 kilogram ancak topluyorum. Ailemle gelirsem günde 30 kilo falan toplayabiliyorum. Haftalık 200-300 kilogram topluyorum. Bir haftalık topladığımda haftalık olarak yağını çıkarıyorum. Oldukça zahmetlidir” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9W9eStNT8k6SA93biX65Tg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toros Dağlarından toplamış olduğu ardıç meyvelerinden nasıl yağ elde ettiklerini anlatan Güven, “Öncelikle toplamış olduğum ardıç meyvelerini makinede ezdiriyoruz. Daha sonra kazanın içerisine dolduruyorum. Sabahın erken saatlerinde kazanın altını yakıyoruz. 5-6 saatten sonra yağ çıkmaya başlıyor. Toplam 9-10 saatte ise bu işlem tamamlanıyor. Yüz kilodan yaklaşık 2 kilo yağ çıkıyor. Bu oldukça meşakkatlidir. Yağı Türkiye’nin her yerinden istek geliyor. Bende her yerine gönderiyorum. 10 gramını 20 liraya veriyorum" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AGyexcClQkOHx8r-6kmYyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toroslardaki çok sayıda ağaç ve bitki çeşidi bulunduğunu anlatan Güven, “Ardıç yağının da birçok hastalıklara şifa olduğu biliniyor. Alternatif tıpta yaygın olarak kullanılan, etkili bitkisel yağ çeşidi olarak Ardıç yağı vücudun toksinlerden arınmasında ve iltihapların tedavi edilmesinde kullanılır. Böbrekleri, bağırsakları, kalp ve damar yollarını toksinlere karşı koruyucu etkisi var. Ardıç yağı kanı temizler. Zararlı maddelerin vücuttan ve kandan atılmasında oldukça faydalıdır. Kansızlık tedavisinde kullanılır. Kan yoluyla bulaşabilecek hastalıklara engel olur. Soğuk algınlığına ve gribe karşı faydalıdır. Bu rahatsızlıklar sırasında, bir bardak su içerisine birkaç damla ardıç yağı ekleyerek içilebiliyor" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Cx1XhnTe-EG5PkIXHXKGOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TeMmyzXdlkalLtoFYpOigw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2v_1K1quUkSp_X6jIdPgMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rpcK0KWiyEGHsnNdoMuZJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sp2BxP3yhU-ggCXkHLAKtg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ps8cN5I7IUWjeprdAXJm0Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t8Y2g2qh0E-0rShkW6QpMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TG9e6bypcEmshkLgonw-1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x-senEcwU0CvZviH7kyZ-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aktarlarda şifalı &amp;apos;kardeş kanı&amp;apos; diye satılan bitki öldürüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aktarlarda-sifali-kardes-kani-diye-satilan-bitki-oelduruyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aktarlarda-sifali-kardes-kani-diye-satilan-bitki-oelduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;de birçok derda deva olduğu öne sürülerek aktarlarda 400 liraya satılan kardeş kanı bitkisinin hayati tehlike yarattığı belirlendi. Ürünü kullanan bir kadın, organ yetmezliği sonucu yoğun bakımda entübe edildi. Yapılan araştırmalar, Türkiye&#039;de böyle bir bitkinin olmadığını, bu adla satılan ürünün mercan kayaları olduğunu ortaya çıkardı.Türkiye&#039;de &quot;kardeş kanı bitkisi&quot; adıyla satılan, sinirleri yatıştırdığı, ruhsal bozukluklara iyi geldiği düşüncesiyle yoğun rağbet gören ürünün, böbrek ve karaciğer yetmezliğine sebep olduğu, ciddi hayati tehlike oluşturduğu belirlendi.  &quot;Kardeş kanı bitkisi&quot; ismiyle satılan ürünü kullanan 40&#039;lı yaşlardaki kadın, bir süre sonra şiddetli bulantı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvurdu. Burada ilk müdahalesi yapılan hasta, yoğun bakıma alınarak entübe edildi.  Hastanın tedavi süreci ve söz konusu üründe yapılan incelemelere ilişkin açıklamalarda bulunan, hastanenin Acil Tıp Kliniği Eğitim İdare Sorumlusu Doç. Dr. Gülşen Çığşar, hastada yapılan ilk tetkiklerde karaciğer enzimlerinde yükselme görüldüğünü anlattı.Bunun üzerine hastayı önce &quot;hepatit&quot; şüphesiyle araştırdıklarını, ardından toksikoloji sorgulamasının yapıldığını, yakınlarına hastanın toksik (zehirli) bir madde kullanıp kullanmadığının sorulduğunu belirten Çığşar, sözlerini şöyle sürdürdü:Hasta yakınları, hastanın korku ve endişeleri için &#039;kardeş kanı&#039; bitkisini kullandığını, suda kaynatıp içtiğini belirttiler. Biz bununla ilgili literatürü taradığımızda &#039;kardeş kanı&#039; diye bir bitki olduğunu ama Latince adıyla Türkiye&#039;de olan ürünün aynı olmadığını saptadık. Biyolog arkadaşlarımız bu ürünü incelediğinde bunun aslında bir deniz mercanı türü olduğunu, okyanuslarda derinlerde yaşadığını ve ağır metalleri bünyesinde barındırdığını belirttiler.  TAHLİLLERDE AĞIR METALLER SAPTANDI  Bunun üzerine Hıfzısıhha Kurulunun hastada ağır metal zehirlenmesi bulgularını araştırdığını ve bu ürünü incelediğini aktaran Çığşar, &quot;İncelemeler sonucunda hastanın kanında ve idrarında yüksek miktarda kadmiyum, ileri araştırmada ise kanında yüksek miktarda mangan çıktı. &#039;Kardeş kanı&#039; ismiyle satılan ürün incelediğinde onda da yüksek miktarda kadmiyum ve mangan bulunduğu görüldü. Yani hastamız ağır metal nedeniyle toksik hepatit bulgusuyla değerlendirildi. İdrar çıkışı olmayan hastamızda böbrek yetmezliği gelişmişti&quot; diye konuştu.&quot;HASTANIN HAYATİ TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR&quot;Aynı zamanda hastanın kas yıkımının başladığına, kemiklerinde &quot;kadmiyum&quot; isimli ağır metalin kalsiyumla yer değiştirdiğine dikkati çeken Çığşar, &quot;Bu bulgular sebebiyle hastamızı yoğun bakıma aldık. Önce aralıklı, sonra uzun süreli diyalize alındı. Şu an hastamız entübe, hayati tehlikesi devam ediyor&quot; ifadelerini kullandı.  Doç. Dr. Gülşen Çığşar, yakınlarının, hastanın ürünü bir kez kullandığını kendilerine ilettiğini anlatarak, &quot;Söz konusu materyalin incelemesi hala devam ediyor. İçinde yüksek miktarda ağır metallerin bulunduğu görüldü. Bunlar çok zehirli, vücuda zararlı ve insan hayatını tehdit eden maddeler. Bu tür bilinmeyen ürünlerin alınmaması gerekiyor&quot; uyarısında bulundu.  ASLINDA DENİZ MERCANI Bu olay sonrası yaptıkları araştırmalarda &quot;kardeş kanı&quot;nın yeşil yapraklı bir bitki olduğunun ve hiçbir şekilde Türkiye&#039;de bulunmadığının görüldüğünü dile getiren Çığşar, şunları kaydetti:  &quot;Araştırmalarımız sonucunda &#039;kardeş kanı&#039; denen bir bitki olduğunu ancak bu bitkinin ekstresinin Türkiye&#039;de bulunmadığını öğrendik. Türkiye&#039;de bu adla satılan ürün tamamen okyanustan çıkarılan mercan kayaları. Bu da ciddi bir zehirlenme riski yaratmakta. İnternette ürünün her derde deva olmasıyla ilgili bilgiler bulunmakta ama bu ürün sebebiyle şu an hastamızda böbrek ve karaciğer yetmezliği var&quot;  &quot;HER DERDE DEVA&quot; DENİYOR, KİLOSU 400 LİRADAN SATILIYOR  &quot;Kardeş kanı&quot; bitkisi ismiyle aktarlarda satılan bu ürün hakkında internette sinirleri yatıştırdığı, korku, endişe, uyku problemlerini çözdüğü, yaraları iyileştirdiği, nefes darlığına ve astıma iyi geldiği, kabızlığı önlediği, çocukların büyüme geriliğini ve alt ıslatma gibi sorunlarını giderdiği gibi özellikler sıralanıyor.  Vatandaşların &quot;şifa&quot; olduğunu düşündükleri için yoğun rağbet gösterdiği ürün, kilosu 200-400 lira arasında değişen fiyatlarla satılıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EzoBR-pRzkypuByvGGD9bw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Aktarlarda, şifalı, kardeş, kanı, diye, satılan, bitki, öldürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EzoBR-pRzkypuByvGGD9bw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Aktarlarda şifalı 'kardeş kanı' diye satılan bitki öldürüyor"><p>Türkiye'de birçok derda deva olduğu öne sürülerek aktarlarda 400 liraya satılan kardeş kanı bitkisinin hayati tehlike yarattığı belirlendi. Ürünü kullanan bir kadın, organ yetmezliği sonucu yoğun bakımda entübe edildi. Yapılan araştırmalar, Türkiye'de böyle bir bitkinin olmadığını, bu adla satılan ürünün mercan kayaları olduğunu ortaya çıkardı.</p><p>Türkiye'de "kardeş kanı bitkisi" adıyla satılan, sinirleri yatıştırdığı, ruhsal bozukluklara iyi geldiği düşüncesiyle yoğun rağbet gören ürünün, böbrek ve karaciğer yetmezliğine sebep olduğu, ciddi hayati tehlike oluşturduğu belirlendi.  "Kardeş kanı bitkisi" ismiyle satılan ürünü kullanan 40'lı yaşlardaki kadın, bir süre sonra şiddetli bulantı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvurdu. Burada ilk müdahalesi yapılan hasta, yoğun bakıma alınarak entübe edildi.  Hastanın tedavi süreci ve söz konusu üründe yapılan incelemelere ilişkin açıklamalarda bulunan, hastanenin Acil Tıp Kliniği Eğitim İdare Sorumlusu Doç. Dr. Gülşen Çığşar, hastada yapılan ilk tetkiklerde karaciğer enzimlerinde yükselme görüldüğünü anlattı.</p><p>Bunun üzerine hastayı önce "hepatit" şüphesiyle araştırdıklarını, ardından toksikoloji sorgulamasının yapıldığını, yakınlarına hastanın toksik (zehirli) bir madde kullanıp kullanmadığının sorulduğunu belirten Çığşar, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yA5lgQcb8UGtWeCvyPMWlg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">Hasta yakınları, hastanın korku ve endişeleri için 'kardeş kanı' bitkisini kullandığını, suda kaynatıp içtiğini belirttiler. Biz bununla ilgili literatürü taradığımızda 'kardeş kanı' diye bir bitki olduğunu ama Latince adıyla Türkiye'de olan ürünün aynı olmadığını saptadık. Biyolog arkadaşlarımız bu ürünü incelediğinde bunun aslında bir deniz mercanı türü olduğunu, okyanuslarda derinlerde yaşadığını ve ağır metalleri bünyesinde barındırdığını belirttiler.  <strong>TAHLİLLERDE AĞIR METALLER SAPTANDI</strong>  Bunun üzerine Hıfzısıhha Kurulunun hastada ağır metal zehirlenmesi bulgularını araştırdığını ve bu ürünü incelediğini aktaran Çığşar, "İncelemeler sonucunda hastanın kanında ve idrarında yüksek miktarda kadmiyum, ileri araştırmada ise kanında yüksek miktarda mangan çıktı. 'Kardeş kanı' ismiyle satılan ürün incelediğinde onda da yüksek miktarda kadmiyum ve mangan bulunduğu görüldü. Yani hastamız ağır metal nedeniyle toksik hepatit bulgusuyla değerlendirildi. İdrar çıkışı olmayan hastamızda böbrek yetmezliği gelişmişti" diye konuştu.<p><strong>"HASTANIN HAYATİ TEHLİKESİ DEVAM EDİYOR"</strong></p><p>Aynı zamanda hastanın kas yıkımının başladığına, kemiklerinde "kadmiyum" isimli ağır metalin kalsiyumla yer değiştirdiğine dikkati çeken Çığşar, "Bu bulgular sebebiyle hastamızı yoğun bakıma aldık. Önce aralıklı, sonra uzun süreli diyalize alındı. Şu an hastamız entübe, hayati tehlikesi devam ediyor" ifadelerini kullandı.  Doç. Dr. Gülşen Çığşar, yakınlarının, hastanın ürünü bir kez kullandığını kendilerine ilettiğini anlatarak, "Söz konusu materyalin incelemesi hala devam ediyor. İçinde yüksek miktarda ağır metallerin bulunduğu görüldü. Bunlar çok zehirli, vücuda zararlı ve insan hayatını tehdit eden maddeler. Bu tür bilinmeyen ürünlerin alınmaması gerekiyor" uyarısında bulundu.  <strong>ASLINDA DENİZ MERCANI</strong> </p>Bu olay sonrası yaptıkları araştırmalarda "kardeş kanı"nın yeşil yapraklı bir bitki olduğunun ve hiçbir şekilde Türkiye'de bulunmadığının görüldüğünü dile getiren Çığşar, şunları kaydetti:  "Araştırmalarımız sonucunda 'kardeş kanı' denen bir bitki olduğunu ancak bu bitkinin ekstresinin Türkiye'de bulunmadığını öğrendik. Türkiye'de bu adla satılan ürün tamamen okyanustan çıkarılan mercan kayaları. Bu da ciddi bir zehirlenme riski yaratmakta. İnternette ürünün her derde deva olmasıyla ilgili bilgiler bulunmakta ama bu ürün sebebiyle şu an hastamızda böbrek ve karaciğer yetmezliği var"  <strong>"HER DERDE DEVA" DENİYOR, KİLOSU 400 LİRADAN SATILIYOR</strong>  "Kardeş kanı" bitkisi ismiyle aktarlarda satılan bu ürün hakkında internette sinirleri yatıştırdığı, korku, endişe, uyku problemlerini çözdüğü, yaraları iyileştirdiği, nefes darlığına ve astıma iyi geldiği, kabızlığı önlediği, çocukların büyüme geriliğini ve alt ıslatma gibi sorunlarını giderdiği gibi özellikler sıralanıyor.  Vatandaşların "şifa" olduğunu düşündükleri için yoğun rağbet gösterdiği ürün, kilosu 200-400 lira arasında değişen fiyatlarla satılıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karabaş otu nedir, Karabaş otunun faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karabas-otu-nedir-karabas-otunun-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karabas-otu-nedir-karabas-otunun-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Geleneksel tıpta yüzyıllardır kullanılan şifalı bir bitki olan Karabaş otu lavanta bitki ailesine ait bir bitkidir. Peki, yaraları iyileştirmeden depresyona kadar pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan Karabaş otu nedir, faydaları nelerdir?Karabaş otu, Akdeniz ülkelerinde kendiliğinden yetişen ve çok yıllık bir süs bitkisidir.Oldukça faydalı bir bitki olan karabaş otu, ilkbahar mevsiminde mor veya pembe çiçekler açar. Otun boyu 30 ile 100 santimetre arasında değişebilir.Fars-Arap geleneksel tıbbında lavandula, ‘ustukhuddus’ olarak isimlendirilen ve çoğu hastalığın tedavisinde kullanılan Karabaş otunun özü, antifungal, anti bakteriyel ve antioksidan özelliklere sahiptir.Vitamin ve mineraller açısından son derece zengin olan bu şifalı bitki, ideal bir kalsiyum, demir, magnezyum ve potasyum kaynağıdır. Aynı zamanda kalorisi düşük olan bir bitkidir.Karabaş otunun yağında yukarıdaki maddelere ek olarak, kafur, triterpenik asit, myrthenol, pinokarvil asetat vb. uçucu yağlar; glikozit, steorid, terpin, reçine ve terpinler bulunur.KARABAŞ OTUNUN FAYDALARIZekayı ve hafızayı güçlendirir ve zihinsel yorgunluğu ve akıl karışıklığını giderir. Arap-Fars geleneğinde çoğu beyin bozukluklarının tedavisinde kullanılır. Sinüzit, öksürük, kronik nezle ve ateşli soğuk algınlığı tedavisinde yararlanılır. Depresyon ve anksiyete semptomlarını önler, rahatlatır. Baş ağrısı ve migren tedavisinde diğer bitkilerle birlikte kullanılır. Kan dolaşımını hızlandırır. Damar tıkanıklığını önler. İdrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyonların tedavisine yardımcı olur. Kan kanseri ve başta pek çok kanser türünün gelişmesini engeller. Cilt yaralarının iyileşmesini hızlandırır. Mide bulantısını giderir. Romatizmal ağrılara iyi gelir. Uykusuzluğa iyi gelir. Hazımsızlığa, kabızlığa ve mide gazına iyi gelir. Sindirim sistemini düzenler ve bağırsakların daha aktif çalışmasını sağlar. Kas ağrılarını ve kas yorgunluğunu giderir. Beyindeki tümörlerin ilerlemesini durdurur.KARABAŞ OTUNUN CİLT SAĞLIĞINA FAYDALARICilt kırışıklıklarını ve cildin erken yaşlanmasını önler Günlük 2-3 damla karabaş otu yağı ile cildinize hafif bir masaj yaparak, daha pürüzsüz bir cilde kavuşabilirsiniz. Yaraları dezenfekte ederek, güneş yanıkları gibi yanıkların görünümünü iyileştirir. Saç dökülmesini durdurur, saçların daha canlı ve parlak görünmesine katkıda bulunur. Saçları besler ve saçlara doğal bir ışıltı kazandırır. Güçlü bir anti bakteriyel olarak ciltte bakteri ve mikropların daha geniş alanlara yayılmasını önler.KARABAŞ OTU ZAYIFLATIR MI?Karabaş otunun sağlık açısından pek çok yararı bulunuyor. Bunlar dışında vücudun rahatlamasına da yardımcı olur. Karabaş otu çayının faydasının yanı sıra yağının da pek çok yararı bulunmaktadır.Özellikle çayının hastalıklara iyi gelmesinin yanı sıra insanlarda sakinleştirici bir özelliği de bulunmaktadır.  Karabaş otu genellikle soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların tedavisinde kullanılmaktadır. hastalıkların yanı sıra hazımsızlığa da iyi gelmektedir.Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Bağırsaklardaki hareketleri arttırır ve kabızlık sorunlarına iyi gelir. Bu nedenle bu faydaları ile birlikte kilo vermeye de yardımcı olmaktadır.KARABAŞ OTUNUN ZARARLARI NELER?Karabaş otu zararları arasında fazla tüketim sonucunda karın ağrısı riski yer alır.Öte yandan aşırı kullanımı, mide bulantısı, baş dönmesi ve kusma ile sonuçlanabilir.Uzun süreli kullanımı, böbrek ve karaciğer sorunlarına neden olabilir. Karabaş otunu hamileler, hassas cildi olanların kullanması tavsiye edilmez. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RFcvwoOrRkKN2c6pQzo5iQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Karabaş, otu, nedir, Karabaş, otunun, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RFcvwoOrRkKN2c6pQzo5iQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Karabaş otu nedir, Karabaş otunun faydaları nelerdir?"><p>Geleneksel tıpta yüzyıllardır kullanılan şifalı bir bitki olan Karabaş otu lavanta bitki ailesine ait bir bitkidir. Peki, yaraları iyileştirmeden depresyona kadar pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan Karabaş otu nedir, faydaları nelerdir?</p><p><strong>Karabaş otu,</strong> Akdeniz ülkelerinde kendiliğinden yetişen ve çok yıllık bir süs bitkisidir.</p><p>Oldukça faydalı bir bitki olan karabaş otu, ilkbahar mevsiminde mor veya pembe çiçekler açar. Otun boyu 30 ile 100 santimetre arasında değişebilir.</p><p>Fars-Arap geleneksel tıbbında lavandula, ‘ustukhuddus’ olarak isimlendirilen ve çoğu hastalığın tedavisinde kullanılan Karabaş otunun özü, antifungal, anti bakteriyel ve antioksidan özelliklere sahiptir.</p><p>Vitamin ve mineraller açısından son derece zengin olan bu şifalı bitki, ideal bir kalsiyum, demir, magnezyum ve potasyum kaynağıdır. Aynı zamanda kalorisi düşük olan bir bitkidir.</p><p>Karabaş otunun yağında yukarıdaki maddelere ek olarak, kafur, triterpenik asit, myrthenol, pinokarvil asetat vb. uçucu yağlar; glikozit, steorid, terpin, reçine ve terpinler bulunur.</p><p><strong>KARABAŞ OTUNUN FAYDALARI</strong></p><p>Zekayı ve hafızayı güçlendirir ve zihinsel yorgunluğu ve akıl karışıklığını giderir. </p><p>Arap-Fars geleneğinde çoğu beyin bozukluklarının tedavisinde kullanılır. </p><p>Sinüzit, öksürük, kronik nezle ve ateşli soğuk algınlığı tedavisinde yararlanılır. Depresyon ve anksiyete semptomlarını önler, rahatlatır. </p><p>Baş ağrısı ve migren tedavisinde diğer bitkilerle birlikte kullanılır. </p><p>Kan dolaşımını hızlandırır. </p><p>Damar tıkanıklığını önler. </p><p>İdrar yolu enfeksiyonu ve vajinal enfeksiyonların tedavisine yardımcı olur. </p><p>Kan kanseri ve başta pek çok kanser türünün gelişmesini engeller. </p><p>Cilt yaralarının iyileşmesini hızlandırır. </p><p>Mide bulantısını giderir. </p><p>Romatizmal ağrılara iyi gelir. </p><p>Uykusuzluğa iyi gelir. </p><p>Hazımsızlığa, kabızlığa ve mide gazına iyi gelir. </p><p>Sindirim sistemini düzenler ve bağırsakların daha aktif çalışmasını sağlar. </p><p>Kas ağrılarını ve kas yorgunluğunu giderir. </p><p>Beyindeki tümörlerin ilerlemesini durdurur.</p><p><strong>KARABAŞ OTUNUN CİLT SAĞLIĞINA FAYDALARI</strong></p><p>Cilt kırışıklıklarını ve cildin erken yaşlanmasını önler Günlük 2-3 damla karabaş otu yağı ile cildinize hafif bir masaj yaparak, daha pürüzsüz bir cilde kavuşabilirsiniz. </p><p>Yaraları dezenfekte ederek, güneş yanıkları gibi yanıkların görünümünü iyileştirir. </p><p>Saç dökülmesini durdurur, saçların daha canlı ve parlak görünmesine katkıda bulunur. Saçları besler ve saçlara doğal bir ışıltı kazandırır. </p><p>Güçlü bir anti bakteriyel olarak ciltte bakteri ve mikropların daha geniş alanlara yayılmasını önler.</p><p><strong>KARABAŞ OTU ZAYIFLATIR MI?</strong></p><p>Karabaş otunun sağlık açısından pek çok yararı bulunuyor. Bunlar dışında vücudun rahatlamasına da yardımcı olur. Karabaş otu çayının faydasının yanı sıra yağının da pek çok yararı bulunmaktadır.</p><p>Özellikle çayının hastalıklara iyi gelmesinin yanı sıra insanlarda sakinleştirici bir özelliği de bulunmaktadır.  Karabaş otu genellikle soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların tedavisinde kullanılmaktadır. hastalıkların yanı sıra hazımsızlığa da iyi gelmektedir.</p><p>Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Bağırsaklardaki hareketleri arttırır ve kabızlık sorunlarına iyi gelir. Bu nedenle bu faydaları ile birlikte kilo vermeye de yardımcı olmaktadır.</p><p><strong>KARABAŞ OTUNUN ZARARLARI NELER?</strong></p><p>Karabaş otu zararları arasında fazla tüketim sonucunda karın ağrısı riski yer alır.</p><p>Öte yandan aşırı kullanımı, mide bulantısı, baş dönmesi ve kusma ile sonuçlanabilir.</p><p>Uzun süreli kullanımı, böbrek ve karaciğer sorunlarına neden olabilir. Karabaş otunu hamileler, hassas cildi olanların kullanması tavsiye edilmez.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Demirhindi nedir? (Demirhindi bitkisinin faydaları nelerdir?)</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/demirhindi-nedir-demirhindi-bitkisinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/demirhindi-nedir-demirhindi-bitkisinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Osmanlı mutfağındaki şerbetinden de duyulmuş demirhindi bitkisinin bir çok faydası bulunuyor. Peki, demirhindi bitkisi nerede yetişir? Demirhindi bitkisi kilo vermeye yardımcı olur mu? İşte, demirhindi bitkisine dair detaylar...Demirhindi, Afrika kökenli olup Hindistan ve Mısır’da da yetiştirilen bir ağaç türü. Aynı zamanda “Hint hurması” olarakta biliniyor. Demirhindi ağacının olgunlaşmış meyveleri baharat olarak kullanılıyor.   Tadı ekşi bir baharat olan demirhindi besleyici olmasıyla biliniyor. Birçok yemeğe, salatalara, çorbalara, turşulara katılıyor. Üzerine toz şeker serpiştirilerek çiğ olarak da tüketilebiliyor. Ayrıca içki üretiminde, reçel ve şerbet yapımında da kullanılıyor. Afrika, Asya ve Latin Amerika mutfaklarında yemeklere verdiği ekşi tadı ve koyu rengi ile yer alıyor.DEMİRHİNDİ FAYDALARIGüçlü bir antioksidan ve anti-enflamatuar ajan yapan organik bileşikler barındırıyor.  Besinlerin daha hızlı çözülmesine yardımcı olabildiği için sindirimi hızlandırıyor ve kolaylaştıryor.  Kan basıncını ve kolesterolü azaltıyor.  Kalp sağlığını koruyor.  Dolaşımı arttırdığı için anemi hastalarına bol bol demirhindi yemeleri öneriliyor.  B vitamini familyasının önemli bir parçası olan demirhindi, sinir fonksiyonlarının iyileşmesine yardımcı oluyor.  Kilo verme ile ilgili etkili sonuçlar veriyor.  Bağışıklık sistemini güçlendiriyor.  Demirhindi ile hazırlanan kürler karaciğeri gençleştiriyor.DEMİRHİNDİ ÇAYI TARİFİDemirhindi çayı tarifi ile faydalı bir kür oluşturulabilir. Hazırlamak için ilk olarak 1 litre suyu kaynatılır. Su kaynamadan önce 20 gr demirhindi meyvesi suya eklenir. İyice kaynadıktan sonra soğumaya bırakılır. Çay soğuduktan sonra sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa aç veya tok karnına tüketilmesi önerilir.DEMİRHİNDİ ŞERBETİ TARİFİMALZEMELER200 gr. demirhindi 2 litre su 2 adet karanfil 1 adet çubuk tarçın 1 su bardağı toz şeker 1 yemek kaşığı bal 2-3 dal adaçayı 1 tutam ıhlamur 1 baş zencefilYAPILIŞIDemirhindilerin kabuklarını ayıklanır. Ayıklanan demirhindiler tencereye alınır.Üzerine su konur ve 1 gece bekletilir.Demirhindilerin üzerine karanfil, çubuk tarçın, ıhlamur, adaçayı, bal, zencefil ve toz şeker eklenerek kaynatılır.1 saat sonrasında kısık ateşte kaynattılan şerbet ocaktan alınır ve soğumaya bırakılır.Soğuyan şerbet süzülür ve buzdolabında soğutarak servis yapılır. VİDEO: HURMANIN FAYDALARI NELERDİR? ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fGjEx9gLOE-tlemVxO7GWw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Demirhindi, nedir, Demirhindi, bitkisinin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fGjEx9gLOE-tlemVxO7GWw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Demirhindi nedir? (Demirhindi bitkisinin faydaları nelerdir?)"><p>Osmanlı mutfağındaki şerbetinden de duyulmuş demirhindi bitkisinin bir çok faydası bulunuyor. Peki, demirhindi bitkisi nerede yetişir? Demirhindi bitkisi kilo vermeye yardımcı olur mu? İşte, demirhindi bitkisine dair detaylar...</p><p>Demirhindi,<strong> Afrika</strong> kökenli olup <strong>Hindistan ve Mısır</strong>’da da yetiştirilen bir ağaç türü. Aynı zamanda<strong> “Hint hurması”</strong> olarakta biliniyor. Demirhindi ağacının olgunlaşmış meyveleri baharat olarak kullanılıyor.   Tadı ekşi bir baharat olan demirhindi besleyici olmasıyla biliniyor. Birçok <strong>yemeğe, salatalara, çorbalara, turşulara</strong> katılıyor. Üzerine toz şeker serpiştirilerek çiğ olarak da tüketilebiliyor. Ayrıca içki üretiminde, reçel ve şerbet yapımında da kullanılıyor. <strong>Afrika, Asya ve Latin Amerika mutfakları</strong>nda yemeklere verdiği <strong>ekşi tadı ve koyu rengi</strong> ile yer alıyor.</p><h3>DEMİRHİNDİ FAYDALARI</h3><ul><li><strong>Güçlü bir antioksidan</strong> ve a<strong>nti-enflamatuar</strong> ajan yapan organik bileşikler barındırıyor.  </li><li>Besinlerin daha hızlı çözülmesine yardımcı olabildiği için <strong>sindirimi hızlandırıyor</strong> ve kolaylaştıryor.  </li><li><strong>Kan basıncını ve kolesterol</strong>ü azaltıyor.  </li><li>Kalp sağlığını koruyor.  </li><li>Dolaşımı arttırdığı için <strong>anemi hastaları</strong>na bol bol demirhindi yemeleri öneriliyor.  </li><li>B vitamini familyasının önemli bir parçası olan demirhindi, <strong>sinir fonksiyonlarının iyileşmesi</strong>ne yardımcı oluyor.  </li><li><strong>Kilo verme</strong> ile ilgili etkili sonuçlar veriyor.  </li><li><strong>Bağışıklık sistemi</strong>ni güçlendiriyor.  </li><li>Demirhindi ile hazırlanan kürler <strong>karaciğeri gençleştiriyor.</strong></li></ul><h3>DEMİRHİNDİ ÇAYI TARİFİ</h3><p>Demirhindi çayı tarifi ile faydalı bir kür oluşturulabilir. Hazırlamak için ilk olarak 1 litre suyu kaynatılır. Su kaynamadan önce 20 gr demirhindi meyvesi suya eklenir. İyice kaynadıktan sonra soğumaya bırakılır. Çay soğuduktan sonra sabah ve akşam olmak üzere günde iki defa aç veya tok karnına tüketilmesi önerilir.</p><h3>DEMİRHİNDİ ŞERBETİ TARİFİ</h3><p><strong>MALZEMELER</strong></p><ul><li>200 gr. demirhindi </li><li>2 litre su </li><li>2 adet karanfil </li><li>1 adet çubuk tarçın </li><li>1 su bardağı toz şeker </li><li>1 yemek kaşığı bal </li><li>2-3 dal adaçayı </li><li>1 tutam ıhlamur </li><li>1 baş zencefil</li></ul><p><strong>YAPILIŞI</strong></p><p>Demirhindilerin kabuklarını ayıklanır. Ayıklanan demirhindiler tencereye alınır.</p><p>Üzerine su konur ve 1 gece bekletilir.</p><p>Demirhindilerin üzerine karanfil, çubuk tarçın, ıhlamur, adaçayı, bal, zencefil ve toz şeker eklenerek kaynatılır.</p><p>1 saat sonrasında kısık ateşte kaynattılan şerbet ocaktan alınır ve soğumaya bırakılır.</p><p>Soğuyan şerbet süzülür ve buzdolabında soğutarak servis yapılır. </p><p><span><strong>VİDEO: HURMANIN FAYDALARI NELERDİR?</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güzel avrat otu nedir, nerelerde kullanılır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/guzel-avrat-otu-nedir-nerelerde-kullanilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/guzel-avrat-otu-nedir-nerelerde-kullanilir</guid>
<description><![CDATA[ Ülkemizde dul avrat otu ismi ile de bilinen güzel avrat otu, patlıcangiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. Bilinen faydalarının yanı sıra içeriğindeki atropin maddesi nedeniyle satışı yasaklanan bitkiler arasında yer almaktadır ve evde kullanım için uygun değildir. Peki, güzel avrat otu nedir? Güzel avrat otunun faydaları ve yan etkileri nelerdir?GÜZELAVRAT OTU NEDİR?  Güzelavrat otu, (Atropa belladonna veya Atropa bella-donna), patlıcangiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. &quot;Atropin&quot; maddesi, bu bitkinin halüsinojenik özellikleri olan oldukça zehirli yemişleri boyunca olan yapraklarından elde edilir. GÜZELAVRAT OTU NERELERDE YETİŞİR?Tür; Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya&#039;nın yerlisidir ve Kuzey Amerika&#039;nın bazı kısımlarında da bulunur hale gelmiştir. Yetiştiği alanlar çoğunlukla kireçten zengin topraklı, nemli ve loş yerlerdir.Adı olan &quot;Bella-Donna&quot; İtalyanca&#039;dan köken alır ve &quot;güzel kadın&quot; anlamına gelmektedir. Atropin maddesini, kadınlar bir zamanlar göz bebeklerini büyütmek için kullanmışlardır.GÜZEL AVRAT OTU ÖZELLİKLERİ  Güzelavrat otu; dallanmış, otsu ve çok yıllık bir bitkidir ve çoğunlukla etli köke sahip bir yarı çalı olarak görülür. Bitki 1 buçuk metre, uzun oval yaprakları ise 18 cm uzunluğa kadar erişebilir. Çan şekilli çiçekleri hafif yeşil-soluk mor ve az kokuludur.Meyveleri olgunlaştıkça yeşilden parlak siyaha uzanan ve yaklaşık olarak 1 cm uzunluktaki yemişlerdir. Bu yemişler tatlıdır ve zehirli alkoloidler içermelerine rağmen taşıdıkları tohumlarla yayılmayı da sağlayan hayvanlar tarafından iştahlıca tüketilir. Atropa belladonna var lutea olarak isimlendirilen bir varyetesinin, soluk sarı çiçekleri ve meyveleri bulunmaktadır.Atropa belladona nadir olarak bahçelerde kullanılır. Dünyanın diğer bölgelerinde, eldeğmemiş topraklarda yetişen, değeri olmayan türlerinin olduğu bilinmektedir. Küçük tohumların çimlenmesi, tohumun uykuda almasını sağlayabilen sert kabuğuyla da ilişkili olarak genellikle zordur.  Çimlenme, değişen sıcaklık koşulları altından birkaç hafta alabilir fakat giberellik asidin kullanımıyla gelişim hızlandırılabilir. Fideler bir yerden bir yere taşınma sırasında çökerten gibi kök zararlarından dolayı steril toprağa gerek duymaktadırlar.GÜZEL AVRAT OTUNUN FAYDALARIÖnemli Uyarı!  Satışı yasaklı olan bitkilerden biri olan güzel avrat otu, doğal bir ağrı kesicidir ancak güzel avrat otunun bu özelliğinden faydalanılması için öncelikle bazı tıbbi işlemlerden geçirilmesi şarttır. Dolayısıyla amatör kullanım için uygun değildir.  Orta kulak ve bademcik iltihabına iyi gelir. Astım, zatürre, bronşit gibi hastalıklara karşı etkilidir. Ülser ve gastritin neden olduğu sorunları ortadan kaldırır. Cilt üzerinde botoks etkisi vardır. Sivilce ve akneye karşı etkilidir. Sedef hastalığına iyi gelir. Kanı temizler. İdrar söktürücüdür. Bağırsak dostu bir ottur. Sindirimi kolaylaştırır. Gut hastalığına karşı etkilidir. Romatizma ağrılarını hafifletir. Afrodizyak etkisi vardır. Cinsel gücü artırır. Sistit sorununa karşı doğal bir reçetedir. İştah açar. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kepek sorununu giderir. Saçların daha canlı ve gür çıkmasını sağlar.GÜZEL AVRAT OTU ZARARLARI VE YAN ETKİLERİYapılan araştırmalara göre, güzel avrat otu tüketildiğinde doğrudan sinir sistemini etkilemektedir. Bunun sebebi olarak ise içeriğindeki alkaloidler (L-atropine, DL-hyoscyamine ve hyoscine) gösterilmektedir. Bu nedenle güzel avrat otu satışı yasaklı olan bitkilerden biridir. Güzel avrat otu, az miktarda tüketildiğinde ciltte kızarıklığa ve tüm vücutta uyuşmaya neden olur. Fazla tüketildiği durumlarda ise sürekli uyuma isteği, yüksek ateş, anlamsız konuşma, solunum güçlüğü ve bilinç kaybı gibi sorunlar görülür. Bu belirtilerden en az biri ortaya çıktıysa, hiç vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Güzel avrat otunun aşırı miktarda tüketimi, letarji ve komaya, hatta ölüme neden olabilir.CEVİZ BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DOLU TANELERİ ŞAŞIRTTI ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BjLKalRyB0up_7ZaQMJpSw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Güzel, avrat, otu, nedir, nerelerde, kullanılır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BjLKalRyB0up_7ZaQMJpSw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Güzel avrat otu nedir, nerelerde kullanılır?"><p>Ülkemizde dul avrat otu ismi ile de bilinen güzel avrat otu, patlıcangiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. Bilinen faydalarının yanı sıra içeriğindeki atropin maddesi nedeniyle satışı yasaklanan bitkiler arasında yer almaktadır ve evde kullanım için uygun değildir. Peki, güzel avrat otu nedir? Güzel avrat otunun faydaları ve yan etkileri nelerdir?</p><p><strong>GÜZELAVRAT OTU NEDİR?</strong>  <strong>Güzelavrat otu</strong>, (Atropa belladonna veya Atropa bella-donna), patlıcangiller familyasına ait çok yıllık otsu bir bitkidir. <strong>"Atropin" maddesi,</strong> bu bitkinin halüsinojenik özellikleri olan oldukça zehirli yemişleri boyunca olan yapraklarından elde edilir. </p><p><strong>GÜZELAVRAT OTU NERELERDE YETİŞİR?</strong></p><p>Tür; Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'nın yerlisidir ve Kuzey Amerika'nın bazı kısımlarında da bulunur hale gelmiştir. Yetiştiği alanlar çoğunlukla kireçten zengin topraklı, nemli ve loş yerlerdir.</p><p>Adı olan "Bella-Donna" İtalyanca'dan köken alır ve "güzel kadın" anlamına gelmektedir. Atropin maddesini, kadınlar bir zamanlar göz bebeklerini büyütmek için kullanmışlardır.</p><p><strong>GÜZEL AVRAT OTU ÖZELLİKLERİ</strong>  Güzelavrat otu; dallanmış, otsu ve çok yıllık bir bitkidir ve çoğunlukla etli köke sahip bir yarı çalı olarak görülür. Bitki 1 buçuk metre, uzun oval yaprakları ise 18 cm uzunluğa kadar erişebilir. Çan şekilli çiçekleri hafif yeşil-soluk mor ve az kokuludur.</p><p>Meyveleri olgunlaştıkça yeşilden parlak siyaha uzanan ve yaklaşık olarak 1 cm uzunluktaki yemişlerdir. Bu yemişler tatlıdır ve zehirli alkoloidler içermelerine rağmen taşıdıkları tohumlarla yayılmayı da sağlayan hayvanlar tarafından iştahlıca tüketilir. Atropa belladonna var lutea olarak isimlendirilen bir varyetesinin, soluk sarı çiçekleri ve meyveleri bulunmaktadır.</p><p>Atropa belladona nadir olarak bahçelerde kullanılır. Dünyanın diğer bölgelerinde, eldeğmemiş topraklarda yetişen, değeri olmayan türlerinin olduğu bilinmektedir. Küçük tohumların çimlenmesi, tohumun uykuda almasını sağlayabilen sert kabuğuyla da ilişkili olarak genellikle zordur.  Çimlenme, değişen sıcaklık koşulları altından birkaç hafta alabilir fakat giberellik asidin kullanımıyla gelişim hızlandırılabilir. Fideler bir yerden bir yere taşınma sırasında çökerten gibi kök zararlarından dolayı steril toprağa gerek duymaktadırlar.</p><p><strong>GÜZEL AVRAT OTUNUN FAYDALARI</strong></p><p><strong><span>Önemli Uyarı!</span> </strong> <span><strong>Satışı yasaklı olan bitkilerden biri olan güzel avrat otu, doğal bir ağrı kesicidir ancak güzel avrat otunun bu özelliğinden faydalanılması için öncelikle bazı tıbbi işlemlerden geçirilmesi şarttır. Dolayısıyla amatör kullanım için uygun değildir.</strong></span>  Orta kulak ve bademcik iltihabına iyi gelir. </p><p>Astım, zatürre, bronşit gibi hastalıklara karşı etkilidir. </p><p>Ülser ve gastritin neden olduğu sorunları ortadan kaldırır. </p><p>Cilt üzerinde botoks etkisi vardır. </p><p>Sivilce ve akneye karşı etkilidir. </p><p>Sedef hastalığına iyi gelir. </p><p>Kanı temizler. </p><p>İdrar söktürücüdür. </p><p>Bağırsak dostu bir ottur. Sindirimi kolaylaştırır. </p><p>Gut hastalığına karşı etkilidir. </p><p>Romatizma ağrılarını hafifletir. </p><p>Afrodizyak etkisi vardır. Cinsel gücü artırır. </p><p>Sistit sorununa karşı doğal bir reçetedir. </p><p>İştah açar. </p><p>Bağışıklık sistemini güçlendirir. </p><p>Kepek sorununu giderir. </p><p>Saçların daha canlı ve gür çıkmasını sağlar.</p><p><strong>GÜZEL AVRAT OTU ZARARLARI VE YAN ETKİLERİ</strong></p><p>Yapılan araştırmalara göre, güzel avrat otu tüketildiğinde doğrudan sinir sistemini etkilemektedir. Bunun sebebi olarak ise içeriğindeki alkaloidler (L-atropine, DL-hyoscyamine ve hyoscine) gösterilmektedir. Bu nedenle güzel avrat otu <strong>satışı yasaklı olan bitkilerden biridir.</strong> </p><p>Güzel avrat otu, az miktarda tüketildiğinde ciltte kızarıklığa ve tüm vücutta uyuşmaya neden olur. Fazla tüketildiği durumlarda ise sürekli uyuma isteği, yüksek ateş, anlamsız konuşma, solunum güçlüğü ve bilinç kaybı gibi sorunlar görülür. </p><p>Bu belirtilerden en az biri ortaya çıktıysa, hiç vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. </p><p><strong>Güzel avrat otunun aşırı miktarda tüketimi, letarji ve komaya, hatta ölüme neden olabilir.</strong></p><p><span><strong>CEVİZ BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DOLU TANELERİ ŞAŞIRTTI</strong></span> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Stevia bitkisi nedir, nerelerde kullanılır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/stevia-bitkisi-nedir-nerelerde-kullanilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/stevia-bitkisi-nedir-nerelerde-kullanilir</guid>
<description><![CDATA[ Şeker otu olarak da adlandırılılan stevia bitkisi, uzun yıllardır pek çok ülkede doğal tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Özellikle obezite ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları bulunan kişiler için şeker kullanımına alternatif olarak sunulan stevia, geleceğin bitkisi olarak nitelendiriliyor.Paraguay ve Brezilya&#039;da yüzyıllardan beri tatlandırıcı ve tedavi edici özellikleri nedeniyle kullanılan stevia, (şeker bitkisi, şekerotu) Japonya&#039;da da otuz yılı aşkın bir süredir tatlandırıcı ve gıda katkısı olarak kullanılmaktadır.Bu bitkiden elde edilen özütün, kan şekerini düzenleyici etkileri olduğu söylenmektedir.Stevia&#039;nın insülin duyarlılığını ve hatta salınımını arttırıcı etkilerinin olduğunu gösteren bazı araştırmaların varlığı diyabet tedavisinde kullanımını destekler niteliktedir.  Stevia bitkisinin ihtiva ettiği Steviosid maddesi, vücudumuzdaki tat duyuları tarafından normal şekerin 250-300 katı daha şekerli olarak algılanmaktadır. Bu nedenle bir tutam şeker bitkisi tozu, bir litre çay, kahve veya diğer içecekleri tatlandırmaya yeterli olmaktadır.  STEVİA BİTKİSİNİN FAYDALARI VE YAN ETKİLERİ  Diyet, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kabızlık, depresyon ve asabiyete karşı olumlu etkileri bulunmaktadır.Mide ve bağırsak florasını, asit alkali dengesini korumaktadır.Bununla birlikte stevia bitkisinin aşırı kullanımının özellikle erkeklerde sperm üretimini azaltarak kısırlığa neden olduğu hususunda çeşitli bilimsel araştırmalar da bulunmaktadır.  Stevia bitkisi, Amerika ve Kanada&#039;da uzun süreler yasaklı durumda kalmıştır. Ancak bununla birlikte Japonya&#039;da yıllarca bu bitki kullanılmış ve kullananlar üzerinde hiçbir yan etki görülmemiştir.Latin Amerika&#039;da çeşitli ülkelerin halkları da yüzyıllardır bu bitkiyi kullanmaktadır. En son olarak ABD ve Kanada bitki üzerinde yasakları kaldırıp, kullanımını serbest bırakmıştır.Bununla birlikte Paraguay&#039;da özellikle kırsal kesimdeki yerli halk, stevia bitkisini doğum kontrolü için kullanmakta olup bu durum bitkinin sperm azaltıcı etkisini doğrulamaktadır. Türkiye&#039;de ilk kez 2009 yılında Antalya&#039;da üretilmeye başlanmıştır.  STEVIA GÜVENLİ Mİ?  FDA, gıda katkı maddeleri olarak kullanılmak üzere stevia yapraklarını veya ham stevia ekstrelerini onaylamadı. Stevianın ham formları üzerine yapılan çalışmalar, kan şekeri kontrolü, kalp-damar ve böbrek sistemleri üzerindeki etkileri ve erkek kısırlığına yol açabilmesi konusunda kaygılar uyandırıyor.Buna karşın steviadan izole edilen bir kimyasal olan rebaudiozid A&#039;nın tatlandırıcı ürünlerinde bir gıda katkı maddesi olarak kullanılması güvenli gözükmektedir.  Uzmanlar, bu tarz kullanımlardan önce mutlaka bir doktora danışılmasını ve alınacak onay doğrultusunda kullanılmasını tavsiye ediyor. ALTERNATİF TIP MEVZUATA GİRİYOR ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dp49vcB27Uiqm9FWUOhraw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Stevia, bitkisi, nedir, nerelerde, kullanılır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dp49vcB27Uiqm9FWUOhraw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Stevia bitkisi nedir, nerelerde kullanılır?"><p>Şeker otu olarak da adlandırılılan stevia bitkisi, uzun yıllardır pek çok ülkede doğal tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Özellikle obezite ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıkları bulunan kişiler için şeker kullanımına alternatif olarak sunulan stevia, geleceğin bitkisi olarak nitelendiriliyor.</p><p>Paraguay ve Brezilya'da yüzyıllardan beri tatlandırıcı ve tedavi edici özellikleri nedeniyle kullanılan <strong>stevia</strong>, (şeker bitkisi, şekerotu) Japonya'da da otuz yılı aşkın bir süredir tatlandırıcı ve gıda katkısı olarak kullanılmaktadır.</p><p>Bu bitkiden elde edilen özütün, kan şekerini düzenleyici etkileri olduğu söylenmektedir.</p><p>Stevia'nın insülin duyarlılığını ve hatta salınımını arttırıcı etkilerinin olduğunu gösteren bazı araştırmaların varlığı diyabet tedavisinde kullanımını destekler niteliktedir.  Stevia bitkisinin ihtiva ettiği Steviosid maddesi, vücudumuzdaki tat duyuları tarafından normal şekerin 250-300 katı daha şekerli olarak algılanmaktadır. Bu nedenle bir tutam şeker bitkisi tozu, bir litre çay, kahve veya diğer içecekleri tatlandırmaya yeterli olmaktadır.  <strong>STEVİA BİTKİSİNİN FAYDALARI VE YAN ETKİLERİ</strong>  Diyet, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kabızlık, depresyon ve asabiyete karşı olumlu etkileri bulunmaktadır.</p><p>Mide ve bağırsak florasını, asit alkali dengesini korumaktadır.</p><p>Bununla birlikte stevia bitkisinin aşırı kullanımının özellikle erkeklerde sperm üretimini azaltarak kısırlığa neden olduğu hususunda çeşitli bilimsel araştırmalar da bulunmaktadır.  Stevia bitkisi, Amerika ve Kanada'da uzun süreler yasaklı durumda kalmıştır. Ancak bununla birlikte Japonya'da yıllarca bu bitki kullanılmış ve kullananlar üzerinde hiçbir yan etki görülmemiştir.</p><p>Latin Amerika'da çeşitli ülkelerin halkları da yüzyıllardır bu bitkiyi kullanmaktadır. En son olarak ABD ve Kanada bitki üzerinde yasakları kaldırıp, kullanımını serbest bırakmıştır.</p><p>Bununla birlikte Paraguay'da özellikle kırsal kesimdeki yerli halk, stevia bitkisini doğum kontrolü için kullanmakta olup bu durum bitkinin sperm azaltıcı etkisini doğrulamaktadır. Türkiye'de ilk kez 2009 yılında Antalya'da üretilmeye başlanmıştır.  <strong>STEVIA GÜVENLİ Mİ?</strong>  <strong>FDA,</strong> gıda katkı maddeleri olarak kullanılmak üzere stevia yapraklarını veya ham stevia ekstrelerini onaylamadı. Stevianın ham formları üzerine yapılan çalışmalar, kan şekeri kontrolü, kalp-damar ve böbrek sistemleri üzerindeki etkileri ve erkek kısırlığına yol açabilmesi konusunda kaygılar uyandırıyor.</p><p>Buna karşın steviadan izole edilen bir kimyasal olan rebaudiozid A'nın tatlandırıcı ürünlerinde bir gıda katkı maddesi olarak kullanılması güvenli gözükmektedir.  <span>Uzmanlar, bu tarz kullanımlardan önce mutlaka bir doktora danışılmasını ve alınacak onay doğrultusunda kullanılmasını tavsiye ediyor.</span></p><p><strong><span> ALTERNATİF TIP MEVZUATA GİRİYOR</span></strong></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pandemi tıbbi ve aromatik bitki ticaretini hızlandırdı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/pandemi-tibbi-ve-aromatik-bitki-ticaretini-hizlandirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/pandemi-tibbi-ve-aromatik-bitki-ticaretini-hizlandirdi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye, pandemi nedeniyle 200 milyar doları aşan küresel tıbbi ve aromatik bitki ticaretinden aldığı payı 1 milyar dolar seviyesine yaklaştırdı. Bağışıklık sistemini destekleyen ürünlere artan talep, Türkiye için yeni fırsatlar barındırıyor. Yerli şirketler, markalı ihracatla Türkiye&#039;nin bilinirliğini artırmayı hedefliyor.Pandemide sağlıklı yaşama yönelik artan bilinçle bağışıklık sistemini destekleyen, çok yönlü kullanım alanına sahip bitkisel ürünlere artan talebin Türkiye için yeni fırsatlar barındırdığına dikkat çeken Talya Türkiye ve Amerika Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı M. Halis Ertaş, &quot;Tıbbi ve aromatik bitkiler, sağlıktan kozmetiğe ve turizme kadar çok sayıda alanda ekonomik bir katma değer yaratıyor. Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) tarafından açıklanan güncel verilere göre, 200 milyar doları aşan tıbbi ve aromatik bitki ticaretinden 1 milyar doların altında bir pay alan Türkiye, bu oranı kısa vadede 1 milyar dolar, 2023’te ise 5 milyar dolar seviyesine ulaştırmayı hedefliyor.Katma değerli ürünler ile pazarlama ve tanıtım faaliyetlerine odaklanarak küresel tıbbi ve aromatik bitki pazarından aldığımız payı artırabiliriz&quot; dedi.LAVANTADA BİLİNÇSİZ ÜRETİM FURYASI OLUŞTU  Tarım ve Orman Bakanlığı&#039;nın 13 üründe hazırladığı fizibilite rehberiyle yerli yatırımcının sektöre ilgisini artırarak Türkiye’nin pazar payını genişletmeyi planladığına değinen M. Halis Ertaş, &quot;Son yıllarda lavantada oluşan bilinçsiz üretim furyası, Türkiye için stratejik öneme sahip bitkilerin ekimini azaltırken, farklı lavanta türlerinin karakteristik özelliklerinin yitirilmesine neden oldu. Üretimi ülkemizin topraklarına özgü kekik, nane, gül ve anason gibi bitkilerle çeşitlendirerek Türkiye’nin marka bilinirliğine kalıcı değerler kazandırırken ihracat gelirlerimizi daha da yukarılara çıkarabiliriz dedi.Türkiye topraklarına özgü gül gibi bitki türlerinin uluslararası ölçekte tanıtımına yönelik gerekli adımlar atılamadığına dikkat çeken M. Halis Ertaş, &quot;Isparta gülü gibi katma değerli bir ürünü dünyaya yeterince tanıtamadık. Bulgaristan bu boşluktan faydalanarak Türkiye’nin önüne geçti. Türkiye’nin Isparta gülünü, dünya Bulgar gülü olarak biliyor. Ürünlerin erken hasat edilmesi de verimliliği düşürüyor.&quot;MARKALI İHRACATLA HEDEFLERE ULAŞABİLİRİZ&quot;  Türkiye’nin bitkisel ilaç, bitki kimyasalları, gıda ve katkı maddeleri, kozmetik ve parfümeri gibi alanların hammaddesini oluşturan çok sayıda tıbbi ve aromatik bitki türü açısından oldukça zengin bir florayaya sahip olduğunu belirten M. Halis Ertaş, konuya ilişkin şunları söyledi:&quot;Kekik üretiminde dünya lideriyiz. Dünyanın defne ihtiyacının %90’ını karşılıyoruz. 2021’de bitkisel yağ çeşitleri ve gıda takviyeleriyle küresel ticarette aktif hale gelsek de ihracatta 1 milyar dolar seviyesini bile göremedik.Çörekotu, kuşburnu, kekik ve uçucu yağlar ile çeşitli vitaminler ve ballı karışımlar ihracatta öne çıkarken, Amerika, Pakistan, Türkmenistan, Hong Kong, İsviçre ve Güney Kore gibi farklı coğrafyalardan yüksek talep aldık. Farklı ürünlerdeki potansiyelimizin tümünü harekete geçirip markalı ihracata ağırlık vererek ülkemizi 5 milyar dolarlık ihracat hedefinin ötesine taşıyabiliriz.&quot; İHRACAT HACMİNİ YÜZDE 70 GENİŞLETECEK  Üretimde Ar-Ge&#039;nin gücüne inanan bir şirket olarak Antalya’daki fabrikada kurdukları Fitoterapi Ar-Ge Laboratuvarı’nda üniversite işbirliğiyle çalışmalar yürüttüklerini belirten M. Halis Ertaş, 2022 hedefleri hakkında şu bilgileri verdi:&quot;Geçtiğimiz yıl bütçemizin %15’ini oluşturan Ar-Ge faaliyetlerimizin payını bu sene %25’e çıkardık. Ar-Ge’de sporcu gıdaları ve probiyotiklerin ağırlıklı olduğu çalışmalar yürüteceğiz. Markalı ürünlerimizle yeni pazarlara ulaşarak ihracat hacmimizi %70 genişletmeyi planlıyoruz.Henüz adım atmadığımız Avrupa ülkeleri, hedef pazarlarımız arasında yer alıyor. Amerika’daki operasyonumuzu büyütmek için ülkede 3 önemli fuara katılacağız. 2022&#039;de yurt içi ve dışında toplam 15 fuar ve kongrede yer alarak ticari faaliyetlerimizi hızlandıracağız.İhracat hacmimizi genişleterek sadece kendi markamızın değil ülkemizin de dünyadaki bilinirliğini artırmaya hizmet edeceğiz.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cNPtgQN8Xki7Gq2qP0sPQg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Pandemi, tıbbi, aromatik, bitki, ticaretini, hızlandırdı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cNPtgQN8Xki7Gq2qP0sPQg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Pandemi tıbbi ve aromatik bitki ticaretini hızlandırdı"><p>Türkiye, pandemi nedeniyle 200 milyar doları aşan küresel tıbbi ve aromatik bitki ticaretinden aldığı payı 1 milyar dolar seviyesine yaklaştırdı. Bağışıklık sistemini destekleyen ürünlere artan talep, Türkiye için yeni fırsatlar barındırıyor. Yerli şirketler, markalı ihracatla Türkiye'nin bilinirliğini artırmayı hedefliyor.</p><p>Pandemide sağlıklı yaşama yönelik artan bilinçle bağışıklık sistemini destekleyen, çok yönlü kullanım alanına sahip bitkisel ürünlere artan talebin Türkiye için yeni fırsatlar barındırdığına dikkat çeken Talya Türkiye ve Amerika Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı M. Halis Ertaş, "Tıbbi ve aromatik bitkiler, sağlıktan kozmetiğe ve turizme kadar çok sayıda alanda ekonomik bir katma değer yaratıyor. </p><p>Uluslararası Ticaret Merkezi (ITC) tarafından açıklanan güncel verilere göre, 200 milyar doları aşan tıbbi ve aromatik bitki ticaretinden 1 milyar doların altında bir pay alan Türkiye, bu oranı kısa vadede 1 milyar dolar, 2023’te ise 5 milyar dolar seviyesine ulaştırmayı hedefliyor.</p><p>Katma değerli ürünler ile pazarlama ve tanıtım faaliyetlerine odaklanarak küresel tıbbi ve aromatik bitki pazarından aldığımız payı artırabiliriz" dedi.</p><p><strong>LAVANTADA BİLİNÇSİZ ÜRETİM FURYASI OLUŞTU</strong>  Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 13 üründe hazırladığı fizibilite rehberiyle yerli yatırımcının sektöre ilgisini artırarak Türkiye’nin pazar payını genişletmeyi planladığına değinen M. Halis Ertaş, "Son yıllarda lavantada oluşan bilinçsiz üretim furyası, Türkiye için stratejik öneme sahip bitkilerin ekimini azaltırken, farklı lavanta türlerinin karakteristik özelliklerinin yitirilmesine neden oldu. Üretimi ülkemizin topraklarına özgü kekik, nane, gül ve anason gibi bitkilerle çeşitlendirerek Türkiye’nin marka bilinirliğine kalıcı değerler kazandırırken ihracat gelirlerimizi daha da yukarılara çıkarabiliriz dedi.</p><p>Türkiye topraklarına özgü gül gibi bitki türlerinin uluslararası ölçekte tanıtımına yönelik gerekli adımlar atılamadığına dikkat çeken M. Halis Ertaş, "Isparta gülü gibi katma değerli bir ürünü dünyaya yeterince tanıtamadık. Bulgaristan bu boşluktan faydalanarak Türkiye’nin önüne geçti. Türkiye’nin Isparta gülünü, dünya Bulgar gülü olarak biliyor. Ürünlerin erken hasat edilmesi de verimliliği düşürüyor.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EBH-Aux5306ZQvNgiMcQtg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="Talya Türkiye ve Amerika Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı M. Halis Ertaş"><p><strong>"MARKALI İHRACATLA HEDEFLERE ULAŞABİLİRİZ"</strong>  Türkiye’nin bitkisel ilaç, bitki kimyasalları, gıda ve katkı maddeleri, kozmetik ve parfümeri gibi alanların hammaddesini oluşturan çok sayıda tıbbi ve aromatik bitki türü açısından oldukça zengin bir florayaya sahip olduğunu belirten M. Halis Ertaş, konuya ilişkin şunları söyledi:</p><p>"Kekik üretiminde dünya lideriyiz. Dünyanın defne ihtiyacının %90’ını karşılıyoruz. 2021’de bitkisel yağ çeşitleri ve gıda takviyeleriyle küresel ticarette aktif hale gelsek de ihracatta 1 milyar dolar seviyesini bile göremedik.</p><p>Çörekotu, kuşburnu, kekik ve uçucu yağlar ile çeşitli vitaminler ve ballı karışımlar ihracatta öne çıkarken, Amerika, Pakistan, Türkmenistan, Hong Kong, İsviçre ve Güney Kore gibi farklı coğrafyalardan yüksek talep aldık. Farklı ürünlerdeki potansiyelimizin tümünü harekete geçirip markalı ihracata ağırlık vererek ülkemizi 5 milyar dolarlık ihracat hedefinin ötesine taşıyabiliriz." </p><p><strong>İHRACAT HACMİNİ YÜZDE 70 GENİŞLETECEK</strong>  Üretimde Ar-Ge'nin gücüne inanan bir şirket olarak Antalya’daki fabrikada kurdukları Fitoterapi Ar-Ge Laboratuvarı’nda üniversite işbirliğiyle çalışmalar yürüttüklerini belirten M. Halis Ertaş, 2022 hedefleri hakkında şu bilgileri verdi:</p><p>"Geçtiğimiz yıl bütçemizin %15’ini oluşturan Ar-Ge faaliyetlerimizin payını bu sene %25’e çıkardık. Ar-Ge’de sporcu gıdaları ve probiyotiklerin ağırlıklı olduğu çalışmalar yürüteceğiz. Markalı ürünlerimizle yeni pazarlara ulaşarak ihracat hacmimizi %70 genişletmeyi planlıyoruz.</p><p>Henüz adım atmadığımız Avrupa ülkeleri, hedef pazarlarımız arasında yer alıyor. Amerika’daki operasyonumuzu büyütmek için ülkede 3 önemli fuara katılacağız. 2022'de yurt içi ve dışında toplam 15 fuar ve kongrede yer alarak ticari faaliyetlerimizi hızlandıracağız.</p><p>İhracat hacmimizi genişleterek sadece kendi markamızın değil ülkemizin de dünyadaki bilinirliğini artırmaya hizmet edeceğiz."</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğal ağrı kesici olarak kullanılan 14 besin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-agri-kesici-olarak-kullanilan-14-besin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-agri-kesici-olarak-kullanilan-14-besin</guid>
<description><![CDATA[ Bazı bitki ve meyveler binlerce yıldır doğal ağrı kesici olarak kullanılıyor. Hayatlarının belli dönemlerinde çeşitli ağrı şikayetleri nedeniyle yaşam kalitesi düşen çok sayıda kişi, ilaçların yerine daha az yan etkisi olduğunu düşündüğü doğal ağrı kesicileri tercih ediyor. Ancak Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Betül Merd&#039;den önemli bir uyarı var: Vücudu gevşeterek bazı ağrıları hafifleten bu bitki ve meyveleri tüketirken aşırıya kaçmamak gerekiyor!Bu meyvenin koyu renkli olanı, doku dejenerasyonuna katkıda bulunan enzimleri bloke eden güçlü bir bileşik olan resveratrol içermektedir. Yapılan araştırmalarda resveratrolun, sırt ağrısına neden olan kıkırdak hasarına karşı koruma sağlayabildiği belirlenmiştir.2000 yıldır sindirim sistemine rahatlattığı bilinen zencefil aynı zamanda etkili bir ağrı kesicidir. Mide bulantısını önleyen zencefil aynı zamanda mide yatıştırma özelliğiyle de bilinmektedir. Zencefil, artrit kaynaklı ağrıyan eklemler ve adet krampları da dahil olmak üzere ağrıyla savaşan doğal bir bitkidir. Yapılan çalışmalarda, zencefil kapsüllerinin antiinflamatuar ilaçlar gibi, ağrıları hafifletmede işe yaradığı belirlenmiştir.
Miami Üniversitesi’nde 6 hafta süren bir araştırma sonucunda, kronik diz ağrısı olan hastaların neredeyse 3’te 2’sinin zencefil özü kullanarak ayağa kalktıktan sonra daha az ağrı hissettiği bildirilmiştir. Araştırmalar, zencefilin egzersiz sonrası ağrının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceği yönündedir.Papatyada ağrı kesici maddeler bulunmaktadır. Özellikle sinir sistemi ile ilgili ağrılar için yüzyıllardır insanlar tarafından kullanılır. İyi bir kas gevşetici özelliği olan papatya çayının ağrıları azalttığı kabul edilmektedir.Soyanın osteoartrit diz ağrısını yüzde 30 ve üzeri oranda kestiği tespit edilmiştir. Oklahoma Eyalet Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, üç ay boyunca günde 40 gram soya proteini tüketmenin hastaların ağrı kesici ilaç kullanımını yarı yarıya azalttığı belirlenmiştir.
Soyanın içerindeki izoflavonların anti-inflamatuar özelliği sayesinde ağrı kesici etkiye sahip olduğu bilinmektedir.Zerdeçalın içindeki bileşik, iltihaplanma dahil olmak üzere vücuttaki çeşitli süreçleri etkileyebilmektedir. Kurkumin takviyesi alanların romatoid artrit ve osteoartrit sorunları ile baş edebildiği ortaya çıkmıştır. Zencefilin demlenmesi ve içine bal konulmasıyla hazırlanan çaya karabiber eklenmesi etkisini artırmaktadır. Hint gıdalarında yaygın olarak kullanılan baharatın, romatoid artrit ağrısına ibuprofen kadar etkili olduğu belirlenmiştir. Sıçanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, zerdeçalın eklemlerin artritten tahribatını da engellediği gözlenmiştir.Kirazın içeriğindeki antosiyaninler adı verilen yüksek miktarda antioksidanlar, kirazın ağrıyla mücadele gücünün anahtarıdır. Yapılan araştırmalarda, kiraz suyunun egzersiz yapan erkeklerde kas hasarı semptomlarını azalttığı belirlenmiştir. Ağrı kesici antosiyaninler ayrıca böğürtlen, vişne, ahududu ve çilekte de bulunmaktadır.Reçetesiz satılan birçok soğuk algınlığı ve baş ağrısı ilacında kafein bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bilinen ağrı kesicilerle birlikte tüketildiğinde ağrı kesicilerin etkilerini arttırdığı belirlenmiştir. Son yıllarda ise kafeinin kendine özgü ağrı azaltıcı güce sahip olduğu da ortaya çıkmıştır. Ancak kafein alımında aşırıya kaçmamak gerekmektedir.Balıktaki omega-3 yağ asitleri, romatoid artrit, migren ve Crohn hastalığı da dahil olmak üzere bazı otoimmün hastalıklardan kaynaklanan ağrı veya iltihaplanmayı azaltabilmektedir. Düzenli balık tüketen, kronik boyun ve sırt ağrısı olan hastalarda etkili olduğu bilinmektedir. Yapılan bir araştırmada ağrısı olan hastaların yüzde 60’nın üç ay boyunca balık yağı tükettikten sonra rahatlama yaşadığı ve neredeyse çoğu ağrı kesici ilaçları tamamen bıraktığı bildirilmektedir. 
Kronik ağrıları olanların somon, uskumru, sardalye veya alabalık gibi yağlı balıklardan haftada 2-3 öğün yemesi önerilmektedir. Hepsi de omega-3 kaynağı olan bu balıklar düzenli tüketildiğinde ağrıyı baskılamaktadır. Ancak kan sulandırıcı alınıyorsa, önce uzman hekime danışılmalıdır. Çünkü omega-3&#039;ler bu ilaçların etkisini artırabilmektedir.Yaban mersini, iltihapla savaşabilecek ve ağrıyı azaltabilecek çok sayıda bitkisel öğeler içermektedir. Meyvenin mevsimi değilse, donmuş yaban mersini taze ile benzer şekilde besin içeriğine sahiptir. Çilek ve portakal da dahil olmak üzere antioksidan ve polifenol içeren diğer meyvelerin de yatıştırıcı etkileri vardır.Kabak çekirdeği, migren ataklarını azaltmasıyla bilinen bir mineral olan müthiş bir magnezyum kaynağıdır. Ayrıca osteoporozun önlenmesine ve tedavisine yardımcı olmaktadır. Daha fazla magnezyum için badem ve kaju fıstığı, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak ve lahana gibi), fasulye ve mercimek düzenli olarak tüketilmelidir.Nane yağı, irritabl bağırsak sendromunun ayırt edici özellikleri olan ağrılı kramplarını, gazı ve şişkinliği gidermektedir. Aşırıya kaçmamak şartıyla nane çayı tüketenler, mide rahatsızlığına bağlı ağrılarının ya ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tn1q3T0URkuDMRAEynTBqw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğal, ağrı, kesici, olarak, kullanılan, besin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tn1q3T0URkuDMRAEynTBqw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Doğal ağrı kesici olarak kullanılan 14 besin"><p>Bazı bitki ve meyveler binlerce yıldır doğal ağrı kesici olarak kullanılıyor. Hayatlarının belli dönemlerinde çeşitli ağrı şikayetleri nedeniyle yaşam kalitesi düşen çok sayıda kişi, ilaçların yerine daha az yan etkisi olduğunu düşündüğü doğal ağrı kesicileri tercih ediyor. Ancak Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Betül Merd'den önemli bir uyarı var: Vücudu gevşeterek bazı ağrıları hafifleten bu bitki ve meyveleri tüketirken aşırıya kaçmamak gerekiyor!</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gnEFb-mbl0isa1noQ0yjzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu meyvenin koyu renkli olanı, doku dejenerasyonuna katkıda bulunan enzimleri bloke eden güçlü bir bileşik olan resveratrol içermektedir. Yapılan araştırmalarda resveratrolun, sırt ağrısına neden olan kıkırdak hasarına karşı koruma sağlayabildiği belirlenmiştir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-tu1quag1kiuACXhvVN17g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2000 yıldır sindirim sistemine rahatlattığı bilinen zencefil aynı zamanda etkili bir ağrı kesicidir. Mide bulantısını önleyen zencefil aynı zamanda mide yatıştırma özelliğiyle de bilinmektedir. Zencefil, artrit kaynaklı ağrıyan eklemler ve adet krampları da dahil olmak üzere ağrıyla savaşan doğal bir bitkidir. Yapılan çalışmalarda, zencefil kapsüllerinin antiinflamatuar ilaçlar gibi, ağrıları hafifletmede işe yaradığı belirlenmiştir.
Miami Üniversitesi’nde 6 hafta süren bir araştırma sonucunda, kronik diz ağrısı olan hastaların neredeyse 3’te 2’sinin zencefil özü kullanarak ayağa kalktıktan sonra daha az ağrı hissettiği bildirilmiştir. Araştırmalar, zencefilin egzersiz sonrası ağrının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceği yönündedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/glu9D0fXA0-qEtald0kWMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Papatyada ağrı kesici maddeler bulunmaktadır. Özellikle sinir sistemi ile ilgili ağrılar için yüzyıllardır insanlar tarafından kullanılır. İyi bir kas gevşetici özelliği olan papatya çayının ağrıları azalttığı kabul edilmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zTDUSXil-k6llv5HBu2udw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Soyanın osteoartrit diz ağrısını yüzde 30 ve üzeri oranda kestiği tespit edilmiştir. Oklahoma Eyalet Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, üç ay boyunca günde 40 gram soya proteini tüketmenin hastaların ağrı kesici ilaç kullanımını yarı yarıya azalttığı belirlenmiştir.
Soyanın içerindeki izoflavonların anti-inflamatuar özelliği sayesinde ağrı kesici etkiye sahip olduğu bilinmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Tos0fkLXoEiUCdVXXg0DHA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zerdeçalın içindeki bileşik, iltihaplanma dahil olmak üzere vücuttaki çeşitli süreçleri etkileyebilmektedir. Kurkumin takviyesi alanların romatoid artrit ve osteoartrit sorunları ile baş edebildiği ortaya çıkmıştır. Zencefilin demlenmesi ve içine bal konulmasıyla hazırlanan çaya karabiber eklenmesi etkisini artırmaktadır. Hint gıdalarında yaygın olarak kullanılan baharatın, romatoid artrit ağrısına ibuprofen kadar etkili olduğu belirlenmiştir. Sıçanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, zerdeçalın eklemlerin artritten tahribatını da engellediği gözlenmiştir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mjyMfSlvpUmYqOnbPptp8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kirazın içeriğindeki antosiyaninler adı verilen yüksek miktarda antioksidanlar, kirazın ağrıyla mücadele gücünün anahtarıdır. Yapılan araştırmalarda, kiraz suyunun egzersiz yapan erkeklerde kas hasarı semptomlarını azalttığı belirlenmiştir. Ağrı kesici antosiyaninler ayrıca böğürtlen, vişne, ahududu ve çilekte de bulunmaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h8m17QrrHUaHD9LKSUZ7Ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Reçetesiz satılan birçok soğuk algınlığı ve baş ağrısı ilacında kafein bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bilinen ağrı kesicilerle birlikte tüketildiğinde ağrı kesicilerin etkilerini arttırdığı belirlenmiştir. Son yıllarda ise kafeinin kendine özgü ağrı azaltıcı güce sahip olduğu da ortaya çıkmıştır. Ancak kafein alımında aşırıya kaçmamak gerekmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H_9x686jzUCzuCxPTdAa3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Balıktaki omega-3 yağ asitleri, romatoid artrit, migren ve Crohn hastalığı da dahil olmak üzere bazı otoimmün hastalıklardan kaynaklanan ağrı veya iltihaplanmayı azaltabilmektedir. Düzenli balık tüketen, kronik boyun ve sırt ağrısı olan hastalarda etkili olduğu bilinmektedir. Yapılan bir araştırmada ağrısı olan hastaların yüzde 60’nın üç ay boyunca balık yağı tükettikten sonra rahatlama yaşadığı ve neredeyse çoğu ağrı kesici ilaçları tamamen bıraktığı bildirilmektedir. 
Kronik ağrıları olanların somon, uskumru, sardalye veya alabalık gibi yağlı balıklardan haftada 2-3 öğün yemesi önerilmektedir. Hepsi de omega-3 kaynağı olan bu balıklar düzenli tüketildiğinde ağrıyı baskılamaktadır. Ancak kan sulandırıcı alınıyorsa, önce uzman hekime danışılmalıdır. Çünkü omega-3'ler bu ilaçların etkisini artırabilmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eY2i5oLGGk-mz-rNRq-pSg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban mersini, iltihapla savaşabilecek ve ağrıyı azaltabilecek çok sayıda bitkisel öğeler içermektedir. Meyvenin mevsimi değilse, donmuş yaban mersini taze ile benzer şekilde besin içeriğine sahiptir. Çilek ve portakal da dahil olmak üzere antioksidan ve polifenol içeren diğer meyvelerin de yatıştırıcı etkileri vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NBOImQvdakiHTycco3L-BQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kabak çekirdeği, migren ataklarını azaltmasıyla bilinen bir mineral olan müthiş bir magnezyum kaynağıdır. Ayrıca osteoporozun önlenmesine ve tedavisine yardımcı olmaktadır. Daha fazla magnezyum için badem ve kaju fıstığı, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak ve lahana gibi), fasulye ve mercimek düzenli olarak tüketilmelidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IHNOW3hJsE6nUrnYGEedNg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nane yağı, irritabl bağırsak sendromunun ayırt edici özellikleri olan ağrılı kramplarını, gazı ve şişkinliği gidermektedir. Aşırıya kaçmamak şartıyla nane çayı tüketenler, mide rahatsızlığına bağlı ağrılarının yatıştığını belirtmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fNbMSdojN0ykcWJytdaxOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçeriğindeki yüksek miktarda omega-3 yağ asitleri ile beyin ve kalp sağlığının yanı sıra ağrılara da iyi gelmektedir. Düzenli olarak ceviz tüketmek, kas ve eklem ağrılarına karşı etkilidir. Özellikle kahvaltılarda ve ara öğünlerde tüketilmesi önerilmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P1-L1hzbWE6_dMrIDt6vTg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diş ve baş ağrısına iyi gelen sarımsak, doğal antibiyotik olarak bilinmektedir. Özel sağlık durumları haricinde genellikle günde 2-3 diş sarımsak kas ve kemik ağrılarına iyi gelmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QEfFOlYA2UyWILqOZTYdkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçeriğinde oleokantal enzimi olan sızma zeytinyağının, doğal bir anti-inflamatuar yani iltihap giderici etkisi vardır. Ayrıca bu enzimin ağrıyı azalttığı belirtilmiştir. Ancak bu enzimin etkili olabilmesi için zeytinyağının natürel olması ve eski usullere göre sıkılarak tüketime hazır hale getirilmesi önemlidir.   Tüm bu besinler kişide kronik hastalıklar ya da beslenme ile farklı sorunlar varsa dikkatli tüketilmeli, gerekli hallerde doktora danışılmalıdır.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rezene çayının faydaları nelerdir? Rezene nasıl tüketilebilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/rezene-cayinin-faydalari-nelerdir-rezene-nasil-tuketilebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/rezene-cayinin-faydalari-nelerdir-rezene-nasil-tuketilebilir</guid>
<description><![CDATA[ Rezene, sarı çiçekleri olan ve uzun yıllardır yetiştirilen bir bitkidir. Koyu renkli ve kendine has kokusuyla yemeklere tat veren ve maydanozgiller familyasına ait şifalı bir bitki olan rezene, demlenerek çay olarak da tüketilir. Peki rezene nasıl tüketilebilir? Rezene çayının faydaları nelerdir?Rezene bitkisinin tüm kısımları, çiçekler, soğan ve tohumlar dahil olmak üzere yeme-içmede ve bazı tıbbi ürünlerin üretiminde kullanılabilir.  Sodyum, potasyum, fosfor ve kalsiyum gibi değerli mineraller barındıran bitki, A ve C vitaminleri açısından da zengindir.Rezene bitkisinin kökü, uzun yıllar boyunca kabızlık ve gaz problemlerinin giderilmesi için kullanılmış, yaprakları ise çay olarak demlenerek pek çok farklı rahatsızlığın iyileştirilmesi için tüketilmiştir.Mide ve bağırsak sistemi rahatsızlıklarının giderilmesi, solunum sistemi hastalıklarının iyileştirilmesi, migren gibi baş ağrıların rahatlatılması gibi pek çok farklı amaçla tüketilen rezene çayı, günümüzde anne sütü miktarının arttırılması ve bebeklerin gaz problemlerinin giderilmesi için de sıklıkla kullanılır.REZENE ÇEŞİTLERİ NELERDİR? Bitki rezene ve floransa olmak üzere iki ana rezene türü mevcuttur. Her iki rezene türü de farklı anason veya meyan kökü aromasına sahiptir. Rezene türleri için hasat koşulları farklıdır. Şöyle ki bitki rezene, sadece yaprakları kesilerek ihtiyaca göre hasat edilebilir. Yaprakları kurutulabilir ve daha sonra kullanılmak üzere saklanabilir. Tohumlar için ise bitkinin çiçek açması beklenmelidir. Çiçeklerin rengi kahverengiye döndüğünde tohum hasatı gerçekleştirilebilir. Floransa rezene ise soğanları tenis topu boyutuna geldiğinde hasat edilir. Ampul kazılır, kökler ve üst kısmı kesilir. Ampuller serin bir yerde birkaç hafta saklanabilir.  Bitki rezeneBitki rezene daha çok uzun aromatik sapları, yaprakları ve tohumları için yetiştirilir. Rezene tohumları farklı lezzeti, bulunduğu formların çeşitliliği ve sağlığa belirgin faydaları nedeniyle modern mutfaklarda kendine yer edinmiştir. Sarı çiçek kümeleri yaz sonunda ortaya çıkar. Yapraklar, saplar, tohumlar hasat edilir ve kullanılır.  Rezene bitkisi 3 ila 5 metre boyunda büyüyebilir. Yaprakları tüylü ve dereotuna benzerdir ve tüm parçaları yenilebilir. Rezene tohumları ayrıca fırınlanmış ürünlerde, içeceklerde ve tatlılarda da kullanılır.  Floransa rezeneFloransa rezene daha kısa saplıdır. Genellikle büyük soğanı için yetiştirilir ve sebze olarak da tüketilebilir. Diğer kök sebzeler gibi çiğ olarak da tüketilebilir. Floransa rezenesi çok sayıda tarifte kullanılmaktadır. Floransa rezenenin görünümü, bitkinin tabanında kalın bir yaprak sapı rozeti ile ampul benzeridir. Ampul, bitkinin çiçeklenmesinden önce hasat edilir. Floransa rezenesi özellikle İtalyan salatalarında kullanılan önemli bir bileşendir. Ayrıca kızarmış ve sıcak garnitür olarak da servis edilebilir.İmmün sistemin zayıflamasına bağlı olarak bazı sağlık problemlerine yol açabilen durumlar, bitkisel çaylarla dengelenebilir. Ancak bu ürünlerin az miktarda tüketilmesi farklı sağlık sorunlarının oluşmaması için son derece önemlidir. Düzenli olarak kullanılan ilaçların varlığında bitki çayları, hekime danışılarak kullanılmalıdır. Rezene çayı da şifalı bitki çaylarından biridir. Anemi olarak tanımlanan kansızlığa da iyi geldiği düşünülen rezene çayının, ses kısıklığının giderilmesine ve toksinlerin atılmasına yardımcı olduğu düşünülür. Depresyon ve anksiyete gibi ruhsal problemlere de iyi geldiği düşünülen rezene çayı, kasları gevşeterek kişinin rahatlamasını sağlar. İdrar söktürücü özelliği olduğu için ödem oluşumunu engeller. C vitamini bakımından zengin olan rezene çayı, cilt dokusunu yeniler ve kolajen yapının oluşmasını sağlayarak cildi canlandırır.Vitamin ve mineral bakımından zengin olduğundan olası enfeksiyonlara karşı bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olarak vücudu korur. Uygun miktarda kullanıldığında sağlık için pek çok faydası olduğu bilinen rezene çayı aşağıda sıralanan durumlarda da kullanılabilir:  -Mide ve Bağırsak Sistemini Rahatlatır: Mide ve bağırsak motiletisini ya da farklı bir deyişle hareketliliğini artıran rezene çayı, sindirim sistemine ait şişkinlik, mide krampları, gaz ve kas spazmı gibi rahatsızlıkların giderilmesi için tüketilebilir. Ülsere neden olan bakterilerle mücadeleye yardımcı olduğu düşünülen rezene çayı, hastalığın belirtilerini hafifletebilir. Akşam yemeğinden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır ve tokluk hissi verir. Kabızlığa iyi geldiği de bilinir.-Solunum Sistemi Problemlerine İyi Gelir: Grip ve soğuk algınlığına bağlı olarak oluşan boğaz yangılarının giderilmesinin yanı sıra öksürüğe de iyi geldiği düşünülen rezene çayının uçucu bileşenlerinden olan anetol ve fenkonun, solunum yollarını rahatlattığı düşünülür. Vücutta bulunan patojenlere karşı immün sistemi destekler. Balgam söktürücü etkisinin yanı sıra burun kanallarının açılmasında da etkilidir. Boğaz ağrısı için gargara yapılarak kullanılabilir. Bronşit gibi hastalıkların iyileştirilmesinde etkili olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JQlGson8PUaXXYuvTIgZgw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Rezene, çayının, faydaları, nelerdir, Rezene, nasıl, tüketilebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JQlGson8PUaXXYuvTIgZgw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Rezene çayının faydaları nelerdir? Rezene nasıl tüketilebilir?"><p>Rezene, sarı çiçekleri olan ve uzun yıllardır yetiştirilen bir bitkidir. Koyu renkli ve kendine has kokusuyla yemeklere tat veren ve maydanozgiller familyasına ait şifalı bir bitki olan rezene, demlenerek çay olarak da tüketilir. Peki rezene nasıl tüketilebilir? Rezene çayının faydaları nelerdir?</p><p>Rezene bitkisinin tüm kısımları, çiçekler, soğan ve tohumlar dahil olmak üzere yeme-içmede ve bazı tıbbi ürünlerin üretiminde kullanılabilir.  Sodyum, potasyum, fosfor ve kalsiyum gibi değerli mineraller barındıran bitki, A ve C vitaminleri açısından da zengindir.</p><p>Rezene bitkisinin kökü, uzun yıllar boyunca kabızlık ve gaz problemlerinin giderilmesi için kullanılmış, yaprakları ise çay olarak demlenerek pek çok farklı rahatsızlığın iyileştirilmesi için tüketilmiştir.</p><p>Mide ve bağırsak sistemi rahatsızlıklarının giderilmesi, solunum sistemi hastalıklarının iyileştirilmesi, migren gibi baş ağrıların rahatlatılması gibi pek çok farklı amaçla tüketilen rezene çayı, günümüzde anne sütü miktarının arttırılması ve bebeklerin gaz problemlerinin giderilmesi için de sıklıkla kullanılır.</p><p><strong>REZENE ÇEŞİTLERİ NELERDİR?</strong> </p><p>Bitki rezene ve floransa olmak üzere iki ana rezene türü mevcuttur. Her iki rezene türü de farklı anason veya meyan kökü aromasına sahiptir. Rezene türleri için hasat koşulları farklıdır. Şöyle ki bitki rezene, sadece yaprakları kesilerek ihtiyaca göre hasat edilebilir. Yaprakları kurutulabilir ve daha sonra kullanılmak üzere saklanabilir. Tohumlar için ise bitkinin çiçek açması beklenmelidir. Çiçeklerin rengi kahverengiye döndüğünde tohum hasatı gerçekleştirilebilir. Floransa rezene ise soğanları tenis topu boyutuna geldiğinde hasat edilir. Ampul kazılır, kökler ve üst kısmı kesilir. Ampuller serin bir yerde birkaç hafta saklanabilir.  <strong>Bitki rezene</strong></p><p>Bitki rezene daha çok uzun aromatik sapları, yaprakları ve tohumları için yetiştirilir. Rezene tohumları farklı lezzeti, bulunduğu formların çeşitliliği ve sağlığa belirgin faydaları nedeniyle modern mutfaklarda kendine yer edinmiştir. Sarı çiçek kümeleri yaz sonunda ortaya çıkar. Yapraklar, saplar, tohumlar hasat edilir ve kullanılır.  Rezene bitkisi 3 ila 5 metre boyunda büyüyebilir. Yaprakları tüylü ve dereotuna benzerdir ve tüm parçaları yenilebilir. Rezene tohumları ayrıca fırınlanmış ürünlerde, içeceklerde ve tatlılarda da kullanılır.  <strong>Floransa rezene</strong></p><p>Floransa rezene daha kısa saplıdır. Genellikle büyük soğanı için yetiştirilir ve sebze olarak da tüketilebilir. Diğer kök sebzeler gibi çiğ olarak da tüketilebilir. Floransa rezenesi çok sayıda tarifte kullanılmaktadır. Floransa rezenenin görünümü, bitkinin tabanında kalın bir yaprak sapı rozeti ile ampul benzeridir. Ampul, bitkinin çiçeklenmesinden önce hasat edilir. Floransa rezenesi özellikle İtalyan salatalarında kullanılan önemli bir bileşendir. Ayrıca kızarmış ve sıcak garnitür olarak da servis edilebilir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8MJQ9HvDwEGUFFjKF2cNCQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>İmmün sistemin zayıflamasına bağlı olarak bazı sağlık problemlerine yol açabilen durumlar, bitkisel çaylarla dengelenebilir. Ancak bu ürünlerin az miktarda tüketilmesi farklı sağlık sorunlarının oluşmaması için son derece önemlidir. Düzenli olarak kullanılan ilaçların varlığında bitki çayları, <strong>hekime danışılarak kullanılmalıdır.</strong> Rezene çayı da şifalı bitki çaylarından biridir. Anemi olarak tanımlanan kansızlığa da iyi geldiği düşünülen rezene çayının, ses kısıklığının giderilmesine ve toksinlerin atılmasına yardımcı olduğu düşünülür. </p><p>Depresyon ve anksiyete gibi ruhsal problemlere de iyi geldiği düşünülen rezene çayı, kasları gevşeterek kişinin rahatlamasını sağlar. İdrar söktürücü özelliği olduğu için ödem oluşumunu engeller. C vitamini bakımından zengin olan rezene çayı, cilt dokusunu yeniler ve kolajen yapının oluşmasını sağlayarak cildi canlandırır.</p><p>Vitamin ve mineral bakımından zengin olduğundan olası enfeksiyonlara karşı bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olarak vücudu korur. Uygun miktarda kullanıldığında sağlık için pek çok faydası olduğu bilinen rezene çayı aşağıda sıralanan durumlarda da kullanılabilir:  <strong>-Mide ve Bağırsak Sistemini Rahatlatır: </strong>Mide ve bağırsak motiletisini ya da farklı bir deyişle hareketliliğini artıran rezene çayı, sindirim sistemine ait şişkinlik, mide krampları, gaz ve kas spazmı gibi rahatsızlıkların giderilmesi için tüketilebilir. Ülsere neden olan bakterilerle mücadeleye yardımcı olduğu düşünülen rezene çayı, hastalığın belirtilerini hafifletebilir. Akşam yemeğinden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır ve tokluk hissi verir. Kabızlığa iyi geldiği de bilinir.</p><p><strong>-Solunum Sistemi Problemlerine İyi Gelir:</strong> Grip ve soğuk algınlığına bağlı olarak oluşan boğaz yangılarının giderilmesinin yanı sıra öksürüğe de iyi geldiği düşünülen rezene çayının uçucu bileşenlerinden olan anetol ve fenkonun, solunum yollarını rahatlattığı düşünülür. Vücutta bulunan patojenlere karşı immün sistemi destekler. Balgam söktürücü etkisinin yanı sıra burun kanallarının açılmasında da etkilidir. Boğaz ağrısı için gargara yapılarak kullanılabilir. Bronşit gibi hastalıkların iyileştirilmesinde etkili olabilir.</p><p><strong>Kan Basıncını Düzenler: </strong>Tansiyonun düzenlenmesinde etkili olduğu bilinen rezene çayı, içeriğindeki potasyum sayesinde gerilen damarları rahatlatır. Hipertansiyona iyi geldiği düşünülür.</p><p><strong>Metabolizmayı Hızlandırır:</strong> Rezene bitkisinin metabolizmayı hızlandırdığı bilinir. Yatmadan önce içilen bir bardak rezene çayı, gece boyunca metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar. Ayrıca sabah açlık hissinin de atlatılmasında etkili olduğundan diyet programıyla birlikte tüketilebilir.</p><p><strong>Regl Sancılarını Azaltır: </strong>Kadınların büyük bir kısmının yaşadığı regl sancıları, rahmin kasılmasından kaynaklanır. Yoğun ağrıya sebep olan bu durumun hafifletilmesi için rezene çayı tüketilebilir. Rezene çayı vücut kaslarının gevşemesine de yardımcı olarak, âdet dönemlerinin daha kolay atlatılmasına yardımcı olabilir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KkhCgoWD50uoYMSYMzqPVA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>Baş Ağrısını Azaltır: </strong>Rezene çayının kas gevşetici etkisi nedeniyle baş ağrılarına da iyi geldiği düşünülür. Yapılan sınırlı çalışmalarda rezenenin santral etkili ağrı kesici etkisinin olduğu görülmüştür.  <strong>Anne Sütünü Artırır: </strong>Östrojen hormonunu uyardığı düşünülen ve galaktogog özelliğine sahip bir bitki olduğu bilinen rezene çayı, anne vücudunda daha fazla süt üretilmesini sağlayabilir. Sodyum ve potasyum mineralleri açısından zengin olması sebebiyle sıvı dengesini de sağlar. Emzirme döneminde rezene çayı kullanımı mutlaka hekim önerisiyle gerçekleşmelidir.  <strong>Bebeklerin Gaz Sancılarını Azaltır:</strong> Altı ay üzerindeki bebeklerin uyku düzeninin oluşmasında etkisi olduğu bilinen rezene çayı, bebeklere verilmeden önce mutlaka hekime danışılmalıdır.  <strong>Gözlerdeki Şişliği Giderir:</strong> Rezene çayının demlendikten sonra soğutularak pamuk yardımıyla göz çevresine sürülmesi, gözlerdeki şişliklerin azaltılmasında etkilidir.  </p><p><strong>REZENE ÇAYINI KİMLER TÜKETMEMELİDİR? ZARARLARI NELERDİR?</strong></p><p>-Fitoöstrojenler fetal gelişimi engelleyebildiği, kanamaya ve düşüklere neden olabildiği için hamile kadınların rezene çayı içmesi önerilmez. </p><p>-Ayrıca fitoöstrojenler nedeniyle, rezene aşırı tüketildiğinde özellikle çocuklarda hormon seviyelerinde dengesizliklere neden olabilir. Anetol alerjisi bulunanların kesinlikle rezeneli ürünleri tüketmemesi gerekir.</p><p>-Ayrıca hamilelerin, emzirenlerin ve küçük çocukların da rezene meyvesi çayı dışındaki rezene preparatlarını kullanmamaları önerilir.</p><p>-Yine bebeklerde nörolojik problemlere neden olma ihtimaline karşı doktoruna danışmadan bebeğinize rezene çayı vermeyin.</p><p>-Siprofloksasin ve kinolon etken maddeli ilaçlarla rezene çayı etkileşime girebilir. Bu tür ilaçlar alırken rezene çayı tüketmeyin. Yine tansiyon ilacı kullanıyorsanız rezene içmeden doktorunuza danışın.</p><p>-Rezene çayı, güneşe hassasiyeti arttırabilir.</p><p>-Bazı alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Havuç, kereviz gibi sebzelere alerjisi olan kişiler rezene bitkisine karşı daha hassas olabilirler. Baş dönmesi, yutma güçlüğü ve yüzde şişme görülebilecek alerjik reaksiyonlardır.</p><p>-Endokrinolojik bir hastalığınız varsa rezene çayı tüketmeniz zararlı olabilir. Doktorunuza danışmadan rezene çayı içmeyin.</p><p>-Hemofili veya farklı kan hastalıkları olan kişiler kan pıhtılaşmasını engelleyebildiğinden rezene çayından kaçınılmalıdır.</p><p>-Günde 5-6 gram, 2-3 fincandan fazla rezene çayı tüketilmemelidir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5Euye7QJ4UCw1ira_yL66A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>REZENE ÇAYI NASIL DEMLENİR?</strong></p><p>Kurutulmuş rezene tohumlarından bir rezene çayı demlemek isterseniz, daha iyi bir aroma elde etmek için tohumları bir havan yardımıyla ezebilirsiniz. Ezilmiş olan yaklaşık 1 yemek kaşığı rezene tohumunu, demliğe koyun ve üzerine kaynar su ilave edin.</p><p>Çayın ağzını kapatarak 5 dakika demlemeye bırakın. Daha sert içimli bir çay isterseniz 10 dakika bekleyin. Sıvıyı tanelerinden ayırmak için süzün ve dilerseniz 1 çay kaşığı bal ekleyip öyle tüketin. Farklı aromalar elde etmek için taze nane yaprağı ve zencefil dilimi ekleyebilirsiniz.</p><p><strong>REZENE TÜKETMENİN YAN ETKİLERİ NELERDİR?</strong> </p><p>ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), rezene tohumu çayının genel olarak güvenli olduğunu kabul etmektedir . Ancak, çocuklara çok miktarda rezene vermeden önce bir çocuk doktoruna danışmak en iyisidir. Bu durum özellikle kolik hastası bebeklerini rezene tohumu çayı ile yatıştırmayı planlayan ebeveynler için geçerlidir.  Rezene, fetüsün büyümesini ve gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek fitoöstrojenler içerdiğinden hamile kadınlar için güvenli olmayabilir.  Rezene, havuç-maydanoz-kereviz bitki ailesine aittir. Bu nedenle, havuç alerjisi olanların rezene alerjisi olma olasılığı çok yüksektir. Bu durum aynı zamanda, anason, yaban havucu, kimyon ve kişniş gibi söz konusu bitki ailesindeki diğer sebzeler ve otlar için alerjisi olanlar için de geçerlidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adaçayının faydaları nelerdir? Adaçayı nasıl demlenir? Hangi hastalıklara iyi gelir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/adacayinin-faydalari-nelerdir-adacayi-nasil-demlenir-hangi-hastaliklara-iyi-gelir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/adacayinin-faydalari-nelerdir-adacayi-nasil-demlenir-hangi-hastaliklara-iyi-gelir</guid>
<description><![CDATA[ Adaçayı ya da diğer adı ile salvia otu, eski çağlardan beri kozmetik, aromaterapi, yemek ve ilaç gibi farklı birçok alanda kullanılıyor. Birçok hastalığın semptomlarının hafifletilmesinde kullanılan adaçayının, bazı durumlarda kullanılması ise zararlı olabilir. Bilinçli ve dikkatli tüketilmesi gereken adaçayının faydaları ve zararları nelerdir? Adaçayının özellikleri nelerdir?Latince adı Salvia officinalis olan ada çayı, ballıbabagiller familyasından gelen tıbbi ve aromatik bitki türüdür. Uçucu yağ ve baharat bitkisi olan ada çayına ait dünya çapında 5 binden fazla farklı tür bulunur. Orta Doğu ve Akdeniz bölgelerinde yetişen bitkinin ülkemizde de yaygın olarak yetiştirilir.Eski çağlardan beri parfümlerde kullanılmış, lezzet vermek amacıyla yiyeceklere eklenmiş ve günlük beslenmede tedavi amaçlı yer almıştır. “Salvia” kelimesi “iyileşmek için” anlamına gelir. Orta Doğu ve Akdeniz’e özgü aromatik bir bitki olan adaçayı; Avrupa’da geleneksel tıpta sindirim sistemi rahatsızlıkları, öksürük ve bronşit, fazla terleme, yaşa bağlı kognitif hastalıklar, boğaz ağrısı ve deri iltihaplanmasında kullanılmaktadır.ADAÇAYI NASIL DEMLENİR?Eski zamanlardan bu yana ada çayı içmenin faydaları insanlar tarafından bilinmektedir. Ancak çoğu zaman ada çayı hazırlanırken bazı yanlışlar yapılmaktadır. Bu yanlışların başında ada çayını kaynatmak gelir. Ada çayı kaynatıldığı zaman içeriğinde bulunan toksin maddeler açığa çıkar ve bu durum sağlık açısından faydadan çok zarar getirir.Ada çayının faydaların tam olarak yararlanabilmek için ada çayının nasıl demlendiğini bilmek gerekir. Ada çayı demlemenin en doğru yolu, kaynamış olan bir bardak suyun içerisine 1 tatlı kaşığı kadar ada çayı koymaktır. Bardağa koyulan ada çayı, 4-5 dakika bekledikten sonra çıkarılır ve içmeye hazır hale gelir.ADAÇAYI NEYE İYİ GELİR? Adaçayı; cilde, boğaz ağrısı ve ağız yaralarına, hazımsızlık ve mide yanmasına, öksürüğe ve bronşite, adet gecikmesine, adet dönemi öncesi görülen mide bulantısı ve baş ağrısı gibi semptomlara, stres ve uykusuzluğa iyi gelmektedir. Kan şekerinin düzenlenmesinde ve kan kolesterol düzeylerinin iyileştirilmesinde de etkili olabilmektedir.ADAÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?Tıbbi aromatik bitkiler sınıfında yer alan ada çayının insan sağlığına pek çok faydası bulunur. Ada çayı yararları şu şekilde sıralanabilir:-Ada çayı içeriği bakımından zengin bitkilerdendir. İçeriğinde bulunan sineol isimli maddenin balgam söktürücü ve öksürük önleyici etkisi vardır. Aynı zamanda, boğazdaki iltihabın azalmasına yardımcı olur.-Ada çayı, içerisinde bulunan vitamin ve mineraller sayesinde bağışıklık sisteminin normal fonksiyonuna katkıda bulunur.-Vücut direncini artırarak yorgunluğun azalmasına yardımcı olur.-Güçlü antiseptik özelliği sayesinde ağızdaki yaraların iyileşme sürecine destek olur.-Ada çayının bilinen faydalarından bir diğeri, idrar söktürücü özelliğidir. Bu sayede kan basıncının düzenlenmesine destek olur.-Aç olarak tüketilen ada çayı kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur.-Sindirim sistemi rahatsızlıklarında oldukça etkili olan ada çayının gaz söktürücü ve ishal kesici etkisi olduğu da bilinir.-İçeriğinde bulunan östrojen benzeri maddeler yardımıyla kadınlara menopoza bağlı terleme gibi semptomların hafifletilmesine yardımcı olur.-Ada çayı soğuk kompres halinde yaraların üzerine uygulandığında yaraların iyileşme sürecini destekler. Ancak ada çayını açık yaraların üzerine uygulamaktan kaçınmak gerekir.-Zihinsel fonksiyonları güçlendirici etkisi bulunur.-İçeriğinde bulunan magnezyum ve kalsiyum gibi mineraller sayesinde diş sağlığını destekler.ADAÇAYI HANGİ DURUMLARDA TÜKETİLMEMELİDİR?  Ada çayı her ne kadar yıllardan beri şifalı bitki olarak bilinse de bu bitki hakkında yeterince araştırılma yapılmamıştır. Bu yüzden sağlıklı kişilerin ada çayı gibi bitki çayı ve bitkisel ilaçları aşırıya kaçmadan tüketmesi önerilir.  -Kronik hastalığı bulunan kişilerin, ada çayı tüketimi hakkında hekime danışmaları önerilir. Planlanan ameliyatlar öncesinde ve sonrasında ada çayı dahil olmak üzere her türlü bitkisel ilaç ve çay tüketilmemelidir. Ada çayı tüketiminin sakıncalı olabileceği durumlar şöyledir:  -Ada çayının rahim kaslarını uyardığı ve süt üretimine engel olduğu bilindiğinden gebelerin ve emziren annelerin ada çayını tüketmesi son derece sakıncalıdır.  -6 yaşından küçük çocukların ada çayı tüketmesi, sağlık problemlerine yol açabilir.  -Aşırı miktarda tüketildiğinde kan basıncını yükselttiği, karaciğer ve sinir sistemine zarar verdiği bilinen bazı ada çayı türlerinin, günde 3 fincandan fazla tüketilmemesi önerilir.  -Halk arasında acı elma yağı olarak da bilinen konsantre hâlde bulunan ada çayı yağının oral olarak alınması sağlık sorunlarına yol açabilir.  -Kanser hastalarının bazı ada çayı türlerini tüketmesi önerilmez. Diyabet, Alzheimer ve nöbetleri durdurmaya yönelik olarak alınan ilaçlarla birlikte tüketilmemelidir.ADAÇAYININ İDRAR SÖKTÜRÜCÜ ÖZELLİĞİ VAR MIDIR?Adaçayı tıpkı siyah çay ve birçok bitki çayı gibi idrar söktürücü etkiye sahip ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u4z7YJiBxkSmlVfGvruhuQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Adaçayının, faydaları, nelerdir, Adaçayı, nasıl, demlenir, Hangi, hastalıklara, iyi, gelir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u4z7YJiBxkSmlVfGvruhuQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Adaçayının faydaları nelerdir? Adaçayı nasıl demlenir? Hangi hastalıklara iyi gelir?"><p>Adaçayı ya da diğer adı ile salvia otu, eski çağlardan beri kozmetik, aromaterapi, yemek ve ilaç gibi farklı birçok alanda kullanılıyor. Birçok hastalığın semptomlarının hafifletilmesinde kullanılan adaçayının, bazı durumlarda kullanılması ise zararlı olabilir. Bilinçli ve dikkatli tüketilmesi gereken adaçayının faydaları ve zararları nelerdir? Adaçayının özellikleri nelerdir?</p><p>Latince adı Salvia officinalis olan ada çayı, ballıbabagiller familyasından gelen tıbbi ve aromatik bitki türüdür.</p><p> Uçucu yağ ve baharat bitkisi olan ada çayına ait dünya çapında 5 binden fazla farklı tür bulunur. Orta Doğu ve Akdeniz bölgelerinde yetişen bitkinin ülkemizde de yaygın olarak yetiştirilir.</p><p>Eski çağlardan beri parfümlerde kullanılmış, lezzet vermek amacıyla yiyeceklere eklenmiş ve günlük beslenmede tedavi amaçlı yer almıştır. “Salvia” kelimesi “iyileşmek için” anlamına gelir. Orta Doğu ve Akdeniz’e özgü aromatik bir bitki olan adaçayı; Avrupa’da geleneksel tıpta sindirim sistemi rahatsızlıkları, öksürük ve bronşit, fazla terleme, yaşa bağlı kognitif hastalıklar, boğaz ağrısı ve deri iltihaplanmasında kullanılmaktadır.</p><p><strong>ADAÇAYI NASIL DEMLENİR?</strong></p><p>Eski zamanlardan bu yana ada çayı içmenin faydaları insanlar tarafından bilinmektedir. Ancak çoğu zaman ada çayı hazırlanırken bazı yanlışlar yapılmaktadır. Bu yanlışların başında ada çayını kaynatmak gelir. Ada çayı kaynatıldığı zaman içeriğinde bulunan toksin maddeler açığa çıkar ve bu durum sağlık açısından faydadan çok zarar getirir.</p><p>Ada çayının faydaların tam olarak yararlanabilmek için ada çayının nasıl demlendiğini bilmek gerekir. Ada çayı demlemenin en doğru yolu, kaynamış olan bir bardak suyun içerisine 1 tatlı kaşığı kadar ada çayı koymaktır. Bardağa koyulan ada çayı, 4-5 dakika bekledikten sonra çıkarılır ve içmeye hazır hale gelir.</p><p><strong>ADAÇAYI NEYE İYİ GELİR?</strong> </p><p>Adaçayı; cilde, boğaz ağrısı ve ağız yaralarına, hazımsızlık ve mide yanmasına, öksürüğe ve bronşite, adet gecikmesine, adet dönemi öncesi görülen mide bulantısı ve baş ağrısı gibi semptomlara, stres ve uykusuzluğa iyi gelmektedir. Kan şekerinin düzenlenmesinde ve kan kolesterol düzeylerinin iyileştirilmesinde de etkili olabilmektedir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BiOfPwHdtUajUHaeHIMYSg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>ADAÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?</strong></p><p>Tıbbi aromatik bitkiler sınıfında yer alan ada çayının insan sağlığına pek çok faydası bulunur. Ada çayı yararları şu şekilde sıralanabilir:</p><p>-Ada çayı içeriği bakımından zengin bitkilerdendir. İçeriğinde bulunan sineol isimli maddenin balgam söktürücü ve öksürük önleyici etkisi vardır. Aynı zamanda, boğazdaki iltihabın azalmasına yardımcı olur.</p><p>-Ada çayı, içerisinde bulunan vitamin ve mineraller sayesinde bağışıklık sisteminin normal fonksiyonuna katkıda bulunur.</p><p>-Vücut direncini artırarak yorgunluğun azalmasına yardımcı olur.</p><p>-Güçlü antiseptik özelliği sayesinde ağızdaki yaraların iyileşme sürecine destek olur.</p><p>-Ada çayının bilinen faydalarından bir diğeri, idrar söktürücü özelliğidir. Bu sayede kan basıncının düzenlenmesine destek olur.</p><p>-Aç olarak tüketilen ada çayı kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur.</p><p>-Sindirim sistemi rahatsızlıklarında oldukça etkili olan ada çayının gaz söktürücü ve ishal kesici etkisi olduğu da bilinir.</p><p>-İçeriğinde bulunan östrojen benzeri maddeler yardımıyla kadınlara menopoza bağlı terleme gibi semptomların hafifletilmesine yardımcı olur.</p><p>-Ada çayı soğuk kompres halinde yaraların üzerine uygulandığında yaraların iyileşme sürecini destekler. Ancak ada çayını açık yaraların üzerine uygulamaktan kaçınmak gerekir.</p><p>-Zihinsel fonksiyonları güçlendirici etkisi bulunur.</p><p>-İçeriğinde bulunan magnezyum ve kalsiyum gibi mineraller sayesinde diş sağlığını destekler.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LN1Te0cThUCXitkDyWdgSA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>ADAÇAYI HANGİ DURUMLARDA TÜKETİLMEMELİDİR?  </strong>Ada çayı her ne kadar yıllardan beri şifalı bitki olarak bilinse de bu bitki hakkında yeterince araştırılma yapılmamıştır. Bu yüzden sağlıklı kişilerin ada çayı gibi bitki çayı ve bitkisel ilaçları aşırıya kaçmadan tüketmesi önerilir.  -Kronik hastalığı bulunan kişilerin, ada çayı tüketimi hakkında hekime danışmaları önerilir. Planlanan ameliyatlar öncesinde ve sonrasında ada çayı dahil olmak üzere her türlü bitkisel ilaç ve çay tüketilmemelidir. Ada çayı tüketiminin sakıncalı olabileceği durumlar şöyledir:  -Ada çayının rahim kaslarını uyardığı ve süt üretimine engel olduğu bilindiğinden gebelerin ve emziren annelerin ada çayını tüketmesi son derece sakıncalıdır.  -6 yaşından küçük çocukların ada çayı tüketmesi, sağlık problemlerine yol açabilir.  -Aşırı miktarda tüketildiğinde kan basıncını yükselttiği, karaciğer ve sinir sistemine zarar verdiği bilinen bazı ada çayı türlerinin, günde 3 fincandan fazla tüketilmemesi önerilir.  -Halk arasında acı elma yağı olarak da bilinen konsantre hâlde bulunan ada çayı yağının oral olarak alınması sağlık sorunlarına yol açabilir.  -Kanser hastalarının bazı ada çayı türlerini tüketmesi önerilmez. Diyabet, Alzheimer ve nöbetleri durdurmaya yönelik olarak alınan ilaçlarla birlikte tüketilmemelidir.</p><p><strong>ADAÇAYININ İDRAR SÖKTÜRÜCÜ ÖZELLİĞİ VAR MIDIR?</strong></p><p>Adaçayı tıpkı siyah çay ve birçok bitki çayı gibi idrar söktürücü etkiye sahiptir. Bu nedenle tüketilen her bir fincan adaçayı için ilave olarak 1 bardak su tüketmek vücuttan sıvı kaybını azaltmaya yardımcı olacaktır.</p><p><strong>GÜNDE KAÇ BARDAK BİTKİ ÇAYI İÇİLMELİDİR?</strong> </p><p>Bitki çayı tüketimi günde toplam 2 fincan ile sınırlandırılmalıdır.</p><p><strong>ADAÇAYI CİLDE İYİ GELİR Mİ?</strong></p><p>Adaçayının cilde faydaları en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Adaçayı, içerdiği karnosik ve rosmarinik asit sayesinde vücutta çeşitli faktörler nedeniyle oluşan ve hücreye zarar veren serbest radikalleri azaltarak hücre yaşlanmasını geciktirici etki gösterir. </p><p>Adaçayı yağının yara iyileşmesini hızlandırıcı ve doğum sonrası karın bölgesinde oluşan çatlakları azaltıcı etkisi olabilmektedir. Bu sebeple yaşlanmayı önleyici bazı kremlerin içeriğinde de yer almaktadır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Papatya çayının faydaları nelerdir? Papatya çayı zayıflatır mı? Papatya çayı nasıl demlenir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/papatya-cayinin-faydalari-nelerdir-papatya-cayi-zayiflatir-mi-papatya-cayi-nasil-demlenir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/papatya-cayinin-faydalari-nelerdir-papatya-cayi-zayiflatir-mi-papatya-cayi-nasil-demlenir</guid>
<description><![CDATA[ Papatya çiçeklerinin toplanıp kurutulmasıyla elde edilen bu çay, kafein içermemesinden dolayı yeşil veya siyah çaya alternatif olarak tüketilir. Papatya çayının faydaları, farklı türlerde antioksidanlar barındırmasından kaynaklanmaktadır. Bu antioksidanların bazıları, kalp hastalığı ve kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanma risklerini azaltmada rol oynayabilmektedir. Peki sindirim sistemine ve uyku problerine yardımcı olan papatya çayı nasıl demlenir ve diğer faydaları nelerdir?Uyku problemi başta olmak üzere, sinir sistemi ve sindirim sistemindeki sorunlar ile kas ağrıları gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan papatya bitkisi, eski çağlardan beri birçok kültürde yer alıyor.  Alman papatyasının kurutulmuş çiçekleri ile hazırlanan papatya çayı ise kafein içermemesi sebebiyle birçok kişi tarafından siyah ve yeşil çay yerine tercih edilebiliyor. Uykusuzluğa iyi gelen aynı zamanda uyku kalitesini de artıran papatya çayı, diyare (ishal) ve mide ülserine karşı koruyucu etki gösterebiliyor.  Yemeklerle birlikte tüketildiğinde kan şekeri kontrolünün sağlanmasına yardımcı olan papatya çayı, aynı zamanda antiinlamatuar etkisi sayesinde bazı kanser türlerine karşı da koruyucu özellik gösterebiliyor. Yan etkileri çok nadir görülen papatya çayı gözde iritasyona ve içeriğinde bulunan glisin nedeniyle düşüğe neden olabiliyor.  PAPATYA NEDİR?  Papatya; Mısır, Roma ve Yunanistan’da eski çağlardan beri özellikle insanoğlunun tıbbi amaçlı kullandığı bitkilerden biridir. Papatyanın içerdiği flavanoid ve terpenoid adı verilen içeriklerin iyileştirici özelliği bulunmaktadır. Ayrıca papatyadan elde edilen esansiyel yağ asitlerinden kozmetik ve aromaterapide de yararlanılmaktadır.  Matricaria (Alman papatyası) türünün kurutulmuş çiçekleri ile hazırlanan çay ve bitki özütleri, tıbbi amaçlı kullanılan en yaygın bitkisel ürünlerden biridir.   PAPATYA ÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?-Papatya çayı, mide-bağırsak sistemi spazmları, gaz, hazımsızlık, şişkinlik sıkıntılarında etkilidir.-İltihap giderici, alerji oluşumunu önleyici, mikropların gelişimini engelleyici ve yara iyileştirici etkiye sahiptir.-Papatya çayı cildin temizlenmesi, sivilce oluşumunun önlenmesi ve şişkinliğin giderilmesi gibi durumlarda etkindir.-İrritabl bağırsak sendromu, kramplar, hazımsızlık, gaz ishal ve kolik semptomlarını azaltabilir.-Papatya çayı adet döneminde krampları hafifletmeye yardımcı olabilir.-Emziren anne ve bebekleri için de yararlıdır. Taze hazırlanan çayın ılıtılarak bebeğe verilmesi gaz çıkarmasına yardımcı olur. Ayrıca papatya bitki çayı hafif yatıştırıcı etkisi ile de bebeğin rahat uyumasını sağlar. Emziren annenin papatya çayı içmesi de bu olumlu etkiyi artırır ancak miktar günde iki. Bebeklerde kullanımı öncesi doktorunuza danışmanız gerekir.-Farenjit, bademcik iltihabı, larenjit, ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında gargara olarak kullanılması şikayetleri hafifletir.PAPATYA ÇAYI NASIL DEMLENİR?Çay olarak kullanımında 1 bardak taze kaynatılmış içme suyu içine 1 tatlı kaşığı papatya çiçeği koyun. Bardağın ağzını kapatarak 5-10 dakika demlenmeye bırakın. Günde 3-4 defa yemeklerden sonra içebilirsiniz. Etkisini yitirmemesi için kaynatmadan hazırlayın. Gargara olarak kullanımında ise, bir fincanın içine 2-3 çay kaşığı papatya çiçeği ve yarım bardak taze kaynatılmış su ekleyin. 5-10 dakika demlendikten sonra ılıtıp gargara olarak kullanabilirsiniz.PAPATYA ÇAYININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?Papatya çayının zararları arasında öne çıkan madde alerji ve düşük riskleridir. Her bitki çayında olduğu gibi düzenli olarak papatya çayı tüketmeye başlamadan önce doktorunuzla görüşmelisiniz. Bitki çayları kullandığınız bazı ilaçlarla etkileşime girerek sağlığınıza zarar verebilir ya da mevcut bir rahatsızlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Papatya çayında bulunan glisin kramplara iyi gelirken kasları gevşettiği için rahmi de gevşeterek düşük doğuma neden olabilir.Polen alerjisi olanlar papatya çayından etkilenerek alerjik reaksiyon yaşayabilir. Tıpkı bal örneğinde olduğu gibi bebeklerin de papatya çayı içmesi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle polen alerjisi olanlarda ve bebeklerde papatya çayı tüketimine başlanmadan önce mutlaka doktora danışılması gerekir.PAPATYA ÇAYI ZAYIFLATIR MI?Papatya çayının zayıflama üzerine doğrudan etkisi bulunmamaktadır. Ancak antiinflamatuar etkisi, kan şekeri kontrolünü sağlaması ve stresi azaltıcı etkisi sayesinde dolaylı olarak vücut ağırlığı kontrolüne katkı sağlayabilmektedir.PAPATYA ÇAYI ADET SÖKTÜRÜR MÜ?﻿Papatya çayı halk arasında özellikle biberiye ile birlikte adet söktürücü olarak kullanılabilmektedir. Ancak adet düzensizliği durumunda mutlaka hekime danışılmalıdır.PAPATYA ÇAYI UYKU GETİRİR Mİ?Hafif yatıştırıcı ve kas gevşetici etkisi nedeniyle rahat uyumayı sağlar. Araştırmacılar papatya çayının sakinleştirici ilaçlara benzer bir etki göstererek kişinin endişelerini gidermeye katkıda bulunduğunu ve uykuya dalmayı kolaylaştırarak uyku kalitesini artırdığını öne sürmektedir.EMZİREN ANNELER PA ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_MyDvq98PEW8JeQSwOiZBA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Papatya, çayının, faydaları, nelerdir, Papatya, çayı, zayıflatır, mı, Papatya, çayı, nasıl, demlenir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_MyDvq98PEW8JeQSwOiZBA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Papatya çayının faydaları nelerdir? Papatya çayı zayıflatır mı? Papatya çayı nasıl demlenir?"><p>Papatya çiçeklerinin toplanıp kurutulmasıyla elde edilen bu çay, kafein içermemesinden dolayı yeşil veya siyah çaya alternatif olarak tüketilir. Papatya çayının faydaları, farklı türlerde antioksidanlar barındırmasından kaynaklanmaktadır. Bu antioksidanların bazıları, kalp hastalığı ve kanser de dahil olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanma risklerini azaltmada rol oynayabilmektedir. Peki sindirim sistemine ve uyku problerine yardımcı olan papatya çayı nasıl demlenir ve diğer faydaları nelerdir?</p><p>Uyku problemi başta olmak üzere, sinir sistemi ve sindirim sistemindeki sorunlar ile kas ağrıları gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan papatya bitkisi, eski çağlardan beri birçok kültürde yer alıyor.  Alman papatyasının kurutulmuş çiçekleri ile hazırlanan papatya çayı ise kafein içermemesi sebebiyle birçok kişi tarafından siyah ve yeşil çay yerine tercih edilebiliyor. Uykusuzluğa iyi gelen aynı zamanda uyku kalitesini de artıran papatya çayı, diyare (ishal) ve mide ülserine karşı koruyucu etki gösterebiliyor.  Yemeklerle birlikte tüketildiğinde kan şekeri kontrolünün sağlanmasına yardımcı olan papatya çayı, aynı zamanda antiinlamatuar etkisi sayesinde bazı kanser türlerine karşı da koruyucu özellik gösterebiliyor. Yan etkileri çok nadir görülen papatya çayı gözde iritasyona ve içeriğinde bulunan glisin nedeniyle düşüğe neden olabiliyor.  <strong>PAPATYA NEDİR?</strong>  Papatya; Mısır, Roma ve Yunanistan’da eski çağlardan beri özellikle insanoğlunun tıbbi amaçlı kullandığı bitkilerden biridir. Papatyanın içerdiği flavanoid ve terpenoid adı verilen içeriklerin iyileştirici özelliği bulunmaktadır. Ayrıca papatyadan elde edilen esansiyel yağ asitlerinden kozmetik ve aromaterapide de yararlanılmaktadır.  Matricaria (Alman papatyası) türünün kurutulmuş çiçekleri ile hazırlanan çay ve bitki özütleri, tıbbi amaçlı kullanılan en yaygın bitkisel ürünlerden biridir.   <strong>PAPATYA ÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?</strong></p><p>-Papatya çayı, mide-bağırsak sistemi spazmları, gaz, hazımsızlık, şişkinlik sıkıntılarında etkilidir.</p><p>-İltihap giderici, alerji oluşumunu önleyici, mikropların gelişimini engelleyici ve yara iyileştirici etkiye sahiptir.</p><p>-Papatya çayı cildin temizlenmesi, sivilce oluşumunun önlenmesi ve şişkinliğin giderilmesi gibi durumlarda etkindir.</p><p>-İrritabl bağırsak sendromu, kramplar, hazımsızlık, gaz ishal ve kolik semptomlarını azaltabilir.</p><p>-Papatya çayı adet döneminde krampları hafifletmeye yardımcı olabilir.</p><p>-Emziren anne ve bebekleri için de yararlıdır. Taze hazırlanan çayın ılıtılarak bebeğe verilmesi gaz çıkarmasına yardımcı olur. Ayrıca papatya bitki çayı hafif yatıştırıcı etkisi ile de bebeğin rahat uyumasını sağlar. Emziren annenin papatya çayı içmesi de bu olumlu etkiyi artırır ancak miktar günde iki. Bebeklerde kullanımı öncesi doktorunuza danışmanız gerekir.</p><p>-Farenjit, bademcik iltihabı, larenjit, ağız ve boğaz mukozası iltihaplarında gargara olarak kullanılması şikayetleri hafifletir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kmO9kz2WQkKCfXRzCBI10w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>PAPATYA ÇAYI NASIL DEMLENİR?</strong></p><p>Çay olarak kullanımında 1 bardak taze kaynatılmış içme suyu içine 1 tatlı kaşığı papatya çiçeği koyun. Bardağın ağzını kapatarak 5-10 dakika demlenmeye bırakın. Günde 3-4 defa yemeklerden sonra içebilirsiniz. Etkisini yitirmemesi için kaynatmadan hazırlayın. Gargara olarak kullanımında ise, bir fincanın içine 2-3 çay kaşığı papatya çiçeği ve yarım bardak taze kaynatılmış su ekleyin. 5-10 dakika demlendikten sonra ılıtıp gargara olarak kullanabilirsiniz.</p><p><strong>PAPATYA ÇAYININ YAN ETKİLERİ NELERDİR?</strong></p><p>Papatya çayının zararları arasında öne çıkan madde alerji ve düşük riskleridir. Her bitki çayında olduğu gibi düzenli olarak papatya çayı tüketmeye başlamadan önce doktorunuzla görüşmelisiniz. Bitki çayları kullandığınız bazı ilaçlarla etkileşime girerek sağlığınıza zarar verebilir ya da mevcut bir rahatsızlığınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Papatya çayında bulunan glisin kramplara iyi gelirken kasları gevşettiği için rahmi de gevşeterek <strong>düşük doğuma</strong> neden olabilir.</p><p>Polen alerjisi olanlar papatya çayından etkilenerek alerjik reaksiyon yaşayabilir. Tıpkı bal örneğinde olduğu gibi bebeklerin de papatya çayı içmesi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle polen alerjisi olanlarda ve bebeklerde papatya çayı tüketimine başlanmadan önce mutlaka doktora danışılması gerekir.</p><p><strong>PAPATYA ÇAYI ZAYIFLATIR MI?</strong></p><p>Papatya çayının zayıflama üzerine doğrudan etkisi bulunmamaktadır. Ancak antiinflamatuar etkisi, kan şekeri kontrolünü sağlaması ve stresi azaltıcı etkisi sayesinde dolaylı olarak vücut ağırlığı kontrolüne katkı sağlayabilmektedir.</p><p><strong>PAPATYA ÇAYI ADET SÖKTÜRÜR MÜ?</strong></p><p>﻿Papatya çayı halk arasında özellikle biberiye ile birlikte adet söktürücü olarak kullanılabilmektedir. Ancak adet düzensizliği durumunda mutlaka hekime danışılmalıdır.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4KRY3Hvhe0-Vx6TVZRKgPQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>PAPATYA ÇAYI UYKU GETİRİR Mİ?</strong></p><p>Hafif yatıştırıcı ve kas gevşetici etkisi nedeniyle rahat uyumayı sağlar. Araştırmacılar papatya çayının sakinleştirici ilaçlara benzer bir etki göstererek kişinin endişelerini gidermeye katkıda bulunduğunu ve uykuya dalmayı kolaylaştırarak uyku kalitesini artırdığını öne sürmektedir.</p><p><strong>EMZİREN ANNELER PAPATYA ÇAYI İÇEBİLİR Mİ?</strong></p><p>Emziren anneler günde iki fincanı geçmemek kaydıyla papatya çayı tüketebilir.</p><p><strong>PAPATYA ÇAYI NE ZAMAN İÇİLMELİ?</strong></p><p>Papatya çayını ne zaman içeceğiniz size kalmıştır. Bu noktada belirleyici olan papatya çayının etkileri ile sizin ihtiyaçlarınıza uygun bir zamanlama yapmanızdır. Örneğin yatmadan 30 dakika önce içilen papatya çayı kişiyi rahatlatarak uykuya dalmasını kolaylaştırabilir ve uyku kalitesini artırabilir. Kan şekeri sorunu yaşıyorsanız papatya çayını yemekleriniz sırasında tüketebilirsiniz. Sindirim sisteminizle ilgili sorunları azaltmak içinse yemek yedikten sonra papatya çayınızı keyifle yudumlayabilirsiniz.  <strong>PAPATYA ÇAYI KABIZLIĞA İYİ GELİR Mİ?</strong></p><p><span data-mce-bogus="1">﻿Öğünlerden sonra veya gün sonunda papatya çayı tüketimi bağırsak hareketlerini hızlandırabilmektedir. Özellikle stres, kabızlığı etkileyen önemli bir faktördür. Papatya çayı sakinleştirici etkisi sayesinde stresi azaltmaya ve dolaylı yoldan da kabızlığı çözmeye yardımcı olabilmektedir.</span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Melisa çayı nasıl yapılır? Melisa çayı neye iyi gelir? Kimler içebilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/melisa-cayi-nasil-yapilir-melisa-cayi-neye-iyi-gelir-kimler-icebilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/melisa-cayi-nasil-yapilir-melisa-cayi-neye-iyi-gelir-kimler-icebilir</guid>
<description><![CDATA[ Stresten sindirim sistemi sorunlarına kadar birçok soruna iyi gelen melisa çayı tamamlayıcı tıpta ilaç olarak kullanılıyor. Bitki çayları arasında yatıştırıcı ve sakinleştirici etkisiyle bilinen melisa çayının günde 2 fincandan fazla tüketilmemesi gerekiyor. Peki melisa çayı nasıl demlenir? Melisa çayı neye iyi gelir?Melisa çayı genellikle rahatlamak ve sakinleştirici etkisi için tüketilen bir çay olarak bilinir. Hafif ekşimsi bir tada sahip olan melisa bitkisi, limon otu ile karıştırılmamalıdır. Limon otu, çalı şeklinde, yaprakları uzun ve sert bir yapıya sahiptir. Gerçek melisa ise otsu bir bitkidir ve yaprakları ince dokuludur.  Melisa, Lamiaceae ailesinden gelen çok yıllık bir bitkidir. Bitki biliminde Melissa officinalis L. olarak bilinen melisa bitkisinin Aurea, Citronella, Lemonella, Lime, Quedlinburger ve Variegated gibi çeşitleri vardır. Limon kokulu bu bitkinin kökeni Orta Avrupa, Akdeniz ve İran’dır. Ancak dünyanın her yerinde yetiştirilir.   Yaprakları, çay olarak tüketilmesinin yanı sıra bazı mutfaklarda yiyecekleri tatlandırmak için de kullanılmaktadır. Limon balsamı olarak bilinen melisa özü, Yunanca ‘balsamon’ kelimesinden gelir. Tatlı kokulu yağ anlamına gelen limon balsamı Yunan Mutfağı’nın yıllardır vazgeçilmezi olmuştur.  Melisa bitkisinin terapötik etkisi esas olarak salgı tüylerindeki uçucu yağdan kaynaklanır. Melisa çayı etkileri düşünüldüğünde sadece bedeni rahatlatmasından bahsedilmez. Yıllardır geleneksel tıpta melisa bitkisinin sindirim sistemi rahatsızlıklarında belirtileri giderici ve yaraları iyileştirme gibi etkilerine de inanılır. Antioksidan etki gösteren melisa çayının içeriğinde rozmarinik asit, kafeik asit ve flavonoidler gibi pek çok bileşen bulunur.MELİSA BİTKİSİ NASIL TÜKETİLMELİ?Melissa officinalis ağızdan, tablet veya bitki çayı şeklinde veya topikal uygulama (kremler ve yağlar) ile vücuda alınabilmektedir. Yapraklar taze, henüz kurutulmamış olarak da kullanılabilir.  Melisa otunun yaygın kullanıldığı alanlar ise şöyledir;  -Tek başına ya da papatya, sarı kantaron gibi şifalı bitkilerle birlikte çayı yapılabilir.-Taze yaprakları özellikle yazın soğuk içeceklere katılabilir.-Yaprakları çorbalara, balık yemeklerine, pilavlara ve meyve salatası ile salatalara eklenebilir.-Banyo suyuna katılarak rahatlatıcı etkisinden faydalanılabilir.-Yaprakları ezilip macun haline getirilerek böcek ısırıklarına karşı tedavi edici olarak kullanılabilir.-Aromatik tedavide kullanılabilir. Melisa yağının kokusu ruhsal ve zihinsel açıdan rahatlama sağlarken ortamın hoş kokmasını da sağlar. Yoga ve meditasyon gibi aktiviteler sırasında konsantrasyonu yükseltir.-Fesleğen, badem, bergamot, zencefil, lavanta, papatya, gül ve biberiye yağları ile hoş kokulu karışımlar oluşturulup oda parfümü olarak da kullanılabilir.-Gıda sektöründe, alkollü ve alkolsüz içecekler, şekerleme, fırınlanmış ürünler, jelatin, puding ve dondurulmuş süt tatlılarını tatlandırmak için yağı ve özü kullanılır.-Kozmetik sektöründe kullanımı yaygındır. Ayrıca yağı vücut losyonu ve kremlere katılarak kullanılabilir.MELİSA ÇAYI NASIL DEMLENİR?Kaynayan sıcak suyu ağzı kapatılabilir bir kupa ya da demliğe koyun. Ardından kurutulmuş veya taze olarak aldığınız melisa otunu hemen ilave ederek kapağını kapatın. Melisa çayını yaklaşık 5 ile 10 dakika kadar demlenmeye bırakın. 10 dakika kadar sonra çayınızı süzüp içebilirsiniz. Çayınızı hemen içmek istemiyorsanız yine de süzüp dinlendirin. Melisa çayının iyice demlenmesi için suyu, siyah çay yapar gibi kaynama noktasında kaynatın, aksi takdirde çayınız iyi demlenmez. Yeterince kaynamamış suda melisa yapraklarının aroması çıkmaz.MELİSA ÇAYI NE ZAMAN İÇİLMELİ? Öğleden önce ya da öğleden sonra aç karnına içilmesi gerekir. Çünkü melisa çayının etkisini tam olarak gösterebilmesi için zaman ve açlık önemlidir. Ancak rahatlatıcı etkisi nedeniyle gün içiresinde çalışanların içmesinin bazı sakıncaları olabilir. Uyku sorunu olanların ise akşamları yatmadan 1 saat önce melisa çayını aç karnına içmesi gerekir. Sarı kantaron ile birlikte demlenerek içildiğinde stres ve uykusuzluk sorununa iyi geldiği bilinmektedir.   Melisa çayı içmeden önce şu önerileri dikkate almak gerekir;  -Melisa çayını sağlık sorunu olanların ve hamilelerin tüketirken uzman görüşü alması gerekir. Özellikle kronik hastalığı olanlar ile ilaç kullananların melisa çayı içmeden önce uzman hekime danışması önemlidir. Her bünyede farklı etkileri olacaktır. -Büyüme çağındaki çocukların gelişim sürecini etkileme ihtimali olan melisa çayını 16 yaş altındaki çocuklara verirken dikkatli olmak gerekmektedir. Yine uzman hekim görüşü olmadan melisa çayı çocuklara içirilmemelidir.-Bazı ilaçlarla etkileşime girme ihtimali olan melisa çayı, ilaçların etkisini azaltabilmektedir. Bu nedenle düzenli ilaç alınıyorsa uzman hekim görüşü almadan melisa çayı içilmemelidir.MELİSA ÇAYINI KİMLER İÇEBİLİR?-Psikosomatik kökenli sindirim bozuklukları olanlar-Mide ve bağırsaklarda spazmlar ve ağrıları olanlar-Şişkinlik sorunu yaşayanlar-Anksiyete ve sinirl ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/L2QYzFrqY0GmhdIeuvl0Aw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Melisa, çayı, nasıl, yapılır, Melisa, çayı, neye, iyi, gelir, Kimler, içebilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/L2QYzFrqY0GmhdIeuvl0Aw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Melisa çayı nasıl yapılır? Melisa çayı neye iyi gelir? Kimler içebilir?"><p>Stresten sindirim sistemi sorunlarına kadar birçok soruna iyi gelen melisa çayı tamamlayıcı tıpta ilaç olarak kullanılıyor. Bitki çayları arasında yatıştırıcı ve sakinleştirici etkisiyle bilinen melisa çayının günde 2 fincandan fazla tüketilmemesi gerekiyor. Peki melisa çayı nasıl demlenir? Melisa çayı neye iyi gelir?</p><p>Melisa çayı genellikle rahatlamak ve sakinleştirici etkisi için tüketilen bir çay olarak bilinir. Hafif ekşimsi bir tada sahip olan melisa bitkisi, limon otu ile karıştırılmamalıdır. Limon otu, çalı şeklinde, yaprakları uzun ve sert bir yapıya sahiptir. Gerçek melisa ise otsu bir bitkidir ve yaprakları ince dokuludur.  Melisa, Lamiaceae ailesinden gelen çok yıllık bir bitkidir. Bitki biliminde Melissa officinalis L. olarak bilinen melisa bitkisinin Aurea, Citronella, Lemonella, Lime, Quedlinburger ve Variegated gibi çeşitleri vardır. Limon kokulu bu bitkinin kökeni Orta Avrupa, Akdeniz ve İran’dır. Ancak dünyanın her yerinde yetiştirilir.   Yaprakları, çay olarak tüketilmesinin yanı sıra bazı mutfaklarda yiyecekleri tatlandırmak için de kullanılmaktadır. <strong>Limon balsamı</strong> olarak bilinen melisa özü, Yunanca ‘balsamon’ kelimesinden gelir. Tatlı kokulu yağ anlamına gelen limon balsamı Yunan Mutfağı’nın yıllardır vazgeçilmezi olmuştur.  Melisa bitkisinin terapötik etkisi esas olarak salgı tüylerindeki uçucu yağdan kaynaklanır. Melisa çayı etkileri düşünüldüğünde sadece bedeni rahatlatmasından bahsedilmez. Yıllardır geleneksel tıpta melisa bitkisinin sindirim sistemi rahatsızlıklarında belirtileri giderici ve yaraları iyileştirme gibi etkilerine de inanılır. Antioksidan etki gösteren melisa çayının içeriğinde rozmarinik asit, kafeik asit ve flavonoidler gibi pek çok bileşen bulunur.</p><p><strong>MELİSA BİTKİSİ NASIL TÜKETİLMELİ?</strong></p><p>Melissa officinalis ağızdan, tablet veya bitki çayı şeklinde veya topikal uygulama (kremler ve yağlar) ile vücuda alınabilmektedir. Yapraklar taze, henüz kurutulmamış olarak da kullanılabilir.  Melisa otunun yaygın kullanıldığı alanlar ise şöyledir;  -Tek başına ya da papatya, sarı kantaron gibi şifalı bitkilerle birlikte çayı yapılabilir.</p><p>-Taze yaprakları özellikle yazın soğuk içeceklere katılabilir.</p><p>-Yaprakları çorbalara, balık yemeklerine, pilavlara ve meyve salatası ile salatalara eklenebilir.</p><p>-Banyo suyuna katılarak rahatlatıcı etkisinden faydalanılabilir.</p><p>-Yaprakları ezilip macun haline getirilerek böcek ısırıklarına karşı tedavi edici olarak kullanılabilir.</p><p>-Aromatik tedavide kullanılabilir. Melisa yağının kokusu ruhsal ve zihinsel açıdan rahatlama sağlarken ortamın hoş kokmasını da sağlar. Yoga ve meditasyon gibi aktiviteler sırasında konsantrasyonu yükseltir.</p><p>-Fesleğen, badem, bergamot, zencefil, lavanta, papatya, gül ve biberiye yağları ile hoş kokulu karışımlar oluşturulup oda parfümü olarak da kullanılabilir.</p><p>-Gıda sektöründe, alkollü ve alkolsüz içecekler, şekerleme, fırınlanmış ürünler, jelatin, puding ve dondurulmuş süt tatlılarını tatlandırmak için yağı ve özü kullanılır.</p><p>-Kozmetik sektöründe kullanımı yaygındır. Ayrıca yağı vücut losyonu ve kremlere katılarak kullanılabilir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BWJtScE_XUSEIcigIrgLVg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>MELİSA ÇAYI NASIL DEMLENİR?</strong></p><p>Kaynayan sıcak suyu ağzı kapatılabilir bir kupa ya da demliğe koyun. Ardından kurutulmuş veya taze olarak aldığınız melisa otunu hemen ilave ederek kapağını kapatın. Melisa çayını yaklaşık 5 ile 10 dakika kadar demlenmeye bırakın. 10 dakika kadar sonra çayınızı süzüp içebilirsiniz. Çayınızı hemen içmek istemiyorsanız yine de süzüp dinlendirin. Melisa çayının iyice demlenmesi için suyu, siyah çay yapar gibi kaynama noktasında kaynatın, aksi takdirde çayınız iyi demlenmez. Yeterince kaynamamış suda melisa yapraklarının aroması çıkmaz.</p><p><strong>MELİSA ÇAYI NE ZAMAN İÇİLMELİ?</strong> </p><p>Öğleden önce ya da öğleden sonra aç karnına içilmesi gerekir. Çünkü melisa çayının etkisini tam olarak gösterebilmesi için zaman ve açlık önemlidir. Ancak rahatlatıcı etkisi nedeniyle gün içiresinde çalışanların içmesinin bazı sakıncaları olabilir. Uyku sorunu olanların ise akşamları yatmadan 1 saat önce melisa çayını aç karnına içmesi gerekir. Sarı kantaron ile birlikte demlenerek içildiğinde stres ve uykusuzluk sorununa iyi geldiği bilinmektedir.   Melisa çayı içmeden önce şu önerileri dikkate almak gerekir;  -Melisa çayını sağlık sorunu olanların ve hamilelerin tüketirken uzman görüşü alması gerekir. Özellikle kronik hastalığı olanlar ile ilaç kullananların melisa çayı içmeden önce uzman hekime danışması önemlidir. Her bünyede farklı etkileri olacaktır. </p><p>-Büyüme çağındaki çocukların gelişim sürecini etkileme ihtimali olan melisa çayını 16 yaş altındaki çocuklara verirken dikkatli olmak gerekmektedir. Yine uzman hekim görüşü olmadan melisa çayı çocuklara içirilmemelidir.</p><p>-Bazı ilaçlarla etkileşime girme ihtimali olan melisa çayı, ilaçların etkisini azaltabilmektedir. Bu nedenle düzenli ilaç alınıyorsa uzman hekim görüşü almadan melisa çayı içilmemelidir.</p><p><strong>MELİSA ÇAYINI KİMLER İÇEBİLİR?</strong></p><p>-Psikosomatik kökenli sindirim bozuklukları olanlar</p><p>-Mide ve bağırsaklarda spazmlar ve ağrıları olanlar</p><p>-Şişkinlik sorunu yaşayanlar</p><p>-Anksiyete ve sinirlilik sorunu yaşayanlar</p><p>-Stresten kaynaklanan çarpıntı şikayetleri olanlar</p><p>-Bulantı, kusma, taşıt tutması ya da deniz tutması gibi şikayetleri olanlar.</p><p><strong>KİMLER İÇMEMELİ?</strong></p><p>Glokom, tiroid hastalığı olanlar ile limon balsamının bir veya daha fazla bileşenine aşırı duyarlılığı olanların içmemesi gerekir. Hamilelikte, emzirme döneminde ve bitkiye karşı aşırı duyarlılığı olanlara önerilmez.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YzUuwXQUnUKfrnCwfLovfw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>MELİSA ÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?</strong></p><p>-Hazımsızlık, şişkinliği ve sindirim sistemi ile ilgili sıkıntıları giderir.</p><p>-Melisa otu suyu ya da yağı cildin yenilenmesine yardımcı olur.</p><p>-Melisa otunu kaynatılıp elde edilen suyla saçlar yıkandığında kepeklenme ve dökülmenin sorunlarını giderir.</p><p>-Saçların mat görünümünü giderip parlak ve sağlıklı görünüm sağlar.</p><p>-Menstürasyon dönemlerindeki (adet dönemi) sancıların ve krampların -giderilmesini sağlar.</p><p>-Cilt kırışıklıklarını azaltır ve cildi canlandırır, yaraların hızla iyileşmesine yardımcı olur.</p><p>-Akne sorunlarını giderir.</p><p>-Kan şekerinin düşürülmesini sağlar.</p><p>-İdrar söktürücü özelliği bulunmaktadır.</p><p>-Kan dolaşımının düzenlenmesini sağlar.</p><p>-Karaciğer ve safra kesesi sorunlarını giderir.</p><p>-Migren ataklarında doğal bir kür olarak kullanılabilir.</p><p>-Kronik uykusuzluk şikayetini giderir.</p><p>-Stres, kaygı, duygu durum bozukluklarını azaltır.</p><p>-Depresyona karşı etkilidir.</p><p>-Beyin fonksiyonlarını artırarak hafızayı güçlendirir</p><p>-Uçuk için doğal ilaçtır.</p><p>-Sindirimi kolaylaştırır.</p><p><strong>MELİSA ÇAYI ZAYIFLATIR MI?</strong></p><p>Doğal antioksidan olan melisa çayı ödem atmaya yardımcı olduğundan diyet döneminde toksinlerin atılmasına fayda sağlayıp kişiyi rahatlatacağı için zayıflamaya da yardımcıdır.</p><p><strong>MELİSA ÇAYININ YAN ETKİLERİ?</strong></p><p>Ölçülü tüketildiğinde yan etkilerin görülme olasılığı çok düşüktür. Melisa çayı aşırı tüketildiğinde şu yan etkilere neden olabilir:  -Ağrılı idrara çıkma</p><p>-Baş ağrısı</p><p>-Mide bulantısı ve kusma</p><p>-Karın ağrısı</p><p>-Baş dönmesi</p><p>-Vücut sıcaklığının artması</p><p>-Cilt tahrişi</p><p>-Alerjik reaksiyon</p><p>-Hırıltılı solunum</p><p>Bazı ilaçlar ile beraber tüketilmesi durumunda melisa çayı zararları görülebilir. Tiroit, uyku, glokom, sakinleştirici ve serotonini etkileyen diğer ilaçları kullanıyorsanız melisa çayı içmeden önce doktorunuza başvurun. Hamilelikte ve 12 yaşın altındaki çocukların tüketiminde mutlaka doktorunuza danışınız. Graves Hastalığı olanların melisa çayı tüketmesi önerilmez.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çörek otunun faydaları nelerdir? Çörek otu nasıl tüketilir, nelere iyi gelir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/coerek-otunun-faydalari-nelerdir-coerek-otu-nasil-tuketilir-nelere-iyi-gelir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/coerek-otunun-faydalari-nelerdir-coerek-otu-nasil-tuketilir-nelere-iyi-gelir</guid>
<description><![CDATA[ Binlerce yıldır ilaç yapımında kullanılan çörek otunun bağışıklık sisteminden mide ve sindirim sorunlarını gidermeye kadar pek çok faydası vardır. Peki, çörek otu nedir? Çörek otu nasıl kullanılır, neye iyi gelir? İşte çörek otunun faydaları ve kullanımı hakkında bilmeniz gerekenler...ÇÖREK OTU NEDİR?  Çörek otu, Nigella sativa adlı Asya, Orta Doğu ve Akdeniz’e özgü çiçekli bir bitkidir. Ayrıca siyah kimyon olarak adlandırılsa da kimyon ile ilişkisi yoktur.Biberli bir tada sahip olan çörek otu, Hint ve Orta Doğu mutfaklarında baharat olarak kullanılır. Toz haline getirilerek tüketildiği gibi tohumlarının sıkılmasıyla yağı da elde edilir. Çörek otu kalsiyum, demir, çinko, bakır, tiamin, niasin, fosfor ve folik asit içerir.  ÇÖREK OTU NASIL TÜKETİLİR?  Son yıllarda yağ ve toz haline getirilerek de kullanılan çörek otu artık sadece börek, poğaça gibi yiyecekleri süslemek için tercih edilmiyor.Türk mutfağında baharat olarak yine çorbaları, salataları ve mezeleri lezzetlendirmek için kullanılır. Çörek otu yağının ise kızartmalar için kullanılması önerilmez. Yemeğinizi yaptıktan sonra ilave edebilirsiniz. Smoothie, latte ve çay gibi içeceklerinize de çörek otu yağı ekleyebilirsiniz.Çörek otunun 1 çay kaşığı kadar tüketilmesi önerilir. Çörek otu yağını da yaklaşık 1 tatlı kaşığı kadar tüketebilirsiniz.ÇÖREK OTUNUN FAYDALARI  -Çörek otu bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardım eder.-Kanserle savaşırken yine destekçininiz olabilir.-Sindirim sistemleri sorunlarından şişkinlik giderici bir etki gösterir.-Antihistamin gibi bir etkiyle alerjik reaksiyonların azaltılmasında etkili olabilir. Özellikle saman nezlesinde alerjik semptomları iyileştirebilir.-Çörek otu ekstratı içeren bir jelin uygulanması akne iyileştirici özellikle gösterebilir.-Astım ilaçları kullanılan kişiler, bu ilaçların yanında çörek otu yediklerinde öksürük, hırıltı, solunum ve akciğer şikayetlerinde iyileşme görülebilir.-Yine KOAH hastalığı olan kişilerde çörek otu yağı, akciğerleri iyileştirmeye yardımcı olabilir.-Diyabet hastalarının her gün çörek otu taneleri ya da çörek otu yağı tüketmeleri kan şekerleri düzeylerinde denge sağlayabilir.-Ülsere sebep olabilen helikobakter pilori enfeksiyonunda yine çörek otu tozu tüketmek faydalı olabilir.-Sağlıklı kişilerin kan basıncı seviyesini düşürebildiği söylenen çörek otunun yüksek tansiyon için etkili olduğu beklemek doğru değildir.-Sperm sayısı ve hareketi üzerinde de olumlu sonuçlar verdiği belirtilir.Çörek otunun yararları için aslında tüm bilgiler kanıtlanmış değildir. Astım, saman nezlesi, diyabet, yüksek tansiyon, egzama, kilo verme, adet sancıları gibi hastalıklar ve şikayetlerle ilgili de tüketilen çörek otunun faydaları ilgili daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. KİMLER ÇÖREK OTU TÜKETMEMELİ? Çörek otuna alerjisi olan ve hekim tarafından tüketilmemesi önerilen kişiler çörek otu tüketmemelidir. Ayrıca, hamilelikte çörek otu tüketilmemelidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8x6NO05ReEOp5Xl_rFVfCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çörek, otunun, faydaları, nelerdir, Çörek, otu, nasıl, tüketilir, nelere, iyi, gelir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8x6NO05ReEOp5Xl_rFVfCQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Çörek otunun faydaları nelerdir? Çörek otu nasıl tüketilir, nelere iyi gelir?"><p>Binlerce yıldır ilaç yapımında kullanılan çörek otunun bağışıklık sisteminden mide ve sindirim sorunlarını gidermeye kadar pek çok faydası vardır. Peki, çörek otu nedir? Çörek otu nasıl kullanılır, neye iyi gelir? İşte çörek otunun faydaları ve kullanımı hakkında bilmeniz gerekenler...</p><p><strong>ÇÖREK OTU NEDİR?</strong>  Çörek otu, Nigella sativa adlı Asya, Orta Doğu ve Akdeniz’e özgü çiçekli bir bitkidir. Ayrıca siyah kimyon olarak adlandırılsa da kimyon ile ilişkisi yoktur.</p><p>Biberli bir tada sahip olan çörek otu, Hint ve Orta Doğu mutfaklarında baharat olarak kullanılır. Toz haline getirilerek tüketildiği gibi tohumlarının sıkılmasıyla yağı da elde edilir. Çörek otu kalsiyum, demir, çinko, bakır, tiamin, niasin, fosfor ve folik asit içerir.  <strong>ÇÖREK OTU NASIL TÜKETİLİR?</strong>  Son yıllarda yağ ve toz haline getirilerek de kullanılan çörek otu artık sadece börek, poğaça gibi yiyecekleri süslemek için tercih edilmiyor.</p><p>Türk mutfağında baharat olarak yine çorbaları, salataları ve mezeleri lezzetlendirmek için kullanılır. Çörek otu yağının ise kızartmalar için kullanılması önerilmez. Yemeğinizi yaptıktan sonra ilave edebilirsiniz. Smoothie, latte ve çay gibi içeceklerinize de çörek otu yağı ekleyebilirsiniz.</p><p>Çörek otunun 1 çay kaşığı kadar tüketilmesi önerilir. Çörek otu yağını da yaklaşık 1 tatlı kaşığı kadar tüketebilirsiniz.</p><p><strong>ÇÖREK OTUNUN FAYDALARI</strong>  -Çörek otu bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardım eder.</p><p>-Kanserle savaşırken yine destekçininiz olabilir.</p><p>-Sindirim sistemleri sorunlarından şişkinlik giderici bir etki gösterir.</p><p>-Antihistamin gibi bir etkiyle alerjik reaksiyonların azaltılmasında etkili olabilir. Özellikle saman nezlesinde alerjik semptomları iyileştirebilir.</p><p>-Çörek otu ekstratı içeren bir jelin uygulanması akne iyileştirici özellikle gösterebilir.</p><p>-Astım ilaçları kullanılan kişiler, bu ilaçların yanında çörek otu yediklerinde öksürük, hırıltı, solunum ve akciğer şikayetlerinde iyileşme görülebilir.</p><p>-Yine KOAH hastalığı olan kişilerde çörek otu yağı, akciğerleri iyileştirmeye yardımcı olabilir.</p><p>-Diyabet hastalarının her gün çörek otu taneleri ya da çörek otu yağı tüketmeleri kan şekerleri düzeylerinde denge sağlayabilir.</p><p>-Ülsere sebep olabilen helikobakter pilori enfeksiyonunda yine çörek otu tozu tüketmek faydalı olabilir.</p><p>-Sağlıklı kişilerin kan basıncı seviyesini düşürebildiği söylenen çörek otunun yüksek tansiyon için etkili olduğu beklemek doğru değildir.</p><p>-Sperm sayısı ve hareketi üzerinde de olumlu sonuçlar verdiği belirtilir.</p><p>Çörek otunun yararları için aslında tüm bilgiler kanıtlanmış değildir. Astım, saman nezlesi, diyabet, yüksek tansiyon, egzama, kilo verme, adet sancıları gibi hastalıklar ve şikayetlerle ilgili de tüketilen çörek otunun faydaları ilgili daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. </p><p><strong>KİMLER ÇÖREK OTU TÜKETMEMELİ?</strong> </p><p>Çörek otuna alerjisi olan ve hekim tarafından tüketilmemesi önerilen kişiler çörek otu tüketmemelidir. Ayrıca, hamilelikte çörek otu tüketilmemelidir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kekik çayı faydaları nelerdir, neye iyi gelir? Kekik çayı nasıl hazırlanır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kekik-cayi-faydalari-nelerdir-neye-iyi-gelir-kekik-cayi-nasil-hazirlanir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kekik-cayi-faydalari-nelerdir-neye-iyi-gelir-kekik-cayi-nasil-hazirlanir</guid>
<description><![CDATA[ Kekik çayının faydalarını soğuk algınlığında, öksürük şikayetlerinde görmek mümkündür. Doğal bir sakinleştirici olarak da etkisini gösteren kekik çayının kas gerginliğini giderici özelliği de bulunmaktadır. Peki, kekik çayı faydaları nelerdir, neye iyi gelir? Kekik çayı nasıl hazırlanır ve nasıl tüketilir? İşte ayrıntılar...KEKİK ÇAYININ FAYDALARI   Antioksidan özelliği bulunan kekiğin güçlendirici, iltihap giderici, ağrı dindirici, balgam söktürücü, bağışıklığı destekleyici, mikroorganizmalara karşı vücudu koruyucu etkisi bulunur. Ayrıca sindirim sistemi üzerinde de olumlu etkileri vardır.Sindirimi kolaylaştırır ve mide sorunlarına iyi gelir.Adet kanamalarını dengeler ve kramplı adet ağrılarında rahatlatıcı etki sağlar.Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay ve gargara olarak kullanılabilir.Manganez, magnezyum, çinko, potasyum, kalsiyum ve demir içeren kekik çayı faydaları şöyle sıralanabilir:  Antioksidan DeposuKekik, lutein, zeaksantin ve naringenin gibi antioksidan ve polifenoller içerir. Bu bileşikler kekik çayını yaşlanmaya ve hastalıklara neden olan serbest radikallere karşı güçlü kılar.  Virüslere Karşı Kalkan OlurKekik çayı antibakteriyel, antimikrobiyal ve mantara karşı direnç özelliği taşır. Kekik bitkisindeki ana yağlardan timol, vücutta antiseptik rol oynar.Antiviral özelliği sayesinde vücuttaki mikrobiyal yükü azaltabilen kekik çayı, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu, romatoid artrit, haşimato, lupus, vertigo, kulak çınlaması ve multipl skleroz gibi hastalıklarla savaşta destek olur. Yine Covid-19 sürecinde de bağışıklık sistemini destekleyici yönüyle hastalığın kolay atlatılmasında etkili olduğu belirtildi.  Sinirleri YatıştırabilirKekik çayı faydaları sıralanırken göz ardı edilmemesi gereken özelliklerden biri de bu bitkinin sinir sistemi üzerindeki etkileridir. Karvakrol bileşiği nörolojik olarak sakinleştirici etki yaratır. Özellikle yatmadan önce içeceğiniz bir fincan kekik çayı rahatlama sağlar.  Öksürüğü Dindirmede YardımcıKekik çayı, solunum yollarında da rahatlatıcı bir rol oynar. Koronavirüs geçiren kişilerde de bu nedenle çok tüketilir oldu. Öksürüğü yatıştırma ve göğüs tıkanıklığını açmak için kekik çayı faydaları araştırmalarla kanıtlanmıştır.Özellikle taze kekikteki esansiyel yağlar solunum güçlüğünde rahatlatıcı bir etki gösterir. Boğazınız tam hastalanmadan önce kaşınmaya başladığında bir fincan ılık kekik çayı içebilirsiniz.  Mideyi KorurKekik bitkisi, sindirim sistemi için de faydalar sağlar. Antimikrobiyal özellikleri ile bağırsak sağlığını destekler. Karaciğer fonksiyonlarını iyileştirmeye yardımcı olur.  Adet Ağrılarını GiderebilirAdet döneminde sancı çeken kadınların kekik çayı imdadına yetişebilir. Ilık bitki çayları genellikle adet ağrılarının hafifletilmesinde yardımcıdır.Kekik çayı ise spazm azaltması nedeniyle için regl ağrısı çeken kadınlar için kurtarıcı olabilir.KEKİK ÇAYI NASIL YAPILIR? Kekik çayının faydalarından yararlanabilmek için doğru demlenmesi ve tüketilmesi önemli bir noktadır. Kekik bitkisinin yaprakları kullanılarak hazırlanan bu çayı demlerken dikkat edilmesi gereken nokta bitkinin kaynatılmamasıdır.Kekik çayı hazırlarken önce 1 bardak içme suyunu kaynatın. Kaynama sonrasında demleme yapacağınız kaba önceden hazırladığınız 2 tatlı kaşığı kekik yapraklarını koyun. Üzerine kaynayan suyu ekleyin. Ancak suyun kaynaması sırasında kekiği eklememeye dikkat edin. Bu durumda içeriğindeki etken maddelerin etkisi ve aroması kaybolabilir.Demlenmesi için yaklaşık 5 dakikalık bekleme süresinin sonunda süzerek tüketebilirsiniz. Taze yapraklarından hazırlayabildiğiniz gibi aynı yöntemle kuru kekikten de çay demleyebilirsiniz.Kekik çayının faydalarından yararlanabilmek için hazırladığınız çayı taze olarak tüketmelisiniz. Tekrar kaynatıldığında içerisindeki etken maddeler kaybolacağından istenilen etkiyi göstermeyecektir.Kullanım amacınıza uygun olarak taze olarak demlediğiniz kekik çayını günde 2 fincana kadar tüketebilirsiniz.KEKİK ÇAYINI KİMLER TÜKETMEMELİ?  Kekik çayı zararları bazı rahatsızlıkları olan kişilerde görülebilir. Aşağıdaki rahatsızlıkları olan kişiler doktora danışmadan kekik çayı içmemelidir.  -Uçucu yağ içeriğinden dolayı karaciğer iltihabı, akut gastrit, mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri olanlar -Kekik ve nane ailesinin bitkilerine karşı alerjisi olan kişiler -Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler.Ayrıca piyasada bulunan çeşitli kekik suyu gibi ürünlerin de mutlaka güvenilir yerlerden satın alınmasına dikkat edilmelidir.Emzirme dönemleri ile hamilelikte ise risk taşıması nedeni ile kekik çayı içilmesi önerilmez. Hamilelik gibi özel durumlarda kekik çayı gibi bitki çaylarının tüketimi konusunda doktora danışılması önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IJD7yjiuF0SLNWzIpS39Xg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kekik, çayı, faydaları, nelerdir, neye, iyi, gelir, Kekik, çayı, nasıl, hazırlanır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IJD7yjiuF0SLNWzIpS39Xg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kekik çayı faydaları nelerdir, neye iyi gelir? Kekik çayı nasıl hazırlanır?"><p>Kekik çayının faydalarını soğuk algınlığında, öksürük şikayetlerinde görmek mümkündür. Doğal bir sakinleştirici olarak da etkisini gösteren kekik çayının kas gerginliğini giderici özelliği de bulunmaktadır. Peki, kekik çayı faydaları nelerdir, neye iyi gelir? Kekik çayı nasıl hazırlanır ve nasıl tüketilir? İşte ayrıntılar...</p><p><strong>KEKİK ÇAYININ FAYDALARI</strong>   Antioksidan özelliği bulunan kekiğin güçlendirici, iltihap giderici, ağrı dindirici, balgam söktürücü, bağışıklığı destekleyici, mikroorganizmalara karşı vücudu koruyucu etkisi bulunur. Ayrıca sindirim sistemi üzerinde de olumlu etkileri vardır.</p><p>Sindirimi kolaylaştırır ve mide sorunlarına iyi gelir.</p><p>Adet kanamalarını dengeler ve kramplı adet ağrılarında rahatlatıcı etki sağlar.</p><p>Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay ve gargara olarak kullanılabilir.</p><p>Manganez, magnezyum, çinko, potasyum, kalsiyum ve demir içeren kekik çayı faydaları şöyle sıralanabilir:  <strong>Antioksidan Deposu</strong></p><p>Kekik, lutein, zeaksantin ve naringenin gibi antioksidan ve polifenoller içerir. Bu bileşikler kekik çayını yaşlanmaya ve hastalıklara neden olan serbest radikallere karşı güçlü kılar.  <strong>Virüslere Karşı Kalkan Olur</strong></p><p>Kekik çayı antibakteriyel, antimikrobiyal ve mantara karşı direnç özelliği taşır. Kekik bitkisindeki ana yağlardan timol, vücutta antiseptik rol oynar.</p><p>Antiviral özelliği sayesinde vücuttaki mikrobiyal yükü azaltabilen kekik çayı, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu, romatoid artrit, haşimato, lupus, vertigo, kulak çınlaması ve multipl skleroz gibi hastalıklarla savaşta destek olur. Yine Covid-19 sürecinde de bağışıklık sistemini destekleyici yönüyle hastalığın kolay atlatılmasında etkili olduğu belirtildi.  <strong>Sinirleri Yatıştırabilir</strong></p><p>Kekik çayı faydaları sıralanırken göz ardı edilmemesi gereken özelliklerden biri de bu bitkinin sinir sistemi üzerindeki etkileridir. Karvakrol bileşiği nörolojik olarak sakinleştirici etki yaratır. Özellikle yatmadan önce içeceğiniz bir fincan kekik çayı rahatlama sağlar.  <strong>Öksürüğü Dindirmede Yardımcı</strong></p><p>Kekik çayı, solunum yollarında da rahatlatıcı bir rol oynar. Koronavirüs geçiren kişilerde de bu nedenle çok tüketilir oldu. Öksürüğü yatıştırma ve göğüs tıkanıklığını açmak için kekik çayı faydaları araştırmalarla kanıtlanmıştır.</p><p>Özellikle taze kekikteki esansiyel yağlar solunum güçlüğünde rahatlatıcı bir etki gösterir. Boğazınız tam hastalanmadan önce kaşınmaya başladığında bir fincan ılık kekik çayı içebilirsiniz.  <strong>Mideyi Korur</strong></p><p>Kekik bitkisi, sindirim sistemi için de faydalar sağlar. Antimikrobiyal özellikleri ile bağırsak sağlığını destekler. Karaciğer fonksiyonlarını iyileştirmeye yardımcı olur.  <strong>Adet Ağrılarını Giderebilir</strong></p><p>Adet döneminde sancı çeken kadınların kekik çayı imdadına yetişebilir. Ilık bitki çayları genellikle adet ağrılarının hafifletilmesinde yardımcıdır.</p><p>Kekik çayı ise spazm azaltması nedeniyle için regl ağrısı çeken kadınlar için kurtarıcı olabilir.</p><p><strong>KEKİK ÇAYI NASIL YAPILIR?</strong> </p><p>Kekik çayının faydalarından yararlanabilmek için doğru demlenmesi ve tüketilmesi önemli bir noktadır. Kekik bitkisinin yaprakları kullanılarak hazırlanan bu çayı demlerken dikkat edilmesi gereken nokta bitkinin kaynatılmamasıdır.</p><p>Kekik çayı hazırlarken önce 1 bardak içme suyunu kaynatın. Kaynama sonrasında demleme yapacağınız kaba önceden hazırladığınız 2 tatlı kaşığı kekik yapraklarını koyun. Üzerine kaynayan suyu ekleyin. Ancak suyun kaynaması sırasında kekiği eklememeye dikkat edin. Bu durumda içeriğindeki etken maddelerin etkisi ve aroması kaybolabilir.</p><p>Demlenmesi için yaklaşık 5 dakikalık bekleme süresinin sonunda süzerek tüketebilirsiniz. Taze yapraklarından hazırlayabildiğiniz gibi aynı yöntemle kuru kekikten de çay demleyebilirsiniz.</p><p>Kekik çayının faydalarından yararlanabilmek için hazırladığınız çayı taze olarak tüketmelisiniz. Tekrar kaynatıldığında içerisindeki etken maddeler kaybolacağından istenilen etkiyi göstermeyecektir.</p><p>Kullanım amacınıza uygun olarak taze olarak demlediğiniz kekik çayını günde 2 fincana kadar tüketebilirsiniz.</p><p><strong>KEKİK ÇAYINI KİMLER TÜKETMEMELİ?</strong>  Kekik çayı zararları bazı rahatsızlıkları olan kişilerde görülebilir. Aşağıdaki rahatsızlıkları olan kişiler doktora danışmadan kekik çayı içmemelidir.  -Uçucu yağ içeriğinden dolayı karaciğer iltihabı, akut gastrit, mide ve onikiparmak bağırsağı ülseri olanlar -Kekik ve nane ailesinin bitkilerine karşı alerjisi olan kişiler -Kan sulandırıcı ilaç kullanan kişiler.</p><p>Ayrıca piyasada bulunan çeşitli kekik suyu gibi ürünlerin de mutlaka güvenilir yerlerden satın alınmasına dikkat edilmelidir.</p><p>Emzirme dönemleri ile hamilelikte ise risk taşıması nedeni ile kekik çayı içilmesi önerilmez. Hamilelik gibi özel durumlarda kekik çayı gibi bitki çaylarının tüketimi konusunda doktora danışılması önemlidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Turpun faydaları nelerdir? Turp neye iyi gelir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turpun-faydalari-nelerdir-turp-neye-iyi-gelir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turpun-faydalari-nelerdir-turp-neye-iyi-gelir</guid>
<description><![CDATA[ Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruyan turp, özellikle kış aylarında meydana gelen solunum yolu hastalıklarına karşı koruyucu etkiye sahiptir. Peki turpun faydaları nelerdir? Turp neye iyi gelir? İşte ayrıntılar...Yenilebilen bir sebze kökü olan turp, brokoli ve karnabaharın da yer aldığı Brassicaceae ailesinden gelmektedir. Kırmızı turp ve siyah turp ülkemizde en sık tüketilen türleridir. Bunların dışında mor, sarı, pembe ve beyaz gibi pek çok turp türü bulunur. Bilimsel adı Raphanus Sativa olan kırmızı turp, ehlileştirilmiş ve ekimi yapılan ana turp tipidir. Anavatanı ise Asya topraklarıdır.  TURPUN FAYDALARI NELERDİR?  İçeriğindeki C vitamini sayesinde turp, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir.  Soğuk algınlığı, öksürük, bronşit gibi hastalıklara karşı koruyucudur.  Yüksek lif içeriği sayesinde uzun süreli tokluk hissi sağlar. Bu nedenle kilo kontrolü için idealdir.  Kabızlığa karşı faydalıdır. Kabızlık problemi yaşayanlar rahatlıkla tüketebilir.  İçeriğindeki aktif bileşenler sayesinde kansere karşı koruyucu etkiye sahiptir.  TURPUN İÇERİSİNDE HANGİ VİTAMİN VE MİNERALLER BULUNUR?  Turp;  -C vitamini -Folik asit -Potasyum açısından zengindir.  Aynı zamanda yüksek oranda antioksidan aktiviteye sahip olan turp;  -B6 -B2 (Riboflavin) -Magnezyum -Kalsiyum kaynağıdır.  TURP NASIL TÜKETİLMELİDİR?  Turpun taze olarak tüketilmesi daha fazla vitamin ve mineral alımı sağlamaktadır. Vitamin ve mineral kaybının önlenmesi için kesildikten hemen sonra tüketilmesi önerilmektedir.  TURP NASIL SAKLANIR?   Turp satın aldıktan sonra buzdolabında birkaç gün tutabilirsiniz. Eğer yapraklı olarak aldıysanız yapraklarını ayırarak saklamanız gerekir. Ayırdığınız yaprakları ise kısa sürede tüketmelisiniz.  Turpları birkaç günden fazla bekletmek istiyorsanız dondurabilirsiniz. Ancak kullanım için çözdüğünüzde lezzetinde kayıp olacaktır. Turp saklamanın bir diğer yolu ise turşusunu kurmaktır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tINkoxFTR0Gy1AGl5fETWQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Turpun, faydaları, nelerdir, Turp, neye, iyi, gelir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tINkoxFTR0Gy1AGl5fETWQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Turpun faydaları nelerdir? Turp neye iyi gelir?"><p>Bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı koruyan turp, özellikle kış aylarında meydana gelen solunum yolu hastalıklarına karşı koruyucu etkiye sahiptir. Peki turpun faydaları nelerdir? Turp neye iyi gelir? İşte ayrıntılar...</p>Yenilebilen bir sebze kökü olan turp, brokoli ve karnabaharın da yer aldığı Brassicaceae ailesinden gelmektedir. Kırmızı turp ve siyah turp ülkemizde en sık tüketilen türleridir. Bunların dışında mor, sarı, pembe ve beyaz gibi pek çok turp türü bulunur. Bilimsel adı Raphanus Sativa olan kırmızı turp, ehlileştirilmiş ve ekimi yapılan ana turp tipidir. Anavatanı ise Asya topraklarıdır.  <strong>TURPUN FAYDALARI NELERDİR?</strong>  İçeriğindeki C vitamini sayesinde turp, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir.  Soğuk algınlığı, öksürük, bronşit gibi hastalıklara karşı koruyucudur.  Yüksek lif içeriği sayesinde uzun süreli tokluk hissi sağlar. Bu nedenle kilo kontrolü için idealdir.  Kabızlığa karşı faydalıdır. Kabızlık problemi yaşayanlar rahatlıkla tüketebilir.  İçeriğindeki aktif bileşenler sayesinde kansere karşı koruyucu etkiye sahiptir.  <strong>TURPUN İÇERİSİNDE HANGİ VİTAMİN VE MİNERALLER BULUNUR?</strong>  Turp;  -C vitamini -Folik asit -Potasyum açısından zengindir.  Aynı zamanda yüksek oranda antioksidan aktiviteye sahip olan turp;  -B6 -B2 (Riboflavin) -Magnezyum -Kalsiyum kaynağıdır.  <strong>TURP NASIL TÜKETİLMELİDİR?</strong>  Turpun taze olarak tüketilmesi daha fazla vitamin ve mineral alımı sağlamaktadır. Vitamin ve mineral kaybının önlenmesi için kesildikten hemen sonra tüketilmesi önerilmektedir.  <strong>TURP NASIL SAKLANIR?</strong>   Turp satın aldıktan sonra buzdolabında birkaç gün tutabilirsiniz. Eğer yapraklı olarak aldıysanız yapraklarını ayırarak saklamanız gerekir. Ayırdığınız yaprakları ise kısa sürede tüketmelisiniz.  Turpları birkaç günden fazla bekletmek istiyorsanız dondurabilirsiniz. Ancak kullanım için çözdüğünüzde lezzetinde kayıp olacaktır. Turp saklamanın bir diğer yolu ise turşusunu kurmaktır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bamya tohumunun faydaları nelerdir? Neye iyi gelir? Bamya tohumu nasıl tüketilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bamya-tohumunun-faydalari-nelerdir-neye-iyi-gelir-bamya-tohumu-nasil-tuketilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bamya-tohumunun-faydalari-nelerdir-neye-iyi-gelir-bamya-tohumu-nasil-tuketilir</guid>
<description><![CDATA[ Bamya tohumu, bamya içerisinde çıkan çekirdeklerdir. Bamyalar ayıklanırken bamya tohumlarıyla karşılaşılır. Bamya tohumunu farklı alanlarda kullanmak mümkündür. Bamya tohumu nedir, ne işe yarar? Nasıl tüketilir? Faydaları ve zararları nelerdir? İşte ayrıntılar...Bamya, tüylü yapısı nedeniyle bazı kişilerin tüketmekten uzak durduğu bir meyvedir. Türkiye&#039;de genellikle &#039;ekşili bamya yemeği&#039; olarak sofralarda yerini alan bu karakteristik bitki, yüzyıllardır tüketilir.Bamya tohumu, meyvesi olgunlaştıktan sonra oluşan küçük, koyu kırmızı veya kahverengi tohumlardır. Bamya tohumları meyvesinden ayrıştırılarak kurutulur.BAMYA TOHUMU FAYDALARI NELERDİR? Kolesterolü DengelerVücut fonksiyonları için önemli bir role sahip olan kolesterol, yüksek olduğunda kalbi etkileyerek kan akış seyrini bozabilmektedir. Kolesterol düşürücü besinler arasında yer alan bamya tohumu, sindirim esnasında vücut tarafından emilmek yerine dışarı atılmasını sağlayan kalın jel benzeri bir madde içermektedir. Böylelikle bamya tohumu, kolesterolü düşürmede yardımcı bir rol üstlenir.  Göz Sağlığına Etki EderGöz sağlığı için gün içerisinde tüketilen besinler oldukça önemlidir. Bazı ülkelerde göz sağlığını iyileştirmede kullanılan bamya tohumu, içeriğindeki A vitamini ve beta-karoten sayesinde göze bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkları önleyerek retinayı korumada önemli bir rol oynamaktadır.Bağışıklık Sistemini GüçlendirirSağlıklı beslenmeye büyük katkıları bulunan bamya tohumu, diğer besinlere oranla vitamin açısından oldukça zengindir. Günlük vitamin ihtiyacının bir kısmını karşılayan bamya tohumu, magnezyum, folat, A, C, K ve B6 vitaminlerini barındırır.Aynı zamanda beyin hücrelerinin canlı kalması ve yenilenmesine yardımcı olan bamya tohumu, içeriğindeki B vitamini sayesinde unutkanlığı da önlemede etkili olmaktadır. Bamya tohumu, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun hastalıklara karşı savaşmasında önemli rol oynar.  Gerginliği ve stresi önler Bamya tohumu, beyin sağlığını önemli derecede etkileyen B vitamini içerir. Beyin hücrelerin yenilenmesi ve sağlıklı bir şekilde işlemesi için bamya tohumu tüketmek etkili olacaktır. Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğü çeken kişiler bamya tohumu tüketerek bu durumun önüne geçebilir.Uykusuzluk ve stres gibi sorun yaşayanlar da bamya tohumunu besin listesine ekleyebilir. Bu etkilerinden dolayı stres ve gerginlik bamya tohumu tüketen kişilerde daha az görülür.Bağırsakları Temizler Ve Kilo Verme EtkilidirKilo vermek veya zayıflamak için besinlerden yararlanmak gerekir. Bamya tohumu, bağırsakları rahatlatmada etkili olduğundan metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda bağırsak tembelliği ve kabızlık gibi problemler yaşamanıza da engel olmaktadır.Lifli yapısından dolayı tüketildiğinde tokluk hissi veren bamya tohumu, hızlı kilo vermede etkili olduğu bilinmektedir. Tok tutmasının yanı sıra ayrıca düşük kalori değeri de olan bamya tohumu sağlıklı bir şekilde kilo vermeye de yardımcı olur.Kansere Karşı Bağışıklığı GüçlendirirBamya tohumu, günümüzde, en sık ortaya çıkan hastalıklar arasında yer alan kansere karşı, bağışıklığı güçlü tutmak ve kanser hücrelerinin oluşumunu önlemede etkili olmaktadır. Bamya, kanser hücrelerinin yayılmasını engelleyen lektin adıyla bilinen bir protein türü içerir. Bağışıklık sistemi için oldukça faydalı olan bamya tohumu ise zararlı hücrelerin vücuda girmesini önleyerek yayılmasını engellenmektedir.Karaciğer Sağlığını Korurİçeriğindeki vitaminler sayesinde vücudun yapım olaylarında etkili olan bamya tohumu, karaciğeri koruyarak iyi bir şekilde çalışmasında etkili olur. Özellikle bitkisel bir çözüm arayanlar bamya tohumu tükettiklerinde nikotin kaynaklı hasarlardan oluşan karaciğer hastalıklarını önler.    Eklem ve Diz Ağrılarına Bitkisel Çözüm  Bamya tohumu, vitamin ve mineral açısından oldukça zengin bir besindir. Özellikle içeriğinde bulunan K vitamini sayesinde kemik sağlığının iyileşmesinde ve kemiklerin yenilenmesinde etkilidir. Düzenli tüketilen bamya tohumu, osteoporoz ve kemik hastalıklarının oluşum riskini azaltarak kemik sağlığını korur.  Astıma Doğal ÇözümBamya çekirdeklerinden elde edilen tohumlar toz haline getirilerek bal ve zeytinyağı eklenebilir. Macun kıvamına gelen bu karışım bronşit ve astımı engellemede etkilidir.Diyabet DostuGeleneksel bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bamya tohumu, Türkiye’de son zamanların merak edilen bir besinidir. Bamya tohumunun diyabet tedavisinde etkili olduğu çalışmalarla desteklense de bu çalışmalar kesin bir sonuç içermemektedir. Bamya tohumu antioksidan içeriği sayesinde insülin direncini azaltmaya yardımcı olur ve kan şekerini düzenler.BAMYA TOHUMU NASIL TÜKETİLMELİDİR? Bamyanın içerisinde bulunan küçük çekirdekler bamya tohumu olarak adlandırılmaktadır. Bamya tohumu tane olarak yenebildiği gibi tohum ezilerek toz haline getirilip gıdalarla da tüketilebilir.Bamya tohumlarını öğüterek toz haline getirdiğinizde üstüne sıcak su ekleyip, demleyerek içebilirsiniz. Aynı zamanda yoğurt vb. ürünlerle birlikte yiyebilirsiniz. Bununla bi ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/19HAMusnEkeuc5AkB1QwqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bamya, tohumunun, faydaları, nelerdir, Neye, iyi, gelir, Bamya, tohumu, nasıl, tüketilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/19HAMusnEkeuc5AkB1QwqQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bamya tohumunun faydaları nelerdir? Neye iyi gelir? Bamya tohumu nasıl tüketilir?"><p>Bamya tohumu, bamya içerisinde çıkan çekirdeklerdir. Bamyalar ayıklanırken bamya tohumlarıyla karşılaşılır. Bamya tohumunu farklı alanlarda kullanmak mümkündür. Bamya tohumu nedir, ne işe yarar? Nasıl tüketilir? Faydaları ve zararları nelerdir? İşte ayrıntılar...</p><p>Bamya, tüylü yapısı nedeniyle bazı kişilerin tüketmekten uzak durduğu bir meyvedir. Türkiye'de genellikle 'ekşili bamya yemeği' olarak sofralarda yerini alan bu karakteristik bitki, yüzyıllardır tüketilir.</p><p>Bamya tohumu, meyvesi olgunlaştıktan sonra oluşan küçük, koyu kırmızı veya kahverengi tohumlardır. Bamya tohumları meyvesinden ayrıştırılarak kurutulur.</p><p><strong>BAMYA TOHUMU FAYDALARI NELERDİR?</strong> </p><p><strong>Kolesterolü Dengeler</strong></p><p>Vücut fonksiyonları için önemli bir role sahip olan kolesterol, yüksek olduğunda kalbi etkileyerek kan akış seyrini bozabilmektedir. Kolesterol düşürücü besinler arasında yer alan bamya tohumu, sindirim esnasında vücut tarafından emilmek yerine dışarı atılmasını sağlayan kalın jel benzeri bir madde içermektedir. Böylelikle bamya tohumu, kolesterolü düşürmede yardımcı bir rol üstlenir.  <strong>Göz Sağlığına Etki Eder</strong></p><p>Göz sağlığı için gün içerisinde tüketilen besinler oldukça önemlidir. Bazı ülkelerde göz sağlığını iyileştirmede kullanılan bamya tohumu, içeriğindeki A vitamini ve beta-karoten sayesinde göze bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkları önleyerek retinayı korumada önemli bir rol oynamaktadır.</p><p><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirir</strong></p><p>Sağlıklı beslenmeye büyük katkıları bulunan bamya tohumu, diğer besinlere oranla vitamin açısından oldukça zengindir. Günlük vitamin ihtiyacının bir kısmını karşılayan bamya tohumu, magnezyum, folat, A, C, K ve B6 vitaminlerini barındırır.</p><p>Aynı zamanda beyin hücrelerinin canlı kalması ve yenilenmesine yardımcı olan bamya tohumu, içeriğindeki B vitamini sayesinde unutkanlığı da önlemede etkili olmaktadır. Bamya tohumu, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun hastalıklara karşı savaşmasında önemli rol oynar.  <strong>Gerginliği ve stresi önler </strong></p><p>Bamya tohumu, beyin sağlığını önemli derecede etkileyen B vitamini içerir. Beyin hücrelerin yenilenmesi ve sağlıklı bir şekilde işlemesi için bamya tohumu tüketmek etkili olacaktır. Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğü çeken kişiler bamya tohumu tüketerek bu durumun önüne geçebilir.</p><p>Uykusuzluk ve stres gibi sorun yaşayanlar da bamya tohumunu besin listesine ekleyebilir. Bu etkilerinden dolayı stres ve gerginlik bamya tohumu tüketen kişilerde daha az görülür.</p><p><strong>Bağırsakları Temizler Ve Kilo Verme Etkilidir</strong></p><p>Kilo vermek veya zayıflamak için besinlerden yararlanmak gerekir. Bamya tohumu, bağırsakları rahatlatmada etkili olduğundan metabolizma hızını artırır. Aynı zamanda bağırsak tembelliği ve kabızlık gibi problemler yaşamanıza da engel olmaktadır.</p><p>Lifli yapısından dolayı tüketildiğinde tokluk hissi veren bamya tohumu, hızlı kilo vermede etkili olduğu bilinmektedir. Tok tutmasının yanı sıra ayrıca düşük kalori değeri de olan bamya tohumu sağlıklı bir şekilde kilo vermeye de yardımcı olur.</p><p><strong>Kansere Karşı Bağışıklığı Güçlendirir</strong></p><p>Bamya tohumu, günümüzde, en sık ortaya çıkan hastalıklar arasında yer alan kansere karşı, bağışıklığı güçlü tutmak ve kanser hücrelerinin oluşumunu önlemede etkili olmaktadır. Bamya, kanser hücrelerinin yayılmasını engelleyen lektin adıyla bilinen bir protein türü içerir. Bağışıklık sistemi için oldukça faydalı olan bamya tohumu ise zararlı hücrelerin vücuda girmesini önleyerek yayılmasını engellenmektedir.</p><p><strong>Karaciğer Sağlığını Korur</strong></p><p>İçeriğindeki vitaminler sayesinde vücudun yapım olaylarında etkili olan bamya tohumu, karaciğeri koruyarak iyi bir şekilde çalışmasında etkili olur. Özellikle bitkisel bir çözüm arayanlar bamya tohumu tükettiklerinde nikotin kaynaklı hasarlardan oluşan karaciğer hastalıklarını önler.    </p><p><strong>Eklem ve Diz Ağrılarına Bitkisel Çözüm</strong>  Bamya tohumu, vitamin ve mineral açısından oldukça zengin bir besindir. Özellikle içeriğinde bulunan K vitamini sayesinde kemik sağlığının iyileşmesinde ve kemiklerin yenilenmesinde etkilidir. Düzenli tüketilen bamya tohumu, osteoporoz ve kemik hastalıklarının oluşum riskini azaltarak kemik sağlığını korur.  <strong>Astıma Doğal Çözüm</strong></p><p>Bamya çekirdeklerinden elde edilen tohumlar toz haline getirilerek bal ve zeytinyağı eklenebilir. Macun kıvamına gelen bu karışım bronşit ve astımı engellemede etkilidir.</p><p><strong>Diyabet Dostu</strong></p><p>Geleneksel bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bamya tohumu, Türkiye’de son zamanların merak edilen bir besinidir. Bamya tohumunun diyabet tedavisinde etkili olduğu çalışmalarla desteklense de bu çalışmalar kesin bir sonuç içermemektedir. Bamya tohumu antioksidan içeriği sayesinde insülin direncini azaltmaya yardımcı olur ve kan şekerini düzenler.</p><p><strong>BAMYA TOHUMU NASIL TÜKETİLMELİDİR?</strong> </p><p>Bamyanın içerisinde bulunan küçük çekirdekler bamya tohumu olarak adlandırılmaktadır. Bamya tohumu tane olarak yenebildiği gibi tohum ezilerek toz haline getirilip gıdalarla da tüketilebilir.</p><p>Bamya tohumlarını öğüterek toz haline getirdiğinizde üstüne sıcak su ekleyip, demleyerek içebilirsiniz. Aynı zamanda yoğurt vb. ürünlerle birlikte yiyebilirsiniz. Bununla birlikte 9-10 adet bamyayı oda sıcaklığındaki bir suyun içinde bekleterek, suyunu içebilirsiniz.</p><p><strong>BAMYA TOHUMUNUN ZARARLARI NELERDİR?</strong>  Bamya tohumu tüketmenin bir zararı olmasa da dikkat edilmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Alerjik bünyeye sahip olanlar, kronik rahatsızlığı bulunanlar, özel beslenme programını uygulaması gerekenler, her gün düzenli ilaç kullananlar ve hamilelik döneminde olan kadınların mutlaka alanında uzman doktorlara danışmaları gerekir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bal kabağı faydaları nelerdir? Bal kabağı hangi hastalıklara ve neye iyi gelir, nasıl tüketilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bal-kabagi-faydalari-nelerdir-bal-kabagi-hangi-hastaliklara-ve-neye-iyi-gelir-nasil-tuketilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bal-kabagi-faydalari-nelerdir-bal-kabagi-hangi-hastaliklara-ve-neye-iyi-gelir-nasil-tuketilir</guid>
<description><![CDATA[ Hem yemeklerde hem de tatlılarda kullanılması ile bal kabağı en önemli besin kaynakları arasında yer alır. Bal kabağı faydaları nelerdir? Bal kabağı hangi hastalıklara ve neye iyi gelir, nasıl tüketilir? İşte ayrıntılar...Bal kabağı, kabakgiller ailesinde yer alan bir besindir. Dış kısmı çıkıntılı, sert ve yuvarlak, turuncu renkli bir gıda olarak bilinmektedir. Bal kabağı içerisinde tohum ve etli kısım bulunur. Lifli bir meyve olan bal kabağı, potasyum, kalsiyum, magnezyum, sodyum ve demir içermektedir. BAL KABAĞI FAYDALARI NELERDİR? Bal kabağı meyvesi içerisinde A, C ve E vitaminlerini barındıran yüksek oranda besleyici bir besindir. Vücuttaki enfeksiyonlarla savaşarak bağışıklığa karşı korumada etkili olur. Göz ve cilt sağlığını da etkileyerek vücudun yenilenmesini sağlar.Bal kabağı kansere karşı koruma sağlarBal kabağında bulunan yüksek seviyelerde bulunan beta karoten gibi antioksidanların barındırarak akciğer veya prostat kanseri gibi belirli kanser türlerine karşı koruma sağlamaktadır.Bal kabağı, doğru tüketimle beraber kanser riskine karşı korur. Aynı zamanda içeriğindeki karotenoid, A ve E vitaminler sayesinde meme kanseriyle mücadelede önemli rol oynar.Bağışıklık sistemini desteklerTüketildiğinde A vitaminine dönüşen beta-karoten içeren bal kabağı, bağışıklık fonksiyonunu geliştirmede önemli rol oynamaktadır. Aynı zamanda bağışıklık hücrelerinin daha sağlıklı çalışmasına ve yaraların hızlı iyileşmesinde etkili olan C vitamini içerir.  Cilt sağlığını korurBal kabağı, cilt sağlığını geliştiren, cildin yenilenmesinde önemli rol oynayan C ve E vitaminleri içerir. Bunların yanında cilt dostu olan beta-karoten de yer almaktadır. C vitamininin dışardan takviye olarak alınması gerekir.Kolajen oluşumunda önemli rol oynayarak cildin sıkılaşmasında etkili olur. Aynı zamanda yaraların daha hızlı bir şekilde iyileşmesini sağlar. Antioksidan kaynağı olan E vitamini ise güneşin yarattığı hasarlara karşı koruyarak C vitamini ile işbirliği içerisinde çalışır.  Göz sağlığında önemli bir rol oynarVücuttaki düşük seviyedeki A vitamini,  görmede azalmaya neden olabilir. Bal kabağı içerisinde yer alan C ve E vitaminleri, Beta-karoten gözleri koruyarak hastalık riskini azaltmada önemli rol oynar. Bal kabağı bunların dışında lutein ve zeaksantin içerir, bu da katarakt riskinin azalmasına yardımcı olur.  Sindirime yardımcı olurDiyet lifleri hem sindirim açısından hem de kilo vermek isteyenler için oldukça etkilidir. Özellikle kabızlığı önleyerek sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Bal kabağı içerisinde bulunan A vitamini sayesinde beta karoten kaynağı olarak bilinmektedir. Bu durum da sindirime etki ederek tok kalmaya yardımcı olur.BAL KABAĞI NASIL TÜKETİLİR? Zengin bir besin kaynağı olan bal kabağının içerisinde vitamin ve mineraller bulunur. Bu yüzden sağlığa birçok fayda sağlamaktadır.Bal kabağı tüketim şekilleri şu şekilde sıralanabilir:- Vitamin ve mineral kaybını önlemek için fırınlama ya da buharda kısa zamanlı olarak pişirilebilir.- Uzman kontrolünde diyabet hastaları tüketebilir.  - Bal kabağı tüketileceği zaman kabuklarından ayrılması vitamin ve mineral kaybını engeller.- Özellikle tüketmeden önce uzun süreler sıcağa maruz bırakmamak gerekir.- Bal kabağı tatlısı yaparken sağlığa faydası için şeker yerine pekmez ya da bal tercih edilebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1lN8UJjuUU6Woqt6enb80A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bal, kabağı, faydaları, nelerdir, Bal, kabağı, hangi, hastalıklara, neye, iyi, gelir, nasıl, tüketilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1lN8UJjuUU6Woqt6enb80A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bal kabağı faydaları nelerdir? Bal kabağı hangi hastalıklara ve neye iyi gelir, nasıl tüketilir?"><p>Hem yemeklerde hem de tatlılarda kullanılması ile bal kabağı en önemli besin kaynakları arasında yer alır. Bal kabağı faydaları nelerdir? Bal kabağı hangi hastalıklara ve neye iyi gelir, nasıl tüketilir? İşte ayrıntılar...</p><p>Bal kabağı, kabakgiller ailesinde yer alan bir besindir. Dış kısmı çıkıntılı, sert ve yuvarlak, turuncu renkli bir gıda olarak bilinmektedir. Bal kabağı içerisinde tohum ve etli kısım bulunur. Lifli bir meyve olan bal kabağı, potasyum, kalsiyum, magnezyum, sodyum ve demir içermektedir. </p><p><strong>BAL KABAĞI FAYDALARI NELERDİR?</strong> </p><p>Bal kabağı meyvesi içerisinde A, C ve E vitaminlerini barındıran yüksek oranda besleyici bir besindir. Vücuttaki enfeksiyonlarla savaşarak bağışıklığa karşı korumada etkili olur. Göz ve cilt sağlığını da etkileyerek vücudun yenilenmesini sağlar.</p><p><strong>Bal kabağı kansere karşı koruma sağlar</strong></p><p>Bal kabağında bulunan yüksek seviyelerde bulunan beta karoten gibi antioksidanların barındırarak akciğer veya prostat kanseri gibi belirli kanser türlerine karşı koruma sağlamaktadır.</p><p>Bal kabağı, doğru tüketimle beraber kanser riskine karşı korur. Aynı zamanda içeriğindeki karotenoid, A ve E vitaminler sayesinde meme kanseriyle mücadelede önemli rol oynar.</p><p><strong>Bağışıklık sistemini destekler</strong></p><p>Tüketildiğinde A vitaminine dönüşen beta-karoten içeren bal kabağı, bağışıklık fonksiyonunu geliştirmede önemli rol oynamaktadır. Aynı zamanda bağışıklık hücrelerinin daha sağlıklı çalışmasına ve yaraların hızlı iyileşmesinde etkili olan C vitamini içerir.  <strong>Cilt sağlığını korur</strong></p><p>Bal kabağı, cilt sağlığını geliştiren, cildin yenilenmesinde önemli rol oynayan C ve E vitaminleri içerir. Bunların yanında cilt dostu olan beta-karoten de yer almaktadır. C vitamininin dışardan takviye olarak alınması gerekir.</p><p>Kolajen oluşumunda önemli rol oynayarak cildin sıkılaşmasında etkili olur. Aynı zamanda yaraların daha hızlı bir şekilde iyileşmesini sağlar. Antioksidan kaynağı olan E vitamini ise güneşin yarattığı hasarlara karşı koruyarak C vitamini ile işbirliği içerisinde çalışır.  <strong>Göz sağlığında önemli bir rol oynar</strong></p><p>Vücuttaki düşük seviyedeki A vitamini,  görmede azalmaya neden olabilir. Bal kabağı içerisinde yer alan C ve E vitaminleri, Beta-karoten gözleri koruyarak hastalık riskini azaltmada önemli rol oynar. Bal kabağı bunların dışında lutein ve zeaksantin içerir, bu da katarakt riskinin azalmasına yardımcı olur.  <strong>Sindirime yardımcı olur</strong></p><p>Diyet lifleri hem sindirim açısından hem de kilo vermek isteyenler için oldukça etkilidir. Özellikle kabızlığı önleyerek sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Bal kabağı içerisinde bulunan A vitamini sayesinde beta karoten kaynağı olarak bilinmektedir. Bu durum da sindirime etki ederek tok kalmaya yardımcı olur.</p><p><strong>BAL KABAĞI NASIL TÜKETİLİR?</strong> </p><p>Zengin bir besin kaynağı olan bal kabağının içerisinde vitamin ve mineraller bulunur. Bu yüzden sağlığa birçok fayda sağlamaktadır.</p><p>Bal kabağı tüketim şekilleri şu şekilde sıralanabilir:</p><p>- Vitamin ve mineral kaybını önlemek için fırınlama ya da buharda kısa zamanlı olarak pişirilebilir.</p><p>- Uzman kontrolünde diyabet hastaları tüketebilir.  - Bal kabağı tüketileceği zaman kabuklarından ayrılması vitamin ve mineral kaybını engeller.</p><p>- Özellikle tüketmeden önce uzun süreler sıcağa maruz bırakmamak gerekir.</p><p>- Bal kabağı tatlısı yaparken sağlığa faydası için şeker yerine pekmez ya da bal tercih edilebilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kırmızı pancarın faydaları nelerdir, nasıl tüketilmeli? Kırmızı pancar neye iyi gelir? Pancar suyu nelere iyi geliyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kirmizi-pancarin-faydalari-nelerdir-nasil-tuketilmeli-kirmizi-pancar-neye-iyi-gelir-pancar-suyu-nelere-iyi-geliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kirmizi-pancarin-faydalari-nelerdir-nasil-tuketilmeli-kirmizi-pancar-neye-iyi-gelir-pancar-suyu-nelere-iyi-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Kırmızı pancar, kalorisi ve yağ oranı düşük, vitamin ve mineral açısında oldukça zengin bir besindir. Çiğ veya turşu olarak tüketilebileceği gibi yemeklere de eklenebilir. Peki, kırmızı pancarın faydaları nelerdir, nasıl tüketilmeli? Kırmızı pancar neye iyi gelir? Pancar suyu nelere iyi geliyor? Kırmızı pancar ne işe yarar? İşte tüm bu soruların yanıtları...KIRMIZI PANCARIN FAYDALARI NELERDİR? Kırmızı pancar, kalorisi ve yağ oranı düşük, vitamin ve mineral açısında oldukça zengin bir besindir. İçeriğindeki folat, manganez bakır açısından önemli bir kaynaktır. Kırmızı pancarı faydaları şu şekilde sıralanabilir:Beyin sağlığına fayda sağlar  Kırmızı pancar, içinde bulunan nitratlar nedeniyle beyin sağlığına katkıda bulunur. Nitratlar, demansın erken evrede etki ettiği bölgenin oksijen seviyesinin artırılmasında etkili olur. Yaşlandıkça beyne giden kan akışı azalacağından beyin bilişselliği etkilenebilir. Kırmızı pancar tüketmek bu durumu yavaşlatarak engelleyebilmektedir.Kilo kaybını destekler  Besin maddesi ve lif açısından zengin olan kırmızı pancar, kilo verme sürecine katkı sağlar. Kırmızı pancarda bulunan magnezyum ve potasyum, vücuttaki fazla suyu dışarı atmaya yardımcı olarak şişkinlik oluşmasını önlemektedir.Pancar, metabolizmanın hızlanmasında etkili olarak, fazla kilolardan kurtulmaya yardımcı olmaktadır.  Tansiyonu kontrol altında tutarKırmızı pancarın içeriğinde bulunan nitrat sayesinde vücutta bulunan kan damarları genişleyerek, kan akışının sağlanmasını ve kan basıncının düşmesinde etkili olmaktadır. Bu durum kalp hastalığı ve felç riskinin azalmasını sağlamaktadır.  Atletik performansı artırırNitrat bakımından zengin kırmızı pancar tüketimi sağlıklı yetişkinlerde koşu performansını etkileyerek iyileştiriyor. Kırmızı pancar, spor aktiviteleri için enerji sağlayarak önemli miktarda karbonhidrat içermektedir.Anemiyi önleyebilirKırmızı pancar, içerdiği demir miktarı sayesinde anemiyi önlemeye yardımcı olarak kırmızı kan hücrelerinin yenilenmesini sağlamaktadır.KIRMIZI PANCAR NASIL TÜKETİLİR? Kırmızı pancar, tüketilmeden önce ince kabuğunun soyulması gerekebilir. Kırmızı pancar şu şekilde tüketilebilir:-Kırmızı pancarları bütün veya dilimlenmiş olarak kızartabilir ya da buharda pişirilebilir. -Sirkeyle hazırlanan pancar turşusu, yağ oranı düşük, lif açısından zengin, karbonhidrat ve mineral kaynağıdır.-Kırmızı pancarı, blenderdan geçirerek içecek halinde de tüketebilirsiniz. Pancarın yeşillikleri garnitür olarak ve salatalara eklenerek kullanılabilir.  -Kırmızı pancar, soyulup dilimlenerek salataya eklenebilir ve çiğ olarak tüketilir. Pancarı dilimleyip, tuz, karabiber, limon suyuyla ve baharatlarla sağlıklı bir atıştırmalık hazırlanabilir.-Yapraklar, potasyum, bakır, magnezyum, A, K ve C vitaminleri açısında zengindir. Kronik hastalık riskini önlemeye yardımcı olur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LPK_0yySxkKqsFKrASMHcA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kırmızı, pancarın, faydaları, nelerdir, nasıl, tüketilmeli, Kırmızı, pancar, neye, iyi, gelir, Pancar, suyu, nelere, iyi, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LPK_0yySxkKqsFKrASMHcA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kırmızı pancarın faydaları nelerdir, nasıl tüketilmeli? Kırmızı pancar neye iyi gelir? Pancar suyu nelere iyi geliyor?"><p>Kırmızı pancar, kalorisi ve yağ oranı düşük, vitamin ve mineral açısında oldukça zengin bir besindir. Çiğ veya turşu olarak tüketilebileceği gibi yemeklere de eklenebilir. Peki, kırmızı pancarın faydaları nelerdir, nasıl tüketilmeli? Kırmızı pancar neye iyi gelir? Pancar suyu nelere iyi geliyor? Kırmızı pancar ne işe yarar? İşte tüm bu soruların yanıtları...</p><p><strong>KIRMIZI PANCARIN FAYDALARI NELERDİR?</strong> </p><p>Kırmızı pancar, kalorisi ve yağ oranı düşük, vitamin ve mineral açısında oldukça zengin bir besindir. İçeriğindeki folat, manganez bakır açısından önemli bir kaynaktır. Kırmızı pancarı faydaları şu şekilde sıralanabilir:</p><p><strong>Beyin sağlığına fayda sağlar</strong>  Kırmızı pancar, içinde bulunan nitratlar nedeniyle beyin sağlığına katkıda bulunur. Nitratlar, demansın erken evrede etki ettiği bölgenin oksijen seviyesinin artırılmasında etkili olur. Yaşlandıkça beyne giden kan akışı azalacağından beyin bilişselliği etkilenebilir. Kırmızı pancar tüketmek bu durumu yavaşlatarak engelleyebilmektedir.</p><p><strong>Kilo kaybını destekler</strong>  Besin maddesi ve lif açısından zengin olan kırmızı pancar, kilo verme sürecine katkı sağlar. Kırmızı pancarda bulunan magnezyum ve potasyum, vücuttaki fazla suyu dışarı atmaya yardımcı olarak şişkinlik oluşmasını önlemektedir.</p><p>Pancar, metabolizmanın hızlanmasında etkili olarak, fazla kilolardan kurtulmaya yardımcı olmaktadır.  <strong>Tansiyonu kontrol altında tutar</strong></p><p>Kırmızı pancarın içeriğinde bulunan nitrat sayesinde vücutta bulunan kan damarları genişleyerek, kan akışının sağlanmasını ve kan basıncının düşmesinde etkili olmaktadır. Bu durum kalp hastalığı ve felç riskinin azalmasını sağlamaktadır.  <strong>Atletik performansı artırır</strong></p><p>Nitrat bakımından zengin kırmızı pancar tüketimi sağlıklı yetişkinlerde koşu performansını etkileyerek iyileştiriyor. Kırmızı pancar, spor aktiviteleri için enerji sağlayarak önemli miktarda karbonhidrat içermektedir.</p><p><strong>Anemiyi önleyebilir</strong></p><p>Kırmızı pancar, içerdiği demir miktarı sayesinde anemiyi önlemeye yardımcı olarak kırmızı kan hücrelerinin yenilenmesini sağlamaktadır.</p><p><strong>KIRMIZI PANCAR NASIL TÜKETİLİR?</strong> </p><p>Kırmızı pancar, tüketilmeden önce ince kabuğunun soyulması gerekebilir. Kırmızı pancar şu şekilde tüketilebilir:</p><p>-Kırmızı pancarları bütün veya dilimlenmiş olarak kızartabilir ya da buharda pişirilebilir. </p><p>-Sirkeyle hazırlanan pancar turşusu, yağ oranı düşük, lif açısından zengin, karbonhidrat ve mineral kaynağıdır.</p><p>-Kırmızı pancarı, blenderdan geçirerek içecek halinde de tüketebilirsiniz. Pancarın yeşillikleri garnitür olarak ve salatalara eklenerek kullanılabilir.  -Kırmızı pancar, soyulup dilimlenerek salataya eklenebilir ve çiğ olarak tüketilir. Pancarı dilimleyip, tuz, karabiber, limon suyuyla ve baharatlarla sağlıklı bir atıştırmalık hazırlanabilir.</p><p>-Yapraklar, potasyum, bakır, magnezyum, A, K ve C vitaminleri açısında zengindir. Kronik hastalık riskini önlemeye yardımcı olur. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mandalinanın faydaları nelerdir, ne işe yarar? Mandalina kabuğunun ve suyunun faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mandalinanin-faydalari-nelerdir-ne-ise-yarar-mandalina-kabugunun-ve-suyunun-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mandalinanin-faydalari-nelerdir-ne-ise-yarar-mandalina-kabugunun-ve-suyunun-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Mandalina, C vitamini açısından zengin, soğuk algınlığı başta olmak üzere pek çok hastalığa iyi gelen, kış meyvelerindendir. Çoğunlukla ılıman bölgelerde yetiştirilir. Peki, mandalinanın faydaları nelerdir? Mandalina neye iyi gelir ve besin değerleri nedir? İşte ayrıntılar...MANDALİNANIN FAYDALARI NELERDİR? Mandalina, vücuda pek çok faydası olan ve insanlar tarafından tüketilmesi gereken içerisinde C vitamini, güçlü antioksidan ve su bakımından zengin bir kış meyvesidir. Ayrıca potasyum ve B vitaminleri gibi farklı vitamin ve mineralleri de içermektedir. Meyve kabukları ile pek çok rahatsızlığa karşı koruyucu flavonoidler gibi antioksidanlar bakımından güçlü ve bağışıklık sistemini desteklemektedir.Mandalina içerisinde bulundurduğu yüksek lif oranı ile sindirim sistemine fayda sağlar ve uzun süre tokluk hissi verir. Kilo kontrolüne yardımcı olabilir. İnsan sağlığına ve vücuda olumlu etkileri çok fazla olan mandalinanın faydaları şu şekildedir:--A vitamini özelliği ile göz sağlığını korur-C vitamini bakımından zengindir-Kemik gelişimine katkı sağlar-Ameliyat sonrası yaralarda iyileşmeyi hızlandırır-Kalp hastalığına neden olan risk faktörlerini azaltır-Vücuttaki kolajen miktarını dengeler  -Yüksek bir antioksidan kaynağıdır-Flavonoidler açısından zengindir-Bağışıklık sistemine fayda sağlar-Soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı bağışıklığı destekler-Kalp sağlığına faydalıdır-Tansiyonu düzenler-Yüksek kolesterole fayda sağlar-Kanser önleyici özelliklere sahiptir-Tümörlerin büyümesini ve yayılması engeller-Cilde fayda sağlar ve yaşlanmayı geciktirir.MANDALİNANIN BESİN DEĞERLERİ NELERDİR? Mandalina, sağlıklı ve hafif bir enerji kaynağıdır. C, A, B1, B2, B3 (niasin) ve B9 (folik asit) vitaminlerini içermektedir.  100 gram mandalinanın besin değerleri  Kalori: 53  Karbonhidratlar: 13 gram  Lif: 1,8 gram  Şeker: 11 gram  Protein: 0,8 gram  Yağ: 0,3 gram  C Vitamini: Günlük değerin %26&#039;sı  A Vitamini:  Günlük değerin %3&#039;ü  Potasyum: Günlük değerin %3&#039;ü.Mandalinanın içeriğinde bulunan C vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için vücutta depolanmamaktadır. Bu nedenle tüketim sağlarken mandalinanın kendisi tüketmek veya 1 bardak mandalina suyunu bir anda içmek yerine 2-3 çay bardağı mandalina suyunu güne yayarak içmek daha faydalı olacaktır.MANDALİNA KABUĞU NEYE İYİ GELİR? Mandalina kabuğu da birçok antioksidan madde içermektedir. C vitamini, A vitamini gibi antioksidanlar, naringin, hesperidin, tangeretin ve nobiletin gibi flavonoidler açısından zengindir. Araştırmalar, flavonoidlerin beyin koruyucu etkileri olduğunu ve kronik hastalık riski dahil olmak üzere birçok hastalığın gelişimini önlediğini göstermiştir. Yapılan çalışmalar nobiletin maddesinin yağların yakılmasını hızlandırdığını göstermiştir.  Mandalina kabuğunda bulunan hesperidin ve naringenin antioksidanları alerjik reaksiyonların şiddetini azaltmaya da yardımcı olabilmektedir.  Tarım ilaçlarına maruz kalmamış organik mandalinaların kabukları kullanılmalıdır.MANDALİNANIN ZARARLARI NELERDİR? Mandalina şeker oranı yüksek meyveler arasında yer almaktadır. Özellikle şeker hastalarının dikkatli tüketmesi gereklidir. Asit içeren bir meyve olduğu için yine fazla tüketildiğinde özellikle gastrit gibi mide rahatsızlığı olan bireylerde mideyi rahatsız edebilmektedir. Alerjik bünyeye sahip kişilerde ve küçük çocuklarda kızarıklık gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EqMoCEjsrUmwQx19_70tqw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mandalinanın, faydaları, nelerdir, işe, yarar, Mandalina, kabuğunun, suyunun, faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EqMoCEjsrUmwQx19_70tqw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Mandalinanın faydaları nelerdir, ne işe yarar? Mandalina kabuğunun ve suyunun faydaları"><p>Mandalina, C vitamini açısından zengin, soğuk algınlığı başta olmak üzere pek çok hastalığa iyi gelen, kış meyvelerindendir. Çoğunlukla ılıman bölgelerde yetiştirilir. Peki, mandalinanın faydaları nelerdir? Mandalina neye iyi gelir ve besin değerleri nedir? İşte ayrıntılar...</p><p><strong>MANDALİNANIN FAYDALARI NELERDİR?</strong> </p><p>Mandalina, vücuda pek çok faydası olan ve insanlar tarafından tüketilmesi gereken içerisinde C vitamini, güçlü antioksidan ve su bakımından zengin bir kış meyvesidir. Ayrıca potasyum ve B vitaminleri gibi farklı vitamin ve mineralleri de içermektedir. Meyve kabukları ile pek çok rahatsızlığa karşı koruyucu flavonoidler gibi antioksidanlar bakımından güçlü ve bağışıklık sistemini desteklemektedir.</p><p>Mandalina içerisinde bulundurduğu yüksek lif oranı ile sindirim sistemine fayda sağlar ve uzun süre tokluk hissi verir. Kilo kontrolüne yardımcı olabilir. İnsan sağlığına ve vücuda olumlu etkileri çok fazla olan mandalinanın faydaları şu şekildedir:</p><p>--A vitamini özelliği ile göz sağlığını korur</p><p>-C vitamini bakımından zengindir</p><p>-Kemik gelişimine katkı sağlar</p><p>-Ameliyat sonrası yaralarda iyileşmeyi hızlandırır</p><p>-Kalp hastalığına neden olan risk faktörlerini azaltır</p><p>-Vücuttaki kolajen miktarını dengeler  -Yüksek bir antioksidan kaynağıdır</p><p>-Flavonoidler açısından zengindir</p><p>-Bağışıklık sistemine fayda sağlar</p><p>-Soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı bağışıklığı destekler</p><p>-Kalp sağlığına faydalıdır</p><p>-Tansiyonu düzenler</p><p>-Yüksek kolesterole fayda sağlar</p><p>-Kanser önleyici özelliklere sahiptir</p><p>-Tümörlerin büyümesini ve yayılması engeller</p><p>-Cilde fayda sağlar ve yaşlanmayı geciktirir.</p><p><strong>MANDALİNANIN BESİN DEĞERLERİ NELERDİR?</strong> </p><p>Mandalina, sağlıklı ve hafif bir enerji kaynağıdır. C, A, B1, B2, B3 (niasin) ve B9 (folik asit) vitaminlerini içermektedir.  100 gram mandalinanın besin değerleri  <strong>Kalori:</strong> 53  <strong>Karbonhidratlar:</strong> 13 gram  <strong>Lif:</strong> 1,8 gram  <strong>Şeker:</strong> 11 gram  <strong>Protein:</strong> 0,8 gram  <strong>Yağ:</strong> 0,3 gram  <strong>C Vitamini:</strong> Günlük değerin %26'sı  <strong>A Vitamini: </strong> Günlük değerin %3'ü  <strong>Potasyum:</strong> Günlük değerin %3'ü.</p><p>Mandalinanın içeriğinde bulunan C vitamini suda eriyen bir vitamin olduğu için vücutta depolanmamaktadır. Bu nedenle tüketim sağlarken mandalinanın kendisi tüketmek veya 1 bardak mandalina suyunu bir anda içmek yerine 2-3 çay bardağı mandalina suyunu güne yayarak içmek daha faydalı olacaktır.</p><p><strong>MANDALİNA KABUĞU NEYE İYİ GELİR?</strong> </p><p>Mandalina kabuğu da birçok antioksidan madde içermektedir. C vitamini, A vitamini gibi antioksidanlar, naringin, hesperidin, tangeretin ve nobiletin gibi flavonoidler açısından zengindir. Araştırmalar, flavonoidlerin beyin koruyucu etkileri olduğunu ve kronik hastalık riski dahil olmak üzere birçok hastalığın gelişimini önlediğini göstermiştir. Yapılan çalışmalar nobiletin maddesinin yağların yakılmasını hızlandırdığını göstermiştir.  Mandalina kabuğunda bulunan hesperidin ve naringenin antioksidanları alerjik reaksiyonların şiddetini azaltmaya da yardımcı olabilmektedir.  Tarım ilaçlarına maruz kalmamış organik mandalinaların kabukları kullanılmalıdır.</p><p><strong>MANDALİNANIN ZARARLARI NELERDİR?</strong> </p><p>Mandalina şeker oranı yüksek meyveler arasında yer almaktadır. Özellikle şeker hastalarının dikkatli tüketmesi gereklidir. </p><p>Asit içeren bir meyve olduğu için yine fazla tüketildiğinde özellikle gastrit gibi mide rahatsızlığı olan bireylerde mideyi rahatsız edebilmektedir.</p><p> Alerjik bünyeye sahip kişilerde ve küçük çocuklarda kızarıklık gibi alerjik reaksiyonlara neden olabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Biberiye nedir? (Biberiyenin faydaları nelerdir?)</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/biberiye-nedir-biberiyenin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/biberiye-nedir-biberiyenin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Geleneksel bir baharat olan biberiye bitkisinin insan sağlığına birçok faydası bulunuyor. Peki, biberiye nerede yetişir? Biberiye kilo vermeye yardımcı olur mu? İşte, biberiye bitkisine dair merak edilenler...Akdeniz bölgesine özgü her daim yeşil bir çalı olan bitkisiyle oldukça fazla alanda kullanılan biberiye Avrupa, Asya ve Amerika&#039;da yüzyıllar boyunca birçok hastalığı tedavi etmek için kullanıldı. Baharat olarak çok yaygın kullanılan biberiyenin yağı ve çayı da şifa amacıyla kullanılıyor.Vitamin ve mineral açısından zengin olan biberiye bitkisinin hafızayı güçlendirici etkisi nedeniyle alzheimer ve demans hastalığına karşı koruyucu olarak kullanılması öneriliyor.  İtalyan, Yunan ve Türk mutfağının önemli bir baharat olarak bilinen biberiye bitkisi özellikle marinasyon işleminde sıkça tercih ediliyor. Et, tavuk ve patates gibi gıdalara lezzet katıyor.  BİBERİYENİN FAYDALARIYüksek miktarda A vitamini ve C vitamini yanında B6 vitamini, B1 vitamini ve B9 vitamini içeriyor. Magnezyum, kalsiyum, bakır, manganez ve demir minerallerini de içeriğinde barındıran bitkinin insan sağlına bilinen birçok faydası bulunuyor.   - İltihap giderici özelliğiyle sindirimi hızlandırıyor ve kolaylaştırıyor.  - Kas spazmI ve ağrı giderici özelliğiyle biliniyor.  - Kalp sağlığını koruyor.  - Sinir fonksiyonlarının iyileşmesine yardımcı oluyor. Özellikle ataksi, bunama, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların önlenmesinde kullanılıyor.  -Kilo verme ile ilgili etkili sonuçlar veriyor.  - Suyun vücuttan atılım hızını artırarak, idrar söktürüyor.  - Biberiyede bulunan karnosol, rosmarinik, betülinik ve karnosik-asit kansere karşı koruyucudur. Bitkinin özleri cilt kanseri, lösemi, meme ve karaciğer kanseri, prostat, mesane, yumurtalık, kolon, akciğer, ve pankreas kanserlerine karşı etkili sonuçlar veriyor. BİBERİYE ZARARLARI VE YAN ETKİLERİ NELERDİR?Biberiye düşük dozlarda alındığında genellikle güvenli oluyor ancak yüksek dozlarda kullanıldığında ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Bunlar akciğer ödemi, kusma, spazm ve hatta koma şeklinde görülebiliyor. Erkeklerde sperm sayısında, yoğunluğunda ve hareketliliğinde düşüşe neden olabiliyor ve hamile kadınlarda düşüğe neden olabiliyor. Nane ve benzer bitkilere alerjisi olan kişilerin ise tüketmemesi öneriliyor. BİBERİYE ÇAYI TARİFİSıcak suyun içine serçe parmak büyüklüğünde taze zencefil, bir dal taze biberiye ve yarım tatlı kaşığı bal eklenip eriyene kadar karıştırılır. 10 dakika demlemeye bırakılır. Süzülerek içilir. Günde 1 fincandan fazla tüketilmemesi önerilir. Düzenli kullanımlarda ara verilerek içilmesi gerekir.BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ NASIL GÜÇLENDİRİRİZ? ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jgWnsmIfNU6AzammTJSS2A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Biberiye, nedir, Biberiyenin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jgWnsmIfNU6AzammTJSS2A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Biberiye nedir? (Biberiyenin faydaları nelerdir?)"><p>Geleneksel bir baharat olan biberiye bitkisinin insan sağlığına birçok faydası bulunuyor. Peki, biberiye nerede yetişir? Biberiye kilo vermeye yardımcı olur mu? İşte, biberiye bitkisine dair merak edilenler...</p><p>Akdeniz bölgesine özgü her daim yeşil bir çalı olan bitkisiyle oldukça fazla alanda kullanılan biberiye Avrupa, Asya ve Amerika'da yüzyıllar boyunca birçok hastalığı tedavi etmek için kullanıldı. Baharat olarak çok yaygın kullanılan biberiyenin yağı ve çayı da şifa amacıyla kullanılıyor.</p><p>Vitamin ve mineral açısından zengin olan biberiye bitkisinin hafızayı güçlendirici etkisi nedeniyle alzheimer ve demans hastalığına karşı koruyucu olarak kullanılması öneriliyor.  İtalyan, Yunan ve Türk mutfağının önemli bir baharat olarak bilinen biberiye bitkisi özellikle marinasyon işleminde sıkça tercih ediliyor. Et, tavuk ve patates gibi gıdalara lezzet katıyor.  </p><h3>BİBERİYENİN FAYDALARI</h3>Yüksek miktarda A vitamini ve C vitamini yanında B6 vitamini, B1 vitamini ve B9 vitamini içeriyor. Magnezyum, kalsiyum, bakır, manganez ve demir minerallerini de içeriğinde barındıran bitkinin insan sağlına bilinen birçok faydası bulunuyor.   - İltihap giderici özelliğiyle sindirimi hızlandırıyor ve kolaylaştırıyor.  - Kas spazmI ve ağrı giderici özelliğiyle biliniyor.  - Kalp sağlığını koruyor.  - Sinir fonksiyonlarının iyileşmesine yardımcı oluyor. Özellikle ataksi, bunama, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların önlenmesinde kullanılıyor.  -Kilo verme ile ilgili etkili sonuçlar veriyor.  - Suyun vücuttan atılım hızını artırarak, idrar söktürüyor.  - Biberiyede bulunan karnosol, rosmarinik, betülinik ve karnosik-asit kansere karşı koruyucudur. Bitkinin özleri cilt kanseri, lösemi, meme ve karaciğer kanseri, prostat, mesane, yumurtalık, kolon, akciğer, ve pankreas kanserlerine karşı etkili sonuçlar veriyor. <h3>BİBERİYE ZARARLARI VE YAN ETKİLERİ NELERDİR?</h3>Biberiye düşük dozlarda alındığında genellikle güvenli oluyor ancak yüksek dozlarda kullanıldığında ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Bunlar akciğer ödemi, kusma, spazm ve hatta koma şeklinde görülebiliyor. Erkeklerde sperm sayısında, yoğunluğunda ve hareketliliğinde düşüşe neden olabiliyor ve hamile kadınlarda düşüğe neden olabiliyor. Nane ve benzer bitkilere alerjisi olan kişilerin ise tüketmemesi öneriliyor. <h3>BİBERİYE ÇAYI TARİFİ</h3><p>Sıcak suyun içine serçe parmak büyüklüğünde taze zencefil, bir dal taze biberiye ve yarım tatlı kaşığı bal eklenip eriyene kadar karıştırılır. 10 dakika demlemeye bırakılır. Süzülerek içilir. Günde 1 fincandan fazla tüketilmemesi önerilir. Düzenli kullanımlarda ara verilerek içilmesi gerekir.</p><p><span><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ NASIL GÜÇLENDİRİRİZ?</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Moringa çayı nedir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/moringa-cayi-nedir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/moringa-cayi-nedir</guid>
<description><![CDATA[ Moringa Oleifera isimli bitkinin yapraklarından elde edilen moringa çayının insan vücuduna birçok faydası bulunuyor. Yapraklarından köküne dek tüm bölümleri oldukça faydalı moringa çayı zayıflamaya yardımcı olur mu? İşte, moringa çayı hakkında merak edilenler...Mucize ağaç olarak da adlandırılan moringa bitkisi besleyici değerleriyle oldukça faydalı bir bitki olarak biliniyor. Şifa kaynağı moringa bitkisi daha çok Kuzey Hindistan bölgesinde yetişiyor.MORİNGA ÇAYI NEDİR?  Diyabet, kalp hastalığı, anemi, artrit gibi pek çok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde nesiller boyunca kullanılan moringa çayı bitkinin yapraklarından elde ediliyor.Moringa çayının insan sağlığına bilinen birçok faydası bulunuyor. Moringa yaprağı, zengin bir vitamin, mineral ve amino asit kaynağı oluşturuyor. Yüksek miktarda A, C ve E vitamini içeriyor. Kalsiyum, potasyum ve protein bakımından da oldukça zengin bir içeriği bulunuyor. Özellikle zayıflama konusunda da destek veren moringa çayı ülkemizde de sıkça tüketiliyor.   MORİNGA ÇAYININ FAYDALARIMoringa çayını düzenli olarak tüketilmesi faydalarının kısa süre içinde göstermesini sağlıyor.  Moringa yapraklarında, çiçeklerinde ve tohumlarında yüksek antioksidan içeriyor.  Yüksek A vitamini değerleri göz sağlığını korumada fayda sağlıyor.  Sindirim sisteminin çalışmasını düzenler ve kabızlık probleminin ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor.  Metabolizmayı hızlandırıyor ve vücutta yağ depolanmasını engelliyor.   Tokluk hissi sayesinden sağlıklı zayıflama için faydalı hale geliyor.  Doğal bir anti-aging olan yaprakları yaşlanmayı engelliyor ve cilde genç bir görünüm kazandırıyor.  Vücuttaki glükoz seviyesini düşürdüğü için diyabet tedavisinde etkili oluyor.  Kolestrol seviyesini düşürdüğü için kalp hastalıkları ve damar sertliğine karşı koruma sağlıyor.  Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılıyor. MORİNGA ÇAYI TARİFİ Moringa çayı poşet çay ve bitki şeklinde satılıyor. Bitki halinde bulunan moringa yaprakları öğütülüp veya kaynatılarak demlenerek tüketiliyor. Yaklaşık 7-8 dakika demlenen çayı 20 dakika dinlendikten sonra içilmesi öneriliyor. Günde 3 fincandan fazla tüketilmesi ise önerilmiyor. MORİNGA ÇAYININ ZARARLARI Son derece faydalı özellikleri bulunan moringa çayının bazı yan etkileri biliniyor. Bunlar çok önemli etkiler olmamakla birlikte nadir olarak görülüyor.Moringa çayının yan etkileri:   Mide ekşimesiİshalMide bulantısıRahimde kasılma şeklinde sıralanabiliyor.  Nadir de olsa rahimde kasılmaya neden olarak düşüğe yol açabileceği için hamilelerin moringa çayı içmemesi öneriliyor.VİDEO: VİTAMİN HAPLARI FAYDALI MI? ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JRQ7UCIpM0OwXgZOB-OLhQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Moringa, çayı, nedir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JRQ7UCIpM0OwXgZOB-OLhQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Moringa çayı nedir?"><p>Moringa Oleifera isimli bitkinin yapraklarından elde edilen moringa çayının insan vücuduna birçok faydası bulunuyor. Yapraklarından köküne dek tüm bölümleri oldukça faydalı moringa çayı zayıflamaya yardımcı olur mu? İşte, moringa çayı hakkında merak edilenler...</p><p>Mucize ağaç olarak da adlandırılan <strong>moringa</strong> bitkisi besleyici değerleriyle oldukça faydalı bir bitki olarak biliniyor. Şifa kaynağı moringa bitkisi daha çok Kuzey Hindistan bölgesinde yetişiyor.</p><p><strong>MORİNGA ÇAYI NEDİR?</strong>  <strong>Diyabet, kalp hastalığı, anemi, artrit</strong> gibi pek çok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde nesiller boyunca kullanılan moringa çayı bitkinin yapraklarından elde ediliyor.</p><p>Moringa çayının insan sağlığına bilinen birçok faydası bulunuyor. Moringa yaprağı, zengin bir vitamin, mineral ve amino asit kaynağı oluşturuyor. </p><p>Yüksek miktarda <strong>A, C ve E vitamini</strong> içeriyor. Kalsiyum, potasyum ve protein bakımından da oldukça zengin bir içeriği bulunuyor. Özellikle zayıflama konusunda da destek veren moringa çayı ülkemizde de sıkça tüketiliyor.   </p><h3>MORİNGA ÇAYININ FAYDALARI</h3><p>Moringa çayını düzenli olarak tüketilmesi faydalarının kısa süre içinde göstermesini sağlıyor.  </p><ul><li>Moringa yapraklarında, çiçeklerinde ve tohumlarında <strong>yüksek antioksidan</strong> içeriyor.  </li><li>Yüksek A vitamini değerleri <strong>göz sağlığı</strong>nı korumada fayda sağlıyor.  </li><li>Sindirim sisteminin çalışmasını düzenler ve kabızlık probleminin ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor.  </li><li>Metabolizmayı hızlandırıyor ve vücutta yağ depolanmasını engelliyor.   Tokluk hissi sayesinden sağlıklı <strong>zayıflama</strong> için faydalı hale geliyor.  </li><li>Doğal bir <strong>anti-aging</strong> olan yaprakları yaşlanmayı engelliyor ve cilde genç bir görünüm kazandırıyor.  </li><li>Vücuttaki glükoz seviyesini düşürdüğü için diyabet tedavisinde etkili oluyor.  </li><li>Kolestrol seviyesini düşürdüğü için <strong>kalp hastalıkları ve damar sertliği</strong>ne karşı koruma sağlıyor.  </li><li><strong>Alzheimer</strong> hastalığının tedavisinde kullanılıyor. </li></ul><h3>MORİNGA ÇAYI TARİFİ </h3><p>Moringa çayı poşet çay ve bitki şeklinde satılıyor. Bitki halinde bulunan moringa yaprakları öğütülüp veya kaynatılarak demlenerek tüketiliyor. Yaklaşık 7-8 dakika demlenen çayı 20 dakika dinlendikten sonra içilmesi öneriliyor. Günde 3 fincandan fazla tüketilmesi ise önerilmiyor. </p><h3>MORİNGA ÇAYININ ZARARLARI </h3><p>Son derece faydalı özellikleri bulunan moringa çayının bazı yan etkileri biliniyor. Bunlar çok önemli etkiler olmamakla birlikte nadir olarak görülüyor.</p><p>Moringa çayının yan etkileri:   </p><ul><li><strong>Mide ekşimesi</strong></li><li><strong>İshal</strong></li><li><strong>Mide bulantısı</strong></li><li><strong>Rahimde kasılma</strong> şeklinde sıralanabiliyor.  Nadir de olsa rahimde kasılmaya neden olarak düşüğe yol açabileceği için hamilelerin moringa çayı içmemesi öneriliyor.</li></ul><p><span><strong>VİDEO: VİTAMİN HAPLARI FAYDALI MI?</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>bitki çaylarının kullanımında doktor tavsiyesi uyarısı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bitki-caylarinin-kullaniminda-doktor-tavsiyesi-uyarisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bitki-caylarinin-kullaniminda-doktor-tavsiyesi-uyarisi</guid>
<description><![CDATA[ Havaların soğumasıyla ıhlamur, adaçayı ve kuşburnu gibi bitkisel çaylara ilgi arttı. Ancak uzmanlar bu tip çayların kullanımı konusunda dikkat edilmesi konusunda uyarıyor. Fitoterapi Uzmanı Eczacı Eda Sönmez Gürer, doğru şekilde kullanılmayan bitkilerin, tiroit, nörolojik, otizm ve kısırlık gibi ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açabileceğini dile getirdi.Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi fitoterapi uzmanı eczacı Eda Sönmez Gürer, bitki çayı kullanırken komşu, arkadaş, internet, televizyon kanalı gibi ortamlardan duyulanlarla değil, fitoterapi alanında eğitimli doktor ve eczacıya danışılması uyarısında bulundu.  Gürer açıklamasında, havaların soğumasıyla soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığının arttığını belirtti.  Bu çerçevede, bağışıklık sisteminin desteklenmesi gerektiğine dikkati çeken Gürer, şunları kaydetti:  &quot;Bu noktada bazı bitkisel çaylarla bağışıklık sistemimizi güçlendirebilir ve özellikle kış aylarında havaların soğumasıyla artan bulaşıcı hastalıklara karşı daha etkin bir koruma sağlayabiliriz. Mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemini güçlendirerek kişiyi hastalıklara karşı dirençli hale getiren bitki çaylarının başında ıhlamur, kuşburnu, ekinezya, zencefil ve adaçayı gelmektedir. Özellikle ıhlamur ve zencefilin birlikte tüketilmesi antioksidan desteği açısından daha da güçlü etkiye sahip olacaktır. Zencefilin tadını yumuşatmak için ise bu çayın içine bal karıştırabiliriz. Bitki çayları bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra sindirimi kolaylaştırıcı, uyumaya yardımcı, kan şekerini ve tansiyonu düzenleyici etkilere de sahip olabilmektedir.” Bitki çaylarını tüketirken dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Gürer, fitoterapi alanında eğitimli doktor veya eczacıya danışmadan yanlış yerlerden temin edilip doğru şekilde kullanılmayan bitkilerin, tiroit, nörolojik, otizm ve kısırlık gibi ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açabileceğini aktardı.  BİTKİ-İLAÇ EŞLEŞTİRMESİ UYARISI  Herhangi bir bitki çayı hazırlarken bu bitkinin türü, nereden toplandığı, günün hangi saatinde toplandığı, içerisindeki aktif maddelerin farmakope standartlarına uygun olup olmadığının da önem taşıdığını belirten Gürer, şu bilgileri verdi:  &quot;Bu sebeple doğru bitki kullanımına özen göstermeliyiz. Bitki-ilaç etkileşimleri de göz ardı etmememiz gereken önemli konulardan bir diğeridir. Örneğin, yaban mersini kalp-damar, şeker hastalığı ve göz sağlığı için kullanılırken, aynı zamanda kullanılan kan sulandırıcı ilaçlar da kanama riskini arttırmaktadır. Bir diğer örnek zencefil, iltihabi hastalıklarda, kanser, bulantı-kusma gibi rahatsızlıklarda kullanılırken yine aynı zamanda kullanılan kan sulandırıcı ilaçların da yan etkisini arttırabilmektedir. Bir diğer önemli husus da bu çayları gün içinde çok fazla tüketmemeliyiz. Özel karışımlar içeren bu çayların fazla tüketilmesi vücudumuzda çeşitli toksik etkiler yapabilmekte, karaciğer ve böbrekte hasar oluşturabilmektedir. Bitki çayı kullanırken komşu, arkadaş, internet, televizyon kanalı gibi ortamlardan duyduklarımızla değil, mutlaka bu konuda bilgili ve fitoterapi alanında eğitimli doktor ve eczacımıza danışarak hareket etmeliyiz.”BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN BESİNLER NELER? ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e9uPUqoPwUqB679lx8odTQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>bitki, çaylarının, kullanımında, doktor, tavsiyesi, uyarısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e9uPUqoPwUqB679lx8odTQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="bitki çaylarının kullanımında doktor tavsiyesi uyarısı"><p>Havaların soğumasıyla ıhlamur, adaçayı ve kuşburnu gibi bitkisel çaylara ilgi arttı. Ancak uzmanlar bu tip çayların kullanımı konusunda dikkat edilmesi konusunda uyarıyor. Fitoterapi Uzmanı Eczacı Eda Sönmez Gürer, doğru şekilde kullanılmayan bitkilerin, tiroit, nörolojik, otizm ve kısırlık gibi ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açabileceğini dile getirdi.</p><p>Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi fitoterapi uzmanı eczacı Eda Sönmez Gürer, bitki çayı kullanırken komşu, arkadaş, internet, televizyon kanalı gibi ortamlardan duyulanlarla değil, fitoterapi alanında eğitimli doktor ve eczacıya danışılması uyarısında bulundu.  Gürer açıklamasında, havaların soğumasıyla soğuk algınlığı, nezle ve grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığının arttığını belirtti.  Bu çerçevede, bağışıklık sisteminin desteklenmesi gerektiğine dikkati çeken Gürer, şunları kaydetti:  "Bu noktada bazı bitkisel çaylarla bağışıklık sistemimizi güçlendirebilir ve özellikle kış aylarında havaların soğumasıyla artan bulaşıcı hastalıklara karşı daha etkin bir koruma sağlayabiliriz. Mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemini güçlendirerek kişiyi hastalıklara karşı dirençli hale getiren bitki çaylarının başında ıhlamur, kuşburnu, ekinezya, zencefil ve adaçayı gelmektedir. Özellikle ıhlamur ve zencefilin birlikte tüketilmesi antioksidan desteği açısından daha da güçlü etkiye sahip olacaktır. Zencefilin tadını yumuşatmak için ise bu çayın içine bal karıştırabiliriz. Bitki çayları bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanı sıra sindirimi kolaylaştırıcı, uyumaya yardımcı, kan şekerini ve tansiyonu düzenleyici etkilere de sahip olabilmektedir.” </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eZnS884YN0aqRKc8OM7lnw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p>Bitki çaylarını tüketirken dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Gürer, fitoterapi alanında eğitimli doktor veya eczacıya danışmadan yanlış yerlerden temin edilip doğru şekilde kullanılmayan bitkilerin, tiroit, nörolojik, otizm ve kısırlık gibi ciddi hastalıklara hatta ölümlere yol açabileceğini aktardı.  <strong>BİTKİ-İLAÇ EŞLEŞTİRMESİ UYARISI</strong>  Herhangi bir bitki çayı hazırlarken bu bitkinin türü, nereden toplandığı, günün hangi saatinde toplandığı, içerisindeki aktif maddelerin farmakope standartlarına uygun olup olmadığının da önem taşıdığını belirten Gürer, şu bilgileri verdi:  "Bu sebeple doğru bitki kullanımına özen göstermeliyiz. Bitki-ilaç etkileşimleri de göz ardı etmememiz gereken önemli konulardan bir diğeridir. Örneğin, yaban mersini kalp-damar, şeker hastalığı ve göz sağlığı için kullanılırken, aynı zamanda kullanılan kan sulandırıcı ilaçlar da kanama riskini arttırmaktadır. Bir diğer örnek zencefil, iltihabi hastalıklarda, kanser, bulantı-kusma gibi rahatsızlıklarda kullanılırken yine aynı zamanda kullanılan kan sulandırıcı ilaçların da yan etkisini arttırabilmektedir. Bir diğer önemli husus da bu çayları gün içinde çok fazla tüketmemeliyiz. Özel karışımlar içeren bu çayların fazla tüketilmesi vücudumuzda çeşitli toksik etkiler yapabilmekte, karaciğer ve böbrekte hasar oluşturabilmektedir. Bitki çayı kullanırken komşu, arkadaş, internet, televizyon kanalı gibi ortamlardan duyduklarımızla değil, mutlaka bu konuda bilgili ve fitoterapi alanında eğitimli doktor ve eczacımıza danışarak hareket etmeliyiz.”</p><p><span><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN BESİNLER NELER?</strong></span> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bağışıklığı güçlendiren &amp;apos;ginseng&amp;apos;, kilosu 2 bin TL&amp;apos;den satılıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bagisikligi-guclendiren-ginseng-kilosu-2-bin-tlden-satiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bagisikligi-guclendiren-ginseng-kilosu-2-bin-tlden-satiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Çin ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde 5 bin yıldır tedavi amaçlı kullanılan &#039;ginseng&#039;, güçlü antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini destekliyor. Toz halinde kilosu bin 800, kök halinde ise 2 bin TL&#039;den satılan ginsenge pandemi döneminde talep arttı.Özellikle Çin ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde 5 bin yıldır tedavi amaçlı olarak kullanıldığı bilinen ginseng, güçlü antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemi için büyük önem taşıyor. Aynı zamanda hastalıklara karşı vücuda destek oluyor.Ginseng, vücutta dengeleyici bir etki yaratarak kişiyi sinir ve stresten de koruyor. Güçlü antioksidan özelliği sayesinde grip, nezle gibi basit hastalıkların dışında kanser gibi ciddi rahatsızlıklara yakalanma riskini azaltıyor.Ginsengin vücuda faydası kadar fiyatı da dikkat çekiyor. Toz halinde kilosu bin 800, kök halinde ise 2 bin TL&#039;den satılan ginseng, altınla yarışıyor.KOLESTEROLÜ DE DÜŞÜRÜYOR  Sivas Medicana Hastanesi Diyetisyeni Eda Ünal, ginsengin faydaları hakkında bilgi verdi. Ginsengin Uzak Doğu ülkelerinde alternatif tıpta kullanıldığını söyleyen Ünal, &quot;Normalde &#039;ginseng&#039; tedavi anlamına geliyor. Yıllardır bağışıklığı güçlendirici ve kolesterol düşürücü etkisinden dolayı takviyelerde ve bitkisel çaylarda sıkla kullanılıyor. Ayrıca stresin düşürülmesi ve hafızanın güçlendirilmesinde oldukça etkili olan bir takviyedir. Ancak dikkat edilmesi gereken noktalar var. Meme kanseri, yumurtalık kanseri, diyabet ve uykusuzluk problemi çeken hastalara bunu kesinlikle önermiyoruz. Ginseng içerdiği maddeler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve ayrıca soğuk algınlıklarından korunmada da etkisi olan bir bitkidir&quot; dedi.&#039;PANDEMİDE TALEP ARTTI&#039;  Aktar Orhun Özfidancı ise salgın döneminde ginsenge talebin arttığını belirterek, &quot;Pandemi sürecinde bağışıklık sistemi ile alakalı olan ürünlerin kullanılmasıyla ve duyulmasıyla ginseng köküne olan talep arttı. Ginseng kök halinde kilosu 2 bin TL, tozu da bin 800 TL civarında seyrediyor. Ginseng bağışıklık sistemini, vücut direncine, unutkanlığa ve kan basıncının artmasına fayda vericidir. Müşterinin talepleri oluyor ama pahalı olmasından dolayı müşteriler 100 gram değil de 10 gram şeklinde alabiliyor. Ginsengin en kolay kullanımı da macun şeklinde balla karıştırılıp tüketmektir. Kapsül şeklinde olanı da mevcut, bunların fiyat aralığı da 35-40 TL civarında&quot; diye konuştu.BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ NASIL GÜÇLENDİRİRİZ? ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nnmq5lTBRU-m6zavaY8jDg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bağışıklığı, güçlendiren, ginseng, kilosu, bin, TLden, satılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nnmq5lTBRU-m6zavaY8jDg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bağışıklığı güçlendiren 'ginseng', kilosu 2 bin TL'den satılıyor"><p>Çin ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde 5 bin yıldır tedavi amaçlı kullanılan 'ginseng', güçlü antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemini destekliyor. Toz halinde kilosu bin 800, kök halinde ise 2 bin TL'den satılan ginsenge pandemi döneminde talep arttı.</p><p>Özellikle Çin ve Japonya gibi Uzak Doğu ülkelerinde 5 bin yıldır tedavi amaçlı olarak kullanıldığı bilinen <strong>ginseng</strong>, güçlü antioksidan özelliği sayesinde bağışıklık sistemi için büyük önem taşıyor. Aynı zamanda hastalıklara karşı vücuda destek oluyor.</p><p>Ginseng, vücutta dengeleyici bir etki yaratarak kişiyi sinir ve stresten de koruyor. Güçlü antioksidan özelliği sayesinde grip, nezle gibi basit hastalıkların dışında kanser gibi ciddi rahatsızlıklara yakalanma riskini azaltıyor.</p><p>Ginsengin vücuda faydası kadar fiyatı da dikkat çekiyor. Toz halinde kilosu bin 800, kök halinde ise 2 bin TL'den satılan ginseng, altınla yarışıyor.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FHFQyY_d8UqgHWH3f5eAzw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><strong>KOLESTEROLÜ DE DÜŞÜRÜYOR</strong>  Sivas Medicana Hastanesi Diyetisyeni Eda Ünal, ginsengin faydaları hakkında bilgi verdi. Ginsengin Uzak Doğu ülkelerinde alternatif tıpta kullanıldığını söyleyen Ünal, "Normalde 'ginseng' tedavi anlamına geliyor. Yıllardır bağışıklığı güçlendirici ve kolesterol düşürücü etkisinden dolayı takviyelerde ve bitkisel çaylarda sıkla kullanılıyor. Ayrıca stresin düşürülmesi ve hafızanın güçlendirilmesinde oldukça etkili olan bir takviyedir. Ancak dikkat edilmesi gereken noktalar var. Meme kanseri, yumurtalık kanseri, diyabet ve uykusuzluk problemi çeken hastalara bunu kesinlikle önermiyoruz. Ginseng içerdiği maddeler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve ayrıca soğuk algınlıklarından korunmada da etkisi olan bir bitkidir" dedi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u7zWcn6Iw0adNQt7CRQy4A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>'PANDEMİDE TALEP ARTTI'</strong>  Aktar Orhun Özfidancı ise salgın döneminde ginsenge talebin arttığını belirterek, "Pandemi sürecinde bağışıklık sistemi ile alakalı olan ürünlerin kullanılmasıyla ve duyulmasıyla ginseng köküne olan talep arttı. Ginseng kök halinde kilosu 2 bin TL, tozu da bin 800 TL civarında seyrediyor. Ginseng bağışıklık sistemini, vücut direncine, unutkanlığa ve kan basıncının artmasına fayda vericidir. Müşterinin talepleri oluyor ama pahalı olmasından dolayı müşteriler 100 gram değil de 10 gram şeklinde alabiliyor. Ginsengin en kolay kullanımı da macun şeklinde balla karıştırılıp tüketmektir. Kapsül şeklinde olanı da mevcut, bunların fiyat aralığı da 35-40 TL civarında" diye konuştu.</p><p><span><strong>BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ NASIL GÜÇLENDİRİRİZ?</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ada çayının faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ada-cayinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ada-cayinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, Covid-19 hastalığını önlemek için adaçayı ve ebegümeci karışımının kaynatılmasıyla elde edilen gargaranın kullanılmasını önerdi.
Depresyon, ağız ve diş hastalıkları, sindirim sistemi rahatsızlığı gibi pek çok rahatsızlığa iyi geldiği bilinen ada çayının uzun süre demlemeye bırakılmaması gerekiyor. Pek çok faydası bilinse de bazı kronik hastaların ada çayı kullanırken dikkatli olmaları gerekiyor. Peki ada çayı kullanırken kimler dikkatli olmalı? Ada çayı nasıl demlenmeli? İşte ada çayı hakkında tüm merak edilenler…İstanbul&#039;a ilk kez Marmara Adası&#039;ndan getirildiği için ada çayı olarak adlandırılan bitki, Ege Bölgesi&#039;nde acı elma olarak da bilinir. Tıbbi ve aromatik bir bitki olan ada çayının yaprakları, kaynatıldığında çay olarak içilebildiği gibi esansı ya da farklı bir deyişle uçucu yağı elde edilerek de kullanılır.

Depresyonu ve stresi azaltır.
Zararlı toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
 Beyin fonksiyonlarını geliştirir.
Ağız ve diş eti hastalıklarına iyi  gelir.
Cilt leke ve hastalıklarında kullanır.
Mide ve kolestrol hastaları için rahatlatıcı etkisi vardır.
Menopoz sonrası belirtileri hafifletir.
Sindirim sistemini korur ve ishale iyi gelir.
Aşırı terlemeyi azaltır.Ada çayı genellikle kaynatılarak yapılsa da aslında demlenerek hazırlanması gerekir. Bu sayede besin değerleri daha iyi korunur ve daha yoğun ada çayı tadı elde edilebilir. Kaynar suda çok uzun süre tutulması hem bitkinin faydalı etkilerini kaybetmesine neden olur hem de çayın tadı acılaşabilir. Ada çayının 2 dakikadan uzun süre kaynatılması ile toksik bileşenler açığa çıkarak çayın zararlı hale gelebileceği öne sürülmektedir. Yaklaşık 2 gram ada çayı üzerine 200-250 ml kaynar su ilave edilerek 10 dakika kadar demlenir. Yaprakları süzülür ve fincana doldurularak servis edilir.Ada çayının aşırı tüketiminde bazı yan etkiler görülebilir. Salvia cinsine ait bitkilere alerjisi olan bireylerin ada çayı içmesi, alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Mide bulantısı gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında ada çayının faydalı olabileceği bilinse de, fazla içilmesi midede yanma hissine ve ağrıya neden olabilir. Yan etkiler kişiden kişiye değişse de günlük 3 bardak ada çayı içilmesi güvenli olarak kabul edilir ve günlük 3 bardaktan fazla içilmemesi önerilir. 

Adaçayını çok düşük tansiyona sahip olanların 
Sürekli ilaç kullananların
Şeker hastalarının tüketmesi tavsiye edilmiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y3Ak8NaIA0y_wwNkndJpyQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ada, çayının, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y3Ak8NaIA0y_wwNkndJpyQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ada çayının faydaları nelerdir?"><p>Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, Covid-19 hastalığını önlemek için adaçayı ve ebegümeci karışımının kaynatılmasıyla elde edilen gargaranın kullanılmasını önerdi.
Depresyon, ağız ve diş hastalıkları, sindirim sistemi rahatsızlığı gibi pek çok rahatsızlığa iyi geldiği bilinen ada çayının uzun süre demlemeye bırakılmaması gerekiyor. Pek çok faydası bilinse de bazı kronik hastaların ada çayı kullanırken dikkatli olmaları gerekiyor. Peki ada çayı kullanırken kimler dikkatli olmalı? Ada çayı nasıl demlenmeli? İşte ada çayı hakkında tüm merak edilenler…</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/q36UkUGw60iiW96d2-Q7dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul'a ilk kez Marmara Adası'ndan getirildiği için ada çayı olarak adlandırılan bitki, Ege Bölgesi'nde acı elma olarak da bilinir. Tıbbi ve aromatik bir bitki olan ada çayının yaprakları, kaynatıldığında çay olarak içilebildiği gibi esansı ya da farklı bir deyişle uçucu yağı elde edilerek de kullanılır.

Depresyonu ve stresi azaltır.
Zararlı toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
 Beyin fonksiyonlarını geliştirir.
Ağız ve diş eti hastalıklarına iyi  gelir.
Cilt leke ve hastalıklarında kullanır.
Mide ve kolestrol hastaları için rahatlatıcı etkisi vardır.
Menopoz sonrası belirtileri hafifletir.
Sindirim sistemini korur ve ishale iyi gelir.
Aşırı terlemeyi azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YnnYQQVLSEmVf4T01jP5Zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ada çayı genellikle kaynatılarak yapılsa da aslında demlenerek hazırlanması gerekir. Bu sayede besin değerleri daha iyi korunur ve daha yoğun ada çayı tadı elde edilebilir. Kaynar suda çok uzun süre tutulması hem bitkinin faydalı etkilerini kaybetmesine neden olur hem de çayın tadı acılaşabilir. Ada çayının 2 dakikadan uzun süre kaynatılması ile toksik bileşenler açığa çıkarak çayın zararlı hale gelebileceği öne sürülmektedir. Yaklaşık 2 gram ada çayı üzerine 200-250 ml kaynar su ilave edilerek 10 dakika kadar demlenir. Yaprakları süzülür ve fincana doldurularak servis edilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YWxpyvBKV0u4QPIAOIk4iQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ada çayının aşırı tüketiminde bazı yan etkiler görülebilir. Salvia cinsine ait bitkilere alerjisi olan bireylerin ada çayı içmesi, alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Mide bulantısı gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında ada çayının faydalı olabileceği bilinse de, fazla içilmesi midede yanma hissine ve ağrıya neden olabilir. Yan etkiler kişiden kişiye değişse de günlük 3 bardak ada çayı içilmesi güvenli olarak kabul edilir ve günlük 3 bardaktan fazla içilmemesi önerilir. 

Adaçayını çok düşük tansiyona sahip olanların 
Sürekli ilaç kullananların
Şeker hastalarının tüketmesi tavsiye edilmiyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Nadir bitki türü kendisini insanlardan korumak için kamuflaj geliştirdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/nadir-bitki-turu-kendisini-insanlardan-korumak-icin-kamuflaj-gelistirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/nadir-bitki-turu-kendisini-insanlardan-korumak-icin-kamuflaj-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ Binlerce yıldır Çin&#039;deki Hengduan dağlarının kayalık yamaçlarında yetişen ve nadir bir bitki olan Fritillaria delavayi adlı bitki parlak sarı çiçekleriyle biliniyor. Ancak göz alıcı  bitkinin tek bir ölümcül düşmanı var: Çiçeği geleneksel tıpta ilaç olarak kullanmak için hasat eden insanlar. Ticari hasat yoğunlaştıkça, Fritillaria delavayi, toplayıcılar tarafından kolayca görülemeyecek gri ve kahverengi yapraklar geliştirdi.Bilim insanları, Çin’in Yulong fikri Hengduan Dağlarında yer alan ve binlerce yıldır ilaç yapımı için kullanılan nadir bir bitki türünün  m insanlardan korunmak için evrimleştiğini açıkladı. Araştırmacılar, parlak sarı renkteki bitkinin üzerinde büyüdüğü kayaların rengiyle eşleşerek kamufle olduğunu keşfetti.Konuya ilişkin açıklama yapan Çin Bilimler Akademisi Kunming Botanik Enstitüsü&#039;nden Dr. Yang Niu, &quot;İncelediğimiz diğer kamufle edilmiş bitkiler gibi, Fritillaria delavayi’nin de otobur hayvanlara karşı kendini korumak için evrimleştiğini düşündük, ancak onu tehdit eden bir hayvan bulamadık.Sonra bunun nedenini insanlar olduğunu anladık” ifadelerini kullandı.  KAMUFLE OLAN BİTKİNİN HAYATTA KALMA İHTİMALİ DAHA YÜKSEKKunming Botanik Enstitüsü ve İngiliz Exeter Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada araştırmacılar, farklı türdeki  bitkilerin dağ ortamlarına ne kadar yakın olduğunu ve onları toplamanın ne kadar kolay ölçtüler. Hasatın boyutunu tahmin etmek için yerel halkla da görüşen uzmanlar,  insanların kamufle edilmiş bitkileri keşfetmek için  daha fazla zaman ayırdığı buldu. Bu durum, &quot;Fritillaria delavayi&quot;nin hızlı evrimini yeni renk formlarına yönlendirdiğini, çünkü daha iyi kamufle edilmiş bitkilerin hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu gösteriyor.  Öte yandan, Fritillaria delavayi, her beş yılda bir Haziran ayında tek bir çiçek açıyor. Fritillary türünün soğanı geleneksel Çin tıbbında 2 bin yıldan fazla bir süredir kullanılıyor,  ancak son yıllarda yüksek fiyatlar hasadın artmasına neden oldu. VAHŞİ DOĞANIN İNSANLIĞA NET BİR TEPKİSİExeter Üniversitesi Ekoloji ve Koruma Merkezi&#039;nden Profesör Martin Stevens, &quot;İnsanların vahşi doğadaki canlıların tepkisi  üzerinde nasıl bu kadar doğrudan ve dramatik bir etkiye sahip olabileceğini görmek gerçekten şaşırtıcı. Pek çok bitki, onları yiyebilecek otçullardan saklanmak için evrimleşiyor, ancak burada insan toplayıcılara tepki olarak gelişen kamuflaj görüyoruz.İnsanların diğer bitki türlerinde savunma stratejilerinin evrimini yönlendirmesi mümkündür, ancak şaşırtıcı bir şekilde çok az araştırma bunu inceledi” dedi.MEKKE&#039;Yİ ÇEKİRGELER BASTI ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bug-bMlcdkCyk8PmxYtOPQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Nadir, bitki, türü, kendisini, insanlardan, korumak, için, kamuflaj, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Bug-bMlcdkCyk8PmxYtOPQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Nadir bitki türü kendisini insanlardan korumak için kamuflaj geliştirdi"><p>Binlerce yıldır Çin'deki Hengduan dağlarının kayalık yamaçlarında yetişen ve nadir bir bitki olan Fritillaria delavayi adlı bitki parlak sarı çiçekleriyle biliniyor. Ancak göz alıcı  bitkinin tek bir ölümcül düşmanı var: Çiçeği geleneksel tıpta ilaç olarak kullanmak için hasat eden insanlar. Ticari hasat yoğunlaştıkça, Fritillaria delavayi, toplayıcılar tarafından kolayca görülemeyecek gri ve kahverengi yapraklar geliştirdi.</p><p>Bilim insanları, Çin’in Yulong fikri Hengduan Dağlarında yer alan ve binlerce yıldır ilaç yapımı için kullanılan nadir bir bitki türünün  m insanlardan korunmak için evrimleştiğini açıkladı. Araştırmacılar, parlak sarı renkteki bitkinin üzerinde büyüdüğü kayaların rengiyle eşleşerek kamufle olduğunu keşfetti.</p><p>Konuya ilişkin açıklama yapan Çin Bilimler Akademisi Kunming Botanik Enstitüsü'nden Dr. Yang Niu, "İncelediğimiz diğer kamufle edilmiş bitkiler gibi, Fritillaria delavayi’nin de otobur hayvanlara karşı kendini korumak için evrimleştiğini düşündük, ancak onu tehdit eden bir hayvan bulamadık.Sonra bunun nedenini insanlar olduğunu anladık” ifadelerini kullandı.  </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JsN9uoAPIUG4mqls3tPuVQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>KAMUFLE OLAN BİTKİNİN HAYATTA KALMA İHTİMALİ DAHA YÜKSEK</strong></p><p>Kunming Botanik Enstitüsü ve İngiliz Exeter Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada araştırmacılar, farklı türdeki  bitkilerin dağ ortamlarına ne kadar yakın olduğunu ve onları toplamanın ne kadar kolay ölçtüler. Hasatın boyutunu tahmin etmek için yerel halkla da görüşen uzmanlar,  insanların kamufle edilmiş bitkileri keşfetmek için  daha fazla zaman ayırdığı buldu. Bu durum, "Fritillaria delavayi"nin hızlı evrimini yeni renk formlarına yönlendirdiğini, çünkü daha iyi kamufle edilmiş bitkilerin hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu gösteriyor.  Öte yandan, Fritillaria delavayi, her beş yılda bir Haziran ayında tek bir çiçek açıyor. Fritillary türünün soğanı geleneksel Çin tıbbında 2 bin yıldan fazla bir süredir kullanılıyor,  ancak son yıllarda yüksek fiyatlar hasadın artmasına neden oldu. </p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pTgYe70CwkORgxfgtvUhSA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt=""><p><strong>VAHŞİ DOĞANIN İNSANLIĞA NET BİR TEPKİSİ</strong></p><p>Exeter Üniversitesi Ekoloji ve Koruma Merkezi'nden Profesör Martin Stevens, "İnsanların vahşi doğadaki canlıların tepkisi  üzerinde nasıl bu kadar doğrudan ve dramatik bir etkiye sahip olabileceğini görmek gerçekten şaşırtıcı. Pek çok bitki, onları yiyebilecek otçullardan saklanmak için evrimleşiyor, ancak burada insan toplayıcılara tepki olarak gelişen kamuflaj görüyoruz.İnsanların diğer bitki türlerinde savunma stratejilerinin evrimini yönlendirmesi mümkündür, ancak şaşırtıcı bir şekilde çok az araştırma bunu inceledi” dedi.</p><p><span><strong>MEKKE'Yİ ÇEKİRGELER BASTI</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları 20 yeni canlı türü keşfetti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-20-yeni-canli-turu-kesfetti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-20-yeni-canli-turu-kesfetti</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, Bolivya’da yer alan  And dağlarında yaptıkları bilim gezisinde minyatür bir kurbağa, zehirli bir yılan ve fincan şeklinde yapraklara sahip bir orkideyi içeren  20 yeni canlı türü keşfetti. Bununla birlikte,  daha önce soyu tükendiği düşünülen dört türe ait canlı popülasyonları da yeniden görüldü.ABD’li kar amacı gütmeyen çevre kuruluşu Conservation International’dan bilim insanları Bolivya&#039;da yer alan And Dağları’nın zirvesindeki Zongo vadisininda daha önce bilinmeyen 20 yeni canlı türü keşfetti.Bulunan hayvanlar arasında 10 mm uzunluğunda minik bir kurbağa, bir çukur engerek, iki metal lekeli kelebek ve bir de çanak ağızlı orkide bulunuyor.Başkent La Paz’a sadece 50 kilometre uzaklıktaki el değişmemiş ormanlarda yapılan keşif, aynı zamanda nesli tükendiği düşünülen şeytan gözlü kurbağayı ve neredeyse bir yüzyıldır görülmeyen bir satir kelebeğini de yeniden ortaya çıkardı. Araştırmacılar bunların yanı sıra tehdit altındaki türler arasında yer alan , gözlüklü ayı ve kanallı toucan gibi türlere de yaptıkları keşif esnasında yeniden rastladıklarını söyledi.Bilim insankarı And Dağları&#039;nın “gökyüzü adaları” olarak bilinen yüksek ve dik kenarlı zirvelerinin zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olduğunu çünkü buradaya ulaşmanın yırtıcılar ve insanlar için kolay olmadığını ifade etti. Bununla birlikte araştırmacılari keşif için  2 bin metrelik yamaçlarda inip çıkarak iki hafta geçirdiklerini  ve yeni böcekler bulmayı beklerken, karşılaştıkları türler karşısında şaşkına döndüklerini söyledi.Keşif gezisinden  Claudia Cortez ve  Trond Larsen, &quot;İki yılan ve kurbağa gibi yeni omurgalılar bulmayı kesinlikle beklemiyorduk, bu yüzden bu çok heyecan vericiydi&quot; dedi.Bununla birlikte ekip, Bolivya’da çalışan bir  bilim insanı olan Steffen Reichle tarafından 20 yıl önce yalnızca bir kez görülen şeytan gözlü kurbağayı da yeniden keşfetti. Larsen, &quot;Bu gerçekten heyecan vericiydi. Sadece nesli tükenmiş olması gerektiği varsayıldı, ancak aslında nispeten yaygın olduğunu gördük&quot; dedi.Diğer taraftan araştırmacılar gezide hayvanların yanı sıra iki orkide türü de keşfetti. Bunların arasından Adder’in Ağzı (Malaxis) olarak bilinen orkide cinsinin yeni bir türü ile fincan şeklinde sarı ve mor yapraklara sahip bir orkide yer alıyor.Ekip tarafından bulunan bir bambu türü bilim için yeniydi, ancak onu sikus veya panpip adı verilen müzik aletleri yapmak için kullanan yerli topluluklar zaten biliyorlarlardıç. Ararot ailesine mensup ve geceleri yapraklarını kapatan bir başka bitki ise 125 yıl sonra yeniden keşfedildi.Larsen, &quot;Bu  güzel ve çeşitli ekosistem,, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan amfibiler, sürüngenler, kelebekler ve bitkiler için güvenli bir sığınak haline geldi” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ExbPXrYJgUKLlLqzuFhExA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, yeni, canlı, türü, keşfetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ExbPXrYJgUKLlLqzuFhExA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları 20 yeni canlı türü keşfetti"><p>Bilim insanları, Bolivya’da yer alan  And dağlarında yaptıkları bilim gezisinde minyatür bir kurbağa, zehirli bir yılan ve fincan şeklinde yapraklara sahip bir orkideyi içeren  20 yeni canlı türü keşfetti. Bununla birlikte,  daha önce soyu tükendiği düşünülen dört türe ait canlı popülasyonları da yeniden görüldü.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wxw_CBLZm0GmV6nLZPhEzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD’li kar amacı gütmeyen çevre kuruluşu Conservation International’dan bilim insanları Bolivya'da yer alan And Dağları’nın zirvesindeki Zongo vadisininda daha önce bilinmeyen 20 yeni canlı türü keşfetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kviw0C6gxU-JF0wI82Bwog.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bulunan hayvanlar arasında 10 mm uzunluğunda minik bir kurbağa, bir çukur engerek, iki metal lekeli kelebek ve bir de çanak ağızlı orkide bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UBMT-eVgt0arrgdM8GkCRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Başkent La Paz’a sadece 50 kilometre uzaklıktaki el değişmemiş ormanlarda yapılan keşif, aynı zamanda nesli tükendiği düşünülen şeytan gözlü kurbağayı ve neredeyse bir yüzyıldır görülmeyen bir satir kelebeğini de yeniden ortaya çıkardı. Araştırmacılar bunların yanı sıra tehdit altındaki türler arasında yer alan , gözlüklü ayı ve kanallı toucan gibi türlere de yaptıkları keşif esnasında yeniden rastladıklarını söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TCLCRcpjX0m9nV5HHWRhYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insankarı And Dağları'nın “gökyüzü adaları” olarak bilinen yüksek ve dik kenarlı zirvelerinin zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olduğunu çünkü buradaya ulaşmanın yırtıcılar ve insanlar için kolay olmadığını ifade etti. Bununla birlikte araştırmacılari keşif için  2 bin metrelik yamaçlarda inip çıkarak iki hafta geçirdiklerini  ve yeni böcekler bulmayı beklerken, karşılaştıkları türler karşısında şaşkına döndüklerini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CPD4hx8B_E29r9BGgmpDAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Keşif gezisinden  Claudia Cortez ve  Trond Larsen, "İki yılan ve kurbağa gibi yeni omurgalılar bulmayı kesinlikle beklemiyorduk, bu yüzden bu çok heyecan vericiydi" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DFznjnjxiUaXJcWpMoR-Wg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte ekip, Bolivya’da çalışan bir  bilim insanı olan Steffen Reichle tarafından 20 yıl önce yalnızca bir kez görülen şeytan gözlü kurbağayı da yeniden keşfetti. Larsen, "Bu gerçekten heyecan vericiydi. Sadece nesli tükenmiş olması gerektiği varsayıldı, ancak aslında nispeten yaygın olduğunu gördük" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ikee0YcCRk65EhTouSffLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diğer taraftan araştırmacılar gezide hayvanların yanı sıra iki orkide türü de keşfetti. Bunların arasından Adder’in Ağzı (Malaxis) olarak bilinen orkide cinsinin yeni bir türü ile fincan şeklinde sarı ve mor yapraklara sahip bir orkide yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zzqOBBHwt0mwINMG-nu9mw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ekip tarafından bulunan bir bambu türü bilim için yeniydi, ancak onu sikus veya panpip adı verilen müzik aletleri yapmak için kullanan yerli topluluklar zaten biliyorlarlardıç. Ararot ailesine mensup ve geceleri yapraklarını kapatan bir başka bitki ise 125 yıl sonra yeniden keşfedildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fkqXNSTbRU-5yXCwwufZDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Larsen, "Bu  güzel ve çeşitli ekosistem,, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan amfibiler, sürüngenler, kelebekler ve bitkiler için güvenli bir sığınak haline geldi” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PYyKLBKBAUS5h4z6o91I_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ebegümeci nedir, ebegümeci bitkisinin faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ebegumeci-nedir-ebegumeci-bitkisinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ebegumeci-nedir-ebegumeci-bitkisinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Prof. Dr. Saraçoğlu corona virüse karşı ada çayı ebegümeci gargarasını önerdi. Teyit.org, medyada yer alan &#039;Ebegümeci ve karbonat gargarası&#039;nın Covid&#039;den koruduğu iddialarını yalanladı.Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu&#039;ndan Covid-19&#039;u önlemek ada çayı ve ebegümeci karışımıyla günde 3 kez gargara yapılmasını önerdi.DÜZELTME: Teyit.org&#039;un yaptığı araştırmanın sonucunda, ebegümeci ve karbonat gargarasının Covid-19’dan koruduğu iddiası yalanlanmıştır.  Ayrıntılı bilgi için: https://teyit.org/analiz-adacayi-ebegumeci-ve-karbonat-gargarasinin-covid-19dan-korudugu-iddiasi?fbclid=IwAR3NzuhC5doZiPy-NxMAHfNWOcNSCMpqFkNPya4dLfDtQWsq1LpfXdk8OKY EBEGÜMECİ NEDİR? Akdeniz ve Kuzey Afrika bölgesine özgü yayılan bir bitki türü olan ebegümeci ülkemizde de bilinen sekiz farklı türde yetişiyor. Ebegümeciler familyasının 1500 kadar cinsteki bitkilerinin genel adı ebegümeci olarak biliniyor.  Sebze olarak da tüketilebilen ebegümeci bitkisi kavurma, börek harçları ve pilav yemeği gibi tariflere katılarak kendine has tadı ve kokusuyla yemeklere farklı bir aroma katıyor. Ebegümeci bitkisinden çay, yağ veya krem de üretiliyor. Döktüğü tohumlarla yayılan bitkinin faydaları kök, gövde ve çiçek olarak tüketiliyor.   EBEGÜMECİ BİTKİSİNİN FAYDALARI  Ebegümeci bitkisinin insan sağlığına bilinen birçok faydası bulunuyor. Bunlar şu şekilde;  - Ağız gargaraları, faranjit ve kronikleşmiş bademcik iltihaplanmasına iyi geliyor.  - İçeriğindeki malvin ve malvidin dolayısı ile diş etleri için plak önleyici ve ağızdaki bakterilere karşı prooksidan özelliğe sahip oluyor.  - Ayak şişkinlerinde, kırık ve çıkıklardan ileri gelen şişkinliklerde banyo tedavisi etikili oluyor.  - Göz kuruluğu için ebegümeci çayı tedavisi kullanılıyor.  - Akciğerlerde balgam toplanması, öksürük ve bronşit, ses kısıklıklığı tedavisinde kullanılıyor.  EBEGÜMECİ BİTKİSİ KULLANIM ŞEKİLLERİ  Kök, gövde ve çiçek halinde olan ebegümeci bitkisi farklı şekillerde kullanılıyor. Çay, lapa ve banyo gibi farklı biçimlerde uygulanan bitkinin faydaları bu şekilde değişiklik gösteriyor.  Çay: 2 çay kaşığı kıyılmış çiçek, yaprak ve tüm bitki 250 ml soğuk suda ara sıra karıştırılarak 8 - 10 saat bekletilerek demlenip süzülüyor. İçmeden önce ısıtılarak sıcak içiliyor.  Lapa: Bir kapta taze yapraklar veya tüm bitki eziliyor, çok az su ile çabucak ısıtılıp vücudu yakmayacak bir sıcaklıkta hasta bölgeye sarılıyor.  Banyo: 10 gr çiçek veya tüm bitki 1 litre suda 8 saat bekletilip, süzülüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uFHAOvaelE6O6S6qrh0RHg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ebegümeci, nedir, ebegümeci, bitkisinin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uFHAOvaelE6O6S6qrh0RHg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ebegümeci nedir, ebegümeci bitkisinin faydaları nelerdir?"><p>Prof. Dr. Saraçoğlu corona virüse karşı ada çayı ebegümeci gargarasını önerdi. Teyit.org, medyada yer alan 'Ebegümeci ve karbonat gargarası'nın Covid'den koruduğu iddialarını yalanladı.</p><p>Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu'ndan Covid-19'u önlemek ada çayı ve ebegümeci karışımıyla günde 3 kez gargara yapılmasını önerdi.</p><p><strong>DÜZELTME</strong>: Teyit.org'un yaptığı araştırmanın sonucunda, ebegümeci ve karbonat gargarasının Covid-19’dan koruduğu iddiası yalanlanmıştır.  Ayrıntılı bilgi için: <a href="https://teyit.org/analiz-adacayi-ebegumeci-ve-karbonat-gargarasinin-covid-19dan-korudugu-iddiasi?fbclid=IwAR3NzuhC5doZiPy-NxMAHfNWOcNSCMpqFkNPya4dLfDtQWsq1LpfXdk8OKY" target="_blank" title="https://teyit.org/analiz-adacayi-ebegumeci-ve-karbonat-gargarasinin-covid-19dan-korudugu-iddiasi?fbclid=IwAR3NzuhC5doZiPy-NxMAHfNWOcNSCMpqFkNPya4dLfDtQWsq1LpfXdk8OKY" data-mce-href="https://teyit.org/analiz-adacayi-ebegumeci-ve-karbonat-gargarasinin-covid-19dan-korudugu-iddiasi?fbclid=IwAR3NzuhC5doZiPy-NxMAHfNWOcNSCMpqFkNPya4dLfDtQWsq1LpfXdk8OKY" rel="nofollow">https://teyit.org/analiz-adacayi-ebegumeci-ve-karbonat-gargarasinin-covid-19dan-korudugu-iddiasi?fbclid=IwAR3NzuhC5doZiPy-NxMAHfNWOcNSCMpqFkNPya4dLfDtQWsq1LpfXdk8OKY</a></p><p> <strong>EBEGÜMECİ NEDİR?</strong> </p><p>Akdeniz ve Kuzey Afrika bölgesine özgü yayılan bir bitki türü olan ebegümeci ülkemizde de bilinen sekiz farklı türde yetişiyor. Ebegümeciler familyasının 1500 kadar cinsteki bitkilerinin genel adı ebegümeci olarak biliniyor.  Sebze olarak da tüketilebilen ebegümeci bitkisi kavurma, börek harçları ve pilav yemeği gibi tariflere katılarak kendine has tadı ve kokusuyla yemeklere farklı bir aroma katıyor. Ebegümeci bitkisinden çay, yağ veya krem de üretiliyor. Döktüğü tohumlarla yayılan bitkinin faydaları kök, gövde ve çiçek olarak tüketiliyor.   <strong>EBEGÜMECİ BİTKİSİNİN FAYDALARI</strong>  Ebegümeci bitkisinin insan sağlığına bilinen birçok faydası bulunuyor. Bunlar şu şekilde;  - Ağız gargaraları, faranjit ve kronikleşmiş bademcik iltihaplanmasına iyi geliyor.  - İçeriğindeki malvin ve malvidin dolayısı ile diş etleri için plak önleyici ve ağızdaki bakterilere karşı prooksidan özelliğe sahip oluyor.  - Ayak şişkinlerinde, kırık ve çıkıklardan ileri gelen şişkinliklerde banyo tedavisi etikili oluyor.  - Göz kuruluğu için ebegümeci çayı tedavisi kullanılıyor.  - Akciğerlerde balgam toplanması, öksürük ve bronşit, ses kısıklıklığı tedavisinde kullanılıyor.  <strong>EBEGÜMECİ BİTKİSİ KULLANIM ŞEKİLLERİ</strong>  Kök, gövde ve çiçek halinde olan ebegümeci bitkisi farklı şekillerde kullanılıyor. Çay, lapa ve banyo gibi farklı biçimlerde uygulanan bitkinin faydaları bu şekilde değişiklik gösteriyor.  Çay: 2 çay kaşığı kıyılmış çiçek, yaprak ve tüm bitki 250 ml soğuk suda ara sıra karıştırılarak 8 - 10 saat bekletilerek demlenip süzülüyor. İçmeden önce ısıtılarak sıcak içiliyor.  Lapa: Bir kapta taze yapraklar veya tüm bitki eziliyor, çok az su ile çabucak ısıtılıp vücudu yakmayacak bir sıcaklıkta hasta bölgeye sarılıyor.  Banyo: 10 gr çiçek veya tüm bitki 1 litre suda 8 saat bekletilip, süzülüyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilimsel keşif: Ispanak ile e&amp;amp;posta gönderdiler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilimsel-kesif-ispanak-ile-eposta-goenderdiler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilimsel-kesif-ispanak-ile-eposta-goenderdiler</guid>
<description><![CDATA[ ABD’de Massachussets Institue of Technology&#039;de (MIT) görevli araştırmacılar, nanoteknoloji kullanarak ıspanak bitkisini patlayıcı maddeleri fark edebilen sensörlere çevirdi. Patlayıcı kimyasalları sezen bitkiler daha sonra kablosuz olarak bu bilgiyi araştırmacılara gönderebildi. Bilim insanları kurdukları düzenek ile ıspanak bitkilerinden elektronik posta uyarısı almaya başardı.Bilim dünyasında elektronik aygıtların bitkilere yerleştirilip yerleştirilemeyeceği üzerinde yapılan araştırmada, bitkilerin içeriğinde bulunan elementlerin onları elektronik birer alet haline getirebileceği keşfedildi.  ABD’deki Massachussets Institue of Technology&#039;den (MIT) araştırmacılar, nanoteknoloji kullanarak ıspanak bitkisini patlayıcı maddeleri fark edebilen sensörlere çevirdi. Kurdukları düzenek sayesinde patlayıcı kimyasalları sezen ıspanak, daha sonra kablosuz olarak bu bilgiyi araştırmacılara geri gönderdi.  Bu yolla ıspanak bitkisiyle elektronik posta almayı başaran biğlim insanları ıspanakta yüksek miktarda bulunan demir ve nitrojen ile bunu başardıklarını açıkladı.  NEDEN ISPANAK KULLANILDI?  Ispanakta bulunan yüksek miktarda nitrojen ve demir, katalizör görevi görerek doğadaki kökleri aracılığıyla yer altı sularında nitroaromatikler olup olmadığını fark edebiliyor.  Patlayıcılarda da sık sık kullanılan ıspanak, en çok mayın yapımında kullanılıyor.  Ispanağın içerisindeki nanotüpler sayesinde sinyal oluşturabilirken ıspanağa yerleştirilen kızılötesi kamera yardımıyla sinyal algılanabiliyor. BU sinyal algılandığında ise araştırmacılara e-posta gidiyor.  ‘NANOBİYONİK BİTKİ’  İçeriğinde iletken ve değişebilir elementler bulunan ıspanak gibi bitkilere &#039;Nanobiyonik bitki&#039; adı verilirken bu tür denemelerde hem genetik değişiklik yoluyla bitkilere yeni özellikler kazandırılabiliyor hem de bu yeni özellikler yeni teknolojiler yoluyla insanlığın faydasına kullanılabiliyor.  Araştırmanın başındaki isim olan Prof. Mİchael Strano, &quot;Bitkiler çok iyi kimya analistleridir. Sahip oldukları kök ağı ile devamlı olarak bir laboratuvar gibi çalışırlar. Toprak altındaki suyu ve mineralleri yapraklarına kadar taşıyacak şekilde kendi enerjilerini oluştururlar. Biz onların pek çok kabiliyetinden yararlanabiliriz bunun için tek yapmamız gereken aradaki iletişim bariyerini aşmak&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BuPaTWL-vEigY_Zd7O2p2g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilimsel, keşif:, Ispanak, ile, e&amp;posta, gönderdiler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BuPaTWL-vEigY_Zd7O2p2g.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilimsel keşif: Ispanak ile e-posta gönderdiler"><p>ABD’de Massachussets Institue of Technology'de (MIT) görevli araştırmacılar, nanoteknoloji kullanarak ıspanak bitkisini patlayıcı maddeleri fark edebilen sensörlere çevirdi. Patlayıcı kimyasalları sezen bitkiler daha sonra kablosuz olarak bu bilgiyi araştırmacılara gönderebildi. Bilim insanları kurdukları düzenek ile ıspanak bitkilerinden elektronik posta uyarısı almaya başardı.</p>Bilim dünyasında elektronik aygıtların bitkilere yerleştirilip yerleştirilemeyeceği üzerinde yapılan araştırmada, bitkilerin içeriğinde bulunan elementlerin onları elektronik birer alet haline getirebileceği keşfedildi.  ABD’deki Massachussets Institue of Technology'den (MIT) araştırmacılar, nanoteknoloji kullanarak ıspanak bitkisini patlayıcı maddeleri fark edebilen sensörlere çevirdi. Kurdukları düzenek sayesinde patlayıcı kimyasalları sezen ıspanak, daha sonra kablosuz olarak bu bilgiyi araştırmacılara geri gönderdi.  Bu yolla ıspanak bitkisiyle elektronik posta almayı başaran biğlim insanları ıspanakta yüksek miktarda bulunan demir ve nitrojen ile bunu başardıklarını açıkladı.  <strong>NEDEN ISPANAK KULLANILDI?</strong>  Ispanakta bulunan yüksek miktarda nitrojen ve demir, katalizör görevi görerek doğadaki kökleri aracılığıyla yer altı sularında nitroaromatikler olup olmadığını fark edebiliyor.  Patlayıcılarda da sık sık kullanılan ıspanak, en çok mayın yapımında kullanılıyor.  Ispanağın içerisindeki nanotüpler sayesinde sinyal oluşturabilirken ıspanağa yerleştirilen kızılötesi kamera yardımıyla sinyal algılanabiliyor. BU sinyal algılandığında ise araştırmacılara e-posta gidiyor.  <strong>‘NANOBİYONİK BİTKİ’</strong>  İçeriğinde iletken ve değişebilir elementler bulunan ıspanak gibi bitkilere 'Nanobiyonik bitki' adı verilirken bu tür denemelerde hem genetik değişiklik yoluyla bitkilere yeni özellikler kazandırılabiliyor hem de bu yeni özellikler yeni teknolojiler yoluyla insanlığın faydasına kullanılabiliyor.  Araştırmanın başındaki isim olan Prof. Mİchael Strano, "Bitkiler çok iyi kimya analistleridir. Sahip oldukları kök ağı ile devamlı olarak bir laboratuvar gibi çalışırlar. Toprak altındaki suyu ve mineralleri yapraklarına kadar taşıyacak şekilde kendi enerjilerini oluştururlar. Biz onların pek çok kabiliyetinden yararlanabiliriz bunun için tek yapmamız gereken aradaki iletişim bariyerini aşmak" ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya &amp;apos;&amp;apos;Arı Günü&amp;apos;&amp;apos; 20 Mayıs</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-ari-gunu-20-mayis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-ari-gunu-20-mayis</guid>
<description><![CDATA[ Birleşmiş Milletler 20 Mayıs’I Dünya Arı günü ilan etti!
20 Mayıs, 18. yüzyılda Slovenya da modern arıcılık tekniklerine öncülük eden Anton Janša’nın doğum gününe denk geliyor.
Arılar ciddi bir küresel tehditle karşı karşıya! Arıların ekosistemimizdeki hayati rolü konusunda farkındalık yaratalım! ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38216494.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Arı, Günü, Mayıs</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Arı Günü nedir?
Yoğun tarım uygulamaları, arazi kullanımındaki değişimler, tarımda monokültür uygulamaları, pestisitler, iklim değişikliği ile ortaya çıkan sıcaklık artışı gibi etkenler arı popülasyonları ve buna bağlı olarak ürettiğimiz toprak mahsullerinin çeşitliliği açısından sorun oluşturmakta. Dünya Arı Günü bu sorunlar konusunda farkındalık yaratılması ve adımlar atılmasına vesile olunmasına yönelik bir gün. Her yıl 20 Mayıs tarihinde kutlanan Dünya Arı Günü çeşitli etkinliklere sahne oluyor. Bu günde özellikle çocukların bilinçlendirilmesi önem taşıyor. Bunun için Dünya Arı Günü oyunu gibi çevrimiçi etkinlikler faydalı oluyor.



Tozlaştırıcıların korunmasını ve sürdürülebilirliği Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi öncelikleri arasında da yer alıyor. Bu bağlamda tarımda tozlaştırıcıların sürdürülebilir kullanımını teşvik etmek amacıyla Uluslararası Tozlaştırıcı İnisiyatifi (IPI) 2000 yılında hayata geçirildi. İnisiyatifin ana hedefleri tozlaştırıcı nüfusundaki azalmayı izlemek, taksonomi bilgi açığını kapatmak, tozlaşmanın kesintiye uğramasının ekonomik etkisini değerlendirmek ve tozlaştırıcı çeşitliliğini korumak oldu.
Arı ve yaşam arasındaki bağın önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl mayıs ayının 20’si, Dünya Arı Günü olarak kutlanıyor. Mayıs, kuzey yarımkürede tozlaşmanın ve arıların üremeye başladığı, güney yarımkürede ise arı ürünlerini hasat etme zamanı.
Ekosistemin belki de en önemli canlıları, dünyanın kadim emekçileri olan arılar, milyonlarca yıldır yeryüzündeler... Çiçekten çiçeğe konarken taşıdıkları polenler ile yaşamımız için gerekli sayısız farklı bitki türünün döllenmesini, onların çoğalmasını sağlıyorlar. Gıdalarımızın en az yüzde 33’ü arıların tozlaşma işlemi sayesinde elde ediliyor. Çiçekli bitkilerin ve ağaçların yüzde 80’i arıların taşıdığı polenler sayesinde çoğalıyor. Ve arılar bunu yaparlarken muhtemelen insanoğlunun tanıdığı ilk tatlı olan balı üretiyorlar. Peki, bal, ne zamandan beri insanoğlunun vazgeçilmezleri arasında? İspanya’da Valencia yakınlarındaki bir mağaranın duvarına kazınmış en az on bin yıllık resimde bal sağımı yapan bir insanın silueti olduğuna göre “on binlerce yıldır” diyebiliyoruz.

Bu haberler ve köşemizin diğer yazılarının ayrıntıları için lütfen dunya.com/yasam-keyfi’ne geçiniz…



Ölümsüzlük iksiri de diyorlar

Bal, gençlik, mutluluk, ölümsüzlük iksiri gibi kabul edilen değerli bir besin. Yararlarının başında antimikrobiyal ve antifungal (mantar enfeksiyonlarına karşı) özellikleri geliyor. Bu sayede yaraların iyileşmesine, bakteri ve mantar gelişiminin önlenmesine katkı sağlıyor, bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. Ve güzel olan bir diğer yönü asla bozulmuyor, kokmuyor; yeter ki nem, ışık olmasın. Balın iki düşmanı var: Işık ve nem. Ağzını kapatıp karanlık bir yere koyduğumuz sürece istediğimiz kadar saklayabiliyoruz; açtıktan sonra yeniden iyice kapatmak koşuluyla...



“Arılar varsa yarınlar var”

Son yıllarda yaşanan arı ölümleri nedeniyle balarısı popülasyonunda da düşme yaşanıyor. Viral hastalıklar, küreselleşme nedeniyle dünyaya daha hızlı yayılan yeni zararlılar, tarımsal alanı daraltan kentleşme, iklim değişikliği arıların yaşamını tehdit ediyor. 2018 yılında ABD'de arı üreticileri her 10 bal arısı kolonisinin 4'ünü kaybetti; ABD'deki bal üreticileri için tarihin en kötü kışı geçti. Rusya'da da 20 bölgede toplu arı ölümleri gerçekleşti. Güney Afrika'da 2019 Kasım ayında en az bir milyon arı öldü. Ölümlerden fipronil maddesi sorumlu tutuldu. Kanada, Meksika, Arjantin ve Türkiye'de toplu arı ölümleri yaşandı. TEMA Vakfı, Balparmak ve Millî Eğitim Bakanlığı “Arılar Varsa Yarınlar Var” sloganıyla çocuklara yönelik bir eğitim projesi başlattı.

“Bal ve arı kaliteli yaşamın vazgeçilmez unsurları”

"insanın müdahale etmediği, arının doğal üretimi olan bütün ballar aynı kalitededir. Ancak, arıcı müdahale etmese bile kontamine olan herhangi bir bölgede arı varsa dışarıda akan sudan veya ağaçlara yapılan ilaçlamadan, doğadan tehlike gelebilir” 



Arıları korumak için neler yapabiliriz?
Dünya Arıcılar Günü olarak da bilinen bu günde tozlaştırıcıların çeşitliliğinin korunmasının hepimizin sorumluluğu olduğunu idrak ediyoruz. Peki bu konuda neler yapabiliriz? Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü arı nüfusunun korunması için tüketiciler olarak aşağıdakileri yapmamızı öneriyor:
Yılın farklı zamanlarında çiçek açan çeşitli endemik bitkiler ekmek;
Yerel çiftçilerden bal satın almak;
Sürdürülebilir tarıma dayalı ürünler satın almak;
Park ve bahçelerde böcek ilaçları, mantar ilaçları ve herbisit kullanımından kaçınmak;
Yabani arı kolonilerini mümkün olduğunca korumak;
Mümkünse kovanlara sponsor olmak;
Bahar ve yaz aylarında dışarıya derin olmayan su kapları bırakarak arı çeşmesi yapmak;
Orman ekosistemlerinin sürdürülmesine yardımcı olmak;
Bu bilgileri paylaşarak çevremizde farkındalığı artırmak.



Dünya Arı Günü'nde çiftçilere ve kamuya tavsiyeler
Arıcı ve çiftçilerin yapması gerekenler ise şöyle:
Pestisit kullanımını azaltmak veya arılara zarar vermeyen türleri tercih etmek;
Toprak mahsullerini olabildiğince çeşitlendirmek ve/veya tarlanın etrafına arıları çekecek mahsuller dikmek;
Bitkilerden çitler oluşturmak.
Dünya Arı Günü vesilesiyle hükümetler ve karar alıcı konumundakilere ise şunlar öneriliyor:
Özellikle ekosistemleri ve biyolojik çeşitliliği bilen ve bunlara saygı duyan yerel halkın karar alma sürecine katılımını güçlendirmek;
Değişime yardımcı olmak için maddi teşvikler dahil olmak üzere stratejik önlemler uygulamak;
Tozlaştırıcıları izlemek ve değerlendirmek için ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile akademik ve araştırma ağları arasındaki işbirliğini artırmak.





 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Açlık otu nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aclik-otu-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aclik-otu-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Kabızlığa birebir etki eden açlık otunun zayıflatmaya kadar birçok yararı var. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3808d5d9.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Açlık, otu, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Açlık otu nedir?

Açlık otu, Arapçada “senna yaprağı ” olarak isimlendirilen, sinameki otunun farklı bir türüdür. Günümüzde zayıflamak ve fit bir vücuda sahip olmak isteyenlerin tercih ettiği otlar arasında bulunmaktadır. Yetiştiği bölgeler; Pakistan, Çin ve Hindistan’dır. İlk zamanlar daha çok mide problemleri yaşayan kişilerin kullandığı bir ot olarak bilinmekteydi. Zayıflatıcı etkisinin keşfi ile birlikte detoks çayı olarak tarifler de yerini aldı. Açlık otunun zayıflatıcı etkisi üzerine çeşitli araştırmalar yapılmıştır.



Açlık otunun faydaları nelerdir?


	Doktorlar tarafından da tavsiye edilen açlık otu kabızlık için birebir çözümdür.
	Açlık otu birçok faydası olan özel bir bitkidir ve açlık otu ile zayıflama son derece zahmetsizdir. Öncelikle verdiği tokluk hissi nedeniyle kilo vermenize yardımcı olur.
	Bağırsakların boşaltımında hızlandırıcı etkisi olan açlık otu vücudunuzdaki toksinlerden kurtulmanızı da sağlar.
	Yağ yakımını hızlandırdığı gibi yağ oluşumunu da engellemektedir.
	Gaz çıkartamıyor iseniz açlık otu bunun için birebirdir.
	Tansiyonu dengeleyici özelliği ile tansiyon hastalarının da ilacıdır.
	Mide hastalıklarına karşı etkilidir. Bu nedenle alternatif tıp dünyasının gözde bir ürünüdür.
	Böbrek taşı veya kum dökenler için bu süreci hızlandıran önemli bir doğal ilaçtır. Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, açlık otu İbrahim Saraçoğlu tarafından da kür şeklinde önerilen bir bitkidir.




Nasıl tüketilmelidir?


	Açlık otundan bitki çayı yaparak, sağlıklı bir içecek içebilirsiniz. Bunun için ihtiyacınız olan yaklaşık 10 adet açlık otudur. Elinizdeki bitkiyi 250 ml ölçüdeki kaynar suyun içine atın ve demleyin.
	Demleme süresi 5 dakikayı geçmesin. Daha sonra suyu süzerek için. Dilerseniz aynı miktardaki su ile kaynatıp da içebilirsiniz. Fakat İbrahim Saraçoğlu, bitkilerin kaynayarak hazırlanmasını önermez.
	Kaynayan bitkiler besin değerini kaybeder.
	Açlık otunu en yakın aktardan temin edebilirsiniz. Taze olarak alabileceğiniz açlık otunu, kapalı kavanozda, serin yerde muhafaza ederek istediğiniz öğünlerde içebilirsiniz.
	Eğer kronik bir hastalığınız varsa, açlık otunu içmeden önce doktorunuza sormanız önerilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karahindiba nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karahindiba-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karahindiba-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Ülkemizin her yanında bulunan kırları süsleyen karahindiba otunun ne işe yaradığını ve nasıl kullanılması gerektiğini biliyor muydunuz? ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38001518.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Karahindiba, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Karahindiba nedir ?

Karahindiba bitkisi, papatyagiller familyasının üyesidir. Sarı çiçekleriyle tanınan karahindiba, sıcak iklimlerde yetişebilmektedir. Soğuğa karşı dayanıklı olabilen karahindiba otu, potasyum bakımından oldukça zengindir. Şeker hastalığına karşı kullanılabilen karahindiba, farklı birçok hastalığa karşı iyi gelebilmektedir.



Karahindiba otunun faydaları nelerdir ?


	Sedef, egzama ve sivilce gibi cilt problemlerine iyi gelir.
	Sindirim sistemini düzenler, iştah açar.
	Yatıştırıcı özelliği mevcuttur. Bu sayede stres, depresyon, yorgunluk gibi sorunlara karşı etkilidir.
	Boşaltım sistemine olumlu etkileri vardır.
	Metabolizmayı çalıştır ve zayıflamaya yardımcı olur.
	Güçlü bir idrar söktürücüdür. Müshil etkisi yaratabilir.
	Kalp kaslarının güçlenmesine destek olur.
	Kan şekerini dengeler.
	Kolesterolü dengede tutar.
	Antioksidan özelliği ile kanser gibi ciddi hastalıklarda da kullanılabilir.
	Gut ve sarılık hastalıklarına da olumlu etkileri vardır.
	Kan dolaşımını hızlandırır. Vücuda enerji verir.
	Vücutta su tutulmasını azaltır. Zayıflamaya yardımcı olur.
	A, C vitamini, kalsiyum ve diğer mineralleri içerisinde barındırır.




Karahindiba otu nasıl tüketilmelidir ?


	Gövdesini, yapraklarını ve acı orta kısmını ayırdığınız kökünü (soğanlarını) haşlayarak zeytinyağı ve limonla birlikte tüketebilirsiniz.
	Yapraklarını doğrudan salata malzemesi olarak kullanabilirsiniz.
	İsterseniz aktarlardan hazır kurutulmuşunu alarak veya kendiniz kurutarak diğer bitki çayları gibi hazırlayabilirsiniz.
	Kök kısmını küp küp dilimler halinde kurutarak öğütebilir, ardından düşük ısıda uzun saatler boyu kavurarak kafeinsiz kahve üretebilirsiniz.
	Ayrıca Hindiba yapraklarını oda sıcaklığındaki temiz içme suyunun içerisinde birkaç gün boyunca bekleterek demlemelisiniz. Ardından oluşan tonik suyunu pamuk ile cildinize her gün uygulayabilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İltihap önleyici defne yaprağının sağlığa 10 faydası</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/iltihap-oenleyici-defne-yapraginin-sagliga-10-faydasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/iltihap-oenleyici-defne-yapraginin-sagliga-10-faydasi</guid>
<description><![CDATA[ Akdeniz iklimine özgü bir bitki olan defnenin tariflere verdiği aromatik tada ek olarak, birçok sağlık yararı vardır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37f8d73a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İltihap, önleyici, defne, yaprağının, sağlığa, faydası</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Defne, Akdeniz mutfağının birçok tarifinde bulunan bir bitkidir. Akdeniz iklimine özgü olan defne, tüm yıl boyunca tezgahlarımızda bulunabilir. Defne yaprağı, antioksidan kaynağıdır, düşük kalorilidir, düşük sodyumlu diyetlerde tuz yerine kullanılabilir, ayrıca antiseptik ve antibakteriyel özelliklere sahiptir.

Defne, özellikle genel olarak küçük miktarlarda tüketildiği için vücuda çok az besin sağlar. Defne yaprağının enerji ve besin ihtiyaçlarını karşılamaya katkısı yoktur ancak diyet lifi, C vitamini ve antioksidan beta karoten, potasyum, magnezyum ve fosfor kaynağı olduğu unutulmamalıdır.



Defne yaprağının besin değeri

Defne yaprağının özelliklerinden yararlanmak için en yaygın kullanım şekli, pişirme işlemi sırasında bütün olarak tarife eklemek ve diğer malzemelerle birlikte ateşte bırakmaktır. Bu bitki çok yönlülüğü sayesinde çay gibi diğer tüketim biçimlerinde de kullanılabilir.

Defne yaprağı çayı, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelere özgü bir tür olan defnenin yapraklarıyla hazırlanır. Ana bileşenleri sineol ve öjenol olan yaklaşık yüzde 2 esansiyel yağ içerirler. En yaygın olanı bütün olarak kullanmak olsa da, toz halinde çeşitli şekillerde de satılır.

100 gram defne yaprağı 313 kalori, 7.6 gram protein, 5.4 gram su, 48 gram karbonhidrat, 26 gram diyet lifi ve 1.1 gramı omega 3 yağ asidi olmak üzere 8.36 gram toplam yağ içerir.

Defne yaprağı ayrıca çeşitli miktarlarda A vitamini, C vitamini, tiamin, riboflavin, niasin, folat ve B6 vitamini içerir. İçerdiği mineraller arasında kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, sodyum, çinko, bakır, manganez ve selenyum öne çıkmaktadır.



100 gr defne yaprağının besin değeri:

Karbonhidrat: 48.67 gr

Lif: 26.3 gr

Protein: 7.61 gr

Yağ: 8.36 gr

Su: 5.44 gr

C vitamini: 46.5 mg

B9 vitamini: 180 mcg

Beta karoten: 3708 mcg

Potasyum: 529 mg

Magnezyum: 120 mg

Fosfor: 113 mg

Defne yaprağının faydaları

Otlar genellikle büyük miktarlarda tüketilmez. Baharat olarak kullanıldıklarında, tüm sağlık yararlarını sağlayamazlar. Ancak, düzenli olarak tüketmek diyete büyük oranda katkı sağlar.

Defne yaprağı sindirimi kolaylaştırır ve şişkinliği azaltır. Bu bitki aynı zamanda doğal bir idrar söktürücü olduğu için idrar yolu enfeksiyonlarını da yatıştırır. Ayrıca toksinlerin vücuttan atılmasını da sağlar. Bu aromatik bitki ayrıca iştahı açar ve mideyi uyarır.

Defne yaprağı ayrıca iltihap önleyici özellikleri ile bilinir. Romatizmaya bağlı kas ağrıları, burkulmalar ve eklem ağrılarının giderilmesine yardımcı olur. Bu bitki ayrıca grip veya soğuk algınlığı durumunda solunum yollarının temizlenmesine yardımcı olur ve öksürük, bronşit ve sinüziti giderir.

Defne yaprağının bir başka faydası da ruh halini iyileştirmesidir. Yatıştırıcı etkisi uykuyu destekler, kasları gevşetir ve tansiyonu düşürür. Ayrıca, bu bitki stres ve kaygı ile de savaşır. Defne yaprağının anestezik etkisi diş ağrılarını yatıştırmaya da yardımcı olur. Defne yaprağı, kepeği etkili bir şekilde yok edebildiği için saç bakımında da yer alır.

Defne yaprağı, iyi bir A vitamini, B6 vitamini ve C vitamini kaynağıdır. Bunlar bağışıklık sisteminin korunmasında önemlidir. Defne yaprağı aynı zamanda öjenol adı verilen, bağışıklık sistemini güçlendiren ve antioksidan özelliklere sahip bir bileşik de içerir.

Defne yaprağının tip 2 diyabeti önleyebileceği de düşünülmektedir. Bu etki, içerdiği polifenollerin insülinin etkisini artırmasıyla ilgilidir. Buna ek olarak, B vitaminlerinin yanı sıra çinko gibi mineraller açısından da zengin olmaları da diyabeti önleyebilir. Araştırmalar, günde 1 ila 3 gram defne yaprağı tüketmenin tip 2 diyabetli hastalarda glikoz, kolesterol ve trigliserit düzeylerini düşürmede çok olumlu etkileri olabileceğini gösteriyor.

Defne yaprağı çay şeklinde tüketildiğinde sindirim sorunlarını iyileştirebilir. Mide ekşimesini önlemek ve sindirim sisteminde gaz riskini azaltmak için çok yararlı olan öjenol ve sineol içerirler. Ayrıca proteinlerin parçalanmasına yardımcı olan enzimler içeren defne yaprağı, gıdaların daha hızlı işlenmesine yardımcı olur.



Defne yaprağı nasıl kullanılır?

Defne yaprağı, en sevdiğiniz yemeklere katabileceğiniz ilginç bir bitkidir. Diğer bitkilere benzer özelliklere sahiptirler. Tuz eklemekten kaçınmak için ve lezzetli yemekler hazırlamak için kullanmaktan çekinmeyin. Defne yaprağı yemeklere tat vermek için kullanılabilir. Çok kokulu oldukları için genellikle tek bir yaprak yeterlidir. Çorbalara, et sularına, soslara, güveçlere, et ve tabuk yemeklerine, balıklara, sebzelere, bakliyatlara, turşulara, dolmalara vb. eklenebilir.

Defne yaprağının yatıştırıcı ve rahatlatıcı özelliklerinden yararlanmak için çay şeklinde hazırlanması önerilir. İştahınızı açmak istiyorsanız, yemeklerin hazırlanması sırasında kullanabilirsiniz.

Diş ağrılarını dindirmek için her yemekten sonra gargara olarak kullanılması tavsiye edilir. Grip benzeri durumları tedavi etmek için defne yaprağı çayı içilmesi tavsiye edilir. Defne esansiyel yağı, iltihap önleyici özellikleri ile ağrılı bölgelere merhem olarak uygulanabilir.

Çay olarak yaklaşık 15 gr defne yaprağını 1 litre suda yumuşatın. Yemeklerden sonra günde 2 ila 3 bardak için. Uçucu yağda, yağları için yapılması gerektiği gibi defne yaprağını dikkatli bir şekilde kullanın. Saç ve cilt bakımında, bir avuç ezilmiş yaprak ile su kullanın.



Defne yaprağı nasıl seçilir ve saklanır?

Doğru defneyi seçmek için koyu yeşil yapraklarına dikkat edin. Defneyi koyu yeşil ve parlak yapraklı seçmek gerekir. En çok kurutulmuş halde bulunur. Kurutulmuş defne yapraklarını korumak için hava ve ışıktan koruyun. Hava almayan bir kavanozda bir yıla kadar saklanabilirler. Taze yapraklar ise buzdolabında iki veya üç gün bekletildikten sonra kurutularak daha uzun süre saklanabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Rooibos çayının özellikleri ve faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/rooibos-cayinin-oezellikleri-ve-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/rooibos-cayinin-oezellikleri-ve-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Rooibos çayının özellikleri nelerdir, nasıl tüketilir, faydaları nelerdir? ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37f22f4f.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Rooibos, çayının, özellikleri, faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Afrika’da yıllardır tüketilen ve çoğunluğu da bu bölgede yetiştirilen Rooibos çayı yani kırmızı çay son dönemde tüm Dünya’da trend haline gelmiş durumda. Diyetisyen Gizem Şeber, anlatıldığı kadar mucizevi etkilere sahip mi, özellikleri neler, nasıl tüketilmeli ve kimler için uygun değil gibi soruların yanıtlarını veriyor.

Kafeinsiz çay içmek isteyenlere

Kafeinin uygun dozlarda kendimizi daha enerjik hissetmemize yardımcı olduğunu ve metabolizmamızı hızlandırdığını biliyoruz. Ancak fazlasının da depresyona, yüksek tansiyona ve kalp ritim bozukluklarına karşı risk oluşturduğu ortada. Bu nedenle çaydan vazgeçemeyenler ancak kafein alımını azaltmak isteyenler için Rooibos çayı gayet iyi bir tercih, çünkü kafein içermiyor.



Demir anemisi olanlar için tercih sebebi

Siyah ve yeşil çayda bulunan tanenlerin demir başta olmak üzere bazı minerallerin emilimini olumsuz etkilediğini bu nedenle de kansızlığı tetikleyebileceğini biliyoruz. Demir yetersizliğinden çekinen veya demir anemisi olan kişiler için Rooibos çayı son derece uygun çünkü demir emilimini bozan oksalik asit bu çayda yok.

Güçlü bir antioksidan

İçerdiği aspalathin ve quercetin ile vücudu toksinlerden arındırmakta son derece etkili. Kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azalttığı düşünülüyor.



Kalp sağlığı için önemli

Tansiyonu yükselten ACE isimli enzimin vücutta çalışmasını durduruyor. Aynı zamanda yapılan bir bilimsel çalışmada, altı hafta boyunca düzenli tüketilen Rooibos çayının kolesterolü düşürmeye yardımcı olduğu görülmüştür.

Nasıl tüketilir

Siyah çay veya yeşil çay gibi hazırlanan Rooibos çayına tatlandırmak için süt, bal veya şeker ekleyenler var. Oldukça lezzetli olan bu çay sade de gayet rahatlıkla tüketilebilir.



Günlük ne kadar tüketilebilir

Günde 3-4 kupaya kadar tüketilen çayın sağlık açısından herhangi bir olumsuz etkisi söz konusu değil. Çok aşırı dozda tüketildiğinde karaciğer ile ilgili sağlık sorunlarına yol açabileceği düşünülüyor fakat bu konudaki bilimsel veriler yetersiz.

Kimler tüketmemeli

Göğüs kanseri gibi hormon duyarlı durumlarda aşırı tüketimi tercih edilmemelidir. Çünkü bu çayın östrojen üretimini arttırdığı belirlenmiştir..]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Safran nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/safran-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/safran-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Mor çiçekleriyle dikkat çeken safranın mucizevi faydaları.. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37ea353c.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Safran, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Safran nedir ?

Latince ismi ”crocus sativus” olarak bilinen ve süsengil ailesine ait bir bitki olan safran yemeklerde sık sık kullanılan bir baharat çeşididir. Ana yurdu Güneybatı Asya olan safran, ülkemizin topraklarında  Safranbolu’da yaygın olarak yetiştirilmektedir. Bitkinin boyutu genelde 20 ve 30 cm arasındadır. Sonbaharda açan mor çiçekleri olan bir bitkidir.  Safran çiçeğinin içinde bulunan tomurcuklar toplanır ve kurutulur, işte bu baharat olarak kullandığımız safranı oluşturur. Aromatik tat verici ve besinlerde renklendirici olarak kullanılır. Sayısız rahatsızlığa iyi gelen bu bitki aynı zamanda gıda boyası olarak da mutfaklarda yerini alır.



Safranın faydaları nelerdir ?


	Afrodizyak etkisine sahip olan safran, sinirleri uyandırıcı etkisi vardır ve cinsel isteği artırır.
	Kadınlarda menstrasyon döneminin ağrısız geçmesine yardımcı olur.
	Seratonin düzeyini dengeler ve depresyon ve anksiyete gibi psikolojik problemlerin iyileşmesine katkıda bulunur.
	Ülseratif kolit ve peptik ülserleri tedavi eder.
	İltihap tedavisinde kullanılan bir baharattır.
	Safran uyku kalitesi ve motivasyon düzeyini artırır.
	İştahı düzenleyerek  zayıflamaya yardımcı olur ve obezite ile savaşmaya yardımcı olur.
	Omega-3 bakımından zengindir, B6 vitaminin oluşumuna destek olur ayrıca kan dolaşımını düzenler.
	Kanser hücrelerinin ve tümörlerin büyüme hızını azaltmaktadır.
	Tansiyon ve kötü kolesterolü düşürmede yoğun etkisi vardır.
	Magnezyum, demir ve potasyum gibi minerallerce zengindir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Reyhan nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/reyhan-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/reyhan-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Şerbetinin tadının ayrı güzel olduğu, çayının faydasının sayısız olduğu mucizevi bitki reyhanın faydaları.. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37e3aa77.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Reyhan, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Reyhan nedir ?

Dünyamız da kendiliğinden yetişmekte olan pek çok bitki vardır. Bu Bitkilerden biri de reyhandır. Bilimsel adı “ocimum basilicum” olan reyhan fesleğen bitkisi ile aynı aileye menstuptur. Hem damak tadınıza hem de bedensel ve zihinsel sağlığına mutfağınıza, sofranıza ve bedeninize kabul edebilir; ayrıca fiziksel ve ruhsal sağlığınız için reyhandan sonuna kadar yararlanabilirsiniz.



Faydaları nelerdir ?


	Reyhan bitkisi sindirimi düzenleyerek hazımsızlık problemlerinin önüne geçer.
	Gözlere fayda sağlayarak daha iyi görmeyi sağlar.
	Mide hastalıkları üzerinde iyileştirici etkisi bulunur.
	Mide bulantısı sorunlarına sahip olan kişilerde rahatlama sağlar.
	Bağırsaklarda meydana gelen parazit ve bakterileri azaltır.
	Vücutta toplanan ödemin atılmasını sağlar.
	Sinir sistemine iyi gelir. Sakinleştirici etkisi vardır.
	Ruhsal hastalıklarda sakinleştirici olarak kullanılan reyhan, içeriğinde omega-3 kalsiyum, magnezyum, manganez ve demir gibi maddeler barındırır.
	Cilt sağlığı için faydalıdır.
	Antibakteriyel bir özelliği bulunmaktadır. Bu yüzden bağışıklık sistemini güçlendirir.
	Migren gibi ağrı durumlarında ağrının hafiflemesine yardımcı olur.
	Bronşları temizler.
	Zayıflama ve kilo vermeye yardımcı olur, yağ yakmayı hızlandırır.
	Akciğer dostudur.
	Tanen ve flavon içeriği ile kanserle mücadelede etkin bir rol oynamaktadır.




Nasıl tüketilmelidir ?

Reyhan bitkisinin pek çok kullanım alanı vardır. Taze ve kurutulmuş olarak iki farklı şekilde kullanımı olan reyhan bitkisinin taze ot kullanımı salatalarda tercih edilmektedir. Özellikle diyet yapan kişilerin salatalarında taze reyhan kullanması oldukça önemlidir, reyhanı salatalarda kullanarak sindirim sistemi ve bağışıklığınızı güçlendirebilirsiniz.  Ayrıca taze reyhan ile reyhan şerbeti de yapılabilir ve sıcak havalarda hazırlanarak soğuk bir şekilde tüketilebilir. Kuru reyhanı yemeklerinizde baharat olarak kullanabilir veya kuru reyhanı çay olarak demleyip tüketebilirsiniz.

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Evde yetiştirebileceğiniz 7 şifalı bitki</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/evde-yetistirebileceginiz-7-sifali-bitki</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/evde-yetistirebileceginiz-7-sifali-bitki</guid>
<description><![CDATA[ Mutfağa güzel kokular saçan aromatik bitkiler aynı zamanda bazı rahatsızlıkları iyileştirmede de en büyük yardımcılarınız olabilir. Evde çok kolay büyütebileceğiniz 7 şifalı bitkiyi listeledik ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37d6b01b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Evde, yetiştirebileceğiniz, şifalı, bitki</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Siz de hem açık havada hem de iç mekanlarda şifalı bitkilerden oluşan bir bahçe oluşturabilirsiniz. Geçmişte sadece tıbbi amaçlar için özel olarak tasarlanmış bahçelerde şifalı bitkiler yetiştiriliyordu. Neden bu bitkilerden bazılarını evde yetiştirmiyorsunuz?

Sizi sağlıklı tutmaya ve rahatsızlıklarınızı hafifletmeye yardımcı olacak çaylar, karışımlar ve balsamlar hazırlamak için doğal bir fabrikaya sahip olacaksınız.



Aloe vera

Nemlendirici ve iyileştirici özellikleri ile bilinen aloe vera, gıda sektöründe de kullanılmaktadır. Bu bitkiyi evde yetiştirmek için drenajı kolaylaştıracak bir çakıl yatağı yapmayı unutmadan, toprak ile dolu bir kap kullanın. Güneş gören bir yere bırakmak ve kışın soğuktan korumak gerekir.



Limon balsamı

Anksiyete, uykusuzluk, yara iyileşmesi, uçuk tedavisi, böcek ısırıkları ve hazımsızlık gibi birçok sağlık sorununa karşı etkili olan limon balsamı bitkisini evde bir saksıda kolaylıkla yetiştirebilirsiniz. Limon balsamı çok yönlü şifalı bir bitkidir.



Nane

Mide ağrıları için ideal olan nane aynı zamanda sakinleştirici etkileri olan bir bitkidir. Yılın herhangi bir zamanında yetiştirilebilen naneler için tabanı çakıl olan ve toprakla doldurulacak bir kap alın. Nane kısmi olarak gölgeyi tercih eder, doğrudan güneş ışığına maruz bırakmayın.



Adaçayı

Adaçayının rahatlatıcı faydalarından yararlanmak için mutlaka killi toprağa ekmelisiniz. Neredeyse her zaman güneşli bir yerde saklanmalı, tercihen balkona konulmalıdır.



Maydanoz

Maydanoz böbrekleri temizler, ağız kokusunu giderir ve bağışıklık sistemini korur. Yetiştirmek için, saksıyı günde en az 5 saat güneşte bırakmak gerekir. Tek dezavantajı yavaş büyümesidir, bu nedenle bitkinin büyümediği izlenimine sahip olsanız bile, toprağı sulamayı asla unutmamalısınız.



Papatya

Papatya sakinleştirici etkisiyle bilinir ve ayrıca kalp problemlerini de önler. Su tahliyesini kolaylaştırmak için her zaman yazın en sıcak zamanında toprak ve kum ile dikilmelidir. Daha sonra evin ışık gören bir yerinde saklanmalıdır.





Dereotu

İdrar söktürücü ve özellikle bulantı önleyici etkileriyle bilinen dereotu, çeşitli yemeklerde ve çaylarda rahatlıkla kullanılabilir. İnce yaprakları olan bu bitki güneşi sever ve ısıya ihtiyaç duyar. Rüzgardan korunaklı bir yerde yetiştirin.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Köri nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/koeri-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/koeri-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Yemeklerin lezzetine lezzet katan köri baharatının ne olduğunu gelin öğrenelim.. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37dcfd7e.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Köri, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Köri nedir ?

Anavatanı Hindistan olan köri Hint yemeği dendiği zamanla ilk aklan gelen baharatlardan biridir. Köri aslında birçok baharatın karışımından oluşmaktadır. İçerisinde zerdeçal, kimyon, kişniş, zerdeçal, kırmızı biber tuzu ve sumak gibi birçok baharatı içerisinde bulundurmaktadır. Dünyanın hemen hemen tüm mutfak kültüründe yerini alan ve yaygın bir baharat olarak kullanılmasına karşın Türk mutfağında ise yeni yeni mutfaklarda yer edinen lezzet, yemeklere kattığı hoş aroma ile baharat sevenleri büyüler.



Faydaları nelerdir ?


	Köri içerisinde bulundurduğu zerdeçal den dolayı güçlü bir iltihap önleyici olarak bilinir.
	Kemikleri güçlendirir ve kemir erimesini önler.
	Antioksidan içeren köri baharatı sayesinde, cildinizi yenilerken iç organlarınızın da temizlenmesine yardımcı olacaksınız.
	Köri bağırsak hastalıklarının belirtilerini de azaltmaktadır.
	İçeriğinde bulunan zengin içerikli baharatlardan dolayı kalp sağlına iyi gelen köri kolesterol seviyesini düzenler.
	Köri birçok hastalığa karşı önleyici etki gösterir.
	içerisinde bulunan zerdeçal sayesinde kanser gibi kötü hastalıklarında önüne geçmektedir.
	Köri göz sağlığına iyi gelmektedir.
	Oldukça güçlü antioksidan içerdiğinden vücudu dışarıdan gelen olumsuz etkilere karşı korur.
	Bağışıklığın güçlenmesine katkıda bulunur.
	Cildin canlanmasına yardımcı olur.
	Vücuttaki kan şekeri seviyesini düzenler.
	Beyin sağlığını korumada önemlidir
	Köri tüketimi vücutta tokluk hissi sağlar.
	Düzenli köri tüketimi sindirim sistemini düzenler ve antibakteriyel özellikler de içermektedir.




Nasıl kullanılır ?


	Mutfağınızda et yemekleri ve salatalar da baharat olarak kullanabilirsiniz. Özellikle tavuk gibi beyaz etli yemek türlerine köri çok yakışmaktadır.
	Sadece salata ve et yemeklerinde değil, çorba makarna gibi yemek çeşitlerinde de yaptığınız köri sosunu kullanabilirsiniz.
	Bir diğer kullanımı ise körili patates ve pilavdır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bergamot nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bergamot-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bergamot-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Mis kokusuyla herkesin bitki çaylarında aradığı bergamotu gelin yakından tanıyalım.. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37d05a57.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bergamot, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bergamot nedir?

Sedefotugiller familyasına ait bergamot bitkisinin boyu ortalama 2 ve 4 metreye kadar çıkabilen bir ağaç türüdür. Bu bitkinin meyveleri limona benzer ve yeşil sarı renkte olmaktadır. Türkiye’de özellikle Adana, Mersin ve Hatay gibi Akdeniz şehirlerinde yetiştirilmektedir. Asıl anavatanı ise Hindistan olan Bergamot bitkisi hoş ve baskın kokusuyla dikkat çekmektedir.



Faydaları nelerdir?


	Bitkinin özünde olan hoş kokusu sizleri aroma terapi etkisi yaratarak stresten arındırır.
	Özellikle çay olarak tüketildiğinde asabiyet ve gerginlik gibi olumsuz ruh hallerine iyi gelir.
	Polifenoller açısından zengin olduğundan bergamot bitkisi antioksidan özellikler gösterir; vücudu kötü toksinlerden korumak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek gibi özellikleri vardır.
	Kalp ve damar hastalıkları, damar tıkanıklığı gibi rahatsızlıkların oluşumunu engeller.
	Kötü kolesterole iyi gelmektedir.
	Bergamot, özellikle çay olarak tüketildiğinde yağ yakmaya ve kilo vermeye yardımcı olur.
	Bergamot, az miktarda da olsa kafein içerdiğinden vücuda enerji verir.
	Antioksidan özelliği sayesinde cilt sağlığına da katkıda bulunan bergamot, zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırması sayesinde, yaşlanma karşıtı bir etki oluşturur.
	Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olan bergamot, hazımsızlığa, kabızlığa iyi gelir.
	Bergamot yağı, banyo suyuna eklendiğinde ateş düşürücü bir etki yaratır.
	Antiseptik özellikler gösterdiğinden yağ olarak kullanılıp buhar banyosu yapıldığında ağız içi yaralara ve ağız kokusuna iyi gelir.
	Aroma terapi etkisi sayesinde masajlarda kullanılabilen, antiseptik özelliğiyle sabunlarda kullanılabilen bergamot yağı, stres kaynaklı ağrıların da geçmesine yardımcı olur.





Nasıl tüketilmelidir?


	Genel de en yaygın kullanımı siyah çayın içerisinde koku verici olarak kullanılmaktadır.
	Direkt ham olarak bergamotun kendinden çay demleyip içebilirsiniz.
	Ayrıca bergamot bitkisinden oluşan yağı suyun içerisine bir miktar katıp bu suyla buhar banyosu yaparsanız baş ve boğaz ağrınızda kurtulmuş olursunuz.
	Parfüm, duş jeli ve sabun gibi kozmetik içerisine aroma verici olarak kullanılır.
	Bergamot bitkisinin reçeli de yapılmaktadır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Reyhanın faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/reyhanin-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/reyhanin-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Sıcak yaz günlerinde içtikçe vücudunuza fayda sağlayan reyhan şerbeti, hem kokusu hem aromasıyla favoriniz olacak... ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37c93539.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Reyhanın, faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yaz aylarında iç ferahlatıcı içecekler sıklıkla tercih edilir. Ancak asit ve şeker nedeniyle meşrubatları içerken aşırıya kaçmamakta fayda var.

Doğal bir alternatif arayanlar ise manav tezgahlarına göz atıyor. Bu noktada ise mucize bitki reyhan karşımıza çıkıyor.

Reyhan kaynatılarak şerbet haline getiriliyor, soğuk olarak tüketilebiliyor.

Reyhan şerbeti, rengi, aroması, damakta bıraktığı ferahlık ve rahiya ile sizi şaşırtacak böylesi bir şerbettir. Asitli içeceklerin zararları düşünüldüğünde bu tarz şerbetler güzel bir alternatif olacaktır.



Reyhanın faydaları nelerdir?


	Antibakteriyel olan reyhan, vücut temizliğinde de oldukça etkilidir.
	Omega 3, magnezyum, manganez ve Demir bakımından oldukça zengindir. Sinir ve sindirim sistemini yeniler.
	Cilt güzelliği için kullanılır. Burun ve boğazı iltihaptan arındırır, virüslerin akciğere inmeden vücuttan atılmasını sağlar.
	Hazımsızlığa iyi gelir, bağırsakları çalıştırır.
	Kansızlığa iyi gelir.
	Kan şekerinin düşmesine bağlı olan baş dönmelerini engeller.
	Toksin artırıcı olduğundan zayıflamaya da yardımcıdır.
	Vücudun sıvı ihtiyacını karşılar, böbrek üstü bezlerin çalışmasını destekler. Böbreklerin fonksiyonlarını artırır ve taş, kum oluşumunun önüne geçer. Ağız ve diş bakımına da faydası olan Reyhan ağız kokusunu önler. Bağışıklık hücrelerini destekler.
	Osmanlı saraylarında güzelliğin sırlarından biri de reyhandır. Kaynatılıp suyu tonik olarak kullanılabilir.
	
	
	Ferahlatıcı reyhan şerbeti nasıl yapılır?

	Reyhan şerbeti için malzemeler:

	-1 demet mor reyhan

	-1 silme tatlı kaşığı limon tuzu

	-6 yemek kaşığı şeker ( isteğe göre)

	-1 buçuk lt kaynar su

	-Yarım adet limon

	-Tercihe göre kabuk tarçın ve karanfil

	İlk olarak reyhanlar soğuk suyla yıkanarak bir kaba alınır.

	Limon tuzu ve şeker eklenir.

	Reyhanın vitamin ve minerallerinin kaybolmaması için demleme yöntemiyle yapmak daha faydalıdır. Kaynar su üzerine eklenir. Limon tuzu, renk vermesini sağlayacaktır.

	5 dakika demlendikten sonra karıştırılır, süzülür ve uygun bir sürahiye konulur. İçine yarım limon, kabuğuyla kesilerek atılır. Tercihen tarçın ve karanfil eklenir.

	Yazın soğuk, kışın sıcak tüketilebilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kinoa nedir? Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kinoa-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kinoa-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Diyetisyenlerin bir numaralı besinlerinden biri olan kinoa son zamanlarda çok popüler hale geldi! İşte kinoa tohumunun faydaları... ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37c2695d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kinoa, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kinoa nedir?

Kinoa  özünde Chenopodium kinoa bitkisinin tohumudur. Görünüşte tahıl gibi görünse de buğdaygillerden değildir. Beyaz, kahverengi ve siyah çeşidi olan Kinoa özellikle Ekvador, Peru, Bolivya, Kolombiya’da gibi ülkelerde üretilir ana vatanı ise Güney Amerika olan kinoa, ülkemizde de yetirilmeye başlanmıştır. Kinoa ilk olarak Güney Amerika’da ekilmeye başlanmıştır.



Faydaları nelerdir?


	Diyetisyenlerin bir numaralı besinlerinden biri olan kinoa kiloyu korumaya ve zayıflama sürecine destek olur.
	Yüksek proteinli bir besin kaynağıdır.
	Yüksek oranda lif içerir, bağırsakları düzenler ve kabızlığa iyi gelir.
	Demir bakımından zengindir. Bu yüzden kansızlığı olan kişilerin kullanılması önerilir.
	Antioksidan özelliği ile bağışıklığı güçlendirir, hastalıklara karşı korur.
	Glutensiz bir besindir özellikle glutensiz beslenen çölyak hastaları da kinoa kullanabilir.
	Sinir ve kemik fonksiyonlarının gelişimine katkı sağlar.
	Düzenli tüketildiğinde diyabet gibi pek çok kronik hastalığın ilerlemesini yavaşlatır.
	Kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olur. Kolesterolü düzenler.
	Kasları destekler ve vücuda enerji verir. Halsizliğe iyi gelir.
	Kan şekerini düşürür. Bu nedenle diyabet hastalarına da önerilir.




Nasıl kullanılır?


Kinoa tohumunun pek çok kullanım alanı vardır. Düşük kalorili bir besin olan kinoa, çorba yapımında kullanılabilir. Beyaz ekmek yerine sağlıklı bir kinoadan ekmek yapılabilir. Salatalarınızda kinoa haşlaması kullanabilirsiniz. Ayrıca kinoa ile poğaça, kek ve kurabiye yapabilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çarkıfelek meyvesinin faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/carkifelek-meyvesinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/carkifelek-meyvesinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Faydalarını duyduğunuzda inanamayacağınız mucizevi bir meyve! ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37bb74c2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çarkıfelek, meyvesinin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tezgahlarda görmeye pek alışık olmadığımız hatta ne yazık ki göremediğimiz çarkıfelek meyvesini isterseniz büyük marketlerden alabilirsiniz.

Tropikal bir meyve olan çarkıfelek, tutku meyvesi ya da aşk meyvesi olarak da bilinir.  500’den fazla türü bulunur ve besin değeri oldukça yüksektir. Özellikle son yıllarda adını daha sık duyduğumuz çarkıfelek meyvesinin kendisi kadar yaprakları da birçok hastalığa şifa olmaktadır. Çarkıfelek meyvesinin büyürken açan çiçeklerinden ise bitki çayı yapılmaktadır yani tamamen şifa kaynağıdır.



Çarkıfelek Meyvesinin Faydaları


	İçerdiği yüksek lif sayesinde bağırsakların aktif olarak çalışmasını sağlar ve zayıflamak için çok etkilidir. 100 gr çarkıfelek meyvesinde 10.4 gram lif bulunur ve bu miktarda vücudun rahatlamasını sağlar.
	Ödemleriniz varsa çözümü çarkıfelek meyvesinde bulabilirsiniz. Vücuttan ödemi atarak rahatlamasını sağlar.
	Eğer kabızlık sorunu çekiyorsanız, çarkıfelek meyvesinden faydalanabilirsiniz oldukça etkili olacaktır.
	Uyku düzensizliği yaşayanlara tedavi niteliğinde etki sağlar ve uykuyu düzene sokmaya yardımcı olur.
	Bedeni arındırdığı gibi ruhu da arındırır ve depresyondan çıkmaya fayda sağlar.
	Antioksidan özelliği sayesinde kolesterolü dengeler ve bu sayede kalp hastalıklarının oluşumunu minimuma indirir.
	Kansızlık sorununuz varsa çarkıfelek meyvesi tüketebilirsiniz. Çarkıfelek meyvesi kırmızı kan hücrelerinin çoğalmasını sağlayarak kansızlık sorununu giderir.
	Kalsiyum ve fosfor içeren çarkıfelek meyvesi tam bir bağışıklık dostudur. Bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve vücut direncinizi arttırır.
	Kas ve kemik ağrılarını giderir. Spor sonraları ağrılarından kurtulmak istiyorsanız çarkıfelek meyvesi tüketebilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bağışıklık sisteminizi güçlendirecek şifalı otlar!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bagisiklik-sisteminizi-guclendirecek-sifali-otlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bagisiklik-sisteminizi-guclendirecek-sifali-otlar</guid>
<description><![CDATA[ Yemeklere aroma veren bitkilerin bağışıklık sisteminizi de güçlendirebileceğini biliyor muydunuz? İşte en şifalı otlar! ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37b53ddb.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bağışıklık, sisteminizi, güçlendirecek, şifalı, otlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kuzukulağı



Salatalara mayhoş bir tat katan kuzukulağı, bol miktarda C vitamini içerir. Aynı zamanda bağışıklık sisteminizi güçlendirip, kanınızı temizlemek için de bire birdir.

Kekik



Çinko açısından oldukça zengin olan kekik; solunum yolu enfeksiyonları, akciğerler ve güçlü bir bağışıklık sistemi için oldukça faydalıdır.

Kişniş



Dünyanın en eski şifalı bitkilerinden biri olan kişniş, antibakteriyel bir etkiye sahiptir. Yapılan araştırmalara göre kişniş, vücutta doğal bir antibiyotik gibi davranabiliyor.

Adaçayı




Adaçayı, iltihap önleyici bir yapıya sahiptir. Boğaz ağrılarına ve sindirim sorunlarına iyi gelir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;apos;Kara Akrep&amp;apos; türünün Türkiye&amp;apos;ye özgü olduğu kanıtlandı: &amp;apos;Androctonus turkiyensis&amp;apos; ismi verildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kara-akrep-turunun-turkiyeye-oezgu-oldugu-kanitlandi-androctonus-turkiyensis-ismi-verildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kara-akrep-turunun-turkiyeye-oezgu-oldugu-kanitlandi-androctonus-turkiyensis-ismi-verildi</guid>
<description><![CDATA[ Güneydoğu Anadolu Bölgesi&#039;nde yaygın olarak görülen ve bugüne kadar İran kökenli zannedilen kara akrebin, Türkiye&#039;ye özgü yeni bir çeşit olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b37adc7f7.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kara, Akrep, türünün, Türkiyeye, özgü, olduğu, kanıtlandı:, Androctonus, turkiyensis, ismi, verildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Türkiye genelinde akrep örneklerini toplayıp türlerini teşhis eden, yayılış alanlarını belirleyen Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Alaşehir Meslek Yüksekokulu öğretim üyesi Prof. Dr. Ersen Aydın Yağmur öncülüğündeki bir grup akademisyen, çoğunlukla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yayılan ‘Androctonus crassicauda’ adlı ‘kara akrep’ üzerinde araştırma yaptı.
Çalışmalar sonucu bu türün İran kökenli türden ayrıldığını ve Türkiye'ye özgü bir tür olduğunu ispat eden Prof. Dr. Yağmur, bu akrep türüne ‘Androctonus turkiyensis’ adını verdi.
Çalışmasını ABD'de akreplerle ilgili yayın yapan "Euscorpius" adlı bilimsel dergide yayımlayan Yağmur, yeni türü bilim dünyasına kazandırdı.
Prof. Dr. Yağmur, 18 yıldır akrepler üzerinde araştırma yaptığını belirtti.

‘İran'daki türden farklı olduğunu tespit ettik’
Türkiye'deki akrep faunasını belirlemeye çalıştığını dile getiren Yağmur, şöyle konuştu:
"Tespit ettiğimiz bu tür, aslında 100 yıldır Türkiye'de biliniyor. Özellikle Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Diyarbakır, Mardin, Şırnak ve Batman illerinde görülüyor. Yöre halkı tarafından sık sık karşılaşılan ve iyi bilinen bir tür. Köy içlerinde, hayvan ağıllarında yaşıyor ve sık sık sokma vakaları yaşanıyor. Halk arasında kara akrep olarak biliniyor. Yürüttüğümüz bilimsel çalışmalarda vücut morfolojisindeki farklardan dolayı İran'daki türden farklı olduğunu tespit ettik. Vücudunun genel özelliklerinde, karinalarında, granüllerinde ciddi farklılıklar olduğunu, Türkiye'deki türün özgün bir tür olduğu ortaya çıktı. Türkiyeli anlamına gelen 'Androctonus turkiyensis' ismini verdik."
Söz konusu akrebin 1942'den beri panzehir üretiminde kullanıldığını aktaran Yağmur, şimdi panzehirle ilgili yönetmeliklerde yeni adıyla kullanılması gerektiğine işaret etti.



‘Rahatlıkla öldürebiliyor, zehri kanser çalışmalarında kullanılabilir’
Androctonus turkiyensis'in tehlikeli bir tür olduğuna işaret eden Yağmur, "Çok sık sokma vakaları yaşanıyor, rahatlıkla öldürebiliyor. Dolayısıyla bu türün Şanlıurfa popülasyonu panzehir için kullanılıyordu. Bu türlerin zehirleri, çeşitli kanser çalışmalarında, sinir sistemi kökenli hastalıkların tedavisinde kullanılacak özelliklere sahip. Ayrıca çeşitli ilaç araştırmalarında rahatlıkla kullanılabilir, kozmetik sektöründe de bu akrebin zehrinin kullanılabileceğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şifa kaynağı kekiğin 8 yeni türü keşfedildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sifa-kaynagi-kekigin-8-yeni-turu-kesfedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sifa-kaynagi-kekigin-8-yeni-turu-kesfedildi</guid>
<description><![CDATA[ TÜBİTAK projesi kapsamında; antik çağlardan bu yana şifa kaynağı olarak kullanılan 
halk arasında kekik/mercanköşk olarak bilinen bitki cinsinden, biri daha önce tespit edilmemiş yeni bir tür ve 7’si ise yeni hibrit/melez olmak üzere toplamda 8 bitki taksonu keşfedildi.Proje Yürücüsü Prof. Dr. Tuncay Dirmenci, yeni türün Origanum ayliniae-Ay kekiği; yeni hibrit/melez olarak tespit edilen 7 taksonun da; Origanum×adae-Ada kekiği, Origanum×aytacii, Origanum×bilgilii, Origanum×dumanii, Origanum×malyeri, Origanum×sevcaniae ve Origanum×malatyanum olarak isimlendirildiğini belirtti.  Dirmenci proje sonucunda, Türkiye’deki toplam Origanum taksonu sayısının 25’i endemik olmak üzere toplamda 37’ye yükseldiğini ve endemizm oranının yüzde 68 olduğunu söylerken, bu sonuçlarla Türkiye’nin, Origanum türü sayısı bakımından dünyanın en fazla çeşitliliğe sahip ülkesi olduğunu dile getirdi.TÜBİTAK destekli (proje no:113 Z 225) olarak, Prof. Dr. Tuncay Dirmenci’nin yürütücülüğünde, Türkiye’de Yetişen Origanum L. (Lamiaceae) Türleri Üzerinde Taksonomik, Moleküler, Karyolojik Ve Kimyasal Araştırmalar başlıklı projede; Prof. Dr. Turgut Kılıç (BAÜN), Prof. Dr. Turan Arabacı (İnönü Üni.), Prof. Dr. Esra Martin (Necmettin Erbakan Üni.), Prof. Dr. Sevcan Çelenk (Uludağ Üni.) ve Bilim Uzmanı Türker Yazıcı (BAÜN) görev aldı. Çalışma kapsamındaki 7 türün halk arasında çay, kekik suyu, kekik yağı yapımında ve baharat amacıyla kullanıldığı belirlendi.BAÜN Necatibey Eğitim Fakültesi Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dirmenci yaptığı değerlendirmede; “Türkiye, üç kıtanın kesiştiği yerde konumlanması ve farklı iklim tiplerinin görülmesi sebebiyle birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemiz bitki ve hayvan çeşitliliği bakımından hemen hemen Avrupa kıtasının içerdiği bitki ve hayvan çeşitliğine sahiptir. Türkiye, yaklaşık 3 bin 700’ü endemik olmak üzere 12 bin bitki taksonunu barındırması nedeniyle dünyanın en önemli bitki çeşitliliği merkezlerinden biri konumundadır. Türkiye’nin barındırdığı bitkilerin bin 700 tanesinin tıbbi özellik gösterdiği, 500 tanesinin ise tıbbi ve aromatik özelliğinin iyi bilindiği kaynaklarda yer almaktadır. Türkiye, tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanımı, tarımı ve ihracatı yönünden dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir&quot; dedi.Dirmenci &quot;Ülkemizde, Ballıbabagiller (Lamiaceae) ailesine ait kekik, adaçayı, dağ çayı, lavanta, karabaş otu, zahter vb. olarak bilinen bitkiler, halk arasında en yaygın kullanılan tıbbi ve aromatik bitkiler arasında yer alır. Bu türler, hem kültür ortamından hem de doğadan toplanarak baharat ve bitki çayı olarak oldukça sık kullanılmaktadır. Ayrıca, çok sayıda ülkeye ihraç edilerek ülkemiz için önemli bir gelir kaynağıdırlar. Bu bitkilerin arasında Kekik&#039;ler ilk akla gelenlerdir. Türkiye’de Origanum (Kekik/Mercanköşk), Thymus (Kekik), Thymbra (Zahter), Satureja (Kayakekiği) cinslerine ait yaklaşık 100’e yakın bitki taksonu halk arasında Kekik olarak adlandırılmaktadır. Dünyadaki kekik ticareti yıllık yaklaşık 20 bin ton civarındadır. Türkiye, dünya kekik ticaretini yönlendiren ülke konumunda olup, bu ticaretin yaklaşık yüzde 80-90’lık hammaddesini tek başına sağlamaktadır. Ayrıca, kekik yağı ve kekik suyu önemli ihraç ürünleri arasında olup, tüm bu ürünler 100’den fazla ülkeye ihraç edilmektedir. Kekik olarak ihraç edilen türleri büyük oranda Origanum (Kekik/Mercanköşk/Oregano) cinsi türleri oluşturmaktadır. Origanum cinsi türleri doğadan toplandığı gibi yaklaşık 160 bin dekarlık bir alanda da tarımı yapılarak yıllık yaklaşık 18 bin ton ürün elde edilmektedir” diye konuştu.Proje kapsamında elde edilen sonuçlar arasında kekiğin gündelik kullanımı ve sağlık alanındaki karşılığına dair bilgiler de veren Dirmenci; “Özellikle etli yemeklerimizi baharat olarak süsleyen kekik, aynı zamanda çayı yapılarak, kekik suyu ve kekik yağı olarak da tüketilmektedir. Özellikle, üst solunum yolları enfeksiyonlarında, boğaz ağrısında, sindirim sistemi sorunlarında çay olarak tüketmek daha yaygın bir kullanımdır. Halk arasında yaygın kullanıma sahip olan kekiğin en önemli uçucu yağ bileşenleri arasında Karvakrol ve Timol yer almakta olup, özellikle karvakrol’ün mikrop öldürücü, kanser tedavisinde etkili, ağrı kesici, antioksidan, obeziteyi önleyici, karaciğeri koruyucu, haşaratları öldürücü, yara iyileştirici gibi özelliklerinin olduğu birçok çalışmayla ortaya konmuştur. Literatür çalışmaları ve yapılan bu TÜBİTAK projesi ile halk arasında yaygın olarak kullanılan Kekik türlerinden Origanum vulgare subsp. hirtum (İstanbul kekiği) ile birlikte Origanum bilgeri (cıngıllı kekik) ve Origanum munitiflorum’un (Sütçüler kekiği) kuvvetli antioksidan maddeler olan fenolik bileşenlerce zengin olduğu ve buna bağlı olarak da kuvvetli antioksidan özellik göstermekle birlikte birçok bakteri ve mantar türüne karşı etkili olduğu saptanmıştır&quot; dedi ve sözlerine şöyle devam etti:&quot;Sütçüler kekiği endemik bir kekik türü olup, İzmir kekiği/bilyalı kekik ve İstanbul kekiği gibi kekik ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/btrgbOA-aEqYmMHo26jgHA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şifa, kaynağı, kekiğin, yeni, türü, keşfedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/btrgbOA-aEqYmMHo26jgHA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Şifa kaynağı kekiğin 8 yeni türü keşfedildi"><p>TÜBİTAK projesi kapsamında; antik çağlardan bu yana şifa kaynağı olarak kullanılan 
halk arasında kekik/mercanköşk olarak bilinen bitki cinsinden, biri daha önce tespit edilmemiş yeni bir tür ve 7’si ise yeni hibrit/melez olmak üzere toplamda 8 bitki taksonu keşfedildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C7L1P7huEkqwsSm3VGE8Kw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje Yürücüsü Prof. Dr. Tuncay Dirmenci, yeni türün Origanum ayliniae-Ay kekiği; yeni hibrit/melez olarak tespit edilen 7 taksonun da; Origanum×adae-Ada kekiği, Origanum×aytacii, Origanum×bilgilii, Origanum×dumanii, Origanum×malyeri, Origanum×sevcaniae ve Origanum×malatyanum olarak isimlendirildiğini belirtti.  Dirmenci proje sonucunda, Türkiye’deki toplam Origanum taksonu sayısının 25’i endemik olmak üzere toplamda 37’ye yükseldiğini ve endemizm oranının yüzde 68 olduğunu söylerken, bu sonuçlarla Türkiye’nin, Origanum türü sayısı bakımından dünyanın en fazla çeşitliliğe sahip ülkesi olduğunu dile getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7aImqUujVk6jnTWP-N4q_w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>TÜBİTAK destekli (proje no:113 Z 225) olarak, Prof. Dr. Tuncay Dirmenci’nin yürütücülüğünde, Türkiye’de Yetişen Origanum L. (Lamiaceae) Türleri Üzerinde Taksonomik, Moleküler, Karyolojik Ve Kimyasal Araştırmalar başlıklı projede; Prof. Dr. Turgut Kılıç (BAÜN), Prof. Dr. Turan Arabacı (İnönü Üni.), Prof. Dr. Esra Martin (Necmettin Erbakan Üni.), Prof. Dr. Sevcan Çelenk (Uludağ Üni.) ve Bilim Uzmanı Türker Yazıcı (BAÜN) görev aldı. Çalışma kapsamındaki 7 türün halk arasında çay, kekik suyu, kekik yağı yapımında ve baharat amacıyla kullanıldığı belirlendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_2F3_e4fFECbepFnyw9HQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>BAÜN Necatibey Eğitim Fakültesi Biyoloji Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dirmenci yaptığı değerlendirmede; “Türkiye, üç kıtanın kesiştiği yerde konumlanması ve farklı iklim tiplerinin görülmesi sebebiyle birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemiz bitki ve hayvan çeşitliliği bakımından hemen hemen Avrupa kıtasının içerdiği bitki ve hayvan çeşitliğine sahiptir. Türkiye, yaklaşık 3 bin 700’ü endemik olmak üzere 12 bin bitki taksonunu barındırması nedeniyle dünyanın en önemli bitki çeşitliliği merkezlerinden biri konumundadır. Türkiye’nin barındırdığı bitkilerin bin 700 tanesinin tıbbi özellik gösterdiği, 500 tanesinin ise tıbbi ve aromatik özelliğinin iyi bilindiği kaynaklarda yer almaktadır. Türkiye, tıbbi ve aromatik bitkilerin kullanımı, tarımı ve ihracatı yönünden dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Tn0zo-ds0UmNL7cB14XBLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dirmenci "Ülkemizde, Ballıbabagiller (Lamiaceae) ailesine ait kekik, adaçayı, dağ çayı, lavanta, karabaş otu, zahter vb. olarak bilinen bitkiler, halk arasında en yaygın kullanılan tıbbi ve aromatik bitkiler arasında yer alır. Bu türler, hem kültür ortamından hem de doğadan toplanarak baharat ve bitki çayı olarak oldukça sık kullanılmaktadır. Ayrıca, çok sayıda ülkeye ihraç edilerek ülkemiz için önemli bir gelir kaynağıdırlar. Bu bitkilerin arasında Kekik'ler ilk akla gelenlerdir. Türkiye’de Origanum (Kekik/Mercanköşk), Thymus (Kekik), Thymbra (Zahter), Satureja (Kayakekiği) cinslerine ait yaklaşık 100’e yakın bitki taksonu halk arasında Kekik olarak adlandırılmaktadır. Dünyadaki kekik ticareti yıllık yaklaşık 20 bin ton civarındadır. Türkiye, dünya kekik ticaretini yönlendiren ülke konumunda olup, bu ticaretin yaklaşık yüzde 80-90’lık hammaddesini tek başına sağlamaktadır. Ayrıca, kekik yağı ve kekik suyu önemli ihraç ürünleri arasında olup, tüm bu ürünler 100’den fazla ülkeye ihraç edilmektedir. Kekik olarak ihraç edilen türleri büyük oranda Origanum (Kekik/Mercanköşk/Oregano) cinsi türleri oluşturmaktadır. Origanum cinsi türleri doğadan toplandığı gibi yaklaşık 160 bin dekarlık bir alanda da tarımı yapılarak yıllık yaklaşık 18 bin ton ürün elde edilmektedir” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u-oGd1RRcEuacUu1pwhE8g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proje kapsamında elde edilen sonuçlar arasında kekiğin gündelik kullanımı ve sağlık alanındaki karşılığına dair bilgiler de veren Dirmenci; “Özellikle etli yemeklerimizi baharat olarak süsleyen kekik, aynı zamanda çayı yapılarak, kekik suyu ve kekik yağı olarak da tüketilmektedir. Özellikle, üst solunum yolları enfeksiyonlarında, boğaz ağrısında, sindirim sistemi sorunlarında çay olarak tüketmek daha yaygın bir kullanımdır. Halk arasında yaygın kullanıma sahip olan kekiğin en önemli uçucu yağ bileşenleri arasında Karvakrol ve Timol yer almakta olup, özellikle karvakrol’ün mikrop öldürücü, kanser tedavisinde etkili, ağrı kesici, antioksidan, obeziteyi önleyici, karaciğeri koruyucu, haşaratları öldürücü, yara iyileştirici gibi özelliklerinin olduğu birçok çalışmayla ortaya konmuştur. Literatür çalışmaları ve yapılan bu TÜBİTAK projesi ile halk arasında yaygın olarak kullanılan Kekik türlerinden Origanum vulgare subsp. hirtum (İstanbul kekiği) ile birlikte Origanum bilgeri (cıngıllı kekik) ve Origanum munitiflorum’un (Sütçüler kekiği) kuvvetli antioksidan maddeler olan fenolik bileşenlerce zengin olduğu ve buna bağlı olarak da kuvvetli antioksidan özellik göstermekle birlikte birçok bakteri ve mantar türüne karşı etkili olduğu saptanmıştır" dedi ve sözlerine şöyle devam etti:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZgwlHrvQpkm4ufD9Fd1HWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>"Sütçüler kekiği endemik bir kekik türü olup, İzmir kekiği/bilyalı kekik ve İstanbul kekiği gibi kekik suyu imalatında da kullanılmaktadır. Kekik suyu, içinde binde bir oranında uçucu yağ içerebilir, ancak kekik yağında bulunmayan ve sindirim sitemine faydalı birçok kimyasal maddeyi içerir. Sindirim sistemi için en etkili özelliklerinden birisi hazımsızlığı gidererek sindirim sistemini düzenlemesidir. Kekik yağı geniş bir kulanım alanına sahip olmakla birlikte, mantar ve bakterilerin sebep olduğu yiyecek bozulmalarını önleyen doğal bir gıda koruyucusudur. Yine proje çalışmaları sonucunda, halk arasında kullanımı olan bazı türlerin anti-Alzheimer etkisinin de olduğu belirlenmiştir. Özellikle Origanum onites (İzmir kekiği/bilyalı kekik)’in hem uçucu yağının hem de hazırlanan ekstratlarının oldukça iyi derecede anti-Alzheimer aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir”</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karahindiba nedir? Karahindibanın faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karahindiba-nedir-karahindibanin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karahindiba-nedir-karahindibanin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ İnsanlar yüzyıllar boyunca çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için birçok bitki kullandılar. Bunlardan biri de karahindiba bitkisi. Peki, karahindiba nedir? Faydaları nelerdir? İşte karahindiba hakkında merak edilenler...Karahindiba sarı çiçekli bir bitkidir. Latince adı Taraksakum officinale olan çiçek bu bitkinin en yaygın çeşididir ve dünyanın birçok yerinde yetişir.
Botanikçiler karahindibaları ot olarak sınıflandırırlar. İnsanlar karahindiba yapraklarını, gövdesini, çiçeğini ve bitkinin kökünü tıbbi amaçlar için kullanırlar.
Karahindiba Avrupa&#039;ya özgü bir bitkidir ancak Kuzey Yarımküre&#039;deki ılıman bölgelerde de bulunur. Bitkinin yaprakları, çiçekleri ve kökü geleneksel olarak Meksika ve diğer Kuzey Amerika tıbbında kullanılmıştır.Günümüzde karahindibanın bir çeşit tonik olarak enfeksiyonlar ve çeşitli sindirim sistemi semptomları da dahil olmak üzere birçok durumda kullanımı teşvik edilir.
Gıda olarak, karahindiba yeşil salata olarak ve çorbalarda, şaraplarda ve çaylarda kullanılır. Kavrulmuş kök kahve yerine de kullanılır.
Karahindiba&#039;nın sağlık üzerindeki etkileri hakkında çok az şey biliniyor. Bu bitki hakkında çok az bilimsel kanıt var.Yapılan bazı çalışmalara göre karahindibanın muhtemel faydaları:
1.Antioksidan sağlaması:
Karahindiba, hücreleri hasardan korumaya yardımcı olan bir antioksidan olan beta-karoten içerir. Araştırmalar, beta-karoten gibi karotenoidlerin hücre hasarını azaltmada hayati bir rol oynadığını göstermektedir.
Karahindiba çiçeği de başka bir antioksidan türü olan polifenollerle doludur.
2.Kolestrolü düşürmesi:
Karahindiba, bir kişinin kolesterolünü düşürmeye yardımcı olabilecek biyoaktif bileşikler içerir.
2010 yılında yapılan bir çalışmada, tavşanlarda karahindiba tüketiminin etkileri incelendi. Çalışmanın sonuçlarına göre karahindiba kökü ve yaprağının yüksek kolesterol diyetinde hayvanlarda kolesterolün düşmesine yardımcı olabileceği bulundu.
Karahindiba kolesterolü düşürmede ne kadar etkili olabileceğini belirlemek için insanlar üzerinde test yapılması da gereklidir.3.Kan şekerinin düzenlenmesi:
Karahindibaların kan şekerini düzenlemeye yardımcı olabilecek bileşikler içerdiğini gösteren bazı çalışmalar vardır.
2016 yılında, bazı araştırmacılar karahindibanın antihiperglisemik, antioksidatif ve antienflamatuar özelliklerinin tip 2 diyabetin tedavisine yardımcı olabileceğini önerdiler. Bununla birlikte, kesin iddialarda bulunmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
4.Kan basıncını düşürme:Kan basıncını düşürmek için karahindiba kullanımını destekleyen çok az araştırma var.
Bununla birlikte, karahindiba iyi bir potasyum kaynağıdır. Potasyumun kan basıncını düşürmeye yardımcı olabileceğini gösteren klinik kanıtlar vardır.
Örneğin, araştırmalar, potasyum takviyesi alan kişilerin, özellikle yüksek tansiyonları varsa, kan basıncında bir düşüş gördüklerini bulmuştur.5.Kilo vermeye yardımcı olma:
Bazı araştırmacılar karahindibanın kilo vermede etkili olabildiğini söylüyor. Bu faydası bitkinin karbonhidrat metabolizmasını geliştirme ve yağ emilimini azaltma özellikliklerine dayanıyor.
Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, karahindibada bulunan kimyasal olan klorojenik asidin kilo alımını ve lipit tutulmasını azaltmaya yardımcı olabileceğini buldu. Ancak, henüz bu iddiayı destekleyecek yeterli kanıtlar bulunmamaktadır.
6.Kanser riskini azaltması:
Bazı sınırlı ancak olumlu araştırmalar, karahindibanın belirli kanser türlerinin büyümesini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir.
Şimdiye kadar yapılan çalışmalar karahindiba&#039;nın test tüplerinde kanserin büyümesi üzerindeki etkisini inceledi. Bu çalışmalar, kolon kanseri, pankreas kanseri ve karaciğer kanseri büyümesinin yavaşlamasına yardımcı olabileceğini gösterdi.
Bir test tüpündeki kanser büyümesini inceleyen bir çalışma, karahindiba ekstraktının karaciğer kanseri büyümesini azaltmaya yardımcı olabileceğini belirledi.
Bununla birlikte, diğer potansiyel faydalarda olduğu gibi, karahindibaların kanser tedavisinin bir parçası olarak ne kadar etkili olabileceğini göstermek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.7.Bağışıklık sistemini güçlendirmesi:
Araştırmacılar, karahindibaların hem antiviral hem de antibakteriyel özellikler gösterdiğini bulmuşlardır. Örneğin, 2014 yılında yapılan bir çalışma, karahindibaların test tüplerinde hem insan hem de hayvan hücrelerinde hepatit B büyümesini sınırlandırmaya yardımcı olduğunu buldu.
Bununla birlikte, karahindibaların bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
8.Sindirime yardımcı olması:
Bazı insanlar karahindibayı kabızlık ve diğer sindirim sorunları için geleneksel bir ilaç olarak kullanır.
Hayvan sindirimine yönelik bir araştırma, karahindibada bulunan bazı kimyasalların sindirim sistemini geliştirmeye yardımcı olduğunu gösterdi.
Çalışma, kemirgenlerin ince bağırsaklarına geçen gıdalardaki direncin azaldığını gördü. Şimdi benzer sonuçları test etmek için insanlar üzerinde araştırmalara ihtiyaç var. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zr94IBzE-06RLLufj9_DnQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Karahindiba, nedir, Karahindibanın, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zr94IBzE-06RLLufj9_DnQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Karahindiba nedir? Karahindibanın faydaları nelerdir?"><p>İnsanlar yüzyıllar boyunca çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için birçok bitki kullandılar. Bunlardan biri de karahindiba bitkisi. Peki, karahindiba nedir? Faydaları nelerdir? İşte karahindiba hakkında merak edilenler...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AfnsdG0QYkGXgDoocJckWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karahindiba sarı çiçekli bir bitkidir. Latince adı Taraksakum officinale olan çiçek bu bitkinin en yaygın çeşididir ve dünyanın birçok yerinde yetişir.
Botanikçiler karahindibaları ot olarak sınıflandırırlar. İnsanlar karahindiba yapraklarını, gövdesini, çiçeğini ve bitkinin kökünü tıbbi amaçlar için kullanırlar.
Karahindiba Avrupa'ya özgü bir bitkidir ancak Kuzey Yarımküre'deki ılıman bölgelerde de bulunur. Bitkinin yaprakları, çiçekleri ve kökü geleneksel olarak Meksika ve diğer Kuzey Amerika tıbbında kullanılmıştır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6q579aKkcEiJ4YuNIBULPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Günümüzde karahindibanın bir çeşit tonik olarak enfeksiyonlar ve çeşitli sindirim sistemi semptomları da dahil olmak üzere birçok durumda kullanımı teşvik edilir.
Gıda olarak, karahindiba yeşil salata olarak ve çorbalarda, şaraplarda ve çaylarda kullanılır. Kavrulmuş kök kahve yerine de kullanılır.
Karahindiba'nın sağlık üzerindeki etkileri hakkında çok az şey biliniyor. Bu bitki hakkında çok az bilimsel kanıt var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B-CQRx0oMEuEgyQdosmqJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan bazı çalışmalara göre karahindibanın muhtemel faydaları:
1.Antioksidan sağlaması:
Karahindiba, hücreleri hasardan korumaya yardımcı olan bir antioksidan olan beta-karoten içerir. Araştırmalar, beta-karoten gibi karotenoidlerin hücre hasarını azaltmada hayati bir rol oynadığını göstermektedir.
Karahindiba çiçeği de başka bir antioksidan türü olan polifenollerle doludur.
2.Kolestrolü düşürmesi:
Karahindiba, bir kişinin kolesterolünü düşürmeye yardımcı olabilecek biyoaktif bileşikler içerir.
2010 yılında yapılan bir çalışmada, tavşanlarda karahindiba tüketiminin etkileri incelendi. Çalışmanın sonuçlarına göre karahindiba kökü ve yaprağının yüksek kolesterol diyetinde hayvanlarda kolesterolün düşmesine yardımcı olabileceği bulundu.
Karahindiba kolesterolü düşürmede ne kadar etkili olabileceğini belirlemek için insanlar üzerinde test yapılması da gereklidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3wDYzYQWpkqMovF2wKxB4Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>3.Kan şekerinin düzenlenmesi:
Karahindibaların kan şekerini düzenlemeye yardımcı olabilecek bileşikler içerdiğini gösteren bazı çalışmalar vardır.
2016 yılında, bazı araştırmacılar karahindibanın antihiperglisemik, antioksidatif ve antienflamatuar özelliklerinin tip 2 diyabetin tedavisine yardımcı olabileceğini önerdiler. Bununla birlikte, kesin iddialarda bulunmak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
4.Kan basıncını düşürme:Kan basıncını düşürmek için karahindiba kullanımını destekleyen çok az araştırma var.
Bununla birlikte, karahindiba iyi bir potasyum kaynağıdır. Potasyumun kan basıncını düşürmeye yardımcı olabileceğini gösteren klinik kanıtlar vardır.
Örneğin, araştırmalar, potasyum takviyesi alan kişilerin, özellikle yüksek tansiyonları varsa, kan basıncında bir düşüş gördüklerini bulmuştur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ngug8duXRES9O1oDqQGPnw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>5.Kilo vermeye yardımcı olma:
Bazı araştırmacılar karahindibanın kilo vermede etkili olabildiğini söylüyor. Bu faydası bitkinin karbonhidrat metabolizmasını geliştirme ve yağ emilimini azaltma özellikliklerine dayanıyor.
Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, karahindibada bulunan kimyasal olan klorojenik asidin kilo alımını ve lipit tutulmasını azaltmaya yardımcı olabileceğini buldu. Ancak, henüz bu iddiayı destekleyecek yeterli kanıtlar bulunmamaktadır.
6.Kanser riskini azaltması:
Bazı sınırlı ancak olumlu araştırmalar, karahindibanın belirli kanser türlerinin büyümesini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermiştir.
Şimdiye kadar yapılan çalışmalar karahindiba'nın test tüplerinde kanserin büyümesi üzerindeki etkisini inceledi. Bu çalışmalar, kolon kanseri, pankreas kanseri ve karaciğer kanseri büyümesinin yavaşlamasına yardımcı olabileceğini gösterdi.
Bir test tüpündeki kanser büyümesini inceleyen bir çalışma, karahindiba ekstraktının karaciğer kanseri büyümesini azaltmaya yardımcı olabileceğini belirledi.
Bununla birlikte, diğer potansiyel faydalarda olduğu gibi, karahindibaların kanser tedavisinin bir parçası olarak ne kadar etkili olabileceğini göstermek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Zj8lKtKi1ku27jBjpPL04g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>7.Bağışıklık sistemini güçlendirmesi:
Araştırmacılar, karahindibaların hem antiviral hem de antibakteriyel özellikler gösterdiğini bulmuşlardır. Örneğin, 2014 yılında yapılan bir çalışma, karahindibaların test tüplerinde hem insan hem de hayvan hücrelerinde hepatit B büyümesini sınırlandırmaya yardımcı olduğunu buldu.
Bununla birlikte, karahindibaların bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
8.Sindirime yardımcı olması:
Bazı insanlar karahindibayı kabızlık ve diğer sindirim sorunları için geleneksel bir ilaç olarak kullanır.
Hayvan sindirimine yönelik bir araştırma, karahindibada bulunan bazı kimyasalların sindirim sistemini geliştirmeye yardımcı olduğunu gösterdi.
Çalışma, kemirgenlerin ince bağırsaklarına geçen gıdalardaki direncin azaldığını gördü. Şimdi benzer sonuçları test etmek için insanlar üzerinde araştırmalara ihtiyaç var.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kinoa nedir, nasıl tüketilir? (Kinoa&amp;apos;nın faydaları)</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kinoa-nedir-nasil-tuketilir-kinoanin-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kinoa-nedir-nasil-tuketilir-kinoanin-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Son zamanlarda lif oranının yüksek olması sebebiyle diyet programlarında sıkça kullanılan kinoanın birçok faydası bulunuyor. Peki kinoa nedir, nasıl tüketilir, faydaları neler, çeşitleri var mıdır?KİNOA NEDİR?
Kinoa glutensiz, tam tahıllı karbonhidrat ve aynı zamanda protein kaynağıdır.
Tahıllara benzer yönleri olsa da buğdaygillerden değildir, ıspanak ve pancar gibi bitkilere daha yakındır.
Besin değeri oldukça iyi olan kinoa lizin gibi temel amino asitler, bol miktarda kalsiyum, demir ve fosfor içerir.
100 gram kinoa 372 kalori, 5,8 gram yağ, 69 gram karbonhidrat, 6 gram lif içerir.KİNOA NASIL TÜKETİLİR?
Genellikle pirinç veya bulgur ile aynı şekilde pişirilir, çeşitli yemeklerde ve salatalarda kullanılır.
1 bardak kinoayı suda haşlamadan önce kabuğundaki acı tadı yok etmek için uzun süre yıkanması gerektiği unutulmamalıdır.KİNOA FAYDALARI NELERDİR?
Lif oranının yüksek olmasından dolayı sindirimi kolaylaştıran kinoa zayıflamaya yardımcı olur.
Diyabet hastalarına tavsiye edilen kinoa aynı zamanda kan şekerini düşürür.
İçeriğinde bulunan süper oksit  dismutaz sayesinde cildin yaşlanmasını geciktirir, dokuları yeniler.
Yüksek miktarda mineral, vitamin ve lif içeren kinoa bağışıklılığı kuvvetlendirerek hastalıklara karşı korur.
Yüksek kalsiyum oranı sayesinde kemik gelişimi için de etkilidir.
Anemi hastalarının beslenme rutinlerine eklmesi önerilir.KİNOA ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
120&#039;den fazla farklı çeşidi olan kinoa çok çeşitli renklerde ortaya çıkabilse de, en yaygın renkleri; beyaz (fildişi veya sarı kinoa olarak da bilinir), kırmızı ve siyahtır.
Kırmızı kinoa pişirildikten sonra şeklini koruduğu için soğuk salatalarda tariflerde tercih edilirken siyah kinoa ise pişirildiğinde siyah rengini korur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ustLm59eK0uod6uAQb13jw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kinoa, nedir, nasıl, tüketilir, Kinoanın, faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ustLm59eK0uod6uAQb13jw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kinoa nedir, nasıl tüketilir? (Kinoa'nın faydaları)"><p>Son zamanlarda lif oranının yüksek olması sebebiyle diyet programlarında sıkça kullanılan kinoanın birçok faydası bulunuyor. Peki kinoa nedir, nasıl tüketilir, faydaları neler, çeşitleri var mıdır?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/INRVMb8vrkaWF-65KjkflA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>KİNOA NEDİR?
Kinoa glutensiz, tam tahıllı karbonhidrat ve aynı zamanda protein kaynağıdır.
Tahıllara benzer yönleri olsa da buğdaygillerden değildir, ıspanak ve pancar gibi bitkilere daha yakındır.
Besin değeri oldukça iyi olan kinoa lizin gibi temel amino asitler, bol miktarda kalsiyum, demir ve fosfor içerir.
100 gram kinoa 372 kalori, 5,8 gram yağ, 69 gram karbonhidrat, 6 gram lif içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-53VyXE9X0-iEo7MW5UVvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>KİNOA NASIL TÜKETİLİR?
Genellikle pirinç veya bulgur ile aynı şekilde pişirilir, çeşitli yemeklerde ve salatalarda kullanılır.
1 bardak kinoayı suda haşlamadan önce kabuğundaki acı tadı yok etmek için uzun süre yıkanması gerektiği unutulmamalıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/veUxoCA550ic8xoJkLexgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>KİNOA FAYDALARI NELERDİR?
Lif oranının yüksek olmasından dolayı sindirimi kolaylaştıran kinoa zayıflamaya yardımcı olur.
Diyabet hastalarına tavsiye edilen kinoa aynı zamanda kan şekerini düşürür.
İçeriğinde bulunan süper oksit  dismutaz sayesinde cildin yaşlanmasını geciktirir, dokuları yeniler.
Yüksek miktarda mineral, vitamin ve lif içeren kinoa bağışıklılığı kuvvetlendirerek hastalıklara karşı korur.
Yüksek kalsiyum oranı sayesinde kemik gelişimi için de etkilidir.
Anemi hastalarının beslenme rutinlerine eklmesi önerilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZBxosg-7OESedWRyX7BwVA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>KİNOA ÇEŞİTLERİ NELERDİR?
120'den fazla farklı çeşidi olan kinoa çok çeşitli renklerde ortaya çıkabilse de, en yaygın renkleri; beyaz (fildişi veya sarı kinoa olarak da bilinir), kırmızı ve siyahtır.
Kırmızı kinoa pişirildikten sonra şeklini koruduğu için soğuk salatalarda tariflerde tercih edilirken siyah kinoa ise pişirildiğinde siyah rengini korur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kaparinin faydaları nelerdir, kapari nasıl tüketilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kaparinin-faydalari-nelerdir-kapari-nasil-tuketilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kaparinin-faydalari-nelerdir-kapari-nasil-tuketilir</guid>
<description><![CDATA[ MasterChef 2020’de final turuna geçecek yarışmacıyı belirlemek için yarışmacılardan kapari sos yapmaları istendi. Peki MasterChef izleyicileri için merak konusu olan kapari nedir, nasıl tüketilir?Ülkemizin pek çok yerinde kendiliğinden yetişen, Gebre Otu olarak da bilinen kaparinin birçok faydası bulunuyor.KAPARİ NEDİR?  Gebre otu olarak da bilinen Kapari Capparaceae familyasına ait dikenli bir bitki türüdür.  Çiçek açmadan önceki küçük tomurcukları toplanarak tuzlu suda muhafaza edilir. Gıda, kozmetik, boya ve ilaç sanayiinde kullanılan bitki aynı zamanda konserve olarak;  turşu, salata, pizza üstü ve balık yanında garnitür olarak yenilmektedir.KAPARİNİN FAYDALARI NELERDİR?  - Flavonoid maddesi bakımından zengin olduğu için antioksidan etkisi gösterir, vücudun ödem toplamasını önler.  - Lif oranı yüksek olan Kapari sindirim rahatsızlıklarına iyi gelir.  - Aynı zamanda turşu olarak tüketilen Kapari uzun süre tokluk hissi vererek kilo vermeye de yardımcı olur.  - Kalsiyum ve magnezyum içeriği bakımından zengin olması nedeniyle diş gelişimine katkı sağlar.  - Karaciğer yağlanmasını engelleyen Kapari cilt sağlı için de önemli etki gösterir.  - Felç riskini azaltır.  KAPARİ NASIL TÜKETİLİR?  - Balık, beyaz et veya kırmızı et türlerinin yanında tüketilir.  - Tomurcuk halinden turşu yapılır.  - Pizza üzerine konulan malzemeler arasında yer alır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AVPXxSNGl02g1TkUQrkAtw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kaparinin, faydaları, nelerdir, kapari, nasıl, tüketilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AVPXxSNGl02g1TkUQrkAtw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kaparinin faydaları nelerdir, kapari nasıl tüketilir?"><p>MasterChef 2020’de final turuna geçecek yarışmacıyı belirlemek için yarışmacılardan kapari sos yapmaları istendi. Peki MasterChef izleyicileri için merak konusu olan kapari nedir, nasıl tüketilir?</p><p>Ülkemizin pek çok yerinde kendiliğinden yetişen, Gebre Otu olarak da bilinen kaparinin birçok faydası bulunuyor.</p><p><strong>KAPARİ NEDİR?</strong>  <strong>Gebre otu</strong> olarak da bilinen <strong>Kapari</strong> Capparaceae familyasına ait dikenli bir bitki türüdür.  Çiçek açmadan önceki küçük tomurcukları toplanarak tuzlu suda muhafaza edilir. Gıda, kozmetik, boya ve ilaç sanayiinde kullanılan bitki aynı zamanda konserve olarak;  turşu, salata, pizza üstü ve balık yanında garnitür olarak yenilmektedir.</p><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b3lmvtDHjUmBbOEMgDISQg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="İspanyollar kapari bitkisini “Milli Bitki” ilan edip devlet korumasına almışlardır"><strong>KAPARİNİN FAYDALARI NELERDİR?</strong>  <strong>- Flavonoid</strong> maddesi bakımından zengin olduğu için <strong>antioksidan</strong> etkisi gösterir, vücudun ödem toplamasını önler.  <strong>- Lif oranı</strong> yüksek olan Kapari sindirim rahatsızlıklarına iyi gelir.  - Aynı zamanda turşu olarak tüketilen Kapari uzun süre tokluk hissi vererek kilo vermeye de yardımcı olur.  <strong>- Kalsiyum</strong> ve <strong>magnezyum</strong> içeriği bakımından zengin olması nedeniyle diş gelişimine katkı sağlar.  - Karaciğer yağlanmasını engelleyen Kapari cilt sağlı için de önemli etki gösterir.  - Felç riskini azaltır.  <strong>KAPARİ NASIL TÜKETİLİR?</strong>  - Balık, beyaz et veya kırmızı et türlerinin yanında tüketilir.  - Tomurcuk halinden turşu yapılır.  - Pizza üzerine konulan malzemeler arasında yer alır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ginseng (Panax) nedir? Ginseng&amp;apos;in bilinmeyen faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ginseng-panax-nedir-ginsengin-bilinmeyen-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ginseng-panax-nedir-ginsengin-bilinmeyen-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Her şeye iyi geldiğine inanılan Çin Tıbbı&#039;nın mucizevi bitkisi ginseng (panax) son zamanların en çok merak edilen bitkisi. İşte yatıştırıcı, afrodizyak, antidepresan, idrar söktürücü, bağışıklık sistemini uyarıcı gibi birçok özelliği bulunan ginseng bitkisinin faydaları...Adını Yunanca’da her şeyi iyileştiren anlamına gelen Panacea’dan alan ginseng (Panax), uzun yıllardır Çin Tıbbı&#039;nda önemli bir yere sahip. Adından da anlaşılacağı gibi birçok sağlık probleminde etkili, mucizevi bir bitki olduğuna inanılmaktadır.Ginseng kökü 6 yıllık bir yetiştirme süresinden sonra hasat edilir, tedavi amaçlı kullanılan da bitkinin bu bölümüdür.Anavatanı Güney Kore olan ginseng, Amerika, Çin, Rusya, Sibirya ve Hindistan’da da yetiştiriliyor. Ama bilinen en etkili türü, Güney Kore’de yetişen Panax Ginseng’tir. Kore ginsenginin diğer adı Kızıl Ginsengtir.Ginseng’in tüm şifalı bitkiler içerisinde en etkili adaptogen (strese karşı direnci artıran bir ajan) olduğu düşünülür. Ayrıca fiziksel aktiviteleri ve vücut direncini artıran bir bitkidir ve fiziksel ve mental (zihinsel) dayanıklılığı artırır. GİNSENG&#039;İN FAYDALARI  Yatıştırıcı, afrodizyak, antidepresan, idrar söktürücü, bağışıklık sistemini uyarıcı gibi birçok özelliği olduğu; diyabet, Alzheimer, erektil disfonksiyon (sertleşme bozukluğu), enfeksiyonlar gibi sağlık problemlerinin tedavisinde etkili olduğu iddia ediliyor.Yapılan çalışmalarla nezle, diyabet, Alzheimer, sertleşme bozukluğundaki etkilerine yönelik birtakım olumlu sonuçlar elde edilse de henüz faydalarıyla ilgili kesin bir şey söylenmemektedir. Kanser hastalarında ise, yalnızca kanser ve kanser tedavisine bağlı yorgunluğun azaltılmasında etkili olduğu gözlemlenmiştir. Ginseng antioksidan bir bitkidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.Ginseng cinsel gücü arttırır. Ginseng’in uzun bir süreden beri, özellikle erkeklerin üretkenliğini, erkeklik hormonu (testesteron) ve sperm miktarını, cinsel gücünü ve dolaşım sistemlerini (özellikle prostat büyümesine karşı) olumlu bir şekilde etkilediği de bilinmektedir. Ayrıca o, erkeklerde aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklanan performans düşüklüğünü de giderebilmektedir.GİNSENG NASIL TÜKETİLİR?Ginseng kökü bir çok şekilde tüketilebilir. Çiğ olarak yenebilir veya yumuşatmak için hafifçe buharda pişirilebilir. Ayrıca çay yapmak için suda demlenebilir.  Ginseng çayı yapmak için sadece taze dilimlenmiş ginsenge sıcak su ekleyin ve birkaç dakika boyunca demlendirin. Ginseng, çorbalar ve yemekler gibi çeşitli tariflere de eklenebilir. Gingeng ekstratı toz, tablet, kapsül ve yağ formlarında bulunabilir. ARŞİV: BELLEK DOSTU BESİNLER ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MINCfneRGk2j0MTXJDwNAQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ginseng, Panax, nedir, Ginsengin, bilinmeyen, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MINCfneRGk2j0MTXJDwNAQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Ginseng (Panax) nedir? Ginseng'in bilinmeyen faydaları nelerdir?"><p>Her şeye iyi geldiğine inanılan Çin Tıbbı'nın mucizevi bitkisi ginseng (panax) son zamanların en çok merak edilen bitkisi. İşte yatıştırıcı, afrodizyak, antidepresan, idrar söktürücü, bağışıklık sistemini uyarıcı gibi birçok özelliği bulunan ginseng bitkisinin faydaları...</p><p>Adını <strong>Yunanca</strong>’da <strong>her şeyi iyileştiren</strong> anlamına gelen <strong>Panacea</strong>’dan alan <strong>ginseng (Panax</strong>), uzun yıllardır Çin Tıbbı'nda önemli bir yere sahip. Adından da anlaşılacağı gibi birçok sağlık probleminde etkili, mucizevi bir bitki olduğuna inanılmaktadır.</p><p>Ginseng kökü 6 yıllık bir yetiştirme süresinden sonra hasat edilir, tedavi amaçlı kullanılan da bitkinin bu bölümüdür.</p><p>Anavatanı Güney Kore olan ginseng, Amerika, Çin, Rusya, Sibirya ve Hindistan’da da yetiştiriliyor. Ama bilinen en etkili türü, Güney Kore’de yetişen Panax Ginseng’tir. Kore ginsenginin diğer adı Kızıl Ginsengtir.Ginseng’in tüm şifalı bitkiler içerisinde en etkili adaptogen (strese karşı direnci artıran bir ajan) olduğu düşünülür. Ayrıca fiziksel aktiviteleri ve vücut direncini artıran bir bitkidir ve fiziksel ve mental (zihinsel) dayanıklılığı artırır. </p><p><strong>GİNSENG'İN FAYDALARI</strong> </p><p><strong> Yatıştırıcı, afrodizyak, antidepresan, idrar söktürücü, bağışıklık sistemi</strong>ni uyarıcı gibi birçok özelliği olduğu; diyabet, Alzheimer, erektil disfonksiyon (sertleşme bozukluğu), enfeksiyonlar gibi sağlık problemlerinin tedavisinde etkili olduğu iddia ediliyor.</p><p>Yapılan çalışmalarla nezle, diyabet, Alzheimer, sertleşme bozukluğundaki etkilerine yönelik birtakım olumlu sonuçlar elde edilse de henüz faydalarıyla ilgili kesin bir şey söylenmemektedir. Kanser hastalarında ise, yalnızca kanser ve kanser tedavisine bağlı <strong>yorgunluğun azaltılmasında</strong> etkili olduğu gözlemlenmiştir. </p><p>Ginseng <strong>antioksidan bir bitki</strong>dir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.</p><p>Ginseng cinsel gücü arttırır. Ginseng’in uzun bir süreden beri, özellikle erkeklerin üretkenliğini, erkeklik hormonu (testesteron) ve sperm miktarını, cinsel gücünü ve dolaşım sistemlerini (özellikle prostat büyümesine karşı) olumlu bir şekilde etkilediği de bilinmektedir. Ayrıca o, erkeklerde aşırı stres ve yorgunluktan kaynaklanan performans düşüklüğünü de giderebilmektedir.</p><p><strong>GİNSENG NASIL TÜKETİLİR?</strong></p><p>Ginseng kökü bir çok şekilde tüketilebilir. Çiğ olarak yenebilir veya yumuşatmak için hafifçe buharda pişirilebilir. Ayrıca çay yapmak için suda demlenebilir.  Ginseng çayı yapmak için sadece taze dilimlenmiş ginsenge sıcak su ekleyin ve birkaç dakika boyunca demlendirin. </p><p>Ginseng, çorbalar ve yemekler gibi çeşitli tariflere de eklenebilir. Gingeng ekstratı toz, tablet, kapsül ve yağ formlarında bulunabilir. </p><p><span><strong>ARŞİV: BELLEK DOSTU BESİNLER</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gojiberry (Kurt üzümü) nedir? Gojiberry&amp;apos;nin faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gojiberry-kurt-uzumu-nedir-gojiberrynin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gojiberry-kurt-uzumu-nedir-gojiberrynin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ İçeriğinde yüksek miktarda antioksidan barındıran gojiberry, vücudu bakteri ve virüslerden arındırmada etkilidir. Uzak doğu ülkelerinden ihraç edilen süper meyve &quot;gojiberry&quot; nedir? Kurt Üzümü olarak da bilinen Gojiberry&#039;nin faydaları nelerdir?Gojiberry (kurt üzümü) turuncu, kırmızı renkli ve keskin tadı olan otantik bir meyvedir. Taze kullanımının yanı sıra kurutulmuş olarak da tüketilen goji berry, dünyada wolfberry ismiyle de bilinir.Yüksek oranda betakaroten, demir, C, B1, B6, B2 vitamini, protein, 18 amino asit, kalsiyum, fosfor, selenyum, çinko, bakır gibi önemli 21 mineral bulundurur. Yüzde 21 gibi yüksek lif içeriğine sahip olan goji berry portakalda bulunan C vitaminine oranla daha yüksek miktarda C vitamini içerdiğinden çok etkili antioksidanlar arasında gösterilir.GOJİBERRY&#039;NİN (KURT ÜZÜMÜ) FAYDALARI NELERDİR?Yüksek miktarda A vitamini içeren gojiberry, özellikle göz hastalıklarının oluşumunu engellemede faydalıdır.  İnsülin direncini düşürür.  Sindirimi kolay olan gojiberry kilo vermeye yardımcıdır.Bağırsak florasını korur.  Bağışıklık sistemini güçlendirir.  Doğurganlık oranını arttırır. Rahim duvarını güçlendirir.GOJİBERRY (KURT ÜZÜMÜ) NASIL KULLANILIR? Tadı kiraz ve yaban mersinine benzemektedir. Çin’de pirinç yemekleri,çorbalar ve çay yapımında kullanılmaktadır. Çin’in bazı bölgelerinde taze olarak da tüketilir. Gojiberry’ler genellikle kurutularak ya da gojiberry suyu olarak ihraç edilir.Türkiye&#039;de taze meyvesini ve suyunu bulmak pek mümkün değildir. Kurutulmuş gojiberry meyvelerini günde bir avuç olarak tüketebilir ya da yoğurdun içine konarak sağlıklı bir atıştırmalık olarak yenebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-kjNn68zkk6V4a0U1E2Y8A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gojiberry, Kurt, üzümü, nedir, Gojiberrynin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-kjNn68zkk6V4a0U1E2Y8A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Gojiberry (Kurt üzümü) nedir? Gojiberry'nin faydaları nelerdir?"><p>İçeriğinde yüksek miktarda antioksidan barındıran gojiberry, vücudu bakteri ve virüslerden arındırmada etkilidir. Uzak doğu ülkelerinden ihraç edilen süper meyve "gojiberry" nedir? Kurt Üzümü olarak da bilinen Gojiberry'nin faydaları nelerdir?</p><p><strong>Gojiberry</strong> (kurt üzümü) turuncu, kırmızı renkli ve keskin tadı olan <strong>otantik</strong> bir meyvedir. Taze kullanımının yanı sıra kurutulmuş olarak da tüketilen goji berry, dünyada wolfberry ismiyle de bilinir.</p><p>Yüksek oranda <strong>betakaroten, demir, C, B1, B6, B2 vitamini, protein, 18 amino asit, kalsiyum, fosfor, selenyum, çinko, bakır</strong> gibi önemli <strong>21</strong> <strong>mineral</strong> bulundurur. Yüzde 21 gibi yüksek lif içeriğine sahip olan goji berry portakalda bulunan C vitaminine oranla daha yüksek miktarda C vitamini içerdiğinden çok etkili antioksidanlar arasında gösterilir.</p><h3>GOJİBERRY'NİN (KURT ÜZÜMÜ) FAYDALARI NELERDİR?</h3><p>Yüksek miktarda A vitamini içeren gojiberry, özellikle göz hastalıklarının oluşumunu engellemede faydalıdır.  İnsülin direncini düşürür.  Sindirimi kolay olan gojiberry kilo vermeye yardımcıdır.</p><p>Bağırsak florasını korur.  Bağışıklık sistemini güçlendirir.  Doğurganlık oranını arttırır. Rahim duvarını güçlendirir.</p><h3>GOJİBERRY (KURT ÜZÜMÜ) NASIL KULLANILIR? </h3><p>Tadı <strong>kiraz ve yaban mersini</strong>ne benzemektedir. Çin’de pirinç yemekleri,çorbalar ve çay yapımında kullanılmaktadır. Çin’in bazı bölgelerinde taze olarak da tüketilir. Gojiberry’ler genellikle kurutularak ya da gojiberry suyu olarak ihraç edilir.</p><p>Türkiye'de taze meyvesini ve suyunu bulmak pek mümkün <strong>değildir.</strong> Kurutulmuş gojiberry meyvelerini günde bir avuç olarak tüketebilir ya da yoğurdun içine konarak sağlıklı bir atıştırmalık olarak yenebilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cistus Creticus (Tüylü Laden) bitkisinin faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cistus-creticus-tuylu-laden-bitkisinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cistus-creticus-tuylu-laden-bitkisinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Antiviral ve antibakteriyel özelliği ile bilinen Laden Gülü ya da Tüylü Laden adıyla da bilinen Cistus Creticus bitkisinin, corona virüs ve grip gibi zarflı virüsler ile mücadelede etkin rol oynayabileceği öne sürüldü. Peki içerdiği maddeler sebebiyle birçok hastalığa da deva gözüyle bakılan Cistus Creticus bitkisi faydaları nelerdir?Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Prof.Dr. Mustafa Gerek, &quot;Almanya Berlin&#039;de akredite edilmiş bir laboratuarda yapılan çalışmada, Cistus Creticus içeren pastillerin zarflı virüslere karşı 10 dakikalık temas süresinde virüs konsantrasyonunda yüzde 99.9 azalma sağlayabildiği belirlendi. Yapılan bu araştırma doğrultusunda, önümüzdeki dönemde pandemilere neden olan zarflı virüslere karşı büyük oranda antiviral etkinlik gösteren Cistus Creticus bitki özü içeren ürünlerin, Covid-19 ile mücadelede korunmaya yardım sağlayacağı tahmin edilmektedir&quot; dedi.Peki açıklama sonrası dikkatleri üzerine çeken Laden Gülü, Pembe Laden ya da Tüylü Laden olarak da bilinen Cistus Creticus bitkisi nerelerde yetişir, faydaları nelerdir?CİSTUS CRETİCUS NEDİR?Ladengiller familyasında yer alan Cistus Creticus bitkisi genellikle kozalaklı bitkilerin yetiştiği ormanlık alanlarda kendiliğinden yetişiyor.Tüylü laden (Cistus creticus), ladengiller familyası içinde yer alan 1 metreye kadar boy atabilen sık dallı herdem yeşil bodur bir çalı türü. Uzunluğu 2–5 cm&#039;ye ulaşan oval-eliptik yapraklar uzun saplıdır ve sürgünlere karşılıklı olarak dizilmişlerdir. Üst yüzü seyrek alt yüzü sık tüylüdür. Haziran - temmuz aylarında açan 4–5 cm çapındaki çiçekler, teker teker ya da 2-3 tanesi bir arada olmak üzere sürgün ucunda yer alan, beyaz veya pembe renklerde olabilen bitkinin yaprakları yapışkanlı bir yapıya sahiptir. CİSTUS CRETİCUS&#039;UN FAYDALARI  Antiviral ve antibakteriyel özelliği ile bilinen cistus creticus, balgam söktürücü niteliktedir ve regl düzenleyici olarak da kullanılabilir. Kabız edici etkileri bulunur. Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliktedir ve nezleyi keser. Dizanteride faydalı sonuçlar doğurur. Öksürüğe ve solunum yolu problemlerine iyi gelir, kramp çözücü ve anti bakteriyel etkileri bulunur.  Besin alerjisinin neden olduğu deri iltihaplanlarına karşı faydalıdır. Egzama ve diğer cilt problemlerine de iyi gelir. Aynı zamanda ladin pişikleri geçirmek için kullanılabilir. Özellikle çocuklarda meydana gelen pişiklerde etkili biçimde kullanılır. Cinsel uzuvlar, ağız içi, yutak, mide-bağırsak, deri ve tırnak mantarlarını geçirici etkisi vardır. Akne ve sivilce tedavisine destek olur. TÜYLÜ LADEN NERELERDE YETİŞİR?  Laden otunun asıl yetiştiği yer Türkiye&#039;nin Ege ve Akdeniz bölgesidir. Akdeniz ülkelerine sonra da Avrupa ve Amerika&#039;ya kadar çok geniş bir alana yayılmıştır. Türkiye&#039;nin Akdeniz, Ege ve Marmara bölgesinde yabani olarak yetişen Laden gülü, Türkiye&#039;nin diğer bölgelerinde de yetişebilir.  Mayıstan ekime kadar toplanarak kurutulur ve nemden uzakta özel kaplarda muhafaza edilir. NASIL KULLANILIR?  Bir kahve kaşığı ince kıyılmış Laden otu demliğe konur ve üzerine 300-400 ml sıcak su konularak 5-10 dakika demlenmesi beklenilir. Elde edilen çay demi ile yaraların üzerine  kompres yapılır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5nC1gcQGuUuTVJtjpXfULw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Cistus, Creticus, Tüylü, Laden, bitkisinin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5nC1gcQGuUuTVJtjpXfULw.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Cistus Creticus (Tüylü Laden) bitkisinin faydaları nelerdir?"><p>Antiviral ve antibakteriyel özelliği ile bilinen Laden Gülü ya da Tüylü Laden adıyla da bilinen Cistus Creticus bitkisinin, corona virüs ve grip gibi zarflı virüsler ile mücadelede etkin rol oynayabileceği öne sürüldü. Peki içerdiği maddeler sebebiyle birçok hastalığa da deva gözüyle bakılan Cistus Creticus bitkisi faydaları nelerdir?</p><p>Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Prof.Dr. Mustafa Gerek, "Almanya Berlin'de akredite edilmiş bir laboratuarda yapılan çalışmada, Cistus Creticus içeren pastillerin zarflı virüslere karşı 10 dakikalık temas süresinde virüs konsantrasyonunda yüzde 99.9 azalma sağlayabildiği belirlendi. Yapılan bu araştırma doğrultusunda, önümüzdeki dönemde pandemilere neden olan zarflı virüslere karşı büyük oranda antiviral etkinlik gösteren Cistus Creticus bitki özü içeren ürünlerin, Covid-19 ile mücadelede korunmaya yardım sağlayacağı tahmin edilmektedir" dedi.</p><p>Peki açıklama sonrası dikkatleri üzerine çeken <strong>Laden Gülü</strong>, <strong>Pembe Laden</strong> ya da <strong>Tüylü Laden</strong> olarak da bilinen <strong>Cistus Creticus</strong> bitkisi nerelerde yetişir, faydaları nelerdir?</p><p><strong>CİSTUS CRETİCUS NEDİR?</strong></p><p>Ladengiller familyasında yer alan Cistus Creticus bitkisi genellikle kozalaklı bitkilerin yetiştiği ormanlık alanlarda kendiliğinden yetişiyor.</p><p>Tüylü laden (Cistus creticus), ladengiller familyası içinde yer alan 1 metreye kadar boy atabilen sık dallı herdem yeşil bodur bir çalı türü. Uzunluğu 2–5 cm'ye ulaşan oval-eliptik yapraklar uzun saplıdır ve sürgünlere karşılıklı olarak dizilmişlerdir. Üst yüzü seyrek alt yüzü sık tüylüdür. Haziran - temmuz aylarında açan 4–5 cm çapındaki çiçekler, teker teker ya da 2-3 tanesi bir arada olmak üzere sürgün ucunda yer alan, beyaz veya pembe renklerde olabilen bitkinin yaprakları yapışkanlı bir yapıya sahiptir. </p><p><strong>CİSTUS CRETİCUS'UN FAYDALARI</strong>  Antiviral ve antibakteriyel özelliği ile bilinen cistus creticus, balgam söktürücü niteliktedir ve regl düzenleyici olarak da kullanılabilir. </p><p>Kabız edici etkileri bulunur. Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliktedir ve nezleyi keser. Dizanteride faydalı sonuçlar doğurur. Öksürüğe ve solunum yolu problemlerine iyi gelir, kramp çözücü ve anti bakteriyel etkileri bulunur.  Besin alerjisinin neden olduğu deri iltihaplanlarına karşı faydalıdır. Egzama ve diğer cilt problemlerine de iyi gelir. </p><p>Aynı zamanda ladin pişikleri geçirmek için kullanılabilir. Özellikle çocuklarda meydana gelen pişiklerde etkili biçimde kullanılır. Cinsel uzuvlar, ağız içi, yutak, mide-bağırsak, deri ve tırnak mantarlarını geçirici etkisi vardır. Akne ve sivilce tedavisine destek olur. </p><p><strong>TÜYLÜ LADEN NERELERDE YETİŞİR?</strong>  Laden otunun asıl yetiştiği yer Türkiye'nin Ege ve Akdeniz bölgesidir. Akdeniz ülkelerine sonra da Avrupa ve Amerika'ya kadar çok geniş bir alana yayılmıştır. Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Marmara bölgesinde yabani olarak yetişen Laden gülü, Türkiye'nin diğer bölgelerinde de yetişebilir.  Mayıstan ekime kadar toplanarak kurutulur ve nemden uzakta özel kaplarda muhafaza edilir. </p><p><strong>NASIL KULLANILIR?</strong>  Bir kahve kaşığı ince kıyılmış Laden otu demliğe konur ve üzerine 300-400 ml sıcak su konularak 5-10 dakika demlenmesi beklenilir. Elde edilen çay demi ile yaraların üzerine  kompres yapılır. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sakinleştirici özelliği olan bitkiler neler? Hangi bitki çayları strese iyi geliyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sakinlestirici-oezelligi-olan-bitkiler-neler-hangi-bitki-caylari-strese-iyi-geliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sakinlestirici-oezelligi-olan-bitkiler-neler-hangi-bitki-caylari-strese-iyi-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Stres günlük hayatta birçok hastalığın nedeni olarak görülüyor. Bu yüzden birçok insan stresle baş etmenin yollarını arıyor. Doğada bulunan bazı bitkilerin hem sakinleştirici hem de stresi azaltıcı özellikleri bulunuyor. Peki, bu bitkiler hangileri? Bu bitkilerin çayları nasıl yapılır?Doğada insan sağlığı için çeşitli yararları olan birçok bitki bulunuyor. Bu bitkiler çeşitli vitamin ve faydalarıyla vücut sağlığına yarar sağladığı gibi psikolojik olarak da insanları yatıştırıcı etkileri bulunuyor.İstanbul&#039;a ilk kez Marmara Adası&#039;ndan getirildiği için ada çayı olarak adlandırılan bitki, Ege Bölgesi&#039;nde acı elma olarak da bilinir. Tıbbi ve aromatik bir bitki olan ada çayının yaprakları, kaynatıldığında çay olarak içilebildiği gibi esansı ya da farklı bir deyişle uçucu yağı elde edilerek de kullanılır.
-Depresyonu ve stresi azaltır.-Zararlı toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.-Beyin fonksiyonlarını geliştirir.-Ağız ve diş eti hastalıklarına iyi gelir.-Cilt leke ve hastalıklarında kullanır.-Mide ve kolestrol hastaları için rahatlatıcı etkisi vardır.-Menopoz sonrası belirtileri hafifletir.-Sindirim sistemini korur ve ishale iyi gelir.-Aşırı terlemeyi azaltır.Genellikle hoş koku vermesiyle ve birçok faydasıyla bilinen karanfil aynı zamanda demlenerek içildiğinde stres seviyesini de azaltıyor. 
Karanfilin bu etkiyi göstermesinin nedi vücutta bulunan toksinleri temizleyici etkisi olması.Kendi has kokusuyla kolonya ve parfümlerde de sık kullanılan lavanta genellikle anksiyete, depresyon, uykusuzluk ve baş ağrısı ve diş ağrısı da dahil olmak üzere fiziksel ağrıyı tedavi etmek için kullanılıyor.
Ayrıca, cilt ve saç tedavilerinin yanı sıra yaraları ve ağrıyı tedavi etmek için losyonlarda ve kremlerde topikal olarak kullanılır.
Lavanta çayını kolayca hazırlamak içinse tek yapmanız gereken 1 su bardağı sıcak suyun içine 1 tatlı kaşığı kadar kurutulmuş lavanta ilave edip demlendirmek.Melisa çayı, halk arasında da sakinleştirici etkisiyle biliniyor.
Melisa çayının bilinen diğer faydaları şöyle;
– Uykusuzluk problemlerine iyi gelir.– Doğal bir ağrı kesicidir.– Sakinleştirici özelliği vardır.– Stresi önler.– Grip ve nezle gibi hastalıkların hızla iyileşmesini sağlar.– Mide rahatsızlıklarına iyi gelir.– Adet sancılarını hafifletir.– Tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.– Hafızayı güçlendirir.– Alzheimer riskini düşürür.– Ateş düşürücüdür.– Sindirimi kolaylaştırır.– Gaz sancılarını giderir.– Konsantrasyonu artırır.– Kilo vermeye yardımcı olur.Papatya, çok sevilen bir çiçek olmasının yanı sıra papatya çayı da  sakinleştiirme, gevşetme gibi özelliklere sahip.
Hem antioksidan etkileri hem de sedatif özellikleriyle bu çay, sinir ve stresi yatıştırma, kaygı, huzursuzluk gibi olumsuzlukları azaltma konusunda da bize yardımcı oluyor
PAPATYA ÇAYI NASIL YAPILIR?

Suyu ocakta kaynatın.
Kurutulmuş papatyaları kaynamış suyun içine atın.
3 dakika kadar demlenmeye bırakın.
Ardından çayı süzgeçten geçirip çiçek kısımlarını süzün.Rezene, bağırsak iltihabına ve bronşit gibi rahatsızlıklara iyi gelmesiyle bilinen bir bitki. 
Rezene bitkisinin kökü, uzun yıllar boyunca kabızlık ve gaz problemlerinin giderilmesi için kullanılmış, yaprakları ise çay olarak demlenerek pek çok farklı rahatsızlığın iyileştirilmesi için tüketilmiştir.
Mide ve bağırsak sistemi rahatsızlıklarının giderilmesi, solunum sistemi hastalıklarının iyileştirilmesi, migren gibi baş ağrıların rahatlatılması gibi pek çok farklı amaçla tüketilen rezene çayı, günümüzde anne sütü miktarının arttırılması ve bebeklerin gaz problemlerinin giderilmesi için de sıklıkla kullanılır.
REZENE ÇAYI NASIL YAPILIR?
Su kaynatılırken başka bir kapta, 1 su bardağı rezene çayı için 1 çay kaşığı rezene tohumu ezilir.
Su kaynamaya başladığında ezilen tohumlar cezveye atılır.
Çay, bir-iki dakika kadar kısık ateşte kaynadıktan sonra ocak kapatılır ve 5 dakika kadar demlenmesi için bekletilir.
Cezvedeki rezene çayı süzülerek fincana alınır.Özellikle sarı kantaron ile hazırlanan bitki çayları da tıpkı melisa çayı gibi sakinleştirici etkilere sahip.
Stres konusunda en etkili doğal destekçiler arasında gösterilen kantaron çayı, sadece stresin azalmasını sağlamakla kalmıyor, strese bağlı uykusuzluk ve baş ağrılarının da azalmasını sağlıyor.
KANTARON NEDİR? ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ajpUXsMle02_BQHtFWYT0w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sakinleştirici, özelliği, olan, bitkiler, neler, Hangi, bitki, çayları, strese, iyi, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ajpUXsMle02_BQHtFWYT0w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Sakinleştirici özelliği olan bitkiler neler? Hangi bitki çayları strese iyi geliyor?"><p>Stres günlük hayatta birçok hastalığın nedeni olarak görülüyor. Bu yüzden birçok insan stresle baş etmenin yollarını arıyor. Doğada bulunan bazı bitkilerin hem sakinleştirici hem de stresi azaltıcı özellikleri bulunuyor. Peki, bu bitkiler hangileri? Bu bitkilerin çayları nasıl yapılır?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OfChEoF3x0WiBN4Ha3sCAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğada insan sağlığı için çeşitli yararları olan birçok bitki bulunuyor. Bu bitkiler çeşitli vitamin ve faydalarıyla vücut sağlığına yarar sağladığı gibi psikolojik olarak da insanları yatıştırıcı etkileri bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5mhToztBWUK_Dbp8Jjy84g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul'a ilk kez Marmara Adası'ndan getirildiği için ada çayı olarak adlandırılan bitki, Ege Bölgesi'nde acı elma olarak da bilinir. Tıbbi ve aromatik bir bitki olan ada çayının yaprakları, kaynatıldığında çay olarak içilebildiği gibi esansı ya da farklı bir deyişle uçucu yağı elde edilerek de kullanılır.
-Depresyonu ve stresi azaltır.-Zararlı toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.-Beyin fonksiyonlarını geliştirir.-Ağız ve diş eti hastalıklarına iyi gelir.-Cilt leke ve hastalıklarında kullanır.-Mide ve kolestrol hastaları için rahatlatıcı etkisi vardır.-Menopoz sonrası belirtileri hafifletir.-Sindirim sistemini korur ve ishale iyi gelir.-Aşırı terlemeyi azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ckmX1PQsQESSL4fLIDyo1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle hoş koku vermesiyle ve birçok faydasıyla bilinen karanfil aynı zamanda demlenerek içildiğinde stres seviyesini de azaltıyor. 
Karanfilin bu etkiyi göstermesinin nedi vücutta bulunan toksinleri temizleyici etkisi olması.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RG8usKm05EOrm-bUsGns-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kendi has kokusuyla kolonya ve parfümlerde de sık kullanılan lavanta genellikle anksiyete, depresyon, uykusuzluk ve baş ağrısı ve diş ağrısı da dahil olmak üzere fiziksel ağrıyı tedavi etmek için kullanılıyor.
Ayrıca, cilt ve saç tedavilerinin yanı sıra yaraları ve ağrıyı tedavi etmek için losyonlarda ve kremlerde topikal olarak kullanılır.
Lavanta çayını kolayca hazırlamak içinse tek yapmanız gereken 1 su bardağı sıcak suyun içine 1 tatlı kaşığı kadar kurutulmuş lavanta ilave edip demlendirmek.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T8RD0a_E0EObYWpAspXC_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Melisa çayı, halk arasında da sakinleştirici etkisiyle biliniyor.
Melisa çayının bilinen diğer faydaları şöyle;
– Uykusuzluk problemlerine iyi gelir.– Doğal bir ağrı kesicidir.– Sakinleştirici özelliği vardır.– Stresi önler.– Grip ve nezle gibi hastalıkların hızla iyileşmesini sağlar.– Mide rahatsızlıklarına iyi gelir.– Adet sancılarını hafifletir.– Tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur.– Hafızayı güçlendirir.– Alzheimer riskini düşürür.– Ateş düşürücüdür.– Sindirimi kolaylaştırır.– Gaz sancılarını giderir.– Konsantrasyonu artırır.– Kilo vermeye yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xHCpZo9ae0O2wjOBp6A2TA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Papatya, çok sevilen bir çiçek olmasının yanı sıra papatya çayı da  sakinleştiirme, gevşetme gibi özelliklere sahip.
Hem antioksidan etkileri hem de sedatif özellikleriyle bu çay, sinir ve stresi yatıştırma, kaygı, huzursuzluk gibi olumsuzlukları azaltma konusunda da bize yardımcı oluyor
PAPATYA ÇAYI NASIL YAPILIR?

Suyu ocakta kaynatın.
Kurutulmuş papatyaları kaynamış suyun içine atın.
3 dakika kadar demlenmeye bırakın.
Ardından çayı süzgeçten geçirip çiçek kısımlarını süzün.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S-l1XMgM10aktjlo8jaWDA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rezene, bağırsak iltihabına ve bronşit gibi rahatsızlıklara iyi gelmesiyle bilinen bir bitki. 
Rezene bitkisinin kökü, uzun yıllar boyunca kabızlık ve gaz problemlerinin giderilmesi için kullanılmış, yaprakları ise çay olarak demlenerek pek çok farklı rahatsızlığın iyileştirilmesi için tüketilmiştir.
Mide ve bağırsak sistemi rahatsızlıklarının giderilmesi, solunum sistemi hastalıklarının iyileştirilmesi, migren gibi baş ağrıların rahatlatılması gibi pek çok farklı amaçla tüketilen rezene çayı, günümüzde anne sütü miktarının arttırılması ve bebeklerin gaz problemlerinin giderilmesi için de sıklıkla kullanılır.
REZENE ÇAYI NASIL YAPILIR?
Su kaynatılırken başka bir kapta, 1 su bardağı rezene çayı için 1 çay kaşığı rezene tohumu ezilir.
Su kaynamaya başladığında ezilen tohumlar cezveye atılır.
Çay, bir-iki dakika kadar kısık ateşte kaynadıktan sonra ocak kapatılır ve 5 dakika kadar demlenmesi için bekletilir.
Cezvedeki rezene çayı süzülerek fincana alınır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KD6fT04MoUiJDMPJJWn0oA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle sarı kantaron ile hazırlanan bitki çayları da tıpkı melisa çayı gibi sakinleştirici etkilere sahip.
Stres konusunda en etkili doğal destekçiler arasında gösterilen kantaron çayı, sadece stresin azalmasını sağlamakla kalmıyor, strese bağlı uykusuzluk ve baş ağrılarının da azalmasını sağlıyor.
KANTARON NEDİR?</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Keçiboynuzunun faydaları nelerdir? Keçiboynuzunda hangi vitaminler var?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/keciboynuzunun-faydalari-nelerdir-keciboynuzunda-hangi-vitaminler-var</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/keciboynuzunun-faydalari-nelerdir-keciboynuzunda-hangi-vitaminler-var</guid>
<description><![CDATA[ Şifa deposu keçiboynuzunun, zengin besin içeriği yanında yüksek düzeyde antioksidan maddeler içerdiğinden, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından büyük öneme sahip. Peki, bir baklagil türü olan keçiboynuzunun faydaları nelerdir?  Nelere iyi gelir?Keçiboynuzu veya bilinen diğer adıyla harnup, baklagiller familyasından olan bir bitkidir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerlerde doğal olarak yetişir. Yeşil çalı yada ağaç formunda bulunur.Bilimsel adı Ceratonia siliqua olan keçiboynuzu zengin besin içeriğinin yanı sıra, yüksek düzeyde antioksidan maddeler içermesiyle ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından oldukça büyük öneme sahip olmasıyla biliniyor. KEÇİBOYNUZUNUN FAYDALARI NELERDİR?Keçiboynuzu potasyum, kalsiyum, sodyum, magnezyum ve demir mineralleriyle zengin bir besin kaynağıdır. Antioksidan özelliğiyle doğal bir antibiyotik özelliği de vardır. Kalp ve damar sağlığına faydalıdır. Kanı temizleme ve damar tıkanıklıklarını giderme özelliği vardır.Kış aylarında artan astım atakları ve bronşit hastalıklarına iyi gelen keçiboynuzu şiddetli öksürüklere karşı dahi çok etkilidir. Balgam söktürücüdür, bu sayede öksürüğü azaltır. Bağırsak ve sindirim sistemine de olumlu etkiler sağlar, kabızlığı önler. Bağırsak kurdu, bağırsak paraziti gibi rahatsızlıkların tedavisinde etkili olur.İçerdiği lifler dolayısı ile genel anlamda sindirim sistemini koruyucu özelliği vardır ve zengin lif içeriği ile kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Keçiboynuzu genel anlamda inanılmaz bir enerji deposudur, öte yandan, cinsel gücü de arttırıcı özelliği vardır. Kalsiyum açısından zengindir, kemik sağlığına çok faydalıdır. Keçiboynuzunun yüksek düzeyde kalsiyum içerdiği için çocukların kemik gelişiminde olumlu etkileri olduğunun bilindiği gibi, yaşlılarda da kemik erimesine karşı önemli katkıları vardır.Çeşitli alerjik hastalıklara karşı engelleyici ve tedavi edici özelliği vardır. Soğuk algınlığının en bilinen tedavi yöntemi olarak bilinen keçiboynuzu, bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu özelliği sayesinde soğuk algınlığına karşı vücudu korur. Cinsel yaşama enerji katar. Keçiboynuzu tam bir enerji kaynağı niteliğindedir. Cinsel gücü arttırarak erkeklerde sperm miktarını çoğalttığı gözlemlenmiştir.İç organları temizler, vücuttan ağır metallerin ve radyasyonun atılmasını sağlar. Karaciğer, akciğer ve bağırsakları temizler. Şişkinliğe iyi gelir, midedeki şişkinliği gidererek mideyi rahatlatır. Sigaranın zararlarını azaltır, akciğeri temizleyerek akciğer kanserine yakalanma riskini azaltır. Bembeyaz bir gülüşe sahip olmanıza doğal yoldan yardımcı olur; diş etlerini güçlendirerek düzenli kullanıma halinde dişleri beyazlatır. Aneminin tedavisinde etkilidir, içeriğindeki E vitamini ile özellikle keçiboynuzu pekmezi anemiye iyi gelir. Keçiboynuzunun özellikle kansızlık şikâyeti olan bebeklerde çok faydalıdır, bebeklere aç karnına verilebilir. Keçiboynuzu, diyabetle savaşır. Kan şekerini düzenleyerek kötü kolesterolü azaltmaktadır ve bu bakımdan da şeker hastalığına karşı önemli bir antioksidan görevi görmektedir. Bunun yanı sıra keçiboynuzu, şeker hastalığının sebep olduğu halsizlik ve sürekli uyku halinin de önüne geçmek için faydalıdır. Çikolata tüketimi için iyi bir alternatiftir; kakaoya oranla 2 kat kalsiyum içerir. Tatlı krizlerine cevap verebilen sağlıklı bir alternatiftir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CjMGwmrpSEGq-5qkriWz8A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Keçiboynuzunun, faydaları, nelerdir, Keçiboynuzunda, hangi, vitaminler, var</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CjMGwmrpSEGq-5qkriWz8A.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Keçiboynuzunun faydaları nelerdir? Keçiboynuzunda hangi vitaminler var?"><p>Şifa deposu keçiboynuzunun, zengin besin içeriği yanında yüksek düzeyde antioksidan maddeler içerdiğinden, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından büyük öneme sahip. Peki, bir baklagil türü olan keçiboynuzunun faydaları nelerdir?  Nelere iyi gelir?</p><p><strong>Keçiboynuzu</strong> veya bilinen diğer adıyla <strong>harnup</strong>, baklagiller familyasından olan bir bitkidir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü yerlerde doğal olarak yetişir. Yeşil çalı yada ağaç formunda bulunur.</p><p>Bilimsel adı Ceratonia siliqua olan keçiboynuzu zengin besin içeriğinin yanı sıra, yüksek düzeyde antioksidan maddeler içermesiyle ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi açısından oldukça büyük öneme sahip olmasıyla biliniyor.</p><p><strong></strong> </p><p><strong>KEÇİBOYNUZUNUN FAYDALARI NELERDİR?</strong></p><p>Keçiboynuzu potasyum, kalsiyum, sodyum, magnezyum ve demir mineralleriyle zengin bir besin kaynağıdır. Antioksidan özelliğiyle doğal bir antibiyotik özelliği de vardır. Kalp ve damar sağlığına faydalıdır. Kanı temizleme ve damar tıkanıklıklarını giderme özelliği vardır.</p><p>Kış aylarında artan astım atakları ve bronşit hastalıklarına iyi gelen keçiboynuzu şiddetli öksürüklere karşı dahi çok etkilidir. Balgam söktürücüdür, bu sayede öksürüğü azaltır. </p><p>Bağırsak ve sindirim sistemine de olumlu etkiler sağlar, kabızlığı önler. Bağırsak kurdu, bağırsak paraziti gibi rahatsızlıkların tedavisinde etkili olur.</p><p>İçerdiği lifler dolayısı ile genel anlamda sindirim sistemini koruyucu özelliği vardır ve zengin lif içeriği ile kilo vermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. </p><p>Keçiboynuzu genel anlamda inanılmaz bir enerji deposudur, öte yandan, cinsel gücü de arttırıcı özelliği vardır. Kalsiyum açısından zengindir, kemik sağlığına çok faydalıdır. Keçiboynuzunun yüksek düzeyde kalsiyum içerdiği için çocukların kemik gelişiminde olumlu etkileri olduğunun bilindiği gibi, yaşlılarda da kemik erimesine karşı önemli katkıları vardır.</p><p>Çeşitli alerjik hastalıklara karşı engelleyici ve tedavi edici özelliği vardır. Soğuk algınlığının en bilinen tedavi yöntemi olarak bilinen keçiboynuzu, bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu özelliği sayesinde soğuk algınlığına karşı vücudu korur. </p><p>Cinsel yaşama enerji katar. Keçiboynuzu tam bir enerji kaynağı niteliğindedir. Cinsel gücü arttırarak erkeklerde sperm miktarını çoğalttığı gözlemlenmiştir.</p><p>İç organları temizler, vücuttan ağır metallerin ve radyasyonun atılmasını sağlar. Karaciğer, akciğer ve bağırsakları temizler. </p><p>Şişkinliğe iyi gelir, midedeki şişkinliği gidererek mideyi rahatlatır. </p><p>Sigaranın zararlarını azaltır, akciğeri temizleyerek akciğer kanserine yakalanma riskini azaltır. </p><p>Bembeyaz bir gülüşe sahip olmanıza doğal yoldan yardımcı olur; diş etlerini güçlendirerek düzenli kullanıma halinde dişleri beyazlatır. </p><p>Aneminin tedavisinde etkilidir, içeriğindeki E vitamini ile özellikle keçiboynuzu pekmezi anemiye iyi gelir. Keçiboynuzunun özellikle kansızlık şikâyeti olan bebeklerde çok faydalıdır, bebeklere aç karnına verilebilir. </p><p>Keçiboynuzu, diyabetle savaşır. Kan şekerini düzenleyerek kötü kolesterolü azaltmaktadır ve bu bakımdan da şeker hastalığına karşı önemli bir antioksidan görevi görmektedir. Bunun yanı sıra keçiboynuzu, şeker hastalığının sebep olduğu halsizlik ve sürekli uyku halinin de önüne geçmek için faydalıdır. </p><p>Çikolata tüketimi için iyi bir alternatiftir; kakaoya oranla 2 kat kalsiyum içerir. Tatlı krizlerine cevap verebilen sağlıklı bir alternatiftir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyadaki bitkilerin beşte ikisi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyadaki-bitkilerin-beste-ikisi-yok-olma-tehlikesiyle-karsi-karsiya</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyadaki-bitkilerin-beste-ikisi-yok-olma-tehlikesiyle-karsi-karsiya</guid>
<description><![CDATA[ 42 ülkeden 200’den fazla bilim insanı tarafından yapılan geniş kapsamlı bir araştırmada, dünya genelindeki bitkilerin beşte ikisinin küresel iklim değişikliği, habitat yıkımı ve aşırı tüketim nedeniyle neslinin tükenmekte olduğu açıklandı. Araştırmacılar, tehlikede olan türlerin ilaç, gıda ve yakıt olarak kullanıldığını belirterek, bazılarının yeni tip corona virüs (Covid-19) ve diğer salgın hastalıkları tedavi etme potansiyeli olduğunu belirtti. Uzmanlar, bu kapsamda acil harekete geçme çağrısı yaptı.Hazırlayan: Ayşegül Engür Dahi/ntv.com.trBilim insanları, dünyadaki bitkilerin beşte ikisinin neslinin tükenme riski altında olduğu konusunda uyardı. Araştırmacılar, ortadan kaybolmadan önce yeni türleri adlandırmak ve tanımlamak için zamana karşı yarıştıklarını açıkladı.Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri tarafından hazırlanan bir rapora göre söz konusu bitkiler  ilaç, yakıt ve gıda olarak büyük potansiyele sahip türleri içinde barındırıyor. Ancak, habital yıkımı ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlar nedeniyle bitki ve mantarların kullanılma fırsatları kaybediliyor.Dünya Bitkileri ve Mantarlarının Durumu adlı rapor, 42 ülkeden 200&#039;den fazla bilim insanın araştırmasına dayanıyor. Rapor, dünya liderlerinin biyolojik çeşitlilik kaybını ele almak için harekete geçmesi amacıyla düzenlenen Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Zirvesi gününde yayınlandı.Kew&#039;in bilim direktörü Prof. Alexandre Antonelli, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yok olma çağında yaşıyoruz. Bu, risk ve acil eylem ihtiyacının çok endişe verici bir resmi. Zamana karşı yarışı kaybediyoruz çünkü türler bulup isimlendirebileceğimizden daha hızlı yok oluyor. Birçoğu, tıbbın en acil zorluklarından bazılarını ve hatta belki de şu anda devam eden corona virüs pandemisi ve diğer salgınları çözmek için önemli ipuçları barındırıyor” ifadelerini kullandı.Bilim insanları, bitiki ve mantarların neslinin tükenme riskinin daha önce düşünülenden çok daha yüksek olduğunu açıklayarak damarlı bitkilerin yüzde 39,4’ünün yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi. Araştırma, tıp için kullanılan 723 bitkinin neslinin tükenme riski altında olduğunu ve dünyanın bazı bölgelerinde aşırı hasadın bu soruna yol açtığını ortaya koydu.Bununla birlikte, geçen yıl 1,942 bitki ve 1,886 mantar, yiyecek, içecek, ilaç veya lif olarak değerli olabilecek türler dahil olmak üzere bilim için yeni olarak adlandırıldı.Diğer taraftan raporda, mevcut bitki türlerinin yalnızca küçük bir kısmının gıda ve biyoyakıt olarak kullanıldığı ifade edildi.
Çalışmanın yazarları 7 binden fazla yenilebilir bitkinin verimli mahsul verme potansiyeline sahip olduğunu, ancak artan dünya nüfusunu bıldığını vurguladı.Diğer taraftan, dünya çapında milyonlarca kişiye enerji sağlayabilecek yaklaşık 2 bin 500 bitki çeşidi varken, biyoyakıtların büyük çoğunluğunun yalnızca altı üründen (mısır, şeker kamışı, soya fasulyesi, palmiye yağı, kolza tohumu ve buğday) üretildiği belirtildi.Kew&#039;de koruma bilimi başkanı Dr Colin Clubbe BBC News&#039;e yaptığı açıklamada, &quot;Şu anda dünyadaki bitki ve mantarların çok küçük bir bölümünü, vahşi türlerin potansiyelini görmezden gelerek, gıda, ilaç veya yakıt için kullanıyoruz. Fakat şu anda artan bilgiye ve insanlığın iyiliği için gelişmiş araştırma tekniklerine sahibiz” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wG9nThexOEqlcyUhyy8X-Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyadaki, bitkilerin, beşte, ikisi, yok, olma, tehlikesiyle, karşı, karşıya</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wG9nThexOEqlcyUhyy8X-Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyadaki bitkilerin beşte ikisi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya"><p>42 ülkeden 200’den fazla bilim insanı tarafından yapılan geniş kapsamlı bir araştırmada, dünya genelindeki bitkilerin beşte ikisinin küresel iklim değişikliği, habitat yıkımı ve aşırı tüketim nedeniyle neslinin tükenmekte olduğu açıklandı. Araştırmacılar, tehlikede olan türlerin ilaç, gıda ve yakıt olarak kullanıldığını belirterek, bazılarının yeni tip corona virüs (Covid-19) ve diğer salgın hastalıkları tedavi etme potansiyeli olduğunu belirtti. Uzmanlar, bu kapsamda acil harekete geçme çağrısı yaptı.Hazırlayan: Ayşegül Engür Dahi/ntv.com.tr</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yEyBgLCWnEyu21fBn5-u9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, dünyadaki bitkilerin beşte ikisinin neslinin tükenme riski altında olduğu konusunda uyardı. Araştırmacılar, ortadan kaybolmadan önce yeni türleri adlandırmak ve tanımlamak için zamana karşı yarıştıklarını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0y7QbGU73UCQHCFyfzsF9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri tarafından hazırlanan bir rapora göre söz konusu bitkiler  ilaç, yakıt ve gıda olarak büyük potansiyele sahip türleri içinde barındırıyor. Ancak, habital yıkımı ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlar nedeniyle bitki ve mantarların kullanılma fırsatları kaybediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IC6E5aHyUEerT4BWwe36mw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Bitkileri ve Mantarlarının Durumu adlı rapor, 42 ülkeden 200'den fazla bilim insanın araştırmasına dayanıyor. Rapor, dünya liderlerinin biyolojik çeşitlilik kaybını ele almak için harekete geçmesi amacıyla düzenlenen Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Zirvesi gününde yayınlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DDCFt69IbE-jzrA0xT4rMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kew'in bilim direktörü Prof. Alexandre Antonelli, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yok olma çağında yaşıyoruz. Bu, risk ve acil eylem ihtiyacının çok endişe verici bir resmi. Zamana karşı yarışı kaybediyoruz çünkü türler bulup isimlendirebileceğimizden daha hızlı yok oluyor. Birçoğu, tıbbın en acil zorluklarından bazılarını ve hatta belki de şu anda devam eden corona virüs pandemisi ve diğer salgınları çözmek için önemli ipuçları barındırıyor” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b7Yq-40HIU6sWPI2AIte9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları, bitiki ve mantarların neslinin tükenme riskinin daha önce düşünülenden çok daha yüksek olduğunu açıklayarak damarlı bitkilerin yüzde 39,4’ünün yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi. Araştırma, tıp için kullanılan 723 bitkinin neslinin tükenme riski altında olduğunu ve dünyanın bazı bölgelerinde aşırı hasadın bu soruna yol açtığını ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AYPhaaYJ6k6urhP5LJOGBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bununla birlikte, geçen yıl 1,942 bitki ve 1,886 mantar, yiyecek, içecek, ilaç veya lif olarak değerli olabilecek türler dahil olmak üzere bilim için yeni olarak adlandırıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xR8NDKEJ20CY0UyW3XdNJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diğer taraftan raporda, mevcut bitki türlerinin yalnızca küçük bir kısmının gıda ve biyoyakıt olarak kullanıldığı ifade edildi.
Çalışmanın yazarları 7 binden fazla yenilebilir bitkinin verimli mahsul verme potansiyeline sahip olduğunu, ancak artan dünya nüfusunu bıldığını vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/g-3rF95wwkG00pGbTwoy1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diğer taraftan, dünya çapında milyonlarca kişiye enerji sağlayabilecek yaklaşık 2 bin 500 bitki çeşidi varken, biyoyakıtların büyük çoğunluğunun yalnızca altı üründen (mısır, şeker kamışı, soya fasulyesi, palmiye yağı, kolza tohumu ve buğday) üretildiği belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ddXXdFaJGE-lM0ZJhHu_tw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kew'de koruma bilimi başkanı Dr Colin Clubbe BBC News'e yaptığı açıklamada, "Şu anda dünyadaki bitki ve mantarların çok küçük bir bölümünü, vahşi türlerin potansiyelini görmezden gelerek, gıda, ilaç veya yakıt için kullanıyoruz. Fakat şu anda artan bilgiye ve insanlığın iyiliği için gelişmiş araştırma tekniklerine sahibiz” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kakule bitkisi nedir, faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kakule-bitkisi-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kakule-bitkisi-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Uzak doğu mutfağının benzersiz lezzetlerinden biri olan Kakule bitkisinin insan sağlığına birden çok faydası vardır. Kakule bitkisi nedir ve nasıl insan sağlına faydası olur? Kullanım alanları neler? İşte, Kakule bitkisi hakkında bilinmeyenler...Hindistan, Malezya ve Nepal gibi ülkelerde tüketilen kakule bitkisi, aslında zencefil ailesine mensuptur.   Tatlılarda ve yemeklerde baharat olarak kullanılan bitki çay olarak da içilebilir.KAKULE BİTKİSİNİN KULLANIM ALANLARI Kakule bitkisi öğütülerek kullanıldığında Türk kahvesine farklı bir lezzet katar. Kakuleli Türk kahvesinin yapım aşamasında makina yerine cezve kullanılması öneriliyor. Ayrıca toz halindeki kakule, kek yapımında da kullanılabilir.KAKULENİN FAYDALARI NELERDİR? İçindeki fosfor sayesinde mide asidini düzenleyen ve sindirimi kolaylaştıran kakulenin kadınların adet dönemindeki şiddetli sancıları azaltığı biliniyor. Ayrıca kakulenin rahatlatıcı özelliği nedeniyle psikolojik rahatsızlığı olan kişilere akşam yatmadan önce bir bardak kakule çayı içmeleri öneriliyor.KAKULE ÇAYI NASIL YAPILIR? - İlk önce kaynamış bir bardak suyun içerisine bir tatlı kaşığı kakule tozu atın.  - 10 dakika boyunca üstü kapalı şekilde demlemeye bırakın, daha sonra  süzün.  - İçmeden son olarak da içine bir çay kaşığı bal ekleyebilirsiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s8bb8qYjgkKheBhMULsjhA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kakule, bitkisi, nedir, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s8bb8qYjgkKheBhMULsjhA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kakule bitkisi nedir, faydaları nelerdir?"><p>Uzak doğu mutfağının benzersiz lezzetlerinden biri olan Kakule bitkisinin insan sağlığına birden çok faydası vardır. Kakule bitkisi nedir ve nasıl insan sağlına faydası olur? Kullanım alanları neler? İşte, Kakule bitkisi hakkında bilinmeyenler...</p>Hindistan, Malezya ve Nepal gibi ülkelerde tüketilen <strong>kakule bitkisi</strong>, aslında zencefil ailesine mensuptur.   Tatlılarda ve yemeklerde baharat olarak kullanılan bitki çay olarak da içilebilir.<h3>KAKULE BİTKİSİNİN KULLANIM ALANLARI </h3>Kakule bitkisi öğütülerek kullanıldığında Türk kahvesine farklı bir lezzet katar. Kakuleli Türk kahvesinin yapım aşamasında makina yerine cezve kullanılması öneriliyor. Ayrıca toz halindeki kakule, kek yapımında da kullanılabilir.<h3>KAKULENİN FAYDALARI NELERDİR? </h3><p>İçindeki fosfor sayesinde mide asidini düzenleyen ve sindirimi kolaylaştıran kakulenin kadınların adet dönemindeki şiddetli sancıları azaltığı biliniyor. Ayrıca kakulenin rahatlatıcı özelliği nedeniyle psikolojik rahatsızlığı olan kişilere akşam yatmadan önce bir bardak kakule çayı içmeleri öneriliyor.</p><h3>KAKULE ÇAYI NASIL YAPILIR? </h3><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GOQxLBZfS0eGAEVU3Dec3w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" alt="">- İlk önce kaynamış bir bardak suyun içerisine bir tatlı kaşığı kakule tozu atın.  - 10 dakika boyunca üstü kapalı şekilde demlemeye bırakın, daha sonra  süzün.  - İçmeden son olarak da içine bir çay kaşığı bal ekleyebilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kudret narı nedir, nasıl tüketilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kudret-nari-nedir-nasil-tuketilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kudret-nari-nedir-nasil-tuketilir</guid>
<description><![CDATA[ Keskin tadı ve farklı görünümü ile C vitamini ve protein açısından oldukça zengin olan kudret narı meyvesinin faydaları saymakla bitmiyor. Peki, insan sağlığına inanılmaz faydalı kudret narının faydaları nelerdir? Kudret narı nasıl tüketilir? İşte, kudret narı hakkında merak edilenler...Kabakgiller familyasına ait tropikal bir meyve olan kudret narı Asya, Karayip Adaları, Amazon havzası, Doğu Afrika gibi yerlerde doğal olarak yetişiyor. Gıda ve ilaç sektöründe kullanılan meyve ve yaprakları mineral ve vitamin bakımından zengin.İçerisinde ise demir, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri bulunuyor.Kadınlarda kısırlık tedavisinde ve karaciğer bozukluklarında iyileştirici olarak kullanılan mucizevi meyve kudret narı mide ve bağırsak gibi sindirim sistemi hastalıklarında da tedavi amaçlı kullanılıyor.KUDRET NARI NEDİR?Doğu Asya ve Güney mutfağında sıkça kullanılan tropikal kudret narı meyvesi sarı-turuncu pürüzlü kabuklar içerisinde nar tanelerini andıran kırmızı tanelerden oluşuyor.KUDRET NARI NASIL TÜKETİLİR?Hastalığı olan veya tedavi olan kişilerin doktoruna sormadan tüketmemesi gereken kudret narı acı tadını bastırmak için macun halinde tüketilebilir. Kudret narını macun halinde tüketmek için bir adet sarı ya da turuncu renkli kudret narı kırmızı zehir içerikli çekirdeklerinden ayrılır ve parçalar halinde doğranıp cam kavanoza konulur. İçerisine bir su bardağı bal eklenip karıştırılan karışım bir ay boyunca kapalı bir kavanozda bekletilir. Hafif sulu olan karışım sabahları bir tatlı kaşığı tüketilebilir. Fazla tüketildiğinde mide sorunlarına ve ishale neden olabileceğinden kudret narını fazla tüketmemek gerekiyor.KUDRET NARININ FAYDALARI Meyve ve yaprakları, mineral ve vitaminler bakımından zengin olan kudret narının mucizevi faydaları bazıları şöyle sıralanabilir:  Kudret narı, lif, C vitamini, folat ve A vitamini gibi iyi bir besin kaynağı oluşturuyor. Kolesterol seviyelerini düşürüyor ve bu da kalp sağlığını desteklemeye yardımcı oluyor. Kilo vermeye yardımcı oluyor. Antibiyotik etkisi bulunuyor. Egzama, sedef ve diğer cilt hastalıklarında faydalı oluyor. Yaraların çabuk iyileşmesinde ve çabuk kapanmasında etkili oluyor. Mide ülseri ve mide problemlerini tedavi ediyor. Kanserli hücre oluşumuna engel olabiliyor.ZEYTİNYAĞLI KUDRET NARI NASIL YAPILIR?Kudret narı ince ince dilimlenir. Tavaya bir çorba kaşığı zeytinyağı dökülür ve kaynayana kadar ısıtılır. Kudret narı parçaları atılıp pişirilir ve tahta kaşıkla sürekli karıştırılır. Kudret narı yağda kızartılır. Bir tabağa  içindeki fazla yağı emilmesi için bir kağıt havlu yerleştirilir. Salatalara, güveçlere ve çorbalara eklenebilir.VİDEO: YAĞ YAKAN NAR ÇEKİRDEĞİ YAĞININ FAYDALARI ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xuTgyai7Jk6DbMAbL3iktA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kudret, narı, nedir, nasıl, tüketilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xuTgyai7Jk6DbMAbL3iktA.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Kudret narı nedir, nasıl tüketilir?"><p>Keskin tadı ve farklı görünümü ile C vitamini ve protein açısından oldukça zengin olan kudret narı meyvesinin faydaları saymakla bitmiyor. Peki, insan sağlığına inanılmaz faydalı kudret narının faydaları nelerdir? Kudret narı nasıl tüketilir? İşte, kudret narı hakkında merak edilenler...</p><p>Kabakgiller familyasına ait tropikal bir meyve olan kudret narı <strong>Asya, Karayip Adaları, Amazon havzası, Doğu Afrika</strong> gibi yerlerde doğal olarak yetişiyor. <strong>Gıda ve ilaç sektörü</strong>nde kullanılan meyve ve yaprakları <strong>mineral ve vitamin bakımından zengin.</strong></p><p>İçerisinde ise <strong>demir, kalsiyum, fosfor ve B vitamin</strong>leri bulunuyor.</p><p>Kadınlarda <strong>kısırlık tedavisi</strong>nde ve <strong>karaciğer bozuklukları</strong>nda iyileştirici olarak kullanılan mucizevi meyve kudret narı <strong>mide ve bağırsak gibi sindirim sistemi hastalıkları</strong>nda da tedavi amaçlı kullanılıyor.</p><h3>KUDRET NARI NEDİR?</h3><p><strong>Doğu Asya ve Güney mutfağı</strong>nda sıkça kullanılan <strong>tropikal kudret narı meyvesi</strong> sarı-turuncu pürüzlü kabuklar içerisinde nar tanelerini andıran kırmızı tanelerden oluşuyor.</p><h3>KUDRET NARI NASIL TÜKETİLİR?</h3><p>Hastalığı olan veya tedavi olan kişilerin doktoruna sormadan tüketmemesi gereken kudret narı acı tadını bastırmak için macun halinde tüketilebilir. </p><p>Kudret narını<strong> macun halinde</strong> tüketmek için <strong>bir adet</strong> sarı ya da turuncu renkli kudret narı kırmızı zehir içerikli çekirdeklerinden ayrılır ve parçalar halinde doğranıp cam kavanoza konulur. İçerisine<strong> bir su bardağı bal</strong> eklenip karıştırılan karışım <strong>bir ay boyunca</strong> kapalı bir kavanozda bekletilir. Hafif sulu olan karışım sabahları<strong> bir tatlı kaşığı</strong> tüketilebilir. </p><p>Fazla tüketildiğinde mide sorunlarına ve ishale neden olabileceğinden kudret narını <strong>fazla tüketmemek</strong> gerekiyor.</p><h3>KUDRET NARININ FAYDALARI </h3><p>Meyve ve yaprakları, mineral ve vitaminler bakımından zengin olan kudret narının mucizevi faydaları bazıları şöyle sıralanabilir:  </p><ul><li><strong>Kudret narı, lif, C vitamini, folat ve A vitamini gibi iyi bir besin kaynağı oluşturuyor.</strong></li></ul><p> </p><ul><li><strong>Kolesterol seviyelerini düşürüyor ve bu da kalp sağlığını desteklemeye yardımcı oluyor.</strong></li></ul><p> </p><ul><li><strong>Kilo vermeye yardımcı oluyor.</strong></li></ul><p> </p><ul><li><strong>Antibiyotik etkisi bulunuyor.</strong></li></ul><p><strong></strong> </p><ul><li><strong>Egzama, sedef ve diğer cilt hastalıklarında faydalı oluyor.</strong></li></ul><p><strong></strong> </p><ul><li><strong>Yaraların çabuk iyileşmesinde ve çabuk kapanmasında etkili oluyor.</strong></li></ul><p> </p><ul><li><strong>Mide ülseri ve mide problemlerini tedavi ediyor.</strong></li></ul><p> </p><ul><li><strong>Kanserli hücre oluşumuna engel olabiliyor.</strong></li></ul><h3>ZEYTİNYAĞLI KUDRET NARI NASIL YAPILIR?</h3><p>Kudret narı ince ince dilimlenir. Tavaya bir çorba kaşığı zeytinyağı dökülür ve kaynayana kadar ısıtılır. Kudret narı parçaları atılıp pişirilir ve tahta kaşıkla sürekli karıştırılır. Kudret narı yağda kızartılır. Bir tabağa  içindeki fazla yağı emilmesi için bir kağıt havlu yerleştirilir. Salatalara, güveçlere ve çorbalara eklenebilir.</p><p><span><strong>VİDEO: YAĞ YAKAN NAR ÇEKİRDEĞİ YAĞININ FAYDALARI</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karanfilin faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karanfilin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karanfilin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Faydaları saymakla bitmeyen karanfil baharat olarak da pek çok tatlıya lezzet katıyor. Ağız kokusunu giderme özelliğiyle tanınan karanfil kozmetik ürünlerin de vazgeçilmezi... İşte, karanfil hakkında detaylar...Karanfil, öğütülerek baharat olarak kullanılmakla birlikte, ağızda bir süre tutularak da kullanıldığında nefesi taze ve temiz tutar. İçeriğindeki &quot;Eugenol&quot; maddesinin etkisi ile hafif ve orta şiddette diş ve dişeti ağrılarına karşı lokal uyuşturucu olarak kullanım alanı oluşturuyor.17. ve 18.yüzyıl İngiltere&#039;sinde yüksek fiyatı nedeniyle altınla eşdeğer bir bitki olan karanfil, ülkemizde yaygın bir şekilde yetiştiriliyor. Karanfil bitkisinin anavatanı Endonezya olup özellikle Zengibar, Hindistan,Sri Lanka ve Madagaskar&#039;da da yetiştiriliyor.KARANFİL FAYDALARI NELERDİR?İçerisinde manganez, potasyum, demir, selenyum ve magnezyum gibi minerallerin yanı sıra, A vitamini ve beta-karoten içeren karanfil bitkisinin bilinen bir çok faydası bulunuyor. Bunlar ise;-Ülser ve gastrist oluşunu engelleyip sindirim sağlığını koruyor. -Birçok mikroba karşı antibakteriyel özellik taşıyor.-Akciğerde tümör oluşumunu engellemede ve hastalığı kontrol etmede yardımcı oluyor.-İçeriğindeki antioksidanlar karaciğeri koruyor.-İnsülin miktarını dengelemede yardımcı oluyor.-Kemik yoğunluğunun ve kemik mineral içeriğinin korunmasında, osteoporoz durumunda kemiklerin gerilme direncinin arttırılmasında yararlı oluyor.-Genlerde mutasyonu önlüyor.-Karanfilde hafif anestezik (uyuşturucu) ve analjezik (ağrı kesici) özellikler kazanmasını sağlayan öjenol buluyor. Bu madde de diş, baş ve kas ağrılarında çok etkili oluyor.-Ağız bakterilerinin gelişmesini önlüyor.KARANFİL KULLANIM ALANLARIKaranfil, tatlı, reçel, ev yapımı meyve suları ve kompostolarda baharat olarak kullanılıyor. Karanfil tomurcukları bitkisel çaylara ekleniyor. Toz haline getirilip ise diş ağrısı olmak üzere pek çok ağrının tedavisinde de kullanılıyor. Günde bir-iki tane karanfil çiğnemek içeriğinde yüksek oranda bulunan demir, protein, fosfor, kalsiyum, karbonhidrat ve A, C vitaminlerinden faydalanmayı sağlıyor. Kurutulmuş karanfiller buharla damıtılarak yağı çıkartılıyor ve sağlıktan kozmetiğe kadar pek çok alanda yaygın olarak kullanılabiliyor.VİDEO: OBEZİTE VE DİŞ ESTETİĞİ HAKKINDA UZMAN KONUŞMASI  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XdGhNbLIOUWatoUX47rewQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Karanfilin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XdGhNbLIOUWatoUX47rewQ.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Karanfilin faydaları nelerdir?"><p>Faydaları saymakla bitmeyen karanfil baharat olarak da pek çok tatlıya lezzet katıyor. Ağız kokusunu giderme özelliğiyle tanınan karanfil kozmetik ürünlerin de vazgeçilmezi... İşte, karanfil hakkında detaylar...</p><p>Karanfil, öğütülerek baharat olarak kullanılmakla birlikte, ağızda bir süre tutularak da kullanıldığında <strong>nefesi taze ve temiz tutar</strong>. İçeriğindeki <strong>"Eugenol</strong>" maddesinin etkisi ile <strong>hafif ve orta şiddette diş ve dişeti ağrıları</strong>na karşı lokal uyuşturucu olarak kullanım alanı oluşturuyor.</p><p><strong>17. ve 18.yüzyıl</strong> İngiltere'sinde <strong>yüksek fiyatı</strong> nedeniyle altınla eşdeğer bir bitki olan karanfil, ülkemizde yaygın bir şekilde yetiştiriliyor. Karanfil bitkisinin anavatanı<strong> Endonezya</strong> olup özellikle <strong>Zengibar, Hindistan,Sri Lanka ve Madagaskar'</strong>da da yetiştiriliyor.</p><h3>KARANFİL FAYDALARI NELERDİR?</h3><p>İçerisinde <strong>manganez, potasyum, demir, selenyum ve magnezyum</strong> gibi minerallerin yanı sıra,<strong> A vitamini ve beta-karoten</strong> içeren karanfil bitkisinin bilinen bir çok faydası bulunuyor. Bunlar ise;</p><p>-Ülser ve gastrist oluşunu engelleyip sindirim sağlığını koruyor. </p><p>-Birçok mikroba karşı antibakteriyel özellik taşıyor.</p><p>-Akciğerde tümör oluşumunu engellemede ve hastalığı kontrol etmede yardımcı oluyor.</p><p>-İçeriğindeki antioksidanlar karaciğeri koruyor.</p><p>-İnsülin miktarını dengelemede yardımcı oluyor.</p><p>-Kemik yoğunluğunun ve kemik mineral içeriğinin korunmasında, osteoporoz durumunda kemiklerin gerilme direncinin arttırılmasında yararlı oluyor.</p><p>-Genlerde mutasyonu önlüyor.</p><p>-Karanfilde hafif anestezik (uyuşturucu) ve analjezik (ağrı kesici) özellikler kazanmasını sağlayan öjenol buluyor. Bu madde de diş, baş ve kas ağrılarında çok etkili oluyor.</p><p>-Ağız bakterilerinin gelişmesini önlüyor.</p><h3>KARANFİL KULLANIM ALANLARI</h3><p>Karanfil, <strong>tatlı, reçel, ev yapımı meyve su</strong>ları ve<strong> komposto</strong>larda baharat olarak kullanılıyor. Karanfil tomurcukları <strong>bitkisel çaylar</strong>a ekleniyor. Toz haline getirilip ise <strong>diş ağrısı</strong> olmak üzere pek çok ağrının tedavisinde de kullanılıyor. Günde <strong>bir-iki tane karanfil çiğnemek</strong> içeriğinde yüksek oranda bulunan<strong> demir, protein, fosfor, kalsiyum, karbonhidrat ve A, C vitaminleri</strong>nden faydalanmayı sağlıyor. Kurutulmuş karanfiller buharla damıtılarak yağı çıkartılıyor ve sağlıktan kozmetiğe kadar pek çok alanda yaygın olarak kullanılabiliyor.</p><p><span><strong>VİDEO: OBEZİTE VE DİŞ ESTETİĞİ HAKKINDA UZMAN KONUŞMASI </strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Lavanta nerelerde kullanılır, faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/lavanta-nerelerde-kullanilir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/lavanta-nerelerde-kullanilir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Lavanta, insan sağlığından kozmetik alanına kadar bir çok alanda uzun yıllardır kullanılıyor. Peki bu mor çiçekli, mis kokulu lavanta nerelerde kullanılıyor? Lavanta insan sağlığında neye iyi geliyor?Anavatanı Akdeniz olan lavanta bitkisi Atlas Okyanusu adalarından Akdeniz çevresi ülkelerine ve Hindistana kadar uzanan geniş bir alanda yetişiyor. Isparta&#039;nın Kuyucak Köyü&#039;nde diğer ismiyle Lavanta Kokulu Köy&#039;de Türkiye&#039;deki lavanta üretimininin yüzde 90&#039;ını sağlanıyor. LAVANTA NEDİR?Lavanta, Akdeniz kökenli bitki türü, çalı görünümlü, toplu başak biçiminde mavi, morumsu ya da kırmızı çiçekler açan bitki haziran ve temmuz aylarında açıyor. Avrupa, Akdeniz ve de Ege denizi kıyılarında bol miktarda doğal koşullarda yetişiyor. LAVANTA NERELERDE KULLANILIR?Lavanta bitkisinden; lavanta çayı, lavanta yağı, lavanta tentürü, lavanta kolonyası, lavanta sabunu ve şampuanı üretiliyor. Ayrıca içeriğindeki lavanta esansının zenginliğiyle parfümeri endüstrisinde ham madde olarak kullanılıyor.İlaç sanayisinde koku vermede, merkezi sinir sistemini düzenleyici ilaçların bileşiminde yer alan lavanta, sanayide parfümeri ve kozmetikte cilt temizleyici losyon, koku verici, kokulu banyo sabunu ve köpüklerin yapımında kullanılıyor.LAVANTANIN FAYDALARISivilceler, astım, bronşit, saç dökülmeleri, kadın hastalıkları, sinir hastalıkları, bazı cilt hastalıkları, akciğer hastalıkları, romatizma, tenya, öksürük ve baş dönmesine karşı kullanılan ilaçların bileşiminde de yer alan lavanta bitkisi bahsedilen hastalıkların bitkisel olarak tedavisinde kullanılabiliyor.Lavanta ile elde edilen çayın, üst solunum yollarında meydana gelen iltihaplanmaların, vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Yutma zorluğu ve boğaz şişkinliği olan kişilerinde çay ile iyi hissetmeleri mümkün oluyor.Uyku problemleri yaşayanların lavanta yağını boyun ve bilek bölgelerine sürülmesi, uyku sorunlarını çözmede yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda depresyon ve anksiyeteye karşı sakinleştirici bir etkisi bulunuyor.Lavanta, kozmetik alanında özellikle alerjik ciltler için doğal bir yöntem olarak kullanılabiliyor. VİDEO: LAVANTA BAHÇESİYLE KIZINI YAŞAMA BAĞLADI! ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hSDXYo2fdUWqapHvsQ8x-w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Lavanta, nerelerde, kullanılır, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hSDXYo2fdUWqapHvsQ8x-w.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Lavanta nerelerde kullanılır, faydaları nelerdir?"><p>Lavanta, insan sağlığından kozmetik alanına kadar bir çok alanda uzun yıllardır kullanılıyor. Peki bu mor çiçekli, mis kokulu lavanta nerelerde kullanılıyor? Lavanta insan sağlığında neye iyi geliyor?</p><p>Anavatanı Akdeniz olan lavanta bitkisi<strong> Atlas Okyanusu</strong> adalarından <strong>Akdeniz çevresi</strong> ülkelerine ve Hindistana kadar uzanan geniş bir alanda yetişiyor. <strong>Isparta</strong>'nın <strong>Kuyucak Köyü'</strong>nde diğer ismiyle<strong> Lavanta Kokulu Köy'</strong>de Türkiye'deki lavanta üretimininin yüzde 90'ını sağlanıyor. </p><h3>LAVANTA NEDİR?</h3><p>Lavanta, Akdeniz kökenli bitki türü, çalı görünümlü, toplu başak biçiminde mavi, morumsu ya da kırmızı çiçekler açan bitki haziran ve temmuz aylarında açıyor. Avrupa, Akdeniz ve de Ege denizi kıyılarında bol miktarda doğal koşullarda yetişiyor. </p><h3>LAVANTA NERELERDE KULLANILIR?</h3><p>Lavanta bitkisinden;<strong> lavanta çayı, lavanta yağı, lavanta tentürü, lavanta kolonyası, lavanta sabunu ve şampuanı</strong> üretiliyor. Ayrıca içeriğindeki lavanta esansının zenginliğiyle <strong>parfümeri</strong> endüstrisinde<strong> ham madde</strong> olarak kullanılıyor.</p><p>İlaç sanayisinde <strong>koku verme</strong>de, merkezi <strong>sinir sistemini düzenleyici</strong> ilaçların bileşiminde yer alan lavanta, sanayide<strong> parfümeri ve kozmetik</strong>te cilt temizleyici losyon, koku verici, kokulu banyo sabunu ve köpüklerin yapımında kullanılıyor.</p><h3>LAVANTANIN FAYDALARI</h3><p><strong>Sivilceler, astım, bronşit, saç dökülmeleri, kadın hastalıkları, sinir hastalıkları, bazı cilt hastalıkları, akciğer hastalıkları, romatizma, tenya, öksürük ve baş dönmesi</strong>ne karşı kullanılan ilaçların bileşiminde de yer alan lavanta bitkisi bahsedilen hastalıkların bitkisel olarak tedavisinde kullanılabiliyor.</p><p><strong>Lavanta</strong> ile elde edilen <strong>çayı</strong>n, üst solunum yollarında meydana gelen <strong>iltihaplanmaların, vücuttan atılması</strong>na yardımcı oluyor. <strong>Yutma zorluğu ve boğaz şişkinliği</strong> olan kişilerinde çay ile iyi hissetmeleri mümkün oluyor.</p><p><strong>Uyku problemleri</strong> yaşayanların lavanta yağını <strong>boyun ve bilek bölgeleri</strong>ne sürülmesi, uyku sorunlarını çözmede yardımcı olabiliyor. Aynı zamanda <strong>depresyon ve anksiyete</strong>ye karşı sakinleştirici bir etkisi bulunuyor.</p><p>Lavanta, kozmetik alanında özellikle <strong>alerjik ciltler için doğal bir yöntem</strong> olarak kullanılabiliyor. </p><p><span><strong>VİDEO: LAVANTA BAHÇESİYLE KIZINI YAŞAMA BAĞLADI!</strong></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çiçek ihracatı yüzde 19 yükseldi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cicek-ihracati-yuzde-19-yukseldi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cicek-ihracati-yuzde-19-yukseldi</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;nin 1 Ocak-21 Şubat 2021 döneminde yaptığı çiçek ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artış göstererek 23 milyon 752 bin dolara ulaştı ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3907353b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çiçek, ihracatı, yüzde, yükseldi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Florasında 3 bin 500'den fazla endemik bitki türü bulunan Türkiye, kesme çiçek, iç ve dış mekan bitkileri, çiçek soğanları, fide, fidan, çelenk ve yosun grubunda ağırlıklı olarak ihracat yapıyor.

Sera ve yayla üretimiyle ihracat sezonunu 12 aya çıkaran Türkiye, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere 83 ülkeye çiçek satışı gerçekleştiriyor.

Geçen yıl yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen 2019 yılı rakamlarına ulaşarak 107 milyon dolarlık ihracata imza atan sektör, bu yıla da artışla başladı.

Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Yılmaz, 1 Ocak-21 Şubat 2020 döneminde 19 milyon 953 bin dolar değerinde 7 milyon 900 bin dal çiçek ihracatı yapıldığını söyledi.
 

Bu yılın aynı döneminde rakamlarda önemli bir artış gerçekleştiğini belirten Yılmaz, 9 milyon 500 bin dal çiçek ihracatı karşılığında 23 milyon 752 bin dolar gelir sağlandığını dile getirdi.

Yılmaz, yılbaşı ve Sevgililer Günü sevkiyatlarında artan talebin sektörün yüzünü güldürdüğünü ifade ederek şöyle konuştu:

"2020'ye girdiğimizde ilk iki ayda henüz salgın başlamamıştı. Geçen yılın normal rakamlarının üzerinde bir ihracatı bu yıl gerçekleştiriyoruz. Salgına rağmen 2021'e sektör olarak güzel girdik. İhracatta yüzde 19'luk artış gerçekleştirdik, böyle bir ortamda süs bitkilerinin bu başarıyı yakalaması gayet güzel. Çiçek normalde lüks tüketime giren bir ürün, piyasalardaki duruma baktığımızda sektördeki ihracat durağan olması gerekirken hiç durmadı, hızlı şekilde de devam ediyor."

'AVRUPA BİZE YÖNELDİ'

Çiçekte söz sahibi olan ülkelerin salgın sürecinde üretim yapamadığını, üretim yapan ülkelerin ise sınırların kapanması nedeniyle bunları gönderemediğini anlatan Yılmaz, "Buradan doğan açığı ise Türkiye olarak biz kapattık. Özellikle Avrupa bize yöneldi. Çiçek ihtiyacını bizden karşıladı, karşılamaya da devam ediyor. Sektör 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesaisine başladı. Süs bitkileri sektörü, iç pazarda özel günlerde canlılık kazanıyor. Ancak iç pazar da artık çiçeğin önemini anlamaya başladı. İnsanlar birbirlerine daha fazla çiçek hediye etmeye başladı." dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Üzüm Pekmezi Faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzum-pekmezi-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzum-pekmezi-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Üzüm pekmezi faydaları sadece üzüm değil pekmez olarak tüketilen diğer ürünlerde de bu aynı ama Üzüm, kansızlığın en önemli ilacı... ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b390e90e7.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Üzüm, Pekmezi, Faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Üzüm pekmezi faydaları sadece üzüm değil pekmez olarak tüketilen diğer ürünlerde de bu aynı ama Üzüm, kansızlığın en önemli ilacı olan üzüm, pekmez olarak yapıldığında katkısız ve doğal bir tatlı oluyor. Türk mutfağının en popüler lezzetlerinden olan ve tahinle birlikte çok sık kullanılan pekmez, birçok yararıyla gelişme çağındaki çocukların vazgeçilmezi oluyor.

Üzüm Pekmezinin Faydaları Nelerdir?
Üzümden elde edilen pekmez, keçiboynuzu, pancar ve dut pekmezi olarak farklı şekillerde üretiliyor. Kansızlık için günde bir tatlı kaşığını aç karnına tüketip süt ürünleri tüketmediğinizde, en iyi şekilde kansızlığın tedavisi için yararlanabiliyorsunuz.
Vücudun kalsiyum ihtiyacını karşılayan pekmez, içeriğindeki demir ve kalsiyum nedeniyle kemik gelişimini sağlıyor, kansızlığa iyi geliyor.
Soğuk havalarda tüketildiğinde vücudun ısı dengesini sağlayan pekmez, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Enerji kaynağı pekmez
Şeker ve diğer katkı maddeleri kullanılmadan Anadolu’da binlerce yıldır geleneksel olarak yapılan pekmez, genelde şeker bakımından zengin meyve sularının kaynatılıp konsantre edilmesiyle üretilen yoğun ve tatlı bir şurup. 
 Yüksek şeker içeriği nedeniyle iyi bir karbonhidrat ve enerji kaynağı olan pekmez; kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gibi mineralleri de içermektedir. Pekmezin, yapıldığı meyveye göre besin içeriği değişiyor. 
Hemen kana karışıyor 
Karbonhidrattan zengin bir enerji kaynağı olan pekmez, “İçeriğindeki B (B1,B2,B3) vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, krom, demir zenginliğiyle de yüksek düzeyde vitamin ve mineral kaynağıdır”

 

 

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Limonlu Maden suyu&amp;apos;nun faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/limonlu-maden-suyunun-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/limonlu-maden-suyunun-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Limon içindeki sitrik asitle enfeksiyonlara karşı savaşır yani çok büyük bir temizleyicidir aynı zamanda limonun kansere karşı etkili olduğu son bir yıldaki araştırmalarda kanıtlanmıştır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38f703d7.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Limonlu, Maden, suyunun, faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Genellikle sodayla karıştırılan ancak sodaya nazaran içeriğinde kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi birçok mineral barındıran maden suyunun insan vücuduna ciddi katkıları vardır. Düzenli tüketildiğinde ise vücut ve cilt sağlığını destekliyor.
Kanserden korunmak için bolca limon tüketmek lazım.

	Aynı zamanda kalp ve damar hastalıklarına karşı da etkilidir.Soda limonun tansiyonu düşürücü etkisi vardır.Eldeki lekeleri çıkartmak için faydalıdır.
	Cildi parlatmak için faydalıdır.
	Soda limonla gargara yapmak boğaza iyi gelir aynı zamanda ağzımızda çalkalamak diş plakları için iyi gelir.
	Sodanın mideyi rahatlatıcı etkisi vardır.Soda limonu aç karnına içmek mideye zarar verir.
	Sodanın içerdiği mineraller birçok kişi tarafından biliniyor.Ayrıca birçok Avrupa ülkelerinde sofra suyu olarak kullanıldığı söyleniyor.Limonlu sodayı gün içerisinde aşırıya kaçmadan tüketmek iyidir.Ortalama iki bardağın iyi olduğu söylenmektedir. 
	Soda limon mide hazmını kolaylaştırır. 
	Soda limon mide böbreklerdeki ve idrar yollarındaki iltihabı ve taş oluşumunu önler aynı zamanda eğer taş oluşmuşsa taşın kum haline dönüşerek vücuttan atılmasını sağlar yani taşı sökmeye yardımcı olur.
	Safra kesesinin tembel çalışmasını engeller.Vücudumuzun birçok organında iltihap oluşumunu engeller.Örneğin;mide,pankreas,idrar yolları ve böbrek.
	Ayrıca soda limon içerisine biraz tuz eklendiği zaman magnezyum içeriği nedeniyle kalp krizi riskini azaltır.


 
Sodyum miktarına dikkat edin!

Bazı maden suları yüksek oranda sodyum içerdiğinden dolayı eğer sıvı olarak gün içinde sadece maden suyu tüketiyorsanız bu fazla tuz alıyor olduğunuzun anlamına gelebilir. Çok fazla maden suyu içmek aynı zamanda yüksek tansiyon hastalarına da iyi gelmez. Bu yüzden günlük maden suyu tüketiminizi sınırlamalı veya düşük sodyumlu olanları tercih etmelisiniz.

Hamilelikte tüketiminizi sınırlayın

Hamileyken vücudunuzun susuz kalmaması için bolca su tüketmeniz gerekir. Doğal maden sularının içeriğinde tuz miktarı yüksek olduğundan hamile olduğunuz zaman maden suyunu ara sıra tüketmelisiniz. Çünkü maden suyu yüksek oranda tuz içerebildiğinden bu yüksek tansiyon gibi problemlere yol açabilir. Maden suyunu çok seviyorsanız sodyum diyetine uygun mineralli suları(Maden Suyu) tercih etmelisiniz.



Cilt için canlandırıcı etkisi vardır

Maden suyu ucuz bir güzellik iksiridir. İçilen mineralli su cilde gerekli olan suyu ve sonuçta gerginliği ve pürüzsüzlüğü sağlayacaktır. Mineralli su yalnızca içildiğinde güzelleştirici değildir. Aynı zamanda dıştan sürüldüğünde de cildinizi canlandırır ve gençleştirir. Çünkü küçük kan damarlarını ve cilt kan dolaşımını uyarır. Bunun için mineralli suyu bir parça pamuğa emdirip yüzünüze ve boynunuza serpiştirerek, birkaç dakika içinde cildinizin taze ve canlı görünüm almasını sağlayabilirsiniz.

Doğal maden suyunun hastalıklarda tedavi edici yararları da söz konusu

Maden sularındaki minerallere bağlı etkilerin dışında, maden sularındaki iyonların fizyolojik etkileri ve bazı hastalıklardaki tedavi edici yararları da söz konusudur. Bunlar sistemler özelinde kısaca özetlenirse;

Maden suyu böbrek ve idrar yollarında taş oluşumunu önler. İdrar yolu enfeksiyonlarında özellikle bikarbonat, magnezyum ve kalsiyum içerikleri yüksek maden suları iltihabı geriletici etki gösterir. Ürolojik birçok hastalıkta böbrek fonksiyonlarını destekleme ve geliştirme amacıyla bol su içilmesi, özellikle de maden suyu içilmesi temel önlemlerdendir.

Metabolizma üzerine etkisine bakıldığında maden suları özellikle sülfatlı olanlar, safra kesesi tembelliğinde yararlıdır ve pankreas fonksiyonlarını da desteklerler. Diyabette sodyum bikarbonatlı sular insulinin etkisini güçlendirir ve karbonhidrat metabolizmasını iyileştirir.

Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içeren maden suları oldukça yararlıdır.

Günümüz insanının az su içme alışkanlığı, minerallerden yetersiz beslenme, hareket azlığı ve sedanter yaşam gibi özellikleri, sindirim sistemi rahatsızlıklarının başlıca nedenleridir. Bunların başında da habitüel kabızlık gelir. Bu noktada sülfatlı maden suları tüketmek oldukça yararlıdır.



 

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pırasa sebzesi uykusuzluğa iyi geliyor.</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/pirasa-sebzesi-uykusuzluga-iyi-geliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/pirasa-sebzesi-uykusuzluga-iyi-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Pırasa sebzesi, zambakgiller familyasından gelmektedir. Pırasa, Akdeniz ikliminde yetişen bir besin kaynağıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38fde368.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Pırasa, sebzesi, uykusuzluğa, iyi, geliyor.</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Her mevsim yetişme özelliğine de sahiptir ancak kış aylarında yetişen önemli bir sebze olarak bilir ve daha çok tüketiriz.

İçerisinde A vitamini  B6 vitamini, folik asit, C vitamini, K vitamini, demir, manganez ,magnezyum ve kalsiyum mineralleri bulundurur.

Düzenli pırasa tüketimi vitamin ve mineral dengesini korumada yardımcıdır. C vitamini yaraların iyileşmesi ve kolajen üretimi için oldukça önemlidir. Piridoksin (B6) fiziksel güce dayalı aktivitelerde ihtiyaç duyulan enerjiyi açığa çıkartır. K vitamini kanın pıhtılaşmasını sağlar ve kemik kayıplarına karşı korur. Demir hemoglobinin üretimi için gereklidir. Manganez metabolik süreçleri kolaylaştıran bir koenzimdir.

Pırasada bol miktarda bulunan kaempferol isimli flavonid kan damarlarınızı serbest radikallerden ve reaktif oksijen türlerinden aktif bir şekilde korurken vücudunuza nitrik asidin verdiği zararları azaltır. Kaempferol aynı zamanda kan damarlarınızı genişletip gevşeterek dinlenmelerine yardımcı olur.Ayrıca Kalp damar sağlığını tehdit eden homosistein oranını da düzenlenlemeye de yardımcıdır.

Pırasa yoğun bir mineral havuzuna sahip olduğu için gece yatmadan önce tüketildiği zaman uyku hissinizi arttırmış olur. Bol mineral içerdiği için beyin uyuşarak uyku haline geçmesine uyku düzensizliklerini ortadan kaldırmaya yardımcıdır. Ayrıca psikolojik rahatsızlıkları olanların sakinleştirilmesi konusunda da yardımcı olur.

İçerisinde yağ barındırmadığı için kilo almayı en aza indir ve diyetlerin vazgeçilmezidir. Ayrıca lifli yapısı sayesinde kabızlığının önüne geçmemize yardımcı olur.

Pırasa, vücutta biriken toksin yani zararlı olan maddelerin tutularak dışarı atılmasını sağlar. Antioksidan özelliği sayesinde bu toksin maddeler hem atılmasını hem de vücutta birikmesini önlemiş olur.

Pırasa , böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Siğil Giderici Şifalı Bitkiler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sigil-giderici-sifali-bitkiler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sigil-giderici-sifali-bitkiler</guid>
<description><![CDATA[ Siğil giderici, Siğil deride meydana gelen bir hastalıktır. Siğile neden olan şey ise bir virüstür. Bu virüs deride yer aldıktan sonra, vücutta bazı kabarcıklar oluşmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38eed1fa.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Siğil, Giderici, Şifalı, Bitkiler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ Siğile neden olan temel virüs ise papillom virüsüdür. Siğiller, temas yolu ile bulaşabilir. Özellikle kamuya açık ortamlarda mesela toplu taşıma araçlarında ya da banyoda ortak kullanılan eşyalar yolu ile bulaşabilmektedir.

Bunların dışında siğil vücudun her yerinde oluşabilmektedir. Özellikle vücudun el, parmak ve ayak bölgelerinde görülmektedir. Siğiller kötü huylu kabarcıklar değildirler. Siğilin birçok tedavi yöntemi vardır. Bu tedaviler isteğe göre değişmektedir; isteyen tıbbi yöntemlerle isteyen de daha doğal yöntemler kullanabilmektedir.

Vücutta yer alan kesik ve yaralara siğil virüsünün daha kolay yerleştiği belirtilmektedir. Bunun dışında temiz olmayan ortamlarda da siğilin bulaşma ihtimali daha yüksektir. Bu yüzden her şeyden önemlisi ortak kullandığınız alanlar dikkat edilmesi gereken birincil faktördür. Ayrıca siğilin birden fazla çeşidi bulunmaktadır. Bunların arasında; ayak tabanı siğilleri, düz siğiller, etek siğilleri sayılabilir.

Siğil Giderici Şifalı Bitkiler

Fesleğen

Fesleğen siğil tedavisinde kullanılan bitkilerden bir tanesidir. Fesleğen içerisinde barındırdığı antiviral ve antibakteriyel özelliği sayesinde cildi temizler ve cilt üzerinde bakteri oluşmasını engeller.
 



Sarımsak

Sarımsak birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığı gibi siğil gibi cilt hastalıklarında da kullanılmaktadır. İçerisinde bol miktarda sülfür barındıran sarımsağın, ciltte oluşan lekelerde iltihap ve enfeksiyon kapmasını engeller ve bakterilerin yok olmasını sağlamaktadır. Bu sebepten ötürü sarımsak birçok cilt hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır.

Havuç

Günlük yaşantımızda pek çok yemeğin içerisinde kullandığımız ve tükettiğimiz havuç, aynı zamanda bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Havuç, içerisinde A vitamini, antioksidan ve mineral barındırmaktadır. Bu besinleri içermesi havucu ciltte meydana gelen hastalıkların tedavisinde kullanımını artırmıştır. Havuç, siğil lekelerini temizlemede ve cildi korumaya yaramaktadır.

Hint Yağı

Hint yağı siğil tedavisinde kullanılan alternatif seçeneklerden bir tanesidir. Özellikle çok kurumuş olan lekeler üzerine uygulandığı zaman lekeleri nemlendirici etkisi bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı siğil gibi cilt hastalıklarında Hint yağı kullanılabilmektedir.

Aloe Vera

Pek çok hastalığın tedavisinde kullanılan Aloe vera bitkisi siğil tedavisinde de sıkça kullanılmaktadır. Özellikle vücutta bulunan yaraların iyileşmesinde ve oluşan tahrişlerin giderilmesinde içerisinde barındırdığı vitaminlerin ve minerallerin büyük bir etkisi bulunmaktadır. Bunun dışında oluşan siğil kabarcığında oluşan iltihabı kurutabilme etkisine sahiptir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cadı Fındığı (Macadamia)</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cadi-findigi-macadamia</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cadi-findigi-macadamia</guid>
<description><![CDATA[ Cadı fındığı, Hamamelidaceae familyasından Hamamelis cinsini oluşturan ikisi Kuzey Amerika biri Japonya ve bir türü de Çin&#039;de bulunan bitkilerin ortak adı. Diğer bir ismi sihirli ceviz olan bitki, genellikle cilt bakımında ve cilt hastalıklarında tedavi amaçlı kullanılır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38e6fa86.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Cadı, Fındığı, Macadamia</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Cadı Fındığı (Macadamia)
Hamamelis Virginiana

Diğer İsimlerAcı Fındık, Sihirli Ceviz, Witch Hazel, Güvercin ağacı

FamilyaGünlükgiller ( Hamameliadaceae )

Sınıfİki çenekliler ( Magnoliopsida )

BölümKapalı tohumlular ( Magnoliophyta )

TakımSaxifragales

Yetiştiği BölgelerAsya, Avrupa, Afrika'da kültürü yapılır.

Kullanılan KısımKabuk ve Yaprak

Etken MaddelerTanenler ( hamamelitanin, monogaloyil hamamelos), kateşinler ( kateşin, gallokateşin, epikateşin gallat, epigallokateşin gallat), oligomerik prosiyanidinler, uçucu yağlar (alifatik karbonil bileşenleri, alifatik alkoller ve alifatik esterler), flavonoidler (quercitrin, isoquercitrin), gallotaninler, gallik asit, mirisetin, quercetin, kamferol, katekol deriveleri
Cadı Fındığı ( Macadamia ) Latince Homamelis Virginiana, İngilizce Witch Hazel ve ülkemizde de Acı Fındık adıyla bilinmektedir.

 Bitki, boyu 7 m.’yi bulan, erken ilkbahar döneminde, yaprakları henüz çıkmamışken, parlak, sarı çiçekler açan bir ağaç türüdür. Amerika’dan Kanada’ya kadar uzanan Atlantik kıyılarındaki iklim şartlarında yetişme imkânı bulmuştur.

Cadı Fındığı ( Macadamia ) 16. yüzyılda kızılderililerin yaralarını, kaynattıkları ağaç kabuklarının suyunu sürerek tedavi ettikleri söylenir. Amerikalılar kızılderililerden gördükleri bu uygulamayı yerleşik hayata geçtiklerinde ilk olarak erkek berberlerde uygulamaya başladılar.  Tıraş esnasında oluşan kesikler için kanamayı azaltmak ya da tıraş sonrasında rahatlama için cadı fındığını kullandılar.



Cadı Fındığı ( Macadamia ) Ağacının, ağaç kabuğu, yaprak kısımları ve meyvesinden dermatolojide, cilt hastalıklarının tedavisinde ve çeşitli cilt sorunlarının giderilmesinde faydalanılır. Özellikle Hemoroid, halk arasında bilinen adıyla Basur tedavisinde çok başarılı sonuçlar elde etmektedir.Bunun yanırısa yanık ve yara tedavisinde, kanamaları kesmekte kullanılır. Ayrıca Cadı Fındığı ( Macadamia ) soğuk algınlığı, adet sancısı, tümörler, göz iltihapları, ishal, bağırsak hassasiyetleri, burun kanaması, vajinit ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıkların tedavisinde, taze demlenmiş çayı kullanılır.Günümüzde cadı fındığı, FDA (U.S. Food and Drug Administration) tarafından kozmetik etkileri onaylanmış birkaç ağaçtan biridir.



Cadı Fındığı Yağı Koku Sabitleyicidir!
Cadı Fındığı ( Macadamia ) Yumuşatıcı ve koku sabitleyici özelliği nedeniyle kozmetik sanayinde çok talep görmektedir. Bitki, içeriğindeki Omega 3-6-7 yağları sayesinde cildin su tutma kapasitesinin artmasını sağlar.  Yara, yanık, çatlak, tahriş gibi çeşitli cilt sorunlarını gidermek maksadıyla bitkinin meyvelerinden elde edilen yağından faydalanılır. Cadı Fındığı ( Macadamia ) Meyvelerinin içeriğindeki Omega 7 yağı, insan saçlı derisinde ki yağa yapısı itibariyle benzer özelliktedir. Yağın bu benzerliği saç derisinin, emilimini artırır, beslenmesini ve nem dengesini korumasını sağlar. Yağlılık hissi vermediğinden dolayı, saç şekillendiricilerinin  yerine de kullanılmaktadır.


Antienflamatuar etkisi,

Cadı Fındığı ( Macadamia ) Antienflamatuar etkisi, yüksek oranda tanen içerdiği için antioksidan özelliği ve sakinleştirici işlevi vardır. Bunun yanında doğal bir astrenjan yani sıkılaştırıcıdır. Astrejan özelliği nedeniyle de dermokozmetiğinde yaşlanma karşıtı keremlerin ve tonik gibi cilt temizleme ürünlerinin doğal içeriklerinden biri olmuştur.
Çoğu zaman cilde ve kafa derisine uygulanan cadı fındığı, iltihabı hafifletme ve hassas cildi yatıştırıcı etkisi ile bilinir.
Bu nedenle, cadı fındığının geniş kapsamlı yararları vardır ve akne, egzama veya sedef hastalığı gibi iltihapla ilgili sorunların tedavisinde yararlı olabilir.
Cadı Fındığı ( Macadamia ) Haricen de kullanımı mevcuttur. Bitkinin yaprakları ya da ağaç kabukları su ile kaynatılarak yumuşatılır ve yaralara dışarıdan sürülerek kullanılır.Cadı Fındığı ( Macadamia )  Türk fındığına göre daha iri, daha yumuşak ve %60-70 oranında daha yağlı bir yapıya sahip olması nedeniyle, çerez olarak çok talep görmese de kurabiye, kek gibi tatlıların yapımında farklı lezzeti nedeniyle tercih edilmektedir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Keçiboynuzu (Ceratonia siliqua)</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/keciboynuzu-ceratonia-siliqua</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/keciboynuzu-ceratonia-siliqua</guid>
<description><![CDATA[ İki çay kaşığı keçiboynuzu tozu, 48 kaloridir. Keçiboynuzu tozu yağ içermez ve her bir serviste 1 gr. protein içerir. İki çay kaşığı keçiboynuzu tozu günlük kalsiyum gereksiniminin %6’sını, demir gereksiniminin %2’sini sağlar. Yetişkinlerin çoğunluğu, kemikleri korumak için en azından günde 1000 mg kalsiyuma; yaş ve cinsiyete bağlı olarak, sağlıklı alyuvar seviyesi için de 8-18 mg. demire gereksinim duyar. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38d6f03a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Keçiboynuzu, Ceratonia, siliqua</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Keçiboynuzu
Ceratonia siliqua

Diğer İsimlerCarob, Harnup

FamilyaBaklagiller ( Fabaceae )

Sınıfİki çenekliler ( Magnoliopsida )

BölümKapalı tohumlular ( Magnoliophyta )

TakımFabales

Yetiştiği BölgelerYalnızca akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgelerde yetişmektedir.

Kullanılan KısımMeyveleri, tohumları ve tohumlarından elde edilen zamk

Etken MaddelerA, B, B2, B3 ve D vitaminleri,Magnezyum, demir, fosfor, manganez ve potasyum gibi mineraller,Keçiboynuzu tanenlerinde, gallik asit mevcuttur. Gallik asit, analjezik, anti alerjik ve aktibakteriyaldir. Aynı zamanda, antioksidan, antiviral ve antiseptiktir.

FAO kayıtlarına göre dünyada keçiboynuzu üretimi 186-187 bin ton olup, bunun 85-95 bin tonu ticarete konu olmaktadır. Toplam ticari değeri de 110-115 milyon dolardır. 12 bin ton kadar bir üretim olduğu tahmin edilmektedir.



Keçiboynuzu ilk zamanlar yeşil ama olgunlaştığında kahverengileşmektedir. Ağaç Meyvesinin mezokarpı (orta tabakası), taze iken yumuşak ve tatlıdır. Her bir meyvenin (bakla) içerisinde on beş kadar sert kabuklu yassı tohumlar bulunur. Tohumlar Trigosol adı verilen bir madde içerir.

Boyu 10 metreyi bulabilen, maki türü ağaçcıklardır. Birleşik dizilimli olan yaprakları, sert ve koyu yeşil renktedir. Keçiboynuzu bitkisi anavatanı olan yerlerde doğal olarak yetiştirildiği gibi özel olarak yetiştiriciliği de yapılmaktadır. Keçiboynuzunun anavatanı Suriye, İspanya, Kıbrıs, Fas, Yunanistan, Tunus, Libya ve Filistin‘dir. Ülkemizde de Mersin, Antalya, Silifke, Datça civarlarında yaklaşık olarak 1500 km’lik sahil şeridinde yetişmektedir.

Bu bitki kurak koşullar da, tarıma elverişli olmayan taşlık, kayalık, kıraç, kuru ve en verimsiz topraklarda kendiliğinden yetişen, derine giden kazık kök sistemiyle toprağı erozyona karşı koruyan, yangına ve kuraklığa dayanıklı türdür.



Keçiboynuzu  son dönemlerde doğal beslenmeye yönelimden dolayı oldukça popüler bir hale gelmiştir. Özellikle kalsiyum açısından zengin oluşu,kemik sağlığına faydalı oluşu tüketiminin artmasına neden olmuştur.Şeker yerine kullanımıda oldukça yaygındır. Sağlıklı tariflerde keçiboynuzu unu sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

E vitamini içerdiği için astım, bronşit, grip, nezle gibi hastalıklara faydası bilenmektedir.Çay olarak tüketilmesi faydalıdır.

Zengin bir lif kaynağıdır. İçeriğindeki lif oranının yüksek olması sebebiyle sindirimi rahatlatır.

Meyvesinden, yapraklarından, çekirdeklerinden yararlanılabilir. Yapraklarıyla ve dallarıyla çayı elde edilebilir. Meyveleri ise taze ve kuru olarak tüketilir. Bu şifalı bitkinin çekirdeği ise lapa haline getirilerek çıbanlar, basur, vücuttaki yaralar ve şişkinlikler için kullanılır.



Keçiboynuzu çayı, pekmezi şeklinde tüketilebilen ve ayrıca taze olarak da yenilebilen bu şifalı bitki, günlük hayatta kolaylıkla ulaşılabilir ve tüketilebilir. Ayrıca genel olarak nefes darlığı, astım, bronşit gibi hastalıkların tedavisi için de kullanılan bitkinin haftada birkaç gün tüketilmesi tavsiye edilir.

Bilimsel olarak ispatlanmış olan keçiboynuzu kolesterole iyi gelmektedir. Lif ve zengin gıdalar barındıran keçiboynuzu kolesterolün dengede kalmasını sağlar. Yapılan araştırmalarla birlikte keçiboynuzu hiper kolesterol içinde faydalı bir besindir.Keçiboynuzu içerisinde diyet lifi bulunur. Bu lif, yemekten sonra zaman zaman serbest bırakılan ve vücuda açlık hissi veren bir hormon olan ghrelin salgısını engeller. Bu sayede, keçiboynuzu aşırı yeme istediği azaltarak, kilo sorununa önleyici ve iyileştirici etki yapar.

Keçiboynuzu ve Akciğer Kanseri !

Antioksidanlar bakımından zengin olan keçiboynuzu, tüm vücudu ve özellikle de akciğerleri zararlı maddelerden temizleyici özellik gösterir. Bu bakımdan düzenli olarak keçiboynuzu tüketimi durumunda sigara, alkol ve diğer zararlı maddelerden kaynaklı akciğer kanseri oluşumu riski minimuma iner. Ayrıca akciğerlerin daha sağlıklı çalışmasını sağlayarak diğer hastalıklara karşı da akciğerleri korur.

Gelişen teknoloji ile beraber radyasyon başta iş yerlerimiz olmak üzere, cebimize kadar girdi. Bundan kaynaklanan vücutta biriken radyasyonun dışarı atılmasını sağlamakta ve  her gün tüketmeye özen göstermek uzun vadade sağlığımız için faydalı olacaktır.



 Keçi Boynuzu kürü nasıl yapılır, hazırlanır?

Keçiboynuzu cinsel gücü arttırarak, sperm sayısında etkili olduğu gözlenmiştir.

Gereken malzemeler: Yarım litre su, 6-7 adet keçiboynuzu

Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısınıda akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca hergün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca hergün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.



 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kağıt Çiçeği  &amp;apos;Helichrysum bracteatum&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kagit-cicegi-helichrysum-bracteatum</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kagit-cicegi-helichrysum-bracteatum</guid>
<description><![CDATA[ Kağıt çiçeği,  üretim yöntemi olarak ; Mart. nisan, mayıs aylarında tohumdan çoğaltılarak üretilir. Çiçeğin tohumları ilkbaharda doğrudan yerlerine ( saksı vb.) veya isteğe göre seralara ekilir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38de8270.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kağıt, Çiçeği, Helichrysum, bracteatum</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kağıt Çiçeği
Helichrysum bracteatum

Diğer İsimlerKağıt çiçeği, Bracted strawflower,  Sihirli çiçekler, Dul gözyaşları, Aşk Tanrısı'nın kamışı veya Aıcak su bitkisi

FamilyaPapatyagiller ( Asteraceae )

SınıfÇift Çenekliler ( Eudicotidae )

BölümKapalı Tohumlular ( Magnoliophyta )

TakımAsterales

Yetiştiği BölgelerAnavatanı Avustralya'dır.

Kullanılan KısımÇiçekleri
 

Çiçeğin tohumları ilkbaharda doğrudan yerlerine ( saksı vb.) veya isteğe göre seralara ekilir. Çimlenme işleminden sonra fideler humuslu, kumlu topraklara uygun şekilde geçirilir. İstenilen sıcaklık olarak 18 ile 24°C olarak bilinir.  Çiçeklerin çimlenme süresi ise tahmini  7 ile 20 gündür. Kağıt çiçeğini az sulama yeterlidir.

Günümüzde süs bitkisi olarak yetiştirilir. Peyzaj alanında sıkca kullanılır. Çiçeklerin bodur çeşitleri saksılarda evlerinizin balkonunda rahatlıkla  yetişebilir. Bu rengârenk çiçeklerle mekanlarınıza farklı bir hava katabilirsiniz. Fazla bakım gerektirmez ancak çiçeklerinin görünümü çok hoştur. Toprağının  düzenli bir şekilde dikkatlice ve  çamurlaştırmadan sulanmalıdır.

Kağıt çiçeklerinin yapısı hava durumuna göre de değişiklik gösterebilir. Bundan dolayıdır ki  kapalı havalarda çiçekleri geceleri kapanır. Kağıt çiçeği yaz aylarında  papatyayı andıran şekilde, sarı, kırmızı, turuncu mor renklerde ve parlak renkli  çiçek açmaktadır. Dokunduğunuzda kağıt hissi alırsınız ve kağıt gibi ses çıkarır,  ayrıca sanki kurumuş gibidirler, samansı bir dokuya sahiptirler. Bu özelliklerinden dolayı kağıt çiçeklerine bir diğer isim olarak ‘saman çiçeği’ de denir. Yaprakları uzun ve ucu mızrak gibi sivri olur.

Kağıt çiçeği,  günümüzde popülaritesi oldukça yüksek  altın otu  gibi kuru çiçek olarakta  kullanılmaktadır.  Bunun için kesilen çiçekler;  Havadar ve loş bir odada sapından aşağı gelecek şekilde  asılır ve kuruması için  bir süre bekletilir. Canlı çiçek olarak kullanımının yanı sıra kuru çiçek olarakta görünümü oldukça şıktır.
Fazla bakım gerektirmemesi ile mekanlarınızda hoş bir görünüm kazanabilirsiniz.

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aslanpençesi  &amp;apos;Alchemilla&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aslanpencesi-alchemilla</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aslanpencesi-alchemilla</guid>
<description><![CDATA[ Aslanpençesi kadın hastalıkları üzerinde etkilidir. Adet düzensizliklerinde, rahim akıntılarında, rahim sancılarında, menopoz dönemi etkilerinin azaltılmasında, ergenliğe geçme döneminde civan perçemiyle birlikte kullanıldığında adetleri düzenler ve geciken adetin başlamasına yardımcı olur. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38cf1120.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Aslanpençesi, Alchemilla</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Aslanpençesi
Alchemilla

Diğer İsimlerLayd's mantle, kadın pelerini, kadın mantosu

FamilyaGülgiller ( Rosaceae )

Sınıfİki çenekliler ( Magnoliopsida )

BölümKapalı tohumlular ( Magnoliophyta )

TakımRosales

Yetiştiği BölgelerTürkiye’de bu cinse ait özellikle iki tür (Alchemilla arvensis ve Alchemilla vulgaris) Kuzey, Güney ve Batı Anadolu’da yaygın olarak yetişir

Kullanılan KısımYaprak ve çiçekleri

Etken MaddelerTanen maddesi ve birçok uçucu yağ ile birlikte yağ asitleri, selüloz ve glikoz

Yaşam Ortamı

En FazlaUzama0,1 - 0,5 mt
En FazlaYayılma0.1 - 0.5 mt
Nihai SüreOlgunlaşma2 - 5 yıl
Aslanpençesi ot ve çalı boylarında olan bitkinin çiçekleri gösterişsiz ve taç yapraksız küçük boydadır. Halk ilacı olarak anılan bitkinin çoğalması eşeysizdir. Çok sayıdaki türünün bir bölümü süs bitkisi ve yem bitkisi olarak kullanıldığı bilinir. Bitki yazları yeşil olup, 2 yıldan fazla ömrü bulunur.

Kadınlarda özellikle oluşan rahatsızlıkları tedavi etmek amacıyla hazırlanan aslanpençesi doğru şekilde uygulanması durumunda istenilen etkinin elde edilmesini sağlayabilir.

Arap dünyasında kadınlar için bir güzellik toniği olarak kabul edilir ve bu boğaz enfeksiyonları, kesikler, sıyrıklar, sindirim sorunları ve ishal gibi birçok hastalık için sıkılaştırıcı özelliklerinden dolayı hem erkekler hem de kadınlar için yararlı olarak kabul edilmektedir.



Aslanpençesi Faydaları

Aslanpençesi bayanlar için oluşan rahatsızlıklara karşı son derece etkilidir.Hazırlanacak olan kür sayesinde uygulama yapmak isteyenler kısa süre içerisinde istedikleri etkiyi elde edebilirler. Aksatılmadan düzenli şekilde kullanılması gerekir.


	Vajinal banyo, el ayak banyosu sırasında 1 litre suyun içinde 2 avuç kadar aslan pençesi kaynatılarak kullanılabilir.
	Sapları ve yaprakları tüketilmesi durumunda ishale iyi gelmektedir.
	Özellikle çayının tüketilmesi bağırsaklardaki hareketin yavaşlamasına ve kontrol altına alınmasını sağlayabilir. Bağırsak sendromu rahatsızlıklarındaki yakınmaların giderilmesini sağlamaktadır.
	Şeker hastalarında oluşan yaraların özellikle daha kısa süre içerisinde kapanmasını sağlamaktadır.
	Demire bağlı olarak annemin problemi yaşayanlar özellikle çayını tüketerek yaşatmış oldukları problemden kurtulabilirler.
	Kadınlarda özellikle gebelik döneminde rahim kaslarının güçlenmesini sağlayarak düşük riskinin azalmasını yardımcı olmaktadır.
	Kadınların rahimleri üzerinde son derece yararlı olmaktadır. Özellikle hormonların düzenlenmesini rahimde miyomlar nedeniyle oluşan kanamaların durdurulmasını sağlamaktadır.
	Kadınlarda endişe ve üzüntünün yaşanması halinde özellikle adet düzensizliği problemi oluşabileceği için sorunun çözülmesi amacıyla kullanılabilir.
	Aslanpençesindeki yüksek antioksidanların içeriği sayesinde, serbest radikallerin serbest bırakılmasını engelleyerek sağlıklı hücreleri üretmek için kafa derisine yardımcı olur ve böylece saç köklerinin doğal büyümesini sağlar.


Aslanpençesi bitkisini çay olarak tüketmek bu faydalarından yararlanmak için iyi bir yöntemdir. Yine aynı şekilde aslanpençesi çayı tüketmek içerdiği antioksidanlar nedeniyle çok etkili bir saç toniği olarak görev görmektedir. Böylece saçların daha sağlıklı uzamasını sağlamakta ve saçın doğal renginin korunmasını desteklemektedir.

Aslanpençesi bitkisi kilo vermeye yardımcı olabilmektedir. Birçok Arap ülkesinde yıllardır kilo vermek için kullanılan aslanpençesi bitkisi, metabolizmayı hızlandırmak ve yağ yakmak için etkili olabilmektedir. Eğer kilo verme çabası içerisindeyseniz, yardımcı olarak bu bitkiyi kullanabilirsiniz.

Gebelikte düşük riski yüksek olan kadınlarda kullanılırsa, rahim kaslarını güçlendirir, kas yorgunluğunu giderir ve bununla düşük riskini azaltır. Aynı zamanda zor doğumları olanlarda, doğum yaralanmalarında etkili olur. Gebelikte bu riskleri olan kadınlar, ilk üç aydan sonra aslanpençesi çayı içebilirler. Lohusa olan kadınlara da 10 gün kadar bitkinin çayından önerilir.

Vücuttaki yağ birikimlerinde kullanılabilir. Fazla sıvı birikimine idrar söktürücü özelliğiyle iyi gelir. Özellikle yükseklerde yetişen yapraklarının altı parlak gümüş renkte olanlar bunun için uygundur. Bunun çayı hazırlanarak, günde 3 fincan içilebilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zeytin &amp;apos;Olea europaea&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/zeytin-olea-europaea</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/zeytin-olea-europaea</guid>
<description><![CDATA[ Eski Ahit&#039;e göre zeytin, refahın ve bolluğun sembolüdür ve yalnız Eski Ahit değil, tüm kutsal kitaplarda zeytin ağacı kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, gururun, zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın, arınmanın ve yeniden doğuşun, kısaca insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38c7d804.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Zeytin, Olea, europaea</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Zeytin
Olea europaea

Diğer İsimlerOlive, Ak zeytin, Aşı yeli, Çakır çilli, Dilmit, Erkence, Eşek zeytini (Ödemiş), Girit zeytini, Hurma kaba, Hurma karaca, Karayaprak, Taş arası, Tavşan yüreği, Yağ zeytini,

FamilyaZeytingiller ( Oleaceae )

Sınıfİki Çenekliler ( Magnoliopsida )

BölümKapalı Tohumlular ( Magnoliophyta )

TakımLamiales

Yetiştiği BölgelerEge, Akdeniz, Çanakkale,İçel, Antalya, Adana, Kahramanmaraş ve Mardin'e kadar uzanmaktadır.

Kullanılan KısımMeyve, yaprak, gövde kabuğu, Sabit yağı

Etken MaddelerAlkaloitler, acı glikozistler, mineraller, organik asitler, protein, yağ, A, C, E vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, kükürt, klor, magnezyum mineralleri ve sabit yağ içerir.

Yaşam Ortamı

En FazlaUzama4 - 10 m
En FazlaYayılma1.5 - 2.5 m
Nihai SüreOlgunlaşma20-50 yıl
 
Zeytin 8000 yıl öncesine dayanan tarihi birçok mitolojik efsaneye konu olmuştur. Ege Denizi’nin Santorini Adası’nda yapılan arkeolojik kazılarda çıkan çekirdeği ve yaprak fosillerinin M.Ö. 3700 yılına ait olduğu bilim adamları tarafından tespit edildi. Fakat ilk nerede ve kimler tarafından ehlileştirildiği bilinmemektedir. Zira günümüzdeki zeytin ağaçları yabani ağaçların aşılanarak ehlileştirilmiş.

Zeytini tıbbi ve aromatik bitkiler kategorisi adı altında derlemiş olsak da zeytin halk arasında bilinenin aksine bitki değil meyvedir. Fidan olarak dikilir. Daha sonra ağaç olup çiçek açarak, meyve verir. Çiçekten oluşan ve içerisinde yeni bir bitki oluşturabilecek çekirdeği taşıyan etli kısım meyvedir. Meyvesi kahvaltı sofralarımızın vazgeçilmezi zeytindir. Meyve olarak göremeyişimizin sebebi  ağaçtan topladığımız gibi tüketmemizden kaynaklanmaktadır. Toplandıktan sonra yenemeyecek acılıkta olduğundan belirli geleneksel yöntemlerle acılığı giderildikten sonra tüketilmektedir.



Zeytinin Faydaları

Güçlü antioksidan özelliğe sahiptir. Sindirimi kolaylaştırarak, mideyi rahatlatır. Kolesterolü dengeleyerek, damar tıkanıklığı ve kalp hastalıklarında faydalıdır. Anemiye karşı korumada faydalıdır. Kemik sağlığını korumada içeriğindeki polifenoller sayesinde etkilidir. Zeytin, özellikle oksidatif stres ve kronik viral hastalıklar sırasında sağlıklı bir bağışıklık sisteminin korunmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Zeytin yaprağı çayı  ise acımsı tadıyla yıllardır en bilindik faydası kan şekerini düşürmesidir. Ancak şuan içerisinde bulunduğumuz pandemi dönemi itibari ile zeytin yaprağı bu kez korona virüsü engellediği ve tedavi ettiği iddiaları ile adından söz ettirmiştir. Zeytin yaprağında bulunan Oleuropein  maddesinin korona virüse karşı koruduğunun duyulması üzerine zeytin yaprağına olan ilgi artmıştır.

Kovid’e karşı antiviral aktivite

”Zeytin çayı ve ekstratı üzerine bilgi veren Prof. Dr. Gülendam Tümen “Oleuropein bu kadar aktif bir Kovid’e karşı antiviral aktivite gösteriyorsa; bizde şöyle düşündük. Neden bizim ülkemiz dünyada en fazla zeytin alanına sahip? Yani zeytinin metrekare olarak hesaplandığında en yüksek Türkiye’de. Yani dünyada bir numara biziz. Diğer yandan üretimde ise maalesef dördüncü sıradayız. İspanya birinci sırada.

Dünyada sayılı zeytin yetiştiricilerinden olduğumuza göre, bu yaprakları niye değerlendirmeyelim dedik. Sayın Albayrak’ın desteği ile bunu her yere duyuralım, hiçbir ama gütmeden, her hangi bir ticari amaç gütmeden her kes evinde zeytin yaprağı çayını en azından içsin diye düşündük. Gerçekten pek çok insan içmeye başladı. Bu çok sevindirici. Ama diğer taraftan ileri düzeyde, daha fazla etki almak istiyorsak tabii zeytin yaprağı ekstesini kullanmak çok daha iyi.” dedi.




Prof. Dr. Tümen zeytin yaprağı çayı ve ekstratının Kovid 19’a karşı korunmada ve savaşmada önemli bir etkin madde olduğunu ifade ederek “ Tabii proflaktik özelliğe sahip öncelikle Kovid’e yakalanmadan bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için lazım. Çünkü virüsün virülansını, yani virüsün etkisini azaltan maddeler bunlar. Onun için hastalanmadan, yakalanmadan kullanmalıyız


Eğer ki virüs Kovid bizi bulduğunda kullanmaya devam etmeliyiz. Çünkü, bir elimize literatür geçti. İspanya’da hastanelerde zeytin yaprağı içilmeye başlanmış hastalara. Bir yandan da gıdaların içine, diyetlerin içine zeytin yaprağı ekstresi koymaya başlamışlar.

Bizim de İstanbul da 5 tane şehir hastanesinin baş hekimleri ile yaptığımız toplantıda onlar da son bir aydır içirmeye başlamışlar gelen hastalarına. Bir ay olmasına rağmen dönüşler çok iyi olmuş” dedi.



Zeytin çayı yapımı

Zeytinçayı yapımını anlatan Prof Dr. Tümen “Yaprağı toplarken şuna dikkat edilmeli. Ağaçların ilaçlanma zamanının geçmiş olması lazım. Bunun için de en iyi mevsim kış ayı. Aralık’tan itibaren budamaya kadar alabilirler. Budama mevsimi zaten yağmurların en fazla yağdığı ve yaprakların en temiz olduğu dönem. Yaprakları demleme usulü yapsınlar. Suyu kaynatıp yaprakları biraz parçalıyıp, içine atıp beş, on dakika demlenmesini sağlamalılar. Bu demi sabah, öğle, akşam içmelerini öneririm.” dedi.

Zeytin yaprağındaki etken madde

Zeytin yaprağı çayı, ekstratı ve bilimsel çalışmalar için oleuropein etken maddesi üretimi yapan AR-GE Firması sahibi Faruk Durukan “Zeytin yaprağındaki etken madde oleurapein dediğimiz etken maddedir. Bizim şirketimiz AR-GE şirketi. Biz yirmi yıldır AR-GE çalışmaları yapmaktayız. Yüzlerce etken madde üretiyoruz. Bunlardan bir tanesi de oleuropein. Oleuropein zeytinin yaprağında bulunan etken maddelerin başında gelir. Oleuropein bundan daha önce kanserde 400’ye yakın uluslararası dünya tıp literatüründe yayını vardı. Çalışması vardı. Fakat oleuropein’in daha önceki çalışmalarına baktığımız zaman 13 tane etken madde varmış Kovid 19’a iyi gelen, oleuropein’de bunlardan biri.

Bizim bu yaptığımız çalışmada biz oleuropein’i elde ettik. İki üniversite bu çalışmayı yaptı. Oleuropein dünyada diğer üniversitelerin yaptığı çalışma gibi gerçekten Kovid 19’a etkili olduğunu gösteren yayınlar var.”

Oleuropein’in Kovid 19 ile mücadelede kullanılan 13 etkin madden biri olduğunun altını çizen Durukan “Burada da gördüğünüz gibi hangi bağ yapısını yakaladığını, hangi kanca yapısını yakaladığını çok açık şekilde göstermekte. Üniversitelerimizin bize yaptığı talep ile bizde onlara etken madde üreterek bu çalışma yapılmıştı. Zeytin yaprağını bilimsel olarak hem Türkiye’de yaptığımız çalışma ile hem de dünyada yapılan çalışmalarda Kovid 19 üzerine en etkili 13 etken maddeden bir tanesi olduğu bilimsel olarak ispatlanmış durumda.” dedi.”



Zeytin Yağının kilometre taşları

M.Ö. 6000 – Tarımının Suriye’de Samilerle başlaması
M.Ö. 3000 – Tarım bilgisi ve kültürü Akdeniz’de Doğu’dan Batı’ya doğru yayılmaya başlar. – Ortadoğulu tüccarlar Kıbrıs ve Girit’e zeytini götürdüler.
M.Ö. 2500 – Girit’te bulunan tarih öncesi toprak levhalarda zeytinyağı ve kullanımlarından söz edilir.
M.Ö. 2000 – Eski İsrailliler zeytinyağını rahipleri kutsamakta ve tapınaklardaki kandilleri yakmakta kullanırlar.
M.Ö 1780 – Hammurabi Kanunları’nda bir yıl içinde iki ayaktan fazla budamanın ölüm cezasına çaptırılacağını söyler.
M.Ö. 1700 – Zeytin ağacı Mısır’a getirildi. Tutankamon zeytin dallarından taç giydi.
M.Ö. 1500 – Zeytinyağı Girit’in en önemli ticaret geliri olarak ortaya çıkar ve Mısır’da kozmetik amaçlarla kullanılır.
M.Ö. 1000 – Yunanistan’da zeytinyağının mutfaktaki kullanımları keşfedilmeye başlanır.
M.Ö. 900 – Kaldıraçlı presler kullanılmaya başlandı.
M.Ö. 776 – Kazananlara zeytindalı ve zeytinyağının ödül olarak verildiği ilk Olimpiyat Oyunları yer alır.
M.Ö. 620 – Solon’un zeytin koruma kanununda bir zeytinağacını kesen veya zarar verenin ölüm cezasına çarptırılacağı yazılır.
M.Ö. 600 – İtalya, İspanya, Fransa ve Kuzey Afrika ağacıyla tanıştı.
M.Ö. 200 – Arşimet vidası zeytinyağı preslerinde kullanılmaya başlandı.
M.Ö. 100 – Eski Yunan ve Roma edebiyatında zeytin ağaçlarından, zeytinden ve zeytinyağından söz edilir.

M.S. 100 – Romalılar birkaç değişik zeytinin sınıflandırmasını yaparlar.
M.S. 200 – Roma barışıyla Akdeniz’de zeytinyağı üretimi ve ticareti altın devrini yaşadı.
M.S. 325 – Konsantin zamanında 2300 yağ distribütörü kent sakinlerinin yemek, kozmetik masaj, vücut bakımı, lamba ve diğer şey için kullandığı zeytinyağını temin eder.
M.S. 1000 – Zeytinyağı az bulunmaya başlar ve bazen nakit yerine kullanılsa da en önemli kullanım alanı dinsel ayinlerdir.
M.S. 1300 – Akdeniz ülkelerinin temel yiyeceği haline geldi.
M.S. 1500 – 1600 – İspanyol kaşif ve misyonerler zeytinyağını Yeni Dünya’ya taşırlar.
M.S. 1524 – Meksika’da ilk zeytin ağaçları dikilir.
M.S. 1550 – Leonardo da Vinci zeytinyağı presi tasarladı.
M.S. 1700 – Fransisyan misyonerler 600 kilometrelik Kaliforniya sahillerine 1800’lerin başlarında zeytin dikerek 21 yerleşim bölgesinden 19’una zeytini götürürler.
M.S. 1717 – Vincenzo Mela adlı İtalyan prina yıkama yöntemiyle prina yağı elde etti.
M.S. 1820 – Zeytinyağı imalatında su gücüyle çalışan hidrolik presler kullanılmaya başlandı.
M.S. 1870 – Kaliforniya’da ilk ticari zeytin üretimi başlar.
M.S. 1887 – Van Gogh zeytinliklerle ilgili 16 tablo yaptı.
M.S. 1900 – İtalya Kralı I. Umberto İtalya’da zeytin ağacının kesilmesini yasaklar ki bu İtalya’nın bazı kesimlerinde hala yürürlüktedir.
M.S. 1920 – Amerika’ya gelen Avrupalı göçmenler Amerikan mutfağına zeytinyağını sokarlar.
M.S. 1927 – Kesintisiz sistemin öncüsü santrifüj teknolojisi zeytinyağı imalatında uygulandı.
M.S. 1980 – Sağlık ve yemek kitapları aracılığıyla zeytinyağı bilgi ve kültürü dünyaya yayılmaya devam eder.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Keçiboğan &amp;apos;Calicotome villosa&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kecibogan-calicotome-villosa</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kecibogan-calicotome-villosa</guid>
<description><![CDATA[ Keçi boğan dikenli çalı formundadır, ışık ve güneş severler.Tohumdan üretilmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38be8c87.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Keçiboğan, Calicotome, villosa</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Keçiboğan
Calicotome villosa

Diğer İsimlerKeçi boğan,  

FamilyaFabaceae ( Fabaceae )

TakımFabales

Yetiştiği BölgelerAkdeniz, Ege ve Marmara bölgesinin makiliklerinde yetişir.

 

Yaşam Ortamı

En FazlaUzama  1,5-3 m
Keçi boğanınn dünyada 5 türü vardır.Yapraklar saplı, 3 yaprakçıklı; yaprakçıklar 5-15 mm boyunda, ters yumurtamsı, alt kısımda tüylü, üst kısımda tüysüzdür.  Sık dallı ve dik büyüyen bir formu vardır.Çiçekleri ise salkım şeklinde, çiçekler yapraklardan önce açar. Kaliks tüpsü ve beş kısa dişlidir. Korolla sarı renkli, tüysüz, 8-18 mm boyundadır.Kış Sonu (Şubat)Bahar Başı (Mart)Bahar (Nisan)Bahar Sonu (Mayıs)Yaz Başı çiçeklenir. Bir kaç ay çiçekli kalır.Tohumdan üretimi yapılmaktadır.

Keçi boğan dikenli çalı formundadır, ışık ve güneş severler.Tohumdan üretilmektedir.



 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın bilinen en yaşlı albatrosu 70 yaşında 40&amp;apos;ıncı yavrusunu dünyaya getirdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-bilinen-en-yasli-albatrosu-70-yasinda-40inci-yavrusunu-dunyaya-getirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-bilinen-en-yasli-albatrosu-70-yasinda-40inci-yavrusunu-dunyaya-getirdi</guid>
<description><![CDATA[ Pasifik Okyanusu&#039;ndaki Midway Adası&#039;nda 70 yaşındaki dünyanın en yaşlı albatros kuşu Wisdom geçtiğimiz günlerde 40&#039;ıncı yavrusunu dünyaya getirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38b7ecdd.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, bilinen, yaşlı, albatrosu, yaşında, 40ıncı, yavrusunu, dünyaya, getirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kuzey Pasifik Okyanusunda, Hawaii takımadalarının kuzey-batısında bulunan ve uzun yıllar albatros kuşlarına ev sahipliği yapan Midway Adası’nda yaşayan 70 yaşındaki dünyanın en yaşlı albatrosu Wisdom, 40’ıncı yavrusunu dünyaya getirdi. ABD Yaban Hayatı Koruma Derneği yetkilileri, doğumun sağlıklı bir şekilde gerçekleştiğini ifade etti.

Yetkililer, adaya yumurtlamaya gelen Wisdom’la ilgili basına yaptıkları açıklamada, "Dönüşü sadece her yerdeki kuş severlere ilham vermekle kalmıyor, aynı zamanda bu zarif deniz kuşlarının gelecekte hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları habitatları nasıl koruyabileceğimizi daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor" dedi.

Albatros türü kuşlar ilk kez 1893 yılında İngiliz zoolog ve banker Lionel Walter Rothschild tarafından bilimsel olarak keşfedilmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kuzu Göbeği Mantarı nedir ve nerelerde yetişir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kuzu-goebegi-mantari-nedir-ve-nerelerde-yetisir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kuzu-goebegi-mantari-nedir-ve-nerelerde-yetisir</guid>
<description><![CDATA[ Kuzugöbeği, Morchellaceae familyasından, yenilebilen bir mantar türüdür. Genelde ormanlarda tek tek veya küçük gruplar halinde bulunur, özellikle orman yangınlarında sonra sıkça rastlanır. Genelde bahar aylarında ortaya çıkar. Bahar aylarında yağışın olmaması olumsuz yönde etkiler. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38b0f17a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kuzu, Göbeği, Mantarı, nedir, nerelerde, yetişir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kuzu göbeği mantarı humuslu ve mineral bakımından zengin topraklarda yetiştirilir. Özellikle de alarak ve dere kenarlarında, orman açıklıklarında ve bitki örtüsü yanmış bölgelerde az da olsa yetişir.

 Kuzu Göbeği Mantarı Nasıl Pişirilir?

 Kuzu göbeği mantarı, Fransız mutfağının en önemli ürünleri arasında yer alır. Ülkemizde ise yumurta ile karıştırılarak omlet şeklinde yapılan hızlı ve lezzetli bir yemek yapılarak sıkça tüketilir. Yumurtalı kuzu göbeği kavurması tarifinde, taze mantarlar iyice yıkandıktan sonra kuşbaşı şeklinde doğranır. Daha sonra mantarlar tavaya eklenerek daha sonra çırpılmış yumurtalar eklenir. Bu lezzetli tarifi özel misafirlerinize rahatlıkla yapabilirsiniz.



 Kuzu Göbeği Mantarı Faydaları

Kansızlık ve anemi gibi hastalıkların etkisini önemli ölçüde azaltmayı sağlar.

Dinç ve zinde kalmayı kolaylaştırır.

Kan yapar ve kansızlığa iyi gelir.

Konsantrasyonu arttırır.

Bağışıklık sistemini hızlıca onarır.

Kanser tedavisinde oldukça etkilidir.

Bağışıklık sistemini hızlı bir şekilde onarır.

B1, B2 ve C vitaminleri açısından oldukça zengindir.

Protein bakımından çok zengin bir yiyecektir.

İçeriğinde bol miktarda potasyum ve kalsiyum bulunur.

Bağırsakları ve mideyi rahatlatır.

Bileşiminde 8 adet aminoasit vardır.



Kuzu Göbeği Mantarı Nedir?

 Kuzugöbeği mantarı, Latince ismiyle “morchella esculenta”, “Morchellaceae” ailesinden gelen bir bitki türüdür. Bu mantarlar, tek tek ya da küçük bir topluluk halinde yetişir. Bahar döneminde hasat veren bu bitkiler az miktarda üretildiğinden dolayı fiyatı oldukça yüksektir. Kuzu göbeği mantarına en çok Avrupa ve Amerika’da rağbet gösterilir. Bilinen pek çok faydası bulunan kuzu göbeği mantarı, ülkemizde daha çok Ege, Akdeniz ve Karadeniz de yetiştirilir.

 Kuzu Göbeği Mantarı Kurucusu ve Öncüleri Kimdir?

 Böyle bir şey yoktur. Bu bitki çok sayıda faydası ile yemeklerde kullanılan faydalı bir mantar çeşididir. Özellikle de Avrupa ve Amerika’da çok tüketilir. Bahar aylarında yetişen bu ürünler az bulunduğu için değerlidir.

 Kuzu Göbeği Mantarı Özellikleri

 Kuzu göbeği mantarının yumurtaya benzeyen şapkası, oyuksu ve düzensizdir. Köşeli ve geniş oyunların üç kısımları ise bir ağ görünümündedir. Bu mantarlar, genellikle de kırmızı ve sarı tonlarındadır. Sap kısmı ise, düzensiz ve silindirik bir görünüme sahiptir. Mantarın etli kısmı da mum kıvamındadır. Hoş kokulu, kırmızımsı ve sarı bir renge sahiptir. Ülkemizde her yıl 400-500 ton civarı kuzu göbeği mantarı Avrupa’ya ihraç ediliyor.


 

 Kuzu göbeği mantarı daha çok kanser hastalığının tedavisi için ilaç sanayisinde kullanılıyor. Ülkemizde hızlı ve güvenli bir şekilde yetiştirilen kuzu göbeği mantarı, ekonomiye de büyük katkılar sağlıyor. Kuzu göbeği mantarı yetiştirmek istiyorsanız kültür mantarı yetiştiriciliği hakkında bilgi edinebilirsiniz. Bölgede yaşayan ve mantar toplamacılığı yapan köylüler, sabahın erken saatlerinde yola çıkarak köyde mantar aralar.

 Toplanan mantarlar ise akşam saatlerinde gelen alıcılara satılır ve firmalara teslim edilir. Kuzu göbeği, çabuk bozulan bir ürün olduğundan dolayı Ülkemizde dondurulmuş ve kurutulmuş olarak yurt içine, Avrupa ve Amerika’ya satışa çıkarılıyor. Kurutulmuş kuru göbeği mantarı hacminden kaybettiği için 1000-1500 TL arası fiyatla satışa sunuluyor. Bu mantarlar, çok faydalı olduğu için kansızlık sorunu yaşayanların bolca tüketmesi öneriliyor.

 Kuzu Göbeği Mantarı Sanatçıları

 Böyle bir bilgi bulunmuyor.

 Kuzu Göbeği Mantarı Eserleri

 Kuzu göbeği mantarı ile çok güzel ve lezzetli birbirinden farklı yemekler yapılabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Topraktan çıkan altın: “Salep”</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/topraktan-cikan-altin-salep</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/topraktan-cikan-altin-salep</guid>
<description><![CDATA[ Metrekareye düşen gelir bazında oldukça karlı olan salep, bu sene de üreticinin yüzünü güldürmek için hasat zamanını bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38a7c510.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Topraktan, çıkan, altın:, “Salep”</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Korona virüsü (Covid-19) tüm dünyayı ekonomik anlamda sıkıntıya sokarken, Türkiye'de ise bitkisel üretime ayrı bir önem veriliyor. Metrekareye düşen gelir bazında en karlı ürünlerden biri olan salep üretimine Samsun'un 19 Mayıs ilçesinde devam ediliyor. Son yıllarda oldukça artan salep üreticisi sayısına rağmen, kuru salebin kilosu 500 TL'ye kadar satılabiliyor.


“Yaş salebin kilosu 100, kuru salebin kilosu 500 TL”

Salebin çok karlı bir üretim kalemi olduğuna dikkat çeken Samsun 19 Mayıs İlçesi Ekolojik Üreticiler Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Hakkı Karaman, “19 Mayıs ilçesinde 60'a yakın çiftçimiz kayıtlı olarak salep üretiyor. Son zamanlarda salep üretimine talep çoğaldı. Maliyeti yüksek bir bitki olduğu için küçük alanlarda başlayıp, birkaç yıl çoğalttıktan sonra satımına geçilirse daha karlı olur. Çünkü ilk dikimde maliyet fazla oluyor. Bu işi dönüm bazında yapmak için 3-4 yıl satmadan çoğaltarak büyütmek gerekiyor. 3-4 yılın ardından ortalama metrekareye 1 kilo civarında yaş ürün alınır. Yaş ürün bu yıl fiyatlar belirlenmemesine rağmen 80-100 TL gibi bir rakamın üzerinde duruyoruz. Kurutulursa bu oran 5'te 1'e düşer. 5 kilo yaş salepten 1 kilo kuru salep çıkar. Kurutulduktan sonra da 500 TL'ye kadar kurutma kıvamına göre en yüksek fiyatlardan alınabiliyor” dedi.



“Salebi çoğaltarak kendi imkanlarımızla 50 dönümlük üretim alanı oluşturduk”

Salebin yumrularını çoğaltarak üretimi arttırdıklarını dile getiren Hakkı Karaman, “Salep ile ilgili çalışmamız 2016 yılında bakanlığın bize verdiği izinlerle doğadan tarlamıza indirmemiz ile başladı. Kendi imkanlarımızla çoğaltarak 50 dönümlük üretim alanı oluşturduk. Diğer tıbbi bitkilerden kekik, nane, adaçayı, ekinezyayı da çoğaltıp bu bölgede işlenip, kurutulup, işlenerek piyasaya sürülmesi çalışmalarını da tamamladık. Salebin yılda 2 sefer dikim dönemi olur. Fideden ekim dönemi ekim, kasım, aralık ve bazen de ocak ayına kadar yeni yumrularını oluşturmadan dikilebiliyor. Bir de bunun hasat sonu nisan, mayıs ayında hasattan ayırdığımız yumrulardan tohumluk olarak mayıs sonrasında dikilebiliyor. Salep tamamen yabani bir bitki olduğundan, depolama koşullarına uymaz. Hasat sonrası bir an önce toprağa gitmesi lazım. Özellikle uyuma dönemini toprak altında geçirip, kışa doğru o yılki iklim yapısına göre çimlenerek fide haline gelir. Ocak, şubatta fide kısmı büyür. Kış soğuğunu yedikten sonra yeni yumrularını oluşturur. Nisan, mayıs gibi de çiçeklenince hasadı başlar. Hasat sonrası anaç yumrular fideden kopartılmadan tekrar toprağa geri dikilir. Alınan diğer taze yumrular işlemek için satılacaksa satılır, tohumluk olacaksa kısa zamanda toprağa ekilir” diye konuştu.


 

Başkan Topaloğlu: “Salep üretimini çoğaltıp, ülke dışına ihraç etmek istiyoruz”

İlerleyen dönemde artan salep üretiminin daha da çoğaltarak, ülke dışına ihraç etmeyi de hedeflediklerini vurgulayan 19 Mayıs Belediye Başkanı Osman Topaloğlu, “İlçemiz tarım ve turizm anlamında gelişimine devam ediyor. Turizm Nebiyan ve Kızılırmak Kuş Cennet ile birlikte ciddi bir ivme kazandı. İlçemizde birçok bitkisel ürünün yanında salep de üretiliyor. Salep konusunda farkındalık oluşturan ilk ilçelerden biriyiz. Yıllar önce derneği kurularak faaliyetlerine başladı. Şu anda yaklaşık 50 dekar alanda onlarca üreticiyle üretim yapılmakta. 30 tonun üstünde de bir ürün bekleniyor. Bu sayı biraz daha arttırılırsa, 19 Mayıs'ı salebi yetiştirmekten öteye ülke dışına pazarlamasının yapılabileceği duruma getirmek istiyoruz. İlerleyen süreçte Salep Araştırma ve Geliştirme Merkezi adı altında projeyi hayata geçirmek istiyoruz. Salebin dönüm başına düşen geliri, diğer ürünlere göre 2 kat daha yüksek. Salep ayrıca birçok ürünün yetişmediği kumlu ve sulak alanda yetişebiliyor. Bu alanların da değerlendirilmesi noktasında çok önemli buluyoruz. Salebin ayrıca diğer tarım ürünleri gibi donma gibi bir riski de bulunmuyor” şeklinde konuştu.



Salep hakkında bilgi
Salep otsu ve köklü bir bitkidir. Özellikle içerdiği glikomannan maddesi nedeniyle dondurma üretiminde sıklıkla kullanılır. Enerji veren, göğsü yumuşatan, zihnin çalışma kuvvetini artıran, kabızlık ile ishali engelleyen ve daha birçok konuda vücuda ciddi anlamda destek sağlayan salep, taşıdığı tohum ile de girişimciler içinde ciddi fırsatlar sağlıyor.
 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Güneş ışığı seven iç mekan bitkileri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gunes-isigi-seven-ic-mekan-bitkileri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gunes-isigi-seven-ic-mekan-bitkileri</guid>
<description><![CDATA[ Sıcak bir yaz gününün kokusunu hepimiz şimdiden almaya başladık bile! Güneşi seven çiçekleri seçerek bahçenizi hazırlamaya şimdiden başlayabilrisiniz. Bu çiçekler, sizlere uzun mevsim renkleri verecek ve bahçenize ya da terasınıza rengarenk görüntü katacak. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3897dbcb.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Güneş, ışığı, seven, iç, mekan, bitkileri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Güneş alan bahçenizde yıl boyunca renkli ve canlı çiçek görebilmenin sırrı, doğru çiçek seçmektir. Burada sizler için derlediğimiz güneşi seven en güzel 10 çiçek, her iklim ve toprak için birçok seçenek sunar. Hatta birçoğu nerede yetiştiğini önemsemeden, sadece güneş gördüğü için yıl boyunca çiçek açar. 

Renk Vermede En Cömert Çiçek: Bodrum Papatyası
Yaz boyunca meraklısı olduğumuz pembe, eflatun, sarı, ve beyaz renkleri ile bize görsel şölen sunar. Bahçenizde ya da terasınızda güneş gören bir alanda yetiştirmeniz yeterlidir. Fazla ilgi istemeyen bitkinizi, sadece haftanın 3 günü sulamanız yeterli olacaktır.

Sulanmaya Aşık Yıldız Çiçeği
Evinde dört mevsim çiçek yetiştiren ve rengarenk çiçeklerde huzur bulanlar mutlaka bu çiçeğe sahip olmalıdırlar. Görüntüsü ile bahçenize ve evinize huzur katacak ve her gördüğünüzde içinizi açacak bu bitki ile şimdi  tanışmanın tam zamanı! Bol güneş seven bitkinizi sulamayı asla ihmal etmemelisiniz.



Ateş Çiçeği
Kırmızının birkaç farklı tonunu çiçeklerinde barındıran bu çiçek, bahçenizin enerjisini değiştirecektir. Yaz boyunca açan kırmızı çiçeklerini her gördüğünüzde gözleriniz kamaşacak ve ona yer verdiğiniz için asla pişman olmayacaksınız. Güneşi çok seven bu çiçek, soğuğa pek dayanıklı değildir.  Toprağını düzenli olarak kontrol edip kurumasına izin vermemelisiniz.

Ağaç Minesi
İnsanları etkileyecek güzelliğe sahip olan rengarenk çiçekleri ile çok tercih edilmektedir. Yuvarlak, küçük demetler şeklinde açan çiçekleri solmaya başladıkça renk değiştirir. Güneş çok seven bir bitki olmasına rağmen bazı durumlarda gölge olan yerlerde de hayatta kalmayı başarır.



Kadife Çiçeği
Görüntüsünün yanı sıra hoş kokusuyla akıllarda kalmayı başaran bu çiçek ile tanışınca onu çok seveceksiniz. Sarı, turuncu ve kırmızı renklerinin uyumu ile bulunduğu alanı şenlendirir. Hemen hemen her toprağa uyum sağlayıp yetişebilme özelliği ile çokça tercih edilir.

Güneş Olmadan Asla Yapamayan Ezan Çiçeği
Birçok özelliğinden dolayı dikkat çeken bir süs bitkisidir.  Gün ışığında sürekli kapalı kalan ve gün batarken ezan vaktinde çiçeklerini açması sebebi ile bu ismi almıştır. Cılız görüntüsünün altında dayanıklı bir bitki yatar. Gün boyu güneş gören bir yere ekilirse, bu durumu çok sevip sonbahara kadar size görsel şölen sunmaya devam eder.

Gazanya
Güneşi çok seven bir diğer bitki de gazanyadır. Sıcağa ve susuzluğa dayanıp gün boyu güneşe ihtiyaç duyar. Papatyaya benzer görüntüsü ile genelde açık alanlarda dekor amaçlı kullanılır. Siz de gazanya çiçeği ile bahçenizi süsleyebilir, çiçek buketlerinde tercih edebilirsiniz. 



Mercan Çiçeği
Adını çiçeklerindeki kırmızı renginden alan bu çiçek, daha çok saksılarda tercih edilir. Son derece zarif görüntüsü ile bulunduğu ortama renk katar. Aşırı sıcak havalarda güneşe dayanabilme konusunda üstüne yoktur. Toprak seçmez ve aşırı sulanmaya ihtiyaç duymaz.

Begonya
Yaz boyunca çiçekli kalabilen görüntüsü ile sizi büyülemeye devam ediyor. Sulama işlemi yaparken yapraklarına ve çiçeklerine dikkat etmelisiniz.

Buz Çiçeği
İnanamayacağınız bir şekilde susuzluğa dayanıklı olan bu bitkiyi susuz bırakmazsanız, büyüme hızını durduramazsınız. Düzenli güneş alıp su ihtiyacı karşılandığı zaman yetiştiği alanı müthiş bir hızla kaplayacaktır. ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>SİYAH SARIMSAK NEDİR? FAYDALARI NELERDİR?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/siyah-sarimsak-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/siyah-sarimsak-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Sarımsak yemeklere kattığı lezzetin yanı sıra sağlık için de son derece faydalı bir besindir. Saymakla bitmeyen faydaları arasında kan basıncını dengelenmesi, birçok hastalığı engellemesi, vücudu dinç tutması ve enfeksiyonlara karşı koruması da bulunur ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38a0b759.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>SİYAH, SARIMSAK, NEDİR, FAYDALARI, NELERDİR</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ Beyaz sarımsak kadar keskin bir kokusu olmayan, mide yakmayan ve faydalı bir alternatif olan siyah sarımsak son dönemde en çok konuşulan besinler arasında yer alır.
 Sarımsak taneleri dış kabukları soyulduktan sonra ezilme, kesilme, dövülme gibi herhangi bir fiziksel zarara maruz kaldıklarında alisin maddesini üretirler. Alisin sarımsağın doğal  savunma mekanizmasıdır; aynı zamanda sarımsağın yoğun kokusunun da sebebidir. 

Siyah sarımsak ise beyaz sarımsağın 60-90 derece sıcaklıkta 60 gün bekletilerek fermente edilmesiyle oluşur. Sarımsakta bulunan alisin bu fermantasyon esnasında sadece siyah sarımsakta bulunan s-alisistein maddesine dönüşür. Suda eriyen ve “yıllanmış sarımsak özütü” olarak da adlandırılan bu madde, normal sarımsağa göre daha fazla antiseptik, antifungal, antiviral, antioksidan ve antibakteriyel bileşenler içerir.



Uzak doğu mutfağının vazgeçilmezlerinden biri olan siyah sarımsak ülkemizde de Kastamonu’da üretilmektedir. Hem çiğ olarak hem de yemeklerin içinde tüketilebilen siyah sarımsağın besin öğeleri normal sarımsaktan daha güçlüdür. 


	
	Zengin B ve C vitamini içeriği ile sinir ve bağışıklık sistemlerini güçlendirir.
	
	
	Ciltteki kolajeni arttırır, cilt sağlığını destekler, yaşlanma belirtilerinin azaltır.
	
	
	Bağışıklık sistemini destekler; bakteri ve virüs kaynaklı enfeksiyonlara karşı etkilidir.
	
	
	Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını destekler, toksik madde eliminasyonuna yardımcıdır.
	
	
	Diyabet semptomlarını iyileştirir; hiperlipidemi ve hiperglisemiyi önler.
	
	
	Kronik yorgunluk veya bitkinliğin giderilmesine destek olur.
	
	
	Beyin hücrelerini serbest radikal hasarına karşı korur.
	
	
	Hafıza bozuklukları semptomlarını azaltır.
	
	
	Tansiyonu düzenlemeye yardım eder.
	
	
	Kansere karşı koruyucudur.
	
	
	Kalp sağlığını korur.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sülünez nedir? Sülünez nasıl avlanır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sulunez-nedir-sulunez-nasil-avlanir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sulunez-nedir-sulunez-nasil-avlanir</guid>
<description><![CDATA[ Bir çeşit deniz kabuklusu olan sülünez, Latincesi solen ensis olan bivalvia türüne ait bir deniz yumuşakçasıdır. Olta balıkçılarını bolca kullandığı canlı yem türüdür. Kaynak: Sülünez nedir? Sülünez nasıl avlanır? ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38876c26.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sülünez, nedir, Sülünez, nasıl, avlanır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bir çeşit avcılık olan balıkçılığın pek çok türevi vardır. Yemli, yemsiz ve oltalı olarak tutulan balıkçılıkta bir tür de canlı yem ile avlanmadır. Burada da yem olarak en çok terci edilen ve en değerli tür sülünezdir.
8-10 cm aralığında olan sülünezler, bir çeşit kabuklu deniz canlısıdır. Sığ sularda ve kumluk zeminlerde yaşayan sülünezler balıkçılık için değişilmez bir yem türüdür.
Sarı renkte bir kabuğu bulunan sülünezin eti de beyaza çalan bir sarılıktadır. Çakıya benzedikleri için çakı midyesi olarak da adlandırılan sülünezler genelde dip balık avları için kullanılır. Çipura, mırmır, minekop veisparoz balıklarının en çok sevdiği yemdir.
Ülkemizde pek görülmese de yabancı ülkelerde pişirilip çeşitli türlerde yemeği yapılmaktadır.



Sülünez nasıl avlanır?

İngilizce'de razor clam olarak adlandırılan, dilimize de sülünez olarak çevrilen bu canlı tuz ile avlanıyor!
Bir deniz canlısı olan, sülünez, ilginç av tekniğiyle hayret ettiriyor.

İngilizce'de razor clam olarak adlandırılan, dilimize de sülünez olarak çevrilen bu canlı ince bir boruyu andıran görünüşüyle dikkatleri çekiyor.

Ortalama 6 ile 8 cm arasında değişen bu sarı kabuklu canlının avlanma tekniği ise oldukça tuhaf.

Sülünes denizde kumlu zeminde gömülü olarak yaşamını sürdürür, böylece kendini kumun altına gizleyerek korumuş olur.

Diğer yandan sülünezin kendini gömdüğü yerde bıraktığı kum tepeciği, kendini belli etmesine neden olur.

Avcılar da bu yolla bu canlıları tespit ederler ve bu bölgeye tuz dökerler. Ardından tuzun üzerine deniz suyu serpiştirilir.

Tuz deniz canlılarının yüzeye çıkmasını sağlar ve yüzeye çıktığı an avcılar sülünezi kolayca yakalayabilir.

Bir diğer av tekniğinde ise, uzun bir boru, sülünezin olduğu bölgeye sokulur.

İçi boş boru ile iyice derinlere batırılır.





 

 

 

 ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adaçayı Neden Gece İçilmez?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/adacayi-neden-gece-icilmez</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/adacayi-neden-gece-icilmez</guid>
<description><![CDATA[ Ada çayı, geçmişten günümüze şifalı bitki olarak değerlendirilmiş ve pek çok hastalıktan korunmak amacıyla çay, baharat, yağ olarak tüketilmiştir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b388e8591.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Adaçayı, Neden, Gece, İçilmez</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Vücut fonksiyonlarımızın doğru bir şekilde yerine getirilmesi, organlarımızın doğru çalışmasına bağlıdır. Bedenimizde zaman zaman meydana gelen rahatsızlıkların bitkisel çözümleri olabilir. 

Ada çayı da pek çok rahatsızlığa iyi gelen bir bitkidir. Ağız ve diş hastalıkları, sindirim sorunları, depresyon gibi pek çok probleme iyi geldiği bilinen ada çayının faydaları saymakla bitmiyor. Fakat ada çayının bileşenleri tansiyonu yükseltmektedir bu nedenle de gece yatmadan önce adaçayı tüketmenin zararlı yan etkileri olabilir.
Halk arasında adaçayının geceleri içilmemesi gerektiği söylenmektedir. Aslında bu söylemin doğru olduğu adaçayının vücudumuzda yarattığı bir etki nedeniyle çok doğrudur.

Uzmanlar tarafından adaçayının bazı türlerinin tansiyonu yükseltici etkisi, bazılarının ise tansiyon düşürücü etkileri olduğu söyleniyor. Bu nedenle tansiyon hastaları başta olmak üzere, yatmadan önce geceleri adaçayı tüketmenin zararlı olabileceği düşünülmektedir.



Ayrıca adaçayının uyku açıcı olması nedeniyle geceleri içildiğinde uyku bozukluklarına neden olabileceği bilinmektedir. Bu nedenle geceleri adaçayı içilmemesi tavsiye edilmektedir.
Adaçayı neden gece içilmez?

Adaçayının tansiyon üzerindeki etkileri ve uyku açıcı etkileri nedeniyle geceleri yatmadan önce içilmemesi gerekmektedir.

ADA ÇAYININ FAYDALARI NELER?

- Adaçayının beyne faydalı olduğu bilinmektedir. Hafızayı güçlendirici etkisinin yanında Alzheimer hastalığına da iyi geldiği biliniyor.

- Rahimde meydana gelen rahatsızlıkları giderici etkisi bulunur. Rahimde meydana gelen iltihaplanmaları giderir, çocuk sahibi olmak isteyenlere günde 1 bardak içmeleri önerilir.

- Menopoz döneminde kadınlarda meydana gelen sıcak basması ve çeşitli şikayetlerin azalmasına yardımcı olur. 

- Yorgunluk ve halsizlik sorununa iyi gelir. Zinde ve dinç kalmanıza yardımcı olur. Ancak tansiyonu düşürme etkisi bulunmasından dolayı ölçülü miktarda tüketilmesi gerekmektedir.

Saçlarınızı ada çayı ile durulayarak saç diplerinize masaj yapabilirsiniz. Bu durum hem saç tellerinizin kalınlaşmasına hem de saçlarınızın dökülmesine engel olacaktır.

- Diş etlerinizde çekilme ve kanama şikayetiyle karşı karşıyaysanız yine bu sorunu ada çayı ile doğal yoldan tedavi edebilirsiniz. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra adaçayı ile gargara yapmanız yeterli olacaktır.

ADA ÇAYININ ÖZELLİKLERİ NELER?
Ada çayının birçok tıbbi özelliği vardır. Bir uyarıcı ve bir balgam söktürücüdür. Anti-inflamatuar, antioksidan ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir ve aynı zamanda bir iştah arttırıcı olarak görev yapmaktadır.

Ada çayı bu özellikleri nedeniyle, adaçayı çay birçok sağlık yararları sağlar. Normalde bu kadar küçük miktarlarda tüketildiği için adaçayı önemli miktarlarda kalori, karbonhidrat, protein veya lif içermez.



ADA ÇAYI NASIL DEMLENİR?
Ada çayının kaynatılmasından çok demlenerek hazırlanması gerekir. Bu sayede besin değerleri korunur ve tadı daha yoğun bir ada çayı elde edilir. Ada çayının 2 dakikadan fazla kaynatılması da toksiklerin ortaya çıkmasına yol açarak çayın zararlı hale gelmesine neden olur.

Yaklaşık 2 gram ada çayının üzerine 200-250 ml kaynar su ilave edilir ve 10 dakika kadar demlenmeye bırakılır. Yaprakları süzülen ada çayı fincana konarak servis edilir.  

ADA ÇAYINI KİMLER İÇEMEZ?
Ada çayını tüketirken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Salvia cinsinden olan bitkilere alerjisi olan kişilerin ada çayı tüketmesi, alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Ada çayının mide bulantısı gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında iyi geldiği bilinse de, fazla tüketilmesi midede yanma hissine ve ağrıya sebep olabilir. Yan etkiler kişiden kişiye değişiklik gösterse de ada çayının günde 3 bardaktan fazla içilmemesi önerilir.

- Düşük tansiyona sahip olanlar 

- Sürekli ilaç kullananlar

- Şeker hastalarının ada çayı tüketmesi tavsiye edilmiyor.

- Hamileler de doktoruna danışmadan ada çayı tüketmemelidir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Japonya&amp;apos;daki açık artırmada 1 kilogram çay 226 bin liraya satıldı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/japonyadaki-acik-artirmada-1-kilogram-cay-226-bin-liraya-satildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/japonyadaki-acik-artirmada-1-kilogram-cay-226-bin-liraya-satildi</guid>
<description><![CDATA[ Japonya’da özel olarak yetiştirilen ve elle işlenen 1 kilogram yeşil çay açık artırmada 1.96 milyon Yen&#039;e (yaklaşık 226 bin lira) alıcı buldu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b388029cd.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Japonyadaki, açık, artırmada, kilogram, çay, 226, bin, liraya, satıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Japonya'nın Shizuoka eyaletinde yetiştirilen ve işlenen yeşil çay yaprakları sezonun ilk açık artırmasında meraklıların beğenisine sunuldu. Fujinomiya bölgesinden elde edilen özel üretim çayların yanı sıra normal kalitedeki ürünlerin de satışa çıktığı müzayedede tüccarlar en kaliteli çayları alabilmek için kıyasıya yarıştı. Sabah erken saatlerde başlayan açık artırmada en yüksek teklif ise Fujinomiya bölgesinden toplanan ve tamamen elle işlenen 1 kilogramlık yeşil çaya verildi. Renk, koku ve yaprak şekliyle öne çıkan 1 kilogramlık kurutulmuş yeşil çay, 1.96 milyon Yen'e (yaklaşık 226 bin lira) alıcı buldu. Shizuoka Japon Çayı Pazarı Başkanı Yasuhide Uchino, sürekli artan yakıt ve hammadde fiyatlarına rağmen tüketicilere lezzetli çay sunmak için çalışmayı sürdürdüklerini söyledi.

Japon kültüründe önemli yere sahip olan yeşil çay, ülkede en çok tüketilen içeceklerin başında geliyor. Shizuoka eyaleti ise ülkenin en kaliteli ürünlerinin bölgede yetiştirilmesi nedeniyle yeşil çayı ile ünlü olarak biliniyor. Japonya, özel üretim meyve, sebze gibi ürünlere ödenen rekor fiyatlarla sık sık gündeme geliyor.


 

Burak Ersoy]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alıç nedir? Alıçın faydaları neler?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alic-nedir-alicin-faydalari-neler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alic-nedir-alicin-faydalari-neler</guid>
<description><![CDATA[ Alıç bitkisinin faydaları ile ilgili internette araştırma yapan vatandaşlar, bu bitkinin özelliklerini merak ediyorlar. Genelde dağlık alanlarda ve çalılıklarda yetişen alıcın, kalp kaslarını ve hafızayı güçlendirici etkisi bulunan alıçın hastalıklara karşı en iyi doğal ilaç olarak gösteriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3877a3ad.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alıç, nedir, Alıçın, faydaları, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[“Hawthorn” (“Alıç”ın İngilizce’deki karşılığı) kelimesinin içindeki haw, “çit” kelimesinin eski Anglo-Sakson dilindeki karşılığıdır. Orta Çağ’dan bu yana dikenli alıç sığırları meralarda tutmak ve yabancıları özel arazilerden uzak tutmak için kullanılmıştır. İngiltere’de ve Almanya’nın bazı bölgelerinde alıçın yoğun dikenleri hâlâ çit olarak ekilmektedir. Alıç’ın cins ismi olan Crataegus, Yunanca’da “sertlik” ya da “dayanıklılık” anlamına gelen kratos kelimesinden gelir, bunun nedeni bitkinin aşırı ölçüde sert ve dayanıklı odunudur. Alıçla ilgili bazı batıl inançlar da geliştirilmiştir.  

Alıç ağacı bir yandan da yeni yaşam ve yenilenmeyle ilişkilendirilmiştir. İlkbaharda yapılan birçok pagan kutlamasının odağı olan çiçekli direkler çoğunlukla alıçtan yapılırdı ve alıçın güle benzeyen beyaz renkli çiçekleri çelenklere koyulurdu. Giriş kapısında sallanan alıç dallarının kötü ruhların eve girmesini engellediği düşünülürdü. Orta Çağ İngiltere’sindeyse alıç ağacı ölümle ilişkilendirilir, kötü kokulu çiçekleri de çürümenin kokusu olarak görülürdü. Alıç yüzyıllar boyunca Doğu’da ve Batı’da bitkisel tıbbın değerli bir parçası oldu. Yunanlı Hekim Dioskorides alıç bitkisini kalp rahatsızlıklarının tedavisi için tavsiye etti. En geç yedinci yüzyıldan itibaren Çinliler alıça yakın bir tür olan Crataegus pinnatifida’yı yüksek tansiyon, damar sertliği, kalp ağrısı ve başka kalp rahatsızlıkları için kullandılar.
Orta Çağ boyunca alıç, daha çok bir idrar  söktürücü olarak ve uykusuzluk ve gırtlak iltihabının tedavisinde kullanıldı. 19. yüzyıldan itibaren kalp rahatsızlıkları için kullanılan bir tedavi olarak Avrupa’da ve sonrasında ABD’de yeniden gün yüzüne çıktı. Alıç günümüz bitkisel tıbbında kalple ilgili rahatsızlıklar için kullanılmaktadır. Alıç, konjestif kalp yetersizliğinden muzdarip olanlarda kalp aktivitesini güçlendirir ve nefes ve yorgunluk durumlarında vücudu rahatlatır. Kalbe giden kanın sınırlanmasından kaynaklanan göğüs ağrısına (anjina) iyi gelir. Bitkisel tıp uygulayıcıları, alıçı tansiyonu ve yüksek kolesterolü düşürmek ve kan damarlarında ortaya çıkan ve damar sertliğine (aterosklerosis) neden yağ plaklarını azaltmak için tavsiye eder.
Alıç, tanımlanmış binden fazla türüyle botanikçiler için oldukça karmaşık ve kafa karıştırıcı bir bitki grubudur. Bu türlerin çoğu Kuzey Yarıküre’dedir, özellikle de Kuzey Amerika’da, yaklaşık 20 tür Avrupa’dan, 18 tanesi de Çin’dendir. Kuzey Amerika’da melezleşmeyle üretilmiş çok sayıda yabani tür vardır ve bu yüzden tanımlar karışır. Crataegus cinsinin günümüzdeki kapsamı 140 türdür. Alıç çalı ya da ağaç şeklinde yetişir, çoğunlukla kışın yapraklarını döken ve filizli bir bitkidir. Yapraklar lobludur ve testere gibi dişleri vardır. Beş tane taçyaprağı olan çiçekler genellikle dalın sonunda çıkar. Küçük kırmızı ve çoğu zaman kuru olan meyveler çiçekler ve yapraklarla birlikte kullanılır. Yana doğru damarlı yapraklar keskin dişlidir ve 5-10 çiçekten oluşan çiçek kümeleri meydana gelir. Tek tohumlu alıçın (C.monogyna), adından da anlaşılacağı üzere, tek tohumu vardır ve yaprak lobları dişsizdir. En az 8 tane alttür tanımlanmıştır. Çin alıcının (C.pinnatifida) kama şeklinde geniş yaprakları vardır ve yapraklarda çok sayıda lob çifti vardır. koyu kırmızı meyveler verir.
 

ALIÇ NASIL YETİŞTİRİLİR?

Anavatanı, İngiltere’den İsveç’e, doğuda Letonya ve güneyde Pirenelere ve Kuzey İtalya’ya Kuzey ve Orta Avrupa olan İngiliz alıcı (C.laevigata) uzun bir zamandır bir süs çalısı olarak yetiştirilmektedir. Tarlalarda ve yol boylarında, çit sıralarında bulunur. Tek tohumlu alıç Avrupa’daki çoğu bölgede yaygındır. Çin alıçı, Orta ve Kuzey Çin’in dağ ve tepelerinin yamaçlarında ve çalılıklarında bulunur. Ayrıca görünüşü İngiliz alıcıyla aynıdır, modern bilimsel biyolojik adlandırmanın babası olan Carolus Linnaeus, Çin alıçını İngiliz alıcının bir çeşidi olarak sınıflandırmıştır. Çin alıçı hem bir meyve ağacı olarak, hem de Çin geleneksel tıbbındaki yerinden dolayı yüzyıllar boyunca yetiştirilmiştir.
ALIÇIN FAYDALARI VE TEDAVİ AMAÇLI KULLANIMI

✚ Kalp sağlığı

Alıç, batılı bitki uzmanları tarafından kalp fonksiyonlarını korumada en önemli ilaç olarak kabul edilir. Bu etkinin nedeni kalp kaslarını güçlendirip normal bir kalp ritmi ve tansiyon sağlamasıdır. Araştırmalar ayrıca alıcın kalbin kendi içindeki kan akışını güçlendirdiğini ve kas hücrelerinin iyi oksijen almasını sağladığını göstermiştir. Bunlara ek olarak, alıç meyvesi, yaprağı ve çiçeğinde güçlü antioksidan özellikler gösteren ve hücreleri koruyan flavanoidler bulunur. Alıç, Avrupa’da konjestif kalp yetmezliğinin hafif halleri ve düşük düzeydeki kalp ritim bozuklukları için geniş çapta kullanılan bir tedavidir. Yapılmış birçok klinik deney vardır, en önemlisi 13 Avrupa ülkesinde yapılan SPICE deneyidir. Araştırmacılar kalp rahatsızlığı olan 2681 kişiyi iki gruba ayırdılar ve 2 yıl boyunca gruplardan birine alıç ekstresi diğerine de plasebo verdiler.



ALIÇIN FAYDALARI VE TEDAVİ AMAÇLI KULLANIMI

Bunun yanında tüm hastalar konjestif kalp yetmezliği için standart tedaviyi görmeye devam ettiler. Sonuçta, kalbin sol karıncık kaslarında fonksiyon yetersizliği olan hastalar haricinde faydalı bir etki görülmedi (Sol karıncık kasları, kanı aorta ve tüm vücuda pompalayan kas olduğundan vücudun en zor çalışan kaslarından biridir). Bu gruptaki hastaların ani kardiyak ölümden kaynaklı ölme riskleri 12-24 ay gibi bir sürede ciddi bir azalma göstermiştir. Bu etki, sol karıncık fonksiyonu normal olan ya da kas fonksiyonları ciddi biçimde azalan hastalarda  görülmemiştir. Bu verinin, alıcın en ciddi etkiyi daha hafif kalp hastalıklarında gösterdiğine dair geleneksel düşünceyle örtüşmesi ilginçtir. Alıç, kalbin kasılma gücünü hafice arttırır ve dengeli bir kalp ritmi sağlar. SPICE deneyinde herhangi bir ilaç-bitki etkileşimi durumu gözlemlenmemiştir. Alıçla ilgili yapılan tüm deneylerden sonra uluslararası uzmanlar “alıç ekstresinin kronik kalp rahatsızlıklarının belirtilerinin kontrolünde yararlı ve psikolojik açıdan etkili” olduğunu belirtmişlerdir.

ALIÇ NASIL TÜKETİLİR?

ÇAY: 2 çay kaşığı alıç meyvesi ve yaprağını 400 gram suda kaynatın. Süzün ve günde 1 ya da 2 bardak için.

TENTÜR: Günde 2 defa 5 ml alınır.

STANDARDİZE EDİLMİŞ EKSTRE: HeartCare, SPICE deneyinde kullanılan tescilli alıç ürünüyle aynı tarife göre standardize edilmiş bir üründür (WS1442 ekstresi)

Sağlıklı bir tarif; Alıç şurubu…

1 bardak taze ya da yarım bardak kurutulmuş alıç meyvesini 3 bardak suyla birlikte orta büyüklükte bir tencereye koyun. 10 dakika kaynatın. Soğutun. Meyveleri püre haline getirin ve 10 dakika kadar tekrar kaynatın. Sıvıyı süzün ve tencereye geri dökün. Bir bardak bal ya da sabır otu ekleyin. Tatlandırıcılar çözülene kadar ısıtın. Buzdolabında üç hafta bekletin. Kalp dostu bir Diyet için günde 1 ya da 2 çay bardağı şurup için.

ALIÇ HAKKINDA UYARILAR

Alıç oldukça güvenli ve vücut tarafından iyi tolare edilen bir bitki olarak görülmektedir. Konjestif kalp yetmezliği olan ya da kalp tedavisi olan kişilerde bir sağlık uzmanının kontrolü altında kullanılmasında fayda vardır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hangi otlar şifalı ve neye iyi gelir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hangi-otlar-sifali-ve-neye-iyi-gelir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hangi-otlar-sifali-ve-neye-iyi-gelir</guid>
<description><![CDATA[ Doğada yetişen otlar, birçok hastalığa iyi gelmesiyle biliniyor. Tıbbın tamamlayıcısı olarak kullanılan ve aktarlarda satılan şifalı bitkiler, C, B1, B2, A vitamini, demir, kalsiyum, bakır gibi mineraller, antioksidanlar içeriyor ve kansere karşı koruyucu etkileri barındırıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b386efc5d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hangi, otlar, şifalı, neye, iyi, gelir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bağışıklı güçlendiren bitkisel otlar, özellikle kış aylarında yoğun ilgi görüyor. Zengin iklimiyle birçok çeşit doğal bitkinin yetiştiği ülkemizde, aktarlarda satılan şifalı otlar sıkça tercih ediliyor. Lezzetlerinin yanında sağlığa faydaları da saymakla bitmiyor.

DOĞAL OTLAR NASIL TÜKETİLMELİ?

Sindirim sistemini güçlendiren, cildi güzelleştiren, kolestrolü düşüren, karaciğeri temizleyen ve kalp damar, hipertansiyon gibi hastalıkların gerilemesine katkı sağlayan bitkisel otları pişrirmenin bazı püf noktaları bulunuyor.

Doğada yetişen şifalı otlar, hazırlık aşamasında renk ve besin değerlerinin kaybolmaması için mümkün olduğunca doğramadan bütün olarak yıkanmalı, fazla pişirilmemeli.

Ot yemeklerinde, baharat ve katkı maddesi pek tercih edilmez, saf ve doğal halleriyle pişirilir. Kimi otların sadece haşlayarak salatası yapılır. Kimisi hem salata hem yemek hem börek, hem de kavurma yapmaya uygundur.



Şifalı otlar şöyle kullanılmalı:

Sadece haşlama salatası yapılan otlar: Radika, deve tabanı, susamlık, turp otu, kıllı kamina, acımık, enginar dikeni, çoban düdüğü, eşek semirten.

Sadece yemeği yapılan otlar: Ebe gümeci, iğnelik, gelincik, keklik ayağı, mis otu, labada, keçi memesi, peygamber seccadesi, leylek gagası, çağla otu, tilkişen, altınkız otu, Madımak, ısısrgan otu

Hem yemeği hem haşlama salatası yapılan otlar: Eşek dikeni, Arapsaçı, karaturp (kavurma), ebe gümeci şeker otu, şevketi bostan, düğmelik

TÜRKİYE'DE YETİŞEN ŞİFALI OTLAR NELER?

Halk arasında keçinin yediği her otun insan sağlığına faydalı olduğuna inanılırken, ülkemizde en çok şu şifalı otlar yetişiyor: Isırgan otu, şevketi bostan, Arapsaçı, gelincik, labada, radika, turp otu, yabani pazı, deve tabanı, eşek dikeni, iğnelik, keklik ayağı, mis otu, susamlık, karaturp, keçi memesi, ebe gümeci, kıllı kamina, acımık, enginar dikeni, çoban düdüğü, peygamber seccadesi, leylek gagası, eşek semirten, düğmelik, çiriş (yabani pırasa), şeker otu, saçak otu, çağla otu, tilkişen (yabani kuşkonmaz), sarmaşık, hardal otu, kenger, teke sakalı, kuzu kulağı, gavur acımığı, Madımak, kırkdipli otu.



BİTKİSEL OTLAR NEYE İYİ GELİR?

Isırgan Otu: Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kanser önleyici ve geriletici. Kanı temizler, idrar söktürür, böbrek taşlarının oluşumunu önler. Egzama, sedef, saçkıran ve saç dökülmesi gibi problemleri tedavi eder. Kanı inceltir ve kan basıncını artırır. 

Arap Saçı: Yaprakları, spazm giderici, safra söktürücü, süt artırıcı, iştah açıcı, idrar söktürücü ve gaz giderici etki gösterir. Kökü, safra taşlarına ve idrar azlığına iyi gelir. Tohumu, mide ve bağırsak gazlarına, bağırsak parazitlerine karşı iyi gelir. Yaprakları, hazmı zor olan besinlerin hazmını kolaylaştırmada kullanılır.

Şevketi Bostan: Hazmı kolaylaştırır, bağırsakları çalıştırır, idrar söktürücüdür. Haşlama suyu sabah aç karnına içilirse karaciğer, böbrek taşı ve kumuna etkili. Ayrıca spazm giderici, kas gevşetici ve ağrı kesici özelliği de var.

Radika: Bedeni güçlendiren kuvvetli bir toniktir. A ve C vitaminini de bünyesinde barındırır. Vücudumuzdaki küçük büyük tüm kasların doğru çalışmasında önemli rol oynar... Doğal bir probiyotiktir. Göğsü yumuşatır ve öksürüğü keser. İdrar söktürücü özelliğinin yanı sıra böbrek ve safra taşlarını düşürmede yararlı olur. Kanı temizler, müshil etkisi vardır. Vücuda güç ve zindelik verir.

Turp Otu: Oldukça yararlı olan ve yüksek oranda C vitamin içeriyor turp otu, içerdiği uçucu yağlardan dolayı canlandırıcı, sinirleri teskin edici, ağrı dindirici özelliklere sahip.. Böbrek taşlarının oluşumunu engeller ve düşürülmesini sağlar. Aynı zamanda karaciğer dostudur.

Ebe Gümeci: Bronşit, nezle nefes darlığı için ideal. Göğsü yumuşatıp öksürüğü kesiyor. Zehirlenmelere, burun kanamalarına, idrar yolları tıkanmalarına, böbrek hastalıklarına iyi gelir. 

Labada: Kanı ve bağırsakları temizler, iştah açıcıdır. Yaprakları bedeni güçlendirici bir toniktir. Kökü müshil etkisi gösterir. Haşlama harici sarma, yemek, kavurma, ve böreklerde kullanılır. 

Gelincik Otu: Öksürük ve öksürükten doğan gıcıklara karşı etkili. Nezle, bronşit ve soğuk algınlıklarında göğsü yumuşatıcı etki yapar, balgam söktürücüdür. Ayrıca sakinleştirici etkiler taşır. Uykusuzluğa karşı etkili. Kan tükürme ve kan kusmayı keser, yanıkları iyileştirir, çıbanları temizler, deri soyulmasını önler.

Pazı Yaprakları: A ve C vitamini vardır. İştah açıcı, kansızlığı önleyici, hazmı kolaylaştırıcı, idrar söktürücü. Saçlar suyuyla yıkandığında dökülmeyi azalır.

Tilkişen (Yabani Kuşkonmaz): Üşütmede tilkişenin suyunun kaynatılıp içildiğinde iyi geldiği, dikenli çalı kısmının kaynatılıp suyunda banyo yapıldığında da alerjiye iyi geldiği söylenir. İdrar söktürücü, İshal giderici etkileri vardır.

Sarmaşık: Kolesterol ve üreyi düşürür Vücuttaki ödemi atar.

Kuzukulağı: Kökleri kaynatılarak tüketildiğinde; idrar söktürücü, safra söktürücü ve ateş düşürücü olarak kullanılır.

Çoban düdüğü: Ateş düşürür, kabızlığı giderir, öksürüğü keser, uyuza karşı faydalı.

Eşek Dikeni: Karaciğer ve böbreklerin daha iyi çalışmasına katkıda bulunur. Mide güçlendirici, iştah açıcı, kuvvet verici, süt artırıcı, hazmı kolaylaştırıcı, safra akışını düzenleyicidir. Haşlayarak salatası, kuzu eti ve tavuk etiyle yemeği yapılır, borani ve böreklere konulur. 

Deve Tabanı Otu: İdrar söktürücü, astım, nezle, bronşit, akciğer tüberkülozu, damar tıkanıklığına iyi gelir.

İğnelik Otu: Rahim içi hastalıkları, İshal, gastrit, anterit, gut hastalıklarında ve kan kaybını önleyici bir etkiye sahip. Haşlama harici her şekilde tüketilir. Yemeği, böreği yapılır.

Keklik Ayağı Otu: Kalp, tiroid bezi, safra kesesi, karaciğer rahatsızlıkları, kaşıntı, egzama, mayasıl gibi deri hastalıklarının tedavisinde etkili. Haşlama harici her şekilde tüketilir.

Mis Otu: Sinirleri uyarır, aybaşı tutukluğunu giderir, iştah açar, safra ifrazatını artırır. Haşlama harici her şekilde tüketilir. Haşlama harici her şekilde tüketilir.

Acımık: Kanı ve bağırsakları temizler, iştah açıcıdır. Yaprakları bedeni güçlendirici bir toniktir. Kökü müshil etkisi gösterir. Sadece haşlayarak salatası yapılır.

Keçi Memesi: İdrar artırıcı ve kandaki şeker oranını düşürücü, basur iyileştirici etkileri vardır. Haşlama harici tüm lezzetlerde kullanılır.

Leylek Gagası: En belirgin özelliği cilde tazelik ve güzellik kazandırmasıdır. İshali keser. Boğazdaki ağrıların geçmesine yardımcı olur. Mide ve bağırsaklarda meydana gelen gazların giderilmesini sağlar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Siirt&amp;apos;te ‘Ağlayan gelin&amp;apos; koparana 109 bin lira ceza</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/siirtte-aglayan-gelin-koparana-109-bin-lira-ceza</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/siirtte-aglayan-gelin-koparana-109-bin-lira-ceza</guid>
<description><![CDATA[ Siirt Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü, baharın gelişini simgeleyen ve halk arasında ‘Ağlayan Gelin’ olarak bilinen ters laleleri koparana 109 bin 593 lira para cezası uygulanacağını duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3865f250.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Siirtte, ‘Ağlayan, gelin, koparana, 109, bin, lira, ceza</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yılın sadece 20 günü yaşayan ters lale, çiçek açtıktan sonra kuruyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu dağlarında yetişen çiçek türü ise nesli tükenme tehlikesi altında olduğundan dolayı koparanlara ceza geliyor.

Siirt Doğa Koruma ve Milli Parklar İl Şube Müdürlüğünden yapılan açıklamada, endemik bitki türleri arasında yer alan ters laleleri koparanlara biyolojik çeşitliliği tahrip etme suçundan 109 bin 593 lira ceza uygulanacağı bildirildi.

Açıklamada, “Havaların ısınmasıyla beraber dağlarda ve bahçelerde 20 gün boyunca yaşayabilen ters laleler çiçek açtı. Yöre halkı, bu konuda çok dikkat etmelidir. Ters lale bu bölgenin değeridir. Her endemik bitki kendi bölgesinde değerlidir. Biz de bu değerimize sahip çıkmalıyız” denildi.

Selami Deniz]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mucize besin Keçiboynuzu Faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mucize-besin-keciboynuzu-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mucize-besin-keciboynuzu-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Keçi boynuzu, diğer ismiyle harnup, tohumunda, özünden ve hatta tozundan faydalanılan bir bitkidir. Peki keçiboynuzunun faydaları nelerdir? İşte keçiboynuzu faydaları... ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b385da57b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mucize, besin, Keçiboynuzu, Faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Keçiboynuzu, yüksek besin değeleri ile vücut için çok faydalı bir bitki. Keçiboynuzu, az kalorili, yüksek proteinli, vitamin, demir, potasyum, kalsiyum ve magnezyum zengini olmasıyla biliniyor. Pek çok kişi tarafından kötü kokulu bulunsa ve sevilmese de keçiboynuzu, mutlaka tüketilmesi gerekenler besinler arasında yer alıyor.

Keçiboynuzunun Faydaları
- Keçiboynuzu, doğal bir antioksidan kaynağı. Bu özelliği ile vücut direncini artırıyor, vücudu hastalıklardan koruyor. Özellikle astım ve bronşit hastalıklarına karşı çok etkili.
- Zengin mineral ve vitamin içeriği ile enfeksiyonlara karşı koruma sağlıyor, var olanları iyileştiriyor.
- Lifli yapısı sayesinde kalp ve damar sağlığı için çok faydalı. Kötü kolesterol seviyelerini düşüren keçiboynuzu, tansiyon, felç, damar tıkanıklığı gibi hastalıkları önlemede büyük rol oynuyor.  
- Yerken şekerli bir tat veren keçiboynuzunun şeker oranı aslında düşüktür. Keçiboynuzu bu özelliği ile kan şekerinin yükselmesini önlüyor ve diyabet hastaları için de oldukça güvenli bir besin oluyor. 
- Lifli yapısıyla sadece kalp ve damar sağlığına fayda sağlamakla kalmıyor, tokluk hissi veriyor ve kilo vermeyi kolaylaştırıyor.
- Keçiboynuzu, bağırsak hareketlerini de destekliyor, sindirime yardımcı oluyor. 
Hasarlı hücreleri yeniliyor, yaşlılık belirtilerini geciktiriyor.
- Keçiboynuzu, cinsel hayatı da olumlu etkiliyor. Sperm sayısını ve kalitesini artırmasıyla bilinen bu bitki, iktidarsızlık tedavisinde kullanılıyor. 
- Antibakteriyel özelliği ile yaraların hızlıca iyileşmesine yardım ediyor. 
- Keçiboynuzu, vücuttaki serbest radikalleri temizliyor. Bu işlem kanser riskini azaltıyor. ]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ekinezya nedir? Faydaları nedir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ekinezya-nedir-faydalari-nedir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ekinezya-nedir-faydalari-nedir</guid>
<description><![CDATA[ Tıpta soğuk algınlığı, grip ve diğer enfeksiyonlar için kullanılan bir bitki olan ekinezyanın sayısız faydası vardır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38549a9c.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ekinezya, nedir, Faydaları, nedir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ekinezya, özellikle kışın yaygın görülen soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların semptomlarının tedavisi için kullanılabilen şifalı bir bitkidir. Ekinezya çayı, grip ve nezleden kaynaklanan ağrıları hafifletir. İçeriğinde bulunan vitamin, mineral ve antioksidanlar sayesinde üst solunum yolları, vajinal enfeksiyonlar, migren, anksiyete gibi birçok hastalığın gelişmesini engeller. Ekinezya, çok faydalı bir bitki olmasına rağmen dikkatli tüketilmesi gerekir. Diyabet, karaciğer ve böbrek sorunları olan kişilerin doktorlarına danışmadan ekinezya veya çayını tüketmemesi gerekir.



Ekinezya nedir?

Kirpi bitkisi olarakta bilinen ekinezya eski zamanlardan beri bilinen, papatyagiller familyasına ait, kökleri ve yaprakları tıbbi amaçlar için kullanılan şifalı bir bitkidir.  Latince adı Echinacea Purpurea olan bu şifa kaynağı bitki, özellikle bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkileri ile öne çıkıyor. Anavatanı Amerika olan bu yabani bitki, kurak arazilerde kolayca yetişebilir. Ekinezya bitkisi eskiden yerliler tarafından yılan sokmasına karşı kullanırdı; 1930’da Şarbon tedavisinde de kullanılmıştır. Modern tıbbın gelişmesine ciddi katkısı olan bu bitkinin en önemli özelliği soğuk algınlığına karşı koruma sağlamasıdır. Çayı çok popülerdir, ayrıca merhem, şurup ve bazı ilaçların içeriğinde kullanılmaktadır.



Ekinezyanın faydaları nedir?


	Kan şekeri seviyesini düşürür.
	Cilt sorunlarını rahatlatmaya yardımcı olabilir.
	Kaygı duygularını azaltmaya yardımcı olur.
	Ağrı kesici özelliği vardır
	Bağışıklık sistemini güçlendirir
	Grip ve nezleye karşı koruma sağlar
	Enfeksiyonları önler
	Detoks etkisi vardır
	Vücut kırgınlığını ve halsizliği giderir
	Böcek ve yılan ısırığında tedavi edici etkisi vardır
	Diş ağrısını hafifletebilir.
	Kanserden koruma özelliği vardır




Nasıl tüketilmelidir?Ekinezya bitkisi çay gibi demlenebilir, gıda takviyesi olarak alınabilir ya da harici olarak direkt cilt üzerine uygulanabilir. Bir iki tatlı kaşığı kuru ekinezya bitkisi, bir bardak sıcak suya eklenir ve yaklaşık yedi dakika kadar demlenmeye bırakılır. Demlenen çay, süzülerek içilir. ekinezyanın tadı biraz acımsı olduğu için tarçın, karanfil, ıhlamur ya da adaçayı ile birlikte tüketilebilir. Temiz ve steril bir yerde iyice ezilen ekinezya bitkisi, cilt üzerindeki problemli bölgeye uygulanabilir. Sivilce, akne ya da egzama üzerine uygulanabilen ekinezyayı kullanmadan önce mutlaka bir dermatoloji uzmanına görünmek gerekir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Anason nedir?  Faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/anason-nedir-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/anason-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Anason, daha çok içki yapımında kullanılan bir bitkidir. Ancak genel olarak ilaç yapmak adına kullanılmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b384aeea2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Anason, nedir, Faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Anason, maydanozgiller familyasında yer alan bir bitki cinsidir. Asıl ana vatanı Asya kıtası olan bitki, iklim koşullarının elverişli olması sayesinde Türkiye’de de sıklıkla ve kolayca yetiştirilebilir. Sağlığa son derece faydalı olduğu öne sürülen bitki, dünya genelinde ilaç sektöründe de sıklıkla kullanılır. Ayrıca Anason, kokusu ile tanınan, içki ve ilaç yapımında kullanılan şifalı bir bitkidir. İnsanlar tarafından binlerce yıldır baharat ve çay olarak kullanılmakta olan anason, özellikle sindirimi düzenleyici etkisiyle bilinir. Anason çayı, balgam, kabızlık, öksürük, uykusuzluk, stres mide ve solunum yolu problemlerine iyi gelir. Anason yağı içeren merhemler ve sabunlar, cilt sağlığı için doğal bir ilaç görevi görüp akne tedavisine yardımcı olabilmektedir. Birçok öksürük şurubu ve boğaz ağrısı ilacının üretiminde de anasondan faydalanılmaktadır. Ayrıca içeriğinde bulunan vitamin ve mineraller sayesinde zengin bir besin kaynağıdır.



Nasıl tüketilmelidir?

Anasonun kendine özgü, meyan kökü benzeri bir tadı vardır ve genellikle tatlılara ve içeceklere lezzet katmak için kullanılır. Et yemeklerinde baharat olarak sıkça kullanılır. Anason tohumları, gıda maddelerinde yaygın olarak kullanılan ayrı bir tada ve aromaya sahiptir. Anason tohumları çay olarak demlenerek tüketilebilir. Çayı, nefes darlığı ve öksürüğe iyi gelmektedir. Yemeklerden sonra içilirse gaz sorununa yardımcı olur.

Anasonun faydaları


	Anason yağının tıbbi yararları antispazmodik, antiseptik, yatıştırıcı, sindirim ve uyarıcı özelliklerini içerir.
	Lekelerde, sivilcelerde ve hasarlı ciltte anında rahatlama sağlar.
	Kadınlarda hormonları düzenler.
	Demir eksikliği riskini düşürebilir.
	Anason, bebeklerde ve yetişkinlerde en iyi gaz giderici olarak kullanılabilir.
	Anason esansiyel yağı kramplar, spazmlar, ağrılar, sinir rahatsızlıkları ve ishalin neden olduğu koşulları iyileştirmeye yardımcı olur.
	Anason üstün balgam söktürücü özelliklere sahiptir.
	Menopoz da rahatlama sağlar.
	Astım ile birlikte öksürük tedavisinde etkilidir.
	Menopoz belirtilerini hafifletir.
	Uykuya dalmanızı sağlar.
	Kilo vermeye yardımcı.
	Anason tohumlarının bağırsak sendromunda sahip insanlarda semptomları iyileştirmeye yardımı olur.
	Libidoyu artırır.
	Gerginliği azaltır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Erguvan: İstanbul Tabiatının Beyefendisi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/erguvan-istanbul-tabiatinin-beyefendisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/erguvan-istanbul-tabiatinin-beyefendisi</guid>
<description><![CDATA[ Her ilkbahar geldiğinde ağaçlar çiçek açar, çimler yeşillenir, laleler ve envai çeşit çiçekler böcekler kuşlar; sanki bütün mahlukat yenilenir, tazelenir. Erguvan ağacı da bu mevsimde çiçek açar. Öyle özel bir rengi vardır ki bu çiçeğin rengi çiçeğin ismi ile isimlendirilir: Erguvânî… Yani erguvan renginde olan… Böylesine özel bir renk aynı zamanda güzeldir de… Elbette bütün çiçekler baharın müjdecisidir ama baharı en çok müjdeleyen Erguvandır. Baharın gelişini sanat musikisi söyler gibi latif bir eda ile duyurur adeta… ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38429cee.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Erguvan:, İstanbul, Tabiatının, Beyefendisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Erguvan ağacı şıktır, kibar görünümlüdür, sanki kucak açar insanlara ve tebessüm ettirir duruşuyla. Adeta bir enerji kaynağıdır. Bakınca insanın aklına tazeliği, yeniliği, iyiliği getiriyor. İşte bu yüzden Erguvan ağacını İstanbul beyefendilerine benzetiyorum. Çünkü İstanbul beyefendileri, bütün hasletleriyle adeta enerji membaıdırlar. Yürürken, konuşurken enerji saçarlar. Ne kadar yaşlı olurlarsa olsunlar, gençlere bile heyecanlandırırlar. Hayatı her zaman gençliğin heyecanı ile yaşarlar… Bu yüzden Erguvan ağacına İstanbul tabiatının beyefendisi diyorum.


Dünya’da Adına Bayram Yapılan Tek Çiçek: Erguvan
Erguvan ağacı her ne kadar İstanbul ile özdeşleşmiş olsa da genel olarak Ege ve Marmara’da yetişir. Hatta Erguvan ağacının çiçeği bir zamanlar Osmanlı’ya başkentlik yapmış olan Bursa’mızın da simgesi olmuştur epey bir zaman. Öyle ki Bursa’da Erguvan Şenlikleri düzenlenirmiş. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde “Yılda bir kez Emirsultan’da, ‘Erguvan töreni’ düzenlenir. Her taraftan deniz gibi insan toplanır ki, bu kalabalık töreni anlatmakta kalem yetersizdir. Böyle bir tören ancak Emir Sultan sevgisi ile olur.” diyerek anlatır bu şenlikleri… Emir Sultan Hazretleri’nin Erguvan ağacı altında yaptığı sohbet sevilmiş ve bayram olarak kabul edilmiş ve bu gelenek günümüze kadar devam ettirilmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle, “… Bizim iklimde gülden sonra bayramı yapılacak bir çiçek varsa, o da erguvandır. O, şehirlerimizin ufkunda her bahar bir Diyanizos rüyası gibi sarhoş ve renkli doğar.



Medeniyetlerin ve Dinlerin Ortak Çiçeği: Erguvan

Erguvani renk, Eski Mısır ve Roma’da asaletin, Çin’de hediyenin Osmanlı’da ise güzelliğin rengi olmuştur.

Erguvan ağacı tıpkı İstanbul gibi üç din için önemlidir. Hristiyanlık inancına göre İsa’ya ihanet eden havari Yahuda pişman olduktan sonra kendini Erguvan ağacına asmıştır. Hristiyanlar İsa’nın çarmıha gerilmeden önce İsa’ya erguvani renkte kıyafet giydirildiğine inanır. Ayrıca bir Hristiyan inanışına göre de Hz. İsa çarmıha gerildiğinde eline çakılan ilk çividen sonra damlayan kanın düştüğü yerden Erguvan ağacı bitmiştir. Bu yüzden kiliselerdeki işlemelerde erguvan motifleri kullanılmaktadır.

İslamiyette ise Allah aşkını anlatan divan şiirlerinde sevgilinin dudağını ve yanağını temsli etmektedir Erguvan çiçeği…  Ahmet Talat Onay’ın “Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar” adlı kitabında şöyle tarif edilmiştir. “Ergavân, kırmızıya mail bir çiçek. Eski tıbba göre tabiatı soğuk ve kuru olduğundan şerbeti sarhoşu ayıltırmış, mahmurluğu giderirmiş, şarabı ferahlık verirmiş, ellere yakılırsa kınadan daha güzel parlak düşermiş” Yani bir tazelenme yenilenme vesilesi olarak görülmüştür erguvan.



Erguvan Hürmetine Kurulan İstanbul

Erguvan ağacı, İstanbul’un kurulmasına da vesile olmuştur. I. Konstantin erguvan ağacını çok sevmiş ve İstanbul’a aşık olmuştur. Böylelikle şehri kurmuştur. Aynı zamanda İstanbul’un fethi de Erguvan’ın çiçek açtığı aylarda gerçekleşmiştir. Bir şehri kurmak, bir şehri fethetmek bir hareketin ve enerjinin ifadesidir tıpkı Erguvan ağacı gibi.



İnsan Erguvan Olabilir mi?

Erguvan ağacının; rengiyle duruşuyla, insanları harekete geçirecek bir enerji saçtığını söylemiştik yukarıda. Erguvan’ın böyle olmasının sebebi, doğru zamanda yani enerjinin bol olduğu bahar aylarında, İstanbul gibi enerjisi yüksek bir yerde güzel bir renk ile çiçek vermesidir. Yani Erguvan ağacının çiçeği aslında doğru zaman doğru mekan ve doğru görünümün ortaya çıkardığı bir enerjidir. Sadece birkaç hafta çiçek açmasına rağmen ne kadar enerji saçıyor değil mi? Peki ya bizler birer erguvan olabilir miyiz? Elbette. Her insanı özel olarak yaratan Allah her insana ait bir mekan, zaman ve görünüm yaratmıştır. Bunların tamamına fıtrat da diyebiliriz. İşte bunu yakalarsak bizler de enerji saçan erguvanlar olabiliriz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Şifa deposu kudret narının faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sifa-deposu-kudret-narinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sifa-deposu-kudret-narinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık sorunlarınıza doğal bir çözümle geldik! Mucizevi özellikleri olan kudret narının faydalarını saymakla bitmiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b38388929.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Şifa, deposu, kudret, narının, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kudret narı ya da halk arasındaki adıyla ”acayip elma” da bilinen aslında kabakgillerin bir üyesidir. Elmadan esinlenilerek acayip elma ve içindeki meyvesinden ilham alınarak kudret narı denilen bu güzelim bitkiyi artık herkes duysun, bilsin hatta mümkünse balkonunda bir köşeyi onlar için ayırsın diyoruz.



Kudret narı nedir?

Kudret narı, çok uzun senelerden beri kullanılan şifalı bitkiler arasında yer almaktadır. Sebze şeklinde yenilmesinin yanı sıra, şifa veren özellikleri sebebi ile rahatsızlıklara karşı yaygın şekilde kullanılıyor. Kudret narı, yeşil renkli olup, yabani salatalık şeklinde görünen, acımsı bitkidir. Çoğu zaman tropikal bölgelerde yetişmektedir.



Kudret narının fayları nelerdir?


	Vücudun doğal bir enerji kaynağıdır
	Kudret narı kilo vermeye yardımcı olur
	Kanser hücrelerinin yayılmasını önlüyor
	Sindirim sistemini tedavi eder
	Cinsel gücü artırmaya yardımcı olur
	Cildi onarmaya yardımcı olup cildi korur.
	Kan şekeri seviyelerini korur
	bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hastalıklara yakalanma riskini azaltıyor.
	Karaciğerin düzenli çalışmasını sağlıyor.
	Romatizma ve varis ağrılarını büyük ölçüde dindiriyor.




Nasıl tüketilmelidir?

Kudret narı sade bir şekilde tüketilebilen bir meyvedir. Ancak en yaygın kullanım biçimi zeytinyağlı kudret narı ve kudret narı macunudur. Günde 1 tatlı kaşığı kadar tüketilen kudret narı, yaraların üzerine sürülerek iyileşme sürecini de hızlandırır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kakule&amp;apos;nin faydaları nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kakulenin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kakulenin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Doğanın güzelliklerine hayran olmaya doyamadığımız mucizevi bir bitki olan kakulenin sayısız faydası var. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3830dfbc.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kakulenin, faydaları, nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bilinen en değerli baharatlardan biri olan kakule, doğanın insanoğluna sunduğu güzel kokulu besinlerden biridir.  safran ve vanilyadan sonra Doğu’dan ithal edilen en kıymetli bitki olarak biliniyor. Sağlığa birçok faydası bulunmasının yanı sıra yemeklere, hamur işlerine, çaylara, hatta kahvelere lezzet verici olarak ekleniyor. Kokusu ve tadı ile yemeklere, tatlılara, hamur işlerine ve içeceklere enfes bir aroma katan bu baharatı çok yönlü kullanımı ile mutfaktan eksik etmeyeceksiniz.



Kakule nedir?

Kakule, zencefilgil ailesinin güzide bitkilerinden biridir. Bütün bir yıl boyunca yeşil kalabilme potansiyeline sahip olması ve 50 santimetreye kadar da uzayan boyuyla biliniyor. Yaprakları koyu yeşil, dik ve uzun, çiçekleri ise hafif sarıyı andıran bir renkte kendini göstermektedir. Dünyada en çok yetiştiği ve yetiştirildiği yerler arasında ise Batı ve Güney Hindistan ile Güneydoğu Asya’nın sıcak kısımları yer alıyor. 



Kakulenin faydaları nelerdir?


	Şifalı özellikleri ile alternatif tıbbın yeni gözdesi olan kakule meyvesinin faydaları başında mide rahatsızlıkları gelir. Mide ağrısı, sindirim sorunları, gaz ve hazımsızlığa karşı mideyi rahatlatan baharatın yalnızca bir tutamı şiddetli mide bulantısını geçirmek için yeterli.
	İçeriğindeki A vitamini, C vitamini, sodyum, potasyum, kalsiyum, demir, manganez, magnezyum, fosfor ve çinko sayesinde iyi bir vitamin ve mineral takviyesi olarak kullanılabilir.
	Kansere karşı iyileştirici özelliği bulunan kakule baharatı, kanser hücrelerine karşı sağlıklı hücrelerin gelişmesini sağlar ve kanser hastalarında iyileşme sürecini hızlandırır.
	İçindeki fosfor sayesinde mide asidini düzenleyen ve sindirimi kolaylaştıran kakulenin kadınların adet dönemindeki şiddetli sancıları azalttığı biliniyor.
	Ferahlatıcı tadı sayesinde ağız kokusunu gideren kakule ağız kokusu sorunu olanların kurtarıcısıdır. Yemekten sonra yalnızca iki kakule çiğnemek kötü ağız kokusunu kolayca giderir.
	Zihin açıcı özelliğe sahip olan ve hafızayı güçlendiren kakule afrodizyak etkisi ile de halk arasında kullanılır.
	Kakule tozu; astım, bronşit gibi solunum yolu rahatsızlıklarına karşı iyileştirici etki taşır. Soğuk algınlığında boğazı yumuşatır ve çay yapılarak tüketildiğinde ağrıyı hafifletir.




Kaküle nasıl tüketilmelidir?Kakule bitkisinin çok farklı kullanım yöntemleri bulunur. Toz formunda ve bitki şeklinde tüketilebilen kakule her alanda sıkça kullanılıyor. Yemeklerde lezzet arttırmak için daha çok toz haliyle yer alır. Özellikle çay ve kahvelerde kullanılmasıyla ünlüdür kakule. Çay olarak tüketmek istediğinizde kakuleyi aktardan aldığınız haliyle demleyip içine limon, bal gibi malzemeler ekleyerek afiyetle tüketebilirsiniz. Normalde içtiğiniz bitki çaylarına eklemek isterseniz tohumlarını kurutup havanda döverek toz haline getirip ardından çay ve kahvelerinize birer çay kaşığı kadar ekleyerek de kakuleden faydalanabilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Adana, salebin üretim merkezi olacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/adana-salebin-uretim-merkezi-olacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/adana-salebin-uretim-merkezi-olacak</guid>
<description><![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Adana Zirai Üretim İşletmesi Tarımsal Yayım ve Hizmetiçi Eğitim Merkezi Müdürlüğü (TAYEM) tarafından salep üretimi için girişimcilere eğitim çalışması yapıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3828b43d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:16 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Adana, salebin, üretim, merkezi, olacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tıbbi ve aromatik bitkiler içerisinde yer alan ve ekonomik değeri yüksek olan, özellikle dondurma yapımında kullanılan salep üretiminin Adana'da yaygınlaştırılması amacıyla Adana Zirai Üretim İşletmesi Tarımsal Yayım Hizmetçi Eğitim Merkezi Müdürlüğünce üreticilere yönelik düzenlenen eğitim, Saimbeyli'de AR-GE çalışması yapılan arazide gerçekleşti.

Adana TAYEM Müdürü Emin Tepeli, tarımın birçok alanında olduğu gibi özellikle tıbbi ve aromatik bitkiler grubunda salep yetiştiriciliğinin ayrı bir yeri olduğunu ve bu nedenle yüksek gelir getirebilecek ve katma değeri yüksek bu tür faaliyetlerin yaygınlaştırılması amacıyla eğitimlere ağırlık verdiklerini söyledi. Tepeli, salep üretimi yapmak isteyen ve bu alana ilgi duyan bütün vatandaşların eğitim ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ellerinden gelen her türlü desteği sağlayacaklarını ifade etti.



"Ülkemize özel türler var"

Ziraat Mühendisi Gülay Yazar ise TAYEM desteği ile girişimcilerin yerinde bilgi aldıklarını ve bunun geliştirilmesi için destek verdiğini ifade ederek, “Ailemin Saimbeyli bölgesinde arazisi var. Adana TAYEM'de çalışmalar yapıldı. Salep yetiştiriciliği üzerine eğitimler vardı. 25 kişilik ekiple ben de bu eğitimlere katıldım. Bu arazide ailemden kalan yerde 2 yıldır AR-GE çalışması yapıyorum. Saimbeyli İlçe Tarım ve Orman Müdürümüz Halil Paşalıoğlu da bizlere katıldı sağ olsun. Amacımız Türkiye'de salep bitkisi üretimini arttırmak ve değerini duyurabilmek. Tohumu ekildiği zaman, türemeyen bir bitki. Bakın Türkiye'de değil, dünyanın en kaliteli salebi Toroslar'da yetişiyor ve dolayısıyla benim amacım ve gayem Saimbeyli bölgesinde salep yetiştiriciliğini geliştirip dünyaya Türkiye'nin adını duyurabilmek. Bunların değeri aslında paha biçilmez. Çünkü ülkemize özel endemik dediğimiz, sadece bizim ülkemize özel türler var. Binlerce yıldır salebin sağlık açısından kıymeti biliniyor. Bunu doğadan sökmek yerine çoğaltmak, tüketmek yerine üretmek, çok daha doğru” diye konuştu.

Kursiyerler salep çeşitleri ve üretim alanlarında bilgi alarak eğitimlerini tamamladılar.

Beril Solmuşgül]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Regl döneminde bu besini asla tüketmeyin! Ağrıyı iki katına çıkarıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/regl-doeneminde-bu-besini-asla-tuketmeyin-agriyi-iki-katina-cikariyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/regl-doeneminde-bu-besini-asla-tuketmeyin-agriyi-iki-katina-cikariyor</guid>
<description><![CDATA[ Döllenme için gereken fizyolojik bir süreç olan regl, birçok kadın için oldukça çileli geçebiliyor.  Ancak beslenme alışkanlıklarına dikkat ederek, ağrı ve krampları azaltmak mümkün.Son araştırmalar, sodyum ve yağ oranı yüksek besinlerin, regl dönemindeki ağrıları artırdığını ortaya koydu.Columbia Üniversitesi&#039;nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Dr. Hoosna Haque, adet dönemlerinde yaşanan ağrıların sebebinin iltihap olduğunu belirtti.
Özellikle cips ve çikolata gibi paketli gıdaların, iltihap oluşumuna bağlı olarak ağrıyı artırdığını belirten Hoosna, bu dönemde omega 3 açısından zengin besinlere yönelinmesi gerektiğini söyledi.Rafine şeker oranı yüksek besinler tüketmek, iltihabın yanı sıra kan şekeri seviyelerinde de artışa neden olabilir. Bu durum, yorgunluğu artırabilir.Kafeinli içecekler, uykusuzluk ve kaygıyı tetikleyebilir. Kafeinli içecekler yerine bitki çaylarına başvurmak, regl ağrılarını hafifletecektir.Su, özellikle adet dönemi şişkinlikleri ve ağrılarının azalmasında önemli rol oynar. Regl döneminde günlük en az 2-2 buçuk litre su tüketilmesi gerekir.Zencefil çayı, iltihap önleyici özelliği sayesinde adet krampı ve sancıların rahatlamasına destek sağlayabilir. Aynı zamanda papatya çayı da kasların gevşemesine yardımcı olacaktır. Regl döneminde tüketilmesi gereken diğer çaylara; tarçın, safran, civanperçemi çayı da örnek gösterilebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h8kvXRC7yk2sVu1rXQzLEg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Regl, döneminde, besini, asla, tüketmeyin, Ağrıyı, iki, katına, çıkarıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h8kvXRC7yk2sVu1rXQzLEg.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Regl döneminde bu besini asla tüketmeyin! Ağrıyı iki katına çıkarıyor"><p>Döllenme için gereken fizyolojik bir süreç olan regl, birçok kadın için oldukça çileli geçebiliyor.  Ancak beslenme alışkanlıklarına dikkat ederek, ağrı ve krampları azaltmak mümkün.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aQi1D6hlA0a-GpSnMus3cg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son araştırmalar, sodyum ve yağ oranı yüksek besinlerin, regl dönemindeki ağrıları artırdığını ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VTbCAh-87UCBTeDNbau-eg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Columbia Üniversitesi'nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Dr. Hoosna Haque, adet dönemlerinde yaşanan ağrıların sebebinin iltihap olduğunu belirtti.
Özellikle cips ve çikolata gibi paketli gıdaların, iltihap oluşumuna bağlı olarak ağrıyı artırdığını belirten Hoosna, bu dönemde omega 3 açısından zengin besinlere yönelinmesi gerektiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0_wnQmZkNEmc5idzWsysuQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rafine şeker oranı yüksek besinler tüketmek, iltihabın yanı sıra kan şekeri seviyelerinde de artışa neden olabilir. Bu durum, yorgunluğu artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZckWILHruUmueVF2lnHyzA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kafeinli içecekler, uykusuzluk ve kaygıyı tetikleyebilir. Kafeinli içecekler yerine bitki çaylarına başvurmak, regl ağrılarını hafifletecektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-3wy1bl4ZUuIJHmRnyaZYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su, özellikle adet dönemi şişkinlikleri ve ağrılarının azalmasında önemli rol oynar. Regl döneminde günlük en az 2-2 buçuk litre su tüketilmesi gerekir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UTskAlt3HUuPLkc-VtXPyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zencefil çayı, iltihap önleyici özelliği sayesinde adet krampı ve sancıların rahatlamasına destek sağlayabilir. Aynı zamanda papatya çayı da kasların gevşemesine yardımcı olacaktır. Regl döneminde tüketilmesi gereken diğer çaylara; tarçın, safran, civanperçemi çayı da örnek gösterilebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Limon: Mucizevi Sağlık Kaynağı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/limon-mucizevi-saglik-kaynagi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/limon-mucizevi-saglik-kaynagi</guid>
<description><![CDATA[ Limonun yüzyıllardır hem mutfaklarda hem de geleneksel tıpta önemli bir yeri olduğu herkesin malumu. Ancak son zamanlarda limonun sağlık üzerindeki etkilerine dair pek çok iddia gündemde. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e94980ec5cd.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Limon:, Mucizevi, Sağlık, Kaynağı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Limon, binlerce yıldır mutfakların vazgeçilmezi olmasının yanı sıra, sağlığımız üzerindeki olumlu etkileriyle de ön planda. Bu sarı, ekşi meyve; yüksek C vitamini içeriği, güçlü antioksidan özellikleri ve hastalıklara karşı koruyucu etkileriyle bilinir. Ancak limonun faydaları yalnızca bağışıklık sistemini desteklemekle sınırlı değildir. Sindirimden cilt sağlığına, kilo kontrolünden kalp-damar sağlığına kadar birçok alanda vücudumuz için mucizevi etkiler sunar.</p>
<p>Limonun geniş kullanım alanları, onu mutfaktan sağlık dolabına kadar her alanda değerli kılar. İşte limonun sağlık üzerindeki başlıca faydalarına yakından bakalım.</p>
<h3>Limonun Sağlığa Faydaları Nelerdir?</h3>
<p>Limon, bağışıklık sistemini güçlendiren ve vücudu hastalıklara karşı koruyan güçlü bir antioksidandır. Yüksek C vitamini içeriği sayesinde soğuk algınlığı gibi enfeksiyon hastalıklarına karşı etkili bir koruyucu olarak bilinir. Aynı zamanda serbest radikallerin vücudumuza verdiği zararı önleyerek yaşlanma belirtilerini yavaşlatır.</p>
<ul>
<li><strong>Yüksek Tansiyonu Düzenler</strong>: Limonun potasyum açısından zengin olması, kan basıncını düzenlemede etkilidir. Yüksek tansiyonu düşürerek kalp sağlığını korur.</li>
<li><strong>Sindirim Sistemi Üzerindeki Etkileri</strong>: Limon, sindirimi kolaylaştıran özellikleri sayesinde mideyi rahatlatır. Sabahları aç karnına içilen limonlu su, sindirim sisteminin çalışmasını hızlandırır ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.</li>
<li><strong>Detoks Etkisi</strong>: Limonun doğal arındırıcı özelliği, toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Limonlu su, vücuttaki zararlı maddeleri uzaklaştırırken böbrek ve karaciğer sağlığını destekler.</li>
<li><strong>Kilo Kontrolü</strong>: Limon, metabolizmayı hızlandırarak kilo vermeye yardımcı olur. İçerdiği pektin lifi sayesinde tokluk hissi verir ve aşırı yeme isteğini azaltır.</li>
</ul>
<h3>Limonlu Su: Günlük Yaşamda Basit Bir Mucize</h3>
<p>Sabahları limonlu su içmenin sağlık üzerindeki olumlu etkileri son yıllarda giderek daha fazla konuşuluyor. Limonlu su, vücudun pH dengesini düzenleyerek alkali ortamın korunmasına yardımcı olur. Bu, asidik dengesizliğin neden olduğu hastalıkların önlenmesinde önemli bir rol oynar.</p>
<p>Limonlu suyun düzenli tüketimi ile elde edilebilecek bazı sağlık faydaları şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirir</strong>: C vitamini açısından zengin olan limonlu su, soğuk algınlığı ve grip gibi enfeksiyonlara karşı direnci artırır.</li>
<li><strong>Cilt Sağlığını Destekler</strong>: Antioksidan özelliği sayesinde limon, cildi temizler, sivilce ve aknelerin iyileşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda cildin elastikiyetini artırarak genç ve parlak görünüm sağlar.</li>
<li><strong>Enerji Verir</strong>: Limon, enerji verici etkisi ile gün boyu zinde kalmanıza yardımcı olur. Özellikle sabahları limonlu su içmek, vücudunuzu dinç hissettirir ve enerji seviyenizi artırır.</li>
</ul>
<h3>Limon Kabuğunun Faydaları</h3>
<p>Limonun yalnızca suyu değil, kabuğu da sağlık açısından çok değerlidir. Limon kabuğu, içerisinde bulunan esansiyel yağlar ve flavonoidler sayesinde antioksidan etkiler gösterir. Özellikle limon kabuğunun çiğnenmesi, diş eti sağlığını iyileştirir ve diş eti kanamalarını önler.</p>
<ul>
<li><strong>Kireçlenmeye Karşı Etkili</strong>: Limon kabuğu, vücuttaki kirecin çözülmesine yardımcı olur. Özellikle eklem ve kemik sağlığı için faydalıdır.</li>
<li><strong>Diş Eti Sağlığını Destekler</strong>: Limon kabuğunun çiğnenmesi, diş eti kanamalarını durdurur ve diş sağlığını korur.</li>
<li><strong>Cilt Lekelerine Karşı Koruyucu</strong>: Limon kabuğu, ciltteki koyu lekeleri ve güneş hasarını azaltmada etkilidir. Aynı zamanda doğal bir peeling görevi görerek ölü hücreleri temizler.</li>
</ul>
<h3>Limon Yağı: Esansiyel Bir Şifa Kaynağı</h3>
<p>Limon yağı, hem sağlık hem de güzellik için kullanılabilecek doğal bir yağdır. Soğuk pres yöntemiyle limon kabuklarından elde edilen bu yağ, arındırıcı ve canlandırıcı etkileriyle bilinir.</p>
<ul>
<li><strong>Cilt İçin Mucizevi Bir Tonik</strong>: Limon yağı, cildi temizlemek ve gözenekleri açmak için mükemmel bir çözümdür. Antiseptik özelliği sayesinde sivilce ve akne oluşumunu önler. Cilde parlaklık kazandırır ve kırışıklıkları azaltır.</li>
<li><strong>Siğil ve Varislere Karşı</strong>: Limon yağı, siğilleri tedavi etmek ve yenilerinin oluşumunu önlemek için kullanılabilir. Ayrıca varislerin neden olduğu ağrıyı hafifletir ve kan dolaşımını iyileştirir.</li>
<li><strong>Saç Sağlığını Destekler</strong>: Limon yağı, saç derisine uygulandığında kepek oluşumunu önler ve saç köklerini güçlendirir. Ayrıca saçların daha parlak ve sağlıklı görünmesine yardımcı olur.</li>
</ul>
<h3>Limonun Kalori ve Besin Değerleri</h3>
<p>Limon, düşük kalorili ve besleyici bir meyvedir. 100 gram limonda yaklaşık 43 kalori bulunur. İçerdiği vitaminler ve mineraller sayesinde hem bağışıklık sistemini destekler hem de vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerini sağlar.</p>
<ul>
<li><strong>C Vitamini</strong>: Limon, günlük C vitamini ihtiyacınızın büyük bir kısmını karşılar. C vitamini, kolajen üretimini destekler ve cilt sağlığını korur.</li>
<li><strong>Potasyum</strong>: Limon, potasyum açısından zengin bir kaynaktır. Potasyum, kalp sağlığı ve sinir fonksiyonları için gereklidir.</li>
<li><strong>Lif</strong>: Limon, sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasını destekleyen pektin lifi içerir.</li>
</ul>
<h3>Limonun Günlük Yaşamda Kullanım Alanları</h3>
<p>Limon yalnızca mutfakta değil, günlük yaşamda da birçok alanda faydalı bir araçtır. İşte limonun diğer kullanım alanları:</p>
<ul>
<li><strong>Ev Temizliği</strong>: Limon, doğal bir temizleyici olarak kullanılır. Yüzeylerdeki bakterileri öldürmek ve kötü kokuları gidermek için limon suyu tercih edilir.</li>
<li><strong>Kıyafetlerdeki Lekeler</strong>: Limon suyu, kıyafetlerdeki inatçı lekelerin çıkarılmasına yardımcı olur.</li>
<li><strong>Böcek Isırıkları</strong>: Limon, böcek ısırıklarına karşı doğal bir yatıştırıcıdır. İltihabı azaltır ve kaşıntıyı hafifletir.</li>
</ul>
<h3>Sonuç</h3>
<p>Limon, hem sağlığımıza hem de günlük yaşamımıza büyük katkılar sağlayan çok yönlü bir meyvedir. Bağışıklık sistemini güçlendiren, sindirimi düzenleyen ve cilt sağlığını iyileştiren etkileri sayesinde limon, modern yaşamın vazgeçilmez doğal ilaçlarından biri haline gelmiştir. Ancak limonun bu mucizevi etkilerinden tam anlamıyla faydalanmak için düzenli ve dengeli bir şekilde tüketilmesi önemlidir. Sağlıklı bir yaşamın anahtarını limonla bulabilir ve bu doğal mucizenin nimetlerinden yararlanabilirsiniz.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Acı Kavun Faydaları ve Nasıl Kullanılır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aci-kavun-faydalari-ve-nasil-kullanilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aci-kavun-faydalari-ve-nasil-kullanilir</guid>
<description><![CDATA[ Sararmış ve olgun acı kavun, ilaç olarak kullanılmaktadır. Özellikle suyu, vücutta birikmiş zararlı maddeleri temizleyici ve eritici özelliğe sahiptir. Derin tabakalarda biriken fazlalıkları söküp dışarı atar. Ancak kabuğu ve çekirdekleri oldukça zehirlidir. Tedavide yalnızca suyu ve etli kısmı kullanılır. Yeşil, olgunlaşmamış hali zehirleyici olabilir ve ishal ya da kusmaya neden olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e949cf92f49.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Acı, Kavun, Faydaları, Nasıl, Kullanılır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Acı kavun (Ecballium elaterium), kabakgiller (Cucurbitaceae) familyasına ait, doğada kendiliğinden yetişen, güçlü tıbbi özellikleri olan bir bitkidir. Ege ve Akdeniz bölgelerinde sıkça görülen bu bitki, olgunlaştığında patlayarak tohumlarını etrafa saçar ve "patlangaç" ya da "patlak kavun" olarak da bilinir. Hem meyvesi hem de yaprakları, çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Ancak bitki çok güçlü biyolojik bileşenler içerir ve yanlış ya da bilinçsiz kullanımı zehirlenmelere yol açabilir.</p>
<h3>Acı Kavunun Özellikleri ve Kullanımı</h3>
<ul>
<li><strong>Görünüm</strong>: Acı kavun, sürüngen gövdeli, tüylü yapraklı ve sarı çiçekli bir bitkidir. Meyveleri küçük, yeşil ve acı tadı vardır.</li>
<li><strong>Tıbbi Kullanım</strong>: Bitkinin suyu ve meyvesi geleneksel tıpta yaygın olarak sinüzit, baş ağrısı, romatizma, hepatit ve siroz gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır. Bununla birlikte, yüksek toksisiteye sahip olduğundan mutlaka uzman gözetiminde kullanılmalıdır.</li>
<li><strong>Kimyasal Bileşenler</strong>: Acı kavun, alkaloidler, saponinler ve cucurbitacin gibi güçlü aktif bileşenler içerir. Bu bileşenler anti-inflamatuar ve ağrı kesici etkiler gösterebilir.</li>
</ul>
<h3>Acı Kavunun Tıbbi Kullanım Alanları</h3>
<ol>
<li>
<p><strong>Kulak Ağrısı ve Çınlaması</strong>: 2/3 oranında zeytinyağı ve 1/3 acı kavun suyu karışımı kısık ateşte kaynatılır ve bu yağdan kulağa birkaç damla damlatılır. Bu karışım, kulak ağrılarına ve çınlamasına iyi gelir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Hepatit ve Siroz</strong>: 50 gram taze acı kavun kökü su ile kaynatılarak hazırlanan karışım, hepatit, siroz gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır. Her gün bu karışımdan yudum yudum içmek tavsiye edilir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Ruh Hastalıkları ve Sara (Epilepsi)</strong>: Acı kavunun içi boşaltılıp, bal ile doldurulup kaynatıldığında ruh hastalıkları ve epilepsi tedavisinde etkili olduğu belirtilmiştir. Belirli bir doz düzeniyle tüketilmesi gerekmektedir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Sinir, Eklem ve Gut Ağrıları</strong>: Her gün 5 adet acı kavun yaprağı kaynatılarak hazırlanan su, sinir ve eklem ağrıları için kullanılır. Aynı zamanda, bu karışım böbrek ve idrar yolu sorunlarına da iyi gelir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Cilt Lekeleri ve Yüz Felci</strong>: Acı kavun yaprakları ezilerek şişliklere veya felçli bölgelere uygulanır. Bu yöntemle cilt lekeleri giderilir ve yüz felci tedavi edilebilir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Migren ve Sinüzit</strong>: Acı kavun suyu, baş ağrısı, migren ve sinüzit gibi şikayetler için buruna çekilerek kullanılır. Bu yöntemle geniz akıntısı başlar ve sorunların büyük ölçüde hafiflemesi sağlanır.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Rahim ve Damar Temizliği</strong>: Özellikle adet düzensizlikleri ve rahim temizliği için acı kavun suyu ve çörek otu karışımı vajina içerisine yerleştirilerek kullanılır.</p>
</li>
</ol>
<h3>Kullanım Uyarıları</h3>
<p>Acı kavun, çok zehirli bir bitkidir. Çekirdekleri ve kabuğu öldürücü olabilir. Bilinçsizce kullanımı mide-bağırsak rahatsızlıkları, zehirlenme ve hatta ölüme yol açabilir. Doz ayarlamaları dikkatlice yapılmalı ve doktor gözetiminde uygulanmalıdır. Özellikle hamileler ve küçük çocuklar için uygun değildir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kansere Karşı Bitkisel Kürler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kansere-karsi-bitkisel-kurler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kansere-karsi-bitkisel-kurler</guid>
<description><![CDATA[ Bu yazımızda, bitkisel kürlerin kansere karşı koruyucu etkileri hakkında bilgi vereceğiz.  Kansere Karşı Bitkisel Kürler. Günümüzde kanserle mücadelede bitkisel çözümler, tamamlayıcı tedavi olarak sıklıkla tercih edilmektedir. Bu makalede kansere karşı etkili bazı kürlerden bahsedeceğiz. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e950019074e.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kansere, Karşı, Bitkisel, Kürler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser, çağımızın en korkulan hastalıklarından biridir. Ancak doğanın sunduğu bitkiler, kansere karşı güçlü bir savunma mekanizması sağlayabilir. Aşağıda kansere karşı koruyucu etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış bitkisel kürlere yer verilmiştir:</p>
<h4>1. <strong>Brokoli Kürü</strong></h4>
<p>Brokoli, kansere karşı savaşan sebzeler arasında önemli bir yer tutar. İçerdiği <strong>glukosinolatlar</strong> sayesinde kanserle mücadele eden brokoli, özellikle çiğ tüketildiğinde bu özelliğini korur. Brokoli pişirildiğinde ise bu aktif bileşenlerin etkisi azalır. Brokoli kürü hazırlarken, brokoliyi roka, sarımsak ve limon ile karıştırarak buharda kısa süreli pişirme yöntemi kullanmak önerilmektedir.</p>
<h4>2. <strong>Pelin Otu Kürü</strong></h4>
<p>Pelin otu, özellikle kadınlarda meme kanseri ve erkeklerde prostat kanserine karşı etkili bir bitkidir. İçeriğinde bulunan <strong>Artemisinin</strong> maddesi, kanser hücrelerini hedef alır. Bu kür, günde üç kez, yemeklerden bir saat sonra tüketildiğinde kansere karşı koruyucu etki gösterir. Ancak mide ve bağırsak ülseri olanlar pelin otundan kaçınmalıdır.</p>
<h4>3. <strong>Kudret Narı Kürü</strong></h4>
<p>Kudret narı, güçlü anti-kanser etkisi ile bilinir. Özellikle pankreas, kolon, karaciğer, prostat ve meme kanserleri ile lösemiye karşı etkilidir. Kudret narı kürü, kudret narının zeytinyağı ile karıştırılmasıyla hazırlanır ve her yemekten önce tüketilmesi tavsiye edilir. Fakat hamile kadınların kudret narını tüketmesi önerilmez.</p>
<h4>4. <strong>Karahindiba ve Zencefil Kürü</strong></h4>
<p>Karahindiba ve zencefil, yumurtalık, meme ve prostat kanserlerine karşı etkili iki bitkidir. Bu kür, taze karahindiba yapraklarının ve zencefilin zeytinyağı ve karanfil yağı ile karıştırılmasıyla hazırlanır. Günde iki kez taze olarak tüketilmelidir.</p>
<h4>5. <strong>Üzüm Çekirdeği Kürü</strong></h4>
<p>Siyah üzüm çekirdeği, içeriğinde bulunan <strong>proantosiyaninler</strong> ile kanser hücrelerinin büyümesini engeller. Bu kür özellikle pankreas ve kolon kanserleri üzerinde etkilidir. Üzüm çekirdeği, karakovan balı ile karıştırılarak günde iki kez tüketilmelidir.</p>
<h4>6. <strong>Meyankökü Kürü</strong></h4>
<p>Meyankökü, tarih boyunca şifalı bir bitki olarak kullanılmıştır. Kansere karşı koruyucu etkileri bilimsel olarak da desteklenmiştir. Özellikle lösemi ve kalın bağırsak kanserine karşı etkili olduğu bilinir. Meyankökü kürü, günde üç kez taze hazırlanarak içildiğinde kansere karşı koruyucu etki sağlar. Ancak yüksek tansiyon hastalarının meyankökünü dikkatli kullanmaları gerekmektedir.</p>
<h4>7. <strong>Soğan Kürü</strong></h4>
<p>Soğan, sindirim sistemi ve yumurtalık kanseri üzerinde etkili bir bitkidir. Soğan kürü, ev yapımı elma sirkesi ve karakovan balı ile hazırlanır ve günde iki kez tüketilir.</p>
<h4>8. <strong>Biberiye Kürü</strong></h4>
<p>Biberiye, kolon ve pankreas kanseri ile savaşan etkili bir bitkidir. Limon suyu ve biberiye karışımı ile hazırlanan bu kür, kansere karşı güçlü bir koruyucu etki sunar. Günde dört kez tok karna tüketilmesi tavsiye edilir.</p>
<h4>9. <strong>Zerdeçal Kürü</strong></h4>
<p>Zerdeçal, kansere karşı en etkili bitkilerden biridir. İçeriğinde bulunan <strong>curcumin</strong> maddesi, kanser hücrelerini yok eder. Zerdeçal kürü, zeytinyağı ve karabiber ile karıştırılarak tüketilmelidir. Zerdeçalın özellikle pankreas kanseri tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir.</p>
<h4>10. <strong>Sarımsak Kürü</strong></h4>
<p>Sarımsak, bağışıklık sistemini güçlendiren ve kanserle mücadelede etkili bir bitkidir. Sarımsak kürü, sarımsak, elma sirkesi ve karakovan balı ile hazırlanarak her sabah kahvaltıdan önce tüketilmelidir.</p>
<h4>11. <strong>Kırmızı Bitkisel Kür</strong></h4>
<p>Kırmızı pancar, havuç ve kırmızı elma karışımı, kansere karşı koruyucu bir içecek sunar. Bu kür, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirir ve mide ülserine karşı koruyucudur. Senede üç kez bu kürü uygulamak, kansere karşı koruyucu bir etki sağlayabilir.</p>
<p>Bu bitkisel kürler, modern tıbbın yanı sıra alternatif tedavi yöntemleri arayan kişiler için önemli bir destekleyici nitelik taşır. Ancak bu kürlerin kullanılmadan önce bir uzmana danışılması önemlidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Astım Hastalığı Tedavisi Bitkisel Kürler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/astim-hastaligi-tedavisi-bitkisel-kurler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/astim-hastaligi-tedavisi-bitkisel-kurler</guid>
<description><![CDATA[ Astım hastalığı, solunum yollarında daralma ve nefes darlığına yol açan kronik bir rahatsızlık olup, sıklıkla alerjik reaksiyonlar ve çevresel faktörlerle tetiklenir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e95201b822b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Astım, Hastalığı, Tedavisi, Bitkisel, Kürler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Geleneksel tedavi yöntemlerinin yanında, doğal ve bitkisel çözümler de astım belirtilerinin hafifletilmesine yardımcı olabilir. Bitkisel kürler, astım ataklarını önlemeye ve solunum yollarını rahatlatmaya yönelik etkili yöntemler sunar. Bu makalede, astım tedavisinde kullanılan bitkisel kürler ve bu yöntemlerin sağlık üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz.</p>
<h3>Astım Hastalığı Nedir?</h3>
<p>Astım, özellikle çocuklar ve gençler olmak üzere dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir solunum yolu hastalığıdır. Solunum yollarının daralmasıyla birlikte ortaya çıkan astım, nefes almayı zorlaştırır ve sıklıkla öksürük, hırıltılı nefes alma, göğüste sıkışma hissi ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösterir. Solunum yollarındaki bu daralma, çevresel faktörler, alerjik reaksiyonlar, fiziksel aktivite ya da stres gibi tetikleyicilerle daha da şiddetlenebilir.</p>
<p>Astım hastalığı, genetik yatkınlık, çevresel alerjenlere maruz kalma, hava kirliliği ve bazı enfeksiyonlar gibi çeşitli nedenlerle gelişebilir. Bağışıklık sistemi astımın oluşumunda önemli bir rol oynar ve kişinin bağışıklık sisteminin dengesiz çalışması, solunum yollarındaki hassasiyeti artırarak astım belirtilerini tetikleyebilir.</p>
<h3>Astım Belirtileri</h3>
<p>Astımın belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Astım hastalarında genellikle şu belirtiler görülür:</p>
<ul>
<li><strong>Nefes darlığı</strong>: Astım hastalarının en yaygın şikayeti nefes almakta zorlanmaktır.</li>
<li><strong>Öksürük</strong>: Özellikle gece ya da sabahları daha yoğunlaşan kuru bir öksürük, astımın yaygın belirtilerindendir.</li>
<li><strong>Hırıltılı nefes alma</strong>: Solunum yollarının daralmasıyla birlikte nefes alıp verirken hırıltı benzeri bir ses çıkabilir.</li>
<li><strong>Göğüste sıkışma hissi</strong>: Astım hastaları genellikle göğüs bölgesinde baskı ve sıkışma hisseder.</li>
</ul>
<h3>Astım Risk Faktörleri</h3>
<p>Astımın ortaya çıkmasında birçok farklı faktör rol oynayabilir. Bu faktörler arasında genetik yatkınlık, çevresel etkenler ve yaşam tarzı bulunur. Başlıca risk faktörleri şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Genetik yatkınlık</strong>: Ailede astım hastalığı olan bireylerde bu hastalığın görülme olasılığı daha yüksektir.</li>
<li><strong>Çevresel faktörler</strong>: Hava kirliliği, sigara dumanı, kimyasal buharlar ve ev tozu akarları gibi alerjenler, astım semptomlarını tetikleyebilir.</li>
<li><strong>Alerjik reaksiyonlar</strong>: Polen, hayvan tüyü, küf ve gıdalara karşı alerjik reaksiyonlar astım ataklarını artırabilir.</li>
<li><strong>Kötü beslenme</strong>: Düşük besin değeri olan bir diyet, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve astım riskinin artmasına neden olabilir.</li>
</ul>
<h3>Astım Tedavisinde Doğal Kürler</h3>
<p>Geleneksel astım tedavilerine ek olarak, doğal ve bitkisel çözümler de astım belirtilerini hafifletmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu kürler, solunum yollarını rahatlatmaya, balgamı azaltmaya ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilir. İşte astım tedavisinde önerilen bazı bitkisel kürler:</p>
<h4>1. Tarçınlı Şalgam Kürü</h4>
<p>Bu kür, özellikle balgam söktürücü etkisiyle bilinir ve astım hastalarının solunum yollarını açmada yardımcı olabilir. Tarçın, karabiber, meyankökü ve şalgamın birleşimi, solunum yollarında oluşan mukusu azaltarak nefes almayı kolaylaştırır. 12 gün boyunca düzenli olarak kullanılması önerilir.</p>
<h4>2. İnhalasyon (Buğu) Kürü</h4>
<p>Astım krizlerini hafifletmek için kullanılan bu kürde okaliptüs yağı, çam reçinesi ve karanfilin buharı solunur. Bu buğu, solunum yollarını temizleyerek nefes darlığını azaltabilir. Özellikle astım krizi belirtileri başladığında kullanılabilir ve günde üç kez uygulanması tavsiye edilir.</p>
<h4>3. Meyankökü Kürü</h4>
<p>Meyankökü, anason, rezene ve hatmi çiçeği ile hazırlanan bu kür, solunum yollarındaki tıkanıklığı giderir ve astım ataklarının şiddetini azaltabilir. Günde iki kez taze olarak hazırlanıp içilmesi önerilir.</p>
<h4>4. Astım Çayı</h4>
<p>Ebegümeci, dağ kekiği ve sinirli ot gibi bitkilerin kullanıldığı astım çayı, solunum yollarını yatıştırır ve astım ataklarını önlemeye yardımcı olur. Astım belirtileri başlamadan önce bu çayın tüketilmesi, hastaların rahatlamasına katkı sağlar.</p>
<h3>Astım Tedavisinde Bitkisel Kürlerin Önemi</h3>
<p>Astım tedavisinde kullanılan doğal ve bitkisel yöntemler, modern tıbbın sunduğu ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Bitkisel kürler, ilaçların yan etkilerini hafifletmek ve astım ataklarını kontrol altına almak için destekleyici niteliktedir. Bu yöntemler bağışıklık sistemini güçlendirerek astım ataklarını önleyebilir ve hastaların yaşam kalitesini artırabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, astım hastalığıyla mücadelede bitkisel kürlerin kullanımı, doğal ve alternatif tedavi arayanlar için önemli bir seçenek sunmaktadır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kemik Erimesine Karşı Doğal Kürler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kemik-erimesine-karsi-dogal-kurler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kemik-erimesine-karsi-dogal-kurler</guid>
<description><![CDATA[ Osteoporoz, yani kemik erimesi, özellikle yaş ilerledikçe kemiklerin zayıflayıp kırılma riskinin artmasına neden olan bir rahatsızlıktır. Bu durum, hem kadınları hem de erkekleri etkileyebilir, ancak özellikle menopoz sonrası kadınlar arasında yaygındır. Geleneksel tıbbi tedavilerin yanı sıra, kemik sağlığını desteklemek ve osteoporozun ilerlemesini yavaşlatmak için bitkisel ve doğal tedaviler de giderek daha fazla ilgi görmektedir. Türkiye’nin … ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e952f77101d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kemik, Erimesine, Karşı, Doğal, Kürler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Osteoporoz, yani kemik erimesi, özellikle yaşla birlikte kemiklerin zayıflayıp kırılma riskinin artmasına neden olan bir durumdur. Hem kadınları hem de erkekleri etkileyebilir, ancak menopoz sonrası kadınlarda daha yaygın görülür. Geleneksel tedavi yöntemlerinin yanı sıra, kemik sağlığını desteklemek ve osteoporozun ilerlemesini yavaşlatmak amacıyla bitkisel ve doğal tedaviler giderek daha fazla ilgi görmektedir. Bu makalede, osteoporoz tedavisinde etkili olabilecek bitkisel çözümler ve bu doğal yöntemlerin nasıl uygulanabileceği hakkında detaylı bilgiler sunulacaktır.</p>
<h3>Osteoporoz Nedir?</h3>
<p>Osteoporoz, kemik yoğunluğunun önemli ölçüde azalması sonucu kemiklerin kırılgan bir hale gelmesiyle karakterize edilen bir hastalıktır. Kemiklerdeki mineral kaybı, kemiklerin yapısal bütünlüğünü zayıflatır ve kırılma riskini artırır. 50 yaşın üzerindeki kadınların yarısından fazlası ve erkeklerin dörtte biri, osteoporoz nedeniyle bir kemik kırılması riski taşır.</p>
<p>Mikroskop altında incelendiğinde, osteoporotik kemikler, kemiklerdeki doğal yapıların bozulduğunu ve küçük delikler veya zayıf bölgelerin oluştuğunu gösterir. Bu durum kemik ağrısına, kırılmalara ve bazen de kamburluk gibi diğer komplikasyonlara yol açabilir.</p>
<h3>Osteoporoz Belirtileri ve Nedenleri</h3>
<p>Osteoporoz genellikle belirgin belirtiler göstermeden ilerler. Ancak hastalık ilerledikçe, aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik Ağrısı</strong>: Özellikle bel, sırt ve eklem bölgelerinde ağrı.</li>
<li><strong>Kırılma Riskinde Artış</strong>: Küçük travmalar sonucunda bile kemiklerin kırılması.</li>
<li><strong>Boy Kısalması</strong>: Kemiklerin zayıflaması, kişide boy kısalmasına neden olabilir.</li>
<li><strong>Kamburluk</strong>: Uzun süreli kemik erimesi, üst sırttaki torasik omurun anormal bir eğrilmesine yol açabilir.</li>
</ul>
<p>Osteoporozun başlıca nedenleri arasında genetik faktörler, hormon dengesizlikleri, düşük kalsiyum ve D vitamini seviyeleri, yetersiz fiziksel aktivite ve bazı sağlık koşulları bulunmaktadır.</p>
<h3>Kemik Erimesine Karşı Doğal Kürler</h3>
<p>Kemik erimesi (osteoporoz), özellikle menopoz sonrası kadınlar için büyük bir sağlık sorunu oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra, glüten hassasiyeti ve çölyak hastalığı gibi bazı durumlar da kemik erimesine yol açabilir. Osteoporozdan korunmak için önerilen doğal kürler aşağıda sıralanmıştır:</p>
<h4>1. Kalsiyum Kürü</h4>
<p>5 adet organik yumurta kabuğu güzelce yıkanır ve cam bir kavanoza alınır. Üzerine 6 limonun suyu ve 2 limonun kabuğu rendelenir. Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin ve loş bir ortamda bekletilir. Yumurta kabukları tamamen eridiğinde, içine 2 yemek kaşığı hakiki kara kovan balı eklenir. Karışım, koyu renkli bir şişeye alınarak karanlık bir dolapta saklanır. Her yemekten sonra 1 çay kaşığı alınması tavsiye edilir.</p>
<h4>2. Kuru Erik Kürü</h4>
<p>Kuru mürdüm eriği, osteoporozun önlenmesine yardımcı olabilir. Kemik erimesi riski taşıyan kişilerin her gün bir avuç dolusu kuru mürdüm eriği tüketmeleri önerilir.</p>
<h4>3. Hayıt Otu Kürü</h4>
<p>250 ml içme suyuna 1 tatlı kaşığı hayıt otu tohumu eklenir ve 3 dakika kısık ateşte kaynatılır. Karışım, 5 dakika demlenmeye bırakılır ve süzülerek sıcak olarak içilir. Sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kez taze olarak hazırlanıp içilmesi tavsiye edilir. Bu kür özellikle menopoz sonrası kemik erimesini destekleyici etkiler gösterebilir.</p>
<h3>Kemik Sağlığını Destekleme</h3>
<p>Osteoporozun yönetiminde bitkisel ve doğal çözümler, geleneksel tedavi yöntemlerinin destekleyici nitelikleri olarak kullanılır. D vitamini ve kalsiyum seviyelerinin düzenli olarak takip edilmesi, glüten hassasiyeti gibi etmenlerin kontrol altına alınması ve uygun beslenme alışkanlıkları, kemik sağlığını desteklemek için önemlidir. Osteoporoz riskini azaltmak ve kemik sağlığını korumak için dengeli bir yaşam tarzı ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları benimsemek gereklidir.</p>
<p>Bu makalede sunulan doğal kürler, osteoporoz tedavisinde destekleyici olarak değerlendirilebilir. Ancak, bu tür tedavileri uygulamadan önce bir sağlık profesyoneline danışılması önemlidir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tiroid Hastalıkları Tedavisi İçin Doğal Bitkisel Kürler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tiroid-hastaliklari-tedavisi-icin-dogal-bitkisel-kurler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tiroid-hastaliklari-tedavisi-icin-dogal-bitkisel-kurler</guid>
<description><![CDATA[ Son yıllarda tiroid hastalıklarında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Bu artışın başlıca nedenlerinden biri, beslenmenin bozulmasıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e953bd4152b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tiroid, Hastalıkları, Tedavisi, İçin, Doğal, Bitkisel, Kürler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Genetiği değiştirilmiş gıdalar (özellikle GDO'lu soya), kimyasal katkı maddeleri ve glüten intoleransı tiroid hastalıklarında önemli rol oynar. Ayrıca, amalgam dolguların cıva içermesi, cıva zehirlenmesine yol açabilir ve cıva, selenyum mineralini azaltarak tiroid hormonlarının salgısını engelleyebilir. Bu nedenle, tiroid hastalarının amalgam dolgularını çıkartmaları önerilir.</p>
<h3>Selenyum ve Tiroid Sağlığı</h3>
<p>Selenyum, tiroid fonksiyonlarını düzenlemede önemli bir mineraldir. Tiroid nodüllerini küçültme ve tiroid hormonlarının düzenlenmesine yardımcı olabilir. Selenyum açısından zengin besinler arasında soğan ve sarımsak bulunur. Selenyum takviyeleri de gerektiğinde faydalı olabilir.</p>
<h4>Selenyum İçeren Besinler:</h4>
<ul>
<li><strong>Soğan</strong>: Antioksidan özellikleri sayesinde tiroid sağlığını destekler.</li>
<li><strong>Sarımsak</strong>: Hem bağışıklık sistemini güçlendirir hem de tiroid fonksiyonlarını destekler.</li>
</ul>
<h3>Tiroid Fonksiyonlarını Etkileyen Besinler</h3>
<p>Tiroid sağlığını korumak için bazı besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Tam tahıllı ürünler ve şeker gibi bazı besinler, tiroid fonksiyonlarını bozabilir. Ayrıca, iyot, tiroid sağlığı için gereklidir ve bolca tüketilmelidir. İyot içeren besinler arasında balık, yumurta ve deniz ürünleri bulunur.</p>
<h4>İyot İçeren Gıdalar:</h4>
<ul>
<li><strong>Balık</strong>: Özellikle deniz balıkları iyot açısından zengindir.</li>
<li><strong>Yumurta</strong>: Günlük iyot ihtiyacını karşılamaya yardımcı olabilir.</li>
<li><strong>Deniz Ürünleri</strong>: İyot ve diğer mineraller açısından zengin besinlerdir.</li>
</ul>
<h4>İyot Emilimini Bozan Gıdalar:</h4>
<ul>
<li><strong>Karalahana</strong></li>
<li><strong>Hardal</strong></li>
<li><strong>Çam Fıstığı</strong></li>
<li><strong>Fıstık</strong></li>
<li><strong>Soya Fasulyesi</strong></li>
</ul>
<h3>Tiroid Hastalığı İçin Doğal Kürler</h3>
<p>Tiroid hastalıklarını yönetmede bazı doğal kürler faydalı olabilir. İşte bazı etkili doğal tedavi yöntemleri:</p>
<h4>1. Hindistancevizi Yağı Kürü</h4>
<p>Hindistancevizi yağı, orta zincirli yağ asitleri (MCT) açısından zengin bir doymuş yağdır. Metabolizmayı artırır ve kilo kaybını teşvik eder. Hindistancevizi yağı, tiroid hastalıklarında metabolizmayı hızlandırabilir ve bazal vücut ısısını artırabilir. Metabolizması yavaş çalışan tiroid hastaları, her öğünde 1 yemek kaşığı hindistancevizi yağı kullanabilirler. Yemeklerin pişirilmesinden sonra eklenmesi önerilir.</p>
<h4>2. Hipotiroidi İçin Turp ve Kereviz Kürü</h4>
<p>Yumruk büyüklüğünde bir kereviz rendelenir ve üzerine 2 limon suyu sıkılır. Karışım, ağzı kapalı bir kapta buzdolabında 1 saat bekletilir. Aynı şekilde, bir yumruk büyüklüğünde siyah turp da rendelenir, bir çimdik kaya tuzu eklenir ve buzdolabında 1 saat bekletilir. İki karışım çıkarılır, sıkarak suları süzülür ve karıştırılır. Üzerine 1 çay kaşığı kimyon eklenir ve içilir. Özellikle Hashimoto'ya bağlı hipotiroidi hastaları için faydalıdır.</p>
<h4>3. Tiroid Nodülleri İçin Tere Tohumu Kürü</h4>
<p>100 ml çörekotu yağının içine 40 gr tere tohumu eklenir ve cam bir kavanoza alınır. Karışım, 14 gün boyunca karanlık ve loş bir köşede bekletilir. Her sabah ve akşam 1 tatlı kaşığı alınır ve 3 ay boyunca devam edilmelidir. Bu kür, tiroid nodüllerini küçültmede etkili olabilir.</p>
<h3>Tiroid Hastalığı ve Sağlıklı Beslenme</h3>
<p>Tiroid sağlığını korumak için sağlıklı yağlar tüketmek önemlidir. Saf sızma zeytinyağı, tereyağı ve hindistancevizi yağı gibi sağlıklı yağlar tercih edilmelidir. Trans yağlardan ise kaçınılmalıdır, çünkü bunlar oksidatif stres yaratabilir ve tiroid dokusuna zarar verebilir.</p>
<p>Tiroid hastalıklarının yönetiminde bitkisel ve doğal yöntemler destekleyici olabilir, ancak bu tür tedavileri uygulamadan önce bir sağlık profesyoneline danışılması önemlidir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve düzenli sağlık kontrolleri, tiroid sağlığını desteklemede önemli rol oynar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bahçenizde Yetiştirebileceğiniz 10 Şifalı Bitki ve Faydaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bahcenizde-yetistirebileceginiz-10-sifali-bitki-ve-faydalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bahcenizde-yetistirebileceginiz-10-sifali-bitki-ve-faydalari</guid>
<description><![CDATA[ Şu anda ABD sağlık sistemlerinde dağıtılan ilaçların çoğu yüksek maliyetli ve genellikle çeşitli yan etkiler barındıran kimyasallarla doludur. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e953bf16501.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bahçenizde, Yetiştirebileceğiniz, Şifalı, Bitki, Faydaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bahçenizde şifalı bitkiler yetiştirmek, hem ekonomik hem de sağlık açısından birçok avantaj sağlayabilir. İşte bahçenizde kolayca yetiştirebileceğiniz 10 şifalı bitki ve bunların sağlık faydaları:</p>
<h3>Şifalı Bitkiler ve Sağlık Faydaları</h3>
<h4>1. Aloe Vera</h4>
<p>Aloe vera, iyi drene edilmiş veya nemli topraklarda ve güneş altında rahatça yetişir. Özellikle cilt yaralarının, kesiklerin, yanıkların ve egzamanın iyileşmesine yardımcı olur. Ayrıca, üseratif kolit, kronik kabızlık ve sindirim problemlerine karşı faydalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Cilt sağlığını destekler, sindirim sorunlarını hafifletir, bağışıklık sistemini güçlendirir.</li>
</ul>
<h4>2. Isırgan Otu</h4>
<p>Isırgan otu, küçük silika uçlu kıllarla kaplı yapraklara sahip hızlı büyüyen bir bitkidir. Zengin toprağı ve tam güneşi sever. Kanı temizler, saman nezlesini tedavi eder ve artrit, anemi gibi sağlık sorunlarına karşı etkilidir.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Kan temizliği, artrit, hemoroid, egzama, saman nezlesi.</li>
</ul>
<h4>3. Hatmi Bitkisi</h4>
<p>Hatmi çiçeği, öksürük, boğaz ağrısı ve hazımsızlık gibi sorunları tedavi etmek için kullanılır. Nemli ve zengin topraklarda iyi yetişir. Ayrıca, üriner ve solunum yolu iltihapları ile mide problemlerine karşı faydalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Mide asidi, peptik ülser, gastrit, cilt iltihapları.</li>
</ul>
<h4>4. Çemen Otu</h4>
<p>Hindistan mutfaklarında uzun yıllardır kullanılan Çemen otu, tat alma duyusunu güçlendirir ve kolesterol seviyelerini düşürür. Ayrıca, sindirim ve diyabet tedavisinde de kullanılır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Kolesterol düşürme, sindirim problemleri, diyabet, doğum sancılarını hafifletme.</li>
</ul>
<h4>5. Dulavrat Otu</h4>
<p>Dulavrat otu, detoksifikasyon ve zehirlenme tedavisinde kullanılan önemli bir bitkidir. Cilt sorunları, saçkıran ve egzama gibi durumlarda faydalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Çıban, kurdeşen, cilt yanıkları, akne, saçkıran.</li>
</ul>
<h4>6. Arnika Bitkisi</h4>
<p>Arnika, çürükler, ağrılar ve burkulmalar gibi durumları tedavi etmek için kullanılır. Doğrudan güneş ışığında en iyi şekilde büyür ve hem topikal hem de oral kullanımı vardır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Çürükler, ağrılar, burkulma, artrit.</li>
</ul>
<h4>7. Yalancı İğde</h4>
<p>Yalancı iğde, öksürük, sindirim problemleri ve ağrıları hafifletmek için kullanılır. İshal, mide ülseri ve egzama tedavisinde faydalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Soğuk algınlığı, mide ülseri, egzama, metabolik bozukluklar.</li>
</ul>
<h4>8. Çay Ağacı</h4>
<p>Avustralya’ya özgü çay ağacı, cilt enfeksiyonları ve mantar sorunları için kullanılır. Ayrıca, baş ağrısını hafifletmek için de kullanılır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Akne, mantar enfeksiyonları, böcek ısırıkları, küçük yanıklar.</li>
</ul>
<h4>9. Papatya</h4>
<p>Papatya, yatıştırıcı etkisi ile bilinir ve uyku problemleri ile stres yönetimi için kullanılır. Ayrıca, diş ağrısı ve kulak ağrısı gibi durumlarda da faydalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Stres yönetimi, uyku sorunları, diş ağrısı, kulak ağrısı.</li>
</ul>
<h4>10. Adaçayı</h4>
<p>Adaçayı, sindirim sorunları, aşırı terleme ve anksiyete gibi durumlarda kullanılır. Ayrıca, cilt enfeksiyonları ve boğaz problemlerine karşı da etkilidir.</p>
<ul>
<li><strong>Faydaları</strong>: Hazımsızlık, gaz problemleri, anksiyete, cilt ve boğaz enfeksiyonları.</li>
</ul>
<h3>Bahçenizde Şifalı Bitkiler Yetiştirme</h3>
<p>Bahçenizde bu bitkileri yetiştirmek, hem sağlık hem de ekonomik açıdan büyük faydalar sağlayabilir. Şifalı bitkiler, doğal tedavi yöntemleri sunarak, sağlık sorunlarınızı destekleyici bir şekilde yönetmenize yardımcı olabilir. Bitkilerin sağladığı bu doğal faydalar, kimyasal ilaçların yerine kullanılabilir ve sağlık harcamalarınızı azaltabilir.</p>
<p>Bu bitkiler, doğru bakım ve ortamda yetiştirildiğinde, evde kendi şifalı bahçenizi oluşturmanıza olanak tanır. Ayrıca, bitkilerden elde edilen doğal tedaviler, sağlık ve yaşam kalitenizi artırabilir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Bitkiler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bagisiklik-sistemini-guclendiren-bitkiler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bagisiklik-sistemini-guclendiren-bitkiler</guid>
<description><![CDATA[ Bağışıklık sistemimizi desteklemek ve hastalıklara karşı direncimizi artırmak için doğal çözümler arayışında olanlar için antiviral bitkiler oldukça etkili bir seçenektir. Bu bitkiler, doğal yapıları sayesinde vücudumuzu virüslere karşı korur ve enfeksiyonların yayılmasını engeller. Ayrıca, bağışıklık sistemimizin daha güçlü ve sağlıklı kalmasına yardımcı olarak hastalıklara karşı direncimizi artırır. Özellikle mevsim geçişlerinde ve salgın dönemlerinde bağışıklık sistemimizi … ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e953be4fd3a.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bağışıklık, Sistemini, Güçlendiren, Bitkiler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sistemimizi desteklemek ve hastalıklara karşı direncimizi artırmak için doğal çözümler arayışında olanlar için antiviral bitkiler oldukça etkili bir seçenektir. Bu bitkiler, doğal yapıları sayesinde vücudumuzu virüslere karşı korur ve enfeksiyonların yayılmasını engeller. Ayrıca, bağışıklık sistemimizin daha güçlü ve sağlıklı kalmasına yardımcı olarak hastalıklara karşı direncimizi artırır. Özellikle mevsim geçişlerinde ve salgın dönemlerinde bağışıklık sistemimizi desteklemek adına antiviral bitkilerden yararlanmak oldukça önemlidir.</p>
<p>Günümüzde, birçok insan yıllık grip aşısı yapmayı tercih ediyor. Ancak grip virüsünün mutasyona uğrayan türleri nedeniyle aşıların etkinliği %80 oranında kalabiliyor. Ayrıca, grip aşıları bağışıklık sistemini uygunsuz ve doğal olmayan bir şekilde eğitiyor ve genellikle aşılar tehlikeli kimyasallar ve koruyucular içeriyor. Bu nedenle, doğal çözümler ve antiviral bitkiler daha cazip bir seçenek haline geliyor.</p>
<p><strong>Virüs Nedir?</strong></p>
<p>Virüsler, farklı organizmaların yaşayan hücrelerinin içinde çoğalabilen küçük, bulaşıcı ajanlardır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ve bakteriler gibi çeşitli yaşam formlarına bulaşabilirler. Virüsler, doğal seleksiyon yoluyla çoğalırlar ve gelişirler, ancak genellikle canlı olarak kabul edilmesi gereken hücre yapısından yoksundurlar. Antibiyotikler virüslere karşı etkili değildir ve bazı virüsler aşılarla da tedavi edilemeyebilir.</p>
<p><strong>Antiviral Bitkiler Nelerdir? Ne İşe Yararlar?</strong></p>
<p>Antiviral bitkiler, virüslerin gelişimini engellemekte ve bağışıklık sistemini güçlendirmekte etkili olabilir. Bu bitkiler, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun viral patojenlere karşı etkili bir şekilde savaşmasını sağlar. Ayrıca, antiviral bitkiler birçok başka sağlık yararına da sahiptir, örneğin kardiyovasküler, sindirim ve antienflamatuar destek.</p>
<p><strong>Antiviral Bitkiler</strong></p>
<ol>
<li>
<p><strong>Ekinezya</strong>: Ekinezya, bağışıklık sistemini desteklemek ve enfeksiyonları azaltmak için etkili bir bitkidir. Fitokimyasalları sayesinde virüs enfeksiyonlarını ve tümörleri azaltma kapasitesine sahiptir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Aynısafa</strong>: Aynısafa çiçeği, hücrelerin serbest radikallerden zarar görmesini önleyen flavonoidler içerir. Enfeksiyonları, yanıkları ve kesikleri tedavi etmek için kullanılır.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Sarımsak</strong>: Sarımsak, çeşitli enfeksiyonlardan sorumlu mikroorganizmaları öldürmede etkilidir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayrıca, kanser riskini azaltma ve hipertansiyonu kontrol etme gibi faydaları vardır.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Astragalus Kökü</strong>: Astragalus kökü, bağışıklık sistemini güçlendirir ve antiviral özelliklere sahiptir. Geleneksel Çin tıbbında uzun yıllardır kullanılmaktadır.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Kedi Pençesi</strong>: Kedi pençesi, çeşitli hastalıkları tedavi etmek için kullanılan güçlü bir bitkidir. Ayrıca anti-enflamatuar ve antibakteriyel özelliklere sahiptir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Meyan Kökü</strong>: Meyan kökü, hepatit C, HIV ve influenza gibi hastalıkların tedavisinde etkilidir. Ayrıca antioksidan ve bağışıklık sistemi uyarıcı etkileri bulunmaktadır.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Zeytin Yaprağı</strong>: Zeytin yaprağı, soğuk algınlığı, menenjit, hepatit B ve diğer virüslerle savaşmaya yardımcıdır. HIV-1 enfeksiyonlarıyla ilişkili değişiklikleri tersine çevirmede etkili olabilir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Kekik</strong>: Kekik, güçlü antiviral ve antibakteriyel özelliklere sahiptir. Ayrıca, virüslerin çoğalmasını ve enfeksiyonları engellemekte etkili olabilir.</p>
</li>
</ol>
<p><strong>Antiviral Bitkiler Nasıl Kullanılır?</strong></p>
<ol>
<li>
<p><strong>Bitki Çayları</strong>: Antiviral bitkileri çay olarak tüketmek, günlük faydalanmanın harika bir yoludur.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Bitkisel İnfüzyon</strong>: Bitkisel infüzyonlar, çaylardan daha güçlüdür ve daha fazla bitki özü içerir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Bitkisel İnfüzyon Yağı</strong>: Bitkisel infüzyon yağı, bitkilerin taşıyıcı yağda ısıtılmasıyla elde edilir ve topikal olarak kullanılabilir.</p>
</li>
<li>
<p><strong>Uçucu Yağlar</strong>: Uçucu yağlar, bitkilerin özlerini konsantre olarak sağlar ve difüzörlerde, banyolarda veya doğrudan ciltte kullanılabilir.</p>
</li>
</ol>
<p><strong>Yan Etkiler</strong></p>
<p>Bitkisel yağlar ve uçucu yağlar son derece güçlü olabilir. Kullanım sürelerine dikkat edilmeli ve hamilelik durumunda doktor önerisi alınmalıdır. Ayrıca, bazı bitkiler ilaçlarla etkileşime girebileceği için, kullanmadan önce araştırma yapılmalı veya doktorla danışılmalıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Limon Sarımsak Kürü ile Kalp ve Damar Hastalıklarına Çözüm</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/limon-sarimsak-kuru-ile-kalp-ve-damar-hastaliklarina-coezum</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/limon-sarimsak-kuru-ile-kalp-ve-damar-hastaliklarina-coezum</guid>
<description><![CDATA[ Kalp ve damar sağlığı, dünya genelinde en fazla önem verilen konulardan biri. Bu alanda yapılan araştırmalar, doğal yöntemlerin modern tıbba olan katkılarını gün yüzüne çıkarıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e94c1918df1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Limon, Sarımsak, Kürü, ile, Kalp, Damar, Hastalıklarına, Çözüm</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<div class="flex max-w-full flex-col flex-grow">
<div data-message-author-role="assistant" data-message-id="74e484a8-3204-46e5-8cbb-f29770fe8d47" dir="auto" class="min-h-[20px] text-message flex w-full flex-col items-end gap-2 whitespace-normal break-words [.text-message+&]:mt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[3px]">
<div class="markdown prose w-full break-words dark:prose-invert light">
<p> Özellikle Rus tıp dünyasının yüzlerce yıldır başarıyla uyguladığı <strong>Limon Sarımsak Kürü</strong>, doğal tedavi yöntemlerinin başında geliyor. Bu kür, damar sertliği, damar yağlanması, tıkanıklıklar ve yüksek tansiyon gibi ciddi sağlık sorunlarına karşı etkili bir çözüm sunuyor.</p>
<p>Rus doktorları, bu bitkisel karışımı kalp ve damar hastalıklarına karşı mucizevi bir tedavi olarak öneriyor. <strong>Türkiye’deki bazı doktorlar</strong> da bu formülü hastalarına tavsiye etmekte. Peki, limon sarımsak kürü nedir, nasıl hazırlanır, faydaları ve yan etkileri nelerdir?</p>
<h3><strong>Limon Sarımsak Kürü Faydaları</strong></h3>
<p>Limon ve sarımsak, insan sağlığı için oldukça değerli iki doğal bileşen. Bu kür, hem bu iki mucizevi bitkinin faydalarını bir araya getiriyor hem de sağlık sorunlarına karşı güçlü bir koruma sağlıyor. İşte limon sarımsak kürünün öne çıkan faydaları:</p>
<ol>
<li><strong>Damar İltihaplarını Giderir:</strong> Tüm vasküler (damar iltihabı) sorunları tedavi ederek damar sağlığını korur.</li>
<li><strong>Damar Tıkanıklıklarını Açar:</strong> Damarları esnek hale getirir, tıkanmış damarları temizler ve kan akışını rahatlatır.</li>
<li><strong>Damar Sertliğini Önler:</strong> Yüksek tansiyonu düzenler ve damar sertliğinin oluşmasını engeller.</li>
<li><strong>Kolesterol Düşürür:</strong> Trigliserit ve kötü kolesterol seviyelerini düşürerek damar yağlanmalarını önler.</li>
<li><strong>Kilo Verdirir:</strong> Bazal metabolizmayı hızlandırarak yağların yakılmasını sağlar. Bu aynı zamanda kilo vermeyi de destekler.</li>
<li><strong>Kan Şekerini Dengeler:</strong> Vücut şeker seviyelerini düzenleyerek özellikle diyabet hastalarına fayda sağlar.</li>
<li><strong>Böbrek ve Safra Taşlarını Eritir:</strong> Bu kür, böbrek ve safra taşlarının zamanla erimesine yardımcı olur.</li>
<li><strong>Romatizma ve İltihaplara İyi Gelir:</strong> Vücuttaki romatizmal iltihapları ve ağrıları azaltır, eklem yüzeylerini yeniler.</li>
<li><strong>Sinir Sistemini Güçlendirir:</strong> Beyin hücrelerini yenileyerek felç ve inme riskini azaltır, sinir sistemini korur.</li>
<li><strong>Bağışıklığı Güçlendirir:</strong> Bağışıklık sistemini güçlendirir, kansere karşı koruyucu bir etki sağlar.</li>
</ol>
<h3><strong>Limon Sarımsak Kürü Nasıl Yapılır?</strong></h3>
<p>Bu kürün hazırlanışı oldukça basit, ancak etkili sonuçlar elde edebilmek için doğru malzemelerin kullanılması önemlidir. İşte tek kişilik bir limon sarımsak kürünün tarifi:</p>
<h4><strong>Gerekli Malzemeler:</strong></h4>
<ul>
<li>2 litre taze sıkılmış limon suyu</li>
<li>40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak (mümkünse yerli sarımsak kullanın)</li>
<li>Cam kavanoz</li>
</ul>
<h4><strong>Hazırlanışı:</strong></h4>
<ol>
<li><strong>Sarımsakları Soyun ve Ezin:</strong> 40 diş sarımsağı soyup blender ya da havanda iyice ezerek bir karışım haline getirin.</li>
<li><strong>Limon Suyunu Hazırlayın:</strong> Yaklaşık 2 litre taze sıkılmış limon suyunu hazır edin ve süzerek çekirdeklerini ayırın.</li>
<li><strong>Malzemeleri Karıştırın:</strong> Ezilmiş sarımsakları cam kavanoza koyun ve üzerine limon suyunu ekleyin.</li>
<li><strong>Bekleme Süreci:</strong> Karışımı hazırladıktan sonra kavanozun kapağını sıkıca kapatın ve serin bir yerde 25 gün boyunca bekletin. Bu süre zarfında her gün sabah ve akşam kavanozu iyice çalkalayın.</li>
<li><strong>Kürün Hazır Hale Gelmesi:</strong> 25 günün sonunda sarımsaklar tamamen limon suyu içinde çözülmüş olmalıdır. Bu durumda kürünüz hazırdır.</li>
</ol>
<h4><strong>Nasıl Kullanılır?</strong></h4>
<p>25 gün sonunda hazırlanan kürden her sabah kahvaltıdan yarım saat önce <strong>yarım çay bardağı</strong> içilmelidir. Düzenli kullanım, etkili sonuçlar almak için önemlidir. Aynı saatte içmeye dikkat etmek de tavsiye edilir.</p>
<h3><strong>Sarımsak Limon Kürü Yan Etkileri</strong></h3>
<p>Her ne kadar doğal bir tedavi yöntemi olsa da, bu kür bazı yan etkilere neden olabilir. İşte dikkat edilmesi gereken bazı noktalar:</p>
<ul>
<li><strong>Tansiyon Düşüşü:</strong> Sarımsak ve limon tansiyonu düşürücü etki yapabilir, bu yüzden düşük tansiyonu olanlar dikkatli olmalıdır.</li>
<li><strong>Cilt Alerjileri:</strong> Bazı bireylerde cilt alerjilerine yol açabilir.</li>
<li><strong>Mide Rahatsızlıkları:</strong> Mide hassasiyeti olanlarda yanma ve ağrı gibi şikayetlere neden olabilir.</li>
<li><strong>İlaç Etkileşimleri:</strong> Kan sulandırıcı ilaç kullananlar için dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Kür, bu ilaçların etkinliğini artırarak zararlı olabilir.</li>
</ul>
<h3><strong>Uyarılar ve Tavsiyeler</strong></h3>
<p>Bu kür, özellikle ciddi sağlık sorunları olanlar için dikkatli kullanılmalıdır. Eğer kan inceltici ilaç kullanıyorsanız, bu kürü uygulamadan önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Ayrıca, mide rahatsızlıkları veya düşük tansiyon gibi sorunları olanların da dikkat etmesi gerekmektedir.</p>
<p>Limon sarımsak kürü, doğru kullanıldığında damar sağlığını koruyarak kalp krizi riskini azaltır ve uzun vadede vücudun genç ve dinç kalmasını sağlar. Ancak, bitkisel tedavilerin tamamlayıcı olduğunu unutmamak gerekir. Modern tıbbın sunduğu tedavi yöntemlerini destekleyici olarak kullanılmalıdır.</p>
<h3><strong>Ballı Sarımsak Kürü ve Diğer Öneriler</strong></h3>
<p>Bu kür dışında, <strong>Dr. Aidin Salih</strong> tarafından önerilen ballı sarımsak kürünün de kalp ve damar sağlığı üzerindeki etkileri bilinmektedir. Ballı sarımsak kürü, damarları temizler ve kan dolaşımını hızlandırarak damar tıkanıklıklarını önler.</p>
<p>Kürlerin yanı sıra sağlıklı bir yaşam tarzı sürmek, dengeli beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak kalp ve damar sağlığını korumanın en önemli yollarından biridir. <strong>Limon ve sarımsağın mucizevi faydaları</strong>, bu çabalara destek olarak vücudu toksinlerden arındırır, damarları güçlendirir ve genç kalmanıza yardımcı olur.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnanılmaz Sağlık Faydalarıyla Zerdeçalın Gizli Bileşiği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/inanilmaz-saglik-faydalariyla-zerdecalin-gizli-bilesigi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/inanilmaz-saglik-faydalariyla-zerdecalin-gizli-bilesigi</guid>
<description><![CDATA[ Zerdeçal son yıllarda sadece bir baharat olarak kullanılmanın ötesine geçmiş durumda. Bu güçlü bitkiyle yapılan altın süt, cilt bakım ürünlerine eklenen formüller ve sağlığı desteklemek amacıyla kullanılan takviyeler popüler hale gelmiştir. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e94d6f6872e.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İnanılmaz, Sağlık, Faydalarıyla, Zerdeçalın, Gizli, Bileşiği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnanılmaz Sağlık Faydalarıyla Zerdeçalın Gizli Bileşiği: Curcumin (Kurkumin)</strong></p>
<p>Zerdeçalın sağlık açısından pek çok yararı bulunur ve bu yararların temelinde yer alan en önemli bileşik ise <strong>curcumin (kurkumin)</strong>'dir. Curcumin, zerdeçalın sahip olduğu anti-enflamatuar ve antioksidan özelliklerin kaynağı olarak öne çıkar.</p>
<h3>İçindekiler</h3>
<ul>
<li>Curcumin (Kurkumin) Nedir?</li>
<li>Curcumin Faydaları</li>
<li>Curcumin İçeren En İyi Gıdalar</li>
<li>Curcumin Yan Etkileri ve Önlemler</li>
<li>Curcumin Hakkında Son Düşünceler</li>
</ul>
<h3>Curcumin (Kurkumin) Nedir?</h3>
<p>Curcumin, zerdeçalın etken maddesi olan doğal bir bitki pigmentidir. Zerdeçal, özellikle Güney Asya’da yetişen bir bitki olup, antioksidan ve anti-enflamatuar özellikleriyle bilinir. Curcumin, yalnızca zerdeçalda bulunmakla kalmaz, aynı zamanda hücre hasarına karşı koruma sağlama, inflamasyonu azaltma ve çeşitli sağlık yararları ile ön plana çıkar.</p>
<p>Curcumin’in zerdeçalın yaklaşık %3’ünü oluşturduğu bilinir. Yani, her ne kadar zerdeçalın yemeklerde kullanımı sağlıklı olsa da, yeterli curcumin alımını sağlamak için daha yoğun dozlarda zerdeçal takviyesi gerekebilir.</p>
<h3>Curcumin Faydaları</h3>
<p>Curcumin’in sağlık açısından faydaları saymakla bitmez. Cildin korunmasından beyin sağlığının desteklenmesine kadar pek çok konuda etkili olduğu yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. İşte curcuminin başlıca faydaları:</p>
<h4>1. <strong>Enflamasyonu Hafifletir</strong></h4>
<p>Enflamasyon vücudun hastalık ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olan bir savunma mekanizmasıdır. Ancak kronik enflamasyon, diyabet, kalp hastalıkları ve kanser gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Curcumin, enflamatuar enzimlerin aktivitesini baskılayarak vücuttaki iltihabı hafifletir. Örneğin, aspirin ve ibuprofen gibi yaygın anti-enflamatuar ilaçlara kıyasla curcuminin daha etkili olduğu gösterilmiştir.</p>
<h4>2. <strong>Cilt Sağlığını Düzenler</strong></h4>
<p>Antioksidan ve anti-enflamatuar özellikleri sayesinde curcumin, cildin sağlıklı ve parlak kalmasına yardımcı olur. Ayrıca serbest radikalleri nötralize ederek hücre hasarını önler. Zerdeçalın sedef hastalığı gibi iltihaplı cilt rahatsızlıklarına karşı da etkili olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur.</p>
<h4>3. <strong>Kan Şekerini Düzenler</strong></h4>
<p>Curcumin, diyabet riskini azaltmada önemli bir rol oynar. Yüksek kan şekeri seviyeleri, uzun vadede sinir hasarı ve görme kaybı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Yapılan çalışmalarda, curcuminin pankreasta insülin salgısını artırarak kan şekerini düzenlediği ve oksidatif stresi azalttığı gösterilmiştir.</p>
<h4>4. <strong>Anti-Kanser Özelliklere Sahiptir</strong></h4>
<p>Curcumin, çeşitli kanser türleriyle savaşta güçlü bir müttefik olabilir. Özellikle meme, kolon, pankreas ve akciğer kanserlerine karşı etkili olduğu gösterilmiştir. Curcumin, kanser hücrelerinin büyümesini baskılar ve tümör oluşumunu engeller.</p>
<h4>5. <strong>Ruh Sağlığını İyileştirir</strong></h4>
<p>Curcumin, depresyon ve anksiyete gibi ruh sağlığı sorunlarına karşı da fayda sağlar. Beyin işlevini iyileştiren bu bileşik, beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF) seviyelerini artırarak bilişsel bozuklukları azaltabilir.</p>
<h4>6. <strong>Kan Pıhtılarını Önler</strong></h4>
<p>Curcumin, trombositlerin bir araya toplanarak kan pıhtısı oluşturmasını engeller. Bu sayede inme, derin ven trombozu ve pulmoner emboli gibi ciddi sağlık sorunlarına karşı koruma sağlar.</p>
<h4>7. <strong>Eklem Ağrılarını Hafifletir</strong></h4>
<p>Romatoid artrit gibi enflamatuar hastalıklarda eklem ağrılarını hafifletmek için curcumin oldukça etkilidir. Anti-enflamatuar özellikleri sayesinde eklem hasarını önler ve semptomları hafifletir.</p>
<h4>8. <strong>Kolesterolü Dengeler</strong></h4>
<p>Yüksek kolesterol seviyeleri, kalp hastalıkları riskini artırır. Curcumin, kötü LDL kolesterolü düşürerek ve iyi HDL kolesterolü artırarak kalp sağlığını destekler.</p>
<h4>9. <strong>Detoksifikasyona Yardımcı Olur</strong></h4>
<p>Curcumin, karaciğeri toksinlerden arındırarak vücudun detoksifikasyon sürecini destekler. Aynı zamanda, zararlı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.</p>
<h4>10. <strong>Beyin Fonksiyonunu Artırır</strong></h4>
<p>Curcumin, beyin fonksiyonlarını artıran BDNF hormonunun üretimini artırır. Alzheimer ve Parkinson gibi nörolojik hastalıkların önlenmesine yardımcı olabilir ve hafızayı güçlendirebilir.</p>
<h3>Curcumin İçeren En İyi Gıdalar</h3>
<p>Curcumin’in en yaygın kaynağı zerdeçaldır. Ancak, zerdeçalın %3’ünün curcumin içerdiği düşünülürse, yoğun bir curcumin dozu için takviyeler tercih edilebilir. Ayrıca, curcuminin biyoyararlanımını artırmak için karabiberde bulunan piperin maddesi ile birlikte alınması önerilir.</p>
<h3>Curcumin Yan Etkileri ve Önlemler</h3>
<p>Zerdeçalın sağlık açısından birçok faydası bulunmasına rağmen, bazı yan etkiler de gözlemlenebilir. Yüksek dozda curcumin alımı mide bulantısı, ishal, düşük kan şekeri seviyeleri, kanama riskinde artış gibi yan etkilere neden olabilir. Ayrıca, bazı bireylerde cilt döküntüleri ve alerjik reaksiyonlar görülebilir. Bu nedenle, özellikle takviye kullanımında dikkatli olunmalıdır.</p>
<h3>Curcumin Hakkında Son Düşünceler</h3>
<p>Curcumin, zerdeçalın sağlığa olan faydalarının ardındaki temel bileşiktir. Cildin korunmasından kalp sağlığına kadar pek çok alanda olumlu etkiler sağlar. Ancak, curcuminin en etkili şekilde fayda sağlaması için doğru dozda ve uygun formda alınması gerekir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Saraypatı Çiçeği (Aster flowers )</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saraypati-cicegi-aster-flowers</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saraypati-cicegi-aster-flowers</guid>
<description><![CDATA[ Eski Yunanca&#039;da &#039;çok güzel taç&#039; anlamına gelmektedir. 1731 yılında Çin&#039;den Avrupa&#039;ya getirilmiştir. 30-50 cm. kadar boylanabilen çok yıllık bir bitkidir. Bitki, 5-10 cm. eninde, iri papatya ya da kasımpatıları andıran yalınkat veya katmerli bileşik çiçeklerini yaz ortasından sonbaharın sonlarına kadar açar. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b392ec12d.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Saraypatı, Çiçeği, Aster, flowers</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ 
Saraypatı çiçeği halk arasında bilinen diğer adı yıldız patı botanikte ki adı ise aster çiçeği olan bir sonbahar dönemi bitkisidir. Bu çiçek oldukça canlı renklere sahip olması sayesinde sonbahar aylarına adeta neşe katar. Bu sayede saray patı olan çiçekler sonbaharda adeta küçük bir cennete benzetilir. Bu kadar güzel olan çiçek aynı zamanda oldukça kolay bir bakıma da sahiptir. Bu özelliğinden dolayı sonbahar aylarında kasvetten kaçmak isteyen herkesin tercihi saraypatı çiçeğinden yana olmaktadır. Ayrıca soğuk havalarda da dona karşı dayanım gösterebilen saraypatı çiçeği yetiştirilmesi en kolay bitkisiler arasında gelmektedir.


 


	Toprağının ne kuru kalması ne de ıslak kalması gerekiyor.
	İlgiyi seven bu bitki ile konuşmak önemlidir.
	Güneşi sevmez ve bu nedenle güneşe maruz kalmaması önemlidir.
	Saraypatı bitkisinin büyümesi genellikle 20 gün kadar sürmektedir.
	Büyümesi tamamlandığında ise aster papatyası, yani saray patı çiçeği ortalama olarak 50 cm lik bir boya sahip olur.
	Ömür olarak tek yıllık bitki olarak nitelendirilen saray patı çiçeği her sene yeniden çiçek açar.



Dona dayanıklı ve kolay yetişen aster tohumdan yetiştirmesi en kolay çiçekli bitkilerden biridir. Boylanan ve kesme çiçeğe uygun bir türdür. Pembe, beyaz, kırmızı ve eflatun renkli zarif ponpon ve katmerli iri çiçekler bitkiyi yaz boyunca süsler. Tohuma kaçmasına izin vermeyin geçen çiçeklerini derhal temizleyin sizi yenisi ile karşılamaktan mutlu olacaktır.

Ekim zamanı : Ekim, Kasım, Aralık, Her mevsim, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül
Dikim yeri : Bordür ve Tarhlar, Kaya bahçesi, Saksıya uygun, Yerörtücü, Kır bahçesi
Özelliği : Hızlı kapatan, Kolay yetişen, Uzun süre çiçekli, Yaz kış yeşil, Yayılıcı örtücü, Çok yıllık, Az bakım ister
İklim ve konumu : Güneşli, Dona dayanıklı, Kuraklığa dayanıklı, Yarı gölge, Sıcağa dayanıklı
Çiçeklenme zamanı : İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış, Yılın büyük kısmı
Çiçek rengi : Karışık renkli
Türüne göre : saksı ve çiçek tarhı, Yerörtücü


Saraypatı Çiçeği Nasıl Yetiştirilir?

Saraypatı çiçeği, aster papatyası, yıldız papatyası isimleri ile de bilinmektedir. Saraypatı bitkisini evlerde yetiştirmek için en ideal ortam saksılar olmaktadır. Saksıda saraypatı yetiştirebilmek için almış olduğumuz saksı içerisine; toprak ile torf karışımı koymamız saray patı yetiştirmek için gerekli olan ortamın hazırlanmasına yeterli olacaktır. Bu karışım ile saksı tamamen doldurulmamalıdır. Saksının üst noktasından 3-4 cm boşluk kalacak şekilde doluluk oranı ideal olacaktır. Daha sonra bu karışımın içerisine 1 er cmlik boşluklar açılması gerekir. Bu açılan boşlukların içerisine saraypatı çiçeği tohumu konulur. Ve ardından bu boşluklar tekrardan kapatılır. Bu işlem ile saraypatı bitkimizi ekmiş olacağız ve zaman içerisinde ki büyümesi gerçekleşecek.



Saraypatı Çiçeği Anlamı Nedir?

Saraypatı çiçeği tarihsel olarak çok uzun zamandır dünyamızı güzelleştirmektedir. Bu kadar uzun bir yaşama sahip olması hakkında birçok efsane olmasını da beraberinde getirmektedir. Mitolojik olaylardan, şehir hikayelerine bir çok kültürde saraypatı hakkında bir çok hikaye duymak mümkündür. Bu hikayelerden en çok bilineni ise Yunan mitolojine aittir. Saraypatı çiçeğinin diğer adı yıldız patıdır. Bu yıldız ismi ise aster kelimesinin Eski Yunan zamanlarında yıldız anlamında geliyor olmasıdır. Mitolojide ki hikaye ise şu şekildedir. Astera Yunan mitolojisinde gökyüzü tanrıçası olarak bilinir. Yaşadığı yer ise dünya değil Tanrıların yeri olan dünyanın çok daha üstüdür. Bir gece Tanrılar şehrinden dünyayı izleyen gökyüzü tanrıçası Asterea yıldızları göremez. Geceleri yıldızları izlemekten aşırı keyif alan ve gökyüzü ile bağlantısı olmasından dolayı dünyada ki yıldızların yok olmasına çok üzülür. Bu yıldızsız manzaraya karşı Asterea ağlamaya başlar. Rivayete göre Astera nın yere düşen her bir gözyaşı aster çiçeğine yani yıldız patı, saraypatına dönüşür. Bu olay sonunda ise tüm dünya aster çiçeği ile süslenmiş olur.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tuz Gölü havzasında yeni bitki türü keşfedildi: &amp;apos;Acı düğün çiçeği&amp;apos;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tuz-goelu-havzasinda-yeni-bitki-turu-kesfedildi-aci-dugun-cicegi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tuz-goelu-havzasinda-yeni-bitki-turu-kesfedildi-aci-dugun-cicegi</guid>
<description><![CDATA[ Aksaray&#039;da Tuz Gölü havzasında düğün çiçeği familyasından yeni bir bitki türü keşfedildi. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b39270d83.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tuz, Gölü, havzasında, yeni, bitki, türü, keşfedildi:, Acı, düğün, çiçeği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tuz Gölü havzasında keşfedilen düğün çiçeği familyasından bitkiye ‘acı düğün çiçeği’ adı verildi.

Keşif, Aksaray Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seher Karaman Erkul, Doç. Dr. Mehtap Tekşen ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayri Duman'ın, Tuz Gölü'nün güney bölgelerinde 4 yıl süren arazi çalışmaları sonucunda yapıldı.

Doç. Dr. Erkul, Tuz Gölü ve çevresinde birçok çalışma yürüttüklerini, çorak görünen bölgenin aslında botanikçiler için bir cazibe merkezi olduğunu söyledi.

‘Tuz Gölü’nün yapısından dolayı bitkinin Türkçe adını böyle seçtik’
2017'de arazi çalışmaları sırasında daha önce doğada görmedikleri bir formda düğün çiçeği bitkisine rastladıklarını anlatan Erkul, "Tabii ki bizde büyük bir heyecan uyandırdı. Hemen bitkinin peşine düştük. Araştırmalar ve detaylı incelemeler neticesinde bitkinin yeni bir tür olduğuna kanaat getirdik. Bitkiye Latince 'ranunculus aydoğdui' ismi verdik. Tuz Gölü, yapısıyla zaten çok özel bir konumda. Bu özelliğinden dolayı bitkinin Türkçe adını 'acı düğün çiçeği' koyduk" diye konuştu.

Türkiye’de 85 ayrı türü mevcut
Erkul, düğün çiçeği bitkisinin Türkiye'de 85 ayrı türe sahip olduğunu bildirdi.

Yeni buldukları türün diğerlerinden ayrılan en önemli özelliğinin ‘daha etli yaprakları’ olduğunu anlatan Erkul, şunları kaydetti:

"Bitkiyi söktükten sonra kök yapısı dikkatimizi çekti. Normalde düğün çiçeği bitkisi tek tip köke sahip. Bulduğumuz türün hem saçaklı hem de daha şişkin bir kök yapısı var. Bitkimizle ilgili makale bu yıl ocakta 'Nordic Journal of Botany' dergisinde yayımlandı. Aksaray, gerek Hasan Dağı gerekse Tuz Gölü ile farklı bir habitat alanı sunuyor. Kentte yaklaşık 200 endemik bitkimiz var. Bunlardan 22'si sadece Aksaray'da."
‘Biz hala yeni bitkileri Tuz Gölü ve çevresinde keşfedebiliyoruz’
Doç. Dr. Tekşen ise bölgenin birçok noktasının endemik türlere hayat verdiğini vurgulayarak, "Ayrıca bu alanlarımız koruma statüsünde de öncelikli. Birçok araştırmacı tarafından farklı araştırmalar yapılmış olmasına rağmen biz hala yeni bitkileri Tuz Gölü ve çevresinde keşfedebiliyoruz" dedi.

Asıl amaçlarının, alanın zaman içinde sürekli kendini yenilediğini kanıtlayabilmek olduğunu anlatan Tekşen, "Bitkilerimiz ekstrem koşullarda kendilerini değiştirmek zorunda hissediyor. Bunlar tabii ki zaman içerisinde gerçekleşen olaylar. Yeni türlerimiz için de çalışmalarımız yolda. O bitkilerimizin üzerinde de çalışmalarımız devam ediyor" ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Milli ilacın temelini şifalı bitkiler oluşturacak</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/milli-ilacin-temelini-sifali-bitkiler-olusturacak</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/milli-ilacin-temelini-sifali-bitkiler-olusturacak</guid>
<description><![CDATA[ Anadolu&#039;da yetişen şifalı bitkilerden faydalanılarak üretilecek &quot;milli ilaç&quot; konusunda, ülke genelinde Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerce oluşturulan uygulama merkezlerinde çalışmalar sürüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b39207497.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Milli, ilacın, temelini, şifalı, bitkiler, oluşturacak</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[milli ilaç üretimi" konusunda, ülke genelinde Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerce oluşturulan uygulama merkezlerinde çalışmalar sürüyor.

Milli ilaç üretimi hedefiyle tedavi amaçlı yararlanılacak bitkilerin belirlenmesi ve bunların bilimsel olarak incelenmesi çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda sağlık alanında bazı ilaçlar tüketime sunuldu. Günümüzde öne çıkan ve tedaviye ihtiyaç duyulan hastalıklarda kullanılacak olanlara yönelik bitkisel ilaçlar konusunda ise çalışmalar sürüyor.
Akdeniz Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Derneği (ATABDER) Başkanı Profesör Doktor Nazım Şekeroğlu, milli ilaç çalışmalarının temelini şifalı bitkilerin oluşturacağını belirtti.



Anadolu'nun endemik bitki çeşitliliği ve etnobotanik bilgi dağarcığı açısından zengin potansiyele sahip olduğuna işaret eden Şekeroğlu, Türkiye'nin yakın gelecekte tıbbi ve aromatik bitkiler, şifalı bitkiler ve bitkisel ilaçlar konusunda dünyada söz sahibi olacağına inandığını dile getirdi.

"DÜNYADA 100 MİLYAR DOLARI AŞAN PAZAR PAYI VAR"
Şifalı bitkilerin kullanılmasıyla ortaya çıkacak doğal ilaçların gelecek yüzyılın konusu olacağını ifade eden Şekeroğlu, yürütülen çalışmaların sağlıklı şekilde ilerlemesi halinde 2023 yılında Türkiye'nin, tıbbi ve aromatik bitkilerle elde edilen ürünlerden 20 milyar dolar civarında gelir elde edebileceğinin öngörüldüğünü aktardı. Şekeroğlu, şöyle devam etti:



"Şifalı bitkilerin önümüzdeki yüzyılın konusu olacağını düşünüyoruz. Sadece ilaç değil, kozmetik alanında ve günlük yaşantımızın her alanında tıbbi aromatik bitkiler ön plana çıkacak. Bakanlık, 2023 yılı için 5 milyar dolar hedef koyuyor ama biz doğru adımlar atarsak 20 milyar dolarla bitkisel ilaç pazarında yer almamız mümkün görülüyor. Dünyada 100 milyar doları aşan bir pazar payı var. Kimyasal ilaç üreten firmalar da artık bitkisel ilaç üretmeye başlıyor. Türkiye'de bugün yaklaşık 1 milyar dolar pazar payı var."

Sık rastlanan hastalıklarda, modern tıp tedavisindeki unsurlara destek olarak üretilen ilaçların yanında anti-kanser ilacı konusunda bitkisel araştırmaların sürdüğünü söyleyen Şekeroğlu, Türkiye'nin doğal ve bitkisel milli ilaçları farklı ülkelere ihraç eden konuma geleceğini anlattı.



Dünya Sağlık Örgütünün, geleneksel ve tamamlayıcı uygulamalar konusunda Türkiye'deki uygulamaları diğer ülkelere örnek gösterdiğini dile getiren Şekeroğlu, şunları söyledi:

"1950'li yıllarda Almanya, ABD ve Japonya, tıbbi bitkiler ve bunlardan ilaç yapımı konusunda çok ciddi adımlar attı ve bugün dünyada lider konumundalar. Türkiye, tıbbi bitkiler bakımından bir cennet. 12 binin üzerinden tıbbi bitkimiz var ve birçoğu endemik bitki. Ayrıca, Anadolu halk tıbbı dediğimiz yıllarca farklı kültürlerden derlenerek ortaya çıkan etnobotanik bilgi açısından çok zenginiz. Akademik çalışmalar yapan bizler Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda, tıbbi ve aromatik bitkiler, şifalı bitkiler ve bitkisel ilaçlar konusunda dünyada söz sahibi olacağını düşünüyoruz. İlaçların birçoğu yurt dışından geliyor ülkemize. Cumhurbaşkanımızın milli ilaç önerisinin ardından, tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda çalışan öğretim üyelerimiz çalışmalarına daha da yoğunlaştı. Bu çalışmalar sadece tezlerde, kitaplarda kalmayacak, Sağlık Bakanlığının da desteğiyle çok yakın zamanda yerli ilaçlarımızı, kendi doğal ve bitkisel kaynaklarımızdan üreteceğiz. Hem kendimiz kullanacağız hem de yurt dışına ihraç edeceğiz. Şu anda tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda usul, yönetmelik ve çalışmalar konusundaki ilk raporlar Türkiye'de yapılıyor. Geleneksel ve tamamlayıcı uygulamalar konusunda Dünya Sağlık Örgütü Türkiye'nin uygulamalarını diğer ülkelere örnek gösteriyor."



"TÜRKİYE BİTKİSEL İLAÇ KONUSUNDA DÜNYA LİDERİ OLACAK"
Portekiz'de doğal ürünler kimyası üzerine araştırmalar yapan, Porto Üniversitesi Biyomedikal Enstitüsü öğretim görevlisi Prof. Dr. Anake Kijjoa da sentetik ilaçlara olan ilginin dünya genelinde düşüşe geçtiğini, bitkisel ilaçlara olan ilginin artmasıyla Türkiye'nin yakın gelecekte bu alanda dünyanın lider ülkesi olacağını düşündüğünü kaydetti. Kijjoa, "Türkiye'de farklı iklim koşullarına adapte olmuş değişik toprak tiplerinde yetişen birçok bitki türü var. Türkiye, bu anlamda, Avrupa’dan daha çok bitki türüne sahip ve çok zengin. Dünyada artık sentetik ilaçlara olan ilgi azalıyor, bitkisel ilaçlara olan ilgi artıyor. Türkiye'nin bu konuda lider ülke olacağını düşünüyorum çünkü bitki zenginliği ve etnobotanik bilgi birikimi var" değerlendirmesini yaptı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Faydalı Şifalı Bitkiler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/faydali-sifali-bitkiler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/faydali-sifali-bitkiler</guid>
<description><![CDATA[ Şifalı bitkiler ve şifalı bitkilerin yararları toplumca bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Şifalı bitkilerin yararları ve faydaları vardır ancak her duyduğunuz şifalı bitkiye güvenmeyin iyice farklı kaynaklardan araştırın... ]]></description>
<enclosure url="http://turk.eco/uploads/images/202409/image_870x580_66e6b3916cca7.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Faydalı, Şifalı, Bitkiler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Faydalı Şifalı Bitkiler ya da genel olarak Şifalı bitkiler olarak anılan bu hayatımızdaki önemli bitkiler günümüzde alternatif olarak aranan, çoğu kişinin merakla araştırdığı konulardan birisi olmuştur. Faydalı şifalı bitkiler ve şifalı bitkilerin yararları toplumca bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Şifalı bitkilerin içerisinde zayıflatan bitkiler, öksürük gideren bitkiler, cilt sorunlarına karşı bitkiler gibi birçok fayda sağlayan bitkiler bulunuyor. Her bitkinin bir şifası, bir faydası olduğuna inanıyoruz. Bu insan için faydalı olacak bitkilerin sınıflarını, ailelerini, ailelerinde hangi türleri olduğu ile ilgileniyoruz ve bu konu hakkında hem akademik bilgiyi hemde halk arasında konuşulan ve anlaşılır şekilde sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

Faydalı Şifalı Bitkiler: Kıvırcık Nane

Örnek verecek olursak, nefes Kokusu İçin: Nane Çayı – Naneye kendine özgü tadı ve kokuyu veren aromatik yağ, aslında nefes kokusuna neden olan mikropları öldüren güçlü bir antiseptiktir. İhtiyaç duyduğunuz her an, bir bardak nane çayı için

Bitkisel ürünlerde ve bitkisel yağlar da bu şifalı bitkileri görmek mümkündür. Bitki çayları da şifalı bitkiler ile oluşturulmuş şifa kaynaklarıdır. Bazı bitkilerin yağı, bazı bitkilerin ise çayı iyi gelmektedir. Bazıları ise direkt tüketilebilir, bazıları kozmatik sektöründe kullanılır.

Faydalı Şifalı Bitkiler: Kekik

Kepek için Kekik – Kekik suyunu kepeğe çare olarak kullanabilirsiniz. Tepeleme dolu 4 çorba kaşığı kuru kekiği, alüminyum olmayan bir demlik kullanarak 2 bardak suda 10 dakika boyunca kaynatın. Süzgeçten geçirin ve soğutun. Elde ettiğiniz kekik suyunu, yeni şampuanlayıp duruladığınız saçınıza yavaşça dökerken, yumuşak hareketlerle iyice ovalayıp kafa derinize ulaşmasını sağlayın. Saçınızda bir tabaka bırakmayacağı için durulamanıza gerek yok. Ama isterseniz durulayabilirsiniz de.

İbrahim Saraçoğlu, Ahmet Maranki, Nazım Tanrıkulu, Ayhan Ercan, Hande Polat, şifalı bitkiler alanında yazılarıyla tanınmış kişilerdir.

Şifalı bitkilerin yararları ve faydaları vardır ancak her duyduğunuz şifalı bitkiye güvenmeyin iyice farklı kaynaklardan araştırın ve özellikle bu konuda dikkat (!) doktorunuza danışmadan kullanmayın.

Unutmayın ki tanı ve tedavi konusunda tek yetkili kişi doktorlardır. Şifalı bitkiler sadece destekleyici uygulamalardır, doktorunuza danışmadan kullanmamanız gerekir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Herkes ona &amp;quot;mucize bitki&amp;quot; diyor! Derman olmadığı dert yok: 1 kaşığı beyni gençleştiriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/herkes-ona-mucize-bitki-diyor-derman-olmadigi-dert-yok-1-kasigi-beyni-genclestiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/herkes-ona-mucize-bitki-diyor-derman-olmadigi-dert-yok-1-kasigi-beyni-genclestiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Moringa bitkisi kökten yapraklarına kadar bütün kısımları çok faydalı olduğundan mucize bitki olarak da bilinir. Dünyada &quot;mucize ağaç&quot; olarak da bilinin bu bitki, sağlık için faydalı olabilir. Moringa yaprağı, zengin bir vitamin, mineral ve amino asit kaynağıdır. Önemli miktarda A, C ve E vitamini içerir. Kalsiyum, potasyum ve protein bakımından da zengindir.Dünyada &quot;mucize ağaç&quot; olarak adlandırılan moringa bitkisi, uzun zamandır geleneksel ilaçlarda kullanılmaktadır. Potansiyel sağlık yararlarının yanı sıra besin değeri nedeniyle de oldukça değerlidir.
Her gün her türlüsünden bir kaşık moringa yemek, optimum sağlığa kavuşmanıza yardımcı olabilir. Moringanın bu faydası, onu günlük beslenmenize dahil etmeniz için sizi motive edecektir.Zengin besin profili nedeniyle moringa, bazı bölgelerde özellikle çocuklarda yetersiz beslenmeyle mücadele etmek için kullanılır.
1 kaşık moringadaki bileşenler, antioksidan ve nöroprotektif özellikleri nedeniyle beyin sağlığına faydalı olabilir. Bazı çalışmalar, nörodejeneratif hastalıklara karşı bir savunma olabileceğini göstermektedir.Moringa yaprakları protein, mineraller (kalsiyum, potasyum, demir ve çinko) ve vitaminler (A, C, E ve çeşitli B vitaminleri) açısından zengindir.
Moringa, kuersetin, klorojenik asit ve beta-karoten gibi antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, hücreleri oksidatif stresten koruyarak vücudun serbest radikallere karşı savunmasını destekler.Moringadaki kimyasallardan biri olan izotiyosiyanatlar, vücuttaki iltihabı azaltma yeteneği açısından incelenmiştir; bu, çoğu rahatsızlığın ana nedenidir. Moringa kolesterolü ve kan basıncını düşürdüğü için kalp sağlığına yardımcı olabilir.1 kaşık moringadaki iltihap giderici ve antioksidan bileşiklerin kardiyovasküler sağlık üzerinde de etkisi vardır.Bazı araştırmalar, moringanın kan şekeri seviyelerine yardımcı olabileceğini ve bunun diyabet hastaları için faydalı olabileceğini göstermektedir.
Ancak, bu etkileri doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Moringadaki lif, bağırsak sağlığını destekler ve sindirime yardımcı olur. Kabızlığı gidermeye yardımcı olan hafif müshil özellikleri de olabilir.Moringa&#039;nın yüksek vitamin ve antioksidan içeriği, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun hastalıklarla ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur.Moringada bulunan bazı bileşiklerin potansiyel kanser karşıtı özelliklerini belirlemek için daha fazla araştırma gereklidir; bu bileşikler kanser hücrelerinin büyümesini engellemeyi de içerebilir.Smoothie, içecek veya tariflerin besin değerini artırmak için 1 kaşık moringa tozu ekleyin. Moringa bagetleri çorbalar ve mercimek için kullanılabilir.Besin açısından zengin moringa çayı yapmanın bir başka yolu da bitkinin yapraklarını demlemektir.Taze moringa yaprakları salatalara eklenebilir veya garnitür olarak yenebilir. Moringa tozunu hap ve takviye formunda bulmak kolaydır.ÖNEMLİ! Moringa bitkisini tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oYf6eQnHPU6LJLD8q_Ls_Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:11:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Herkes, ona, mucize, bitki, diyor, Derman, olmadığı, dert, yok:, kaşığı, beyni, gençleştiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oYf6eQnHPU6LJLD8q_Ls_Q.jpg?width=1200&ampmode=crop&ampscale=both" class="type:primaryImage" alt="Herkes ona " mucize bitki diyor derman olmad dert yok: ka beyni gen><p>Moringa bitkisi kökten yapraklarına kadar bütün kısımları çok faydalı olduğundan mucize bitki olarak da bilinir. Dünyada "mucize ağaç" olarak da bilinin bu bitki, sağlık için faydalı olabilir. Moringa yaprağı, zengin bir vitamin, mineral ve amino asit kaynağıdır. Önemli miktarda A, C ve E vitamini içerir. Kalsiyum, potasyum ve protein bakımından da zengindir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4TzDMBcbqky37vO3Enr18A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyada "mucize ağaç" olarak adlandırılan moringa bitkisi, uzun zamandır geleneksel ilaçlarda kullanılmaktadır. Potansiyel sağlık yararlarının yanı sıra besin değeri nedeniyle de oldukça değerlidir.
Her gün her türlüsünden bir kaşık moringa yemek, optimum sağlığa kavuşmanıza yardımcı olabilir. Moringanın bu faydası, onu günlük beslenmenize dahil etmeniz için sizi motive edecektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uxdSZRDVDE2-DjuPTws_jQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zengin besin profili nedeniyle moringa, bazı bölgelerde özellikle çocuklarda yetersiz beslenmeyle mücadele etmek için kullanılır.
1 kaşık moringadaki bileşenler, antioksidan ve nöroprotektif özellikleri nedeniyle beyin sağlığına faydalı olabilir. Bazı çalışmalar, nörodejeneratif hastalıklara karşı bir savunma olabileceğini göstermektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KadwlQi0P0yH3sboopjxsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Moringa yaprakları protein, mineraller (kalsiyum, potasyum, demir ve çinko) ve vitaminler (A, C, E ve çeşitli B vitaminleri) açısından zengindir.
Moringa, kuersetin, klorojenik asit ve beta-karoten gibi antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, hücreleri oksidatif stresten koruyarak vücudun serbest radikallere karşı savunmasını destekler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s9Bg5aMXf0eaRV8JrG8HMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Moringadaki kimyasallardan biri olan izotiyosiyanatlar, vücuttaki iltihabı azaltma yeteneği açısından incelenmiştir; bu, çoğu rahatsızlığın ana nedenidir. Moringa kolesterolü ve kan basıncını düşürdüğü için kalp sağlığına yardımcı olabilir.1 kaşık moringadaki iltihap giderici ve antioksidan bileşiklerin kardiyovasküler sağlık üzerinde de etkisi vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d4GcH4gn406Z4PLNv0cc1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bazı araştırmalar, moringanın kan şekeri seviyelerine yardımcı olabileceğini ve bunun diyabet hastaları için faydalı olabileceğini göstermektedir.
Ancak, bu etkileri doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Moringadaki lif, bağırsak sağlığını destekler ve sindirime yardımcı olur. Kabızlığı gidermeye yardımcı olan hafif müshil özellikleri de olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j45SUVbMLkSGdW-PK383BA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Moringa'nın yüksek vitamin ve antioksidan içeriği, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun hastalıklarla ve enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A5It_QvdEUyXPZBtS73sZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Moringada bulunan bazı bileşiklerin potansiyel kanser karşıtı özelliklerini belirlemek için daha fazla araştırma gereklidir; bu bileşikler kanser hücrelerinin büyümesini engellemeyi de içerebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zzYqcBYdF0uvhZ_JjOMIWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Smoothie, içecek veya tariflerin besin değerini artırmak için 1 kaşık moringa tozu ekleyin. Moringa bagetleri çorbalar ve mercimek için kullanılabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iMH6sRdNqkKeXSB7Akjm7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Besin açısından zengin moringa çayı yapmanın bir başka yolu da bitkinin yapraklarını demlemektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HtFrVnJvcEKXsvd18ABX9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Taze moringa yaprakları salatalara eklenebilir veya garnitür olarak yenebilir. Moringa tozunu hap ve takviye formunda bulmak kolaydır.ÖNEMLİ! Moringa bitkisini tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ölümü aylar önceden bildiren işaretler! El ve ayaklardaki değişime dikkat</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/olumu-aylar-oenceden-bildiren-isaretler-el-ve-ayaklardaki-degisime-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/olumu-aylar-oenceden-bildiren-isaretler-el-ve-ayaklardaki-degisime-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Ne zaman öleceğinizi bilmeniz mümkün değildir. Ancak uzmanlar bazı belirtilerin ölümün yaklaştığını gösteren işaretler olabileceğini söylüyor. Çok fazla uyumak, sürekli yorgun ve bitkin hissetmek ya da el ve ayaklardaki bazı değişimler dikkat çeken belirtiler arasında yer alabilir.Hiçbirimiz ne zaman öleceğimizi bilemesek de yaşlılıkla birlikte gelen doğal ölümler öncesinde bazı belirtileri verebilir. Doktor Carol DerSarkissian tarafından gözlemlenen ve oluşturulan listede bir kişinin ölmesinden bir ila üç ay önce bazı semptolar görülebiliyor.Uzman ismin açıklamalarına göre dizlerinin, ayaklarının ve ellerinin alacalı mavimsi-mora dönüşmesi gibi bazı belirtiler oldukça dikkat çekiyor.Ölüm yaklaştığında kişi hayattan geri çekilebilir ve genellikle kendisini mutlu eden şeyleri yapmaktan uzak durur 
Diğer işaretler arasında, kişinin daha az yemek yemesi ve içecek tüketmesi bulunmaktadır. Yaşlı insanlar bu süreçte daha az konuşmaya eğilimliyken, küçük yaştaki bir birey bunun tersini yapabilir ve çok daha fazla konuşabilir.Daha belirgin olan belirtiler, vefat etmeden bir ila iki hafta öncesinde ortaya çıkar. Bu noktada uzmanlar &quot;kişi kendini sürekli yorgun ve bitkin hissedebilir, o kadar çok halsiz olabilir ki yatağından çıkamaz&quot; derken uyku düzeninde bir değişiklik yaşayabileceklerini söylediler.Bu noktada ayrıca kişinin iştahında azalma ve çok az sıvı tüketme eğilimi gösterebileceği bildirildi.Kan basıncında, solunumda ve kalp atış hızında yaşanan değişiklikler de belirtiler arasında gösteriliyor. Zihinsel değişiklikler, kafa karışıklığını veya kişinin bir çeşit sersemlemiş gibi görünmesini ve halüsinasyonları da bu buldular arasında yer alabilir.Her insanda süreç farklı olsa da, palyatif bakım uzmanları, semptomları ne olursa olsun sevilen birinin yanında olmanın önemli olduğunun altını çiziyor.İngiltere&#039;nin en büyük yaşam sonu yardım kuruluşu Marie Curie, kişinin kendisiyle konuştuğunda veya onlara dokunduğunda yanıt vermeyebileceğini, ancak yine de sizi hissedebileceğini veya duyabileceğini ve varlığınızla rahatlayabileceğini söylüyor.Kurumunun tavsiyeleri, veda etmek için doğru zamanın ne zaman olduğu konusunda da yakınlarının endişelenmesine gerek olmadığını içeriyordu.Bunun yerine, ailelerin &quot;kişi için en uygun olanı yapmasını&quot; tavsiye etti.&quot;Bazı insanlar beklenenden daha çabuk kötüleşir. Bu yüzden aile üyenize veya arkadaşınıza söylemek istediğiniz bir şey varsa, bunu o anda söylemeniz önemlidir. Diğer aile veya arkadaşlarınızdan sevdiklerinizi ziyaret etmelerini veya vedalaşmalarını isteyebilirsiniz. Bazı kişiler ise ziyaretçiler arasında dinlenmek için zamana ihtiyaç duyar ve büyük bir insan grubu geldiğinde bu durumu bunaltıcı bulabilirler. Diğer kişiler ise etrafta insanların olmasını rahatlatıcı bulabilir.&quot;İnsanlar son saatlerine yaklaştıkça, &quot;dizlerindeki, ayaklarındaki ve ellerindeki derileri&quot; &quot;benekli mavimsi-mor&quot;a dönebilir ve nefes almakta zorluk çekmeye başlayabilirler. Bu noktada vücut ısıları düşebilir ve idrara çıkmayı ve bağırsak hareketlerini durdurabilirler. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yjrX4HRTxEq0rVxN6yxTjA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ölümü, aylar, önceden, bildiren, işaretler, ayaklardaki, değişime, dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yjrX4HRTxEq0rVxN6yxTjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Ölümü aylar önceden bildiren işaretler! El ve ayaklardaki değişime dikkat"><p>Ne zaman öleceğinizi bilmeniz mümkün değildir. Ancak uzmanlar bazı belirtilerin ölümün yaklaştığını gösteren işaretler olabileceğini söylüyor. Çok fazla uyumak, sürekli yorgun ve bitkin hissetmek ya da el ve ayaklardaki bazı değişimler dikkat çeken belirtiler arasında yer alabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zhMaqy9UcUmbWCkgsATPPA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hiçbirimiz ne zaman öleceğimizi bilemesek de yaşlılıkla birlikte gelen doğal ölümler öncesinde bazı belirtileri verebilir. Doktor Carol DerSarkissian tarafından gözlemlenen ve oluşturulan listede bir kişinin ölmesinden bir ila üç ay önce bazı semptolar görülebiliyor.Uzman ismin açıklamalarına göre dizlerinin, ayaklarının ve ellerinin alacalı mavimsi-mora dönüşmesi gibi bazı belirtiler oldukça dikkat çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yBbOSKOWoEKNHwDOh0Mv2g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ölüm yaklaştığında kişi hayattan geri çekilebilir ve genellikle kendisini mutlu eden şeyleri yapmaktan uzak durur 
Diğer işaretler arasında, kişinin daha az yemek yemesi ve içecek tüketmesi bulunmaktadır. Yaşlı insanlar bu süreçte daha az konuşmaya eğilimliyken, küçük yaştaki bir birey bunun tersini yapabilir ve çok daha fazla konuşabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IJmtg1N3KEyFnjSGu5pLYg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha belirgin olan belirtiler, vefat etmeden bir ila iki hafta öncesinde ortaya çıkar. Bu noktada uzmanlar "kişi kendini sürekli yorgun ve bitkin hissedebilir, o kadar çok halsiz olabilir ki yatağından çıkamaz" derken uyku düzeninde bir değişiklik yaşayabileceklerini söylediler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/49UTRUoNHkaKlo1EnLvPuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu noktada ayrıca kişinin iştahında azalma ve çok az sıvı tüketme eğilimi gösterebileceği bildirildi.Kan basıncında, solunumda ve kalp atış hızında yaşanan değişiklikler de belirtiler arasında gösteriliyor. Zihinsel değişiklikler, kafa karışıklığını veya kişinin bir çeşit sersemlemiş gibi görünmesini ve halüsinasyonları da bu buldular arasında yer alabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TKsewnRnCUCZpmwRuDEkoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her insanda süreç farklı olsa da, palyatif bakım uzmanları, semptomları ne olursa olsun sevilen birinin yanında olmanın önemli olduğunun altını çiziyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mryx5G5MkEy1hwOShMDJMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İngiltere'nin en büyük yaşam sonu yardım kuruluşu Marie Curie, kişinin kendisiyle konuştuğunda veya onlara dokunduğunda yanıt vermeyebileceğini, ancak yine de sizi hissedebileceğini veya duyabileceğini ve varlığınızla rahatlayabileceğini söylüyor.Kurumunun tavsiyeleri, veda etmek için doğru zamanın ne zaman olduğu konusunda da yakınlarının endişelenmesine gerek olmadığını içeriyordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/72MgFDRlsk-lfr9joAtRqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bunun yerine, ailelerin "kişi için en uygun olanı yapmasını" tavsiye etti."Bazı insanlar beklenenden daha çabuk kötüleşir. Bu yüzden aile üyenize veya arkadaşınıza söylemek istediğiniz bir şey varsa, bunu o anda söylemeniz önemlidir. Diğer aile veya arkadaşlarınızdan sevdiklerinizi ziyaret etmelerini veya vedalaşmalarını isteyebilirsiniz. Bazı kişiler ise ziyaretçiler arasında dinlenmek için zamana ihtiyaç duyar ve büyük bir insan grubu geldiğinde bu durumu bunaltıcı bulabilirler. Diğer kişiler ise etrafta insanların olmasını rahatlatıcı bulabilir."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/apW2v_Nxr0Guw8RCQDYuGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsanlar son saatlerine yaklaştıkça, "dizlerindeki, ayaklarındaki ve ellerindeki derileri" "benekli mavimsi-mor"a dönebilir ve nefes almakta zorluk çekmeye başlayabilirler. Bu noktada vücut ısıları düşebilir ve idrara çıkmayı ve bağırsak hareketlerini durdurabilirler.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bedava antikor üretiyor! Değerini Ruslar biliyor: 7 saatte toplanan doğal ilaç</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bedava-antikor-uretiyor-degerini-ruslar-biliyor-7-saatte-toplanan-dogal-ilac</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bedava-antikor-uretiyor-degerini-ruslar-biliyor-7-saatte-toplanan-dogal-ilac</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için doğanın gücünden faydalanabilirsiniz. Bazı meyve ve sebzeler zengin içeriği sayesinde vücut için adeta bir ecza deposu görevi görüyor Dikenli, mayhoş, ekşi bir tadı olan şifalı meyveler arasında yer alan karamuk da sağlık için çok faydalı. Türkiye&#039;de kendiliğinden yetişen bu meyve yeteri kadar ilgi görmese de bir çok derde deva oluyor.Doğada zahmetsizce kendi kendine yetişen bazı meyveler ve bitkiler vücut için tam bir şifa kaynağu olabiliyor. Özellikle belirli mevsimlerde memleketlerine gidenler tarafından toplanan karamuk meyvesi birçok hastalığı derman olabiliyor.Karamuk bitkisinin faydaları oldukça fazla olduğu için bu doğal kaynak bir alternatif tıp ürünü olarak kullanılmaktadır. Karamuk meyve veren bir bitki türüdür. Kökünden meyvesine kadar hemen hemen bitkinin her bölümü farklı şekillerde tüketilebilmektedir.Antikor üretimini hızlandıran bu meyve soğuk algınlığına da iyi geliyor. Vücuttaki iltihabı iyileştirmeye yardımcı olan karamuk diyabete de iyi gelebiliyor.Mevsim geçişlerinde yaşanan soğuk algınlığı problemlerinde boğazı ve sinüsleri rahatlatır.Terleme problemi olanlar için ter bezlerinin en sağlıklı şekilde çalışmasına yardımcı olur. iltte bakteri oluşumu ile savaşır. Böylece sivilce ve akne oluşumunu baskılar.Sinir sistemi rahatsızlıklarından dolayı oluşan gerginliğin ve stresin azalmasını sağlar.Karamuk dikenli bir meyve olduğu genellikle eldivenle toplanıyor. Toplaması oldukça zor ve zahmetli olan bu meyvenin bir ağacının toplanması 7-8 saati buluyor. Karamuk meyvesi toplandıktan sonra yaş ve kuru şekilde satılabiliyor. Vişne hoşafı, üzüm hoşafı yapılarak tüketilebiliyor.Karamuk meyvesi Türkiye&#039;de pek ilgi görmüyor. Ancak yurt dışında özellikle Ruslar bu meyveyi sıklıkla tüketiyor. Biz nasıl pilavlarda kuş üzümünü kullanıyorsak, Rus vatandaşlarda genellikle pilavlara karamuğu kullanıyorlar.Karamuk kökleri ve gövde kabukları kurutulduktan sonra çay olarak kullanıldığı gibi meyveleri de taze veya kurutularak kullanılır. Meyvelerinden tatlı, şurup ve hoşaf yapılır.Yaprakları tat vermesi için çorba ve bulgur pilavına konur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eLM-SpcKGkS4nV0B0A5ARg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bedava, antikor, üretiyor, Değerini, Ruslar, biliyor:, saatte, toplanan, doğal, ilaç</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eLM-SpcKGkS4nV0B0A5ARg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bedava antikor üretiyor! Değerini Ruslar biliyor: 7 saatte toplanan doğal ilaç"><p>Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için doğanın gücünden faydalanabilirsiniz. Bazı meyve ve sebzeler zengin içeriği sayesinde vücut için adeta bir ecza deposu görevi görüyor Dikenli, mayhoş, ekşi bir tadı olan şifalı meyveler arasında yer alan karamuk da sağlık için çok faydalı. Türkiye'de kendiliğinden yetişen bu meyve yeteri kadar ilgi görmese de bir çok derde deva oluyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1MUTymR0aUOUXO749KN2Lg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğada zahmetsizce kendi kendine yetişen bazı meyveler ve bitkiler vücut için tam bir şifa kaynağu olabiliyor. Özellikle belirli mevsimlerde memleketlerine gidenler tarafından toplanan karamuk meyvesi birçok hastalığı derman olabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZDkalIhq1U-B-DCmJCDY6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karamuk bitkisinin faydaları oldukça fazla olduğu için bu doğal kaynak bir alternatif tıp ürünü olarak kullanılmaktadır. Karamuk meyve veren bir bitki türüdür. Kökünden meyvesine kadar hemen hemen bitkinin her bölümü farklı şekillerde tüketilebilmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ek5WSQsHIUmHRWwdkPz2gw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antikor üretimini hızlandıran bu meyve soğuk algınlığına da iyi geliyor. Vücuttaki iltihabı iyileştirmeye yardımcı olan karamuk diyabete de iyi gelebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sudzyFIUDUupOZmrSDxKPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mevsim geçişlerinde yaşanan soğuk algınlığı problemlerinde boğazı ve sinüsleri rahatlatır.Terleme problemi olanlar için ter bezlerinin en sağlıklı şekilde çalışmasına yardımcı olur. iltte bakteri oluşumu ile savaşır. Böylece sivilce ve akne oluşumunu baskılar.Sinir sistemi rahatsızlıklarından dolayı oluşan gerginliğin ve stresin azalmasını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TyFKl8Dujkmb1vT7KmDBSg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karamuk dikenli bir meyve olduğu genellikle eldivenle toplanıyor. Toplaması oldukça zor ve zahmetli olan bu meyvenin bir ağacının toplanması 7-8 saati buluyor. Karamuk meyvesi toplandıktan sonra yaş ve kuru şekilde satılabiliyor. Vişne hoşafı, üzüm hoşafı yapılarak tüketilebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/suGlIEFnmUKx2H3jPFrZjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karamuk meyvesi Türkiye'de pek ilgi görmüyor. Ancak yurt dışında özellikle Ruslar bu meyveyi sıklıkla tüketiyor. Biz nasıl pilavlarda kuş üzümünü kullanıyorsak, Rus vatandaşlarda genellikle pilavlara karamuğu kullanıyorlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cmDLM2PXQUWt8qAM7YXChw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karamuk kökleri ve gövde kabukları kurutulduktan sonra çay olarak kullanıldığı gibi meyveleri de taze veya kurutularak kullanılır. Meyvelerinden tatlı, şurup ve hoşaf yapılır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xwE4oAP1Z06ueQyuhDjtPQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaprakları tat vermesi için çorba ve bulgur pilavına konur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Halk arasında &amp;quot;doğal antibiyotik&amp;quot; olarak biliniyor! Suyu ayrı eti ayrı faydalı ama damarları yağlandırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/halk-arasinda-dogal-antibiyotik-olarak-biliniyor-suyu-ayri-eti-ayri-faydali-ama-damarlari-yaglandiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/halk-arasinda-dogal-antibiyotik-olarak-biliniyor-suyu-ayri-eti-ayri-faydali-ama-damarlari-yaglandiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Kış aylarıyla birlikte sakatat tüketimi artıyor. Çünkü sakatat tüketiminin vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşıladığı söyleniyor. Özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak ve bağışıklığı güçlendirmek için tüketiliyor. Peki, sakatat vücuda gerçekten faydalı mı?Kelle, paça, ciğer, yürek, böbrek ve işkembe gibi sakatatların tüketimi özellikle sonbahar ve kış mevsiminde artıyor. Halk arasında &quot;doğal antibiyotik&quot; olarak tanımlanan sakatarlar, besin değeri açısından da oldukça zengin.Bağışıklığı güçlendirdiğine inanılan sakatat ürünler vitamin ve mineral zengini.Kelle paça çorbası ve işkembe en sık tüketilen sakatatlar arasında yer alıyor. Bu ürünler düdüklüde pişirildiği zaman kemiğinden ayrılarak suyu ayrı faydası oluyor, etinin ayrı bir faydası oluyor.Sakatat Türkiye’de en güzel tutulan ürünlerden birisidir. Bu ürünlerin hem eti, hem suyu protein olarak tüketiliyor. Tüm vücuda jel gibi yayılan bir besin kaynağı olduğu biliniyor.Besin değeri açısından oldukça zengin olan sakatatlar yüksek kaliteli protein içeriyor. Bu da kas gelişimi ve onarımı için çok büyük önem taşıyor.B vitaminleri (B12, B6), demir, çinko ve selenyum gibi mineraller açısından zengin olan sakatarlar, sinir sistemi sağlığı ve kan hücrelerinin üretimi için gereklidir.Bazı sakatat türleri, düşük kalori ve yağ içeriğiyle dikkat çeker. Bu, kilo yönetimi için yararlı olabilir.Zengin omega-3 yağ asidi içeren sakatarlar kalp sağlı ve beyin fonksiyonlarının gelişimi için de faydalı. Ancak sakatat ürünleri tüketirken son derece dikkatli olmak gerekiyor.Çünkü sakatarlar yüksek kolesterol ve doymuş yağ içerebilir. Bu durum, bazı insanlar için sağlık riskleri oluşturabilir, özellikle kalp hastalığı veya yüksek kolesterol sorunları olanlar için tehlikeli olabilir.Fazla sakatat tüketimi damarları tıkayabilir, kalp hastalıklarına neden olabilir.ÖNEMLİ! Sakatatın tüketimi, kişinin genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve var olan sağlık koşulları göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Aşırı tüketimden kaçınmak ve dengeli bir diyetin parçası olarak tüketmek önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xAqzf4kE0UCRb8LRoTCxhQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Halk, arasında, doğal, antibiyotik, olarak, biliniyor, Suyu, ayrı, eti, ayrı, faydalı, ama, damarları, yağlandırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xAqzf4kE0UCRb8LRoTCxhQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Halk arasında " do antibiyotik olarak biliniyor suyu ayr eti faydal ama damarlar ya><p>Kış aylarıyla birlikte sakatat tüketimi artıyor. Çünkü sakatat tüketiminin vücudun vitamin ve mineral ihtiyacını karşıladığı söyleniyor. Özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak ve bağışıklığı güçlendirmek için tüketiliyor. Peki, sakatat vücuda gerçekten faydalı mı?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fVz7F1yQak2JgZ0Je-eqPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kelle, paça, ciğer, yürek, böbrek ve işkembe gibi sakatatların tüketimi özellikle sonbahar ve kış mevsiminde artıyor. Halk arasında "doğal antibiyotik" olarak tanımlanan sakatarlar, besin değeri açısından da oldukça zengin.Bağışıklığı güçlendirdiğine inanılan sakatat ürünler vitamin ve mineral zengini.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j7Aw4uLlCU-qWj7JAv6ymw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kelle paça çorbası ve işkembe en sık tüketilen sakatatlar arasında yer alıyor. Bu ürünler düdüklüde pişirildiği zaman kemiğinden ayrılarak suyu ayrı faydası oluyor, etinin ayrı bir faydası oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cmAhYUxY6Uetrk9AGJ3Tjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sakatat Türkiye’de en güzel tutulan ürünlerden birisidir. Bu ürünlerin hem eti, hem suyu protein olarak tüketiliyor. Tüm vücuda jel gibi yayılan bir besin kaynağı olduğu biliniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CbrIMSSjTkSXk0iHAIFIcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Besin değeri açısından oldukça zengin olan sakatatlar yüksek kaliteli protein içeriyor. Bu da kas gelişimi ve onarımı için çok büyük önem taşıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w3vHK1WJy02XnL7Z52lycg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>B vitaminleri (B12, B6), demir, çinko ve selenyum gibi mineraller açısından zengin olan sakatarlar, sinir sistemi sağlığı ve kan hücrelerinin üretimi için gereklidir.Bazı sakatat türleri, düşük kalori ve yağ içeriğiyle dikkat çeker. Bu, kilo yönetimi için yararlı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DQsP1Lq1Xkm4uDdKY3CIYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zengin omega-3 yağ asidi içeren sakatarlar kalp sağlı ve beyin fonksiyonlarının gelişimi için de faydalı. Ancak sakatat ürünleri tüketirken son derece dikkatli olmak gerekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9N7Uya2wvU6IuDkDQqLRPg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çünkü sakatarlar yüksek kolesterol ve doymuş yağ içerebilir. Bu durum, bazı insanlar için sağlık riskleri oluşturabilir, özellikle kalp hastalığı veya yüksek kolesterol sorunları olanlar için tehlikeli olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/y7cH8eYY7UelbuJEk5_29g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fazla sakatat tüketimi damarları tıkayabilir, kalp hastalıklarına neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/frIXIHUcsU2vsce2uIF4fQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÖNEMLİ! Sakatatın tüketimi, kişinin genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve var olan sağlık koşulları göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Aşırı tüketimden kaçınmak ve dengeli bir diyetin parçası olarak tüketmek önemlidir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>B1, B2, B3, demir, kalsiyum zengini! Bir kaşığı vücuda anında karışıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/b1-b2-b3-demir-kalsiyum-zengini-bir-kasigi-vucuda-aninda-karisiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/b1-b2-b3-demir-kalsiyum-zengini-bir-kasigi-vucuda-aninda-karisiyor</guid>
<description><![CDATA[ Manisa&#039;nın Selendi ilçesinde üzümde hasat sezonunun sonlarına doğru yaklaşılmasıyla beraber kış sofralarının vazgeçilmezi olan pekmez üretimine de başlandı. Şifa kaynağı olan pekmez, vücuda pek çok fayda sağlıyor. Kış aylarında tüketilen pekmez vücuda demir yüklüyor.Manisa&#039;nın Selendi ilçesinde üzümde hasat sezonu sona doğru yaklaştı. Üzüm hasadıyla beraber Selendili çiftçiler kış sofralarının vazgeçilmezi olan pekmez üretimine de başladı.İlçede son yıllarda artan üzüm bağlarıyla beraber pekmez üretimi de arttı. Çiftçiler gerek aileleri gerekse de pazarlarda satışı yapılmak üzere evlerinin önünde kurdukları kazanlarda pekmez kaynatıyor.Özellikle kış aylarında tüketilen şifa kaynağı pekmez, üzümün havuzlarda çiğnenip çuvallarda konulduktan sonra suyu alınarak özel toprağı ile kaynatılmasıyla hazırlanıyor.Evinin önündeki kazanda pekmez üreten İlçeye bağlı kırsal Selmanhacılar mahallesinden 3 çocuk babası 80 yaşındaki Veli Güneş, &quot;Kendi bahçemizden organik olarak yetiştirdiğimiz üzümlerden pekmez yapıyoruz. Pekmez kış sofralarının vazgeçilmezi bir şifa kaynağı. Yapımı zor olsa bile yemesi güzel zahmetine değer&quot; dedi.Pekmez, taze üzüm ve ihraç şansı olmayan kuru üzümden üretilmekle birlikte keçiboynuzu, elma, dut, kayısı, erik, karpuz, incir ve şeker pancarından da yapılmaktadır.Yüksek şeker içeriği nedeniyle iyi bir karbonhidrat ve enerji kaynağı olan pekmez; kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gibi mineralleri de içermektedir. Pekmezin, yapıldığı meyveye göre besin içeriği değişmektedir.Karbonhidrattan zengin bir enerji kaynağı olan pekmez, glikoz ve fruktoz içeriği nedeniyle sindirime gerek kalmadan tüketildikten kısa bir süre sonra kana karışmaktadır.İçeriğindeki B (B1,B2,B3) vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, krom, demir zenginliğiyle de yüksek düzeyde vitamin ve mineral kaynağıdır.Ortalama 29 kalori olan bir yemek kaşığı (10 gram) pekmez yaklaşık 1 mg demir ve 40 mg kalsiyum içermektedir. Pekmezin 100 gramı, yaklaşık 293 kalorilik enerji sağlamaktadır.Pekmez, vücutta kolayca emilebilen demir içeriği nedeniyle kan yapımını artıran, kansızlığa iyi gelen bir besin kaynağıdır. Süt ve süt ürünlerinden sonra, kalsiyum içeriği açısından en iyi kaynaklardan olan pekmez, kemik gelişimi ve sağlığı için çok önemlidir.Pekmez, içindeki zengin potasyum sayesinde kan basıncının düzenlenmesinde de oldukça etkilidir. Pekmezde bulunan antioksidanlar, vücut direncini arttırarak, bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.Hastalıklara karşı koruyucu etkisi nedeniyle öksürüğe iyi geldiği ve balgam söktürdüğü bilinmektedirHem yetişkinlerde hem de çocuklarda pamukçuk adı verilen ağız içi yaraların tedavisinde önemli rol oynar. Pekmezdeki basit şekerler kana hızlı karıştığından, diyabeti olan bireylerin şeker ve bal gibi pekmezi de fazla tüketmemesi önerilmektedir.Mineral miktarının fazla ve emilim oranlarının yüksek olması nedeniyle hamile ve emziren anneler ile iyileşme dönemindeki hastaların diyetinde olması gereken bir besindir.Özellikle büyüme çağındaki küçük çocukların, kilo alamayanların, iştahsızlık ve halsizlik şikayetleri olanların beslenmesinde pekmeze yer verilmelidir. Pekmez, egzama, sedef, akne ve diğer cilt hastalıklarının tedavisinde de yardımcı besin olarak kullanılmaktadır.İçeriğindeki potasyum sayesinde, tansiyonu dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Zengin besin içeriği olan pekmezi yetişkinlerin günde 1-2 yemek kaşığı, çocukların ise 1-2 tatlı kaşığı tüketmesi önerilmektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/seI9dAaqDUOzt2r1chWSNw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>B1, B2, B3, demir, kalsiyum, zengini, Bir, kaşığı, vücuda, anında, karışıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/seI9dAaqDUOzt2r1chWSNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="B1, B2, B3, demir, kalsiyum zengini! Bir kaşığı vücuda anında karışıyor"><p>Manisa'nın Selendi ilçesinde üzümde hasat sezonunun sonlarına doğru yaklaşılmasıyla beraber kış sofralarının vazgeçilmezi olan pekmez üretimine de başlandı. Şifa kaynağı olan pekmez, vücuda pek çok fayda sağlıyor. Kış aylarında tüketilen pekmez vücuda demir yüklüyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FT00B4Oso0u4Qs7lnZepjQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Manisa'nın Selendi ilçesinde üzümde hasat sezonu sona doğru yaklaştı. Üzüm hasadıyla beraber Selendili çiftçiler kış sofralarının vazgeçilmezi olan pekmez üretimine de başladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2yQCHql4EkiMk2wKuSwoMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İlçede son yıllarda artan üzüm bağlarıyla beraber pekmez üretimi de arttı. Çiftçiler gerek aileleri gerekse de pazarlarda satışı yapılmak üzere evlerinin önünde kurdukları kazanlarda pekmez kaynatıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2AsEF7y7CU6DtQr1Ybxx-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle kış aylarında tüketilen şifa kaynağı pekmez, üzümün havuzlarda çiğnenip çuvallarda konulduktan sonra suyu alınarak özel toprağı ile kaynatılmasıyla hazırlanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yjgavjiTJ0yVb110A4w5sQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Evinin önündeki kazanda pekmez üreten İlçeye bağlı kırsal Selmanhacılar mahallesinden 3 çocuk babası 80 yaşındaki Veli Güneş, "Kendi bahçemizden organik olarak yetiştirdiğimiz üzümlerden pekmez yapıyoruz. Pekmez kış sofralarının vazgeçilmezi bir şifa kaynağı. Yapımı zor olsa bile yemesi güzel zahmetine değer" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OFycLdydT0yFRhwH-5oXdw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez, taze üzüm ve ihraç şansı olmayan kuru üzümden üretilmekle birlikte keçiboynuzu, elma, dut, kayısı, erik, karpuz, incir ve şeker pancarından da yapılmaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w8U3RbLqpk6YYNzkF15iuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek şeker içeriği nedeniyle iyi bir karbonhidrat ve enerji kaynağı olan pekmez; kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gibi mineralleri de içermektedir. Pekmezin, yapıldığı meyveye göre besin içeriği değişmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hnSbJi6LY0iCHUpCkMT-IA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karbonhidrattan zengin bir enerji kaynağı olan pekmez, glikoz ve fruktoz içeriği nedeniyle sindirime gerek kalmadan tüketildikten kısa bir süre sonra kana karışmaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lVL1Ykk3EUOzmk4c4lyZoQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçeriğindeki B (B1,B2,B3) vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, krom, demir zenginliğiyle de yüksek düzeyde vitamin ve mineral kaynağıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jRCMjGNFzEO078OdUJo7dQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ortalama 29 kalori olan bir yemek kaşığı (10 gram) pekmez yaklaşık 1 mg demir ve 40 mg kalsiyum içermektedir. Pekmezin 100 gramı, yaklaşık 293 kalorilik enerji sağlamaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KYVNjzXSW0anb51Afp4hkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez, vücutta kolayca emilebilen demir içeriği nedeniyle kan yapımını artıran, kansızlığa iyi gelen bir besin kaynağıdır. Süt ve süt ürünlerinden sonra, kalsiyum içeriği açısından en iyi kaynaklardan olan pekmez, kemik gelişimi ve sağlığı için çok önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/73Bj84EVPUGeeMaekdg2FQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez, içindeki zengin potasyum sayesinde kan basıncının düzenlenmesinde de oldukça etkilidir. Pekmezde bulunan antioksidanlar, vücut direncini arttırarak, bağışıklık sistemini güçlendirmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z-OVRfLP7E28-hLmAHB6oQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hastalıklara karşı koruyucu etkisi nedeniyle öksürüğe iyi geldiği ve balgam söktürdüğü bilinmektedir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m96o4ZXiqEyt8C7yDyGjng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hem yetişkinlerde hem de çocuklarda pamukçuk adı verilen ağız içi yaraların tedavisinde önemli rol oynar. Pekmezdeki basit şekerler kana hızlı karıştığından, diyabeti olan bireylerin şeker ve bal gibi pekmezi de fazla tüketmemesi önerilmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BDuqQtCbKEOPhou_QgDpJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mineral miktarının fazla ve emilim oranlarının yüksek olması nedeniyle hamile ve emziren anneler ile iyileşme dönemindeki hastaların diyetinde olması gereken bir besindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wn0NevtewkOnmGc0NGMUcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle büyüme çağındaki küçük çocukların, kilo alamayanların, iştahsızlık ve halsizlik şikayetleri olanların beslenmesinde pekmeze yer verilmelidir. Pekmez, egzama, sedef, akne ve diğer cilt hastalıklarının tedavisinde de yardımcı besin olarak kullanılmaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_o2sBDJF2UWcLHeuI8XjUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçeriğindeki potasyum sayesinde, tansiyonu dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Zengin besin içeriği olan pekmezi yetişkinlerin günde 1-2 yemek kaşığı, çocukların ise 1-2 tatlı kaşığı tüketmesi önerilmektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tarım ve Orman Bakanlığı &amp;quot;ilaçlı yumurta&amp;quot; iddialarını yalanladı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tarim-ve-orman-bakanligi-ilacli-yumurta-iddialarini-yalanladi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tarim-ve-orman-bakanligi-ilacli-yumurta-iddialarini-yalanladi</guid>
<description><![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, üzerinde &quot;2&quot;, &quot;3&quot; veya &quot;4&quot; rakamıyla başlayan numaraların bulunduğu yumurtaların ilaçlı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, &quot;Bu numaralar, yumurtacı tavuğun yetiştirilme metodunu ifade etmektedir. Hangi yetiştiricilik türünden elde edilirse edilsin yumurtalar, nitrofuran dahil diğer veteriner ilaçlar yönüyle denetlenmektedir.&quot; ifadesini kullandı.Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü&#039;nün sosyal medya platformu X&#039;teki hesabından, yumurtaların üzerinde yer alan numaralara ilişkin açıklama yapıldı.  Açıklamada, sosyal medya platformlarında, &quot;yumurtalar üzerinde yer alan numaraların başında &#039;0&#039; ve &#039;1&#039; varsa sağlıklıdır, &#039;2&#039;, &#039;3&#039; veya &#039;4&#039; yazıyorsa nitrofuran ve veteriner ilaçları vardır&quot; şeklinde paylaşımlar yapıldığı belirtilerek, yumurtalar üzerine yazılan numaralarda yer alan ilk hanenin, tavuğun yetiştirme metodunu ifade ettiği bildirildi.&quot;YUMURTALAR VETERİNER İLAÇLAR YÖNÜYLE DENETLENMEKTEDİR&quot;  Yetiştirme metodu kodu &quot;0&quot; ise bunun organik yetiştiriciliği, yani organik yemlerle beslenen, açık havaya da erişimi olan ve sertifikalandırılmış işletmelerden elde edilen yumurtayı, &quot;1&quot; ise açık dolaşıma erişim, yani açık havaya da erişimi olan bir kümeste yetişen ve serbest dolaşabilen tavuklardan elde edilen yumurtayı, &quot;2&quot; ise kümeste kafessiz yetiştiricilik, yani kapalı bir kümes içinde serbest dolaşabilen tavuklardan elde edilen yumurtayı, &quot;3&quot; ise kafesli yetiştiricilik, yani kümeslerde kafeste yaşayan tavuklardan elde edilen yumurtayı ifade ettiği bilgisi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:  &quot;Bu alanda &#039;4&#039; diye bir yetiştiricilik kodu bulunmamaktadır. Sosyal medya paylaşımlarında ifade edildiği gibi &#039;2&#039;, &#039;3&#039; veya &#039;4&#039; numara ile başlayan yumurtaların ilaçlı olduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Bu numaralar yumurtacı tavuğun yetiştirilme metodunu ifade etmektedir.Hangi yetiştiricilik türünden elde edilirse edilsin yumurtalar, nitrofuran dahil diğer veteriner ilaçlar yönüyle denetlenmektedir. Olumsuzluk tespiti durumunda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında işlem uygulanmaktadır.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kvUi4Wk8aEy7pN7PIGWAyg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tarım, Orman, Bakanlığı, ilaçlı, yumurta, iddialarını, yalanladı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kvUi4Wk8aEy7pN7PIGWAyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Tarım ve Orman Bakanlığı " ila yumurta iddialar yalanlad><p>Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, üzerinde "2", "3" veya "4" rakamıyla başlayan numaraların bulunduğu yumurtaların ilaçlı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Bu numaralar, yumurtacı tavuğun yetiştirilme metodunu ifade etmektedir. Hangi yetiştiricilik türünden elde edilirse edilsin yumurtalar, nitrofuran dahil diğer veteriner ilaçlar yönüyle denetlenmektedir." ifadesini kullandı.</p><p>Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü'nün sosyal medya platformu X'teki hesabından, yumurtaların üzerinde yer alan numaralara ilişkin açıklama yapıldı.  Açıklamada, sosyal medya platformlarında, "yumurtalar üzerinde yer alan numaraların başında '0' ve '1' varsa sağlıklıdır, '2', '3' veya '4' yazıyorsa nitrofuran ve veteriner ilaçları vardır" şeklinde paylaşımlar yapıldığı belirtilerek, yumurtalar üzerine yazılan numaralarda yer alan ilk hanenin, tavuğun yetiştirme metodunu ifade ettiği bildirildi.</p><p><strong>"YUMURTALAR VETERİNER İLAÇLAR YÖNÜYLE DENETLENMEKTEDİR"</strong>  Yetiştirme metodu kodu "0" ise bunun organik yetiştiriciliği, yani organik yemlerle beslenen, açık havaya da erişimi olan ve sertifikalandırılmış işletmelerden elde edilen yumurtayı, "1" ise açık dolaşıma erişim, yani açık havaya da erişimi olan bir kümeste yetişen ve serbest dolaşabilen tavuklardan elde edilen yumurtayı, "2" ise kümeste kafessiz yetiştiricilik, yani kapalı bir kümes içinde serbest dolaşabilen tavuklardan elde edilen yumurtayı, "3" ise kafesli yetiştiricilik, yani kümeslerde kafeste yaşayan tavuklardan elde edilen yumurtayı ifade ettiği bilgisi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:  <strong>"Bu alanda '4' diye bir yetiştiricilik kodu bulunmamaktadır. Sosyal medya paylaşımlarında ifade edildiği gibi '2', '3' veya '4' numara ile başlayan yumurtaların ilaçlı olduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Bu numaralar yumurtacı tavuğun yetiştirilme metodunu ifade etmektedir.</strong></p><p>Hangi yetiştiricilik türünden elde edilirse edilsin yumurtalar, nitrofuran dahil diğer veteriner ilaçlar yönüyle denetlenmektedir. Olumsuzluk tespiti durumunda 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında işlem uygulanmaktadır." </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mevzuata aykırı 251 sağlık reklamına ceza verildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mevzuata-aykiri-251-saglik-reklamina-ceza-verildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mevzuata-aykiri-251-saglik-reklamina-ceza-verildi</guid>
<description><![CDATA[ Ticaret Bakanlığı bünyesindeki Reklam Kurulu, sağlık sektörüne ilişkin mevzuata aykırı reklamlar için bu yıl toplam 60 milyon 578 bin 587 lira para cezası uygulanmasını kararlaştırdı.Kurul; tıp ve ağız ve diş sağlığı merkezleri ile özel hastaneler gibi sağlık alanında faaliyet gösteren ruhsatlandırılmış kişi ve kuruluşların reklamlarını inceledi.  Reklamların, talep yaratıcı nitelik taşımaması, doğruluğu bilimsel ve klinik olarak kanıtlanmış tedavilere yönelik olması ve ilgili düzenlemelerde belirlenen diğer yasak ve sınırlara uygun olması hususlarını dikkate alan Kurul, sağlık hizmeti sunma yetkisi bulunmayan kişilerce gerçekleştirilen tıbbi uygulamalara dair tüketicileri yanıltıcı ve kamu sağlığını bozucu reklamlar hakkında idari işlem uyguladı.  Bu yıl, Kurulca karara bağlanan toplam 1201 dosyanın 251&#039;i sağlık sektörüne ilişkin olurken, bu dosyalarla ilgili uygulamaların tamamı mevzuata aykırı bulundu.Söz konusu dosyaların 121&#039;ine durdurma cezası, 130&#039;una ise durdurma cezasının yanında toplam 60 milyon 578 bin 587 lira para cezası uygulanmasına karar verildi.  KOZMETİK REKLAMLARI DA KURUL&#039;UN RADARINA GİRDİ  Reklam Kurulu, tüketicilerin yanıltılmasını, bilgi ve tecrübe eksikliklerinin istismar edilmesini önlemek amacıyla kozmetik ve temizlik ürünlerine ilişkin reklamları da yakından takip etti, sektöre yönelik denetimlerini sürdürdü.  Bu kapsamda Kurul, Ağustos 2024 itibarıyla kozmetik ve temizlik sektörüne ilişkin 64 tanıtımı incelerken, 39 reklam hakkında durdurma cezası, 17 reklam hakkında ise durdurma cezasının yanında toplam 5 milyon 396 bin 406 lira para cezası uygulanmasını kararlaştırdı, 8 tanıtımın ise mevzuata uygun olduğuna karar verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4xGcqbzuFku6QK7J0eATdQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mevzuata, aykırı, 251, sağlık, reklamına, ceza, verildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4xGcqbzuFku6QK7J0eATdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Mevzuata aykırı 251 sağlık reklamına ceza verildi"><p>Ticaret Bakanlığı bünyesindeki Reklam Kurulu, sağlık sektörüne ilişkin mevzuata aykırı reklamlar için bu yıl toplam 60 milyon 578 bin 587 lira para cezası uygulanmasını kararlaştırdı.</p><p>Kurul; tıp ve ağız ve diş sağlığı merkezleri ile özel hastaneler gibi sağlık alanında faaliyet gösteren ruhsatlandırılmış kişi ve kuruluşların reklamlarını inceledi.  Reklamların, talep yaratıcı nitelik taşımaması, doğruluğu bilimsel ve klinik olarak kanıtlanmış tedavilere yönelik olması ve ilgili düzenlemelerde belirlenen diğer yasak ve sınırlara uygun olması hususlarını dikkate alan Kurul, sağlık hizmeti sunma yetkisi bulunmayan kişilerce gerçekleştirilen tıbbi uygulamalara dair tüketicileri yanıltıcı ve kamu sağlığını bozucu reklamlar hakkında idari işlem uyguladı.  Bu yıl, Kurulca karara bağlanan toplam 1201 dosyanın 251'i sağlık sektörüne ilişkin olurken, bu dosyalarla ilgili uygulamaların tamamı mevzuata aykırı bulundu.</p><p>Söz konusu dosyaların 121'ine durdurma cezası, 130'una ise durdurma cezasının yanında toplam 60 milyon 578 bin 587 lira para cezası uygulanmasına karar verildi.  <strong>KOZMETİK REKLAMLARI DA KURUL'UN RADARINA GİRDİ</strong>  Reklam Kurulu, tüketicilerin yanıltılmasını, bilgi ve tecrübe eksikliklerinin istismar edilmesini önlemek amacıyla kozmetik ve temizlik ürünlerine ilişkin reklamları da yakından takip etti, sektöre yönelik denetimlerini sürdürdü.  Bu kapsamda Kurul, Ağustos 2024 itibarıyla kozmetik ve temizlik sektörüne ilişkin 64 tanıtımı incelerken, 39 reklam hakkında durdurma cezası, 17 reklam hakkında ise durdurma cezasının yanında toplam 5 milyon 396 bin 406 lira para cezası uygulanmasını kararlaştırdı, 8 tanıtımın ise mevzuata uygun olduğuna karar verdi. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yargıtay&amp;apos;dan 800 bin liralık ilaç için karar: SGK ödeyecek</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yargitaydan-800-bin-liralik-ilac-icin-karar-sgk-oedeyecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yargitaydan-800-bin-liralik-ilac-icin-karar-sgk-oedeyecek</guid>
<description><![CDATA[ Ankara 61. İş Mahkemesi, doğumdan sonra &#039;Kistik Fibris&#039; tanısı konan U.T.D.&#039;nin (3), ömür boyu kullanması gereken ve kutusu 800 bin lira olan ilaçlarının SGK tarafından karşılanmasına karar verdi.U.T.D&#039;ye, doğumundan hemen sonra solunum sistemi ve sindirim kanalında hasara yol açan, genetik bir hastalık olan &#039;Kistik fibrozis&#039; tanısı konuldu. Hastalığın tedavisi için yıllık 2 kutu ilaç reçete edildi. Aile, yurt dışından getirilen ve kutusu yaklaşık 800 bin lira olan ilacın SGK tarafından karşılanması için başvurdu. Ancak SGK, söz konusu ilaç geri ödeme listesinde bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetti. Aile de avukatları aracılığıyla yargıya başvurdu.&quot;TIBBİ AÇIDAN KULLANMASI ZORUNLU&quot; Ankara 61&#039;inci İş Mahkemesi&#039;nde açılan dava dosyasına sunulan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı raporunda, U.T.D&#039;ye &#039;Kistik fibrozis&#039; tanısı konulduğu, dava konusu ilacın çocuk için hayati önem taşıdığı, kullanmasının tıbbi açıdan zorunlu olduğu, iyileşmesine katkıda bulunacağı, ilacın hücrelerin işlevini düzeltici etkiye sahip olduğu için mevcut tedavi yöntemlerine göre çok daha etkin ve yararlı olduğu belirtildi.&quot;HERKESİN YAŞAM HAKKI YASAYLA KORUNUR&quot;Kararda, anayasanın &#039;Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı&#039;, &#039;Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması&#039; ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#039;nde geçen &#039;Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur&#039; maddelerini hatırlatarak, U.T.D.&#039;nin tedavisinin sürdürülmemesi halinde ciddi zararın meydana geleceğini ve etkin ilacı kullanamama nedeniyle anayasal güvence altında olan sağlık ve yaşama hakkından mahrum kalacağını belirtti.&quot;YAŞAMA HAKKININ KORUNMASI DEVLETİN GÖREVİ&quot; Sosyal devlet anlayışına vurgu yapılarak, &quot;Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Diğer bir anlatımla temel insan hakkı olan yaşama hakkının korunması devletin temel görevleri arasındadır. Diğer yandan sosyal devlet, sosyal güvenlik hakkı kapsamında devletin sosyal güvenliği sağlama yükümlülüğü de vardır. Davacının yaşama hakkını tehdit eden hastalığın tedavisi devletin anayasal görevleri arasındadır&quot; denildi. Mahkeme, davanın kabulüne karar verip, idarenin başvuruya ilişkin işleminin iptali ile ilacın tedavi boyunca kesinti yapılmadan SGK tarafından karşılanmasına hükmetti.&quot;KARAR, İLACA ÖMÜR BOYU ULAŞIM DEMEK&quot;Davacı ailenin avukat Eliz Atlı, müvekkil ailenin çocuğuna doğduktan yaklaşık 15-20 gün sonra &#039;Kistik fibrozis&#039; tanısı konulduğunu hatırlatarak, &quot;Ömür boyu sürecek bir tedavi planlanıyor. Müvekkil çocuğumuz oyun oynamak istiyor diğer yaşıtları gibi, maalesef akciğerleri çok müsaade etmediğinden çok rahat bir şekilde hayatına devam edemiyor. Doktorları tarafından dava konusu edilen ilaç ömür boyu tedavi olarak öneriliyor. Yalnız ilaç yurt dışından özel olarak sipariş usulü ile geldiği için, Türk lirasına çevirdiğimizde büyük bir meblağ ortaya çıkıyor&quot; dedi.  Bu kapsamda SGK&#039;ya sosyal devlet ilkesinden yola çıkarak başvuru gerçekleştirdiklerini belirten Atlı, &quot;Başvurumuzda, tedaviye erişim hakkının karşılanması gerektiğinden bahsettik. Ancak SGK geri ödeme listesinde yer almadığı için bu ilacı karşılamayacağına ilişkin cevabı bize gönderdi. Cevabın gelmesinin akabinde de biz dava sürecini başlattık. Davanın sonucunda anayasanın ilgili hükümleri, sosyal devlet ve tedaviye erişim hakkı bağlamında davamızın kabulüne ve SGK&#039;nın gerçekleştirdiği işlemin iptaline karar verildi. Yani bu da çocuğun ömür boyu ilacına ulaşması demek. Çocuğumuz şu an ilacı kullanıyor. Dava konusu ilaç yurt dışında üretilmiş olmasına rağmen Türkiye&#039;de de klinik araştırmaları devam eden ve etkinliği, güvenilirliği kanıtlanmış olan ilaçtır&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SgXZTlF0bUaFoY83cjbUXw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yargıtaydan, 800, bin, liralık, ilaç, için, karar:, SGK, ödeyecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SgXZTlF0bUaFoY83cjbUXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yargıtay'dan 800 bin liralık ilaç için karar: SGK ödeyecek"><p>Ankara 61. İş Mahkemesi, doğumdan sonra 'Kistik Fibris' tanısı konan U.T.D.'nin (3), ömür boyu kullanması gereken ve kutusu 800 bin lira olan ilaçlarının SGK tarafından karşılanmasına karar verdi.</p><p>U.T.D'ye, doğumundan hemen sonra solunum sistemi ve sindirim kanalında hasara yol açan, genetik bir hastalık olan 'Kistik fibrozis' tanısı konuldu.</p><p> Hastalığın tedavisi için yıllık 2 kutu ilaç reçete edildi. Aile, yurt dışından getirilen ve kutusu yaklaşık 800 bin lira olan ilacın SGK tarafından karşılanması için başvurdu. </p><p>Ancak SGK, söz konusu ilaç geri ödeme listesinde bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetti. Aile de avukatları aracılığıyla yargıya başvurdu.</p><p><strong>"TIBBİ AÇIDAN KULLANMASI ZORUNLU"</strong></p><p> </p><p>Ankara 61'inci İş Mahkemesi'nde açılan dava dosyasına sunulan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı raporunda, U.T.D'ye 'Kistik fibrozis' tanısı konulduğu, dava konusu ilacın çocuk için hayati önem taşıdığı, kullanmasının tıbbi açıdan zorunlu olduğu, iyileşmesine katkıda bulunacağı, ilacın hücrelerin işlevini düzeltici etkiye sahip olduğu için mevcut tedavi yöntemlerine göre çok daha etkin ve yararlı olduğu belirtildi.</p><p><strong>"HERKESİN YAŞAM HAKKI YASAYLA KORUNUR"</strong></p><p>Kararda, anayasanın 'Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı', 'Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması' ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde geçen 'Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur' maddelerini hatırlatarak, U.T.D.'nin tedavisinin sürdürülmemesi halinde ciddi zararın meydana geleceğini ve etkin ilacı kullanamama nedeniyle anayasal güvence altında olan sağlık ve yaşama hakkından mahrum kalacağını belirtti.</p><p><strong>"YAŞAMA HAKKININ KORUNMASI DEVLETİN GÖREVİ"</strong></p><p> </p><p>Sosyal devlet anlayışına vurgu yapılarak, "Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Diğer bir anlatımla temel insan hakkı olan yaşama hakkının korunması devletin temel görevleri arasındadır. Diğer yandan sosyal devlet, sosyal güvenlik hakkı kapsamında devletin sosyal güvenliği sağlama yükümlülüğü de vardır. Davacının yaşama hakkını tehdit eden hastalığın tedavisi devletin anayasal görevleri arasındadır" denildi. Mahkeme, davanın kabulüne karar verip, idarenin başvuruya ilişkin işleminin iptali ile ilacın tedavi boyunca kesinti yapılmadan SGK tarafından karşılanmasına hükmetti.</p><p><strong>"KARAR, İLACA ÖMÜR BOYU ULAŞIM DEMEK"</strong></p><p>Davacı ailenin avukat Eliz Atlı, müvekkil ailenin çocuğuna doğduktan yaklaşık 15-20 gün sonra 'Kistik fibrozis' tanısı konulduğunu hatırlatarak, "Ömür boyu sürecek bir tedavi planlanıyor. Müvekkil çocuğumuz oyun oynamak istiyor diğer yaşıtları gibi, maalesef akciğerleri çok müsaade etmediğinden çok rahat bir şekilde hayatına devam edemiyor. Doktorları tarafından dava konusu edilen ilaç ömür boyu tedavi olarak öneriliyor. Yalnız ilaç yurt dışından özel olarak sipariş usulü ile geldiği için, Türk lirasına çevirdiğimizde büyük bir meblağ ortaya çıkıyor" dedi.  Bu kapsamda SGK'ya sosyal devlet ilkesinden yola çıkarak başvuru gerçekleştirdiklerini belirten Atlı, "Başvurumuzda, tedaviye erişim hakkının karşılanması gerektiğinden bahsettik. Ancak SGK geri ödeme listesinde yer almadığı için bu ilacı karşılamayacağına ilişkin cevabı bize gönderdi. Cevabın gelmesinin akabinde de biz dava sürecini başlattık. Davanın sonucunda anayasanın ilgili hükümleri, sosyal devlet ve tedaviye erişim hakkı bağlamında davamızın kabulüne ve SGK'nın gerçekleştirdiği işlemin iptaline karar verildi. Yani bu da çocuğun ömür boyu ilacına ulaşması demek. Çocuğumuz şu an ilacı kullanıyor. Dava konusu ilaç yurt dışında üretilmiş olmasına rağmen Türkiye'de de klinik araştırmaları devam eden ve etkinliği, güvenilirliği kanıtlanmış olan ilaçtır" diye konuştu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanı açıkladı: Vegan beslenme sağlıklı mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmani-acikladi-vegan-beslenme-saglikli-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmani-acikladi-vegan-beslenme-saglikli-mi</guid>
<description><![CDATA[ Hayvanlardan elde edilen hiçbir gıdayı yememek olarak bilinen vegan beslenme biçimi son yıllarda popüler hale geldi. Vegan beslenmenin sağlıklı olmasının yanı sıra çevreyi korumayı amaçladıklarını savunan vegan kişiler, bu sebeple de hayvansal gıdaları reddeder ve bitki kaynaklı beslenirler. Bitki bazlı beslenme anlayışını destekleyen vegan beslenme biçimi vücut için pek çok fayda sağlayabilir.Vegan, hayvanlardan elde edilen hiçbir gıdayı yememeyi içeren katı bir beslenme modelidir. Vegan kişiler et, süt, yumurta ve bal gibi hiçbir hayvansal gıdayı tüketmez. Vegan diyeti bitkilere (sebzeler, tahıllar, kuruyemişler ve meyveler gibi) ve bitkilerden yapılan gıdaları içerir. Peki, vegan beslenme biçimi sağlıklı mı?Son yıllarda, vegan yaşam tarzı sağlık faydaları nedeniyle de önemli bir ivme kazandı. Daha fazla insan bitki bazlı beslenmeyi keşfettikçe, vegan yaşam tarzının sağlık avantajlarını destekleyen kanıtlar artmaya devam ediyor.Kronik hastalık riskini azaltmaktan genel sağlığı teşvik etmeye kadar, hem vücut hem de zihin için sayısız fayda sağlar.Vegan bir yaşam tarzı benimsemek, kilo vermeye yardımcı olmaktan kronik hastalık riskini azaltmaya kadar birçok sağlık yararı sunar. Dr. Sunil Rana&#039;ya göre, Meyve ve sebzelerle dolu bir vegan diyet, birçok insanın fazla kilolarını verme ve sağlıklı bir kiloyu koruma hedeflerine ulaşmalarına yardımcı oldu.Elbette mağazalarda bir sürü vegan abur cubur seçeneği var, bu yüzden kilo verme sürecinizi bir üst seviyeye taşımak istiyorsanız işlenmiş gıdalardan uzak durduğunuzdan emin olun
Vegan beslenmenin sağlığa iyi gelmesinin yanı sıra, küresel ısınmayı azalmaya da katkısı oldukça yüksek.Oxford Üniversitesi&#039;nde yapılan bir araştırmaya göre, insanlık şu andan itibaren vegan beslenmeye başlarsa, gıda maddeleri üretilirken açığa çıkan emisyon değerlerinde 2050 yılına kadar yüzde 70 oranında azalma görülecek.Ancak uzmanlar uyarıyor, sırf vegan diye işlenmiş ve besin değeri olmayan sağlığa zararlı ürünlerin tüketilmesine şiddetle karşı çıkıyor.Vegan diyeti birçok sağlık faydasıyla doludur. Özellikle kilo vermek istiyorsanız vegan beslenme iyi bir tercih olabilir. Bol yeşilliklerle dolu bir beslenme biçimi olduğu için vücudunuzun lif ihtiyacını da karşılar.Antioksidanlar açısından zengin olduğu için kalp sağlığınızı korumanıza da yardımcı olabilir. Ayrıca, hayvansal gıda tüketen kişilerde obezite, artrit, osteoporoz, çoklu alerjiler, Alzheimer, diyabet, felç ve gıda zehirlenmesi gibi birçok başka hastalığa yakalanma riski daha yüksektir.Bitki bazlı bir diyet, şeker oranı düşük olduğu için tip 2 diyabete karşı bir miktar koruma sağlar. Ayrıca, yalnızca hayvansal gıdaların kolesterol içerdiğini biliyor muydunuz? Önümüzdeki daha sağlıklı bir yıl için günlük diyetinizden tüm kolesterolü çıkarmak için vegan beslenme iyi bir tercih olabilirVeganların kanser oranı et yiyenlerin yalnızca %40&#039;ıdır. Kalp hastalığı ve tip 2 diyabetin yanı sıra, çalışmalar veganların özellikle kolon ve meme kanseri olmak üzere belirli kanser türlerine yakalanma riskinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Bu kısmen bitki bazlı gıdalarda bulunan ve vücudu oksidatif stres ve iltihaptan koruyan yüksek antioksidan, vitamin ve fitokimyasal alımından kaynaklanmaktadır; bunların her ikisi de kanser gelişimiyle bağlantılıdır.ÖNEMLİ! Vegan beslenme biçimini uygulamadan önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gsgiQZhCK0KbDBfoVU8zkQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanı, açıkladı:, Vegan, beslenme, sağlıklı, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gsgiQZhCK0KbDBfoVU8zkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanı açıkladı: Vegan beslenme sağlıklı mı?"><p>Hayvanlardan elde edilen hiçbir gıdayı yememek olarak bilinen vegan beslenme biçimi son yıllarda popüler hale geldi. Vegan beslenmenin sağlıklı olmasının yanı sıra çevreyi korumayı amaçladıklarını savunan vegan kişiler, bu sebeple de hayvansal gıdaları reddeder ve bitki kaynaklı beslenirler. Bitki bazlı beslenme anlayışını destekleyen vegan beslenme biçimi vücut için pek çok fayda sağlayabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZYjwtc_87kKGSGPmJKpQZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vegan, hayvanlardan elde edilen hiçbir gıdayı yememeyi içeren katı bir beslenme modelidir. Vegan kişiler et, süt, yumurta ve bal gibi hiçbir hayvansal gıdayı tüketmez. Vegan diyeti bitkilere (sebzeler, tahıllar, kuruyemişler ve meyveler gibi) ve bitkilerden yapılan gıdaları içerir. Peki, vegan beslenme biçimi sağlıklı mı?</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aKnloZk1mkqezfz49H_cbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Son yıllarda, vegan yaşam tarzı sağlık faydaları nedeniyle de önemli bir ivme kazandı. Daha fazla insan bitki bazlı beslenmeyi keşfettikçe, vegan yaşam tarzının sağlık avantajlarını destekleyen kanıtlar artmaya devam ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wSDnfjo8OUCaf3ZqqQTkxQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kronik hastalık riskini azaltmaktan genel sağlığı teşvik etmeye kadar, hem vücut hem de zihin için sayısız fayda sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dctic2s5f0yI3BTQzrgSkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vegan bir yaşam tarzı benimsemek, kilo vermeye yardımcı olmaktan kronik hastalık riskini azaltmaya kadar birçok sağlık yararı sunar. Dr. Sunil Rana'ya göre, Meyve ve sebzelerle dolu bir vegan diyet, birçok insanın fazla kilolarını verme ve sağlıklı bir kiloyu koruma hedeflerine ulaşmalarına yardımcı oldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JeeVojKiA0iZK6RiM1LwoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Elbette mağazalarda bir sürü vegan abur cubur seçeneği var, bu yüzden kilo verme sürecinizi bir üst seviyeye taşımak istiyorsanız işlenmiş gıdalardan uzak durduğunuzdan emin olun
Vegan beslenmenin sağlığa iyi gelmesinin yanı sıra, küresel ısınmayı azalmaya da katkısı oldukça yüksek.Oxford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre, insanlık şu andan itibaren vegan beslenmeye başlarsa, gıda maddeleri üretilirken açığa çıkan emisyon değerlerinde 2050 yılına kadar yüzde 70 oranında azalma görülecek.Ancak uzmanlar uyarıyor, sırf vegan diye işlenmiş ve besin değeri olmayan sağlığa zararlı ürünlerin tüketilmesine şiddetle karşı çıkıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/47nb5v2Ny0ikaPFZwUNwCA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vegan diyeti birçok sağlık faydasıyla doludur. Özellikle kilo vermek istiyorsanız vegan beslenme iyi bir tercih olabilir. Bol yeşilliklerle dolu bir beslenme biçimi olduğu için vücudunuzun lif ihtiyacını da karşılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-ZQvLw_brE-HUsvg01PEpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antioksidanlar açısından zengin olduğu için kalp sağlığınızı korumanıza da yardımcı olabilir. Ayrıca, hayvansal gıda tüketen kişilerde obezite, artrit, osteoporoz, çoklu alerjiler, Alzheimer, diyabet, felç ve gıda zehirlenmesi gibi birçok başka hastalığa yakalanma riski daha yüksektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9p5xdEw6aUmMnjNZYqNpzQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bitki bazlı bir diyet, şeker oranı düşük olduğu için tip 2 diyabete karşı bir miktar koruma sağlar. Ayrıca, yalnızca hayvansal gıdaların kolesterol içerdiğini biliyor muydunuz? Önümüzdeki daha sağlıklı bir yıl için günlük diyetinizden tüm kolesterolü çıkarmak için vegan beslenme iyi bir tercih olabilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UVUSa4O6vEWcc-sV4shbJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Veganların kanser oranı et yiyenlerin yalnızca %40'ıdır. Kalp hastalığı ve tip 2 diyabetin yanı sıra, çalışmalar veganların özellikle kolon ve meme kanseri olmak üzere belirli kanser türlerine yakalanma riskinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Bu kısmen bitki bazlı gıdalarda bulunan ve vücudu oksidatif stres ve iltihaptan koruyan yüksek antioksidan, vitamin ve fitokimyasal alımından kaynaklanmaktadır; bunların her ikisi de kanser gelişimiyle bağlantılıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rv9NolDSKEuY7qEnHbON2w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÖNEMLİ! Vegan beslenme biçimini uygulamadan önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyin ölümü gerçekleşen kişinin organları 2 kişiye umut oldu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beyin-oelumu-gerceklesen-kisinin-organlari-2-kisiye-umut-oldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beyin-oelumu-gerceklesen-kisinin-organlari-2-kisiye-umut-oldu</guid>
<description><![CDATA[ Uşak&#039;ta 2 Eylül&#039;deki komşu kavgasında ağır yaralanan M.K.&#039;nın (39) beyin ölümü gerçekleşti. Hayatının kaybeden M.K.&#039;nın organları Denizli ve İzmir&#039;deki hastalara nakledilecek.Fatih Mahallesi&#039;nde 2 Eylül&#039;de komşu kavgasında ağır yaralanan ve Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alınan M.K&#039;nin (39) dün beyin ölümü gerçekleşti.  Hastanenin Organ Doku Koordinatörlüğü ekiplerinin görüştüğü aile, M.K&#039;nin organlarını bağışlama kararı aldı.  Aileden olumlu yanıt alınmasının ardından Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çıkarılan M.K&#039;nin böbrekleri, İzmir ve Denizli&#039;de nakil bekleyen hastalara gönderildi.  Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Şener Ülker, ailenin organ bağışı konusunda bilinçli olduğunu belirterek, şöyle konuştu:  &quot;Bize de destek verdiler bu anlamda. İki böbrek, İzmir ve Denizli illerine gitti. İnşallah birilerine can olacak, umut olacak. Ölüme ne kadar üzüldüysek, böyle bir naklin iki insana umut olmasından dolayı da mutluyuz. İnşallah bunlar vesile olur, örnek olur ve organ bağışı daha da yaygınlaşır. Bir yanda ölüm, bir yanda üzüntü ama bir yandan da birilerine umut olacak diye heyecanlıyız.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fRlUf3wxYEaZwmkhKQDQow.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beyin, ölümü, gerçekleşen, kişinin, organları, kişiye, umut, oldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fRlUf3wxYEaZwmkhKQDQow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Beyin ölümü gerçekleşen kişinin organları 2 kişiye umut oldu"><p>Uşak'ta 2 Eylül'deki komşu kavgasında ağır yaralanan M.K.'nın (39) beyin ölümü gerçekleşti. Hayatının kaybeden M.K.'nın organları Denizli ve İzmir'deki hastalara nakledilecek.</p>Fatih Mahallesi'nde 2 Eylül'de komşu kavgasında ağır yaralanan ve Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alınan M.K'nin (39) dün beyin ölümü gerçekleşti.  Hastanenin Organ Doku Koordinatörlüğü ekiplerinin görüştüğü aile, M.K'nin organlarını bağışlama kararı aldı.  Aileden olumlu yanıt alınmasının ardından Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çıkarılan M.K'nin böbrekleri, İzmir ve Denizli'de nakil bekleyen hastalara gönderildi.  Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Şener Ülker, ailenin organ bağışı konusunda bilinçli olduğunu belirterek, şöyle konuştu:  "Bize de destek verdiler bu anlamda. İki böbrek, İzmir ve Denizli illerine gitti. İnşallah birilerine can olacak, umut olacak. Ölüme ne kadar üzüldüysek, böyle bir naklin iki insana umut olmasından dolayı da mutluyuz. İnşallah bunlar vesile olur, örnek olur ve organ bağışı daha da yaygınlaşır. Bir yanda ölüm, bir yanda üzüntü ama bir yandan da birilerine umut olacak diye heyecanlıyız."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çin, sağlık sektörünü yabancı sermayeye açıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cin-saglik-sektoerunu-yabanci-sermayeye-aciyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cin-saglik-sektoerunu-yabanci-sermayeye-aciyor</guid>
<description><![CDATA[ Çin, yabancı yatırımcıların belirli şehirlerde hastane işletmesine ve biyoteknoloji alanında faaliyet yürütmesine izin vereceğini bildirdi.Çin Ticaret Bakanlığı, Ulusal Sağlık Komisyonu ve Ulusal Sağlık Ürünleri İdaresi tarafından duyurulan yeni düzenlemeye göre, yabancı yatırımcılar, Pekin, Tiencin, Şanghay, Nancing, Sucou, Fucou, Guangcou, Şıncın şehirleri ile Haynan eyaletinde hastane işletmelerine izin verilecek.  Yabancı yatırımcılar, ayrıca, Pekin ve Şangay şehirleri ile Guangdong ve Haynan eyaletlerinde biyoteknoloji sektöründe faaliyet gösterebilecek, insan kök hücresi ve gen teşhis teknolojilerinde araştırma ve uygulama yapabilecek, ulusal düzeyde geçerli seri üretim ve pazar lisanslarına başvurabilecek.  İMALAT SEKTÖRÜNDEKİ TÜM KISITLAMALAR KALDIRILDI Öte yandan, Çin Ticaret Bakanlığı ile Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu, yabancı sermaye yatırımlarının yasaklandığı sektörleri içeren &quot;negatif liste&quot;nin güncellenmiş halini yayımladı.  En son 2021 yılında güncellenen negatif listenin yeni halinde imalat alanındaki tüm sektörlerde yabancı yatırıma yönelik kısıtlamalar kaldırıldı.  Yeni listede kısıtlama uygulanan sektör sayısı 31&#039;den 29&#039;a düşürüldü.  İmalat sektörü dışında, Pekin, Şanghay, Şıncın ve Haynan&#039;daki serbest ticaret pilot bölgelerinde bulut bilişim, internet veri merkezleri, içerik iletim ağları ve internet servis sağlayıcıları gibi katma değerli telekomünikasyon hizmetlerinde yabancı sermaye kısıtlamaları kaldırıldı.  YABANCI YATIRIMLARDAKİ DÜŞÜŞ SÜRÜYOR Hükümetin imalatın yanında sağlık, biyoteknoloji ve veri hizmetleri gibi sektörleri dışa açma adımı, doğrudan yabancı yatırımlardaki düşüşe karşı yatırımcı güvenini yeniden kazanmaya yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor.  Covid-19 sonrasında kırılganlığın sürdüğü Çin ekonomisinde, ABD&#039;nin bazı sektörlerdeki yatırım kısıtlamaları ve Avrupa ülkelerinin ekonomik bağımlılığa bağlı riskleri giderme yaklaşımı nedeniyle yabancı yatırımlar ivme kaybediyor.  Çin&#039;e gelen doğrudan yabancı yatırımlarda 2023&#039;te yaşanan düşüş, 2024&#039;ün 7 ayında da sürdü.Çin Ticaret Bakanlığı verilerine göre yabancı yatırımlar, Ocak-Temmuz 2024 döneminde 539,5 milyar yuan (76,1 milyar dolar) düzeyinde gerçekleşti. Yatırımlar, 7 ayda geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 30 azaldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sDEtqGVw1UO5TBUtiMrkmg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çin, sağlık, sektörünü, yabancı, sermayeye, açıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sDEtqGVw1UO5TBUtiMrkmg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çin, sağlık sektörünü yabancı sermayeye açıyor"><p>Çin, yabancı yatırımcıların belirli şehirlerde hastane işletmesine ve biyoteknoloji alanında faaliyet yürütmesine izin vereceğini bildirdi.</p><p>Çin Ticaret Bakanlığı, Ulusal Sağlık Komisyonu ve Ulusal Sağlık Ürünleri İdaresi tarafından duyurulan yeni düzenlemeye göre, yabancı yatırımcılar, Pekin, Tiencin, Şanghay, Nancing, Sucou, Fucou, Guangcou, Şıncın şehirleri ile Haynan eyaletinde hastane işletmelerine izin verilecek.  Yabancı yatırımcılar, ayrıca, Pekin ve Şangay şehirleri ile Guangdong ve Haynan eyaletlerinde biyoteknoloji sektöründe faaliyet gösterebilecek, insan kök hücresi ve gen teşhis teknolojilerinde araştırma ve uygulama yapabilecek, ulusal düzeyde geçerli seri üretim ve pazar lisanslarına başvurabilecek.  <strong>İMALAT SEKTÖRÜNDEKİ TÜM KISITLAMALAR KALDIRILDI</strong> </p><p>Öte yandan, Çin Ticaret Bakanlığı ile Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu, yabancı sermaye yatırımlarının yasaklandığı sektörleri içeren "negatif liste"nin güncellenmiş halini yayımladı.  En son 2021 yılında güncellenen negatif listenin yeni halinde imalat alanındaki tüm sektörlerde yabancı yatırıma yönelik kısıtlamalar kaldırıldı.  Yeni listede kısıtlama uygulanan sektör sayısı 31'den 29'a düşürüldü.  İmalat sektörü dışında, Pekin, Şanghay, Şıncın ve Haynan'daki serbest ticaret pilot bölgelerinde bulut bilişim, internet veri merkezleri, içerik iletim ağları ve internet servis sağlayıcıları gibi katma değerli telekomünikasyon hizmetlerinde yabancı sermaye kısıtlamaları kaldırıldı.  <strong>YABANCI YATIRIMLARDAKİ DÜŞÜŞ SÜRÜYOR</strong> </p><p>Hükümetin imalatın yanında sağlık, biyoteknoloji ve veri hizmetleri gibi sektörleri dışa açma adımı, doğrudan yabancı yatırımlardaki düşüşe karşı yatırımcı güvenini yeniden kazanmaya yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor.  Covid-19 sonrasında kırılganlığın sürdüğü Çin ekonomisinde, ABD'nin bazı sektörlerdeki yatırım kısıtlamaları ve Avrupa ülkelerinin ekonomik bağımlılığa bağlı riskleri giderme yaklaşımı nedeniyle yabancı yatırımlar ivme kaybediyor.  Çin'e gelen doğrudan yabancı yatırımlarda 2023'te yaşanan düşüş, 2024'ün 7 ayında da sürdü.</p><p>Çin Ticaret Bakanlığı verilerine göre yabancı yatırımlar, Ocak-Temmuz 2024 döneminde 539,5 milyar yuan (76,1 milyar dolar) düzeyinde gerçekleşti. Yatırımlar, 7 ayda geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 30 azaldı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlarda uyardı geç uyumayın:  Yüzde 46 daha fazla görülüyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlarda-uyardi-gec-uyumayin-yuzde-46-daha-fazla-goeruluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlarda-uyardi-gec-uyumayin-yuzde-46-daha-fazla-goeruluyor</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan yeni bir araştırmaya göre, geç saatte uyumak diyabet riskini artırıyor. Yaş, cinsiyet, eğitim, vücut yağ oranı ve yaşam şekli gibi durumları ele alarak yapılan araştırmada geç uyuyanlarda tip 2 diyabet görülme riski yüzde 46 daha yüksek.Araştırmacılar, geceleri geç saatte uyuyan kişilerin, daha erken uyuyanlara göre daha yüksek vücut kitle indeksi olduğunu ve tip 2 diyabet riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.EurekAlert sitesinin haberine göre, Hollanda&#039;dan araştırmacılar, gece geç saatte uyumakla tip 2 diyabet ve vücuttaki yağ oranı arasındaki ilişkiyi inceledi.Araştırmaya katılan, yaş ortalaması 56, vücut kitle indeksi ortalaması 30 olan 5 bini aşkın kişinin uyuma ve uyanma saatlerini kayıt altına alan araştırmacılar, bu kişilerin uykusunun orta noktasını hesapladı.Buna göre, araştırmacılar, uyuma ve uyanma saatlerine göre katılımcıları, yüzde 20&#039;si erken kronotip, yüzde 20&#039;si geç kronotip ve yüzde 60&#039;ı orta kronotip olmak üzere 3 kategoriye ayırdı.Araştırmacılar, katılımcıların tamamının vücut kitle indeksi hesaplamalarının yanı sıra 1526&#039;sının karaciğer gibi iç organlarının yağ oranını da ölçtü.Buna göre, araştırmacılar, yaş, cinsiyet, eğitim, vücut yağ oranı ve yaşam şekli gibi durumları göz önünde bulundurarak, &quot;geç kronotip&quot; kategorisindeki, yani geç saatte uyuyan katılımcılarda, orta kronotip kategorisindekilere göre tip 2 diyabet görülme riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.Araştırmacılar, geç kronotip kategorisindeki katılımcıların, vücut kitle indeksinin orta kronotiplilere göre 0,7 daha yüksek olduğunu da belirledi.Araştırma yazarlarından Jeroen van der Velde, yaptığı açıklamada &quot;Geç kronotipli kişilerin, akşam geç saatlere kadar yemek yeme ihtimali daha yüksek.&quot; ifadesini kullanarak, akşam belli bir saatten sonra yemek yememenin metabolizmaya faydalı olduğuna dikkati çekti. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k02QvyzMMkSoKCxOtFWYrA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlarda, uyardı, geç, uyumayın:, Yüzde, daha, fazla, görülüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k02QvyzMMkSoKCxOtFWYrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlarda uyardı geç uyumayın:  Yüzde 46 daha fazla görülüyor!"><p>Yapılan yeni bir araştırmaya göre, geç saatte uyumak diyabet riskini artırıyor. Yaş, cinsiyet, eğitim, vücut yağ oranı ve yaşam şekli gibi durumları ele alarak yapılan araştırmada geç uyuyanlarda tip 2 diyabet görülme riski yüzde 46 daha yüksek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/p2Sf3QZ-5k6cBTs1WA86qw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, geceleri geç saatte uyuyan kişilerin, daha erken uyuyanlara göre daha yüksek vücut kitle indeksi olduğunu ve tip 2 diyabet riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bgO0bpUO_0eKyjWzZupdqg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>EurekAlert sitesinin haberine göre, Hollanda'dan araştırmacılar, gece geç saatte uyumakla tip 2 diyabet ve vücuttaki yağ oranı arasındaki ilişkiyi inceledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NZSr9-4wvUuUlDiDrTm3cg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmaya katılan, yaş ortalaması 56, vücut kitle indeksi ortalaması 30 olan 5 bini aşkın kişinin uyuma ve uyanma saatlerini kayıt altına alan araştırmacılar, bu kişilerin uykusunun orta noktasını hesapladı.Buna göre, araştırmacılar, uyuma ve uyanma saatlerine göre katılımcıları, yüzde 20'si erken kronotip, yüzde 20'si geç kronotip ve yüzde 60'ı orta kronotip olmak üzere 3 kategoriye ayırdı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t4FuuD52PESJ70iPlJRCdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılar, katılımcıların tamamının vücut kitle indeksi hesaplamalarının yanı sıra 1526'sının karaciğer gibi iç organlarının yağ oranını da ölçtü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8dL_zwg7TUmToJc6Vuf-3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Buna göre, araştırmacılar, yaş, cinsiyet, eğitim, vücut yağ oranı ve yaşam şekli gibi durumları göz önünde bulundurarak, "geç kronotip" kategorisindeki, yani geç saatte uyuyan katılımcılarda, orta kronotip kategorisindekilere göre tip 2 diyabet görülme riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.Araştırmacılar, geç kronotip kategorisindeki katılımcıların, vücut kitle indeksinin orta kronotiplilere göre 0,7 daha yüksek olduğunu da belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l8EejfCm-0WHX87xDH7sQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma yazarlarından Jeroen van der Velde, yaptığı açıklamada "Geç kronotipli kişilerin, akşam geç saatlere kadar yemek yeme ihtimali daha yüksek." ifadesini kullanarak, akşam belli bir saatten sonra yemek yememenin metabolizmaya faydalı olduğuna dikkati çekti.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Antioksidan değeri 4 kat fazla, faydaları saymakla bitmiyor! Polonya’da yetişiyordu artık Türkiye’de: Süper meyvenin kilosu 250 lira</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/antioksidan-degeri-4-kat-fazla-faydalari-saymakla-bitmiyor-polonyada-yetisiyordu-artik-turkiyede-super-meyvenin-kilosu-250-lira</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/antioksidan-degeri-4-kat-fazla-faydalari-saymakla-bitmiyor-polonyada-yetisiyordu-artik-turkiyede-super-meyvenin-kilosu-250-lira</guid>
<description><![CDATA[ Mersin’de yetiştirilen ve süper meyve olarak bilinen aronyanın hasadına başlandı. Bahçede kilosu 250 liradan satılan aronya, buzdolabında dört ay taze olarak saklanabiliyor.Süper meyve aronyanın hasadına başlandı.Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Yüksekoluk Mahallesi’nde üç yıl önce üretimine başlanan aronya meyvesi, hasat edilmeye başlandı.7 dönüm araziye ekilen aronyadan yaklaşık 800 kilo verim elde edilirken, bahçede kilosu 250 TL’den alıcı buluyor. Mersin&#039;de vinç kiralama firmasında muhasebe müdürü olarak çalışan Tuğba Hayırlıoğlu da ürünlerini hasat etmenin sevincini yaşıyor.Aronya meyvesini bir arkadaşının tavsiyesi ile arazisine ektiğini belirten Hayırlıoğlu, “Babamdan bana kalan 7 dönümlük arazinin tamamına aronya meyvesi ektim. İki yılı devirdik, üçüncü yılımıza giriyoruz. Hasadımızı aldık, ürün çok güzel, herhangi bir sıkıntı yok. Tadı çok farklı, biraz ayvaya benziyor, farklı bir aroması var.” dedi.“Aronya farklı sektörlerde kullanılıyor, faydası oldukça fazla.” diyen Hayırlıoğlu,  “Antioksidan değeri diğer meyvelere göre 4 kat daha fazla. İlaç sanayide kullanılıyor. Buzdolabında uygun koşulda 4 ay kalabiliyor.” ifadelerini kullandı.Aronyanın yeteri kadar bilinmediğini de söyleyen Hayırlıoğlu, “Polonya’da çok fazla yetiştiriliyor. Dünyaya ihracat yapıyorlar, özellikle ilaç firmalarına ihracat yapıyorlar. Ama bizim ülkemizde ve Mersin’de neredeyse kimse bilmiyor. Pazar sorunu çözülürse, üretici için de getirisi yüksek bir meyve.” diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vF7DWlkllUKmb7-EZLTszA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Antioksidan, değeri, kat, fazla, faydaları, saymakla, bitmiyor, Polonya’da, yetişiyordu, artık, Türkiye’de:, Süper, meyvenin, kilosu, 250, lira</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vF7DWlkllUKmb7-EZLTszA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Antioksidan değeri 4 kat fazla, faydaları saymakla bitmiyor! Polonya’da yetişiyordu artık Türkiye’de: Süper meyvenin kilosu 250 lira"><p>Mersin’de yetiştirilen ve süper meyve olarak bilinen aronyanın hasadına başlandı. Bahçede kilosu 250 liradan satılan aronya, buzdolabında dört ay taze olarak saklanabiliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_3FFgamRbUOX0E8kNNvyKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Süper meyve aronyanın hasadına başlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ds2B_y7b10yzcPLVU-ewJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Yüksekoluk Mahallesi’nde üç yıl önce üretimine başlanan aronya meyvesi, hasat edilmeye başlandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ASSgnCcViEq-RRTA6gtQVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>7 dönüm araziye ekilen aronyadan yaklaşık 800 kilo verim elde edilirken, bahçede kilosu 250 TL’den alıcı buluyor. Mersin'de vinç kiralama firmasında muhasebe müdürü olarak çalışan Tuğba Hayırlıoğlu da ürünlerini hasat etmenin sevincini yaşıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lgCrarSmV0ysHmbrXjk8Lw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronya meyvesini bir arkadaşının tavsiyesi ile arazisine ektiğini belirten Hayırlıoğlu, “Babamdan bana kalan 7 dönümlük arazinin tamamına aronya meyvesi ektim. İki yılı devirdik, üçüncü yılımıza giriyoruz. Hasadımızı aldık, ürün çok güzel, herhangi bir sıkıntı yok. Tadı çok farklı, biraz ayvaya benziyor, farklı bir aroması var.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_wZAjuSYgU6I-3im_68bxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>“Aronya farklı sektörlerde kullanılıyor, faydası oldukça fazla.” diyen Hayırlıoğlu,  “Antioksidan değeri diğer meyvelere göre 4 kat daha fazla. İlaç sanayide kullanılıyor. Buzdolabında uygun koşulda 4 ay kalabiliyor.” ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rQ-foaOosEeggJLRbvOFGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronyanın yeteri kadar bilinmediğini de söyleyen Hayırlıoğlu, “Polonya’da çok fazla yetiştiriliyor. Dünyaya ihracat yapıyorlar, özellikle ilaç firmalarına ihracat yapıyorlar. Ama bizim ülkemizde ve Mersin’de neredeyse kimse bilmiyor. Pazar sorunu çözülürse, üretici için de getirisi yüksek bir meyve.” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AU1sixBumU-6i5UW2ICixQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyaz saçları özüne döndüren 2 malzemeli formül! Kuaföre gitmeden doğal rengine çeviriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beyaz-saclari-oezune-doenduren-2-malzemeli-formul-kuafoere-gitmeden-dogal-rengine-ceviriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beyaz-saclari-oezune-doenduren-2-malzemeli-formul-kuafoere-gitmeden-dogal-rengine-ceviriyor</guid>
<description><![CDATA[ Yaşınızın ilerlemesiyle birlikte saçlarınızda beyaz saç tellerinin görülmesi doğal kabul edilir. Vücuttaki melanin üretiminin azalmasıyla birlikte saçlarınız beyazlamaya başlar. Saçlarınızda genetik faktörlere bağlı olarak çok erken yaşlarda da beyazlar görülebilir. Saçlarınızdaki beyazları boya gibi zararlı kimyasal maddelerle kapatmak kolay bir yol gibi görünse de bazı doğal maskeleri düzenli uygulamak saçlarınızı doğal rengine çevirmenize yardımcı olabilir.Saçların beyazlaması yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Ancak beyaz saçlarla sadece yaşlılık döneminde değil gençlik döneminde de karşı karşıya kalabilirsiniz.Saç köklerinin pigment hücrelerini kaybetmesiyle beyaz saçlar ortaya çıkar. Düzensiz yaşam, sağlıksız beslenme, stres ya da genetik faktörler saçların beyazlama sürecini hızlandırır.Genellikle kadınlar ve erkekler beyaz saçlarının görünümünü ortadan kaldırmak için saçlarını boyamayı tercih eder. Ancak saç boyaları saç derisine ve vücuda zarar veren pek çok kimyasalı içinde barındırır.
Saçlarınızdaki beyazları saç boyası kullanmadan da kapatabilmeniz mümkün. Bazı doğal yöntemler saç boyası etkisi sağlayarak beyaz saçları yok edebiliyor.Siyah çay saç rengini koyulaştırabilir. 2-3 poşet siyah çayı bir bardak sıcak suda demleyin, soğumasını bekleyin ve saçınıza uygulayın. 30 dakika bekledikten sonra durulayın. Düzenli kullanımda saç renginizin koyulaşmasını görebilirsiniz.Kına, doğal bir saç boyası olarak kullanılır ve saç rengini koyulaştırabilir. Kına tozunu suyla karıştırıp bir macun yaparak saçınıza uygulayın ve birkaç saat bekletin. Sonrasında iyice durulayın.Sarımsak, saçın pigment üretimine yardımcı olabilir. Birkaç diş sarımsağı ezin, zeytinyağı ile karıştırın ve saçınıza uygulayın. Saçınıza uyguladıktan sonra 30 dakika bekleyip durulayabilirsiniz.Hindistancevizi yağı saçın beslenmesine yardımcı olurken, limon suyu saç rengini koyulaştırabilir. İki malzemeyi karıştırıp saçınıza uygulayabilirsiniz. Haftada birkaç kez kullanabilirsiniz.Siyah susam tohumları saç rengini koyulaştırmada yardımcı olabilir. Bu tohumları öğütüp, şerbetle karıştırıp, saçınıza uygulayabilirsiniz. Ayrıca, her gün bir avuç siyah susam tohumu tüketmek de faydalı olabilir.Amla tozu saç rengini koyulaştırabilir ve saçın genel sağlığını artırabilir. Amla tozunu suyla karıştırıp bir macun yaparak saçınıza uygulayın. 30-60 dakika bekledikten sonra durulayın.UYARI! Bu yöntemlerin etkisi kişiden kişiye değişebilir ve doğal çözümlerin sonuçları sabırlı kullanım ve düzenli uygulama gerektirebilir. Ayrıca, herhangi bir doğal çözümü kullanmadan önce alerji veya cilt hassasiyeti riskine karşı bir yaman testi yapmanızda fayda var. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y15eOGM210GdPuVaT98bgw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beyaz, saçları, özüne, döndüren, malzemeli, formül, Kuaföre, gitmeden, doğal, rengine, çeviriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y15eOGM210GdPuVaT98bgw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Beyaz saçları özüne döndüren 2 malzemeli formül! Kuaföre gitmeden doğal rengine çeviriyor"><p>Yaşınızın ilerlemesiyle birlikte saçlarınızda beyaz saç tellerinin görülmesi doğal kabul edilir. Vücuttaki melanin üretiminin azalmasıyla birlikte saçlarınız beyazlamaya başlar. Saçlarınızda genetik faktörlere bağlı olarak çok erken yaşlarda da beyazlar görülebilir. Saçlarınızdaki beyazları boya gibi zararlı kimyasal maddelerle kapatmak kolay bir yol gibi görünse de bazı doğal maskeleri düzenli uygulamak saçlarınızı doğal rengine çevirmenize yardımcı olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/p7rYXf_W-USPwQxF9YEr_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saçların beyazlaması yaşlanma sürecinin doğal bir parçası olarak kabul edilir. Ancak beyaz saçlarla sadece yaşlılık döneminde değil gençlik döneminde de karşı karşıya kalabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qa0u0RTVEUSLByZ5jNoZwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saç köklerinin pigment hücrelerini kaybetmesiyle beyaz saçlar ortaya çıkar. Düzensiz yaşam, sağlıksız beslenme, stres ya da genetik faktörler saçların beyazlama sürecini hızlandırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hl_P9kfluUW0SPfksarcgg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle kadınlar ve erkekler beyaz saçlarının görünümünü ortadan kaldırmak için saçlarını boyamayı tercih eder. Ancak saç boyaları saç derisine ve vücuda zarar veren pek çok kimyasalı içinde barındırır.
Saçlarınızdaki beyazları saç boyası kullanmadan da kapatabilmeniz mümkün. Bazı doğal yöntemler saç boyası etkisi sağlayarak beyaz saçları yok edebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fEpbxgfuAUKtGCsSCCK3vg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah çay saç rengini koyulaştırabilir. 2-3 poşet siyah çayı bir bardak sıcak suda demleyin, soğumasını bekleyin ve saçınıza uygulayın. 30 dakika bekledikten sonra durulayın. Düzenli kullanımda saç renginizin koyulaşmasını görebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hY47qVmU2kiJaxJs3BTgLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kına, doğal bir saç boyası olarak kullanılır ve saç rengini koyulaştırabilir. Kına tozunu suyla karıştırıp bir macun yaparak saçınıza uygulayın ve birkaç saat bekletin. Sonrasında iyice durulayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/inB69I5UmkaE_7ynq74CnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sarımsak, saçın pigment üretimine yardımcı olabilir. Birkaç diş sarımsağı ezin, zeytinyağı ile karıştırın ve saçınıza uygulayın. Saçınıza uyguladıktan sonra 30 dakika bekleyip durulayabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bsdGVzhT50-qqyhR_s_JUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistancevizi yağı saçın beslenmesine yardımcı olurken, limon suyu saç rengini koyulaştırabilir. İki malzemeyi karıştırıp saçınıza uygulayabilirsiniz. Haftada birkaç kez kullanabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e_oeBC3r80mi8gcpPek1AA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah susam tohumları saç rengini koyulaştırmada yardımcı olabilir. Bu tohumları öğütüp, şerbetle karıştırıp, saçınıza uygulayabilirsiniz. Ayrıca, her gün bir avuç siyah susam tohumu tüketmek de faydalı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GcZEj6is90alL14CADCCvw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Amla tozu saç rengini koyulaştırabilir ve saçın genel sağlığını artırabilir. Amla tozunu suyla karıştırıp bir macun yaparak saçınıza uygulayın. 30-60 dakika bekledikten sonra durulayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PkAtBX4ktkmDcCQUHeIVMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>UYARI! Bu yöntemlerin etkisi kişiden kişiye değişebilir ve doğal çözümlerin sonuçları sabırlı kullanım ve düzenli uygulama gerektirebilir. Ayrıca, herhangi bir doğal çözümü kullanmadan önce alerji veya cilt hassasiyeti riskine karşı bir yaman testi yapmanızda fayda var.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sabah yataktan kalkmakta zorlananlar dikkat! Bahar yorgunluğuyla başa çıkmak için ipuçları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sabah-yataktan-kalkmakta-zorlananlar-dikkat-bahar-yorgunluguyla-basa-cikmak-icin-ipuclari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sabah-yataktan-kalkmakta-zorlananlar-dikkat-bahar-yorgunluguyla-basa-cikmak-icin-ipuclari</guid>
<description><![CDATA[ Sonbaharın gelmesiyle birlikte havalar da serinlemeye başlıyor. Sıcak yaz günlerinden serin havalara geçiş vücut sağlığını da etkileyebiliyor. Günlerin kısılmaya başlaması ve havaların yavaş yavaş soğuması bahar yorgunluğunu hissetmenize neden olabiliyor.  Yorgunluk, halsizlik, keyifsizlik gibi belirtiler de artıyor. Peki, bahar yorgunluğuyla nasıl başa çıkılır? İşte yanıtı...Bahar yorgunluğu genellikle mevsim geçişlerinde yaşanan bir durumdur. Yaz mevsiminin bitmesiyle ve Eylül ayına geçiş yapılmasıyla birlikte yorgunluk, bitkinlik gibi şikayetler de artmaya başladı. Mevsimlerin duygu durum, enerji, uyku, iştah ve bilişsel işlevlerimiz üzerinde etkisi vardır. Uyku uyanıklık döngüsü, güneş ışığı ve melatonin salınımı ile ilişkilidir.Bahara geçişle birlikte görülen bu hormonal değişim ve adaptasyon süreci, bahar yorgunluğu belirtilerine neden olmaktadır. Aynı zamanda baharla birlikte artan vücut ısısı, kan damarlarını genişleterek kan basıncı düşürür ve yorgun hissetmeye neden olur.Bahar yorgunluğunun belirtilerine bakacak olursak, enerji azlığı, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, keyifsizlik, uyku miktarında artış, sabahları uyanamama, gün içinde uyku hali, bedensel yakınmalar, isteksizlik, iştah değişiklikleri, dikkat dağınıklığı, odaklanma güçlüğü, konsantrasyon problemleri, karar verme güçlüğü, sinirlilik, tahammülsüzlük, gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtiler genellikle bir iki hafta içinde düzelir.Eğer belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini olumsuz etkiliyorsa mevsimsel depresyon açısından bir psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.Ayrıca bazı depresyon hastalarında mevsimsel özellik olabileceğini ve bipolar bozukluk hastalarında mevsim geçişlerinin atakları tetikleyebileceğini unutmamalıyız.DENGELİ VE SAĞLIKLI BESLENMEBahar aylarına geçiş yaptığınızda beslenme biçiminizi de gözden geçirmelisiniz. Enerji seviyenizi artırmak için vitamin ve mineral zengini besinlerin tüketimine başlayabilirsiniz. Özellikle meyve, sebze, tam tahıllar ve protein açısından zengin besinler tüketmeye özen gösterin.Su, vücudun enerji seviyelerini korumasına yardımcı olur. Günlük olarak yeterli miktarda su içmeye dikkat edin.Uyku kalitesi vücut sağlığınız için önemlidir. Kendinizi iyi hissetmek ve dinamik uyanmak için her gece aynı saatte uyumaya çalışın. Kaliteli ve yeterli uyku, enerji seviyenizi yükseltir. Her gece 7-8 saat uyurarak ve aynı saatte uyanarak bu düzeni sağlayabilmeniz mümkün.Fiziksel aktivite, enerji seviyelerini artırabilir ve ruh halinizi iyileştirebilir. Düzenli yürüyüşler veya hafif egzersizler yapmayı ihmal etmeyin.Stresten uzak durmak ve rahatlama teknikleri uygulamak (meditasyon, derin nefes alma gibi) enerji seviyenizi iyileştirebilir.Sosyal etkinliklere katılmak, ruh halinizi iyileştirebilir ve enerjinizi artırabilir.Aşırı kafein ve şeker tüketiminden kaçının. Bu maddeler kısa vadede enerji sağlasa da uzun vadede yorgunluğa yol açabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pf7nIx6P-0KDZY21Fz-jDQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sabah, yataktan, kalkmakta, zorlananlar, dikkat, Bahar, yorgunluğuyla, başa, çıkmak, için, ipuçları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pf7nIx6P-0KDZY21Fz-jDQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sabah yataktan kalkmakta zorlananlar dikkat! Bahar yorgunluğuyla başa çıkmak için ipuçları"><p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte havalar da serinlemeye başlıyor. Sıcak yaz günlerinden serin havalara geçiş vücut sağlığını da etkileyebiliyor. Günlerin kısılmaya başlaması ve havaların yavaş yavaş soğuması bahar yorgunluğunu hissetmenize neden olabiliyor.  Yorgunluk, halsizlik, keyifsizlik gibi belirtiler de artıyor. Peki, bahar yorgunluğuyla nasıl başa çıkılır? İşte yanıtı...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FJSbUDghDUa0-zDlRUm8uQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bahar yorgunluğu genellikle mevsim geçişlerinde yaşanan bir durumdur. Yaz mevsiminin bitmesiyle ve Eylül ayına geçiş yapılmasıyla birlikte yorgunluk, bitkinlik gibi şikayetler de artmaya başladı. Mevsimlerin duygu durum, enerji, uyku, iştah ve bilişsel işlevlerimiz üzerinde etkisi vardır. Uyku uyanıklık döngüsü, güneş ışığı ve melatonin salınımı ile ilişkilidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_4LSxtnq-EmCTPl0K48K5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bahara geçişle birlikte görülen bu hormonal değişim ve adaptasyon süreci, bahar yorgunluğu belirtilerine neden olmaktadır. Aynı zamanda baharla birlikte artan vücut ısısı, kan damarlarını genişleterek kan basıncı düşürür ve yorgun hissetmeye neden olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/y-b6g-LeGECLsYKOwjfPrQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bahar yorgunluğunun belirtilerine bakacak olursak, enerji azlığı, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, keyifsizlik, uyku miktarında artış, sabahları uyanamama, gün içinde uyku hali, bedensel yakınmalar, isteksizlik, iştah değişiklikleri, dikkat dağınıklığı, odaklanma güçlüğü, konsantrasyon problemleri, karar verme güçlüğü, sinirlilik, tahammülsüzlük, gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtiler genellikle bir iki hafta içinde düzelir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LM-2qnVhZ0ual8E7bbM6xA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eğer belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini olumsuz etkiliyorsa mevsimsel depresyon açısından bir psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6Elj4pWjSEC9qEQINld9Dw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca bazı depresyon hastalarında mevsimsel özellik olabileceğini ve bipolar bozukluk hastalarında mevsim geçişlerinin atakları tetikleyebileceğini unutmamalıyız.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KlggSfrHvUa4nYj7S1Y--w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>DENGELİ VE SAĞLIKLI BESLENMEBahar aylarına geçiş yaptığınızda beslenme biçiminizi de gözden geçirmelisiniz. Enerji seviyenizi artırmak için vitamin ve mineral zengini besinlerin tüketimine başlayabilirsiniz. Özellikle meyve, sebze, tam tahıllar ve protein açısından zengin besinler tüketmeye özen gösterin.Su, vücudun enerji seviyelerini korumasına yardımcı olur. Günlük olarak yeterli miktarda su içmeye dikkat edin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mNCt7tJp6EampHOdYn0NWQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku kalitesi vücut sağlığınız için önemlidir. Kendinizi iyi hissetmek ve dinamik uyanmak için her gece aynı saatte uyumaya çalışın. Kaliteli ve yeterli uyku, enerji seviyenizi yükseltir. Her gece 7-8 saat uyurarak ve aynı saatte uyanarak bu düzeni sağlayabilmeniz mümkün.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zIgATH4h0kOW54YT6Hd9zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fiziksel aktivite, enerji seviyelerini artırabilir ve ruh halinizi iyileştirebilir. Düzenli yürüyüşler veya hafif egzersizler yapmayı ihmal etmeyin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tPaS9YLAH0KVJilUn46uCA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stresten uzak durmak ve rahatlama teknikleri uygulamak (meditasyon, derin nefes alma gibi) enerji seviyenizi iyileştirebilir.Sosyal etkinliklere katılmak, ruh halinizi iyileştirebilir ve enerjinizi artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UgevlRG5bk-2VvAoPef4tA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aşırı kafein ve şeker tüketiminden kaçının. Bu maddeler kısa vadede enerji sağlasa da uzun vadede yorgunluğa yol açabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğanın demir ambarı! Pazarda kilosu 60 TL, hastalıkların şifası onda</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/doganin-demir-ambari-pazarda-kilosu-60-tl-hastaliklarin-sifasi-onda</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/doganin-demir-ambari-pazarda-kilosu-60-tl-hastaliklarin-sifasi-onda</guid>
<description><![CDATA[ Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde yetiştirilen ve Türkiye genelinde büyük ilgi gören Cimin Üzümünün hasadı sürüyor. &quot;Cimin Üzümü&quot; adıyla bilinen siyah üzümün sağlık açısından faydaları saymakla bitmiyor. Kilogram fiyatı 50 ila 60 lira arasında değişen Cimin Üzümü büyük zorluklarla hasat ediliyor.Kurusunu da yaşını da bol bol tüketilmesini öneren uzmanlar siyah üzümün içerdiği demir sayesinde hastalıklara şifa olduğunu söyledi.Çekirdeğinden, kabuğuna, yaprağına, kurusuna kadar şifa deposu olan siyah üzümün faydalarının saymakla bitmediğini ifade eden uzmanlar, “Migrenden, hazımsızlığa, demir eksikliğinden, kabızlığa kadar iyi gelen siyah üzümün yumurtalıklardaki kist oluşumunu önler. Yapılan araştırmalar sonucunda siyah üzümün kadınlarda adet düzensizliği, kısırlık, düşük yapma gibi birçok soruna neden olan, yumurtalıklarda oluşan kistleri tedavi edici etkisi bulunduğu sonucuna ulaşıldı.Siyah üzüm 3 çeşit olan üzümün diğer bir çeşididir. Genel hatlarıyla sağlık açısından faydaları aynıdır fakat bazı özellikleri siyah üzümü diğerlerinden ayrı kılmaktadır. Ayrıca siyah üzümün tadı diğerlerinden biraz daha farklıdır, ekşi değildir. Özellikle cilt ve saç sağlığına ciddi anlamda katkı sağlar.Siyah üzüm kolesterol seviyesini dengeler, içerdiği mineral ve bileşenler yardımıyla insülin duyarlılığını arttırır.Siyah üzümün düzenli tüketimi konsantrasyon, hafıza ve ayrıca sözleri ve mekanları hatırlama yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur. Siyah üzümün içerdiği vitamin ve diğer besinler kalp ve damar sağlığını korur.Düzenli olarak siyah üzüm tüketimi, başta cilt kanseri olmak üzere, kolon, prostat, mide ve bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltır. Siyah üzüm ayrıca sindirim sistemi için faydalı olduğu için kilo vermek isteyenlerin tercih edebilecekleri besin maddelerinin başında gelir. Mantar hastalıklarına karşı etkili olan siyah üzüm, güçlü bir antioksidan olarak, enfeksiyon ve bakterilerin yol açtığı iltihapları giderebilir. Siyah üzüm kabızlık ve hazımsızlığı giderir, midede bulunun asit seviyesinin sağlıklı düzeyde kalmasını sağlar.Siyah üzüm diğer üzüm çeşitlerinde olduğu gibi göz sağlığını korumak için gerekli olan besinler içerir, görme yeteneğini geliştirir. Saç ve cilt sağlığını korur, saçların sağlıklı kalmasını sağlar. Cildi özellikle güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korur.” bilgilerine yer verdi.Öte yandan Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde yetiştirilen ve Türkiye genelinde büyük ilgi gören Cimin Üzümünün hasadı sürüyor. Kilogram fiyatı 50 ila 60 lira arasında değişen Cimin Üzümü büyük zorluklarla hasat ediliyor. Erzincan’da 15 kilometre uzaklıktaki Üzümlü ilçesinde bölgeye özgü rengi ve tadı ile Türkiye genelinde nam salan Cimin Üzümünün hasadı devam ediyor. Bugünlerde başlayan hasat mevsimi nedeniyle üzüm bağlarında hareketlilik yaşanıyor. İlçede yaklaşık 10 bin dekar alanda bu yıl 8 bin ton üzüm hasadı yapılması planlanıyor. 2000 yılında &quot;Cimin Üzümü&quot; ismiyle tescillenen ürün, Erzincan ve Üzümlü ekonomisi açısından büyük önem taşıyor. İlçeye bağlı Pişkidağ Köyü ve çevresinde yaklaşık 2 bin 500 metre yükseklikte yetiştirilen üzümler, özellikle Karadeniz Bölgesi olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi ve Türkiye’nin birçok iline ihraç ediliyor. Ekim ayı sonuna kadar devam etmesi planlanan hasat döneminden üreticiler memnun.İlçede yüzlerce ailenin geçim kaynağı haline dönüşen Cimin Üzümü üretimi beraberinde birçok zorluğu da getiriyor. Yaklaşık 2 bin 500 metre yüksekliğindeki dağların eteklerinde özel yöntemlerle yapılan bağlarda yetiştirilen üzümlerin, budanmasından, sulanmasına ve hasadına kadar üreticilerin büyük çabasıyla gerçekleşiyor. Yüksek alanlardaki bağlardaki bağ bozumu kimi zaman katır veya eşeklerle yapılıyor. Kasalarla köy merkezlerinde toplanan üzümler buradan kamyonlarla Üzümlü ilçesindeki kooperatiflere taşınıyor. İlçe merkezinde ise kamyonlardan Tırlara yüklenen üzümler Karadeniz başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerine gönderiliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/51o_3q7R3U-toEYafWyuaw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğanın, demir, ambarı, Pazarda, kilosu, TL, hastalıkların, şifası, onda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/51o_3q7R3U-toEYafWyuaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Doğanın demir ambarı! Pazarda kilosu 60 TL, hastalıkların şifası onda"><p>Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde yetiştirilen ve Türkiye genelinde büyük ilgi gören Cimin Üzümünün hasadı sürüyor. "Cimin Üzümü" adıyla bilinen siyah üzümün sağlık açısından faydaları saymakla bitmiyor. Kilogram fiyatı 50 ila 60 lira arasında değişen Cimin Üzümü büyük zorluklarla hasat ediliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0FlVO1YMS0OYgheG4O43CA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kurusunu da yaşını da bol bol tüketilmesini öneren uzmanlar siyah üzümün içerdiği demir sayesinde hastalıklara şifa olduğunu söyledi.Çekirdeğinden, kabuğuna, yaprağına, kurusuna kadar şifa deposu olan siyah üzümün faydalarının saymakla bitmediğini ifade eden uzmanlar, “Migrenden, hazımsızlığa, demir eksikliğinden, kabızlığa kadar iyi gelen siyah üzümün yumurtalıklardaki kist oluşumunu önler. Yapılan araştırmalar sonucunda siyah üzümün kadınlarda adet düzensizliği, kısırlık, düşük yapma gibi birçok soruna neden olan, yumurtalıklarda oluşan kistleri tedavi edici etkisi bulunduğu sonucuna ulaşıldı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2fJQtH9TbEmjgIJpu6nqig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah üzüm 3 çeşit olan üzümün diğer bir çeşididir. Genel hatlarıyla sağlık açısından faydaları aynıdır fakat bazı özellikleri siyah üzümü diğerlerinden ayrı kılmaktadır. Ayrıca siyah üzümün tadı diğerlerinden biraz daha farklıdır, ekşi değildir. Özellikle cilt ve saç sağlığına ciddi anlamda katkı sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fOGsv1V8KkWsBwSjGj--sQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah üzüm kolesterol seviyesini dengeler, içerdiği mineral ve bileşenler yardımıyla insülin duyarlılığını arttırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y1FGUX44r0GxPW3b8WTUpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah üzümün düzenli tüketimi konsantrasyon, hafıza ve ayrıca sözleri ve mekanları hatırlama yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur. Siyah üzümün içerdiği vitamin ve diğer besinler kalp ve damar sağlığını korur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/THwlvGf9wkO3kLUf_yb7pQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenli olarak siyah üzüm tüketimi, başta cilt kanseri olmak üzere, kolon, prostat, mide ve bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltır. Siyah üzüm ayrıca sindirim sistemi için faydalı olduğu için kilo vermek isteyenlerin tercih edebilecekleri besin maddelerinin başında gelir. Mantar hastalıklarına karşı etkili olan siyah üzüm, güçlü bir antioksidan olarak, enfeksiyon ve bakterilerin yol açtığı iltihapları giderebilir. Siyah üzüm kabızlık ve hazımsızlığı giderir, midede bulunun asit seviyesinin sağlıklı düzeyde kalmasını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eTUltUDPt0KQTMZChWcLNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah üzüm diğer üzüm çeşitlerinde olduğu gibi göz sağlığını korumak için gerekli olan besinler içerir, görme yeteneğini geliştirir. Saç ve cilt sağlığını korur, saçların sağlıklı kalmasını sağlar. Cildi özellikle güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korur.” bilgilerine yer verdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GfpJYpJ0LEm8ZrXx6xlV1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Öte yandan Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde yetiştirilen ve Türkiye genelinde büyük ilgi gören Cimin Üzümünün hasadı sürüyor. Kilogram fiyatı 50 ila 60 lira arasında değişen Cimin Üzümü büyük zorluklarla hasat ediliyor. Erzincan’da 15 kilometre uzaklıktaki Üzümlü ilçesinde bölgeye özgü rengi ve tadı ile Türkiye genelinde nam salan Cimin Üzümünün hasadı devam ediyor. Bugünlerde başlayan hasat mevsimi nedeniyle üzüm bağlarında hareketlilik yaşanıyor. İlçede yaklaşık 10 bin dekar alanda bu yıl 8 bin ton üzüm hasadı yapılması planlanıyor. 2000 yılında "Cimin Üzümü" ismiyle tescillenen ürün, Erzincan ve Üzümlü ekonomisi açısından büyük önem taşıyor. İlçeye bağlı Pişkidağ Köyü ve çevresinde yaklaşık 2 bin 500 metre yükseklikte yetiştirilen üzümler, özellikle Karadeniz Bölgesi olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi ve Türkiye’nin birçok iline ihraç ediliyor. Ekim ayı sonuna kadar devam etmesi planlanan hasat döneminden üreticiler memnun.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O7LRV1LpY0iT3qDa7S8ijg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İlçede yüzlerce ailenin geçim kaynağı haline dönüşen Cimin Üzümü üretimi beraberinde birçok zorluğu da getiriyor. Yaklaşık 2 bin 500 metre yüksekliğindeki dağların eteklerinde özel yöntemlerle yapılan bağlarda yetiştirilen üzümlerin, budanmasından, sulanmasına ve hasadına kadar üreticilerin büyük çabasıyla gerçekleşiyor. Yüksek alanlardaki bağlardaki bağ bozumu kimi zaman katır veya eşeklerle yapılıyor. Kasalarla köy merkezlerinde toplanan üzümler buradan kamyonlarla Üzümlü ilçesindeki kooperatiflere taşınıyor. İlçe merkezinde ise kamyonlardan Tırlara yüklenen üzümler Karadeniz başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerine gönderiliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>UNICEF&amp;apos;ten 920 bin Kuzey Koreli&amp;apos;ye aşı desteği</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uniceften-920-bin-kuzey-koreliye-asi-destegi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uniceften-920-bin-kuzey-koreliye-asi-destegi</guid>
<description><![CDATA[ Kuzey Kore’de yaşayan 800 bin çocuğun ve 120 bin hamile kadının UNICEF desteğiyle başlatılan kampanya kapsamında bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağı bildirildi. Covid-19 salgını sonrası ülkenin uyguladığı katı sınır tedbirleri sonucu aşılama oranları düşmüştü ve binlerce çocuk ölümcül hastalık riskleriyle karşı karşıya kalmıştı. UNICEF Temsilcisi, söz konusu kampanyanın &quot;önemli bir kilometre taşı&quot; olduğunu söyledi.Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Kuzey Kore&#039;ye aşı desteği verecek.Kuzey Kore’de yaşayan çocukların ve hamile kadınlarının UNICEF desteğiyle başlatılan kampanya kapsamında bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağı bildirildi.Covid-19 salgını süresince uyguladığı katı sınır tedbirleri nedeniyle nüfusunu aşılama konusunda zorluk yaşayan Kuzey Kore’ye UNICEF&#039;ten yardım geldi.UNICEF’ten yapılan açıklamada, 800 binden fazla çocuk ve 120 binden fazla hamile kadının pazartesi günü başlatılan kampanya kapsamında bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağı bildirildi.4 MİLYON DOZDAN FAZLA TEMEL AŞI ULAŞTIKuzey Kore&#039;ye ilk aşı teslimatının temmuz ayında yapıldığı belirtilen açıklamada, “UNICEF, aşı ittifakı GAVI&#039;nin desteğiyle Kuzey Kore Halk Sağlığı Bakanlığı&#039;na Karma, Kızamık-Kızamıkçık (MR), Tetanos-Difteri, Verem (BCG), Hepatit B ve Çocuk Felci (IPV) dahil 4 milyon dozdan fazla temel aşının ulaştırılmasına yardımcı olmuştur” ifadeleri kullanıldı.Bu aşıların 2 milyon dozunun telafi aşılama kampanyasında kullanılacağı belirtilirken, geri kalan aşıların ise rutin bağışıklama programlarını desteklemek üzere ülke çapındaki sağlık merkezlerine gönderileceği vurgulandı.UNICEF’in Kuzey Kore Temsilci Vekili Roland Kupka ise söz konusu kampanyanın ülkedeki her çocuğu aşılama ve onları yaygın çocukluk hastalıklarından koruma çabalarında &quot;önemli bir kilometre taşı&quot; olduğunu söyledi.HÜKÜMETE ÇAĞRIRutin aşılamanın yeniden sağlanması ve çocukları önlenebilir hastalıklara karşı savunmasız bırakan açığın kapatılmasına yönelik ilk adım olduğunu söyleyen Kupka, &quot;Pandemi öncesi aşılama seviyelerine geri dönülmesi ve her çocuğa hayat kurtaran temel aşıların yapılmasının sağlanması için Kuzey Kore hükümetini UNICEF ve BM&#039;nin uluslararası personelinin ülkeye geri dönüşüne süratle izin vermeye çağırıyoruz&quot; diye ekledi. PANDEMİ SONRASI ORANLAR DÜŞMÜŞTÜCovid-19 salgını öncesinde yüzde 96’yı aşan Kuzey Kore’deki aşılama oranları, ülkenin uyguladığı katı sınır tedbirleri nedeniyle pandemi sonrasında yüzde 42&#039;nin altına düşmüş ve binlerce çocuk, difteri, kızamık, kızamıkçık, çocuk felci ve hepatit gibi ölümcül hastalık riskleriyle karşı karşıya kalmıştı.UNICEF, 2021 ve 2023 yılları arasında Kuzey Kore&#039;de üç telafi aşılama kampanyasını daha desteklemiş, bu kapsamda temel aşıları kaçıran yaklaşık 1,3 milyon çocuk aşılanmıştı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZzGscExAaUS4mrw35lkKQQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>UNICEFten, 920, bin, Kuzey, Koreliye, aşı, desteği</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZzGscExAaUS4mrw35lkKQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="UNICEF'ten 920 bin Kuzey Koreli'ye aşı desteği"><p>Kuzey Kore’de yaşayan 800 bin çocuğun ve 120 bin hamile kadının UNICEF desteğiyle başlatılan kampanya kapsamında bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağı bildirildi. Covid-19 salgını sonrası ülkenin uyguladığı katı sınır tedbirleri sonucu aşılama oranları düşmüştü ve binlerce çocuk ölümcül hastalık riskleriyle karşı karşıya kalmıştı. UNICEF Temsilcisi, söz konusu kampanyanın "önemli bir kilometre taşı" olduğunu söyledi.</p><p>Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Kuzey Kore'ye aşı desteği verecek.</p><p>Kuzey Kore’de yaşayan çocukların ve hamile kadınlarının UNICEF desteğiyle başlatılan kampanya kapsamında bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağı bildirildi.</p><p>Covid-19 salgını süresince uyguladığı katı sınır tedbirleri nedeniyle nüfusunu aşılama konusunda zorluk yaşayan Kuzey Kore’ye UNICEF'ten yardım geldi.</p><p>UNICEF’ten yapılan açıklamada, 800 binden fazla çocuk ve 120 binden fazla hamile kadının pazartesi günü başlatılan kampanya kapsamında bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağı bildirildi.</p><p><strong>4 MİLYON DOZDAN FAZLA TEMEL AŞI ULAŞTI</strong></p><p>Kuzey Kore'ye ilk aşı teslimatının temmuz ayında yapıldığı belirtilen açıklamada, “UNICEF, aşı ittifakı GAVI'nin desteğiyle Kuzey Kore Halk Sağlığı Bakanlığı'na Karma, Kızamık-Kızamıkçık (MR), Tetanos-Difteri, Verem (BCG), Hepatit B ve Çocuk Felci (IPV) dahil 4 milyon dozdan fazla temel aşının ulaştırılmasına yardımcı olmuştur” ifadeleri kullanıldı.</p><p>Bu aşıların 2 milyon dozunun telafi aşılama kampanyasında kullanılacağı belirtilirken, geri kalan aşıların ise rutin bağışıklama programlarını desteklemek üzere ülke çapındaki sağlık merkezlerine gönderileceği vurgulandı.</p><p>UNICEF’in Kuzey Kore Temsilci Vekili Roland Kupka ise söz konusu kampanyanın ülkedeki her çocuğu aşılama ve onları yaygın çocukluk hastalıklarından koruma çabalarında "önemli bir kilometre taşı" olduğunu söyledi.</p><p><strong>HÜKÜMETE ÇAĞRI</strong></p><p>Rutin aşılamanın yeniden sağlanması ve çocukları önlenebilir hastalıklara karşı savunmasız bırakan açığın kapatılmasına yönelik ilk adım olduğunu söyleyen Kupka, "Pandemi öncesi aşılama seviyelerine geri dönülmesi ve her çocuğa hayat kurtaran temel aşıların yapılmasının sağlanması için Kuzey Kore hükümetini UNICEF ve BM'nin uluslararası personelinin ülkeye geri dönüşüne süratle izin vermeye çağırıyoruz" diye ekledi. </p><p><strong>PANDEMİ SONRASI ORANLAR DÜŞMÜŞTÜ</strong></p><p>Covid-19 salgını öncesinde yüzde 96’yı aşan Kuzey Kore’deki aşılama oranları, ülkenin uyguladığı katı sınır tedbirleri nedeniyle pandemi sonrasında yüzde 42'nin altına düşmüş ve binlerce çocuk, difteri, kızamık, kızamıkçık, çocuk felci ve hepatit gibi ölümcül hastalık riskleriyle karşı karşıya kalmıştı.</p><p>UNICEF, 2021 ve 2023 yılları arasında Kuzey Kore'de üç telafi aşılama kampanyasını daha desteklemiş, bu kapsamda temel aşıları kaçıran yaklaşık 1,3 milyon çocuk aşılanmıştı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun estetiği ameliyatında Heval Pekgöz&amp;apos;ün ölümü: Kızlarını kaybeden aile suç duyurusunda bulundu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/burun-estetigi-ameliyatinda-heval-pekgoezun-oelumu-kizlarini-kaybeden-aile-suc-duyurusunda-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/burun-estetigi-ameliyatinda-heval-pekgoezun-oelumu-kizlarini-kaybeden-aile-suc-duyurusunda-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul&#039;da üniversite öğretimini sürdüren Heval Pekgöz&#039;ün (19) kalbi, hem burun etini aldırmak hem de estetik yaptırmak için gittiği özel bir hastanede anestezi sonrası durdu. Pekgöz, 20 gün süren yaşam savaşını kaybederken, genç kızın ailesi hastane ve sorumlu doktor hakkında suç duyurusunda bulundu. Haber: Deniz TÜYSÜZMarmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Pekgöz, hem burun etini aldırmak hem de estetik operasyon yaptırmak amacıyla Maltepe&#039;de özel bir hastaneye gitti.Narkoz aşamasında her şey kötüye giderken, genç kız kalp krizi geçirdi. 20 GÜNLÜK YAŞAM SAVAŞINI KAYBETTİPekgöz, 20 günlük yaşam savaşını kaybetti.Genç kızın ailesi, kızlarının ölümünde ihmaller zinciri olduğunu iddia etti. ANESTEZİ SONRASI KALBİ DURDUAnestezi sonrasında kızlarının kalbinin durduğu ancak kendilerine durumunun çok iyi olduğunu söylendiğini ifade eden baba Ferhat Pekgöz, önce tedbir olarak Kurtköy&#039;deki bir hastaneye götürüldüklerini, daha sonra ise 112 kaydı açılmadığı için tekrar başka bir şubeye yönlendirildiklerini anlattı. AYNI GÜNDE 3 HASTANE DEĞİŞTİRDİBaba Pekgöz, aynı gün içinde 3 hastane değiştirmek zorunda kaldıklarını, ihmal yüzünden kızlarının hayatını kaybettiğini söyledi.&quot;SEDYEDEYKEN GÖZLERİ AÇIKTI&quot;Anne Özlem Pekgöz de kızını yoğun bakımda görmek istediğini ancak izin verilmediğini, gözlerinin sedyedeyken açık olduğunu ve entübe olmadığını anlattı. SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDULAR30 Ağustos&#039;ta kızlarını kaybeden Pekgöz ailesi, hastane ve sorumlu doktorlar hakkında suç duyurusunda bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLM9jwZ6Kk6_Io6ATSDlyw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Burun, estetiği, ameliyatında, Heval, Pekgözün, ölümü:, Kızlarını, kaybeden, aile, suç, duyurusunda, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLM9jwZ6Kk6_Io6ATSDlyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun estetiği ameliyatında Heval Pekgöz'ün ölümü: Kızlarını kaybeden aile suç duyurusunda bulundu"><p>İstanbul'da üniversite öğretimini sürdüren Heval Pekgöz'ün (19) kalbi, hem burun etini aldırmak hem de estetik yaptırmak için gittiği özel bir hastanede anestezi sonrası durdu. Pekgöz, 20 gün süren yaşam savaşını kaybederken, genç kızın ailesi hastane ve sorumlu doktor hakkında suç duyurusunda bulundu. Haber: Deniz TÜYSÜZ</p><p>Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Pekgöz, hem burun etini aldırmak hem de estetik operasyon yaptırmak amacıyla Maltepe'de özel bir hastaneye gitti.</p><p>Narkoz aşamasında her şey kötüye giderken, genç kız kalp krizi geçirdi. </p><p><strong>20 GÜNLÜK YAŞAM SAVAŞINI KAYBETTİ</strong></p><p>Pekgöz, 20 günlük yaşam savaşını kaybetti.</p><p>Genç kızın ailesi, kızlarının ölümünde ihmaller zinciri olduğunu iddia etti. </p><p><strong>ANESTEZİ SONRASI KALBİ DURDU</strong></p><p>Anestezi sonrasında kızlarının kalbinin durduğu ancak kendilerine durumunun çok iyi olduğunu söylendiğini ifade eden baba Ferhat Pekgöz, önce tedbir olarak Kurtköy'deki bir hastaneye götürüldüklerini, daha sonra ise 112 kaydı açılmadığı için tekrar başka bir şubeye yönlendirildiklerini anlattı. </p><p><strong>AYNI GÜNDE 3 HASTANE DEĞİŞTİRDİ</strong></p><p>Baba Pekgöz, aynı gün içinde 3 hastane değiştirmek zorunda kaldıklarını, ihmal yüzünden kızlarının hayatını kaybettiğini söyledi.</p><p><strong>"SEDYEDEYKEN GÖZLERİ AÇIKTI"</strong></p><p>Anne Özlem Pekgöz de kızını yoğun bakımda görmek istediğini ancak izin verilmediğini, gözlerinin sedyedeyken açık olduğunu ve entübe olmadığını anlattı. </p><p><strong>SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDULAR</strong></p><p>30 Ağustos'ta kızlarını kaybeden Pekgöz ailesi, hastane ve sorumlu doktorlar hakkında suç duyurusunda bulundu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maymun çiçeği virüsü tehlikesi! Vaka sayısı artıyor, çocuklar risk altında</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-virusu-tehlikesi-vaka-sayisi-artiyor-cocuklar-risk-altinda</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-virusu-tehlikesi-vaka-sayisi-artiyor-cocuklar-risk-altinda</guid>
<description><![CDATA[ Maymun çiçeği virüsü, 13&#039;ü Afrika olmak üzere şu ana kadar 16 ülkede görüldü. Afrika ülkelerinden dünyaya yayılan maymun çiçeği virüsü dünya için bir tehdit oluşturuyor. Direkt temas yoluyla bulaşan maymun çiçeği, çocuklar içinde risk taşıyor.Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Özdemir, maymun çiçeği virüsünün direkt temasla bulaşan bir hastalık olduğunu söyleyerek, çocuklar için de risk taşıdığını belirtti.Prof. Dr. Özdemir, &quot;Kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilirler&quot; dedi.Uzman isim, dünya genelinde maymun çiçeği hastalığında son 2,5 yılda 100 binin üzerinde vaka tespit edildiğini ve 200’ün üzerinde de ölüm görüldüğünü söyledi.Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de şu ana kadar bilinen bir maymun çiçeği hastalığına denk gelinmediğini ifade ederek, &quot;Aslında 2 ila 4 hafta arasında kendi kendini sınırlayan ve iyileşen bir hastalık. Bağışıklık sistemi bozulmuş, bağışıklık sistemini bozan ilaç alan kişilerde ve çocuklarda bir miktar ağır seyretmekte.2022 Kasım’ından itibaren görülen salgında ülkemizde de çeşitli vakalar görüldü. Ancak 2024 yılında ülkemizde doğrulanmış henüz bir vaka bildirimine sahip değiliz. Bizim de kliniğimizde şu ana kadar şüphelendiğimiz 3 vaka oldu. Ancak yapılan tetkiklerinde virüs saptanmadı. 3 hastamız da çocuktu ve 3 yaş ila 6 yaş arasındalardı. Ancak saptanmadı. Henüz biz de vaka yok. Şu ana kadar da Türkiye’de bilinen bir vaka tespiti yok&quot; diye konuştu.Prof. Dr. Özdemir, hastalığın Covid-19’daki gibi solunum yoluyla bulaşmadığına dikkat çekerek, şöyle dedi:&quot;Maymun çiçeği hastalığı direkt temasla bulaşan bir hastalık. Bu açıdan şanslıyız. Hatta çok enfekte bireylerle yakın temas halinde, cinsel temas durumlarında, ortaya çıkan bir tablo, bulaş şekli var. Çocuklarda şöyle bir risk söz konusu; kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilir.Çünkü oyuncaklarla oynuyorlar, birtakım şeyler de yapıyorlar, bu durumdan dolayı temasları fazla olduğu için de bir miktar artış olabilir. Ama esas olarak cinsel yolla bulaştığı için çok da artmış bir risk söz konusu değil çocuklar açısından. Hastalık esas insandan insana bulaş şeklinde oluşmaktadır. Başka bir bulaş şekli yok. Hastalık şüphesi olan kişilerle yakın temastan kaçınmak gerekiyor. Temas kurallarına uymamız gerekiyor. Ellerimizi sürekli sabunlu suyla yıkamak gerekiyor.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TA7g9gZpk02m_Zh-4aBNBw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Maymun, çiçeği, virüsü, tehlikesi, Vaka, sayısı, artıyor, çocuklar, risk, altında</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TA7g9gZpk02m_Zh-4aBNBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Maymun çiçeği virüsü tehlikesi! Vaka sayısı artıyor, çocuklar risk altında"><p>Maymun çiçeği virüsü, 13'ü Afrika olmak üzere şu ana kadar 16 ülkede görüldü. Afrika ülkelerinden dünyaya yayılan maymun çiçeği virüsü dünya için bir tehdit oluşturuyor. Direkt temas yoluyla bulaşan maymun çiçeği, çocuklar içinde risk taşıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lgbZsdhMSEmAGC8VAVMTxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Özdemir, maymun çiçeği virüsünün direkt temasla bulaşan bir hastalık olduğunu söyleyerek, çocuklar için de risk taşıdığını belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DAQgJXb280SPM1wOu2SxFw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Özdemir, "Kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilirler" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ni2MDVAkmkSMesXA_7EdHg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzman isim, dünya genelinde maymun çiçeği hastalığında son 2,5 yılda 100 binin üzerinde vaka tespit edildiğini ve 200’ün üzerinde de ölüm görüldüğünü söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-AWvyHDUvUqowpxtbAp3GA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Özdemir, Türkiye’de şu ana kadar bilinen bir maymun çiçeği hastalığına denk gelinmediğini ifade ederek, "Aslında 2 ila 4 hafta arasında kendi kendini sınırlayan ve iyileşen bir hastalık. Bağışıklık sistemi bozulmuş, bağışıklık sistemini bozan ilaç alan kişilerde ve çocuklarda bir miktar ağır seyretmekte.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z6stAow3Q0uKmo0zj1YT_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2022 Kasım’ından itibaren görülen salgında ülkemizde de çeşitli vakalar görüldü. Ancak 2024 yılında ülkemizde doğrulanmış henüz bir vaka bildirimine sahip değiliz. Bizim de kliniğimizde şu ana kadar şüphelendiğimiz 3 vaka oldu. Ancak yapılan tetkiklerinde virüs saptanmadı. 3 hastamız da çocuktu ve 3 yaş ila 6 yaş arasındalardı. Ancak saptanmadı. Henüz biz de vaka yok. Şu ana kadar da Türkiye’de bilinen bir vaka tespiti yok" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DTNcwnklqEmk2oWoKJ9otA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Prof. Dr. Özdemir, hastalığın Covid-19’daki gibi solunum yoluyla bulaşmadığına dikkat çekerek, şöyle dedi:"Maymun çiçeği hastalığı direkt temasla bulaşan bir hastalık. Bu açıdan şanslıyız. Hatta çok enfekte bireylerle yakın temas halinde, cinsel temas durumlarında, ortaya çıkan bir tablo, bulaş şekli var. Çocuklarda şöyle bir risk söz konusu; kişi enfekte olduğunu bilmeden çarşaflara, havlulara ya da diğer yüzeylere sekresyonlarını bulaştırırsa ve ortak kullanım gibi durumlarda çocuklar buralardan daha kolay bir şekilde bulaş kaynağına maruz kalabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/s8z05ZADcUuNpIZei6Dfkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çünkü oyuncaklarla oynuyorlar, birtakım şeyler de yapıyorlar, bu durumdan dolayı temasları fazla olduğu için de bir miktar artış olabilir. Ama esas olarak cinsel yolla bulaştığı için çok da artmış bir risk söz konusu değil çocuklar açısından. Hastalık esas insandan insana bulaş şeklinde oluşmaktadır. Başka bir bulaş şekli yok. Hastalık şüphesi olan kişilerle yakın temastan kaçınmak gerekiyor. Temas kurallarına uymamız gerekiyor. Ellerimizi sürekli sabunlu suyla yıkamak gerekiyor."</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alzheimer&amp;apos;ın erken habercisi olabilir! 6 yıl önce ortaya çıkıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alzheimerin-erken-habercisi-olabilir-6-yil-oence-ortaya-cikiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alzheimerin-erken-habercisi-olabilir-6-yil-oence-ortaya-cikiyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları fiziksel aktiviteler ve demans arasında bağlantıyı inceliyor. Yapılan araştırmalarda yürüyüşünüzdeki bu değişim erken evre vasküler demansın ve Alzheimer&#039;ın işaretlerinden biri olabilir.Bilim insanları yaptıkları araştırmalarda bilişsel gerilemenin başlangıcında nörolojik değişikliklerin yaygın olduğunu, ancak fiziksel değişikliklerin de bu durumda önemli rol oynadığını söylüyor.Fiziksel hareket ve demans arasındaki karmaşık ilişki araştırmacılar tarafından inceleniyor. Denge ve yürüyüşteki bozulmalar, geç evre Alzheimer ya da erken evre vasküler demansın işaretlerinden biri olabilir. Demansın her vakasında semptomlar farklılık gösterebilir, ancak bazen fiziksel belirtiler hafıza kaybından önce ortaya çıkabilirBir çalışmada, yavaş yürüyen veya dengesi bozuk olan kişilerin sonraki altı yıl içinde Alzheimer hastalığı teşhisi konma olasılığı daha yüksek olduğu belirlendi&quot; Bu değişiklikler beyindeki hücrelerin ve sinirsel iletişimin yavaş yavaş bozulduğunun bir göstergesi olarak açıklamıyor.Denge kaybı erken evre vasküler demansa da bağlı olabilir. Erken evrelerde, hatta diğer demans semptomları gelişmeden bile önce, ayakta dururken veya yürürken dengeyi kaybetmek, Alzheimer geliştirme potansiyelinin arttığını gösterebilir.2016&#039;da Amerikan Geriatri Derneği Dergisi&#039;nde yayınlanan araştırma, yaşamın erken dönemlerinde baş dönmesi ve denge kaybı belirtilerinin, birinin yaşlandıkça Alzheimer&#039;a yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini öne sürdü.Bu, Neurology dergisinde yayınlanan ve düşmeye yatkın olmanın beyinde amiloid ve omurilik sıvısında tau proteininin birikmesine neden olabileceğini öne süren daha önceki bulgularla da uyumluydu.Bu proteinler, Alzheimer ve Demans hastalarının beyinlerinde birikir ve beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili kısımlarına zarar verir.Science Daily şöyle açıklıyor: &quot;Tau birikimi, tau kinazlar adı verilen tau üzerinde etkili olan ve tau proteininin yanlış katlanıp kümelenmesine neden olarak nörofibriler yumaklar oluşturmasına neden olan enzimlerin artan aktivitesinden kaynaklanır.&quot;Bu proteinlerin beyinde birikmesini durdurmanın kesin bir yolu yok, ancak bazı kanıtlar sağlıklı omega-3 yağlarının amiloid plaklarını azaltabileceğini gösteriyor.Beynin zararlı proteinleri boşaltması için yeterli zamanı sağlamak için gece başına altı ila sekiz saat arası uykunun da etkili olduğunu göstermektedir.Yaşam tarzınızda yapacağınız bazı değişimler ile Alzheimer hastalığının riskini azaltabilirsiniz.Akdeniz diyeti gibi beslenme düzenleri, beyin sağlığını destekleyebilir. Bol sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve sağlıklı yağlar tüketmeye özen gösterin.Düzenli egzersiz yapmak, beyin sağlığı için önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde aerobik egzersiz yapmak, riskleri azaltabilir.Bulmacalar çözmek, kitap okumak, yeni beceriler öğrenmek ve zihinsel olarak aktif kalmak beyin fonksiyonlarını destekleyebilir.Sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek, beyin sağlığına olumlu katkıda bulunur. Arkadaşlarınızla zaman geçirin ve sosyal etkinliklere katılın.Yeterli ve kaliteli uyku, beyin sağlığı için kritik öneme sahiptir. Uyku alışkanlıklarınızı düzenli ve sağlıklı tutmaya özen gösterin.Kronik stres, beyin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Meditasyon, yoga veya derin nefes alma gibi stres yönetimi tekniklerini deneyin.Sigara içmek ve aşırı alkol tüketmek, Alzheimer riskini artırabilir. Bu alışkanlıklardan kaçınmak veya sınırlandırmak önemlidir.DÜZENLİ SAĞLIK KONTROLÜŞeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kolesterol gibi sağlık sorunlarını kontrol altında tutmak beyin sağlığını koruyabilir. Doktorunuzun önerilerini takip edin ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gzov9HqS0E2G0WGePBjPXw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alzheimerın, erken, habercisi, olabilir, yıl, önce, ortaya, çıkıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gzov9HqS0E2G0WGePBjPXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Alzheimer'ın erken habercisi olabilir! 6 yıl önce ortaya çıkıyor"><p>Bilim insanları fiziksel aktiviteler ve demans arasında bağlantıyı inceliyor. Yapılan araştırmalarda yürüyüşünüzdeki bu değişim erken evre vasküler demansın ve Alzheimer'ın işaretlerinden biri olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EmCm0lpPBE-A71T_ti7Apg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim insanları yaptıkları araştırmalarda bilişsel gerilemenin başlangıcında nörolojik değişikliklerin yaygın olduğunu, ancak fiziksel değişikliklerin de bu durumda önemli rol oynadığını söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/50dfyoQKX0m1VmbmmuSx8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fiziksel hareket ve demans arasındaki karmaşık ilişki araştırmacılar tarafından inceleniyor. Denge ve yürüyüşteki bozulmalar, geç evre Alzheimer ya da erken evre vasküler demansın işaretlerinden biri olabilir. Demansın her vakasında semptomlar farklılık gösterebilir, ancak bazen fiziksel belirtiler hafıza kaybından önce ortaya çıkabilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uLDxyCvXSEm1Yg4Sv_yFjw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir çalışmada, yavaş yürüyen veya dengesi bozuk olan kişilerin sonraki altı yıl içinde Alzheimer hastalığı teşhisi konma olasılığı daha yüksek olduğu belirlendi" Bu değişiklikler beyindeki hücrelerin ve sinirsel iletişimin yavaş yavaş bozulduğunun bir göstergesi olarak açıklamıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DrUJgdgwgEugjWSGWnfK6g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Denge kaybı erken evre vasküler demansa da bağlı olabilir. Erken evrelerde, hatta diğer demans semptomları gelişmeden bile önce, ayakta dururken veya yürürken dengeyi kaybetmek, Alzheimer geliştirme potansiyelinin arttığını gösterebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1ySICruvv06-ZyRzDjOOUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2016'da Amerikan Geriatri Derneği Dergisi'nde yayınlanan araştırma, yaşamın erken dönemlerinde baş dönmesi ve denge kaybı belirtilerinin, birinin yaşlandıkça Alzheimer'a yakalanma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini öne sürdü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/akteB1tUvEKx9lVuNdl3Xg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu, Neurology dergisinde yayınlanan ve düşmeye yatkın olmanın beyinde amiloid ve omurilik sıvısında tau proteininin birikmesine neden olabileceğini öne süren daha önceki bulgularla da uyumluydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XGtYWktrw0i1vq2kJzxXVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu proteinler, Alzheimer ve Demans hastalarının beyinlerinde birikir ve beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili kısımlarına zarar verir.Science Daily şöyle açıklıyor: "Tau birikimi, tau kinazlar adı verilen tau üzerinde etkili olan ve tau proteininin yanlış katlanıp kümelenmesine neden olarak nörofibriler yumaklar oluşturmasına neden olan enzimlerin artan aktivitesinden kaynaklanır."</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o_Otd4h8nUmYBcNctdELWQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu proteinlerin beyinde birikmesini durdurmanın kesin bir yolu yok, ancak bazı kanıtlar sağlıklı omega-3 yağlarının amiloid plaklarını azaltabileceğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qHcqbjBzVkacMmmprSIIyQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beynin zararlı proteinleri boşaltması için yeterli zamanı sağlamak için gece başına altı ila sekiz saat arası uykunun da etkili olduğunu göstermektedir.Yaşam tarzınızda yapacağınız bazı değişimler ile Alzheimer hastalığının riskini azaltabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tyvUnjrZq0qxb7wfS6uQgg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akdeniz diyeti gibi beslenme düzenleri, beyin sağlığını destekleyebilir. Bol sebze, meyve, tam tahıllar, balık ve sağlıklı yağlar tüketmeye özen gösterin.Düzenli egzersiz yapmak, beyin sağlığı için önemlidir. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde aerobik egzersiz yapmak, riskleri azaltabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/89uhiOmockSBenM_bOuX1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bulmacalar çözmek, kitap okumak, yeni beceriler öğrenmek ve zihinsel olarak aktif kalmak beyin fonksiyonlarını destekleyebilir.Sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek, beyin sağlığına olumlu katkıda bulunur. Arkadaşlarınızla zaman geçirin ve sosyal etkinliklere katılın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/opGRGkJXd0ix9G0ewufo7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeterli ve kaliteli uyku, beyin sağlığı için kritik öneme sahiptir. Uyku alışkanlıklarınızı düzenli ve sağlıklı tutmaya özen gösterin.Kronik stres, beyin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Meditasyon, yoga veya derin nefes alma gibi stres yönetimi tekniklerini deneyin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LCakHDUo7kCyzwsJU7Cwdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sigara içmek ve aşırı alkol tüketmek, Alzheimer riskini artırabilir. Bu alışkanlıklardan kaçınmak veya sınırlandırmak önemlidir.DÜZENLİ SAĞLIK KONTROLÜŞeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kolesterol gibi sağlık sorunlarını kontrol altında tutmak beyin sağlığını koruyabilir. Doktorunuzun önerilerini takip edin ve düzenli sağlık kontrolleri yaptırın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık kabininde kaçak sünnet skandalı: Doktor olmayanlar sünnet ediyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-kabininde-kacak-sunnet-skandali-doktor-olmayanlar-sunnet-ediyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-kabininde-kacak-sunnet-skandali-doktor-olmayanlar-sunnet-ediyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;de doktor dışında başka bir görevlinin sünnet yapması yasak. Ancak yapılıyor. Geçtiğimiz günlerde Kayseri&#039;de sağlık kabininde bir sağlık memurunun yaptığı sünnet sonrası bir çocuk yaşam mücadelesi veriyor. NTV Muhabiri Melike Şahin, sosyal medyada sünnet reklamı veren sağlık kabinlerinden bazılarını aradı. Bazı sünnetçiler son olay nedeniyle endişeliydi bazıları ise doktorların yanlış uygulamalarını dahi düzelttiğini iddia etti. İşte ayrıntılar... (Kamera: Erkut Uzunoğulları) ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NHS_BtOmM0emUp3X5zlSqg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, kabininde, kaçak, sünnet, skandalı:, Doktor, olmayanlar, sünnet, ediyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NHS_BtOmM0emUp3X5zlSqg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sağlık kabininde kaçak sünnet skandalı: Doktor olmayanlar sünnet ediyor"><p>Türkiye'de doktor dışında başka bir görevlinin sünnet yapması yasak. Ancak yapılıyor. Geçtiğimiz günlerde Kayseri'de sağlık kabininde bir sağlık memurunun yaptığı sünnet sonrası bir çocuk yaşam mücadelesi veriyor. NTV Muhabiri Melike Şahin, sosyal medyada sünnet reklamı veren sağlık kabinlerinden bazılarını aradı. Bazı sünnetçiler son olay nedeniyle endişeliydi bazıları ise doktorların yanlış uygulamalarını dahi düzelttiğini iddia etti. İşte ayrıntılar... (Kamera: Erkut Uzunoğulları)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanlığından teknoloji bağımlılığı açıklaması</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesinin mümkün olmadığını belirtti.Bakanlığın teknoloji bağımlılığı hakkında yaptığı yazılı açıklamada, her yıl 3-9 Eylül&#039;ün &quot;Halk Sağlığı Haftası&quot; olarak belirlendiği, hafta boyunca halk sağlığı konularında toplumu bilgilendirmeye ve farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yapıldığı hatırlatıldı.  Bu yıl Halk Sağlığı Haftası&#039;nın ana temasının &quot;Sağlığını Erteleme, Harekete Geç&quot; olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, ana tema kapsamında her gün ayrı ayrı konular çerçevesindeki etkinliklerle toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalık oluşturulması hedeflendiği kaydedildi.  Açıklamada, Halk Sağlığı Haftası&#039;nın dördüncü gününe tekabül eden 6 Eylül&#039;ün konusunun ise &quot;Ekranı Değil, Hayatı Yaşa&quot; olarak belirlendiği bildirildi.  EKRAN KARŞISINDA BIRAKILAN ÇOCUKTA GELİŞİMSEL GERİLİK  Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olan 0-6 yaşın beyin gelişimi, dil ve konuşma gelişimi, sosyal beceri gelişimi, güvenli bağlanma ilişkisi gelişimi, sağlıklı iletişimsel ve sosyal davranışların gelişimi açısından çok önemli bir dönem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, özellikle 3 yaştan küçük çocukların anne ve babayla karşılıklı sosyal etkileşimde bulunmasının çocuğun dil, bilişsel ve motor becerilerinin, sosyal ve duygusal gelişiminin desteklenmesi açısından oldukça gerekli olduğu kaydedildi.  Açıklamada, &quot;Bu dönemde çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olarak anne babaların çocuklarıyla sevgi ve bağlılığı güçlendirecek oyunlar oynaması, onlara masal anlatması, kitap okuması, şarkı, ninni söylemesi çocuğun zekasını, hayal gücünü, iletişimini ve yaratıcılığını geliştirir.&quot; bilgisi verildi.Bilimsel olarak 3 yaş altındaki çocukların teknolojiden ve internetten kendi başlarına bir şey öğrenmelerinin mümkün olmadığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:  &quot;Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesi mümkün değildir. Çocuğun ekran karşısında yalnız başına bırakılması sonucunda çocukta gelişimsel gerilikler ortaya çıktığı bilimsel olarak ispatlanmıştır.&quot;  4-6 YAŞ ARASI TEKNOLOJİ KULLANIMI EBEVEYN KONTROLÜNDE OLMALI  Toplum temelli çalışmalarda, 0-6 yaş aralığına tekabül eden bebeklik ve erken çocukluk döneminde, uzun süre televizyondan, tabletten ve telefondan içerik seyretmenin çocukta dil, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarında gecikmelere yol açtığı görüldüğü bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:  &quot;Bu gelişimsel sorunlar da ileri çocukluk döneminde, zihinsel esneklik, empati ve dürtü kontrolü fonksiyonlarının olumsuz gelişmesinde risk faktörleridir. Öte yandan 4-6 yaş arası dönemde teknoloji kullanımının mutlaka ebeveyn eşliğinde olması ve günde en fazla 20-30 dakika ile sınırlı olması gerekmektedir.&quot;  Açıklamada, özellikle okul çağındaki çocukların ve gençlerin problemli bilişim teknolojileri kullanımının sosyal ilişkilerin olumsuz yönde etkilenmesine, aile bağlarının zayıflamasına, akademik başarının veya iş başarısının düşmesine neden olabildiği aktarıldı.  Bununla birlikte teknolojiye hızlı ve rahat erişim imkanının kumar bağımlılığının gelişme riskini de artırdığı belirtilerek, şöyle devam edildi: &quot;Öte yandan teknolojinin ve internetin eğitim ve bilgi sağlama amaçlarıyla kullanılmasının aşırı ve zararlı kullanımı azaltabileceği saptanmıştır. Anne babaların çocuklarıyla birlikte sosyal ortamlarda kaliteli vakit geçirmesi, çocukların ve gençlerin yetenek ve becerilerinin sportif ve sanatsal faaliyetlerle desteklenmesi onların çok yönlü gelişimleri açısından faydalı olacaktır.&quot;  Açıklamada, bunların yanı sıra anne babaların ve hatta toplumun tamamının bilişim teknolojilerini bilinçli, güvenli ve etkin kullanmasının sağlanması için 0-3 yaş arası çocukların kesinlikle ekranla tanıştırılmaması, 4-6 yaş arası çocuklarını teknolojiyle tanıştırmayı isteyen anne babaların, kendilerinin çocuklarına eşlik etmesi koşuluyla ve çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir içerikle ve günde en fazla 20-30 dakikayı geçmeyecek sürede çocuklarına teknolojiyi kullandırması tavsiyelerine yer verildi.  Açıklamada, Sağlık Bakanlığının ebeveynlere yönelik hazırladığı &quot;Teknoloji Bağımlılığı Ebeveyn Rehberi 2023&quot; belgesine Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü web sitesindeki &quot;Yayınlar&quot; bölümünden &quot;Kitapçıklar&quot; seçilerek ulaşılabileceği de aktarıldı.  Türkiye&#039;de bağımlılıklarla mücadele çalışmaları kapsamında &quot;2019-2023 Davranışsal Bağımlılıklar ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı&quot;nın Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda, paydaş bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar işbirliğinde yürütüldüğü belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: &quot;Strateji Belgesi ve Eylem Planı&#039;nın nihai amacı toplumu teknoloji, internet ve kumar alanlarında davranışsal bağımlılık gelişmesinden korumaktır. Belirlenen nihai amaca ulaşılması için topluma yönelik çalışmalar yapılmıştır.&quot;  Strateji Belgesi ve Eylem Planı çerçevesinde &quot;Davranışsal Bağıml ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BV5iknAbdECsZBdsgramdA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanlığından, teknoloji, bağımlılığı, açıklaması</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BV5iknAbdECsZBdsgramdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sağlık Bakanlığından teknoloji bağımlılığı açıklaması"><p>Sağlık Bakanlığı bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesinin mümkün olmadığını belirtti.</p><p>Bakanlığın teknoloji bağımlılığı hakkında yaptığı yazılı açıklamada, her yıl 3-9 Eylül'ün "Halk Sağlığı Haftası" olarak belirlendiği, hafta boyunca halk sağlığı konularında toplumu bilgilendirmeye ve farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yapıldığı hatırlatıldı.  Bu yıl Halk Sağlığı Haftası'nın ana temasının "Sağlığını Erteleme, Harekete Geç" olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, ana tema kapsamında her gün ayrı ayrı konular çerçevesindeki etkinliklerle toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalık oluşturulması hedeflendiği kaydedildi.  Açıklamada, Halk Sağlığı Haftası'nın dördüncü gününe tekabül eden 6 Eylül'ün konusunun ise "Ekranı Değil, Hayatı Yaşa" olarak belirlendiği bildirildi.  <strong>EKRAN KARŞISINDA BIRAKILAN ÇOCUKTA GELİŞİMSEL GERİLİK</strong>  Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olan 0-6 yaşın beyin gelişimi, dil ve konuşma gelişimi, sosyal beceri gelişimi, güvenli bağlanma ilişkisi gelişimi, sağlıklı iletişimsel ve sosyal davranışların gelişimi açısından çok önemli bir dönem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, özellikle 3 yaştan küçük çocukların anne ve babayla karşılıklı sosyal etkileşimde bulunmasının çocuğun dil, bilişsel ve motor becerilerinin, sosyal ve duygusal gelişiminin desteklenmesi açısından oldukça gerekli olduğu kaydedildi.  Açıklamada, "Bu dönemde çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olarak anne babaların çocuklarıyla sevgi ve bağlılığı güçlendirecek oyunlar oynaması, onlara masal anlatması, kitap okuması, şarkı, ninni söylemesi çocuğun zekasını, hayal gücünü, iletişimini ve yaratıcılığını geliştirir." bilgisi verildi.</p><p>Bilimsel olarak 3 yaş altındaki çocukların teknolojiden ve internetten kendi başlarına bir şey öğrenmelerinin mümkün olmadığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:  "Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesi mümkün değildir. Çocuğun ekran karşısında yalnız başına bırakılması sonucunda çocukta gelişimsel gerilikler ortaya çıktığı bilimsel olarak ispatlanmıştır."  <strong>4-6 YAŞ ARASI TEKNOLOJİ KULLANIMI EBEVEYN KONTROLÜNDE OLMALI</strong>  Toplum temelli çalışmalarda, 0-6 yaş aralığına tekabül eden bebeklik ve erken çocukluk döneminde, uzun süre televizyondan, tabletten ve telefondan içerik seyretmenin çocukta dil, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarında gecikmelere yol açtığı görüldüğü bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:  "Bu gelişimsel sorunlar da ileri çocukluk döneminde, zihinsel esneklik, empati ve dürtü kontrolü fonksiyonlarının olumsuz gelişmesinde risk faktörleridir. Öte yandan 4-6 yaş arası dönemde teknoloji kullanımının mutlaka ebeveyn eşliğinde olması ve günde en fazla 20-30 dakika ile sınırlı olması gerekmektedir."  Açıklamada, özellikle okul çağındaki çocukların ve gençlerin problemli bilişim teknolojileri kullanımının sosyal ilişkilerin olumsuz yönde etkilenmesine, aile bağlarının zayıflamasına, akademik başarının veya iş başarısının düşmesine neden olabildiği aktarıldı.  Bununla birlikte teknolojiye hızlı ve rahat erişim imkanının kumar bağımlılığının gelişme riskini de artırdığı belirtilerek, şöyle devam edildi: "Öte yandan teknolojinin ve internetin eğitim ve bilgi sağlama amaçlarıyla kullanılmasının aşırı ve zararlı kullanımı azaltabileceği saptanmıştır. Anne babaların çocuklarıyla birlikte sosyal ortamlarda kaliteli vakit geçirmesi, çocukların ve gençlerin yetenek ve becerilerinin sportif ve sanatsal faaliyetlerle desteklenmesi onların çok yönlü gelişimleri açısından faydalı olacaktır."  Açıklamada, bunların yanı sıra anne babaların ve hatta toplumun tamamının bilişim teknolojilerini bilinçli, güvenli ve etkin kullanmasının sağlanması için 0-3 yaş arası çocukların kesinlikle ekranla tanıştırılmaması, 4-6 yaş arası çocuklarını teknolojiyle tanıştırmayı isteyen anne babaların, kendilerinin çocuklarına eşlik etmesi koşuluyla ve çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir içerikle ve günde en fazla 20-30 dakikayı geçmeyecek sürede çocuklarına teknolojiyi kullandırması tavsiyelerine yer verildi.  Açıklamada, Sağlık Bakanlığının ebeveynlere yönelik hazırladığı "Teknoloji Bağımlılığı Ebeveyn Rehberi 2023" belgesine Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü web sitesindeki "Yayınlar" bölümünden "Kitapçıklar" seçilerek ulaşılabileceği de aktarıldı.  Türkiye'de bağımlılıklarla mücadele çalışmaları kapsamında "2019-2023 Davranışsal Bağımlılıklar ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı"nın Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda, paydaş bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar işbirliğinde yürütüldüğü belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: </p><p>"Strateji Belgesi ve Eylem Planı'nın nihai amacı toplumu teknoloji, internet ve kumar alanlarında davranışsal bağımlılık gelişmesinden korumaktır. Belirlenen nihai amaca ulaşılması için topluma yönelik çalışmalar yapılmıştır."  Strateji Belgesi ve Eylem Planı çerçevesinde "Davranışsal Bağımlılıkla Mücadele Programı"nın uygulamaya koyulduğu bildirilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:  "Program kapsamında Sağlıklı Hayat Merkezlerinde yer alan Psikososyal Destek Biriminde görev yapan personel tarafından, bilişim teknolojileri ve internetin bilinçli, güvenli ve etkin kullanımı konusunda topluma yönelik koruyucu ve önleyici farkındalık faaliyetleri gerçekleştirilmekte, aşırı ve zararlı kullanımına yönelik danışmanlık hizmeti sunulmaktadır. Danışmanlık hizmeti almak isteyen kişiler Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak konu hakkında bilgi alabilir." </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun estetiği faciası: Heval Pekgöz&amp;apos;ün ölümünde ihmal var mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/burun-estetigi-faciasi-heval-pekgoezun-oelumunde-ihmal-var-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/burun-estetigi-faciasi-heval-pekgoezun-oelumunde-ihmal-var-mi</guid>
<description><![CDATA[ Eczacılık öğrencisi Heval Pekgöz İstanbul&#039;da burun estetiği ameliyatı olmak istedi, özel bir hastaneye gitti. Ancak daha narkoz aşamasında her şey kötüye gitti, kalp krizi geçirdi. 20 günlük yaşam mücadelesi sonrası yaşamını yitirdi. Ailesi, hastane hakkında suç duyurusunda bulundu. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, NTV&#039;nin haberinin ardından hastane hakkında inceleme başlattı. NTV ekibinden Deniz Tüysüz, konuya ilişkin ayrıntıları aktardı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLM9jwZ6Kk6_Io6ATSDlyw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Burun, estetiği, faciası:, Heval, Pekgözün, ölümünde, ihmal, var, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PLM9jwZ6Kk6_Io6ATSDlyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun estetiği faciası: Heval Pekgöz'ün ölümünde ihmal var mı?"><p>Eczacılık öğrencisi Heval Pekgöz İstanbul'da burun estetiği ameliyatı olmak istedi, özel bir hastaneye gitti. Ancak daha narkoz aşamasında her şey kötüye gitti, kalp krizi geçirdi. 20 günlük yaşam mücadelesi sonrası yaşamını yitirdi. Ailesi, hastane hakkında suç duyurusunda bulundu. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, NTV'nin haberinin ardından hastane hakkında inceleme başlattı. NTV ekibinden Deniz Tüysüz, konuya ilişkin ayrıntıları aktardı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çağatay bebeğe halası hayat verdi: Karaciğer nakli ile iyileşti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cagatay-bebege-halasi-hayat-verdi-karaciger-nakli-ile-iyilesti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cagatay-bebege-halasi-hayat-verdi-karaciger-nakli-ile-iyilesti</guid>
<description><![CDATA[ Muğla&#039;da yaşayan ve 10 aylıkken karaciğer yetmezliği tanısı konulan Çağatay bebek, İzmir&#039;de özel bir hastanede halasından yapılan nakille sağlığına kavuştu.Muğla&#039;nın Datça ilçesinde yaşayan Arife ve Okan Topçu çifti, Çağatay adını verdikleri bebeklerinde görülen sarılığın geçmemesi üzerine İzmir&#039;deki bir üniversite hastanesine başvurdu. Burada muayene edilen bebek, safra kanalları yokluğu tanısıyla ameliyat edildi.  Operasyonun ardından birkaç ay normale dönen ancak sonrasında kilo vermeye başlayan ve sürekli ağlayan Çağatay bebek, İzmir&#039;deki özel bir hastaneye getirildi. Bebeğin kontrolünü yapan doktorlar, karaciğer yetmezliği tanısı koyarak acil karaciğer nakli kararı aldı. Yapılan testlerde halanın uygun verici olduğu belirlendi.  Üniversite öğrencisi hala Yasemin Topçu&#039;dan hastanenin Karaciğer Nakli ve Hepatobiliyer Cerrahi Bölümü Kurucu Başkanı Prof. Dr. Murat Kılıç&#039;ın liderliğindeki ekip tarafından 24 Haziran&#039;da nakil gerçekleştirildi. Ameliyatın ardından hızla iyileşen Çağatay bebek, taburcu edildi.&quot;NAKİL OLMASA 3 AY İÇİNDE KAYBETMEMİZ SÖZ KONUSUYDU&quot;  Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Murat Kılıç, bebeğin nakile girerken sağlık durumunun çok kötü olduğunu ve 10 aylık bebeğin 5 kilogram olduğunu belirtti.  Nakil öncesi oldukça belirgin karaciğer yetmezliği, büyüme ve gelişme geriliği olduğunu aktaran Kılıç, &quot;Karaciğer yetmezliğine bağlı olarak akciğerleri de etkilenmişti. Bu durum büyüme ve gelişme geriliğini ağırlaştırıyordu. Nakil olmasa 3 ay içinde kaybetmemiz söz konusuydu. 6 kilogram altında çocuklarda naklin riski yüksek olduğu için normal şartlarda bebekleri biraz daha büyütmek için bekliyoruz ama bu bebekte hastalığın ağırlığından dolayı beklemeye tahammülümüz olmadığından acil şartlarda nakil yaptık.&quot; diye konuştu.  Anne Arife Topçu da bebeğinin çok zayıf olduğunu belirterek, &quot;Gece gündüz sürekli ağlayan, hiç susmayan bir bebekti. Ağrıları vardı, ağlıyordu ama biz neden olduğunu anlayamıyorduk. 10 aydır ağlayan bir çocuk vardı. Ama şu an şükür sadece gülüyor. Hızla kilo aldı. Şimdi anne baba olduğumuzu, çocuk büyüttüğümüzü anladık. Çok mutluyuz.&quot; ifadelerini kullandı.  Baba Okan Topçu ise oğlunun sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşadıklarını vurgulayarak, kardeşine teşekkür etti.  Hala Yasemin Topçu da yeğeninin rahatsızlığını öğrendiğinde çok üzüldüğünü ifade ederek, &quot;Nakil için yengem ve ağabeyimin verici olamayacaklarını öğrendiğimiz gün ikisinin de yüz ifadesini ömür boyu unutmayacağım. O an hiç düşünmeden &#039;Ben veririm&#039; dedim. İyi ki de vermişim. Şimdi Çağatay&#039;ı gördükçe dünyalar benim oluyor. Onu çok seviyorum.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RiAvdpu070yRq7FNClGkeQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çağatay, bebeğe, halası, hayat, verdi:, Karaciğer, nakli, ile, iyileşti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RiAvdpu070yRq7FNClGkeQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Çağatay bebeğe halası hayat verdi: Karaciğer nakli ile iyileşti"><p>Muğla'da yaşayan ve 10 aylıkken karaciğer yetmezliği tanısı konulan Çağatay bebek, İzmir'de özel bir hastanede halasından yapılan nakille sağlığına kavuştu.</p>Muğla'nın Datça ilçesinde yaşayan Arife ve Okan Topçu çifti, Çağatay adını verdikleri bebeklerinde görülen sarılığın geçmemesi üzerine İzmir'deki bir üniversite hastanesine başvurdu. Burada muayene edilen bebek, safra kanalları yokluğu tanısıyla ameliyat edildi.  Operasyonun ardından birkaç ay normale dönen ancak sonrasında kilo vermeye başlayan ve sürekli ağlayan Çağatay bebek, İzmir'deki özel bir hastaneye getirildi. Bebeğin kontrolünü yapan doktorlar, karaciğer yetmezliği tanısı koyarak acil karaciğer nakli kararı aldı. Yapılan testlerde halanın uygun verici olduğu belirlendi.  Üniversite öğrencisi hala Yasemin Topçu'dan hastanenin Karaciğer Nakli ve Hepatobiliyer Cerrahi Bölümü Kurucu Başkanı Prof. Dr. Murat Kılıç'ın liderliğindeki ekip tarafından 24 Haziran'da nakil gerçekleştirildi. Ameliyatın ardından hızla iyileşen Çağatay bebek, taburcu edildi.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y8c9OC7Yt0WwxbQu0ZvQuA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt=""><strong>"NAKİL OLMASA 3 AY İÇİNDE KAYBETMEMİZ SÖZ KONUSUYDU"</strong>  Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Murat Kılıç, bebeğin nakile girerken sağlık durumunun çok kötü olduğunu ve 10 aylık bebeğin 5 kilogram olduğunu belirtti.  Nakil öncesi oldukça belirgin karaciğer yetmezliği, büyüme ve gelişme geriliği olduğunu aktaran Kılıç, "Karaciğer yetmezliğine bağlı olarak akciğerleri de etkilenmişti. Bu durum büyüme ve gelişme geriliğini ağırlaştırıyordu. Nakil olmasa 3 ay içinde kaybetmemiz söz konusuydu. 6 kilogram altında çocuklarda naklin riski yüksek olduğu için normal şartlarda bebekleri biraz daha büyütmek için bekliyoruz ama bu bebekte hastalığın ağırlığından dolayı beklemeye tahammülümüz olmadığından acil şartlarda nakil yaptık." diye konuştu.  Anne Arife Topçu da bebeğinin çok zayıf olduğunu belirterek, "Gece gündüz sürekli ağlayan, hiç susmayan bir bebekti. Ağrıları vardı, ağlıyordu ama biz neden olduğunu anlayamıyorduk. 10 aydır ağlayan bir çocuk vardı. Ama şu an şükür sadece gülüyor. Hızla kilo aldı. Şimdi anne baba olduğumuzu, çocuk büyüttüğümüzü anladık. Çok mutluyuz." ifadelerini kullandı.  Baba Okan Topçu ise oğlunun sağlığına kavuşmasının mutluluğunu yaşadıklarını vurgulayarak, kardeşine teşekkür etti.  Hala Yasemin Topçu da yeğeninin rahatsızlığını öğrendiğinde çok üzüldüğünü ifade ederek, "Nakil için yengem ve ağabeyimin verici olamayacaklarını öğrendiğimiz gün ikisinin de yüz ifadesini ömür boyu unutmayacağım. O an hiç düşünmeden 'Ben veririm' dedim. İyi ki de vermişim. Şimdi Çağatay'ı gördükçe dünyalar benim oluyor. Onu çok seviyorum." dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kanser hastaları için &amp;quot;uzaktan görüntülü muayene&amp;quot; dönemi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kanser-hastalari-icin-uzaktan-goeruntulu-muayene-doenemi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kanser-hastalari-icin-uzaktan-goeruntulu-muayene-doenemi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığınca yapılan düzenleme kapsamında, Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#039;nde başlatılan uzaktan görüntülü görüşme ile muayene sayesinde, kanser hastaları, işlemlerini hastaneye gitmeden kolayca gerçekleştirebiliyor.Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi&#039;nde kısa süre önce devreye alınan yeni sistem, özellikle şehir dışından gelen veya yatağa bağımlı olan hastalar için evlerinden çıkmadan işlemlerini halledebilecekleri önemli bir kolaylığı sağladı.  Sistemin işleyişine ilişkin açıklamalarda bulunan Tıbbi Onkoloji Kliniği İdari Sorumlusu, İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Karaçin, bunu ilk olarak Covid-19 salgını ile mücadele döneminde bazı hastalar için &quot;teletıp&quot; uygulaması olarak kullandıklarını, hastalardan hizmetin devam etmesine yönelik talepler aldıklarını anlattı.  Sağlık Bakanlığının sistemin altyapısını oluşturduğunu, bu hizmetin sunulmasına ilişkin yönetmelik düzenlemelerini geçen aylarda yayımladığını anımsatan Karaçin, bu altyapıyla birlikte uzaktan görüntülü görüşme ile sağlık hizmetini tüm tıbbi onkoloji hastaları için resmi olarak uygulamaya başladıklarını bildirdi.RANDEVULAR MHRS ÜZERİNDEN ALINIYOR Doç. Dr. Karaçin, &quot;Kanser tanısı alan hastalar, normalde tıbbi onkoloji birimine MHRS veya ALO 182 üzerinden randevu alarak gelebiliyorlardı. Artık kanser tanısı olan hastalar, MHRS üzerinden hastanemiz tıbbi onkoloji bölümüne uzaktan hasta muayenesi randevusu da alabiliyorlar. Bu uygulamada MHRS&#039;den uygun tarih, saat için randevu veriliyor ve hastanın telefonuna görüntülü muayene linkinin yer aldığı bir SMS iletiliyor.&quot; diye konuştu.  Hastaların bu linke tıklayıp kamera-mikrofon erişim iznine onay vermesinin ardından belirlenen tarih ve saatte ilgili doktora görüntülü ve sesli olarak muayene olduğunu aktaran Karaçin, bu sistemin özellikle şehir dışından gelen hastalar için ciddi bir kolaylık olduğuna dikkati çekti.  YATALAK KANSER HASTASI EVDEN ÇIKMADAN MUAYENE OLDU Doç. Dr. Cengiz Karaçin, sözlerini şöyle sürdürdü:  &quot;Sistemi uygulamaya başladıktan sonra hastalar için çok faydalı olduğunu da gördük. Örneğin, İstanbul&#039;dan, kanser tanısı alan, 80 yaşın üstünde ve hastalığı kemiği tuttuğu için yürüyemeyen bir hastamız hastaneye ancak ambulansla gidip gelebiliyordu. Uzaktan görüntülü muayene randevusu alarak bize ulaştı. Muayene görüşmesinde, e-Nabız&#039;dan patoloji raporlarını, ilaçlarını, İstanbul&#039;da uygulanan tedavisini inceleyebildik ve uygun tedavinin yapıldığını gördük.  Hastamızın ağrı problemi vardı, tek doz kullandığı ilacı günde üç defaya çıkarabileceğini görüntülü muayenede söyledik. Böylelikle sıkıntısını çözmüş olduk. Hastamızın ayrıca ek bir ağrı kesici ihtiyacı olursa bunu da reçete ederek kendisine gönderebileceğimizi ilettik. Böylelikle hastamız evinden çıkmadan, ambulans talebinde bulunmak zorunda kalmadan tedavisinin düzenlenmesini sağlamış oldu.&quot; &quot;TETKİK SONUÇLARINI DA DEĞERLENDİRİYORUZ, REÇETE YAZABİLİYORUZ&quot; Karaçin, hastaların bu sistemle hastaneye gelmelerini gerektirmeyen birçok işlemini kolayca çözebildiğini belirterek, &quot;Örneğin, kontrol tetkiki, görüntüleme gerekmeyen bir hastanın, süresi dolmuş ilaç raporunu hastaneye gelmeden tekrar çıkarabiliyoruz, reçete yazabiliyoruz. Hastanede tetkiklerini yaptırmış, tomografisini çektirmiş bir hastanın tetkik sonuçlarını da uzaktan görüntülü muayene ile değerlendiriyoruz.&quot; bilgisini verdi.  Sistemin sadece takip hastaları değil, aktif kemoterapi alan kanser hastaları için de önemli bir kolaylık olduğunu dile getiren Karaçin, şöyle devam etti:  &quot;Kemoterapileri hastalarımıza vermeden önce kan tetkiklerine bakıyoruz ve bazen kan değerinde düşüklük görüldüğünde tedaviyi o gün vermeyip erteliyoruz. Mesela Amasya&#039;da yaşayan bir hasta, tedavisi için 2-3 haftada bir hastaneye geliyor. Bu sistem yokken kan tetkikini Amasya&#039;da yaptırıp, buraya geldiğinde kan değerlerindeki düşüklük nedeniyle tedavi almadan geri dönebiliyordu. Bu hastamız artık tetkik sonuçlarını uzaktan görüntülü muayene ile doktoruna gösterip kemoterapi almaya gelip gelmeyeceğini öğrenebiliyor.&quot;  Doç. Dr. Cengiz Karaçin, &quot;Bu uygulama, hastalar için devamlı hastaneye gidip gelmelerinin önüne geçerek büyük bir avantaj sağlıyor. Sürekli hastanenin kalabalık ortamına girmelerini de önlemiş oluyor. Aynı zamanda hastaneye gelen hasta sayısının azalmasıyla hastanedeki yükün de azalmasına fayda sağlayacağını düşünüyoruz.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A2g6zVHe8UOAdpaS4LLdrA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kanser, hastaları, için, uzaktan, görüntülü, muayene, dönemi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A2g6zVHe8UOAdpaS4LLdrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kanser hastaları için " uzaktan g muayene d><p>Sağlık Bakanlığınca yapılan düzenleme kapsamında, Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde başlatılan uzaktan görüntülü görüşme ile muayene sayesinde, kanser hastaları, işlemlerini hastaneye gitmeden kolayca gerçekleştirebiliyor.</p><p>Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kısa süre önce devreye alınan yeni sistem, özellikle şehir dışından gelen veya yatağa bağımlı olan hastalar için evlerinden çıkmadan işlemlerini halledebilecekleri önemli bir kolaylığı sağladı.  Sistemin işleyişine ilişkin açıklamalarda bulunan Tıbbi Onkoloji Kliniği İdari Sorumlusu, İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Karaçin, bunu ilk olarak Covid-19 salgını ile mücadele döneminde bazı hastalar için "teletıp" uygulaması olarak kullandıklarını, hastalardan hizmetin devam etmesine yönelik talepler aldıklarını anlattı.  Sağlık Bakanlığının sistemin altyapısını oluşturduğunu, bu hizmetin sunulmasına ilişkin yönetmelik düzenlemelerini geçen aylarda yayımladığını anımsatan Karaçin, bu altyapıyla birlikte uzaktan görüntülü görüşme ile sağlık hizmetini tüm tıbbi onkoloji hastaları için resmi olarak uygulamaya başladıklarını bildirdi.</p><p><strong>RANDEVULAR MHRS ÜZERİNDEN ALINIYOR</strong> </p><p>Doç. Dr. Karaçin, "Kanser tanısı alan hastalar, normalde tıbbi onkoloji birimine MHRS veya ALO 182 üzerinden randevu alarak gelebiliyorlardı. Artık kanser tanısı olan hastalar, MHRS üzerinden hastanemiz tıbbi onkoloji bölümüne uzaktan hasta muayenesi randevusu da alabiliyorlar. Bu uygulamada MHRS'den uygun tarih, saat için randevu veriliyor ve hastanın telefonuna görüntülü muayene linkinin yer aldığı bir SMS iletiliyor." diye konuştu.  Hastaların bu linke tıklayıp kamera-mikrofon erişim iznine onay vermesinin ardından belirlenen tarih ve saatte ilgili doktora görüntülü ve sesli olarak muayene olduğunu aktaran Karaçin, bu sistemin özellikle şehir dışından gelen hastalar için ciddi bir kolaylık olduğuna dikkati çekti.  <strong>YATALAK KANSER HASTASI EVDEN ÇIKMADAN MUAYENE OLDU</strong> </p><p>Doç. Dr. Cengiz Karaçin, sözlerini şöyle sürdürdü:  "Sistemi uygulamaya başladıktan sonra hastalar için çok faydalı olduğunu da gördük. Örneğin, İstanbul'dan, kanser tanısı alan, 80 yaşın üstünde ve hastalığı kemiği tuttuğu için yürüyemeyen bir hastamız hastaneye ancak ambulansla gidip gelebiliyordu. Uzaktan görüntülü muayene randevusu alarak bize ulaştı. Muayene görüşmesinde, e-Nabız'dan patoloji raporlarını, ilaçlarını, İstanbul'da uygulanan tedavisini inceleyebildik ve uygun tedavinin yapıldığını gördük.  Hastamızın ağrı problemi vardı, tek doz kullandığı ilacı günde üç defaya çıkarabileceğini görüntülü muayenede söyledik. Böylelikle sıkıntısını çözmüş olduk. Hastamızın ayrıca ek bir ağrı kesici ihtiyacı olursa bunu da reçete ederek kendisine gönderebileceğimizi ilettik. Böylelikle hastamız evinden çıkmadan, ambulans talebinde bulunmak zorunda kalmadan tedavisinin düzenlenmesini sağlamış oldu." </p><p><strong>"TETKİK SONUÇLARINI DA DEĞERLENDİRİYORUZ, REÇETE YAZABİLİYORUZ"</strong> </p><p>Karaçin, hastaların bu sistemle hastaneye gelmelerini gerektirmeyen birçok işlemini kolayca çözebildiğini belirterek, "Örneğin, kontrol tetkiki, görüntüleme gerekmeyen bir hastanın, süresi dolmuş ilaç raporunu hastaneye gelmeden tekrar çıkarabiliyoruz, reçete yazabiliyoruz. Hastanede tetkiklerini yaptırmış, tomografisini çektirmiş bir hastanın tetkik sonuçlarını da uzaktan görüntülü muayene ile değerlendiriyoruz." bilgisini verdi.  Sistemin sadece takip hastaları değil, aktif kemoterapi alan kanser hastaları için de önemli bir kolaylık olduğunu dile getiren Karaçin, şöyle devam etti:  "Kemoterapileri hastalarımıza vermeden önce kan tetkiklerine bakıyoruz ve bazen kan değerinde düşüklük görüldüğünde tedaviyi o gün vermeyip erteliyoruz. Mesela Amasya'da yaşayan bir hasta, tedavisi için 2-3 haftada bir hastaneye geliyor. Bu sistem yokken kan tetkikini Amasya'da yaptırıp, buraya geldiğinde kan değerlerindeki düşüklük nedeniyle tedavi almadan geri dönebiliyordu. Bu hastamız artık tetkik sonuçlarını uzaktan görüntülü muayene ile doktoruna gösterip kemoterapi almaya gelip gelmeyeceğini öğrenebiliyor."  Doç. Dr. Cengiz Karaçin, "Bu uygulama, hastalar için devamlı hastaneye gidip gelmelerinin önüne geçerek büyük bir avantaj sağlıyor. Sürekli hastanenin kalabalık ortamına girmelerini de önlemiş oluyor. Aynı zamanda hastaneye gelen hasta sayısının azalmasıyla hastanedeki yükün de azalmasına fayda sağlayacağını düşünüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doktorların bile ilacı! Eklemleri güçlendiren doğal vitamin hazinesi: 1 kaşığı vücuttaki iltihabı söküp atıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/doktorlarin-bile-ilaci-eklemleri-guclendiren-dogal-vitamin-hazinesi-1-kasigi-vucuttaki-iltihabi-soekup-atiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/doktorlarin-bile-ilaci-eklemleri-guclendiren-dogal-vitamin-hazinesi-1-kasigi-vucuttaki-iltihabi-soekup-atiyor</guid>
<description><![CDATA[ Son dönemin popüler besini haline gelen ve içeriğiyle tam bir vitamin bombası olan kemik suyu, sağlığa faydalarıyla dikkat çekiyor. Dana, keçi, kuzu, balık veya tavuk gibi hayvanların kemiklerini ve bağ dokularını kaynatmakla yapılan kemik suyunu haftada 1 kez tüketmenin vücuda inanılmaz faydası var.Sağlıklı beslenme denince akla ilk gelen şey kemik suyu olmayabilir. Ancak yaşlanma karşıtı etkiler gibi sağlık açısından pek çok faydası var.Doktorların bile tüketilmesini önerdiği kemik suyu özellikle kas, kemik ve eklemler için çok yararlı.Bu geleneksel et suyu önemli mineraller, diğer kolajen yardımcı faktörleri ve sağlıklı kolajen proteini (birçok amino asit) açısından zengindir. Bir fincan kemik suyu aşağıdaki besin değerlerine sahiptir:Toplam Yağ: 0 gr
Doymuş Yağ: 0 gr
Kalori: 121
Toplam Şeker: 1 gr
Toplam Karbonhidrat: 4 gr
Diyet Lifi: 1 gr
Protein: 9 gr
Demir: 1 mg (%6 Günlük Değer)
Sodyum: 391 mg
C Vitamini: 6 mg (%7 DV)
A Vitamini: 225 mcg (%25 DV)1- EKLEM GÜÇLENDİRMEKolajen kemik suyunda bol miktarda bulunur. Kolajen proteini vücudumuzun tendonlarına, bağlarına, cildine ve kemiklerine yapı kazandırır.Kolajen açısından zengin öğünler tüketmek, kemikleri çevreleyen dokunun zamanla yaşlanıp bozulduğu zayıf kemikleri ve eklem rahatsızlıklarını tedavi etmeye yardımcı olabilir.
Haftada bir kez kemik suyu tüketmek vücuda kolajen sağlar, bu da hasarlı eklemlerin iyileşmesine yardımcı olabilir ve motor hareketleri sırasında rahatsızlığı hafifletebilir.Kemik suyu harika bir doğal protein kaynağıdır ve spor salonuna gidenler için bir nimettir. Kemik suyu sadece bir bardakta 10 grama kadar protein içerebilir.Bir bireyin günde ortalama 54 gram proteine ​​ihtiyacı vardır. Protein, kemik suyu tüketmekten kolayca elde edilebilecek diğer faydaların yanı sıra sizi daha uzun süre tok tutmaya yardımcı olur ve kas oluşturur.Kemik suyu kilo kaybına yardımcı olabilir. Yüksek protein içeriği nedeniyle kalori kısıtlamasını teşvik eder ve vücudun daha uzun süre tok hissetmesini sağlar.Journal of Renal Nutrition&#039;da yayınlanan 2017 tarihli bir araştırmaya göre, ortalama bir bardak tavuk kemiği suyu, ortalama bir bardak normal tavuk suyundan daha fazla proteine ​​sahiptir. Bu, sizi daha uzun süre tok tutarak yiyecek isteklerinizi kontrol altında tutmanıza yardımcı olur.Otla beslenen hayvanlardan elde edilen hayvan kemiği suyunda, genç ve sıkı bir cilt için gerekli bir protein olan çok miktarda kolajen bulunur.
Kemik suyunda bulunan kolajen ve vitaminler ve mineraller, özellikle A vitamini, cildin genç ve parlak kalmasına yardımcı olur. Bunu tüketerek cildinizdeki kırışıklıkları ve ince çizgileri en aza indirebilirsiniz.Kemik suyu, kolajen, glutamin ve glisin gibi iltihap önleyici maddelerden oluşur. Bu, artrit veya vücutta sağlık sorunlarına yol açabilecek herhangi bir iltihap gibi tüm iltihaplı hastalıkları hafifletmeye yardımcı olur.Kemik suyunda bulunan bir amino asit olan glisinin kronik iltihabın önlenmesine yardımcı olduğu bilinmektedir. ÖNEMLİ! Kemik suyunun sağlığa ciddi faydaları bulunur ancak kemik suyunu beslenme rutinize dahil etmeden önce mutlaka bir uzmana danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8ck6ez_XFk6Y2oLV8eX5GA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doktorların, bile, ilacı, Eklemleri, güçlendiren, doğal, vitamin, hazinesi:, kaşığı, vücuttaki, iltihabı, söküp, atıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8ck6ez_XFk6Y2oLV8eX5GA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Doktorların bile ilacı! Eklemleri güçlendiren doğal vitamin hazinesi: 1 kaşığı vücuttaki iltihabı söküp atıyor"><p>Son dönemin popüler besini haline gelen ve içeriğiyle tam bir vitamin bombası olan kemik suyu, sağlığa faydalarıyla dikkat çekiyor. Dana, keçi, kuzu, balık veya tavuk gibi hayvanların kemiklerini ve bağ dokularını kaynatmakla yapılan kemik suyunu haftada 1 kez tüketmenin vücuda inanılmaz faydası var.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uR4dRHrOO02bW_CAbAlyTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı beslenme denince akla ilk gelen şey kemik suyu olmayabilir. Ancak yaşlanma karşıtı etkiler gibi sağlık açısından pek çok faydası var.Doktorların bile tüketilmesini önerdiği kemik suyu özellikle kas, kemik ve eklemler için çok yararlı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1I948WpHUUSOo2i7uf1uhA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu geleneksel et suyu önemli mineraller, diğer kolajen yardımcı faktörleri ve sağlıklı kolajen proteini (birçok amino asit) açısından zengindir. Bir fincan kemik suyu aşağıdaki besin değerlerine sahiptir:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2_-qLcKpJ0G4HuB7zuPQwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Toplam Yağ: 0 gr
Doymuş Yağ: 0 gr
Kalori: 121
Toplam Şeker: 1 gr
Toplam Karbonhidrat: 4 gr
Diyet Lifi: 1 gr
Protein: 9 gr
Demir: 1 mg (%6 Günlük Değer)
Sodyum: 391 mg
C Vitamini: 6 mg (%7 DV)
A Vitamini: 225 mcg (%25 DV)</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yGzliVC_MUewDzIfMaJhaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1- EKLEM GÜÇLENDİRMEKolajen kemik suyunda bol miktarda bulunur. Kolajen proteini vücudumuzun tendonlarına, bağlarına, cildine ve kemiklerine yapı kazandırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/drOyuYE0vEC0KCVz_s_ynA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kolajen açısından zengin öğünler tüketmek, kemikleri çevreleyen dokunun zamanla yaşlanıp bozulduğu zayıf kemikleri ve eklem rahatsızlıklarını tedavi etmeye yardımcı olabilir.
Haftada bir kez kemik suyu tüketmek vücuda kolajen sağlar, bu da hasarlı eklemlerin iyileşmesine yardımcı olabilir ve motor hareketleri sırasında rahatsızlığı hafifletebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hDkabp9KEUaGJdcxELpW6g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyu harika bir doğal protein kaynağıdır ve spor salonuna gidenler için bir nimettir. Kemik suyu sadece bir bardakta 10 grama kadar protein içerebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bit7ve5s50yOSJvBDb2AVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir bireyin günde ortalama 54 gram proteine ​​ihtiyacı vardır. Protein, kemik suyu tüketmekten kolayca elde edilebilecek diğer faydaların yanı sıra sizi daha uzun süre tok tutmaya yardımcı olur ve kas oluşturur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XRSo4y8lXEuNcjHzJt5eog.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyu kilo kaybına yardımcı olabilir. Yüksek protein içeriği nedeniyle kalori kısıtlamasını teşvik eder ve vücudun daha uzun süre tok hissetmesini sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MvI4NYbER0G4DSLAhv-wwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Journal of Renal Nutrition'da yayınlanan 2017 tarihli bir araştırmaya göre, ortalama bir bardak tavuk kemiği suyu, ortalama bir bardak normal tavuk suyundan daha fazla proteine ​​sahiptir. Bu, sizi daha uzun süre tok tutarak yiyecek isteklerinizi kontrol altında tutmanıza yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_9f_5tb2hEuvwp-j6EIyJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Otla beslenen hayvanlardan elde edilen hayvan kemiği suyunda, genç ve sıkı bir cilt için gerekli bir protein olan çok miktarda kolajen bulunur.
Kemik suyunda bulunan kolajen ve vitaminler ve mineraller, özellikle A vitamini, cildin genç ve parlak kalmasına yardımcı olur. Bunu tüketerek cildinizdeki kırışıklıkları ve ince çizgileri en aza indirebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XW53J00NDUGMe9HQtxkUFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyu, kolajen, glutamin ve glisin gibi iltihap önleyici maddelerden oluşur. Bu, artrit veya vücutta sağlık sorunlarına yol açabilecek herhangi bir iltihap gibi tüm iltihaplı hastalıkları hafifletmeye yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PS6OK6-Qd0yyBRmQBihaQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyunda bulunan bir amino asit olan glisinin kronik iltihabın önlenmesine yardımcı olduğu bilinmektedir. ÖNEMLİ! Kemik suyunun sağlığa ciddi faydaları bulunur ancak kemik suyunu beslenme rutinize dahil etmeden önce mutlaka bir uzmana danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İçindeki &amp;quot;kapsaisin&amp;quot; metabolizmayı hızlandırıyor! Kalorisi yok: Depolanmış yağları parçalıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/icindeki-kapsaisin-metabolizmayi-hizlandiriyor-kalorisi-yok-depolanmis-yaglari-parcaliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/icindeki-kapsaisin-metabolizmayi-hizlandiriyor-kalorisi-yok-depolanmis-yaglari-parcaliyor</guid>
<description><![CDATA[ Pazar tezgahında bol bol bulunan ve her mevsim sıklıkla tüketilen yeşil biber, içindeki kapsaisin ile metabolizmayı hızlandırıp vücuda depolanmış yağların parçalanmasına yardımcı oluyor. Yeşil biber, sadece kilo vermeyi desteklemiyor. Ayrıca sağlık içinde çeşitli faydaları var.Yeşil biberler demir, potasyum ve C ve A vitaminleri de dahil olmak üzere temel vitamin ve minerallerle doludur ve bunların hepsi düzgün vücut işlevi için çok önemlidir.Yeşil biberlerdeki temel bileşen olan kapsaisin, metabolizmayı hızlandırdığı bilinmektedir. Kapsaisin, tüketildiğinde ısı üreterek metabolizmayı artırır.Kilo kaybı, daha hızlı bir metabolizmanın neden olduğu depolanmış yağın parçalanmasıyla oluşur. Yağ asitlerinin parçalanması, biberlerdeki B5 vitamininin varlığıyla desteklenir. Ayrıca, yeşil biberlerin kalorisi yoktur ve bu da onu yemeklerle mükemmel bir eşlikçi yapar.Dünya Sağlık Örgütü, A vitamini eksikliğinin gece körlüğüne yol açabileceğini belirtiyor. Daha ciddi durumlarda geri dönüşü olmayan körlüğe neden olabilir.
Yeşil biberler, görmeye yardımcı olabilecek A vitamini açısından zengindir. Ayrıca, göz sağlığı için faydalı olan bakır da yeşil biberde bulunur.Yeşil biberlerde bulunan güçlü antioksidan C vitamini, cildi sıkı ve sağlıklı tutan temel kolajeni üretmeye yardımcı olur. Bir bariyer görevi görerek hasarı önler.Çokça tartışılan fitonutrientler kırışıklıkları, lekeleri, sivilceleri, kızarıklıkları ve akneyi etkili bir şekilde tedavi ederken, E vitamini cilde faydalı olan doğal olarak oluşan yağlar oluşturur.Yeşil biberleri yemeklerinizle birlikte yemek, kendinizi daha mutlu ve daha az endişeli hissetmenize de yardımcı olabilir. Yeşil biberler, antidepresan görevi gören ve neşeli bir ruh hali sürdürmenize yardımcı olmak için &quot;iyi hissetme&quot; endorfinleri salgılayan kapsaisin içerir.Yeşil biberlerdeki fitonutrientler astım, öksürük ve soğuk algınlığı gibi akciğer rahatsızlıklarını önlemeye yardımcı olur ve ayrıca solunum yollarını sakinleştirir ve akciğer kanseri riskini azaltır. Antibakteriyel özellikleri nedeniyle, ayak mantarı, zona ve kolon enfeksiyonları gibi hastalıklara karşı bizi korur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aCxraIP5fUadfbLZPclmgQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İçindeki, kapsaisin, metabolizmayı, hızlandırıyor, Kalorisi, yok:, Depolanmış, yağları, parçalıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aCxraIP5fUadfbLZPclmgQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İçindeki " kapsaisin metabolizmay h kalorisi yok: depolanm ya par><p>Pazar tezgahında bol bol bulunan ve her mevsim sıklıkla tüketilen yeşil biber, içindeki kapsaisin ile metabolizmayı hızlandırıp vücuda depolanmış yağların parçalanmasına yardımcı oluyor. Yeşil biber, sadece kilo vermeyi desteklemiyor. Ayrıca sağlık içinde çeşitli faydaları var.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sRYcU70ssECCSpfCVW6z5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşil biberler demir, potasyum ve C ve A vitaminleri de dahil olmak üzere temel vitamin ve minerallerle doludur ve bunların hepsi düzgün vücut işlevi için çok önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m4xnspEY6UKonYVNouNfLA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşil biberlerdeki temel bileşen olan kapsaisin, metabolizmayı hızlandırdığı bilinmektedir. Kapsaisin, tüketildiğinde ısı üreterek metabolizmayı artırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1QkzUaJIO0uQHPS6Au2TSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kilo kaybı, daha hızlı bir metabolizmanın neden olduğu depolanmış yağın parçalanmasıyla oluşur. Yağ asitlerinin parçalanması, biberlerdeki B5 vitamininin varlığıyla desteklenir. Ayrıca, yeşil biberlerin kalorisi yoktur ve bu da onu yemeklerle mükemmel bir eşlikçi yapar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2CrVkIvKV0KqA5_jKBu4Sw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Sağlık Örgütü, A vitamini eksikliğinin gece körlüğüne yol açabileceğini belirtiyor. Daha ciddi durumlarda geri dönüşü olmayan körlüğe neden olabilir.
Yeşil biberler, görmeye yardımcı olabilecek A vitamini açısından zengindir. Ayrıca, göz sağlığı için faydalı olan bakır da yeşil biberde bulunur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xVRoLIypBE6XQHiHVLMjrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşil biberlerde bulunan güçlü antioksidan C vitamini, cildi sıkı ve sağlıklı tutan temel kolajeni üretmeye yardımcı olur. Bir bariyer görevi görerek hasarı önler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eHPlbsSx1EWpATE-L_G7ZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çokça tartışılan fitonutrientler kırışıklıkları, lekeleri, sivilceleri, kızarıklıkları ve akneyi etkili bir şekilde tedavi ederken, E vitamini cilde faydalı olan doğal olarak oluşan yağlar oluşturur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zb2dlVG1C0SGfisRwCUJzw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşil biberleri yemeklerinizle birlikte yemek, kendinizi daha mutlu ve daha az endişeli hissetmenize de yardımcı olabilir. Yeşil biberler, antidepresan görevi gören ve neşeli bir ruh hali sürdürmenize yardımcı olmak için "iyi hissetme" endorfinleri salgılayan kapsaisin içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/diUy4KMRsUSChb5UiM6SrQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşil biberlerdeki fitonutrientler astım, öksürük ve soğuk algınlığı gibi akciğer rahatsızlıklarını önlemeye yardımcı olur ve ayrıca solunum yollarını sakinleştirir ve akciğer kanseri riskini azaltır. Antibakteriyel özellikleri nedeniyle, ayak mantarı, zona ve kolon enfeksiyonları gibi hastalıklara karşı bizi korur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sabahları bunu yapmak enerji yüklüyor! Güne zinde başlamanın 7 kolay yolu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sabahlari-bunu-yapmak-enerji-yukluyor-gune-zinde-baslamanin-7-kolay-yolu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sabahlari-bunu-yapmak-enerji-yukluyor-gune-zinde-baslamanin-7-kolay-yolu</guid>
<description><![CDATA[ Gününüze olumlu bir zihinle başlamak, zorluklarla nasıl başa çıkacağınız, başkalarıyla nasıl etkileşim kuracağınız ve gün boyunca kendinize nasıl hissedeceğinizi belirler. Gününüze mükemmel alışkanlıklarla başlamak, yolunuza çıkan zorlukların üstesinden gelmenize yardımcı olabilir. İşte olumlu bir bakış açısı geliştirmeye yardımcı olan mutlu sabahlar yaratmaya yönelik bir rehber.Olumlu bir sabah rutini oluşturmak tüm gününüzü etkileyebilir. Gününüze zinde ve enerjik başlamak istiyorsanız sabah rutinizi değiştirmeniz gerekebilir. İşte 7 adımda gün boyu canlı hissetmenize yardımcı olacak sabah rutini.Acele etmekten kaçının: Sakin bir şekilde uyanmak için kendinize zaman vermek üzere alarmınızı biraz daha erken ayarlayın.Sabahınıza yumuşak bir alarm sesi veya gün doğumu çalar saati kullanın.Yataktan kalkmadan önce, vücudunuzu ve zihninizi uyandırmak için biraz hafif esneme yapın. Bu, dolaşımı iyileştirmeye ve uykudan kaynaklanan gerginliği azaltmaya yardımcı olur.Gününüze basit bir nefes egzersiziyle başlayın. Burnunuzdan derin bir nefes alın, birkaç saniye tutun ve yavaşça nefes verin. Bu, zihninizi odaklamanıza ve devam eden kaygıyı azaltmanıza yardımcı olur.5-10 dakikalık kısa bir meditasyon seansı bile zihninizi temizlemenize ve gün için sakin, odaklanmış bir ton belirlemenize yardımcı olabilir. Nefesinize odaklanın veya rehberli bir meditasyon uygulaması kullanın.Gününüze olumlamalarla başlayın. Bunlar, &quot;Karşıma ne çıkarsa çıksın üstesinden gelebilirim&quot; veya &quot;Bugün mutlu ve üretken olmayı seçiyorum&quot; gibi kendiniz veya önünüzdeki gün hakkında olumlu ifadelerdir.Başarılı ve olumlu bir günü görselleştirmek için bir an ayırın. Hedeflerinize ulaştığınızı ve zorluklarla kolayca başa çıktığınızı hayal edin.Gününüze bir bardak su, muhtemelen chia tohumu veya limonla başlayın. Sabahın erken saatlerinde su içmek metabolizmanızı harekete geçirir ve toksinleri atar.Vücudunuzu ve zihninizi besleyen besleyici bir kahvaltı yapın. TV veya telefonunuz gibi dikkat dağıtıcı şeylerden kaçının ve yemeğinizin tadını çıkarmaya odaklanın.Kısa bir yürüyüş, yoga veya kısa bir egzersiz olsun, hafif fiziksel aktivitelerde bulunun. Fiziksel hareket, ruh halinizi ve enerji seviyenizi artıran endorfinlerin salınmasına yardımcı olur.Mümkünse, sabah güneşinin altında birkaç dakika geçirin. Doğal ışık, sirkadiyen ritminizi düzenlemenize yardımcı olur ve ruh halinizi iyileştirebilir. Güneş ışığı insan sağlığı ve refahı için birçok yönden önemlidir. D vitamini üretimini sağlamak, kemik sağlığını desteklemek, kan basıncını düşürmek ve iyi bir ruh sağlığını desteklemek gibi.Serotonin, ruh hallerini iyileştirmek ve kişinin sakin ve odaklanmış hissetmesine yardımcı olmakla ilişkilendirilir. Geceleri, daha karanlık ışıklandırma beynin melatonin adı verilen başka bir hormon üretmesini tetikler.Düşük serotonin seviyeleri, mevsimsel desenle majör depresyon (mevsimsel duygusal bozukluk) riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkilidir. Bu, değişen mevsimlerle tetiklenen bir depresyon türüdür.Uyandıktan sonra en az 1 saat ekranlardan uzak durun. Dijital dünyaya dalmadan önce kendinize anda kalma ve kendi düşüncelerinize ve niyetlerinize odaklanma zamanı verin. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hEQ5u1aqSk-KsnoNfHihng.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sabahları, bunu, yapmak, enerji, yüklüyor, Güne, zinde, başlamanın, kolay, yolu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hEQ5u1aqSk-KsnoNfHihng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sabahları bunu yapmak enerji yüklüyor! Güne zinde başlamanın 7 kolay yolu"><p>Gününüze olumlu bir zihinle başlamak, zorluklarla nasıl başa çıkacağınız, başkalarıyla nasıl etkileşim kuracağınız ve gün boyunca kendinize nasıl hissedeceğinizi belirler. Gününüze mükemmel alışkanlıklarla başlamak, yolunuza çıkan zorlukların üstesinden gelmenize yardımcı olabilir. İşte olumlu bir bakış açısı geliştirmeye yardımcı olan mutlu sabahlar yaratmaya yönelik bir rehber.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-b0JO2S_HEOGFRAkGjbbXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Olumlu bir sabah rutini oluşturmak tüm gününüzü etkileyebilir. Gününüze zinde ve enerjik başlamak istiyorsanız sabah rutinizi değiştirmeniz gerekebilir. İşte 7 adımda gün boyu canlı hissetmenize yardımcı olacak sabah rutini.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Eda85Stmtk-WnKbWFM7WDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Acele etmekten kaçının: Sakin bir şekilde uyanmak için kendinize zaman vermek üzere alarmınızı biraz daha erken ayarlayın.Sabahınıza yumuşak bir alarm sesi veya gün doğumu çalar saati kullanın.Yataktan kalkmadan önce, vücudunuzu ve zihninizi uyandırmak için biraz hafif esneme yapın. Bu, dolaşımı iyileştirmeye ve uykudan kaynaklanan gerginliği azaltmaya yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UvaDpTLbyEmfO-0DS0PYkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gününüze basit bir nefes egzersiziyle başlayın. Burnunuzdan derin bir nefes alın, birkaç saniye tutun ve yavaşça nefes verin. Bu, zihninizi odaklamanıza ve devam eden kaygıyı azaltmanıza yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cWcER5bRwUmNWGG30sCSdQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>5-10 dakikalık kısa bir meditasyon seansı bile zihninizi temizlemenize ve gün için sakin, odaklanmış bir ton belirlemenize yardımcı olabilir. Nefesinize odaklanın veya rehberli bir meditasyon uygulaması kullanın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SI0k-TPjrUGgm9QY41ydJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gününüze olumlamalarla başlayın. Bunlar, "Karşıma ne çıkarsa çıksın üstesinden gelebilirim" veya "Bugün mutlu ve üretken olmayı seçiyorum" gibi kendiniz veya önünüzdeki gün hakkında olumlu ifadelerdir.Başarılı ve olumlu bir günü görselleştirmek için bir an ayırın. Hedeflerinize ulaştığınızı ve zorluklarla kolayca başa çıktığınızı hayal edin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z4WlSyl9w0e3rZTVZoBZoQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gününüze bir bardak su, muhtemelen chia tohumu veya limonla başlayın. Sabahın erken saatlerinde su içmek metabolizmanızı harekete geçirir ve toksinleri atar.Vücudunuzu ve zihninizi besleyen besleyici bir kahvaltı yapın. TV veya telefonunuz gibi dikkat dağıtıcı şeylerden kaçının ve yemeğinizin tadını çıkarmaya odaklanın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KN2EklTrVkC7eDE3e3MxhQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kısa bir yürüyüş, yoga veya kısa bir egzersiz olsun, hafif fiziksel aktivitelerde bulunun. Fiziksel hareket, ruh halinizi ve enerji seviyenizi artıran endorfinlerin salınmasına yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iyv41Z6YxUqJMsBIE2pzgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mümkünse, sabah güneşinin altında birkaç dakika geçirin. Doğal ışık, sirkadiyen ritminizi düzenlemenize yardımcı olur ve ruh halinizi iyileştirebilir. Güneş ışığı insan sağlığı ve refahı için birçok yönden önemlidir. D vitamini üretimini sağlamak, kemik sağlığını desteklemek, kan basıncını düşürmek ve iyi bir ruh sağlığını desteklemek gibi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yQ4XnhYhskuh6kgvxLR9qQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Serotonin, ruh hallerini iyileştirmek ve kişinin sakin ve odaklanmış hissetmesine yardımcı olmakla ilişkilendirilir. Geceleri, daha karanlık ışıklandırma beynin melatonin adı verilen başka bir hormon üretmesini tetikler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xWvTsRUF40Wlv5WC2yT5Ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düşük serotonin seviyeleri, mevsimsel desenle majör depresyon (mevsimsel duygusal bozukluk) riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkilidir. Bu, değişen mevsimlerle tetiklenen bir depresyon türüdür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cqGwnUMZLU2sLTquPzuO7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyandıktan sonra en az 1 saat ekranlardan uzak durun. Dijital dünyaya dalmadan önce kendinize anda kalma ve kendi düşüncelerinize ve niyetlerinize odaklanma zamanı verin.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>20&amp;amp;20&amp;amp;20 kuralını uygulayın: Göz yorgunluğunu azaltan 6 günlük alışkanlık</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/202020-kuralini-uygulayin-goez-yorgunlugunu-azaltan-6-gunluk-aliskanlik</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/202020-kuralini-uygulayin-goez-yorgunlugunu-azaltan-6-gunluk-aliskanlik</guid>
<description><![CDATA[ Bilgisayarlar, dizüstü bilgisayarlar veya telefonlarımız olsun, bunları her gün ne kadar süreyle kullandığımızı bilmiyoruz. Bu uzun süreli kullanım bazen göz yorgunluğuna yol açar, bu da gözlerimizin kurumasına ve baş ağrılarına neden olabilir. Günlük hayatınızda yapacağınız bazı değişimler sayesinde göz yorgunluğunuzu azaltabilirsiniz.Basit günlük alışkanlıklar gözlerimizin sağlıklı ve rahat kalmasında büyük fark yaratabilir. Göz yorgunluğunu hızla azaltmak için altı pratik alışkanlık edinebilirsiniz.1- MAVİ IŞIK KORUMASI OLAN GÖZLÜKLERGözlerimiz ekranlardan yayılan mavi ışığa çok uzun süre maruz kalıyor ve bu da dijital göz yorgunluğuna katkıda bulunabilir. Amerikan Oftalmoloji Akademisi&#039;nin (AAO) araştırması, mavi ışığın uyku düzenini bozabileceğini, yorgun gözlere ve bitkinliğe yol açabileceğini öne sürüyor.
Mavi ışık koruma gözlükleri takmak zararlı ışınları filtrelemeye ve ekranların önünde uzun saatler geçirmenin getirdiği rahatsızlığı hafifletmeye yardımcı olabilir.Uzun süre ekran başında kalmayı kuru bir iç mekan ortamıyla birleştirdiğimizde, durum gözlerimiz için çok daha kötü hale gelir. Bir nemlendirici, havadaki nem seviyelerini artırarak gözlerin kurumasını önlemeye yardımcı olur.
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi&#039;ndeki bir araştırmaya göre, çevremizde yeterli nemi korumak gözyaşı buharlaşmasını ve göz kuruluğunu azaltarak gerginliği azaltır.Göz yorgunluğunu gidermek için en hızlı çözümlerden biridir. ABD Ulusal Göz Enstitüsü&#039;nden alınan bir rapora göre, kayganlaştırıcı göz damlaları kuruluğu yatıştırabilir, kızarıklığı azaltabilir ve rahatsızlığı giderebilir.
Bu basit uygulama, gözlerinizin gün boyunca nemli ve taze kalmasını sağlar. Göz damlalarını elinizin altında bulundurun ve gözlerinizin yorulduğunu veya kaşındığını hissettiğinizde uygulayın.Gözlere uygulanan sıcak kompres, göz yorgunluğunu gidermede harikalar yaratabilir. &#039;Scientific Reports&#039;ta yayınlanan bir araştırmaya göre, ısı gözlerimizin etrafındaki kasları gevşetmeye yardımcı olur ve gözyaşı üretimini uyarır. Kompresin ısısı göz çevresindeki dolaşımı artırarak rahatsızlığı ve tahrişi azaltır.
Özellikle uzun ekran seanslarından sonra, görüşünüzü rahatlatmak ve gevşetmek için kapalı gözlerinizin üzerine 5-10 dakika boyunca ılık, nemli bir bez koyun.Ağrıyı azaltmamıza yardımcı olan birkaç egzersiz vardır. Bunlardan biri de 20-20-20 kuralıdır. Kural, her 20 dakikada bir 20 saniyelik bir mola verip 20 fit uzaktaki bir şeye bakmanızı önerir. BMJ Journals&#039;da yayınlanan çalışmalar, bu basit yöntemin odaklanmayı yeniden sağlamaya, göz yorgunluğunu önlemeye ve uzun vadeli göz yorgunluğu riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Gözlerimize düzenli molalar vermek, rahatlamalarını sağlar.Gözleriniz iyi hissetse bile, düzenli kontroller şarttır. Bir göz doktoru, zamanla kötüleşebilecek gerginlik veya diğer sorunların erken belirtilerini tespit edebilir. Bir göz muayenesi, gözlüklerinizin veya kontakt lenslerinizin doğru reçeteyle güncellenmesini ve göz sağlığınızın izlenmesini sağlar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lOHKtDqgdkGq8kBzAsmt3w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>20&amp;20&amp;20, kuralını, uygulayın:, Göz, yorgunluğunu, azaltan, günlük, alışkanlık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lOHKtDqgdkGq8kBzAsmt3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="20-20-20 kuralını uygulayın: Göz yorgunluğunu azaltan 6 günlük alışkanlık"><p>Bilgisayarlar, dizüstü bilgisayarlar veya telefonlarımız olsun, bunları her gün ne kadar süreyle kullandığımızı bilmiyoruz. Bu uzun süreli kullanım bazen göz yorgunluğuna yol açar, bu da gözlerimizin kurumasına ve baş ağrılarına neden olabilir. Günlük hayatınızda yapacağınız bazı değişimler sayesinde göz yorgunluğunuzu azaltabilirsiniz.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q71tyMHqi0-4F0O-_hw4fg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Basit günlük alışkanlıklar gözlerimizin sağlıklı ve rahat kalmasında büyük fark yaratabilir. Göz yorgunluğunu hızla azaltmak için altı pratik alışkanlık edinebilirsiniz.1- MAVİ IŞIK KORUMASI OLAN GÖZLÜKLERGözlerimiz ekranlardan yayılan mavi ışığa çok uzun süre maruz kalıyor ve bu da dijital göz yorgunluğuna katkıda bulunabilir. Amerikan Oftalmoloji Akademisi'nin (AAO) araştırması, mavi ışığın uyku düzenini bozabileceğini, yorgun gözlere ve bitkinliğe yol açabileceğini öne sürüyor.
Mavi ışık koruma gözlükleri takmak zararlı ışınları filtrelemeye ve ekranların önünde uzun saatler geçirmenin getirdiği rahatsızlığı hafifletmeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A52SRQArt0GucGU2dRPuhQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzun süre ekran başında kalmayı kuru bir iç mekan ortamıyla birleştirdiğimizde, durum gözlerimiz için çok daha kötü hale gelir. Bir nemlendirici, havadaki nem seviyelerini artırarak gözlerin kurumasını önlemeye yardımcı olur.
ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi'ndeki bir araştırmaya göre, çevremizde yeterli nemi korumak gözyaşı buharlaşmasını ve göz kuruluğunu azaltarak gerginliği azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Xkz1eMdYb0uOiNA1zKHgTQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Göz yorgunluğunu gidermek için en hızlı çözümlerden biridir. ABD Ulusal Göz Enstitüsü'nden alınan bir rapora göre, kayganlaştırıcı göz damlaları kuruluğu yatıştırabilir, kızarıklığı azaltabilir ve rahatsızlığı giderebilir.
Bu basit uygulama, gözlerinizin gün boyunca nemli ve taze kalmasını sağlar. Göz damlalarını elinizin altında bulundurun ve gözlerinizin yorulduğunu veya kaşındığını hissettiğinizde uygulayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gnkbzcdZq0qF1kULqWp0ZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gözlere uygulanan sıcak kompres, göz yorgunluğunu gidermede harikalar yaratabilir. 'Scientific Reports'ta yayınlanan bir araştırmaya göre, ısı gözlerimizin etrafındaki kasları gevşetmeye yardımcı olur ve gözyaşı üretimini uyarır. Kompresin ısısı göz çevresindeki dolaşımı artırarak rahatsızlığı ve tahrişi azaltır.
Özellikle uzun ekran seanslarından sonra, görüşünüzü rahatlatmak ve gevşetmek için kapalı gözlerinizin üzerine 5-10 dakika boyunca ılık, nemli bir bez koyun.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m_U92OU0tUGcNvzp_oWHxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağrıyı azaltmamıza yardımcı olan birkaç egzersiz vardır. Bunlardan biri de 20-20-20 kuralıdır. Kural, her 20 dakikada bir 20 saniyelik bir mola verip 20 fit uzaktaki bir şeye bakmanızı önerir. BMJ Journals'da yayınlanan çalışmalar, bu basit yöntemin odaklanmayı yeniden sağlamaya, göz yorgunluğunu önlemeye ve uzun vadeli göz yorgunluğu riskini azaltmaya yardımcı olduğunu göstermektedir. Gözlerimize düzenli molalar vermek, rahatlamalarını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/y3dL-m1OqUi_DOGumK5dmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gözleriniz iyi hissetse bile, düzenli kontroller şarttır. Bir göz doktoru, zamanla kötüleşebilecek gerginlik veya diğer sorunların erken belirtilerini tespit edebilir. Bir göz muayenesi, gözlüklerinizin veya kontakt lenslerinizin doğru reçeteyle güncellenmesini ve göz sağlığınızın izlenmesini sağlar.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tezgahlara geldiği gibi tükeniyor!  Tadı kiviye benziyor, kanı temizleyen meyve</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tezgahlara-geldigi-gibi-tukeniyor-tadi-kiviye-benziyor-kani-temizleyen-meyve</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tezgahlara-geldigi-gibi-tukeniyor-tadi-kiviye-benziyor-kani-temizleyen-meyve</guid>
<description><![CDATA[ Batman&#039;ın Gercüş ilçesinde Cefan kavununda yaşanan bolluk çiftçileri sevindirdi. Cefan kavunu Gercüş ilçesinde tezgahlara geldiği gibi tükeniyor. Çiftçiler sabahın erken saatlerinde kalkıp tarlada Cefan kavununu toplayıp traktörlerle kavun üreticilerine yetiştirmeye çalışıyor. Kavunun vücut sağlığına pek çok yararı bulunuyor.Yaz mevsiminde en çok tüketilen meyvelerin başını çeken Cefan kavunu, tarlada kavun üreticileri tarafından satın alınıyor. Bu mevsimin en çok satılanların başında Cefan kavunu geldiği belirtildi. Kivi tadında olması kavuna ilgiyi daha da arttırıyor. Diğer kavun çeşitlerine göre de ucuz olan Cefan kavunu tezgahlarda kısa sürede tüketiliyor.Kivi tadını aratmayan kavuna talebin fazla olduğunu belirten çiftçilerden Mehmet Bilkaya &quot;Bu sene kavunlar çok iyi Allah&#039;a şükürler olsun bu sene bereketli bir yıl, hem çiftçilerin yüzü güldü, hem de kavun ticareti yapanların yüzü güldü.Bu kavun mayhoş tadında, çok güzel sağlam ve organik bir üründür. Türkiye&#039;nin her yerine gidiyor bu kavunlar. Avrupa ülkelerine kadar gidiyor. Bunlar insan sağlığına çok iyi geliyor, kanı bile temizliyor&quot; dedi.Rıdvan Korkut ise &quot;Bu Cefan kavunu diğer kavunlardan hem daha dayanıklı hem de daha lezzetli olduğu için Türkiye&#039;nin her tarafına gidiyor. Bunlar Avrupa ülkelerine bile gidiyor. Ekşimsi bir lezzeti var bu kavunların, bu yüzen herkes bunları tercih ediyor ve bunlar daha fazla satılan ürün olduğu için bizde artık bu Cefan kavunlarını ekiyoruz&quot; diye konuştu.Yaz aylarının besleyici ve lezzetli meyvelerinden biri olan kavunun faydaları da saymakla bitmiyor. Kavun yüzde 90 su içeriğiyle susuzluğu gidermeye yardımcı oluyor. A vitamini, C vitamini ve potasyum açısından zengin olan kavun göz sağlığına da iyi geliyor. vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir ve potasyum kalp sağlığına destek sağlar. Kavun, az miktarda da olsa vitamin A içerir. Vitamin A, retina sağlığı için önemlidir ve gece görüşünü destekler.Sindirim sistemini destekleyen kavun bağırsak hareketlerini de düzenliyor. Kabızlığı önlemeye yardımcı oluyor. Kavun içindeki yüksek C vitamini sayesinde cildin nemini korumasına yardımcı oluyor ve yaşlanma belirtilerini de azaltıyor. Potasyum açısından zengin olan kavun, vücuttaki tuz dengesini sağlamaya yardımcı olabilir ve hipertansiyon riskini azaltabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pn5koH6hD0C46_mc2C2QQA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tezgahlara, geldiği, gibi, tükeniyor, Tadı, kiviye, benziyor, kanı, temizleyen, meyve</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pn5koH6hD0C46_mc2C2QQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Tezgahlara geldiği gibi tükeniyor!  Tadı kiviye benziyor, kanı temizleyen meyve"><p>Batman'ın Gercüş ilçesinde Cefan kavununda yaşanan bolluk çiftçileri sevindirdi. Cefan kavunu Gercüş ilçesinde tezgahlara geldiği gibi tükeniyor. Çiftçiler sabahın erken saatlerinde kalkıp tarlada Cefan kavununu toplayıp traktörlerle kavun üreticilerine yetiştirmeye çalışıyor. Kavunun vücut sağlığına pek çok yararı bulunuyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/us8pKbrKjU-Am3lENUn-lw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaz mevsiminde en çok tüketilen meyvelerin başını çeken Cefan kavunu, tarlada kavun üreticileri tarafından satın alınıyor. Bu mevsimin en çok satılanların başında Cefan kavunu geldiği belirtildi. Kivi tadında olması kavuna ilgiyi daha da arttırıyor. Diğer kavun çeşitlerine göre de ucuz olan Cefan kavunu tezgahlarda kısa sürede tüketiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-IWZKxDjHECLejwUx8e8Pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kivi tadını aratmayan kavuna talebin fazla olduğunu belirten çiftçilerden Mehmet Bilkaya "Bu sene kavunlar çok iyi Allah'a şükürler olsun bu sene bereketli bir yıl, hem çiftçilerin yüzü güldü, hem de kavun ticareti yapanların yüzü güldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jIUj1Uq1pUqJO27A3q9pEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu kavun mayhoş tadında, çok güzel sağlam ve organik bir üründür. Türkiye'nin her yerine gidiyor bu kavunlar. Avrupa ülkelerine kadar gidiyor. Bunlar insan sağlığına çok iyi geliyor, kanı bile temizliyor" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z6uHURCAOkaKb2NbzzI5KQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rıdvan Korkut ise "Bu Cefan kavunu diğer kavunlardan hem daha dayanıklı hem de daha lezzetli olduğu için Türkiye'nin her tarafına gidiyor. Bunlar Avrupa ülkelerine bile gidiyor. Ekşimsi bir lezzeti var bu kavunların, bu yüzen herkes bunları tercih ediyor ve bunlar daha fazla satılan ürün olduğu için bizde artık bu Cefan kavunlarını ekiyoruz" diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GAY0IpMrMkW5sjR5fOH_Qg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaz aylarının besleyici ve lezzetli meyvelerinden biri olan kavunun faydaları da saymakla bitmiyor. Kavun yüzde 90 su içeriğiyle susuzluğu gidermeye yardımcı oluyor. A vitamini, C vitamini ve potasyum açısından zengin olan kavun göz sağlığına da iyi geliyor. vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir ve potasyum kalp sağlığına destek sağlar. Kavun, az miktarda da olsa vitamin A içerir. Vitamin A, retina sağlığı için önemlidir ve gece görüşünü destekler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z6D9Zb8kBEqZt6dqRrXHBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sindirim sistemini destekleyen kavun bağırsak hareketlerini de düzenliyor. Kabızlığı önlemeye yardımcı oluyor. Kavun içindeki yüksek C vitamini sayesinde cildin nemini korumasına yardımcı oluyor ve yaşlanma belirtilerini de azaltıyor. Potasyum açısından zengin olan kavun, vücuttaki tuz dengesini sağlamaya yardımcı olabilir ve hipertansiyon riskini azaltabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en sağlıklı gıdasıymış! DSÖ duyurdu: Ömrü uzatan beslenme biçimi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-saglikli-gidasiymis-dso-duyurdu-omru-uzatan-beslenme-bicimi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-saglikli-gidasiymis-dso-duyurdu-omru-uzatan-beslenme-bicimi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü&#039;ne göre bazı besinlerin tüketimi genel sağlığınızı korumaya yardımcı olur. DSÖ&#039;ye göre sağlıklı beslenmenin birinci adımı hayvansal kaynaklı besinler yerine temel olarak bitkisel kaynaklı besinlerin tercih etmekten geçiyor. Bitkisel kaynaklı besinleri tüketmek ömrü uzatıyor.Dünya Sağlık Örgütü&#039;ne sağlıklı beslenmek için temel 12 adım var. DSÖ&#039;nün 12 maddelik önerilerne göre sağlıklı beslenmenin bitinci adımında hayvansal kaynaklı gıdalar tüketmek yerine temel olarak bitkisel kaynaklı besinlerin tercih edilmesini öneriyor.DSÖ&#039;ye göre, sağlıklı beslenmek için günde birkaç kez, ekmek, makarna, pirinç, patates gibi tahıl grubundaki besinlerin tüketilmesi gerekiyor.Yine günde birkaç kez, çeşitli taze sebze ve meyvelerden tüketilmesi öneriliyor.Sağlıklı olabilmek için vücut ağırlığının (beden kitle indeksi), tercihen her gün yapılan orta düzeyde fiziksel aktiviteyle birlikte önerilen sınırlar içerisinde tutulması gerekiyor.
Beden kitle indeksi,kişinin vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünerek elde edilen bir değer olarak açıklanıyor. WHO, bu işlemin ardından çıkan 18.5-24.9 arasındaki değerleri &#039;&#039;normal vücut ağırlığı&#039;&#039; olarak değerlendiriyor.Sağlıklı beslenmenin beşinci adımı olarak diyetle yağ alımının kontrol edilmesini öneren WHO&#039;ya göre, diyette yağdan gelen enerjinin oranının yüzde 30&#039;u geçmemesi ve tereyağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine ayçiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytinyağı gibi doymamış yağların tercih edilmesi öneriliyor.DSÖ&#039;ye göre sağlıklı beslemenin diğer adımları şöyle;Yağlı kırmızı etler ve kırmızı et ürünleri yerine mercimek, kurufasulye, nohut gibi kurubaklagiller ile balık, tavuk ve yağsız etleri tercih edin.Süt ve süt ürünlerini kullanın. Ancak bunların az yağlı ve az tuzlu olmasına dikkat ediSeçilen besinler düşük şekerli olmalı, basit karbonhidratlar ya da çay şekeri gibi basit şekerler yerine, tahıllar, baklagiller gibi kompleks karbonhidratlar yiyin, şekerli içeceklerin ve tatlıların tüketim sıklığını sınırlandırın.Tuz tüketimini azaltın. Günlük toplam tuz tüketimi, yemeklerle, ekmekle ve içeceklerle alınan tüm tuz miktarı, bir tatlı kaşığını yani 6 gramı geçmesin. Kullandığınız tuzun iyotlu olmasına özen gösterin.Eğer alkol tüketiyorsanız, günde 2 kereden fazla almayın. Her alınan içki miktarındaki alkol değerinin 10 gramı geçmemesine dikkat edin.Yemekleri güvenli ve hijyenik şekilde hazırlayın. Haşlama, fırında pişirme veya ızgara gibi pişirme yöntemleri kullanarak yemeğe eklenecek yağın azaltılmasını sağlayın.Bebeklere, doğumdan itibaren 6 ay yalnızca anne sütü verilmeli. 6.aydan sonra güvenli ve yeterli miktardaki ek besinlere başlayın. Yaşamın ilk yılında emzirmeye devam edin.Baklagiller, besin değeri yüksek ve sağlık için pek çok faydası bulunan gıdalardır. Baklagiller, protein, lif, vitaminler (özellikle B vitamini) ve mineraller (demir, çinko, magnezyum, potasyum) açısından zengindir.Özellikle vejetaryen veya vegan beslenenler için mükemmel bir bitkisel protein kaynağıdır. Örneğin, mercimek, nohut ve fasulye protein açısından zengindir.Baklagiller yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemini destekler, bağırsak sağlığını iyileştirir ve kabızlığı önler. Lif, ayrıca kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabilir. Baklagillerin glisemik indeksi genellikle düşüktür, bu da kan şekerinin daha stabil kalmasına yardımcı olur ve insülin duyarlılığını artırabilir.Lif, potasyum ve antioksidanlar gibi bileşenleri sayesinde baklagiller kalp hastalıkları riskini azaltabilir. Ayrıca, kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilirler. Yüksek lif ve protein içeriği, tokluk hissini artırabilir ve bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d3Qi8PpzikOMumjlcseS3A.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, sağlıklı, gıdasıymış, DSÖ, duyurdu:, Ömrü, uzatan, beslenme, biçimi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d3Qi8PpzikOMumjlcseS3A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en sağlıklı gıdasıymış! DSÖ duyurdu: Ömrü uzatan beslenme biçimi"><p>Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre bazı besinlerin tüketimi genel sağlığınızı korumaya yardımcı olur. DSÖ'ye göre sağlıklı beslenmenin birinci adımı hayvansal kaynaklı besinler yerine temel olarak bitkisel kaynaklı besinlerin tercih etmekten geçiyor. Bitkisel kaynaklı besinleri tüketmek ömrü uzatıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YwIyL49oA0CsOr2womG70Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Sağlık Örgütü'ne sağlıklı beslenmek için temel 12 adım var. DSÖ'nün 12 maddelik önerilerne göre sağlıklı beslenmenin bitinci adımında hayvansal kaynaklı gıdalar tüketmek yerine temel olarak bitkisel kaynaklı besinlerin tercih edilmesini öneriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tm7XSkfDdUWZXmG7i1ES1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>DSÖ'ye göre, sağlıklı beslenmek için günde birkaç kez, ekmek, makarna, pirinç, patates gibi tahıl grubundaki besinlerin tüketilmesi gerekiyor.Yine günde birkaç kez, çeşitli taze sebze ve meyvelerden tüketilmesi öneriliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fxv8UPNjgUm5_wrQpCBOTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı olabilmek için vücut ağırlığının (beden kitle indeksi), tercihen her gün yapılan orta düzeyde fiziksel aktiviteyle birlikte önerilen sınırlar içerisinde tutulması gerekiyor.
Beden kitle indeksi,kişinin vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünerek elde edilen bir değer olarak açıklanıyor. WHO, bu işlemin ardından çıkan 18.5-24.9 arasındaki değerleri ''normal vücut ağırlığı'' olarak değerlendiriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/egkBMa_YakytqjzVsUz7PQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı beslenmenin beşinci adımı olarak diyetle yağ alımının kontrol edilmesini öneren WHO'ya göre, diyette yağdan gelen enerjinin oranının yüzde 30'u geçmemesi ve tereyağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine ayçiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytinyağı gibi doymamış yağların tercih edilmesi öneriliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HprZntnoXk6QPUnFNf6CTw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>DSÖ'ye göre sağlıklı beslemenin diğer adımları şöyle;Yağlı kırmızı etler ve kırmızı et ürünleri yerine mercimek, kurufasulye, nohut gibi kurubaklagiller ile balık, tavuk ve yağsız etleri tercih edin.Süt ve süt ürünlerini kullanın. Ancak bunların az yağlı ve az tuzlu olmasına dikkat edi</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0V7Fl_4x70Cb_YYkEJBDug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Seçilen besinler düşük şekerli olmalı, basit karbonhidratlar ya da çay şekeri gibi basit şekerler yerine, tahıllar, baklagiller gibi kompleks karbonhidratlar yiyin, şekerli içeceklerin ve tatlıların tüketim sıklığını sınırlandırın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1X4I-pTu30y6qPB8FlMHoQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tuz tüketimini azaltın. Günlük toplam tuz tüketimi, yemeklerle, ekmekle ve içeceklerle alınan tüm tuz miktarı, bir tatlı kaşığını yani 6 gramı geçmesin. Kullandığınız tuzun iyotlu olmasına özen gösterin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SGRYWqyl4kOlhzTLnZRUeg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eğer alkol tüketiyorsanız, günde 2 kereden fazla almayın. Her alınan içki miktarındaki alkol değerinin 10 gramı geçmemesine dikkat edin.Yemekleri güvenli ve hijyenik şekilde hazırlayın. Haşlama, fırında pişirme veya ızgara gibi pişirme yöntemleri kullanarak yemeğe eklenecek yağın azaltılmasını sağlayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RvxozZaevESfnIC3wxTmIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bebeklere, doğumdan itibaren 6 ay yalnızca anne sütü verilmeli. 6.aydan sonra güvenli ve yeterli miktardaki ek besinlere başlayın. Yaşamın ilk yılında emzirmeye devam edin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ILnyXvImIkKQsZ2GD0q-oA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Baklagiller, besin değeri yüksek ve sağlık için pek çok faydası bulunan gıdalardır. Baklagiller, protein, lif, vitaminler (özellikle B vitamini) ve mineraller (demir, çinko, magnezyum, potasyum) açısından zengindir.Özellikle vejetaryen veya vegan beslenenler için mükemmel bir bitkisel protein kaynağıdır. Örneğin, mercimek, nohut ve fasulye protein açısından zengindir.Baklagiller yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemini destekler, bağırsak sağlığını iyileştirir ve kabızlığı önler. Lif, ayrıca kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabilir. Baklagillerin glisemik indeksi genellikle düşüktür, bu da kan şekerinin daha stabil kalmasına yardımcı olur ve insülin duyarlılığını artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J1lrbrKEA0yfDhHeT6GMMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lif, potasyum ve antioksidanlar gibi bileşenleri sayesinde baklagiller kalp hastalıkları riskini azaltabilir. Ayrıca, kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilirler. Yüksek lif ve protein içeriği, tokluk hissini artırabilir ve bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>100 yaşını geçmiş insanların sırrı buymuş! 5 alışkanlık ömrü uzatıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/100-yasini-gecmis-insanlarin-sirri-buymus-5-aliskanlik-oemru-uzatiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/100-yasini-gecmis-insanlarin-sirri-buymus-5-aliskanlik-oemru-uzatiyor</guid>
<description><![CDATA[ 100 yaşını geçmiş kişilerin paylaştığı uzun yaşamın sırlarından biri, stressiz, mutlu ve amaçlı bir hayat sürmektir. Hayatınızda uyurgezer gibi dolaşmak yerine, hayatın arayışlarının farkında olmak ve kişisel refah için biraz zaman ayırmak, uzun ömürlülüğü artırmada çok faydalı olabilir. Birkaç dakikalık farkındalık bile bilişsel sağlık için faydalı olabilir ve olumlu psikolojik değişiklikler getirebilir.Stres hayatınızın bir parçası haline gelmiş olsa da, daha dikkatli olduğunuzda bununla başa çıkmak daha kolay olabilir. Yayınlanan bir çalışmada, psikoloji araştırmacıları MBCT (Farkındalık temelli Bilişsel terapi) alan kişilerin stres zamanlarında olumsuz düşüncelerle veya yardımcı olmayan duygusal tepkilerle tepki verme olasılıklarının daha düşük olduğunu buldular.İşte refahınızı dönüştürebilecek ve daha uzun yaşamanıza yardımcı olabilecek farkındalık alışkanlıkları:Meditasyon yaparak dikkatinizi iç dünyanıza odaklayıp, bir süreliğine dış dünyadan uzaklaşarak, sakinlik ve huzur duygusuna kavuşursunuz. Bu durumda kaygı ve stresle mücadele etmek daha kolay hale gelir ve bu durum fiziksel sağlığınız üzerinde bile olumlu bir etkiye sahiptir.
Düzenli olarak meditasyon yapan kişiler daha uzun yaşarlar. Frontiers in Psychology dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, meditasyonun uzun ömür ve hücresel yaşlanmayı geciktirme ile bağlantılı olan plazma telomeraz seviyesi üzerinde potansiyel olarak faydalı etkileri vardır.Yiyeceklerle toksik bir ilişki kurmak, duygusal yemeye veya bilinçsizce yemeye yol açabileceğinden sağlığınız için zararlı olabilir. Yiyeceklerle olumlu bir ilişki kurmak, aç olup olmadığınızı gözlemlemek ve yemeğinizin her lokmasının tadını çıkarmak anlamına gelir.
Farkındalıklı yeme, yemeğinize tam dikkat etmek ve her lokmada tadını çıkarmakla ilgilidir. Taze hazırlanmış bir yemeğin aromasının tadını çıkarmak ve tadını çıkarmak, vücudun ne zaman durması gerektiğine dair ipuçlarını anlamak, farkındalıklı yiyenlerin yaptığı bir şeydir. Bu tür beslenme iyi sindirim, tokluk, kilo kaybı ve rahatlama ile ilişkilendirilir.Akış içinde olmak son derece ödüllendirici olabilir ve refahınızı artırabilir. Akış, bir göreve veya bir angaryaya tamamen odaklandığınızda, benlik ve zaman duygunuzu kaybettiğinizde ve aktiviteleri içsel olarak ödüllendirici bulduğunuzda gerçekleşir.Uzmanlar &quot;insanların bir aktiviteye o kadar dahil olduğu bir durum ki başka hiçbir şey önemli görünmüyor; deneyimin kendisi o kadar keyifli ki insanlar bunu sadece yapmak uğruna büyük bir bedel ödeyerek bile yapacaklardır.&quot; şeklinde tanımlıyor. &#039;Akışta&#039; olmak son derece ödüllendirici olabilir ve sizi daha mutlu ve daha tatmin olmuş bir insan yapabilir. Stresi azaltabilir, duygusal düzenlemeye yardımcı olabilir ve kendinizi motive etmenizi sağlayabilir.Bu farkındalık yürüyüşü şekli, sadece eklemleriniz için iyi olmakla kalmayıp aynı zamanda sakinliği ve bağlantıyı teşvik ederek iç dünyanızla bağlantı kurmanıza yardımcı olduğu için popüler hale geliyor.Yürürken, bacağınızın nasıl kalktığına ve yere nasıl değdiğine ve kollarınızın nasıl hareket ettiğine dikkat edin. Uygulamanın kaygıyı ve depresyonu azalttığı ve şimdiki anla bağlantı kurmanıza yardımcı olduğu söylenir.Farkındalıkla uyumak, farkındalıkla yaşamak kadar önemlidir, çünkü yorgun bir vücutla uykuya dalmak ancak huzursuz bir zihin günlük stresinizi uykunuza da taşıyacaktır, bu da dinlendirici olarak kabul edilen derin uykunun sizden kaçabileceği anlamına gelir.Vücut taraması meditasyonunda, vücudunuzun her bir noktasına dikkatinizi odaklarsınız, bu da gizli stresi serbest bırakmanıza yardımcı olur ve daha derin bir ve daha dinlendirici bir uyku. İyi uyumak, kronik hastalıkları uzak tutmaya ve genel refahınızı artırmaya yardımcı olabileceği için artan uzun ömürle ilişkilendirilirStrese karşı bir panzehir varsa, o da farkındalıktır, çünkü bizi hem iç hem de dış dünyaya bağlar ve zihni rahatlatır. Stres, kalp hastalığı, hipertansiyon ve felç dahil olmak üzere günümüzdeki çoğu kronik hastalığın başlıca risk faktörlerinden biridir. Farkındalığı benimsemek, bir kişinin daha sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmesine yardımcı olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0gQBgA5fEi7D2mSHL0ahg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>100, yaşını, geçmiş, insanların, sırrı, buymuş, alışkanlık, ömrü, uzatıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H0gQBgA5fEi7D2mSHL0ahg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="100 yaşını geçmiş insanların sırrı buymuş! 5 alışkanlık ömrü uzatıyor"><p>100 yaşını geçmiş kişilerin paylaştığı uzun yaşamın sırlarından biri, stressiz, mutlu ve amaçlı bir hayat sürmektir. Hayatınızda uyurgezer gibi dolaşmak yerine, hayatın arayışlarının farkında olmak ve kişisel refah için biraz zaman ayırmak, uzun ömürlülüğü artırmada çok faydalı olabilir. Birkaç dakikalık farkındalık bile bilişsel sağlık için faydalı olabilir ve olumlu psikolojik değişiklikler getirebilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7sJjtGzlJkmgNck05YKVvQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stres hayatınızın bir parçası haline gelmiş olsa da, daha dikkatli olduğunuzda bununla başa çıkmak daha kolay olabilir. Yayınlanan bir çalışmada, psikoloji araştırmacıları MBCT (Farkındalık temelli Bilişsel terapi) alan kişilerin stres zamanlarında olumsuz düşüncelerle veya yardımcı olmayan duygusal tepkilerle tepki verme olasılıklarının daha düşük olduğunu buldular.İşte refahınızı dönüştürebilecek ve daha uzun yaşamanıza yardımcı olabilecek farkındalık alışkanlıkları:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W3L0YK8_FEOeVEAvuXs35A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Meditasyon yaparak dikkatinizi iç dünyanıza odaklayıp, bir süreliğine dış dünyadan uzaklaşarak, sakinlik ve huzur duygusuna kavuşursunuz. Bu durumda kaygı ve stresle mücadele etmek daha kolay hale gelir ve bu durum fiziksel sağlığınız üzerinde bile olumlu bir etkiye sahiptir.
Düzenli olarak meditasyon yapan kişiler daha uzun yaşarlar. Frontiers in Psychology dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, meditasyonun uzun ömür ve hücresel yaşlanmayı geciktirme ile bağlantılı olan plazma telomeraz seviyesi üzerinde potansiyel olarak faydalı etkileri vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kIBFbdFxjU6j0qv-Zn9cYg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yiyeceklerle toksik bir ilişki kurmak, duygusal yemeye veya bilinçsizce yemeye yol açabileceğinden sağlığınız için zararlı olabilir. Yiyeceklerle olumlu bir ilişki kurmak, aç olup olmadığınızı gözlemlemek ve yemeğinizin her lokmasının tadını çıkarmak anlamına gelir.
Farkındalıklı yeme, yemeğinize tam dikkat etmek ve her lokmada tadını çıkarmakla ilgilidir. Taze hazırlanmış bir yemeğin aromasının tadını çıkarmak ve tadını çıkarmak, vücudun ne zaman durması gerektiğine dair ipuçlarını anlamak, farkındalıklı yiyenlerin yaptığı bir şeydir. Bu tür beslenme iyi sindirim, tokluk, kilo kaybı ve rahatlama ile ilişkilendirilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6COV79Ko3EqOvW4evFht2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akış içinde olmak son derece ödüllendirici olabilir ve refahınızı artırabilir. Akış, bir göreve veya bir angaryaya tamamen odaklandığınızda, benlik ve zaman duygunuzu kaybettiğinizde ve aktiviteleri içsel olarak ödüllendirici bulduğunuzda gerçekleşir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/snplSFoy80mnGNA-zLkl0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar "insanların bir aktiviteye o kadar dahil olduğu bir durum ki başka hiçbir şey önemli görünmüyor; deneyimin kendisi o kadar keyifli ki insanlar bunu sadece yapmak uğruna büyük bir bedel ödeyerek bile yapacaklardır." şeklinde tanımlıyor. 'Akışta' olmak son derece ödüllendirici olabilir ve sizi daha mutlu ve daha tatmin olmuş bir insan yapabilir. Stresi azaltabilir, duygusal düzenlemeye yardımcı olabilir ve kendinizi motive etmenizi sağlayabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TEHF4sAKzkONva3ZO87D_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu farkındalık yürüyüşü şekli, sadece eklemleriniz için iyi olmakla kalmayıp aynı zamanda sakinliği ve bağlantıyı teşvik ederek iç dünyanızla bağlantı kurmanıza yardımcı olduğu için popüler hale geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lwrcKuB_iEyLB3fW7P5rVw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yürürken, bacağınızın nasıl kalktığına ve yere nasıl değdiğine ve kollarınızın nasıl hareket ettiğine dikkat edin. Uygulamanın kaygıyı ve depresyonu azalttığı ve şimdiki anla bağlantı kurmanıza yardımcı olduğu söylenir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JStsHuYQT0KlYmDF0vKYIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Farkındalıkla uyumak, farkındalıkla yaşamak kadar önemlidir, çünkü yorgun bir vücutla uykuya dalmak ancak huzursuz bir zihin günlük stresinizi uykunuza da taşıyacaktır, bu da dinlendirici olarak kabul edilen derin uykunun sizden kaçabileceği anlamına gelir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q2eUWj2_SkC8dmuUHeKJ3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücut taraması meditasyonunda, vücudunuzun her bir noktasına dikkatinizi odaklarsınız, bu da gizli stresi serbest bırakmanıza yardımcı olur ve daha derin bir ve daha dinlendirici bir uyku. İyi uyumak, kronik hastalıkları uzak tutmaya ve genel refahınızı artırmaya yardımcı olabileceği için artan uzun ömürle ilişkilendirilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j5-pDY4tuUuGotv16_cwBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Strese karşı bir panzehir varsa, o da farkındalıktır, çünkü bizi hem iç hem de dış dünyaya bağlar ve zihni rahatlatır. Stres, kalp hastalığı, hipertansiyon ve felç dahil olmak üzere günümüzdeki çoğu kronik hastalığın başlıca risk faktörlerinden biridir. Farkındalığı benimsemek, bir kişinin daha sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmesine yardımcı olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Birlikte içilmemesi gereken vitaminler! Demir emilimini engelliyor, B12&amp;apos;yi azaltıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/birlikte-icilmemesi-gereken-vitaminler-demir-emilimini-engelliyor-b12yi-azaltiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/birlikte-icilmemesi-gereken-vitaminler-demir-emilimini-engelliyor-b12yi-azaltiyor</guid>
<description><![CDATA[ B12 vitaminiyle birlikte C vitamini almanın vücuda hiçbir faydası olmadığını biliyor muydunuz? Ya da bakır ve çinko takviyelerini birlikte alırsanız, yine de bakır eksikliğiniz olur mu? Doktorların önerdiği vitamin takviyelerini kullanmak vücudunuz için sağlıklı olabilir. Ancak vitamin takviyelerini alırken bazı kurallara dikkat etmeniz gerekir. Çünkü bazı vitaminleri birlikte kullanmak vücudunuz için olan faydalarını azaltabiliyor.Hangi vitamin ve mineralleri birlikte almamanız gerektiğini bilmek, sağlıklı kalmak için önemlidir. Kalsiyum ve demir veya çinko ve bakır gibi kombinasyonlar emilimi engelleyebilir.Daha iyi besin dengesi sağlamak için, takviye alımını gün boyunca dağıtın ve temel besinleri uygun miktarlarda almak için çeşitli bir diyete odaklanın.Yoğun iş hayatı, dengeli bir yemek hazırlamak için zaman eksikliği, radyasyona aşırı maruz kalma, doğaya maruz kalmama, vücuda yeterli vitamin ve mineral vermemek veya bu temel besinleri daha hızlı tüketmek anlamına geliyor. İşte vitamin ve mineral takviyelerinin ortaya çıktığı yer burası.Genellikle bir doktora danışmayız ve takviyeleri kendimize reçete ederiz. Takviyelerin kullanımı nedeniyle yaşamı tehdit eden bir durumun ortaya çıkması nadir olsa da sıfır değildir. Birçok kişi, belirli vitamin ve minerallerin reaksiyona girerek vücut üzerinde daha kötü bir etkiye sahip olduğunun farkında değildir.Bazı besinler, genel sağlığı etkileyen şekillerde diğer besinlerin emilimi, etkisi veya bulunabilirliği ile etkileşime girebilir.Bu nedenle hangi vitamin ve minerallerin birbirleriyle etkileşime girme potansiyeline sahip olduğunu bilmek önemlidir.Kalsiyum, bağırsakta demir emilimini engelleyerek hem olmayan demirin emilimini engeller. Yüksek kalsiyum alımı, bitki bazlı demir kaynaklarının emilimini azaltarak demir biyoyararlanımını azaltır ve bu da sonuçta tamamen bitki bazlı diyetler uygulayan bireylerde demir eksikliğine yol açabilir.
Bu etkiyi en aza indirmek için kalsiyum ve demir takviyeleri farklı zamanlarda alınmalıdır. Bu nedenle, sabah demir takviyesi alıyorsanız, kalsiyum takviyesini günün ilerleyen saatlerinde alın.C vitamini, gastrointestinal sistemdeki B12 vitamininin stabilitesini etkileyebilir. Aşırı yüksek C vitamini alımları, gastrointestinal sistemde B12 vitamininin potansiyel olarak bozulmasıyla ilişkilendirilmiştir, ancak bu genellikle diyet ortalama bir vitamin alımı içeriyorsa meydana gelen bir şey değildir.
Bununla birlikte, yüksek dozda C vitamini, özellikle vitamin eksikliği teşhisi konmuş kişilerde B12 vitamini emilimini engelleyebilir. Yüksek dozda C vitamini alınırsa, B12 vitamini izlenmelidir.Yüksek E vitamini alımı, K vitamininin kan pıhtılaşmasındaki işlevini engeller. K vitamini pıhtılaşma faktörlerinin sentezinde rol oynar ve etkisi aşırı yüksek E vitamini dozları tarafından antagonize edilebilir, bu da özellikle antikoagülan ilaç kullanan hastalarda kanama komplikasyonlarına eğilim yaratır.
Yüksek dozda E vitamini takviyesi alan veya antikoagülan tedavi gören kişilerin K vitamini alımına dikkat etmeleri ve vücuttaki besinlerin genel dengesini bozabilecek olası etkileşimlerden kaçınmak için bir sağlık uzmanından tavsiye almaları önerilir.Çinko ve bakır bağırsakta emilim için rekabet eder. Yüksek alım seviyeleri bakır emilimini engelleyerek potansiyel olarak bakır eksikliğine yol açabilir. Bu özellikle uzun süre yüksek doz çinko takviyesi alan kişiler için geçerlidir.Düzenli olarak çinko takviyesi alıyorsanız, diyetinizi veya takviyenizi bu minerale uyacak şekilde dengeleyin. Denge için genel öneri çinko ile bakırın 10:1 oranında olmasıdır.Kalsiyum ve magnezyum özellikle yüksek dozlarda olmak üzere esas olarak gastrointestinal sistemde emilim için rekabet edebilir. Her ikisi de kemik mineralizasyonu ve çeşitli fizyolojik işlevler için gerekli olduğu kadar, birinin yüksek alımı diğerinin emilimini engelleyebilir. Genel bir kural, takviye alımını dengelemek veya her iki minerali de uygun oranlarda içeren yiyecekleri tüketmektir.Yağda çözünen ve suda çözünen vitaminleri birlikte tüketmeyin
D vitamini gibi yağda çözünen vitaminler, B12 vitamini gibi suda çözünen vitaminlerle birlikte tüketilmemelidir, çünkü D vitamininin gıdaya ihtiyacı vardır.ÖNEMLİ! Vitamin takviyelerini doktora danışmadan tüketmeyin ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8ZR9imd3SEujBC9eGYHHFQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Birlikte, içilmemesi, gereken, vitaminler, Demir, emilimini, engelliyor, B12yi, azaltıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8ZR9imd3SEujBC9eGYHHFQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Birlikte içilmemesi gereken vitaminler! Demir emilimini engelliyor, B12'yi azaltıyor"><p>B12 vitaminiyle birlikte C vitamini almanın vücuda hiçbir faydası olmadığını biliyor muydunuz? Ya da bakır ve çinko takviyelerini birlikte alırsanız, yine de bakır eksikliğiniz olur mu? Doktorların önerdiği vitamin takviyelerini kullanmak vücudunuz için sağlıklı olabilir. Ancak vitamin takviyelerini alırken bazı kurallara dikkat etmeniz gerekir. Çünkü bazı vitaminleri birlikte kullanmak vücudunuz için olan faydalarını azaltabiliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GvwDRlOWsUC1Esn_li81bw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hangi vitamin ve mineralleri birlikte almamanız gerektiğini bilmek, sağlıklı kalmak için önemlidir. Kalsiyum ve demir veya çinko ve bakır gibi kombinasyonlar emilimi engelleyebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Q-mR8nKFkeLr1d5Oj9HOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha iyi besin dengesi sağlamak için, takviye alımını gün boyunca dağıtın ve temel besinleri uygun miktarlarda almak için çeşitli bir diyete odaklanın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rVxZB0T55UufOA0721eeXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yoğun iş hayatı, dengeli bir yemek hazırlamak için zaman eksikliği, radyasyona aşırı maruz kalma, doğaya maruz kalmama, vücuda yeterli vitamin ve mineral vermemek veya bu temel besinleri daha hızlı tüketmek anlamına geliyor. İşte vitamin ve mineral takviyelerinin ortaya çıktığı yer burası.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8bGBjawzpEq0iVQDuXibmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle bir doktora danışmayız ve takviyeleri kendimize reçete ederiz. Takviyelerin kullanımı nedeniyle yaşamı tehdit eden bir durumun ortaya çıkması nadir olsa da sıfır değildir. Birçok kişi, belirli vitamin ve minerallerin reaksiyona girerek vücut üzerinde daha kötü bir etkiye sahip olduğunun farkında değildir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sd6Fxxr6bkSq5VuL3Ymf-g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bazı besinler, genel sağlığı etkileyen şekillerde diğer besinlerin emilimi, etkisi veya bulunabilirliği ile etkileşime girebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lcZIOM6IOE-KJgiE-yFKVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu nedenle hangi vitamin ve minerallerin birbirleriyle etkileşime girme potansiyeline sahip olduğunu bilmek önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VP3nl6N6JEGQhaPkhKsU9Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalsiyum, bağırsakta demir emilimini engelleyerek hem olmayan demirin emilimini engeller. Yüksek kalsiyum alımı, bitki bazlı demir kaynaklarının emilimini azaltarak demir biyoyararlanımını azaltır ve bu da sonuçta tamamen bitki bazlı diyetler uygulayan bireylerde demir eksikliğine yol açabilir.
Bu etkiyi en aza indirmek için kalsiyum ve demir takviyeleri farklı zamanlarda alınmalıdır. Bu nedenle, sabah demir takviyesi alıyorsanız, kalsiyum takviyesini günün ilerleyen saatlerinde alın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IZTNxVl9S0qyz81cHdY9zA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>C vitamini, gastrointestinal sistemdeki B12 vitamininin stabilitesini etkileyebilir. Aşırı yüksek C vitamini alımları, gastrointestinal sistemde B12 vitamininin potansiyel olarak bozulmasıyla ilişkilendirilmiştir, ancak bu genellikle diyet ortalama bir vitamin alımı içeriyorsa meydana gelen bir şey değildir.
Bununla birlikte, yüksek dozda C vitamini, özellikle vitamin eksikliği teşhisi konmuş kişilerde B12 vitamini emilimini engelleyebilir. Yüksek dozda C vitamini alınırsa, B12 vitamini izlenmelidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iRkwnKAMiEaAFdIWu-u_Kg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek E vitamini alımı, K vitamininin kan pıhtılaşmasındaki işlevini engeller. K vitamini pıhtılaşma faktörlerinin sentezinde rol oynar ve etkisi aşırı yüksek E vitamini dozları tarafından antagonize edilebilir, bu da özellikle antikoagülan ilaç kullanan hastalarda kanama komplikasyonlarına eğilim yaratır.
Yüksek dozda E vitamini takviyesi alan veya antikoagülan tedavi gören kişilerin K vitamini alımına dikkat etmeleri ve vücuttaki besinlerin genel dengesini bozabilecek olası etkileşimlerden kaçınmak için bir sağlık uzmanından tavsiye almaları önerilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9VoXEF39oUamcgVY6hp91g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çinko ve bakır bağırsakta emilim için rekabet eder. Yüksek alım seviyeleri bakır emilimini engelleyerek potansiyel olarak bakır eksikliğine yol açabilir. Bu özellikle uzun süre yüksek doz çinko takviyesi alan kişiler için geçerlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ohpj4CwIL0ypZXnXKDjnLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenli olarak çinko takviyesi alıyorsanız, diyetinizi veya takviyenizi bu minerale uyacak şekilde dengeleyin. Denge için genel öneri çinko ile bakırın 10:1 oranında olmasıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zQ7ey_pnD0Gmmr0-7Gfmig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalsiyum ve magnezyum özellikle yüksek dozlarda olmak üzere esas olarak gastrointestinal sistemde emilim için rekabet edebilir. Her ikisi de kemik mineralizasyonu ve çeşitli fizyolojik işlevler için gerekli olduğu kadar, birinin yüksek alımı diğerinin emilimini engelleyebilir. Genel bir kural, takviye alımını dengelemek veya her iki minerali de uygun oranlarda içeren yiyecekleri tüketmektir.Yağda çözünen ve suda çözünen vitaminleri birlikte tüketmeyin
D vitamini gibi yağda çözünen vitaminler, B12 vitamini gibi suda çözünen vitaminlerle birlikte tüketilmemelidir, çünkü D vitamininin gıdaya ihtiyacı vardır.ÖNEMLİ! Vitamin takviyelerini doktora danışmadan tüketmeyin</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cennet hurmasını böyle yemeyin! Resmen sağlığımızla oynuyormuşuz, kan şekeri tavan yapıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cennet-hurmasini-boeyle-yemeyin-resmen-sagligimizla-oynuyormusuz-kan-sekeri-tavan-yapiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cennet-hurmasini-boeyle-yemeyin-resmen-sagligimizla-oynuyormusuz-kan-sekeri-tavan-yapiyor</guid>
<description><![CDATA[ Trabzon hurması ya da bir diğer adı cennet hurması olarak bilinen meyve tadıyla ve lezzetiyle severek tüketiliyor. Cennet hurması besin değeri açısından da zengin bir meyve ve vücuda olan faydalarından yararlanabilmek için doğru şekilde tüketmek gerekiyor. Cennet hurmasının 100 gramında yaklaşık 13 gram şeker bulunuyor. İçindeki şeker oranı sağlık için risk oluşturabiliyor.Yüzlerce çeşidi bulunan ve genellikle sonbahar mevsiminde hasadı yapılan cennet hurması, kış aylarının başlarında pazar tezgahınde yerini alıyor.
Sağlıklı bir kış meyvesi olan cennet hurması, ham ve sert haldeyken sarıdır, olgunlaştıkça yumuşar ve turuncu bir renk alır. Çoğu sert haldeyken yenemez, ağızda buruk bir tat bırakır.Bu nedenle cennet hurmasının mutlaka olgunlaşmış halinin tüketilmesi gerekir. Cennet hurmasının sağlığa pek çok faydası bulunur. Güçlü bir C vitamini kaynağı olan cennet hurması, bağışıklığı destekler. Vücudu hastalıklara karşı korur.Beyaz kan hücreleri, viral, bakteriyel ve diğer toksinlere karşı vücudu savunucu rol oynar. Vücutta görülen inflamasyon virüsler ve hastalıklara karşı doğal bir savunmadır.
Hastalık bitse bile vücutta kalmaya devam edebilir. C vitamini vücuttaki bu iltihabı azaltmaya yardımcı olurken, kemikler, kan damarları ve cilt dahil olmak üzere bağ dokularını korur.Sindirim sağlığı içinde ideal oln cennet hurması, bağırsak hareketlerini düzenler. Kabızlık, şişkinlik gibi sorunları ortadan kaldırır. Cennet hurmasında bulunan antioksidanlar, oksidatif strese karşı koyarak hücre hasarını yavaşlatmaya önlemeye destek olur.
Oksidatif stres diyabet, kanser, kalp hastalığı gibi kronik hastalıklarla ilişkilendirilir. Antioksidan bakımından zengin cennet hurması tüketmek bu hastalıkların riskini azaltmaya yardımcıdır.Beta-karoten gibi karotenoidler ve flavonoidler açısından zengin Trabzon hurması, kanserden korunmada önemli rol oynar. Akciğer ve kolorektal kanser risklerinin azaltılmasında etkili olabilirler.Ancak cennet hurmasının yanlış ve aşırı tüketimi sağlık için ciddi riskler oluşturabilir.Trabzon hurması ya da cennet hurması olarak anılan bu meyvenin olgunlaşmış halini dikkatle tüketmek önemli. Çünkü tamamen olgunlaşmış bir Trabzon hurmasının 100 gramında yaklaşık 13 gram kadar şeker bulunuyor.Böyle yüksek bir oranda şekere sahip olduğu için de meyvenin açken yenmemesi tavsiye ediliyor. Bunun sebebi de tabii ki yine kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olması.Cennet hurmasının zararı çoğunlukla aşırı tüketiminden kaynaklı olabilir. Cennet hurması, yüksek şeker içeriği nedeniyle diyabet riskini artırabilir, ayrıca kolesterol seviyesini yükseltebileceğinden kalp ve damar sağlığına da zarar verebilir.Cennet hurması zararları arasında belirtilen yüksek miktarda oksalik asit içermesi nedeniyle karaciğer ve böbrekler gibi organlarda zarar görebilir. Bunun dışındaki yan etkileri olarak aşırı tüketimden kaynaklanan mide ağrısı, ishal ve gaz gibi sindirim sorunları da sayılabilir.100 gram kurutulmuş cennet hurması 272 kalori, 1.15 gram yağ, 11.5 gram diyet lifi, 61.31 gram karbonhidrat, 31 miligram kalsiyum, 2.45 gram protein, 1.42 miligram demir, 15 miligram sodyum, 651 miligram potasyum içermekle birlikte kolesterol değeri sıfırdırCennet hurması, anti-enflamatuar özelliklere sahip olabilir. Bu özellik, iltihaplanmayı azaltabilir, böylece eklem ağrıları gibi iltihapla ilişkili rahatsızlıklarda yardımcı olabilir.Aşırı miktarda herhangi bir gıdanın tüketimi önerilmez. Ayrıca, herhangi bir sağlık durumunuz varsa veya özel bir diyet programına tabi tutuluyorsanız, doktorunuz veya beslenme uzmanınızdan tavsiye almanız önemlidir ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ktUGuCAo9EyXZRPI0rlxHQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Cennet, hurmasını, böyle, yemeyin, Resmen, sağlığımızla, oynuyormuşuz, kan, şekeri, tavan, yapıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ktUGuCAo9EyXZRPI0rlxHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Cennet hurmasını böyle yemeyin! Resmen sağlığımızla oynuyormuşuz, kan şekeri tavan yapıyor"><p>Trabzon hurması ya da bir diğer adı cennet hurması olarak bilinen meyve tadıyla ve lezzetiyle severek tüketiliyor. Cennet hurması besin değeri açısından da zengin bir meyve ve vücuda olan faydalarından yararlanabilmek için doğru şekilde tüketmek gerekiyor. Cennet hurmasının 100 gramında yaklaşık 13 gram şeker bulunuyor. İçindeki şeker oranı sağlık için risk oluşturabiliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SeEMcsxyAEGX3ijXo2JyWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüzlerce çeşidi bulunan ve genellikle sonbahar mevsiminde hasadı yapılan cennet hurması, kış aylarının başlarında pazar tezgahınde yerini alıyor.
Sağlıklı bir kış meyvesi olan cennet hurması, ham ve sert haldeyken sarıdır, olgunlaştıkça yumuşar ve turuncu bir renk alır. Çoğu sert haldeyken yenemez, ağızda buruk bir tat bırakır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1g9-FAOITUyTEy7RfGdJ-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu nedenle cennet hurmasının mutlaka olgunlaşmış halinin tüketilmesi gerekir. Cennet hurmasının sağlığa pek çok faydası bulunur. Güçlü bir C vitamini kaynağı olan cennet hurması, bağışıklığı destekler. Vücudu hastalıklara karşı korur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4Ftcy_47p06L_pBZpr95CQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyaz kan hücreleri, viral, bakteriyel ve diğer toksinlere karşı vücudu savunucu rol oynar. Vücutta görülen inflamasyon virüsler ve hastalıklara karşı doğal bir savunmadır.
Hastalık bitse bile vücutta kalmaya devam edebilir. C vitamini vücuttaki bu iltihabı azaltmaya yardımcı olurken, kemikler, kan damarları ve cilt dahil olmak üzere bağ dokularını korur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QU7lpwNiLU-VEkpGYKH2TA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sindirim sağlığı içinde ideal oln cennet hurması, bağırsak hareketlerini düzenler. Kabızlık, şişkinlik gibi sorunları ortadan kaldırır. Cennet hurmasında bulunan antioksidanlar, oksidatif strese karşı koyarak hücre hasarını yavaşlatmaya önlemeye destek olur.
Oksidatif stres diyabet, kanser, kalp hastalığı gibi kronik hastalıklarla ilişkilendirilir. Antioksidan bakımından zengin cennet hurması tüketmek bu hastalıkların riskini azaltmaya yardımcıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m1lV55Am_keME3t7iofQbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beta-karoten gibi karotenoidler ve flavonoidler açısından zengin Trabzon hurması, kanserden korunmada önemli rol oynar. Akciğer ve kolorektal kanser risklerinin azaltılmasında etkili olabilirler.Ancak cennet hurmasının yanlış ve aşırı tüketimi sağlık için ciddi riskler oluşturabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/p6Hrk9sgzUuatmjjq1R9kw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Trabzon hurması ya da cennet hurması olarak anılan bu meyvenin olgunlaşmış halini dikkatle tüketmek önemli. Çünkü tamamen olgunlaşmış bir Trabzon hurmasının 100 gramında yaklaşık 13 gram kadar şeker bulunuyor.Böyle yüksek bir oranda şekere sahip olduğu için de meyvenin açken yenmemesi tavsiye ediliyor. Bunun sebebi de tabii ki yine kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olması.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RcbUWEmPpk29KGuFB2domQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cennet hurmasının zararı çoğunlukla aşırı tüketiminden kaynaklı olabilir. Cennet hurması, yüksek şeker içeriği nedeniyle diyabet riskini artırabilir, ayrıca kolesterol seviyesini yükseltebileceğinden kalp ve damar sağlığına da zarar verebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4p8rtjbC80yPoYBkc5zjcg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cennet hurması zararları arasında belirtilen yüksek miktarda oksalik asit içermesi nedeniyle karaciğer ve böbrekler gibi organlarda zarar görebilir. Bunun dışındaki yan etkileri olarak aşırı tüketimden kaynaklanan mide ağrısı, ishal ve gaz gibi sindirim sorunları da sayılabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jOh5-roo3UCUKzkbrBk-zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>100 gram kurutulmuş cennet hurması 272 kalori, 1.15 gram yağ, 11.5 gram diyet lifi, 61.31 gram karbonhidrat, 31 miligram kalsiyum, 2.45 gram protein, 1.42 miligram demir, 15 miligram sodyum, 651 miligram potasyum içermekle birlikte kolesterol değeri sıfırdır</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/53dq6AKwnUGfAIIcj3zI1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cennet hurması, anti-enflamatuar özelliklere sahip olabilir. Bu özellik, iltihaplanmayı azaltabilir, böylece eklem ağrıları gibi iltihapla ilişkili rahatsızlıklarda yardımcı olabilir.Aşırı miktarda herhangi bir gıdanın tüketimi önerilmez. Ayrıca, herhangi bir sağlık durumunuz varsa veya özel bir diyet programına tabi tutuluyorsanız, doktorunuz veya beslenme uzmanınızdan tavsiye almanız önemlidir</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Magnezyum eksikliğinin en net belirtisi! Çaresi mutfağınızdaki bu besinde saklı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/magnezyum-eksikliginin-en-net-belirtisi-caresi-mutfaginizdaki-bu-besinde-sakli</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/magnezyum-eksikliginin-en-net-belirtisi-caresi-mutfaginizdaki-bu-besinde-sakli</guid>
<description><![CDATA[ Magnezyum, insan vücudu için önemli minerallerden biri. Vücuttaki 300&#039;den fazla enzimin çalışmasına kilit bir role sahip olan magnezyumun dışarıdan besin yoluyla alınması gerekiyor. Magnezyum eksiliği vücutta pek çok belirtiyle kendini gösteriyor. Bazı besinlerin tüketimi magnezyum ekliğine iyi geliyor.Magnezyum insan vücudunda hayati önem taşıyan 11 mineralden biri. Magnezyum vücutta hem hücreler arasında hem de hücre içi iletişimde önemli bir role sahip.
Magnezyumun bu kadar önemli olmasının temel nedeni; vücudumuzda bulunan 300’den fazla enzimin çalışması için kilit bir role sahip olmasındandır. Vücut, bu önemli elementi, kendi başına üretemediği için dışarıdan besinler yoluyla alması gerekir.Dünya Sağlık Örgütü&#039;nün (WHO) ve Almanya Beslenme Enstitüsü&#039;ne (DGE) göre, insan vücudunun günde ortalama 280-350 mg magnezyuma ihtiyacı vardır.Vücudunuzda bulunan magnezyum rezervinin sürekli doldurulması gerekir. Magnezyum aslında bitki dünyasının demiri olarak kabul edilir. Magnezyumun vücut için pek çok faydası bulunur.Hormonların düzenli çalışması, hücre hasarının önlenmesi, kemik sağlığının gelişimi için magnezyuma ihtiyacınız var.Magnezyum eksikliği vücudunuzda pek çok belirtiyle kendini gösterir.İştahsızlık, bulantı, kusma, yorgunluk ve halsizlik en belirgin belirtiler arasında yer alır. Bu belirtilerin dışında kas krampları, fibromiyalji, uyuşma, dikkatte azalma ve zihinsel bulanıklıkta magnezyum eksiliğini gösterebilir.Temel mineraller olan magnezyum, potasyum, ve kalsiyum eksikliği şiddetli kas krampları yaşamanıza neden olabilir. Hatta bu şiddetli kas krampları gece uykunuzdan uyandıracak derecede şiddetli olabilir.Tüm dünyanın tanıdığı doktorlardan Dr. Eric Berg, magnezyumla ilili önemli bir konuda uyarıda bulundu.Dr Berg, magnezyumun özellikle yapraklı yeşilliklerde güçlü olduğunu söyledi. Örnekler arasında lahana, su teresi, roka, kara lahana sayılabilir. Bu nedenle, eğer yeterince yeşil yapraklı sebze ve salata yemezseniz, magnezyum eksikliği yaşamanız muhtemeldir.İnsanlara &quot;her gün salata&quot; yemelerini tavsiye etti, ancak bunu çok zor buluyorsanız bir takviye yardımcı olabilir.Yeterince yapraklı yeşillik ve salata yememenin yanı sıra, magnezyum eksikliğinin bir başka nedeni de çok fazla rafine gıda tüketmek.Bunlar sofra şekeri, bal ve yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi fruktoz içeren gıdalardır. Dr Berg, vücudunuzda ne kadar çok iltihap varsa, muhtemelen o kadar az magnezyuma sahip olacağınızı söyledi.Antibiyotikler de dahil olmak üzere bazı ilaçlar bile vücutta daha düşük magnezyum seviyelerine yol açabilir.
Kendinizi yorgun hissediyorsanız, enerji seviyenizi iyileştirip iyileştirmediğini görmek için daha fazla yeşil yapraklı sebze yemek, sorunu çözebilir. Ancak yorgunluk birçok durumun ve yaşam tarzı alışkanlığının sonucu olabilir.Herhangi bir noktada size tuhaf gelen belirtilerle karşılaşırsanız doktorunuza danışın.MAGNEZYUM AÇISINDAN ZENGİN BESİNLERMagnezyum açısından zengin gıdaları diyetinize dahil etmek, magnezyum eksikliğini gidermeyi sağlar.Bu besinler arasında yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, lahana), kuruyemişler (badem, ceviz), tohumlar (kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği), tam tahıllar, balık ve bitter çikolata bulunur.ÖNEMLİ! Eğer magnezyum eksiliği belirtilerini yaşıyorsanız mutlaka bir uzmana danışın. Bilinçsiz takviye ürünleri kullanmayın ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O2QN-GmyYUCHQAd1_6lXgw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Magnezyum, eksikliğinin, net, belirtisi, Çaresi, mutfağınızdaki, besinde, saklı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O2QN-GmyYUCHQAd1_6lXgw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Magnezyum eksikliğinin en net belirtisi! Çaresi mutfağınızdaki bu besinde saklı"><p>Magnezyum, insan vücudu için önemli minerallerden biri. Vücuttaki 300'den fazla enzimin çalışmasına kilit bir role sahip olan magnezyumun dışarıdan besin yoluyla alınması gerekiyor. Magnezyum eksiliği vücutta pek çok belirtiyle kendini gösteriyor. Bazı besinlerin tüketimi magnezyum ekliğine iyi geliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1sFWFOPL0U6zIfnhmZO-ew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Magnezyum insan vücudunda hayati önem taşıyan 11 mineralden biri. Magnezyum vücutta hem hücreler arasında hem de hücre içi iletişimde önemli bir role sahip.
Magnezyumun bu kadar önemli olmasının temel nedeni; vücudumuzda bulunan 300’den fazla enzimin çalışması için kilit bir role sahip olmasındandır. Vücut, bu önemli elementi, kendi başına üretemediği için dışarıdan besinler yoluyla alması gerekir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GcveayvA2UiwaJX8Niro1A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) ve Almanya Beslenme Enstitüsü'ne (DGE) göre, insan vücudunun günde ortalama 280-350 mg magnezyuma ihtiyacı vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JaTlJsq0PkKIgNeSL6MGNQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücudunuzda bulunan magnezyum rezervinin sürekli doldurulması gerekir. Magnezyum aslında bitki dünyasının demiri olarak kabul edilir. Magnezyumun vücut için pek çok faydası bulunur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FDrC4c68FUORejb0BEgcgQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hormonların düzenli çalışması, hücre hasarının önlenmesi, kemik sağlığının gelişimi için magnezyuma ihtiyacınız var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5vfjiDmAy0qbqTViZMx10g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Magnezyum eksikliği vücudunuzda pek çok belirtiyle kendini gösterir.İştahsızlık, bulantı, kusma, yorgunluk ve halsizlik en belirgin belirtiler arasında yer alır. Bu belirtilerin dışında kas krampları, fibromiyalji, uyuşma, dikkatte azalma ve zihinsel bulanıklıkta magnezyum eksiliğini gösterebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FzMwsMARikeD_uHfVcbIeA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Temel mineraller olan magnezyum, potasyum, ve kalsiyum eksikliği şiddetli kas krampları yaşamanıza neden olabilir. Hatta bu şiddetli kas krampları gece uykunuzdan uyandıracak derecede şiddetli olabilir.Tüm dünyanın tanıdığı doktorlardan Dr. Eric Berg, magnezyumla ilili önemli bir konuda uyarıda bulundu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JmA0YheG2kCgqQHFRw0DNA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr Berg, magnezyumun özellikle yapraklı yeşilliklerde güçlü olduğunu söyledi. Örnekler arasında lahana, su teresi, roka, kara lahana sayılabilir. Bu nedenle, eğer yeterince yeşil yapraklı sebze ve salata yemezseniz, magnezyum eksikliği yaşamanız muhtemeldir.İnsanlara "her gün salata" yemelerini tavsiye etti, ancak bunu çok zor buluyorsanız bir takviye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w5qChPYf4EuabRBa8VCaxQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeterince yapraklı yeşillik ve salata yememenin yanı sıra, magnezyum eksikliğinin bir başka nedeni de çok fazla rafine gıda tüketmek.Bunlar sofra şekeri, bal ve yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi fruktoz içeren gıdalardır. Dr Berg, vücudunuzda ne kadar çok iltihap varsa, muhtemelen o kadar az magnezyuma sahip olacağınızı söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6fd70Zy_xEq17-p2XdPIdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antibiyotikler de dahil olmak üzere bazı ilaçlar bile vücutta daha düşük magnezyum seviyelerine yol açabilir.
Kendinizi yorgun hissediyorsanız, enerji seviyenizi iyileştirip iyileştirmediğini görmek için daha fazla yeşil yapraklı sebze yemek, sorunu çözebilir. Ancak yorgunluk birçok durumun ve yaşam tarzı alışkanlığının sonucu olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wpUqedZSGkm4zpVaFWLV0A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Herhangi bir noktada size tuhaf gelen belirtilerle karşılaşırsanız doktorunuza danışın.MAGNEZYUM AÇISINDAN ZENGİN BESİNLERMagnezyum açısından zengin gıdaları diyetinize dahil etmek, magnezyum eksikliğini gidermeyi sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MM-QBUL1ZUKOann6WAie3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu besinler arasında yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, lahana), kuruyemişler (badem, ceviz), tohumlar (kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği), tam tahıllar, balık ve bitter çikolata bulunur.ÖNEMLİ! Eğer magnezyum eksiliği belirtilerini yaşıyorsanız mutlaka bir uzmana danışın. Bilinçsiz takviye ürünleri kullanmayın</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğanın en güçlü D vitamini kaynağı! Kemiklerdeki iltihabı söküyor, ağrıyı azaltıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/doganin-en-guclu-d-vitamini-kaynagi-kemiklerdeki-iltihabi-soekuyor-agriyi-azaltiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/doganin-en-guclu-d-vitamini-kaynagi-kemiklerdeki-iltihabi-soekuyor-agriyi-azaltiyor</guid>
<description><![CDATA[ Teknolojiye olan güvenimiz, dijital çağda çalışma, iletişim kurma ve zaman geçirme şeklimizi tamamen değiştirdi. Ancak bu değişim, kemik sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilen hareketsiz yaşam tarzlarına doğru daha büyük bir eğilime de yol açtı. İskelet gücü ve genel kemik sağlığı, uzun süreli oturma, yetersiz egzersiz ve aşırı ekran süresinin neden olduğu kötü duruş kemik sağlığını olumsuz etkiliyor.Kemikleri güçlendirme, kemiklerdeki iltihabı azaltmak için günlük yaşamınızda bazı değişimler yapmanız öneriliyor. Özellikle hareketsiz yaşam kemik sağlığın olumsuz etkiliyor.Bu davranışlar, özellikle yaşlı kişilerde, kemik yoğunluğunun azalmasına ve kırık ve osteoporoz riskinin artmasına neden olabilir.Hareketsiz olmak, kemik yoğunluğunu korumak için çok önemli olan kemiklerdeki mekanik zorlanmayı azaltır. Fiziksel stres olmadığında, kemik erimesi meydana gelir ve bu da kemik dokusunu oluşturulabileceğinden daha hızlı parçalayarak zamanla kemikleri zayıflatır.Ayrıca, uzun süre oturmaktan veya bir cihaz kullanmaktan kaynaklanan kötü duruş, omurga ve diğer eklemlerde gerginliğe neden olabilir ve bu da eklemlerde sertlik ve sırt ağrısı gibi sorunlara yol açabilir.Kemik sağlığı, kalsiyum ve D vitamini açısından zengin bir diyet gerektirir. İyi kalsiyum kaynakları süt ürünleri, yapraklı yeşillikler ve güçlendirilmiş yemeklerdir; iyi D vitamini kaynakları güneş ışığı ve yumurta ve yağlı balık gibi yiyeceklerdir.Tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumlar gibi magnezyum açısından zengin yiyecekleri dahil etmek kemik yoğunluğunu daha da korumaya yardımcı olabilir.Zencefil ve zerdeçal içeren iltihap önleyici bitkisel ilaçlar, kemiklerdeki iltihabı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, özellikle eksikliğe yatkın kişiler için kalsiyum ve D vitamini gibi takviyeler alınması da önerilebilir.Rutininize düzenli egzersiz eklemek, kemiklerinizi güçlü ve genel sağlığınız için önemlidir. Aşağıdaki egzersizler kemiklerinizi güçlendirmenize yardımcı olacaktır:1. Ağırlık taşıma egzersizleri: Kemik yoğunluğunu artıran ve koruyan egzersizler arasında koşu, yürüyüş, dans ve trekking bulunur.
2. Güç antrenmanı: Ağırlık veya direnç bantlarıyla direnç egzersizleri yaparak kemiklerinizi ve kaslarınızı geliştirebilirsiniz.3. Pilates ve yoga: Bu düşük etkili egzersizler gücü, esnekliği ve dengeyi artırmaya yardımcı olur; bunların hepsi kemik sağlığı için iyidir.
4. Tai Chi: Denge ve koordinasyonu artırarak, bu hafif egzersiz kırık ve düşme sıklığını azaltabilir.5. Yüzme ve su aerobiği: Bu egzersizlerin eklemler üzerinde çok az etkisi vardır ve sağlam bir fiziksel meydan okuma sunar.Bu alışkanlıkları günlük hayata entegre ederek, insanlar kemik sağlıklarını büyük ölçüde iyileştirebilir, hareketsiz bir yaşam tarzının olumsuz sonuçlarını azaltabilir ve dijital çağda daha sağlam bir iskelet yapısı garanti edebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/muD67NG5LUuNtmSLyvEFqA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğanın, güçlü, vitamini, kaynağı, Kemiklerdeki, iltihabı, söküyor, ağrıyı, azaltıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/muD67NG5LUuNtmSLyvEFqA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Doğanın en güçlü D vitamini kaynağı! Kemiklerdeki iltihabı söküyor, ağrıyı azaltıyor"><p>Teknolojiye olan güvenimiz, dijital çağda çalışma, iletişim kurma ve zaman geçirme şeklimizi tamamen değiştirdi. Ancak bu değişim, kemik sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabilen hareketsiz yaşam tarzlarına doğru daha büyük bir eğilime de yol açtı. İskelet gücü ve genel kemik sağlığı, uzun süreli oturma, yetersiz egzersiz ve aşırı ekran süresinin neden olduğu kötü duruş kemik sağlığını olumsuz etkiliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ls4rVieGzUeAklLdPmTjFw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemikleri güçlendirme, kemiklerdeki iltihabı azaltmak için günlük yaşamınızda bazı değişimler yapmanız öneriliyor. Özellikle hareketsiz yaşam kemik sağlığın olumsuz etkiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wLPLx-PUjUqrHQtZ5o_cSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu davranışlar, özellikle yaşlı kişilerde, kemik yoğunluğunun azalmasına ve kırık ve osteoporoz riskinin artmasına neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1LdPTA7ZiEiCFC17lF_xOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hareketsiz olmak, kemik yoğunluğunu korumak için çok önemli olan kemiklerdeki mekanik zorlanmayı azaltır. Fiziksel stres olmadığında, kemik erimesi meydana gelir ve bu da kemik dokusunu oluşturulabileceğinden daha hızlı parçalayarak zamanla kemikleri zayıflatır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PmULIQlfXEGMyDqXojW4LA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, uzun süre oturmaktan veya bir cihaz kullanmaktan kaynaklanan kötü duruş, omurga ve diğer eklemlerde gerginliğe neden olabilir ve bu da eklemlerde sertlik ve sırt ağrısı gibi sorunlara yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nb3LoyA5DUyzURBwRAwZYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik sağlığı, kalsiyum ve D vitamini açısından zengin bir diyet gerektirir. İyi kalsiyum kaynakları süt ürünleri, yapraklı yeşillikler ve güçlendirilmiş yemeklerdir; iyi D vitamini kaynakları güneş ışığı ve yumurta ve yağlı balık gibi yiyeceklerdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5-eNPSHvcU6FkcwYXx9nyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tam tahıllar, kuruyemişler ve tohumlar gibi magnezyum açısından zengin yiyecekleri dahil etmek kemik yoğunluğunu daha da korumaya yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/r04BNSbAZk-qk78oeUTegQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zencefil ve zerdeçal içeren iltihap önleyici bitkisel ilaçlar, kemiklerdeki iltihabı ve ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca, özellikle eksikliğe yatkın kişiler için kalsiyum ve D vitamini gibi takviyeler alınması da önerilebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IdyzJXvfaEuRdXtATl3c8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Rutininize düzenli egzersiz eklemek, kemiklerinizi güçlü ve genel sağlığınız için önemlidir. Aşağıdaki egzersizler kemiklerinizi güçlendirmenize yardımcı olacaktır:1. Ağırlık taşıma egzersizleri: Kemik yoğunluğunu artıran ve koruyan egzersizler arasında koşu, yürüyüş, dans ve trekking bulunur.
2. Güç antrenmanı: Ağırlık veya direnç bantlarıyla direnç egzersizleri yaparak kemiklerinizi ve kaslarınızı geliştirebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oIj7iaBwgUKRlAg7fmQadQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>3. Pilates ve yoga: Bu düşük etkili egzersizler gücü, esnekliği ve dengeyi artırmaya yardımcı olur; bunların hepsi kemik sağlığı için iyidir.
4. Tai Chi: Denge ve koordinasyonu artırarak, bu hafif egzersiz kırık ve düşme sıklığını azaltabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MQJGaFRAlU-jwgRM_Q5p1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>5. Yüzme ve su aerobiği: Bu egzersizlerin eklemler üzerinde çok az etkisi vardır ve sağlam bir fiziksel meydan okuma sunar.Bu alışkanlıkları günlük hayata entegre ederek, insanlar kemik sağlıklarını büyük ölçüde iyileştirebilir, hareketsiz bir yaşam tarzının olumsuz sonuçlarını azaltabilir ve dijital çağda daha sağlam bir iskelet yapısı garanti edebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>“Midem ağrıyor” dedi, midesinden çıkanlar şoke etti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/midem-agriyor-dedi-midesinden-cikanlar-soke-etti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/midem-agriyor-dedi-midesinden-cikanlar-soke-etti</guid>
<description><![CDATA[ Kayseri’de mide ağrısı şikayetiyle hastaneye giden çocuğun midesinden çıkarılanlar, doktorları hayrete düşürdü. 15 yaşındaki çocuğun midesinden 4 metal tatlı kaşığı ile 1 çivi çıkarıldı. Erkek çocuk, tedavisinin ardından taburcu edildi.Kayseri’de 15 yaşındaki erkek çocuğun midesinden 4 metal kaşıkla bir çivi çıktı.
Kentte, bir aile çocuklarının mide şikayeti üzerine hastaneye başvurdu.
Kayseri Şehir Hastanesi’nde yapılan incelemede çocuğun midesinde 4 metal tatlı kaşığı ve 1 çivi görüldü.Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Erman Dörterler ve ekibi tarafından yaklaşık 2 saat süren operasyonda çocuğun midesindeki kaşıklar ve çivi çıkarıldı.
Erkek çocuğu tedavisinin ardından taburcu edildi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5WQstmJF00GpHpaxF9z5Qg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>“Midem, ağrıyor”, dedi, midesinden, çıkanlar, şoke, etti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5WQstmJF00GpHpaxF9z5Qg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="“Midem ağrıyor” dedi, midesinden çıkanlar şoke etti"><p>Kayseri’de mide ağrısı şikayetiyle hastaneye giden çocuğun midesinden çıkarılanlar, doktorları hayrete düşürdü. 15 yaşındaki çocuğun midesinden 4 metal tatlı kaşığı ile 1 çivi çıkarıldı. Erkek çocuk, tedavisinin ardından taburcu edildi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FTIY5D-LjUeRI_870ERdUQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kayseri’de 15 yaşındaki erkek çocuğun midesinden 4 metal kaşıkla bir çivi çıktı.
Kentte, bir aile çocuklarının mide şikayeti üzerine hastaneye başvurdu.
Kayseri Şehir Hastanesi’nde yapılan incelemede çocuğun midesinde 4 metal tatlı kaşığı ve 1 çivi görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZJrapzLkg0i8VMltSMNy-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Erman Dörterler ve ekibi tarafından yaklaşık 2 saat süren operasyonda çocuğun midesindeki kaşıklar ve çivi çıkarıldı.
Erkek çocuğu tedavisinin ardından taburcu edildi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları açıkladı: 1 bardak kahve içince neden tuvaletiniz geliyor?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-1-bardak-kahve-icince-neden-tuvaletiniz-geliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-acikladi-1-bardak-kahve-icince-neden-tuvaletiniz-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Sabahları güne lezzetli bir kahveyle başlamak harika bir tercih olabilir. Kahve en sık ve severek tüketilen içecekler arasında yer alıyor. Ancak dünya çapında milyonlarca insan bir bardak kahve içtikten sonra benzer bir durum yaşıyor.Sabah uyandığınızda ilk işiniz bir fincan kahve içmek oluyorsa siz de bu sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Kahve içmek bazı kişilerde hemen tuvalete gitme ihtiyacı yaratabiliyor. Bilim insanları yaptıkları araştırmalarda bunun ardında yatan gerçeği açıkladı.Kahve, sindirim sistemini uyararak bağırsak hareketlerini teşvik edebilir. Bunun nedeni, kahvenin kafein ve diğer bileşenlerinin bağırsaklardaki hareketliliği artırmasıdır.Doktor Hussain Ahmad, kahve içmenin vücutta nasıl değişikliklere yol açtığını anlattı.Dr. Ahmad, &quot;Kahve içmek, kafeinin kolonunuzu hareketlendirmesi ve atıkların sisteminizde hareket hızını artırması nedeniyle daha sık tuvalete gitme ihtiyacınızı artırabilir.&quot; dedi.Kafeinsiz olanlar bile bu etkiye sahip olabilir, çünkü sindirim sisteminizi tetikleyebilecek asitler ve yağlar içerir.Bu yüzden birçok insan kahve içtikten sonra tuvalete çıkma isteği duyuyor.Gastroenterolog Kenneth Brown da bu sorunun sizi nasıl etkilediği hakkında konuştu. Dr. Brown, kafeinin kabızlık çekenler için doğal bir çözüm olabileceğini söylüyor. &quot;Ancak bazı kişilerde ishale de neden olabiliyor &quot; diyor.Ayrıca kafein mide asidi üretimini artırabilir, bu da mide ekşimesi veya asit reflüsüne neden olabilir, bu da rahatsız edici ve hatta ağrılı olabilir.
Dr. Brown, kahve çekirdeklerinin klorojenik asit adı verilen bir maddeye sahip olduğunu ve bunun bir tür antioksidan olduğunu açıkladı. &quot;Bu bileşik bağırsaktaki kasları uyararak bağırsak hareketlerini tetikleyebilir&quot; dedi.Ayrıca, N-alkanoyl-5-hidroksitriptamidler [nörotransmitter serotonin ile yakından ilişkili bir kimyasal], müshil görevi gören doğal olarak oluşan bileşiklerdir. Bu bileşikler, kolondaki su içeriğini ve kolon kaslarının kasılmalarını artırır.Bu bileşiklerin birleşimi bazı kişilerde aniden tuvalete gitme isteği yaratabilir, ancak aynı zamanda kabızlık için harika bir doğal çaredir.Kahvenin sindirim sisteminiz üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kahve içmekte zorluk çekiyorsanız, Dr. Ahmad ilk olarak tüketiminizi azaltmanızı öneriyor. &quot;Aç karnına içmekten kaçının veya farklı kahve çeşitlerini deneyin&quot; diye ekliyor. Dr. Brown, eğer bu sorunla mücadele etmek gerekirse, bu sorunun çözümünde büyük yardımı olacağını söylediği dört noktayı dile getirdi.Bir seferde daha az miktarda kahve içmeyi deneyin. Bu, sindirim rahatsızlığına neden olabilecek kahvedeki kafein ve diğer bileşenlerin miktarını azaltmaya yardımcı olabilir.Günün çeşitli saatlerinde kahve içmeyi deneyin. Sabahları kahve, midedeki hormonların rektumun kasılmasını söylediği gastro-kolik refleksi uyaracaktır.Farklı demleme yöntemlerini deneyin. Bazı insanlar soğuk demleme veya French press kahvenin normal filtre kahveden daha az mide rahatsızlığına neden olduğunu görüyor.Kahvenize çok fazla krema veya şeker eklemekten kaçının. Bunlar bazı kişilerde tetikleyici olabilir ve özellikle IBS (irritabl bağırsak sendromu) gibi sorunlarınız varsa mide rahatsızlığına katkıda bulunabilir.Kahvenin vücutta birçok etkisi olabilir, çünkü içerdiği kafein ve diğer bileşenler üzerinde çeşitli fiziksel ve zihinsel süreçlere etki eder. 

Kahve, kafein içeriği sayesinde merkezi sinir sistemini uyarır ve bu da uyanıklık, dikkat ve enerjiyi artırabilir. Kafein, adrenalin salgısını artırarak enerji seviyelerini yükseltebilir.
Metabolizmayı hızlandırabilir ve yağ yakımını teşvik edebilir. Kafein, termojenezi artırarak kalori yakımını destekleyebilir.
Bağırsak hareketlerini teşvik edebilir ve bazı insanlar için sindirim sistemini hızlandırabilir. Aynı zamanda gastrin hormonunun salgılanmasını artırabilir, bu da mide asidini artırabilir.Kafein, kalp atış hızını artırabilir ve kan basıncını geçici olarak yükseltebilir. Ancak, bu etkiler genellikle kısa süreli olup, düzenli tüketimde tolerans gelişebilir.
Kahve, zihinsel performansı geçici olarak artırabilir, konsantrasyonu ve hafızayı güçlendirebilir. Ancak, aşırı tüketim kaygı ve huzursuzluğa yol açabilir.
Kahve, önemli miktarda antioksidan içerir. Bu, hücrelerin serbest radikallerden korunmasına yardımcı olabilir ve bazı sağlık yararları sağlayabilir. Kafein, uyku düzenini etkileyebilir ve uykusuzluğa yol açabilir. Özellikle yatmadan birkaç saat önce kahve içilmesi tavsiye edilmez. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zvd-qc7MgkiRH8ooxUxe1Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, açıkladı:, bardak, kahve, içince, neden, tuvaletiniz, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zvd-qc7MgkiRH8ooxUxe1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları açıkladı: 1 bardak kahve içince neden tuvaletiniz geliyor?"><p>Sabahları güne lezzetli bir kahveyle başlamak harika bir tercih olabilir. Kahve en sık ve severek tüketilen içecekler arasında yer alıyor. Ancak dünya çapında milyonlarca insan bir bardak kahve içtikten sonra benzer bir durum yaşıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C8BQUeKup06nE6hwhXQFyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sabah uyandığınızda ilk işiniz bir fincan kahve içmek oluyorsa siz de bu sorunu yaşıyor olabilirsiniz. Kahve içmek bazı kişilerde hemen tuvalete gitme ihtiyacı yaratabiliyor. Bilim insanları yaptıkları araştırmalarda bunun ardında yatan gerçeği açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/owkE5WHLNkCBxu8QGIed9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kahve, sindirim sistemini uyararak bağırsak hareketlerini teşvik edebilir. Bunun nedeni, kahvenin kafein ve diğer bileşenlerinin bağırsaklardaki hareketliliği artırmasıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AkM4KkReSEaGrVop-utoaQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doktor Hussain Ahmad, kahve içmenin vücutta nasıl değişikliklere yol açtığını anlattı.Dr. Ahmad, "Kahve içmek, kafeinin kolonunuzu hareketlendirmesi ve atıkların sisteminizde hareket hızını artırması nedeniyle daha sık tuvalete gitme ihtiyacınızı artırabilir." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fns63LYyY0KKdc4uBllvMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kafeinsiz olanlar bile bu etkiye sahip olabilir, çünkü sindirim sisteminizi tetikleyebilecek asitler ve yağlar içerir.Bu yüzden birçok insan kahve içtikten sonra tuvalete çıkma isteği duyuyor.Gastroenterolog Kenneth Brown da bu sorunun sizi nasıl etkilediği hakkında konuştu. Dr. Brown, kafeinin kabızlık çekenler için doğal bir çözüm olabileceğini söylüyor. "Ancak bazı kişilerde ishale de neden olabiliyor " diyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/S2Zu0PFkj0GQr5ehV9D-mQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca kafein mide asidi üretimini artırabilir, bu da mide ekşimesi veya asit reflüsüne neden olabilir, bu da rahatsız edici ve hatta ağrılı olabilir.
Dr. Brown, kahve çekirdeklerinin klorojenik asit adı verilen bir maddeye sahip olduğunu ve bunun bir tür antioksidan olduğunu açıkladı. "Bu bileşik bağırsaktaki kasları uyararak bağırsak hareketlerini tetikleyebilir" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2g7fA02Ra0Ojg8fFTeGjDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca, N-alkanoyl-5-hidroksitriptamidler [nörotransmitter serotonin ile yakından ilişkili bir kimyasal], müshil görevi gören doğal olarak oluşan bileşiklerdir. Bu bileşikler, kolondaki su içeriğini ve kolon kaslarının kasılmalarını artırır.Bu bileşiklerin birleşimi bazı kişilerde aniden tuvalete gitme isteği yaratabilir, ancak aynı zamanda kabızlık için harika bir doğal çaredir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Mp9BKpwFq0i565Q8zauL4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kahvenin sindirim sisteminiz üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kahve içmekte zorluk çekiyorsanız, Dr. Ahmad ilk olarak tüketiminizi azaltmanızı öneriyor. "Aç karnına içmekten kaçının veya farklı kahve çeşitlerini deneyin" diye ekliyor. Dr. Brown, eğer bu sorunla mücadele etmek gerekirse, bu sorunun çözümünde büyük yardımı olacağını söylediği dört noktayı dile getirdi.Bir seferde daha az miktarda kahve içmeyi deneyin. Bu, sindirim rahatsızlığına neden olabilecek kahvedeki kafein ve diğer bileşenlerin miktarını azaltmaya yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0tuq864ld0WtXBiEFD_ktw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Günün çeşitli saatlerinde kahve içmeyi deneyin. Sabahları kahve, midedeki hormonların rektumun kasılmasını söylediği gastro-kolik refleksi uyaracaktır.Farklı demleme yöntemlerini deneyin. Bazı insanlar soğuk demleme veya French press kahvenin normal filtre kahveden daha az mide rahatsızlığına neden olduğunu görüyor.Kahvenize çok fazla krema veya şeker eklemekten kaçının. Bunlar bazı kişilerde tetikleyici olabilir ve özellikle IBS (irritabl bağırsak sendromu) gibi sorunlarınız varsa mide rahatsızlığına katkıda bulunabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aRCcc7FLp0memFxcDOluMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kahvenin vücutta birçok etkisi olabilir, çünkü içerdiği kafein ve diğer bileşenler üzerinde çeşitli fiziksel ve zihinsel süreçlere etki eder. 

Kahve, kafein içeriği sayesinde merkezi sinir sistemini uyarır ve bu da uyanıklık, dikkat ve enerjiyi artırabilir. Kafein, adrenalin salgısını artırarak enerji seviyelerini yükseltebilir.
Metabolizmayı hızlandırabilir ve yağ yakımını teşvik edebilir. Kafein, termojenezi artırarak kalori yakımını destekleyebilir.
Bağırsak hareketlerini teşvik edebilir ve bazı insanlar için sindirim sistemini hızlandırabilir. Aynı zamanda gastrin hormonunun salgılanmasını artırabilir, bu da mide asidini artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GZJnsDhaX0C5Em9NHysJ4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kafein, kalp atış hızını artırabilir ve kan basıncını geçici olarak yükseltebilir. Ancak, bu etkiler genellikle kısa süreli olup, düzenli tüketimde tolerans gelişebilir.
Kahve, zihinsel performansı geçici olarak artırabilir, konsantrasyonu ve hafızayı güçlendirebilir. Ancak, aşırı tüketim kaygı ve huzursuzluğa yol açabilir.
Kahve, önemli miktarda antioksidan içerir. Bu, hücrelerin serbest radikallerden korunmasına yardımcı olabilir ve bazı sağlık yararları sağlayabilir. Kafein, uyku düzenini etkileyebilir ve uykusuzluğa yol açabilir. Özellikle yatmadan birkaç saat önce kahve içilmesi tavsiye edilmez.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Erken hasat edildi! Sütle karıştırınca öksürüğü kesiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/erken-hasat-edildi-sutle-karistirinca-oeksurugu-kesiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/erken-hasat-edildi-sutle-karistirinca-oeksurugu-kesiyor</guid>
<description><![CDATA[ Konya&#039;nın Bozkır ilçesinde Toros Dağlarının zirvelerindeki arılıklarda bulunan kovanlara ayı dadanınca ballar erken hasat edildi. Sağlık açısından pek çok fayda sağlayan bal, tadıyla da severek tüketiliyor.Yediden yetmişe tüm aile fertleriyle arıcılık faaliyeti gerçekleştiren arıcı İbrahim Tontul, arılıkta sahiplendirdiği kovanların açımında cep telefonlarıyla çekimler yaparak çıkan balları sahiplerine ulaştırıyor.Bal hasadı sırasında arılığında açıklamalarda bulunan İbrahim Tontul, “Sahiplendirdiğim kovan Tuğba hanımın kovanı. İnşallah 3 aydır beklediğimiz an, bal alabilecek. Üç dört aydır bu kovana bakmış değiliz. Şimdi kovanı açıp durumuna bakacağız, bal çıkacak mı göreceğiz. Bulunduğumuz bölge 2 bin, 2 bin 500 rakım arası bir bölgedeyiz. Burada flora çeşitliliği çok fazla. O yüzden bu taraflara arıyı getirme sebebi buluyorum. Buranın bal durumu da kalitesi biraz daha farklı oluyor. Bu yılki bal hasadı önceki yıllara göre normalinden aşağı seviyelerde. Rakım düşük olan yerlerde bal aşırı derecede yoktu ama bizim burası maşallah gayet güzel. Bu yüksek rakımlı yörede dört bölgede arımız var ve bölgedeki arılığımızda ayı kardeşimiz için bir tane de ona sahiplendirdik. Doğaya saygımız olsun bir tane de o yesin diye bağrımızdan koptu ona ayırdık ama o altı tane kovan yemiş. Komple arılarımızı buraya kaldırdık” dedi.Sağlık açısından pek çok fayda sağlayan bal, tadıyla da severek tüketiliyor. Bal hücrelerin serbest radikallerden zarar görmesini önlemeye yardımcı olur ve güçlü bir antioksidan kaynağı olarak bilinidir.Antibakteriyel özelliği bulunur. Vücuttaki enfeksiyonlarla savaşır. Daha güçlü bir bağışıklığa sahip olmanıza yardımcı olur. Sindirim problemi çekenleri için idealdir. Çünkü sindirim sağlığını destekleyen enzimler içerir. Mide rahatsızlıklarını giderir ve rahatlatıcı bir etkisi olabilirDüzenli ve kararında bal tüketmek vücuttaki yaraların daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur. Ciltteki enfeksiyonları azaltabilir. Antibakteriyel özellikleri sayesinde, yaraların üzerine sürüldüğünde faydalı olabilir.Doğal enerji verici olan bal, egzersiz öncesi tüketildiğinde daha zinde hissetmenize yardımıc olabilir.Süt ya da bitki çayı gibi sıcak içeceklere bir kaşık eklendiğinde boğaz ağrısını hafifletebilir. Öksürüğü yatıştırabilir.UYARI! Balın bu faydalarına rağmen, şeker içeriği yüksek olduğundan aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Ayrıca, balın 1 yaşından küçük bebeklerde kullanılmaması gerektiğini unutmamak önemlidir, çünkü bal, botulizm riski taşıyabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6v3GsB6bn0u_GC4smfFKZg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:48 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Erken, hasat, edildi, Sütle, karıştırınca, öksürüğü, kesiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6v3GsB6bn0u_GC4smfFKZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Erken hasat edildi! Sütle karıştırınca öksürüğü kesiyor"><p>Konya'nın Bozkır ilçesinde Toros Dağlarının zirvelerindeki arılıklarda bulunan kovanlara ayı dadanınca ballar erken hasat edildi. Sağlık açısından pek çok fayda sağlayan bal, tadıyla da severek tüketiliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JdwyIFyT-U-rgkHzOp2bLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yediden yetmişe tüm aile fertleriyle arıcılık faaliyeti gerçekleştiren arıcı İbrahim Tontul, arılıkta sahiplendirdiği kovanların açımında cep telefonlarıyla çekimler yaparak çıkan balları sahiplerine ulaştırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZzJjW9I-LUWVJPV7gQNLIw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bal hasadı sırasında arılığında açıklamalarda bulunan İbrahim Tontul, “Sahiplendirdiğim kovan Tuğba hanımın kovanı. İnşallah 3 aydır beklediğimiz an, bal alabilecek. Üç dört aydır bu kovana bakmış değiliz. Şimdi kovanı açıp durumuna bakacağız, bal çıkacak mı göreceğiz. Bulunduğumuz bölge 2 bin, 2 bin 500 rakım arası bir bölgedeyiz. Burada flora çeşitliliği çok fazla. O yüzden bu taraflara arıyı getirme sebebi buluyorum. Buranın bal durumu da kalitesi biraz daha farklı oluyor. Bu yılki bal hasadı önceki yıllara göre normalinden aşağı seviyelerde. Rakım düşük olan yerlerde bal aşırı derecede yoktu ama bizim burası maşallah gayet güzel. Bu yüksek rakımlı yörede dört bölgede arımız var ve bölgedeki arılığımızda ayı kardeşimiz için bir tane de ona sahiplendirdik. Doğaya saygımız olsun bir tane de o yesin diye bağrımızdan koptu ona ayırdık ama o altı tane kovan yemiş. Komple arılarımızı buraya kaldırdık” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2HbHnuI5DkaEmgufV8EFeQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlık açısından pek çok fayda sağlayan bal, tadıyla da severek tüketiliyor. Bal hücrelerin serbest radikallerden zarar görmesini önlemeye yardımcı olur ve güçlü bir antioksidan kaynağı olarak bilinidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fuVj0w4nU0SvsV97wcGDpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antibakteriyel özelliği bulunur. Vücuttaki enfeksiyonlarla savaşır. Daha güçlü bir bağışıklığa sahip olmanıza yardımcı olur. Sindirim problemi çekenleri için idealdir. Çünkü sindirim sağlığını destekleyen enzimler içerir. Mide rahatsızlıklarını giderir ve rahatlatıcı bir etkisi olabilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sxCsjQJi4E6LOGf5feocBQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenli ve kararında bal tüketmek vücuttaki yaraların daha hızlı iyileşmesine yardımcı olur. Ciltteki enfeksiyonları azaltabilir. Antibakteriyel özellikleri sayesinde, yaraların üzerine sürüldüğünde faydalı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QgC1IsoC1Uap2GMUhfcpmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğal enerji verici olan bal, egzersiz öncesi tüketildiğinde daha zinde hissetmenize yardımıc olabilir.Süt ya da bitki çayı gibi sıcak içeceklere bir kaşık eklendiğinde boğaz ağrısını hafifletebilir. Öksürüğü yatıştırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wfs06cftDE-rofEI27RHJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>UYARI! Balın bu faydalarına rağmen, şeker içeriği yüksek olduğundan aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır. Ayrıca, balın 1 yaşından küçük bebeklerde kullanılmaması gerektiğini unutmamak önemlidir, çünkü bal, botulizm riski taşıyabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzun boy sanıldığı kadar iyi değilmiş! Uzmanlar açıkladı: Her 10 santimde risk artıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzun-boy-sanildigi-kadar-iyi-degilmis-uzmanlar-acikladi-her-10-santimde-risk-artiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzun-boy-sanildigi-kadar-iyi-degilmis-uzmanlar-acikladi-her-10-santimde-risk-artiyor</guid>
<description><![CDATA[ Kanser riski ve boy uzunluğu arasında bir ilişki olabileceğini hiç düşündünüz mü? Uzmanlara göre çok uzun boylu olmak kişiye dezavantaj sağlayabilir. Hatta bazı kanser türlerine yakalanma olasılığını artırabilir.Dünya Kanser Araştırma Fonu&#039;na göre boy ile kanser gelişme ihtimali arasında güçlü bir bağlantı var. Yapılan araştırmalara göre uzun boylu kişiler pankreas, kalın bağırsak, rahim (endometriyum), yumurtalık, prostat, böbrek, cilt (melanom) ve meme (menopoz öncesi ve sonrası) kanserlerini geliştirmeye daha yatkın olabilir.Amerika&#039;da yapılan araştırmaya göre uzun boylu olmak, kişiye bir dezavantaj sağlayabilir. Araştırmayı yapanlar, vücutlarında daha fazla hücre bulunması nedeniyle uzun boyla insanların kansere yakalanma riskinin daha fazla olduğu görüşünde.California Riverside Üniversitesinden Biyoloji Profesörü Dr. Leonard Nunney&#039;in yaptığı araştırma, ortalama boydan her 10 santimetre uzunluğun, kişinin kansere yakalanma olasılığını yüzde 10 oranında artırdığını ortaya koydu.Kadınlar için ortalama boyun 162, erkekler için 175 santimetre olarak tanımlandığı araştırmada, bunun nedeni olarak, uzunların vücutlarında mutasyona uğrayabilecek ve kansere yol açabilecek daha fazla hücreye sahip olmaları gösterildi.Nunney, araştırma çerçevesinde kadın ve erkekler için 10 binden fazla vakayı içeren bir dizi veriyi inceleyerek test edilen 23 kanser türünden 18&#039;inde, kişinin vücudundaki hücre sayısıyla kansere yakalanma riski arasında ilişki olduğunu tespit etti.Araştırmada ayrıca uzun kadınlar için kansere yakalanma olasılığının (yüzde 12) erkeklerden (yüzde 9) daha yüksek olduğuna, uzunluk ve kanser arasındaki bağın en çok kolon, böbrek ve lenf kanserlerinde görüldüğüne dikkat çekildi.Bulguların, uzun boyun, pıhtı, kalp rahatsızlığı ve diyabet dahil çeşitli sağlık sorunları riskini arttırabileceğine ilişkin daha önce yapılan araştırmayla tutarlılık gösterdiği ifade edildi.Öte yandan geçtiğimiz yıllarda Oxford Üniversitesi bilim insanları bir milyondan fazla kadın üzerinde yapılan çalışmaların, uzun boylu olmak ile en yaygın kanser türlerinin görülmesi arasında bir bağlantı olduğuna işaret ettiğini açıklamıştı.Araştırmaya göre kadınlarda ortalama uzunluk olarak belirlenen 152 santimetrenin üzerindeki her 10 santimetre kanser riskini yüzde 16 artırıyor.Lancet Oncology dergisinde yayımlanan çalışmanın bulguları büyümeyi kontrol eden kimyasalların tümörleri etkileyebilme ihtimaline işaret ediyor.İngiliz kanser araştırmaları vakfı Cancer Research UK, uzun boylu kişilerin yalnızca bu çalışma nedeniyle ciddi endişeye kapılmalarının yersiz olacağını açıkladı.Oxford Üniversitesi araştırmacıları bu çalışma için 1996 ve 2001 yılları arasında 1,3 milyon orta yaşlı kadının vakası üzerinde inceleme yaptı.Araştırmada sık görülen 10 kanser türü ile uzun boylu olma arasında bağlantı kuruldu.Buna göre boyu 180 santimetreye yaklaşan kadınların kansere yakalanma riskleri yüzde 37 daha fazla.Araştırma yalnızca kadınlar üzerine odaklanırken, bilim adamları uzun boylu olma ile kanser arasındaki bağlantının erkekler için de geçerli olduğunu söylüyor.Bilim adamları, bu bağlantıyı erkekleri de kapsayan 10 kadar benzer araştırmanın sonuçlarına bakarak kurduklarını belirtiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ip2gP7HOgkGZGDhsF6DdCw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzun, boy, sanıldığı, kadar, iyi, değilmiş, Uzmanlar, açıkladı:, Her, santimde, risk, artıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ip2gP7HOgkGZGDhsF6DdCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzun boy sanıldığı kadar iyi değilmiş! Uzmanlar açıkladı: Her 10 santimde risk artıyor"><p>Kanser riski ve boy uzunluğu arasında bir ilişki olabileceğini hiç düşündünüz mü? Uzmanlara göre çok uzun boylu olmak kişiye dezavantaj sağlayabilir. Hatta bazı kanser türlerine yakalanma olasılığını artırabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/usOaX3qQU0KSJ_cODqcs6g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Kanser Araştırma Fonu'na göre boy ile kanser gelişme ihtimali arasında güçlü bir bağlantı var. Yapılan araştırmalara göre uzun boylu kişiler pankreas, kalın bağırsak, rahim (endometriyum), yumurtalık, prostat, böbrek, cilt (melanom) ve meme (menopoz öncesi ve sonrası) kanserlerini geliştirmeye daha yatkın olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pVi9gZg9LkiCu4_Mj4EBUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Amerika'da yapılan araştırmaya göre uzun boylu olmak, kişiye bir dezavantaj sağlayabilir. Araştırmayı yapanlar, vücutlarında daha fazla hücre bulunması nedeniyle uzun boyla insanların kansere yakalanma riskinin daha fazla olduğu görüşünde.California Riverside Üniversitesinden Biyoloji Profesörü Dr. Leonard Nunney'in yaptığı araştırma, ortalama boydan her 10 santimetre uzunluğun, kişinin kansere yakalanma olasılığını yüzde 10 oranında artırdığını ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rRZkO7AR40uLes0NYC4o-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kadınlar için ortalama boyun 162, erkekler için 175 santimetre olarak tanımlandığı araştırmada, bunun nedeni olarak, uzunların vücutlarında mutasyona uğrayabilecek ve kansere yol açabilecek daha fazla hücreye sahip olmaları gösterildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AxQn4vL0JUiEScmbE_SgSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nunney, araştırma çerçevesinde kadın ve erkekler için 10 binden fazla vakayı içeren bir dizi veriyi inceleyerek test edilen 23 kanser türünden 18'inde, kişinin vücudundaki hücre sayısıyla kansere yakalanma riski arasında ilişki olduğunu tespit etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oslguS9FAk21yR1mTxgiYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmada ayrıca uzun kadınlar için kansere yakalanma olasılığının (yüzde 12) erkeklerden (yüzde 9) daha yüksek olduğuna, uzunluk ve kanser arasındaki bağın en çok kolon, böbrek ve lenf kanserlerinde görüldüğüne dikkat çekildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kJVo5tP93UGbauzKCJp6Ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bulguların, uzun boyun, pıhtı, kalp rahatsızlığı ve diyabet dahil çeşitli sağlık sorunları riskini arttırabileceğine ilişkin daha önce yapılan araştırmayla tutarlılık gösterdiği ifade edildi.Öte yandan geçtiğimiz yıllarda Oxford Üniversitesi bilim insanları bir milyondan fazla kadın üzerinde yapılan çalışmaların, uzun boylu olmak ile en yaygın kanser türlerinin görülmesi arasında bir bağlantı olduğuna işaret ettiğini açıklamıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v5I-Q1d0jEeayaBy6b0x3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmaya göre kadınlarda ortalama uzunluk olarak belirlenen 152 santimetrenin üzerindeki her 10 santimetre kanser riskini yüzde 16 artırıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lTHFpswrTU6jBxvamWIpKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lancet Oncology dergisinde yayımlanan çalışmanın bulguları büyümeyi kontrol eden kimyasalların tümörleri etkileyebilme ihtimaline işaret ediyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GFdBRcAtX0e6IHdmOY9qnQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İngiliz kanser araştırmaları vakfı Cancer Research UK, uzun boylu kişilerin yalnızca bu çalışma nedeniyle ciddi endişeye kapılmalarının yersiz olacağını açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P9qGsfR5HUSjcbJCfbbkXQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Oxford Üniversitesi araştırmacıları bu çalışma için 1996 ve 2001 yılları arasında 1,3 milyon orta yaşlı kadının vakası üzerinde inceleme yaptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/p8VYU2qr7EK_AtWVySGghA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmada sık görülen 10 kanser türü ile uzun boylu olma arasında bağlantı kuruldu.Buna göre boyu 180 santimetreye yaklaşan kadınların kansere yakalanma riskleri yüzde 37 daha fazla.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B3IgMc8FOEyoZsbhKbo-aA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma yalnızca kadınlar üzerine odaklanırken, bilim adamları uzun boylu olma ile kanser arasındaki bağlantının erkekler için de geçerli olduğunu söylüyor.Bilim adamları, bu bağlantıyı erkekleri de kapsayan 10 kadar benzer araştırmanın sonuçlarına bakarak kurduklarını belirtiyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyanın en ucuz ve süper gıdası! Damarda biriken yağı söküyor, kan şekerini dengeliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-ucuz-ve-super-gidasi-damarda-biriken-yagi-soekuyor-kan-sekerini-dengeliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyanin-en-ucuz-ve-super-gidasi-damarda-biriken-yagi-soekuyor-kan-sekerini-dengeliyor</guid>
<description><![CDATA[ Vücudunuzdaki magnezyum, B vitamini, fosfor, manganez, demir eksiliğini gidermeniz için sağlıklı besinlerden faydalanmanız gerekir. Dünyada süper gıda olarak bilinen ve hem ucuz hem de vitamin deposu olan bir besin var ki vücuda faydaları saymakla bitmiyor. Sindirim sağlığından kemik sağlığına etkili olan bu besin, damarlarda yağ birikmesini de önlüyor.Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için doğanın gücünden faydalanabilirsiniz. Doğada yetişen bazı gıdalar, sağlığınız için mucize etkiler yaratabilir. Özellikle magnezyum eksikliği çekenler, vücuduna doğal vitamin depolamak isteyenler bu besini mutlaka tüketmeli.Dünyada en ucuz ve süper gıda olarak tanımlanan bu tahıl adeta her derde deva.Magnezyum, vücutta birçok önemli işlevi olan ve sağlığı destekleyen bir mineraldir. Kemik sağlığından, sindirim sağlığına kadar pek çok alanda fayda sağlar. Magnezyum eksikliği çeşitli belirtilerde kendini gösterebilir. Magnezyum eksikliği kasların düzenli çalışmasını bozabilir ve bu da kas kramplarına, spazmlara ve titremelere yol açabilir.Yorgun ve halsiz hissetmenize sebep olabilir.Magnezyum eksikliği baş ağrılarını artırır. Migren ataklarını tetikler.Uyku kalitesinde bozulmalara neden olabilir ve uykusuzluk veya kötü uyku düzeni ile ilişkili olabilir.Sindirim sistemini etkileyebilir. Magnezyum eksikliği sinir sistemini etkileyebilir ve huzursuzluk, anksiyete, depresyon ve sinirsel irritabilite gibi ruhsal sorunlara yol açabilir.Yüksek tansiyon (hipertansiyon) magnezyum eksikliği ile ilişkilidir. Magnezyum eksikliği, kan basıncının düzenlenmesini zorlaştırabilir.Bu gibi pek çok neden magnezyum eksikliğinin belirtileri olarak kabul edilir.Magnezyum eksikliğini önlemek için piyasada pek çok takviye ürün bulunur. Ancak magnezyumu besinler yoluyla da karşılayabilirsiniz&quot;Süper gıda&quot; olarak görülen eski bir tahıl hem ucuz fiyatı hem de zengin magnezyum içeriği ile özelliğiyle vücuda oldukça faydalı. Magnezyumu bazı besinler yoluyla vücudunuza yükleyebilirsiniz. Darı da en güçlü magnezyum kaynaklarından biri.Darı, önemli vitaminler (B grubu vitaminleri, özellikle niasin ve folat) ve mineraller (demir, magnezyum, fosfor) açısından zengindir. Bu besin maddeleri enerji üretimi, kemik sağlığı ve genel vücut fonksiyonları için gereklidir.Darı sindirimi son derece kolaydır, glisemik indeksi düşüktür ve tokluk hissi yaratır. Demir ve lif içeriği yüksek bir tahıl olması nedeniyle oldukça sağlıklıdır. En zengin magnezyum kaynaklarından biridir. Aynı zamanda fosfor, manganez ve demir içerir.Serotonin seviyesini artıran esansiyel bir amino asit içerir , bu da mutluluk hormonunu artırması anlamına gelir. Bu gıda güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu için serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı koruma sağlar. Darının kan şekerini düzenleme özelliği haklı olarak yayılmıştır . İçerisindeki proteinin insülin duyarlılığını arttırdığı, kan şekeri ve trigliserit düzeylerini düşürdüğü ortaya çıktı.Darı, antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı azaltarak yaşlanmayı geciktirebilir ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağlayabilir.Darı kolayca sindirilebilir olduğundan ve yüksek diyet lifi içeriği bağırsakları temizlediğinden mideniz üzerinde son derece iyi bir etkiye sahiptir. Darı tohumlarında çözünür lif bulunur, bu lif kötü olan yani LDL yani kolesterol düzeyini düşürmeye yardımcı olur. Çünkü bu çözünür lif midede jel benzeri bir kütle oluşturur ve kolesterolün emilmesine izin vermez. Bu etki mekanizması ateroskleroz riskini azaltabilir.Darı, çeşitli yemeklerde kullanılabilir. Pişirilmiş olarak yemeklerde, çorbalarda veya salatalarda kullanılabilir. Ayrıca darı unundan yapılan ekmek ve diğer fırın ürünleri de mevcuttur.Dengeli bir diyetin parçası olarak tüketildiğinde, genel sağlığı destekleyebilir ve çeşitli sağlık sorunlarına karşı koruyucu bir rol oynayabilir. Ancak, herhangi bir sağlık sorunu veya özel bir diyet gereksiniminiz varsa, bir sağlık profesyoneline danışmanız en iyisidir.Darı denemek istiyorsanız, pişirmeden önce tohumları iyice yıkayın. Yıkanmış darıyı üç katı kadar suyla bir tencereye alın ve üzeri kapalı olarak 15-20 dakika yumuşayıncaya kadar pişirin. Yoğurt ve meyve ile kahvaltı için mükemmel bir enerji kaynağıdır. Ana yemeğin yanında garnitür olarak yiyebilir, pilav yerine onunla yiyebilir veya herhangi bir yemeği zenginleştirebilirsiniz. Tatlı olarak denemek isterseniz kakao, vanilya veya damla çikolata ile tatlandırabilirsiniz.ÖNEMLİ! Tiroid hastalığınız varsa ya da kronik başka bir hastalığınız varsa darı tüketmeden önce mutlaka bir hekime danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JcVhuOlWNEWvmw7yK8ewFA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyanın, ucuz, süper, gıdası, Damarda, biriken, yağı, söküyor, kan, şekerini, dengeliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JcVhuOlWNEWvmw7yK8ewFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Dünyanın en ucuz ve süper gıdası! Damarda biriken yağı söküyor, kan şekerini dengeliyor"><p>Vücudunuzdaki magnezyum, B vitamini, fosfor, manganez, demir eksiliğini gidermeniz için sağlıklı besinlerden faydalanmanız gerekir. Dünyada süper gıda olarak bilinen ve hem ucuz hem de vitamin deposu olan bir besin var ki vücuda faydaları saymakla bitmiyor. Sindirim sağlığından kemik sağlığına etkili olan bu besin, damarlarda yağ birikmesini de önlüyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H9s3cufMOUOSS00jD5Pz8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için doğanın gücünden faydalanabilirsiniz. Doğada yetişen bazı gıdalar, sağlığınız için mucize etkiler yaratabilir. Özellikle magnezyum eksikliği çekenler, vücuduna doğal vitamin depolamak isteyenler bu besini mutlaka tüketmeli.Dünyada en ucuz ve süper gıda olarak tanımlanan bu tahıl adeta her derde deva.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tLbkeht6JEy-RmM9-pnfGg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Magnezyum, vücutta birçok önemli işlevi olan ve sağlığı destekleyen bir mineraldir. Kemik sağlığından, sindirim sağlığına kadar pek çok alanda fayda sağlar. Magnezyum eksikliği çeşitli belirtilerde kendini gösterebilir. Magnezyum eksikliği kasların düzenli çalışmasını bozabilir ve bu da kas kramplarına, spazmlara ve titremelere yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V3AN-VP0z0yt2NawGioTeA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yorgun ve halsiz hissetmenize sebep olabilir.Magnezyum eksikliği baş ağrılarını artırır. Migren ataklarını tetikler.Uyku kalitesinde bozulmalara neden olabilir ve uykusuzluk veya kötü uyku düzeni ile ilişkili olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wZEVIrVjLkiPRfpyzFCIyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sindirim sistemini etkileyebilir. Magnezyum eksikliği sinir sistemini etkileyebilir ve huzursuzluk, anksiyete, depresyon ve sinirsel irritabilite gibi ruhsal sorunlara yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XjQYURGYiECoS-a8GhjDQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek tansiyon (hipertansiyon) magnezyum eksikliği ile ilişkilidir. Magnezyum eksikliği, kan basıncının düzenlenmesini zorlaştırabilir.Bu gibi pek çok neden magnezyum eksikliğinin belirtileri olarak kabul edilir.Magnezyum eksikliğini önlemek için piyasada pek çok takviye ürün bulunur. Ancak magnezyumu besinler yoluyla da karşılayabilirsiniz</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IGpkBv0lZ0GIM9heHEDtNg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>"Süper gıda" olarak görülen eski bir tahıl hem ucuz fiyatı hem de zengin magnezyum içeriği ile özelliğiyle vücuda oldukça faydalı. Magnezyumu bazı besinler yoluyla vücudunuza yükleyebilirsiniz. Darı da en güçlü magnezyum kaynaklarından biri.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SiQWzzyomUWe2uYhoP3m6w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Darı, önemli vitaminler (B grubu vitaminleri, özellikle niasin ve folat) ve mineraller (demir, magnezyum, fosfor) açısından zengindir. Bu besin maddeleri enerji üretimi, kemik sağlığı ve genel vücut fonksiyonları için gereklidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bPHCegdFM0y5O_tijGWaTA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Darı sindirimi son derece kolaydır, glisemik indeksi düşüktür ve tokluk hissi yaratır. Demir ve lif içeriği yüksek bir tahıl olması nedeniyle oldukça sağlıklıdır. En zengin magnezyum kaynaklarından biridir. Aynı zamanda fosfor, manganez ve demir içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x-Za9Vpc306hw-pa67Ci-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Serotonin seviyesini artıran esansiyel bir amino asit içerir , bu da mutluluk hormonunu artırması anlamına gelir. Bu gıda güçlü bir antioksidan etkiye sahip olduğu için serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı koruma sağlar. Darının kan şekerini düzenleme özelliği haklı olarak yayılmıştır . İçerisindeki proteinin insülin duyarlılığını arttırdığı, kan şekeri ve trigliserit düzeylerini düşürdüğü ortaya çıktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uZNDsD_y2E6RLLqrXEtzKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Darı, antioksidanlar açısından zengindir. Antioksidanlar, serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı azaltarak yaşlanmayı geciktirebilir ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağlayabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/t4hpY_VFOkCoI629eD-TyQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Darı kolayca sindirilebilir olduğundan ve yüksek diyet lifi içeriği bağırsakları temizlediğinden mideniz üzerinde son derece iyi bir etkiye sahiptir. Darı tohumlarında çözünür lif bulunur, bu lif kötü olan yani LDL yani kolesterol düzeyini düşürmeye yardımcı olur. Çünkü bu çözünür lif midede jel benzeri bir kütle oluşturur ve kolesterolün emilmesine izin vermez. Bu etki mekanizması ateroskleroz riskini azaltabilir.Darı, çeşitli yemeklerde kullanılabilir. Pişirilmiş olarak yemeklerde, çorbalarda veya salatalarda kullanılabilir. Ayrıca darı unundan yapılan ekmek ve diğer fırın ürünleri de mevcuttur.Dengeli bir diyetin parçası olarak tüketildiğinde, genel sağlığı destekleyebilir ve çeşitli sağlık sorunlarına karşı koruyucu bir rol oynayabilir. Ancak, herhangi bir sağlık sorunu veya özel bir diyet gereksiniminiz varsa, bir sağlık profesyoneline danışmanız en iyisidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lrU6r1JTDkaCG6gGa3XxKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Darı denemek istiyorsanız, pişirmeden önce tohumları iyice yıkayın. Yıkanmış darıyı üç katı kadar suyla bir tencereye alın ve üzeri kapalı olarak 15-20 dakika yumuşayıncaya kadar pişirin. Yoğurt ve meyve ile kahvaltı için mükemmel bir enerji kaynağıdır. Ana yemeğin yanında garnitür olarak yiyebilir, pilav yerine onunla yiyebilir veya herhangi bir yemeği zenginleştirebilirsiniz. Tatlı olarak denemek isterseniz kakao, vanilya veya damla çikolata ile tatlandırabilirsiniz.ÖNEMLİ! Tiroid hastalığınız varsa ya da kronik başka bir hastalığınız varsa darı tüketmeden önce mutlaka bir hekime danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>En güçlü antioksidan oymuş! Doğanın gençlik aşısı: Yaşlanmayı durduruyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/en-guclu-antioksidan-oymus-doganin-genclik-asisi-yaslanmayi-durduruyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/en-guclu-antioksidan-oymus-doganin-genclik-asisi-yaslanmayi-durduruyor</guid>
<description><![CDATA[ Hafif tatlı, çıtır çıtır ve sulu olan ahududuyu günlük diyetinize eklemek için geçerli pek çok neden var, çünkü harika besinlerin deposudurlar. Potasyum, omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar, flavonoidler gibi çeşitli besinleri barındıran ahududular, kan şekeri artışlarınızı kontrol altında tutabilen, kan basıncınızı kontrol altında tutabilen ve diyete bol miktarda lif katabilen, karşılaşabileceğiniz en besin açısından yoğun meyvelerden biridir.Ahududular, güçlü kemiklere ve parlak bir cilde yardımcı olabilen manganez açısından zengindir. Farklı renklerde gelirler ve daha koyu tonlar eklenen antioksidanlarla ilişkilidir.Siyah ahududular en fazla antioksidana sahipken, kırmızı ve altın rengi ahududular ikinci sırada gelir. Daha uzun yaşamak için diyetinize eklemeniz gereken bir meyve varsa, o da ahududu olmalıdır. İşte nedeni.Ahududu, C vitamini, kuersetin ve gallik asit gibi antioksidanların varlığı nedeniyle gezegendeki en sağlıklı meyvelerden biri olarak kabul edilir. Bu meyveyi düzenli olarak yemek sizi kansere, kalp hastalığına karşı koruyabilir ve yaşlanmayı tersine çevirebilir.Ahududu, şeker oranı düşük olduğu için diyabet dostu meyvelerden biridir. Doğal olarak tatlıdır ve tatlı isteklerini gidermek isteyen diyabet hastaları için ölçülü olarak yenmesi güvenlidir.Buna ek olarak, yüksek antioksidan seviyelerine sahip ahududular, tip 2 diyabet için bir risk faktörü olabilecek iltihabı önlemeye yardımcı olabilir.Ahududu, kan basıncını düşürmeye ve kalp fonksiyonunu korumaya yardımcı olabilen potasyum açısından zengindir. Ahudududaki omega-3 yağ asitleri ayrıca felç ve kalp sorunlarını önlemeye yardımcı olabilir.Ahududu, dışkıya hacim katarak kabızlığı önlemeye yardımcı olabilen çok yüksek lif içeriğine sahip olduğu için bağırsak sağlığınız için de harikadır.Ahududu yemek hafızanızı keskinleştirebilir ve bilişsel işlevleri geliştirebilir çünkü meyvede C ve E vitamini gibi yüksek düzeyde antioksidanlar bulunur ve bunlar nörolojik sağlık için harikalar yaratabilir.Ahududular kahvaltıdan akşam atıştırmalıklarına kadar öğünlerinizde çeşitli şekillerde yenebilir:1. Sütünüze ahududu ve badem, ceviz, kuru üzüm gibi en sevdiğiniz kuru meyveleri ekleyin ve besin açısından zengin bir smoothienin tadını çıkarın.
2. Lezzetli ve besleyici bir kahvaltı için yulaf ezmenize bol miktarda ahududu ekleyin
3. Lezzetli bir atıştırmalık için taze ahududuları granola ile birlikte yoğurda ekleyebilirsiniz
4. Gününüze enerjik bir başlangıç ​​yapmak için ahududulu krep de yapabilirsiniz ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/p5Ns_QVkYUyyZUnjAlOUlA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>güçlü, antioksidan, oymuş, Doğanın, gençlik, aşısı:, Yaşlanmayı, durduruyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/p5Ns_QVkYUyyZUnjAlOUlA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="En güçlü antioksidan oymuş! Doğanın gençlik aşısı: Yaşlanmayı durduruyor"><p>Hafif tatlı, çıtır çıtır ve sulu olan ahududuyu günlük diyetinize eklemek için geçerli pek çok neden var, çünkü harika besinlerin deposudurlar. Potasyum, omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar, flavonoidler gibi çeşitli besinleri barındıran ahududular, kan şekeri artışlarınızı kontrol altında tutabilen, kan basıncınızı kontrol altında tutabilen ve diyete bol miktarda lif katabilen, karşılaşabileceğiniz en besin açısından yoğun meyvelerden biridir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GC4VbQNaOUmyPBDOSg5Y_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ahududular, güçlü kemiklere ve parlak bir cilde yardımcı olabilen manganez açısından zengindir. Farklı renklerde gelirler ve daha koyu tonlar eklenen antioksidanlarla ilişkilidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DHWBud477EWHrsxVufYiQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siyah ahududular en fazla antioksidana sahipken, kırmızı ve altın rengi ahududular ikinci sırada gelir. Daha uzun yaşamak için diyetinize eklemeniz gereken bir meyve varsa, o da ahududu olmalıdır. İşte nedeni.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9Ic6zA4wsEKkXLX7uxAymw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ahududu, C vitamini, kuersetin ve gallik asit gibi antioksidanların varlığı nedeniyle gezegendeki en sağlıklı meyvelerden biri olarak kabul edilir. Bu meyveyi düzenli olarak yemek sizi kansere, kalp hastalığına karşı koruyabilir ve yaşlanmayı tersine çevirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oIOpOOF3SE-8eftu-1RxpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ahududu, şeker oranı düşük olduğu için diyabet dostu meyvelerden biridir. Doğal olarak tatlıdır ve tatlı isteklerini gidermek isteyen diyabet hastaları için ölçülü olarak yenmesi güvenlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2HfbH9SdqE-Mn3Q2Dh_Yww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Buna ek olarak, yüksek antioksidan seviyelerine sahip ahududular, tip 2 diyabet için bir risk faktörü olabilecek iltihabı önlemeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Mav1vUbgwk26nsDdO6z8NA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ahududu, kan basıncını düşürmeye ve kalp fonksiyonunu korumaya yardımcı olabilen potasyum açısından zengindir. Ahudududaki omega-3 yağ asitleri ayrıca felç ve kalp sorunlarını önlemeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TOwSp9225k6ht8B-8sDzuQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ahududu, dışkıya hacim katarak kabızlığı önlemeye yardımcı olabilen çok yüksek lif içeriğine sahip olduğu için bağırsak sağlığınız için de harikadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3Fo4kG9ZmE6dOfuHeEtScQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ahududu yemek hafızanızı keskinleştirebilir ve bilişsel işlevleri geliştirebilir çünkü meyvede C ve E vitamini gibi yüksek düzeyde antioksidanlar bulunur ve bunlar nörolojik sağlık için harikalar yaratabilir.Ahududular kahvaltıdan akşam atıştırmalıklarına kadar öğünlerinizde çeşitli şekillerde yenebilir:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xuwJj8e4mUO57l9139wWSg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1. Sütünüze ahududu ve badem, ceviz, kuru üzüm gibi en sevdiğiniz kuru meyveleri ekleyin ve besin açısından zengin bir smoothienin tadını çıkarın.
2. Lezzetli ve besleyici bir kahvaltı için yulaf ezmenize bol miktarda ahududu ekleyin
3. Lezzetli bir atıştırmalık için taze ahududuları granola ile birlikte yoğurda ekleyebilirsiniz
4. Gününüze enerjik bir başlangıç ​​yapmak için ahududulu krep de yapabilirsiniz</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ABD&amp;apos;li uzmanlar açıkladı: Çok tatlı yemek şeker hastası yapar mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/abdli-uzmanlar-acikladi-cok-tatli-yemek-seker-hastasi-yapar-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/abdli-uzmanlar-acikladi-cok-tatli-yemek-seker-hastasi-yapar-mi</guid>
<description><![CDATA[ Şekerlemelerden pastalara, şerbetli ya da sütlü tatlılara karşı koyabilmek zordur. Özellikle diyabet konusunda artan endişelerle birlikte, çok fazla tatlı tüketmenin bu kronik rahatsızlığı geliştirme riskini gerçekten artırıp artırmadığını anlamak önemlidir. Peki, Çok fazla tatlı yemek diyabet riskini artırabilir mi?İnsanların en sık sorduğu sorulardan biri, çok fazla şeker yemenin doğrudan diyabete neden olup olmadığıdır. Cevap basit bir &quot;evet&quot; veya &quot;hayır&quot;dan daha karmaşıktır.
Amerikan Diyabet Derneği&#039;ne göre, Tip 1 diyabet, vücudun bağışıklık sisteminin insülin üreten hücrelere saldırdığı bir otoimmün rahatsızlıktır ve şeker tüketiminden kaynaklanmaz. Öte yandan, daha yaygın olan Tip 2 diyabet, diyet de dahil olmak üzere yaşam tarzı faktörleriyle yakından bağlantılıdır.Şeker oranı yüksek bir diyetin, Tip 2 diyabet için önemli bir risk faktörü olan obeziteye yol açabileceğine inanılmaktadır. Aşırı şeker tüketimi, özellikle hayati organları çevreleyen viseral yağ formunda kilo alımına neden olabilir.Bu tür yağ, vücudun hücrelerinin insüline daha az tepki vermesiyle sonuçlanan ve daha yüksek kan şekeri seviyelerine ve sonunda Tip 2 diyabete yol açan bir durum olan insülin direnciyle ilişkilidir.En endişe verici şeker kaynaklarından biri şekerli içeceklerdir. Journal of Diabetes Investigations&#039;da yayınlanan araştırma, düzenli olarak şekerli içecekler tüketen kişilerin Tip 2 diyabet geliştirme riskinin önemli ölçüde daha yüksek olduğunu buldu. Çalışma, günde bir veya iki şekerli içecek tüketmenin bile riski %26&#039;ya kadar artırabileceğini vurguladı.Bunun arkasındaki sebep, şekerli içeceklerin kan şekeri seviyelerinde hızlı artışlara neden olması ve zamanla insülin direncine yol açmasıdır.
Bu içecekler çok az besin değeri sağlar veya hiç sağlamaz, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu gerekli besinleri sunmadan kilo alımına katkıda bulunur. Şekerli içecekleri sınırlamak, diyabet riskini azaltmada kritik bir adımdır.Meyve ve sebzelerde bulunan doğal şekerler ile işlenmiş gıdalarda bulunan ilave şekerler arasında ayrım yapmak önemlidir.Şekerlemeler, fırınlanmış ürünler ve tatlandırılmış tahıllardaki gibi ilave şekerler, aşırı tüketildiğinde özellikle zararlıdır. İlave şeker oranı yüksek diyetler, diyabetin öncüsü olan insülin direncinin artmasına yol açabilirİnsülin direnci, vücudun hücreleri kan şekeri seviyelerini düzenlemekten sorumlu hormon olan insüline etkili bir şekilde yanıt veremediğinde ortaya çıkar. Sonuç olarak pankreas telafi etmek için daha fazla insülin üretir, ancak zamanla bu daha yüksek kan şekeri seviyelerine ve sonunda Tip 2 diyabete yol açabilir.Aşırı şeker tüketiminin diyabet riskini artırabileceği açık olsa da, şekerin kendi başına kötü olmadığını belirtmek önemlidir. Anahtar, ölçülü olmak ve dengeli bir diyet sürdürmektir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şekerlerin günlük toplam enerji alımınızın %10&#039;undan daha azını ve ideal olarak ek sağlık yararları için %5&#039;ten daha azını oluşturmasını önermektedir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ituPSKHZyEKBdyOw8avN9w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ABDli, uzmanlar, açıkladı:, Çok, tatlı, yemek, şeker, hastası, yapar, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ituPSKHZyEKBdyOw8avN9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="ABD'li uzmanlar açıkladı: Çok tatlı yemek şeker hastası yapar mı?"><p>Şekerlemelerden pastalara, şerbetli ya da sütlü tatlılara karşı koyabilmek zordur. Özellikle diyabet konusunda artan endişelerle birlikte, çok fazla tatlı tüketmenin bu kronik rahatsızlığı geliştirme riskini gerçekten artırıp artırmadığını anlamak önemlidir. Peki, Çok fazla tatlı yemek diyabet riskini artırabilir mi?</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hoGz_MHvFUGRaYmsQmkrJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsanların en sık sorduğu sorulardan biri, çok fazla şeker yemenin doğrudan diyabete neden olup olmadığıdır. Cevap basit bir "evet" veya "hayır"dan daha karmaşıktır.
Amerikan Diyabet Derneği'ne göre, Tip 1 diyabet, vücudun bağışıklık sisteminin insülin üreten hücrelere saldırdığı bir otoimmün rahatsızlıktır ve şeker tüketiminden kaynaklanmaz. Öte yandan, daha yaygın olan Tip 2 diyabet, diyet de dahil olmak üzere yaşam tarzı faktörleriyle yakından bağlantılıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ylkl1qpg70qeKbCGxCIzrQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şeker oranı yüksek bir diyetin, Tip 2 diyabet için önemli bir risk faktörü olan obeziteye yol açabileceğine inanılmaktadır. Aşırı şeker tüketimi, özellikle hayati organları çevreleyen viseral yağ formunda kilo alımına neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mho3oEBmy0y7m39-wps_4A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu tür yağ, vücudun hücrelerinin insüline daha az tepki vermesiyle sonuçlanan ve daha yüksek kan şekeri seviyelerine ve sonunda Tip 2 diyabete yol açan bir durum olan insülin direnciyle ilişkilidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5pYqg_FKLUmyh9Em_h_yRA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>En endişe verici şeker kaynaklarından biri şekerli içeceklerdir. Journal of Diabetes Investigations'da yayınlanan araştırma, düzenli olarak şekerli içecekler tüketen kişilerin Tip 2 diyabet geliştirme riskinin önemli ölçüde daha yüksek olduğunu buldu. Çalışma, günde bir veya iki şekerli içecek tüketmenin bile riski %26'ya kadar artırabileceğini vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oRyfH1pGsEGVRGDV8W8niA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bunun arkasındaki sebep, şekerli içeceklerin kan şekeri seviyelerinde hızlı artışlara neden olması ve zamanla insülin direncine yol açmasıdır.
Bu içecekler çok az besin değeri sağlar veya hiç sağlamaz, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu gerekli besinleri sunmadan kilo alımına katkıda bulunur. Şekerli içecekleri sınırlamak, diyabet riskini azaltmada kritik bir adımdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tO8RV6qgvE-Aulq8yWJcYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Meyve ve sebzelerde bulunan doğal şekerler ile işlenmiş gıdalarda bulunan ilave şekerler arasında ayrım yapmak önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/y-QA20RKn0GNMndjP-LkAw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şekerlemeler, fırınlanmış ürünler ve tatlandırılmış tahıllardaki gibi ilave şekerler, aşırı tüketildiğinde özellikle zararlıdır. İlave şeker oranı yüksek diyetler, diyabetin öncüsü olan insülin direncinin artmasına yol açabilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z9gzpF9_PkW9RwRq2nrTog.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İnsülin direnci, vücudun hücreleri kan şekeri seviyelerini düzenlemekten sorumlu hormon olan insüline etkili bir şekilde yanıt veremediğinde ortaya çıkar. Sonuç olarak pankreas telafi etmek için daha fazla insülin üretir, ancak zamanla bu daha yüksek kan şekeri seviyelerine ve sonunda Tip 2 diyabete yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iMyQkhd4uUSoP9vicIJoaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aşırı şeker tüketiminin diyabet riskini artırabileceği açık olsa da, şekerin kendi başına kötü olmadığını belirtmek önemlidir. Anahtar, ölçülü olmak ve dengeli bir diyet sürdürmektir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şekerlerin günlük toplam enerji alımınızın %10'undan daha azını ve ideal olarak ek sağlık yararları için %5'ten daha azını oluşturmasını önermektedir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Saç boyalarındaki büyük tehlike! İçindeki bu madde ölüm saçıyor, iç organlara kadar yayılıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sac-boyalarindaki-buyuk-tehlike-icindeki-bu-madde-oelum-saciyor-ic-organlara-kadar-yayiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sac-boyalarindaki-buyuk-tehlike-icindeki-bu-madde-oelum-saciyor-ic-organlara-kadar-yayiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Saçın rengini değiştirmek ya da beyaz saç tellerini kapatmak için uygulanan saç boyaları sağlığınız için ciddi bir tehdit oluşturabilir. Saç boyalarının içerisinde kimyasal bileşenler bulunur. Özellikle de bazı saç boyaları yüksek oradan oksitleyiciler içerir. Bu oksitleyiciler hızlıca saç derisinden emilerek vücudunuza yayılabilir ve bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Hatta ölüme kadar götürebilir.Saç boyası, saç rengini değiştirmek veya mevcut rengini tazelemek amacıyla kullanılan kimyasal veya doğal bir üründür.
Genellikle saçın üzerine sürülerek uygulanır ve kimyasal bileşenler yardımıyla saç telindeki pigmentleri etkiler, böylece istenilen renk elde edilir. Saç boyaları çeşitli renk seçenekleri sunar ve kalıcı, yarı kalıcı veya geçici olabilir.Kalıcı boyalar genellikle amonyak ve peroksit içerir, bu da saçın rengini kalıcı olarak değiştirir. Yarı kalıcı boyalar daha az kimyasal içerir ve rengi zamanla solarken geçici boyalar ise birkaç yıkama ile çıkar. Saç boyaları, saçın doğal rengini değiştirmek, gri saçları kapatmak veya farklı renk efektleri yaratmak için kullanılır.Saçlarınızın rengini değiştirmek ya da beyaz saç tellerini kapatmak için kullandığınız saç boyaları, yüksek oradan oksitleyiciler içeriyor. Bu oksitleyiciler hızlıca saç derisinden emilerek basit dermatit tarzı reaksiyonlardan ciddi ve yaşamı tehdit edici reaksiyonlara kadar pek çok sağlık sorununa yol açıyor.Koyu renk ve siyah boyalar daha yüksek oranda oksitleyici içerdiği için daha riskli olabiliyor. Burada en çok suçlanan madde parafenilendiamin denen kimyasal içerik oluyor.Kuaför ya da güzellik salonlarında saçlarınızı boyatırken saç diplerinde kaşıntı ve yanma hissi olabilir. Saç diplerine boya sürüldüğü anda başlayan bu yanma hissi alerjik reaksiyonlardan kaynaklı olabilir.Saç boyasının kaşıntı yapması içeriğindeki kimyasalların deri de oluşturduğu kontakt alerjik reaksiyon veya toksik alerjik reaksiyondan kaynaklanıyor. Bu nedenle alerjisi olanlar ya da hassas bir vücuda sahip olanların saç boyası gibi kimyasallardan uzak durması gerekiyor.Bazı kişilerde sadece kaşıntı bazı kişilerde kaşıntı ile birlikte kızarıklık yanma bazı kişilerde de bunlarla birlikte baş ağrısına kadar varan ve hatta tüm yüze kadar ve tüm vücuda kadar da yayılabilen ciddi reaksiyonlar ortaya çıkabilir.Saç boyaları çeşitli kimyasal maddelerin birleşimden oluşur. Eğer içeriğindeki kimyasala karşı o kişide ileri derecede bir hassasiyet varsa bazen ölümcül de olabilecek anafilaksi tarzı reaksiyonlara sebep olabilirSaç boyama işlemi sırasında herhangi bir kızarıklık, yanma, batma ve ya vücudunuzda herhangi bir değişiklik hissediyorsanız çok vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız gerekiyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l2hxXJC8p0ikC9fWvm-3Xw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Saç, boyalarındaki, büyük, tehlike, İçindeki, madde, ölüm, saçıyor, iç, organlara, kadar, yayılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/l2hxXJC8p0ikC9fWvm-3Xw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Saç boyalarındaki büyük tehlike! İçindeki bu madde ölüm saçıyor, iç organlara kadar yayılıyor"><p>Saçın rengini değiştirmek ya da beyaz saç tellerini kapatmak için uygulanan saç boyaları sağlığınız için ciddi bir tehdit oluşturabilir. Saç boyalarının içerisinde kimyasal bileşenler bulunur. Özellikle de bazı saç boyaları yüksek oradan oksitleyiciler içerir. Bu oksitleyiciler hızlıca saç derisinden emilerek vücudunuza yayılabilir ve bazı sağlık sorunlarına yol açabilir. Hatta ölüme kadar götürebilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wiU6bt13kkK4Rm_6Hv3h9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saç boyası, saç rengini değiştirmek veya mevcut rengini tazelemek amacıyla kullanılan kimyasal veya doğal bir üründür.
Genellikle saçın üzerine sürülerek uygulanır ve kimyasal bileşenler yardımıyla saç telindeki pigmentleri etkiler, böylece istenilen renk elde edilir. Saç boyaları çeşitli renk seçenekleri sunar ve kalıcı, yarı kalıcı veya geçici olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/OvIYROe1gkqHik7MkXZt8A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalıcı boyalar genellikle amonyak ve peroksit içerir, bu da saçın rengini kalıcı olarak değiştirir. Yarı kalıcı boyalar daha az kimyasal içerir ve rengi zamanla solarken geçici boyalar ise birkaç yıkama ile çıkar. Saç boyaları, saçın doğal rengini değiştirmek, gri saçları kapatmak veya farklı renk efektleri yaratmak için kullanılır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AK4Y-rPuzk-X1W0naIvMFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saçlarınızın rengini değiştirmek ya da beyaz saç tellerini kapatmak için kullandığınız saç boyaları, yüksek oradan oksitleyiciler içeriyor. Bu oksitleyiciler hızlıca saç derisinden emilerek basit dermatit tarzı reaksiyonlardan ciddi ve yaşamı tehdit edici reaksiyonlara kadar pek çok sağlık sorununa yol açıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-7kgPIreQ0ePearPww2A3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Koyu renk ve siyah boyalar daha yüksek oranda oksitleyici içerdiği için daha riskli olabiliyor. Burada en çok suçlanan madde parafenilendiamin denen kimyasal içerik oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GRCKVP5450SxrNhCLeamkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuaför ya da güzellik salonlarında saçlarınızı boyatırken saç diplerinde kaşıntı ve yanma hissi olabilir. Saç diplerine boya sürüldüğü anda başlayan bu yanma hissi alerjik reaksiyonlardan kaynaklı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PjQW3oQm30y-3OBwD2lDVw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saç boyasının kaşıntı yapması içeriğindeki kimyasalların deri de oluşturduğu kontakt alerjik reaksiyon veya toksik alerjik reaksiyondan kaynaklanıyor. Bu nedenle alerjisi olanlar ya da hassas bir vücuda sahip olanların saç boyası gibi kimyasallardan uzak durması gerekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/R5XbjAMLukWJGo6eObjaiw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bazı kişilerde sadece kaşıntı bazı kişilerde kaşıntı ile birlikte kızarıklık yanma bazı kişilerde de bunlarla birlikte baş ağrısına kadar varan ve hatta tüm yüze kadar ve tüm vücuda kadar da yayılabilen ciddi reaksiyonlar ortaya çıkabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/447SyP8jeUmKgEjIBtv1eA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saç boyaları çeşitli kimyasal maddelerin birleşimden oluşur. Eğer içeriğindeki kimyasala karşı o kişide ileri derecede bir hassasiyet varsa bazen ölümcül de olabilecek anafilaksi tarzı reaksiyonlara sebep olabilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2PyM4Or-sUOJXZZsxrSHKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saç boyama işlemi sırasında herhangi bir kızarıklık, yanma, batma ve ya vücudunuzda herhangi bir değişiklik hissediyorsanız çok vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmanız gerekiyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yemeklerin vazgeçilmez ikilisi ama bu zararını bilen yok! Meğer reflü, gastrit ve ülseri tetikliyormuş</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yemeklerin-vazgecilmez-ikilisi-ama-bu-zararini-bilen-yok-meger-reflu-gastrit-ve-ulseri-tetikliyormus</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yemeklerin-vazgecilmez-ikilisi-ama-bu-zararini-bilen-yok-meger-reflu-gastrit-ve-ulseri-tetikliyormus</guid>
<description><![CDATA[ Yemeklerin yanında iyi bir eşlikçi olarak servis edilen sarımsaklı yoğurt genellikle vücuda faydalarıyla bilinir. Çünkü hem yoğurt hem de sarımsak tek başına güçlü vitamin kaynaklarıdır. Ancak bu ikilinin bir araya gelmesi bazı sağlık sorunlarına da yol açabilir. Bu nedenle sarımsaklı yoğurt tüketirkeN  aşırIya kaçmamak önemlidir. Peki, sarımsaklı yoğurt tüketmek zararlı mı? İşte yanıtı...Hem yoğurtdun hem de sarımsağın vücuda faydaları saymakla bitmiyor. Doğal antibiyoik olarak bilinen sarımsak vücudu hastalıklara karşı koruyor.
Yoğurt en güçlü probiyotik kaynaklarından biri ve iyi bir sindirim düzenleyici. Bu ikili bir araya geldiğinde tam bir şifa deposuna dönüşüyor. Ancak sarımsaklı yoğurdun aşırı tüketimi bazı sağlık sorunlarına da yol açabiliyorHealth Benefits and Risks of Garlic: A Review of Clinical Studies&quot; (2021) isimli makalede yer alanlara göre bazı besinlerin birleşimi midenizde hassasiyet oluşturabilir.&quot; diyor. Sarımsaklı yoğurtta bu besinlerden biriAşırı sarımsaklı yoğurt tüketimi mide asidini artırabilir. Bu durum da mide de yanma, mide ekşimesi ve sindirim sistemi sorunlarına neden olabilir. Eğer kronik mide rahatsızlıklarınız reflü, gastrit veya ülser gibi sorunlarınız varsa sarımsaklı yoğurdu dikkatli tüketmek gerekiyor.Sarımsak tüketimi bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ciltte döküntü, kaşıntı veya nefes darlığı gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Eğer sarımsaklı yoğurdun içine tuz eklenmişse, fazla tuz tüketimi tansiyon sorunlarına veya böbrek problemlerine yol açabilir.Yoğurt, laktoz içerir ve laktoz intoleransı olan kişilerde sindirim problemlerine yol açabilir. Eğer laktoz intoleransınız varsa, sarımsaklı yoğurdu tüketirken dikkatli olmalısınız veya laktozsuz alternatiflerini tercih edebilirsiniz.Sarımsaklı yoğurt, bazı kişilerde gastrit veya reflü gibi mide problemlerini tetikleyebilir. Özellikle mide rahatsızlıkları yaşayanlar için dikkatli olunmalıdır.Sarımsaklı yoğurdun tansiyon üzerindeki etkisi ile ilgili bilimsel araştırmalar sürmektedir ancak henüz kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. Bazı araştırmalar sarımsağın tansiyonu düşürücü etkisinden dolayı sarımsaklı yoğurdun da tansiyonu düşürebileceğini öne sürmektedir.Ancak tansiyon problemleri olan kişilerin sarımsaklı yoğurt gibi besinleri tüketmeden önce doktorlarına danışmaları önerilmektedir. Çünkü her besin herkese aynı etkiyi yapmayabilir ve bazı besinler ilaçlarla etkileşime girebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PYuda4l4D0GIIvTmGZLYsw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yemeklerin, vazgeçilmez, ikilisi, ama, zararını, bilen, yok, Meğer, reflü, gastrit, ülseri, tetikliyormuş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PYuda4l4D0GIIvTmGZLYsw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yemeklerin vazgeçilmez ikilisi ama bu zararını bilen yok! Meğer reflü, gastrit ve ülseri tetikliyormuş"><p>Yemeklerin yanında iyi bir eşlikçi olarak servis edilen sarımsaklı yoğurt genellikle vücuda faydalarıyla bilinir. Çünkü hem yoğurt hem de sarımsak tek başına güçlü vitamin kaynaklarıdır. Ancak bu ikilinin bir araya gelmesi bazı sağlık sorunlarına da yol açabilir. Bu nedenle sarımsaklı yoğurt tüketirkeN  aşırIya kaçmamak önemlidir. Peki, sarımsaklı yoğurt tüketmek zararlı mı? İşte yanıtı...</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IHy07Wf8pEGlWuSsyYWGWQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hem yoğurtdun hem de sarımsağın vücuda faydaları saymakla bitmiyor. Doğal antibiyoik olarak bilinen sarımsak vücudu hastalıklara karşı koruyor.
Yoğurt en güçlü probiyotik kaynaklarından biri ve iyi bir sindirim düzenleyici. Bu ikili bir araya geldiğinde tam bir şifa deposuna dönüşüyor. Ancak sarımsaklı yoğurdun aşırı tüketimi bazı sağlık sorunlarına da yol açabiliyor</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/77nIcGZtUkC1LAAwaC3_Gg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Health Benefits and Risks of Garlic: A Review of Clinical Studies" (2021) isimli makalede yer alanlara göre bazı besinlerin birleşimi midenizde hassasiyet oluşturabilir." diyor. Sarımsaklı yoğurtta bu besinlerden biri</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C-ZWqb3TRUCfNOJMz6h0jQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aşırı sarımsaklı yoğurt tüketimi mide asidini artırabilir. Bu durum da mide de yanma, mide ekşimesi ve sindirim sistemi sorunlarına neden olabilir. Eğer kronik mide rahatsızlıklarınız reflü, gastrit veya ülser gibi sorunlarınız varsa sarımsaklı yoğurdu dikkatli tüketmek gerekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LPZf8kMuXECdkVjZZowcPg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sarımsak tüketimi bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Ciltte döküntü, kaşıntı veya nefes darlığı gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Eğer sarımsaklı yoğurdun içine tuz eklenmişse, fazla tuz tüketimi tansiyon sorunlarına veya böbrek problemlerine yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fYk4ePOdI0Wql1LOfu8opA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yoğurt, laktoz içerir ve laktoz intoleransı olan kişilerde sindirim problemlerine yol açabilir. Eğer laktoz intoleransınız varsa, sarımsaklı yoğurdu tüketirken dikkatli olmalısınız veya laktozsuz alternatiflerini tercih edebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jQ793nZl5EWK4u-eyqxJpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sarımsaklı yoğurt, bazı kişilerde gastrit veya reflü gibi mide problemlerini tetikleyebilir. Özellikle mide rahatsızlıkları yaşayanlar için dikkatli olunmalıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lGG5ZKKjKEatOFeZkvcI-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sarımsaklı yoğurdun tansiyon üzerindeki etkisi ile ilgili bilimsel araştırmalar sürmektedir ancak henüz kesin bir sonuca ulaşılamamıştır. Bazı araştırmalar sarımsağın tansiyonu düşürücü etkisinden dolayı sarımsaklı yoğurdun da tansiyonu düşürebileceğini öne sürmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gH4-l1Z3VEWzZfOd5qZaTg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak tansiyon problemleri olan kişilerin sarımsaklı yoğurt gibi besinleri tüketmeden önce doktorlarına danışmaları önerilmektedir. Çünkü her besin herkese aynı etkiyi yapmayabilir ve bazı besinler ilaçlarla etkileşime girebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ispanakla karıştırılıyor, vücudu zehirliyor! Bitkinin köklerine dikkat: Yiyen soluğu hastanede alıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ispanakla-karistiriliyor-vucudu-zehirliyor-bitkinin-koeklerine-dikkat-yiyen-solugu-hastanede-aliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ispanakla-karistiriliyor-vucudu-zehirliyor-bitkinin-koeklerine-dikkat-yiyen-solugu-hastanede-aliyor</guid>
<description><![CDATA[ Eylül ayının gelmesiyle birlikte ıspanak tezgâhlarda yerini aldı. Geleneksel tıpta güzellik ve sağlık amaçlı kullanılan bir bitki olarak bilinen &quot;Güzelavrat otu&quot; ıspanakla karıştırılarak zehirlenmelere sebebiyet veriyor. Bu iki otun ayrımını yaprak için köklerine dikkat etmek gerekiyor.Güzelavrat otu, ıspanakla benzer görünümü nedeniyle yanlışlıkla tüketildiğinde ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.Geleneksel tıpta güzellik ve sağlık amaçlı kullanılan bir bitki olarak bilinen &quot;Güzelavrat otu&quot; ıspanakla karıştırılarak zehirlenmelere sebebiyet veriyor. Geçtiğimiz yıllarda bu iki bitkiyi karıştıran vatandaşlar soluğu hastanelerde almıştı.Bilimsel adı ‘Huperzia serrata’ olsa da halk arasında ‘güzelavrat otu’ olarak bilinen bitki, ıspanak ile benzer yaprak yapısına sahip olduğu için oldukça dikkat gerektiriyor. Vatandaşlar bu iki bitki arasındaki ayrımı yapmada zorluk çekebiliyor.Güzelavrat otunun yanlışlıkla tüketilmesi sonucunda mide bulantısı, kusma, baş dönmesi ve ciddi zehirlenme belirtilerine yol açabiliyor. Esnaf ve uzman görüşlerin ortak paydası ise bu tarz riskli bitkilerin kişisel toplanmasından ziyade bilinen ve güvenilir kaynaklardan temin edilmesi yönünde.Sivas’ta sebze halinde 30 yıldır esnaflık yapan Ahmet Şarkışla, “Bugünden itibaren ıspanak sezonu açıldı. Bilinçsiz toplanan ıspanakta farklı otlar olabilir. Güzelavrat otu ıspanağa benziyor ama bunun üstadı neyin ne olduğunu bilir. Bu iki otun ayrımı köklerinden belli olur. Bizim sattıklarımızda kesinlikle yabani ot olmaz ama vatandaş kendi toplarken farkında olmadan yanlış ot toplayabilir” dedi.Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tolga Karaköy ise yaptığı açıklamada, “Doğada farklı familyalardan oluşan ancak birbirine benzeyen bitkiler aynı şey zannedilerek tüketilebiliyor. Çünkü pancar zannedilerek tüketilen güzelavrat otu veya buna benzer bitkilerde zehirlenme vakaları söz konusu olabiliyor. Bu bitkiler tüketilirken uzmanlarına danışılmalı. Bununla birlikte şahsen de rast geliyorum.Vatandaşlar yol kenarında araçlarından inip bu ve buna benzer bitkileri topluyorlar. Bu o kadar sağlıksız bir durum ki. Oradan birçok araç geçiyor. Egzozdan çıkan gazlar, sürekli sürtünmeye bağlı lastik ve asfalttan sıçrayan kalıntılar yağan yağmur sularıyla birlikte yanlara doğru taşınıyor. Bu bitkiler de son derece sağlıksız bir hale geliyor. Haliyle son derece sağlıksız bir durum ortaya çıkıyor” ifadelerine yer verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lfj7uvF4mE2-uprcwS6FCQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ispanakla, karıştırılıyor, vücudu, zehirliyor, Bitkinin, köklerine, dikkat:, Yiyen, soluğu, hastanede, alıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Lfj7uvF4mE2-uprcwS6FCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Ispanakla karıştırılıyor, vücudu zehirliyor! Bitkinin köklerine dikkat: Yiyen soluğu hastanede alıyor"><p>Eylül ayının gelmesiyle birlikte ıspanak tezgâhlarda yerini aldı. Geleneksel tıpta güzellik ve sağlık amaçlı kullanılan bir bitki olarak bilinen "Güzelavrat otu" ıspanakla karıştırılarak zehirlenmelere sebebiyet veriyor. Bu iki otun ayrımını yaprak için köklerine dikkat etmek gerekiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-Vk9juNjlEuJSetvf_UjgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güzelavrat otu, ıspanakla benzer görünümü nedeniyle yanlışlıkla tüketildiğinde ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AZezWm6oj0Ox5OSo_0aIpQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geleneksel tıpta güzellik ve sağlık amaçlı kullanılan bir bitki olarak bilinen "Güzelavrat otu" ıspanakla karıştırılarak zehirlenmelere sebebiyet veriyor. Geçtiğimiz yıllarda bu iki bitkiyi karıştıran vatandaşlar soluğu hastanelerde almıştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TcgRib-sNkmGnPcS2k_1uA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilimsel adı ‘Huperzia serrata’ olsa da halk arasında ‘güzelavrat otu’ olarak bilinen bitki, ıspanak ile benzer yaprak yapısına sahip olduğu için oldukça dikkat gerektiriyor. Vatandaşlar bu iki bitki arasındaki ayrımı yapmada zorluk çekebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/haErWm5A3ECtDHo2MoMS5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güzelavrat otunun yanlışlıkla tüketilmesi sonucunda mide bulantısı, kusma, baş dönmesi ve ciddi zehirlenme belirtilerine yol açabiliyor. Esnaf ve uzman görüşlerin ortak paydası ise bu tarz riskli bitkilerin kişisel toplanmasından ziyade bilinen ve güvenilir kaynaklardan temin edilmesi yönünde.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qYcBgjXOA06v9tGSkQsHjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivas’ta sebze halinde 30 yıldır esnaflık yapan Ahmet Şarkışla, “Bugünden itibaren ıspanak sezonu açıldı. Bilinçsiz toplanan ıspanakta farklı otlar olabilir. Güzelavrat otu ıspanağa benziyor ama bunun üstadı neyin ne olduğunu bilir. Bu iki otun ayrımı köklerinden belli olur. Bizim sattıklarımızda kesinlikle yabani ot olmaz ama vatandaş kendi toplarken farkında olmadan yanlış ot toplayabilir” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6y_YpJPY9kilrWyRSQOXJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tolga Karaköy ise yaptığı açıklamada, “Doğada farklı familyalardan oluşan ancak birbirine benzeyen bitkiler aynı şey zannedilerek tüketilebiliyor. Çünkü pancar zannedilerek tüketilen güzelavrat otu veya buna benzer bitkilerde zehirlenme vakaları söz konusu olabiliyor. Bu bitkiler tüketilirken uzmanlarına danışılmalı. Bununla birlikte şahsen de rast geliyorum.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K67mU2cacUaNymHD01uzhw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vatandaşlar yol kenarında araçlarından inip bu ve buna benzer bitkileri topluyorlar. Bu o kadar sağlıksız bir durum ki. Oradan birçok araç geçiyor. Egzozdan çıkan gazlar, sürekli sürtünmeye bağlı lastik ve asfalttan sıçrayan kalıntılar yağan yağmur sularıyla birlikte yanlara doğru taşınıyor. Bu bitkiler de son derece sağlıksız bir hale geliyor. Haliyle son derece sağlıksız bir durum ortaya çıkıyor” ifadelerine yer verdi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul&amp;apos;da 150 milyon liralık kaçak ilaç ele geçirildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-150-milyon-liralik-kacak-ilac-ele-gecirildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-150-milyon-liralik-kacak-ilac-ele-gecirildi</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul&#039;da, çok sayıda kaçak ilaç ele geçirilen operasyonda, 2 şüpheli gözaltına alındı.İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Türkiye&#039;ye girişi ve satışı yasak olan ilaçların tedarik edilip, piyasaya sürüleceğini tespit etti.  Teknik ve fiziki takip yapan ekipler, kaçak ilaçların Fatih&#039;te bir ikamet adresinde depolandığını belirledi.  Ekipler, yapılan çalışmaların tamamlanmasının ardından belirlenen adrese düzenledikleri operasyonda, 2 şüpheliyi yakaladı.  Adreste yapılan aramalarda piyasa değeri 150 milyon lira olduğu değerlendirilen kanser, diyabet ve böbrek hastalıklarının tedavilerinde kullanılan 72 bin 761 kaçak ilaç ele geçirildi.  Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen 2 şüpheli, adli kontrol hükümleri uygulanıp, serbest bırakıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cC3HZ4SM20GDPIumK2rhug.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İstanbulda, 150, milyon, liralık, kaçak, ilaç, ele, geçirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cC3HZ4SM20GDPIumK2rhug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İstanbul'da 150 milyon liralık kaçak ilaç ele geçirildi"><p>İstanbul'da, çok sayıda kaçak ilaç ele geçirilen operasyonda, 2 şüpheli gözaltına alındı.</p>İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Türkiye'ye girişi ve satışı yasak olan ilaçların tedarik edilip, piyasaya sürüleceğini tespit etti.  Teknik ve fiziki takip yapan ekipler, kaçak ilaçların Fatih'te bir ikamet adresinde depolandığını belirledi.  Ekipler, yapılan çalışmaların tamamlanmasının ardından belirlenen adrese düzenledikleri operasyonda, 2 şüpheliyi yakaladı.  Adreste yapılan aramalarda piyasa değeri 150 milyon lira olduğu değerlendirilen kanser, diyabet ve böbrek hastalıklarının tedavilerinde kullanılan 72 bin 761 kaçak ilaç ele geçirildi.  Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen 2 şüpheli, adli kontrol hükümleri uygulanıp, serbest bırakıldı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yanlış sünnet edilen çocuk, kasığından alınan deriyle tedavi edildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yanlis-sunnet-edilen-cocuk-kasigindan-alinan-deriyle-tedavi-edildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yanlis-sunnet-edilen-cocuk-kasigindan-alinan-deriyle-tedavi-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Sünnet sırasında penisinin derisi yanlışlıkla kesilen 4 yaşındaki çocuk, Kayseri Şehir Hastanesi&#039;nde cildinden yapılan yamayla tedavi edildi.Ailesiyle Niğde&#039;de yaşayan 4 yaşındaki Mehmet&#039;in sünnet sırasında yanlışlıkla penis derisi tamamen kesildi.  Bunun üzerine çocuk, ailesi tarafından Kayseri Şehir Hastanesi&#039;ne götürüldü.  Burada kasığından alınan deri, penisine yama yapılan çocuğun hastanedeki tedavisi sürüyor.  Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Erman Dörterler, çocuğun, &quot;merdiven altı&quot; diye tabir edilen bir yerde, hekimin bulunmadığı ortamda sünnet edildiğini söyledi.  Sünnet sırasında penis derisinin tamamının kesildiğini tespit ettiklerini belirten Dörterler, şunları anlattı:  &quot;Hastamız, ileri merkez olduğu için buraya sevk edildi. Hastanın ciddi bir problemi vardı. Biz tedavilerini yaptıktan sonra ameliyata aldık. Sünnet derisi tamamen köküne kadar kesilmişti, yanlış sünnetten dolayı. Bu, çocuk için ciddi bir sorun olacaktı. Çocuğun kasık bölgesinden cilt alarak yani kabaca ciltten yama yaparak operasyonu gerçekleştirdik, gayet başarılı geçti. Cilt greftimiz tuttu.&quot; &quot;SÜNNET, CERRAHİ BİR İŞLEMDİR&quot;  Her çocuğun bu kadar şanslı olmayabileceğine dikkati çeken Dörterler, &quot;Daha ciddi problemler görüyoruz, sık sık bunlara da rastlıyoruz. Ailelere önerim, sünneti cerrahlar tarafından hastane koşullarında, ameliyathanede yaptırmaları. Toplum olarak sünnetin bir cerrahi işlem olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Henüz bu bilinç düzeyi oluşmadı. Tekrar tekrar söylüyorum, bizim başımıza gelmez demeyin. Bir kez olur ve çocuğun hayatı kararır. Herkes bu çocuk kadar şanslı olmayabilir.&quot; diye konuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n41al_xBr0eNe5wp7-y0Yw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yanlış, sünnet, edilen, çocuk, kasığından, alınan, deriyle, tedavi, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/n41al_xBr0eNe5wp7-y0Yw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Yanlış sünnet edilen çocuk, kasığından alınan deriyle tedavi edildi"><p>Sünnet sırasında penisinin derisi yanlışlıkla kesilen 4 yaşındaki çocuk, Kayseri Şehir Hastanesi'nde cildinden yapılan yamayla tedavi edildi.</p><p>Ailesiyle Niğde'de yaşayan 4 yaşındaki Mehmet'in sünnet sırasında yanlışlıkla penis derisi tamamen kesildi.  Bunun üzerine çocuk, ailesi tarafından Kayseri Şehir Hastanesi'ne götürüldü.  Burada kasığından alınan deri, penisine yama yapılan çocuğun hastanedeki tedavisi sürüyor.  Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi ve Ürolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Erman Dörterler, çocuğun, "merdiven altı" diye tabir edilen bir yerde, hekimin bulunmadığı ortamda sünnet edildiğini söyledi.  Sünnet sırasında penis derisinin tamamının kesildiğini tespit ettiklerini belirten Dörterler, şunları anlattı:  "Hastamız, ileri merkez olduğu için buraya sevk edildi. Hastanın ciddi bir problemi vardı. Biz tedavilerini yaptıktan sonra ameliyata aldık. Sünnet derisi tamamen köküne kadar kesilmişti, yanlış sünnetten dolayı. Bu, çocuk için ciddi bir sorun olacaktı. Çocuğun kasık bölgesinden cilt alarak yani kabaca ciltten yama yaparak operasyonu gerçekleştirdik, gayet başarılı geçti. Cilt greftimiz tuttu." </p><p><strong>"SÜNNET, CERRAHİ BİR İŞLEMDİR"</strong>  Her çocuğun bu kadar şanslı olmayabileceğine dikkati çeken Dörterler, "Daha ciddi problemler görüyoruz, sık sık bunlara da rastlıyoruz. Ailelere önerim, sünneti cerrahlar tarafından hastane koşullarında, ameliyathanede yaptırmaları. Toplum olarak sünnetin bir cerrahi işlem olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Henüz bu bilinç düzeyi oluşmadı. Tekrar tekrar söylüyorum, bizim başımıza gelmez demeyin. Bir kez olur ve çocuğun hayatı kararır. Herkes bu çocuk kadar şanslı olmayabilir." diye konuştu. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Tatilde alınan kiloları vermenin 7 kuralı! Metabolizmayı harekete geçirip, hızlı yağ yakıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/tatilde-alinan-kilolari-vermenin-7-kurali-metabolizmayi-harekete-gecirip-hizli-yag-yakiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/tatilde-alinan-kilolari-vermenin-7-kurali-metabolizmayi-harekete-gecirip-hizli-yag-yakiyor</guid>
<description><![CDATA[ Yaz tatilinde porsiyon kontrolü yapmak ve yediklerinize dikkat etmek zor olabilir. Genellikle yaz mevsiminde diyet yapmak kolay değildir. Eğlence, seyahat, deniz ve havuz derken tüm alışkanlıklarınız birden değişebilir ve bu durumda kilo alımı kaçınılmaz olur. Ancak tatil dönüşünde eski formunuza geri kavuşmanın bir yolu var. Sadece 7 adımda aldığınız fazla kiloları kısa sürede verebilirsiniz.Tatilde aldığınız fazla kiloları geri vermek için tatil sonrasında günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirmeniz gerekir. Bu 7 kurala dikkat ederek yaşamınızı değiştirebilir ve beslenmenizi düzene sokabilirsiniz.Daha fazla sebze, meyve, tam tahıl ve sağlıklı yağlar tüketmeye özen gösterin. İşlenmiş gıdalardan ve şekerli yiyeceklerden kaçının. Porsiyonlarınızı küçültmek, kalori alımını kontrol etmenize yardımcı olabilir. Öğünlerinizi düzenli aralıklarla ve dengeli bir şekilde tüketin.Tatilde denize, havuza girerken ya da güneşlenirken öğün atlamış olabilirsiniz. Öğün atladığınız zaman metabolizmanız yavaşlar. Tatil dönüşü kilo vermek için metabolizmayı harekete geçirmek gerekir.Bu nedenle beslenmenizi düzene sokun. Ana öğünlerde protein kaynaklı beslenin. Ara öğünleri dahi atlamayın.Tatilde güneş ışınları ve sıcak hava sebebiyle vücudunuz su kaybetmiş olabilir. Vücudunuzun ihtiyacı olan su miktarını geri kazandırmak için her gün bol miktarda su tüketmeye başlayın.Su içerek vücudunuzun nem dengesini koruyun. Günde 2-3 litre su tüketerek metabolizma hızını artırın. Ayrıca su içerek vücudunuzdaki ödem ve toksinleri de kısa sürede atabilirsiniz. Tükettiğiniz su sağlığınızı korur ve kilo vermenizi sağlar.Tatil yaparken vücudunuz hareketsiz kalmış olabilir. Egzersiz yapmaya kaldığınız yerden devam etmek için harekete geçmelisiniz. Tatilde hızlı ve düzensiz yaşamdan dolayı aldığınız kalorileri hareket ederek yakabilirsiniz.Her gün düzenli olarak egzersiz yaparak metabolizmanın daha hızlı çalışmasına yardımcı olabilir ve yağ yakabilirsiniz. Günde en az 45 dakika yürüyüş veya yaptığınız egzersizler tatil sonrası kaslarınızı çalıştırara vücudunuzun toparlanmasına yardımcı olur.Tatilde çok fazla fastfood gıdalar, atıştırmalıklar ve abur cuburlar tüketmiş olabilirsiniz. Bu yiyecekler kilo almanıza sebep olur. Vücutta yaplar depolanır. Bu beslenmeyi artık bir kenara bırakmanız gerekir. Alışkanlıklarınızı değiştirerek düzenli bir diyet listesine uymalısınız. Her gün yeterli miktarda kalori almalı ve sağlıklı beslenmelisiniz. Sağlıklı meyveler, sebzeler ve lifli gıdalardan oluşan bir program hazırlayabilirsiniz.Yeterli uyku almak, metabolizmanızı düzenler ve kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Her gece 7-9 saat uyumaya özen gösterin.Bitki çayları zayıflama süreçlerinin en büyük yardımcılarıdır. Bitki çayı içerek metabolizmayı hızlandırabilir ve yağ yakımını destekleyebilirsiniz. Bitki çayları bağırsak hareketlerini de düzenler. Sindirimi kolaylaştırır. Vücutta biriken ödem, toksin ve zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Her gün 1 ya da 2 fincan bitki çayı tüketerek tatilde aldığınız kalorileri harcayın. Yeşil çay, nane çatı, zencefil çayı, beyaz çay, tarçın çayı vb. bitki çayları yağ yakmanızı destekler.
ÖNEMLİ! Bu birkaç basit öneri kilo vermenize yardımcı olabilir. Ancak bir uzmana danışarak kişiye özel diyet ve egzersiz planı oluşturmanız sağlığınız için önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aNaANHGnZUSTASHJTEnt_Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Tatilde, alınan, kiloları, vermenin, kuralı, Metabolizmayı, harekete, geçirip, hızlı, yağ, yakıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aNaANHGnZUSTASHJTEnt_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Tatilde alınan kiloları vermenin 7 kuralı! Metabolizmayı harekete geçirip, hızlı yağ yakıyor"><p>Yaz tatilinde porsiyon kontrolü yapmak ve yediklerinize dikkat etmek zor olabilir. Genellikle yaz mevsiminde diyet yapmak kolay değildir. Eğlence, seyahat, deniz ve havuz derken tüm alışkanlıklarınız birden değişebilir ve bu durumda kilo alımı kaçınılmaz olur. Ancak tatil dönüşünde eski formunuza geri kavuşmanın bir yolu var. Sadece 7 adımda aldığınız fazla kiloları kısa sürede verebilirsiniz.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cWHwiCk1sUmUQVYj-WXbvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatilde aldığınız fazla kiloları geri vermek için tatil sonrasında günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirmeniz gerekir. Bu 7 kurala dikkat ederek yaşamınızı değiştirebilir ve beslenmenizi düzene sokabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ahdw4y8jRESVtIbxh4x_Xg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha fazla sebze, meyve, tam tahıl ve sağlıklı yağlar tüketmeye özen gösterin. İşlenmiş gıdalardan ve şekerli yiyeceklerden kaçının. Porsiyonlarınızı küçültmek, kalori alımını kontrol etmenize yardımcı olabilir. Öğünlerinizi düzenli aralıklarla ve dengeli bir şekilde tüketin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cc23LA9CK0-3hCvMBMCyUQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatilde denize, havuza girerken ya da güneşlenirken öğün atlamış olabilirsiniz. Öğün atladığınız zaman metabolizmanız yavaşlar. Tatil dönüşü kilo vermek için metabolizmayı harekete geçirmek gerekir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aUmXe-BMlUu9jGd9kh98NQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu nedenle beslenmenizi düzene sokun. Ana öğünlerde protein kaynaklı beslenin. Ara öğünleri dahi atlamayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/f6A5VfNAAUWkfj6Jkv0UYg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatilde güneş ışınları ve sıcak hava sebebiyle vücudunuz su kaybetmiş olabilir. Vücudunuzun ihtiyacı olan su miktarını geri kazandırmak için her gün bol miktarda su tüketmeye başlayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jd5rEB5Z8UC1RtC0UeBwdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su içerek vücudunuzun nem dengesini koruyun. Günde 2-3 litre su tüketerek metabolizma hızını artırın. Ayrıca su içerek vücudunuzdaki ödem ve toksinleri de kısa sürede atabilirsiniz. Tükettiğiniz su sağlığınızı korur ve kilo vermenizi sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ep0uyUdACUqzmCjx1mJLwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatil yaparken vücudunuz hareketsiz kalmış olabilir. Egzersiz yapmaya kaldığınız yerden devam etmek için harekete geçmelisiniz. Tatilde hızlı ve düzensiz yaşamdan dolayı aldığınız kalorileri hareket ederek yakabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i__Ux45msE6I8aquQ0rxuA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her gün düzenli olarak egzersiz yaparak metabolizmanın daha hızlı çalışmasına yardımcı olabilir ve yağ yakabilirsiniz. Günde en az 45 dakika yürüyüş veya yaptığınız egzersizler tatil sonrası kaslarınızı çalıştırara vücudunuzun toparlanmasına yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zEMReySoUECUCXBr1YT6Ng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatilde çok fazla fastfood gıdalar, atıştırmalıklar ve abur cuburlar tüketmiş olabilirsiniz. Bu yiyecekler kilo almanıza sebep olur. Vücutta yaplar depolanır. Bu beslenmeyi artık bir kenara bırakmanız gerekir. Alışkanlıklarınızı değiştirerek düzenli bir diyet listesine uymalısınız. Her gün yeterli miktarda kalori almalı ve sağlıklı beslenmelisiniz. Sağlıklı meyveler, sebzeler ve lifli gıdalardan oluşan bir program hazırlayabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jSId1MLTaECxX4Hg4Ctj-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeterli uyku almak, metabolizmanızı düzenler ve kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Her gece 7-9 saat uyumaya özen gösterin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hM8RkbBX6kiS4eI4XBtOLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bitki çayları zayıflama süreçlerinin en büyük yardımcılarıdır. Bitki çayı içerek metabolizmayı hızlandırabilir ve yağ yakımını destekleyebilirsiniz. Bitki çayları bağırsak hareketlerini de düzenler. Sindirimi kolaylaştırır. Vücutta biriken ödem, toksin ve zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar. Her gün 1 ya da 2 fincan bitki çayı tüketerek tatilde aldığınız kalorileri harcayın. Yeşil çay, nane çatı, zencefil çayı, beyaz çay, tarçın çayı vb. bitki çayları yağ yakmanızı destekler.
ÖNEMLİ! Bu birkaç basit öneri kilo vermenize yardımcı olabilir. Ancak bir uzmana danışarak kişiye özel diyet ve egzersiz planı oluşturmanız sağlığınız için önemlidir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar uyarıyor: Her lokması zehir, kanseri tetikliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-uyariyor-her-lokmasi-zehir-kanseri-tetikliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-uyariyor-her-lokmasi-zehir-kanseri-tetikliyor</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde kanser hastalığında ciddi bir artış söz konusu. Uzmanlar bu endişe verici artışla ilgili ciddi uyarılarda bulunuyor. Kanser artışının bazı besinlerin tüketiminden kaynaklı olabileceği de söyleniyor. Yapılan son araştırmalarda sofralardan eksik olmayan ve sıklıkla tüketilen bazı besinlerin kanseri artırdığı ortaya çıktı.Kanser dünya genelinde özellikle genç kadınlar ve 30’lu yaşlardaki yetişkinler üzerinde giderek artıyor. Miami Üniversitesi Sylvester Kapsamlı Kanser Merkezi’nden Dr. Coral Olazagasti, geçmişte kanserin yaşlı nüfus hastalığı olarak görüldüğünü, ancak son yıllarda daha erken yaşlarda teşhis konduğunu ifade ediyorDünya Kanser Araştırma Fonu Beslenme Uzmanı Matthew Lambert, Daily Mail’e yaptığı açıklamada, aşırı işlenmiş gıdalar ile yüksek doymuş yağ, şeker ve tuz içeren yiyeceklerin daha az tüketilmesini önerdi. Çünkü besinlerin sıklıkla tüketimi kanseri tetikleyebilir. Lambert; kek, bisküvi, cips, şekerli içecekler, pizza ve hamburger gibi yiyeceklerin bu tür gıdalara örnek olduğunu belirtti.Araştırmalar, aşırı işlenmiş gıdaların ve işlenmiş etlerin, erken başlangıçlı bağırsak kanseri riskini artırabileceğini gösteriyor.Amerikan Klinik Onkoloji Derneği&#039;nden Profesör Charles Swanton, düşük lif ve yüksek şeker içeren diyetlerin bağırsak bakterileriyle ilişkili mutasyonlara neden olabileceğini açıkladı.Ultra işlenmiş gıdalar (UPF’ler), şeker, doymuş yağ ve tuz bakımından yüksek olup, vitamin ve lif içermiyor.UPF’ler, ABD gıda arzının yaklaşık yüzde 73’ünü oluştururken, Amerikalı yetişkinler günlük kalorilerinin yüzde 60&#039;ından fazlasını bu gıdalardan alıyor.Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, işlenmiş eti ‘kanserojen’ olarak sınıflandırdı ve kolorektal kanserle bağlantılı olduğuna dair yeterli kanıt olduğunu vurguladı.015 yılında yapılan bir araştırma, her gün kırmızı ve işlenmiş et tüketen kişilerin, haftada bir veya daha az tüketenlere göre bağırsak kanseri riskinin yüzde 40 daha fazla olduğunu ortaya koydu.Duke Üniversitesi&#039;nden Dr. Nicholas DeVito, kırmızı et ve tütsülenmiş gıdaların kanser riskini artırdığını ve yeni hastalarının çoğunun 45 yaşının altında olduğunu ifade etti.Kanser riskini azaltmak için çeşitli yaşam tarzı değişiklikleri ve alışkanlıklar benimsemek mümkün. İşte bunun için birkaç pratik yöntem. SAĞLIKLI BESLENME

Bol miktarda meyve, sebze ve tam tahıl tüketin
İşlenmiş gıdalardan ve şekerli içeceklerden kaçını
Yağlı ve kırmızı etleri sınırlayın
Omega-3 yağ asitleri açısından zengin yiyecekler (örneğin, somon) tüketin.Haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapın veya 75 dakika yoğun egzersiz yapın.
Fiziksel aktivite, kanser riskini azaltabilir ve genel sağlık durumunu iyileştirebilir.Sigara ve Alkol Kullanımını Azaltma:Sigara içmeyin ve sigara dumanına maruz kalmaktan kaçının.
Alkol tüketimini sınırlayın; kadınlar için günde bir, erkekler için günde iki içkiden fazla alkol tüketmemeye çalışın.Sağlıklı bir kiloyu koruyun, aşırı kilodan kaçının.
Obezite, birçok kanser türü için risk faktörü olabilir.Güneşe maruz kalma sürenizi sınırlayın ve güneş koruyucu kullanın.
Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, cilt kanseri riskini artırabilir.Doktorunuzun önerdiği tarama testlerini düzenli olarak yaptırın. Örneğin, meme kanseri, kolon kanseri ve rahim ağzı kanseri için tarama testleri önemlidir.
Erken teşhis, birçok kanser türünde tedavi şansını artırabilir.Stres yönetimi tekniklerini öğrenin ve uygulayın. Yoga, meditasyon ve derin nefes egzersizleri gibi yöntemler yardımcı olabilir.
Kronik stresin, bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkileri olabilir.Bu yaşam tarzı değişiklikleri, genel sağlığı iyileştirebilir ve kanser riskini azaltabilir. Ancak, genetik faktörler ve diğer bireysel etmenler de rol oynayabilir, bu yüzden kişisel sağlık planınızı doktorunuzla birlikte belirlemek en iyisidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NAsyTzEkAkycXKjg3z-DFA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, uyarıyor:, Her, lokması, zehir, kanseri, tetikliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NAsyTzEkAkycXKjg3z-DFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Uzmanlar uyarıyor: Her lokması zehir, kanseri tetikliyor"><p>Dünya genelinde kanser hastalığında ciddi bir artış söz konusu. Uzmanlar bu endişe verici artışla ilgili ciddi uyarılarda bulunuyor. Kanser artışının bazı besinlerin tüketiminden kaynaklı olabileceği de söyleniyor. Yapılan son araştırmalarda sofralardan eksik olmayan ve sıklıkla tüketilen bazı besinlerin kanseri artırdığı ortaya çıktı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/39Iummsrwkuu2iPWv6lMjA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kanser dünya genelinde özellikle genç kadınlar ve 30’lu yaşlardaki yetişkinler üzerinde giderek artıyor. Miami Üniversitesi Sylvester Kapsamlı Kanser Merkezi’nden Dr. Coral Olazagasti, geçmişte kanserin yaşlı nüfus hastalığı olarak görüldüğünü, ancak son yıllarda daha erken yaşlarda teşhis konduğunu ifade ediyor</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PSnuMYrNIU6d-3CjMJb0HA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Kanser Araştırma Fonu Beslenme Uzmanı Matthew Lambert, Daily Mail’e yaptığı açıklamada, aşırı işlenmiş gıdalar ile yüksek doymuş yağ, şeker ve tuz içeren yiyeceklerin daha az tüketilmesini önerdi. Çünkü besinlerin sıklıkla tüketimi kanseri tetikleyebilir. Lambert; kek, bisküvi, cips, şekerli içecekler, pizza ve hamburger gibi yiyeceklerin bu tür gıdalara örnek olduğunu belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tDlq1z_iCEmA9iZdIs-dyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmalar, aşırı işlenmiş gıdaların ve işlenmiş etlerin, erken başlangıçlı bağırsak kanseri riskini artırabileceğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F4874yNxF0yNwSyCt1GHXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Amerikan Klinik Onkoloji Derneği'nden Profesör Charles Swanton, düşük lif ve yüksek şeker içeren diyetlerin bağırsak bakterileriyle ilişkili mutasyonlara neden olabileceğini açıkladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IdZTNncLe0eCpGFucwuyxQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ultra işlenmiş gıdalar (UPF’ler), şeker, doymuş yağ ve tuz bakımından yüksek olup, vitamin ve lif içermiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SeSHbx96ZkSubENmfKkP_w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>UPF’ler, ABD gıda arzının yaklaşık yüzde 73’ünü oluştururken, Amerikalı yetişkinler günlük kalorilerinin yüzde 60'ından fazlasını bu gıdalardan alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kIaSjmLWU0eT89gDiqLn3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, işlenmiş eti ‘kanserojen’ olarak sınıflandırdı ve kolorektal kanserle bağlantılı olduğuna dair yeterli kanıt olduğunu vurguladı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HfSfrTOUj0iDjjK5CayJZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>015 yılında yapılan bir araştırma, her gün kırmızı ve işlenmiş et tüketen kişilerin, haftada bir veya daha az tüketenlere göre bağırsak kanseri riskinin yüzde 40 daha fazla olduğunu ortaya koydu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0Msc8w6qOE6QuBx0sLy_cg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Duke Üniversitesi'nden Dr. Nicholas DeVito, kırmızı et ve tütsülenmiş gıdaların kanser riskini artırdığını ve yeni hastalarının çoğunun 45 yaşının altında olduğunu ifade etti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EI74iGGj1EqktHwu3tGBeQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kanser riskini azaltmak için çeşitli yaşam tarzı değişiklikleri ve alışkanlıklar benimsemek mümkün. İşte bunun için birkaç pratik yöntem. SAĞLIKLI BESLENME

Bol miktarda meyve, sebze ve tam tahıl tüketin
İşlenmiş gıdalardan ve şekerli içeceklerden kaçını
Yağlı ve kırmızı etleri sınırlayın
Omega-3 yağ asitleri açısından zengin yiyecekler (örneğin, somon) tüketin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0vIrMDqCaEeEq385u3vnbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapın veya 75 dakika yoğun egzersiz yapın.
Fiziksel aktivite, kanser riskini azaltabilir ve genel sağlık durumunu iyileştirebilir.Sigara ve Alkol Kullanımını Azaltma:Sigara içmeyin ve sigara dumanına maruz kalmaktan kaçının.
Alkol tüketimini sınırlayın; kadınlar için günde bir, erkekler için günde iki içkiden fazla alkol tüketmemeye çalışın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KEYkdPFzbE6ejD3HGah55A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir kiloyu koruyun, aşırı kilodan kaçının.
Obezite, birçok kanser türü için risk faktörü olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V8GL2YrSEkqjJkqCVmcfbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güneşe maruz kalma sürenizi sınırlayın ve güneş koruyucu kullanın.
Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, cilt kanseri riskini artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/26m1-85LsEONIFW8nkh-3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doktorunuzun önerdiği tarama testlerini düzenli olarak yaptırın. Örneğin, meme kanseri, kolon kanseri ve rahim ağzı kanseri için tarama testleri önemlidir.
Erken teşhis, birçok kanser türünde tedavi şansını artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/upLzU5c3LUCcMv7SKvU8FA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Stres yönetimi tekniklerini öğrenin ve uygulayın. Yoga, meditasyon ve derin nefes egzersizleri gibi yöntemler yardımcı olabilir.
Kronik stresin, bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkileri olabilir.Bu yaşam tarzı değişiklikleri, genel sağlığı iyileştirebilir ve kanser riskini azaltabilir. Ancak, genetik faktörler ve diğer bireysel etmenler de rol oynayabilir, bu yüzden kişisel sağlık planınızı doktorunuzla birlikte belirlemek en iyisidir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;nin yeşil altını tezgahta 300 liradan yerini aldı! Faydasını duyan kapış kapış alıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyenin-yesil-altini-tezgahta-300-liradan-yerini-aldi-faydasini-duyan-kapis-kapis-aliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyenin-yesil-altini-tezgahta-300-liradan-yerini-aldi-faydasini-duyan-kapis-kapis-aliyor</guid>
<description><![CDATA[ Siirt’te taze fıstık, eylül ayının başlangıcı ile tezgahlarda yerini aldı. 300 TL&#039;den alıcı bulan fıstık, sağlığa olan faydalarıyla da dikkat çekiyor. Hem besleyici hem de lezzetli bir atıştırmalık olan fıstık demir, magnezyum, çinko açısından da oldukça zengin.Siirt’te çiftçilerin en büyük gelir kaynaklarından olan taze Siirt fıstığı yeni mahsulü piyasa çıkarak, tezgahlarda yerini almaya başladı.Vatandaşların büyük rağbet gösterdiği Siirt fıstığının bu yıl ki fiyatı 300 TL’den alıcı buluyor. Siirt fıstığının kızarmış olanları toplanmaya başlarken, Eylül ayı içerisinde Siirt fıstığının hasadının tamamlanması bekleniyor.Bu yılki fıstıkların güzel olduğunu belirten kuruyemiş esnafı Ramazan Yılmaz, &quot;Tam hasadımız başlamamış. 15 Eylül&#039;de hasadımız başlıyor. Şu anki fiyatını da 300 liradan başlattık. Siirt halkımız da bu fıstığı çok seviyor. Kimisi yaş halini daha çok seviyor. Kuru halini sevmiyor fıstığın. Her zaman olmadığı için bazıları alıp da kışlık yapıp dolaplarına da koyabiliyor. Fıstıklarımızın hepsi çatlak, hepsi tek tek seçilmiş. Dalından seçerek geliyor bu fıstıklar bize’’ şeklinde konuştu.Müşteri Turan Açıkgöz ise; &quot;Bende 2 kilogram aldım. Siirt yaş fıstığını çok seviyorum. Herkese tavsiye ediyorum’’ dedi.Siirt&#039;te halk arasında Türkiye&#039;nin &quot;yeşil altını&quot; olarak da bilinen fıstık, sağlık için pek çok fayda sağlıyor. Protein, lif, vitamin zengini olan fıstık, özellikle güçlü bir B vitamini kaynağıdır. Mineraller, manganez ve çinko açısından da zengin olan fıstık kalp sağlığını destekler.Kalp sağlığı için faydalı olan tekli doymamış yağlar ve çoklu doymamış yağlar içerir. Bu yağlar kötü kolesterol (LDL) seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.Fıstıklar, özellikle E vitamini, resveratrol ve flavonoidler gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşenler, serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını azaltabilir ve yaşlanmayı yavaşlatabilir.Güçlü bir lif ve protein kaynağı olan fıstıklar, tokluk hissi sağlamaya yardımcı olur. Dolayısıyla kilo kontrolünde yardımcı olur.Yüksek lif kaynağı olduğu için bağırsak sağlığını da destekler. Sindirim sistemi için faydalı olan lif içerir. Lif, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir.Fıstıklar düşük glisemik indekse sahiptir, bu da kan şekeri seviyelerinin daha dengeli kalmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, lif ve sağlıklı yağlar kan şekerinin hızlı yükselmesini engelleyebilir.UYARI! Tabii ki, fıstık tüketirken alerji riski olduğunu da unutmamak gerekir. Ayrıca, fıstıkların tuzlu veya şekerli versiyonlarından kaçınmak, sağlık açısından daha faydalı olacaktır. Bu nedenle fıstık tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışmanız önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mbxK_F-54k2lrGH3RrpyMw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Türkiyenin, yeşil, altını, tezgahta, 300, liradan, yerini, aldı, Faydasını, duyan, kapış, kapış, alıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mbxK_F-54k2lrGH3RrpyMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkiye'nin yeşil altını tezgahta 300 liradan yerini aldı! Faydasını duyan kapış kapış alıyor"><p>Siirt’te taze fıstık, eylül ayının başlangıcı ile tezgahlarda yerini aldı. 300 TL'den alıcı bulan fıstık, sağlığa olan faydalarıyla da dikkat çekiyor. Hem besleyici hem de lezzetli bir atıştırmalık olan fıstık demir, magnezyum, çinko açısından da oldukça zengin.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v7LXdjoWcUGkSvyTkE3_lw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siirt’te çiftçilerin en büyük gelir kaynaklarından olan taze Siirt fıstığı yeni mahsulü piyasa çıkarak, tezgahlarda yerini almaya başladı.Vatandaşların büyük rağbet gösterdiği Siirt fıstığının bu yıl ki fiyatı 300 TL’den alıcı buluyor. Siirt fıstığının kızarmış olanları toplanmaya başlarken, Eylül ayı içerisinde Siirt fıstığının hasadının tamamlanması bekleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-9jpnCxaT0Oa_rOPCG-hbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu yılki fıstıkların güzel olduğunu belirten kuruyemiş esnafı Ramazan Yılmaz, "Tam hasadımız başlamamış. 15 Eylül'de hasadımız başlıyor. Şu anki fiyatını da 300 liradan başlattık. Siirt halkımız da bu fıstığı çok seviyor. Kimisi yaş halini daha çok seviyor. Kuru halini sevmiyor fıstığın. Her zaman olmadığı için bazıları alıp da kışlık yapıp dolaplarına da koyabiliyor. Fıstıklarımızın hepsi çatlak, hepsi tek tek seçilmiş. Dalından seçerek geliyor bu fıstıklar bize’’ şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vsphGXr75UezB8bqyu_TTg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Müşteri Turan Açıkgöz ise; "Bende 2 kilogram aldım. Siirt yaş fıstığını çok seviyorum. Herkese tavsiye ediyorum’’ dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5cljj9TiPkeN1DjXKzi1Ww.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Siirt'te halk arasında Türkiye'nin "yeşil altını" olarak da bilinen fıstık, sağlık için pek çok fayda sağlıyor. Protein, lif, vitamin zengini olan fıstık, özellikle güçlü bir B vitamini kaynağıdır. Mineraller, manganez ve çinko açısından da zengin olan fıstık kalp sağlığını destekler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eULRj36Rx0magsNumc__rQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalp sağlığı için faydalı olan tekli doymamış yağlar ve çoklu doymamış yağlar içerir. Bu yağlar kötü kolesterol (LDL) seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hxTW1VPgwk-mCn6d7Jk9Fw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fıstıklar, özellikle E vitamini, resveratrol ve flavonoidler gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşenler, serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını azaltabilir ve yaşlanmayı yavaşlatabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1GkzMDTxRU27ltI73xOorQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güçlü bir lif ve protein kaynağı olan fıstıklar, tokluk hissi sağlamaya yardımcı olur. Dolayısıyla kilo kontrolünde yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_KCalyWKz0-4TmP4Gkuapg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek lif kaynağı olduğu için bağırsak sağlığını da destekler. Sindirim sistemi için faydalı olan lif içerir. Lif, sindirim sisteminin düzgün çalışmasına ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/axPrWJUJUUOMcvr669rBGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fıstıklar düşük glisemik indekse sahiptir, bu da kan şekeri seviyelerinin daha dengeli kalmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, lif ve sağlıklı yağlar kan şekerinin hızlı yükselmesini engelleyebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7Fx18jQDK0S6IAHdGvmZMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>UYARI! Tabii ki, fıstık tüketirken alerji riski olduğunu da unutmamak gerekir. Ayrıca, fıstıkların tuzlu veya şekerli versiyonlarından kaçınmak, sağlık açısından daha faydalı olacaktır. Bu nedenle fıstık tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışmanız önemlidir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanlarından prostat kanserine 15 dakikada teşhis!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-prostat-kanserine-15-dakikada-teshis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlarindan-prostat-kanserine-15-dakikada-teshis</guid>
<description><![CDATA[ İngiltere Birmingham Aston Üniversitesi&#039;nden bilim insanları,  prostat kanserini 15 dakikada teşhis edecek yeni bir test yöntemi geliştirdi. Test, yüzde 90 doğruluk oranıyla çalışıyor.İngiltere&#039;de bilim insanları prostat kanserini 15 dakikada teşhis edecek yeni bir test yöntemi geliştirdi.Çalışma, Birmingham Aston Üniversitesi&#039;nden bilim insanları tarafından yapıldı.Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmada testin yüzde 90 oranında doğru çalıştığı aktarıldı. Umutlandıran buluş için yakın zamanda klinik deneylerin başlayacağı söylendi. Mevcut durumda yapılan testlerde vakalardan önce kan testleri alınıyor, eğer burada değerler yüksek çıkmışsa hasta kanser testi için biyopsi gibi ileri düzey tekniklere yönlendiriliyor. Ancak burada hastaların yaklaşık yüzde 25&#039;i pozitif çıkıyor. Geri kalan yüzde 75&#039;lik kesime gereksiz işlem uygulanmış oluyor. YÜZDE 90 ORANINDA DOĞRULUK SAĞLIYORYeni yöntem ile kandaki protein yapıları test ediliyor. 15 dakikada sonuçlanan testin yüzde 90 oranında başarı sağladığı görüldü. Çalışmalarda, yeni bulunan teknikle, 10 hastanın 9&#039;unda doğru sonuç alındı.  Araştırma ekibinden Profesör Igor Meglinski, bu buluşun kanser teşhisi ve izlemesi bakımından ileriye doğru önemli bir adım olduğunu ifade etti.  Uzmanlar, çalışma sonuçlarının henüz ön hazırlık niteliğinde olduğunu ve daha fazla klinik deneye ihtiyaç olduğunu belirtti.Prostat kanseri, erkeklerde kanser ölümlerinin yüzde 10’unu oluşturuyor. PROSTAT KANSERİ NEDEN OLUR?  Prostat kanserinde en önemli risk faktörleri yaş ve aile öyküsüdür.   Yaş  Prostat kanserinin yaş ile görülme sıklığı artar. 70 yaş üzeri erkeklerin yüzde 50&#039;sinde, 90 yaş üzerindekilerin de hemen hemen hepsinde mikroskobik düzeyde prostat kanseri tespit edilmektedir. Hastalığa 50 yaşından genç bireylerde sık rastlanmıyor.  Bu nedenle, erken teşhis için 50 yaşın üstündeki erkeklere prostat kanseri taraması öneriliyor.  Aile Öyküsü  Yapılan çalışmalar hastaların yaklaşık yüzde 15&#039;lik bir bölümünde diğer aile üyelerinin de prostat kanseri öyküsü olduğunu ortaya koymuştur. Prostat kanserinin oluşmasından sorumlu kimi gen grupları tanımlanmıştır.  Bunların yanı sıra, obezite ve sigara kullanımı da prostat kanseri için tanımlanan risk faktörleri arasındadır.  PROSTAT KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?  Prostat kanserinin belirtileri, hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu bakımdan sinsi karaktere sahip bir hastalıktır. Özellikle erken dönemlerinde hiç belirti ve şikayet görülmeyebilir.   Prostat kanseri belirtileri ortaya çıktığında, hasta bazı tedavi şanslarını kaybedebileceğinden, düzenli doktor kontrollerinin tedavi başarısında önemi büyüktür.  Prostat kanseri belirtileri şöyle sıralanabilir:  - İdrar yapma güçlüğü - İdrar akışında kuvvet azalması - Menide ya da idrarda kan görülmesi - Boşalma esnasında ağrı - Kasık bölgesinde rahatsızlık hissi - Kemik ağrıları - Sertleşme bozukluğu.  Prostat kanserini haber veren bu belirtiler bazen iyi huylu prostat büyümesinin bir göstergesi de olabilir.    Prostat bezinin büyümesine bağlı olarak gelişen benign prostatik hiperplazinde (prostatın iyi huylu büyümesi) de benzer belirti ve şikayetler görülebilir.  Eğer prostat kanseri vücudun başka bölgelerine ve organlarına yayıldıysa, o alanla ilgili belirtiler de verebilir.  ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LFjR3rAQ60KwNPzT_Gj2Gg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanlarından, prostat, kanserine, dakikada, teşhis</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LFjR3rAQ60KwNPzT_Gj2Gg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanlarından prostat kanserine 15 dakikada teşhis!"><p>İngiltere Birmingham Aston Üniversitesi'nden bilim insanları,  prostat kanserini 15 dakikada teşhis edecek yeni bir test yöntemi geliştirdi. Test, yüzde 90 doğruluk oranıyla çalışıyor.</p><p>İngiltere'de bilim insanları prostat kanserini 15 dakikada teşhis edecek yeni bir test yöntemi geliştirdi.</p><p>Çalışma, Birmingham Aston Üniversitesi'nden bilim insanları tarafından yapıldı.</p><p>Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmada testin yüzde 90 oranında doğru çalıştığı aktarıldı. Umutlandıran buluş için yakın zamanda klinik deneylerin başlayacağı söylendi. </p><p>Mevcut durumda yapılan testlerde vakalardan önce kan testleri alınıyor, eğer burada değerler yüksek çıkmışsa hasta kanser testi için biyopsi gibi ileri düzey tekniklere yönlendiriliyor. <span>Ancak burada hastaların yaklaşık yüzde 25'i pozitif çıkıyor. Geri kalan yüzde 75'lik kesime gereksiz işlem uygulanmış oluyor. </span></p><p><strong>YÜZDE 90 ORANINDA DOĞRULUK SAĞLIYOR</strong></p><p>Yeni yöntem ile kandaki protein yapıları test ediliyor. 15 dakikada sonuçlanan testin yüzde 90 oranında başarı sağladığı görüldü. </p><p>Çalışmalarda, yeni bulunan teknikle, 10 hastanın 9'unda doğru sonuç alındı.  Araştırma ekibinden Profesör Igor Meglinski, bu buluşun kanser teşhisi ve izlemesi bakımından ileriye doğru önemli bir adım olduğunu ifade etti.  </p><p>Uzmanlar, çalışma sonuçlarının henüz ön hazırlık niteliğinde olduğunu ve daha fazla klinik deneye ihtiyaç olduğunu belirtti.</p><p>Prostat kanseri, erkeklerde kanser ölümlerinin yüzde 10’unu oluşturuyor. </p><p><strong>PROSTAT KANSERİ NEDEN OLUR?</strong>  Prostat kanserinde en önemli risk faktörleri yaş ve aile öyküsüdür.   <strong>Yaş</strong>  Prostat kanserinin yaş ile görülme sıklığı artar. 70 yaş üzeri erkeklerin yüzde 50'sinde, 90 yaş üzerindekilerin de hemen hemen hepsinde mikroskobik düzeyde prostat kanseri tespit edilmektedir. Hastalığa 50 yaşından genç bireylerde sık rastlanmıyor.  Bu nedenle, erken teşhis için 50 yaşın üstündeki erkeklere prostat kanseri taraması öneriliyor.  <strong>Aile Öyküsü</strong>  Yapılan çalışmalar hastaların yaklaşık yüzde 15'lik bir bölümünde diğer aile üyelerinin de prostat kanseri öyküsü olduğunu ortaya koymuştur. Prostat kanserinin oluşmasından sorumlu kimi gen grupları tanımlanmıştır.  Bunların yanı sıra, obezite ve sigara kullanımı da prostat kanseri için tanımlanan risk faktörleri arasındadır.  <strong>PROSTAT KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong>  Prostat kanserinin belirtileri, hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu bakımdan sinsi karaktere sahip bir hastalıktır. Özellikle erken dönemlerinde hiç belirti ve şikayet görülmeyebilir.   Prostat kanseri belirtileri ortaya çıktığında, hasta bazı tedavi şanslarını kaybedebileceğinden, düzenli doktor kontrollerinin tedavi başarısında önemi büyüktür.  Prostat kanseri belirtileri şöyle sıralanabilir:  - İdrar yapma güçlüğü - İdrar akışında kuvvet azalması - Menide ya da idrarda kan görülmesi - Boşalma esnasında ağrı - Kasık bölgesinde rahatsızlık hissi - Kemik ağrıları - Sertleşme bozukluğu.  Prostat kanserini haber veren bu belirtiler bazen iyi huylu prostat büyümesinin bir göstergesi de olabilir.    Prostat bezinin büyümesine bağlı olarak gelişen benign prostatik hiperplazinde (prostatın iyi huylu büyümesi) de benzer belirti ve şikayetler görülebilir.  Eğer prostat kanseri vücudun başka bölgelerine ve organlarına yayıldıysa, o alanla ilgili belirtiler de verebilir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlıklı vücudun sinyalleri! Organlarınızın iyi çalıştığını gösteren 10 ipucu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-vucudun-sinyalleri-organlarinizin-iyi-calistigini-goesteren-10-ipucu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglikli-vucudun-sinyalleri-organlarinizin-iyi-calistigini-goesteren-10-ipucu</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı kalmak sadece iyi hissetmekten daha fazlasıdır. Vücudumuz genellikle her şeyin iyi çalıştığına dair ince sinyaller gönderir. Bu işaretleri bilmek bize sağlığımız konusunda güven verebilir ve vücudumuzu korumamıza yardımcı olabilir. İşte sağlıklı bir insan olduğumuzu gösteren 10 basit işaret.İyi sağlığın en belirgin işaretlerinden biri idrarın rengidir.Berrak veya açık sarı idrar genellikle iyi su içtiğimizi ve böbreklerimizin düzgün çalıştığını gösterir.Koyu sarı veya kehribar renkli idrar dehidratasyon veya diğer sağlık sorunlarını gösterebilir. Vücudumuzu nemli ve idrarımızı temiz tutmak için gün boyunca yeterli su içmeliyiz.Düzenli ve rahat bir bağırsak hareketi, sindirim sisteminizin düzgün çalıştığının açık bir işaretidir. Çoğu sağlıklı insan günde bir veya iki günde bir bağırsak hareketi yapar. Rahatsızlık vermeden dışkılamanın kıvamı ve kolaylığı, diyetinizin dengeli olduğunu ve sindirim sağlığınızın yerinde olduğunu gösterir.Dudaklarımız su seviyelerimiz ve beslenme durumumuz hakkında çok şey ortaya koyabilir. Kuru, çatlamış dudaklar genellikle susuzluğu veya temel vitamin ve minerallerin eksikliğini gösterir. Öte yandan, yumuşak ve nemli dudaklar genellikle vücudumuzun iyi beslendiği ve susuz kalmadığı anlamına gelir.Kadınlar için düzenli adet döngüsü üreme sağlığının önemli bir işaretidir. Aşırı ağrı veya diğer komplikasyonlardan uzak, tutarlı bir döngü, hormonal dengenin istikrarlı olduğunu ve üreme organlarının iyi çalıştığını gösterir. Düzensiz adetler, altta yatan sağlık sorunlarının bir işareti olabilir.Zaman içinde istikrarlı bir kiloyu korumak, iyi sağlığın önemli bir göstergesidir. Hızlı kilo kaybı veya artışı olsun, kilodaki dalgalanmalar metabolik bozukluklar veya duygusal stres gibi altta yatan sağlık sorunlarının işareti olabilir.
Tutarlı, sağlıklı bir kilo, vücudumuzun dengede olduğunu ve yaşam tarzımızın uzun vadeli refahı desteklediğini gösterir.Yemekten sonra minimum şişkinlik, gaz veya rahatsızlık yaşamak sağlıklı bir sindirim sistemini gösterir.
Vücudumuz yiyecekleri iyi sindiriyorsa, bu sindirim sistemimizin besinleri verimli bir şekilde emdiği ve bağırsak sağlığımızın sağlam olduğu anlamına gelir. İyi sindirim ayrıca diğer vücut fonksiyonlarını da destekleyerek genel sağlığa katkıda bulunur.Kesiklerimiz, morluklarımız veya yaralarımız hızlı iyileşiyorsa, bu bağışıklık sistemimizin güçlü olduğunun ve vücudumuzun kendini etkili bir şekilde onardığının bir işaretidir.
Yavaş iyileşme, besin eksikliklerinin, zayıf dolaşımın veya bağışıklık sistemi sorunlarının bir işareti olabilir. Sağlıklı bir vücut verimli bir şekilde iyileşir, bu da iyi sağlığın açık bir göstergesidir.Bir gece uykusundan sonra dinlenmiş ve tazelenmiş hissetmek, iyi sağlığın en iyi işaretlerinden biridir. Vücudumuzun genel sağlık için gerekli olan yeterli kaliteli uykuyu aldığını gösterir. Kötü uyku veya yorgun uyanmak stres, uyku bozuklukları veya dikkat edilmesi gereken diğer sağlık sorunlarına işaret edebilir.Sağlıklı saç ve tırnaklar genellikle iç sağlığınızın bir yansımasıdır. Kolayca kırılmadan iyi uzayan güçlü, parlak saçlar ve tırnaklar iyi beslenmenin ve genel sağlığın göstergeleridir. Kırılgan saçlar ve tırnaklar vitamin, mineral veya protein eksikliğine işaret edebilir.Birisi kolayca soğuk algınlığı veya başka bir enfeksiyona yakalanmıyorsa, bu bağışıklık sisteminin iyi çalıştığının bir işaretidir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi patojenlerle etkili bir şekilde savaşır ve sağlıklı kalmamıza yardımcı olur. Sık sık hastalanmak zayıflamış bir bağışıklık sistemini gösterebilir ve bu da yaşam tarzı değişiklikleri veya tıbbi müdahale gerektirebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z6TVCfL5dUyHbpAu44fLCg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlıklı, vücudun, sinyalleri, Organlarınızın, iyi, çalıştığını, gösteren, ipucu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Z6TVCfL5dUyHbpAu44fLCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sağlıklı vücudun sinyalleri! Organlarınızın iyi çalıştığını gösteren 10 ipucu"><p>Sağlıklı kalmak sadece iyi hissetmekten daha fazlasıdır. Vücudumuz genellikle her şeyin iyi çalıştığına dair ince sinyaller gönderir. Bu işaretleri bilmek bize sağlığımız konusunda güven verebilir ve vücudumuzu korumamıza yardımcı olabilir. İşte sağlıklı bir insan olduğumuzu gösteren 10 basit işaret.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WghRtmidskyBT_cFvh46OQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İyi sağlığın en belirgin işaretlerinden biri idrarın rengidir.Berrak veya açık sarı idrar genellikle iyi su içtiğimizi ve böbreklerimizin düzgün çalıştığını gösterir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kTzxlnM6pUydDY3xDkfmEw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Koyu sarı veya kehribar renkli idrar dehidratasyon veya diğer sağlık sorunlarını gösterebilir. Vücudumuzu nemli ve idrarımızı temiz tutmak için gün boyunca yeterli su içmeliyiz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ek7bc2jph0m7FgkYraG_pQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenli ve rahat bir bağırsak hareketi, sindirim sisteminizin düzgün çalıştığının açık bir işaretidir. Çoğu sağlıklı insan günde bir veya iki günde bir bağırsak hareketi yapar. Rahatsızlık vermeden dışkılamanın kıvamı ve kolaylığı, diyetinizin dengeli olduğunu ve sindirim sağlığınızın yerinde olduğunu gösterir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V_VZooGnDUK3pFQEdhdW4Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dudaklarımız su seviyelerimiz ve beslenme durumumuz hakkında çok şey ortaya koyabilir. Kuru, çatlamış dudaklar genellikle susuzluğu veya temel vitamin ve minerallerin eksikliğini gösterir. Öte yandan, yumuşak ve nemli dudaklar genellikle vücudumuzun iyi beslendiği ve susuz kalmadığı anlamına gelir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H9_erh-A4kSwg8fewdMr9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kadınlar için düzenli adet döngüsü üreme sağlığının önemli bir işaretidir. Aşırı ağrı veya diğer komplikasyonlardan uzak, tutarlı bir döngü, hormonal dengenin istikrarlı olduğunu ve üreme organlarının iyi çalıştığını gösterir. Düzensiz adetler, altta yatan sağlık sorunlarının bir işareti olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PmHljeG1K02U2SmlU_KhdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zaman içinde istikrarlı bir kiloyu korumak, iyi sağlığın önemli bir göstergesidir. Hızlı kilo kaybı veya artışı olsun, kilodaki dalgalanmalar metabolik bozukluklar veya duygusal stres gibi altta yatan sağlık sorunlarının işareti olabilir.
Tutarlı, sağlıklı bir kilo, vücudumuzun dengede olduğunu ve yaşam tarzımızın uzun vadeli refahı desteklediğini gösterir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/U2B9N-2LsEykgEvb_gaNCg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yemekten sonra minimum şişkinlik, gaz veya rahatsızlık yaşamak sağlıklı bir sindirim sistemini gösterir.
Vücudumuz yiyecekleri iyi sindiriyorsa, bu sindirim sistemimizin besinleri verimli bir şekilde emdiği ve bağırsak sağlığımızın sağlam olduğu anlamına gelir. İyi sindirim ayrıca diğer vücut fonksiyonlarını da destekleyerek genel sağlığa katkıda bulunur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LQShwxk6b0CS5Yt-Uq8vsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kesiklerimiz, morluklarımız veya yaralarımız hızlı iyileşiyorsa, bu bağışıklık sistemimizin güçlü olduğunun ve vücudumuzun kendini etkili bir şekilde onardığının bir işaretidir.
Yavaş iyileşme, besin eksikliklerinin, zayıf dolaşımın veya bağışıklık sistemi sorunlarının bir işareti olabilir. Sağlıklı bir vücut verimli bir şekilde iyileşir, bu da iyi sağlığın açık bir göstergesidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Qr8IB4Ye8EGJdTE8eGSAXQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir gece uykusundan sonra dinlenmiş ve tazelenmiş hissetmek, iyi sağlığın en iyi işaretlerinden biridir. Vücudumuzun genel sağlık için gerekli olan yeterli kaliteli uykuyu aldığını gösterir. Kötü uyku veya yorgun uyanmak stres, uyku bozuklukları veya dikkat edilmesi gereken diğer sağlık sorunlarına işaret edebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3533zXoUF0ivDJEImfec5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı saç ve tırnaklar genellikle iç sağlığınızın bir yansımasıdır. Kolayca kırılmadan iyi uzayan güçlü, parlak saçlar ve tırnaklar iyi beslenmenin ve genel sağlığın göstergeleridir. Kırılgan saçlar ve tırnaklar vitamin, mineral veya protein eksikliğine işaret edebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LrH_-1W_Qk-TjCUn_5Rs7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Birisi kolayca soğuk algınlığı veya başka bir enfeksiyona yakalanmıyorsa, bu bağışıklık sisteminin iyi çalıştığının bir işaretidir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi patojenlerle etkili bir şekilde savaşır ve sağlıklı kalmamıza yardımcı olur. Sık sık hastalanmak zayıflamış bir bağışıklık sistemini gösterebilir ve bu da yaşam tarzı değişiklikleri veya tıbbi müdahale gerektirebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>6 yaşındaki Hümeyra, 9 aydır kalp nakli bekliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/6-yasindaki-humeyra-9-aydir-kalp-nakli-bekliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/6-yasindaki-humeyra-9-aydir-kalp-nakli-bekliyor</guid>
<description><![CDATA[ Kalp nakli bekleyen 6 yaşındaki Hümeyra, Ankara&#039;da Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde organ nakli sırasına alındı. 9 aydır nakil olmayı bekleyen küçük kız, cihaza bağlı hayatta kalmaya çalışıyor. Organ bağışı bekleyen aile, bu sor süreçte bağışçı olmaya karar verdi.Sinem ve Abdurrahman Çelik&#039;in tek çocukları Hümeyra Hifa Çelik, 6.8 büyüklüğündeki Elazığ depreminden 1 hafta sonra soğuk algınlığı şikayetiyle ailesi tarafından Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi&#039;ne götürüldü.
Yapılan tetkikler sonucunda Hümeyra&#039;ya kalp yetmezliği tanısı konuldu. Hastalığı ilerleyen Hümeyra, geçen yıl kasım ayında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi&#039;nde organ nakli sırasına alındı.Hastanede son 2 aydır yoğun bakımda ECMO cihazına bağlı olarak hayata tutunmaya çalışan Hümeyra, yaklaşık 9 aydır kalp nakli bekliyor.Hümeyra&#039;nın babası Abdurrahman Çelik, Elazığ depreminde evlerinin yıkılmadığını; ancak soğuk nedeniyle zor günler geçirdiklerini söyleyerek, &quot;O soğukta kızım da maalesef soğuk algınlığına yakalandı.
Aldığı soğuk algınlığı da kalbine direkt sirayet edince süreç buralara geldi. Depremden hemen birkaç hafta sonra bu tanıyı aldı. Doktorlarımızın artık bu süreçte bize söylediği; &#039;ECMO cihazı bir tedavi yöntemi değil, hayatta tutma yöntemi.&#039; O yüzden kızımın kalp nakli olması dışında bir tedavi süreci yok.
Şu anda 59 gündür artık ECMO cihazına bağlı olarak uyutulmuş vaziyette. Süreç 5 yıldır ilaç tedavisiyle gidiyordu ama geçtiğimiz sene kasım ayından itibaren artık ilaçlara ve klinik tedavilere cevap vermemeye başladı ki kalp yetmezliğinin de zaten olağan süreci bu şekilde ilerliyormuş. Biz de Kasım 2023’ten beri kalp nakil listesindeyiz. 101 gündür de acil listede olarak bekliyoruz.&quot; dedi.Abdurrahman Çelik, vatandaşlardan organ bağışçısı olmalarını isteyerek, &quot;Maalesef organ bağışı ülkemizde yeterli seviyede değil. Sağlık Bakanlığımız bu konudaki verilerini de sık sık yayımlıyor. Kızımdan dolayı da ben bunları her zaman takip ediyorum.
Baktığımızda 2023 yılında 1300 beyin ölümü gerçekleşmişken sadece 240 aileden izin alınabilmiş. Bu yüzde 10’luk bir orana tekabül ediyor; ama Türkiye’de şu an binlerce insan kalp nakli için bekliyor. Bunlardan bir tanesi de benim kızım. Organ bağışı konusunda aslında biz dahi bu süreci yaşamayana kadar bunun bu kadar önemli olduğunu bilmiyorduk. Ve bu süreçle beraber biz de bağışçı olmaya karar verdik.&quot; diye konuştu.Çelik, kızına kalp bulunacağına inandıklarını belirterek, &quot;Umutluyuz, Allah’tan hiçbir zaman ümit kesilmez. Gözümüz sürekli telefonda. O mutlu haberin bir an önce gelmesini bekliyoruz. İnanıyoruz, gelecek. Ancak sürecimiz zor.&quot; ifadelerini kullandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/67Hmn0zYZkaUxaUZ1a69ug.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>yaşındaki, Hümeyra, aydır, kalp, nakli, bekliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/67Hmn0zYZkaUxaUZ1a69ug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="6 yaşındaki Hümeyra, 9 aydır kalp nakli bekliyor"><p>Kalp nakli bekleyen 6 yaşındaki Hümeyra, Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi’nde organ nakli sırasına alındı. 9 aydır nakil olmayı bekleyen küçük kız, cihaza bağlı hayatta kalmaya çalışıyor. Organ bağışı bekleyen aile, bu sor süreçte bağışçı olmaya karar verdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/u-bzZSntXUmANmmtb5O8sw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sinem ve Abdurrahman Çelik'in tek çocukları Hümeyra Hifa Çelik, 6.8 büyüklüğündeki Elazığ depreminden 1 hafta sonra soğuk algınlığı şikayetiyle ailesi tarafından Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi'ne götürüldü.
Yapılan tetkikler sonucunda Hümeyra'ya kalp yetmezliği tanısı konuldu. Hastalığı ilerleyen Hümeyra, geçen yıl kasım ayında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nde organ nakli sırasına alındı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eN4tzf90iEeRMXeQIcxenA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hastanede son 2 aydır yoğun bakımda ECMO cihazına bağlı olarak hayata tutunmaya çalışan Hümeyra, yaklaşık 9 aydır kalp nakli bekliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W5FA3vfnf0SMNYWAVDcYmA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hümeyra'nın babası Abdurrahman Çelik, Elazığ depreminde evlerinin yıkılmadığını; ancak soğuk nedeniyle zor günler geçirdiklerini söyleyerek, "O soğukta kızım da maalesef soğuk algınlığına yakalandı.
Aldığı soğuk algınlığı da kalbine direkt sirayet edince süreç buralara geldi. Depremden hemen birkaç hafta sonra bu tanıyı aldı. Doktorlarımızın artık bu süreçte bize söylediği; 'ECMO cihazı bir tedavi yöntemi değil, hayatta tutma yöntemi.' O yüzden kızımın kalp nakli olması dışında bir tedavi süreci yok.
Şu anda 59 gündür artık ECMO cihazına bağlı olarak uyutulmuş vaziyette. Süreç 5 yıldır ilaç tedavisiyle gidiyordu ama geçtiğimiz sene kasım ayından itibaren artık ilaçlara ve klinik tedavilere cevap vermemeye başladı ki kalp yetmezliğinin de zaten olağan süreci bu şekilde ilerliyormuş. Biz de Kasım 2023’ten beri kalp nakil listesindeyiz. 101 gündür de acil listede olarak bekliyoruz." dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/guERTiQVWUWwLXul5_86QA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Abdurrahman Çelik, vatandaşlardan organ bağışçısı olmalarını isteyerek, "Maalesef organ bağışı ülkemizde yeterli seviyede değil. Sağlık Bakanlığımız bu konudaki verilerini de sık sık yayımlıyor. Kızımdan dolayı da ben bunları her zaman takip ediyorum.
Baktığımızda 2023 yılında 1300 beyin ölümü gerçekleşmişken sadece 240 aileden izin alınabilmiş. Bu yüzde 10’luk bir orana tekabül ediyor; ama Türkiye’de şu an binlerce insan kalp nakli için bekliyor. Bunlardan bir tanesi de benim kızım. Organ bağışı konusunda aslında biz dahi bu süreci yaşamayana kadar bunun bu kadar önemli olduğunu bilmiyorduk. Ve bu süreçle beraber biz de bağışçı olmaya karar verdik." diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wDDhEFvD40avt3nQe5ZC3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çelik, kızına kalp bulunacağına inandıklarını belirterek, "Umutluyuz, Allah’tan hiçbir zaman ümit kesilmez. Gözümüz sürekli telefonda. O mutlu haberin bir an önce gelmesini bekliyoruz. İnanıyoruz, gelecek. Ancak sürecimiz zor." ifadelerini kullandı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RUWa8yanJ0yudq6b8mEEHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/tT5dm6gZp0CItVJdgZB89A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K3DcNUhgP0m-iYpt7muwHg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fTRDElwQ00KUvW-_MTITvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Türkiye&amp;apos;de tıbbi bitki sınıfına alındı! Doğanın kansersavar meyvesi: Böbrek yetmezliğine kadar her derde deva</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-tibbi-bitki-sinifina-alindi-doganin-kansersavar-meyvesi-boebrek-yetmezligine-kadar-her-derde-deva</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/turkiyede-tibbi-bitki-sinifina-alindi-doganin-kansersavar-meyvesi-boebrek-yetmezligine-kadar-her-derde-deva</guid>
<description><![CDATA[ Dünyada &quot;süper meyve&quot; olarak bilinen ve Türkiye&#039;de de tıbbi bitki sınıfında yer alan aronya meyvesi vücuda faydalarıyla dikkat çekiyor. Aronya, böbrek yetmezliği, göz rahatsızlığı, gıda rahatsızlıkları ve şeker hastalığı bakımından çok değerli bir bitki. Erzincan&#039;da 3 yıl önce &quot;süper meyve&quot; olarak da adlandırılan aronya bahçesi kuran Ziraat Yüksek Mühendisi Esra Cahyir Evrensel, süper meyvenin ilk hasadını gerçekleştirdi.Tarım ve Orman Bakanlığının Uzman Eller Projesi&#039;ne 3 yıl önce başvuran ve aldığı hibe desteğiyle Yaylabaşı Mahallesi&#039;nde yer alan bahçesine 3 bin aronya fidanı diken Esra Cahyir Evrensel, Erzincan&#039;da aronya yetiştiren ilk kadın girişimci olarak “ilk hasat” heyecanı yaşadı.Yaşamını Ankara&#039;da sürdüren ancak süper meyveyi memleketi Erzincan&#039;da yetiştiren Evrensel, süper meyvenin faydalarını anlatarak, “Aronya süper meyve olarak anılan, içerisinde yüksek antioksidan değeri bulunan, A, B, C ve E vitamini olan, aynı zamanda potasyum ve magnezyum gibi minerallere sahip çok değerli bir bitki. O yüzden biz de aronyayı kendi memleketimizde yetiştirmeye çalıştık. Çok da güzel verim aldık. Şimdi ilk hasadını yapıyoruz. İnşallah bereketli olur.” dedi.Aronyanın faydalarının yeteri kadar bilinmediğini dile getiren Evrensel, süper meyvenin bağışıklığı yükselttiğini ve bu nedenle kanser hastalarının aronyayı çok fazla tükettiğini aktardı. Öte yandan aronyanın böbrek yetmezliği, göz rahatsızlığı, gıda rahatsızlıkları ve şeker hastalığı bakımından çok değerli bir bitki olduğunu kaydeden Evrensel, aronyanın gıda, ilaç sanayii ve kozmetik gibi birçok alanda da kullanıldığına dikkat çekti.Erzincan ikliminin, aronya yetiştirmek için oldukça uygun olduğunu belirten Evrensel, aronyaların tamamen organik yetiştirildiğini vurguladı. Evrensel, “Aronya zaten ilaç sanayinde kullanılıyor. Bu nedenle üretiminde kimyasalı hiçbir şekilde önermiyoruz. Bugün ilk hasadımızı gerçekleştirdik. Rekolte beklediğimizden yüksek geldi. Aronyayı satışa hazırız.” dedi.Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahip olan aronya, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlara karşı direnci artırıyor. Dünya genelinde süper meyve olan aronya özellikle kanser hastaları tarafından tercih ediliyor.Aronya, kan şekerini dengelemeye yardımcı olabilecek özelliklere sahip olabilir. Bu, diyabet riskini azaltabilir ve mevcut diyabet hastalarının şeker düzeylerini kontrol etmelerine yardımcı olabilir.Aronya, vücutta iltihaplanmayı azaltabilen bileşenler içerir. Bu, eklem ağrıları ve diğer inflamatuar durumları hafifletebilir.Kalp sağlığını destekleyici etkileri olan polifenoller ve vitaminler içerir. Kan basıncını düşürebilir, kötü kolesterol seviyelerini azaltabilir ve damar sağlığını iyileştirebilir.Yapılan çalışmalarda aronya meyvesinin Parkinson hastalığı ve Alzheimer hastalığını önleyici etkisi olduğu kanıtlanmıştır. Öte yandan bu şifa deposu meyvenin düzenli kullanıldığında, damar tıkanıklığı riskini minimuma düşürdüğü yapılan çalışmalarda ispatlanmıştır. Söz konusu başka çalışmalarda ise günlük beslenmesine aronya meyvesini dahil eden kişilerde kolesterol düzeyinin dengelendiği görülmüştür.Aronya meyvesi sağlık açısından çok yararlı olup vitamin, mineral ve lif bakımından son derece zengin. Günlük tüketiminin yararlılığı yanında son çalışmalarla beraber aronya meyvesi Türkiye&#039;de de tıbbi bitki sınıfına alındı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SLRRyYfER0CDppFUGJsFkw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Türkiyede, tıbbi, bitki, sınıfına, alındı, Doğanın, kansersavar, meyvesi:, Böbrek, yetmezliğine, kadar, her, derde, deva</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SLRRyYfER0CDppFUGJsFkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Türkiye'de tıbbi bitki sınıfına alındı! Doğanın kansersavar meyvesi: Böbrek yetmezliğine kadar her derde deva"><p>Dünyada "süper meyve" olarak bilinen ve Türkiye'de de tıbbi bitki sınıfında yer alan aronya meyvesi vücuda faydalarıyla dikkat çekiyor. Aronya, böbrek yetmezliği, göz rahatsızlığı, gıda rahatsızlıkları ve şeker hastalığı bakımından çok değerli bir bitki. Erzincan'da 3 yıl önce "süper meyve" olarak da adlandırılan aronya bahçesi kuran Ziraat Yüksek Mühendisi Esra Cahyir Evrensel, süper meyvenin ilk hasadını gerçekleştirdi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kcc1kOtAH0GEm2d9AnMw5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tarım ve Orman Bakanlığının Uzman Eller Projesi'ne 3 yıl önce başvuran ve aldığı hibe desteğiyle Yaylabaşı Mahallesi'nde yer alan bahçesine 3 bin aronya fidanı diken Esra Cahyir Evrensel, Erzincan'da aronya yetiştiren ilk kadın girişimci olarak “ilk hasat” heyecanı yaşadı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EsZBJQ2W8UudQ697q4jX9g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşamını Ankara'da sürdüren ancak süper meyveyi memleketi Erzincan'da yetiştiren Evrensel, süper meyvenin faydalarını anlatarak, “Aronya süper meyve olarak anılan, içerisinde yüksek antioksidan değeri bulunan, A, B, C ve E vitamini olan, aynı zamanda potasyum ve magnezyum gibi minerallere sahip çok değerli bir bitki. O yüzden biz de aronyayı kendi memleketimizde yetiştirmeye çalıştık. Çok da güzel verim aldık. Şimdi ilk hasadını yapıyoruz. İnşallah bereketli olur.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9trtsW5QZkKVqsK28ZN0ug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronyanın faydalarının yeteri kadar bilinmediğini dile getiren Evrensel, süper meyvenin bağışıklığı yükselttiğini ve bu nedenle kanser hastalarının aronyayı çok fazla tükettiğini aktardı. Öte yandan aronyanın böbrek yetmezliği, göz rahatsızlığı, gıda rahatsızlıkları ve şeker hastalığı bakımından çok değerli bir bitki olduğunu kaydeden Evrensel, aronyanın gıda, ilaç sanayii ve kozmetik gibi birçok alanda da kullanıldığına dikkat çekti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HPq5OGco602km7U74E7tqg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Erzincan ikliminin, aronya yetiştirmek için oldukça uygun olduğunu belirten Evrensel, aronyaların tamamen organik yetiştirildiğini vurguladı. Evrensel, “Aronya zaten ilaç sanayinde kullanılıyor. Bu nedenle üretiminde kimyasalı hiçbir şekilde önermiyoruz. Bugün ilk hasadımızı gerçekleştirdik. Rekolte beklediğimizden yüksek geldi. Aronyayı satışa hazırız.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XeNWB3QZ0kiIa7XK8N3bNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bağışıklık sistemini güçlendirici özelliklere sahip olan aronya, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlara karşı direnci artırıyor. Dünya genelinde süper meyve olan aronya özellikle kanser hastaları tarafından tercih ediliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ln8T_rHd7Ueo-33yjYd3XA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronya, kan şekerini dengelemeye yardımcı olabilecek özelliklere sahip olabilir. Bu, diyabet riskini azaltabilir ve mevcut diyabet hastalarının şeker düzeylerini kontrol etmelerine yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MGY_LmPcYkmKoS4_ELkx_g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronya, vücutta iltihaplanmayı azaltabilen bileşenler içerir. Bu, eklem ağrıları ve diğer inflamatuar durumları hafifletebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZfDmslRs60O4T-jsYtpdWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalp sağlığını destekleyici etkileri olan polifenoller ve vitaminler içerir. Kan basıncını düşürebilir, kötü kolesterol seviyelerini azaltabilir ve damar sağlığını iyileştirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VJyDAvfUw0ejTojtf-XgsQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan çalışmalarda aronya meyvesinin Parkinson hastalığı ve Alzheimer hastalığını önleyici etkisi olduğu kanıtlanmıştır. Öte yandan bu şifa deposu meyvenin düzenli kullanıldığında, damar tıkanıklığı riskini minimuma düşürdüğü yapılan çalışmalarda ispatlanmıştır. Söz konusu başka çalışmalarda ise günlük beslenmesine aronya meyvesini dahil eden kişilerde kolesterol düzeyinin dengelendiği görülmüştür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Gu0w7xxasEyL-0znRa8tMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aronya meyvesi sağlık açısından çok yararlı olup vitamin, mineral ve lif bakımından son derece zengin. Günlük tüketiminin yararlılığı yanında son çalışmalarla beraber aronya meyvesi Türkiye'de de tıbbi bitki sınıfına alındı.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyabet cihazında geri ödeme sorunu: SGK sadece 20 TL&amp;apos;sini karşılıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diyabet-cihazinda-geri-oedeme-sorunu-sgk-sadece-20-tlsini-karsiliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diyabet-cihazinda-geri-oedeme-sorunu-sgk-sadece-20-tlsini-karsiliyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;de en az 10 milyon diyabet hastası bulunuyor. Gerekli ölçümlerin yapılması, rahatsızlığın ilerlememesi, doğru diyet programının uygulanabilmesi için büyük önem taşıyor. Bu konuyla ilgili son dönemde şikayetler var. SGK&#039;dan ödeme kolaylığı talep ediliyor ancak kurum cihazların ancak 20 lirasını karşılıyor. (Haber: Baran Bila Kamera: Alihan Sönmez) ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x7t4Ez9P60KMoEolTFUu7Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diyabet, cihazında, geri, ödeme, sorunu:, SGK, sadece, TLsini, karşılıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/x7t4Ez9P60KMoEolTFUu7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Diyabet cihazında geri ödeme sorunu: SGK sadece 20 TL'sini karşılıyor"><p>Türkiye'de en az 10 milyon diyabet hastası bulunuyor. Gerekli ölçümlerin yapılması, rahatsızlığın ilerlememesi, doğru diyet programının uygulanabilmesi için büyük önem taşıyor. Bu konuyla ilgili son dönemde şikayetler var. SGK'dan ödeme kolaylığı talep ediliyor ancak kurum cihazların ancak 20 lirasını karşılıyor. (Haber: Baran Bila Kamera: Alihan Sönmez)</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kan hastalıklarında yeni umut: Laboratuvarda üretilen kök hücre farelere enjekte edildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kan-hastaliklarinda-yeni-umut-laboratuvarda-uretilen-koek-hucre-farelere-enjekte-edildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kan-hastaliklarinda-yeni-umut-laboratuvarda-uretilen-koek-hucre-farelere-enjekte-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Avustralya&#039;da Murdoch Çocuk Hastalıkları Araştırma Enstitüsünde yapılan araştırmada laboratuvarda üretilen kök hücreler farelere başarıyla enjekte edildi. Kök hücrelerin enjekte edildiği farelerin yüzde 25 ile yüzde 50&#039;sinin kök hücrelerinde çok aşamalı kemik iliği oluşumu gözlemlendi.Araştırmacılar, laboratuvarda üretilen kök hücrelerin farelere başarıyla enjekte edilmesine rağmen insan üzerinde klinik deneyler yapılması için henüz erken olduğunu belirtti.  Hastalardan alınan örneklerle oluşturulan kök hücrelerin, hücre bağışı yapan ve alan arasındaki uyumsuzluk riskini ortadan kaldırabileceğini ifade eden araştırmacılar, bu şekilde üretilen kök hücrelerin kemik iliği yetmezliği sendromları gibi kan hastalıklarının genetik nedenlerini düzelterek hastaları tedavi edebileceğini bildirdi.  Araştırma &quot;Nature&quot; dergisinde yayımlandı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1iMqvMalbkuGteuRFW9zJA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kan, hastalıklarında, yeni, umut:, Laboratuvarda, üretilen, kök, hücre, farelere, enjekte, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1iMqvMalbkuGteuRFW9zJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kan hastalıklarında yeni umut: Laboratuvarda üretilen kök hücre farelere enjekte edildi"><p>Avustralya'da Murdoch Çocuk Hastalıkları Araştırma Enstitüsünde yapılan araştırmada laboratuvarda üretilen kök hücreler farelere başarıyla enjekte edildi. Kök hücrelerin enjekte edildiği farelerin yüzde 25 ile yüzde 50'sinin kök hücrelerinde çok aşamalı kemik iliği oluşumu gözlemlendi.</p>Araştırmacılar, laboratuvarda üretilen kök hücrelerin farelere başarıyla enjekte edilmesine rağmen insan üzerinde klinik deneyler yapılması için henüz erken olduğunu belirtti.  Hastalardan alınan örneklerle oluşturulan kök hücrelerin, hücre bağışı yapan ve alan arasındaki uyumsuzluk riskini ortadan kaldırabileceğini ifade eden araştırmacılar, bu şekilde üretilen kök hücrelerin kemik iliği yetmezliği sendromları gibi kan hastalıklarının genetik nedenlerini düzelterek hastaları tedavi edebileceğini bildirdi.  Araştırma "Nature" dergisinde yayımlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Limondan 3 kat fazla C vitamini içeriyor! 1 kaşığı kolesterolü düşürüyor, kan basıncına iyi geliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/limondan-3-kat-fazla-c-vitamini-iceriyor-1-kasigi-kolesterolu-dusuruyor-kan-basincina-iyi-geliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/limondan-3-kat-fazla-c-vitamini-iceriyor-1-kasigi-kolesterolu-dusuruyor-kan-basincina-iyi-geliyor</guid>
<description><![CDATA[ Vitaminler enfeksiyonlarla savaşmak, bağışıklığı güçlendirmek ve vücudun çeşitli işlevleri için önemlidir. Bu önemli besinler açısından zengin yiyecekler genel sağlığınızı korumamıza yardımcı olabilir. Hem B hem de C Vitamini suda çözünür ve çeşitli vücut ve beyin işlevlerinde önemli bir rol oynar. B kompleksleri olarak da adlandırılan B vitaminleri, 8 suda çözünür vitamin grubudur. Vücut bunları depolamaz, bu nedenle günlük olarak yenilenmeleri gerekir.B vitaminleri hayvansal proteinlerde, süt ürünlerinde, yeşil yapraklı sebzelerde ve fasulyede bulunur. Vücut bunları depolamadığı için günlük olarak tüketilmeleri gerekir. Hücrelerimizin, beynimizin ve sinir sistemimizin düzgün çalışmasını sağlayan çeşitli süreçlere yardımcı olan koenzimler olarak hareket ederler.Herhangi bir B vitamininin eksikliği, hücrelerimizin amino asitlerden, glikozdan ve yağ asitlerinden gelen enerjiyi nasıl kullandığını bozabilir.Yine suda çözünür bir vitamin olan C vitamini, vücut tarafından iyi depolanmadığı için her gün alınmalıdır.Bu önemli vitamin enfeksiyonları önlemeye, yaraları iyileştirmeye ve serbest radikallerin etkilerini nötralize etmeye yardımcı olabilir. Beyin ve sinirlerin kullandığı çeşitli hormon ve kimyasal habercilerin yapımına yardımcı olur.Sağlığınızın zirvesinde kalmak için bu vitaminler açısından zengin yiyecekler tüketmek önemlidir. NHS, 19-64 yaş arasındaki kişilerin günlük en az 40 miligram C vitamini tüketmesini önerirken, genç yetişkinler için günde 400 mikrogram B vitamini kompleksi gereklidir.Avokado, kilo vermenize, kolesterolü düşürmenize, hafızanızı geliştirmenize ve kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilecek vitamin, mineral, lif, potasyum ve diğer besin maddelerinin deposudur.
Bir avokadonun yarısı günlük B6 ihtiyacınızın %15&#039;ini karşılarken, aynı miktar yaklaşık 7 miligram C vitamini içerir ve bu da önerilen günlük alımınızın yaklaşık %5&#039;idir.Harika anti-inflamatuar ve antioksidan özellikleriyle kalp sağlığını destekleyen, kolesterolü düşüren ve kan basıncına iyi gelen en sağlıklı yeşil sebzelerden biridir.
Bir fincan çiğ brokoli, günlük önerilen folat veya B9 vitamini alımının yaklaşık %14&#039;ünü ve günlük ihtiyaç duyulan C vitamininin %135&#039;ini içerir. C vitamini denince akla portakal, limon ve çilek gelse de brokolide bu vitamin daha çok bulunur.
Yaklaşık 80 gram brokoli ile günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 84&#039;ü sağlanmış olur. Limonn bir adedinde 31 mg C vitamini bulunur. Bu, günlük olarak alınması gereken C vitamininin yüzde 51&#039;idiSulu ve lezzetli portakallar antioksidan, vitamin ve mineral deposudur. Turunçgiller, önerilen günlük C vitamini miktarımızın %100&#039;ünden fazlasını içerir. Bir portakal normalde günlük folat veya B9 vitamini ihtiyacınızın %9&#039;unu içerir.Kalorisi düşük ve sıfır sağlıksız yağ içeren kırmızı dolmalık biber, etraftaki en sağlıklı sebzelerden biridir. Cleverland Clinic&#039;e göre bir fincan doğranmış kırmızı dolmalık biber %317 C vitamini, %93 A vitamini, %22 B6 vitamini ve %17 folat içerir.Ispanak, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu birçok mineral ve vitaminin bir güç merkezidir. Ispanak, A vitamini, C vitamini, K vitamini, demir, folat ve potasyum gibi birçok besin açısından zengindir. Bir su bardağı pişmiş ıspanakta yaklaşık 262 mikrogram B9 vitamini bulunduğundan zengin bir folik asit kaynağıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1rOApczu6U-FmLGqYiys7Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Limondan, kat, fazla, vitamini, içeriyor, kaşığı, kolesterolü, düşürüyor, kan, basıncına, iyi, geliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1rOApczu6U-FmLGqYiys7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Limondan 3 kat fazla C vitamini içeriyor! 1 kaşığı kolesterolü düşürüyor, kan basıncına iyi geliyor"><p>Vitaminler enfeksiyonlarla savaşmak, bağışıklığı güçlendirmek ve vücudun çeşitli işlevleri için önemlidir. Bu önemli besinler açısından zengin yiyecekler genel sağlığınızı korumamıza yardımcı olabilir. Hem B hem de C Vitamini suda çözünür ve çeşitli vücut ve beyin işlevlerinde önemli bir rol oynar. B kompleksleri olarak da adlandırılan B vitaminleri, 8 suda çözünür vitamin grubudur. Vücut bunları depolamaz, bu nedenle günlük olarak yenilenmeleri gerekir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Xy7cLhB-4EycAE2K_dkdUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>B vitaminleri hayvansal proteinlerde, süt ürünlerinde, yeşil yapraklı sebzelerde ve fasulyede bulunur. Vücut bunları depolamadığı için günlük olarak tüketilmeleri gerekir. Hücrelerimizin, beynimizin ve sinir sistemimizin düzgün çalışmasını sağlayan çeşitli süreçlere yardımcı olan koenzimler olarak hareket ederler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uBDbZkeiN0uL7_y6ldeNjQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Herhangi bir B vitamininin eksikliği, hücrelerimizin amino asitlerden, glikozdan ve yağ asitlerinden gelen enerjiyi nasıl kullandığını bozabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pUKaZwzXO0iwCKO-Q7zzDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yine suda çözünür bir vitamin olan C vitamini, vücut tarafından iyi depolanmadığı için her gün alınmalıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GKA8gpB7ikCIhPsWNz3b5A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu önemli vitamin enfeksiyonları önlemeye, yaraları iyileştirmeye ve serbest radikallerin etkilerini nötralize etmeye yardımcı olabilir. Beyin ve sinirlerin kullandığı çeşitli hormon ve kimyasal habercilerin yapımına yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4mTwrdM0fkOhwQrhyrXlZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlığınızın zirvesinde kalmak için bu vitaminler açısından zengin yiyecekler tüketmek önemlidir. NHS, 19-64 yaş arasındaki kişilerin günlük en az 40 miligram C vitamini tüketmesini önerirken, genç yetişkinler için günde 400 mikrogram B vitamini kompleksi gereklidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ys7V0Hw3AkOb9lKz0HHBIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avokado, kilo vermenize, kolesterolü düşürmenize, hafızanızı geliştirmenize ve kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilecek vitamin, mineral, lif, potasyum ve diğer besin maddelerinin deposudur.
Bir avokadonun yarısı günlük B6 ihtiyacınızın %15'ini karşılarken, aynı miktar yaklaşık 7 miligram C vitamini içerir ve bu da önerilen günlük alımınızın yaklaşık %5'idir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Yv8E7qhyckC7_OdTvYb9pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Harika anti-inflamatuar ve antioksidan özellikleriyle kalp sağlığını destekleyen, kolesterolü düşüren ve kan basıncına iyi gelen en sağlıklı yeşil sebzelerden biridir.
Bir fincan çiğ brokoli, günlük önerilen folat veya B9 vitamini alımının yaklaşık %14'ünü ve günlük ihtiyaç duyulan C vitamininin %135'ini içerir. C vitamini denince akla portakal, limon ve çilek gelse de brokolide bu vitamin daha çok bulunur.
Yaklaşık 80 gram brokoli ile günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 84'ü sağlanmış olur. Limonn bir adedinde 31 mg C vitamini bulunur. Bu, günlük olarak alınması gereken C vitamininin yüzde 51'idi</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TCvxjgfAXEenOBwVwLCZ5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sulu ve lezzetli portakallar antioksidan, vitamin ve mineral deposudur. Turunçgiller, önerilen günlük C vitamini miktarımızın %100'ünden fazlasını içerir. Bir portakal normalde günlük folat veya B9 vitamini ihtiyacınızın %9'unu içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/btjFuUuXzUmyWpUTnfmRrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalorisi düşük ve sıfır sağlıksız yağ içeren kırmızı dolmalık biber, etraftaki en sağlıklı sebzelerden biridir. Cleverland Clinic'e göre bir fincan doğranmış kırmızı dolmalık biber %317 C vitamini, %93 A vitamini, %22 B6 vitamini ve %17 folat içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CvZny9SX_UGvErRd_PoQXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ispanak, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu birçok mineral ve vitaminin bir güç merkezidir. Ispanak, A vitamini, C vitamini, K vitamini, demir, folat ve potasyum gibi birçok besin açısından zengindir. Bir su bardağı pişmiş ıspanakta yaklaşık 262 mikrogram B9 vitamini bulunduğundan zengin bir folik asit kaynağıdır.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bağırsak sağlığı için ideal! Her evde var: Pişirmeden önce suda bekletmek vitamin bombasına dönüştürüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bagirsak-sagligi-icin-ideal-her-evde-var-pisirmeden-oence-suda-bekletmek-vitamin-bombasina-doenusturuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bagirsak-sagligi-icin-ideal-her-evde-var-pisirmeden-oence-suda-bekletmek-vitamin-bombasina-doenusturuyor</guid>
<description><![CDATA[ Mercimek evlerde en sık bulunan baklagillerden biri. Özellikle çorbası herkes tarafından severek tüketilen mercimekten maksimum fayda sağlamak için uygulamanız gereken bir adım var. Bu adım  ekstra bir görev gibi görünse de, hem pişirme sürecine hem de sağlığınıza sağladığı faydalar çabaya değer. Sindirilebilirliği ve besin emilimini artırmaktan doku ve lezzeti iyileştirmeye kadar mercimekleri ıslatmak, yemeklerinizi daha besleyici ve keyifli hale getiren bir dizi avantajın kilidini açar.Mercimekler, sindirimi ve besin emilimini engelleyebilen tanenler ve polifenoller gibi belirli anti-besinler içerir. Islatma, bu bileşikleri azaltmaya yardımcı olarak daha sağlıklı ve daha besleyici hale getirir.Islatma ya da suda bekletme işlemi, mercimekteki fitik asit seviyelerini azaltabilir. Fitik asit, demir, çinko ve kalsiyum gibi temel minerallerin emilimini engelleyebilir. Islatma yoluyla, bu besinleri vücut için daha biyoyararlanabilir hale getirirsiniz.Beslenme Uzmanı Dr. Archana Batra&#039;ya göre, Islatma, şişkinlik ve gaza neden olabilen oligosakkaritler gibi karmaşık şekerlerin parçalanmasına yardımcı olur. Bu, mercimeğin sindirimini kolaylaştırır ve sindirim rahatsızlığına neden olma olasılığını azaltır. Mercimekleri ıslatmak, sindirim sistemine zarar verebilecek ve büyük miktarlarda potansiyel olarak zararlı olabilecek doğal bileşikler olan lektinleri nötralize etmeye yardımcı olur. Lektinler bağırsak astarında tahrişe neden olabilir ve besin emilimini engelleyebilir. Mercimeği ıslatarak, lektin içeriğini azaltırsınız, bu da mercimeğin sindirimini kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadede daha iyi bağırsak sağlığını da destekler.Suda bekletme işlemi, mercimekleri yumuşatarak daha hızlı pişmelerini sağlar. Bu, yalnızca zamandan tasarruf sağlamakla kalmaz, aynı zamanda enerji kullanımını da azaltarak pişirme sürecini daha verimli hale getirir.Islatılmış mercimek daha hızlı piştiğinden, pişirme işlemi sırasında daha az su gerektirir. Bu, özellikle su kıtlığı olan bölgelerde veya suyu korumak isteyenler için faydalı olabilir. Pişirme için gereken su miktarını azaltarak mercimekte daha yoğun bir lezzet de korursunuz, bu da yemeği daha zengin ve daha yoğun bir tada sahip hale getirir.Mermiyi ıslatmak sadece toz ve kiri gidermeye yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda mercimeklerin yüzeyinde bulunabilecek olası pestisit kalıntılarını veya diğer kirleticileri de temizler.
Bu ön temizleme adımı, özellikle yetiştirme sırasında kimyasallara maruz kalmış olabilecek organik olmayan çeşitler kullanıldığında mercimeğin tüketilmesinin güvenli olmasını sağlar.Islatma, mercimeklerin eşit şekilde pişmesine yardımcı olur ve daha iyi bir dokuya yol açar. Yumuşak ama lapa değil. Ayrıca mercimeklerin suyu emmesine izin vererek lezzeti artırır, onları daha dolgun ve daha yumuşak hale getirir. Islatma, mercimeklerin suyu emmesini sağlar ve pişirme sırasında baharatlara ve çeşnilere daha duyarlı hale getirir.
Mercimek ıslatıldığında şişer ve yumuşar, baharatlarınızdan, otlarınızdan ve diğer malzemelerden gelen aromaların daha derinlemesine nüfuz etmesini sağlar. Bu, mercimekler pişirildikleri malzemelerin aromatik nüanslarını alabildiğinden daha lezzetli bir yemekle sonuçlanır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eUHjSYBq7km4zMqJmfIrOQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bağırsak, sağlığı, için, ideal, Her, evde, var:, Pişirmeden, önce, suda, bekletmek, vitamin, bombasına, dönüştürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eUHjSYBq7km4zMqJmfIrOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bağırsak sağlığı için ideal! Her evde var: Pişirmeden önce suda bekletmek vitamin bombasına dönüştürüyor"><p>Mercimek evlerde en sık bulunan baklagillerden biri. Özellikle çorbası herkes tarafından severek tüketilen mercimekten maksimum fayda sağlamak için uygulamanız gereken bir adım var. Bu adım  ekstra bir görev gibi görünse de, hem pişirme sürecine hem de sağlığınıza sağladığı faydalar çabaya değer. Sindirilebilirliği ve besin emilimini artırmaktan doku ve lezzeti iyileştirmeye kadar mercimekleri ıslatmak, yemeklerinizi daha besleyici ve keyifli hale getiren bir dizi avantajın kilidini açar.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GoEHagArr0KSjEs8IAOPRQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mercimekler, sindirimi ve besin emilimini engelleyebilen tanenler ve polifenoller gibi belirli anti-besinler içerir. Islatma, bu bileşikleri azaltmaya yardımcı olarak daha sağlıklı ve daha besleyici hale getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IgA_QZn7Ek6kUyIuLq0eLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Islatma ya da suda bekletme işlemi, mercimekteki fitik asit seviyelerini azaltabilir. Fitik asit, demir, çinko ve kalsiyum gibi temel minerallerin emilimini engelleyebilir. Islatma yoluyla, bu besinleri vücut için daha biyoyararlanabilir hale getirirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YgoWLSvVl06GGitKn5SubA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beslenme Uzmanı Dr. Archana Batra'ya göre, Islatma, şişkinlik ve gaza neden olabilen oligosakkaritler gibi karmaşık şekerlerin parçalanmasına yardımcı olur. Bu, mercimeğin sindirimini kolaylaştırır ve sindirim rahatsızlığına neden olma olasılığını azaltır. Mercimekleri ıslatmak, sindirim sistemine zarar verebilecek ve büyük miktarlarda potansiyel olarak zararlı olabilecek doğal bileşikler olan lektinleri nötralize etmeye yardımcı olur. Lektinler bağırsak astarında tahrişe neden olabilir ve besin emilimini engelleyebilir. Mercimeği ıslatarak, lektin içeriğini azaltırsınız, bu da mercimeğin sindirimini kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadede daha iyi bağırsak sağlığını da destekler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b8CS7_o48EeD5ZBngvEiyA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Suda bekletme işlemi, mercimekleri yumuşatarak daha hızlı pişmelerini sağlar. Bu, yalnızca zamandan tasarruf sağlamakla kalmaz, aynı zamanda enerji kullanımını da azaltarak pişirme sürecini daha verimli hale getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IXBHqepXlUGLBTOYFCUCgg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Islatılmış mercimek daha hızlı piştiğinden, pişirme işlemi sırasında daha az su gerektirir. Bu, özellikle su kıtlığı olan bölgelerde veya suyu korumak isteyenler için faydalı olabilir. Pişirme için gereken su miktarını azaltarak mercimekte daha yoğun bir lezzet de korursunuz, bu da yemeği daha zengin ve daha yoğun bir tada sahip hale getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TCAyECl6JkSV1fBs3tH6Ow.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mermiyi ıslatmak sadece toz ve kiri gidermeye yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda mercimeklerin yüzeyinde bulunabilecek olası pestisit kalıntılarını veya diğer kirleticileri de temizler.
Bu ön temizleme adımı, özellikle yetiştirme sırasında kimyasallara maruz kalmış olabilecek organik olmayan çeşitler kullanıldığında mercimeğin tüketilmesinin güvenli olmasını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ch2uYjA92ECSGtrEYiedGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Islatma, mercimeklerin eşit şekilde pişmesine yardımcı olur ve daha iyi bir dokuya yol açar. Yumuşak ama lapa değil. Ayrıca mercimeklerin suyu emmesine izin vererek lezzeti artırır, onları daha dolgun ve daha yumuşak hale getirir. Islatma, mercimeklerin suyu emmesini sağlar ve pişirme sırasında baharatlara ve çeşnilere daha duyarlı hale getirir.
Mercimek ıslatıldığında şişer ve yumuşar, baharatlarınızdan, otlarınızdan ve diğer malzemelerden gelen aromaların daha derinlemesine nüfuz etmesini sağlar. Bu, mercimekler pişirildikleri malzemelerin aromatik nüanslarını alabildiğinden daha lezzetli bir yemekle sonuçlanır.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vücudu yeniden doğmuş gibi yapan 5 altın besin! Yiyen adeta 10 yaş birden gençleşiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/vucudu-yeniden-dogmus-gibi-yapan-5-altin-besin-yiyen-adeta-10-yas-birden-genclesiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/vucudu-yeniden-dogmus-gibi-yapan-5-altin-besin-yiyen-adeta-10-yas-birden-genclesiyor</guid>
<description><![CDATA[ Vücudunuzun ve cildinizi her yaşta genç, dinamik ve sağlıklı olmasını istiyorsanız beslenme listenizi gözden geçirmeniz gerekiyor. Doğada bulunan ve adeta vücuda gençlik aşılayan bazı meyveler var ki, her zaman sağlıklı ve iyi hissetmenize yardımcı oluyor. İşte vücudu yenileyen 5 altın meyve.Yaşlanma karşıtı beslenme, vücudun yaşlanma sürecini yavaşlatmak ve yaşla ilişkili sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olmak için belirli besinleri ve diyet alışkanlıklarını içerir.Antioksidanlar, sağlıklı yağlar, vitaminler ve mineraller bakımından zengin gıdalar tüketmek, yaşlanma karşıtı beslenmenin temelini oluşturur. Bu nedenle güçlü bir beslenme programıyla vücut sağlığınızı koruyabilmeniz ve genç kalabilmeniz mümkün.Doğada bulunan bazı meyveler vücuda ve cilde gençlik aşılamasıyla ünlü. Erken yaşlanmayla mücadele eden bu meyveleri düzenli tüketmek 10 yaş daha genç görünmenize yardımcı olabilir. Çünkü bu meyveler antioksidan açısından zengindir.Sağlıklı bir yaşlanma için, beslenme alışkanlıklarınızın yanı sıra düzenli egzersiz, yeterli uyku, stres yönetimi ve zararlı alışkanlıklardan (örneğin, sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi) kaçınmak da önemlidir. Her zaman bireysel sağlık durumunuza ve ihtiyaçlarınıza uygun bir diyet ve yaşam tarzı planı için bir sağlık profesyoneli veya bir diyetisyenle danışmanız tavsiye edilir.Yaban mersini genellikle iyi bir nedenden dolayı süper yiyecek olarak lanse edilir. Bu küçük, koyu mavi taşlar, serbest radikallerin neden olduğu hasarla mücadele eden ve cildinizi erken yaşlanmaya karşı koruyan antioksidanlar, özellikle antosiyaninler ile doludur.
Yaban mersini ayrıca pürüzsüz ve esnek bir cilt için kolajen üretimini destekleyen C vitamini açısından da zengindir. Ek olarak antiinflamatuar özellikleri yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olur.Avokado, cildiniz için besin hazinesi olan kremsi ve lezzetli bir meyvedir. Cildinizi nemli ve parlak tutan sağlıklı tekli doymamış yağlar açısından zengindir.
Avokado ayrıca cildinizi oksidatif hasardan korumaya yardımcı olan E vitamini ve kolajen artırıcı özellikleriyle bilinen C vitamini açısından da zengin bir kaynaktır. Yaşlanmaya meydan okuyan meyveler söz konusu olduğunda, bu gençlik ışıltısı için bir zorunluluktur.Nar, yakut kırmızısı tohumlarıyla gerçek bir cilt kurtarıcısıdır. Cildinizi UV hasarından korumaya ve cilt dokusunu iyileştirmeye yardımcı olan polifenol adı verilen güçlü antioksidanlarla doludur.
Nar ayrıca kollajen üretimine yardımcı olur ve cilt hücresi yenilenmesini teşvik ederek kırışıklıkların görünümünü azaltır. Atıştırmalık olarak tadını çıkarın veya yaşlanma karşıtı keyifli bir etki için tohumlarını salatalarınıza ekleyin.Genellikle &quot;meleklerin meyvesi&quot; olarak anılan papaya, vitaminler, mineraller ve enzimlerle dolu tropik bir lezzettir.
Özellikle cildin onarımını ve yenilenmesini destekleyen A, C ve E vitaminleri açısından zengindir. Papayadaki papain enzimi, doğal bir eksfoliyant görevi görerek ölü cilt hücrelerini temizler ve gözenekleri açar. Düzenli olarak papaya yemek, daha parlak bir cilde ve daha pürüzsüz bir cilde neden olabilir.Kivi, canlı yeşil eti ve minik siyah tohumlarıyla kolajen artırıcı bir dinamodur. Kollajen üretimini uyaran ve cilt elastikiyetinin korunmasına yardımcı olan C vitamini bakımından son derece yüksektir. Kivi ayrıca oksidatif stresle mücadele eden, ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltan E vitamini ve diğer antioksidanları da içerir.Yaşlanmaya meydan okuyan bu meyveler genç bir cilt arayışında müttefikleriniz olabilirken, dengeli bir beslenmenin, uygun sıvı alımının ve sağlıklı bir yaşam tarzının genel sağlığınızı korumada ve yaşlanma sürecini geciktirmede eşit derecede önemli rol oynadığını unutmamak önemlidir.
O halde bu meyveleri kucaklayın, lezzetlerinin tadını çıkarın ve cildinize getirdikleri ışıltının tadını çıkarın. Daha genç bir insana olan yolculuğunuz tabağınızda başlar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FlUHI29XWEulJdnVYqbK7w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Vücudu, yeniden, doğmuş, gibi, yapan, altın, besin, Yiyen, adeta, yaş, birden, gençleşiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FlUHI29XWEulJdnVYqbK7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Vücudu yeniden doğmuş gibi yapan 5 altın besin! Yiyen adeta 10 yaş birden gençleşiyor"><p>Vücudunuzun ve cildinizi her yaşta genç, dinamik ve sağlıklı olmasını istiyorsanız beslenme listenizi gözden geçirmeniz gerekiyor. Doğada bulunan ve adeta vücuda gençlik aşılayan bazı meyveler var ki, her zaman sağlıklı ve iyi hissetmenize yardımcı oluyor. İşte vücudu yenileyen 5 altın meyve.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jUCDAsQH_EOgxLJf2n6LEw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşlanma karşıtı beslenme, vücudun yaşlanma sürecini yavaşlatmak ve yaşla ilişkili sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olmak için belirli besinleri ve diyet alışkanlıklarını içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Zud72fHm80yU2whKZcZQVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antioksidanlar, sağlıklı yağlar, vitaminler ve mineraller bakımından zengin gıdalar tüketmek, yaşlanma karşıtı beslenmenin temelini oluşturur. Bu nedenle güçlü bir beslenme programıyla vücut sağlığınızı koruyabilmeniz ve genç kalabilmeniz mümkün.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/laqr5SLkXEyKt0uJhKNaJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğada bulunan bazı meyveler vücuda ve cilde gençlik aşılamasıyla ünlü. Erken yaşlanmayla mücadele eden bu meyveleri düzenli tüketmek 10 yaş daha genç görünmenize yardımcı olabilir. Çünkü bu meyveler antioksidan açısından zengindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/mj68nWfXh0ySKuGTRoJB-A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir yaşlanma için, beslenme alışkanlıklarınızın yanı sıra düzenli egzersiz, yeterli uyku, stres yönetimi ve zararlı alışkanlıklardan (örneğin, sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi) kaçınmak da önemlidir. Her zaman bireysel sağlık durumunuza ve ihtiyaçlarınıza uygun bir diyet ve yaşam tarzı planı için bir sağlık profesyoneli veya bir diyetisyenle danışmanız tavsiye edilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/J50acOsIRECIVFrv5aU_Sw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaban mersini genellikle iyi bir nedenden dolayı süper yiyecek olarak lanse edilir. Bu küçük, koyu mavi taşlar, serbest radikallerin neden olduğu hasarla mücadele eden ve cildinizi erken yaşlanmaya karşı koruyan antioksidanlar, özellikle antosiyaninler ile doludur.
Yaban mersini ayrıca pürüzsüz ve esnek bir cilt için kolajen üretimini destekleyen C vitamini açısından da zengindir. Ek olarak antiinflamatuar özellikleri yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fig5aO8s5kOslPo8xYhn1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Avokado, cildiniz için besin hazinesi olan kremsi ve lezzetli bir meyvedir. Cildinizi nemli ve parlak tutan sağlıklı tekli doymamış yağlar açısından zengindir.
Avokado ayrıca cildinizi oksidatif hasardan korumaya yardımcı olan E vitamini ve kolajen artırıcı özellikleriyle bilinen C vitamini açısından da zengin bir kaynaktır. Yaşlanmaya meydan okuyan meyveler söz konusu olduğunda, bu gençlik ışıltısı için bir zorunluluktur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/w2tRl0cJjkaBA0GyiOVLdw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Nar, yakut kırmızısı tohumlarıyla gerçek bir cilt kurtarıcısıdır. Cildinizi UV hasarından korumaya ve cilt dokusunu iyileştirmeye yardımcı olan polifenol adı verilen güçlü antioksidanlarla doludur.
Nar ayrıca kollajen üretimine yardımcı olur ve cilt hücresi yenilenmesini teşvik ederek kırışıklıkların görünümünü azaltır. Atıştırmalık olarak tadını çıkarın veya yaşlanma karşıtı keyifli bir etki için tohumlarını salatalarınıza ekleyin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jSmew-Vae0aRU9NxO_OcSg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle "meleklerin meyvesi" olarak anılan papaya, vitaminler, mineraller ve enzimlerle dolu tropik bir lezzettir.
Özellikle cildin onarımını ve yenilenmesini destekleyen A, C ve E vitaminleri açısından zengindir. Papayadaki papain enzimi, doğal bir eksfoliyant görevi görerek ölü cilt hücrelerini temizler ve gözenekleri açar. Düzenli olarak papaya yemek, daha parlak bir cilde ve daha pürüzsüz bir cilde neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CvAHbCClIkGku2KevbIVxA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kivi, canlı yeşil eti ve minik siyah tohumlarıyla kolajen artırıcı bir dinamodur. Kollajen üretimini uyaran ve cilt elastikiyetinin korunmasına yardımcı olan C vitamini bakımından son derece yüksektir. Kivi ayrıca oksidatif stresle mücadele eden, ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltan E vitamini ve diğer antioksidanları da içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iOfGGsgBlkCcDE5Nie-H_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşlanmaya meydan okuyan bu meyveler genç bir cilt arayışında müttefikleriniz olabilirken, dengeli bir beslenmenin, uygun sıvı alımının ve sağlıklı bir yaşam tarzının genel sağlığınızı korumada ve yaşlanma sürecini geciktirmede eşit derecede önemli rol oynadığını unutmamak önemlidir.
O halde bu meyveleri kucaklayın, lezzetlerinin tadını çıkarın ve cildinize getirdikleri ışıltının tadını çıkarın. Daha genç bir insana olan yolculuğunuz tabağınızda başlar.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bulaşıcı hastalıkların başında geliyor! En büyük belirtisi kaşıntı: Tedavi edilmezse yıllarca sürüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bulasici-hastaliklarin-basinda-geliyor-en-buyuk-belirtisi-kasinti-tedavi-edilmezse-yillarca-suruyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bulasici-hastaliklarin-basinda-geliyor-en-buyuk-belirtisi-kasinti-tedavi-edilmezse-yillarca-suruyor</guid>
<description><![CDATA[ Cilt hastalıkları arasında en sık görülenlerden biri mantar enfeksiyonu. Genellikle saç derisi ve tırnaklarda kendini gösteren mantar enfeksiyonu, bulaşıcı bir hastalık. Deri tutulumunda genellikle pembe kırmızı renkli çoğunlukla yuvarlak bazen de kıvrımlı sınırları olan bazen de kahverengi renkte yayılmaya eğilimli Lezyonlar şeklinde görülen mantar enfeksiyonunun mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.Mantar enfeksiyonu en sık görülen cilt hastalıklarının başında geliyor.Mantar adı verilen mikroorganizmaların yaptığı Sıklıkla deri saç , tırnak ve mukozaları tutan nadiren de iç organları tutabilen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır.Deri tutulumunda genellikle pembe kırmızı renkli çoğunlukla yuvarlak bazen de kıvrımlı sınırları olan bazen de kahverengi renkte yayılmaya eğilimli Lezyonlar şeklinde ,saç tutulumunda kabuklanma kepeklenme bazen de saçtaki kılların altında iltihaplanma ve saç dökülmesi şeklinde tırnaklardaki tutulumunda ise tırnak kalınlaşması renk değişikliği şeklinde mukoza tutumunda akıntı şeklinde kendini gösterir.Özellikle terlemeye ve sürtünme ye eğilimli kıvrım bölgelerinde yani koltuk altları kasıklar, boyun ve Parmak aralar yine kadınlarda göğüs arası ,göğüs altları gibi bölgeler mantarın en sık görüldüğü bölgelerdir.Ciltte oluşan mantarlar genellikle sıcak ve nemli ortamı sever. Bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak da mantar enfeksiyonları arabilir. 

Sık ve aşırı terleme
Obezite
Duş sonrasında cildin tam olarak kurulanmaması nemli kalması veya çok sık duş alınması ya da terlemeyi arttıran sporların yapılması
Havuz duş küvet gibi ortak kullanım alanlarının veya terlik havlu gibi giysilerin ortak kullanılması
Yine terleme artışına sebep olan sıkı ve özellikle cilde hava aldırmayan sentetik giysilerin kullanılması
Bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığın bulunması
Antibiyotik kullanımı
Sağlıksız beslenme
Kötü hijyen şartları
Cildin PH sını bozan kimyasal içerikli cilt bakım ürünlerinin kullanılması
Hamilelik durumlarında mantar enfeksiyonu görülme sıklığı artarMantar enfeksiyonu genellikle uzman dermatoloji hekimleri tarafından muayene ile teşhis edilir.Ancak bazı şüpheli durumlarda ise lezyondan alınan minik bir sürün tünün direkt mikroskobik incelenmesi veya uygun ortamda kültürünün elde edilmesi şeklinde de teşhis konulabilir.Lezyonun lokalizasyonuna göre lokal olarak krem sprey losyon şampuan ya da sistemik olarak ağızdan alınan tabletlerle tedavisi yapılabilmektedir. Ancak tedavide diğer bir önemli noktada mantar için uygun olan koşulların uzaklaştırılması yani bölgenin kuru tutulması bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de çok önemlidir.Mantar enfeksiyonu insandan insana temas yoluyla ya da hayvandan insana temas yoluyla bulaşabilir. Uygun zemin ve şartlar tekrar oluştuğunda mantar enfeksiyonu da tekrarlayabilir bu yüzden tedavi sonrasında enfeksiyona zemin hazırlayan şartların önlenmesi nüks olmaması açısından çok büyük bir önem arz eder.Mantar enfeksiyonları, genellikle cilt, tırnaklar ve mukozal bölgelerde görülür. Belirtileri enfeksiyonun türüne ve yerleşim yerine bağlı olarak değişebilir.1. Cilt Mantar Enfeksiyonları:Kızarıklık: Enfekte bölgede cilt renginin değişmesi.Kaşıntı: Enfekte bölgede yoğun kaşıntı.Kuru ve Pullanmış Cilt: Enfekte bölgede cildin kuru ve pul pul olması.Kabarcıklar: Ciltte küçük kabarcıklar veya veziküller oluşabilir.Açık Renkli Lekeler: Ciltte açık renkli lekeler oluşabilir, özellikle tinea versicolor gibi durumlarda.2. Tırnak Mantar Enfeksiyonları:Tırnak Renginin Değişmesi: Tırnağın sararması, beyazlaşması veya kahverengileşmesi.Tırnak Kalınlaşması: Tırnağın normalden daha kalın hale gelmesi.Kırılma ve Çatlama: Tırnağın kırılgan ve çatlamış olması.Tırnağın Kopması: Tırnağın bazen tamamen kopması veya ayrılması.3. Mukoza Mantar Enfeksiyonları:Ağız ve Boğaz: Pamukçuk (oral kandidiyazis) gibi durumlarda, ağızda beyaz, peynirimsi lekeler ve ağrı olabilir.Vajinal Mantar Enfeksiyonları: Vajinada kaşıntı, yanma, akıntıda değişiklik (genellikle beyaz, yoğurt kıvamında) görülebilir4. Deri Altı Mantar Enfeksiyonları:Şişlik: Deri altındaki bölgelerde şişlik veya iltihaplanma.Ağrı: Enfekte bölgede ağrı veya hassasiyet.Eğer bu belirtileri yaşıyorsanız, bir sağlık profesyoneline danışmanız önemlidir. Doğru tanı ve tedavi için doktorunuza başvurmanız gerekir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7xWSQdZTQEyjPAXCnmzy7Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bulaşıcı, hastalıkların, başında, geliyor, büyük, belirtisi, kaşıntı:, Tedavi, edilmezse, yıllarca, sürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7xWSQdZTQEyjPAXCnmzy7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bulaşıcı hastalıkların başında geliyor! En büyük belirtisi kaşıntı: Tedavi edilmezse yıllarca sürüyor"><p>Cilt hastalıkları arasında en sık görülenlerden biri mantar enfeksiyonu. Genellikle saç derisi ve tırnaklarda kendini gösteren mantar enfeksiyonu, bulaşıcı bir hastalık. Deri tutulumunda genellikle pembe kırmızı renkli çoğunlukla yuvarlak bazen de kıvrımlı sınırları olan bazen de kahverengi renkte yayılmaya eğilimli Lezyonlar şeklinde görülen mantar enfeksiyonunun mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GrNeRzJrA0-lq4sBFluMrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mantar enfeksiyonu en sık görülen cilt hastalıklarının başında geliyor.Mantar adı verilen mikroorganizmaların yaptığı Sıklıkla deri saç , tırnak ve mukozaları tutan nadiren de iç organları tutabilen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/__XN6aQhRESWd1FlOsDm2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Deri tutulumunda genellikle pembe kırmızı renkli çoğunlukla yuvarlak bazen de kıvrımlı sınırları olan bazen de kahverengi renkte yayılmaya eğilimli Lezyonlar şeklinde ,saç tutulumunda kabuklanma kepeklenme bazen de saçtaki kılların altında iltihaplanma ve saç dökülmesi şeklinde tırnaklardaki tutulumunda ise tırnak kalınlaşması renk değişikliği şeklinde mukoza tutumunda akıntı şeklinde kendini gösterir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/97FQuhFFq0iKyVJs5V2uWQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle terlemeye ve sürtünme ye eğilimli kıvrım bölgelerinde yani koltuk altları kasıklar, boyun ve Parmak aralar yine kadınlarda göğüs arası ,göğüs altları gibi bölgeler mantarın en sık görüldüğü bölgelerdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ag8deqQoy022si-YdaaVXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ciltte oluşan mantarlar genellikle sıcak ve nemli ortamı sever. Bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak da mantar enfeksiyonları arabilir. 

Sık ve aşırı terleme
Obezite
Duş sonrasında cildin tam olarak kurulanmaması nemli kalması veya çok sık duş alınması ya da terlemeyi arttıran sporların yapılması
Havuz duş küvet gibi ortak kullanım alanlarının veya terlik havlu gibi giysilerin ortak kullanılması
Yine terleme artışına sebep olan sıkı ve özellikle cilde hava aldırmayan sentetik giysilerin kullanılması
Bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir hastalığın bulunması
Antibiyotik kullanımı
Sağlıksız beslenme
Kötü hijyen şartları
Cildin PH sını bozan kimyasal içerikli cilt bakım ürünlerinin kullanılması
Hamilelik durumlarında mantar enfeksiyonu görülme sıklığı artar</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HQEHRWo2Z0KnXqINtHczbg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mantar enfeksiyonu genellikle uzman dermatoloji hekimleri tarafından muayene ile teşhis edilir.Ancak bazı şüpheli durumlarda ise lezyondan alınan minik bir sürün tünün direkt mikroskobik incelenmesi veya uygun ortamda kültürünün elde edilmesi şeklinde de teşhis konulabilir.Lezyonun lokalizasyonuna göre lokal olarak krem sprey losyon şampuan ya da sistemik olarak ağızdan alınan tabletlerle tedavisi yapılabilmektedir. Ancak tedavide diğer bir önemli noktada mantar için uygun olan koşulların uzaklaştırılması yani bölgenin kuru tutulması bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi de çok önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xMupA_TaTkm8KJN8ItfkIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mantar enfeksiyonu insandan insana temas yoluyla ya da hayvandan insana temas yoluyla bulaşabilir. Uygun zemin ve şartlar tekrar oluştuğunda mantar enfeksiyonu da tekrarlayabilir bu yüzden tedavi sonrasında enfeksiyona zemin hazırlayan şartların önlenmesi nüks olmaması açısından çok büyük bir önem arz eder.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EgjPiNbb7kuyECuroY-VTA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mantar enfeksiyonları, genellikle cilt, tırnaklar ve mukozal bölgelerde görülür. Belirtileri enfeksiyonun türüne ve yerleşim yerine bağlı olarak değişebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TfKUuZvuPEqn8QFd89yYfA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1. Cilt Mantar Enfeksiyonları:Kızarıklık: Enfekte bölgede cilt renginin değişmesi.Kaşıntı: Enfekte bölgede yoğun kaşıntı.Kuru ve Pullanmış Cilt: Enfekte bölgede cildin kuru ve pul pul olması.Kabarcıklar: Ciltte küçük kabarcıklar veya veziküller oluşabilir.Açık Renkli Lekeler: Ciltte açık renkli lekeler oluşabilir, özellikle tinea versicolor gibi durumlarda.2. Tırnak Mantar Enfeksiyonları:Tırnak Renginin Değişmesi: Tırnağın sararması, beyazlaşması veya kahverengileşmesi.Tırnak Kalınlaşması: Tırnağın normalden daha kalın hale gelmesi.Kırılma ve Çatlama: Tırnağın kırılgan ve çatlamış olması.Tırnağın Kopması: Tırnağın bazen tamamen kopması veya ayrılması.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/g9qNNj0kQUGFonUT_GH1wQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>3. Mukoza Mantar Enfeksiyonları:Ağız ve Boğaz: Pamukçuk (oral kandidiyazis) gibi durumlarda, ağızda beyaz, peynirimsi lekeler ve ağrı olabilir.Vajinal Mantar Enfeksiyonları: Vajinada kaşıntı, yanma, akıntıda değişiklik (genellikle beyaz, yoğurt kıvamında) görülebilir</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dtNX2qFINUGvKT95BxeEpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>4. Deri Altı Mantar Enfeksiyonları:Şişlik: Deri altındaki bölgelerde şişlik veya iltihaplanma.Ağrı: Enfekte bölgede ağrı veya hassasiyet.Eğer bu belirtileri yaşıyorsanız, bir sağlık profesyoneline danışmanız önemlidir. Doğru tanı ve tedavi için doktorunuza başvurmanız gerekir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sivas&amp;apos;ın uyuz gölü! 100 yıllık geçmişe sahip, bu yıl kimse gitmedi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sivasin-uyuz-goelu-100-yillik-gecmise-sahip-bu-yil-kimse-gitmedi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sivasin-uyuz-goelu-100-yillik-gecmise-sahip-bu-yil-kimse-gitmedi</guid>
<description><![CDATA[ Sivas&#039;ın gözde doğal güzelliklerinden biri olan Uyuz Gölü, bu yıl adeta bir sessizliğe büründü. Deri hastalıklarına şifa verdiğine inanılan ve yıllardır birçok ziyaretçiyi ağırlayan göl, bu sene ziyaretçisiz kaldı.Sivas&#039;ın Şarkışla ilçesi Elmalı köyü yakınlarında yer alan Uyuz Gölü, geçtiğimiz senelerde özellikle uyuz hastalığına yakalanmış kişiler tarafından sıkça ziyaret ediliyordu.Gölün, deri hastalıklarına iyi geldiği inancı, köylüler ve yakın civar arasında büyük öneme sahipken uyuz gölü bu sene eski popülaritesini kaybetti.Civar köylerden gelip şişelerle su götürdüklerini duyduğunu belirten Elmalı köyü muhtarı Bünyamin Demiral, “Bu gölün bir asırlık geçmişi var.Geçtiğimiz senelerde şifa arayanlar gelirdi. Devlet büyüklerinin burada bir analiz yapmasını isteriz. Eğer gerçekten şifalı bir suysa turizme kazandırılmasın isteriz” şeklinde konuştu.Büyüklerimiz buraya uyuz gölü derlerdi diyen Demiral, “Burası nereden baksan 100 yıllık geçmişe sahip. Uyuz hastalığına yakalananlar gelir gider. Uyuz hastalığına yakalananlar bazen geliyor suya giriyor. Yetkililerin bu suya analiz yapmalarını isteriz” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sFFr8SuqsUCuuBtWxViHGA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sivasın, uyuz, gölü, 100, yıllık, geçmişe, sahip, yıl, kimse, gitmedi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sFFr8SuqsUCuuBtWxViHGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sivas'ın uyuz gölü! 100 yıllık geçmişe sahip, bu yıl kimse gitmedi"><p>Sivas'ın gözde doğal güzelliklerinden biri olan Uyuz Gölü, bu yıl adeta bir sessizliğe büründü. Deri hastalıklarına şifa verdiğine inanılan ve yıllardır birçok ziyaretçiyi ağırlayan göl, bu sene ziyaretçisiz kaldı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/K04KSzixoU2LFxb2dtp32A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sivas'ın Şarkışla ilçesi Elmalı köyü yakınlarında yer alan Uyuz Gölü, geçtiğimiz senelerde özellikle uyuz hastalığına yakalanmış kişiler tarafından sıkça ziyaret ediliyordu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HDlqtcrBB0G0pDi9bAKFWQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gölün, deri hastalıklarına iyi geldiği inancı, köylüler ve yakın civar arasında büyük öneme sahipken uyuz gölü bu sene eski popülaritesini kaybetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ohHZeV678UeZ6OY2IM0Klg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Civar köylerden gelip şişelerle su götürdüklerini duyduğunu belirten Elmalı köyü muhtarı Bünyamin Demiral, “Bu gölün bir asırlık geçmişi var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W5fvLlqNkkCsc1qLuh4tdg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçtiğimiz senelerde şifa arayanlar gelirdi. Devlet büyüklerinin burada bir analiz yapmasını isteriz. Eğer gerçekten şifalı bir suysa turizme kazandırılmasın isteriz” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xSWxSmQKfEK1I9YbSAs-3g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Büyüklerimiz buraya uyuz gölü derlerdi diyen Demiral, “Burası nereden baksan 100 yıllık geçmişe sahip. Uyuz hastalığına yakalananlar gelir gider. Uyuz hastalığına yakalananlar bazen geliyor suya giriyor. Yetkililerin bu suya analiz yapmalarını isteriz” dedi.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Japonlar uzun yaşamını ona borçlu! Vücudu dipçik gibi yapan vitamin hazinesi, kalorisi bile yok</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/japonlar-uzun-yasamini-ona-borclu-vucudu-dipcik-gibi-yapan-vitamin-hazinesi-kalorisi-bile-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/japonlar-uzun-yasamini-ona-borclu-vucudu-dipcik-gibi-yapan-vitamin-hazinesi-kalorisi-bile-yok</guid>
<description><![CDATA[ Japonları uzun yaşamının sırrı herkes tarafından merak ediliyor ve araştırılıyor. Japonlar genellikle sağlıklı beslenmeyi önemsiyor. Özellikle düzenli olarak tükettikleri bir bitki çay var ki vücudun direncini artırarak hastalıklar karşı koruma sağlıyor.Japonların uzun ve sağlıklı yaşamı bilim insanları tarafından da inceleniyor. Japonlar genellikle sağlıklı besleniyor ve doğanın mucizelerinden faydalanıyor.
Japonların vazgeçilmezleri arasında yer alan ve vücuda faydaları saymakla bitmeyen karabuğday çayı, düzenli tüketildiğinde vücut için güç kalkanı oluşturuyor.Japonca&#039;da soba çayı veya &#039;soba-cha&#039; olarak da bilinen karabuğday çayı, karabuğday bitkisinin kabuklu tohumları olan kavrulmuş karabuğday kabuğu çıkarılmış tanelerden yapılan bir çay türüdür. İsmine rağmen karabuğdayın buğdayla akrabalığı olmaması ve gluten içermemesi gluten hassasiyeti olanlar için uygun bir seçimdir.Taneye benzer tohumları olan ve son derece besleyici olan karabuğda, doğada bulunan en güçlü antioksidanların dabşında geliyor. Sağlık açısından son derece faydalı olan bu çay Japon sofralarından eksik olmuyor.Karabuğday çayı, kronik hastalıkların azalmasına yardımcı olur. Bir yudumu sadece lezzetli değil vüct sağlığınızı korumanın harika bir yoludur.
Karabuğday çayı, diğer güçlü bileşiklerin yanı sıra rutin ve quercetin gibi antioksidanlarla doludur. Bu antioksidanlar vücudunuzdaki zararlı serbest radikallerle savaşarak çalışır.Kalp sağlığı için de şifalı olan karabuğday çayı, içindeki antioksidanlar sayesinde kalp krizi riskini azaltır. Kalbi güçlendirir ve damar tıkanıklığını önler.
Bunu kan basıncınızı düşürerek, kötü kolesterolü keserek ve kan damarlarınızın daha iyi çalışmasını sağlayarak yaparlar. Düzenli kafeinli içeceklerin yerine bu sağlıklı içeceği beslenmenize dahil etmeye çalışın. Ayrıca bu çay kalp krizini engellemeye yardımcı oluyor.Sağlıklı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız karabuğday çayı bunun için iyi bir yol arkadaşı olabilir. Kalorisi azdır, bu nedenle diyetinizde fazladan kalori konusunda endişelenmeden lezzetli, cevizli lezzetin tadını çıkarabilirsiniz.Bu, kilo almadan yudumlayabileceğiniz anlamına gelir. Yani, kilosunu yönetmek isteyenler için karabuğday çayı, hedeflerinize doğru ilerlemenin lezzetli ve suçluluk duymadan bir yoludur.Kan şekerini dengede tutmak ve diyabet riskini azaltmak için karabuğday çayı iyi bir seçim olabilir. Karabuğday, yavaş sindirilen karmaşık karbonhidratlar içerir, bu da kan şekeri seviyelerinde hızlı ani yükselişler yerine kademeli bir artışa yol açar.Ayrıca kan dolaşımında şekerin emilimini yavaşlatan, kan şekeri düzeylerini sabit tutmanıza yardımcı olan diyet lifi açısından da zengindir.Karabuğday çayındaki lif, faydalı bağırsak bakterileri için besin görevi görür ve iyi bir sindirim için gerekli olan dengeli ve sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomunu destekler. Ayrıca karabuğdaydaki bazı bileşenler, sindirim iltihabını ve rahatsızlığı azaltmaya yardımcı olabilecek anti-inflamatuar özelliklere sahip olabilir.Karabuğday, gluten içermez. Bu özelliğiyle glüten duyarlılığı veya çölyak hastalığı olan kişiler için sağlıklıdır.Karabuğday pek çok vitamini içinde barındırır. Magnezyum, manganez ve B vitamini bakımından adeta bir hazinedir. Bu vitaminler sayesinde vücudu enerjik tutmaya yardımcı olur. Kas ve sinir fonksiyonlarını geliştirir. Kemik sağlığını iyileştirir.
İçindeki B vitamini sayesinde vücudunuzun yiyecekleri enerjiye dönüştürmesine yardımcı olur. Yani karabuğday yemek, vücudunuza sağlıklı ve aktif kalmak için ihtiyaç duyduğu besinleri vermenin lezzetli bir yoludur.Karabuğday çayı yapmak için, kabuğu çıkarılmış taneler ilk olarak fındıksı ve kızarmış tadı ortaya çıkarmak için kavrulur. Kavurduktan sonra, kabuğu çıkarılmış taneler, hoş kokulu ve toprak tadında bir çay yapmak için sıcak suya batırılabilir. Karabuğday çayı sıcak veya soğuk olarak içilebilir ve Doğu Asya ülkelerinde, özellikle Japonya&#039;da popülerdir, ancak sağlayabileceği çeşitli sağlık yararları nedeniyle dünya çapında hızla popüler hale gelmektedir.
ÖNEMLİ! Karabuğday çayını beslenme rutininize eklemeden önce mutlaka bir uzmana danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aC-SfEpf1Ee9hEXSfwUNog.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Japonlar, uzun, yaşamını, ona, borçlu, Vücudu, dipçik, gibi, yapan, vitamin, hazinesi, kalorisi, bile, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aC-SfEpf1Ee9hEXSfwUNog.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Japonlar uzun yaşamını ona borçlu! Vücudu dipçik gibi yapan vitamin hazinesi, kalorisi bile yok"><p>Japonları uzun yaşamının sırrı herkes tarafından merak ediliyor ve araştırılıyor. Japonlar genellikle sağlıklı beslenmeyi önemsiyor. Özellikle düzenli olarak tükettikleri bir bitki çay var ki vücudun direncini artırarak hastalıklar karşı koruma sağlıyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PU2MItLv7U-a0TrcfG6v4w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Japonların uzun ve sağlıklı yaşamı bilim insanları tarafından da inceleniyor. Japonlar genellikle sağlıklı besleniyor ve doğanın mucizelerinden faydalanıyor.
Japonların vazgeçilmezleri arasında yer alan ve vücuda faydaları saymakla bitmeyen karabuğday çayı, düzenli tüketildiğinde vücut için güç kalkanı oluşturuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SQ7jMmbWKk-GjORsIptR_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Japonca'da soba çayı veya 'soba-cha' olarak da bilinen karabuğday çayı, karabuğday bitkisinin kabuklu tohumları olan kavrulmuş karabuğday kabuğu çıkarılmış tanelerden yapılan bir çay türüdür. İsmine rağmen karabuğdayın buğdayla akrabalığı olmaması ve gluten içermemesi gluten hassasiyeti olanlar için uygun bir seçimdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SFXEG1RLAUqZFZIE6mpxwA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Taneye benzer tohumları olan ve son derece besleyici olan karabuğda, doğada bulunan en güçlü antioksidanların dabşında geliyor. Sağlık açısından son derece faydalı olan bu çay Japon sofralarından eksik olmuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GixDOVcJyU-kqHq8rnrSZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karabuğday çayı, kronik hastalıkların azalmasına yardımcı olur. Bir yudumu sadece lezzetli değil vüct sağlığınızı korumanın harika bir yoludur.
Karabuğday çayı, diğer güçlü bileşiklerin yanı sıra rutin ve quercetin gibi antioksidanlarla doludur. Bu antioksidanlar vücudunuzdaki zararlı serbest radikallerle savaşarak çalışır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pm_2JfiR8EuWPuoaCU3XLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalp sağlığı için de şifalı olan karabuğday çayı, içindeki antioksidanlar sayesinde kalp krizi riskini azaltır. Kalbi güçlendirir ve damar tıkanıklığını önler.
Bunu kan basıncınızı düşürerek, kötü kolesterolü keserek ve kan damarlarınızın daha iyi çalışmasını sağlayarak yaparlar. Düzenli kafeinli içeceklerin yerine bu sağlıklı içeceği beslenmenize dahil etmeye çalışın. Ayrıca bu çay kalp krizini engellemeye yardımcı oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AwSuRZoVWkqb_t8APLjSAg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız karabuğday çayı bunun için iyi bir yol arkadaşı olabilir. Kalorisi azdır, bu nedenle diyetinizde fazladan kalori konusunda endişelenmeden lezzetli, cevizli lezzetin tadını çıkarabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KR3e7RgZMU6-VE6xzgc57w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu, kilo almadan yudumlayabileceğiniz anlamına gelir. Yani, kilosunu yönetmek isteyenler için karabuğday çayı, hedeflerinize doğru ilerlemenin lezzetli ve suçluluk duymadan bir yoludur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uhZdUhrLJ02TyiGP4sM8Ug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kan şekerini dengede tutmak ve diyabet riskini azaltmak için karabuğday çayı iyi bir seçim olabilir. Karabuğday, yavaş sindirilen karmaşık karbonhidratlar içerir, bu da kan şekeri seviyelerinde hızlı ani yükselişler yerine kademeli bir artışa yol açar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WDFmIdPrKESKb-Ne2lTvYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca kan dolaşımında şekerin emilimini yavaşlatan, kan şekeri düzeylerini sabit tutmanıza yardımcı olan diyet lifi açısından da zengindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6Er9KIpzok2Wfe5bJFEscg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karabuğday çayındaki lif, faydalı bağırsak bakterileri için besin görevi görür ve iyi bir sindirim için gerekli olan dengeli ve sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomunu destekler. Ayrıca karabuğdaydaki bazı bileşenler, sindirim iltihabını ve rahatsızlığı azaltmaya yardımcı olabilecek anti-inflamatuar özelliklere sahip olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VqUIJLXvEEuQiLZqJXXb3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karabuğday, gluten içermez. Bu özelliğiyle glüten duyarlılığı veya çölyak hastalığı olan kişiler için sağlıklıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oncq7QXrr0mbdDPq8C4_hA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karabuğday pek çok vitamini içinde barındırır. Magnezyum, manganez ve B vitamini bakımından adeta bir hazinedir. Bu vitaminler sayesinde vücudu enerjik tutmaya yardımcı olur. Kas ve sinir fonksiyonlarını geliştirir. Kemik sağlığını iyileştirir.
İçindeki B vitamini sayesinde vücudunuzun yiyecekleri enerjiye dönüştürmesine yardımcı olur. Yani karabuğday yemek, vücudunuza sağlıklı ve aktif kalmak için ihtiyaç duyduğu besinleri vermenin lezzetli bir yoludur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yncFrGRZjkOhnHM-ZSDeXw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karabuğday çayı yapmak için, kabuğu çıkarılmış taneler ilk olarak fındıksı ve kızarmış tadı ortaya çıkarmak için kavrulur. Kavurduktan sonra, kabuğu çıkarılmış taneler, hoş kokulu ve toprak tadında bir çay yapmak için sıcak suya batırılabilir. Karabuğday çayı sıcak veya soğuk olarak içilebilir ve Doğu Asya ülkelerinde, özellikle Japonya'da popülerdir, ancak sağlayabileceği çeşitli sağlık yararları nedeniyle dünya çapında hızla popüler hale gelmektedir.
ÖNEMLİ! Karabuğday çayını beslenme rutininize eklemeden önce mutlaka bir uzmana danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Çocukken sarışındım&amp;quot; diyenler dikkat! Saç renginizin zamanla değişmesinin nedeni buymuş</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocukken-sarisindim-diyenler-dikkat-sac-renginizin-zamanla-degismesinin-nedeni-buymus</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocukken-sarisindim-diyenler-dikkat-sac-renginizin-zamanla-degismesinin-nedeni-buymus</guid>
<description><![CDATA[ Bebekken ya da çocukluk döneminde saç renginiz daha açık tonlarda ya da sarı renkte olabilir. Zaman geçtikçe saçlarınız koyulaşabilir. Genellikle &quot;ben küçükken sarışındım&quot; cümlesini çok duyarız. Çocukluk fotoğraflarınıza baktığınızda saçlarınızdaki gözle görülür farkı görürsünüz. Saçlarınızın zamanla değişmesinin ve renginin koyulaşmasının bir nedeni var.Saçlarınz genellikle yaşınızın ilerlemesiyle birlikte beyazlar. Bu döneme kadar herkes saç renginin aynı kaldığını düşünür. Ancak gerçek böyle değil.Genellikle toplumda &quot;ben çocukken sarışındım&quot; cümlesini en az 1 kişiden duyarsınız ya da sizin saçlarınız da küçükken daha açık tonlarda olabilir. Çocukluk fotoğraflarınıza baktığınızda zaman içinde olan değişimi daha net görürsünüz. Çünkü yaşınız ilerledikçe saçlarınız daha koyu bir renk almıştır. Saçlarınızın yaşınızın ilerlemesiyle birlikte değişmesinin pek çok nedeni var.Genetik faktörler bu değişimin birinci nedeni olarak kabul edilir. Saç renginizdeki değişiklikler; saç, cilt ve göz rengini belirleyen farklı pigment türlerinin genel adı olan &#039;melanin&#039; isimli pigmentten kaynaklanır. Saç renginden sorumlu pigmentlere ise &#039;eumelanin&#039; ve &#039;pheomelanin&#039; denir.Eumelanin saçınızın rengini belirleyen bir pigmenttir. Eumelanin fazla olması saç tonunuzun daha koyu olacağı anlamına gelir. Feomelanin ise saçınızın &#039;sıcaklığını&#039; belirler. Örneğin kızıl saçlarda bu pigment daha fazla bulunur. Eumelanin ve feomelanin kombinasyonu sizin doğal saç renginizi oluşturur.Vücudun üretmiş olduğu melanin miktarını genlerimiz belirler. Ancak, yaş küçükken tüm genler aktifleştirilmemiştir ve bu durum da saç tonun gençken daha farklı görünmesine sebep olur. Yaş ilerledikçe bu genler aktifleşir. Bu da daha fazla eumelanin üretilmesine neden olur. Bunun sonucunda ise saçlarınız eskiden olduğundan birkaç ton daha koyu görünür.Saç renginizin zamanla koyulaşmasının pek çok nedeni var; İnsanlar yaşlandıkça, melanositler daha az melanin üretir ve bu durum da pigmentler azalmaya başlar. Bu durum da saçın doğal renginin eskisinden daha gri ve koyu görünmesine sebep olur.Herkesin aynı dönemde saçının koyulaşması mümkün değildir. Koyulaşma süreci kişiden kişiye değişiklik gösterir ve genetik faktörlerden etkilenir.Güneş ışığına fazla miktarda maruz kalırsanız saç renginiz koyulaşabilir. Güneşte bulunan UV ışınları saça nüfus eder ve melanini parçalayarak saç pigmentini etkiler. Parçalanmış melanin, saç rengini koyulaştırma özelliğine sahiptir.Genetik faktörlerde saçın koyulaşmasını ve koyulaşma hızını beliler. Bazı insanların yaşlandıkça saçlarının hızlı bir şekilde koyulaşmasına sahip genetikleri vardır. Genetik faktörlerin saç köklerinde ki melanin üretimini etkileme ihtimali vardır.Hamilelik, ergenlik veya menopoz gibi bazı süreçlerde hormonlarda değişiklik yaşanabilir. Hormon seviyelerinin değişmesi melanini etkiler. Saç renginde koyulaşma ve azalma gibi etkiler gözükebilir.Şapka kullanarak ve UV ışınlarından koruyan bakım ürünlerini kullanarak güneşin zararlı ışınlarından saçlarınızı koruyun. Melanin parçalanmasını önleyerek saçlarınızın daha hızlı koyulaşmasını engelleyebilirsiniz.Saçınıza düzenli olarak saç kremleri ve maskeleri ile bakım yapmak, saç sağlığını korumaya ve nemlendirmeye destek olur. Bakımlı saçların koyulaşma süreci daha yavaştır.
Saçlarınızı şekillendirirken kullandığınız aletlerin aşırı ısıda olması saça zarar verebilir ve saçın koyulaşmasına katkıda bulunabilir. Isı ile saçınızı şekillendirmeyi azaltın ve saçınızı fazla ısıdan korumak için ısı koruyucu spreyleri saçınıza uygulayın.Yaş ilerledikçe saç renginin değişmesi oldukça yaygındır. Bunun nedeni, saç foliküllerinin içindeki pigment üreticisi hücrelerin (melanositler) zamanla azalmasıdır. Saç rengini belirleyen pigmentler olan melanin, yaşlandıkça azalır ve bu da saçın beyazlamasına veya griye dönmesine neden olabilir.Genetik faktörler, saç renginin ne zaman ve ne hızda değişeceğini etkileyebilir. Ayrıca, saç rengindeki değişiklikler kişinin genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve çevresel etmenler gibi diğer faktörlerden de etkilenebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PhIgYvmz0a4y5TU8q-jQw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocukken, sarışındım, diyenler, dikkat, Saç, renginizin, zamanla, değişmesinin, nedeni, buymuş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7PhIgYvmz0a4y5TU8q-jQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="" sar diyenler dikkat sa renginizin zamanla de nedeni buymu><p>Bebekken ya da çocukluk döneminde saç renginiz daha açık tonlarda ya da sarı renkte olabilir. Zaman geçtikçe saçlarınız koyulaşabilir. Genellikle "ben küçükken sarışındım" cümlesini çok duyarız. Çocukluk fotoğraflarınıza baktığınızda saçlarınızdaki gözle görülür farkı görürsünüz. Saçlarınızın zamanla değişmesinin ve renginin koyulaşmasının bir nedeni var.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Rug58xYr0keHKkMgVzMZxw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saçlarınz genellikle yaşınızın ilerlemesiyle birlikte beyazlar. Bu döneme kadar herkes saç renginin aynı kaldığını düşünür. Ancak gerçek böyle değil.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wdXWGQ0ArkSerDGIZ7lldQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle toplumda "ben çocukken sarışındım" cümlesini en az 1 kişiden duyarsınız ya da sizin saçlarınız da küçükken daha açık tonlarda olabilir. Çocukluk fotoğraflarınıza baktığınızda zaman içinde olan değişimi daha net görürsünüz. Çünkü yaşınız ilerledikçe saçlarınız daha koyu bir renk almıştır. Saçlarınızın yaşınızın ilerlemesiyle birlikte değişmesinin pek çok nedeni var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/21HvQ7n7fUKtgh81y0a-zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genetik faktörler bu değişimin birinci nedeni olarak kabul edilir. Saç renginizdeki değişiklikler; saç, cilt ve göz rengini belirleyen farklı pigment türlerinin genel adı olan 'melanin' isimli pigmentten kaynaklanır. Saç renginden sorumlu pigmentlere ise 'eumelanin' ve 'pheomelanin' denir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/O-ZXgJ1NsEOQLSzKQxPQdw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eumelanin saçınızın rengini belirleyen bir pigmenttir. Eumelanin fazla olması saç tonunuzun daha koyu olacağı anlamına gelir. Feomelanin ise saçınızın 'sıcaklığını' belirler. Örneğin kızıl saçlarda bu pigment daha fazla bulunur. Eumelanin ve feomelanin kombinasyonu sizin doğal saç renginizi oluşturur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fm-Lcs4wSkSc1JKBHzCGAA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücudun üretmiş olduğu melanin miktarını genlerimiz belirler. Ancak, yaş küçükken tüm genler aktifleştirilmemiştir ve bu durum da saç tonun gençken daha farklı görünmesine sebep olur. Yaş ilerledikçe bu genler aktifleşir. Bu da daha fazla eumelanin üretilmesine neden olur. Bunun sonucunda ise saçlarınız eskiden olduğundan birkaç ton daha koyu görünür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hcenuAok_UaHBkgu36iElg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Saç renginizin zamanla koyulaşmasının pek çok nedeni var; İnsanlar yaşlandıkça, melanositler daha az melanin üretir ve bu durum da pigmentler azalmaya başlar. Bu durum da saçın doğal renginin eskisinden daha gri ve koyu görünmesine sebep olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7nhY00m4dkKqff5JQnQIrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Herkesin aynı dönemde saçının koyulaşması mümkün değildir. Koyulaşma süreci kişiden kişiye değişiklik gösterir ve genetik faktörlerden etkilenir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gcKlGvfjm0et53Jnk_QX6g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güneş ışığına fazla miktarda maruz kalırsanız saç renginiz koyulaşabilir. Güneşte bulunan UV ışınları saça nüfus eder ve melanini parçalayarak saç pigmentini etkiler. Parçalanmış melanin, saç rengini koyulaştırma özelliğine sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DhSFJr_0gkyOBn2AM56m7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genetik faktörlerde saçın koyulaşmasını ve koyulaşma hızını beliler. Bazı insanların yaşlandıkça saçlarının hızlı bir şekilde koyulaşmasına sahip genetikleri vardır. Genetik faktörlerin saç köklerinde ki melanin üretimini etkileme ihtimali vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KdjN6ajZaUqVuE3CCrHg_w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hamilelik, ergenlik veya menopoz gibi bazı süreçlerde hormonlarda değişiklik yaşanabilir. Hormon seviyelerinin değişmesi melanini etkiler. Saç renginde koyulaşma ve azalma gibi etkiler gözükebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RaxiZiKyak-96s87CJLi0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şapka kullanarak ve UV ışınlarından koruyan bakım ürünlerini kullanarak güneşin zararlı ışınlarından saçlarınızı koruyun. Melanin parçalanmasını önleyerek saçlarınızın daha hızlı koyulaşmasını engelleyebilirsiniz.Saçınıza düzenli olarak saç kremleri ve maskeleri ile bakım yapmak, saç sağlığını korumaya ve nemlendirmeye destek olur. Bakımlı saçların koyulaşma süreci daha yavaştır.
Saçlarınızı şekillendirirken kullandığınız aletlerin aşırı ısıda olması saça zarar verebilir ve saçın koyulaşmasına katkıda bulunabilir. Isı ile saçınızı şekillendirmeyi azaltın ve saçınızı fazla ısıdan korumak için ısı koruyucu spreyleri saçınıza uygulayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_IMZbmkf306XkU-EYim8Dg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaş ilerledikçe saç renginin değişmesi oldukça yaygındır. Bunun nedeni, saç foliküllerinin içindeki pigment üreticisi hücrelerin (melanositler) zamanla azalmasıdır. Saç rengini belirleyen pigmentler olan melanin, yaşlandıkça azalır ve bu da saçın beyazlamasına veya griye dönmesine neden olabilir.Genetik faktörler, saç renginin ne zaman ve ne hızda değişeceğini etkileyebilir. Ayrıca, saç rengindeki değişiklikler kişinin genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve çevresel etmenler gibi diğer faktörlerden de etkilenebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kolesterolü tavan yaptırıyor, damarları tıkıyor! Sandığınız gibi sağlıklı değilmiş</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kolesterolu-tavan-yaptiriyor-damarlari-tikiyor-sandiginiz-gibi-saglikli-degilmis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kolesterolu-tavan-yaptiriyor-damarlari-tikiyor-sandiginiz-gibi-saglikli-degilmis</guid>
<description><![CDATA[ Son yıllarda sağlığa olan faydaları ve çok yönlü kullanımıyla popüler hale gelen Hindistan cevizi yağının faydaları saymakla bitmiyor. Ancak Hindistan cevizi yağının sağlıklı olup olmadığı sağlık profesyonelleri ve araştırmacılar arasında devam eden bir tartışma konusu. Hindistan cevizi yağı düşündüğünüz gibi sağlıklı olmayabilir.Hindistan cevizi yağının kilo kaybına yardımcı olmaktan kalp sağlığını iyileştirmeye kadar sağlığı destekleyen pek çok faydası olduğunu söylüyor. Ancak Hindistan cevizi yağıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar sanıldığı kadar sağlıklı olmasını gösteriyor. Hindistan cevizi yağının bazı olumlu yönleri olduğu doğru olsa da, sıklıkla iddia edildiği kadar sağlıklı olmayabileceğini gösteren daha az bilinen nedenler de vardır.Hindistan cevizi yağı doymuş yağlar açısından zengindir ve yağ asidi bileşiminin yaklaşık %82&#039;si doymuştur. Doymuş yağların, genellikle &quot;kötü&quot; kolesterol olarak adlandırılan düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol seviyelerini arttırdığı bilinmektedir. Yüksek LDL seviyeleri, daha yüksek kalp hastalığı ve diğer kardiyovasküler sorunlar riskiyle bağlantılıdır. Bazıları Hindistan cevizi yağındaki doymuş yağ türlerinin, özellikle de laurik asitin, diğer doymuş yağlarla aynı olumsuz etkilere sahip olmayabileceğini iddia etse de kalp sağlığı üzerindeki potansiyel etkisi konusunda hala endişeler var.Hindistan cevizi yağının kilo kaybına yardımcı olabileceği yönündeki yaygın inanışın aksine, kalorisi yoğun bir yağdır. Bir yemek kaşığı Hindistan cevizi yağı yaklaşık 120 kalori ve 14 gram yağ içerir.Sağlıklı kaynaklardan bile fazla kalori tüketmek (salatalara veya yemek pişirmek için bir miktar yağ eklemek), fiziksel aktivite ve çok yönlü bir beslenme ile dengelenmezse kilo alımına katkıda bulunabilir. Hindistan cevizi yağını kişinin diyetine dahil ederken porsiyon boyutlarına ve genel kalori alımına dikkat etmek önemlidir.Hindistan cevizi yağı bazı sağlık yararları sunsa da genel sağlık için çok önemli olan temel besin maddelerinden yoksundur. Hindistan cevizi yağı, diğer sıvı ve katı yağlardan farklı olarak vitamin, mineral veya lif içermez. Zeytinyağı ve avokado yağı gibi besin açısından zengin yağlar, E ve K vitaminleri, antioksidanlar ve diğer faydalı bileşiklerin bolluğu nedeniyle sağlık açısından ek faydalar sağlar. Temel besinleri sağlayan yağları seçmek, sağlıklı bir beslenmeye daha kapsamlı bir yaklaşım olabilir.Hindistan cevizi yağı, mutfaklarımıza ulaşmadan önce diğer yağlara benzer şekilde kapsamlı bir işleme ve işleme tabi tutulur ve bu da onun doğal sağlık yararlarını azaltabilir. Rafine edilmiş, ağartılmış ve kokusu giderilmiş (RBD) hindistancevizi yağı, solventler ve yüksek ısı içeren bir işleme tabi tutulur ve potansiyel olarak yüksek kolesterol seviyelerine yol açar. Bu yağ, kendine has özelliklerinden dolayı yağ üzerine yapılan bilimsel araştırmalarda kontrol maddesi olarak kullanılmaktadır.Hindistan cevizi yağı çeşitli sağlık iddiaları açısından popülerlik kazanmış olsa da, bu iddiaları destekleyen bilimsel kanıtlar diğer diyet yağlarıyla karşılaştırıldığında sınırlıdır.
Hindistan cevizi yağının sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmalar devam etmektedir ve kalp sağlığı, kilo yönetimi ve diğer sağlık yönleri üzerindeki etkisine ilişkin kesin kanıtlar oluşturmak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Diyet seçimleri hakkında bilinçli kararlar verirken bilimsel fikir birliğine ve köklü araştırmalara güvenmek çok önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YiyXXfSWr0-JnnlFI6sbkg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kolesterolü, tavan, yaptırıyor, damarları, tıkıyor, Sandığınız, gibi, sağlıklı, değilmiş</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YiyXXfSWr0-JnnlFI6sbkg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kolesterolü tavan yaptırıyor, damarları tıkıyor! Sandığınız gibi sağlıklı değilmiş"><p>Son yıllarda sağlığa olan faydaları ve çok yönlü kullanımıyla popüler hale gelen Hindistan cevizi yağının faydaları saymakla bitmiyor. Ancak Hindistan cevizi yağının sağlıklı olup olmadığı sağlık profesyonelleri ve araştırmacılar arasında devam eden bir tartışma konusu. Hindistan cevizi yağı düşündüğünüz gibi sağlıklı olmayabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4bNV-nb-OkisoNTte4aMGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağının kilo kaybına yardımcı olmaktan kalp sağlığını iyileştirmeye kadar sağlığı destekleyen pek çok faydası olduğunu söylüyor. Ancak Hindistan cevizi yağıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar sanıldığı kadar sağlıklı olmasını gösteriyor. Hindistan cevizi yağının bazı olumlu yönleri olduğu doğru olsa da, sıklıkla iddia edildiği kadar sağlıklı olmayabileceğini gösteren daha az bilinen nedenler de vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/29MG4T4OCkuhxDgue90Eyw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağı doymuş yağlar açısından zengindir ve yağ asidi bileşiminin yaklaşık %82'si doymuştur. Doymuş yağların, genellikle "kötü" kolesterol olarak adlandırılan düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol seviyelerini arttırdığı bilinmektedir. Yüksek LDL seviyeleri, daha yüksek kalp hastalığı ve diğer kardiyovasküler sorunlar riskiyle bağlantılıdır. Bazıları Hindistan cevizi yağındaki doymuş yağ türlerinin, özellikle de laurik asitin, diğer doymuş yağlarla aynı olumsuz etkilere sahip olmayabileceğini iddia etse de kalp sağlığı üzerindeki potansiyel etkisi konusunda hala endişeler var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gB-wsA0NFkOkyDEEn0b_dQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağının kilo kaybına yardımcı olabileceği yönündeki yaygın inanışın aksine, kalorisi yoğun bir yağdır. Bir yemek kaşığı Hindistan cevizi yağı yaklaşık 120 kalori ve 14 gram yağ içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_FVvPMSur02ncfGzdoRbNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı kaynaklardan bile fazla kalori tüketmek (salatalara veya yemek pişirmek için bir miktar yağ eklemek), fiziksel aktivite ve çok yönlü bir beslenme ile dengelenmezse kilo alımına katkıda bulunabilir. Hindistan cevizi yağını kişinin diyetine dahil ederken porsiyon boyutlarına ve genel kalori alımına dikkat etmek önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cRBakTpFh0yWd-AntWi07A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağı bazı sağlık yararları sunsa da genel sağlık için çok önemli olan temel besin maddelerinden yoksundur. Hindistan cevizi yağı, diğer sıvı ve katı yağlardan farklı olarak vitamin, mineral veya lif içermez. Zeytinyağı ve avokado yağı gibi besin açısından zengin yağlar, E ve K vitaminleri, antioksidanlar ve diğer faydalı bileşiklerin bolluğu nedeniyle sağlık açısından ek faydalar sağlar. Temel besinleri sağlayan yağları seçmek, sağlıklı bir beslenmeye daha kapsamlı bir yaklaşım olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1GAz-mAtz0u_7IfM3fr4oA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağı, mutfaklarımıza ulaşmadan önce diğer yağlara benzer şekilde kapsamlı bir işleme ve işleme tabi tutulur ve bu da onun doğal sağlık yararlarını azaltabilir. Rafine edilmiş, ağartılmış ve kokusu giderilmiş (RBD) hindistancevizi yağı, solventler ve yüksek ısı içeren bir işleme tabi tutulur ve potansiyel olarak yüksek kolesterol seviyelerine yol açar. Bu yağ, kendine has özelliklerinden dolayı yağ üzerine yapılan bilimsel araştırmalarda kontrol maddesi olarak kullanılmaktadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c0ilTCRC0kWZrA0pPv9AKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağı çeşitli sağlık iddiaları açısından popülerlik kazanmış olsa da, bu iddiaları destekleyen bilimsel kanıtlar diğer diyet yağlarıyla karşılaştırıldığında sınırlıdır.
Hindistan cevizi yağının sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmalar devam etmektedir ve kalp sağlığı, kilo yönetimi ve diğer sağlık yönleri üzerindeki etkisine ilişkin kesin kanıtlar oluşturmak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Diyet seçimleri hakkında bilinçli kararlar verirken bilimsel fikir birliğine ve köklü araştırmalara güvenmek çok önemlidir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Mevsimi gelse yesek&amp;quot; denilen doğanın ecza deposu! Vücudu yeniden doğmuş gibi yapıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mevsimi-gelse-yesek-denilen-doganin-ecza-deposu-vucudu-yeniden-dogmus-gibi-yapiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mevsimi-gelse-yesek-denilen-doganin-ecza-deposu-vucudu-yeniden-dogmus-gibi-yapiyor</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye&#039;de yetişen ve faydalarıyla dikkay çeken bir meyve var ki mayhoş tadıyla severek tüketiliyor. Hambeles olarak da bilinen bu meyve sağlık açısından da pek çok fayda sağlıyor. Salatalara yemeklere katılarak tüketilen ya da çay olarak içilen bu meyve, dağlık alanlarda ve yol kenarlarında bile yetişiyor.Sonbahar aylarıyla birlikte pazar tezgahında sıklıkla görebileceğiniz ve &quot;mevsimi gelse de yesek&quot; dediğiniz murt meyvesi sağlığa faydalarıyla dikkat çekiyor.Özellikle Akdeniz ikliminde yetişen Mersin&#039;in de gözdesi olan murt meyvesi tadı ve kokusuyla ilgi çekiyor.Murt meyvesi gibi yaprakları da vücut için adeta bir şifa kaynağı. Mevsiminde tüketilen murt meyvesi, kolesterolden, enfeksiyona kadar pek çok soruna iyi gelebiliyor.Hambeles adıyla birine ve Mersin&#039;de yetişen murt meyvesi, küçük ağaç, ağaççık ya da çalı olarak söz edilen, boyu en fazla 5 metreye kadar çıkabilen bir bitki. Akdeniz iklimini seven bu meyve Ege ve Marmara bölgelerinde kendisini gösteriyor.Murt meyvesi, antiseptik özellikler göstererek vücudunuzu mikroplardan ve enfeksiyonlardan arındırıyabiliyor. Ayrıca doğal bir balgam sökücü olduğu için kuru öksürüğa çok iyi geliyor.Mevsiminde tüketilen hambeles, kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini de en aza indiriyor.Mideyi rahatlatarak sindirim sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışmasına destek oluyor. Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına verdiği destek nedeniyle iştah açıcı bir etki de gösteriyor.İltihapların hızla iyileşmesine destek olduğu biliniyor, bu özelliği sayesinde akciğer iltihaplanmasından egzamaya dek birçok soruna karşı vücudumuzun yanında yer aldığı söyleniyor.Yaprakları çay gibi demlenip cilde sürüldüğünde sivilce ve akneleri hızla iyileştiriyor, cildin ışık ışıl ve pürüzsüz olmasına yardımcı oluyor.Kötü kolesterol ve şeker sorununun çözümünde de bizim yanımızda yer alıyor, kolesterol ve şekerin dengelenmesine destek oluyorHafif buruk, mayhoş diyebileceğimiz lezzeti ve içindeki bolca çekirdeği nedeniyle damakta ilginç bir tat bırakan bu meyve, ne yazık ki öyle avuç avuç yenebilecek bir şey değil. Seveni çok sevse de ölçülü bir şekilde yemekte de fayda var.Aksi halde boğazda ve dilde kaşıntı gibi şikayetler yaratabilir. Daha da önemlisi yukarıda saydığımız birçok faydalı etkisi, aşırı kullanım nedeniyle zarara dönüşebilir.Hafif buruk, mayhoş diyebileceğimiz lezzeti ve içindeki bolca çekirdeği nedeniyle damakta ilginç bir tat bırakan bu meyve, ne yazık ki öyle avuç avuç yenebilecek bir şey değil. Seveni çok sevse de ölçülü bir şekilde yemekte de fayda var.
ÖNEMLİ! Murt meyvesini tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmana danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8lKHSE6yH0qDuCdSPeUpqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mevsimi, gelse, yesek, denilen, doğanın, ecza, deposu, Vücudu, yeniden, doğmuş, gibi, yapıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8lKHSE6yH0qDuCdSPeUpqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="" mevsimi gelse yesek denilen do ecza deposu v yeniden gibi yap><p>Türkiye'de yetişen ve faydalarıyla dikkay çeken bir meyve var ki mayhoş tadıyla severek tüketiliyor. Hambeles olarak da bilinen bu meyve sağlık açısından da pek çok fayda sağlıyor. Salatalara yemeklere katılarak tüketilen ya da çay olarak içilen bu meyve, dağlık alanlarda ve yol kenarlarında bile yetişiyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FBu8SlpruEmaeCrLlGYTJg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sonbahar aylarıyla birlikte pazar tezgahında sıklıkla görebileceğiniz ve "mevsimi gelse de yesek" dediğiniz murt meyvesi sağlığa faydalarıyla dikkat çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TdkjUzccBE-G7BpQqjgoGA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle Akdeniz ikliminde yetişen Mersin'in de gözdesi olan murt meyvesi tadı ve kokusuyla ilgi çekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4sgwBcVTlUyW06TWvqEkDg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Murt meyvesi gibi yaprakları da vücut için adeta bir şifa kaynağı. Mevsiminde tüketilen murt meyvesi, kolesterolden, enfeksiyona kadar pek çok soruna iyi gelebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xwB1lz38NEqx-DdL4ONuxQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hambeles adıyla birine ve Mersin'de yetişen murt meyvesi, küçük ağaç, ağaççık ya da çalı olarak söz edilen, boyu en fazla 5 metreye kadar çıkabilen bir bitki. Akdeniz iklimini seven bu meyve Ege ve Marmara bölgelerinde kendisini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nTIUobXPukWazR7T-fcnVQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Murt meyvesi, antiseptik özellikler göstererek vücudunuzu mikroplardan ve enfeksiyonlardan arındırıyabiliyor. Ayrıca doğal bir balgam sökücü olduğu için kuru öksürüğa çok iyi geliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dp98GIulcUCjITBEw8GvCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mevsiminde tüketilen hambeles, kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini de en aza indiriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c4tW9bYqtUeOM7G29Mp4rA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mideyi rahatlatarak sindirim sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışmasına destek oluyor. Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına verdiği destek nedeniyle iştah açıcı bir etki de gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LiXRsKh850qcuR8ZpsIVhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İltihapların hızla iyileşmesine destek olduğu biliniyor, bu özelliği sayesinde akciğer iltihaplanmasından egzamaya dek birçok soruna karşı vücudumuzun yanında yer aldığı söyleniyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ek34l74aakGT2ApD5jUA3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaprakları çay gibi demlenip cilde sürüldüğünde sivilce ve akneleri hızla iyileştiriyor, cildin ışık ışıl ve pürüzsüz olmasına yardımcı oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8x8XUmdHn0y-E8DF2TU6GQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kötü kolesterol ve şeker sorununun çözümünde de bizim yanımızda yer alıyor, kolesterol ve şekerin dengelenmesine destek oluyorHafif buruk, mayhoş diyebileceğimiz lezzeti ve içindeki bolca çekirdeği nedeniyle damakta ilginç bir tat bırakan bu meyve, ne yazık ki öyle avuç avuç yenebilecek bir şey değil. Seveni çok sevse de ölçülü bir şekilde yemekte de fayda var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rHlDX7gDm0m8Q-B-0YkKJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aksi halde boğazda ve dilde kaşıntı gibi şikayetler yaratabilir. Daha da önemlisi yukarıda saydığımız birçok faydalı etkisi, aşırı kullanım nedeniyle zarara dönüşebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lJOwLg1r5kuDQk6qnyp4Gg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hafif buruk, mayhoş diyebileceğimiz lezzeti ve içindeki bolca çekirdeği nedeniyle damakta ilginç bir tat bırakan bu meyve, ne yazık ki öyle avuç avuç yenebilecek bir şey değil. Seveni çok sevse de ölçülü bir şekilde yemekte de fayda var.
ÖNEMLİ! Murt meyvesini tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmana danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bebeklerde topuk kanı taraması: 5 binden fazla tanı konuldu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bebeklerde-topuk-kani-taramasi-5-binden-fazla-tani-konuldu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bebeklerde-topuk-kani-taramasi-5-binden-fazla-tani-konuldu</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığınca tüm yenidoğanlar için yürütülen &quot;topuk kanı&quot; taramaları ile geçen yıl kalıtsal hastalık tanısı alan 5 binden fazla bebeğin en erken dönemde tedaviye ulaşması, sağlıklı bir geleceğe adım atması sağlandı.Türkiye&#039;de Bakanlık öncülüğünde 1987&#039;den bu yana uygulanan Yenidoğan Tarama Programı ile bebeklerde bazı kalıtsal hastalıkların en erken dönemde tanılanması ve tedavi edilmesi amaçlanıyor.  Program kapsamında halihazırda 6 genetik hastalığın taraması yapılıyor.  Erken dönemde tedavi edilmediğinde kalıcı beyin hasarı, zeka geriliği, gelişme geriliğine neden olan fenilketonüri (FKU), zihinsel yetersizliğe yol açan konjenital hipotiroidi (KHT), işitme kaybı, nörolojik bozukluklar gibi komplikasyonlarla seyreden biyotinidaz eksikliği (BE), akciğerler ve sindirim sistemini etkileyen kistik fibrozis (KF), hormon bozukluğu olan konjenital adrenal hiperplazi (KAH) ile kalıtsal ve ilerleyici kas hastalığı olan spinal musküler atrofinin (SMA) taraması yapılıyor.  Özel filtre kağıtlarına alınan birkaç damla topuk kanı örneği, hastalık tanısı konulan bebeklerin erken tedaviyle ölüm, kalıcı sakatlık, zeka geriliği, beyin hasarı gibi risklerle karşı karşıya kalmasının önüne geçiyor, sağlıklı bir geleceğe adım atmalarına imkan sağlıyor.  GEÇEN YIL 930 BİNDEN FAZLA BEBEK TARANDI  2023&#039;te program kapsamında 931 bin 882 bebek tarandı, 5 binden fazla bebek kalıtsal hastalık tanısı aldı.  Böylelikle, erken dönemde tedaviye yönlendirilen bebeklerin geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarının önüne geçildi.  &quot;TOPUK KANI&quot; TESTİ NASIL YAPILIYOR?  Yenidoğan Tarama Programı kapsamında bebeğin topuğundan alınacak birkaç damla kan, iğneyle minik bir delik açılması işlemiyle gerçekleştiriliyor. Şırınganın içerisinde kalan kan örneği, özel filtre kağıtlarına damlatılıyor.  Hastaneden taburcu edilmeden hemen önce yapılan bu testten tam doğru sonucun alınması için bebeğin yeterli miktarda beslenmiş olması gerekiyor. Bu kan örneğinde FKÜ, BE ve SMA hastalıkları inceleniyor.  İlk hafta içinde aile hekimliği birimlerinde ikinci kan örneği alınıyor ve bu örnekte de KHT, KAH, KF hastalıkları çalışılıyor ve FKU için tekrar analiz yapılıyor. Yeterli miktarda kan alınamaması, sonuçların şüpheli olması gibi durumlarda bebekten tekrar topuk kanı almak gerekebiliyor.  Test örnekleri, il sağlık müdürlüklerince Sağlık Bakanlığı&#039;nın tarama laboratuvarlarına gönderiliyor.  Test sonuçlarının normal çıkması durumunda ailelere herhangi bir bildirimde bulunulmuyor. Tarama sonucu şüpheli çıkan bebeklerde ise ailelere ulaşılıyor ve daha detaylı tetkikler için ilgili kliniklere yönlendirmeleri yapılıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qRH15WcRskihsQuWLld5vA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bebeklerde, topuk, kanı, taraması:, binden, fazla, tanı, konuldu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qRH15WcRskihsQuWLld5vA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bebeklerde topuk kanı taraması: 5 binden fazla tanı konuldu"><p>Sağlık Bakanlığınca tüm yenidoğanlar için yürütülen "topuk kanı" taramaları ile geçen yıl kalıtsal hastalık tanısı alan 5 binden fazla bebeğin en erken dönemde tedaviye ulaşması, sağlıklı bir geleceğe adım atması sağlandı.</p>Türkiye'de Bakanlık öncülüğünde 1987'den bu yana uygulanan Yenidoğan Tarama Programı ile bebeklerde bazı kalıtsal hastalıkların en erken dönemde tanılanması ve tedavi edilmesi amaçlanıyor.  Program kapsamında halihazırda 6 genetik hastalığın taraması yapılıyor.  Erken dönemde tedavi edilmediğinde kalıcı beyin hasarı, zeka geriliği, gelişme geriliğine neden olan fenilketonüri (FKU), zihinsel yetersizliğe yol açan konjenital hipotiroidi (KHT), işitme kaybı, nörolojik bozukluklar gibi komplikasyonlarla seyreden biyotinidaz eksikliği (BE), akciğerler ve sindirim sistemini etkileyen kistik fibrozis (KF), hormon bozukluğu olan konjenital adrenal hiperplazi (KAH) ile kalıtsal ve ilerleyici kas hastalığı olan spinal musküler atrofinin (SMA) taraması yapılıyor.  Özel filtre kağıtlarına alınan birkaç damla topuk kanı örneği, hastalık tanısı konulan bebeklerin erken tedaviyle ölüm, kalıcı sakatlık, zeka geriliği, beyin hasarı gibi risklerle karşı karşıya kalmasının önüne geçiyor, sağlıklı bir geleceğe adım atmalarına imkan sağlıyor.  <strong>GEÇEN YIL 930 BİNDEN FAZLA BEBEK TARANDI</strong>  2023'te program kapsamında 931 bin 882 bebek tarandı, 5 binden fazla bebek kalıtsal hastalık tanısı aldı.  Böylelikle, erken dönemde tedaviye yönlendirilen bebeklerin geri dönüşü olmayan sağlık sorunlarının önüne geçildi.  <strong>"TOPUK KANI" TESTİ NASIL YAPILIYOR?</strong>  Yenidoğan Tarama Programı kapsamında bebeğin topuğundan alınacak birkaç damla kan, iğneyle minik bir delik açılması işlemiyle gerçekleştiriliyor. Şırınganın içerisinde kalan kan örneği, özel filtre kağıtlarına damlatılıyor.  Hastaneden taburcu edilmeden hemen önce yapılan bu testten tam doğru sonucun alınması için bebeğin yeterli miktarda beslenmiş olması gerekiyor. Bu kan örneğinde FKÜ, BE ve SMA hastalıkları inceleniyor.  İlk hafta içinde aile hekimliği birimlerinde ikinci kan örneği alınıyor ve bu örnekte de KHT, KAH, KF hastalıkları çalışılıyor ve FKU için tekrar analiz yapılıyor. Yeterli miktarda kan alınamaması, sonuçların şüpheli olması gibi durumlarda bebekten tekrar topuk kanı almak gerekebiliyor.  Test örnekleri, il sağlık müdürlüklerince Sağlık Bakanlığı'nın tarama laboratuvarlarına gönderiliyor.  Test sonuçlarının normal çıkması durumunda ailelere herhangi bir bildirimde bulunulmuyor. Tarama sonucu şüpheli çıkan bebeklerde ise ailelere ulaşılıyor ve daha detaylı tetkikler için ilgili kliniklere yönlendirmeleri yapılıyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kolajen depolarını dolduruyor! Doğal takviye: Kemikleri ve bağ dokularını güçlendiriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kolajen-depolarini-dolduruyor-dogal-takviye-kemikleri-ve-bag-dokularini-guclendiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kolajen-depolarini-dolduruyor-dogal-takviye-kemikleri-ve-bag-dokularini-guclendiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Vücutta doğal olarak bulunan protein türlerinden biri olan kolajenin sağlık için çok önemli işlevleri var. Kemik, eklem, bağ doluları için gerekli olan kolajen ihtiyacını karşılamak için son yıllarda takviye ürünlerin kullanımı popüler hale geldi. Ancak kolajeni takviye ürünler kullanmak yerine doğal yollarla da vücudunuza yükleyebilirsiniz.Kolajen cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumaya yardımcı olur. Kemikleri ve bağ dokularını güçlendirir. Ancak yaşlandıkça vücudun kolajen üretimi azalır. Bununla birlikte kırışıklıklar, sarkmalar, eklem ağrıları, kemiklerin zayıflaması görülebilir.Vücudun kolajen ihtiyacını karşılamak için piyasada çok fazla kolajen takviyesi var. Ancak takviye ürünler yerine beslenme listesine kemik suyu ekleyerek vücudunuza kolajen depolayabilirsiniz.Kemiklerin kaynatılmasıyla hazırlanan ve besin değeri açısından zengin olan kemik suyu, düzenli tüketildiğinde eklem sağlığını destekler ve eklem ağrılarını hafifletir. Kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur.Kemik suyu, sindirim sistemini destekleyebilecek jelatin ve amino asitler (örneğin, glutamin) içerir. Bu maddeler sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olabilir. İçinde bulunan mineraller, kalsiyum, fosfor ve magnezyum kemik ve diş sağlığını desteklemeye de yardımcı olur.Kemik suyu, toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olabilecek besin maddeleri içerir. Kemik suyunun bazı sağlık yararları arasında kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olabilecek bazı özellikler de bulunmaktadır.ÖNEMLİ! Kemik suyunun bu potansiyel faydalarından en iyi şekilde yararlanmak için düzenli ve dengeli bir diyetin parçası olarak tüketilmesi tavsiye edilir. Ancak, bireysel sağlık ihtiyaçlarına göre farklılık gösterebilir, bu yüzden özel sağlık durumlarınız hakkında bir sağlık profesyoneline danışmanız her zaman iyi bir fikirdir.Kemik suyunu bir içecek olarak sade olarak içebilirsiniz. Sıcak veya soğuk servis edebilirsiniz, ancak genellikle sıcak içilmesi tercih edilir.Kemik suyunu çorba, sos, güveç ve diğer yemeklerin temel sıvısı olarak kullanabilirsiniz. Özellikle sebze, et veya baklagil çorbalarında lezzet ve besin değeri artırabilir.Pilav ve makarna gibi yemekleri pişirirken su yerine kemik suyu kullanarak ekstra lezzet ve besin maddesi ekleyebilirsiniz.Kemik suyunu smoothie’ler veya soslar gibi tariflerde de kullanabilirsiniz. Özellikle soslar, yemeklerinize derinlik ve zenginlik katabilir.Kemik suyunu buz kalıplarında dondurup, ihtiyacınıza göre birer küp olarak kullanabilirsiniz. Bu, kemik suyunu pratik bir şekilde kullanmanıza yardımcı olabilir.Kemik suyunu evde hazırlayabilirsiniz. Kemikleri su, sebzeler, baharatlar ve sirke ile uzun süre (genellikle 6-24 saat) kaynatarak elde edilir. Kemik suyunun üzerinde oluşan yağ tabakasını, soğuduktan sonra çıkarabilirsiniz.Kemik suyunu buzdolabında birkaç gün saklayabilir veya dondurucuda birkaç ay boyunca muhafaza edebilirsiniz. Donmuş kemik suyu, yemek hazırlığında kolaylık sağlar.Kolajen bazı besinlerin içerisinde bol miktarda bulunur. Bu besinleri diyet ya da beslenme listesine eklemek vücudunuza kolajen depolamanıza yardımcı olur. Özellikle tavuk veya sığır kemiğinden yapılan çorbalar, kolajen açısından zengindir. Kemik suyunun içinde bulunan jelatin, kolajene dönüşebilir.Tavuk derisi, sığır kıkırdağı ve diğer benzeri dokular kolajen bakımından zengindir.Özellikle balık derisi ve kıkırdağı, kolajen içeriği yüksek olabilir.Yumurta beyazında bulunan prolin ve glisin gibi amino asitler, kolajen üretimini desteklemeye yardımcı olabilir.Soya, kolajen üretimi için gerekli amino asitleri içerir ve dolaylı yoldan kolajen sağlanmasına yardımcı olabilir.Çilek, yaban mersini gibi meyveler de C vitamini açısından zengindir ve kolajen üretimine katkı sağlar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BlzQW0KgtE699dikqhtbJw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kolajen, depolarını, dolduruyor, Doğal, takviye:, Kemikleri, bağ, dokularını, güçlendiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BlzQW0KgtE699dikqhtbJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kolajen depolarını dolduruyor! Doğal takviye: Kemikleri ve bağ dokularını güçlendiriyor"><p>Vücutta doğal olarak bulunan protein türlerinden biri olan kolajenin sağlık için çok önemli işlevleri var. Kemik, eklem, bağ doluları için gerekli olan kolajen ihtiyacını karşılamak için son yıllarda takviye ürünlerin kullanımı popüler hale geldi. Ancak kolajeni takviye ürünler kullanmak yerine doğal yollarla da vücudunuza yükleyebilirsiniz.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lqI9YUx8J0Gi1gwHeJTBNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kolajen cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumaya yardımcı olur. Kemikleri ve bağ dokularını güçlendirir. Ancak yaşlandıkça vücudun kolajen üretimi azalır. Bununla birlikte kırışıklıklar, sarkmalar, eklem ağrıları, kemiklerin zayıflaması görülebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cjRFwmvXzE6uhGcHgNbQoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücudun kolajen ihtiyacını karşılamak için piyasada çok fazla kolajen takviyesi var. Ancak takviye ürünler yerine beslenme listesine kemik suyu ekleyerek vücudunuza kolajen depolayabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4bY74mkzo06FCgtkg6kXzg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemiklerin kaynatılmasıyla hazırlanan ve besin değeri açısından zengin olan kemik suyu, düzenli tüketildiğinde eklem sağlığını destekler ve eklem ağrılarını hafifletir. Kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X9SmPMyK_UqWnTd7bUr9WA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyu, sindirim sistemini destekleyebilecek jelatin ve amino asitler (örneğin, glutamin) içerir. Bu maddeler sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olabilir. İçinde bulunan mineraller, kalsiyum, fosfor ve magnezyum kemik ve diş sağlığını desteklemeye de yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fIz2TnZIv0a9_uG1nr-CuQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyu, toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olabilecek besin maddeleri içerir. Kemik suyunun bazı sağlık yararları arasında kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olabilecek bazı özellikler de bulunmaktadır.ÖNEMLİ! Kemik suyunun bu potansiyel faydalarından en iyi şekilde yararlanmak için düzenli ve dengeli bir diyetin parçası olarak tüketilmesi tavsiye edilir. Ancak, bireysel sağlık ihtiyaçlarına göre farklılık gösterebilir, bu yüzden özel sağlık durumlarınız hakkında bir sağlık profesyoneline danışmanız her zaman iyi bir fikirdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3iYVyitMF0SYnJ1dp7H6zw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyunu bir içecek olarak sade olarak içebilirsiniz. Sıcak veya soğuk servis edebilirsiniz, ancak genellikle sıcak içilmesi tercih edilir.Kemik suyunu çorba, sos, güveç ve diğer yemeklerin temel sıvısı olarak kullanabilirsiniz. Özellikle sebze, et veya baklagil çorbalarında lezzet ve besin değeri artırabilir.Pilav ve makarna gibi yemekleri pişirirken su yerine kemik suyu kullanarak ekstra lezzet ve besin maddesi ekleyebilirsiniz.Kemik suyunu smoothie’ler veya soslar gibi tariflerde de kullanabilirsiniz. Özellikle soslar, yemeklerinize derinlik ve zenginlik katabilir.Kemik suyunu buz kalıplarında dondurup, ihtiyacınıza göre birer küp olarak kullanabilirsiniz. Bu, kemik suyunu pratik bir şekilde kullanmanıza yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NEo-EQmYN0ic61ZPPCuoKA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyunu evde hazırlayabilirsiniz. Kemikleri su, sebzeler, baharatlar ve sirke ile uzun süre (genellikle 6-24 saat) kaynatarak elde edilir. Kemik suyunun üzerinde oluşan yağ tabakasını, soğuduktan sonra çıkarabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3GOJj2zzik6x7u-ynxKvWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kemik suyunu buzdolabında birkaç gün saklayabilir veya dondurucuda birkaç ay boyunca muhafaza edebilirsiniz. Donmuş kemik suyu, yemek hazırlığında kolaylık sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6ws_qabT9UOMr9JBoiQcQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kolajen bazı besinlerin içerisinde bol miktarda bulunur. Bu besinleri diyet ya da beslenme listesine eklemek vücudunuza kolajen depolamanıza yardımcı olur. Özellikle tavuk veya sığır kemiğinden yapılan çorbalar, kolajen açısından zengindir. Kemik suyunun içinde bulunan jelatin, kolajene dönüşebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gYP7c2lPxEiCBql2P4yjLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tavuk derisi, sığır kıkırdağı ve diğer benzeri dokular kolajen bakımından zengindir.Özellikle balık derisi ve kıkırdağı, kolajen içeriği yüksek olabilir.Yumurta beyazında bulunan prolin ve glisin gibi amino asitler, kolajen üretimini desteklemeye yardımcı olabilir.Soya, kolajen üretimi için gerekli amino asitleri içerir ve dolaylı yoldan kolajen sağlanmasına yardımcı olabilir.Çilek, yaban mersini gibi meyveler de C vitamini açısından zengindir ve kolajen üretimine katkı sağlar.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kayıp Narin 9 gündür aranıyor: Isırık izinden neden sonuç çıkmadı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kayip-narin-9-gundur-araniyor-isirik-izinden-neden-sonuc-cikmadi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kayip-narin-9-gundur-araniyor-isirik-izinden-neden-sonuc-cikmadi</guid>
<description><![CDATA[ Diyarbakır&#039;da kaybolan 8 yaşındaki Narin Güran&#039;ı arama çalışmaları sürüyor ama bir sonuç yok. Narin&#039;in ağabeyi gözaltına alındı. Adli Tıp&#039;tan gelen ilk bilgiler, ağabeyin kolundaki ısırığın kime ait olduğunun tespit edilemediği yönünde. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, NTV yayınında konuya ilişkin merak edilen soruları yanıtladı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Po9wcY0fpUedltG0DkoYZg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kayıp, Narin, gündür, aranıyor:, Isırık, izinden, neden, sonuç, çıkmadı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Po9wcY0fpUedltG0DkoYZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both&v=20240829142157708" class="type:primaryImage" alt="Kayıp Narin 9 gündür aranıyor: Isırık izinden neden sonuç çıkmadı?"><p>Diyarbakır'da kaybolan 8 yaşındaki Narin Güran'ı arama çalışmaları sürüyor ama bir sonuç yok. Narin'in ağabeyi gözaltına alındı. Adli Tıp'tan gelen ilk bilgiler, ağabeyin kolundaki ısırığın kime ait olduğunun tespit edilemediği yönünde. Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Alkan, NTV yayınında konuya ilişkin merak edilen soruları yanıtladı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İnatçı öksürüğü bitiren doğal formül! Balgamı kökünden söküp, akciğeri tertemiz yapıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/inatci-oeksurugu-bitiren-dogal-formul-balgami-koekunden-soekup-akcigeri-tertemiz-yapiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/inatci-oeksurugu-bitiren-dogal-formul-balgami-koekunden-soekup-akcigeri-tertemiz-yapiyor</guid>
<description><![CDATA[ Mevsim geçişleri bağışıklığınıza etki edebilir ve hava sıcaklıkların değişmesiyle gribal enfeksiyonlara yakalanma riskiniz artabilir. Bağışıklığı güçlendirmek, öksürük ve balgam gibi sorunlarla mücadele edebilmek için evde bulunan doğal malzemelerle pek çok karışım hazırlayabilirsiniz. Tamamen doğal olan bu karışımlar akciğerinizi temizleyerek inatçı öksürükten kurtulmanıza yardımcı olabilir.Mevsim geçişlerinde gribal enfeksiyonlarla karşılaşmanız doğaldır. Nezle, grip, öksürük gibi sorunlarla mücadele etmek için mutfağınızda bulunan malzemelerle hazırlayacağınız doğal karışımlar ile mücadele edebilirsiniz.Bu karışımları tüketmek akciğer sağlığını iyileştirir. İnatçı öksürük ve balgamı keser.Bal ve limon, öksürükle mücadele söz konusu olduğunda klasik bir kombinasyondur. Bal, doğal antibakteriyel özellikleriyle boğazı yatıştırmaya ve öksürüğü azaltmaya yardımcı olabilir.C vitamini açısından zengin olan limon, bağışıklık sistemini güçlendirir ve mukusun parçalanmasına yardımcı olur. Bunu hazırlamak için bir bardak ılık suya bir çorba kaşığı balı yarım limon suyuyla karıştırın. Öksürüğünüzü hafifletmek ve boğazınızı yatıştırmak için bu karışımı günde iki kez için.Zencefil, ev ilaçları dünyasında bir güç merkezidir. İltihap önleyici ve antimikrobiyal özellikleri, onu özellikle enfeksiyon veya iltihaptan kaynaklanan öksürüklere karşı etkili kılar.Zencefil çayı yapmak için birkaç dilim taze zencefili yaklaşık 10 dakika suda kaynatın. Ekstra lezzet ve faydalar için biraz bal ve bir miktar limon ekleyebilirsiniz. Öksürüğü azaltmaya ve boğazınızı yatıştırmaya yardımcı olması için bu çayı günde birkaç kez yudumlayın.Güçlü iltihap önleyici ve antioksidan özellikleriyle bilinen zerdeçal, mutfakların ve ecza dolaplarının vazgeçilmezidir.
Zerdeçal sütü öksürük ve soğuk algınlığı için geleneksel bir çözümdür. Bir fincan sütü ısıtın ve bir çay kaşığı zerdeçal tozu ekleyin. Bu ılık karışımı yatmadan önce için. Zerdeçal iltihabı azaltmaya ve bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olur.Tuzlu suyla gargara yapmak, boğaz ağrısı ve öksürük için en kolay ve en etkili çözümlerden biridir. Tuz, iltihabı azaltmaya ve bakterileri öldürmeye yardımcı olur. Tuzlu su gargarası yapmak için, bir çay kaşığı tuzu bir bardak ılık suda eritin. Bu solüsyonla günde iki ila üç kez gargara yapın. Öksürüğe neden olabilecek boğazınızdaki tahrişi hafifletmeye yardımcı olabilir.Anti-inflamatuar, antibakteriyel ve antiviral etkilere sahip olduğundan öksürüğü tedavi etmek için mükemmel bir seçimdir. Fesleğen çayı hazırlamak için bir avuç taze fesleğen yaprağını kaynar suda 5-7 dakika bekletin. Bu çayı süzün ve günde bir veya iki kez için. Fesleğen çayı mukusu temizlemeye, iltihabı azaltmaya ve bağışıklık sisteminizi desteklemeye yardımcı olabilir.Sarımsak, enfeksiyonlarla savaşmaya ve öksürüğü azaltmaya yardımcı olabilecek doğal antibakteriyel ve antiviral özelliklere sahiptir. Balla birleştirildiğinde güçlü bir çare oluşturur. Birkaç diş sarımsağı ezin ve balla karıştırın. Karışımın demlenmesi için birkaç saat bekletin. Bu karışımdan günde bir veya iki kez bir çay kaşığı alın. Güçlü bir tadı olabilir, ancak öksürüğü önlemedeki etkinliği onu değerli kılar.Uygun su içmeyi ve nemli bir ortamı korumak da öksürüğü yönetmede önemli bir rol oynayabilir. Boğazınızı nemli tutmak ve mukusu inceltmeye yardımcı olmak için gün boyunca bol su için. Ayrıca, odanızda bir nemlendirici kullanmak havayı nemli tutmaya, boğaz tahrişini azaltmaya ve öksürük semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.Diyetinize yatıştırıcı ve iltihap önleyici özelliklere sahip yiyecekler ekleyin. Sıcak çorbalar, et suları ve bitki çayları rahatlama sağlayabilir ve iyileşmeye yardımcı olabilir. Öksürüğünüzü daha da kötüleştirebilecek baharatlı, kızarmış veya aşırı soğuk yiyeceklerden kaçının. Dengeli bir beslenme programını uygulayın.ÖNEMLİ! Bu doğal karışımlardan faydalanmadan önce mutlaka bir uzmana danışın ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BDxZyeMzqU-S6_PxRM5CuA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İnatçı, öksürüğü, bitiren, doğal, formül, Balgamı, kökünden, söküp, akciğeri, tertemiz, yapıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BDxZyeMzqU-S6_PxRM5CuA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İnatçı öksürüğü bitiren doğal formül! Balgamı kökünden söküp, akciğeri tertemiz yapıyor"><p>Mevsim geçişleri bağışıklığınıza etki edebilir ve hava sıcaklıkların değişmesiyle gribal enfeksiyonlara yakalanma riskiniz artabilir. Bağışıklığı güçlendirmek, öksürük ve balgam gibi sorunlarla mücadele edebilmek için evde bulunan doğal malzemelerle pek çok karışım hazırlayabilirsiniz. Tamamen doğal olan bu karışımlar akciğerinizi temizleyerek inatçı öksürükten kurtulmanıza yardımcı olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/KYyYa6rwpEaGFCJFJDDDUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Mevsim geçişlerinde gribal enfeksiyonlarla karşılaşmanız doğaldır. Nezle, grip, öksürük gibi sorunlarla mücadele etmek için mutfağınızda bulunan malzemelerle hazırlayacağınız doğal karışımlar ile mücadele edebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0gHbqiYC_U2sxpUV6BPITQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu karışımları tüketmek akciğer sağlığını iyileştirir. İnatçı öksürük ve balgamı keser.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/54e_Hx-oK0K25vph3Amp0w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bal ve limon, öksürükle mücadele söz konusu olduğunda klasik bir kombinasyondur. Bal, doğal antibakteriyel özellikleriyle boğazı yatıştırmaya ve öksürüğü azaltmaya yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZFAdAlFFIUOtX4n7EC7BBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>C vitamini açısından zengin olan limon, bağışıklık sistemini güçlendirir ve mukusun parçalanmasına yardımcı olur. Bunu hazırlamak için bir bardak ılık suya bir çorba kaşığı balı yarım limon suyuyla karıştırın. Öksürüğünüzü hafifletmek ve boğazınızı yatıştırmak için bu karışımı günde iki kez için.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WHWBSbq59U2EfgUUSDpbCA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zencefil, ev ilaçları dünyasında bir güç merkezidir. İltihap önleyici ve antimikrobiyal özellikleri, onu özellikle enfeksiyon veya iltihaptan kaynaklanan öksürüklere karşı etkili kılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VpQ0Lk-Ra0y98PI0RepQhw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zencefil çayı yapmak için birkaç dilim taze zencefili yaklaşık 10 dakika suda kaynatın. Ekstra lezzet ve faydalar için biraz bal ve bir miktar limon ekleyebilirsiniz. Öksürüğü azaltmaya ve boğazınızı yatıştırmaya yardımcı olması için bu çayı günde birkaç kez yudumlayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Xwa5L4qpTkmDHVvWtRsQ9w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güçlü iltihap önleyici ve antioksidan özellikleriyle bilinen zerdeçal, mutfakların ve ecza dolaplarının vazgeçilmezidir.
Zerdeçal sütü öksürük ve soğuk algınlığı için geleneksel bir çözümdür. Bir fincan sütü ısıtın ve bir çay kaşığı zerdeçal tozu ekleyin. Bu ılık karışımı yatmadan önce için. Zerdeçal iltihabı azaltmaya ve bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/W8OLGEMpFkGVNz938BxfpQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tuzlu suyla gargara yapmak, boğaz ağrısı ve öksürük için en kolay ve en etkili çözümlerden biridir. Tuz, iltihabı azaltmaya ve bakterileri öldürmeye yardımcı olur. Tuzlu su gargarası yapmak için, bir çay kaşığı tuzu bir bardak ılık suda eritin. Bu solüsyonla günde iki ila üç kez gargara yapın. Öksürüğe neden olabilecek boğazınızdaki tahrişi hafifletmeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-H62vvsFPUO-2ZV2ipHvvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Anti-inflamatuar, antibakteriyel ve antiviral etkilere sahip olduğundan öksürüğü tedavi etmek için mükemmel bir seçimdir. Fesleğen çayı hazırlamak için bir avuç taze fesleğen yaprağını kaynar suda 5-7 dakika bekletin. Bu çayı süzün ve günde bir veya iki kez için. Fesleğen çayı mukusu temizlemeye, iltihabı azaltmaya ve bağışıklık sisteminizi desteklemeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4EmyNYwod0-KeW5K1IH8RQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sarımsak, enfeksiyonlarla savaşmaya ve öksürüğü azaltmaya yardımcı olabilecek doğal antibakteriyel ve antiviral özelliklere sahiptir. Balla birleştirildiğinde güçlü bir çare oluşturur. Birkaç diş sarımsağı ezin ve balla karıştırın. Karışımın demlenmesi için birkaç saat bekletin. Bu karışımdan günde bir veya iki kez bir çay kaşığı alın. Güçlü bir tadı olabilir, ancak öksürüğü önlemedeki etkinliği onu değerli kılar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3lFYBxxu_02xHatxjQvSUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uygun su içmeyi ve nemli bir ortamı korumak da öksürüğü yönetmede önemli bir rol oynayabilir. Boğazınızı nemli tutmak ve mukusu inceltmeye yardımcı olmak için gün boyunca bol su için. Ayrıca, odanızda bir nemlendirici kullanmak havayı nemli tutmaya, boğaz tahrişini azaltmaya ve öksürük semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rCeQzo2tm06f3uxcEvJyOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Diyetinize yatıştırıcı ve iltihap önleyici özelliklere sahip yiyecekler ekleyin. Sıcak çorbalar, et suları ve bitki çayları rahatlama sağlayabilir ve iyileşmeye yardımcı olabilir. Öksürüğünüzü daha da kötüleştirebilecek baharatlı, kızarmış veya aşırı soğuk yiyeceklerden kaçının. Dengeli bir beslenme programını uygulayın.ÖNEMLİ! Bu doğal karışımlardan faydalanmadan önce mutlaka bir uzmana danışın</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Burun, çene, yanak ve alın bölgesinde çıkan sivilceye dikkat! Vücudunuzdaki bu hastalıkları ele veriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/burun-cene-yanak-ve-alin-boelgesinde-cikan-sivilceye-dikkat-vucudunuzdaki-bu-hastaliklari-ele-veriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/burun-cene-yanak-ve-alin-boelgesinde-cikan-sivilceye-dikkat-vucudunuzdaki-bu-hastaliklari-ele-veriyor</guid>
<description><![CDATA[ Sivilceler sadece dış görünümünüzle ilgili değildir. Burun, çene, alın, yanak ya da yüzünüzün herhangi bir yerinde çıkan sivilceler bazı hastalıkların habercisi olabilir.Cildimiz genellikle iç sağlığımızı yansıtan bir ayna görevi görür. Özellikle yüzdeki sivilceler, sadece kozmetik bir endişeden daha fazlası olabilir; size genel sağlığınız hakkında bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilirler.Geleneksel Çin Tıbbı  belirli yüz bölgelerini vücudun farklı organlarıyla ilişkilendirmek için uzun zamandır yüz haritalama, mien shiang veya &quot;yüz okuma&quot; olarak da bilinen uygulamayı kullanmıştır.Bilim camiası doğruluğu konusunda bölünmüş olsa da, bu fikir 3.000 yıldan uzun süredir devam etmektedir ve bu yüz ipuçlarının gözle görünenlerden daha fazlası olabileceğini düşündürmektedir. İşte yüzümüzdeki sivilcelerin yerinin altta yatan sağlık sorunlarına işaret edebileceği yol.Alın sindirim sistemiyle yakından bağlantılıdır. Bu bölgede sık sık sivilceler fark edersek, bu, huzursuz bağırsak sendromu veya kötü beslenme gibi sindirim sorunlarının bir işareti olabilir. Stres ve uyku eksikliği de alın sivilcelerine katkıda bulunabilir. Sindirim sistemindeki dengesizlikler bu bölgede cilt sorunları olarak ortaya çıkabilir.Şakakların böbrekler ve mesane ile ilişkili olduğu söylenir. Bu bölgedeki sivilceler bu organlardaki enfeksiyonları veya iltihabı vurgulayabilir.
Bazı araştırmacılar böbrek fonksiyonu ile şakak aknesi arasındaki ilişkinin tam olarak kanıtlanmadığını savunuyor. Bu organlar, belki de susuzluk veya enfeksiyon nedeniyle mücadele ettiğinde, şakaklardaki cildin sivilcelerle yanıt verebileceğine inanılıyor.Kaşların arasındaki bölgenin, detoksifikasyon için önemli bir organ olan karaciğere bağlı olduğu düşünülüyor.Buradaki sivilceler, karaciğerimizin muhtemelen diyetimizdeki toksinlerden veya duygusal stresten dolayı zorlandığını gösterebilir.Modern tıp bu görüşü tam olarak desteklemese de, TCM uygulayıcıları uzun zamandır karaciğer aşırı yüklendiğinde -ister alkol, ister yağlı yiyecekler veya toksinler olsun- bu bölgenin sivilceler için bir merkez haline gelebileceğini gözlemlemişlerdir.Göz altındaki cilt genellikle vücudun su seviyeleri ve stresi ile ilişkilendirilir. Bu bölgedeki koyu halkalar, şişkinlik veya sivilceler, vücudumuzun yeterli su almadığımızı veya önemli stres altında olduğumuzu belirtmesinin bir yolu olabilir.Bu bölgedeki kızarıklık, siyah nokta veya yağlılık, kan basıncı sorunlarının veya kolesterol dengesizliklerinin göstergesi olabilir.Yanaklardaki sivilceler genellikle mide, dalak ve solunum sistemiyle bağlantılıdır. Örneğin, yanaklardaki kızarıklık mide iltihabını gösterebilirken, sivilceler alerji veya sinüs enfeksiyonları gibi solunum sorunlarını gösterebilir.Çene ve çene hattı bölgesi hormonal ve üreme sistemleriyle yakından ilişkilidir. Adet döneminde veya yüksek stres dönemlerinde hormonal dalgalanmalar bu bölgede sivilcelere yol açabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uXfyQ5ItCUS6CHJeNUKCSQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Burun, çene, yanak, alın, bölgesinde, çıkan, sivilceye, dikkat, Vücudunuzdaki, hastalıkları, ele, veriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uXfyQ5ItCUS6CHJeNUKCSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Burun, çene, yanak ve alın bölgesinde çıkan sivilceye dikkat! Vücudunuzdaki bu hastalıkları ele veriyor"><p>Sivilceler sadece dış görünümünüzle ilgili değildir. Burun, çene, alın, yanak ya da yüzünüzün herhangi bir yerinde çıkan sivilceler bazı hastalıkların habercisi olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zjHVJOaWYUSk5aQrbU5H8Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cildimiz genellikle iç sağlığımızı yansıtan bir ayna görevi görür. Özellikle yüzdeki sivilceler, sadece kozmetik bir endişeden daha fazlası olabilir; size genel sağlığınız hakkında bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilirler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CJMGsgyeLkq8m0CO894sHg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geleneksel Çin Tıbbı  belirli yüz bölgelerini vücudun farklı organlarıyla ilişkilendirmek için uzun zamandır yüz haritalama, mien shiang veya "yüz okuma" olarak da bilinen uygulamayı kullanmıştır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XX0W-uwA0EuzKTBCmbEhWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bilim camiası doğruluğu konusunda bölünmüş olsa da, bu fikir 3.000 yıldan uzun süredir devam etmektedir ve bu yüz ipuçlarının gözle görünenlerden daha fazlası olabileceğini düşündürmektedir. İşte yüzümüzdeki sivilcelerin yerinin altta yatan sağlık sorunlarına işaret edebileceği yol.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e8DfLizKAEaThFeGAZLz7Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Alın sindirim sistemiyle yakından bağlantılıdır. Bu bölgede sık sık sivilceler fark edersek, bu, huzursuz bağırsak sendromu veya kötü beslenme gibi sindirim sorunlarının bir işareti olabilir. Stres ve uyku eksikliği de alın sivilcelerine katkıda bulunabilir. Sindirim sistemindeki dengesizlikler bu bölgede cilt sorunları olarak ortaya çıkabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dJxLZKHKpEGmKqg78tqrnQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şakakların böbrekler ve mesane ile ilişkili olduğu söylenir. Bu bölgedeki sivilceler bu organlardaki enfeksiyonları veya iltihabı vurgulayabilir.
Bazı araştırmacılar böbrek fonksiyonu ile şakak aknesi arasındaki ilişkinin tam olarak kanıtlanmadığını savunuyor. Bu organlar, belki de susuzluk veya enfeksiyon nedeniyle mücadele ettiğinde, şakaklardaki cildin sivilcelerle yanıt verebileceğine inanılıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o08WuFrnhEKp6FIDBsVFtw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kaşların arasındaki bölgenin, detoksifikasyon için önemli bir organ olan karaciğere bağlı olduğu düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Hrn_T19ha0ezenaP5aUydg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Buradaki sivilceler, karaciğerimizin muhtemelen diyetimizdeki toksinlerden veya duygusal stresten dolayı zorlandığını gösterebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/quXLe-3PDUS2YxAyX18T1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Modern tıp bu görüşü tam olarak desteklemese de, TCM uygulayıcıları uzun zamandır karaciğer aşırı yüklendiğinde -ister alkol, ister yağlı yiyecekler veya toksinler olsun- bu bölgenin sivilceler için bir merkez haline gelebileceğini gözlemlemişlerdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rBixjWMPNkeLpHIcoZGfLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Göz altındaki cilt genellikle vücudun su seviyeleri ve stresi ile ilişkilendirilir. Bu bölgedeki koyu halkalar, şişkinlik veya sivilceler, vücudumuzun yeterli su almadığımızı veya önemli stres altında olduğumuzu belirtmesinin bir yolu olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zIm_Dqz8WESNSaGmO0dzhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu bölgedeki kızarıklık, siyah nokta veya yağlılık, kan basıncı sorunlarının veya kolesterol dengesizliklerinin göstergesi olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/M6NAVmgMP0aw7qoHYbWlEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yanaklardaki sivilceler genellikle mide, dalak ve solunum sistemiyle bağlantılıdır. Örneğin, yanaklardaki kızarıklık mide iltihabını gösterebilirken, sivilceler alerji veya sinüs enfeksiyonları gibi solunum sorunlarını gösterebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Rb7IXaHeSE2p5103QBxTDA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çene ve çene hattı bölgesi hormonal ve üreme sistemleriyle yakından ilişkilidir. Adet döneminde veya yüksek stres dönemlerinde hormonal dalgalanmalar bu bölgede sivilcelere yol açabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>1 kaşığı kemiklere demir yüklüyor! Vücuda girdiği anda kana karışıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/1-kasigi-kemiklere-demir-yukluyor-vucuda-girdigi-anda-kana-karisiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/1-kasigi-kemiklere-demir-yukluyor-vucuda-girdigi-anda-kana-karisiyor</guid>
<description><![CDATA[ Vücudun kalsiyum ihtiyacını karşılamak için sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Kalsiyum ve demir zengini besinleri tüketerek vücut direncinizi artırabilmeniz mümkün. Şeker ve diğer katkı maddeleri kullanılmadan Anadolu’da binlerce yıldır geleneksel olarak yapılan bir besin var ki demir eksiliğine iyi geliyor.Vücutta yeteri kadar demir bulunmadığında pek çok sağlık sorunu ortaya çıkabilir. Demir eksikliği yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı, çarpıntı, soluk bir cilt olarak kendini gösterebilir.Demir eksikliğini önlemek ve vücuda kalsiyum yüklemek için bazı gıdaların tüketimini artırabilirsiniz. Özellikle kış mevsimi geldiğinde mutfaklardan eksik olmayan pekmez, güçlü demir kaynaklarından biri.Anadolu’da binlerce yıldır geleneksel olarak yapılan, katkı maddesi ve şeker kullanılmadan hazırlanan pekmez , genelde şeker bakımından zengin meyve sularının kaynatılıp konsantre edilmesiyle üretilen yoğun ve tatlı bir şuruptur.Pekmez, taze üzüm ve ihraç şansı olmayan kuru üzümden üretilmekle birlikte keçiboynuzu, elma, dut, kayısı, erik, karpuz, incir ve şeker pancarından da yapılır.Yüksek şeker içeriği nedeniyle iyi bir karbonhidrat ve enerji kaynağı olan pekmez; kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gibi mineralleri de içermektedir. Pekmezin, yapıldığı meyveye göre besin içeriği değişmektedir.Pekmez, içerdiği fenolik bileşikler sayesinde antioksidan özelliklere sahiptir. Bu özellikleriyle hücresel hasarı azaltabilir ve vücutta serbest radikallerin neden olduğu zararları önleyebilir.İçerdiği bazı vitaminler ve mineraller sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirebilir.İçerdiği doğal şekerler sayesinde hızlı enerji sağlar. Özellikle sporcular ve enerji gereksinimi fazla olan kişiler için tercih edilen bir besindir.Pekmez çok hızlı bir şekilde kana karışabiliyor. Karbonhidrattan zengin bir enerji kaynağı olan pekmez, glikoz ve fruktoz içeriği nedeniyle sindirime gerek kalmadan tüketildikten kısa bir süre sonra kana karışır.Pekmez B (B1,B2,B3) vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, krom, demir zenginliğiyle de yüksek düzeyde vitamin ve mineral kaynağıdırPekmez kan yapımını artırıyor. Kansızlığa iyi gelen bir besin olarak biliniyor. Süt ve süt ürünlerinden sonra, kalsiyum içeriği açısından en iyi kaynaklardan olan pekmez, kemik gelişimi ve sağlığı için çok önemlidir. Pekmez tüketimi vücut direncini de artırıyor. Hastalıklara karşı koruyucu bir etki gösteriyor.Özellikle büyüme çağındaki küçük çocukların, kilo alamayanların, iştahsızlık ve halsizlik şikayetleri olanların beslenmesinde pekmeze yer verilmelidir.Pekmez, egzama, sedef, akne ve diğer cilt hastalıklarının tedavisinde de yardımcı besin olarak kullanılmaktadır. İçeriğindeki potasyum sayesinde, tansiyonu dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Zengin besin içeriği olan pekmezi yetişkinlerin günde 1-2 yemek kaşığı, çocukların ise 1-2 tatlı kaşığı tüketmesi önerilmektedir.ÖNEMLİ! Eğer herhangi bir sağlık probleminiz, şeker diyabet gibi kronik rahatsızlığınız varsa pekmez tüketmeye başlamadan önce mutlaka bir uzmanada danışmanız önerilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V6PfmTfotEWG385XZz_uWA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>kaşığı, kemiklere, demir, yüklüyor, Vücuda, girdiği, anda, kana, karışıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V6PfmTfotEWG385XZz_uWA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="1 kaşığı kemiklere demir yüklüyor! Vücuda girdiği anda kana karışıyor"><p>Vücudun kalsiyum ihtiyacını karşılamak için sağlıklı ve dengeli beslenmelisiniz. Kalsiyum ve demir zengini besinleri tüketerek vücut direncinizi artırabilmeniz mümkün. Şeker ve diğer katkı maddeleri kullanılmadan Anadolu’da binlerce yıldır geleneksel olarak yapılan bir besin var ki demir eksiliğine iyi geliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZVaEpZ8lqkGiCw9P5FbRcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vücutta yeteri kadar demir bulunmadığında pek çok sağlık sorunu ortaya çıkabilir. Demir eksikliği yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı, çarpıntı, soluk bir cilt olarak kendini gösterebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JLISJPbog0Sq2weAs3XXyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Demir eksikliğini önlemek ve vücuda kalsiyum yüklemek için bazı gıdaların tüketimini artırabilirsiniz. Özellikle kış mevsimi geldiğinde mutfaklardan eksik olmayan pekmez, güçlü demir kaynaklarından biri.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8jgQHM-i80Cq_8GN4TOrFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Anadolu’da binlerce yıldır geleneksel olarak yapılan, katkı maddesi ve şeker kullanılmadan hazırlanan pekmez , genelde şeker bakımından zengin meyve sularının kaynatılıp konsantre edilmesiyle üretilen yoğun ve tatlı bir şuruptur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QVRhmFKoakuzxoeFg7RSXA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez, taze üzüm ve ihraç şansı olmayan kuru üzümden üretilmekle birlikte keçiboynuzu, elma, dut, kayısı, erik, karpuz, incir ve şeker pancarından da yapılır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zrPBBZdQR0mLnq1BrjgJfg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek şeker içeriği nedeniyle iyi bir karbonhidrat ve enerji kaynağı olan pekmez; kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum gibi mineralleri de içermektedir. Pekmezin, yapıldığı meyveye göre besin içeriği değişmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2B6FX7u_4UelL33o3qfnCA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez, içerdiği fenolik bileşikler sayesinde antioksidan özelliklere sahiptir. Bu özellikleriyle hücresel hasarı azaltabilir ve vücutta serbest radikallerin neden olduğu zararları önleyebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-qfJx9KLYEWALcjDvePg0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçerdiği bazı vitaminler ve mineraller sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0rqOo7CeCE26nSH6hrj9Bw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçerdiği doğal şekerler sayesinde hızlı enerji sağlar. Özellikle sporcular ve enerji gereksinimi fazla olan kişiler için tercih edilen bir besindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/udi1yAt6bU6Xbc8shDvm1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez çok hızlı bir şekilde kana karışabiliyor. Karbonhidrattan zengin bir enerji kaynağı olan pekmez, glikoz ve fruktoz içeriği nedeniyle sindirime gerek kalmadan tüketildikten kısa bir süre sonra kana karışır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7gSW_ZY_ikSuMqARC-0HAg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez B (B1,B2,B3) vitaminleri ile kalsiyum, potasyum, magnezyum, krom, demir zenginliğiyle de yüksek düzeyde vitamin ve mineral kaynağıdır</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/067CmIqSYU-Uqtl5IjBORQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez kan yapımını artırıyor. Kansızlığa iyi gelen bir besin olarak biliniyor. Süt ve süt ürünlerinden sonra, kalsiyum içeriği açısından en iyi kaynaklardan olan pekmez, kemik gelişimi ve sağlığı için çok önemlidir. Pekmez tüketimi vücut direncini de artırıyor. Hastalıklara karşı koruyucu bir etki gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JMRjGbOuVEOgO8mRjnGN0A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle büyüme çağındaki küçük çocukların, kilo alamayanların, iştahsızlık ve halsizlik şikayetleri olanların beslenmesinde pekmeze yer verilmelidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8YqIVeENMEWjkFezrFAzdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Pekmez, egzama, sedef, akne ve diğer cilt hastalıklarının tedavisinde de yardımcı besin olarak kullanılmaktadır. İçeriğindeki potasyum sayesinde, tansiyonu dengeleyici özelliği bulunmaktadır. Zengin besin içeriği olan pekmezi yetişkinlerin günde 1-2 yemek kaşığı, çocukların ise 1-2 tatlı kaşığı tüketmesi önerilmektedir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hWIQoDg5c0q0p3D6vv0PtA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÖNEMLİ! Eğer herhangi bir sağlık probleminiz, şeker diyabet gibi kronik rahatsızlığınız varsa pekmez tüketmeye başlamadan önce mutlaka bir uzmanada danışmanız önerilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bardak bardak içiliyor ama vücudu susuz bırakıyor! Herkesin yaptığı yanlış</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bardak-bardak-iciliyor-ama-vucudu-susuz-birakiyor-herkesin-yaptigi-yanlis</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bardak-bardak-iciliyor-ama-vucudu-susuz-birakiyor-herkesin-yaptigi-yanlis</guid>
<description><![CDATA[ Vücudunuz her zaman bol suya ihtiyaç duyar. Özellikle yazın sıcak havaların etkisiyle daha fazla su içmeniz gerekir. Çünkü vücudunuz daha hızlı su kaybeder. Ancak bazen su yerine sıvı ihtiyacını karşılamak için bazı içecekleri tüketmek isteyebilirsiniz. Günlük hayatta bardak bardak içilen bu içecekler, vücudunuz su ihtiyacını karşılamaz aksine daha fazla susuz kalmanıza neden olabilir.Su yaşam kaynağıdır. Sağlıklı bir vücut ve organlar için uzmanlar günde 8-10 bardak su içmeniz gerektiğini önerir. Vücudunuzun ihtiyacı kadar su içtiğinizde hem sağlığınızı korumuş olursunuz hemde susuzluk hissini giderirsiniz.Su içmediğinizde vücudunuzdaki toksinlerin atılımı da zorlaşır. Bazı kişiler günlük hayatlarında su ihtiyacını karşılamak için kahve, çay, meyve suyu gibi içeceklerden faydalandığını söyler.Ancak bu son derece yanlış. Çünkü suyun yerine tüketilen bu içecekler vücudunuzu daha çok susuz kalmasına neden olabiliyor.Kahve, içerdiği kafein nedeniyle vücudun susuz kalmasına en çok neden olan içeceklerden biridir. Ancak, bir veya iki fincan kopya sizi tamamen susuz bırakmaz. Raporlara göre, ciddi hidrasyon etkilerini yaşamak için günde yaklaşık beş fincan kahve içmeniz gerekir.Çay, kahveden daha az kafein içermesine rağmen, günde çok fazla tüketilen içecekler arasında yer alır. Sürekli çay içerseniz vücudunuzun susuz kalmasına neden olabilir.Çaydaki kafein, özellikle çok fazla miktarda tüketilirse vücudun idrar yoluyla fazladan sodyum ve su salmasına neden olabilir. Çay alımınızı sınırlayın ve bol su içtiğinizden emin olun.Bir çalışma, soğutulmuş gazlı içeceklerin tüketilmesinin tüketicinin hidrasyon algısını artırdığını buldu. Ancak bu serinleticiler aslında şeker ve kafein içermesi nedeniyle vücudun su kaybı yaşamasına sebep olur.Sağlıklı smoothie&#039;lerinizdeki yüksek protein içeriği, tatlandırıcılar, aromalı yoğurtlar veya meyve suları şeklinde eklenen herhangi bir şekerle birlikte dehidre edici etkiler üretecektir. Koyu renkli idrar ve açıklanamayan yorgunluk, dikkat edilmesi gereken dehidrasyon belirtileridir.Yüksek şeker içeriğine sahip meyve suları, vücudunuza su kaybı yaşatır. Pancar suyu yüksek oranda tüketilirse vücudunuzun sudan arınmasını sağlayabilir. Limonata, çoğu durumda kaçınılmaz olan içeceğe eklenen şeker nedeniyle nemlendirme gücünün bir kısmını da kaybeder. Kereviz suyu, bilinen bir idrar söktürücü olan amino asit asparajin açısından yüksektir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zgCGu10RBka-0YOD95muwQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bardak, bardak, içiliyor, ama, vücudu, susuz, bırakıyor, Herkesin, yaptığı, yanlış</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zgCGu10RBka-0YOD95muwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bardak bardak içiliyor ama vücudu susuz bırakıyor! Herkesin yaptığı yanlış"><p>Vücudunuz her zaman bol suya ihtiyaç duyar. Özellikle yazın sıcak havaların etkisiyle daha fazla su içmeniz gerekir. Çünkü vücudunuz daha hızlı su kaybeder. Ancak bazen su yerine sıvı ihtiyacını karşılamak için bazı içecekleri tüketmek isteyebilirsiniz. Günlük hayatta bardak bardak içilen bu içecekler, vücudunuz su ihtiyacını karşılamaz aksine daha fazla susuz kalmanıza neden olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0G4UI49InEGFtw-F29gEbQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su yaşam kaynağıdır. Sağlıklı bir vücut ve organlar için uzmanlar günde 8-10 bardak su içmeniz gerektiğini önerir. Vücudunuzun ihtiyacı kadar su içtiğinizde hem sağlığınızı korumuş olursunuz hemde susuzluk hissini giderirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wOFrMHVfK02Y6vvBtX5HAQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Su içmediğinizde vücudunuzdaki toksinlerin atılımı da zorlaşır. Bazı kişiler günlük hayatlarında su ihtiyacını karşılamak için kahve, çay, meyve suyu gibi içeceklerden faydalandığını söyler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/v125-i4Bu06PnktvUPvovA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak bu son derece yanlış. Çünkü suyun yerine tüketilen bu içecekler vücudunuzu daha çok susuz kalmasına neden olabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6GObrdNHFEK3WdhHImDlig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kahve, içerdiği kafein nedeniyle vücudun susuz kalmasına en çok neden olan içeceklerden biridir. Ancak, bir veya iki fincan kopya sizi tamamen susuz bırakmaz. Raporlara göre, ciddi hidrasyon etkilerini yaşamak için günde yaklaşık beş fincan kahve içmeniz gerekir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jmkZsdmnqk2KoShR5agsDw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çay, kahveden daha az kafein içermesine rağmen, günde çok fazla tüketilen içecekler arasında yer alır. Sürekli çay içerseniz vücudunuzun susuz kalmasına neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dqtgRmbuG0Gn7fry4ctOYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çaydaki kafein, özellikle çok fazla miktarda tüketilirse vücudun idrar yoluyla fazladan sodyum ve su salmasına neden olabilir. Çay alımınızı sınırlayın ve bol su içtiğinizden emin olun.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MAUBsMG170eICMbitwqwXQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bir çalışma, soğutulmuş gazlı içeceklerin tüketilmesinin tüketicinin hidrasyon algısını artırdığını buldu. Ancak bu serinleticiler aslında şeker ve kafein içermesi nedeniyle vücudun su kaybı yaşamasına sebep olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N98OJtRA8Uur4NHZ-tfJKw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı smoothie'lerinizdeki yüksek protein içeriği, tatlandırıcılar, aromalı yoğurtlar veya meyve suları şeklinde eklenen herhangi bir şekerle birlikte dehidre edici etkiler üretecektir. Koyu renkli idrar ve açıklanamayan yorgunluk, dikkat edilmesi gereken dehidrasyon belirtileridir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c2Pqf4bYPUa2elrYylKy_w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek şeker içeriğine sahip meyve suları, vücudunuza su kaybı yaşatır. Pancar suyu yüksek oranda tüketilirse vücudunuzun sudan arınmasını sağlayabilir. Limonata, çoğu durumda kaçınılmaz olan içeceğe eklenen şeker nedeniyle nemlendirme gücünün bir kısmını da kaybeder. Kereviz suyu, bilinen bir idrar söktürücü olan amino asit asparajin açısından yüksektir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık ocakları 30 Ağustos&amp;apos;ta (bugün) açık mı/kapalı mı? Sağlık ocakları resmi tatilde çalışıyor mu?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-ocaklari-30-agustosta-bugun-acik-mikapali-mi-saglik-ocaklari-resmi-tatilde-calisiyor-mu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-ocaklari-30-agustosta-bugun-acik-mikapali-mi-saglik-ocaklari-resmi-tatilde-calisiyor-mu</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık ocaklarının 30 Ağustos&#039;ta (bugün) açık olup olmayacağı, yaşlılar, hastalar ve ilaç yazdırmaya gidecek olan vatandaşların gündeminde yer alıyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı resmi tatili nedeniyle sağlık ocaklarının bugün çalışıp çalışmadığı sorgulanıyor. Peki, Sağlık ocakları 30 Ağustos&#039;ta (bugün) açık mı/kapalı mı? Sağlık ocakları resmi tatilde çalışıyor mu?30 Ağustos Zafer Bayramı resmi tatili nedeniyle sağlık ocaklarının bugün açık mı yoksa kapalı mı olduğu merak ediliyor. Peki, bugün sağlık ocakları açık mı/kapalı mı? Sağlık ocakları 30 Ağustos cuma günü çalışıyor mu?  SAĞLIK OCAKLARI BUGÜN AÇIK MI?  Resmi tatillerde sağlık ocakları kapalı olacak. Aile hekimleri bu süre zarfında hizmet vermeyecek.  Buna göre; Sağlık ocakları 30 Ağustos cuma günü yani bugün kapalı olacak. Sağlık ocakları hafta sonu tatilinin de araya girmesiyle 2 Eylül Pazartesi günü yeniden mesai yapacak.SAĞLIK OCAĞI ÇALIŞMA SAATLERİ  Yurt genelinde sağlık ocakları 08.00&#039;de açılıyor, 17.00&#039;de ise kapanıyor. Sağlık ocaklarında öğle tatili arası saat 12.00 ile 13.00 arasındadır ve bu saat aralığında sağlık ocaklarında hizmet verilmez.  Hafta içi: 08.00- 17.00  Öğle arası: 12.00- 13.00  Hafta sonu: Cumartesi ve Pazar günleri kapalıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pe5dJ6lN3UiIqGXYg7rULA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, ocakları, Ağustosta, bugün, açık, mıkapalı, mı, Sağlık, ocakları, resmi, tatilde, çalışıyor, mu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pe5dJ6lN3UiIqGXYg7rULA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sağlık ocakları 30 Ağustos'ta (bugün) açık mı/kapalı mı? Sağlık ocakları resmi tatilde çalışıyor mu?"><p>Sağlık ocaklarının 30 Ağustos'ta (bugün) açık olup olmayacağı, yaşlılar, hastalar ve ilaç yazdırmaya gidecek olan vatandaşların gündeminde yer alıyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı resmi tatili nedeniyle sağlık ocaklarının bugün çalışıp çalışmadığı sorgulanıyor. Peki, Sağlık ocakları 30 Ağustos'ta (bugün) açık mı/kapalı mı? Sağlık ocakları resmi tatilde çalışıyor mu?</p>30 Ağustos Zafer Bayramı resmi tatili nedeniyle sağlık ocaklarının bugün açık mı yoksa kapalı mı olduğu merak ediliyor. Peki, bugün sağlık ocakları açık mı/kapalı mı? Sağlık ocakları 30 Ağustos cuma günü çalışıyor mu?  <strong>SAĞLIK OCAKLARI BUGÜN AÇIK MI?</strong>  Resmi tatillerde sağlık ocakları kapalı olacak. Aile hekimleri bu süre zarfında hizmet vermeyecek.  Buna göre; Sağlık ocakları 30 Ağustos cuma günü yani bugün kapalı olacak. Sağlık ocakları hafta sonu tatilinin de araya girmesiyle 2 Eylül Pazartesi günü yeniden mesai yapacak.<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B2-FiDRFa02BjhKSEsyoZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" alt=""><strong>SAĞLIK OCAĞI ÇALIŞMA SAATLERİ</strong>  Yurt genelinde sağlık ocakları 08.00'de açılıyor, 17.00'de ise kapanıyor. Sağlık ocaklarında öğle tatili arası saat 12.00 ile 13.00 arasındadır ve bu saat aralığında sağlık ocaklarında hizmet verilmez.  Hafta içi: 08.00- 17.00  Öğle arası: 12.00- 13.00  Hafta sonu: Cumartesi ve Pazar günleri kapalıdır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyni tam kapasite çalıştıran 10 besin!  Alzheimer riskini azaltıyor, erken bunamayı önlüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beyni-tam-kapasite-calistiran-10-besin-alzheimer-riskini-azaltiyor-erken-bunamayi-oenluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beyni-tam-kapasite-calistiran-10-besin-alzheimer-riskini-azaltiyor-erken-bunamayi-oenluyor</guid>
<description><![CDATA[ Beyin sağlığını geliştirmek ve genç bir hafızaya sahip olmak için bazı besinlerin tüketimini artırmanız gerekir. Beyin sağlığını koruma potansiyeline sahip olan bu besinler, hafıza ve öğrenme yeteneklerini geliştirmenize yardımcı olur. Hatta içindeki anti-inflamatuaretkileri sayesinde Alzheimer hastalığının oluşum riskini azaltabilir.Beyin sağlığını geliştirmek, hafızayı güçlendirmek, unutkanlığı azaltmak için sağlıklı besinler tüketmeye ihtiyacınız var. rans yağları diyetinizden tamamen çıkararak ve bu besinleri rutininize ekleyerek beyin gelişimini destekleyebilirsiniz.SAĞLIKLI BİR BEYİN İÇİN TÜKETMENİZ GEREKENLERYüksekpolifenoliçeriği sayesinde yaban mersini, antioksidan kapasitesiyle beyin sağlığını koruma potansiyeline sahiptir.Özellikle hafıza ve öğrenme yeteneklerini iyileştirebilir ve Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilir.Karadut,antosiyaninlerbakımından zengin olup antioksidan özellikleriyle beyin hücrelerini koruyabilir ve bilişsel işlevleri destekleyebilir.Omega-3 yağ asitleri,polifenollerve vitamin E gibi besin öğeleri açısından zengin ceviz, beyin sağlığını korumak için önemli bir bileşendir.Bu besinlerin kombinasyonu,nörodejeneratif hastalıkların gelişimini önlemede etkili olabilir.EPA ve DHA gibi omega-3 yağ asitleri bakımından zengin somon, beyin hücre zarı sağlığını korur ve sinir iletimini iyileştirir. Böylece bilişsel işlevlerin sürdürülmesine yardımcı olabilir ve Alzheimer gibi hastalıkların gelişimini azaltabilir.Zeytinyağı,monounsaturatedyağ asitleri ve antioksidanlar bakımından zengindir. Anti-inflamatuaretkileri sayesinde beyin sağlığını destekler ve Alzheimer hastalığının oluşum riskini azaltabilir.Hindistan cevizi yağı,trigliseritlerve ketonlar açısından zengin olup beyin enerji kaynağı olarak işlev görür. Bu özelliği, bilişsel fonksiyonları artırabilir ve nörodejeneratif hastalıkların ilerlemesini yavaşlatabilir.Zerdeçal, güçlü biranti-inflamatuar olan kurkuminiçerir. Beyin sağlığını korumada etkili olabilir ve nörodejeneratif hastalıkların gelişimini azaltabilir. Karabiber ise,kurkumininemilimini artırarak etkinliğini maksimize eder.Yumurta, kolin açısından zengin bir kaynaktır ki bu da beyin sağlığı ve sinir hücresi iletimi için gereklidir. Bu nedenle, hafıza ve öğrenme yeteneklerini destekleyebilir.Ispanak, folat ve demir gibi besin öğeleri bakımından zengindir. Folat, beyin fonksiyonlarını destekleyebilirken demir, beyin sağlığı için kritik öneme sahiptir.Lahana turşusu, probiyotik bakteriler açısından zengin olup bağırsak sağlığı ile beyin sağlığı arasındaki bağlantı üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir. Böylece bilişsel işlevlerin korunmasına katkıda bulunabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5ZO-gCWPU0y79jNIpoxlHA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beyni, tam, kapasite, çalıştıran, besin, Alzheimer, riskini, azaltıyor, erken, bunamayı, önlüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5ZO-gCWPU0y79jNIpoxlHA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Beyni tam kapasite çalıştıran 10 besin!  Alzheimer riskini azaltıyor, erken bunamayı önlüyor"><p>Beyin sağlığını geliştirmek ve genç bir hafızaya sahip olmak için bazı besinlerin tüketimini artırmanız gerekir. Beyin sağlığını koruma potansiyeline sahip olan bu besinler, hafıza ve öğrenme yeteneklerini geliştirmenize yardımcı olur. Hatta içindeki anti-inflamatuaretkileri sayesinde Alzheimer hastalığının oluşum riskini azaltabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JO-hupJLNk6q9yinTdNA_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Beyin sağlığını geliştirmek, hafızayı güçlendirmek, unutkanlığı azaltmak için sağlıklı besinler tüketmeye ihtiyacınız var. rans yağları diyetinizden tamamen çıkararak ve bu besinleri rutininize ekleyerek beyin gelişimini destekleyebilirsiniz.SAĞLIKLI BİR BEYİN İÇİN TÜKETMENİZ GEREKENLER</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qp9viGn6oEypsxGw5pjZ7g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksekpolifenoliçeriği sayesinde yaban mersini, antioksidan kapasitesiyle beyin sağlığını koruma potansiyeline sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3nUUYzPUzkaIAaa37nEXug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle hafıza ve öğrenme yeteneklerini iyileştirebilir ve Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9H9xsbI4O0yB7QnkVo58ag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karadut,antosiyaninlerbakımından zengin olup antioksidan özellikleriyle beyin hücrelerini koruyabilir ve bilişsel işlevleri destekleyebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1iseQUQzYk6gR2U4rSRNLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Omega-3 yağ asitleri,polifenollerve vitamin E gibi besin öğeleri açısından zengin ceviz, beyin sağlığını korumak için önemli bir bileşendir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UeoRTy_u70Ki_0NR_OgYhg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu besinlerin kombinasyonu,nörodejeneratif hastalıkların gelişimini önlemede etkili olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Pem1E4QgW0-FsOeOYJn9cw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>EPA ve DHA gibi omega-3 yağ asitleri bakımından zengin somon, beyin hücre zarı sağlığını korur ve sinir iletimini iyileştirir. Böylece bilişsel işlevlerin sürdürülmesine yardımcı olabilir ve Alzheimer gibi hastalıkların gelişimini azaltabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iMG7b1A41EeIJ35Pg64NCA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zeytinyağı,monounsaturatedyağ asitleri ve antioksidanlar bakımından zengindir. Anti-inflamatuaretkileri sayesinde beyin sağlığını destekler ve Alzheimer hastalığının oluşum riskini azaltabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-HjSRdzN9UaNJoGu6MwE2A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hindistan cevizi yağı,trigliseritlerve ketonlar açısından zengin olup beyin enerji kaynağı olarak işlev görür. Bu özelliği, bilişsel fonksiyonları artırabilir ve nörodejeneratif hastalıkların ilerlemesini yavaşlatabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1hvHbcTQqEeOWVrbHb2b5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zerdeçal, güçlü biranti-inflamatuar olan kurkuminiçerir. Beyin sağlığını korumada etkili olabilir ve nörodejeneratif hastalıkların gelişimini azaltabilir. Karabiber ise,kurkumininemilimini artırarak etkinliğini maksimize eder.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Mfix0SyHE0G3-9Op6LIISg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yumurta, kolin açısından zengin bir kaynaktır ki bu da beyin sağlığı ve sinir hücresi iletimi için gereklidir. Bu nedenle, hafıza ve öğrenme yeteneklerini destekleyebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ijyOuFqssEywKT2WNK8fbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ispanak, folat ve demir gibi besin öğeleri bakımından zengindir. Folat, beyin fonksiyonlarını destekleyebilirken demir, beyin sağlığı için kritik öneme sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NgMblQUxckOLEH8W-PcV5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lahana turşusu, probiyotik bakteriler açısından zengin olup bağırsak sağlığı ile beyin sağlığı arasındaki bağlantı üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir. Böylece bilişsel işlevlerin korunmasına katkıda bulunabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sabah uyanınca bunu yapmayın! Kalp krizi riskini 5 kat artırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sabah-uyaninca-bunu-yapmayin-kalp-krizi-riskini-5-kat-artiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sabah-uyaninca-bunu-yapmayin-kalp-krizi-riskini-5-kat-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Kalp krizi en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası bulunuyor, 2 milyardan fazla kişi ise kalp hastalığı riski taşıyor. Kalp damar hastalıkları, yılda 18,6 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor. Uzmanlar yaptıkları araştırmalarda kalp krizi riskinin sabah saatlerinde daha çok arttığını söylüyor. Sabahları yaşanan kalp krizinin artıran ve herkesin farkında olmadan yaptığı pek çok hata bulunuyor.Dünya genelindeki ölümlerin en önemli nedeni olan bulaşıcı olmayan hastalıklar halen önemli bir hastalık yükü oluştururken, bunlar içinde kalp ve damar hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada, bu hastalıklar arasındaysa kalp krizi ve inme ilk iki sırada yer alıyor.Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası bulunuyor, 2 milyardan fazla kişi ise kalp hastalığı riski taşıyor. Kalp damar hastalıkları, yılda 18,6 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor.Kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerin üçte biri 70 yaş altında yaşanıyor, bu ölümlerin yüzde 85&#039;i, kalp krizi ve inmeye bağlı oluşuyor.Kalp krizinin genellikle ani olarak gelişmesi bu duruma müdahale etmeyi geciktiriyor. Ancak vücudunuz gösterdiği bazı belirtiler kalp krizinin erken haberici olabilir.Yapılan araştırmalara göre en ölümcül kalp krizinin sabahları yaşandığı öğrenildi.Harvard Tıp Okulu&#039;nda yapılan bir çalışmada, araştırmacılar sabahları kalp krizi geçirmenin yüzde 20 daha fazla kalp dokusu ölümüyle ilişkili olduğunu buldular. Heart dergisinde yayınlanan 2011 tarihli bir araştırmanın bulguları , sabah altı ile öğlen arasında meydana gelen kalp krizlerinin en ölümcül olduğunu gösteriyor.Borja Ibanez, &quot;Çalışmamızda, sabah meydana gelen olaylar daha fazla hasarla ilişkilendirildi. Bağlantı tartışmalı olarak oldukça güçlü,&quot; dedi. Harvard Tıp Okulu çalışması, sirkadiyen ritimler ile kalp krizi riski arasında güçlü bir bağlantı kuran ilk çalışmalardan biridir. Şimdi, bulguları güçlendiren birçok takip çalışması var.2020&#039;de Trends in Endocrinology and Metabolism&#039;de yayınlanan bir çalışma, modern yaşam tarzlarının neden olduğu sirkadiyen sistemin bozulmasının kardiyovasküler işlevi olumsuz etkilediğini gösterdi.
Sabahları sirkadiyen sistemin kan pıhtılarının parçalanmasını önleyen daha yüksek sayıda PAI-1 hücresi gönderdiğine inanılıyor. Kandaki PAI-1 hücrelerinin seviyesi ne kadar yüksekse, kalp krizine neden olabilecek bir kan pıhtısı oluşturma riski de o kadar fazladır.Harvard Tıp Okulu araştırması, sabah altı ile öğlen arasında kalp krizi geçiren hastaların, günün ilerleyen saatlerinde kalp krizi geçiren hastalara kıyasla daha yüksek PAI-1 hücrelerine sahip olduğunu belirledi.Profesör Srinath Reddy, bazı alışkanlıkların bu riski artırabileceği konusunda uyarıyor. Bir kişi altta yatan birkaç koroner risk faktörüne sahipse, iyi uyuyamıyorsa, susuz kalıyorsa ve egzersiz yapıyorsa, yırtılmaya neden olabilir ve büyük bir pıhtı oluşumunu tetikleyebilir. Bu nedenle sabahları kalp krizi riskiyle savaşmanın iki yolu vardır. İşin püf noktası, iyi bir gece uykusu çekmek ve sabah egzersizini ertelemektir.ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), her gece 7 saatten az uyuyan yetişkinlerin kalple ilgili sağlık sorunları riskinin daha yüksek olduğunu açıklıyor. Bununla birlikte, uyku yoksunluğunun kalp krizlerinin iyi bilinen habercileri olan tansiyon sorunlarına neden olabileceği akılda tutularak, burada vurgu uykunun kalitesi ve süresi üzerinde oluyor.Esnek bir çalışma programına sahip olanların da öğleden sonra egzersiz yapmaları veya sabahları hafif egzersizlere başlamaları önerilir.Yüksek yoğunluklu egzersiz, dolaşım pahasına ani kalp durması veya ölüm riskini akut şekilde artırabilir. Cleveland Clinic, &quot;Kronik doğa sporları eğitimi ve dayanıklılık etkinliklerinde yarışmak kalp hasarına ve ritim bozukluklarına yol açabilir&quot; diyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aqMYjZACw0Wp6PFGxBNlPw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sabah, uyanınca, bunu, yapmayın, Kalp, krizi, riskini, kat, artırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aqMYjZACw0Wp6PFGxBNlPw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Sabah uyanınca bunu yapmayın! Kalp krizi riskini 5 kat artırıyor"><p>Kalp krizi en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası bulunuyor, 2 milyardan fazla kişi ise kalp hastalığı riski taşıyor. Kalp damar hastalıkları, yılda 18,6 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor. Uzmanlar yaptıkları araştırmalarda kalp krizi riskinin sabah saatlerinde daha çok arttığını söylüyor. Sabahları yaşanan kalp krizinin artıran ve herkesin farkında olmadan yaptığı pek çok hata bulunuyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8bKiLunIDU24aNlcNrST_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya genelindeki ölümlerin en önemli nedeni olan bulaşıcı olmayan hastalıklar halen önemli bir hastalık yükü oluştururken, bunlar içinde kalp ve damar hastalıkları ölüm nedenleri arasında ilk sırada, bu hastalıklar arasındaysa kalp krizi ve inme ilk iki sırada yer alıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VdnYjYZm_kiFfAxGhJXhLw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünyada yaklaşık 300 milyondan fazla kalp hastası bulunuyor, 2 milyardan fazla kişi ise kalp hastalığı riski taşıyor. Kalp damar hastalıkları, yılda 18,6 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AFYbXH9JskiDoZZd7KP6wQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerin üçte biri 70 yaş altında yaşanıyor, bu ölümlerin yüzde 85'i, kalp krizi ve inmeye bağlı oluşuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kMryNxSns0qecSQWmeJZuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalp krizinin genellikle ani olarak gelişmesi bu duruma müdahale etmeyi geciktiriyor. Ancak vücudunuz gösterdiği bazı belirtiler kalp krizinin erken haberici olabilir.Yapılan araştırmalara göre en ölümcül kalp krizinin sabahları yaşandığı öğrenildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b3YuQ120cU-NkvX05JCytg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Harvard Tıp Okulu'nda yapılan bir çalışmada, araştırmacılar sabahları kalp krizi geçirmenin yüzde 20 daha fazla kalp dokusu ölümüyle ilişkili olduğunu buldular. Heart dergisinde yayınlanan 2011 tarihli bir araştırmanın bulguları , sabah altı ile öğlen arasında meydana gelen kalp krizlerinin en ölümcül olduğunu gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UK5W2epwA069RZdr521uSQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Borja Ibanez, "Çalışmamızda, sabah meydana gelen olaylar daha fazla hasarla ilişkilendirildi. Bağlantı tartışmalı olarak oldukça güçlü," dedi. Harvard Tıp Okulu çalışması, sirkadiyen ritimler ile kalp krizi riski arasında güçlü bir bağlantı kuran ilk çalışmalardan biridir. Şimdi, bulguları güçlendiren birçok takip çalışması var.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TVVFvVxTRk6B6cm-JFKXRw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>2020'de Trends in Endocrinology and Metabolism'de yayınlanan bir çalışma, modern yaşam tarzlarının neden olduğu sirkadiyen sistemin bozulmasının kardiyovasküler işlevi olumsuz etkilediğini gösterdi.
Sabahları sirkadiyen sistemin kan pıhtılarının parçalanmasını önleyen daha yüksek sayıda PAI-1 hücresi gönderdiğine inanılıyor. Kandaki PAI-1 hücrelerinin seviyesi ne kadar yüksekse, kalp krizine neden olabilecek bir kan pıhtısı oluşturma riski de o kadar fazladır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yrjGPBWoH0ud37az9nbeLg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Harvard Tıp Okulu araştırması, sabah altı ile öğlen arasında kalp krizi geçiren hastaların, günün ilerleyen saatlerinde kalp krizi geçiren hastalara kıyasla daha yüksek PAI-1 hücrelerine sahip olduğunu belirledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FbfzATX25EmV_HhdED0Opg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Profesör Srinath Reddy, bazı alışkanlıkların bu riski artırabileceği konusunda uyarıyor. Bir kişi altta yatan birkaç koroner risk faktörüne sahipse, iyi uyuyamıyorsa, susuz kalıyorsa ve egzersiz yapıyorsa, yırtılmaya neden olabilir ve büyük bir pıhtı oluşumunu tetikleyebilir. Bu nedenle sabahları kalp krizi riskiyle savaşmanın iki yolu vardır. İşin püf noktası, iyi bir gece uykusu çekmek ve sabah egzersizini ertelemektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TT3CLKjC_kulZb-f_zKu5A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), her gece 7 saatten az uyuyan yetişkinlerin kalple ilgili sağlık sorunları riskinin daha yüksek olduğunu açıklıyor. Bununla birlikte, uyku yoksunluğunun kalp krizlerinin iyi bilinen habercileri olan tansiyon sorunlarına neden olabileceği akılda tutularak, burada vurgu uykunun kalitesi ve süresi üzerinde oluyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_uRrbqvDtkKWi0yYgN3I7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Esnek bir çalışma programına sahip olanların da öğleden sonra egzersiz yapmaları veya sabahları hafif egzersizlere başlamaları önerilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c6E5q0_AaU62boC5E777Dw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yüksek yoğunluklu egzersiz, dolaşım pahasına ani kalp durması veya ölüm riskini akut şekilde artırabilir. Cleveland Clinic, "Kronik doğa sporları eğitimi ve dayanıklılık etkinliklerinde yarışmak kalp hasarına ve ritim bozukluklarına yol açabilir" diyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Günde 12 tane yiyince kandaki iltihabı önlüyor! Diyabet, kan basıncı, kalp için 1 numara besin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gunde-12-tane-yiyince-kandaki-iltihabi-oenluyor-diyabet-kan-basinci-kalp-icin-1-numara-besin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gunde-12-tane-yiyince-kandaki-iltihabi-oenluyor-diyabet-kan-basinci-kalp-icin-1-numara-besin</guid>
<description><![CDATA[ Kuru erikler, hem mutfak hem de tıbbi amaçlar için kullanılan belirli erik çeşitlerinin besin dolu kurutulmuş meyvesidir. Mikro besin deposu olan kuru erikler tatlı, çiğnenebilir ve yapışkandır ve buruşuk bir şekle sahiptir. Kuru erikler, düşük şeker gıdası olarak sınıflandırıldıkları için diyabet hastaları için mükemmel bir atıştırmalık seçeneğidir. Hem tatlı hem de tuzlu tariflerde kullanılırlar. Kuru eriğin vücuda da pek çok faydası bulunur.Kuru eriklerle karşılaştırıldığında, kuru erikler daha düşük su yüzdesi nedeniyle daha yüksek karbonhidrat, şeker, nişasta, yağ, protein, lif ve çoklu doymamış yağ içeriğine sahiptir.Kuru eriklerdeki muhteşem besin karışımının vücudu ve zihni iyi beslediği bilinmektedir. Diyabet, kan basıncı, beyin, kalp, bağırsak, kemik sağlığı için iyidir ve K vitamini, kalsiyum, potasyum ve polifenol açısından zengindir ve kolesterol açısından düşüktür.Kuru eriklerin beyniniz, kalbiniz ve refahınızın diğer yönleri için harika faydaları şunlardır.Düzenli olarak kuru erik yemek kalp sağlığınız için harikalar yaratabilir.
Journal of Medicinal Food dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, günde 50 ila 100 gram kuru erik yiyen postmenopozal kadınların (5-12 parça) kolesterol, oksidatif stres ve iltihap gibi kalp hastalığı risk faktörlerini düşürdüğü belirtiliyor.Kuru erikler beyninizi keskinleştirebilecek, hafızanızı geliştirebilecek ve beyin yaşlanmasını önleyebilecek mükemmel bir beyin gıdasıdır.
Kuru erikler, sinir sistemi işlevini iyileştirebilen mikro besinler olan potasyum, B6 vitamini ve bakır deposudur. Kuru erikler, mavi bir bitki pigmenti olan yüksek antosiyanin içeriği sayesinde iltihap önleyici ve antioksidan özelliklere sahiptir.Kuru erikler kemik yoğunluğu kaybını önleyebilir ve düzenli olarak tüketildiğinde kemiklerinizi güçlendirebilir.
Nutrients dergisinde yayınlanan bir araştırma, günde 10 ila 12 kuru erik yiyen kadınların, yemeyenlere göre daha fazla kemik mineral yoğunluğunu koruduğunu buldu.Kuru erikler düşük GI (glisemik indeks) gıdası olarak kabul edilir ve diyabet hastası kişiler tarafından ölçülü olarak tüketilebilir.
Bir araştırmaya göre, bir yıl boyunca günde beş ila 12 kuru erik yiyen postmenopozal kadınlar, yemeyenlere kıyasla bel çevresinin artması gibi herhangi bir olumsuz metabolik etki yaşamamıştır.Kuru erikler, bağırsak sağlığı için iyi olduğu düşünülen yüksek miktarda lif içerir. Bir araştırma, düzenli olarak kuru erik yemenin bağırsak dışkı mikrobiyomunu iyileştirebileceğini öne sürüyor.Başka bir inceleme, kuru eriklerdeki lif ve diğer bileşiklerin kemik sağlığını desteklemek için bağırsak mikrobiyomunu değiştirebileceğini gösteriyor. Sağlam bir bağırsak sağlığı, kemik sağlığını iyileştirmeye de yardımcı olur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/a3etEBdyl0yYhFjRSBgmqQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Günde, tane, yiyince, kandaki, iltihabı, önlüyor, Diyabet, kan, basıncı, kalp, için, numara, besin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/a3etEBdyl0yYhFjRSBgmqQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Günde 12 tane yiyince kandaki iltihabı önlüyor! Diyabet, kan basıncı, kalp için 1 numara besin"><p>Kuru erikler, hem mutfak hem de tıbbi amaçlar için kullanılan belirli erik çeşitlerinin besin dolu kurutulmuş meyvesidir. Mikro besin deposu olan kuru erikler tatlı, çiğnenebilir ve yapışkandır ve buruşuk bir şekle sahiptir. Kuru erikler, düşük şeker gıdası olarak sınıflandırıldıkları için diyabet hastaları için mükemmel bir atıştırmalık seçeneğidir. Hem tatlı hem de tuzlu tariflerde kullanılırlar. Kuru eriğin vücuda da pek çok faydası bulunur.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iRtID0KZNkiCIrBVWTcAZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru eriklerle karşılaştırıldığında, kuru erikler daha düşük su yüzdesi nedeniyle daha yüksek karbonhidrat, şeker, nişasta, yağ, protein, lif ve çoklu doymamış yağ içeriğine sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xG-DWxZJbk2bej3NeFyZdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru eriklerdeki muhteşem besin karışımının vücudu ve zihni iyi beslediği bilinmektedir. Diyabet, kan basıncı, beyin, kalp, bağırsak, kemik sağlığı için iyidir ve K vitamini, kalsiyum, potasyum ve polifenol açısından zengindir ve kolesterol açısından düşüktür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TFpS_wVV20CUHFQ2R1digA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru eriklerin beyniniz, kalbiniz ve refahınızın diğer yönleri için harika faydaları şunlardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zb1BGDlkX0GNZIVMLZ95VA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenli olarak kuru erik yemek kalp sağlığınız için harikalar yaratabilir.
Journal of Medicinal Food dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, günde 50 ila 100 gram kuru erik yiyen postmenopozal kadınların (5-12 parça) kolesterol, oksidatif stres ve iltihap gibi kalp hastalığı risk faktörlerini düşürdüğü belirtiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/sX21INbSIUWWD0MXp7jezg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru erikler beyninizi keskinleştirebilecek, hafızanızı geliştirebilecek ve beyin yaşlanmasını önleyebilecek mükemmel bir beyin gıdasıdır.
Kuru erikler, sinir sistemi işlevini iyileştirebilen mikro besinler olan potasyum, B6 vitamini ve bakır deposudur. Kuru erikler, mavi bir bitki pigmenti olan yüksek antosiyanin içeriği sayesinde iltihap önleyici ve antioksidan özelliklere sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F2Gye2zmhUSviSGpBTaSwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru erikler kemik yoğunluğu kaybını önleyebilir ve düzenli olarak tüketildiğinde kemiklerinizi güçlendirebilir.
Nutrients dergisinde yayınlanan bir araştırma, günde 10 ila 12 kuru erik yiyen kadınların, yemeyenlere göre daha fazla kemik mineral yoğunluğunu koruduğunu buldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yykcnVNIfk6GFoPwoLo1QA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru erikler düşük GI (glisemik indeks) gıdası olarak kabul edilir ve diyabet hastası kişiler tarafından ölçülü olarak tüketilebilir.
Bir araştırmaya göre, bir yıl boyunca günde beş ila 12 kuru erik yiyen postmenopozal kadınlar, yemeyenlere kıyasla bel çevresinin artması gibi herhangi bir olumsuz metabolik etki yaşamamıştır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/diwdjl_zmkCKFyX6xFe7Pg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru erikler, bağırsak sağlığı için iyi olduğu düşünülen yüksek miktarda lif içerir. Bir araştırma, düzenli olarak kuru erik yemenin bağırsak dışkı mikrobiyomunu iyileştirebileceğini öne sürüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JfwYlWMxfUGE_Qy22s2BFw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Başka bir inceleme, kuru eriklerdeki lif ve diğer bileşiklerin kemik sağlığını desteklemek için bağırsak mikrobiyomunu değiştirebileceğini gösteriyor. Sağlam bir bağırsak sağlığı, kemik sağlığını iyileştirmeye de yardımcı olur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğal D, C, E, B12 kaynağı! Sofrasından eksik etmeyenin ömrü uzuyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-d-c-e-b12-kaynagi-sofrasindan-eksik-etmeyenin-oemru-uzuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dogal-d-c-e-b12-kaynagi-sofrasindan-eksik-etmeyenin-oemru-uzuyor</guid>
<description><![CDATA[ Vitaminler dengeli beslenmenin bir parçası olarak kabul edilir. Güçlü bir bağışıklık ve hafıza için vücudunuzun D, C, E, B12 gibi vitaminlere ihtiyaç duyar. Genellikle bu vitaminleri takviye olarak kullanabilirsiniz. Ancak bazı besinler takviyelerden bile daha etkili. İşte vitamin zengini o besinler....Dengeli bir beslenmenin parçası olarak alındığında bazı vitaminler daha uzun, daha sağlıklı bir yaşam sürmenize yardımcı olabilir ve genel sağlığın korunmasında önemli roller oynayabilir.Takviye almak bu vitaminleri almanın bir yolu olsa da, genel sağlığı iyileştirebilecekleri ve belki de uzun ömürlülüğe katkıda bulunabilecekleri için bunları çeşitli ve dengeli bir beslenmeden almak da önemlidir.Doğada bulunan bazı besinler, vitamin ve mineral zengini oldukları için vücut için çok faydalıdır.Tamamen doğal vitamin kaynağı olan bu besinler vücut direncini artırarak hastalıklara karşı daha dirençli olmanıza da yardımcı olur.Genellikle &quot;güneş ışığı vitamini&quot; olarak adlandırılan D vitamini, bağışıklık sistemi performansı, kemik sağlığı ve ruh hali kontrolü için gereklidir. Yeterli miktarda D vitamini, kanser, otoimmün bozukluklar ve kalp hastalığı gibi uzun süreli hastalıkların olasılığının azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Güneş ışığına maruz kalma, yağlı balıklar (somon ve uskumru gibi), zenginleştirilmiş gıdalar ve takviyeler kaynaklardan bazılarıdır.Antioksidan özelliklerle dolu olan C vitamini, bağışıklığı güçlendirir ve hücreleri serbest radikallerin zararlarından korur. Aynı zamanda kolajen oluşumuna, yaraların iyileşmesine ve demirin emilmesine de yardımcı olur.Araştırmalar, yeterli miktarda C vitamini tüketmenin kalp hastalığı, çeşitli kanser türleri ve yaşlanmanın neden olduğu bilişsel kayıp riskini azaltabileceğini gösteriyor. Brokoli, dolmalık biber, kivi, turunçgiller ve meyveler de mükemmel kaynaklardır.Güçlü antioksidan özellikleriyle bilinen E vitamini, hücrelerin her ikisi de yaşlanma ve kronik hastalıklarla bağlantılı olan oksidatif stres ve iltihaplanmaya karşı korunmasına yardımcı olur. Aynı zamanda sağlıklı cildi ve güçlü bir bağışıklık sistemini destekler. Çeşitli çalışmalara göre, E vitamini Alzheimer hastalığı ve yaşa bağlı bilişsel gerileme riskini azaltabilir. Sert kabuklu yemişler, tohumlar, ıspanak, bitkisel yağlar ve zenginleştirilmiş tahıllar besin kaynaklarına örnektir.Özellikle yaşlandıkça B12 vitamini kırmızı kan hücresi oluşumu, DNA sentezi ve nöron fonksiyonu için hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda genel sağlıkta da kritik bir rol oynar. Yeterli B12 tüketimi anemiyi önlemeye, kalp hastalığına karşı korunmaya ve bilişsel işlevi korumaya yardımcı olabilir. Et, deniz ürünleri, yumurta, süt ürünleri ve zenginleştirilmiş gıdalar besin kaynaklarına örnektir. Yaşlılar, vejeteryanlar veya veganlar gibi yetersizlik riski taşıyan kişilere takviye tavsiye edilir.K2 vitamini sağlıklı kan pıhtılaşması, kalp sağlığı ve kemikler için gereklidir. Kalsiyumun arterlerde ve yumuşak dokularda birikmesini önleyerek ve onu kemiklere ve dişlere yönlendirerek osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltabilir. Gıda kaynakları arasında peynir, yumurta sarısı, fermente gıdalar (natto gibi) ve çimlerde yetiştirilen hayvan ürünleri yer alır.ÖNEMLİ! Stres yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, tütün ve alkolden uzak durma ve sağlıklı kiloyu koruma gibi diğer yaşam tarzı seçimleri de uzun bir ömre önemli katkılar sağlıyor. Herhangi bir büyük diyet veya ek değişiklik yapmadan önce daima profesyonel tavsiye alın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HDLbWFftckWiX6-VlaWoaw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğal, B12, kaynağı, Sofrasından, eksik, etmeyenin, ömrü, uzuyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HDLbWFftckWiX6-VlaWoaw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Doğal D, C, E, B12 kaynağı! Sofrasından eksik etmeyenin ömrü uzuyor"><p>Vitaminler dengeli beslenmenin bir parçası olarak kabul edilir. Güçlü bir bağışıklık ve hafıza için vücudunuzun D, C, E, B12 gibi vitaminlere ihtiyaç duyar. Genellikle bu vitaminleri takviye olarak kullanabilirsiniz. Ancak bazı besinler takviyelerden bile daha etkili. İşte vitamin zengini o besinler....</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/H4dZhGd_IUqftb2TP4OPRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dengeli bir beslenmenin parçası olarak alındığında bazı vitaminler daha uzun, daha sağlıklı bir yaşam sürmenize yardımcı olabilir ve genel sağlığın korunmasında önemli roller oynayabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qRn97xssaU2B6t0Jx8ZNXQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Takviye almak bu vitaminleri almanın bir yolu olsa da, genel sağlığı iyileştirebilecekleri ve belki de uzun ömürlülüğe katkıda bulunabilecekleri için bunları çeşitli ve dengeli bir beslenmeden almak da önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oBYnMQyscEmjmy6qR8fTvg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Doğada bulunan bazı besinler, vitamin ve mineral zengini oldukları için vücut için çok faydalıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/whTy0c4iE0qsYLRR_40zfQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tamamen doğal vitamin kaynağı olan bu besinler vücut direncini artırarak hastalıklara karşı daha dirençli olmanıza da yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AqErd7_YD02rHaxf3QSMFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle "güneş ışığı vitamini" olarak adlandırılan D vitamini, bağışıklık sistemi performansı, kemik sağlığı ve ruh hali kontrolü için gereklidir. Yeterli miktarda D vitamini, kanser, otoimmün bozukluklar ve kalp hastalığı gibi uzun süreli hastalıkların olasılığının azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Güneş ışığına maruz kalma, yağlı balıklar (somon ve uskumru gibi), zenginleştirilmiş gıdalar ve takviyeler kaynaklardan bazılarıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IxA6hQXzYkG0rfwVuCWWig.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antioksidan özelliklerle dolu olan C vitamini, bağışıklığı güçlendirir ve hücreleri serbest radikallerin zararlarından korur. Aynı zamanda kolajen oluşumuna, yaraların iyileşmesine ve demirin emilmesine de yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QPHwRcsFhkuc4p-IM9PGQA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmalar, yeterli miktarda C vitamini tüketmenin kalp hastalığı, çeşitli kanser türleri ve yaşlanmanın neden olduğu bilişsel kayıp riskini azaltabileceğini gösteriyor. Brokoli, dolmalık biber, kivi, turunçgiller ve meyveler de mükemmel kaynaklardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iPwgUsJBEEqwakPHPS-BgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Güçlü antioksidan özellikleriyle bilinen E vitamini, hücrelerin her ikisi de yaşlanma ve kronik hastalıklarla bağlantılı olan oksidatif stres ve iltihaplanmaya karşı korunmasına yardımcı olur. Aynı zamanda sağlıklı cildi ve güçlü bir bağışıklık sistemini destekler. Çeşitli çalışmalara göre, E vitamini Alzheimer hastalığı ve yaşa bağlı bilişsel gerileme riskini azaltabilir. Sert kabuklu yemişler, tohumlar, ıspanak, bitkisel yağlar ve zenginleştirilmiş tahıllar besin kaynaklarına örnektir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IJ21t8SM7kGPDhcXByMkRQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle yaşlandıkça B12 vitamini kırmızı kan hücresi oluşumu, DNA sentezi ve nöron fonksiyonu için hayati öneme sahiptir. Aynı zamanda genel sağlıkta da kritik bir rol oynar. Yeterli B12 tüketimi anemiyi önlemeye, kalp hastalığına karşı korunmaya ve bilişsel işlevi korumaya yardımcı olabilir. Et, deniz ürünleri, yumurta, süt ürünleri ve zenginleştirilmiş gıdalar besin kaynaklarına örnektir. Yaşlılar, vejeteryanlar veya veganlar gibi yetersizlik riski taşıyan kişilere takviye tavsiye edilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Foypx_0W2E-q4_tc8nZNfw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>K2 vitamini sağlıklı kan pıhtılaşması, kalp sağlığı ve kemikler için gereklidir. Kalsiyumun arterlerde ve yumuşak dokularda birikmesini önleyerek ve onu kemiklere ve dişlere yönlendirerek osteoporoz ve kardiyovasküler hastalık riskini azaltabilir. Gıda kaynakları arasında peynir, yumurta sarısı, fermente gıdalar (natto gibi) ve çimlerde yetiştirilen hayvan ürünleri yer alır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hpVOm4Db40a46K8pPtnH1w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÖNEMLİ! Stres yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, tütün ve alkolden uzak durma ve sağlıklı kiloyu koruma gibi diğer yaşam tarzı seçimleri de uzun bir ömre önemli katkılar sağlıyor. Herhangi bir büyük diyet veya ek değişiklik yapmadan önce daima profesyonel tavsiye alın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Covid aşısından şüphe duyanların sayısı artıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/covid-asisindan-suphe-duyanlarin-sayisi-artiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/covid-asisindan-suphe-duyanlarin-sayisi-artiyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;de yapılan yeni bir ankete göre Covid aşısı hakkında yanlış bilgiler yayılmaya devam ediyor. Son anket sonuçları, aşıların binlerce ölüme neden olduğuna dair yanlış inancın geçmiş anketlere kıyasla arttığını ortaya koydu. Bu yıl yapılan anket, genel anlamda aşılara güvenin azaldığını Covid aşısınınsa en az güvenilen aşı olduğunu gösteriyor.Yaklaşık bin 500 yetişkinin katıldığı ulusal bir ankete göre, Amerikalılar arasında Covid aşısıyla ilgili yanlış bilgiler yayılıyor.  Pensilvanya Üniversitesi Annenberg Kamu Politikaları Merkezi, aşıların binlerce ölüme neden olduğuna dair yanlış inancın, 2021&#039;de yapılan anketten bu yana yüzde 6 arttığını ortaya çıkardı.  Son anket, ABD&#039;de Covid vakalarının yükseldiği yaz ortasında yapıldı.   Son haftalarda enfeksiyonlar azalsa da sağlık yetkilileri, sonbahara girerken ve daha fazla insan kapalı alanlarda bir araya gelecekken yeni bir dalgaya hazırlanıyor.  Anket sonuçları, ABD Gıda ve İlaç Dairesi&#039;nin yeni Covid aşılarını onayladığını duyurmasından yalnızca bir hafta önce yayınlandı.KOMPLO TEORİLERİ YÜKSELİŞTE  Anket, aşı yaptırarak korunmaktansa virüs bulaşmasının daha güvenli olduğu yönündeki yanlış inancın, bir yılda yüzde 12 arttığını ortaya çıkardı.  Aşı olmanın DNA&#039;yı değiştirdiğine inananlarsa yüzde 7 arttı.  Bu yıl yapılan anket, genel anlamda aşılara güvenin azaldığını Covid aşısınınsa en az güvenilen aşı olduğunu gösteriyor.  Ağustos 2023&#039;teki en güncel veriler, ankete katılanların yüzde 66&#039;sının, Covid aşısının faydalarının olası risklerden daha fazla olduğuna inandığına işaret ediyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gdNykhtZrUG4YQg7xgwn2Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Covid, aşısından, şüphe, duyanların, sayısı, artıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gdNykhtZrUG4YQg7xgwn2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Covid aşısından şüphe duyanların sayısı artıyor"><p>ABD'de yapılan yeni bir ankete göre Covid aşısı hakkında yanlış bilgiler yayılmaya devam ediyor. Son anket sonuçları, aşıların binlerce ölüme neden olduğuna dair yanlış inancın geçmiş anketlere kıyasla arttığını ortaya koydu. Bu yıl yapılan anket, genel anlamda aşılara güvenin azaldığını Covid aşısınınsa en az güvenilen aşı olduğunu gösteriyor.</p><p>Yaklaşık bin 500 yetişkinin katıldığı ulusal bir ankete göre, Amerikalılar arasında Covid aşısıyla ilgili yanlış bilgiler yayılıyor.  Pensilvanya Üniversitesi Annenberg Kamu Politikaları Merkezi, aşıların binlerce ölüme neden olduğuna dair yanlış inancın, 2021'de yapılan anketten bu yana yüzde 6 arttığını ortaya çıkardı.  Son anket, ABD'de Covid vakalarının yükseldiği yaz ortasında yapıldı.   Son haftalarda enfeksiyonlar azalsa da sağlık yetkilileri, sonbahara girerken ve daha fazla insan kapalı alanlarda bir araya gelecekken yeni bir dalgaya hazırlanıyor.  Anket sonuçları, ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin yeni Covid aşılarını onayladığını duyurmasından yalnızca bir hafta önce yayınlandı.</p><p><strong>KOMPLO TEORİLERİ YÜKSELİŞTE</strong>  Anket, aşı yaptırarak korunmaktansa virüs bulaşmasının daha güvenli olduğu yönündeki yanlış inancın, bir yılda yüzde 12 arttığını ortaya çıkardı.  Aşı olmanın DNA'yı değiştirdiğine inananlarsa yüzde 7 arttı.  Bu yıl yapılan anket, genel anlamda aşılara güvenin azaldığını Covid aşısınınsa en az güvenilen aşı olduğunu gösteriyor.  Ağustos 2023'teki en güncel veriler, ankete katılanların yüzde 66'sının, Covid aşısının faydalarının olası risklerden daha fazla olduğuna inandığına işaret ediyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cam kenarında, balkonda duruyor! Faydasını duyan şaşırıyor: Suyunu sıkıp içinde böbreklerdeki toksinleri temizliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cam-kenarinda-balkonda-duruyor-faydasini-duyan-sasiriyor-suyunu-sikip-icinde-boebreklerdeki-toksinleri-temizliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cam-kenarinda-balkonda-duruyor-faydasini-duyan-sasiriyor-suyunu-sikip-icinde-boebreklerdeki-toksinleri-temizliyor</guid>
<description><![CDATA[ Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için doğanın gücünden faydalanabilirsiniz. Doğada bulunan bazı bitkiler vücut için oldukça şifalı. Sindirime yardımcı olan, bağışıklığı güçlendiren, stresi azaltan bir bitki var ki şifası tüm dünyanın dilinde.Fesleğen güzel kokusuyla genenllikle herkesin sevdiği bir bitki. Fesleğen yüzyıllardır geleneksel tıp alanında da kullanılıyor. Genellikle soğuk algınlığını hafifletmek için kullanılan fesleğen solunum sorunlarına da iyi geliyor. Fesleğen suyunun sağlığa pek çok faydası bulunuyor.Fesleğen suyu, bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleriyle ünlüdür. Bitki, antioksidan ve iltihap önleyici etkilere sahip öjenol ve ursolik asit gibi bileşikler içerir.Bu özellikler bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olarak vücudunuzu enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Düzenli olarak fesleğen suyu içmek, vücudunuzun soğuk algınlığı, grip ve diğer enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olabilir.Fesleğen ayrıca adaptojenik özellikleriyle de bilinir, yani vücudun strese uyum sağlamasına yardımcı olur ve zihinsel berraklığı destekler. Fesleğen suyu içmek stres hormonu olan kortizol seviyelerini düşürebilir ve böylece stres ve kaygıyı yönetmeye yardımcı olur.
Bu, ruh halinin iyileşmesine ve genel olarak daha iyi zihinsel refaha yol açabilir. Ayrıca odaklanma ve hafıza gibi bilişsel işlevleri de geliştirebilir.Fesleğen suyu, sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyararak ve bağırsak sağlığını iyileştirerek sindirime yardımcı olur. Şişkinlik, gaz ve hazımsızlık gibi sorunları hafifletmeye yardımcı olur.
Düzenli tüketimi sağlıklı bir sindirim sistemini destekleyerek daha pürüzsüz ve daha etkili bir sindirim sağlar. Fesleğen suyu böbreklerin temizlenmesine de yardımcı olur.Fesleğen geleneksel olarak solunum sağlığını desteklemek için kullanılmıştır. Anti-inflamatuar ve antimikrobiyal özellikleri öksürük, soğuk algınlığı ve astım gibi solunum sorunlarını yatıştırmaya yardımcı olur. Fesleğen suyu solunum yolundan mukusu temizlemek için doğal bir çare görevi görebilir ve nefes almayı kolaylaştırır.Fesleğen suyu antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri nedeniyle cilt için faydalıdır. Vücudun detoksifikasyonuna yardımcı olur, bu da daha temiz ve sağlıklı bir cilde yol açabilir. Fesleğen suyu içmek ayrıca kanı temizleyerek ve dengeli bir pH seviyesini destekleyerek akne ve diğer cilt tahrişlerini azaltmaya yardımcı olabilir.Fesleğen suyunun faydaları büyük ölçüde temel besin maddeleri ve biyoaktif bileşiklerin zengin bileşiminden kaynaklanmaktadır:Fesleğen, anti-inflamatuar, antimikrobiyal ve antioksidan özelliklere sahip öjenol, karyofilen ve okaliptüs gibi uçucu yağlar içerir. Bu yağlar, fesleğen&#039;in terapötik etkilerinin anahtarıdır.Fesleğen, bağışıklık fonksiyonu ve cilt sağlığı için önemli olan A ve C vitaminlerinin iyi bir kaynağıdır. Ayrıca genel refaha katkıda bulunan kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi mineraller içerir.Bu bitki, güçlü antioksidan özelliklere sahip flavonoidler ve fenolik bileşikler açısından zengindir. Bu bileşikler serbest radikalleri nötralize etmeye, oksidatif stresi azaltmaya ve hücresel hasarı önlemeye yardımcı olur.Fesleğen suyu yapmak basittir ve sadece birkaç adım gerektirir.

Mümkünse taze fesleğen yapraklarıyla başlayın, ancak kurutulmuş yapraklar da işe yarar. Kir veya safsızlıkları gidermek için yaprakları iyice yıkayın.
Bir bardak suyu kaynatın ve bir avuç fesleğen yaprağı ekleyin. Suyun yaklaşık 10-15 dakika kısık ateşte pişmesine izin verin. Bu, yapraklardaki faydalı bileşiklerin çıkarılmasına yardımcı olur.
Demleme tamamlandıktan sonra yaprakları çıkarın ve suyun rahat bir içme sıcaklığına soğumasını bekleyin. Ayrıca fesleğen suyunu daha sonra kullanmak üzere buzdolabında saklayabilirsiniz.
Ekstra lezzet için bir miktar limon veya bir tutam bal ekleyebilirsiniz. Bu bileşenler ayrıca fesleğen suyunun ek antioksidanlar veya rahatlatıcı özellikler sağlama gibi sağlık yararlarını da artırabilir.Sabahın erken saatlerinde fesleğen suyu içmek metabolizmanızı harekete geçirmenize ve güne pozitif bir ton vermenize yardımcı olabilir.
Ayrıca vücudunuzu önünüzdeki güne hazırlayarak detoksifikasyon ve hidrasyona yardımcı olabilir. Yemeklerden önce veya sonra fesleğen suyu tüketmek sindirime yardımcı olabilir ve sindirim rahatsızlığını yönetmeye yardımcı olabilir. Sakinleştirici etkisi stresle ilişkili yemeyi de azaltabilir.Kendinizi özellikle stresli veya endişeli hissediyorsanız, gün boyunca fesleğen suyu yudumlamak sakinleştirici bir etki sağlayabilir ve stres seviyelerini yönetmeye yardımcı olabilir.Fesleğen suyu, özellikle sıcak havalarda sade suya ferahlatıcı bir alternatif olabilir. Sadece sizi susuz bırakmaz, aynı zamanda ek sağlık yararları da sağlar.Fesleğen suyunu rutininize dahil ederken ölçülü olmak önemlidir. Genellikle günde 1-2 bardak faydalı bir miktar olarak kabul edilir. Çok fazla içmek potansiyel olarak sindirim sorunlarına neden olabilir veya belirli ilaçlarla etkileşime girebilir, bu nedenle az miktarda başlamak ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/roSx0dt8Tk-rRbABTz6vKQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Cam, kenarında, balkonda, duruyor, Faydasını, duyan, şaşırıyor:, Suyunu, sıkıp, içinde, böbreklerdeki, toksinleri, temizliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/roSx0dt8Tk-rRbABTz6vKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Cam kenarında, balkonda duruyor! Faydasını duyan şaşırıyor: Suyunu sıkıp içinde böbreklerdeki toksinleri temizliyor"><p>Sağlıklı bir vücuda sahip olabilmek için doğanın gücünden faydalanabilirsiniz. Doğada bulunan bazı bitkiler vücut için oldukça şifalı. Sindirime yardımcı olan, bağışıklığı güçlendiren, stresi azaltan bir bitki var ki şifası tüm dünyanın dilinde.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hdYO0bg8EkGP8Trj3Hz4bA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen güzel kokusuyla genenllikle herkesin sevdiği bir bitki. Fesleğen yüzyıllardır geleneksel tıp alanında da kullanılıyor. Genellikle soğuk algınlığını hafifletmek için kullanılan fesleğen solunum sorunlarına da iyi geliyor. Fesleğen suyunun sağlığa pek çok faydası bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/46ixYeEOq0GAI9qagP0c5w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen suyu, bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleriyle ünlüdür. Bitki, antioksidan ve iltihap önleyici etkilere sahip öjenol ve ursolik asit gibi bileşikler içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/b9pd4LIWKEmwBe3h_lBbvA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu özellikler bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olarak vücudunuzu enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Düzenli olarak fesleğen suyu içmek, vücudunuzun soğuk algınlığı, grip ve diğer enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LLb93m-n20yLY4fHJ-zmDQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen ayrıca adaptojenik özellikleriyle de bilinir, yani vücudun strese uyum sağlamasına yardımcı olur ve zihinsel berraklığı destekler. Fesleğen suyu içmek stres hormonu olan kortizol seviyelerini düşürebilir ve böylece stres ve kaygıyı yönetmeye yardımcı olur.
Bu, ruh halinin iyileşmesine ve genel olarak daha iyi zihinsel refaha yol açabilir. Ayrıca odaklanma ve hafıza gibi bilişsel işlevleri de geliştirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6yxWlTfaEEONJfZSIsnEag.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen suyu, sindirim enzimlerinin salgılanmasını uyararak ve bağırsak sağlığını iyileştirerek sindirime yardımcı olur. Şişkinlik, gaz ve hazımsızlık gibi sorunları hafifletmeye yardımcı olur.
Düzenli tüketimi sağlıklı bir sindirim sistemini destekleyerek daha pürüzsüz ve daha etkili bir sindirim sağlar. Fesleğen suyu böbreklerin temizlenmesine de yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QMPq_Fm5hkeOe1frstry-g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen geleneksel olarak solunum sağlığını desteklemek için kullanılmıştır. Anti-inflamatuar ve antimikrobiyal özellikleri öksürük, soğuk algınlığı ve astım gibi solunum sorunlarını yatıştırmaya yardımcı olur. Fesleğen suyu solunum yolundan mukusu temizlemek için doğal bir çare görevi görebilir ve nefes almayı kolaylaştırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/40AvDMV-nkitXcMmlaC2MA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen suyu antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri nedeniyle cilt için faydalıdır. Vücudun detoksifikasyonuna yardımcı olur, bu da daha temiz ve sağlıklı bir cilde yol açabilir. Fesleğen suyu içmek ayrıca kanı temizleyerek ve dengeli bir pH seviyesini destekleyerek akne ve diğer cilt tahrişlerini azaltmaya yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WsbPP_1Cr0u-xwKWhDhbpw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen suyunun faydaları büyük ölçüde temel besin maddeleri ve biyoaktif bileşiklerin zengin bileşiminden kaynaklanmaktadır:Fesleğen, anti-inflamatuar, antimikrobiyal ve antioksidan özelliklere sahip öjenol, karyofilen ve okaliptüs gibi uçucu yağlar içerir. Bu yağlar, fesleğen'in terapötik etkilerinin anahtarıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/un8Hf5OpaEiW6w4BkorZZA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen, bağışıklık fonksiyonu ve cilt sağlığı için önemli olan A ve C vitaminlerinin iyi bir kaynağıdır. Ayrıca genel refaha katkıda bulunan kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi mineraller içerir.Bu bitki, güçlü antioksidan özelliklere sahip flavonoidler ve fenolik bileşikler açısından zengindir. Bu bileşikler serbest radikalleri nötralize etmeye, oksidatif stresi azaltmaya ve hücresel hasarı önlemeye yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2_j8LpUEjkOZ_-ZXvOgHUA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen suyu yapmak basittir ve sadece birkaç adım gerektirir.

Mümkünse taze fesleğen yapraklarıyla başlayın, ancak kurutulmuş yapraklar da işe yarar. Kir veya safsızlıkları gidermek için yaprakları iyice yıkayın.
Bir bardak suyu kaynatın ve bir avuç fesleğen yaprağı ekleyin. Suyun yaklaşık 10-15 dakika kısık ateşte pişmesine izin verin. Bu, yapraklardaki faydalı bileşiklerin çıkarılmasına yardımcı olur.
Demleme tamamlandıktan sonra yaprakları çıkarın ve suyun rahat bir içme sıcaklığına soğumasını bekleyin. Ayrıca fesleğen suyunu daha sonra kullanmak üzere buzdolabında saklayabilirsiniz.
Ekstra lezzet için bir miktar limon veya bir tutam bal ekleyebilirsiniz. Bu bileşenler ayrıca fesleğen suyunun ek antioksidanlar veya rahatlatıcı özellikler sağlama gibi sağlık yararlarını da artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/B-PpqzKqvUeMZCWz_f1eFw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sabahın erken saatlerinde fesleğen suyu içmek metabolizmanızı harekete geçirmenize ve güne pozitif bir ton vermenize yardımcı olabilir.
Ayrıca vücudunuzu önünüzdeki güne hazırlayarak detoksifikasyon ve hidrasyona yardımcı olabilir. Yemeklerden önce veya sonra fesleğen suyu tüketmek sindirime yardımcı olabilir ve sindirim rahatsızlığını yönetmeye yardımcı olabilir. Sakinleştirici etkisi stresle ilişkili yemeyi de azaltabilir.Kendinizi özellikle stresli veya endişeli hissediyorsanız, gün boyunca fesleğen suyu yudumlamak sakinleştirici bir etki sağlayabilir ve stres seviyelerini yönetmeye yardımcı olabilir.Fesleğen suyu, özellikle sıcak havalarda sade suya ferahlatıcı bir alternatif olabilir. Sadece sizi susuz bırakmaz, aynı zamanda ek sağlık yararları da sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rR9g80c4EUOFPinsJnQnWQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen suyunu rutininize dahil ederken ölçülü olmak önemlidir. Genellikle günde 1-2 bardak faydalı bir miktar olarak kabul edilir. Çok fazla içmek potansiyel olarak sindirim sorunlarına neden olabilir veya belirli ilaçlarla etkileşime girebilir, bu nedenle az miktarda başlamak ve vücudunuzun nasıl tepki verdiğini gözlemlemek en iyisidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T1Luezv4zU2ceiD7_GKWBA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Fesleğen faydalı olsa da, hamile veya emziren kadınlar tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışmalı. Fesleğen suyu kan basıncını düşürme potansiyeline sahiptir. Zaten hipertansiyon için ilaç kullanıyorsanız veya düşük kan basıncınız varsa, diyetinize fesleğen suyu eklemeden önce doktorunuza danışın.Nadir de olsa, bazı kişilerde fesleğen alerjisi olabilir. Kaşıntı, şişme veya nefes alma zorluğu gibi herhangi bir alerjik reaksiyon yaşarsanız, kullanmayı bırakın ve tıbbi yardım alın.Fesleğen, özellikle kan şekeri ve kan basıncıyla ilgili olanlar olmak üzere bazı ilaçlarla etkileşime girebilir. Özellikle kronik rahatsızlıklar için ilaç kullanıyorsanız, olumsuz etkileşimler olmadığından emin olmak için doktorunuza danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğanın en güçlü demir, çinko, manganez ambarı! Hücrelere oksijen taşıyor, yorgunluğu önlüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/doganin-en-guclu-demir-cinko-manganez-ambari-hucrelere-oksijen-tasiyor-yorgunlugu-oenluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/doganin-en-guclu-demir-cinko-manganez-ambari-hucrelere-oksijen-tasiyor-yorgunlugu-oenluyor</guid>
<description><![CDATA[ Demir, büyüme ve gelişmede önemli bir rol oynayan vücut için önemli bir mineraldir. Kırmızı kan hücrelerinde bulunan ve oksijenin akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine taşınmasına yardımcı olan önemli bir protein olan hemoglobinin üretiminde yardımcı olur. Herkes için demir gerekli olsa da, belirli bir yaş ve yaşam evresinde ihtiyaç artabilir.Bebekler, çocuklar ve gençler, demir ihtiyaçlarını artıran hızlı büyüme atakları geçirirler. Hamilelik sırasında demir ihtiyacı çok daha fazladır.Anemiyi önlemek, bağışıklık sistemini güçlendirmek, uyku kalitesini ve fetal sağlığı desteklemek için demir açısından zengin yiyecekler yemek önemlidir.Yeterli demir yememek, odaklanmanızı etkileyebilecek, yorgunluğa ve anemiye yol açabilecek eksikliğe yol açabilir.ISPANAKIspanak, bol miktarda besin içeren koyu yeşil yapraklı bir sebzedir. Bir fincan pişmiş ıspanak, günlük yaklaşık 8 mg olan demir ihtiyacınıza büyük ölçüde katkıda bulunabilecek yaklaşık 6,5 mg demir içerir.Ispanak ayrıca bitki pigmentleri klorofil ve karotenoidler açısından da zengindir. Bitkisel bileşikler açısından zengin ve iltihap giderici özelliklere sahip olan ıspanak, birçok kronik hastalık riskini azaltır. Adet öncesi ve hamile kadınların sırasıyla 18 ve 27 mg demire ihtiyacı vardır.Tatlı, lezzetli ve sulu olan çilekler güçlü bir tada ve lezzetli bir tada sahiptir. Keklerden, dondurmalardan, tatlılardan, smoothielerden şekerlemelere kadar çeşitli mutfak hazırlıklarında yaygın olarak kullanılır.
Bir fincan veya 144 gram çilek, önerilen günlük alımın %4&#039;ü olan 0,6 miligram demir içerir. Amerikan Kızıl Haçına göre, çilekler demir açısından zengin meyveler arasındadır ve bunları portakal veya domates gibi C vitamini açısından zengin yiyeceklerle eşleştirmek daha iyi demir emilimine yol açabilir.İncirler iyi bir demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum kaynağıdır. Çiğ bir incir, önerilen günlük demir miktarının yaklaşık %1&#039;ini içerir. Kuru incirler, taze incirlere kıyasla daha yoğun bir demir dozuna sahiptir.Ayrıca bol miktarda manganez, çinko, bakır, nikel ve stronsiyum içerirler. Kuru incirler, kronik hastalıkları uzak tutmaya yardımcı olabilecek fitokimyasallar ve antioksidanlar açısından zengin bir kaynaktır.Kuruyemişler ve tohumlar zengin bir demir kaynağıdır. Antep fıstığı, badem, kaju fıstığı, çam fıstığı, macadamia fıstığı, kabak çekirdeği, susam tohumu, keten tohumu ve kenevir tohumu gibi kuruyemişleri ve tohumları düzenli olarak tüketmek vücudunuzdaki optimum demir seviyelerini korumaya yardımcı olabilir. Demir dışında, kuruyemişler ve tohumlar aynı zamanda lif, protein, vitamin ve minerallerin de bir güç merkezidir.Brokoli lahana ailesine aittir ve düzenli tüketimi kalp hastalığı riskinin, kolesterolün azalması ve kardiyovasküler sağlığın iyileşmesiyle ilişkilidir. Bir fincan veya 156 gram pişmiş brokoli, günlük gereksinimin %6&#039;sı olan 1 mg demir içerir. Bir porsiyon brokoli ayrıca vücudunuzun demiri daha iyi emmesine yardımcı olan günlük C vitamini gereksiniminin %112&#039;sini karşılamaya yardımcı olur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wmq8G8CsFU-MopOExuKmHA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğanın, güçlü, demir, çinko, manganez, ambarı, Hücrelere, oksijen, taşıyor, yorgunluğu, önlüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Wmq8G8CsFU-MopOExuKmHA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Doğanın en güçlü demir, çinko, manganez ambarı! Hücrelere oksijen taşıyor, yorgunluğu önlüyor"><p>Demir, büyüme ve gelişmede önemli bir rol oynayan vücut için önemli bir mineraldir. Kırmızı kan hücrelerinde bulunan ve oksijenin akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine taşınmasına yardımcı olan önemli bir protein olan hemoglobinin üretiminde yardımcı olur. Herkes için demir gerekli olsa da, belirli bir yaş ve yaşam evresinde ihtiyaç artabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4ayRNTQJQkSaEPEBidU27w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bebekler, çocuklar ve gençler, demir ihtiyaçlarını artıran hızlı büyüme atakları geçirirler. Hamilelik sırasında demir ihtiyacı çok daha fazladır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BsZnZbRN3UaziqqCFM48bA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Anemiyi önlemek, bağışıklık sistemini güçlendirmek, uyku kalitesini ve fetal sağlığı desteklemek için demir açısından zengin yiyecekler yemek önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AgJOql0prUWRkIxuODrkzA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeterli demir yememek, odaklanmanızı etkileyebilecek, yorgunluğa ve anemiye yol açabilecek eksikliğe yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9BtcUI-IH0qEhBacG9buBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ISPANAKIspanak, bol miktarda besin içeren koyu yeşil yapraklı bir sebzedir. Bir fincan pişmiş ıspanak, günlük yaklaşık 8 mg olan demir ihtiyacınıza büyük ölçüde katkıda bulunabilecek yaklaşık 6,5 mg demir içerir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wsuXKqMfOU689NsqzwsLWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ispanak ayrıca bitki pigmentleri klorofil ve karotenoidler açısından da zengindir. Bitkisel bileşikler açısından zengin ve iltihap giderici özelliklere sahip olan ıspanak, birçok kronik hastalık riskini azaltır. Adet öncesi ve hamile kadınların sırasıyla 18 ve 27 mg demire ihtiyacı vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UGXSNkcwuUqoMS5REe2NrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatlı, lezzetli ve sulu olan çilekler güçlü bir tada ve lezzetli bir tada sahiptir. Keklerden, dondurmalardan, tatlılardan, smoothielerden şekerlemelere kadar çeşitli mutfak hazırlıklarında yaygın olarak kullanılır.
Bir fincan veya 144 gram çilek, önerilen günlük alımın %4'ü olan 0,6 miligram demir içerir. Amerikan Kızıl Haçına göre, çilekler demir açısından zengin meyveler arasındadır ve bunları portakal veya domates gibi C vitamini açısından zengin yiyeceklerle eşleştirmek daha iyi demir emilimine yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/omg0DNtUB0GQ5l0J7QVEkA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İncirler iyi bir demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum kaynağıdır. Çiğ bir incir, önerilen günlük demir miktarının yaklaşık %1'ini içerir. Kuru incirler, taze incirlere kıyasla daha yoğun bir demir dozuna sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F88avFdfe0yb5mZlinAGHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca bol miktarda manganez, çinko, bakır, nikel ve stronsiyum içerirler. Kuru incirler, kronik hastalıkları uzak tutmaya yardımcı olabilecek fitokimyasallar ve antioksidanlar açısından zengin bir kaynaktır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EhArRCjWDke_izcSQs4sFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuruyemişler ve tohumlar zengin bir demir kaynağıdır. Antep fıstığı, badem, kaju fıstığı, çam fıstığı, macadamia fıstığı, kabak çekirdeği, susam tohumu, keten tohumu ve kenevir tohumu gibi kuruyemişleri ve tohumları düzenli olarak tüketmek vücudunuzdaki optimum demir seviyelerini korumaya yardımcı olabilir. Demir dışında, kuruyemişler ve tohumlar aynı zamanda lif, protein, vitamin ve minerallerin de bir güç merkezidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nbAj0Zxnr0-xdPOQ_GWwcw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Brokoli lahana ailesine aittir ve düzenli tüketimi kalp hastalığı riskinin, kolesterolün azalması ve kardiyovasküler sağlığın iyileşmesiyle ilişkilidir. Bir fincan veya 156 gram pişmiş brokoli, günlük gereksinimin %6'sı olan 1 mg demir içerir. Bir porsiyon brokoli ayrıca vücudunuzun demiri daha iyi emmesine yardımcı olan günlük C vitamini gereksiniminin %112'sini karşılamaya yardımcı olur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diyetsiz kilo vermenin 6 püf noktası! Yağ yakımının sırrı günlük alışkanlıklarınızda</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diyetsiz-kilo-vermenin-6-puf-noktasi-yag-yakiminin-sirri-gunluk-aliskanliklarinizda</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diyetsiz-kilo-vermenin-6-puf-noktasi-yag-yakiminin-sirri-gunluk-aliskanliklarinizda</guid>
<description><![CDATA[ Diyet yapmadan kilo vermek ve kilonuzu kontrol altında tutmak mümkün. Uzun soluklu diyetler ya da sağlıksız kısa sürede kilo vermeyi hedefleyen şok diyetler yerine günlük alışkanlıklarınızı değiştirerek vücudunuzdaki fazla yağlardan kurtulabilirsiniz. Günlük alışkanlıklarınızı değiştirdiğiniz de ve düzenli bir rutin oluşturduğunuzda diyetsiz zayıflayabilirsiniz. İşte diyet yapmadan kilo vermenize destek olacak 6 harika öneri.Kilo vermek istiyor ancak diyet yapma fikrine yanaşmıyorsanız hayatınızı kolaylaştıracak birkaç ipucu var. Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin ve kilo kontrolü yapmak için günlük alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz.Sağlıklı beslenme alışkanlığı, düzenli egzersiz ve düzenli uyku sayesinde vücudunuzun dinamikliğini koruyabilmeniz de mümkün.Protein, karbonhidrat ve yağları dengeli bir şekilde tüketin. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar tercih edin. Porsiyonlarınızı kontrol edin ve aşırı yemek yemekten kaçının. Küçük tabaklar kullanmak ve yavaş yemek yemek faydalı olabilir.
Şekerli içeceklerden, atıştırmalıklardan ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Bunlar genellikle yüksek kalori içerir ve besin değeri düşüktür.Şeker hem sağlığa çok zararlıdır hem de kilo vermenizin önündeki en büyük engellerden biridir. Tüketilmesi kesinlikle keyifli olan ancak vücutta yağların depolanmasına sebep olan şeker zayıflamayı zorlaştırıyor. Şekeri tükettikçe vücudunuz daha fazla istemeye başlar ve her defasında daha çok tüketirsiniz. Bu durumda istenmeyen vücut şekline sahip olmanıza neden olur. Kilo vermek istiyorsanız mutlaka şeker tüketimini tamamen hayatınızdan çıkarmanız gerekir.Kilo vermek istiyorsanız öğün atlamadan beslenmeniz gerekir. Ayrıca akşam yemeklerinde tükettiğiniz besinler konusunda daha dikkatli olmalısınız. akşam yemeklerinde sebze gibi hafif besinleri tercih etmeniz diyet yapmasanız dahi kilo vermenize yardımcı olur.Yağ içeriği yüksek, soslu yemekleri tercih etmek yerine su ve lif içeriği yüksek kalorisi düşük mevsime uygun sebzeleri tercih etmeniz önerilir.Yürüyüş, koşu, bisiklet veya yüzme gibi aerobik egzersizler kalori yakmanıza ve kardiyovasküler sağlığınızı iyileştirmenize yardımcı olur.
Kas kütlenizi artırmak metabolizmanızı hızlandırabilir. Haftada birkaç kez ağırlık çalışması yapmayı düşünebilirsiniz. Haftada en az 150 dakika orta şiddetli aerobik egzersiz yapmayı hedefleyin.Kilo verebilmek için düzenli uyumanız şart. Yetersiz uyuduğunuzda vücudunuzda ödem ve şişkinlik oluşur. Bu durumda olduğunuzda daha kilolu gösterirsiniz. Ayrıca yapılan bilimsel çalışmalar gece geç saatlere kadar oturanlar bireylerin daha fazla yiyecek tükettiklerini ortaya koyuyor. Durum böyle olunca gün içerisinde aldığınız kalori miktarda çok fazla oluyor. Bu sebeple kilo verebilmek için her gün mutlaka 8 saat uyumanız gerekiyor.Kilo vermek için her gün 8-10 bardak su içmeniz gerekir. Su içmek metabolizmanın hızlı çalışmasını sağlar. Vücutta biriken ödem ve toksinler atar. Böylece daha kısa sürede yağ yakımı gerçekleşir. Su ayrıca sağlığınız için de çok faydalıdır. İçerisinde bol miktarda mineral bulunur.Zayıflamak istiyorsanız her gün 1 fincan yeşil çay tüketmeyi alışkanlık halina getirmeniz gerekir. Yeşil çay içerisinde bulunan kateşin hem metabolizmayı hızlandırır hem de bağışıklık sistemini güçlendirir. Yeşil çay düzenli tüketildiğinde yağ yakmanıza yardımcı olur. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wwgrQKEPx0acrRE6YniN8w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diyetsiz, kilo, vermenin, püf, noktası, Yağ, yakımının, sırrı, günlük, alışkanlıklarınızda</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wwgrQKEPx0acrRE6YniN8w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Diyetsiz kilo vermenin 6 püf noktası! Yağ yakımının sırrı günlük alışkanlıklarınızda"><p>Diyet yapmadan kilo vermek ve kilonuzu kontrol altında tutmak mümkün. Uzun soluklu diyetler ya da sağlıksız kısa sürede kilo vermeyi hedefleyen şok diyetler yerine günlük alışkanlıklarınızı değiştirerek vücudunuzdaki fazla yağlardan kurtulabilirsiniz. Günlük alışkanlıklarınızı değiştirdiğiniz de ve düzenli bir rutin oluşturduğunuzda diyetsiz zayıflayabilirsiniz. İşte diyet yapmadan kilo vermenize destek olacak 6 harika öneri.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rqC9N1_QF0KjmQ0YrdYIVw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kilo vermek istiyor ancak diyet yapma fikrine yanaşmıyorsanız hayatınızı kolaylaştıracak birkaç ipucu var. Sağlıklı bir şekilde kilo vermenin ve kilo kontrolü yapmak için günlük alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rRbCcwjL1kOar3IR09LEUw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı beslenme alışkanlığı, düzenli egzersiz ve düzenli uyku sayesinde vücudunuzun dinamikliğini koruyabilmeniz de mümkün.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AfmSxeDGQU6CiypB2aNwEQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Protein, karbonhidrat ve yağları dengeli bir şekilde tüketin. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve sağlıklı yağlar tercih edin. Porsiyonlarınızı kontrol edin ve aşırı yemek yemekten kaçının. Küçük tabaklar kullanmak ve yavaş yemek yemek faydalı olabilir.
Şekerli içeceklerden, atıştırmalıklardan ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Bunlar genellikle yüksek kalori içerir ve besin değeri düşüktür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/lCdwnJYt-ESKv_wHcWrZZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şeker hem sağlığa çok zararlıdır hem de kilo vermenizin önündeki en büyük engellerden biridir. Tüketilmesi kesinlikle keyifli olan ancak vücutta yağların depolanmasına sebep olan şeker zayıflamayı zorlaştırıyor. Şekeri tükettikçe vücudunuz daha fazla istemeye başlar ve her defasında daha çok tüketirsiniz. Bu durumda istenmeyen vücut şekline sahip olmanıza neden olur. Kilo vermek istiyorsanız mutlaka şeker tüketimini tamamen hayatınızdan çıkarmanız gerekir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SqQcc-VNaU2pAS0gBCq8wA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kilo vermek istiyorsanız öğün atlamadan beslenmeniz gerekir. Ayrıca akşam yemeklerinde tükettiğiniz besinler konusunda daha dikkatli olmalısınız. akşam yemeklerinde sebze gibi hafif besinleri tercih etmeniz diyet yapmasanız dahi kilo vermenize yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bjOARjRNEEOS9qjKDm6kuw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yağ içeriği yüksek, soslu yemekleri tercih etmek yerine su ve lif içeriği yüksek kalorisi düşük mevsime uygun sebzeleri tercih etmeniz önerilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4oXnAZMMok2qOKVpshAldA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yürüyüş, koşu, bisiklet veya yüzme gibi aerobik egzersizler kalori yakmanıza ve kardiyovasküler sağlığınızı iyileştirmenize yardımcı olur.
Kas kütlenizi artırmak metabolizmanızı hızlandırabilir. Haftada birkaç kez ağırlık çalışması yapmayı düşünebilirsiniz. Haftada en az 150 dakika orta şiddetli aerobik egzersiz yapmayı hedefleyin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Hvum4o9fwUS2HcPZadZf_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kilo verebilmek için düzenli uyumanız şart. Yetersiz uyuduğunuzda vücudunuzda ödem ve şişkinlik oluşur. Bu durumda olduğunuzda daha kilolu gösterirsiniz. Ayrıca yapılan bilimsel çalışmalar gece geç saatlere kadar oturanlar bireylerin daha fazla yiyecek tükettiklerini ortaya koyuyor. Durum böyle olunca gün içerisinde aldığınız kalori miktarda çok fazla oluyor. Bu sebeple kilo verebilmek için her gün mutlaka 8 saat uyumanız gerekiyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/TPlxGO4u_0e0TWJVWFOmlw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kilo vermek için her gün 8-10 bardak su içmeniz gerekir. Su içmek metabolizmanın hızlı çalışmasını sağlar. Vücutta biriken ödem ve toksinler atar. Böylece daha kısa sürede yağ yakımı gerçekleşir. Su ayrıca sağlığınız için de çok faydalıdır. İçerisinde bol miktarda mineral bulunur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/87T01mCDhUias22Oww6t5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zayıflamak istiyorsanız her gün 1 fincan yeşil çay tüketmeyi alışkanlık halina getirmeniz gerekir. Yeşil çay içerisinde bulunan kateşin hem metabolizmayı hızlandırır hem de bağışıklık sistemini güçlendirir. Yeşil çay düzenli tüketildiğinde yağ yakmanıza yardımcı olur.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hak ettiği ilgiyi görmüyor ama binbir şifası var! Kışın yiyen güçleniyor, hastalık nedir bilmiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hak-ettigi-ilgiyi-goermuyor-ama-binbir-sifasi-var-kisin-yiyen-gucleniyor-hastalik-nedir-bilmiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hak-ettigi-ilgiyi-goermuyor-ama-binbir-sifasi-var-kisin-yiyen-gucleniyor-hastalik-nedir-bilmiyor</guid>
<description><![CDATA[ Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesinde geçtiğimiz aylarda ekimi yapılan karnabahar da hasat başladı. Karnabahar, zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde vücut için çok faydalı olan sebzelerden biri. Bağışıklığı destekleyen karnabahar, özellikle lif açısından zengin olduğu için sindirim sağlığına da iyi geliyor.Sinanpaşa İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personelleri ile İlçe Müdürü Onur Bostancı’nın katılımlarıyla Karnabahar hasadı yapan üreticilerimiz ziyaret edildi.Ziyaret sonrası kurumun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde sağlık üzerinde birçok olumlu etkiye sahip olan karnabahar, barındırdığı yüksek miktar K vitamini ve C vitamini sayesinde bağışıklık destekleyici ürün olarak önemli bir yere sahiptir. Ürün gelişimi, rekolte ve fiyattan memnun olan üreticilerimize bol bereketli bir sezon diliyoruz” ifadelerine yer verildi.Karnabahar, turpgiller familyasının ait olan C vitamini, K vitamini ve folik asit açısından zengin kış sebzeleri arasında yer alır. Beyaz en yaygın renk olsa da karnabaharın turuncu, mor ve yeşil tonlarında da bulunur. Bu çeşitlerin her birinin kendine göre besinsel faydaları bulunur. Rengi ne olursa olsun karnabaharın tadı aynıdır. Karnabahar, vücut sağlığı için pek çok fayda sağlıyor.Sağlıklı bir diyetin parçası olabilecek ve besin değeri açısından çok zengin olan karnabahar düşük kalorili bir sebze olduğu için kilo kontrolü için idealdir.Bol lif kaynağı olan karnabahar bağırsak hareketleri düzenler. Sindirim sağlığının iyileşmesine yardımcı olur. Vücutta şişkinlik ve ödem birikmesini engellerKarnabahar, vücudu serbest radikallerden koruyabilecek antioksidanlar içerir. Bu antioksidanlar, yaşlanma sürecini yavaşlatabilir ve çeşitli hastalıklara karşı koruyabilir.Karnabahar, C vitamini, K vitamini, folat, ve bazı B vitaminleri gibi vitaminler açısından zengindir. Ayrıca potasyum, manganez ve kalsiyum gibi mineraller de içerir. İltihaplanmayı azaltabilecek bileşikler içerir. Özellikle glukozinolatlar ve flavonoidler gibi maddeler, iltihapla savaşabilir.İçerdiği lif ve antioksidanlar sayesinde kalp sağlığını destekleyebilir. Ayrıca, kan basıncını düzenleyici etkileri de olabilir. Bazı kanser türlerine karşı koruyucu etkileri olabilecek bileşikler içerir. Özellikle glukozinolatlar, kanser hücrelerinin büyümesini engellemeye yardımcı olabilir.K vitamini ve kalsiyum içeriği, kemik sağlığını destekler ve kemiklerin güçlü kalmasına yardımcı olabilir.Karnabaharı çeşitli şekillerde tüketebilirsiniz: haşlayarak, buharda pişirerek, fırınlayarak veya çiğ olarak salatalarda kullanabilirsiniz. Bu sebze, hem lezzetli hem de besleyici bir seçenek sunar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RzdxJyUk3UiqPdP0NMtBMA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hak, ettiği, ilgiyi, görmüyor, ama, binbir, şifası, var, Kışın, yiyen, güçleniyor, hastalık, nedir, bilmiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RzdxJyUk3UiqPdP0NMtBMA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Hak ettiği ilgiyi görmüyor ama binbir şifası var! Kışın yiyen güçleniyor, hastalık nedir bilmiyor"><p>Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesinde geçtiğimiz aylarda ekimi yapılan karnabahar da hasat başladı. Karnabahar, zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde vücut için çok faydalı olan sebzelerden biri. Bağışıklığı destekleyen karnabahar, özellikle lif açısından zengin olduğu için sindirim sağlığına da iyi geliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/m4k47TnIdEWHVRtqoJewRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sinanpaşa İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü teknik personelleri ile İlçe Müdürü Onur Bostancı’nın katılımlarıyla Karnabahar hasadı yapan üreticilerimiz ziyaret edildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_9-xNXdMVkyxfU909NGqZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ziyaret sonrası kurumun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Zengin vitamin ve mineral içeriği sayesinde sağlık üzerinde birçok olumlu etkiye sahip olan karnabahar, barındırdığı yüksek miktar K vitamini ve C vitamini sayesinde bağışıklık destekleyici ürün olarak önemli bir yere sahiptir. Ürün gelişimi, rekolte ve fiyattan memnun olan üreticilerimize bol bereketli bir sezon diliyoruz” ifadelerine yer verildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JEY4yiow7kmdc0sg5st3nQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karnabahar, turpgiller familyasının ait olan C vitamini, K vitamini ve folik asit açısından zengin kış sebzeleri arasında yer alır. Beyaz en yaygın renk olsa da karnabaharın turuncu, mor ve yeşil tonlarında da bulunur. Bu çeşitlerin her birinin kendine göre besinsel faydaları bulunur. Rengi ne olursa olsun karnabaharın tadı aynıdır. Karnabahar, vücut sağlığı için pek çok fayda sağlıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/NzaOss6KFUK06gYGSslJKg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir diyetin parçası olabilecek ve besin değeri açısından çok zengin olan karnabahar düşük kalorili bir sebze olduğu için kilo kontrolü için idealdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/znNPQUcbU0iXzQ6XhULIHA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bol lif kaynağı olan karnabahar bağırsak hareketleri düzenler. Sindirim sağlığının iyileşmesine yardımcı olur. Vücutta şişkinlik ve ödem birikmesini engeller</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cQ7dXP9ZHkS9TTJDmDcOOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karnabahar, vücudu serbest radikallerden koruyabilecek antioksidanlar içerir. Bu antioksidanlar, yaşlanma sürecini yavaşlatabilir ve çeşitli hastalıklara karşı koruyabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nrGVFe2BREe3JYXVuw3p2Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karnabahar, C vitamini, K vitamini, folat, ve bazı B vitaminleri gibi vitaminler açısından zengindir. Ayrıca potasyum, manganez ve kalsiyum gibi mineraller de içerir. İltihaplanmayı azaltabilecek bileşikler içerir. Özellikle glukozinolatlar ve flavonoidler gibi maddeler, iltihapla savaşabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ImDd3r5sjkq0KsLX0IWrhA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İçerdiği lif ve antioksidanlar sayesinde kalp sağlığını destekleyebilir. Ayrıca, kan basıncını düzenleyici etkileri de olabilir. Bazı kanser türlerine karşı koruyucu etkileri olabilecek bileşikler içerir. Özellikle glukozinolatlar, kanser hücrelerinin büyümesini engellemeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/D19be8YgG0i2jweKVooTGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>K vitamini ve kalsiyum içeriği, kemik sağlığını destekler ve kemiklerin güçlü kalmasına yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jRoMFRCJ-UGiM0heFHLVbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karnabaharı çeşitli şekillerde tüketebilirsiniz: haşlayarak, buharda pişirerek, fırınlayarak veya çiğ olarak salatalarda kullanabilirsiniz. Bu sebze, hem lezzetli hem de besleyici bir seçenek sunar.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Her gün 20 dakika yürüme alışkanlığı edinmenin basit yolu</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/her-gun-20-dakika-yurume-aliskanligi-edinmenin-basit-yolu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/her-gun-20-dakika-yurume-aliskanligi-edinmenin-basit-yolu</guid>
<description><![CDATA[ En basit egzersizin bile sağlığınız için ne kadar ödüllendirici olabileceğini öğrenince şaşıracaksınız. Yürüyüş, vücudunuzun hareket etmesini ve biraz fiziksel aktivite yapmasını sağlamanın temellerinden biridir. Egzersiz ve fitness rutinleri konusunda çok iyi olmasanız bile, her gün 20 dakika yürümek yeterli olacaktır. Ancak, her gün yürüme alışkanlığı edinmek zordur. İşte yürüme alışkanlığı edinmenin basit yollarıHer gün yürümek, dolaşımı, kasları, kemikleri ve cilt sağlığını iyileştirir.Günde 30 dakika yürümek, bacak tonusunu artıracak ve varisli damarları durduracaktır.Yürümek, küçük yaralanmaları olanlar da dahil olmak üzere her yaştan insan için harika bir egzersizdir.Hızlı yürümeniz veya kendinizi zorlamanız gerekmez. Hareket etmek, kan akışı almak ve kaslarınız, cildiniz ve akciğerleriniz için oksijen tüketmekle ilgilidir. Güzel bir ortamda yürümek depresyona da yardımcı olabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salgılanmasını sağlayabilir.Düzenli olarak yürümek kardiyovasküler sağlığı iyileştirebilir.Her gün 20 dakika yürümek sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olabilir.Daha yakın yerlere gitmek için araç kullanmamaya çalışın. Bir veya iki mil uzaklıktaki market gibi bir başlangıç ​​noktası seçin ve oraya ve geriye hızlıca yürüyün. İşte bu kadar.
Zamanlama konusunda endişelenmeyin; sadece yapın. Dayanıklılığınızın güçlendiğini göreceksiniz ve üçüncü haftada oraya ve geriye koşuyor olacaksınız.Yürümeye başladığınızda kendinize ulaşmak için daha yüksek bir hedef koymayın. On dakikalık düzenli yürüyüş hedefleyin. Başlamak için mükemmel bir yer beş dakika bile olabilir, ancak orada çok uzun kalmayın.
Yönetilebilir, basit bir büyüme planı benimseyin ve ona sadık kalın. Büyük resmi düşünün. Belki gelecek hafta altı ila sekiz dakika, ardından on ila yirmi dakika. Dikkatli bir şekilde başlayın ve ayak bileği ağırlıkları ve hızlı yürüyüş kullanarak ilerleyin.Odanızdan çıkamıyorsanız veya yürümek için yerinizi değiştiremiyorsanız. Ayağa kalkıp yerinizde yürümeyi deneyin. Vücudu aşırı zorlamadan kalp atış hızınızı artırarak mükemmel bir kardiyo alternatifi sağlar. Dengeyi geliştirir: Yürümek vücudunuzun dengesini artırmaya yardımcı olabilir, bu özellikle yaşlı insanlar için avantajlıdır. Bu, her gün 20 dakika yürümeye harika bir başlangıç ​​olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IX1oc5Cjykaw9kj7CYPOpg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Her, gün, dakika, yürüme, alışkanlığı, edinmenin, basit, yolu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IX1oc5Cjykaw9kj7CYPOpg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Her gün 20 dakika yürüme alışkanlığı edinmenin basit yolu"><p>En basit egzersizin bile sağlığınız için ne kadar ödüllendirici olabileceğini öğrenince şaşıracaksınız. Yürüyüş, vücudunuzun hareket etmesini ve biraz fiziksel aktivite yapmasını sağlamanın temellerinden biridir. Egzersiz ve fitness rutinleri konusunda çok iyi olmasanız bile, her gün 20 dakika yürümek yeterli olacaktır. Ancak, her gün yürüme alışkanlığı edinmek zordur. İşte yürüme alışkanlığı edinmenin basit yolları</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dq8XQL-RNEeqrEC7mUVrDg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her gün yürümek, dolaşımı, kasları, kemikleri ve cilt sağlığını iyileştirir.Günde 30 dakika yürümek, bacak tonusunu artıracak ve varisli damarları durduracaktır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/C9LxmBl1Y02LLnEdqcT6nw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yürümek, küçük yaralanmaları olanlar da dahil olmak üzere her yaştan insan için harika bir egzersizdir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wnOEgvtna0SVdLGaUfolpQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hızlı yürümeniz veya kendinizi zorlamanız gerekmez. Hareket etmek, kan akışı almak ve kaslarınız, cildiniz ve akciğerleriniz için oksijen tüketmekle ilgilidir. Güzel bir ortamda yürümek depresyona da yardımcı olabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salgılanmasını sağlayabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/dU-0RWSbTEChcGSHb4Xd5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Düzenli olarak yürümek kardiyovasküler sağlığı iyileştirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZfX5blDOt0qA3OQ3nd0hGQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her gün 20 dakika yürümek sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olabilir.Daha yakın yerlere gitmek için araç kullanmamaya çalışın. Bir veya iki mil uzaklıktaki market gibi bir başlangıç ​​noktası seçin ve oraya ve geriye hızlıca yürüyün. İşte bu kadar.
Zamanlama konusunda endişelenmeyin; sadece yapın. Dayanıklılığınızın güçlendiğini göreceksiniz ve üçüncü haftada oraya ve geriye koşuyor olacaksınız.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ta4eQz5thUyTBlCherPMbA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yürümeye başladığınızda kendinize ulaşmak için daha yüksek bir hedef koymayın. On dakikalık düzenli yürüyüş hedefleyin. Başlamak için mükemmel bir yer beş dakika bile olabilir, ancak orada çok uzun kalmayın.
Yönetilebilir, basit bir büyüme planı benimseyin ve ona sadık kalın. Büyük resmi düşünün. Belki gelecek hafta altı ila sekiz dakika, ardından on ila yirmi dakika. Dikkatli bir şekilde başlayın ve ayak bileği ağırlıkları ve hızlı yürüyüş kullanarak ilerleyin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EVLsQvRHEEy7G8ETXDxEOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Odanızdan çıkamıyorsanız veya yürümek için yerinizi değiştiremiyorsanız. Ayağa kalkıp yerinizde yürümeyi deneyin. Vücudu aşırı zorlamadan kalp atış hızınızı artırarak mükemmel bir kardiyo alternatifi sağlar. Dengeyi geliştirir: Yürümek vücudunuzun dengesini artırmaya yardımcı olabilir, bu özellikle yaşlı insanlar için avantajlıdır. Bu, her gün 20 dakika yürümeye harika bir başlangıç ​​olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Derin kırışıklıkları dolduruyor, lekeleri siliyor! 1 damlası doğal gençlik kremi yerine geçiyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/derin-kirisikliklari-dolduruyor-lekeleri-siliyor-1-damlasi-dogal-genclik-kremi-yerine-geciyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/derin-kirisikliklari-dolduruyor-lekeleri-siliyor-1-damlasi-dogal-genclik-kremi-yerine-geciyor</guid>
<description><![CDATA[ Cildinizin her yaşta genç, canlı ve pürüzsüz görünmesini istiyorsanız cilt bakımını önemsemelisiniz. Cilt bakımınızda kullanacağınız bazı doğal yağlar sayesinde cildinizin ışıl ışıl bir görünüme kavuşmasına yardımcı olabilirsiniz.Her yaşta genç görünen bir cilde sahip olmak istiyorsanız cildinize çok iyi bakmalısınız. Sağlıklı bir beslenme düzeni, bol su içme, stresten uzak durmak ve cilt tipine uygun düzenli bakım sayesinden cildinizin erken yaşlanmasını önleyebilirsiniz.Genellike doğal cilt bakım yöntemleri denildiğinde akıllara ilk olarak doğaş yağlar geliyor. Bu doğal yağları düzenli kullanmak ve bakım rutinine dahil etmek pek çok fayda sağlayabiliyor.Yaşınız ilerledikçe cildinizde ince çizgiler, kırışıklıklar ve koyu cilt lekeleri meydana gelebilir. Cildinizi pürüzsüzleştirmek ve kırışıklıkların görünümünü azaltmak için doğal yağlardan faydalabilirsiniz.Ancak bu doğal yağları cilt bakım rutinine eklemeden önce mutlaka bir cilt uzmanına danışın. Çünkü alerjik reaksiyonlara, gözeneklerin tıkanmasına, akne ve sivilcelerin oluşmasına neden olabilirsiniz.İşte kırışıklıklar savaşmaya yardımcı olan doğal yağların listesi...Argan yağı cilt için doğal bir nemlendirici görevi görür. Argan yağı ile cildinizin her zaman canlı, parlak ve pürüzsüz görünmesini sağlayabilirsiniz.Argan yağı, Omega-3, 6 ve 9 gibi yağ asitlerinin güç merkezi olarak kabul edilir. Bu yağ asitleri cildin bariyer fonksiyonunu iyileştirir, kuruluğu önler.Argan yağı, ciltteki yaşlanma belirtilerini en aza indirir. Argan yağı özellikle cildinde sarkma meydana gelenler için harikalar yaratır. Tüm cilt tipleri için faydalı olan arga yağı, düzenli kullanımda tüm kırışıklıkları açar.Tatlı badem yağı hem cilt hem de saç bakımında çok sık kullanılır. Tatlı badem yağı E vitamini kaynağıdır. Cildi besler ve onarır.Botoks etkisiyle cildi sıkılaştırır. Tatlı badem yağı, düzenli kullanıldığında cilt kuruluğunu giderir. Cildin pul pul dökülmesini engeller. Kırışıklıkların görünümüzü azaltır. Özellikle göz çevresi kırışıklıkları üzerinde çok etkilidir.Tatlı badem yağını her gece uyku öncesi cilt bakımının son aşamasında masaj yaparak cildinize uygulayabilirsiniz.Limon yağı muhteşem bir C vitamini kaynağıdır. Cilt her zaman C vitaminine ihtiyaç duyar. Limon yağı, koyu cilt lekelerini açar. Cilt tonunu eşit hale getirir.Limon yağı antioksidan etkisi sayesinde cildi hem arındırır hem de canlandırır. Limon yağı sivilce, akne ve siyah nokta gibi sorunları da ortadan kaldırır.Limon yağı içerisinde bol miktarda asit içerir. Limon yağı kırışıklıklar üzerinde de çok etkilidir. Cildi adeta onarır ve yeniler. Limon yağı gece uyumadan önce gece cilt bakım rutinine eklenmelidir. Uyku öncesi cilde sürülen limon yağı, ince çizgileri gözle görülür şekilde azaltır.Kuru ciltlerin dostu olan Avokado yağı güçlü bir A vitamini kaynağı. Cildi adeta neme doyurur.Cildin nem dengesini korumasına yardımcı olur. Avokado yağı, düzenli kullanıldığında pul pul dökülme ve tahriş gibi cilt sorunlarını da ortadan kaldırır.Avokado yağı cildi sıkılaştırır. Cildin kırışmasını engeller. Avokado yağı cildi etkili bir şekilde nemlendirdiği için güneş ışınların verdiği zararı da en aza indirir.Birkaç damla avokado yağını temiz cildinize masaj yaparak sürün. 10-15 dakika cildinizde beklettikten sonra cildinizi avokado yağından arındırın. Haftada 1-2 kez düzenli olarak uygulayın.Cilt her zaman neme ihtiyaç duyar. Hindistan cevizi yağı cildi adeta nem doyurur.Cildin kurumasını, pul pul dökülmesini ve kırışmasını engeller. Cildi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korur. Hindistan cevizi yağı yoğun formülü ile kuru ciltler için idealdir. Kırışıklıkların ve ince çizgilerin görünümünü azaltır.Cilt bakımının son aşamasında birkaç damla Hindistan cevizi yağını cildinize sürebilirsiniz.Zeytinyağı E vitamini bakımından zengin doğal yağlar arasında yer alır. Zeytinyağı, cildi onarır. Tahrişi ve kızarıklığı önler.Zeytinyağı hem onarıcı hem nemlendirici özelliği ile cilt için harikadır. Cilt kusurları ile savaşır. Sivilce ve akne sorununu ortadan kaldırır.Zeytinyağı cilt hücrelerini yenileyici özelliği ile cildin nefes almasını ve genç kalmasını sağlar. Zeytinyağı cilt yüzeyindeki derin kırışıklıkları yok eder. Erken yaşlanma sorununu ortadan kaldırır.1 tatlı kaşığı zeytinyağına 2-3 damla limon suyu ekleyin. Hazırladığınız bu karışımı temiz cildinize eşit miktarda sürün. Bu karışımı uyumadan önce sürmeniz önerilir. Tüm gece cildinizi yenilemenize yardımcı olur.Kuşburnu yağı içerisindeki bileşenler sayesinde kırışıklıkları, ince çizgileri, koyu lekeleri ve hiperpigmentasyonu azaltır.Kuşburnu yağı içerisinde bol miktarda A vitamini barındırır. A Vitamini, beta-karoten ve likopen nedeniyle yaşlanmayı geciktiren en iyi uçucu yağı olarak kabul edilir.Kuşburnu yağı kolajen üretimini destekler. Cildi nemlendirir. Olgun ciltlerin her zaman genç ve canlı görünmesine destek olur.E vitamini zengini doğal yağlar arasında yer alan üzüm çekirdeği yağı, cildi onarır ve cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.Üzüm ç ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F2XilUIKbEiJcdb-y0W29Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Derin, kırışıklıkları, dolduruyor, lekeleri, siliyor, damlası, doğal, gençlik, kremi, yerine, geçiyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/F2XilUIKbEiJcdb-y0W29Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Derin kırışıklıkları dolduruyor, lekeleri siliyor! 1 damlası doğal gençlik kremi yerine geçiyor"><p>Cildinizin her yaşta genç, canlı ve pürüzsüz görünmesini istiyorsanız cilt bakımını önemsemelisiniz. Cilt bakımınızda kullanacağınız bazı doğal yağlar sayesinde cildinizin ışıl ışıl bir görünüme kavuşmasına yardımcı olabilirsiniz.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/q-ztCOtTuUGkyCzam6GRRw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Her yaşta genç görünen bir cilde sahip olmak istiyorsanız cildinize çok iyi bakmalısınız. Sağlıklı bir beslenme düzeni, bol su içme, stresten uzak durmak ve cilt tipine uygun düzenli bakım sayesinden cildinizin erken yaşlanmasını önleyebilirsiniz.Genellike doğal cilt bakım yöntemleri denildiğinde akıllara ilk olarak doğaş yağlar geliyor. Bu doğal yağları düzenli kullanmak ve bakım rutinine dahil etmek pek çok fayda sağlayabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aly2nLt20USBcPtxKQDyOQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yaşınız ilerledikçe cildinizde ince çizgiler, kırışıklıklar ve koyu cilt lekeleri meydana gelebilir. Cildinizi pürüzsüzleştirmek ve kırışıklıkların görünümünü azaltmak için doğal yağlardan faydalabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-aXo4Wqu5kSN6S4xg0muBw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ancak bu doğal yağları cilt bakım rutinine eklemeden önce mutlaka bir cilt uzmanına danışın. Çünkü alerjik reaksiyonlara, gözeneklerin tıkanmasına, akne ve sivilcelerin oluşmasına neden olabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dq6efKdgIE6FF41iNYh83g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İşte kırışıklıklar savaşmaya yardımcı olan doğal yağların listesi...</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZHbckx2k10iv6CgzueZBrw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Argan yağı cilt için doğal bir nemlendirici görevi görür. Argan yağı ile cildinizin her zaman canlı, parlak ve pürüzsüz görünmesini sağlayabilirsiniz.Argan yağı, Omega-3, 6 ve 9 gibi yağ asitlerinin güç merkezi olarak kabul edilir. Bu yağ asitleri cildin bariyer fonksiyonunu iyileştirir, kuruluğu önler.Argan yağı, ciltteki yaşlanma belirtilerini en aza indirir. Argan yağı özellikle cildinde sarkma meydana gelenler için harikalar yaratır. Tüm cilt tipleri için faydalı olan arga yağı, düzenli kullanımda tüm kırışıklıkları açar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/oIdMMzjOYUOelQ1RkDXATg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Tatlı badem yağı hem cilt hem de saç bakımında çok sık kullanılır. Tatlı badem yağı E vitamini kaynağıdır. Cildi besler ve onarır.Botoks etkisiyle cildi sıkılaştırır. Tatlı badem yağı, düzenli kullanıldığında cilt kuruluğunu giderir. Cildin pul pul dökülmesini engeller. Kırışıklıkların görünümüzü azaltır. Özellikle göz çevresi kırışıklıkları üzerinde çok etkilidir.Tatlı badem yağını her gece uyku öncesi cilt bakımının son aşamasında masaj yaparak cildinize uygulayabilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rFyQrnmbwE6MgM0JUHZwNg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Limon yağı muhteşem bir C vitamini kaynağıdır. Cilt her zaman C vitaminine ihtiyaç duyar. Limon yağı, koyu cilt lekelerini açar. Cilt tonunu eşit hale getirir.Limon yağı antioksidan etkisi sayesinde cildi hem arındırır hem de canlandırır. Limon yağı sivilce, akne ve siyah nokta gibi sorunları da ortadan kaldırır.Limon yağı içerisinde bol miktarda asit içerir. Limon yağı kırışıklıklar üzerinde de çok etkilidir. Cildi adeta onarır ve yeniler. Limon yağı gece uyumadan önce gece cilt bakım rutinine eklenmelidir. Uyku öncesi cilde sürülen limon yağı, ince çizgileri gözle görülür şekilde azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6kSuiv5WdkqRsi-BQoSVpQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru ciltlerin dostu olan Avokado yağı güçlü bir A vitamini kaynağı. Cildi adeta neme doyurur.Cildin nem dengesini korumasına yardımcı olur. Avokado yağı, düzenli kullanıldığında pul pul dökülme ve tahriş gibi cilt sorunlarını da ortadan kaldırır.Avokado yağı cildi sıkılaştırır. Cildin kırışmasını engeller. Avokado yağı cildi etkili bir şekilde nemlendirdiği için güneş ışınların verdiği zararı da en aza indirir.Birkaç damla avokado yağını temiz cildinize masaj yaparak sürün. 10-15 dakika cildinizde beklettikten sonra cildinizi avokado yağından arındırın. Haftada 1-2 kez düzenli olarak uygulayın.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/j3RN_R3jRUODgxuS_CIeNQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cilt her zaman neme ihtiyaç duyar. Hindistan cevizi yağı cildi adeta nem doyurur.Cildin kurumasını, pul pul dökülmesini ve kırışmasını engeller. Cildi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korur. Hindistan cevizi yağı yoğun formülü ile kuru ciltler için idealdir. Kırışıklıkların ve ince çizgilerin görünümünü azaltır.Cilt bakımının son aşamasında birkaç damla Hindistan cevizi yağını cildinize sürebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fXh7h9E-MUOAs24XMmcZ0g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zeytinyağı E vitamini bakımından zengin doğal yağlar arasında yer alır. Zeytinyağı, cildi onarır. Tahrişi ve kızarıklığı önler.Zeytinyağı hem onarıcı hem nemlendirici özelliği ile cilt için harikadır. Cilt kusurları ile savaşır. Sivilce ve akne sorununu ortadan kaldırır.Zeytinyağı cilt hücrelerini yenileyici özelliği ile cildin nefes almasını ve genç kalmasını sağlar. Zeytinyağı cilt yüzeyindeki derin kırışıklıkları yok eder. Erken yaşlanma sorununu ortadan kaldırır.1 tatlı kaşığı zeytinyağına 2-3 damla limon suyu ekleyin. Hazırladığınız bu karışımı temiz cildinize eşit miktarda sürün. Bu karışımı uyumadan önce sürmeniz önerilir. Tüm gece cildinizi yenilemenize yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jvaeswumPU6ke8Og68WFgg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuşburnu yağı içerisindeki bileşenler sayesinde kırışıklıkları, ince çizgileri, koyu lekeleri ve hiperpigmentasyonu azaltır.Kuşburnu yağı içerisinde bol miktarda A vitamini barındırır. A Vitamini, beta-karoten ve likopen nedeniyle yaşlanmayı geciktiren en iyi uçucu yağı olarak kabul edilir.Kuşburnu yağı kolajen üretimini destekler. Cildi nemlendirir. Olgun ciltlerin her zaman genç ve canlı görünmesine destek olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/60k7qBmyOkWi1L21Ywgv9A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>E vitamini zengini doğal yağlar arasında yer alan üzüm çekirdeği yağı, cildi onarır ve cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.Üzüm çekirdeği yağı kırışıklık giderici yağ olarak da kullanılır. Üzüm çekirdeği yağı cilt için doğal bir nemlendirici görevi de görür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/WPirNGER0USeTk5UTFVeHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cildin kurumasını engeller. Cilde dolgunluk kazandırır. Üzüm çekirdeği yağı cildin sarkmasını da engeller. Cilde doğal kolajen desteği sağlar.Üzüm çekirdeği yağını cildinize doğrudan uygulayabilirsiniz. Temiz cildiniz üzerine bir kaç damla üzüm çekirdeği yağını masaj yaparak sürün. 10-15 dakika beklettikten sonra üzüm çekirdeği yağını cildinizden arındırın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kışlık konserveler zehir saçıyormuş! Uzmanı açıkladı: Bu hata ölüme bile götürüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kislik-konserveler-zehir-saciyormus-uzmani-acikladi-bu-hata-oelume-bile-goeturuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kislik-konserveler-zehir-saciyormus-uzmani-acikladi-bu-hata-oelume-bile-goeturuyor</guid>
<description><![CDATA[ Yaz sonunun gelmesiyle birlikte pek çok kişi kışlık konserve hazırlığına başladı. Taze sebze ve meyveleri kış boyunca tüketmek için yapılan kışlık konserveler yemek pişirirken son derece pratikte oluyor. Ancak kışlık konservelerin yanlış yapılması ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor hatta ölüme bile götürebiliyor.Kışlık konserve, kış aylarında tüketilmek üzere yaz ve sonbahar meyve ve sebzelerinin korunması amacıyla yapılan konservelerdir. Bu tür konserveler, taze ürünlerin yıl boyunca tadını çıkarmak için harika bir yoldur. Ancak kışlık konservelerin doğru yapılmaması pek çok sağlık sorununu beraberinde getirebiliyor.Ağustos ayının bitmesiyle birlikte vatandaşlar kışlık konserveler hazırlamaya başladı. Taze sebze ve meyveleri kış boyunca tüketmek için konserve ve turşular yapmaya başlayan vatandaşlara uyarılarda bulunan Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Sarıkaya, gıdaların, uygun sürede ve sıcaklıkta pişirilmeden konservelenmesinin ölümle sonuçlanabileceğini belirtti.Dr. Sarıkaya, besinlerin türlerine göre, belirli sürede uygun ısıl işleme tabii tutulması gerektiğini söyledi. Paslı ya da paslanabilecek malzemelerden yapılmış kapaklarda mikrop üreme özelliğinin yüksek olduğunu kaydeden Dr. Sarıkaya, cam kavanozların 15-20 dakika kaynatılarak sterilize edilmesi gerektiğini ve kapakların her konserve yapımında yenilenmesi gerektiğini söyledi.Zehirlenmelerin önlenmesi için yapılması gereken hususlarla ilgili konuşan Dr. Sarıkaya, “Daha çok konserve besinlerle bulaşan ve ‘clostridium botulinum’ adlı bakterinin toksini ile oluşan, şiddetli gıda zehirlenmelerinin genellikle uygun sürede ve sıcaklıkta pişirilmeden kapatılan, evde hazırlanmış konservelerden kaynaklandığı bilinmektedir. Bu zehirlenme dünyada bilinen en güçlü zehirlenmelerden biridir ve ölümle sonuçlanabilecek rahatsızlıklara yol açabilir. Ev şartlarında yapılan konservelerde riskin yok edilebilmesi için besinler türlerine göre, belirli sürede uygun ısıl işleme tabii tutulmalıdır. Botulizm toksini 80 derecede 10-30 dakika, 100 derecede ise 10 dakika kaynatılarak tahrip edilebilmesine rağmen, uygun olmayan şartlarda saklanan besinlerde yeniden üreyebilir. Ev yapımı konserve yaparken yiyeceklerin iyice yıkanması, dengeli tuz oranı ve hijyenik şartların sağlanması, sağlığımızı korumamız açısından önem arz etmektedir” dedi.Cam kavanozların sterilize edilerek kullanılması gerektiğini kaydeden Sarıkaya, “Paslı ya da paslanabilecek malzemelerden yapılmış kapaklarda mikrop üreme özelliği yüksektir. Bu nedenle konserve yapımında ısıya dayanıklı cam kaplar ve paslanmaz kapaklar kullanılmalıdır. Kullanılmadan önce mutlaka cam kavanozlar 15-20 dakika kaynatılarak sterilize edilmelidir. Kapaklar her konserve yapımında yenilenmelidir. Konservenin kapağına dikkat edilmesi gerekir. Kabarma, bombeleşme varsa bu clostridium botulinum adlı bakterinin ürediğini gösterir ve asla tüketilmemelidir. Kapak eğer sızdırmışsa, küflenme varsa kesinlikle bu konservenin de tadına bile bakılmamalıdır” diye konuştu.Zehirlenme belirtilerinin yaşanması üzerine sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini söyleyen Sarıkaya, “Konserve ürünlerin tüketiminden 12 saat sonra zehirlenme belirtileri görülmeye başlanır. Bulantı, kusma, çift görme, ishal, kabızlık, tansiyon düşüklüğü, vücutta şişme ve solunum problemi gibi belirtiler konserve zehirlenmelerinin başlıca semptomları içinde kendini gösterir. Bu belirtilerin ortaya çıkması sonrasında en yakın sağlık kuruluşuna başvurmamız gerekiyor, bulantı ve kusma nedeni ile vücudun kaybettiği sıvı kaybının yerine konmasına hassasiyet göstermemiz önemli. Sağlıklı beslenelim derken sağlığımızdan olmamaya hijyen kurallarına uymaya azami özen gösterelim. Sağlıklı günler dilerim” şeklinde konuştu.Domates Konservesi: Domatesler, doğranıp kavanozlara yerleştirilir ve üzerine tuz, limon suyu veya sirke eklenir. Kışın çorbalarda, soslarda kullanabilirsiniz.Turşu: Salatalık, biber, karnabahar gibi sebzeler, sirke, tuz ve baharatlarla turşu haline getirilir. Çeşitli salatalarda veya atıştırmalık olarak tüketilebilir.Meyve Kompostosu: Şeftali, armut gibi meyveler şekerle pişirilip şerbetli olarak kavanozlara konur. Tatlılarda veya soğuk içeceklerde kullanılabilir.Ev Yapımı Marmelat ve Reçel: Çilek, vişne, nar gibi meyveler şekerle pişirilip marmelat veya reçel haline getirilir. Kahvaltılarda veya tatlılarda tercih edilir.Kullanacağınız kavanoz ve kapakları iyi temizleyin ve kaynar suyla sterilize edin.Konserve yaparken, meyve veya sebzelerin iyice piştiğinden ve şeker oranının yeterli olduğundan emin olun. Kıvamı test etmek için bir miktar karışımı bir tabakta soğutup kontrol edebilirsiniz.Kavanozları doldurduktan sonra kapaklarını iyice sıkın. Kapakların hava almadığından emin olmak için kaynatma veya basınçlı pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz.
Konserveleri serin, karanlık ve kuru bir yerde saklayın. Kış aylarında tüketmek üzere uygun şartlarda muhafaza edin.Kış için konserveler hazırlamak, hem ekonomik hem de sağlıklı bir seçenek olabilir. H ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vYpjLE9btEm6ApOLF9O2lw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kışlık, konserveler, zehir, saçıyormuş, Uzmanı, açıkladı:, hata, ölüme, bile, götürüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vYpjLE9btEm6ApOLF9O2lw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kışlık konserveler zehir saçıyormuş! Uzmanı açıkladı: Bu hata ölüme bile götürüyor"><p>Yaz sonunun gelmesiyle birlikte pek çok kişi kışlık konserve hazırlığına başladı. Taze sebze ve meyveleri kış boyunca tüketmek için yapılan kışlık konserveler yemek pişirirken son derece pratikte oluyor. Ancak kışlık konservelerin yanlış yapılması ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor hatta ölüme bile götürebiliyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5HtZr3tcOkC7OQOMOGDN7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kışlık konserve, kış aylarında tüketilmek üzere yaz ve sonbahar meyve ve sebzelerinin korunması amacıyla yapılan konservelerdir. Bu tür konserveler, taze ürünlerin yıl boyunca tadını çıkarmak için harika bir yoldur. Ancak kışlık konservelerin doğru yapılmaması pek çok sağlık sorununu beraberinde getirebiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/hf2FCk1d-k6AlmA6la1E8Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağustos ayının bitmesiyle birlikte vatandaşlar kışlık konserveler hazırlamaya başladı. Taze sebze ve meyveleri kış boyunca tüketmek için konserve ve turşular yapmaya başlayan vatandaşlara uyarılarda bulunan Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Sarıkaya, gıdaların, uygun sürede ve sıcaklıkta pişirilmeden konservelenmesinin ölümle sonuçlanabileceğini belirtti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FfWNr1SNxk-oK8PR4hgpwQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dr. Sarıkaya, besinlerin türlerine göre, belirli sürede uygun ısıl işleme tabii tutulması gerektiğini söyledi. Paslı ya da paslanabilecek malzemelerden yapılmış kapaklarda mikrop üreme özelliğinin yüksek olduğunu kaydeden Dr. Sarıkaya, cam kavanozların 15-20 dakika kaynatılarak sterilize edilmesi gerektiğini ve kapakların her konserve yapımında yenilenmesi gerektiğini söyledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XV9SHQX6AE2Qi9n1JV-_lQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zehirlenmelerin önlenmesi için yapılması gereken hususlarla ilgili konuşan Dr. Sarıkaya, “Daha çok konserve besinlerle bulaşan ve ‘clostridium botulinum’ adlı bakterinin toksini ile oluşan, şiddetli gıda zehirlenmelerinin genellikle uygun sürede ve sıcaklıkta pişirilmeden kapatılan, evde hazırlanmış konservelerden kaynaklandığı bilinmektedir. Bu zehirlenme dünyada bilinen en güçlü zehirlenmelerden biridir ve ölümle sonuçlanabilecek rahatsızlıklara yol açabilir. Ev şartlarında yapılan konservelerde riskin yok edilebilmesi için besinler türlerine göre, belirli sürede uygun ısıl işleme tabii tutulmalıdır. Botulizm toksini 80 derecede 10-30 dakika, 100 derecede ise 10 dakika kaynatılarak tahrip edilebilmesine rağmen, uygun olmayan şartlarda saklanan besinlerde yeniden üreyebilir. Ev yapımı konserve yaparken yiyeceklerin iyice yıkanması, dengeli tuz oranı ve hijyenik şartların sağlanması, sağlığımızı korumamız açısından önem arz etmektedir” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BkER-jSqvku6vBiqdZ6exA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cam kavanozların sterilize edilerek kullanılması gerektiğini kaydeden Sarıkaya, “Paslı ya da paslanabilecek malzemelerden yapılmış kapaklarda mikrop üreme özelliği yüksektir. Bu nedenle konserve yapımında ısıya dayanıklı cam kaplar ve paslanmaz kapaklar kullanılmalıdır. Kullanılmadan önce mutlaka cam kavanozlar 15-20 dakika kaynatılarak sterilize edilmelidir. Kapaklar her konserve yapımında yenilenmelidir. Konservenin kapağına dikkat edilmesi gerekir. Kabarma, bombeleşme varsa bu clostridium botulinum adlı bakterinin ürediğini gösterir ve asla tüketilmemelidir. Kapak eğer sızdırmışsa, küflenme varsa kesinlikle bu konservenin de tadına bile bakılmamalıdır” diye konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/VuJbmg8dBkKJQukbOvLEWg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zehirlenme belirtilerinin yaşanması üzerine sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini söyleyen Sarıkaya, “Konserve ürünlerin tüketiminden 12 saat sonra zehirlenme belirtileri görülmeye başlanır. Bulantı, kusma, çift görme, ishal, kabızlık, tansiyon düşüklüğü, vücutta şişme ve solunum problemi gibi belirtiler konserve zehirlenmelerinin başlıca semptomları içinde kendini gösterir. Bu belirtilerin ortaya çıkması sonrasında en yakın sağlık kuruluşuna başvurmamız gerekiyor, bulantı ve kusma nedeni ile vücudun kaybettiği sıvı kaybının yerine konmasına hassasiyet göstermemiz önemli. Sağlıklı beslenelim derken sağlığımızdan olmamaya hijyen kurallarına uymaya azami özen gösterelim. Sağlıklı günler dilerim” şeklinde konuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bREbR7sUykeK2jdQuRtopA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Domates Konservesi: Domatesler, doğranıp kavanozlara yerleştirilir ve üzerine tuz, limon suyu veya sirke eklenir. Kışın çorbalarda, soslarda kullanabilirsiniz.Turşu: Salatalık, biber, karnabahar gibi sebzeler, sirke, tuz ve baharatlarla turşu haline getirilir. Çeşitli salatalarda veya atıştırmalık olarak tüketilebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/cdn1YkB3VkSSVjAtHEsbQw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Meyve Kompostosu: Şeftali, armut gibi meyveler şekerle pişirilip şerbetli olarak kavanozlara konur. Tatlılarda veya soğuk içeceklerde kullanılabilir.Ev Yapımı Marmelat ve Reçel: Çilek, vişne, nar gibi meyveler şekerle pişirilip marmelat veya reçel haline getirilir. Kahvaltılarda veya tatlılarda tercih edilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LH274zx4K0-X8yjdMVvYZQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kullanacağınız kavanoz ve kapakları iyi temizleyin ve kaynar suyla sterilize edin.Konserve yaparken, meyve veya sebzelerin iyice piştiğinden ve şeker oranının yeterli olduğundan emin olun. Kıvamı test etmek için bir miktar karışımı bir tabakta soğutup kontrol edebilirsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QNedt7E-_EKJYAXjVCvrCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kavanozları doldurduktan sonra kapaklarını iyice sıkın. Kapakların hava almadığından emin olmak için kaynatma veya basınçlı pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz.
Konserveleri serin, karanlık ve kuru bir yerde saklayın. Kış aylarında tüketmek üzere uygun şartlarda muhafaza edin.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1Dr43fnmsky-8dGBcyiPpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kış için konserveler hazırlamak, hem ekonomik hem de sağlıklı bir seçenek olabilir. Hem kendi lezzetli ürünlerinizi hazırlayıp saklayabilir hem de yıl boyunca taze tatlarınızı koruyabilirsiniz. Ancak kışlık konserveleri kurallarına uygun olarak hazırlamanız büyük önem taşıyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zombiye çeviren gizemli hastalık! Bilim insanları uyardı: &amp;quot;İnsanlar hazırlıklı olmalı&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/zombiye-ceviren-gizemli-hastalik-bilim-insanlari-uyardi-insanlar-hazirlikli-olmali</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/zombiye-ceviren-gizemli-hastalik-bilim-insanlari-uyardi-insanlar-hazirlikli-olmali</guid>
<description><![CDATA[ Hayvanları adeta zombiye çeviren gizemli bir hastalık, son yıllarda adını giderek daha fazla duyurmaya başladı. &quot;Zombi geyik hastalığı&quot;, özellikle Kuzey Amerika&#039;da yaşayan ve Avrupa&#039;ya yayılan geyik ve alageyik gibi hayvan türlerini etkileyen ölümcül bir hastalık olarak öne çıkıyor. Bu gizemli hastalık, hayvanlarda kilo kaybı, koordinasyon bozukluğu ve davranış değişikliklerine yol açarak, adeta &quot;zombi&quot; gibi hareket etmelerine neden oluyor. Uzmanlar yavaş yavaş yayılan bu hastalıkla ilgili uyarılarını sürdürürken, herkesi hazırlıklı ve dikkatli olmaya davet ediyor.Geçtiğimiz yıllarda ABD&#039;nin Wyoming eyaletinde kendini göstermeye başlayan ve hayvanlarda boş bakışlara neden olan bir hastalık ortaya çıktı. Uzmanların &quot;Zombi geyik virüsü&quot; adını verdikleri bu hastalık için insanlara da bulaşabileceği uyarıları yapıldı ve hazırlıklı olunması istendi.Peki, bu hastalık nedir, nasıl yayılır ve insanlar için bir tehlike oluşturur mu? İşte zombi geyik hastalığı hakkında bilmeniz gereken her şey..Kronik israf hastalığı (CWD) yani bir diğer adıyla zombi geyik hastalığını araştıran Dr. Cory Anderson, geçtiğimiz yıllarda insanları uyararak, &quot;İngiltere&#039;deki deli dana hastalığı salgını, bir gecede, örneğin çiftlik hayvanlarından insanlara bir yayılma olayı gerçekleştiğinde işlerin nasıl çığırından çıkabileceğinin bir örneğini sundu.
Benzer bir şeyin gerçekleşme potansiyelinden bahsediyoruz. Kimse bunun kesinlikle olacağını söylemiyor ama insanların hazırlıklı olması önemli.&quot; ifadelerinde bulunmuştu.1980&#039;ler ve 1990&#039;larda İngiltere&#039;de büyükbaş hayvanların enfekte olmuş et ve kemik unu ile beslenmesi sonucu ortaya çıkan deli dana hastalığının ardından, tam 4,4 milyon büyükbaş hayvan itlaf edilmişti.Zombi geyik hastalığı (CWD), prion adı verilen anormal proteinlerin neden olduğu bir beyin hastalığıdır. Bu hastalık, geyik, alageyik ve ren geyikleri gibi türlerde görülür ve bulaşıcıdır.Hasta hayvanların idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile diğer hayvanlara bulaşır. Ayrıca, bu hastalık toprak ve su gibi çevresel faktörlerle de yayılabilir.Zombi geyik hastalığına yakalanan hayvanlarda aşırı kilo kaybı, dengesizlik, koordinasyon kaybı, sürekli salya akışı ve davranış değişiklikleri gibi belirtiler görülür.Şu ana kadar insanlara bulaştığına dair bir kanıt bulunmasa da, bilim insanları CWD&#039;nin olası bir risk oluşturabileceğini vurguluyor ve bu nedenle hastalıklı hayvan eti tüketiminden kaçınılmasını öneriyor.Uzmanlar, hastalığın yayılmasını önlemek için daha fazla araştırma ve halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Çalışmalar devam ederken, herkesin dikkatli olması önem taşıyor.Zombi geyik hastalığı, hayvan popülasyonları ve potansiyel olarak insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pxrMXcOEhUqZWYJs6GLeJQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Zombiye, çeviren, gizemli, hastalık, Bilim, insanları, uyardı:, İnsanlar, hazırlıklı, olmalı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pxrMXcOEhUqZWYJs6GLeJQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Zombiye çeviren gizemli hastalık! Bilim insanları uyardı: " haz olmal><p>Hayvanları adeta zombiye çeviren gizemli bir hastalık, son yıllarda adını giderek daha fazla duyurmaya başladı. "Zombi geyik hastalığı", özellikle Kuzey Amerika'da yaşayan ve Avrupa'ya yayılan geyik ve alageyik gibi hayvan türlerini etkileyen ölümcül bir hastalık olarak öne çıkıyor. Bu gizemli hastalık, hayvanlarda kilo kaybı, koordinasyon bozukluğu ve davranış değişikliklerine yol açarak, adeta "zombi" gibi hareket etmelerine neden oluyor. Uzmanlar yavaş yavaş yayılan bu hastalıkla ilgili uyarılarını sürdürürken, herkesi hazırlıklı ve dikkatli olmaya davet ediyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nfhp3pPjk0iqtl8ENXmH_A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Geçtiğimiz yıllarda ABD'nin Wyoming eyaletinde kendini göstermeye başlayan ve hayvanlarda boş bakışlara neden olan bir hastalık ortaya çıktı. Uzmanların "Zombi geyik virüsü" adını verdikleri bu hastalık için insanlara da bulaşabileceği uyarıları yapıldı ve hazırlıklı olunması istendi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/STQMfAKHTkS9Rqf17TfTYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Peki, bu hastalık nedir, nasıl yayılır ve insanlar için bir tehlike oluşturur mu? İşte zombi geyik hastalığı hakkında bilmeniz gereken her şey..</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Ljwtlin5o0GUzgZqo9nYIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kronik israf hastalığı (CWD) yani bir diğer adıyla zombi geyik hastalığını araştıran Dr. Cory Anderson, geçtiğimiz yıllarda insanları uyararak, "İngiltere'deki deli dana hastalığı salgını, bir gecede, örneğin çiftlik hayvanlarından insanlara bir yayılma olayı gerçekleştiğinde işlerin nasıl çığırından çıkabileceğinin bir örneğini sundu.
Benzer bir şeyin gerçekleşme potansiyelinden bahsediyoruz. Kimse bunun kesinlikle olacağını söylemiyor ama insanların hazırlıklı olması önemli." ifadelerinde bulunmuştu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/d8mTgC7iz0ihKkX2Ua-yIg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1980'ler ve 1990'larda İngiltere'de büyükbaş hayvanların enfekte olmuş et ve kemik unu ile beslenmesi sonucu ortaya çıkan deli dana hastalığının ardından, tam 4,4 milyon büyükbaş hayvan itlaf edilmişti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JcRNTHPwXEO74bSwTejRcA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zombi geyik hastalığı (CWD), prion adı verilen anormal proteinlerin neden olduğu bir beyin hastalığıdır. Bu hastalık, geyik, alageyik ve ren geyikleri gibi türlerde görülür ve bulaşıcıdır.Hasta hayvanların idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile diğer hayvanlara bulaşır. Ayrıca, bu hastalık toprak ve su gibi çevresel faktörlerle de yayılabilir.Zombi geyik hastalığına yakalanan hayvanlarda aşırı kilo kaybı, dengesizlik, koordinasyon kaybı, sürekli salya akışı ve davranış değişiklikleri gibi belirtiler görülür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/X3xK5YQENE648hwzzkLl7A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Şu ana kadar insanlara bulaştığına dair bir kanıt bulunmasa da, bilim insanları CWD'nin olası bir risk oluşturabileceğini vurguluyor ve bu nedenle hastalıklı hayvan eti tüketiminden kaçınılmasını öneriyor.Uzmanlar, hastalığın yayılmasını önlemek için daha fazla araştırma ve halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Çalışmalar devam ederken, herkesin dikkatli olması önem taşıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/IarUj5RYsUejWI7BTNJs4g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zombi geyik hastalığı, hayvan popülasyonları ve potansiyel olarak insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ABD’de Batı Nil virüsü alarmı! 2 kişi hayatını kaybetti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/abdde-bati-nil-virusu-alarmi-2-kisi-hayatini-kaybetti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/abdde-bati-nil-virusu-alarmi-2-kisi-hayatini-kaybetti</guid>
<description><![CDATA[ ABD’NİN New Jersey eyaletinde insanlara sivrisinek ısırıklarıyla bulaşan Batı Nil Virüsü nedeniyle iki kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. ABD&#039;de bildirilen ölüm sayısı 5&#039;e çıktı. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri&#039;ne göre 33 eyalette 2024&#039;te 289 Batı Nil Virüsü vakası kaydedildi.ABD’nin New Jersey eyaleti sağlık yetkilileri Batı Nil Virüsü nedeniyle iki kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.Wisconsin eyaletinden Perşembe günü yapılan açıklamada ise 2 kişinin Batı Nil Virüsü sebebiyle öldüğü ifade edildi.Açıklamada, Wisconsin&#039;de her yıl ortalama 18 Batı Nil Virüsü vakası bildirildiğini ve virüsün bu yıl sivrisineklerde, hayvanlarda ve kanlarında Batı Nil virüsü pozitif çıkan sağlıklı kan bağışçılarında tespit edildiğine dikkat çekildi.Illinois eyaletinde son yedi günde üç kişinin test sonucu pozitif çıktı, yerel yetkililer testi pozitif çıkan bir kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri&#039;ne göre 33 eyalette 2024&#039;te 289 Batı Nil Virüsü vakası kaydedildi.  BATI NİL VİRÜSÜ NEDİR?  Batı Nil virüsü, arbovirüs grubunda yer alan virüslerin neden olduğu ve en sık enfekte sivrisineklerle bulaşan bir hastalıktır.İlk kez 1937 yılında Uganda&#039;da tanımlanan ve o günden itibaren dünyaya yayılan Batı Nil Virüsü, kuşları ısıran sinekler aracılığıyla insanlara bulaşıyor.Batı Nil virüsü ABD&#039;de ilk kez 1999 yılında New York&#039;ta rapor edilmiştir. Yavaş yavaş ülke geneline yayılmıştır.İnsanların çoğu Batı Nil Virüsü ile enfekte sivrisineğin ısırması ile hastalanırlar. Sivrisinekler virüsü kanıyla beslendikleri kuşlardan alarak insanlara ve diğer hayvanlara bulaştırırlar. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1rF5iqKYfEOh3wbjTgN4_Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ABD’de, Batı, Nil, virüsü, alarmı, kişi, hayatını, kaybetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1rF5iqKYfEOh3wbjTgN4_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="ABD’de Batı Nil virüsü alarmı! 2 kişi hayatını kaybetti"><p>ABD’NİN New Jersey eyaletinde insanlara sivrisinek ısırıklarıyla bulaşan Batı Nil Virüsü nedeniyle iki kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. ABD'de bildirilen ölüm sayısı 5'e çıktı. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne göre 33 eyalette 2024'te 289 Batı Nil Virüsü vakası kaydedildi.</p><p>ABD’nin New Jersey eyaleti sağlık yetkilileri Batı Nil Virüsü nedeniyle iki kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.</p><p>Wisconsin eyaletinden Perşembe günü yapılan açıklamada ise 2 kişinin Batı Nil Virüsü sebebiyle öldüğü ifade edildi.</p><p>Açıklamada, Wisconsin'de her yıl ortalama 18 Batı Nil Virüsü vakası bildirildiğini ve virüsün bu yıl sivrisineklerde, hayvanlarda ve kanlarında Batı Nil virüsü pozitif çıkan sağlıklı kan bağışçılarında tespit edildiğine dikkat çekildi.</p><p>Illinois eyaletinde son yedi günde üç kişinin test sonucu pozitif çıktı, yerel yetkililer testi pozitif çıkan bir kişinin hayatını kaybettiğini belirtti.</p><p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne göre 33 eyalette 2024'te 289 Batı Nil Virüsü vakası kaydedildi.  <strong>BATI NİL VİRÜSÜ NEDİR?</strong>  Batı Nil virüsü, arbovirüs grubunda yer alan virüslerin neden olduğu ve en sık enfekte sivrisineklerle bulaşan bir hastalıktır.</p><p>İlk kez 1937 yılında Uganda'da tanımlanan ve o günden itibaren dünyaya yayılan Batı Nil Virüsü, kuşları ısıran sinekler aracılığıyla insanlara bulaşıyor.</p><p>Batı Nil virüsü ABD'de ilk kez 1999 yılında New York'ta rapor edilmiştir. Yavaş yavaş ülke geneline yayılmıştır.</p><p>İnsanların çoğu Batı Nil Virüsü ile enfekte sivrisineğin ısırması ile hastalanırlar. Sivrisinekler virüsü kanıyla beslendikleri kuşlardan alarak insanlara ve diğer hayvanlara bulaştırırlar.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul’da mide bulandıran görüntü: Her yer çöp, yerler kan… Kokudan kimse yaklaşamıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-mide-bulandiran-goeruntu-her-yer-coep-yerler-kan-kokudan-kimse-yaklasamiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-mide-bulandiran-goeruntu-her-yer-coep-yerler-kan-kokudan-kimse-yaklasamiyor</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul Aksaray’daki 3 katlı iş hanında bulunan dükkanlarda et ve sakatat ürünlerinin özensizce muhafaza edildiği işletme, sosyal medyada tepkilere neden oldu. Manav ve kasapların yan yana yer aldığı çarşıda yerlerde çöp, kir ve kan lekeleri bulunduğu; ürün kesme, tartma ve taşımada kullanılan ekipmanların kirli bir şekilde tutularak, dışarıda bırakıldığı görüldü. Durumdan çarşının üst katında bulunan esnaf da şikayetçi… Esnaflardan biri koku nedeniyle alt kata inemediklerini belirterek, “Buradan şahsen ürün almam, kimseye tavsiye de etmem. Kokudan aşağı inilmiyor. Burası hastalıklara uygun bir ortam. Denetlenmesini, temiz olmasını istiyoruz.” dedi.İstanbul Fatih’teki Aksaray’da manav, kasap ve sakatatçıların yan yana yer aldığı çarşıda; yerlerde çöp, kir ve kan lekeleri bulunduğu; ürün kesme, tartma ve taşımada kullanılan ekipmanların kirli bir şekilde tutularak, dışarıda bırakıldığı görüldü.Çoğunluğu yabancı uyruklulara ait olan et ürünü işletmelerinde; kelle, işkembe, tavuk ayağı, kurutulmuş et ve balık ürünlerinin bir kısmının birbirine temas edecek şekilde iç içe satıldığı, bazılarının ise açıkta satışının yapıldığı göze çarptı.Kirlilik sebebiyle daha önce de gündeme gelen üç katlı binanın, üst katlarında dükkanları bulunan esnaf da alt katlardan gelen yoğun koku ve kirlilik sebebiyle şikayetlerini dile getirdi.Çarşısının durumu daha önce de sosyal medyada tartışıldı.
Bir vatandaş ise sakatat dükkanındaki ürünleri inceledikten sonra, “Midem bulandı, çıkalım buradan.” diyerek binadan ayrıldığı anları cep telefonu kamerasıyla kaydetti.Esnaf Metin Kabakkaya, “Ben 25 yıldır aşağı yukarı buradayım fakat, 60-70 yıllık bir yer burası muhtemelen. Biz burada kokuyu alabiliyoruz. Esnaf arkadaşların kendilerine de söylüyoruz şikayetlerimizi ama bizi ciddiye almıyorlar. Belediyenin, bakanlıkların burayı denetlemesini istiyoruz.” dedi.Kabakkaya, “Burada tavuk satıyorlar mesela ama kaç günlük tavuk? Ben de dışarıdan gelip buradan satın alsam sıkıntı yaşarım. Ben şahsen buradan ürün almam, alınmasını da tavsiye etmiyorum. Gördüklerim sebebiyle almam. Kokudan aşağı inilmiyor.” dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/myWhRDG8O06DIeuR3oZJEA.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İstanbul’da, mide, bulandıran, görüntü:, Her, yer, çöp, yerler, kan…, Kokudan, kimse, yaklaşamıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/myWhRDG8O06DIeuR3oZJEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="İstanbul’da mide bulandıran görüntü: Her yer çöp, yerler kan… Kokudan kimse yaklaşamıyor"><p>İstanbul Aksaray’daki 3 katlı iş hanında bulunan dükkanlarda et ve sakatat ürünlerinin özensizce muhafaza edildiği işletme, sosyal medyada tepkilere neden oldu. Manav ve kasapların yan yana yer aldığı çarşıda yerlerde çöp, kir ve kan lekeleri bulunduğu; ürün kesme, tartma ve taşımada kullanılan ekipmanların kirli bir şekilde tutularak, dışarıda bırakıldığı görüldü. Durumdan çarşının üst katında bulunan esnaf da şikayetçi… Esnaflardan biri koku nedeniyle alt kata inemediklerini belirterek, “Buradan şahsen ürün almam, kimseye tavsiye de etmem. Kokudan aşağı inilmiyor. Burası hastalıklara uygun bir ortam. Denetlenmesini, temiz olmasını istiyoruz.” dedi.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PMrfdZrzjkeepz3wYgY-3w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İstanbul Fatih’teki Aksaray’da manav, kasap ve sakatatçıların yan yana yer aldığı çarşıda; yerlerde çöp, kir ve kan lekeleri bulunduğu; ürün kesme, tartma ve taşımada kullanılan ekipmanların kirli bir şekilde tutularak, dışarıda bırakıldığı görüldü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P1XisTPeCEKWbZXEVi4KtA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çoğunluğu yabancı uyruklulara ait olan et ürünü işletmelerinde; kelle, işkembe, tavuk ayağı, kurutulmuş et ve balık ürünlerinin bir kısmının birbirine temas edecek şekilde iç içe satıldığı, bazılarının ise açıkta satışının yapıldığı göze çarptı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/euCIb7N_1UarA5prqM8BoA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kirlilik sebebiyle daha önce de gündeme gelen üç katlı binanın, üst katlarında dükkanları bulunan esnaf da alt katlardan gelen yoğun koku ve kirlilik sebebiyle şikayetlerini dile getirdi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o_hf87VH4kaFbFV4JMspYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çarşısının durumu daha önce de sosyal medyada tartışıldı.
Bir vatandaş ise sakatat dükkanındaki ürünleri inceledikten sonra, “Midem bulandı, çıkalım buradan.” diyerek binadan ayrıldığı anları cep telefonu kamerasıyla kaydetti.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ibvkGdA7j0u1TfJM7o_zsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Esnaf Metin Kabakkaya, “Ben 25 yıldır aşağı yukarı buradayım fakat, 60-70 yıllık bir yer burası muhtemelen. Biz burada kokuyu alabiliyoruz. Esnaf arkadaşların kendilerine de söylüyoruz şikayetlerimizi ama bizi ciddiye almıyorlar. Belediyenin, bakanlıkların burayı denetlemesini istiyoruz.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/aj88oUqPLkiSwvfqGTRAJA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kabakkaya, “Burada tavuk satıyorlar mesela ama kaç günlük tavuk? Ben de dışarıdan gelip buradan satın alsam sıkıntı yaşarım. Ben şahsen buradan ürün almam, alınmasını da tavsiye etmiyorum. Gördüklerim sebebiyle almam. Kokudan aşağı inilmiyor.” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vcgQcNI4MEqaWVpDLHjoCQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/XZE8l6fjZEam5kzGbkoyjQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kahvaltıda yiyince en güçlü magnezyum kaynağına dönüşüyor! Yoğurtla karıştırarak kaşık kaşık tüketin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kahvaltida-yiyince-en-guclu-magnezyum-kaynagina-doenusuyor-yogurtla-karistirarak-kasik-kasik-tuketin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kahvaltida-yiyince-en-guclu-magnezyum-kaynagina-doenusuyor-yogurtla-karistirarak-kasik-kasik-tuketin</guid>
<description><![CDATA[ Kahvaltıda doğru besinleri tükettiğinizde gün boyu kendinizi enerjik hissedersiniz. Sabah tükettiğiniz her besin üretkenlik ve enerji seviyesini doğrudan etkiler. Bu nedenle sağlıklı besinler tüketmek önemlidir. Sabah kahvaltısında mutlaka tüketmeniz gereken 5 besin bu listede.Sabahınız olumlu bir tutum ve besleyici yiyeceklerle başlamalıdır. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ve sabah yemeğiniz daha iyi üretkenlik ve enerji seviyeleri için sizi besleyebilir. Sabah yediğiniz şeyler tüm gün için modunuzu belirleyebilir ve bu nedenle sağlıklı beslenmek bu dönemde önemlidir.Meyveler, tahıllar, protein, sebzeler, vitaminler ve mineraller kahvaltınızın olmazsa olmaz bir parçası olmalıdır. Kahvaltıda bir avuç kuruyemiş ve çekirdek tüketmek akıllıca bir seçimdir çünkü bunlar yalnızca vücudunuzu iyi beslemekle kalmaz, aynı zamanda uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur.
Kuruyemişler ve çekirdekler sağlığınız için faydalı olan sağlıklı yağ, protein ve antioksidanlar içerir. Enerji sağlar ve sizi gün boyunca tok tutarFood  Nutrition Research dergisine göre, daha önce sık sık kuruyemiş tüketimi kardiyovasküler hastalık (KVD) ve koroner kalp hastalığı (KKH) riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Kuruyemişler ve çekirdekler refahınızın çeşitli yönlerini artırmaya yardımcı olabilir.Gününüze fındık ve çekirdek açısından zengin sağlıklı bir kahvaltıyla başlamak sağlığınızı büyük ölçüde iyileştirebilir. Ceviz, badem, fıstık, chia tohumu ve keten tohumu eklemek kalp sağlığını, sindirimi ve genel vücut fonksiyonlarını destekleyen temel besinleri sağlar. Bu yiyecekler faydalıdır ve gün boyunca enerji ve tokluk sağlamaya yardımcı olarak, istekleri etkili bir şekilde azaltır.1. CEVİZ
Ceviz yemek, gününüze başlamak için harika bir yoldur. Omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar, lif, vitaminler ve mineraller açısından zengindir. İsteklerinizi azaltmaya ve gün boyunca tok kalmanıza yardımcı olurlar.
Cevizler, zihniniz ve kalp sağlığınız için faydalı olan omega-3 içerir. The American Journal of Clinical Nutrition&#039;da yayınlanan bir araştırmaya göre, diyete ceviz dahil etmek, vücut ağırlığını veya kan basıncını olumsuz etkilemeden kan lipit profilini iyileştirmiştir.Bademler, protein, lif, sağlıklı yağlar ve magnezyumun bir güç merkezidir. Bu besinler hafıza gücünüzü ve kalp sağlığınızı artırmaya yardımcı olur.
Kilo alımı için de faydalıdırlar. Nutrients dergisinde yayınlanan bir araştırma, badem alımının hem vücut hem de yağ kütlesini önemli ölçüde azalttığını buldu.Antep fıstığı herkesin favorisidir. Protein, lif, antioksidan, vitamin ve sağlıklı yağlar içerir. Sizi tok tutabilir ve tüm istekleri azaltabilir. Antep fıstığı, iyi göz ve kalp sağlığı için faydalıdır.
Nutrients dergisinde yayınlanan 2020 tarihli randomize kontrollü bir çalışma, günde 1,5 onsluk bir antep fıstığı porsiyonunun, obezitesi olan erkek ve kadınlarda vücut kitle indeksini (VKİ) ve bel çevresini azaltmaya yardımcı olduğunu buldu.Chia tohumları, diyet ve fitness dünyasında son süper besindir. Lif, antioksidan, protein, omega-3 yağ asitleri ve kalsiyum açısından zengindir. Chia tohumlarının birçok sağlık faydası vardır.Kilo vermeye yardımcı olur ve sindirime iyi gelir. Chia tohumunu yoğurtla karıştırarak ya da salataların içinde tüketebilitsiniz.Keten tohumları sağlığınız için çok faydalıdır. Lif, protein ve antioksidan içerirler. Keten tohumları sindiriminizi, beyin sağlığınızı ve kalp sağlığınızı iyileştirmenin harika bir yoludur. Gün boyunca tok kalmanıza yardımcı olan büyük miktarda protein ve lif sağlarlar.
ÖNEMLİ! Bu besinleri beslenme listenize eklemeden önce mutlaka bir uzmana danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xl3P8vfyN0WT9cSdciMa-g.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kahvaltıda, yiyince, güçlü, magnezyum, kaynağına, dönüşüyor, Yoğurtla, karıştırarak, kaşık, kaşık, tüketin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xl3P8vfyN0WT9cSdciMa-g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Kahvaltıda yiyince en güçlü magnezyum kaynağına dönüşüyor! Yoğurtla karıştırarak kaşık kaşık tüketin"><p>Kahvaltıda doğru besinleri tükettiğinizde gün boyu kendinizi enerjik hissedersiniz. Sabah tükettiğiniz her besin üretkenlik ve enerji seviyesini doğrudan etkiler. Bu nedenle sağlıklı besinler tüketmek önemlidir. Sabah kahvaltısında mutlaka tüketmeniz gereken 5 besin bu listede.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6quSa1Ta1EGfzIHKi_n7jQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sabahınız olumlu bir tutum ve besleyici yiyeceklerle başlamalıdır. Kahvaltı günün en önemli öğünüdür ve sabah yemeğiniz daha iyi üretkenlik ve enerji seviyeleri için sizi besleyebilir. Sabah yediğiniz şeyler tüm gün için modunuzu belirleyebilir ve bu nedenle sağlıklı beslenmek bu dönemde önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4Zao_akStUaQOZFMrkrunA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Meyveler, tahıllar, protein, sebzeler, vitaminler ve mineraller kahvaltınızın olmazsa olmaz bir parçası olmalıdır. Kahvaltıda bir avuç kuruyemiş ve çekirdek tüketmek akıllıca bir seçimdir çünkü bunlar yalnızca vücudunuzu iyi beslemekle kalmaz, aynı zamanda uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur.
Kuruyemişler ve çekirdekler sağlığınız için faydalı olan sağlıklı yağ, protein ve antioksidanlar içerir. Enerji sağlar ve sizi gün boyunca tok tutar</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/qzPgYPg8ZUyCAwcEAIsdng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Food  Nutrition Research dergisine göre, daha önce sık sık kuruyemiş tüketimi kardiyovasküler hastalık (KVD) ve koroner kalp hastalığı (KKH) riskinin daha düşük olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Kuruyemişler ve çekirdekler refahınızın çeşitli yönlerini artırmaya yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/N82X2Y3odEu60lp5BVeyWw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Gününüze fındık ve çekirdek açısından zengin sağlıklı bir kahvaltıyla başlamak sağlığınızı büyük ölçüde iyileştirebilir. Ceviz, badem, fıstık, chia tohumu ve keten tohumu eklemek kalp sağlığını, sindirimi ve genel vücut fonksiyonlarını destekleyen temel besinleri sağlar. Bu yiyecekler faydalıdır ve gün boyunca enerji ve tokluk sağlamaya yardımcı olarak, istekleri etkili bir şekilde azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3KkLbmjkoku4d2r5BF75Sw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>1. CEVİZ
Ceviz yemek, gününüze başlamak için harika bir yoldur. Omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar, lif, vitaminler ve mineraller açısından zengindir. İsteklerinizi azaltmaya ve gün boyunca tok kalmanıza yardımcı olurlar.
Cevizler, zihniniz ve kalp sağlığınız için faydalı olan omega-3 içerir. The American Journal of Clinical Nutrition'da yayınlanan bir araştırmaya göre, diyete ceviz dahil etmek, vücut ağırlığını veya kan basıncını olumsuz etkilemeden kan lipit profilini iyileştirmiştir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h_DudGeGFE6U9_6QBnJPnA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bademler, protein, lif, sağlıklı yağlar ve magnezyumun bir güç merkezidir. Bu besinler hafıza gücünüzü ve kalp sağlığınızı artırmaya yardımcı olur.
Kilo alımı için de faydalıdırlar. Nutrients dergisinde yayınlanan bir araştırma, badem alımının hem vücut hem de yağ kütlesini önemli ölçüde azalttığını buldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jaQpvKrg3EGGOP27gLSBoQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antep fıstığı herkesin favorisidir. Protein, lif, antioksidan, vitamin ve sağlıklı yağlar içerir. Sizi tok tutabilir ve tüm istekleri azaltabilir. Antep fıstığı, iyi göz ve kalp sağlığı için faydalıdır.
Nutrients dergisinde yayınlanan 2020 tarihli randomize kontrollü bir çalışma, günde 1,5 onsluk bir antep fıstığı porsiyonunun, obezitesi olan erkek ve kadınlarda vücut kitle indeksini (VKİ) ve bel çevresini azaltmaya yardımcı olduğunu buldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/vp7PtUY-9k6wKv_vY6I_WA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Chia tohumları, diyet ve fitness dünyasında son süper besindir. Lif, antioksidan, protein, omega-3 yağ asitleri ve kalsiyum açısından zengindir. Chia tohumlarının birçok sağlık faydası vardır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-PMvhvud302QwCMfIXr24A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kilo vermeye yardımcı olur ve sindirime iyi gelir. Chia tohumunu yoğurtla karıştırarak ya da salataların içinde tüketebilitsiniz.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/avikG_X_p0e5bIdNMMqhMQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Keten tohumları sağlığınız için çok faydalıdır. Lif, protein ve antioksidan içerirler. Keten tohumları sindiriminizi, beyin sağlığınızı ve kalp sağlığınızı iyileştirmenin harika bir yoludur. Gün boyunca tok kalmanıza yardımcı olan büyük miktarda protein ve lif sağlarlar.
ÖNEMLİ! Bu besinleri beslenme listenize eklemeden önce mutlaka bir uzmana danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bitlis&amp;apos;te şarbon vakası: Bazı bölgeler karantinada</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bitliste-sarbon-vakasi-bazi-boelgeler-karantinada</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bitliste-sarbon-vakasi-bazi-boelgeler-karantinada</guid>
<description><![CDATA[ Bitlis&#039;in Güroymak ilçesinde şarbon hastalığının tespit edilmesi üzerine bazı bölgeler karantina altına alındı.Konu ile ilgili Güroymak Kaymakamlığı resmi sosyal medya hesabından yapmış olduğu açıklamada, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından 26 Ağustos 2024 tarihinde Yamaç Mahallesi&#039;nde hastalık şüphesi ile alınan kan örneklerinde şarbon hastalığı tespit edildiği belirtilerek, &quot;5996 sayılı Veteriner Hizmetler, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu gereği Güroymak İlçe Zabıtası Komisyonu Kaymakam Mehmet Zahid Uzun başkanlığında 27.08.2024 günü toplanarak şarbon hastalığına karşı koruma ve mücadele kararları alınmıştır. Pozitif çıkan sonuçlar üzerine bölgede hızla harekete geçilerek gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Karantina altına alınan bölgeler arasında Yamaç, Üzümveren, Budaklı, Sütderesi, Saklı, Değirmenköy köyleri ile Günkırı beldesi ve beldeye bağlı tüm merkez mahalleler yer alıyor. Bu mahallelerde hayvan giriş ve çıkışları tamamen yasaklanırken, ilçe genelinde şarbonun insana bulaşma riskini ortadan kaldırmak amacıyla Tarım ve Orman Müdürlüğünce geniş çaplı aşılama çalışmaları başlatıldı. Karantina 15 kilometrelik bir çap içinde yer alan tüm bölgelerde uygulanacak ve hastalığın yayılma riski tamamen bertaraf edilene kadar çalışmalar devam edilecektir.&quot; denildi.Güroymak ilçesinin Günkırı beldesinde bir hayvanın telef olması ve Değirmen köyünde şarbon hastalığının tespit edilmesi üzerine belde ve köy karantina altına alındı. İlçede faaliyet gösteren veteriner ekipleri 6 noktada aşılama çalışmalarına başladı. Günkırı beldesinde bir vatandaşın hayvanının telef olması ve Değirmen köyünde hastalıklı hayvanların tespit edilmesi üzerine Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri tarafından alınan numune Elazığ Veteriner Araştırma Kontrol Merkezi Laboratuvarı&#039;na gönderilerek yapılan testin pozitif çıkması nedeniyle Günkırı beldesi ve Değirmen köyü karantinaya alındı. Şarbon hastalığının yayılmasının önlenmesi için köy ve beldenin 15 gün boyunca karantinada kalması kararlaştırıldı. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1bH2gGZ3P0yHXR_zSiWWmQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bitliste, şarbon, vakası:, Bazı, bölgeler, karantinada</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1bH2gGZ3P0yHXR_zSiWWmQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bitlis'te şarbon vakası: Bazı bölgeler karantinada"><p>Bitlis'in Güroymak ilçesinde şarbon hastalığının tespit edilmesi üzerine bazı bölgeler karantina altına alındı.</p><p>Konu ile ilgili Güroymak Kaymakamlığı resmi sosyal medya hesabından yapmış olduğu açıklamada, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından 26 Ağustos 2024 tarihinde Yamaç Mahallesi'nde hastalık şüphesi ile alınan kan örneklerinde şarbon hastalığı tespit edildiği belirtilerek, "5996 sayılı Veteriner Hizmetler, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu gereği Güroymak İlçe Zabıtası Komisyonu Kaymakam Mehmet Zahid Uzun başkanlığında 27.08.2024 günü toplanarak şarbon hastalığına karşı koruma ve mücadele kararları alınmıştır. </p><p>Pozitif çıkan sonuçlar üzerine bölgede hızla harekete geçilerek gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Karantina altına alınan bölgeler arasında Yamaç, Üzümveren, Budaklı, Sütderesi, Saklı, Değirmenköy köyleri ile Günkırı beldesi ve beldeye bağlı tüm merkez mahalleler yer alıyor. </p><p>Bu mahallelerde hayvan giriş ve çıkışları tamamen yasaklanırken, ilçe genelinde şarbonun insana bulaşma riskini ortadan kaldırmak amacıyla Tarım ve Orman Müdürlüğünce geniş çaplı aşılama çalışmaları başlatıldı. </p><p>Karantina 15 kilometrelik bir çap içinde yer alan tüm bölgelerde uygulanacak ve hastalığın yayılma riski tamamen bertaraf edilene kadar çalışmalar devam edilecektir." denildi.</p><p>Güroymak ilçesinin Günkırı beldesinde bir hayvanın telef olması ve Değirmen köyünde şarbon hastalığının tespit edilmesi üzerine belde ve köy karantina altına alındı. </p><p>İlçede faaliyet gösteren veteriner ekipleri 6 noktada aşılama çalışmalarına başladı. </p><p>Günkırı beldesinde bir vatandaşın hayvanının telef olması ve Değirmen köyünde hastalıklı hayvanların tespit edilmesi üzerine Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri tarafından alınan numune Elazığ Veteriner Araştırma Kontrol Merkezi Laboratuvarı'na gönderilerek yapılan testin pozitif çıkması nedeniyle Günkırı beldesi ve Değirmen köyü karantinaya alındı. </p><p>Şarbon hastalığının yayılmasının önlenmesi için köy ve beldenin 15 gün boyunca karantinada kalması kararlaştırıldı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ açıkladı: Böyle beslenen uzun yaşıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-acikladi-boeyle-beslenen-uzun-yasiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-acikladi-boeyle-beslenen-uzun-yasiyor</guid>
<description><![CDATA[ Vücut sağlığını korumak ve hastalıklara karşı direnç kazanmak için dengeli beslenmek gerekir. Sağlıklı beslenme, yaşamınız için önemlidir. Beslenme, genel sağlığın korunmasında, kronik hastalıkların önlenmesinde ve uzun ömürlülüğün teşvik edilmesinde kritik bir rol oynar. Dünya Sağlık Örgütü&#039;ne (WHO) göre, dengeli bir diyet, tüm besin maddelerinin yeterli alımını sağlamak için farklı besin gruplarından çeşitli yiyeceklerden oluşmalıdır.Sağlıklı ve besleyici bir diyet, vücuda tüm temel besinleri doğru oranlarda sağlayan bir diyettir. Bu besinler arasında karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler ve mineraller bulunur. Dünya Sağlık Örgütü&#039;ne (WHO) göre, dengeli bir diyet, tüm besin maddelerinin yeterli alımını sağlamak için farklı besin gruplarından çeşitli yiyeceklerden oluşmalıdır. Çeşitli beslenmek vücut sağlığını koruduğu gibi ömrü de uzatıyor.Karbonhidratlar: Günlük toplam kalori alımının yaklaşık %50-60&#039;ını oluşturmalıdır. Kaynaklar arasında tam tahıllar, meyveler ve sebzeler bulunur. Kahverengi pirinç, tam buğday ve yulaf gibi kompleks karbonhidratlar, basit şekerlere tercih edilir.Proteinler: Günlük kalori alımının yaklaşık %10-15&#039;ini oluşturmalıdır. Vücut dokularının büyümesi, onarımı ve bakımı için gerekli olan proteinler hem hayvansal (balık, yumurta, kümes hayvanları) hem de bitkisel kaynaklardan (mercimek, fasulye, kuruyemiş) elde edilebilir.Yağlar: Zeytinyağı, kuruyemiş ve yağlı balık gibi sağlıklı yağlara vurgu yapılarak günlük kalori alımının %20-30&#039;uyla sınırlı olmalıdır. Genellikle kızarmış ve işlenmiş gıdalarda bulunan doymuş yağlar, kalp hastalığı riskini azaltmak için en aza indirilmelidir.Vitaminler ve mineraller: Bağışıklık sistemi desteği ve kemik sağlığı dahil olmak üzere çeşitli vücut fonksiyonları için çok önemlidir. Meyve, sebze ve süt ürünleri açısından zengin bir diyet, bu mikro besinlerin yeterli alımını sağlar.Kalori: Ortalama bir yetişkin için günlük kalori gereksinimi, yaşa, cinsiyete ve aktivite seviyesine bağlı olarak 2.000-2.500 kcal arasında değişir.Proteinler: ICMR, vücut ağırlığının kilogramı başına 0,8-1 gram günlük protein alımını önermektedir. Örneğin, 60 kg ağırlığındaki bir kişi günlük 48-60 gram protein hedeflemelidir.Karbonhidratlar: Toplam günlük enerji alımının %55-60&#039;ını, esas olarak tam tahıllar ve sebzeler gibi kompleks karbonhidratlardan oluşturmalıdır.Yağlar: Toplam yağ alımı, toplam enerji alımının %30&#039;undan az olmalı ve doymuş yağlar %10&#039;dan fazla katkıda bulunmamalıdır. Lif: Sindirime yardımcı olmak ve kabızlığı önlemek için öncelikle meyve, sebze ve tam tahıllardan günlük 25-30 gram diyet lifi alımı önerilir.Sağlıklı bir diyet sadece ne yediğinizle ilgili değil, aynı zamanda ne kadar ve ne zaman yediğinizle de ilgilidir. Porsiyon kontrolü dengeli bir diyet sürdürmede ve aşırı yemeyi önlemede önemli bir rol oynar. ICMR, sabit enerji seviyelerini korumak ve kan şekerindeki ani yükselmeleri önlemek için öğünleri düzenli aralıklarla tüketmenin önemini vurgular.Daha küçük tabaklar kullanmak, porsiyonları ölçmek ve açlık belirtilerine dikkat etmek porsiyon boyutlarını etkili bir şekilde yönetmeye yardımcı olabilir.Daha küçük ve daha sık öğünler yemek metabolizmayı düzenlemeye yardımcı olabilir. ICMR, gün boyunca üç ana öğün ve iki ara öğün yemeyi, akşam yemeğinin en hafif öğün olmasını öneriyor.Yeterli sıvı alımı genellikle göz ardı edilir ancak sağlıklı bir diyetin temel bir bileşenidir. Su, sindirime, besin emilimine ve detoksifikasyona yardımcı olur.Ulusal Beslenme Enstitüsü (NIN), aktivite seviyelerine ve iklime bağlı olarak erkekler için günlük yaklaşık 3-3,7 litre ve kadınlar için 2,7 litre su alımını önermektedir. Salatalık, portakal ve kavun gibi su açısından zengin yiyecekleri eklemek ve kafeinli ve şekerli içecekleri sınırlamak, hidrasyon seviyelerini iyileştirebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HtUCrrUI_0GIEME7jvCGNw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ, açıkladı:, Böyle, beslenen, uzun, yaşıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/HtUCrrUI_0GIEME7jvCGNw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="DSÖ açıkladı: Böyle beslenen uzun yaşıyor"><p>Vücut sağlığını korumak ve hastalıklara karşı direnç kazanmak için dengeli beslenmek gerekir. Sağlıklı beslenme, yaşamınız için önemlidir. Beslenme, genel sağlığın korunmasında, kronik hastalıkların önlenmesinde ve uzun ömürlülüğün teşvik edilmesinde kritik bir rol oynar. Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre, dengeli bir diyet, tüm besin maddelerinin yeterli alımını sağlamak için farklı besin gruplarından çeşitli yiyeceklerden oluşmalıdır.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/khQgI_KhKESHHrKSZphrEw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı ve besleyici bir diyet, vücuda tüm temel besinleri doğru oranlarda sağlayan bir diyettir. Bu besinler arasında karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler ve mineraller bulunur. Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) göre, dengeli bir diyet, tüm besin maddelerinin yeterli alımını sağlamak için farklı besin gruplarından çeşitli yiyeceklerden oluşmalıdır. Çeşitli beslenmek vücut sağlığını koruduğu gibi ömrü de uzatıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1EL8Q7QEp02uomlqTYZvaA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karbonhidratlar: Günlük toplam kalori alımının yaklaşık %50-60'ını oluşturmalıdır. Kaynaklar arasında tam tahıllar, meyveler ve sebzeler bulunur. Kahverengi pirinç, tam buğday ve yulaf gibi kompleks karbonhidratlar, basit şekerlere tercih edilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rEdS7CSfBEixJH6j0KpqOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Proteinler: Günlük kalori alımının yaklaşık %10-15'ini oluşturmalıdır. Vücut dokularının büyümesi, onarımı ve bakımı için gerekli olan proteinler hem hayvansal (balık, yumurta, kümes hayvanları) hem de bitkisel kaynaklardan (mercimek, fasulye, kuruyemiş) elde edilebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pZOVfIek0UGn78EKVwzd7w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yağlar: Zeytinyağı, kuruyemiş ve yağlı balık gibi sağlıklı yağlara vurgu yapılarak günlük kalori alımının %20-30'uyla sınırlı olmalıdır. Genellikle kızarmış ve işlenmiş gıdalarda bulunan doymuş yağlar, kalp hastalığı riskini azaltmak için en aza indirilmelidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/bCYm-ytt90uW6WpUl0kLtQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Vitaminler ve mineraller: Bağışıklık sistemi desteği ve kemik sağlığı dahil olmak üzere çeşitli vücut fonksiyonları için çok önemlidir. Meyve, sebze ve süt ürünleri açısından zengin bir diyet, bu mikro besinlerin yeterli alımını sağlar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/iR8wgqM0pkeWU3eG9D1HMw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalori: Ortalama bir yetişkin için günlük kalori gereksinimi, yaşa, cinsiyete ve aktivite seviyesine bağlı olarak 2.000-2.500 kcal arasında değişir.Proteinler: ICMR, vücut ağırlığının kilogramı başına 0,8-1 gram günlük protein alımını önermektedir. Örneğin, 60 kg ağırlığındaki bir kişi günlük 48-60 gram protein hedeflemelidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RK_jB1OAr0KGunMQPmUnvQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karbonhidratlar: Toplam günlük enerji alımının %55-60'ını, esas olarak tam tahıllar ve sebzeler gibi kompleks karbonhidratlardan oluşturmalıdır.Yağlar: Toplam yağ alımı, toplam enerji alımının %30'undan az olmalı ve doymuş yağlar %10'dan fazla katkıda bulunmamalıdır. Lif: Sindirime yardımcı olmak ve kabızlığı önlemek için öncelikle meyve, sebze ve tam tahıllardan günlük 25-30 gram diyet lifi alımı önerilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/T3WuFaciA0O8DH_02KG1kw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir diyet sadece ne yediğinizle ilgili değil, aynı zamanda ne kadar ve ne zaman yediğinizle de ilgilidir. Porsiyon kontrolü dengeli bir diyet sürdürmede ve aşırı yemeyi önlemede önemli bir rol oynar. ICMR, sabit enerji seviyelerini korumak ve kan şekerindeki ani yükselmeleri önlemek için öğünleri düzenli aralıklarla tüketmenin önemini vurgular.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/kKA8mqRaoUCo8hGw3-KQnw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha küçük tabaklar kullanmak, porsiyonları ölçmek ve açlık belirtilerine dikkat etmek porsiyon boyutlarını etkili bir şekilde yönetmeye yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/5Nctzt-HfEip-7yP8dtUug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Daha küçük ve daha sık öğünler yemek metabolizmayı düzenlemeye yardımcı olabilir. ICMR, gün boyunca üç ana öğün ve iki ara öğün yemeyi, akşam yemeğinin en hafif öğün olmasını öneriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/k5tQH-jZxkqeoPdHp3bbZg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeterli sıvı alımı genellikle göz ardı edilir ancak sağlıklı bir diyetin temel bir bileşenidir. Su, sindirime, besin emilimine ve detoksifikasyona yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/gzmh2pdVyU-Ny9z-0ufksg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ulusal Beslenme Enstitüsü (NIN), aktivite seviyelerine ve iklime bağlı olarak erkekler için günlük yaklaşık 3-3,7 litre ve kadınlar için 2,7 litre su alımını önermektedir. Salatalık, portakal ve kavun gibi su açısından zengin yiyecekleri eklemek ve kafeinli ve şekerli içecekleri sınırlamak, hidrasyon seviyelerini iyileştirebilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Vücuda çinko, demir, kalsiyum depoluyor! Suda bekletip yiyince etkisini 2 kat artırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/vucuda-cinko-demir-kalsiyum-depoluyor-suda-bekletip-yiyince-etkisini-2-kat-artiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/vucuda-cinko-demir-kalsiyum-depoluyor-suda-bekletip-yiyince-etkisini-2-kat-artiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Kuru meyveler ve atıştırmalıklar, çeşitli sağlık yararları sunan besinlerle doludur. Tüketimden önce bazı kuru meyveleri ıslatmak, besin değerlerini artırabilir ve sindirimlerini kolaylaştırabilir. Öte yandan, bazı kuru meyveler ıslatılmadan, oldukları gibi en iyi şekilde tüketilir. Hangi kuru meyvelerin ıslatılmaktan fayda sağladığını ve hangilerinin sağlamadığını anlamak, sağlık yararlarını en üst düzeye çıkarmak için önemlidir.Bademler, yüksek sağlıklı yağ, protein ve temel vitamin içeriğiyle bilinen en popüler kuru meyveler arasındadır.Bademleri bir gece suda bekletmek şiddetle tavsiye edilir, çünkü sindirime yardımcı olan enzimleri harekete geçirir ve E vitamini ve magnezyum gibi besinlerin kullanılabilirliğini artırır.Bademleri suda bekletmek, belirli minerallerin emilimini engelleyen bir bileşik olan fitik asit içeriğini azaltmaya yardımcı olur ve besinleri daha biyoyararlanabilir hale getirir.Islatılmış bademler ayrıca çiğnenmesi daha kolaydır ve mideye daha naziktir, bu da onları sindirim hassasiyeti olanlar için daha iyi bir seçim haline getirir.Kuru üzümler, bol enerji ve doğal tatlılık sağlayan kurutulmuş üzümlerdir. Kuru üzümleri tüketmeden önce suda bekletmek, özellikle sindirim sağlığı açısından önemli faydalar sağlayabilir.
Bekletme işlemi kuru üzümleri yeniden nemlendirir, sindirimini kolaylaştırır ve kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, ıslatılmış kuru üzümler kuru olanlara kıyasla daha düşük bir glisemik indekse sahiptir ve bu da kan şekeri seviyelerini yönetmek için faydalı olabilir.Cevizler omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar ve temel vitaminler açısından zengindir. Cevizleri suda bekletmek tanen içeriğini azaltmaya yardımcı olur, bu da onları biraz acı ve sindirimi zor hale getirebilir.Cevizleri suda bekletmek ayrıca fitik asidi nötralize etmeye yardımcı olarak çinko, demir ve kalsiyum gibi besinlerin emilimini artırır.Badem ve cevizden farklı olarak, kaju tüketilmeden önce ıslatılmaya ihtiyaç duymaz. Kajular çiğ halde bile nispeten yumuşak ve sindirimi kolaydır.
Diğer kuruyemişlere kıyasla daha az fitik asit içerirler, bu nedenle ıslatılmaları besin değerlerini önemli ölçüde etkilemez. Ayrıca, kajular kuru yenildiğinde en iyi şekilde korunan kremsi bir dokuya sahiptir.Antep fıstığı, ıslatmaktan fayda görmeyen bir diğer kuru meyvedir. Bu kuruyemişler doğal olarak daha az fitik asit içerir, yani besinleri ıslatılmadan kolayca alınabilir.Antep fıstığı protein, lif ve sağlıklı yağlar açısından zengindir ve çıtır dokusu çekiciliğinin önemli bir parçasıdır. Antep fıstığını ıslatmak onları yumuşatabilir ve lezzetini değiştirebilir, bu yüzden kuru olarak tüketilmesi en iyisidir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xoo3dPQRzUSzwUhMF8Nkmw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Vücuda, çinko, demir, kalsiyum, depoluyor, Suda, bekletip, yiyince, etkisini, kat, artırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/xoo3dPQRzUSzwUhMF8Nkmw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Vücuda çinko, demir, kalsiyum depoluyor! Suda bekletip yiyince etkisini 2 kat artırıyor"><p>Kuru meyveler ve atıştırmalıklar, çeşitli sağlık yararları sunan besinlerle doludur. Tüketimden önce bazı kuru meyveleri ıslatmak, besin değerlerini artırabilir ve sindirimlerini kolaylaştırabilir. Öte yandan, bazı kuru meyveler ıslatılmadan, oldukları gibi en iyi şekilde tüketilir. Hangi kuru meyvelerin ıslatılmaktan fayda sağladığını ve hangilerinin sağlamadığını anlamak, sağlık yararlarını en üst düzeye çıkarmak için önemlidir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o3cYjp_F_UyXGBPgd8ITyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bademler, yüksek sağlıklı yağ, protein ve temel vitamin içeriğiyle bilinen en popüler kuru meyveler arasındadır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ohuM1pW9JkeJNeKvfV1CrA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bademleri bir gece suda bekletmek şiddetle tavsiye edilir, çünkü sindirime yardımcı olan enzimleri harekete geçirir ve E vitamini ve magnezyum gibi besinlerin kullanılabilirliğini artırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RpSkFhlpkEuX3M-lyGk4TA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bademleri suda bekletmek, belirli minerallerin emilimini engelleyen bir bileşik olan fitik asit içeriğini azaltmaya yardımcı olur ve besinleri daha biyoyararlanabilir hale getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/3CkzsdTRoUyh44seoadl1g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Islatılmış bademler ayrıca çiğnenmesi daha kolaydır ve mideye daha naziktir, bu da onları sindirim hassasiyeti olanlar için daha iyi bir seçim haline getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/c2PBGI0A1UyuUCH4yzcG6A.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kuru üzümler, bol enerji ve doğal tatlılık sağlayan kurutulmuş üzümlerdir. Kuru üzümleri tüketmeden önce suda bekletmek, özellikle sindirim sağlığı açısından önemli faydalar sağlayabilir.
Bekletme işlemi kuru üzümleri yeniden nemlendirir, sindirimini kolaylaştırır ve kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, ıslatılmış kuru üzümler kuru olanlara kıyasla daha düşük bir glisemik indekse sahiptir ve bu da kan şekeri seviyelerini yönetmek için faydalı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/jiA2CAWtwkGrUMQjYzL_FA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cevizler omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar ve temel vitaminler açısından zengindir. Cevizleri suda bekletmek tanen içeriğini azaltmaya yardımcı olur, bu da onları biraz acı ve sindirimi zor hale getirebilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/GLLADvz-IEO3KdJqTZ055w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Cevizleri suda bekletmek ayrıca fitik asidi nötralize etmeye yardımcı olarak çinko, demir ve kalsiyum gibi besinlerin emilimini artırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CC2_VL4t1kCkoIg5fedcMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Badem ve cevizden farklı olarak, kaju tüketilmeden önce ıslatılmaya ihtiyaç duymaz. Kajular çiğ halde bile nispeten yumuşak ve sindirimi kolaydır.
Diğer kuruyemişlere kıyasla daha az fitik asit içerirler, bu nedenle ıslatılmaları besin değerlerini önemli ölçüde etkilemez. Ayrıca, kajular kuru yenildiğinde en iyi şekilde korunan kremsi bir dokuya sahiptir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/esNSSbYFPkGgvr-QaGVUHw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antep fıstığı, ıslatmaktan fayda görmeyen bir diğer kuru meyvedir. Bu kuruyemişler doğal olarak daha az fitik asit içerir, yani besinleri ıslatılmadan kolayca alınabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/e2bFmcK84US_2F0AgwJamg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Antep fıstığı protein, lif ve sağlıklı yağlar açısından zengindir ve çıtır dokusu çekiciliğinin önemli bir parçasıdır. Antep fıstığını ıslatmak onları yumuşatabilir ve lezzetini değiştirebilir, bu yüzden kuru olarak tüketilmesi en iyisidir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uyurken bile yağ yakıyor! Akşamları 1 bardak içmek metabolizmayı hızlandırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uyurken-bile-yag-yakiyor-aksamlari-1-bardak-icmek-metabolizmayi-hizlandiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uyurken-bile-yag-yakiyor-aksamlari-1-bardak-icmek-metabolizmayi-hizlandiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Kilo vermek, özellikle akşam yemeğinden sonra canınız bir şeyler çektiğinde zor olabilir. Gece rutinimize belirli bitkisel içecekler eklemek, fazla kiloları daha etkili bir şekilde vermemize yardımcı olabilir. Bu içecekler sadece sindirime yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda metabolizmayı da hızlandırarak vücudumuzun uyurken bile yağ yakmasını kolaylaştırır. İşte akşam yemeğinden sonra yudumlamayı düşünmemiz gereken 5 bitkisel içecek.Sağlıklı bir şekilde kilo vermek için doğru bir diyet ve egzersiz programına ihtiyacınız var. Diyet ve egzersize ek olarak akşam rutininde yapacağınız bazı değişiklikler ile uyurken bile yağ yakabilmeniz mümkün.Evde bulunan malzemelerle hazırlayacağınız bazı doğal içecekler bu konusa size yardımcı olabilir.Basit bir çareyle başlayacak olursak, limonlu ılık su, detoks özelliğiyle bilinen popüler bir içecektir.Limon, antioksidan görevi gören ve vücuttaki toksinlerin atılmasına yardımcı olan C vitamini açısından zengindir.Akşam yemeğinden sonra ılık limonlu su içmek, yiyeceklerin daha verimli bir şekilde parçalanmasına yardımcı olan safra üretimini teşvik ederek sindirimi de iyileştirebilir. Bu da şişkinliği önleyebilir ve midenizin hafif hissetmesini sağlayabilir.Yeşil çay, kilo verme faydalarıyla bilinir ve bunun iyi bir nedeni vardır. Metabolizmayı hızlandırdığı ve yağ oksidasyonunu artırdığı gösterilen yüksek konsantrasyonda kateşinler, özellikle epigallocatechin gallate (EGCG) içerir.
Akşam yemeğinden sonra yeşil çay yudumlamak, dinlenirken bile vücudunuzun kalori yakmaya devam etmesine yardımcı olabilir. Hafif kafein içeriği ayrıca metabolizma hızını iyileştirmeye yardımcı olur ve onu kilo kaybı için harika bir seçim haline getirir.Limonun aromasını zencefilin rahatlatıcı sıcaklığıyla birleştiren limon-zencefil çayı, kilo kaybı için bir başka mükemmel bitkisel içecektir. Zencefil, metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olan termojenik özelliklere sahiptir ve ayrıca iştahı kontrol etmeye yardımcı olur.Akşam yemeğinden sonra limon-zencefil çayı içmek ayrıca hazımsızlığı ve şişkinliği hafifletmeye yardımcı olabilir ve bu da onu kilo verme hedeflerinizi desteklerken gününüzü sonlandırmak için mükemmel bir içecek haline getirir.Zerdeçal, kilo kaybını da destekleyen iyi bilinen bir iltihap önleyici baharattır. Zerdeçalın aktif bileşiği olan kurkuminin yağ dokusunun büyümesini baskıladığı ve insülin duyarlılığını artırdığı gösterilmiştir; bu da kiloyu etkili bir şekilde yönetmeye yardımcı olur.Akşam yemeğinden sonra zerdeçal suyu içmek karaciğerinizi detoksifiye etmeye, sindirimi iyileştirmeye ve yağ kaybını teşvik etmeye yardımcı olabilir; bunların hepsi kilo yönetimi için gereklidir.ÖNEMLİ! Bu doğal içecekleri ve bitkisel çayları tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DfIXyYAlx0a_ax3CoSnjMg.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uyurken, bile, yağ, yakıyor, Akşamları, bardak, içmek, metabolizmayı, hızlandırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/DfIXyYAlx0a_ax3CoSnjMg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Uyurken bile yağ yakıyor! Akşamları 1 bardak içmek metabolizmayı hızlandırıyor"><p>Kilo vermek, özellikle akşam yemeğinden sonra canınız bir şeyler çektiğinde zor olabilir. Gece rutinimize belirli bitkisel içecekler eklemek, fazla kiloları daha etkili bir şekilde vermemize yardımcı olabilir. Bu içecekler sadece sindirime yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda metabolizmayı da hızlandırarak vücudumuzun uyurken bile yağ yakmasını kolaylaştırır. İşte akşam yemeğinden sonra yudumlamayı düşünmemiz gereken 5 bitkisel içecek.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UM86suP2qkyIBCxDC0GnEA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sağlıklı bir şekilde kilo vermek için doğru bir diyet ve egzersiz programına ihtiyacınız var. Diyet ve egzersize ek olarak akşam rutininde yapacağınız bazı değişiklikler ile uyurken bile yağ yakabilmeniz mümkün.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UOaS67ni3k2QLZwUrATmcQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Evde bulunan malzemelerle hazırlayacağınız bazı doğal içecekler bu konusa size yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/o1nUbZ-B9UevxHc0KFp6yw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Basit bir çareyle başlayacak olursak, limonlu ılık su, detoks özelliğiyle bilinen popüler bir içecektir.Limon, antioksidan görevi gören ve vücuttaki toksinlerin atılmasına yardımcı olan C vitamini açısından zengindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6xeMRSGe4UuwgKNSVwY35w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akşam yemeğinden sonra ılık limonlu su içmek, yiyeceklerin daha verimli bir şekilde parçalanmasına yardımcı olan safra üretimini teşvik ederek sindirimi de iyileştirebilir. Bu da şişkinliği önleyebilir ve midenizin hafif hissetmesini sağlayabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7OktJzkMX0GweGyo4WMRbw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeşil çay, kilo verme faydalarıyla bilinir ve bunun iyi bir nedeni vardır. Metabolizmayı hızlandırdığı ve yağ oksidasyonunu artırdığı gösterilen yüksek konsantrasyonda kateşinler, özellikle epigallocatechin gallate (EGCG) içerir.
Akşam yemeğinden sonra yeşil çay yudumlamak, dinlenirken bile vücudunuzun kalori yakmaya devam etmesine yardımcı olabilir. Hafif kafein içeriği ayrıca metabolizma hızını iyileştirmeye yardımcı olur ve onu kilo kaybı için harika bir seçim haline getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ausGYBInXUOBypDB6Oycqw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Limonun aromasını zencefilin rahatlatıcı sıcaklığıyla birleştiren limon-zencefil çayı, kilo kaybı için bir başka mükemmel bitkisel içecektir. Zencefil, metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olan termojenik özelliklere sahiptir ve ayrıca iştahı kontrol etmeye yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Q_Hv5JomQU-1MsDpRoD81g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akşam yemeğinden sonra limon-zencefil çayı içmek ayrıca hazımsızlığı ve şişkinliği hafifletmeye yardımcı olabilir ve bu da onu kilo verme hedeflerinizi desteklerken gününüzü sonlandırmak için mükemmel bir içecek haline getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-sQf2oVA8kS1IIwcb1gRGw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Zerdeçal, kilo kaybını da destekleyen iyi bilinen bir iltihap önleyici baharattır. Zerdeçalın aktif bileşiği olan kurkuminin yağ dokusunun büyümesini baskıladığı ve insülin duyarlılığını artırdığı gösterilmiştir; bu da kiloyu etkili bir şekilde yönetmeye yardımcı olur.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EVmD7dp3Gk6p1PurxrtRlA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Akşam yemeğinden sonra zerdeçal suyu içmek karaciğerinizi detoksifiye etmeye, sindirimi iyileştirmeye ve yağ kaybını teşvik etmeye yardımcı olabilir; bunların hepsi kilo yönetimi için gereklidir.ÖNEMLİ! Bu doğal içecekleri ve bitkisel çayları tüketmeden önce mutlaka bir beslenme uzmanına danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Epilepsi ilacı, uyku apnesi olanlara yardımcı olabilir: Araştırma sonuçları umut verici</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/epilepsi-ilaci-uyku-apnesi-olanlara-yardimci-olabilir-arastirma-sonuclari-umut-verici</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/epilepsi-ilaci-uyku-apnesi-olanlara-yardimci-olabilir-arastirma-sonuclari-umut-verici</guid>
<description><![CDATA[ Yeni araştırmalar, eski bir epilepsi ilacının uyku apnesi semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor, ancak daha büyük çaplı çalışmalara ihtiyaç var. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/06/daha-iyi-uyku.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Epilepsi, ilacı, uyku, apnesi, olanlara, yardımcı, olabilir:, Araştırma, sonuçları, umut, verici</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Decades-old bir epilepsi ilacı olan sulthiame'in uyku apnesi semptomlarını azaltabileceği yeni bir araştırma ile ortaya çıktı. Dünya genelinde 936 milyon insanı etkileyen uyku apnesi, uyku sırasında solunumun durması ve başlaması ile karakterize edilen ciddi bir sağlık sorunudur. Araştırma sonuçları, uyku apnesi tedavisinde kullanılan sürekli pozitif hava yolu basıncı (Cpap) makinelerini kullanamayan hastalar için alternatif bir çözüm sunabileceğini öne sürüyor.

Sahlgrenska Üniversitesi Hastanesi'nden solunum tıbbı profesörü ve çalışmanın baş yazarı Jan Hedner, "Obstrüktif uyku apnesinin standart tedavisi, uyku sırasında hava yollarını açık tutmak için maske aracılığıyla hava üfleyen bir makine kullanmaktır. Ancak, birçok insan bu makineleri uzun süre kullanmakta zorlanıyor, bu yüzden alternatif tedavilere ihtiyaç duyuluyor" dedi.

Bu çalışmada, Çek Cumhuriyeti, Belçika, Fransa, Almanya ve İspanya’da bulunan yaklaşık 300 uyku apnesi hastası üzerinde araştırmalar yapıldı. Hastalara, üst solunum yolu kaslarını uyarıcı etkisi olan sulthiame veya bir plasebo verildi. 12 hafta boyunca katılımcıların solunumu, kan oksijen seviyeleri, kalp ritmi, göz hareketleri ve beyin ile kas aktiviteleri takip edildi. Sonuçlar, sulthiame alan hastaların uyku sırasında solunum durmalarının azaldığını ve kan oksijen seviyelerinin daha yüksek olduğunu gösterdi.

Daha Yüksek Dozlar Daha Etkili

Çalışmanın sonuçlarına göre, ilacı yüksek dozda alan hastaların, solunum durma sıklığı %39.9 oranında azalırken, düşük doz alanlarda bu oran %17.8 olarak kaydedildi. Bu da sulthiame'in uyku apnesi tedavisinde etkili bir seçenek olabileceğini düşündürüyor. 

Hedner, bulguların uyku apnesi tedavisinde mekanik tedavileri kullanamayan hastalar için umut verici olduğunu belirtti.

Daha Fazla Araştırmaya İhtiyaç Var

İlacın uzun vadeli etkileri henüz tam olarak bilinmiyor. Girit Üniversitesi'nde solunum ve uyku tıbbı profesörü Sophia Schiza, araştırmaya dahil olmamakla birlikte, "Uyku apnesi yüksek tansiyon, kalp ve metabolik hastalıklar gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı için bu durumu teşhis etmek ve tedavi etmek büyük önem taşıyor" dedi.

Sulthiame, Avrupa ülkelerinde çocukluk epilepsisi tedavisinde hâlihazırda kullanılmaktadır, ancak bu yeni bulgular, ilacın farklı alanlarda da kullanılabileceğini gösteriyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hızlı kilo vermek zararlı mı? Vücuda etkileri neler?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hizli-kilo-vermek-zararli-mi-vucuda-etkileri-neler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hizli-kilo-vermek-zararli-mi-vucuda-etkileri-neler</guid>
<description><![CDATA[ Hızlı kilo verme vaatlerine kanmayın! Sağlığınızı riske atmadan kilo vermek için uzman desteği alın. Uzun vadeli sağlıklı bir yaşam için, yavaş ve istikrarlı bir şekilde kilo verin. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/hizli-kilo-vermek-zararli-mi-vucuda-etkileri-neler.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hızlı, kilo, vermek, zararlı, mı, Vücuda, etkileri, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tuğçe Huy – Diriliş Postası

"10 Günde 10 Kilo Verin!" gibi cazip vaatlerle dolu bir dünyada, hızlı kilo verme cazip görünebilir. Ancak bu vaatlerin arkasında yatan gerçekler nelerdir? Hızlı kilo verme gerçekten işe yarıyor mu ve riskleri nelerdir?

Hızlı kilo verme nedir?

Hızlı kilo verme, genellikle birkaç hafta içinde haftada 2 kilodan fazla kilo kaybını hedefleyen diyetlerdir. Bu diyetler genellikle şu kategorilere ayrılır:

Açlık Diyetleri: Bu diyetler, tüketilen yiyecekleri ciddi şekilde sınırlar ve oruç tutmayı teşvik eder.

Diyet Hapları ve Takviyeleri: Metabolizmayı hızlandırdığını, yağ yaktığını veya besin emilimini engellediğini iddia eden çeşitli takviyeler mevcuttur.

Çok Düşük Kalorili Diyetler (VLCD): Tıbbi gözetim altında uygulanan VLCD'ler, hızlı kilo verme için kanıtlanmış bir yöntemdir. Ancak genellikle 12 hafta veya daha kısa bir süre için önerilir.

Kremler ve Diğer Cihazlar: Belirli vücut bölgelerinde kullanıldığında kilo kaybına yardımcı olduğunu iddia eden kremler ve bantlar mevcuttur. Ancak bu iddiaların çoğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.



Hızlı kilo verme işe yarıyor mu?

Hızlı kilo verme programlarında, gerçekte yağ yakan şey, bir hap veya yiyecek türü değil, egzersizle birleştirilen önemli miktarda kalori azaltımıdır. Ancak, reçetesiz satılan kilo verme ürünleri konusunda dikkatli olmak önemlidir. FDA, diyet takviyelerini düzenler, ancak bunlara ilaçtan ziyade yiyecek gibi davranır. Bu nedenle, takviyelerin güvenli veya etkili olduğunu göstermek için üreticilerin herhangi bir kanıt sunması gerekmez.

Hızlı kilo vermenin riskleri nelerdir?

Hızlı kilo verme, vücut üzerinde fiziksel talepler yaratır ve şu gibi ciddi risklere yol açabilir:


  Safra kesesi taşları: Birkaç ay içinde büyük miktarda kilo kaybeden kişilerin %12-25'inde görülebilir.
  Dehidratasyon: Bol sıvı içerek önlenebilir.
  Yetersiz beslenme: Protein eksikliğine yol açabilir.
  Elektrolit dengesizlikleri: Bazen yaşamı tehdit edebilir.


Hızlı kilo vermenin yan etkileri:

Hızlı kilo vermenin diğer yan etkileri şunlardır:


  Baş ağrıları
  Sinirlilik
  Tükenmişlik
  Baş dönmesi
  Kabızlık
  Adet düzensizlikleri
  Saç dökülmesi
  Kas kaybı


Hızlı kilo vermek iyi bir fikir mi?

Hızlı kilo verme programına başlamadan önce doktorunuza danışın. Doktorunuz, sağlık durumunuza uygun bir program konusunda rehberlik sağlayabilir.

VLCD'ler, obezite hastaları için, özellikle diyabet, yüksek kolesterol veya yüksek tansiyon gibi ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olanlar için doğru bir seçim olabilir. Ancak, aşırı kısıtlayıcı diyetler birçok uyarıyla birlikte gelir. Bunlara uyulması zordur ve başka sağlık sorunlarına yol açabilir.

Hızlı kilo vermenin sebepleri:

Hızlı, açıklanamayan kilo kaybı, kanser, diyabet, tiroid hastalığı, Crohn, Parkinson, HIV, uyuşturucu kullanımı veya bunama gibi çeşitli sağlık sorunlarının bir belirtisi olabilir. Ayrıca depresyon, anksiyete veya OKB gibi ruh sağlığı sorunlarının da sonucu olabilir.

Kilo kaybı ne zaman endişe vericidir?

Diyetinizde veya fiziksel aktivitenizde hiçbir değişiklik yapmadan bir yıldan kısa bir sürede 10 kilodan veya vücut ağırlığınızın %5'inden fazlasını kaybederseniz sağlık uzmanınıza danışın.

Sağlıksız hızlı kilo kaybı nedir?

Haftada 2 kilodan fazla kilo vermek sağlığınız için tehdit oluşturabilir. Hızlı kilo verme cazip görünse de, sağlıklı ve sürdürülebilir bir kilo verme planı için doktorunuz ve diyetisyeninizle yakın bir şekilde çalışmak önemlidir. Unutmayın, sağlıklı bir yaşam tarzı değişikliği, hızlı bir çözümden daha etkili ve güvenlidir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Boğmaca (Pertussis) hakkında bilmeniz gereken her şey</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bogmaca-pertussis-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bogmaca-pertussis-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey</guid>
<description><![CDATA[ Boğmaca (Pertussis), solunum yollarını etkileyen ve ciddi öksürük nöbetlerine yol açan bulaşıcı bir bakteriyel enfeksiyondur. Özellikle bebekler ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için tehlikeli olabilir. Aşılar, bu hastalıktan korunmada en etkili yöntemdir. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/bogmaca-pertussis-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey-2.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Boğmaca, Pertussis, hakkında, bilmeniz, gereken, her, şey</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır - Diriliş Postası 

Boğmaca, Bordetella pertussis adlı bakteriden kaynaklanan ve özellikle solunum yollarını etkileyen oldukça bulaşıcı bir hastalıktır. İlk başta soğuk algınlığına benzer belirtiler gösteren bu hastalık, ilerleyen günlerde uzun süreli ve şiddetli öksürük nöbetlerine yol açabilir. Bebekler, küçük çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler için ciddi komplikasyonlar oluşturabilir. Boğmaca aşısı, hem hastalığın yayılmasını önlemekte hem de belirtilerin şiddetini azaltmakta önemli bir rol oynar.

Boğmaca (Pertussis) nedir?

Boğmaca, solunum yollarınızı etkileyen ve "Bordetella pertussis" bakterisinden kaynaklanan oldukça bulaşıcı bir enfeksiyondur. Genellikle uzun süreli ve şiddetli öksürüklere neden olur. Özellikle bebekler ve küçük çocuklar için tehlikeli olabilir. Ancak yetişkinler de bu hastalığa yakalanabilir.



Boğmaca belirtileri

Boğmaca ilk başlarda soğuk algınlığına benzer semptomlar gösterir:

- Hafif öksürük

- Hapşırma

- Burun akıntısı

- Düşük ateş

- İshal (nadiren)

Bu semptomlar birkaç gün sürdükten sonra öksürük nöbetleri başlar. Öksürük, genellikle bir dakika veya daha uzun sürebilir ve sonrasında "boğuk" bir nefes alma sesiyle sonlanabilir. Bu nöbetler esnasında kişi hava almakta zorlanabilir.

Boğmaca ve krup arasındaki fark

Krup, viral bir enfeksiyonken, boğmaca bakteriyel bir enfeksiyondur. Boğmaca, "boğuk" bir öksürüğe neden olurken, krup genellikle havlayan bir öksürüğe yol açar. Krup, kendiliğinden iyileşebilir, ancak boğmaca tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

Boğmaca tedavisi

Boğmaca erken teşhis edildiğinde antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Antibiyotikler, hastalığın başkalarına yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir. Bununla birlikte, boğmaca öksürüğü birkaç hafta hatta aylar sürebilir.

Boğmaca aşısı ve önleme yöntemleri

Boğmaca aşısı, DTaP ve Tdap olmak üzere iki formda bulunur. Bebekler, çocuklar ve yetişkinler için farklı aşılama programları mevcuttur. Özellikle bebekler ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerin korunması için aşı önemlidir. Aşı olanlar boğmaca geçirse bile hastalığı daha hafif atlatırlar.

Boğmaca riskleri ve komplikasyonları

Boğmaca özellikle bebekler için tehlikelidir. Nefes almada zorluk çekmelerine ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir:

- Akciğer iltihaplanması

- Beyin hasarı

- Nöbetler

- Zatürre

Yetişkinlerde ise öksürük nöbetleri, kaburga kırıkları veya karın fıtığı gibi sorunlara neden olabilir.

Boğmaca, ciddi komplikasyonlara neden olabilen bir solunum yolu enfeksiyonudur. Aşı, bu hastalıktan korunmanın en etkili yoludur. Özellikle bebeklerin ve bağışıklık sistemi zayıf olanların aşılanması büyük önem taşır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çeneden gelen sesler ciddi sorunların habercisi olabilir!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ceneden-gelen-sesler-ciddi-sorunlarin-habercisi-olabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ceneden-gelen-sesler-ciddi-sorunlarin-habercisi-olabilir</guid>
<description><![CDATA[ Çene ekleminden gelen sesler, ilk başta zararsız gibi görünse de, zamanla ciddi çene ve eklem rahatsızlıklarına yol açabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/cene-ses.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çeneden, gelen, sesler, ciddi, sorunların, habercisi, olabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır – Diriliş Postası

Uzmanlar, bu problemin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebileceğine dikkat çekiyor. Peki, çene ekleminden gelen bu seslerin sebepleri neler olabilir ve nasıl önlem alınmalıdır?

 Çene eklemindeki seslerin nedenleri nelerdir?

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hacer Fulya Üçem, çene ekleminden gelen seslerin birçok farklı nedenden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Diş eksikliği, çene yapısındaki bozukluklar, diş sıkma ve gıcırdatma gibi alışkanlıklar bu seslerin en yaygın nedenlerinden. Ayrıca stres, tüm vücutta olduğu gibi çene sağlığını da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle çene eklemindeki rahatsızlıkların altında yatan stres kaynakları da detaylıca değerlendirilmelidir.

 Tedavi edilmezse daha ciddi sonuçlar doğabilir

Çene ekleminden gelen seslerin ihmal edilmesi, zamanla çene kilitlenmesi ve çene kayması gibi ciddi problemlere yol açabilir. Dr. Üçem, "Eğer bu problem zamanında tedavi edilmezse, ilerleyen aşamalarda çiğneme, konuşma hatta ağzı açıp kapatma gibi basit eylemlerde bile güçlük yaşanabilir." diyor. Özellikle yemek yerken ya da esnerken hissedilen çene sesleri, tedavi edilmediğinde eklemlerde bozulmalara yol açabilir ve ağız kapama sorunlarına neden olabilir.

 Çene kaymasının nedenleri nelerdir?

Çene kayması, genellikle yüze alınan darbeler sonucunda ortaya çıkabilen bir durumdur. Ancak doğuştan gelen çene yapısal bozuklukları da bu duruma yol açabilir. Travmalar, diş hizasındaki bozukluklar ve aşırı gerilen çene kasları da çene kaymasının yaygın sebeplerindendir.

 Çene kilitlenmesi (Trismus) nedir?

Çene kilitlenmesi, çene kaslarının sertleşmesi sonucu ağzın açılıp kapanmasını zorlaştıran bir durumdur. Bu durum, kişilerin konuşma, yeme ve hatta yutkunma gibi basit aktivitelerini bile etkileyebilir. Dr. Üçem, "Çene kilitlenmesi, şiddetli vakalarda yüz estetiğinde bozulmalara yol açabilir. Kilitlenmenin nedenini bulmak ve doğru tedavi yöntemine karar vermek için uzman bir doktora başvurulmalıdır." ifadelerini kullanıyor.

 Çene rahatsızlıklarından nasıl korunabilirsiniz?

Çene eklemi sorunları yaşamamak için erken teşhis ve tedavi oldukça önemlidir. Diş sağlığına dikkat etmek, stresi yönetmek ve aşırı zorlamalardan kaçınmak bu tür sorunları önlemenin başlıca yolları arasında. Ayrıca, çene ağrısı ya da seslerle karşılaşıldığında vakit kaybetmeden bir diş hekimi veya çene cerrahına başvurmak gereklidir.

Sonuç olarak, çene ekleminden gelen sesler, genellikle göz ardı edilse de, ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Erken müdahale ve doğru tedavi yöntemleriyle bu sorunlardan kaçınmak mümkündür.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>50 yaş ve üstüyseniz bu testleri ihmal etmeyin!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/50-yas-ve-ustuyseniz-bu-testleri-ihmal-etmeyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/50-yas-ve-ustuyseniz-bu-testleri-ihmal-etmeyin</guid>
<description><![CDATA[ 50 yaşına geldiyseniz, sağlığınızı korumak için bazı önemli testleri ihmal etmemeniz gerekir. Erken teşhis, birçok ciddi hastalığı önleyebilir ve yaşam kalitenizi artırabilir. Bu basit taramalar, sağlıklı ve uzun bir ömür için kritik öneme sahiptir. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/50-yas-ve-ustuyseniz-bu-testleri-ihmal-etmeyin.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>yaş, üstüyseniz, testleri, ihmal, etmeyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tuğçe Huy  - Diriliş Postası 

Yaş ilerledikçe vücudumuzda bazı değişiklikler meydana gelir ve bu durum, sağlık sorunları riskini artırabilir. Ancak doğru zamanda yapılacak tarama testleri sayesinde birçok hastalığı erkenden yakalamak mümkün. 50 yaş ve üstüyseniz, doktorunuzla bu kritik sağlık testlerini konuşarak sağlığınızı koruma altına alabilirsiniz. İşte 50 yaşından sonra ihmal etmemeniz gereken hayati testler!



 1. Kolon kanseri taraması

Kolon kanseri, dünya genelinde kanser ölümlerinin başlıca nedenlerinden biridir. 45 yaşından itibaren kolon kanseri riskiniz artar. Kolonoskopi en sık önerilen tarama yöntemidir, ancak farklı test seçenekleri de mevcuttur. Doktorunuza sizin için hangi testin en uygun olduğunu danışın.

 2. Kilonuzu kontrol edin

50 yaş sonrası kilo alımı sık görülen bir durumdur. Kilonuzu düzenli olarak takip edin ve dengeli beslenme ile egzersizi hayatınıza dahil edin. Aşırı kilo, kalp hastalığı, diyabet ve eklem sorunları gibi birçok sağlık problemine yol açabilir.



 3. Tansiyon kontrolü

Yüksek tansiyon, kalp krizi, felç, böbrek hastalıkları ve görme kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Tansiyonunuzu düzenli olarak kontrol ettirerek bu sinsi tehlikeyi önleyebilirsiniz.

 4. Kolesterol profili

Yüksek kolesterol, kalp krizi ve felç riskini artırır. Kolesterol seviyenizi en az 4-6 yılda bir kontrol ettirin. Yüksek risk altındaysanız, doktorunuz daha sık test yaptırmanızı önerebilir.



 5. Kan şekeri kontrolü

Tedavi edilmeyen diyabet, kalp hastalığı, böbrek yetmezliği ve görme kaybına neden olabilir. Her 3 yılda bir açlık kan şekeri testi yaptırarak diyabeti erken teşhis edip önlem alabilirsiniz.



 6. Kadınlar için: Pelvik muayene ve Pap Smear

Kadınlar için pelvik muayene ve Pap testi, serviks kanserini erken evrede yakalayarak hayat kurtarabilir. Pap testi ve HPV testi kombinasyonu, 30-65 yaş arası kadınlarda tarama aralıklarını 3 yıldan 5 yıla kadar çıkarabilir. 65 yaş ve üzeri kadınlar, son 10 yıl içinde en az üç negatif Pap testi veya iki negatif HPV testi sonucu aldıysa taramayı bırakabilir. Ancak, sigara içme, HPV öyküsü veya serviks kanseri riski olan kadınlar taramaya devam etmelidir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>En iyi Kalsiyum ve D vitamini gıdaları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/en-iyi-kalsiyum-ve-d-vitamini-gidalari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/en-iyi-kalsiyum-ve-d-vitamini-gidalari</guid>
<description><![CDATA[ Kalsiyum ve D vitamini, kemiklerinizin ve genel sağlığınızın korunmasında kritik bir rol oynar. Yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı, osteoporoz ve diğer sağlık sorunlarının önlenmesine yardımcı olabilir. Sağlıklı bir yaşam için, bu besinleri yeterli miktarda tüketmek önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/kalsiyum-d-vitamini-u.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>iyi, Kalsiyum, vitamini, gıdaları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ufuk Coşkun - Diriliş Postası 

Kalsiyum ve D vitamini, vücudumuzun temel ihtiyaçlarından biridir ve kemik sağlığımız üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bu besinler, sadece güçlü kemikler oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sistemimizi destekler ve çeşitli sağlık risklerini azaltır. Yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini almak, osteoporoz gibi ciddi sağlık sorunlarının önüne geçebilir. Doğru besinleri tüketmek ve gerektiğinde takviye kullanmak, sağlığınızı korumanın anahtarıdır.

Kalsiyum ve D vitamininin rolü nedir?

Kalsiyum ve D vitamini, vücudunuzun sağlıklı bir şekilde işlev göstermesi için gerekli besinlerdir. Kalsiyum bir mineraldir, D vitamini ise hem yiyeceklerde bulunan bir vitamin hem de vücudunuzun ürettiği bir hormondur. Bu besinler kemiklerinizin ve kaslarınızın sağlıklı kalmasına, sinirlerinizin düzgün çalışmasına yardımcı olur.

D vitamini ayrıca:

- Vücudunuzun kalsiyum ve fosforu emmesine yardımcı olur.

- Bağışıklık sisteminizi güçlendirir.

Kalsiyum:

- Kanınızın damarlarınızda akmasına yardımcı olur.

- Hormonların kan dolaşımınıza girmesine destek olur.

Yeterli kalsiyum almazsanız, vücudunuz kemiklerinizden kalsiyum çekmeye başlar ve bu da kemiklerin zayıflamasına neden olabilir. Düşük kalsiyum seviyesi osteoporoz riskini artırabilir ve kemiklerin kırılma olasılığını yükseltebilir. Ayrıca, düşük D vitamini seviyesi osteoporoz riskini artırabilir ve osteomalazi adı verilen ağrı ve zayıf kemiklere yol açabilir.

Nadiren, çocuklar düşük D vitamini alımı nedeniyle raşitizm hastalığına yakalanabilir. Raşitizm, kemiklerin zayıf, deforme olmuş ve ağrılı olmasına neden olur.

D vitamini bağışıklık sisteminiz için de önemlidir ve düşük seviyeleri şu durumlarla ilişkilendirilmektedir:

- Multipl skleroz

- Tip 1 diyabet

- Soğuk algınlığı ve grip

- Romatoid artrit ve sedef hastalığı gibi otoimmün durumlar

Düşük D vitamini seviyelerinin şu riskleri artırabileceği düşünülmektedir:

- Kalp krizi

- Felç

- Kalp hastalığı

- Tip 2 diyabet

- Düşünme becerilerinde sorunlar

- Kanser

Ne kadar ihtiyacınız var?

İşte günlük kalsiyum ve D vitamini ihtiyacınızın miktarı:





Mg: miligram 

Mcg: mikrogram 

IU: uluslararası birimler

Özellikle yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini almıyorsanız veya osteoporoz riski altındaysanız, doktorunuz daha yüksek seviyelerde kalsiyum ve D vitamini önerilebilir.

D vitamini zengini gıdalar

Vücudunuz güneşe maruz kalarak D vitamini üretebilse de, bazı yiyecekler doğal olarak D vitamini içerir. İşte D vitamini açısından zengin bazı gıdalar:

- Doğal ortamda yakalanmış somon: 3,5 ons başına 600-1.000 IU

- Çiftlikte yetiştirilen somon: 3,5 ons başına 100-250 IU

- Konserve sardalya: 3,5 ons başına 300 IU

- Konserve ton balığı: 3,5 ons başına 236 IU

- Taze shiitake mantarı: 3,5 ons başına 100 IU

- Yumurta sarısı: Her sarısı için 20 IU]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sigara içmenin göze etkileri neler?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sigara-icmenin-goeze-etkileri-neler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sigara-icmenin-goeze-etkileri-neler</guid>
<description><![CDATA[ Sigara içmenin sağlık üzerindeki tehlikeleri uzun zamandır bilinmektedir. Nikotin bağımlılığı, uzun vadeli ve sakatlayıcı sağlık etkileriyle ilişkilendirilir ve bu konuda kamu spotları yıllardır medyada yer almaktadır. Sigara içmenin etkilediği organlardan biri de gözlerdir. Göz sağlığı üzerinde sigaranın neden olduğu hastalıklar arasında glokom, katarakt ve kuru göz sendromu bulunmaktadır. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/goz-sagligi.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sigara, içmenin, göze, etkileri, neler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır – Diriliş Postası

Sigara içmenin, gözlerde oksijen azalmasına yol açtığı göz önüne alındığında, yaşa bağlı makula dejenerasyonu (AMD) riski üzerinde de önemli bir etkisi olduğu belirtilmiştir. AMD, retinada hasara neden olan ve potansiyel görme kaybına yol açabilen bir göz hastalığıdır. AMD'nin semptomları arasında bulanık görme, görme merkezinde koyu lekeler, düz çizgilerin dalgalı algılanması ve renklerin soluk görünmesi yer alır.



Baylor Tıp Fakültesi'nden retina uzmanı ve cerrah Dr. Christina Weng, sigara içmenin AMD'yi birkaç farklı şekilde kötüleştirdiğini açıklamaktadır. Sigaralardaki kimyasallar, hücrelere zarar vererek göze gerekli besinleri taşıyan serbest radikaller ve antioksidanların dengesini bozabilir. Ayrıca sigara içmek, göze normal oksijen akışını engelleyen bir inflamatuar tepkiye neden olabilir.



E-sigaraların uzun vadeli sağlık etkileri hala araştırılmaktadır. Ancak Dr. Weng'e göre, e-sigaraların zararları normal sigara dumanının zararları kadar belirgin olmasa da, her türlü sigaradan uzak durmak en sağlıklısıdır.

Sigarayı bırakmanın AMD riskini azalttığı belirtilmektedir. Araştırmalar, 20 yıllık sigarayı bıraktıktan sonra AMD geliştirme riskinin sigara içmeyenlerle aynı seviyeye geldiğini göstermektedir. Sigarayı bıraktığınız her yıl, riskin göreceli olarak azaldığı vurgulanmaktadır.



NYU Langone Health'ten retina oftalmologu ve cerrahı Dr. Vaidehi Dedania, sigara içmenin göz hastalığına genetik yatkınlığı olan kişilerde AMD riskini artırabileceğini belirtmektedir. Ancak, her bir faktörün AMD gelişimindeki rolünü belirlemek zor olabilir. Özellikle diyabetli bireylerde sigara içmenin kan damarlarını ve kardiyovasküler sistemi nasıl etkilediği konusunda da araştırmalar devam etmektedir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul&amp;apos;da maymun çiçeği vakası mı görüldü? İlk açıklama geldi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-maymun-cicegi-vakasi-mi-goeruldu-ilk-aciklama-geldi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-maymun-cicegi-vakasi-mi-goeruldu-ilk-aciklama-geldi</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Beyoğlu ilçesinde bir kişinin maymun çiçeği virüsü taşıdığına dair sosyal medyada çıkan iddialara ilişkin açıklama yaptı. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/istanbulda-maymun-cicegi-vakasi-mi-goruldu-ilk-aciklama-geldi.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İstanbulda, maymun, çiçeği, vakası, mı, görüldü, İlk, açıklama, geldi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İddialar üzerine, yabancı uyruklu kişi sağlık protokollerine uygun olarak hastaneye sevk edilerek gerekli tetkik ve incelemeler yapıldı. Yapılan testler sonucunda kişide maymun çiçeği hastalığı bulunmadığı tespit edildi.

"Maymun Çiçeği Olmadığı Tespit Edilmiştir"

Yapılan açıklamada;

"İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yabancı uyruklu bir kişinin maymun çiçeği hastalığı taşıdığına dair sosyal medyadan haberler paylaşılmıştır. Kişi sağlık protokollerine uygun olarak gerekli tetkik ve tıbbi incelemeler yapılmak üzere hastaneye nakledilmiştir. Gerekli inceleme, tetkik ve test sonucu neticesinde kişi de maymun çiçeği hastalığı olmadığı tespit edilmiştir. Bulaşıcı hastalıkların takip ve kontrolünü yapacak gerekli donanım ve kabiliyetlere sahip güçlü sağlık altyapımızın olduğunun bilinmesi, sosyal mecralarda dolaşan kaynağı belirsiz haberlere itibar edilmemesini önemle rica ederiz." ifadelerine yer verildi.


İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yabancı uyruklu bir kişinin maymun çiçeği hastalığı taşıdığına dair sosyal medyadan haberler paylaşılmıştır. Kişi sağlık protokollerine uygun olarak gerekli tetkik ve tıbbi incelemeler yapılmak üzere hastaneye nakledilmiştir.

Gerekli inceleme,… pic.twitter.com/x357bizEwI
— İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü (@ismgovtr) September 11, 2024]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nden &amp;quot;İstanbul’da maymun çiçeği görüldü&amp;quot; iddialarına ilişkin açıklama</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/istanbul-il-saglik-mudurlugunden-istanbulda-maymun-cicegi-goeruldu-iddialarina-iliskin-aciklama</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/istanbul-il-saglik-mudurlugunden-istanbulda-maymun-cicegi-goeruldu-iddialarina-iliskin-aciklama</guid>
<description><![CDATA[ İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada hastaneye kaldırılan kişide maymun çiçeği hastalığı olmadığının tespit edildiği belirtildi. ]]></description>
<enclosure url="http://www.dirilispostasi.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İstanbul, İl, Sağlık, Müdürlüğü’nden, İstanbul’da, maymun, çiçeği, görüldü, iddialarına, ilişkin, açıklama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada hastaneye kaldırılan kişide maymun çiçeği hastalığı olmadığının tespit edildiği belirtildi.

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, "İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde yabancı uyruklu bir kişinin maymun çiçeği hastalığı taşıdığına dair sosyal medyadan haberler paylaşılmıştır. Kişi sağlık protokollerine uygun olarak gerekli tetkik ve tıbbi incelemeler yapılmak üzere hastaneye nakledilmiştir. Gerekli inceleme, tetkik ve test sonucu neticesinde kişide maymun çiçeği hastalığı olmadığı tespit edilmiştir. Bulaşıcı hastalıkların takip ve kontrolünü yapacak gerekli donanım ve kabiliyetlere sahip güçlü sağlık altyapımızın olduğunun bilinmesini, sosyal mecralarda dolaşan kaynağı belirsiz haberlere itibar edilmemesini önemle rica ederiz" denildi.

(RU-]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kilo kaybı için yüksek proteinli diyet ile sağlıklı kilo verme için ipuçları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kilo-kaybi-icin-yuksek-proteinli-diyet-ile-saglikli-kilo-verme-icin-ipuclari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kilo-kaybi-icin-yuksek-proteinli-diyet-ile-saglikli-kilo-verme-icin-ipuclari</guid>
<description><![CDATA[ Yüksek proteinli bir diyet, açlığınızı bastırmanıza yardımcı olabilir ve bu da kilo vermenizi kolaylaştırabilir. Beslenmenize biraz ekstra protein eklemeyi deneyebilirsiniz. Kendinize bir hafta verin ve proteini kademeli olarak artırın. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/yuksek-protein.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kilo, kaybı, için, yüksek, proteinli, diyet, ile, sağlıklı, kilo, verme, için, ipuçları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Tuğçe Huy – Diriliş Postası

Protein seçiminizde dikkatli olmalısınız. Beslenmenize çok fazla protein eklemeyi planlıyorsanız veya karaciğer ya da böbrek rahatsızlığınız varsa, öncelikle doktorunuza danışmalısınız. Peki, rahatsızlığınız yoksa kilo kaybı için yüksek proteinli diyet, nasıl yapılmalı?

 Protein nedir ve nerelerde bulunur?

Protein, vücudunuz için hayati öneme sahip bir besin maddesidir. İşte protein açısından zengin ve düşük doymuş yağ ve kalori içeren bazı besin kaynakları:

- Yağsız etler

- Deniz ürünleri

- Fasulye

- Soya

- Az yağlı süt ürünleri

- Yumurtalar

- Kuruyemişler ve tohumlar

Protein kaynaklarınızı çeşitlendirmek iyi bir fikirdir. Örneğin, omega-3 açısından zengin somon veya diğer balıklar, lif ve protein sağlayan fasulye veya mercimek, salatalarınıza ceviz veya yulaf ezmenize badem ekleyebilirsiniz.



 Protein içeren besinler ve miktarları

- 1/2 su bardağı az yağlı süzme peynir: 12,4 gr

- 3 ons sert tofu: 9 gr

- 1/2 su bardağı pişmiş mercimek: 9 gr

- 2 yemek kaşığı doğal fıstık ezmesi: 7 gr (7g) veya badem ezmesi (6,7 gr)

- 3 ons derisiz tavuk göğsü: 26 gr

- 3 ons balık filetosu (balık türüne bağlı olarak): 17-20 gr

- 1 ons provolone peyniri: 7 gr

- 1/2 su bardağı pişmiş barbunya fasulyesi: 7,7 gr

- 1 ons badem: 6 gr

- 1 büyük yumurta: 6 gr

- 4 ons az yağlı sade yoğurt: 6 gr

- 4 ons soya sütü: 3,5 gr

- 4 ons yağsız süt: 4 gr

 Karbonhidratlar ve yağlar

Yüksek proteinli beslenmenizi desteklemek için "akıllı karbonhidratları" da tüketmelisiniz:

- Meyveler

- Sebzeler

- Tam tahıllar

- Fasulye ve baklagiller (bu iki grup da protein içerir)

- Az yağlı süt ve yoğurt (bu ikisi de protein içerir)

Ayrıca, sağlıklı yağları da diyetinize eklemeyi unutmayın:

- Kuruyemişler ve doğal kuruyemiş ezmeleri

- Tohumlar

- Zeytinler

- Sızma zeytinyağı ve kanola yağı

- Balık

- Avokadolar

İştahınızı yönetmenize yardımcı olmak için günlük kalorilerinizi dört veya beş küçük öğüne veya ara öğüne bölmeniz de faydalı olacaktır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlar uyarıyor! Kız çocukları kimyasallar nedeniyle erken ergenliğe giriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-uyariyor-kiz-cocuklari-kimyasallar-nedeniyle-erken-ergenlige-giriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlar-uyariyor-kiz-cocuklari-kimyasallar-nedeniyle-erken-ergenlige-giriyor</guid>
<description><![CDATA[ ABD’de yapılan son araştırmalar, kız çocuklarının deterjan, parfüm ve kişisel bakım ürünlerinde bulunan zararlı kimyasallara maruz kalmaları nedeniyle ergenliğe daha erken girdiğini ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/kiz-cocuklari.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlar, uyarıyor, Kız, çocukları, kimyasallar, nedeniyle, erken, ergenliğe, giriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır – Diriliş Postası

ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) tarafından gerçekleştirilen bu çalışma, erken ergenliğin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor.

Kimyasal maruziyet ve erken ergenlik

NIH araştırmacıları, kişisel bakım ürünlerinde yaygın olarak kullanılan bazı kimyasalların çocukların ergenlik süreçlerini hızlandırdığını tespit etti. Özellikle "misk amberi" gibi parfümlerde kullanılan kimyasal bileşikler, kız çocuklarının ergenliğe daha erken girmesine neden olabiliyor. Araştırmacılardan Dr. Natalie Shaw, bu zararlı kimyasalların kızlarda ergenlik sürecinde kilit rol oynayan hormon reseptörlerini etkileyebileceğini vurguladı.



Sağlık sorunlarına kapı aralıyor

Erken ergenliğe giren kız çocukları, obezite, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve meme kanseri gibi sağlık sorunlarına daha yatkın hale geliyor. Psikososyal sorunlar da bu durumun olası sonuçları arasında yer alıyor. Uzmanlar, ebeveynleri çocukları için kişisel bakım ürünleri kullanırken dikkatli olmaları konusunda uyarıyor.

Ebeveynler nelere dikkat etmeli?

Shaw, ailelerin özellikle parfüm, deterjan ve diğer kimyasal içeren ürünleri satın alırken içeriklerine dikkat etmeleri gerektiğini belirtti. Erken yaşta maruz kalınan bu kimyasalların, ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten uzmanlar, bu tür ürünlerin kullanımında dikkatli olunmasını öneriyor.

Araştırmanın sonuçları, prestijli bilim dergisi *Endocrinology*'de yayımlandı ve bilim camiasında büyük yankı uyandırdı. Ebeveynler için önemli bir rehber niteliği taşıyan bu çalışma, çocukların sağlığını koruma adına atılması gereken adımları bir kez daha gözler önüne seriyor.

Doğal ürünler tercih edin!

Kimyasal maddelerden arındırılmış, doğal ve organik ürünler kullanarak kız çocuklarınızı erken ergenlik riskinden koruyabilirsiniz. Uzmanlar, çocukların sağlıklı bir büyüme süreci geçirmesi için bu adımların kritik olduğunu vurguluyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Pakistan&amp;apos;da 6&amp;apos;ncı Maymun Çiçeği vakası tespit edildi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/pakistanda-6nci-maymun-cicegi-vakasi-tespit-edildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/pakistanda-6nci-maymun-cicegi-vakasi-tespit-edildi</guid>
<description><![CDATA[ Pakistan&#039;da tespit edilen Maymun Çiçeği virüsü vakalarının 6&#039;ya çıktığı bildirildi. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/yan67.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Pakistanda, 6ncı, Maymun, Çiçeği, vakası, tespit, edildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Pakistan Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Hayber Pahtunhva eyaletinin Dir ilçesinde yaşayan ve yakın zamanda bir Orta Doğu ülkesinden dönen kişide Maymun Çiçeği (mpox) virüsünün tespit edildiği kaydedildi.

Bu kişinin Peşaver Havaalanı'nda yapılan sağlık taraması sonucunun pozitif çıkmasıyla karantina altına alındığı aktarıldı.

Pakistan'da tespit edilen 6 vakanın da ülke dışından gelen kişilerde tespit edildiği belirtildi.

M çiçeği virüsü, 14 Ağustos'ta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından "uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu" olarak ilan edilmişti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Diz ağrısının üç ana nedeni! Bu belirtilere dikkat</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/diz-agrisinin-uc-ana-nedeni-bu-belirtilere-dikkat</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/diz-agrisinin-uc-ana-nedeni-bu-belirtilere-dikkat</guid>
<description><![CDATA[ Diz ağrısı, özellikle merdiven inip çıkarken, çömelirken ya da yürürken günlük yaşamı zorlaştırabilir. Peki, diz ağrısının temel nedenleri nelerdir? ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/diz-agtilari-3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Diz, ağrısının, üç, ana, nedeni, belirtilere, dikkat</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır – Diriliş Postası

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mirza Zafer Dağtaş, diz ağrısına neden olan başlıca sorunlara dikkat çekiyor. İşte diz ağrısının 3 yaygın nedeni:

 1. Menisküs yırtıkları

Diz eklemi içinde bulunan C şeklindeki kıkırdaklar, ani hareketler ve zorlanmalar sonucu yırtılabilir. Menisküs yırtıklarının en yaygın belirtisi, diz hareketleri sırasında artan ağrıdır. Bu yırtıklar zamanında tedavi edilmezse, eklem kıkırdağına zarar verip kireçlenmeye yol açabilir. Menisküs yırtığı tedavisinde artroskopik yöntemle yapılan cerrahiler sayesinde hasta hızla iyileşebilir. Menisküs tamir edilirse gelecekte kireçlenme riski azaltılır.



 2. Kıkırdak hasarı

İlerleyen yaş veya travmalar kıkırdakların aşınmasına ve diz ağrısına yol açabilir. Kıkırdak hasarı, diz eklemindeki kıkırdağın yapısının bozulmasıyla oluşur. Kıkırdak hasarı olan hastalarda, diz içi enjeksiyonlar ve cerrahi yöntemlerle ağrı kontrol altına alınabilir. Doç. Dr. Dağtaş, tedavinin başarılı olması için sabırlı olunması gerektiğini vurguluyor.



 3. Kireçlenme (osteoartrit)

Diz kireçlenmesi, kıkırdağın tamamen aşınması sonucu ortaya çıkan bir eklem hastalığıdır. Ağrının yanı sıra dizde sertlik ve şişlik görülebilir. Kireçlenme tedavisinde, kısmi ya da total diz protezi uygulanarak hastanın ağrısız bir yaşam sürmesi sağlanır. Son yıllarda robot yardımlı protez cerrahisi ile daha hassas ve uzun ömürlü protezler kullanılmaktadır.

 Diz ağrılarında erken teşhis ve tedavi önemli

Diz ağrısı şikayetiniz varsa, “nasılsa geçer” dememelisiniz. Ağrı birkaç gün içinde geçmezse ve diz hareketlerinde kısıtlanma başladıysa mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kahvaltıda Tüketilebilen Sağlıklı Karbonhidratlar</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kahvaltida-tuketilebilen-saglikli-karbonhidratlar</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kahvaltida-tuketilebilen-saglikli-karbonhidratlar</guid>
<description><![CDATA[ Kahvaltıda sağlıklı karbonhidratlar tüketmek, günün erken saatlerinde enerjik ve zinde kalmak için önemlidir. Bu tür karbonhidratlar, sindirimi uzun süren kompleks yapılar içerir, bu da kan şekerinin dengelenmesine ve uzun süre tok kalmaya yardımcı olur. Örneğin, tam tahıllı ekmekler ve yulaf ezmesi, yüksek lif içeriği ile sindirimi yavaşlatır ve bu sayede gün boyunca enerjik kalmanızı sağlar. […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kahvaltıda, Tüketilebilen, Sağlıklı, Karbonhidratlar</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kahvaltıda sağlıklı karbonhidratlar tüketmek, günün erken saatlerinde enerjik ve zinde kalmak için önemlidir. Bu tür karbonhidratlar, sindirimi uzun süren kompleks yapılar içerir, bu da kan şekerinin dengelenmesine ve uzun süre tok kalmaya yardımcı olur. Örneğin, tam tahıllı ekmekler ve yulaf ezmesi, yüksek lif içeriği ile sindirimi yavaşlatır ve bu sayede gün boyunca enerjik kalmanızı sağlar. Ayrıca, tam tahıllı ürünler B vitaminleri, demir ve magnezyum gibi önemli besin öğeleri açısından zengindir, bu da genel sağlık ve enerji seviyeleri üzerinde olumlu etkiler yapar.</p>



<p>Kahvaltıda tercih edilebilecek diğer sağlıklı karbonhidrat kaynakları arasında meyveler ve sebzeler bulunur. Özellikle taze meyveler, doğal şekerler ve lif içerdikleri için hem tatlı bir seçenek sunar hem de vücuda gerekli vitamin ve mineralleri sağlar. Yaban mersini, elma ve armut gibi meyveler, hem sindirimi destekleyen hem de enerji seviyelerini artıran mükemmel seçeneklerdir. Sebzeler ise, düşük kalorili ve yüksek besin değerli olmaları sayesinde sağlıklı bir kahvaltının önemli parçalarıdır; örneğin, ıspanak ve domates, antioksidanlar ve vitaminler bakımından zengindir.</p>



<p>Son olarak, kahvaltıda tam tahıllı veya kepekli ürünlerin yanı sıra, sağlıklı karbonhidrat kaynakları olarak kinoa veya chia tohumları da kullanılabilir. Kinoa, protein ve lif içeriği ile öne çıkar, sindirimi destekler ve uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Chia tohumları ise omega-3 yağ asitleri ve antioksidanlar açısından zengindir, bu da hem beyin fonksiyonlarını destekler hem de enerjik bir başlangıç yapmanızı sağlar. Bu tür sağlıklı karbonhidratlar, dengeli bir kahvaltı yaparak gününüzü enerjik ve verimli bir şekilde geçirebilmenize yardımcı olur.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-1.jpg" alt="Sağlıklı Karbonhidratlar" class="wp-image-18126" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Sağlıklı Karbonhidratlar</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Sağlıklı Karbonhidratlarla Kahvaltı Önerileri</h2>



<p>Sağlıklı karbonhidratlarla kahvaltı yaparken, hem besleyici hem de enerjik bir başlangıç yapmanız mümkündür. İşte sağlıklı karbonhidrat kaynaklarını içeren bazı kahvaltı önerileri:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Tam Tahıllı Yulaf Ezmesi:</strong> Yulaf ezmesi, kompleks karbonhidratlar ve lif açısından zengin olup, uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Üzerine taze meyveler (örneğin yaban mersini, elma dilimleri veya muz), biraz ceviz veya badem ekleyerek lezzetli ve besleyici bir kahvaltı hazırlayabilirsiniz. Ayrıca, yulaf ezmenizi süt veya bitkisel süt alternatifleriyle pişirerek, protein ve kalsiyum da ekleyebilirsiniz.</li>



<li><strong>Tam Tahıllı Ekmek Üzerine Avokado ve Yumurta:</strong> Tam tahıllı ekmek, yüksek lif içeriği ve kompleks karbonhidratlar sunar. Üzerine ezilmiş avokado sürüp, haşlanmış veya gözlenmiş bir yumurta ekleyerek, hem sağlıklı yağlar hem de protein alabilirsiniz. Avokado, kalp sağlığı için faydalı yağlar içerirken, yumurta protein ve vitamin kaynağıdır.</li>



<li><strong>Kinoa ve Sebzelerle Hazırlanan Kahvaltı Bowl’u:</strong> Kinoa, protein ve lif açısından zengin bir tam tahıldır ve kahvaltıda mükemmel bir seçenek sunar. Haşlanmış kinoayı bir tabakta sebzelerle (örneğin, ıspanak, domates, biber) karıştırabilirsiniz. Üzerine biraz zeytinyağı ve limon suyu ekleyerek lezzetlendirebilir ve taze otlarla süsleyebilirsiniz. Bu kahvaltı, dengeli bir beslenme için gereken vitamin ve mineralleri sağlar.</li>



<li><strong>Chia Tohumlu Smoothie:</strong> Chia tohumları, omega-3 yağ asitleri ve lif bakımından zengindir. Bir smoothie hazırlamak için bir miktar chia tohumunu, taze meyve (örneğin muz, çilek veya mango), bir avuç ıspanak ve biraz süt veya bitkisel süt ile karıştırabilirsiniz. Chia tohumları, smoothie’nizin kıvamını artırır ve besin değerini zenginleştirir.</li>



<li><strong>Meyve ve Yoğurtlu Parfait:</strong> Bir kap sade yoğurdun üzerine taze meyveler ve tam tahıllı granola ekleyerek hazırlayabileceğiniz bir parfait, lezzetli ve besleyici bir kahvaltı seçeneğidir. Yoğurt, probiyotikler ve protein sağlar, meyveler doğal şeker ve vitaminler sunar, granola ise ek lif ve enerji kaynağıdır.</li>
</ol>



<p>Bu kahvaltı önerileri, sağlıklı karbonhidratlar içerir ve hem besleyici hem de tatmin edici bir başlangıç yapmanıza yardımcı olur. Her biri, vücudunuzun gün boyunca ihtiyaç duyduğu enerjiyi ve besin öğelerini sağlar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-2.jpg" alt="Sağlıklı Karbonhidratlarla Kahvaltı " class="wp-image-18127" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-2-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-2-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-2-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Sağlıklı Karbonhidratlarla Kahvaltı</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Sağlıklı Karbonhidratların Sağladığı Faydalar</h2>



<p>Sağlıklı karbonhidratlar, dengeli bir beslenmenin temel taşlarından biridir ve birçok sağlık faydası sağlar. İşte sağlıklı karbonhidratların sunduğu başlıca yararlar:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Uzun Süre Tok Kalma:</strong> Sağlıklı karbonhidratlar, özellikle kompleks karbonhidratlar ve lif açısından zengin olanlar, sindirim sürecini yavaşlatarak daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Bu, kan şekerinin dengelenmesini sağlar ve aşırı yemek yeme riskini azaltır. Tam tahıllı ürünler, yulaf ezmesi ve sebzeler gibi kaynaklar, bu uzun süreli doygunluk hissini sağlayan gıdalardır.</li>



<li><strong>Enerji Sağlama:</strong> Karbonhidratlar, vücudun ana enerji kaynağıdır. Sağlıklı karbonhidratlar, sindirim sırasında glikoz olarak parçalanır ve bu glikoz, kaslar ve beyin gibi organlar için gerekli enerjiyi sağlar. Özellikle kahvaltıda tüketilen tam tahıllı ürünler ve meyveler, gün boyunca enerjik ve zinde kalmanıza yardımcı olur.</li>



<li><strong>Sindirim Sistemi Sağlığı:</strong> Lif içeren sağlıklı karbonhidratlar, sindirim sistemi sağlığını destekler. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler, kabızlığı önler ve sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olur. Tam tahıllar, sebzeler ve meyveler gibi yüksek lifli gıdalar, sindirim sürecinin düzgün ilerlemesini sağlar ve bağırsak sağlığını iyileştirir.</li>



<li><strong>Kan Şekerini Düzenleme:</strong> Sağlıklı karbonhidratlar, kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olur. Kompleks karbonhidratlar ve lif, glikozun kana yavaş bir şekilde geçmesini sağlar, bu da ani kan şekeri dalgalanmalarını ve insülin salınımını önler. Bu, özellikle diyabet riskini azaltma ve mevcut diyabetin yönetilmesi için önemlidir.</li>



<li><strong>Besin Öğeleri ve Antioksidanlar:</strong> Sağlıklı karbonhidrat kaynakları, çeşitli vitaminler, mineraller ve antioksidanlar içerir. Örneğin, meyveler ve sebzeler, vücudu serbest radikallere karşı koruyan antioksidanlar sağlar. Ayrıca, tam tahıllar B vitaminleri ve demir gibi önemli besin öğeleri sunar, bu da genel sağlık ve enerji seviyeleri üzerinde olumlu etkiler yapar.</li>
</ol>



<p>Sağlıklı karbonhidratlar, bu faydalar sayesinde dengeli bir diyetin önemli bir parçasıdır. Onları düzenli olarak tüketmek, genel sağlık durumunu iyileştirmeye ve uzun vadede daha sağlıklı bir yaşam sürmeye yardımcı olur.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-3.jpg" alt="Sağlıklı Karbonhidratların Sağladığı Faydalar" class="wp-image-18128" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-3-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-3-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/08/Saglikli-Karbonhidratlar-3-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Sağlıklı Karbonhidratların Sağladığı Faydalar</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kurutulmuş Gıdalar Sağlıklı Mıdır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kurutulmus-gidalar-saglikli-midir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kurutulmus-gidalar-saglikli-midir</guid>
<description><![CDATA[ Kurutulmuş gıdalar, su içerikleri azaltılarak raf ömürleri uzatılan yiyeceklerdir. Bu yöntemle yiyeceklerin bozulması engellenir ve mevsim dışı yiyeceklerin yıl boyunca tüketilmesi mümkün hale gelir. Kurutma işlemi, gıdaların besin değerlerini büyük oranda korur, özellikle de lif, mineral ve vitamin açısından zengin olan sebze, meyve ve et ürünlerinde. Ancak bazı vitaminler, özellikle C vitamini gibi suda çözünür […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kurutulmuş, Gıdalar, Sağlıklı, Mıdır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Kurutulmuş gıdalar, su içerikleri azaltılarak raf ömürleri uzatılan yiyeceklerdir. Bu yöntemle yiyeceklerin bozulması engellenir ve mevsim dışı yiyeceklerin yıl boyunca tüketilmesi mümkün hale gelir. Kurutma işlemi, gıdaların besin değerlerini büyük oranda korur, özellikle de lif, mineral ve vitamin açısından zengin olan sebze, meyve ve et ürünlerinde. Ancak bazı vitaminler, özellikle C vitamini gibi suda çözünür vitaminler, kurutma sürecinde kaybolabilir.</p>



<p>Kurutulmuş gıdaların sağlığa faydaları arasında uzun süre bozulmadan saklanabilmeleri, pratik olmaları ve enerji yoğunluğu açısından zengin olmaları sayılabilir. Lif bakımından zengin oldukları için sindirim sistemine faydalıdır ve antioksidanlar içerirler. Meyve ve sebzelerin kurutulmuş halleri, taze formlarına göre daha yoğun besin içerebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, şeker eklenmiş kurutulmuş meyvelerin aşırı tüketimi, gereksiz kalori alımına ve kan şekeri dengesizliklerine yol açabilir.</p>



<p>Sağlıklı bir beslenme planı için kurutulmuş gıdalar dikkatli ve dengeli bir şekilde tüketilmelidir. Hazır satılan kurutulmuş gıdaların içeriğinde koruyucu maddeler, ekstra şeker veya tuz eklenmiş olabilir. Bu nedenle etiket okumak ve doğal yöntemlerle kurutulmuş gıdaları tercih etmek önemlidir. Genel olarak, kurutulmuş gıdalar sağlıklı bir beslenmenin parçası olabilir, ancak taze yiyeceklerle dengeli bir şekilde tüketilmelidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="646" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-3.jpg" alt="Kurutulmuş Gıdalar " class="wp-image-18144" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-3-300x242.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-3-768x620.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-3-600x485.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Kurutulmuş Gıdalar</strong></figcaption></figure></div>


<h2>En Sağlıklı Kurutulmuş Gıdalar Hangileridir?</h2>



<p>En sağlıklı kurutulmuş gıdalar, doğal olarak besin değerlerini koruyan ve minimum işleme tabi tutulan yiyeceklerdir. İşte en sağlıklı kurutulmuş gıdalardan bazıları:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Kurutulmuş Meyveler (Kuru Üzüm, Kayısı, Erik, Elma):</strong> Kurutulmuş meyveler, lif, vitamin ve mineral açısından oldukça zengindir. Kuru üzüm ve kuru kayısı gibi meyveler, antioksidanlar ve potasyum bakımından yüksek değerlere sahiptir. Sindirim sağlığını destekler ve enerji verir. Ancak şeker eklenmiş ürünlerden kaçınmak gerekir.</li>



<li><strong>Kurutulmuş Sebzeler (Domates, Biber, Mantar):</strong> Kurutulmuş sebzeler, özellikle domates ve biber, C vitamini ve likopen gibi faydalı bileşenler içerir. Mantar gibi kurutulmuş sebzeler ise B vitaminleri ve mineraller açısından zengindir. Yemeklerde pratik olarak kullanılabilir ve besin değerlerini büyük ölçüde korurlar.</li>



<li><strong>Kurutulmuş Baklagiller (Mercimek, Nohut, Fasulye):</strong> Kurutulmuş baklagiller, protein, lif ve demir gibi önemli besin maddeleri bakımından zengin olup, vejetaryenler ve veganlar için iyi bir protein kaynağıdır. Aynı zamanda düşük glisemik indeksli oldukları için kan şekeri seviyesini düzenlemeye yardımcı olurlar.</li>
</ol>



<p>Bu gıdalar, doğru saklama koşullarında uzun süre bozulmadan kalabildiği için hem pratik, hem de sağlıklı seçeneklerdir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="576" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-2.jpg" alt="En Sağlıklı Kurutulmuş Gıdalar " class="wp-image-18145" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-2-300x216.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-2-768x553.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-2-600x432.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>En Sağlıklı Kurutulmuş Gıdalar</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Kurutulmuş Gıdaları Tüketirken Nelere Dikkat Edilmelidir?</h2>



<p>Kurutulmuş gıdaları tüketirken bazı önemli noktalara dikkat etmek, sağlıklı bir beslenme için oldukça önemlidir. İşte kurutulmuş gıdaları tüketirken göz önünde bulundurmanız gereken bazı noktalar:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Şeker ve Tuz İçeriği:</strong> Hazır kurutulmuş gıdaların bazılarına şeker veya tuz eklenmiş olabilir. Özellikle kurutulmuş meyvelerde ekstra şeker eklenmiş versiyonlar yaygındır. Fazla şeker, kan şekerinde ani yükselmelere neden olabilir ve gereksiz kalori alımına yol açabilir. Aynı şekilde, kurutulmuş et gibi bazı ürünlerde de fazla tuz kullanılabilir. Bu yüzden ürün etiketlerini dikkatlice okumak önemlidir.</li>



<li><strong>Porsiyon Kontrolü:</strong> Kurutulmuş gıdalar, su içeriklerinin azalmasıyla birlikte daha yoğun hale gelir, bu da daha küçük miktarların bile taze formlarına göre daha fazla kalori ve şeker içerdiği anlamına gelir. Örneğin, bir avuç kurutulmuş meyve, birkaç taze meyveye eşdeğer besin ve kalori içerebilir. Bu nedenle, kurutulmuş gıdaları tüketirken porsiyonları kontrol etmek önemlidir.</li>



<li><strong>Koruyucu Maddeler ve Katkı Maddeleri:</strong> Endüstriyel olarak üretilen bazı kurutulmuş gıdalarda raf ömrünü uzatmak için koruyucu maddeler (örneğin kükürt dioksit) kullanılabilir. Bu kimyasallar bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara veya mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Doğal yollarla kurutulmuş, katkısız gıdalar tercih edilmelidir.</li>
</ol>



<p>Kurutulmuş gıdaları dengeli bir diyetin parçası olarak tüketmek, sağlıklı ve pratik bir beslenme sunar. Ancak bu noktalara dikkat etmek, gıdaların sağlıklı etkilerinden tam anlamıyla faydalanmanızı sağlar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-1.jpg" alt="Kurutulmuş Gıdaları Tüketirken" class="wp-image-18146" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Kurutulmus-Gidalar-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Kurutulmuş Gıdaları Tüketirken</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Besin Mayasının Faydaları Nelerdir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/besin-mayasinin-faydalari-nelerdir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/besin-mayasinin-faydalari-nelerdir</guid>
<description><![CDATA[ Besin mayası, besinlere lezzet ve besin değeri eklemek için kullanılan bir tür mayadır. Genellikle inaktif formda bulunan besin mayası, özellikle vegan ve vejetaryen diyetlerinde popüler bir bileşendir. Bu maya, B vitaminleri (özellikle B12), protein ve lif bakımından zengindir. Besin mayası, genellikle kahverengi, toz veya pul şeklinde bulunur ve yemeklere peynir benzeri bir tat katmak için […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Besin, Mayasının, Faydaları, Nelerdir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Besin mayası, besinlere lezzet ve besin değeri eklemek için kullanılan bir tür mayadır. Genellikle inaktif formda bulunan besin mayası, özellikle vegan ve vejetaryen diyetlerinde popüler bir bileşendir. Bu maya, B vitaminleri (özellikle B12), protein ve lif bakımından zengindir. Besin mayası, genellikle kahverengi, toz veya pul şeklinde bulunur ve yemeklere peynir benzeri bir tat katmak için kullanılır.</p>



<p>Besin mayası, doğal olarak zengin bir besin profiline sahiptir. İçerdiği B vitaminleri, enerji üretimine destek olur ve sinir sistemi sağlığını destekler. Ayrıca, protein içeriği sayesinde kas gelişimi ve onarımı için faydalıdır. Vegan beslenme tarzı benimseyenler için, süt ve süt ürünleri yerine geçebilecek bir alternatif olarak öne çıkar. Bu maya, ayrıca antioksidan özellikler gösterir, bu da serbest radikalleri nötralize ederek hücresel hasarı önlemeye yardımcı olabilir.</p>



<p>Yemeklerde kullanılacak besin mayası genellikle sebzelerle yapılan çorbalar, soslar ve salatalarda tatlandırıcı olarak kullanılır. Ayrıca, fırın ürünleri ve atıştırmalıklarda da aroma katkısı sağlar. Besin mayasının besleyici özellikleri ve çok yönlü kullanımı, onu sağlıklı bir diyetin önemli bir parçası yapar. Ancak, besin mayasının her birey için uygun olup olmadığını belirlemek için, özellikle alerji veya hassasiyeti olan kişiler doktorlarına danışmalıdır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-2.jpg" alt="Besin Mayasının Faydaları " class="wp-image-18162" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-2-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-2-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-2-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Besin Mayasının Faydaları</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Besin Mayası Nerelerde Kullanılır?</h2>



<p>Besin mayası, çeşitli yemeklerde ve tariflerde çok yönlü bir şekilde kullanılabilir. İşte besin mayasının yaygın kullanım alanları:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Lezzet Katkısı Olarak:</strong> Besin mayası, yemeklere peynir benzeri bir tat ekler. Bu özellik, vegan ve vejetaryen yemeklerde, özellikle peynir yerine kullanılan soslarda ve çorbada sıkça tercih edilir. Özellikle vegan makarnalar, lazanyalar ve pizzalarda, besin mayası lezzetli ve tatmin edici bir alternatif sunar.</li>



<li><strong>Soslar ve Çorbalar:</strong> Besin mayası, sosların ve çorbaların kremamsı dokusunu artırabilir. Özellikle kremalı soslar ve çorbalar için besin mayası, hem tat hem de besin değeri ekler. Kısaca, beşamel sosu, sebze çorbaları ve çeşitli soslar için besin mayası kullanılabilir.</li>



<li><strong>Atıştırmalıklar ve Fırın Ürünleri:</strong> Besin mayası, atıştırmalıklar ve fırın ürünlerinde de kullanılır. Çıtır krakerler, gevrekler ve hatta bazı ekmek tarifleri, besin mayası ile tatlandırılabilir. Ayrıca, besin mayası, çerez ve atıştırmalıklara ekstra bir besin ögesi ve lezzet katabilir.</li>



<li><strong>Protein ve Vitamin Takviyesi:</strong> Besin mayası, vegan ve vejetaryen diyetlerde önemli bir protein ve B vitamin kaynağı olarak kullanılır. B12 vitamini açısından zengin olan besin mayası, özellikle süt ve et ürünleri tüketmeyen bireyler için bir besin takviyesi olarak öne çıkar.</li>
</ol>



<p>Besin mayasının çok yönlü kullanımı, onu çeşitli yemeklerde ve diyetlerde değerli bir malzeme yapar. Ancak, besin mayasını kullanmadan önce, özellikle alerji veya hassasiyeti olan bireylerin dikkatli olması ve gerektiğinde bir uzmana danışması önemlidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-3.jpg" alt="Besin Mayası Kullanımı" class="wp-image-18163" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-3-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-3-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-3-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Besin Mayası Kullanımı</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Besin Mayasının Faydaları</h2>



<p>Besin mayası, sağlığa birçok fayda sağlayan besleyici bir gıda bileşenidir. İşte besin mayasının başlıca faydaları:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>B Vitaminleri Kaynağı:</strong> Besin mayası, özellikle B vitaminleri açısından zengindir. Bu vitaminler, enerji üretimi, sinir sistemi sağlığı ve metabolizma gibi birçok önemli işlevi destekler. B12 vitamini, vegan ve vejetaryen diyetlerde genellikle eksik olabileceği için besin mayası bu eksikliği gidermeye yardımcı olabilir. Ayrıca, B1, B2, B3, B5 ve B6 vitaminleri de içerir, bu da genel sağlığı destekler ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</li>



<li><strong>Yüksek Protein İçeriği:</strong> Besin mayası, yüksek kaliteli bitkisel protein kaynağıdır. İçerdiği protein, kas gelişimi ve onarımı için önemlidir. Veganlar ve vejetaryenler için özellikle değerli bir protein kaynağıdır çünkü hayvansal ürünlerden gelen protein yerine kullanılabilir. Ayrıca, besin mayasında bulunan proteinler, vücudu besleyici ve tok tutar.</li>



<li><strong>Antioksidan Özellikler:</strong> Besin mayası, serbest radikalleri nötralize eden ve hücresel hasarı önleyen antioksidanlar içerir. Glutatyon ve selenyum gibi antioksidan bileşenler, hücreleri korur ve yaşlanma sürecini yavaşlatabilir. Bu özellikleri sayesinde, genel sağlık ve hastalıklara karşı koruma sağlar.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Besin mayası, sindirim sistemi için faydalı olan beta-glukan gibi lifler içerir. Bu lifler, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur ve bağırsak sağlığını destekler. Ayrıca, besin mayası, bağışıklık sisteminin güçlenmesine ve sindirim sürecinin iyileşmesine katkıda bulunabilir.</li>
</ol>



<p>Besin mayasının düzenli olarak tüketilmesi, genel sağlık ve beslenme dengesi açısından birçok avantaj sağlar. Ancak, besin mayasını kullanmadan önce kişisel ihtiyaç ve sağlık durumunuza göre bir sağlık profesyoneline danışmak iyi bir fikirdir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="578" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-1.jpg" alt="Besin Mayasının Faydaları" class="wp-image-18164" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-1-300x217.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-1-768x555.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Besin-Mayasi-1-600x434.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Besin Mayasının Faydaları</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mango Meyvesi Tüketimi ve Yararları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mango-meyvesi-tuketimi-ve-yararlari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mango-meyvesi-tuketimi-ve-yararlari</guid>
<description><![CDATA[ Mango, tropikal iklimlerde yetişen ve hem tat hem de besin değeri açısından zengin bir meyvedir. MANGO (Mangifera indica) adı verilen bu meyve, özellikle Güneydoğu Asya, Hindistan ve Güney Amerika gibi sıcak bölgelerde yaygın olarak yetiştirilir. Mango, parlak sarı, turuncu veya kırmızı renkte olabilir ve dış yüzeyi genellikle pürüzlüdür. İç kısmı ise tatlı, sulu ve sarımsı […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mango, Meyvesi, Tüketimi, Yararları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mango, tropikal iklimlerde yetişen ve hem tat hem de besin değeri açısından zengin bir meyvedir. MANGO (Mangifera indica) adı verilen bu meyve, özellikle Güneydoğu Asya, Hindistan ve Güney Amerika gibi sıcak bölgelerde yaygın olarak yetiştirilir. Mango, parlak sarı, turuncu veya kırmızı renkte olabilir ve dış yüzeyi genellikle pürüzlüdür. İç kısmı ise tatlı, sulu ve sarımsı portakal rengindedir. Besleyici içeriği ve tatlı aroması sayesinde, dünya genelinde popüler bir meyvedir.</p>



<p>Mango, yüksek miktarda vitamin ve mineral içerir, bu da onu sağlıklı bir diyetin önemli bir parçası yapar. Özellikle A vitamini, C vitamini ve E vitamini açısından zengindir. A vitamini, göz sağlığı ve cilt sağlığı için faydalıyken, C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir ve antioksidan etkisi sağlar. Ayrıca, mango lif içeriği sayesinde sindirim sistemine yardımcı olur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Potasyum ve magnezyum gibi mineraller de kalp sağlığını destekler.</p>



<p>Mango, çeşitli şekillerde tüketilebilir. Taze olarak doğranıp, meyve salatalarında veya tek başına atıştırmalık olarak kullanılabilir. Ayrıca, mango püreleri, smoothie’ler, tatlılar ve soslar için de popüler bir bileşendir. Şekerleme ve dondurma gibi işlenmiş ürünlerde de yer alır. Tropikal bir tat ve egzotik bir dokunuş arayanlar için mango, hem lezzetli hem de besleyici bir seçenektir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-1.jpg" alt="Mango Meyvesi Tüketimi " class="wp-image-18180" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mango Meyvesi Tüketimi</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Mango Meyvesi Tüketimi Nasıldır?</h2>



<p>Mango meyvesi, tatlı ve sulu yapısıyla farklı şekillerde tüketilebilir. İşte mango tüketiminin bazı yaygın yöntemleri:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Taze Tüketim:</strong> Mango en basit ve doğal haliyle taze olarak tüketilebilir. Meyveyi soymadan önce yıkayıp, ortadan ikiye keserek çekirdeğini çıkarın. Sonrasında, etli kısmı dilimleyerek veya küp şeklinde doğrayarak doğrudan tüketebilirsiniz. Taze mango, meyve salatalarında, tatlılarda veya tek başına atıştırmalık olarak ideal bir seçenektir.</li>



<li><strong>Smoothie ve İçecekler:</strong> Mango, smoothie’lerde ve meyve suyu karışımlarında harika bir bileşendir. Mango püre veya doğranmış mango parçaları, yoğurt, süt ve diğer meyvelerle karıştırılarak besleyici ve lezzetli içecekler hazırlayabilirsiniz. Mango ayrıca, tropikal kokteyllerde ve slush’larda da kullanılabilir.</li>



<li><strong>Tatlılar ve Dondurmalar:</strong> Mango, çeşitli tatlılarda kullanılır. Mango pudingi, dondurması, sorbe veya mousse gibi tatlılarda hem lezzet hem de renk sağlar. Ayrıca, mango ile yapılan kekler ve tartlar da oldukça popülerdir.</li>



<li><strong>Soslar ve Çatallar:</strong> Mango, tuzlu yemeklerde de kullanılabilir. Özellikle tatlı-ekşi soslar hazırlamak için uygun bir malzemedir. Mango salsa, tacos, balık yemekleri veya tavukla birlikte sunulabilecek bir sos olarak hazırlanabilir. Ayrıca, mango chutney gibi geleneksel yan ürünlerde de bulunur.</li>



<li><strong>Kurutulmuş veya Konserve:</strong> Mango, kurutulmuş veya konserve formda da tüketilebilir. Kurutulmuş mango, enerji veren bir atıştırmalık olarak ideal bir seçenektir. Konserve mango ise uzun raf ömrü ve pratik kullanım imkanı sağlar, özellikle meyve bulmanın zor olduğu dönemlerde faydalıdır.</li>
</ol>



<p>Mango meyvesi hem tatlı, hem de tuzlu tariflerde kullanılabilir ve çeşitli şekillerde tüketildiğinde besin değerini korur. Ancak, meyvenin olgunluğunu ve tazeliğini kontrol etmek, en iyi tat ve besin değerini sağlamak için önemlidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="448" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-4.jpg" alt="Mango Meyvesi Tüketimi " class="wp-image-18181" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-4.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-4-300x168.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-4-768x430.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-4-600x336.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mango Meyvesi Tüketimi</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Mango Meyvesinin Yararları Nelerdir?</h2>



<p>Mango meyvesi, besin değeri yüksek ve sağlık açısından birçok faydası bulunan bir tropikal meyvedir. İşte mango meyvesinin başlıca yararları:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Vitamin ve Mineral Kaynağı:</strong> Mango, özellikle A ve C vitaminleri açısından zengindir. A vitamini, göz sağlığını destekler, cilt sağlığını iyileştirir ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkıda bulunur. C vitamini ise güçlü bir antioksidandır, bağışıklık sistemini güçlendirir, cilt sağlığını destekler ve serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır. Ayrıca, mango potasyum ve magnezyum gibi mineraller içerir, bu da kalp sağlığını destekler ve kas fonksiyonlarını iyileştirir.</li>



<li><strong>Sindirim Sağlığı:</strong> Mango, yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemi sağlığını destekler. Lif, bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olur, kabızlık sorununu önler ve sindirimi iyileştirir. Ayrıca, mango içerisinde bulunan enzimler, özellikle amilaz, sindirim sürecini kolaylaştırır ve besinlerin daha iyi emilmesini sağlar.</li>



<li><strong>Antioksidan Özellikler:</strong> Mango, güçlü antioksidanlar içerir, bunlar arasında beta-karoten, zeaksantin ve lutein bulunur. Bu antioksidanlar, hücresel hasarı ve oksidatif stresi azaltarak, yaşlanma sürecini yavaşlatabilir ve kronik hastalık risklerini azaltabilir. Antioksidanlar ayrıca, bağışıklık sistemini destekler ve genel sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlar.</li>



<li><strong>Cilt ve Saç Sağlığı:</strong> Mango, cilt sağlığını destekleyen vitamin ve mineraller açısından zengindir. A vitamini ve C vitamini, cildin elastikiyetini artırır, sivilce ve yaşlanma belirtilerinin görünümünü azaltır. Ayrıca, mango yağı veya püreleri, saçları nemlendirir ve sağlıklı uzamasına katkıda bulunur.</li>



<li><strong>Enerji ve Metabolizma:</strong> Mango, doğal şekerler ve karbonhidratlar içerir, bu da enerji seviyelerini artırır ve vücudu hızlı bir şekilde enerjiyle besler. Ayrıca, mango içerisindeki vitamin ve mineraller, metabolizma hızını destekler ve genel enerji düzeylerini iyileştirir.</li>
</ol>



<p>Mango meyvesinin düzenli tüketimi, bu sağlık yararlarından en iyi şekilde faydalanmak için çeşitli yemeklerde ve tariflerde kullanılabilir. Ancak, mango tüketiminde dengeli olmak ve aşırıya kaçmamak, en iyi sağlık sonuçlarını elde etmek için önemlidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="534" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-2.jpg" alt="Mango Meyvesinin Yararları " class="wp-image-18182" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-2-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-2-768x513.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mango-Meyvesi-2-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mango Meyvesinin Yararları</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Neden Bitkisel İçecekleri Tercih Etmeliyiz?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/neden-bitkisel-icecekleri-tercih-etmeliyiz</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/neden-bitkisel-icecekleri-tercih-etmeliyiz</guid>
<description><![CDATA[ Bitkisel içecekler, sağlık ve beslenme açısından önemli bir rol oynar ve çeşitli sağlık faydaları sunar. Bu içecekler, genellikle bitkilerden, otlardan, meyvelerden ve sebzelerden elde edilen özler ve sıvılardan yapılır. Yeşil çay, papatya çayı, nane çayı ve zencefil suyu gibi bitkisel içecekler, yüksek antioksidan içeriği ile bilinir. Antioksidanlar, serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır ve kronik […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Neden, Bitkisel, İçecekleri, Tercih, Etmeliyiz</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bitkisel içecekler, sağlık ve beslenme açısından önemli bir rol oynar ve çeşitli sağlık faydaları sunar. Bu içecekler, genellikle bitkilerden, otlardan, meyvelerden ve sebzelerden elde edilen özler ve sıvılardan yapılır. Yeşil çay, papatya çayı, nane çayı ve zencefil suyu gibi bitkisel içecekler, yüksek antioksidan içeriği ile bilinir. Antioksidanlar, serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır ve kronik hastalıkların riskini düşürür. Ayrıca, bitkisel içecekler sindirim sistemini destekleyebilir, bağışıklık sistemini güçlendirebilir ve enerji seviyelerini artırabilir.</p>



<p>Bitkisel içeceklerin bir diğer önemli avantajı, doğal ve katkı maddesi içermeyen bileşenlere sahip olmalarıdır. İşlenmiş içeceklerden farklı olarak, bitkisel içecekler genellikle düşük kalorili ve düşük şekerli olup, vücudu zararlı kimyasallardan arındırır. Örneğin, yeşil çay ve matcha gibi içecekler, metabolizmayı hızlandırarak kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Ayrıca, bitkisel içecekler genellikle iltihap önleyici özellikler taşır ve vücudu toksinlerden temizlemeye yardımcı olur, bu da genel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratır.</p>



<p>Son olarak, bitkisel içecekler, çeşitli lezzet profilleri ve aromaları ile günlük diyetlere çeşitlilik katar. Çeşitli bitkisel içecekler, farklı sağlık ihtiyaçlarını karşılamak ve kişisel tat tercihlerini karşılamak için kullanılabilir. Bu içecekler, sıcak veya soğuk olarak tüketilebilir ve genellikle rahatlatıcı etkileri ile stresin azaltılmasına yardımcı olabilir. Bitkisel içeceklerin düzenli olarak tüketilmesi, sağlıklı yaşam tarzını destekler ve genel iyilik hali üzerinde olumlu bir etki yaratır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="534" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-3.jpg" alt="Bitkisel İçecekleri " class="wp-image-18199" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-3-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-3-768x513.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-3-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Bitkisel İçecekleri</strong></figcaption></figure></div>


<h2>En Sağlıklı Bitkisel İçecekler Nelerdir?</h2>



<p>En sağlıklı bitkisel içecekler, doğal ve besleyici özellikleri sayesinde birçok sağlık faydası sağlar. İşte bazı popüler ve sağlıklı bitkisel içecekler:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Yeşil Çay:</strong> Yeşil çay, yüksek antioksidan içeriği ile bilinir ve özellikle kateşinler adı verilen antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşikler, serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır, kalp sağlığını destekler ve bazı kanser türleri riskini düşürebilir. Ayrıca, yeşil çay metabolizmayı hızlandırabilir ve kilo yönetimine yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Papatya Çayı:</strong> Papatya çayı, rahatlatıcı ve uyku getirici özellikleri ile tanınır. Özellikle stres ve anksiyete ile başa çıkmada faydalıdır. Papatya çayı ayrıca sindirim sorunlarını hafifletebilir ve iltihaplanmayı azaltabilir. İçerdiği antioksidanlar, genel sağlık ve bağışıklık sistemini destekler.</li>



<li><strong>Zencefil Çayı:</strong> Zencefil çayı, sindirimi destekleyici ve anti-inflamatuar özellikleri ile bilinir. Sindirim sistemindeki gaz ve şişkinlik gibi sorunları hafifletebilir, mide bulantısını giderebilir ve bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Zencefil ayrıca, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklara karşı da koruyucu etkiler sunar.</li>



<li><strong>Nane Çayı:</strong> Nane çayı, sindirim sorunlarını hafifletmede etkili olabilir ve mide bulantısını gidermeye yardımcı olabilir. Aynı zamanda rahatlatıcı etkileri ile bilinir ve baş ağrısını hafifletebilir. Nane çayı, sindirim sistemini yatıştırarak gaz ve şişkinliği azaltabilir.</li>



<li><strong>Hibiskus Çayı:</strong> Hibiskus çayı, zengin vitamin C ve antioksidan içeriği ile bilinir. Kan basıncını düşürebilir, kalp sağlığını destekleyebilir ve bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Ayrıca, hibiskus çayı, idrar söktürücü özelliklere sahip olup vücudu toksinlerden temizlemeye yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Kara Üzüm Çayı:</strong> Kara üzüm çayı, polifenoller ve resveratrol gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşikler, hücre hasarını azaltır, kalp sağlığını destekler ve yaşlanma sürecini yavaşlatabilir. Ayrıca, kara üzüm çayı bağışıklık sistemini güçlendirebilir ve genel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.</li>



<li><strong>Lavanta Çayı:</strong> Lavanta çayı, rahatlatıcı ve stres azaltıcı özellikleri ile tanınır. Uyku kalitesini artırabilir, anksiyete ve sinir gerginliğini hafifletebilir. Ayrıca, lavanta çayı sindirim sorunlarına da yardımcı olabilir ve baş ağrılarını hafifletebilir.</li>
</ol>



<p>Bu bitkisel içecekler, çeşitli sağlık faydaları sunarak genel iyilik halini destekler. Ancak, bitkisel içeceklerin sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlayabilmesi için düzenli ve dengeli bir diyetin parçası olarak tüketilmesi önerilir. Ayrıca, herhangi bir sağlık sorunu veya özel bir durum varsa, bu içecekleri tüketmeden önce bir sağlık profesyoneline danışmak en iyisidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="560" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-2.jpg" alt="En Sağlıklı Bitkisel İçecekler " class="wp-image-18200" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-2-300x210.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-2-768x538.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-2-600x420.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>En Sağlıklı Bitkisel İçecekler</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Bitkisel İçeceklerin Faydaları Nelerdir?</h2>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Antioksidan ve Besleyici İçerik:</strong> Bitkisel içecekler, genellikle yüksek miktarda antioksidan, vitamin ve mineral içerir. Örneğin, yeşil çay ve hibiskus çayı, güçlü antioksidanlar olan kateşinler ve C vitamini içerir. Antioksidanlar, serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını azaltır, yaşlanma sürecini yavaşlatır ve kronik hastalıkların riskini azaltır. Besleyici bileşenler ise genel sağlık ve bağışıklık sistemini destekler.</li>



<li><strong>Sindirim Sistemi Destekleme:</strong> Birçok bitkisel içecek, sindirim sistemini destekleyici özellikler taşır. Zencefil çayı, mide bulantısını ve sindirim sorunlarını hafifletebilirken, nane çayı gaz ve şişkinliği azaltabilir. Ayrıca, papatya çayı sindirim rahatlığı sağlar ve sindirim sürecini iyileştirebilir. Bu içecekler, sindirim sağlığını destekleyerek rahat bir sindirim süreci sağlar.</li>



<li><strong>Stres ve Anksiyete Yönetimi:</strong> Bitkisel içecekler, zihinsel ve duygusal sağlığı destekleyici etkiler de sunar. Papatya çayı ve lavanta çayı, rahatlatıcı ve stres azaltıcı özelliklere sahiptir. Bu içecekler, gevşeme ve uyku kalitesini artırma konusunda yardımcı olabilir. Ayrıca, anksiyete ve sinir gerginliğini azaltarak genel ruh halini iyileştirebilir.</li>



<li><strong>Bağışıklık Sistemini Güçlendirme:</strong> Bitkisel içecekler, bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bileşenler içerir. Hibiskus çayı ve kara üzüm çayı, bağışıklık sistemini destekleyen ve vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan antioksidanlar ve vitaminler içerir. Bu içecekler, hastalıklara karşı korunmayı artırarak genel sağlık durumunu iyileştirir.</li>



<li><strong>Metabolizma ve Kilo Yönetimi:</strong> Bazı bitkisel içecekler, metabolizmayı hızlandırabilir ve kilo yönetimine yardımcı olabilir. Örneğin, yeşil çay, metabolizmayı artırarak kalori yakımını destekler. Ayrıca, bitkisel içecekler genellikle düşük kalorili ve düşük şekerli olduğundan, kilo kontrolü için sağlıklı bir alternatif sunar.</li>



<li><strong>İltihap Azaltıcı Özellikler:</strong> Zencefil çayı ve hibiskus çayı gibi bitkisel içecekler, iltihaplanmayı azaltıcı özelliklere sahip olabilir. Bu içecekler, eklem ağrıları, artrit ve diğer iltihaplı durumların semptomlarını hafifletebilir ve genel rahatlama sağlar.</li>



<li><strong>Detoksifikasyon ve Vücut Temizliği:</strong> Birçok bitkisel içecek, vücudu toksinlerden arındırma ve detoksifikasyon sürecine yardımcı olabilir. Örneğin, hibiskus çayı idrar söktürücü etkiler gösterir ve toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Bu içecekler, vücudu temizlemeye ve genel sağlığı desteklemeye yardımcı olabilir.</li>
</ol>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-4.jpg" alt="Bitkisel İçeceklerin Faydaları " class="wp-image-18201" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-4.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-4-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-4-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Bitkisel-Icecekler-4-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Bitkisel İçeceklerin Faydaları</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eylül Ayının En Sağlıklı Sebzeleri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/eylul-ayinin-en-saglikli-sebzeleri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/eylul-ayinin-en-saglikli-sebzeleri</guid>
<description><![CDATA[ Mevsiminde sebze yemek, beslenme açısından büyük bir öneme sahiptir ve birçok sağlık faydası sunar. Mevsiminde tüketilen sebzeler, genellikle en yüksek besin değerine sahip olur. Sebzelerin meyve ve sebze yetiştirme dönemlerine uygun olarak doğal ortamlarında yetişmesi, vitamin, mineral ve antioksidan içeriklerinin en yüksek seviyede olmasını sağlar. Örneğin, kış aylarında bol bulunan karnabahar ve brüksel lahanası, yüksek […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Eylül, Ayının, Sağlıklı, Sebzeleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsiminde sebze yemek, beslenme açısından büyük bir öneme sahiptir ve birçok sağlık faydası sunar. Mevsiminde tüketilen sebzeler, genellikle en yüksek besin değerine sahip olur. Sebzelerin meyve ve sebze yetiştirme dönemlerine uygun olarak doğal ortamlarında yetişmesi, vitamin, mineral ve antioksidan içeriklerinin en yüksek seviyede olmasını sağlar. Örneğin, kış aylarında bol bulunan karnabahar ve brüksel lahanası, yüksek C vitamini ve lif içerir, bu da bağışıklık sistemini destekler ve sindirim sağlığını iyileştirir.</p>



<p>Mevsiminde sebze tüketmek, çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemlidir. Mevsimsel sebzeler, yerel tarım koşullarına uygun olarak yetiştirildiği için genellikle daha az kimyasal gübre ve pestisit kullanımı gerektirir. Ayrıca, yerel üretim ve mevsimsel tüketim, uzun mesafelerde taşıma gereksinimini azaltır ve bu da karbon ayak izinin küçülmesine katkıda bulunur. Bu nedenle, mevsiminde sebze yemek hem kişisel sağlık, hem de çevre sağlığı açısından olumlu etkiler sağlar.</p>



<p>Mevsiminde sebze tüketmek, ekonomik olarak da avantajlıdır. Mevsiminde yetişen sebzeler, genellikle daha bol ve bu nedenle daha uygun fiyatlarla temin edilebilir. Yüksek verim ve düşük taşıma maliyetleri, sebzelerin fiyatlarının düşmesine yardımcı olur. Bu da, bütçeyi koruyarak sağlıklı beslenmeyi daha erişilebilir kılar. Ayrıca, mevsiminde sebzelerle hazırlanan taze ve lezzetli yemekler, beslenme alışkanlıklarını zenginleştirir ve sağlıklı yaşam tarzının sürdürülmesine katkıda bulunur.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="571" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-2.jpg" alt="Eylül Ayının En Sağlıklı Sebzeleri" class="wp-image-18218" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-2-300x214.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-2-768x548.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-2-600x428.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Eylül Ayının En Sağlıklı Sebzeleri</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Eylül Ayının En Sağlıklı Sebzeleri Hangileridir?</h2>



<p>Eylül ayında taze ve besleyici birçok sebze bulunur. Sonbaharın başlangıcıyla birlikte hem besin değeri yüksek, hem de lezzetli sebzeler sofralarınızı zenginleştirir. İşte Eylül ayında tüketilmesi önerilen en sağlıklı sebzeler:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Brokoli:</strong> Eylül ayında taze olarak bulabileceğiniz brokoli, yüksek miktarda C vitamini, K vitamini ve folat içerir. Ayrıca, güçlü antioksidanlar ve lifler bakımından zengindir. Brokoli, bağışıklık sistemini destekler, sindirim sağlığını iyileştirir ve hücrelerin hasara karşı korunmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Karnabahar:</strong> Karnabahar, Eylül ayında bol bulunan ve düşük kalorili bir sebzedir. C vitamini, K vitamini, folat ve lif açısından zengindir. Karnabahar, sindirimi destekler, anti-inflamatuar özelliklere sahiptir ve kanser riskini azaltıcı etkiler sunar. Ayrıca, glutensiz diyetlerde alternatif bir besin kaynağı olarak kullanılır.</li>



<li><strong>Brüksel Lahanası:</strong> Brüksel lahanası, özellikle Eylül ayında taze olarak bulunur ve yüksek miktarda vitamin C, K ve A vitamini içerir. Ayrıca, güçlü antioksidanlar ve lifler bakımından zengindir. Brüksel lahanası, bağışıklık sistemini güçlendirir, sindirim sağlığını destekler ve vücutta toksinlerin atılmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Pazı:</strong> Eylül ayında pazı, taze olarak bulunabilir ve yüksek miktarda A vitamini, C vitamini, K vitamini ve folat içerir. Pazı, antioksidan özellikler taşır ve kemik sağlığını destekler. Ayrıca, sindirimi iyileştiren ve enerji seviyelerini artıran besinlerle doludur.</li>



<li><strong>Havuç:</strong> Havuç, Eylül ayında bolca bulunur ve beta-karoten, C vitamini, K vitamini ve lif açısından zengindir. Beta-karoten, göz sağlığını destekler ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Havuç, aynı zamanda sindirimi destekleyici ve cilt sağlığını iyileştirici özelliklere sahiptir.</li>



<li><strong>Pazı:</strong> Eylül ayında pazı, taze olarak bulunabilir ve yüksek miktarda A vitamini, C vitamini, K vitamini ve folat içerir. Pazı, antioksidan özellikler taşır ve kemik sağlığını destekler. Ayrıca, sindirimi iyileştiren ve enerji seviyelerini artıran besinlerle doludur.</li>
</ol>



<p>Bu sebzeleri Eylül ayında taze olarak tüketmek hem sağlık açısından faydalıdır, hem de mevsimsel beslenme alışkanlıklarını destekler. Taze sebzeleri çeşitli yemeklerde kullanarak, beslenmenizi zenginleştirebilir ve sağlıklı yaşam tarzınızı sürdürebilirsiniz.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-1.jpg" alt="Eylül Ayının En Sağlıklı Sebzeleri " class="wp-image-18219" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Eylül Ayının En Sağlıklı Sebzeleri</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Düzenli Sebze Tüketmenin Yararları Nelerdir?</h2>



<ul>
<li><strong>Vitamin ve Mineral Kaynağı:</strong> Sebzeler, vücudun ihtiyaç duyduğu birçok temel vitamin ve minerali sağlar. Örneğin, sebzeler C vitamini, A vitamini, K vitamini ve folat açısından zengindir. Bu vitaminler bağışıklık sistemini güçlendirir, göz sağlığını destekler ve kan pıhtılaşmasını düzenler. Ayrıca, sebzelerde bulunan mineraller, kemik sağlığını ve genel vücut fonksiyonlarını destekler.</li>



<li><strong>Lif İçeriği:</strong> Sebzeler, yüksek lif içeriği ile sindirim sağlığını destekler. Lif, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur, kabızlığı önler ve bağırsak sağlığını iyileştirir. Ayrıca, lifli gıdalar tokluk hissini artırarak, kilo kontrolüne yardımcı olabilir ve kan şekeri seviyelerini dengelemeye katkıda bulunur.</li>



<li><strong>Antioksidanlar ve Hastalık Riskini Azaltma:</strong> Sebzeler, vücudu serbest radikallerden koruyan güçlü antioksidanlar içerir. Antioksidanlar, hücre hasarını azaltarak kanser ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıkların riskini azaltabilir. Sebzelerde bulunan flavonoidler, karotenoidler ve diğer fitokimyasallar, bu koruyucu etkileri sağlar.</li>



<li><strong>Kalori ve Yağ İçeriğinin Düşüklüğü:</strong> Sebzeler genellikle düşük kalori ve düşük yağ içerir, bu da onları kilo kontrolü ve sağlıklı beslenme için ideal kılar. Düşük kalorili ve besleyici sebzeler, öğünlerinizi daha doyurucu hale getirirken fazla kalori alımını sınırlamanıza yardımcı olur.</li>



<li><strong>Hidrasyon Sağlama:</strong> Birçok sebze yüksek su içeriğine sahiptir, bu da vücudun hidrasyon seviyelerini korumasına yardımcı olur. Yeterli su alımı, cilt sağlığını iyileştirir, böbrek fonksiyonlarını destekler ve genel enerji seviyelerini artırır.</li>



<li><strong>Kalp Sağlığını Destekleme:</strong> Sebzeler, kalp sağlığını destekleyen besinlerle doludur. Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, potasyum, folat ve antioksidanlar içerir, bu da kan basıncını düzenlemeye ve kalp hastalıkları riskini azaltmaya yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Kan Şekeri Dengeleme:</strong> Sebzelerde bulunan lif ve düşük glisemik indeks, kan şekeri seviyelerini dengelemeye yardımcı olabilir. Bu, özellikle diyabet hastaları için önemlidir, çünkü düzenli sebze tüketimi kan şekerinin stabil kalmasına katkıda bulunur.</li>



<li><strong>Cilt Sağlığını İyileştirme:</strong> Sebzelerde bulunan vitaminler ve antioksidanlar, cilt sağlığını iyileştirir ve yaşlanma belirtilerini azaltabilir. Örneğin, A vitamini cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur ve C vitamini cilt elastikiyetini artırır.</li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="534" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-3.jpg" alt="Sebze Tüketmenin Yararları " class="wp-image-18220" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-3-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-3-768x513.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Sebzeleri-3-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Sebze Tüketmenin Yararları</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Eylül Ayının En Faydalı Meyveleri</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/eylul-ayinin-en-faydali-meyveleri</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/eylul-ayinin-en-faydali-meyveleri</guid>
<description><![CDATA[ Mevsiminde meyve yemenin birçok sağlık ve beslenme açısından avantajı bulunmaktadır. Mevsiminde tüketilen meyveler, en yüksek tazelik ve besin değerine sahip olduğundan, vücudumuz için gerekli vitamin ve mineralleri en verimli şekilde sağlar. Meyveler, vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğeleri, antioksidanlar ve lifler açısından zengindir. Bu nedenle, mevsiminde meyve tüketimi, bağışıklık sistemini güçlendirme, enerji seviyelerini artırma ve […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-4.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Eylül, Ayının, Faydalı, Meyveleri</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsiminde meyve yemenin birçok sağlık ve beslenme açısından avantajı bulunmaktadır. Mevsiminde tüketilen meyveler, en yüksek tazelik ve besin değerine sahip olduğundan, vücudumuz için gerekli vitamin ve mineralleri en verimli şekilde sağlar. Meyveler, vücudun ihtiyaç duyduğu temel besin öğeleri, antioksidanlar ve lifler açısından zengindir. Bu nedenle, mevsiminde meyve tüketimi, bağışıklık sistemini güçlendirme, enerji seviyelerini artırma ve genel sağlık durumunu iyileştirme konusunda önemli bir rol oynar.</p>



<p>Mevsiminde meyve yemenin bir diğer avantajı, bu meyvelerin genellikle daha uygun fiyatlı ve erişilebilir olmasıdır. Meyveler, meyve sezonunda bolca bulunur, bu da maliyetlerin düşmesine ve daha ekonomik bir beslenme alışkanlığına olanak sağlar. Ayrıca, mevsiminde meyveler genellikle daha lezzetli ve tatmin edicidir, çünkü bu meyveler doğal olgunluk dönemlerinde toplanmış olur. Bu, hem tat hem de besin değerini artırır, sağlıklı ve keyifli bir beslenme deneyimi sunar.</p>



<p>Mevsiminde meyve tüketmek, yerel tarımın desteklenmesine ve çevresel sürdürülebilirliğe katkıda bulunur. Mevsiminde üretilen meyveler, daha az enerji ve kaynak tüketimi gerektirdiğinden, çevreye olan etkisi daha düşüktür. Ayrıca, yerel üreticilere destek olarak, bölgesel ekonomik kalkınmaya katkıda bulunur. Bu durum hem kişisel sağlığı, hem de çevresel sağlığı koruyan bütünsel bir yaklaşımı teşvik eder. Mevsiminde meyve tüketimi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bir parçası olarak önemlidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="531" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-3.jpg" alt="Eylül Ayının En Faydalı Meyveleri" class="wp-image-18236" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-3-300x199.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-3-768x510.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-3-600x398.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Eylül Ayının En Faydalı Meyveleri</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Eylül Ayının En Faydalı Meyveleri Hangileridir?</h2>



<p>Eylül ayı, meyve çeşitliliği açısından zengin bir dönemdir ve birçok faydalı meyve bu ayda olgunlaşır. Eylül ayında tüketilebilecek en faydalı meyveler şunlardır:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Elma:</strong> Eylül, elma sezonunun başlangıcıdır. Elmalar, C vitamini, lif ve antioksidanlar açısından zengindir. Sindirimi destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir ve kalp sağlığını korur. Ayrıca, düşük kalori içeriği sayesinde kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Armut:</strong> Eylül ayında olgunlaşan armutlar, yüksek lif içeriği ve C vitamini kaynağıdır. Sindirim sistemini destekler, bağışıklığı güçlendirir ve cilt sağlığını iyileştirir. Armutlar, aynı zamanda antioksidan özellikleriyle hücrelerin hasar görmesini önlemeye yardımcı olur.</li>



<li><strong>Şeftali:</strong> Şeftaliler, Eylül ayında taze ve lezzetli bir şekilde bulunabilir. Bu meyveler, A ve C vitaminleri, lif ve antioksidanlar açısından zengindir. Şeftaliler, cilt sağlığını destekler, sindirimi kolaylaştırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.</li>



<li><strong>Üzüm:</strong> Üzümler, Eylül ayında en tatlı ve besleyici halleriyle bulunur. Yüksek oranda antioksidan içerirler, özellikle resveratrol ve flavonoid gibi bileşenlerle kalp sağlığını destekler ve kanser riskini azaltabilir. Üzümler ayrıca, enerji veren doğal şekerler ve vitaminlerle doludur.</li>



<li><strong>Kavun:</strong> Kavunlar, Eylül ayında olgunlaşır ve yüksek su içeriği sayesinde hidrasyonu destekler. C vitamini ve beta-karoten açısından zengindir, bu da bağışıklığı güçlendirir ve cilt sağlığını iyileştirir. Ayrıca, kavunlar sindirimi kolaylaştırır ve kilo kontrolüne yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Nar:</strong> Eylül ayı narların olgunlaştığı bir dönemdir. Narlar, yüksek antioksidan içeriği sayesinde kalp sağlığını destekler ve hücre yaşlanmasını geciktirir. Ayrıca, C vitamini ve potasyum içerir, bu da genel sağlık ve enerji seviyelerini artırır.</li>
</ol>



<p>Bu meyveler hem besleyici değerleri, hem de Eylül ayının meyve sezonunda sunmuş oldukları tazelikleriyle sağlıklı bir beslenme alışkanlığına katkıda bulunur. Mevsiminde tüketilen meyveler, vücudun ihtiyaç duyduğu vitaminleri ve mineralleri sağlar, aynı zamanda sağlık açısından çeşitli faydalar sunar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-2.jpg" alt="Eylül Ayının En Faydalı Meyveleri " class="wp-image-18237" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-2-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-2-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-2-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Eylül Ayının En Faydalı Meyveleri</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Düzenli Meyve Tüketmenin Faydaları Nelerdir?</h2>



<ul>
<li><strong>Vitamin ve Mineral Kaynağı:</strong> Meyveler, vücudun ihtiyaç duyduğu temel vitamin ve mineralleri sağlar. C vitamini, A vitamini, potasyum ve folat gibi besin maddeleri, bağışıklık sistemini güçlendirir, cilt sağlığını iyileştirir ve genel vücut fonksiyonlarını destekler. Bu vitaminler, vücudun çeşitli biyolojik süreçlerini düzenleyerek sağlığın korunmasına yardımcı olur.</li>



<li><strong>Lif İçeriği ve Sindirim Sağlığı:</strong> Meyveler, yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemini destekler. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler, kabızlık riskini azaltır ve sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca, lif içeriği kolesterol seviyelerini düşürebilir ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olabilir, bu da metabolizmanın sağlıklı çalışmasını destekler.</li>



<li><strong>Antioksidanlar ve Hücresel Sağlık:</strong> Meyveler, yüksek antioksidan içeriği sayesinde serbest radikallerle savaşır ve hücresel hasarı azaltır. Antioksidanlar, vücudu oksidatif stresten korur, yaşlanma sürecini yavaşlatır ve çeşitli hastalıkların riskini azaltır. Örneğin, meyvelerde bulunan flavonoidler ve polifenoller, kalp hastalıkları ve bazı kanser türlerinin önlenmesine yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Kiloyu Kontrol Etme:</strong> Meyveler, düşük kalorili olmaları ve yüksek su içeriği nedeniyle kilo kontrolüne yardımcı olabilir. Lifli yapıları, uzun süre tok kalmayı sağlar ve aşırı yemeyi önler. Ayrıca, meyvelerde bulunan doğal şekerler, tatlı ihtiyacını sağlıklı bir şekilde karşılar, bu da şekerli atıştırmalıkların yerine geçebilir.</li>



<li><strong>Enerji ve Metabolizma:</strong> Meyveler, doğal şekerler ve vitaminler sayesinde enerji sağlar. Yüksek enerji içeriği, günlük aktiviteler için gerekli olan enerjiyi temin eder ve zihinsel uyanıklığı artırır. Ayrıca, meyvelerde bulunan mineraller ve vitaminler, metabolizmanın düzgün çalışmasına ve genel sağlık durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunur.</li>



<li><strong>Hidrasyon ve Cilt Sağlığı:</strong> Birçok meyve, yüksek su içeriği sayesinde hidrasyonu destekler. Su, vücudun tüm fonksiyonları için gereklidir ve cilt sağlığını iyileştirir. Ayrıca, meyvelerde bulunan vitaminler ve antioksidanlar, cilt elastikiyetini artırır, yaşlanma belirtilerini azaltır ve cildin genel görünümünü iyileştirir.</li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-1.jpg" alt="Düzenli Meyve Tüketmenin Faydaları " class="wp-image-18238" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Eylul-Ayi-Meyveleri-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Düzenli Meyve Tüketmenin Faydaları</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Portakal Kabuğu Faydaları ile Şaşırtıyor!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/portakal-kabugu-faydalari-ile-sasirtiyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/portakal-kabugu-faydalari-ile-sasirtiyor</guid>
<description><![CDATA[ Portakal kabuğu, genellikle meyve tüketilirken atılan bir parça olarak göz ardı edilse de, birçok sağlık yararı ve kullanım alanına sahiptir. İçeriğinde yüksek miktarda vitamin C, lif ve antioksidanlar bulunur. Özellikle vitamin C, bağışıklık sistemini destekler, cilt sağlığını iyileştirir ve genel vücut fonksiyonlarını güçlendirir. Antioksidanlar ise serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır ve yaşlanma sürecini yavaşlatır. […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Portakal, Kabuğu, Faydaları, ile, Şaşırtıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Portakal kabuğu, genellikle meyve tüketilirken atılan bir parça olarak göz ardı edilse de, birçok sağlık yararı ve kullanım alanına sahiptir. İçeriğinde yüksek miktarda vitamin C, lif ve antioksidanlar bulunur. Özellikle vitamin C, bağışıklık sistemini destekler, cilt sağlığını iyileştirir ve genel vücut fonksiyonlarını güçlendirir. Antioksidanlar ise serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır ve yaşlanma sürecini yavaşlatır. Bu nedenle, portakal kabuğu besleyici özellikleriyle sağlıklı bir diyetin önemli bir parçası olabilir.</p>



<p>Portakal kabuğunun sağlık yararlarının yanı sıra, çeşitli kullanımları da bulunmaktadır. Yemeklerde ve tatlılarda aroma verici olarak kullanılabilir; özellikle portakal kabuğu rendesi, yemeklere hoş bir tat ve koku katar. Ayrıca, doğal bir temizlik maddesi olarak kullanılabilir, çünkü içinde bulunan doğal asitler ve yağlar, temizlik özelliklerini artırır ve kötü kokuları gidermede etkili olabilir. Portakal kabuğunun bu tür kullanımları, hem mutfak hem de ev temizliğinde çok yönlü bir seçenek sunduğunu gösterir.</p>



<p>Portakal kabuğu çevresel faydalar da sağlayabilir. Geri dönüştürülebilir ve kompost haline getirildiğinde, toprağın besin değerini artırabilir. Portakal kabuğunun bu doğal döngülerdeki rolü, atıkların değerlendirilmesine ve sürdürülebilir yaşam uygulamalarına katkıda bulunur. Kısacası, portakal kabuğu, besin değeri ve çeşitli kullanım alanları ile dikkate değer bir gıda maddesidir ve çevresel etkileri göz önünde bulundurulduğunda da önemlidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="534" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-1.jpg" alt="Portakal Kabuğu Faydaları " class="wp-image-18254" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-1-768x513.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-1-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Portakal Kabuğu Faydaları</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Portakal Kabuğu Faydaları Nelerdir?</h2>



<p>Portakal kabuğunun birçok sağlık ve kullanım faydası bulunmaktadır. İşte portakal kabuğunun başlıca yararları:</p>



<ol type="1" start="1">
<li><strong>Yüksek Vitamin ve Mineral İçeriği:</strong> Portakal kabuğu, özellikle yüksek miktarda C vitamini içerir. Bu vitamin, bağışıklık sistemini güçlendirir, cilt sağlığını iyileştirir ve serbest radikallerle savaşarak hücresel hasarı azaltır. Ayrıca, portakal kabuğunda bulunan potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi mineraller, kalp sağlığını destekler ve kemik sağlığını güçlendirir.</li>



<li><strong>Antioksidan Özellikler:</strong> Portakal kabuğu, flavonoidler ve polifenoller gibi güçlü antioksidanlar içerir. Bu bileşenler, vücudu serbest radikallerin zararlarından korur, yaşlanma sürecini yavaşlatır ve çeşitli hastalıkların riskini azaltır. Antioksidanlar, kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri gibi sağlık sorunlarına karşı koruyucu bir etki sağlayabilir.</li>



<li><strong>Sindirim Sistemi Sağlığı:</strong> Portakal kabuğunda yüksek miktarda lif bulunur, bu da sindirim sağlığını destekler. Lif, bağırsak hareketlerini düzenler, kabızlığı önler ve sindirim sisteminin düzgün çalışmasına katkıda bulunur. Ayrıca, lifli gıdaların tüketimi, sağlıklı kilo yönetimine yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Cilt Sağlığı:</strong> Portakal kabuğundaki doğal bileşenler, cilt sağlığını iyileştirmede etkili olabilir. C vitamini ve antioksidanlar, ciltteki serbest radikallerle savaşarak yaşlanma belirtilerini azaltabilir ve cilt elastikiyetini artırabilir. Portakal kabuğundan elde edilen doğal yağlar ve özler, cilt bakım ürünlerinde kullanılarak cildin nemini artırabilir ve daha canlı görünmesini sağlayabilir.</li>



<li><strong>Doğal Temizlik Ürünleri:</strong> Portakal kabuğunun içerdiği doğal asitler ve yağlar, temizlik ürünleri olarak kullanılmasını sağlar. Portakal kabuğu rendesi veya özleri, evde doğal temizlik maddeleri yapmak için kullanılabilir. Aynı zamanda, kötü kokuları gidermeye ve yüzeyleri parlatmaya yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Aroma ve Lezzet Katkısı:</strong> Portakal kabuğu, yemeklerde ve tatlılarda aroma verici olarak kullanılabilir. Özellikle portakal kabuğu rendesi, tatlılara ve çeşitli yemeklere hoş bir narenciye tadı ve koku katar. Ayrıca, çay ve kokteyllere lezzet katmak için de kullanılabilir.</li>
</ol>



<p>Portakal kabuğu, bu çeşitli sağlık ve kullanım faydaları sayesinde, sadece bir atık parçası olmanın ötesinde değerli bir bileşen olarak değerlendirilebilir. Hem besin değerleri, hem de çok yönlü kullanımları ile portakal kabuğu, sağlıklı bir yaşam tarzına katkıda bulunabilir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-4.jpg" alt="Portakal Kabuğu " class="wp-image-18255" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-4.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-4-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-4-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-4-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Portakal Kabuğu</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Portakal Kabuğunu Tüketme Alternatifleri</h2>



<ul>
<li><strong>Portakal Kabuğu Rendesi:</strong> Portakal kabuğunu rendeleyerek yemeklerde ve tatlılarda aroma verici olarak kullanabilirsiniz. Rende portakal kabuğu, keklere, kurabiyelere, yoğurtlara veya smoothielere hoş bir narenciye tadı katabilir. Ayrıca, portakal kabuğu rendesi çaylara eklenerek doğal bir aroma sağlar.</li>



<li><strong>Kurutulmuş Portakal Kabuğu:</strong> Portakal kabuğunu kurutarak uzun süre saklayabilirsiniz. Kuru portakal kabuğunu, çaylara veya sıcak içeceklere tat vermek için kullanabilir veya baharat karışımlarında yer alacak şekilde öğütebilirsiniz. Ayrıca, kurutulmuş portakal kabuğu parçaları, dekoratif amaçlarla kullanılabilir.</li>



<li><strong>Portakal Kabuğu Özleri:</strong> Portakal kabuğundan elde edilen doğal özler, çeşitli cilt bakım ürünlerinde ve aromaterapi uygulamalarında kullanılabilir. Portakal kabuğu özleri, cilt tonunu iyileştirmek, anti-aging etkisi sağlamak ve ferahlatıcı bir koku sunmak için kullanılır.</li>



<li><strong>Ev Yapımı Temizlik Ürünleri:</strong> Portakal kabuğunu doğal temizlik ürünleri yapımında kullanabilirsiniz. Portakal kabuğunun içerdiği doğal asitler ve esansiyel yağlar, yüzeyleri temizlemede ve kötü kokuları gidermede etkili olabilir. Portakal kabuğu ile yapılan doğal temizlik solüsyonları, evdeki çeşitli yüzeylerde güvenle kullanılabilir.</li>



<li><strong>Portakal Kabuğu Marmelatı veya Reçeli:</strong> Portakal kabuğunu, portakal marmelatı veya reçeli yapmak için kullanabilirsiniz. Marmelat veya reçel yaparken portakal kabuğu rendesi veya ince doğranmış parçalarını eklemek, lezzet ve doku açısından zenginlik sağlar.</li>



<li><strong>Portakal Kabuğu Çayı:</strong> Kurutulmuş portakal kabuğundan çay yapabilirsiniz. Portakal kabuğu çayı, ferahlatıcı bir içecek alternatifi olup, sindirimi destekler ve doğal bir aroma sağlar. Portakal kabuğu çayı, ayrıca bağışıklık sistemini desteklemeye ve genel sağlığı iyileştirmeye yardımcı olabilir.</li>



<li><strong>Tatlandırıcı ve Baharat Karışımları:</strong> Portakal kabuğunu çeşitli tatlandırıcı ve baharat karışımlarında kullanabilirsiniz. Öğütülmüş portakal kabuğu, baharat karışımlarına eklenerek yemeklere veya tatlılara doğal bir tat ve aroma katabilir.</li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="449" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-3.jpg" alt="Portakal Kabuğunu Tüketmek" class="wp-image-18256" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-3.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-3-300x168.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-3-768x431.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Portakal-Kabugu-3-600x337.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Portakal Kabuğunu Tüketmek</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mide Yanmasını Sağlıklı Besinlerle Önleyin!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mide-yanmasini-saglikli-besinlerle-onleyin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mide-yanmasini-saglikli-besinlerle-onleyin</guid>
<description><![CDATA[ Mide yanması, mide asidinin yemek borusuna geri kaçması sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Bu durum, göğüs bölgesinde yanma hissine neden olur ve özellikle yemeklerden sonra daha sık görülür. Yanlış beslenme alışkanlıkları mide yanmasını tetikleyebilir. Aşırı yağlı, baharatlı, asitli yiyecekler ve kafein gibi mide asidini artıran besinler, mide yanmasının başlıca sebeplerindendir. Ayrıca, büyük porsiyonlarda yemek yemek ve […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mide, Yanmasını, Sağlıklı, Besinlerle, Önleyin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Mide yanması, mide asidinin yemek borusuna geri kaçması sonucu oluşan bir rahatsızlıktır. Bu durum, göğüs bölgesinde yanma hissine neden olur ve özellikle yemeklerden sonra daha sık görülür. Yanlış beslenme alışkanlıkları mide yanmasını tetikleyebilir. Aşırı yağlı, baharatlı, asitli yiyecekler ve kafein gibi mide asidini artıran besinler, mide yanmasının başlıca sebeplerindendir. Ayrıca, büyük porsiyonlarda yemek yemek ve yatmadan önce beslenmek de mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasını kolaylaştırarak mide yanmasını artırabilir.</p>



<p>Beslenme düzeni, mide yanmasının önlenmesinde önemli bir rol oynar. Hafif, kolay sindirilen yiyeceklerin tercih edilmesi ve aşırı yağlı veya işlenmiş gıdalardan kaçınılması mide yanmasını hafifletebilir. Ayrıca, sık sık ve küçük porsiyonlarla beslenmek, mideyi aşırı doldurmadan düzenli bir sindirim sağladığı için mide asidi seviyesini dengede tutar. Mide asidini artırmayan ve mideyi rahatlatan gıdalar arasında muz, haşlanmış patates, yoğurt ve zencefil sayılabilir.</p>



<p>Mide yanması sorunu yaşayanlar için beslenme dışında, yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir. Yatmadan önce en az üç saat yemek yememek, fazla kiloları kontrol altına almak ve sigara ile alkolden uzak durmak mide sağlığı açısından faydalı olacaktır. Aynı zamanda, yüksek yastıkla uyumak, yer çekiminin etkisiyle mide asidinin yemek borusuna kaçmasını önleyebilir. Sağlıklı bir beslenme planı ve doğru yaşam alışkanlıkları ile mide yanması şikayetleri büyük ölçüde azaltılabilir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-2.jpg" alt="Mide Yanması ve Beslenme" class="wp-image-18272" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-2-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-2-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-2-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mide Yanması ve Beslenme</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Mide Yanmasında Tüketilecek Besinler</h2>



<p>Mide yanması, modern yaşamın getirdiği stres, düzensiz beslenme ve yanlış alışkanlıklar nedeniyle sıkça karşılaşılan bir sorun haline gelmiştir. Ancak mide yanmasını önlemek, doğru besin tercihleriyle mümkündür. Aşırı yağlı, baharatlı ve asitli gıdalar mide asidini artırarak mide yanmasına yol açabilir. Bu nedenle, mideyi rahatlatan ve asit üretimini dengeleyen sağlıklı besinleri tüketmek, mide yanmasını engellemenin en etkili yollarından biridir.</p>



<p>Öncelikle, düşük asitli ve lif açısından zengin besinler mideyi yatıştırmada önemli rol oynar. Muz, elma, yulaf ezmesi ve haşlanmış sebzeler gibi yiyecekler, mide asidini dengeleyerek yanma hissini azaltır. Yoğurt da mideyi rahatlatan bir diğer sağlıklı besindir; hem probiyotik içeriği sayesinde sindirimi destekler hem de asit düzeyini düzenlemeye yardımcı olur. Ayrıca zencefil, doğal bir anti-enflamatuar olarak mide yanmasını hafifletmede etkili bir bitkidir.</p>



<p>Mide yanmasını önlemek için sadece besin seçimi değil, aynı zamanda yeme alışkanlıkları da önemlidir. Küçük porsiyonlarla sık sık beslenmek, midenin aşırı dolmasını engeller ve asit geri akışını önler. Yemekten hemen sonra yatmaktan kaçınmak ve yatmadan önce en az 2-3 saat bir şey yememek de mide sağlığını korumaya yardımcı olur. Sağlıklı besinlerle dengeli bir beslenme programı uygulayarak, mide yanması şikayetlerinden uzak kalabilirsiniz.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-1.jpg" alt="Mide Yanmasında Tüketilecek Besinler" class="wp-image-18273" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mide Yanmasında Tüketilecek Besinler</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Mide Yanmasında Kaçınılması Gereken Besinler</h2>



<p>Mide yanması, mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla oluşan rahatsız edici bir durumdur ve özellikle bazı yiyecekler bu durumu tetikleyebilir. Kaçınılması gereken besinler, mide asidini artıran ve sindirim sistemini zorlayan gıdaları içerir. İlk olarak, baharatlı ve acı yiyecekler mideyi tahriş ederek asit üretimini artırır ve mide yanmasını şiddetlendirebilir. Ayrıca kızartılmış, aşırı yağlı yiyecekler midenin boşalmasını geciktirerek asit geri akışını kolaylaştırır, bu da yanma hissini daha yoğun hale getirir.</p>



<p>Asitli içecekler ve yiyecekler de mide yanmasını tetikleyen önemli faktörlerdendir. Kahve, çay, gazlı içecekler ve alkol, mide asidini yükselterek reflüye yol açabilir. Ayrıca domates ve domates bazlı soslar, narenciye meyveler (portakal, limon, greyfurt gibi) ve sirke gibi asitli gıdalar, yemek borusunu tahriş ederek mide yanmasını kötüleştirebilir. Bu gıdalar, mide asidinin yemek borusuna kaçışını kolaylaştırır ve yanma hissini artırır.</p>



<p>Ek olarak, çikolata, nane ve soğan gibi bazı yiyecekler yemek borusundaki kasları gevşeterek mide asidinin yukarı çıkmasına neden olabilir. Özellikle çikolata, hem yüksek yağ içeriği hem de kafein benzeri maddeler nedeniyle mide yanmasını tetikleyici bir etkendir. Mide yanmasını önlemek ve hafifletmek için bu yiyeceklerden kaçınmak, mide sağlığını korumak açısından oldukça önemlidir.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="534" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-4.jpg" alt="Mide Yanmasında Beslenme" class="wp-image-18274" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-4.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-4-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-4-768x513.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Mide-Yanmasi-ve-Beslenme-4-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Mide Yanmasında Beslenme</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yoga Diyeti Nasıl Yapılır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yoga-diyeti-nasil-yapilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yoga-diyeti-nasil-yapilir</guid>
<description><![CDATA[ Yoga diyeti, yoga pratiği ile uyumlu ve bedenin ihtiyaçlarına uygun bir beslenme yaklaşımıdır. Bu diyet, genellikle bütünsel sağlık, enerji seviyelerini artırma ve sindirimi iyileştirme hedefleri doğrultusunda şekillendirilir. Yoga diyeti, doğal, taze ve işlenmemiş gıdaları tercih ederken, aşırı yağlı, şekerli ve işlenmiş yiyeceklerden kaçınmayı önerir. Bu beslenme biçimi, hem fiziksel hem de zihinsel dengeyi destekler ve […] ]]></description>
<enclosure url="http://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yoga, Diyeti, Nasıl, Yapılır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yoga diyeti, yoga pratiği ile uyumlu ve bedenin ihtiyaçlarına uygun bir beslenme yaklaşımıdır. Bu diyet, genellikle bütünsel sağlık, enerji seviyelerini artırma ve sindirimi iyileştirme hedefleri doğrultusunda şekillendirilir. Yoga diyeti, doğal, taze ve işlenmemiş gıdaları tercih ederken, aşırı yağlı, şekerli ve işlenmiş yiyeceklerden kaçınmayı önerir. Bu beslenme biçimi, hem fiziksel hem de zihinsel dengeyi destekler ve yoga pratiğinin faydalarını en üst düzeye çıkarmayı amaçlar.</p>



<p>Yoga diyetinin temel ilkelerinden biri, sindirim sağlığını ön planda tutmaktır. Bu yaklaşım, sindirimi kolay, hafif ve besleyici gıdaları tercih eder. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağlar gibi besinler, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve lifleri sağlar. Ayrıca, yemeklerin düzenli aralıklarla ve aşırı miktarda tüketilmeden yenmesi, sindirim sisteminin verimli çalışmasını destekler. Bu şekilde, yoga pratiğiyle uyumlu bir şekilde enerjik ve sağlıklı kalmak mümkün olur.</p>



<p>Yoga diyeti, zihinsel ve ruhsal sağlığı da destekler. Bilinçli yemek yeme ve farkındalık, yoga pratiğinin bir parçası olarak kabul edilir ve yemeklerde de uygulanır. Yavaş yemek yeme, yemeklerin tadını çıkarmak ve her lokmayı dikkatli bir şekilde çiğnemek, zihinsel dinginliği artırır ve stresi azaltır. Yoga diyeti, aynı zamanda duygusal dengeyi sağlamak için aşırı kafein ve alkolden kaçınmayı önerir, bu da yoga pratiği sırasında ve sonrasında daha iyi bir ruh hali sağlar.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-1.jpg" alt="Yoga Diyeti " class="wp-image-18290" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-1.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-1-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-1-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Yoga Diyeti</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Yoga Diyeti Uygulama Yöntemleri</h2>



<p>Yoga diyeti, yoga pratiği ile uyumlu bir beslenme tarzını benimsemeyi ifade eder ve temel prensipleri sindirim sağlığını, enerji dengesini ve zihinsel berraklığı desteklemeye yönelik olarak şekillendirilir. Yoga diyetini uygulamaya başlamak için, öncelikle doğal ve taze gıdalarla beslenmeye odaklanmak gerekir. İşlenmiş gıdalar, şekerli yiyecekler ve aşırı yağlı ürünlerden kaçınmak, vücudun daha dengeli ve sağlıklı bir şekilde çalışmasına yardımcı olur. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağlar bu diyette ana unsurlardır. Ayrıca, yeterli su tüketimi ve bitki çayları gibi sıvılarla da desteklenmelidir.</p>



<p>Yoga diyetinin bir diğer önemli yönü, yemek düzenine ve alışkanlıklarına dikkat etmektir. Öğünler arasında düzenli aralıklar bırakmak, aşırı yemek yememek ve yemekleri yavaşça tüketmek sindirim sisteminin daha verimli çalışmasını sağlar. Ayrıca, yemeklerin sıcak ve taze olması sindirimi kolaylaştırır. Yavaş yemek yeme ve her lokmayı dikkatli bir şekilde çiğneme alışkanlıkları, yoga pratiğinde kazanılan mindfulness (farkındalık) ilkelerini yemeklerde de uygulamak anlamına gelir. Bu, hem sindirimi hem de zihinsel sağlığı destekler.</p>



<p>Yoga diyetinde ruhsal ve duygusal dengeyi korumak da önemlidir. Aşırı kafein, alkol ve diğer uyarıcılardan kaçınmak, stres ve anksiyete seviyelerini azaltabilir. Ayrıca, dengeli bir beslenme ve yoga pratiğiyle birlikte meditasyon ve nefes egzersizleri gibi ek teknikler de zihinsel ve ruhsal sağlığı destekler. Yoga diyetini uygularken, vücudun tepkilerini dinlemek ve ihtiyaçlara göre esnek olmak da önemlidir. Bu, bireysel sağlık ve yoga pratiği için en uygun beslenme planını oluşturmak açısından faydalı olacaktır.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="448" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-4.jpg" alt="Yoga Diyeti Uygulama " class="wp-image-18291" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-4.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-4-300x168.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-4-768x430.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-4-600x336.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Yoga Diyeti Uygulama</strong></figcaption></figure></div>


<h2>Yoga Diyetinin Faydaları Nelerdir?</h2>



<ul>
<li><strong>Sindirim Sağlığını Destekler:</strong> Yoga diyeti, sindirim sistemini destekleyen doğal ve taze gıdalar üzerine odaklanır. Lif açısından zengin sebzeler, meyveler ve tam tahıllar sindirimi kolaylaştırır ve bağırsak sağlığını iyileştirir. Ayrıca, işlenmiş ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması, sindirim problemlerini ve şişkinlik gibi rahatsızlıkları azaltabilir. Düzenli ve dengeli beslenme, yoga pratiği ile uyumlu bir şekilde sindirim sisteminin verimli çalışmasına katkıda bulunur.</li>



<li><strong>Enerji Dengesini Sağlar:</strong> Yoga diyeti, vücudu besleyici gıdalarla destekleyerek enerji seviyelerini dengede tutar. Kompleks karbonhidratlar, sağlıklı yağlar ve protein kaynakları, uzun süreli enerji sağlar ve gün boyunca enerjik kalmanıza yardımcı olur. Ayrıca, aşırı şeker ve kafeinden kaçınmak, ani enerji dalgalanmalarını önler ve genel enerji dengesini korur. Bu, yoga pratiğinde daha iyi performans ve genel fiziksel sağlık için faydalıdır.</li>



<li><strong>Zihinsel ve Ruhsal Sağlığı Geliştirir:</strong> Yoga diyeti, zihinsel ve ruhsal dengeyi teşvik eden besinleri içerir. Özellikle stres ve anksiyeteyi azaltan besinler, ruhsal sağlığı iyileştirebilir. Omega-3 yağ asitleri içeren gıdalar, antioksidanlar ve vitaminler, beyin fonksiyonlarını destekler ve genel ruh hali üzerinde olumlu etkiler yapar. Ayrıca, mindfulness (farkındalık) ilkesine uygun olarak yemek yeme alışkanlığı, zihinsel berraklığı artırır ve meditasyon ile uyumlu bir zihin sağlığı sağlar.</li>
</ul>


<div class="wp-block-image">
<figure class="aligncenter size-full"><img decoding="async" loading="lazy" width="800" height="533" src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-2.jpg" alt="Yoga Diyetinin Faydaları " class="wp-image-18292" srcset="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-2.jpg 800w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-2-300x200.jpg 300w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-2-768x512.jpg 768w, https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2024/09/Yoga-Diyeti-2-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px"><figcaption class="wp-element-caption"><strong>Yoga Diyetinin Faydaları</strong></figcaption></figure></div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ABD&amp;apos;li araştırmacılar duyurdu: Hafta sonu geç uyanmak kalp krizini önler mi?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/abdli-arastirmacilar-duyurdu-hafta-sonu-gec-uyanmak-kalp-krizini-oenler-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/abdli-arastirmacilar-duyurdu-hafta-sonu-gec-uyanmak-kalp-krizini-oenler-mi</guid>
<description><![CDATA[ Hafta içi iş ya da okul nedeniyle erken saatlerde uyananlar genellikle cumartesi pazar günleri daha geç uyanmayı tercih ediyor. Bu şekilde hafta içi kaybettikleri uykuyu telafi ediyorlar. Uykuyla ilgili yapılan yeni bir çalışmada herkesi şaşırtan bir sonuç ortaya çıktı.  Hafta sonu geç uyanmak kalp krizini önler mi? İşte yanıtı.Aramızdan herhangi birini seçerseniz ortak bir nokta göreceksiniz; her gece önerilen 7-9 saatlik uykuyu alma mücadelesi. İster iş, ister okul veya diğer yükümlülükler nedeniyle olsun, uyku genellikle arka planda kalır ve bizi hafta sonu yorgun ve uykusuz bırakır.Kaybedilen uykuyu telafi etmek için birçok kişi Hafta Sonu Telafi Uykusu olarak bilinen şeye kendini kaptırır. Ancak hafta sonları uyumanın kalp sağlığınız üzerinde gerçekten olumlu bir etkisi olabilir mi? Son araştırmalar bunun tam da böyle olabileceğini öne sürüyor.
Uyku ile kalp sağlığı arasındaki bağlantı nedir?Uyku, kardiyovasküler sağlık da dahil olmak üzere genel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Uyku eksikliği, yüksek tansiyon, Tip 2 diyabet, obezite ve özellikle kalp hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.Yeterince uyumadığımızda, vücudumuz stres hormonlarının seviyelerini artırarak tepki verir ve bu da kalp hastalığına yol açtığı bilinen bir etken olan iltihaplanmaya neden olabilir.ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi&#039;nde yayınlanan bir araştırma, yetersiz uykunun vücutta iltihaplanma tepkisini tetiklediğini göstermektedir. Bu iltihaplanma, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp krizi ve felç gibi ciddi kardiyovasküler sorunlara yol açabilir.Uyku sırasında solunumu bozan obstrüktif uyku apnesi gibi uyku bozuklukları, kalp üzerindeki baskıyı artırarak kalp yetmezliği riskini artırabilir.Sleep Health&#039;de yayınlanan bir çalışma, Hafta Sonu Telafi Uykusunun uyku yoksunluğuyla ilişkili riskleri azaltıp azaltamayacağını araştırdı. Çalışma özellikle hafta içinde altı saat veya daha az uyuyan ancak hafta sonu iki saat daha fazla uyuyarak bunu telafi eden bireylere baktı.Çalışma, bu bireylerin uyku eksikliğini telafi etmeyenlere kıyasla kardiyovasküler hastalık geliştirme riskinin daha düşük olduğunu buldu.Bulgular, hafta içi uyku eksikliğinin zararlı olduğunu, ancak hafta sonları ekstra uykuyla telafi etmenin kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.Bunun, hafta boyunca uyku eksikliğini telafi etmek için yalnızca hafta sonu uykusuna güvenmemiz gerektiği anlamına gelmediğini belirtmek önemlidir.Hafta sonu uyku eksikliğini telafi etmek faydalı olabilirken, iyi uyku hijyeninin yerini tutmaz. Ulusal Sağlık Enstitüsü, sağlıklı uykunun yalnızca yeterli süreyi değil, aynı zamanda yüksek kaliteli, onarıcı uykuyu ve tutarlı bir uyku programını da içerdiğini vurguluyor. Geceleri 7-9 saat uyumayı hedeflemek hala hedef olmalı ve genel refahı destekleyen düzenli bir uyku düzeni oluşturmaya odaklanılmalıdır.Hafta sonu telafilerle bile tutarlı kötü uyku, kalp hastalığı da dahil olmak üzere uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, ara sıra hafta sonu uyumak faydalı olsa da, hafta boyunca düzenli bir uyku programına öncelik vermek çok önemlidir.Kalp sağlığının ötesinde, hafta sonu uykunuzu telafi etmenin başka olumlu etkileri de olabilir. İyileştirilmiş ruh hali, daha iyi bilişsel işlev ve azaltılmış stres seviyeleri, yeterli uyku almanın sağladığı faydalardan sadece birkaçıdır.Uyku, vücudun kendini onarması için bir zamandır, bu yüzden bu ekstra saatler genel olarak daha iyi zihinsel ve fiziksel sağlığa katkıda bulunabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I-cXPAYyKE6Kp5-jw-6ExQ.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>ABDli, araştırmacılar, duyurdu:, Hafta, sonu, geç, uyanmak, kalp, krizini, önler, mi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/I-cXPAYyKE6Kp5-jw-6ExQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="ABD'li araştırmacılar duyurdu: Hafta sonu geç uyanmak kalp krizini önler mi?"><p>Hafta içi iş ya da okul nedeniyle erken saatlerde uyananlar genellikle cumartesi pazar günleri daha geç uyanmayı tercih ediyor. Bu şekilde hafta içi kaybettikleri uykuyu telafi ediyorlar. Uykuyla ilgili yapılan yeni bir çalışmada herkesi şaşırtan bir sonuç ortaya çıktı.  Hafta sonu geç uyanmak kalp krizini önler mi? İşte yanıtı.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2ox_goHc-E-WyYG8nvZK1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Aramızdan herhangi birini seçerseniz ortak bir nokta göreceksiniz; her gece önerilen 7-9 saatlik uykuyu alma mücadelesi. İster iş, ister okul veya diğer yükümlülükler nedeniyle olsun, uyku genellikle arka planda kalır ve bizi hafta sonu yorgun ve uykusuz bırakır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/zPh0OxxEyEGJPl9MR0gFKQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kaybedilen uykuyu telafi etmek için birçok kişi Hafta Sonu Telafi Uykusu olarak bilinen şeye kendini kaptırır. Ancak hafta sonları uyumanın kalp sağlığınız üzerinde gerçekten olumlu bir etkisi olabilir mi? Son araştırmalar bunun tam da böyle olabileceğini öne sürüyor.
Uyku ile kalp sağlığı arasındaki bağlantı nedir?</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/0J1uM62SBUmPvu3Yqr52vg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku, kardiyovasküler sağlık da dahil olmak üzere genel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Uyku eksikliği, yüksek tansiyon, Tip 2 diyabet, obezite ve özellikle kalp hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nawWeaF5GU-4z54fcZbdLQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yeterince uyumadığımızda, vücudumuz stres hormonlarının seviyelerini artırarak tepki verir ve bu da kalp hastalığına yol açtığı bilinen bir etken olan iltihaplanmaya neden olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/i9cUA4oPPEqXpC0lxgFmFg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi'nde yayınlanan bir araştırma, yetersiz uykunun vücutta iltihaplanma tepkisini tetiklediğini göstermektedir. Bu iltihaplanma, kontrol altına alınmadığı takdirde kalp krizi ve felç gibi ciddi kardiyovasküler sorunlara yol açabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RIijT2ME70G9jRKJ5AEHtg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku sırasında solunumu bozan obstrüktif uyku apnesi gibi uyku bozuklukları, kalp üzerindeki baskıyı artırarak kalp yetmezliği riskini artırabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7e8m2qb-ckyz9wDTUdQKug.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Sleep Health'de yayınlanan bir çalışma, Hafta Sonu Telafi Uykusunun uyku yoksunluğuyla ilişkili riskleri azaltıp azaltamayacağını araştırdı. Çalışma özellikle hafta içinde altı saat veya daha az uyuyan ancak hafta sonu iki saat daha fazla uyuyarak bunu telafi eden bireylere baktı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/nMsvYk7jvkekLkqKGLi-cA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışma, bu bireylerin uyku eksikliğini telafi etmeyenlere kıyasla kardiyovasküler hastalık geliştirme riskinin daha düşük olduğunu buldu.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ZOrOH9ME7Uiq-EHqOz2nOw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bulgular, hafta içi uyku eksikliğinin zararlı olduğunu, ancak hafta sonları ekstra uykuyla telafi etmenin kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/SdZdjw56WkGBKheAMpNzVg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bunun, hafta boyunca uyku eksikliğini telafi etmek için yalnızca hafta sonu uykusuna güvenmemiz gerektiği anlamına gelmediğini belirtmek önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6WWtchPTAkeZdUnGLFKGsA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Hafta sonu uyku eksikliğini telafi etmek faydalı olabilirken, iyi uyku hijyeninin yerini tutmaz. Ulusal Sağlık Enstitüsü, sağlıklı uykunun yalnızca yeterli süreyi değil, aynı zamanda yüksek kaliteli, onarıcı uykuyu ve tutarlı bir uyku programını da içerdiğini vurguluyor. Geceleri 7-9 saat uyumayı hedeflemek hala hedef olmalı ve genel refahı destekleyen düzenli bir uyku düzeni oluşturmaya odaklanılmalıdır.Hafta sonu telafilerle bile tutarlı kötü uyku, kalp hastalığı da dahil olmak üzere uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, ara sıra hafta sonu uyumak faydalı olsa da, hafta boyunca düzenli bir uyku programına öncelik vermek çok önemlidir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/LnPbA0zXzEm5D6tyENEz-Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalp sağlığının ötesinde, hafta sonu uykunuzu telafi etmenin başka olumlu etkileri de olabilir. İyileştirilmiş ruh hali, daha iyi bilişsel işlev ve azaltılmış stres seviyeleri, yeterli uyku almanın sağladığı faydalardan sadece birkaçıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/8KShGm3Tm02kszAdZdVqYw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uyku, vücudun kendini onarması için bir zamandır, bu yüzden bu ekstra saatler genel olarak daha iyi zihinsel ve fiziksel sağlığa katkıda bulunabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları noktayı koydu: En zeki çocuklar bu ayda doğuyor, yüksek başarı gösteriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-noktayi-koydu-en-zeki-cocuklar-bu-ayda-doguyor-yuksek-basari-goesteriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-noktayi-koydu-en-zeki-cocuklar-bu-ayda-doguyor-yuksek-basari-goesteriyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmada en zeki çocukların hangi ayda doğduğu açıklandı. 1 milyonun üzerinde öğrencinin verileri dikkate alınarak yapılan çalışmada yüksek zekalı çocukların hangi ayda doğdukları tespit edildi. Araştırma sonuçlarına göre en zeki çocuklar bu ayda doğuyor.Amerika Birleşik Devletleri&#039;nde gerçekleştirilen bir çalışmada bilim insanları doğum ayı ve zeka arasındaki bağlantıyı inceledi.Araştırma sonuçlarına göre, bilim insanları çocukların doğum ayı ile zeka arasındaki potansiyel ilişkiyi inceleyerek dikkat çekici bir bulguya ulaştı.Yapılan çalışmalar kapsamında bu ayda doğan çocukların daha yüksek zekaya sahip olabileceği bulgusuna ulaşıldı. Bu bulgular, çocukların doğum ayının zeka gelişimi üzerinde etkili olabileceği yönünde ilginç bir perspektif sunuyor.Eylül ayında doğan çocukların, akademik başarılarıyla öne çıktıkları belirlenirken Amerika Birleşik Devletleri&#039;nde gerçekleştirilen ve 1 milyon öğrencinin verilerini inceleyen bilim insanları, Eylül ayında doğan öğrencilerin, okul performanslarında diğer aylarda doğanlara göre daha başarılı olduklarını ortaya çıkardı.ABD okul şartları dikkate alınarak hazırlanan çalışma, okula başlangıç yaşını 6 olarak belirledi. Eylül ila aralık ayları arasında doğan çocukların yaz aylarında doğanlara göre daha büyük yaşlarda okula başlamasına dikkat çektiler.Araştırmacılara göre eylül ayında dünyaya gelen çocukların ders performansları, diğer aylarda doğan çocuklardan daha fazla. Belirgin olan bu fark ortaokul ve lise dönemi için geçerli sayılıyor. Ancak değişken olarak üniversitelerde de en yüksek dereceleri elde eden öğrenciler bulunuyor.Çalışmaya benzer bir şekilde yürütülen araştırmada ise sonbahar ve kış aylarında doğan çocukların diğer aylarda doğanlara göre daha uzun bir yaşam ömrüne sahip olduğu belirtildi.Ağustos ayında doğan çocuklar akademik anlamda başarısız gösterilse de, spor alanındaki en yetenekli isimlerin bu ayda doğanlar arasında yer alıyor. Spor alanında adını duyuran en yıldız oyuncuların birçoğu bu ayda dünyaya gelmiş.ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu&#039;nun açıklamasına göre, ABD&#039;de çocukların okula başlama yaşı olan 6 yaş göz önünde bulundurulduğunda, Eylül ile Aralık ayları arasında doğan çocukların, yaz aylarında doğanlara göre daha büyük yaşlarda eğitime başladıkları ve bu durumun zeka seviyelerini olumlu yönde etkilediği düşünülüyor.Bu araştırmalar, doğum ayının sadece burçları ve doğum günlerini değil, aynı zamanda zeka ve yaşam süresi gibi önemli faktörleri de etkileyebileceğini gösteriyor. Sonbahar ve kış aylarında doğan insanların, ilkbahar ve yaz aylarında doğanlara göre daha uzun yaşadıkları da bu çalışmalarla destekleniyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Am5nSuJTLUiCqE3-AKgZ_Q.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, noktayı, koydu:, zeki, çocuklar, ayda, doğuyor, yüksek, başarı, gösteriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Am5nSuJTLUiCqE3-AKgZ_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Bilim insanları noktayı koydu: En zeki çocuklar bu ayda doğuyor, yüksek başarı gösteriyor"><p>Bilim insanları tarafından yapılan bir araştırmada en zeki çocukların hangi ayda doğduğu açıklandı. 1 milyonun üzerinde öğrencinin verileri dikkate alınarak yapılan çalışmada yüksek zekalı çocukların hangi ayda doğdukları tespit edildi. Araştırma sonuçlarına göre en zeki çocuklar bu ayda doğuyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Zz4x2Wf9hkiceSzPe1GdCA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen bir çalışmada bilim insanları doğum ayı ve zeka arasındaki bağlantıyı inceledi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MMeOYMwnfUuoVEj-X2n9qw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırma sonuçlarına göre, bilim insanları çocukların doğum ayı ile zeka arasındaki potansiyel ilişkiyi inceleyerek dikkat çekici bir bulguya ulaştı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/h-6I_jAVtESXvHBviVfO1Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Yapılan çalışmalar kapsamında bu ayda doğan çocukların daha yüksek zekaya sahip olabileceği bulgusuna ulaşıldı. Bu bulgular, çocukların doğum ayının zeka gelişimi üzerinde etkili olabileceği yönünde ilginç bir perspektif sunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Dhk72S8GTkSALQ_iD3xSvQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Eylül ayında doğan çocukların, akademik başarılarıyla öne çıktıkları belirlenirken Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen ve 1 milyon öğrencinin verilerini inceleyen bilim insanları, Eylül ayında doğan öğrencilerin, okul performanslarında diğer aylarda doğanlara göre daha başarılı olduklarını ortaya çıkardı.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2mbPttXDcEC1p3vvjIRaHQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD okul şartları dikkate alınarak hazırlanan çalışma, okula başlangıç yaşını 6 olarak belirledi. Eylül ila aralık ayları arasında doğan çocukların yaz aylarında doğanlara göre daha büyük yaşlarda okula başlamasına dikkat çektiler.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/ciLryF2Z0kugO0x6O19NIQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Araştırmacılara göre eylül ayında dünyaya gelen çocukların ders performansları, diğer aylarda doğan çocuklardan daha fazla. Belirgin olan bu fark ortaokul ve lise dönemi için geçerli sayılıyor. Ancak değişken olarak üniversitelerde de en yüksek dereceleri elde eden öğrenciler bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/A8kjdz5OrkycXASD7BuOCw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çalışmaya benzer bir şekilde yürütülen araştırmada ise sonbahar ve kış aylarında doğan çocukların diğer aylarda doğanlara göre daha uzun bir yaşam ömrüne sahip olduğu belirtildi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/pruYHv5ym02k7KfaF8lKQQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ağustos ayında doğan çocuklar akademik anlamda başarısız gösterilse de, spor alanındaki en yetenekli isimlerin bu ayda doğanlar arasında yer alıyor. Spor alanında adını duyuran en yıldız oyuncuların birçoğu bu ayda dünyaya gelmiş.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fonzdr4-xk-eONyVAOSYlQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu'nun açıklamasına göre, ABD'de çocukların okula başlama yaşı olan 6 yaş göz önünde bulundurulduğunda, Eylül ile Aralık ayları arasında doğan çocukların, yaz aylarında doğanlara göre daha büyük yaşlarda eğitime başladıkları ve bu durumun zeka seviyelerini olumlu yönde etkilediği düşünülüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EwaNKQvCgki3jl7YooOg5g.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu araştırmalar, doğum ayının sadece burçları ve doğum günlerini değil, aynı zamanda zeka ve yaşam süresi gibi önemli faktörleri de etkileyebileceğini gösteriyor. Sonbahar ve kış aylarında doğan insanların, ilkbahar ve yaz aylarında doğanlara göre daha uzun yaşadıkları da bu çalışmalarla destekleniyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Göbek yağlarını eritmek için 1 bardak yetiyor! İnatçı kiloları yok eden yağ yakıcı karışım</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/goebek-yaglarini-eritmek-icin-1-bardak-yetiyor-inatci-kilolari-yok-eden-yag-yakici-karisim</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/goebek-yaglarini-eritmek-icin-1-bardak-yetiyor-inatci-kilolari-yok-eden-yag-yakici-karisim</guid>
<description><![CDATA[ Göbek yağını eritmek yaygın bir sağlık hedefidir, ancak genellikle diyet, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin bir kombinasyonunu gerektirir. Kilo kaybını desteklemenin etkili ve doğal bir yolu günlük rutininize yeşil sebze suları eklemektir. Bu meyve suları yalnızca temel besinlerle dolu olmakla kalmaz, aynı zamanda vücudun detoksifikasyonuna ve metabolizmanın hızlandırılmasına yardımcı olarak inatçı göbek yağlarından kurtulma sürecini kolaylaştırır.Elma, kivi ve ıspanağın ferahlatıcı bir karışımı kilo verme yolculuğunuzda güçlü bir müttefik olabilir. Elmalar, özellikle göbek çevresindeki iç yağları azaltmaya yardımcı olan pektin olmak üzere diyet lifi açısından zengindir.Elmaları düzenli olarak tüketmek, özellikle bel çevresinde önemli yağ azalmasına yol açabilir. Öte yandan kivi, yağ oksidasyonuna yardımcı olan C Vitamini ile doludur, ıspanak ise düşük kalorili, lif açısından zengin bir sebzedir, bizi daha uzun süre tok tutar ve açlık sancılarını azaltır.Salatalık ve zencefil suyu, göbek yağları için harikalar yaratan nemlendirici ve yağ yakıcı bir kombinasyondur. Salatalıklar kalorisi son derece düşüktür ve yüksek su içeriğine sahiptir, bu da onları kilo kaybı için ideal bir bileşen yapar.Ayrıca şişkinliği azaltan antioksidanlar ve iltihap önleyici özellikler içerirler. Termojenik etkisiyle bilinen zencefil, vücudun sıcaklığını artırır ve metabolizmayı hızlandırır. Bu meyve suyu, yağ yakmaya başlamak için sabah rutinimize güçlü bir katkı olabilir.Elma ve salatalığı meyve suyunda birleştirmek sadece lezzetli olmakla kalmaz, aynı zamanda yağ yakma potansiyelini de artırır. Daha önce de belirtildiği gibi elmalar lif açısından zengindir ve tokluk hissi yaratırken, salatalıklar su sağlar ve şişkinliği daha da azaltır.Bu meyve suyu hafif ve ferahlatıcıdır ve harika bir antrenman sonrası içeceği olabilir. Lif açısından zengin diyetler, özellikle karın bölgesinde daha düşük vücut yağıyla bağlantılıdır.Kalorisi düşüktür ve vücudun detoksifikasyonuna ve toksinlerin atılmasına yardımcı olan yüksek su içeriğine sahiptir. Şişe kabağı suyu ayrıca sindirime yardımcı olan ve aşırı yemeyi önleyen lif açısından da zengindir.Kabağın vücut yağını, özellikle göbek yağını azaltmadaki faydaları, dengeli bir diyetin parçası olarak düzenli olarak tüketildiğinde ortaya çıkar.Bu yeşil meyve suyu göbek yağını hedeflemek için etkili bir kombinasyondur. Ispanak sizi tok tutan temel besinleri ve lifleri sağlarken, salatalık su sağlar ve şişkinliği azaltır. Limon suyunun eklenmesi bir doz C vitamini sağlar ve vücudun yağ yakma kapasitesini artırır.C vitamini, özellikle egzersiz sırasında vücudun yağ yakma yeteneğini artırmak için önemlidir. Bu meyve suyu detoks yapmak ve metabolizmalarını hızlandırmak isteyenler için mükemmel bir seçimdir.
ÖNEMLİ! Bu doğal yağları diyet listenize eklemeden önce mutlaka bir uzmana danışın. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4K1Ng3rsr0Cv67VK71DtJw.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Göbek, yağlarını, eritmek, için, bardak, yetiyor, İnatçı, kiloları, yok, eden, yağ, yakıcı, karışım</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/4K1Ng3rsr0Cv67VK71DtJw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Göbek yağlarını eritmek için 1 bardak yetiyor! İnatçı kiloları yok eden yağ yakıcı karışım"><p>Göbek yağını eritmek yaygın bir sağlık hedefidir, ancak genellikle diyet, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin bir kombinasyonunu gerektirir. Kilo kaybını desteklemenin etkili ve doğal bir yolu günlük rutininize yeşil sebze suları eklemektir. Bu meyve suları yalnızca temel besinlerle dolu olmakla kalmaz, aynı zamanda vücudun detoksifikasyonuna ve metabolizmanın hızlandırılmasına yardımcı olarak inatçı göbek yağlarından kurtulma sürecini kolaylaştırır.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/a0oloNuN0USbx3_kYtZHRg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Elma, kivi ve ıspanağın ferahlatıcı bir karışımı kilo verme yolculuğunuzda güçlü bir müttefik olabilir. Elmalar, özellikle göbek çevresindeki iç yağları azaltmaya yardımcı olan pektin olmak üzere diyet lifi açısından zengindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/_X32a8RiDUW8LYTht858UQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Elmaları düzenli olarak tüketmek, özellikle bel çevresinde önemli yağ azalmasına yol açabilir. Öte yandan kivi, yağ oksidasyonuna yardımcı olan C Vitamini ile doludur, ıspanak ise düşük kalorili, lif açısından zengin bir sebzedir, bizi daha uzun süre tok tutar ve açlık sancılarını azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JPmRfVbMY0yR8gjkBdmukg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Salatalık ve zencefil suyu, göbek yağları için harikalar yaratan nemlendirici ve yağ yakıcı bir kombinasyondur. Salatalıklar kalorisi son derece düşüktür ve yüksek su içeriğine sahiptir, bu da onları kilo kaybı için ideal bir bileşen yapar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/EMsgXMiKsE-wgYaLP-C5Aw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Ayrıca şişkinliği azaltan antioksidanlar ve iltihap önleyici özellikler içerirler. Termojenik etkisiyle bilinen zencefil, vücudun sıcaklığını artırır ve metabolizmayı hızlandırır. Bu meyve suyu, yağ yakmaya başlamak için sabah rutinimize güçlü bir katkı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/6-PWglze6kufAMjZMPqMsg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Elma ve salatalığı meyve suyunda birleştirmek sadece lezzetli olmakla kalmaz, aynı zamanda yağ yakma potansiyelini de artırır. Daha önce de belirtildiği gibi elmalar lif açısından zengindir ve tokluk hissi yaratırken, salatalıklar su sağlar ve şişkinliği daha da azaltır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/YlFR08JSr0qkuEsCVN0Zhw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu meyve suyu hafif ve ferahlatıcıdır ve harika bir antrenman sonrası içeceği olabilir. Lif açısından zengin diyetler, özellikle karın bölgesinde daha düşük vücut yağıyla bağlantılıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/eMpYgJ2nWE2zPZCjQsY-_Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kalorisi düşüktür ve vücudun detoksifikasyonuna ve toksinlerin atılmasına yardımcı olan yüksek su içeriğine sahiptir. Şişe kabağı suyu ayrıca sindirime yardımcı olan ve aşırı yemeyi önleyen lif açısından da zengindir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9YwUHRJKd0SuGTapS4MmOg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kabağın vücut yağını, özellikle göbek yağını azaltmadaki faydaları, dengeli bir diyetin parçası olarak düzenli olarak tüketildiğinde ortaya çıkar.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/UxkueErsXUaNtoFJBCvizQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu yeşil meyve suyu göbek yağını hedeflemek için etkili bir kombinasyondur. Ispanak sizi tok tutan temel besinleri ve lifleri sağlarken, salatalık su sağlar ve şişkinliği azaltır. Limon suyunun eklenmesi bir doz C vitamini sağlar ve vücudun yağ yakma kapasitesini artırır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/411zTtLK5Ei4vD4_Wn9Gkw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>C vitamini, özellikle egzersiz sırasında vücudun yağ yakma yeteneğini artırmak için önemlidir. Bu meyve suyu detoks yapmak ve metabolizmalarını hızlandırmak isteyenler için mükemmel bir seçimdir.
ÖNEMLİ! Bu doğal yağları diyet listenize eklemeden önce mutlaka bir uzmana danışın.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Altın yılını yaşıyor! Kilosu 80 lira: Kan şekerini düzenliyor, tatlı krizlerini önlüyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/altin-yilini-yasiyor-kilosu-80-lira-kan-sekerini-duzenliyor-tatli-krizlerini-oenluyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/altin-yilini-yasiyor-kilosu-80-lira-kan-sekerini-duzenliyor-tatli-krizlerini-oenluyor</guid>
<description><![CDATA[ Mersin&#039;in Mut ilçesinde ilk hasatta kilosu 120 liradan alıcı bulan beyaz incirin şu an kilosunun 70 ila 80 liradan, kuru incirin kilosunun ise 450 ile 600 liradan satılması üreticiyi sevindirdi. İlçede bu yıl 30 bin ton incir rekoltesi bekleniyor. İncir vücuda çok faydalı olan meyvelerden biri. Özellikle sindirim sağlığını düzenlemede büyük bir destekçi olan incir, kan basıncını düzenlemeye de yardımcı oluyor.Türkiye&#039;nin 12 ay boyunca üretim yapılabilen merkezlerinden Mersin&#039;in Mut ilçesinde çiftçiler ülke ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Yaz ve kış her mevsim çeşitli ürünlerin hasat edildiği Mut ilçesinde başta kayısı, erik, zeytin, incir, nar, elma, kavun, karpuz ve sebze olmak üzere birçok ürün üretilerek, hem yurt içine hem de yurt dışına satılması sağlanıyor.Kayısı ve erik sezonunun tamamlanmasının ardından bugünlerde ilçede Mut beyaz incirinin hasadı devam ediyor. İlçede 4 bin 500 dekar alanda üretilen incirden bu sene 30 bin ton rekolte bekleniyor. İlçede üreticinin önemli gelir kaynaklarından biri olan beyaz incir, rengi, aroması, tadı, iriliği ve sevkiyata dayanıklılığı ile tercih edilirken, kilosunun 70 ila 80 liradan kurusunun kilosu ise 450 ile 600 lira arası alıcı bulması da üreticisinin yüzünü güldürdü.Üretici Osman Kavalcı, &quot;Bu yıl 30 bin ton rekolte bekliyoruz. Güneş doğmadan sabahın erken saatlerinde kalkıp incir topluyoruz. Sıcaklar başlamadan inciri toplamak zorundayız. Sıcağa kalırsak incirin sütü vücudumuzu yakıyor. Toplaması zor ve hasadın bitimine az bir süre kalmasına rağmen fiyatı 70 ile 80 lira olması bizi sevindiriyor. Fiyatlar geçen yıllara oranla çok çok iyi. İncirin kurusunu ise 450 ile 600 liradan satıyoruz. İncir bu yıl altın yılını yaşıyor. Emeğimizin karşılığını fazlasıyla alıyoruz. Piyasanın bu şekilde devam etmesi durumunda incirden bu yıl para kazanacağız&quot; dedi.Üretici Hacınuhlu Mahalle muhtarı Yakup ceylan ise, “Mut Hacınuhlu Mahallesinde incir üreticiliği yapıyorum. Bu yıl incir üreticinin yüzünü güldürdü. Sadece iklimsel olarak rekoltede düşüklük var. Oda bu yıla has bir şey oldu. Ama şu anda 120 lira ile başlayan fiyatlarımız 70 ile 80 lira arasında arz ve talebe göre devam ediyor. Kuru incirimizde kilosu 450-500-600 arası geçmektedir. İncir üretimi hasadının yarısına geldiğimiz hasatta fiyatlar gerçekten üreticimizin yüzünü güldürüyor” dedi.Üretici İsmail Kaplan ise, “Mut&#039;umuzun incirinin şu an rakibi yok. Şu an inciri Ankara&#039;ya, Konya&#039;ya gönderiyoruz. İncirde bu yıl Mut&#039;ta tahminin 30 bin ton rekolte olur. Oda üreticilerin yüzünü güldürdü fiyatlar iyi” dedi.İncirin vücuda pek çok faydası bulunuyor.Besleyici ve sağlık açısından pek çok faydası olan incir, yüksek miktarda A, B ve K vitaminleri içeriyor. Potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir zengini olan incir, aynı zamanda güçlü bir lif kaynağı olduğu için sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı oluyor.İncirin içindeki postasyum, kan basıncını düzenlemeye de yardımcı oluyor. Kalsiyum ve magnezyum içeriği, kemik sağlığını destekleyebilir ve osteoporoz riskini azaltabilir.İncir, serbest radikalleri nötralize eden antioksidanlar içerir, bu da hücre hasarını azaltabilir ve yaşlanma belirtilerini yavaşlatabilir.Lif açısından zengin olduğu için, uzun süre tok kalmanıza yardımcı olabilir ve aşırı yemeyi önleyebilir.İncirin düşük glisemik indeksi, kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir.ÖNEMLİ! Yüksek şeker içeriği nedeniyle, diyabet hastaları ve kilo kontrolü yapmak isteyenlerin miktarına dikkat etmesi gerekebilir. Genel olarak, dengeli bir diyette ve uygun miktarda tüketildiğinde incir sağlıklı bir seçenek olabilir. Yine de inciri beslenme listenize eklemeden önce bir beslenme uzmanına danışmanız öneriliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yTXc9nY1e0u_FwX90E7Wew.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Altın, yılını, yaşıyor, Kilosu, lira:, Kan, şekerini, düzenliyor, tatlı, krizlerini, önlüyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/yTXc9nY1e0u_FwX90E7Wew.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Altın yılını yaşıyor! Kilosu 80 lira: Kan şekerini düzenliyor, tatlı krizlerini önlüyor"><p>Mersin'in Mut ilçesinde ilk hasatta kilosu 120 liradan alıcı bulan beyaz incirin şu an kilosunun 70 ila 80 liradan, kuru incirin kilosunun ise 450 ile 600 liradan satılması üreticiyi sevindirdi. İlçede bu yıl 30 bin ton incir rekoltesi bekleniyor. İncir vücuda çok faydalı olan meyvelerden biri. Özellikle sindirim sağlığını düzenlemede büyük bir destekçi olan incir, kan basıncını düzenlemeye de yardımcı oluyor.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/P-DQl-xR_E-DcUwHEdyxyg.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Türkiye'nin 12 ay boyunca üretim yapılabilen merkezlerinden Mersin'in Mut ilçesinde çiftçiler ülke ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Yaz ve kış her mevsim çeşitli ürünlerin hasat edildiği Mut ilçesinde başta kayısı, erik, zeytin, incir, nar, elma, kavun, karpuz ve sebze olmak üzere birçok ürün üretilerek, hem yurt içine hem de yurt dışına satılması sağlanıyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/PDDjHMLFIkerCrwOHMKQsQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kayısı ve erik sezonunun tamamlanmasının ardından bugünlerde ilçede Mut beyaz incirinin hasadı devam ediyor. İlçede 4 bin 500 dekar alanda üretilen incirden bu sene 30 bin ton rekolte bekleniyor. İlçede üreticinin önemli gelir kaynaklarından biri olan beyaz incir, rengi, aroması, tadı, iriliği ve sevkiyata dayanıklılığı ile tercih edilirken, kilosunun 70 ila 80 liradan kurusunun kilosu ise 450 ile 600 lira arası alıcı bulması da üreticisinin yüzünü güldürdü.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/JQgkRsOvEUCMbRNldbvenw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Üretici Osman Kavalcı, "Bu yıl 30 bin ton rekolte bekliyoruz. Güneş doğmadan sabahın erken saatlerinde kalkıp incir topluyoruz. Sıcaklar başlamadan inciri toplamak zorundayız. Sıcağa kalırsak incirin sütü vücudumuzu yakıyor. Toplaması zor ve hasadın bitimine az bir süre kalmasına rağmen fiyatı 70 ile 80 lira olması bizi sevindiriyor. Fiyatlar geçen yıllara oranla çok çok iyi. İncirin kurusunu ise 450 ile 600 liradan satıyoruz. İncir bu yıl altın yılını yaşıyor. Emeğimizin karşılığını fazlasıyla alıyoruz. Piyasanın bu şekilde devam etmesi durumunda incirden bu yıl para kazanacağız" dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7oisJUpK-ESc246T_fZ0iA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Üretici Hacınuhlu Mahalle muhtarı Yakup ceylan ise, “Mut Hacınuhlu Mahallesinde incir üreticiliği yapıyorum. Bu yıl incir üreticinin yüzünü güldürdü. Sadece iklimsel olarak rekoltede düşüklük var. Oda bu yıla has bir şey oldu. Ama şu anda 120 lira ile başlayan fiyatlarımız 70 ile 80 lira arasında arz ve talebe göre devam ediyor. Kuru incirimizde kilosu 450-500-600 arası geçmektedir. İncir üretimi hasadının yarısına geldiğimiz hasatta fiyatlar gerçekten üreticimizin yüzünü güldürüyor” dedi.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/9MwKqwHynUitj6O4_YqIdA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Üretici İsmail Kaplan ise, “Mut'umuzun incirinin şu an rakibi yok. Şu an inciri Ankara'ya, Konya'ya gönderiyoruz. İncirde bu yıl Mut'ta tahminin 30 bin ton rekolte olur. Oda üreticilerin yüzünü güldürdü fiyatlar iyi” dedi.İncirin vücuda pek çok faydası bulunuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/in-KUcXGHE6g6As_XvZcYQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Besleyici ve sağlık açısından pek çok faydası olan incir, yüksek miktarda A, B ve K vitaminleri içeriyor. Potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir zengini olan incir, aynı zamanda güçlü bir lif kaynağı olduğu için sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı oluyor.İncirin içindeki postasyum, kan basıncını düzenlemeye de yardımcı oluyor. Kalsiyum ve magnezyum içeriği, kemik sağlığını destekleyebilir ve osteoporoz riskini azaltabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/2nDs_EKbgUWFBLMGmq6Clw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>İncir, serbest radikalleri nötralize eden antioksidanlar içerir, bu da hücre hasarını azaltabilir ve yaşlanma belirtilerini yavaşlatabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/-MFwVLrSgkW8DHmzk32bFA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Lif açısından zengin olduğu için, uzun süre tok kalmanıza yardımcı olabilir ve aşırı yemeyi önleyebilir.İncirin düşük glisemik indeksi, kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/RkxjZq8DJkOmVjNxNaklgA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>ÖNEMLİ! Yüksek şeker içeriği nedeniyle, diyabet hastaları ve kilo kontrolü yapmak isteyenlerin miktarına dikkat etmesi gerekebilir. Genel olarak, dengeli bir diyette ve uygun miktarda tüketildiğinde incir sağlıklı bir seçenek olabilir. Yine de inciri beslenme listenize eklemeden önce bir beslenme uzmanına danışmanız öneriliyor.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Gözlerinizdeki bu değişim kanserin habercisi olabilir! Hemen aynaya bakıp kontrol edin</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/goezlerinizdeki-bu-degisim-kanserin-habercisi-olabilir-hemen-aynaya-bakip-kontrol-edin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/goezlerinizdeki-bu-degisim-kanserin-habercisi-olabilir-hemen-aynaya-bakip-kontrol-edin</guid>
<description><![CDATA[ Dünya genelinde en sık ikinci ölüm nedenlerinden biri olan kanser yaşamı ciddi anlamda tehdit ediyor. Karaciğer kanseri de en sık görülen kanser türleri arasında. Birincil karaciğer kanserinin belirtileri genellikle hastalık ilerleyene kadar ortaya çıkmıyor. Ancak gözlerinizdeki bu değişim kanserin işareti olabilir.Kanser, dünya genelinde en sık ikinci ölüm nedeni olarak biliniyor. Dünyada kalp hastalıklarından sonra görülen en sık ölüm nedeni kanser.Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2020 istatistikleri, dünyada her 5 kişiden 1&#039;nin hayatı boyunca kansere yakalandığını, her 8 erkekten 1&#039;inin ve her 11 kadından 1&#039;nin kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.Karaciğer kanseri, yaşımı ciddi anlamda tehdit eden kanser türleri arasında yer alıyor. Karaciğer kanserinin genellikle sinsi olarak ilerlediği söyleniyor. Ancak bazı semptomlar karaciğer kanseri belirtisi olabiliyor.Özellikle gözlerinizde ortaya çıkan bazı değişiklikler karaciğer kanserinin habercisi olabilir. NHS&#039;ye göre birincil karaciğer kanseri nadir görülen ancak ciddi bir kanser türüdür.Bu durum, karaciğere yayılmadan önce vücudun başka bir yerinde başlayan ikincil karaciğer kanserinden farklıdır.Birincil karaciğer kanserinin belirtileri genellikle hastalık ilerleyene kadar ortaya çıkmaz, bu da erken teşhisi çok önemli hale getirir.NHS Inform&#039;a göre karaciğer kanserinin en yaygın belirtilerinden biri, gözlerinizin beyazlarının sararmaya başladığı sarılıktır.Bu belirti, cildinizin sarı görünmesine de neden olabilir, ancak bu bazı cilt tiplerinde o kadar belirgin olmayabilir.Karaciğer kanseri, başlangıçta genellikle belirgin belirtiler göstermeyebilir, bu nedenle hastalık erken evrede teşhis edilemeyebilir. Ancak, ilerledikçe çeşitli belirtiler ortaya çıkabilir.
İşte karaciğer kanserinin bazı yaygın belirtileri:Özellikle sağ üst karnınızda ağrı veya rahatsızlık hissi olabilir.
Cildin ve gözlerin sararması, karaciğer fonksiyonlarının bozulduğunu gösterir.
Açıklanamayan bir şekilde kilo kaybı yaşanabilir.
Yeme isteğinde azalma veya iştahsızlık olabilir.
Sürekli yorgunluk ve halsizlik hissi yaşanabilir.
Mide bulantısı ve kusma sık görülen belirtilerdendir.
Karın bölgesinde şişlik veya sıvı birikimi olabilir.
İdrarın koyu renkli olması ve dışkının açık renkli olması karaciğer sorunlarına işaret edebilir.
Ciltte kaşıntı hissi olabilir.Uzmanlar bu belirtilerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora danışmanız gerektiğini söylüyor.Çünkü kanserde erken tanı hayati öenm taşıyor. Bunlar &quot;daha yaygın bir rahatsızlığı&quot; gösterebilirken, her zaman kontrole kanserin erken teşhis edilmesi sayesinde hayatınızı kurtarabilir.Uzmanlar; &quot;Daha önce siroz veya hepatit C enfeksiyonu gibi karaciğeri etkilediği bilinen bir rahatsızlık teşhisi konduysa ve sağlığınız aniden kötüleşirse doktorunuza başvurmalısınız.&quot;Karaciğer kanserinin kesin nedenleri bir gizem olarak kalsa da, vakaların çoğu siroz skarlaşması ve karaciğer hasarıyla bağlantılıdır.Genellikle bunun nedeni kronik alkol kötüye kullanımı veya devam eden hepatit B veya C enfeksiyonlarıdır. Ayrıca, aşırı kilolu olmanın ve kötü beslenmenin alkolsüz yağlı karaciğer hastalığına yol açarak karaciğer kanseri riskini artırabileceğinden şüphelenilmektedir.Şanslarını azaltmak isteyenler için NHS, alkol alımını azaltmayı ve düzenli fiziksel aktiviteyle tamamlanan besleyici, dengeli bir diyete bağlı kalmayı öneriyor.Tedaviye gelince, erken teşhis karaciğer kanserini tamamen ortadan kaldırmanın anahtarı olabilir. Seçenekler arasında cerrahi rezeksiyon veya hatta karaciğer nakli olabilir. ]]></description>
<enclosure url="http://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V_Edo62G8k6oXoLNoDtJ-w.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Gözlerinizdeki, değişim, kanserin, habercisi, olabilir, Hemen, aynaya, bakıp, kontrol, edin</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/V_Edo62G8k6oXoLNoDtJ-w.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" class="type:primaryImage" alt="Gözlerinizdeki bu değişim kanserin habercisi olabilir! Hemen aynaya bakıp kontrol edin"><p>Dünya genelinde en sık ikinci ölüm nedenlerinden biri olan kanser yaşamı ciddi anlamda tehdit ediyor. Karaciğer kanseri de en sık görülen kanser türleri arasında. Birincil karaciğer kanserinin belirtileri genellikle hastalık ilerleyene kadar ortaya çıkmıyor. Ancak gözlerinizdeki bu değişim kanserin işareti olabilir.</p><section class="type:slideshow"><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Y0zAK47d9k2hbdXMxr_Ydw.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Kanser, dünya genelinde en sık ikinci ölüm nedeni olarak biliniyor. Dünyada kalp hastalıklarından sonra görülen en sık ölüm nedeni kanser.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/7d2yWkjHdU-ZibUSNQYnpA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2020 istatistikleri, dünyada her 5 kişiden 1'nin hayatı boyunca kansere yakalandığını, her 8 erkekten 1'inin ve her 11 kadından 1'nin kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/CgUWg27z7EifPnxeKTDZkQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karaciğer kanseri, yaşımı ciddi anlamda tehdit eden kanser türleri arasında yer alıyor. Karaciğer kanserinin genellikle sinsi olarak ilerlediği söyleniyor. Ancak bazı semptomlar karaciğer kanseri belirtisi olabiliyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/z51DSTkIvUWGLJXY10y1RQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle gözlerinizde ortaya çıkan bazı değişiklikler karaciğer kanserinin habercisi olabilir. NHS'ye göre birincil karaciğer kanseri nadir görülen ancak ciddi bir kanser türüdür.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/QIHrJgVMNEGpPBViC93o4Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Bu durum, karaciğere yayılmadan önce vücudun başka bir yerinde başlayan ikincil karaciğer kanserinden farklıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/FSxl7sznTk-vpRVTQbRXfQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Birincil karaciğer kanserinin belirtileri genellikle hastalık ilerleyene kadar ortaya çıkmaz, bu da erken teşhisi çok önemli hale getirir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/MV0lWbdfVkKmO6mBC9M4JQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>NHS Inform'a göre karaciğer kanserinin en yaygın belirtilerinden biri, gözlerinizin beyazlarının sararmaya başladığı sarılıktır.Bu belirti, cildinizin sarı görünmesine de neden olabilir, ancak bu bazı cilt tiplerinde o kadar belirgin olmayabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/fMrWl1Ze70-tKrta9R7KYA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Karaciğer kanseri, başlangıçta genellikle belirgin belirtiler göstermeyebilir, bu nedenle hastalık erken evrede teşhis edilemeyebilir. Ancak, ilerledikçe çeşitli belirtiler ortaya çıkabilir.
İşte karaciğer kanserinin bazı yaygın belirtileri:</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/BhkevCJHyUuysuf6Wr2cxQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Özellikle sağ üst karnınızda ağrı veya rahatsızlık hissi olabilir.
Cildin ve gözlerin sararması, karaciğer fonksiyonlarının bozulduğunu gösterir.
Açıklanamayan bir şekilde kilo kaybı yaşanabilir.
Yeme isteğinde azalma veya iştahsızlık olabilir.
Sürekli yorgunluk ve halsizlik hissi yaşanabilir.
Mide bulantısı ve kusma sık görülen belirtilerdendir.
Karın bölgesinde şişlik veya sıvı birikimi olabilir.
İdrarın koyu renkli olması ve dışkının açık renkli olması karaciğer sorunlarına işaret edebilir.
Ciltte kaşıntı hissi olabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/71jzcn6GQ0KFEvU2kXyu3Q.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar bu belirtilerden herhangi biri olduğunda mutlaka bir doktora danışmanız gerektiğini söylüyor.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/wCEL9uzs5UWN-iAIgFvQtQ.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Çünkü kanserde erken tanı hayati öenm taşıyor. Bunlar "daha yaygın bir rahatsızlığı" gösterebilirken, her zaman kontrole kanserin erken teşhis edilmesi sayesinde hayatınızı kurtarabilir.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/Htf1Bt7f-0aG3zEX38DUPA.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Uzmanlar; "Daha önce siroz veya hepatit C enfeksiyonu gibi karaciğeri etkilediği bilinen bir rahatsızlık teşhisi konduysa ve sağlığınız aniden kötüleşirse doktorunuza başvurmalısınız."Karaciğer kanserinin kesin nedenleri bir gizem olarak kalsa da, vakaların çoğu siroz skarlaşması ve karaciğer hasarıyla bağlantılıdır.</figcaption></figure><figure><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/rCKGEQ7U20Gf_mN9nfV3ng.jpg?width=1200&mode=crop&scale=both" width="1200"><figcaption>Genellikle bunun nedeni kronik alkol kötüye kullanımı veya devam eden hepatit B veya C enfeksiyonlarıdır. Ayrıca, aşırı kilolu olmanın ve kötü beslenmenin alkolsüz yağlı karaciğer hastalığına yol açarak karaciğer kanseri riskini artırabileceğinden şüphelenilmektedir.Şanslarını azaltmak isteyenler için NHS, alkol alımını azaltmayı ve düzenli fiziksel aktiviteyle tamamlanan besleyici, dengeli bir diyete bağlı kalmayı öneriyor.Tedaviye gelince, erken teşhis karaciğer kanserini tamamen ortadan kaldırmanın anahtarı olabilir. Seçenekler arasında cerrahi rezeksiyon veya hatta karaciğer nakli olabilir.</figcaption></figure></section>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Uzmanlardan bıttım sabunu tavsiyesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi</guid>
<description><![CDATA[ Güneydoğu Anadolu’nun kadim doğal ürünlerinden biri olan bıttım sabunu, son yıllarda büyük bir ilgi görüyor  Özellikle cilt ve saç sağlığına olan faydaları bedeniyle vatandaş tarafından tercih ediliyor ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/09/agency/igf/uzmanlardan-bittim-sabunu-tavsiyesi.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Uzmanlardan, bıttım, sabunu, tavsiyesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Güneydoğu Anadolu’nun kadim doğal ürünlerinden biri olan bıttım sabunu, son yıllarda büyük bir ilgi görüyor. Özellikle cilt ve saç sağlığına olan faydaları bedeniyle vatandaş tarafından tercih ediliyor.BURSA (İGFA) - Uzmanlar, bıttım sabununun saç dökülmesi, kepek, egzama gibi cilt sorunlarına karşı olumlu etkilerini doğrularken, kullanıcıların da sabuna olan bağlılığı her geçen gün arttığı belirtiliyor.

Bıttım sabununun ,yabani meyvelerinden elde edilen doğal bir sabun olduğunu belirten uzmanlar, “Geleneksel yöntemlerle üretilen bu sabun, zeytinyağı sabununa benzer şekilde işlenir ancak ana ham maddesi menengiç yağıdır. Sabunun yapımında hiçbir kimyasal madde kullanılmaz, bu da onu tamamen doğal bir cilt ve saç bakım ürünü haline getirir.” ifadelerine yer verdiler.

Cilt sorunlarıyla başa çıkmak isteyenler için bıttım sabunu doğal bir mucize olarak görüldüğünü vurgulayan uzmanlar,  "Bıttım sabununun antiseptik özelliği, ciltteki iltihaplanmayı ve bakterileri azaltmaya yardımcı olur. Egzama, sivilce gibi sorunlar yaşayanlar için düzenli kullanım öneriliyor." diye belirtiyor. 

Bıttım sabununun ayrıca en çok bilinen faydalarından biri de saç sağlığına olan etkisi olduğunu söyleyen uzmanlar, saç dökülmesi, kepek ve saç derisi problemleri yaşayan birçok insanın bu sabunu tercih ettiğini de belirttiler.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Ankara İl Sağlık Müdürlüğünden M çiçeğine ilişkin açıklama</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ankara-il-saglik-mudurlugunden-m-cicegine-iliskin-aciklama</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ankara-il-saglik-mudurlugunden-m-cicegine-iliskin-aciklama</guid>
<description><![CDATA[ Ankara İl Sağlık Müdürlüğü, ildeki hiçbir sağlık kuruluşunda M çiçeği (mpox) hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hastanın bulunmadığını bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/m-cicegi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Ankara, İl, Sağlık, Müdürlüğünden, çiçeğine, ilişkin, açıklama</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Ankara İl Sağlık Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, çeşitli medya organlarında Ankara'da maymun çiçeği hastalığından şüphelenilerek karantinaya alınan hastaların olduğu iddiaları üzerine kamuoyunu bilgilendirme gereği doğduğu belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Ankara'daki hiçbir sağlık tesisimizde maymun çiçeği (mpox) hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hastamız bulunmamaktadır. Bu tür iddialar, gereksiz bir panik ortamı yaratmaya yönelik asılsız bilgilerdir. Maymun çiçeği hastalığı ile ilgili bilgilendirmeler, Sayın Sağlık Bakanı'mız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve Bakanlığımızın ilgili birimleri tarafından şeffaf bir şekilde ve sıklıkla yapılmakta olup, halkımızın doğru bilgilere ulaşması amacıyla gereken tüm adımlar atılmaktadır. Vatandaşlarımızın, resmi açıklamaları dikkate alarak bu tür söylentilere itibar etmemeleri önem arz etmektedir."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ, M çiçeği ve Kovid&amp;amp;19 arasındaki bulaşma farkına dikkati çekti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-m-cicegi-ve-kovid19-arasindaki-bulasma-farkina-dikkati-cekti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-m-cicegi-ve-kovid19-arasindaki-bulasma-farkina-dikkati-cekti</guid>
<description><![CDATA[ DSÖ Salgın ve Pandemi Hazırlığı ve Önleme Direktörü Maria Van Kerkhove, temas yoluyla buluşan M çiçeği (mpox) virüsünün, hava yoluyla bulaşan Kovid-19 virüsü ile aynı olmadığını, bu iki hastalıkla ilgili yaşanan süreçlerin farklı olduğunu bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/m-cicegi-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ, çiçeği, Kovid&amp;19, arasındaki, bulaşma, farkına, dikkati, çekti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) Salgın ve Pandemi Hazırlığı ve Önleme Direktörü Maria Van Kerkhove, temas yoluyla buluşan M çiçeği (mpox) virüsünün, hava yoluyla bulaşan Kovid-19 virüsü ile aynı olmadığını, bu iki hastalıkla ilgili yaşanan süreçlerin farklı olduğunu bildirdi.

Kerkhove ve DSÖ'nün Afrika Bölgesi'ndeki akut olaylar yönetimi ekip lideri Otim Patrick Ramadan, DSÖ'nün sosyal medya hesapları üzerinden yaptıkları programda M çiçeği virüsüne dair değerlendirmelerde bulundu.

M çiçeği virüsünün Kovid-19 ile aynı olmadığını vurgulayan Kerkhove, "M çiçeği virüsü, Kovid-19 gibi (hava yoluyla) yayılmıyor. Bu yüzden Kovid-19 ile aynı durumun yaşanmadığını görüyoruz. Enfekte biriyle temas halindeyseniz M çiçeği virüsüne yakalanabilirsiniz ancak bu herkesin virüse yakalanacağı anlamına gelmiyor." dedi.

Kerkhove, doğru bilgi ve uygulamalarla M çiçeği virüsünün yayılmasının önüne geçilebileceğini söyledi.

M çiçeği virüsünün daha önce de görüldüğünü kaydeden Kerkhove, virüsün yayıldığı ülkeleri desteklemek ve ortak küresel bir çaba göstermek için DSÖ'nün M çiçeği virüsünü uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olarak ilan ettiğini hatırlattı.

"Burundi'deki vakaların yüzde 30'u çocuklar"

Ramadan ise M çiçeği virüsünün herkesi etkileyebileceğini belirterek, "Şu anda Afrika'da 13 ülkede aktif olarak M çiçeği virüsü vakaları gözüküyor. Bu ülkelerde çok çeşitli grupların etkilendiğini görüyoruz. Çocukları etkileyen vakalar görüyoruz ancak yetişkinlerin de etkilendiğini görüyoruz." dedi.

Salgının yaygın olarak görüldüğü Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne komşu Burundi'deki vakaların yüzde 30'unun 18 yaş altında görüldüğünü aktaran Ramadan, bunun endişe verici olduğunu söyledi.

Ramadan, M çiçeğine karşı aşılamanın önemli bir "ilave halk sağlığı aracı" olduğunu, Afrika'da ihtiyaç duyulan miktarda aşıya ulaşılamadığını belirtti.

DSÖ'nün şu aşamada M çiçeğine karşı MVA-BN ve LC16 aşılarının kullanımını tavsiye ettiğini hatırlatan Ramadan, öncelikli olarak risk altındakiler ve yüksek bulaşma riski taşıyan kişilerin "hedefli aşılanmasının" önemine işaret etti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;İstanbul&amp;apos;da bir kişi M çiçeği şüphesiyle karantinaya alındı&amp;quot; iddiası yalanlandı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-bir-kisi-m-cicegi-suphesiyle-karantinaya-alindi-iddiasi-yalanlandi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/istanbulda-bir-kisi-m-cicegi-suphesiyle-karantinaya-alindi-iddiasi-yalanlandi</guid>
<description><![CDATA[ Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), bazı basın yayın organlarında yer alan ve sosyal medya hesaplarında paylaşılan, &quot;İstanbul&#039;da bir kişi, M çiçeği şüphesiyle karantinaya alındı&quot; iddiasının doğru olmadığını bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/07/iletisim-baskanligi-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İstanbulda, bir, kişi, çiçeği, şüphesiyle, karantinaya, alındı, iddiası, yalanlandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dezenformasyonla Mücadele Merkezinden yapılan açıklamada, İstanbul'da herhangi bir sağlık tesisinde maymun çiçeği (mpox) hastalığı şüphesi ile karantinaya alınan hasta bulunmadığı belirtildi.

Dermatolojik belirtilerle hastaneye başvuran bir kişiye yapılan maymun çiçeği testinin negatif çıktığı bilgisine yer verilen açıklamada, şahsın izole edildiği yönündeki bilgilerin gerçeği yansıtmadığı ifade edildi.

Gerekli bilgilendirmelerin, Sağlık Bakanlığının ilgili birimleri tarafından şeffaf bir şekilde yapıldığı kaydedilen açıklamada, kamuoyunu manipüle etmeye yönelik asılsız iddialara itibar edilmemesi istendi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanlığından Batı Nil virüsü açıklaması</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligindan-bati-nil-virusu-aciklamasi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligindan-bati-nil-virusu-aciklamasi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı, Türkiye&#039;de 2010&#039;dan itibaren görülen Batı Nil virüsü enfeksiyonunun bu yıl 6 kişide tespit edildiğini, hastaların takip ve tedavilerinin sürdüğünü bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/saglik-bakanligi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanlığından, Batı, Nil, virüsü, açıklaması</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Batı Nil virüsü enfeksiyonunun, virüsü taşıyan sivrisineklerin sokmasıyla bulaşan viral bir hastalık olduğu belirtildi.

Söz konusunu hastalığın, mevsimsel olarak genelde yaz boyunca ve sonbaharın erken dönemlerinde görüldüğü bilgisi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Hastalık, kişiden kişiye doğrudan bulaşmamaktadır. Ülkemizde 2010 yılından itibaren görülen Batı Nil virüsü enfeksiyonu, 2024 yılında 6 kişide tespit edilmiştir. Hastalarımızın takip ve tedavilerine devam edilmektedir. Bakanlığımızca gerekli çalışmalar yürütülmekte ve süreç hassasiyetle takip edilmektedir."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GSS&amp;apos;lilerden belirlenen oranın üzerinde ilave ücret alanlara ceza</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/gsslilerden-belirlenen-oranin-uzerinde-ilave-ucret-alanlara-ceza</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/gsslilerden-belirlenen-oranin-uzerinde-ilave-ucret-alanlara-ceza</guid>
<description><![CDATA[ Bakan Işıkhan, Genel Sağlık Sigortası kapsamındaki vatandaşlardan belirlenen oranı aşan miktarda ilave ücret alanlara, bunun 5 katı ceza uygulanacağını bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/gsslilerden-belirlenen-oranin-uzerinde-ilave-ucret-alanlara-ceza.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>GSSlilerden, belirlenen, oranın, üzerinde, ilave, ücret, alanlara, ceza</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamındaki vatandaşlardan sağlık hizmeti alırken talep edilen ilave ücretin yasal sınırlar içinde olması gerektiğini belirtti.

Bu konuda Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) hassasiyetle hareket ettiğini vurgulayan Işıkhan, SGK ile anlaşmalı özel sağlık hizmet sunucularının aldığı ilave ücretin Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamını aşması durumunda, vatandaşların şikayet başvurularını Sosyal Güvenlik il ve merkez müdürlükleri, ALO 170 ve CiMER üzerinden yapmalarını talep ettiklerini duyurdu.

Özel hastaneler ve vakıf üniversitelerinin, belirlenen oranı aşmamak kaydıyla ilave ücret alabileceğini belirten Işıkhan, şunları kaydetti:

"Özel hastanelerin sizden talep ettiği ilave ücretle ilgili SGK'ye yaptığınız şikayet başvuruları incelenerek usulsüz uygulamalar tespit edilirse cezai işlem uygulanır. SGK ile anlaşmalı özel sağlık hizmet sunucularından alınan ilave ücret, SUT fiyatlarının iki katı olabilir. Fazla ilave ücret alınması durumunda her bir hasta için fazla alınan ilave ücret bedelinin 5 katı ceza uygulanır."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>İskenderun Devlet Hastanesinde maymun çiçeği vakası tespit edildiği iddiası yalanlandı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/iskenderun-devlet-hastanesinde-maymun-cicegi-vakasi-tespit-edildigi-iddiasi-yalanlandi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/iskenderun-devlet-hastanesinde-maymun-cicegi-vakasi-tespit-edildigi-iddiasi-yalanlandi</guid>
<description><![CDATA[ İskenderun Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, &quot;İskenderun Devlet Hastanesinde maymun çiçeği vakası tespit edildi&quot; iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/saglik-bakanligi-m-cicegi-hastaligi-vakasina-turkiyede-rastlanmadi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>İskenderun, Devlet, Hastanesinde, maymun, çiçeği, vakası, tespit, edildiği, iddiası, yalanlandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İskenderun Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, sosyal medya hesabından M çiçeği virüsü iddiasına ilişkin şu açıklamayı yaptı:

"Bazı sosyal medya hesaplarından yayılan, 'İskenderun Devlet Hastanesinde maymun çiçeği vakası tespit edildiğine dair bilgiler gerçeği yansıtmamaktadır. İskenderun'daki hastanelerde teşhisi veya tedavisi yapılan maymun çiçeği hastası yoktur."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırmaya göre, gece dış mekan ışıklarına maruz kalmak Alzheimer riskini artırabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirmaya-goere-gece-dis-mekan-isiklarina-maruz-kalmak-alzheimer-riskini-artirabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirmaya-goere-gece-dis-mekan-isiklarina-maruz-kalmak-alzheimer-riskini-artirabilir</guid>
<description><![CDATA[ ABD&#039;de yapılan bir araştırma, geceleri dış mekandaki yapay ışıklara maruz kalmanın özellikle 65 yaş altındakiler için Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabileceğini ortaya koydu. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/09/arastirmaya-gore-gece-dis-mekan-isiklarina-maruz-kalmak-alzheimer-riskini-artirabilir.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırmaya, göre, gece, dış, mekan, ışıklarına, maruz, kalmak, Alzheimer, riskini, artırabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ABD'deki Rush Üniversitesinden araştırmacılar, ülke genelinde 48 eyalette, yapay ışık kaynaklarından yol aydınlatmaları ve ışıklı tabelalar gibi ışık kirliliği oluşturan etkenleri inceledi.

İnceleme sonucunda, Alzheimer vakalarının geceleri yapay ışığın daha fazla bulunduğu bölgelerde daha yaygın olduğu sonucuna ulaşan araştırmacılar, yapay ışığın vücudun biyolojik saatini ve uyku düzenini bozarak bilişsel gerilemeye yol açabileceğini tespit etti.

Araştırmacılar, dış mekanlarda maruz kalınan yapay ışığın 65 yaş altındakiler için Alzheimer'a yakalanma riskini alkol kullanımı, kronik böbrek hastalığı ve obezite gibi diğer etkenlere oranla daha fazla artırdığını belirledi.

Araştırmacılardan Robin Voigt-Zuwala, "Değiştirilebilir bir çevresel faktör olan gece ışık kirliliği, (Alzheimer'a yakalanmada) önemli risk oluşturabilir." ifadesini kullandı.

Geceleri maruz kalınan yapay ışığın olumsuz etkilerini azaltmak amacıyla karartma perdesi ya da göz bandı kullanılması önerildi.

Araştırma, "Frontiers in Neuroscience" dergisinde yayımlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Araştırmacılar, insanların sesini kullanarak hipertansiyonu tespit edebildiklerini bildirdi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/arastirmacilar-insanlarin-sesini-kullanarak-hipertansiyonu-tespit-edebildiklerini-bildirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/arastirmacilar-insanlarin-sesini-kullanarak-hipertansiyonu-tespit-edebildiklerini-bildirdi</guid>
<description><![CDATA[ Kanada&#039;da bilim insanları, kişilere ait ses kayıtlarını kullanarak yüksek tansiyon olarak da bilinen hipertansiyon hastalığını tespit edebilen yapay zeka temelli yeni bir yöntem bulduklarını açıkladı. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/09/arastirmacilar-insanlarin-sesini-kullanarak-hipertansiyonu-tespit-edebildiklerini-bildirdi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Araştırmacılar, insanların, sesini, kullanarak, hipertansiyonu, tespit, edebildiklerini, bildirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Kanada'da bulunan Klick Labs tarafından yapılan çalışmaya katılan 245 kişiden 2 hafta boyunca günde 6 kez seslerini, bilim insanları tarafından geliştirilen mobil uygulamaya kaydetmeleri istendi.

Araştırmacılar, uygulamada, ses perdesindeki değişkenlik gibi insan kulağının ayırt edemediği ve ses verisini karakterize edecek birtakım bilgileri çıkarmayı sağlayan yüzlerce vokal biyobelirteci analiz etmek için yapay zeka algoritmalarından yararlandı. Mobil uygulamanın kadınlarda yüzde 84, erkeklerde de yüzde 77'ye varan doğruluk oranıyla hipertansiyonu tespit ettiği belirtildi.

Çalışmanın baş yazarı Yan Fossat, "Hipertansiyonu tespit etmenin daha erişilebilir bir yolunu keşfettik. Tekniğin, bu yaygın küresel sağlık sorununa daha erken müdahale edilmesini sağlayacağını umuyoruz." ifadesini kullandı.

Araştırmanın detaylarına "IEEE Access" dergisinde yer verildi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Zihin egzersizleri hafif bilişsel bozukluğu olan yaşlıların hafızasını güçlendiriyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/zihin-egzersizleri-hafif-bilissel-bozuklugu-olan-yaslilarin-hafizasini-guclendiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/zihin-egzersizleri-hafif-bilissel-bozuklugu-olan-yaslilarin-hafizasini-guclendiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Araştırmacılar, hafif bilişsel bozukluğu olan ve bulmaca çözmek, kitap okumak gibi zihin egzersizlerini sık yapan yaşlıların daha güçlü hafızaya sahip olduğunu, dikkat sürelerinin ve iş yapma hızlarının da daha yüksek olduğunu tespit etti. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/09/zihin-egzersizleri-hafif-bilissel-bozuklugu-olan-yaslilarin-hafizasini-guclendiriyor.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Zihin, egzersizleri, hafif, bilişsel, bozukluğu, olan, yaşlıların, hafızasını, güçlendiriyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[ABD'deki South Mississippi Üniversitesi ve Indiana Üniversitesi'nden araştırmacılar, hafif bilişsel bozukluğu bulunan 50 yaş üzerindeki 5 bin 932 kişiyi inceledi.

Araştırmacılar, katılımcılara kitap okumak ve bulmaca çözmek gibi bilişsel uyarıcı faaliyetler olarak tanımlanan zihin egzersizleriyle ne sıklıkla meşgul olduklarını sordu. Yanıtlar doğrultusunda katılımcılar bu faaliyetleri sıklıkla, orta seviyede ve düşük seviyede yapanlar olmak üzere üç gruba ayrıldı.

Araştırmacılar, sıklıkla zihin alıştırması yapan katılımcıların, orta veya düşük seviyede yapanlara kıyasla daha güçlü hafızaya sahip olduğunu, dikkat sürelerinin ve iş yapma hızlarının da daha yüksek olduğu belirledi.

Ayrıca, orta seviyede zihin egzersizi yapan yaşlıların da düşük seviyeli yapanlara göre daha yüksek dikkat süresine sahip olduğu gözlemlendi.

Araştırmacılardan Kim Junhyoung, hafif bilişsel bozukluğu olan yaşlılara haftada en az üç veya dört kez bulmaca çözmelerini, kitap okumalarını veya benzer şekilde zihinsel uyarıcı faaliyetlerde bulunmalarını önerdi.

Araştırmanın sonuçları "Journal of Cognitive Enhancement" adlı dergide yayınlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanı Memişoğlu: M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakani-memisoglu-m-cicegi-hastaligi-su-anda-ulkemizde-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakani-memisoglu-m-cicegi-hastaligi-su-anda-ulkemizde-yok</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, &quot;M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok, görülmedi. Bu konuda hastane acillerimize gelip, &#039;Ben M çiçeği mi oldum?&#039; diye soran, şüphe eden insanlarımız oluyor.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/saglik-bakani-kemal-memisoglu.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanı, Memişoğlu:, çiçeği, hastalığı, şu, anda, ülkemizde, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bakan Memişoğlu, Anadolu Yayıncılar Federasyonunun "Anadolu Sohbetleri" etkinliğinde medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi, soruları yanıtladı.

M çiçeği (MPox) hastalığına ilişkin soru üzerine, bunun Afrika ve özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde 20-30 senedir görülen bir hastalık olduğuna işaret eden Memişoğlu, DSÖ'nün, daha önce, Temmuz 2022'de M çiçeğiyle ilgili "küresel acil durum" ilan ettiğini ve Mayıs 2023'te bu acil durumun sona erdirildiğini anımsattı.

Hastalığın mutasyona uğraması, söz konusu bölgelerde vaka sayılarının artması sonucu yeniden "uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu" ilan edildiğini aktaran Memişoğlu, bunun endemik, yayılabilir bir hastalığa karşı ülkelere önlem almaları, hazırlık yapmaları tavsiyesi anlamına geldiğini anlattı.

M çiçeğinin yakın ve uzun süreli temasla bulaştığını hatırlatan Memişoğlu, hastalığa karşı gerekli hazırlıkları yaptıklarını, bu konuda Bilim Kurulu'nun toplandığını ve bilim insanlarının önerileri doğrultusunda M çiçeğine karşı yapılması gerekenler, izolasyon ve izlenme süreçlerinin yer aldığı rehberin güncellendiğini anımsattı.

"Toplumun korkmasını gerektirecek bir durum yok"

Bakan Memişoğlu, bunlar haricinde de hazırlıklarının bulunduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aşısından testine kadar neler yapılacağı konusunda bakanlık olarak alarmdayız. Ama bu toplumun korkmasını, tedirgin olmasını gerektirecek bir durum değil. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Sağlık sistemi olarak, sağlık altyapımız, insan gücümüzle her duruma hazırlıklıyız. Bu, Kovid-19 salgınında da deprem sürecinde de kendini test etti, dünyanın örnek sağlık hizmeti sunan bir ülkesiyiz. Birinci, ikinci, üçüncü basamak sağlık kuruluşlarımız bu konuda hazırlıklı. Korkuya ve paniğe gerek olmadığını, sürecin tedbir ve planlamalarla, yakın takiple, şu andaki pozisyonumuzla devam edeceğini düşünüyoruz.

Bilim insanlarından aldığımız bilgiler doğrultusunda, hastalık yakın temasla bulaştığı, solunum yoluyla bulaşmayan bir virüs olduğu için Kovid-19 gibi bir salgına sebebiyet vermeyeceği, olsa dahi pandeminin oluşmayacağı konusunda bir kanaat var. Tek tük görülebilir ama bu bir salgın olmaz. Şu anda ekstra bir tedbire ihtiyacımız olmadığını ifade etmek istiyorum."

"M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok"

M çiçeğinin çiçek hastalığıyla aynı soydan gelen bir virüs olduğunu, tedavilerinin birbirine benzediğini, çiçek hastalığının dünyada "eradike" edilmesi (hastalığın dünya genelinde kalıcı olarak sona ermesi) nedeniyle Türkiye'de 1980'den sonra çiçek aşısının yapılmadığını anlatan Memişoğlu, çiçek aşısının M çiçeğinin yeni varyantlarına karşı ne kadar koruyucu olduğu noktasında bilim insanlarının çalıştığını ifade etti.

Bakan Memişoğlu, "M çiçeği hastalığı şu anda ülkemizde yok, görülmedi. Bu konuda hastane acillerimize gelip, 'Ben M çiçeği mi oldum?' diye soran, şüphe eden insanlarımız oluyor. Ama şunu bilin, biz testlerini yapıyoruz, kliniğe bakıyoruz ve bu hastalıkla ilgili şu ana kadar herhangi bir tanı hem test hem muayene anlamında konulmadı. Eğer böyle bir tanı konulursa da bunu hemen bildireceğiz, izolasyon da dahil gereğini yapacağız. Ancak insanlar paniklemesinler, emin olun bu konuda sağlıkçılar olarak her türlü tedbiri almış durumdayız. İnşallah ülkemize gelmez ama gelirse de gereğini yaparız, bu konuda insanların rahat olmasını istiyorum." diye konuştu.

"Şu an için ekstra önlem düşünmüyoruz"

Sosyal medyada Afrika'dan eğitim için Türkiye'ye gelen öğrencilerle ilgili bazı olumsuz paylaşımlar yapıldığı, bu öğrencilere yönelik bir tedbirin söz konusu olup olmayacağı sorusu üzerine Memişoğlu, "Şu anda böyle bir tedbir söz konusu değil, Afrikalı öğrencilere veya Afrikalılara ayrımcılıkla ilgili bir şey yapmayacağız. Ancak tabii ki virüsün, hastalığın seyrine göre politikalarımızı değiştirebiliriz ama şu an için böyle bir tedbire ihtiyaç duyulmuyor." dedi.

Kovid-19'da da benzer durumların yaşandığını, Türkiye'de ilk vakanın Çin'den gelen birinde görüleceği düşünülürken, Avrupa'dan gelen birinde çıktığını anımsatan Memişoğlu, herkesin her yere seyahat ettiği bir dönemde, hastalığın nereden geleceğinin çok hesap edilemeyebileceğini vurguladı.

Bakan Memişoğlu, "Hastalığın bazı bölgelerdeki insidansı (görülme sıklığı) fazla olabilir, ona göre de önlemimizi alacağız ama şu an için ekstra bir önlem düşünmüyoruz. Ama hep söylüyorum, bu tür hastalıkları sağlıkta yakın takip etmeniz gerekir. Anlık, saatlik, günlük değişimler olabilir çünkü virüs kendini değiştiren bir mikroorganizma." ifadelerini kullandı.

PCR testlerine ilişkin soru üzerine Memişoğlu, "Hastalığa ilişkin 2022'deki suşlar elimizde var. Bunlarla ilgili PCR yapabiliriz, test yapabilecek kabiliyetimiz de var. Eğer yeni suş eğer olursa, onları da izole edip, çok kısa zamanda test kiti yapabilecek, üretebilecek kabiliyetimiz var. Bunu herkese özellikle ifade etmek istiyorum. Kovid-19'a yönelik dünyada aşı üretebilen 7 ülkeden biriyiz. Kovid-19 aşısını kısa sürede üretebilen bir ülkenin her türlü aşıyı da üretebilme kabiliyeti var." yanıtını verdi.

Bağışıklamaya yönelik tüm aşıların Türkiye'de üretilmesiyle ilgili bir çalışmalarının bulunduğuna dikkati çeken Memişoğlu, "Endemik olan bir hastalığın aşısının tedarikiyle ilgili şu anda özel bir çaba harcamıyoruz ama gerektiğinde bu aşıyı hem tedarik edebilecek hem de üretebilecek donanımımız da insan gücümüz de var. İnsanlar bu konuda tedirgin olmasınlar." açıklamasında bulundu.

"Özellikle gümrüklerimizde hassasiyet söz konusu"

Bakan Memişoğlu, "M çiçeği hastalığına ilişkin yurt dışından uçuşlarla ilgili havalimanlarında olası riskler, alınacak tedbirlerle ilgili bir çalışma yürütüldü mü? bu konuda istişareler yapıldı mı?" şeklinde soru üzerine, böyle bir çalışmanın gerçekleştirildiğini bildirdi.

M çiçeği rehberinin sınır kapılarındaki görevlilerin hassasiyetinin artırılması açısından da önem taşıdığını vurgulayan Memişoğlu, hastalığın ilk 4-5 gün hiçbir belirti vermeyebildiğini ama o esnada bulaşabildiğini de aktardı.

Bakan Memişoğlu, şöyle konuştu:

"En azından ciltteki lezyonları tespit edebilecek, bu tür girişleri kontrol edebilecek insanlara hastalığa karşı daha hassas olmaları için bildirimde bulunduk. Özellikle gümrüklerimizde bu konuda bir hassasiyet söz konusu. Ancak şu an için özel bir önlem veya kısıtlamaya gidilmeyecek. Ama tabii ki özellikle giriş kapılarındaki görevlilerin bu konuda daha hassas, dikkatli olmasına ilişkin bir çalışma yapıldı. Yani şu anda hiçbir önlem almamış değiliz, gereken bütün önlemleri aldık ama kısıtlamaya gitmedik. Arada fark var."

Hastalık semptom vermediğinde tespit edilmesinin zor olduğunu, hatta ilk 2-3 gün testlerin bile pozitif çıkmayabileceğini anlatan Memişoğlu, bu nedenle Türkiye'de gelecekte görülmesi söz konusu olursa, bunun "zafiyet" olarak algılanmaması gerektiğinin altını çizdi.

Sağlık sistemine başvurma oranları

Hekime başvurma oranlarına ilişkin soruya karşılık Memişoğlu, Türkiye'de 2002'de bir kişinin senede ortalama iki kez sağlık sistemine başvurduğunu, bunun esasında insanların sağlığa ulaşamadığını gösterdiğini dile getirdi.

OECD'de bu oranın 6, Avrupa Birliği ülkelerinde ise 5,8 olduğunu aktaran Memişoğlu, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın özellikle insanların sağlık sistemine ulaşabilirliğini sağlamak hedefiyle oluşturulduğunu vurguladı.

Bakan Memişoğlu, "Şu anda OECD ve Avrupa Birliği ortalaması aynı ama biz bu oranı 11,2'ye çıkarttık. Yani Avrupa Birliği veya OECD'nin ortalamasının iki katı neredeyse sağlıkçıya ulaştırabilir hale geldik. Yani esasında çok fazla miktarda ve çok kolaylaştı sağlığa ulaşmak, sağlıkçıya ulaşmak." ifadesini kullandı.

Buna karşılık, ortalama başvuru oranlarının büyük bölümünün eğitim-araştırma hastanelerine yapıldığını, karaciğer, kalp nakli yapan hastaneye sadece "Neyim var?" diye başvuran kişilerin de bulunduğunu anlatan Memişoğlu, şöyle devam etti:

"Sağlık sistemimizin birinci, ikinci ve üçüncü basamağı var ama toplum olarak, vatandaş olarak alışkanlığımız daha çok üçüncü basamağı kullanmak. Bunu artık değiştirmemiz lazım. Bu sayıyı sadece sağlık sistemine çok ulaşılabildiği açısından düşünmemiz lazım, bu bir alışkanlık, sistemsel bir düzenleme gerektirir aynı zamanda toplumsal bir bilinç de gerektirir.

Türkiye'de aile hekimliği 2010'dan beri tam manasıyla hizmet veriyor ama aile hekimliği daha çok reçete yazdırma veya çocuklarımızı, hamilelerimizi takip ettirmek için kullanılıyor. Halbuki aile hekimliği esasında birinci basamak tedavinin de yapıldığı, herkesin danışabileceği, sağlıkla ilgili yönlendirileceği yerdir."

Aile hekimlerinin koruyucu sağlık uygulamaları da yürüttüğünü belirten Memişoğlu, şu an Türkiye'de bulunan 450'ye yakın Sağlıklı Yaşam Merkezi, 9 bine yakın da Aile Sağlığı Merkezi'nde psikoloğundan diyetisyenine ve koruyucu diş hekimliğine kadar birçok hizmetin verildiğine dikkati çekti.

"Birinci basamak sağlık kuruluşlarını, ikinci ve üçüncü basamakla entegre edeceğiz"

Aile hekimlikleri ile hastanede yapılan testlerin neredeyse 60 parametresinin aynı olduğunu vurgulayan Memişoğlu, "Bu nedenle aile hekimliğini kullanmak, güçlendirmek istiyoruz. Çünkü kişinin hastaneye gitmesini gerektirmeyecek bir hastalığını evine yakın, mahallesindeki aile hekimi veya sağlıklı yaşam merkezleriyle yönetebiliriz. Ama bunu toplumun da talep etmesi ve insanlara bizim bu ortamı sağlamamız gerekir. Bu çalışmayı önemsiyoruz, özellikle doğru yerde, doğru zamanda, doğru tedaviyi uygulamamız gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Memişoğlu, "Birinci basamak sağlık kuruluşlarını, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarıyla entegre edeceğiz. Bu kuruluşların birbiriyle bağlantılı çalışmasını sağlayacağız." diye konuştu.

"Bu bir zorunluluk mu olacak? Yani kişi aile hekimine başvurmadan hastaneye gidemeyecek mi?" şeklindeki soru üzerine Memişoğlu, şunları söyledi:

"Bunu bir farkındalık çalışması olarak yürüteceğiz, sağlıkta zorunluluğu uygun görmüyoruz, bunun zorunlu olmasına yönelik bir kısıtlamayı şu an için düşünmüyoruz. Ama aile hekimliği kuvvetlendirildikten ve sayısını arttırdıktan sonra belli kısıtlamalar olabilir. Ama şu anda herhangi bir kısıtlama değil, bunu teşvik ve bilinçlendirmeyle beraber ödüllendirme de yapacağız. Yani hem hastayı hem de çalışanımızı, bu sistemi iyi çalıştıranı ödüllendirecek şekilde veya teşvik edecek şekilde bir program uygulayacağız."

"Gereksiz test, ilaç, film isteklerini azaltmamız gerekiyor"

Memişoğlu, MHRS'ye yönelik getirilen onaylı randevu döneminin toplumun aldığı hastane randevusuna gelme oranını 7-8 puan artışla yüzde 90 düzeyine ulaştırdığını bildirdi.

Cildiye, göz gibi bazı branşlarda hala randevu noktasında sıkıntılar yaşandığını, 2023'te toplam 999 milyon 600 bin hasta muayenesi yapıldığını belirten Memişoğlu, şunları kaydetti:

"Bunu optimize etmemiz lazım ve bunu birinci, ikinci, üçüncü basamağı entegre ederek yaptığımız gibi gereksiz test, gereksiz ilaç, gereksiz film isteklerini de azaltmamız gerekiyor. Bunun için de bakmaktan çok sahiplenme ve tedaviyi ön planda tutmalıyız. Yani sonuç-değer bazlı bir sisteme geçeceğiz. Yani sadece hastaya bakmak yetmez, hastanın bir daha başka bir yere başvurmasının, başka bir arayış içine girmesinin önüne geçmeye çalışacağız. Problemini gittiği yerde çözmeye çalışacağız."

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, hekimle hasta arasındaki alanın iyileştirilmesi, hekimlerin mutlu edilmesi, değerli kılınması gerektiğinin altını çizdi. Hastanın doktoruna güvenmediği, doktorun da hastaneden çekindiği bir sistemin başarı şansının bulunmadığına dikkati çeken Memişoğlu, bu konuda toplumsal farkındalık açısından medyaya da görev düştüğünü vurguladı.

"10 reçetenin neredeyse 3'ünde antibiyotik var"

Memişoğlu, öncelikli hedeflerinin doğru zamanda, doğru yerde, doğru tedavinin organize edilmesi olduğunu, bu konuda bilinçlendirmenin büyük önem taşıdığını kaydetti.

Gereksiz ilaç kullanımına ilişkin de Memişoğlu, "Baktığımızda 10 reçetenin neredeyse 3'ünde antibiyotik var. Doktor, 'Antibiyotik yazmayayım' dediğinde bile hasta 'Ben istiyorum' diyor. Bunları reorganize edip, neden, nasıl yapıldığını, sonucunun ne olduğunu ölçerek, bir eğitim, bilinçlendirme ve teşvik sistemine döneceğiz." diye konuştu.

Hekimliğin kendini insanlığa adamak anlamına geldiğini, bunu sık sık tıp fakültesindeki öğrencilerine de söylediğini anlatan Memişoğlu, 6 Şubat depremlerinin hemen ardından İstanbul'da havalimanına binlerce hekimin gittiğine, Türk hekimlerinin bölgede görev almak için seferber olduğuna dikkati çekti.

Koruyucu hekimliği ön plana çıkartacaklarını bildiren Memişoğlu, "Obezite, bağımlılık, hareketsizlik, doğurganlık oranlarının düşmesi toplumumuzun en büyük riskleri. Hekimlerin özlük haklarıyla beraber bu konulara da bakacağız." dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>2 yaş altı çocuklarda otizm tespiti için yapay zekadan faydalanılabilir</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/2-yas-alti-cocuklarda-otizm-tespiti-icin-yapay-zekadan-faydalanilabilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/2-yas-alti-cocuklarda-otizm-tespiti-icin-yapay-zekadan-faydalanilabilir</guid>
<description><![CDATA[ Yapılan araştırmayla, yapay zeka türü olan makine öğreniminin, 2 yaş altı çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD) tespitini yüzde 78,5 oranında doğru yaptığı belirlendi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/2-yas-alti-cocuklarda-otizm-tespiti-icin-yapay-zekadan-faydalanilabilir.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>yaş, altı, çocuklarda, otizm, tespiti, için, yapay, zekadan, faydalanılabilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[JAMA Network Open dergisinde yayımlanan araştırmada, çocuklara erken yaşta otizm tespitinde yapay zekadan ne derecede yararlanılabileceği incelendi.

Araştırmada, otizm teşhisi olan ve olmayan toplamda 30 bin 630 çocuğun verisi kullanılarak 24 ay altındaki çocuklarda gözlemlenebilecek 28 özelliğe odaklanıldı.

Söz konusu veriler kullanılarak otistik ve otistik olmayan çocuklar arasında bu özelliklerin kombinasyonlarında farklı örüntüler arayan makine öğrenimi modelleri oluşturuldu.

Model, aynı özelliklere ilişkin verilerin mevcut olduğu 11 bin 936 katılımcıdan oluşan başka bir veri kümesi üzerinde test edildi.

Araştırmanın sonuçları, makine öğreniminin çocuklarda otizme sahip olma ya da olmama tespitini iki yaş altı çocuklarda yüzde 78,5 oranında doğru yaptığını gösterdi.

Araştırmacılardan Kristiina Tammimies, mevcut bilgiler kullanılarak yapay zeka modeli yardımıyla "otizm olasılığı yüksek olan bireyleri daha erken tespit etmek ve böylece daha erken yardım almalarını sağlamanın mümkün olabileceğine" işaret etti.

Öte yandan Tammimies, "Algoritmanın otizm teşhisi koyamayacağını vurgulamak istiyorum, çünkü teşhis hala standart klinik yöntemlerle yapılmalıdır." uyarısında bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanı Memişoğlu: Şu ana kadar M çiçeği virüsü tanısı konulmuş bir hastamız yok</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakani-memisoglu-su-ana-kadar-m-cicegi-virusu-tanisi-konulmus-bir-hastamiz-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakani-memisoglu-su-ana-kadar-m-cicegi-virusu-tanisi-konulmus-bir-hastamiz-yok</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, M çiçeği (mpox) virüsüne ilişkin alarm halinde olduklarını belirterek, &quot;Şu ana kadar tanısı konulmuş bir hastamız yok. İnşallah da olmaz ama olursa da üstesinden geleceğimizi bilmenizi istiyorum.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/agency/aa/saglik-bakani-memisoglu-hatayda-konustu.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanı, Memişoğlu:, Şu, ana, kadar, çiçeği, virüsü, tanısı, konulmuş, bir, hastamız, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Memişoğlu, AFAD Koordinasyon Merkezi'nde gerçekleştirilen İl Değerlendirme Toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, 6 Şubat 2023 depremlerinde yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da şifa diledi.

Depremin üzerinden yaklaşık 1,5 yıl geçtiğini ve Hatay'ın yeniden Türkiye'nin en iyi ve kaliteli şehri olmaya başladığını belirten Memişoğlu, şöyle konuştu:

"Tabii ki bazı eksikler var ama çok kısa zamanda bunların da üstesinden gelineceğini görüyorum. Esasında yeni bir Hatay, yeniden bir Hatay yapıyor arkadaşlarımız, milletimiz, devletimiz. Onun için hayranlıkla ve buradaki arkadaşlara her türlü desteği vererek biz de onlara hizmet etmeye çalışıyoruz. Türkiye'nin gücünü görmek isteyenlere, Hatay'ı bir ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum. Onun için bu milletin, devletin gücünü gerçekten zorda olduğu zaman nasıl gösterdiğini tarih de göstermiş, bugün de göstermiş. Onun için herkese başta Sayın Cumhurbaşkanı'mıza minnetlerimi, şükranlarımı arz ederim."

Memişoğlu, kentte 6 hastane yapıldığını, yapılmaya da devam edildiğini vurgulayarak, "İnşallah çok kısa zamanda da buradaki şehir hastanesinin ihalesini yapmış olacağız. Bizler, sağlıkçılar hem tedavi hizmetlerini hem de özellikle koruyucu ve hastalanmadan sağlığımızı korumayı amaç edinmiş durumdayız. Onun için burada sağlıklı hayat merkezi ve aile sağlığı merkezleriyle ilgili ciddi bir çalışma yapacağız, onları da milletimizin hizmetine sunacağız." diye konuştu.

- M çiçeği (mpox) virüsü

Sağlık Bakanı Memişoğlu, M çiçeği (mpox) hastalığına değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Özellikle son zamanlarda gündeme gelen bu maymun çiçeğiyle ilgili de herkes bir beklenti içinde. Herkes her gün her dakika bir haber içinde ama biz nasıl Kovid-19'da sağlık sistemimizin ve çalışanlarımızın başarısını test ettiysek, emin olun her türlü salgında, hastalıkta, sağlıkla ilgili sorunu çözebilecek hem insan gücüne hem sağlık altyapısına sahibiz. Biz insanların panikle, korkuyla değil, önden tedbir ve planlamayla, hazırlıkla bu tür salgınların üstesinden geleceğine inanıyoruz. Daha salgın gelmeden veya belli bölgede endemikken insanlarımızın korkmasını istemiyoruz. Özellikle toplumumuz da bizlerin, yani resmi makamların söylediklerine itibar etmeliler. Her türlü hazırlığı yaptığımızı, maymun çiçeği de olsa başka salgınlar da olsa bunların üstesinden gelebileceğimizi bilmelerini istiyorum."

Kişisel temizliğin önemine vurgu yapan Memişoğlu, şunları kaydetti:

"En önemli şey, her türlü salgında esasen kişisel tedbir, temizlik, hijyen. Aynı zamanda bizler de hem hudut kapılarımızda hem içeride her türlü testi yapabilecek, gerektiği zaman aşısını yapabilecek insan gücüne ve sisteme sahibiz. Onun için tedirgin olmalarını, korkmalarını, paniklemelerini istemiyoruz. Emin olun biz her gün, her saniye bununla ilgili alarm halindeyiz ancak şu ana kadar tanısı konulmuş bir hastamız yok. İnşallah da olmaz ama olursa da üstesinden geleceğimizi bilmenizi istiyorum."

Toplantı daha sonra basına kapalı devam etti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Mikroplastikler inme ve kalp krizi riskini arttırıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/mikroplastikler-inme-ve-kalp-krizi-riskini-arttiriyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/mikroplastikler-inme-ve-kalp-krizi-riskini-arttiriyor</guid>
<description><![CDATA[ Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, vücuda karışan mikroplastiklerin inme ve kalp krizi riskini arttırdığını söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/09/mikroplastikler-inme-ve-kalp-krizi-riskini-arttiriyor.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Mikroplastikler, inme, kalp, krizi, riskini, arttırıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, Anadolu Ajansı muhabirine petrokimya ürünü olan plastik materyallerinin günlük yaşamın her alanında kullanıldığını ifade etti.

Söz konusu plastiklerin daha küçük boyutunda olan mikroplastiklerin besinler, solunum ve cilt teması yoluyla insan vücuduna girdiğini belirten Altay, "Yediğimiz yemeklerin kaplarından, içtiğimiz suların şişelerine kadar bu plastiklere maalesef maruz kalıyoruz. Her geçen gün de artıyor." dedi.

Altay, şah damarı tıkanıklığı yaşayan hastalar üzerinde yapılan bir bilimsel araştırma sonucunda elde edilen verilerin mikroplastiklerin etkisini ortaya koyduğunu dile getirdi.

Araştırmanın prestijli tıp dergilerinden New England Journal of Medicine'da yayımlandığını ifade eden Altay, araştırma grubundaki hastaların önemli bir bölümünün şah damarından temizlenen materyalin içinde polietilen, polivinil klorür gibi mikroplastiklere rastlandığına dikkati çekti.

Mikroplastiklerin inme, kalp krizi ve ölüm riskini arttırdığını anlatan Altay, şunları kaydetti:

"Araştırma kapsamında şah damarı tıkanıklığı olan 257 hastanın damarlarında temizlik yapılıyor. Damardan çıkartılan materyal inceleniyor ve 257 hastanın 150'sinin şah damarında mikroplastik bulunuyor. Günlük yaşamda kullanılan plastikler bir şekilde beyin damarına kadar sirayet edebiliyor. Mikroplasitk bulunan hastalarla bulunmayan hastalar 3 sene boyunca takip ediliyor. Mikroplastik bulunan grup, bulunmayan diğer gruba göre 4.5 kat daha fazla inme, kalp krizi ve ölüm yaşıyor. Plastiğin şah damarında olması ve hastalıklara neden olması tedirginlik verici.

En derin denizlerde ve Everest Dağı'nda dahi plastikler artık var. Ama artık direk hastalıkların, inmelerin, kalp krizlerinin, ölümlerin neden olabileceği ortaya konuyor. O yüzden hem bireysel hem de yönetim anlayışı olarak plastik materyallerden uzak durmak ve çevreyi koruma bilincinde olmamız gerekiyor."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Elektronik sigara akciğer ve beyin hasarına yol açıyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/elektronik-sigara-akciger-ve-beyin-hasarina-yol-aciyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/elektronik-sigara-akciger-ve-beyin-hasarina-yol-aciyor</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanları, elektronik sigaraların astım, kan damarların da daralma, kan basıncında artış, yanıklar, kanserin yanı sıra akciğer ve beyinde hasara yol açtığından, kesinlikle kullanılmaması gerektiği uyarısında bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/elektronik-sigara.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Elektronik, sigara, akciğer, beyin, hasarına, yol, açıyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Türk Toraks Derneği Tütün Kontrol Çalışma Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Remziye Can, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, elektronik sigara (vaping) adı verilen elektronik nikotin sağlayıcı sistemlerin bir çeşit tütün ürünü olduğunu söyledi.

Yanma olmaksızın, pilden aldığı enerji ile ısınan atomizerin kartuş içindeki likiti buharlaştırması esasına bağlı çalışan bu tütün ürünü çeşidinin, pil, atomizer ve doldurulabilir kartuş olmak üzere üç parçadan oluştuğunu anlatan Can, bu ürünlerin endüstri tarafından "Zararı azaltılmış ürünler" olarak piyasaya sürüldüğünü aktardı.

Can, bu ürünlerin yerini 2003'den bu yana bağımlılığın devamlılığını hedef alan mevcut elektronik sigaralara bıraktığını belirterek, şu bilgileri verdi:

"Zamanla ürün çeşitliliği artan elektronik sigaralar, başlangıçta geleneksel sigara, puro veya pipo gibi tütün ürünlerine benzetilerek üretilirken, yeni nesil e-sigaralar ise kalem, USB bellek veya diğer günlük eşyaya benzer biçimde üretilmiştir. Elektronik sigaralar endüstri tarafından 'zararı azaltılmış ürün' adı altında piyasaya sürülmüş ve kimyasal içermediklerini iddia etseler de içerisinde propilen glikol, gliserol, etilen alkol, polietilen glikol (PEG400), diasetil dietilen glikol, amino-tadalafil, rimonabant, cannabibinoid, nitrozaminler, formaldehit, asetaldehit keton, civa, tetrametilpirazi, kurşun, nikel, krom olmak üzere insan sağlığına zararlı 7000'den fazla madde ve özellikle aroma verici katkı maddeleri de ihtiva etmektedir.

Elektronik sigaraların içeriğinde normal sigaradaki gibi aeropartiküller, for­maldehit, nitrozamin, metaller, karboniller, uçucu organik bileşikler ile polisiklik hidrokarbondan oluş­tuğu belirlenmiştir. Bu kimyasallar ise hücreye karşı toksik etkisi olan kansere neden olan maddelerdir. Elektronik sigaraların çalışmasını sağlayan bataryaların ısı üretmesi nedeniyle bu sıvı kimyasallar aerosol duru­muna geçmekte ve akciğer alveollerine geçişi hızlan­maktadır."

Elektronik sigaralardan çıkan buharın da pasif içiciliğe neden olduğunu, hücre canlılığının azalmasına ve DNA hasarının artmasına neden olduğunun tespit edildiğinin altını çizen Can, "Elektronik sigaraların beyin gelişimi üzerine de nörotoksik etkisi olduğu bilinmektedir. Annenin elektronik sigara içmesinin çocukta davranışsal ve kognitif değişikliklere yol açabileceği gösterilmiştir." diye konuştu.

Can, elektronik sigaranın, başta solunum ve kardiyovasküler sistemler olmak üzere karaciğer, böbrekler ve sinir sistemine zararları olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

"Elektronik sigara kullanımının kalp atım hızı ve kan basıncında artışlara neden olduğu bildirilmiştir. Elektronik sigara bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek, zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonları riskini de arttırmaktadır. Ayrıca EVALI (e-cigarette and Vaping use Associated Lung Injury) olarak adlandırılan akut akciğer hasarı ile solunum yetmezliği ve ölüme yol açabilmektedir."

ABD'de yapılan bir araştırmada elektronik sigara kullananların anksiyete ve depresyona yaka­lanma oranlarının daha yüksek olduğunun gösterildiğini aktaran Can, "Elektronik sigaraların sağlık üzerine olan olumsuz etkilerinden biri de doz aşımıdır. Elektronik sigara içen 24 yaşında bir kadının doz aşımı nedeniyle yaşamının sonlandığı bildirilmiştir. Elektronik sigaraların tercih edilme nedenlerinin başında aromaları gelmektedir. Ancak yapılan çalışmalar bu aromaların hücre genetiğini bozduğunu göstermiştir. Elektronik sigaraların olumsuz etkilerinden biri de beyin gelişimi üzerinedir ve hafıza, dikkat ve öğrenme kapasitesini azaltabilir." dedi.

Can, nikotin ve elektronik sigaradaki yabancı ajanların, astım ve KOAH başta olmak üzere pek çok solunum sistemi rahatsızlığına neden olabildiğini söyledi.

Ayrıca elektronik sigara cihazlarının yanıklara, patlayıcı ve kimyasal yaralanmalara neden olduğunu ifade eden Can, elektronik sigara kullanımına bağlı gelişen yanıkların sıklıkla uyluk, kasık, yüz veya elde geliştiğinin rapor edildiğini bildirdi.

Can, "Yutma yoluyla veya cilt teması yoluyla elektronik sigara sıvısına maruz kalmanın da genellikle mide bulantısı, kusma, uyuşukluk ve taşikardiye neden olabildiği, hatta nöbetlere, anoksik beyin hasarına, laktik asidoza ve ölüme yol açabildiği bildirilmiştir." dedi.

"Yağlı kimyasallar akciğer dokusunda iltihabi süreci uyarıyor"

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, bazı basın yayın organlarında yer alan, elektronik sigara kullanımına bağlı göğüs boşluğuna havanın girerek akciğere baskı oluşturmasıyla akciğerin kısmen çökmesi olarak tanımlanan "pnömotoraks" nedeniyle açıklamalarda bulundu.

ABD'de salgın haline gelmiş yeni nesil tütün, nikotin, kenevir kullanımına bağlı görülen yeni hastalıkların görüldüğü bilgisini veren Dağlı, "Bu hastalıklar, ülkemizde de görülmeye başladı ve bilim insanları olarak bunların artmasından endişe duyuyoruz." dedi.

Dağlı, elektronik sigaraların içinde yağlı kimyasallar, aromalar, toksinler ve esrar bulunabildiğine işaret ederek, "Bu kimyasallar, asıl görevi vücuda oksijen sağlamak olan akciğere zarar vermekte ve daha önce tıp ilteratüründe olmayan yeni hastalıklar yaratmaktadır." diye konuştu.

Bunlardan birinin tıpta "EVALI" olarak isimlendirilen bir hastalık olduğunu belirten Dağlı, sözlerine şöyle devam etti:

"EVALI, 2019'da elektronik sigara ile oluşan akciğer hasarına verilen uluslararası terimdir. Amerika Birleşik Devletleri'nde elektronik sigara kullanımına bağlı 68 ölüm, 2807 hastane yatışı olmuştur.

Birçok organda zarar yaratabilen elektronik sigaranın solunum sistemine etkisi oldukça iyi belirlenmiştir. Elektronik sigaranın solunum sisteminde neden olduğu bir hastalık, basında da sözü geçen 'pnömotoraks' diğer deyişle 'Vasp' olarak isimlendirilen akciğer zarı yırtılmasıdır.

Vasp, elektronik sigara kullanımına bağlı akciğer zarının kendiliğinden patlamasını tanımlayan İngilizce bir deyimdir. Elektronik sigaraların içerdiği toksinler akciğerin hava keseciklerinin zedeler ve balonlar oluşturur. Çevre destek dokusu bozulur ve delikli elastik iltihap tabakası oluşur. Zorlu nefes alma hava basıncını arttır ve ciğerde oluşmuş balonlar patlayarak akciğer zarı yırtılır, cerrahi tedavi gerektirir."

Elektronik sigaranın neden olduğu hastalıklardan birinin de yağ zatürresi (Vaping-Related Lipoid Pneumonia) olduğunu anlatan Dağlı, "Enfeksiyon ile oluşan zatürreden farklı olarak etkeni mikrop değil akciğere e-sigara içinde giren yağ asitleridir. Elektronik sigaraların içinde bulunan yağlı kimyasallar akciğer dokusunda iltihabi süreci uyarmaktadır."

Dağlı, elektronik sigara ve benzeri ürünlerin daha fazla zarara neden olmadan satışlarının durdurulmasını ve denetlenmesini talep ettiklerini, herkesin bu ürünlerin de kullanımından kaçınmasını istediklerini söyledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Aile hekimleri hastanelerin yükünü alırken erken teşhiste de önemli rol oynuyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/aile-hekimleri-hastanelerin-yukunu-alirken-erken-teshiste-de-oenemli-rol-oynuyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/aile-hekimleri-hastanelerin-yukunu-alirken-erken-teshiste-de-oenemli-rol-oynuyor</guid>
<description><![CDATA[ Kastamonu&#039;da son 6 ayda 800 bin başvurunun olduğu aile sağlığı merkezleri, hastanelerin yükünü alıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/agency/aa/aile-hekimleri-hastanelerin-yukunu-alirken-erken-teshiste-de-onemli-rol-oynuyor.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Aile, hekimleri, hastanelerin, yükünü, alırken, erken, teşhiste, önemli, rol, oynuyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı tarafından 2005 yılında hizmete alınan aile sağlığı merkezi uygulaması, kanser taramasından aşılamaya, kronik hastaların takibinden gebe ve yaşlı takiplerine kadar hizmet vermeyi sürdürüyor.

Bu kapsamda Kastamonu genelindeki aile sağlığı merkezlerinde son 6 ayda yapılan taramalarda 13 kişiye meme kanseri, 8 hastaya kolon kanseri, 9 hastaya da rahim ağzı kanseri teşhisi konuldu.

Erken tanı ve teşhis konulan hastaların tedavilerine başlandı.

Poliklinik, enjeksiyon ve pansuman, tetkik ve tahlil ile aile planlaması hizmetleri de sunulan aile sağlığı merkezlerinde 15-49 yaş kadın ile gebe ve lohusa, bebek ve çocuk, obezite izlemleri gibi birçok hizmet verilerek hastanelerin yükü azaltılıyor.

İl Sağlık Müdürü Çağdaş Derdiyok, gazetecilere, aile hekimliği sisteminin 2005 yılında Düzce'nin pilot il seçilmesiyle başladığını, sistemin Kastamonu'da ise 2008 yılında hayata geçtiğini söyledi.

Kentte 53 aile sağlığı merkezi ve 124 aile hekiminin hizmet verdiğini belirten Derdiyok, "Aile hekimi, kişinin kendisinden sonra sağlık problemlerini bilen ikinci kişidir. Aile hekimi, sorumluluğu altındaki kişilerin hastalıklardan korunması için gerekli tedbirleri de alır." dedi.

- "Kişilerin ulaşabileceği en yakın sağlık kuruluşlarıdır"

İlde son 6 ayda aile hekimlerine 800 bin başvuru olduğunu anlatan Derdiyok, şunları kaydetti:

"Amacımız aile hekimliklerinin bir sağlık danışmanı olması, koruyucu sağlık hizmetlerinin burada devreye girmesi. Yaptığımız kanser taramalarıyla ve sağlık danışmanlığıyla bunu sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü aile hekimlikleri, kişilerin ulaşabileceği en yakın sağlık kuruluşlarıdır. Koruyucu hekimliğin en az sağlık kadar önemli olduğunu, hasta olmamak açısından neler yapabileceğimizi aile sağlığı merkezlerimizde verdiğimizi düşünüyoruz. Kişilerin hasta olmadan danışmaları, aile sağlığı merkezlerini ziyaret etmeleri ve yapılan tıbbi tedavi ve teşhis harici desteklerden de yararlanmalarını istiyoruz."

Karamuklar Aile Sağlığı Merkezinde görevli aile hekimi Dr. Murat Bulut ise hastalara rehberlik de yaptıklarını dile getirdi.

Hastalık öncesi kişilerle temas kurarak hastalığın önüne geçtiklerini vurgulayan Bulut, gerekirse ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirdiklerine işaret etti.

Bu sayede ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarının iş yükü azaltarak daha ulaşılabilir olmasını sağladıklarının altını çizen Bulut, "Öncelikle aile hekiminize başvurun, aile hekiminizi tanıyın, onunla mutlaka görüşün. Onun fikirlerini alın ve rehberliğinde sağlıkla ilgili konuları çözmeye çalışın." ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Cami avlusunda şeker hastalığını öğrenen Celal dededen &amp;quot;sağlık taramasına katılın&amp;quot; çağrısı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cami-avlusunda-seker-hastaligini-oegrenen-celal-dededen-saglik-taramasina-katilin-cagrisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cami-avlusunda-seker-hastaligini-oegrenen-celal-dededen-saglik-taramasina-katilin-cagrisi</guid>
<description><![CDATA[ Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Gölbaşı Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM) ekiplerinin cuma namazı sonrası yaptığı sağlık taramasında &quot;tip 2&quot; diyabet hastası olduğunu öğrenen 75 yaşındaki Celal dede, herkese düzenli sağlık taraması yaptırması çağrısında bulundu. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/cami-avlusunda-seker-hastaligini-ogrenen-celal-dededen-saglik-taramasina-katilin-cagrisi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Cami, avlusunda, şeker, hastalığını, öğrenen, Celal, dededen, sağlık, taramasına, katılın, çağrısı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Gölbaşı İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından sağlığa yönelik riskleri azaltmak, sağlıklı yaşam tarzını teşvik etmek ve birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmek amacıyla dört yıldır yürütülen "Her cuma bir camideyiz, sağlığınız için sizinleyiz" projesi kapsamında, SHM ekiplerince her hafta bir camide stant kuruluyor.

Sağlık ekipleri bu kapsamda, kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezi (KETEM), aile planlaması eğitim merkezi (APEM), üreme sağlığı eğitim merkezi (ÜSEM), sigarayı bırakma, ağız ve diş sağlığı, bulaşıcı hastalıklar, psikolojik danışmanlık, çocuk gelişimi, fizyoterapi danışmanlığı ve obezite ile mücadele gibi SHM'lerde verilen hizmetler hakkında cami cemaatini bilgilendirerek, ihtiyaç halinde ilgili birimlere yönlendiriyor.

Namazdan çıkan cami cemaatinin de şeker ve tansiyonunu ölçen ekipler, 3 yıl önce Gölbaşı ilçesindeki Karşıyaka Mahalle Cami'sinin avlusunda cuma namazı sonrası yaptıkları sağlık taramasında, 75 yaşındaki Celal Çelikay'ın diyabet hastası olduğunu tespit etti.

Tedavisinin başlaması ve düzenlenmesi için hastaneye yönlendirilen Çelikay, yapılan geniş kapsamlı testlerin ardından "tip 2" diyabet hastası olduğunu öğrendi.



- "Sağlıkçıların ısrarıyla tarama oldum"

Çelikay, Anadolu Ajansı muhabirine, eşinin diyabet hastası olduğunu ancak kendisinde olacağına ihtimal vermediği için camideki taramaya kadar hiç test yaptırmadığını aktardı.

Diyabet hastası olduğunu cami avlusundaki sağlık taramasıyla öğrendiğini belirten Çelikay, şöyle konuştu:

"Cami avlusunda 3 yıl önce sağlıkçıların ısrarı üzerine tansiyon ve şeker kontrolü yaptırdım. Şekerim limitin üstünde olduğunu tarama sonucu öğrendim ve tedaviye başladım. Bugüne kadar bir tarama yaptırmadığımız için şekerimizi de bilemedik. Bakanlığımızdan Allah razı olsun. Ondan sonra hemen bizim buradaki hastaneye gittim. Kan şekerlerimizi ölçtüler. Ondan sonra şeker hapı verdiler. 3 yıldır şeker hapları kullanıyorum. Şimdi çok şükür rahatım. Bir şikayetim yok. Ara sıra kontrollerime gidiyorum."

Tedavisine başlandığından itibaren kendini daha sağlıklı hissettiğini dile getiren Çelikay, ileri yaştaki vatandaşlara SHM'lerin taramalarına katılması için çağrıda bulundu.

Çelikay, "Bizim yaşımızdaki insanların bu tür şeylerden kaçmaması lazım. Ama, 'işte yaşlılık', 'aman kim gidecek oraya', 'aman böyle' işte o amanlar bizi mahvediyor. Ondan sonra da hastalanıyoruz, eziyetini yine biz çekiyoruz. Herkes bir an önce tedavisini yaptırsın. Bunun alternatifi yok. Devletimiz imkan vermiş her şeyine bakıyorlar. Ben cami avlusunda şifayı buldum. Şekeri bıraktım. Şimdi şeker gibi oldum. Herkese tavsiye ederim."

- "Gençlere ve kadınlara yönelikte cami çıkışında sağlık taraması yapıyoruz"

SHM'lerin çalışmaları hakkında bilgi veren Gölbaşı İlçe Sağlık Müdürü Dr. Ülgen Güllü de sağlıklı hayat merkezlerinin vatandaşları, hastalanmadan önce korumak üzere harekete geçen birimlerden oluştuğunu aktardı.

Birinci basamak sağlık hizmetine ulaşmak için zaman ayıramayan vatandaşlara yönelik çeşitli saha etkinlikleri düzenlediklerini bildiren Ülgen, "Bugün 47'inci camimizdeyiz. Gölbaşı'nda 93 cami var. Her hafta bir camiye cuma namazına gidiyoruz. Mahallede oturan camiye gelmeyen gençlere ve kadınlara yönelik de cami çıkışında sağlık taraması yapıyoruz." diye konuştu.

- "Bugüne kadar hiç şekerine baktırmamış"

Ülgen, diyetisyen, çocuk gelişimi, sigara bırakma ve psikolog ihtiyacı bulunan vatandaşlara da SHM'ye gelmeleri için randevu verdiklerini ifade ederek, zaman zaman camilerde ilginç vakalarla karşılaştıklarını söyledi.

SHM'lerin yaptığı sağlık taramasının ardından ortaya çıkan erken teşhislerin önemine dikkati çeken Ülgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bundan 3 yıl önce Karşıyaka Camisi'nde Celal amcanın şekerini yüksek tespit etmişiz ve kendisini bilgilendirip hastaneye sevk etmişiz. Eşi de diyabet hastası ve bugüne kadar hiç şekerine baktırmamış 'şikayetim yok' diye. Bu hastalıklar, kronik ve vücudun tümünü etkilemektedir. Hastalığı ilerleseydi gözleri görmeyebilirdi. O takdirde evde evinin işlerini, kendi işlerini yapamayabilirdi ya da inme geçirebilirdi. Böbreklere de çok yoğun zararı oluyor.

Kronik böbrek yetmezliklerinin önemli bir kısmı, şeker hastalığını kontrol etmediği için bu duruma gelen insanlardan oluşuyor. Şeker hastalarının ellerinde, ayaklarında uyuşukluklar oluşur. O yüzden çok çarparlar ve fark etmediklerini için yaralar oluşur ve geç iyileşir. Onun dışında mesela şeker hastalığı ağız kuruluğu yaptığı için ağız-diş hijyenini çok bozar, dişler çürür. Şu anda Celal amcanın öyle bir riski yok. Arkadaşlarının verdiği baklava ikramlarını geri çevirmekten dolayı çok mutsuz. Hep 'siz sebep oldunuz' diyor. 'Ne güzel baklavamı yiyordum' diyor ama sağlığı yerinde çok şükür."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Migrenin tetikleyicilerinden kaçınarak atakları yarı yarıya azaltmak mümkün</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/migrenin-tetikleyicilerinden-kacinarak-ataklari-yari-yariya-azaltmak-mumkun</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/migrenin-tetikleyicilerinden-kacinarak-ataklari-yari-yariya-azaltmak-mumkun</guid>
<description><![CDATA[ Başağrısı ve Ağrı Çalışmaları Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Necdet Karlı, parlak ışık, gürültü, stres, sıkıntı, kimi gıdalar, uykusuzluk, üzüntü veya bazı kadın hastalarda adet döneminin migrenin genel atak tetikleyicileri olduğunu belirtti. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/09/migrenin-tetikleyicilerinden-kacinarak-ataklari-yari-yariya-azaltmak-mumkun.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Migrenin, tetikleyicilerinden, kaçınarak, atakları, yarı, yarıya, azaltmak, mümkün</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi de olan Karlı, AA muhabirine, "yarım baş ağrısı" olarak tanımlanan migrenin çok büyük bir toplumsal sorun olduğunu anlattı.

Migrenin belirtiler bütünü olduğunu vurgulayan Karlı, hastayı en çok zora sokan ve muzdarip hale getiren baş ağrısının, bu rahatsızlığın en önemli belirtisi olduğunu söyledi.

Başın yarısında ortaya çıkan genellikle şiddetli ağrıların migren olabileceğini dile getiren Karlı, şöyle devam etti:

"Bulantı ve kusmanın olabildiği, ağrıyı yaşayan kişinin ışıktan ve sesten rahatsızlık duyduğu, hareket ettiği zaman ağrının şiddetinin arttığı bir tablo. Migren sadece ağrı değil. Mesela migrenden 24 ila 48 saat önce dikkat eksikliği, sinirlilik, iştah artması, tuvalete çok çıkma gibi tablolar olabilir. Aynı tablolar migren ağrısı bittikten sonra da ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarla birlikte topladığımızda aslında bir migren atağı, baş ağrısıyla birlikte yaklaşık 2-3 gün sürebilen bir tablodur. Migren, kişilerde çok ciddi kayıplara yol açabilmektedir."

"Migrenin yıllık maliyeti yaklaşık 4 milyar dolar"

Yaptıkları çalışmalara göre, Türkiye'de her 6 kişiden birinin migrenli olduğunu aktaran Karlı, kadınlarda migrenin daha sık görüldüğünü, erkeklerden 2-3 kat fazla olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Karlı, migrenin hem ağrıyı yaşayan kişiye hem de dolaylı olarak topluma ve ekonomiye etkisinin bulunduğuna işaret etti.

Migrenin ekonomiye etkilerine değinen Karlı, şu bilgileri verdi:

"Migren ağrısı şiddetli, bu şiddet ve diğer belirtilerle kişi o günkü işlerini yapamaz hale geliyor. Bir süre sonra kadınlar evde işlerini yapamıyor, ailesiyle ilgilenemiyor. Çalışan insanlar işine gidemiyor, izin almak zorunda kalıyor ya da verimlilik kaybına neden oluyor. Türkiye'de yaklaşık 13 milyon migrenli var. Yani senede her biri 1 gün işe gidemezse veya evde işini yapamazsa yılda 13 milyon gün iş gücü kaybına yol açıyor. Öğrencisiniz okula gidemiyorsunuz, okula gidiyorsunuz baş ağrınız var, anlatılanları anlamıyorsunuz. İşe gidiyorsunuz, verimlilik kaybına yol açıyor. Bunun Türkiye toplumuna yarattığı ekonomik yükü de hesap ettik. Migrenin topluma bir yıllık maliyeti yaklaşık 4 milyar dolar. Şimdi 4 milyar dolar dediğimiz zaman bunu pek anlamayabiliriz ama kısaca şöyle söyleyeyim, her yıl bir Osmangazi Köprüsü bir de 1915 Çanakkale Köprüsü'nün maliyeti kadar biz migrene bedel ödüyoruz."

Bu rahatsızlığın psikolojik ve sosyolojik bakımdan da topluma yük getirdiğine dikkati çeken Karlı, birçok kadın hastanın çocukları veya ailesiyle ilgilenemediği için depresyona girdiğini, çalışan hastaların izin almak zorunda kaldıkları için yöneticileriyle sorun yaşadığını, bu nedenle migrenin hem kişi hem de toplumda göründüğünden çok daha fazla problemlere yol açtığını bildirdi.

"Hastalarımızın yüzde 70-80'inde atakları durdurabiliyoruz"

Migrenin yönetilebilir bir hastalık olduğuna işaret eden Karlı, "Atakları azaltmak veya tamamen kurtulmak tedaviyle mümkün. Giderek daha fazla sayıda tedavi seçeneğimiz olmakta ve bu tedavilerin hastalara belirgin bir zararı yok." ifadelerini kullandı.

Karlı, ayda 3-4 gün veya daha fazla migren ağrısı olan hastalara koruyucu tedavi önerdiklerini anlatarak, sözlerini şöyle dürdürdü:

"Bu koruyucu tedavi şu demek, biz hastaya tedaviyi veririz, atakların gelmesini engelleriz. Hastalarımızın yüzde 70-80'inde atakları tama yakın olarak durdurabiliyoruz. Bu ne demek? Size özgürlüğünüzü vermek demek. İş hayatınızı, aile hayatınızı, öz güveninizi, psikolojik iyi olma halinizi size geri veriyoruz demek. Bu tedavilerde ilaç kullanıyoruz ve belli bir zaman sonra ilaç kullanımını kesiyoruz. Kestikten belli bir zaman sonra migren geri dönebilir ama her hastada değil. Hastaların yaklaşık 3'te birinde geri dönmüyor, bir bölümünde 3-5 veya 10 yıl sonra geri dönüyor. Bir bölümünde de 3-5 ay sonra geri dönebiliyor. Yani migren bir kader değil. En azından ağrılarınızı azaltabiliriz ve tamamen ortadan kaldırabiliriz. Bu nedenle mutlaka hastalarımızın hekimlerine başvurmaları gerekmekte."

Migren hastalarının genelde çok dikkatli olduğunu ve ataklarını nelerin tetiklediğini bildiğini belirten Karlı, parlak ışık, gürültü, stres, sıkıntı, kimi gıdalar, uykusuzluk, üzüntü veya bazı kadın hastalarda adet döneminin genel atak tetikleyicileri olduğunu söyledi.

Hastaların kendi ataklarını neyin tetiklediğini öğrenip onlardan kaçınması gerektiğini vurgulayan Karlı, şunları kaydetti:

"Örneğin migrenli hastamızı açlık tetikliyorsa öğünlerine dikkat edecek, aç kalmayacak. Uykusuzluk tetikliyorsa uykusuna dikkat edecek. Bu yöntemle bile migren ataklarını neredeyse yüzde 50'ye yakın azaltmak mümkün. Atak sırasında hastalarımız genelde sessiz sakin bir yerde uyumak ister. Bu, atağın şiddetini azaltır veya bazı hastalarda geçirir ama bunlarla başa çıkılamayan durumlarda mutlaka aile hekimlerine, sonrasında da gerekirse nöroloji uzmanlarına başvurmaları gerekir. Bu hastalara, iyi bir değerlendirmeden geçtikten sonra kendilerine uygun atak tedavisi ya da koruyucu tedavi yani atakların gelmesini engelleyen tedaviler verilebilir."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Çocukların ağız ve diş sağlığı için paketli ürün tüketimi sınırlanmalı&amp;quot; tavsiyesi</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarin-agiz-ve-dis-sagligi-icin-paketli-urun-tuketimi-sinirlanmali-tavsiyesi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarin-agiz-ve-dis-sagligi-icin-paketli-urun-tuketimi-sinirlanmali-tavsiyesi</guid>
<description><![CDATA[ Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Öztürk, çocukların dişlerinde çürüklere neden olan ve ağız sağlığını bozan paketli gıda tüketiminin sınırlanması gerektiğini söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/09/cocuklarin-agiz-ve-dis-sagligi-icin-paketli-urun-tuketimi-sinirlanmali-tavsiyesi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocukların, ağız, diş, sağlığı, için, paketli, ürün, tüketimi, sınırlanmalı, tavsiyesi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Öztürk, AA muhabirine, çocukların dişlerinin düzenli kontrolünün sağlanması ve ailelerin ilk diş sürmesinden sonra kontrole gelmelerinin önemine değindi.

Çocuklarda 1 yaş sonrası gece beslenmesinin kesilmesi gerektiğini belirten Öztürk, ilk diş sürmesinden itibaren yumuşak, parmak fırçalar ya da temiz gazlı bezle her beslenme sonrası temizliğin yapılmasının önemini vurguladı.

Öztürk, çocuklar için diş fırçası ve macunu kullanımının önemine işaret ederek, özellikle 10 yaşa kadar ailelerin de fırçalama eylemine eşlik edip destek olması gerektiğini ifade etti.

Çocukların paketli ürün tüketmelerinin kısıtlanması ve kontrol edilmesinin zorunluluğuna değinen Öztürk, "Her ne kadar çocukların paketli gıda tüketmelerini istemesek de tamamen kısıtlamamız mümkün olamayabilir. Sınırlı tüketimler sonrası mutlaka çocukların dişlerini fırçalamalarını sağlama konusunda ailelerin özen göstermelerini bekliyoruz." diye konuştu.

Öztürk, bazı sistemik hastalıkların da çocuklarda diş çürüklerine yatkınlık oluşturabildiğine dikkati çekerek, bu nedenle diş kontrollerinin sıklıkla yapılması, küçük yaşlardan itibaren ağız hijyenine dikkat edilmesi ve minimal çürüklerde bile diş tedavilerinin yapılması tavsiyelerinde bulundu.

Çocuklarda dişlerin erken yaşta kaybedilmesi konusunda diyet kontrolünün ve ağız bakımının öneminin altını çizen Öztürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Çocukların beslenme düzeni çok önemli. Günümüzde paketli gıda tüketiminin artması diş çürüğü görülme sıklığını arttıran etmenlerden biri. Çocuklarda diş fırçalama aile eşliğinde, sabah kahvaltı sonrası ve gece yatmadan hemen önce olmak üzere günde 2 kez ve en az 2 dakika süreyle yapılmalı. Çocukların motor becerileri yeterli düzeye erişmediğinden etkili diş fırçalama yapamayabilirler. Bu da diş çürüklerini arttıran etmenlerden biri. Süt dişleri estetik, konuşma ve beslenmeyi sağlamanın yanı sıra alttan gelecek daimi dişler için de yer tutucu görevi üstlenmektedir. Erken diş kayıpları alttan gelecek dişlerin de sağlıklı şekilde sürebilmeleri için kritiktir."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ Sözcüsü Harris: İnsanların yeni bir Kovid&amp;amp;19 dönemi mi yaşayacağız diye endişe etmesine gerek yok</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-soezcusu-harris-insanlarin-yeni-bir-kovid19-doenemi-mi-yasayacagiz-diye-endise-etmesine-gerek-yok</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-soezcusu-harris-insanlarin-yeni-bir-kovid19-doenemi-mi-yasayacagiz-diye-endise-etmesine-gerek-yok</guid>
<description><![CDATA[ DSÖ Sözcüsü Margaret Harris, &quot;İnsanların Kovid-19 gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünerek endişelenmelerine gerek yok.&quot; dedi. ]]></description>
<enclosure url="http://diyanethabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/diyanethaber-com-tr/uploads/2024/08/kovid-19-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ, Sözcüsü, Harris:, İnsanların, yeni, bir, Kovid&amp;19, dönemi, yaşayacağız, diye, endişe, etmesine, gerek, yok</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Harris, geçen hafta DSÖ'nün yayılmasını "uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu" olarak ilan etmesi ve küresel mercek altında olan M çiçeği virüsüne ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Virüsün hızla yayılmaya başlamasının dünyanın gündemine oturduğunu kaydeden Harris, M çiçeği virüsünün "Klad 1 ve Klad 2" olmak üzere iki genetik türünün olduğunu kaydetti.

Harris, geçen yıl ortaya çıkan virüsün yeni türü "Klad 1b" ile ilgili endişelerini dile getirirken, "Bu endişelendiğimiz tür çünkü çok hızlı bulaşıyor ve özellikle çocuklar arasında oldukça yüksek bir ölüm oranına sahip. Esas endişelendiğimiz durum çok hızlı yayılması. Bu yıl, 2023'ün tamamında görülenden daha fazla vaka tespit edildi. Çok hızlı yayılan virüs diğer ülkelere de sıçradı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde artan M çiçeği vakaları, daha önce hiç vaka bildirmemiş Burundi, Ruanda, Uganda ve Kenya'ya da sıçradı." diye konuştu.

M çiçeği virüsünün yeni türü olan Klad 1b dolayısıyla hastalıkla ilgili daha yüksek ölüm oranlarının görüldüğünü bildiren Harris, "(Ölüm oranı) Yaklaşık yüzde 3 ve küçük çocuklar gibi gerçekten savunmasız gruplarda bundan daha yüksek. Özellikle küçük çocuklar üzerindeki etkilerinden endişe ediyoruz. Çatışmalar nedeniyle yerinden edilmiş insanlar arasında da hızla yayılıyor. Bağışıklık sistemleri yetersiz beslenmeden muzdarip olduğu için çok güçlü olmayan bu insanlar çok tehlikeli durumda." dedi.

Harris, çiçek hastalığı ve HIV enfeksiyonuna yakalanmış bireylerin M çiçeği virüsünü daha ağır geçirebilme olasılığına işaret ederken, bu kişilerin ölüm riskinin daha fazla olduğunu söyledi.

M çiçeği virüsü için belirli bir tedavi olmadığını kaydeden Harris, virüsü yenebilecek bir antiviral ilacın olmadığını ancak semptomatik tedavinin etkili olduğunu söyledi.

Harris, hastalığa yakalananların ciltlerinde döküntüler olduğuna değinirken, başka enfeksiyon kapmasını önlemek için kişilerin tedaviye ihtiyacı olduğunu söyledi.

M çiçeği virüsü bulaşanların ateşlerinin çıkacağını hatırlatan Harris, ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlara ihtiyaç duyacağını belirterek hastaların tıbbi tedavi almalarının ve bu süreçte kendilerini izole edebilmelerinin çok önemli olduğunu vurguladı.

"M çiçeği virüsü nedeniyle bir kapanmaya ihtiyaç yok"

Harris, çiçek hastalığı için geliştirilen aşıların M çiçeğine karşı etkili olduğunu kaydederek şöyle devam etti:

"M çiçeği virüsüne sahip olduğu bilinen biriyle temas kuranlara, bu temastan sonraki 4 gün içinde bu aşıları olması önerilir. Aşılanması gereken bir diğer grup da salgının olduğu bölgedeki sağlık çalışanlarıdır. Ayrıca daha büyük risk altında olanlardır. (M çiçeği virüsü için) Kitlesel aşılama önerilmiyor. Bu çok önemli. Virüsün bulaştığı yerlerde hedefli aşılama yapılması gerekiyor. Şu anda zor olan, sınırlı olan aşıyı tedarik etmek ve onları salgının olduğu yere ulaştırmak. Aşı stokları konusunda Kuzey Avrupa, ABD ve Japonya iyi kaynaklara sahip. Bu yüzden şu anda stokları olan ülkelerle ve üreticilerle üretimi artırmak, ayrıca bu stokları ihtiyaç duyulan yere ulaştırmak için çok yakın bir şekilde çalışıyoruz. Bu aktif bir virüs. Kimin hasta olduğunu bildiğiniz, iyi bir temas ve izolasyon önlemleri takibi yaptığınız sürece oldukça kolay bir şekilde durdurulabilir. Yani (salgın nedeniyle) bir kapanmaya ihtiyaç yok. İhtiyaç olan şey, tam olarak kimin hasta olduğunu bilmeniz için çok iyi bir gözetim. İyi laboratuvar teşhislerine ihtiyacınız var, böylece kimin hasta olduğunu ve virüsün nerede olduğunu ve değişip değişmediğini takip edebilirsiniz."

M çiçeği virüsünün durumunu takip için iyi laboratuvar teşhislerine ihtiyaç olduğunu söyleyen Harris, toplumların da bu hastalıkla mücadeleye katılımının önemine işaret etti.

Harris, aşılamanın yanı sıra "basit halk sağlığı önlemleri"ne dikkati çekerek hasta ve temaslıların takip edilmesi halinde, virüsün yavaş yavaş bitirilebileceğini söyledi.

"M çiçeği virüsünün dünyaya yayılmasını ve bir pandemiye dönüşmesini istemiyoruz

M çiçeğiyle ilgili insanların "yeni bir Kovid-19 gibi süreç başlayabilir mi?" diye tedirgin olduğunu belirten Harris, şunları kaydetti:

"İnsanların Kovid-19 gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünerek endişelenmelerine gerek yok. Bu çok farklı bir virüs, farklı şekilde yayılıyor. Kovid-19 hava yoluyla bulaşıyor. M çiçeği ise esasen çok yakın fiziksel temas yoluyla yayılıyor. Bu yüzden fiziksel temasla ilgili yapılan her şeyi durdurmak, aslında hava yoluyla yayılan bir şeyi durdurmaktan daha kolay. Çünkü bu büyük bir kalabalığa yayılabilir. Bu birçok toplumun karantinaya girmesinin nedenlerinden biriydi çünkü yapacak şeyleri tükeniyordu. Bu yüzden maske takmak çok önemliydi. Ancak M çiçeği virüsünün dünyaya yayılmasını ve bir pandemiye dönüşmesini istemiyoruz. Çünkü yine sağlık sistemleri üzerinde baskı oluşturacaktır. M çiçeği virüsü, bir pandemiyi önlemek için uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olarak ilan edildi."

Pakistan ve İsveç'in M çiçeği vakalarını bildirdiğini belirten Harris, bu iki ülkenin de vakaları tespit ederek hızlı bir şekilde bildirmelerinin önemine işaret etti.

Harris, ülkelerin M çiçeği virüsüyle ilgili durumu ve vakaları raporlarında "şeffaf olmalarının" bu alandaki mücadeleye katkı sağlayacağını söyledi.

M çiçeği virüsü nedir?

DSÖ'ye göre, M çiçeği virüsü, Poxviridae adlı virüs ailesine ve Orthopoxvirus cinsine ait "maymun çiçeği" virüsünün neden olduğu viral bir hastalık.

Hastalığın yaygın belirtileri arasında yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklar yer alıyor.

M çiçeği virüsü fare ve sincap gibi kemirgen hayvanlardan veya enfekte olmuş bireylerden bulaşıyor.

Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaş nedenleri arasında yer alıyor.

Aşı faaliyetleri

Çeşitli ülkelerin sağlık kurumlarının paylaştığı bilgilere göre, çiçek hastalığına karşı kullanılan aşıların M çiçeği virüsü için de etkin koruma sağlayabileceği ifade ediliyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin sitesinde, JYNNEOS aşısının M çiçeği riskini azaltmada etkili olduğu belirtiliyor. En etkili yöntem olarak 28 gün arayla iki doz uygulama tavsiye ediliyor.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun internet sitesinde de "MVA-BN" veya "Modifiye Aşı Ankara-Bavarian Nordic", AB ve İngiltere'de onaylı tek M çiçeği aşısı olduğu ifade ediliyor. Bu aşının ABD ve İsviçre'de JYNNEOS, Kanada'da IMVAMUNE ismiyle pazarlandığı belirtiliyor. Aşı 18 yaş ve üstü kişiler için kullanılabiliyor.

Avustralya Sağlık Bakanlığının internet sitesinde de M çiçeğine karşı JYNNEOS ve ACAM2000 aşılarının kullanılabileceği belirtiliyor. ACAM2000'in 12 aylıktan küçük bebekler için kullanımının uygun olmadığı aktarılıyor.

DSÖ, 9 Ağustos'ta aşı üreticilerine yaptığı çağrıda acil kullanım listesine yönelik sürecin başlatıldığını duyurdu. DSÖ, ayrıca iki aşının Acil Kullanım Listesi için değerlendirildiğini duyurmuştu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>MS atağı nasıl tanınır?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/ms-atagi-nasil-taninir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/ms-atagi-nasil-taninir</guid>
<description><![CDATA[ Multipl skleroz (MS) atakları, belirti ve semptomsuz dönemlerin birbirini izlediği döngülerle kendini gösterir. Yorgunluk, denge kaybı ve görme sorunları gibi belirtiler, MS atağının habercisi olabilir. Atakları doğru bir şekilde tanımak, tedavi sürecini yönetmede kritik rol oynar. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/ms-atagi.jpeg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>atağı, nasıl, tanınır</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır - Diriliş Postısı 

Multipl skleroz (MS), vücudun çeşitli bölgelerinde semptomlara yol açan kronik bir hastalıktır. MS hastaları, bazen semptomların şiddetlendiği ve bazen de hafiflediği dönemler yaşar. Atak olarak adlandırılan bu kötüleşme dönemlerini tanımak, hastalığın kontrol altına alınmasında önemli bir adımdır. Bu yazıda, MS ataklarının belirtilerini ve neler yapmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

Multipl skleroz (MS) hastalığı, belirli dönemlerde semptomların kötüleştiği ve diğer zamanlarda daha iyi hissettiğiniz döngülerle seyreder. Bu kötü dönemlere şu şekilde referans verilir:

- Ataklar

- Tekrarlamalar

- Alevlenmeler

- Bölümler

- Nüksler

Peki, yaşadığınız şeyin bir MS atağı olup olmadığını nasıl anlarsınız?

MS atağının belirtileri

MS atağı sırasında mevcut belirtileriniz kötüleşebilir veya yeni belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtiler şunları içerebilir:

- Yoğun yorgunluk

- Baş dönmesi

- Denge ve koordinasyon sorunları

- Görme problemleri

- Mesane kontrolü sorunları

- Uyuşma veya karıncalanma hissi

- Hafıza sorunları

- Konsantrasyon zorluğu



MS atağı olduğunu nasıl anlarsınız?

MS atağının tanımlanabilmesi için:

1. Semptomsuz bir dönem geçirmiş olmanız gerekir: Atak öncesinde en az 30 gün boyunca semptomlar yaşamamış olmalısınız. Aksi halde yaşadığınız belirtiler önceki bir atağın devamı olabilir.

2. Semptomlar en az 24 saat sürmelidir: Eğer belirtileriniz bir günden kısa sürüyorsa, bu muhtemelen geçici bir durumdur. Ancak belirtileriniz çok şiddetliyse, süresi ne olursa olsun derhal doktorunuza başvurun.

3. Aşırı ısınma gibi bir tetikleyici olmamalıdır: Semptomlarınız aşırı ısınma ya da enfeksiyon gibi açık bir neden olmadan ortaya çıkıyorsa, bu bir MS atağı olabilir.

Eğer belirtileriniz 48 saatten kısa sürerse, bu durum "pseudoexacerbation" olarak adlandırılır. Genellikle enfeksiyon veya stres nedeniyle geçici olarak semptomlar hissedersiniz, ancak bu yeni beyin lezyonlarına yol açmaz.

Ateşinize dikkat edin; çünkü küçük bir ateş bile vücudunuzda bir enfeksiyon olduğuna işaret edebilir ve bu durum, MS semptomlarınızı geçici olarak kötüleştirebilir.



MS atağı durumunda ne yapmalısınız?

Eğer bir MS atağı yaşadığınızı düşünüyorsanız, bu durumu hafife almayın ve hemen MS doktorunuzu arayın. Doktorunuz, belirtilerinizin süresi, herhangi bir enfeksiyon geçirip geçirmediğiniz veya ilaç değişikliği yapıp yapmadığınız gibi bilgileri soracaktır.

Her MS atağı tedavi gerektirmeyebilir; bazı durumlarda semptomlar kendiliğinden düzelir. Ancak, bu ataklar doktorunuzun ilerleyen dönemdeki tedavi planını belirlemesine yardımcı olabilir. MS herkesi farklı şekillerde etkilediği için, zamanla hastalığın sizi nasıl etkilediğini daha iyi tanıyabilir ve belirtilerle başa çıkma yollarını]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çocuklarda diş fırçalama rutini ne zaman başlamalı? İşte bilmeniz gerekenler!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarda-dis-fircalama-rutini-ne-zaman-baslamali-iste-bilmeniz-gerekenler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/cocuklarda-dis-fircalama-rutini-ne-zaman-baslamali-iste-bilmeniz-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ Çocukların ağız ve diş sağlığı, genel sağlıklarının önemli bir parçasıdır. Sağlıklı dişler ve diş etleri, sadece çocuğunuzun gülüşünü değil, aynı zamanda genel sağlığını da korur. Peki, diş fırçalama rutini ne zaman başlamalı? İşte uzmanlardan diş bakımı hakkında altın değerinde öneriler! ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/cocuklarda-dis-fircalama-rutini-ne-zaman-b.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çocuklarda, diş, fırçalama, rutini, zaman, başlamalı, İşte, bilmeniz, gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır – Diriliş Postası

Diş fırçalama rutini, bebeklerde ilk dişin çıkmasıyla başlatılmalıdır. Genellikle 6 ay civarında çıkan bu ilk dişler, bakım gerektirir. Bebekler için özel olarak üretilen yumuşak kıllı diş fırçaları ve sadece bezelye tanesi kadar florürlü diş macunu kullanılmalıdır. Bu yaşta diş fırçalamak, ileride oluşabilecek diş çürüklerinin önlenmesine yardımcı olur.

2-3 yaş arası: alışkanlık geliştirme dönemi

Çocuğunuz 2 yaşına geldiğinde, diş fırçalama alışkanlığını geliştirmesi önemlidir. Bu yaş grubunda çocuklar diş fırçalamayı öğrenmeye başlar ve ebeveyn gözetiminde dişlerini fırçalayabilirler. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez diş fırçalamak, diş sağlığı için büyük önem taşır.

3-6 yaş arası: kendi başına fırçalamayı öğrenme

3 yaşından itibaren çocuklar dişlerini kendi başlarına fırçalamaya başlayabilirler. Ancak bu yaş grubunda ebeveynlerin denetimi hâlâ gereklidir. Çocuklar dişlerini doğru şekilde fırçalamayı öğrenene kadar rehberlik edilmelidir. Diş fırçalama süresi en az 2 dakika olmalıdır ve tüm diş yüzeylerinin fırçalandığından emin olunmalıdır.



Diş hekimi ziyaretleri: ilk dişle başlar

Çocuğunuzun diş sağlığını korumak için diş hekiminizi ilk diş çıktıktan sonra ziyaret etmek önemlidir. İlk diş muayenesi çocuğunuz 1 yaşına geldiğinde yapılmalı ve düzenli aralıklarla devam etmelidir. Bu ziyaretler, çocuğunuzun diş sağlığının takibi açısından kritik rol oynar.

Neden erken başlamak önemli?

Diş fırçalama alışkanlığını erken yaşta kazandırmak, çocuğun ileride yaşayabileceği diş sorunlarının önüne geçer. Erken yaşta edinilen bu alışkanlık, ağız hijyenini ve diş sağlığını koruyarak ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı bir gülüş sağlar.

Çocuklarda diş fırçalama rutini, ilk dişin çıkmasıyla başlamalı ve düzenli bir alışkanlık haline getirilmelidir. Bu süreçte ebeveynlerin rolü büyüktür ve çocuklarına diş fırçalamanın önemini öğretmeleri gerekmektedir. Unutmayın, sağlıklı bir ağız sağlığı için doğru fırçalama alışkanlıklarını erken yaşta kazandırmak, gelecekte daha az diş sorunu yaşanmasını sağlar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sağlık Bakanlığı: 12 bin 519 hekimin ataması yapıldı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-12-bin-519-hekimin-atamasi-yapildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/saglik-bakanligi-12-bin-519-hekimin-atamasi-yapildi</guid>
<description><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı, 118. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurasıyla 12 bin 519 hekimin atamasının gerçekleştirildiğini duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/08/maymun-cicegi-virusu-turkiyede-goruldu-mu-saglik-bakanligindan-aciklama2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sağlık, Bakanlığı:, bin, 519, hekimin, ataması, yapıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan atama müjdesi geldi.

118. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurasıyla toplam 12.519 hekimin atandığını açıkladı. Bu atamalardan 11.462’si pratisyen hekim, 1.057’si ise uzman hekim olarak gerçekleştirildi.

TEBLİGAT İNTERNET SİTESİNDE

Tebligat metni ve atanan hekimlerin isim listeleri, Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinde yayımlandı. 

Sağlık Bakanlığı'nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada hekim atamalarına ilişkin bilgi verildi:

"118. Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurası sonucu Bakanlığımız birimlerine 11 bin 462'si pratisyen hekim ve 1057'si uzman hekim olmak üzere toplam 12 bin 519 hekimin ataması yapılmıştır.

Tebligat metni ve isim listeleri T.C. Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü internet sitesinde yayımlanmıştır.

Değerli hekimlerimize yeni görevlerinde başarılar dileriz."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünyada ilk tam göz nakli yapılan hasta olağanüstü ilerleme kaydetti</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunyada-ilk-tam-goez-nakli-yapilan-hasta-olaganustu-ilerleme-kaydetti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunyada-ilk-tam-goez-nakli-yapilan-hasta-olaganustu-ilerleme-kaydetti</guid>
<description><![CDATA[ Dünyada ilk tam göz nakli yapılan emekli Amerikan askerinin bir yıl sonra önemli bir ilerleme kaydetmesi bu alanda çalışan doktorlara umut verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/mon62-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünyada, ilk, tam, göz, nakli, yapılan, hasta, olağanüstü, ilerleme, kaydetti</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[46 yaşındaki Aaron James, 2021'de yüksek gerilim hattı bakımı yaparken bir kaza geçirdi ve yüzünün büyük bölümünü kaybetti.

James, aynı operasyonda çok az kişiye yapılan kısmi yüz nakli ameliyatı da oldu.

New York Üniversitesi’ne bağlı Langone Health Tıp Merkezi’ndeki araştırmacılar, nakil yapılan gözün normal basıncı ve kan akışını koruduğunu söylüyor.

Benzer şekilde nakil yapılan hayvanlarda, donör gözün operasyondan sonra küçüldüğü gözleniyordu.

James’in donör gözündeki görme yeteneğini geri gelmedi. Ancak araştırmacılar bir gün tekrar görebileceğini umuyorlar.

Aaron James’i izleyen araştırmacılar kaydettiği ilerleme karşısında “hayranlık” içinde olduklarını belirtiyor.

Görme duyusunun geri kazandırılabilmesi konusunda umut verdi
James'in göz doktoru Vaidehi Dedania, “Operasyon sonrası elde ettiğimiz sonuçlar olağanüstü. Bu sonuçlar, kritik duyu organlarına yönelik nakillerin araştırılmasına ilham olabilir” dedi.

Nakil sonrası süreci araştırma olarak yayınlayan uzmanlar, retinanın ışığa verdiği elektriksel tepkiyi ölçen elektroretinografi testini James’e uyguladı. Bu test, donör gözdeki ışığa duyarlı sinir hücrelerin, nakilden canlı çıktığını gösterdi.

Araştırmaya katılan ekip, bu sonuçların, ileride göz nakliyle, görme duyusunun geri kazandırılabilmesi konusunda umut verdiğini söylüyor.

James yaşadığı kaza sırasında sağ gözünü kaybetmedi. Sonrasında geçen Mayıs ayında, 140'tan fazla sağlık çalışanının katıldığı 21 saatlik bir ameliyat geçirdi.

Bağışlanan yüz ve göz, 30'lu yaşlarındaki bir erkek donörden geldi.

ABD'de tüm göz nakli geçiren ilk kişi
Ameliyat sırasında doktorlar, onarımı güçlendirmek amacıyla donörün kemik iliğinden alınan yetişkin kök hücrelerini optik sinire enjekte etti.

James’in iyileşme süreci ile ilgili yayımlanan tıbbi araştırma, nakil sonrası katı yiyecekler yemek ve tekrar koku alabilmek gibi önemli ilerleme aşamalarına ulaşmasına dikkat çekiyor.

İyileşme süreci ile ilgili konuşan James de, “Sıradan bir erkek olmaya, standart şeyleri yapabilmeye neredeyse geri döndüm" diyor.

46 yaşındaki emekli asker, ABD'de yüz nakli geçiren 19. kişi oldu. Tüm göz nakli geçirense ilk kişi.

Göz nakli ameliyatları, bu duyu organının karmaşık yapısı ve işlevleri nedeniyle birçok zorluğu barındırıyor.

Üniversitenin Yüz Nakli Programı Direktörü Dr. Eduardo Rodriguez, James'in nakli üzerinden görme yeteneğini nasıl geri kazandıracaklarını anlamaya odaklandıklarını söylüyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Görme bozukluğu olan çocuklarda erken teşhis için ipuçları</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/goerme-bozuklugu-olan-cocuklarda-erken-teshis-icin-ipuclari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/goerme-bozuklugu-olan-cocuklarda-erken-teshis-icin-ipuclari</guid>
<description><![CDATA[ Çocukların görme yeteneğinin gelişimini takip etmek, onların sağlıklı bir şekilde büyümeleri için oldukça önemlidir. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/gorme-bozuklugu-olan-cocuklarda-erken-teshis-icin-ipuclari.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Görme, bozukluğu, olan, çocuklarda, erken, teşhis, için, ipuçları</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır - Diriliş Postası 

Özellikle erken yaşlarda ortaya çıkan görme bozuklukları, çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir. Peki, ebeveynler çocuklarında görme bozukluğunun belirtilerini nasıl fark edebilir? İşte görme bozukluğu olan çocuklarda ebeveynlerin dikkat etmesi gereken bazı ipuçları:



Göz teması kurma sorunları: Çocuk göz teması kurmakta zorlanıyor, gözlerini sık sık ovuşturuyor veya gözlerini kırpıyor olabilir.

Başını eğik tutma: Çocuk televizyon izlerken veya kitap okurken başını eğik tutuyor olabilir.

Yakın mesafede tutma: Çocuk oyuncaklarını veya kitapları çok yakından tutuyor olabilir.

Gözlerde kızarıklık veya sulanma: Çocuğun gözlerinde sık sık kızarıklık veya sulanma olabilir.

Görme keskinliğinde azalma: Çocuk uzaktaki nesneleri net göremiyor olabilir.

Oyuncakları bulmakta zorlanma: Çocuk oyuncaklarını bulmakta veya takip etmekte zorlanıyor olabilir.

Gözlerde titreme: Çocuğun gözlerinde titreme veya sallanma olabilir.

Baş ağrısı: Çocuk sık sık baş ağrısı şikayetinde bulunabilir.



Ebeveynler, çocuklarında bu belirtilerden herhangi birini fark ederse, hemen bir göz doktoruna başvurmalıdır. Erken teşhis, görme bozukluğunun tedavisinde büyük önem taşır.

Görme bozukluklarının erken teşhisi için ebeveynlere bazı öneriler:

Düzenli göz muayeneleri: Çocuklar, ilk göz muayenelerini 6 ayda bir, daha sonra ise yılda bir kez yaptırmalıdır.

Oyuncaklar ve çocuk kitapları: Çocukların oyuncakları ve kitapları parlak renklerde ve net çizgilerle olmalıdır.

Oyun alanları: Çocukların oyun alanları güvenli ve aydınlık olmalıdır.

Görme bozukluğu olan çocuklar için destek grupları: Ebeveynler, görme bozukluğu olan çocukları olan diğer ebeveynlerle iletişim kurarak bilgi ve destek alabilirler.



Unutmayın, erken teşhis ve tedavi, görme bozukluğu olan çocukların sağlıklı bir şekilde büyümelerini ve gelişmelerini sağlar.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sarkopeni ve kas güçsüzlüğü: Yaşlanmanın etkileriyle nasıl mücadele edilir?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sarkopeni-ve-kas-gucsuzlugu-yaslanmanin-etkileriyle-nasil-mucadele-edilir</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sarkopeni-ve-kas-gucsuzlugu-yaslanmanin-etkileriyle-nasil-mucadele-edilir</guid>
<description><![CDATA[ Sarkopeni, yaşlanmaya bağlı olarak kas kütlesi ve gücünde azalma anlamına gelir. 30 yaşından itibaren her on yılda kas kütlesinin %3-5 oranında azalmasıyla başlar ve 60 yaş civarında bu süreç hızlanır. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/sarkopeni-ve-kas-gucsuzlugyaslanmanin-etkileriyle-nasil-mucadele-edilir.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sarkopeni, kas, güçsüzlüğü:, Yaşlanmanın, etkileriyle, nasıl, mücadele, edilir</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır - Diriliş Postası 

Sarkopeni, özellikle hareketsiz yaşam tarzına sahip olanlarda daha belirgindir. 80 yaşından sonra insanların %11 ila %50'sinde sarkopeni görülmektedir.

 Sarkopeni nedir?

Sarkopeni, yaşlandıkça kas kaybına neden olan bir durumdur. Kas ve güç kaybı, günlük aktivitelerde zorluklara neden olabilir. Örneğin, sandalyeden kalkma, kavanoz açma veya alışveriş poşetlerini taşıma gibi basit işler bile zorlaşabilir. Ayrıca sarkopeni, düşme, kemik kırılması, sakatlanma ve ölüm riskini artırır.

 Sarkopeni belirtileri nelerdir?

- Kas güçsüzlüğü

- Yavaş yürüyüş

- Günlük aktivitelerde zorlanma

- Merdiven çıkmada güçlük

- Denge kaybı ve düşme riski

- Kasların gözle görülür şekilde küçülmesi



 Sarkopeni nedenleri ve risk faktörleri

Sarkopeninin başlıca nedenlerinden biri yaşlanmadır. Bunun yanı sıra, hareketsiz bir yaşam tarzı, yetersiz beslenme, obezite ve bazı kronik hastalıklar (örneğin KOAH, diyabet, böbrek hastalıkları) da sarkopeni riskini artırabilir.

- Yaş: Sarkopeni 60 yaşından önce nadir görülür. Ancak kas kaybı genellikle daha erken yaşlarda başlar.

- Hareketsizlik: Aktif olmayan kişilerde kas kaybı daha hızlı gerçekleşir.

- Diyet: Düşük protein alımı ve yetersiz beslenme, sarkopeni gelişimine katkıda bulunabilir.

- Obezite: Obezite, kas kaybını hızlandırabilir ve sarkopeniyi daha da kötüleştirebilir.



Sarkopeni teşhisi

Sarkopeniyi teşhis etmek için doktorunuz fiziksel muayene yapar ve bazı testler isteyebilir. El kavrama testi, yürüme hızı testi ve sandalyeden kalkma testi gibi fiziksel performansı ölçen testler yaygın olarak kullanılır. Ayrıca kas kütlesini ölçmek için DEXA, Biyoelektrik Empedans Analizi (BIA) gibi görüntüleme yöntemleri kullanılabilir.

 Sarkopeni tedavisi

Sarkopeninin önlenmesi ve tedavisinde en önemli unsur, yaşam tarzı değişiklikleridir. Özellikle kuvvet antrenmanları sarkopeninin tedavisinde etkilidir. Ayrıca protein açısından zengin bir diyet de kas kütlesinin korunmasına yardımcı olabilir.

Sarkopeni ile nasıl yaşanır?

Sarkopeni ciddi bir sağlık sorunu olabilir, ancak kuvvet antrenmanı ve doğru beslenme ile bu durumu yönetmek mümkündür. Düzenli egzersiz ve protein alımı kas kaybını yavaşlatabilir ve günlük yaşam kalitenizi artırabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Karaciğer sağlığını korumak için bilmeniz gerekenler</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/karaciger-sagligini-korumak-icin-bilmeniz-gerekenler</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/karaciger-sagligini-korumak-icin-bilmeniz-gerekenler</guid>
<description><![CDATA[ Karaciğer sağlığınızı korumak için doğru beslenme, düzenli egzersiz ve alkol tüketimini sınırlandırmak kritik öneme sahiptir. Ayrıca, ilaçları doğru kullanmak ve toksinlerden kaçınmak karaciğerinize zarar verme riskini azaltır. Bu basit alışkanlıklarla karaciğer hastalıklarını önleyebilir ve genel sağlığınızı iyileştirebilirsiniz. ]]></description>
<enclosure url="http://dpcdn.tebilisim.com/crop/1280x720/uploads/2024/09/karaciger-12.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Karaciğer, sağlığını, korumak, için, bilmeniz, gerekenler</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nihat Nasır – Diriliş Postası

Karaciğer, vücudun toksinlerden arındırılmasından sindirime kadar birçok hayati işlevi yerine getirir. Ancak, sağlıksız alışkanlıklar ve yanlış ilaç kullanımı bu önemli organı olumsuz etkileyebilir. Karaciğer sağlığını korumak için doğru beslenme, bilinçli ilaç kullanımı ve zararlı maddelerden kaçınmak gereklidir. İşte karaciğerinizi korumanın yolları:

 1. Kahve içmenin faydaları

Günlük birkaç fincan kahve, karaciğer sağlığınız için oldukça faydalı olabilir. Araştırmalar, kahvenin karaciğer kanseri, fibrozis ve siroz gibi hastalıklara yakalanma riskini azaltabileceğini gösteriyor. Kahve, hali hazırda bu hastalıkları taşıyan bireylerde bile hastalığın ilerleyişini yavaşlatabilir. Ancak, kahve tek başına yeterli değildir; dengeli bir diyet, düzenli egzersiz ve bol su tüketimi ile kombine edilmelidir.



 2. Asetaminofen kullanımına dikkat edin

Asetaminofen birçok ilaçta bulunur ve aşırı kullanımı karaciğer hasarına yol açabilir. Günde 4.000 miligramdan fazla almak, karaciğer için tehlikeli olabilir. Bu nedenle, farklı ilaçların asetaminofen içerip içermediğini kontrol edin ve her zaman ilacın paket talimatlarına uymaya özen gösterin.

 3. İlaçları doğru kullanın

Asetaminofen dışında da birçok ilaç, karaciğerinize zarar verebilir. Özellikle yüksek kolesterol için kullanılan statinler ve bazı antibiyotikler (amoksisilin, klindamisin, eritromisin) risk taşır. Yeni bir ilaca başladıktan sonra yorgunluk, mide bulantısı veya ciltte sararma gibi belirtiler görürseniz hemen doktorunuza danışın.

 4. Takviyeler konusunda bilinçli olun

Takviyeler masum görünebilir, ancak bazıları karaciğer hasarına yol açabilir. Borage, comfrey ve pennyroyal gibi otlar karaciğer sağlığını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca zerdeçal, süt devedikeni gibi popüler karaciğer takviyelerinin etkinliği konusunda yeterli bilimsel veri yoktur. Bu nedenle doktorunuza aldığınız her türlü takviye hakkında bilgi verin.



 5. Alkolü sınırlandırın

Aşırı alkol tüketimi, karaciğerinize ciddi zarar verebilir ve zamanla "yağlı karaciğer" hastalığına yol açabilir. Kadınlar için günde bir, erkekler için ise günde iki içkiden fazla tüketmemek en sağlıklı tercih olacaktır.

 6. Doğru beslenin

Meyve ve sebzeler, karaciğer sağlığını korumada büyük rol oynar. Özellikle gökkuşağının her renginden sebze ve meyve tüketmek, karaciğerin ihtiyaç duyduğu besin ve lifleri almasını sağlar. Rafine karbonhidratlardan uzak durarak tam tahıllı ürünlere yönelmek de karaciğer sağlığınızı destekler.

 7. Sağlıklı kilonuzu koruyun

Sağlıklı bir vücut ağırlığını korumak, karaciğerinizin fazla yağ birikiminden korunmasına yardımcı olur. Vücut kitle indeksinizi (VKİ) 18 ile 25 arasında tutarak, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı riskini azaltabilirsiniz.

 8. Egzersiz yapın

Düzenli egzersiz, sadece kilonuzu kontrol altında tutmakla kalmaz, aynı zamanda insülin direncini azaltır ve kanınızdaki trigliseritleri yakarak karaciğer sağlığını iyileştirir.

 9. Toksinlerden kaçının

Evde kullanılan kimyasallar, böcek ilaçları ve spreyler karaciğerinize zarar verebilir. Bu ürünlerle çalışırken maske ve gözlük kullanmak, pencereleri açmak gibi önlemler alarak kendinizi toksinlere maruz kalmaktan koruyabilirsiniz.



 10. İğne ve kan yolu risklerine dikkat edin

Eğer daha önce yasadışı uyuşturucu kullandıysanız veya iğne batması yaşadıysanız, hepatit C testi yaptırmak önemlidir. Hepatit C karaciğer hasarına neden olabilir ve erken teşhis, tedavi şansını artırır.

 11. Aşı olun

Hepatit A ve B aşıları karaciğerinizi bu virüslerden korur. Ancak hepatit C için bir aşı bulunmamaktadır. Aşı olmanız gerekip gerekmediğini doktorunuza danışmalısınız.

Sağlıklı bir karaciğer, sağlıklı bir yaşamın temelidir. Bu ipuçlarını uygulayarak, karaciğerinizi uzun yıllar boyunca koruyabilirsiniz.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ: &amp;quot;2024’ün başından bu yana 300 binden fazla kolera vakası kaydedildi&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-2024un-basindan-bu-yana-300-binden-fazla-kolera-vakasi-kaydedildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-2024un-basindan-bu-yana-300-binden-fazla-kolera-vakasi-kaydedildi</guid>
<description><![CDATA[ DSÖ, 2024’ün başından bu yana 300 binden fazla insanın kolera hastalığına yakalandığını, 2300’den fazlasının ise hayatını kaybettiğini duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/08/basliksiz-3-174.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ:, 2024’ün, başından, yana, 300, binden, fazla, kolera, vakası, kaydedildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2024’ün başından bu yana 300 binden fazla insanın kolera hastalığına yakalandığını, 2300’den fazlasının ise hayatını kaybettiğini duyurdu. DSÖ, aşı tedarikinin eksikliğine dikkat çekerek, üretimin artırılması çağrısında bulundu.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhonam Ghebreyesus açıklamasında, “1 Ocak 2024'ten 28 Temmuz 2024'e kadar, beş DSÖ bölgesindeki 26 ülkeden toplam 307 bin 433 kolera vakası ve 2326 ölüm bildirilmiş olup, en yüksek rakamlar Doğu Akdeniz Bölgesi'nde kaydedilmiş, bunu Afrika Bölgesi, Güneydoğu Asya Bölgesi, Amerika Bölgesi ve Avrupa Bölgesi izlemiştir. Bu süre zarfında Batı Pasifik Bölgesi'nde herhangi bir salgın rapor edilmemiştir. Ocak 2023'ten bu yana 18 ülke tarafından talep edilen 105 milyon doz ile bu dönemde üretilen 55 milyon dozun neredeyse iki katına ulaşan talep arzı aşmaya devam ettiğinden, kolera yanıtı kritik bir Oral Kolera Aşısı (OCV) sıkıntısından etkilenmeye devam etmektedir.



DSÖ, koleranın küresel olarak yeniden canlanmasını Ocak 2023'te DSÖ'deki acil durumlar için en yüksek dahili seviye olan 3. derece acil durum olarak sınıflandırmıştır. Salgınların sayısı ve coğrafi genişlemelerinin yanı sıra aşı ve diğer kaynakların yetersizliğine dayanarak, DSÖ küresel düzeydeki riski çok yüksek olarak değerlendirmeye devam etmekte ve olay 3. derece acil durum olarak sınıflandırılmaya devam etmektedir” ifadelerini kullandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Kalp sıcak havaları sevmez!..</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-sicak-havalari-sevmez</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/kalp-sicak-havalari-sevmez</guid>
<description><![CDATA[ Eğer kalp hastalığı riski taşıyorsanız aşırı sıcaklarda dışarı çıkma konusunda her zamankinden daha fazla dikkatli ve özenli olmalısınız. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/07/basliksiz-3-134.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Kalp, sıcak, havaları, sevmez..</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Eğer kalp hastalığı riski taşıyorsanız aşırı sıcaklarda dışarı çıkma konusunda her zamankinden daha fazla dikkatli ve özenli olmalısınız. Bu yüzden de bir takım önlemler almalısınız. Çünkü sıcak havalar kalp sağlığımızı bir hayli etkiliyor.



HASAN BURAK İŞLEYEN 

Peki yaz aylarında kalp sağlığınızı korumak için neler yapabilirsiniz? İşte size 9 ipucu! Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Burak İşleyen anlattı.

SICAK HAVA KALP KRİZİ SEBEBİ

Sıcak havalarda vücut, ısısını dengelemek için daha fazla çalışır. Bu durum kalp atış hızının ve kan basıncının artmasına neden olur. Özellikle kalp hastalığı riski taşıyan bireyler için bu durum kalp krizi veya felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Risk Altında Olanlar:


 Yaşlılar
 Kalp hastalığı geçmişi olanlar
 Yüksek tansiyon hastaları
 Şeker hastaları
 Obez bireyler
 Belirli ilaçları kullananlar


KALP SICAK HAVALARI SEVMEZ

Sıcak Havalarda Kalp Sağlığını Korumanın 9 Formülü


 Bol su için: Dehidrasyon, kalp için ek bir stres faktörüdür. Bol su içmek, vücut ısısını dengelemeye ve dehidrasyonu önlemeye yardımcı olur.
 Serin ortamlarda bulunun: Mümkün olduğunca serin ve gölgeli ortamlarda bulunmaya çalışın. Klima veya vantilatör kullanın.
 Güneş ışınlarından korunun: Özellikle öğle saatlerinde güneş ışınlarının en yoğun olduğu zamanlarda doğrudan güneş ışığına maruz kalmaktan kaçının. Güneş kremi kullanın ve şapka takın.
 Hafif giysiler giyin: Gevşek ve pamuklu gibi nefes alabilen giysiler tercih edin.
 Düzenli egzersiz yapın: Egzersiz yapmak kalp sağlığı için önemlidir. Ancak sıcak havalarda egzersiz yaparken dikkatli olun. Sabah erken saatleri veya akşam serinliği gibi daha serin zamanlarda egzersiz yapmayı tercih edin.
 Sağlıklı beslenin: Sıcak havalarda iştah azalabilir. Bu nedenle, besin değeri yüksek ve hafif yiyecekler tüketmeye özen gösterin.
 Alkol ve kafein tüketimini sınırlayın: Alkol ve kafein, dehidrasyona neden olabilir ve kalp atış hızını artırabilir.
 İlaçlarınızı düzenli kullanın: Düzenli kullandığınız ilaçları ihmal etmeyin.
 Yüksek tansiyon hastaları dikkat: Sıcaklıkla birlikte damarlarınız genişleyeceği için tansiyonunuz bir miktar düşebilir, ilaç dozunun güncellenmesi gerekebilir. Doktorunuz ile görüşmenizde fayda olacaktır.


Dikkatli Olun
Yaz aylarında kalp sağlığımızı korumak için gerekli önlemleri almak çok önemlidir. Özellikle kalp hastalığı riski taşıyan bireyler, bu konuda daha dikkatli olmalıdır. Bol su içmek, serin ortamlarda bulunmak, güneş ışınlarından korunmak, hafif giysiler giymek, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek, alkol ve kafein tüketimini sınırlamak ve ilaçlarınızı düzenli kullanmak, sıcak havalarda kalp sağlığınızı korumaya yardımcı olacaktır.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Maymun çiçeği virüsü kapıda mı?</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-virusu-kapida-mi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/maymun-cicegi-virusu-kapida-mi</guid>
<description><![CDATA[ Maymun Çiçeği Virüsü’nün gündeme gelmesiyle birlikte herkesin aklına “Benzer bir Covid-19 sorunu ile karşı karşıya mı kalacağız?” sorusunu getirdi. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/08/basliksiz-12-145.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Maymun, çiçeği, virüsü, kapıda, mı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Maymun Çiçeği Virüsü’nün gündeme gelmesiyle birlikte herkesin aklına “Benzer bir Covid-19 sorunu ile karşı karşıya mı kalacağız?” sorusunu getirdi. Peki Maymun Çiçeği Virüsü nedir, nasıl bir hastalıktır? En önemlisi de bulaşıcılığı nasıl? İnsandan insana yakın temas yoluyla mı geçiyor?



DOÇ. DR. ZEHRA ÇAĞLA KARAKOÇ 

Liv Hospital Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Doç. Dr. Zehra Çağla Karakoç yanıtladı.

“Maymun Çiçeği Virüsü” nedir?

Orta ve Batı Afrika'da görülen bir virüs kaynaklı enfeksiyon hastalığı olan “Maymun Çiçeği Virüsü”, çiçek virüsüne akraba bir virüstür.

“Maymun Çiçeği Virüsü” nasıl bir hastalıktır?

 Maymunlardan hatta daha çok sincap, sıçan, fare gibi kemirgenlerde bulunan ve onlardan insana geçen bir hastalıktır.   Afrika dışında görülen olguların tamamının Afrika’dan gelen insanlar veya getirtilen kemirgenlerden kaynaklandığı bilinmektedir. 

“Maymun Çiçeği Virüsü” nasıl bulaşır?

Virüs insana; hasta hayvan, hasta insan veya virüsle kirlenmiş cansız maddeler (giysiler, havlu, çarşaf vb.) ile yakın temas sonucunda bulaşabilir.

Hasta hayvandan insanlara bulaşma; ısırık, tırmalama, hayvanın kan ve vücut sıvıları ile veya etiyle temas, lezyonlara direkt temas veya tüm bunlarla kirlenmiş cansız materyalden indirekt yolla gerçekleşebilmektedir.



MAYMUN ÇİÇEĞİ VİRÜSÜ BİR TÜR COVID-19 VAKASI MI?

İnsandan insana bulaşmanın esas olarak büyük solunum salgısı damlacıkları ile olduğu düşünülüyor. Büyük damlacıklar uzak mesafelere gidemediğinden insandan insana bulaşma için; yüz yüze, uzun süreli ve yakın temas gereklidir. Bu da COVID-19’a benzer büyük salgınlar yapmasını engelleyebilecek bir özelliktir. Virüs, hasta insanın vücut sıvılarına, cilt lezyonlarına doğrudan temas ile direkt olarak veya yine bunlarla kirlenmiş cansız maddelerle temas ile dolaylı olarak cilt ve mukozalar yoluyla bulaşabilir. Cinsel yolla bulaşma kesin olmamakla birlikte yakın temas söz konusu olduğundan cinsel ilişki sırasında bulaşması mümkündür.



“Maymun Çiçeği Virüsü” belirtileri nelerdir?

 Maymun çiçeği virüsü; 


 Ateş, 
 Baş ağrısı, 
 Yorgunluk, 
 Yaygın vücut ağrıları, 
 Lenf bezlerinde şişlik ve döküntülere neden olur. 
 Yakınmalar, temas sonrası ortalama 7-14 gün içinde ortaya çıkar. 
 Hastalığın ilk günlerinde ateş, şiddetli baş ağrısı, lenf bezlerinde şişme, sırt ağrısı ve aşırı halsizlik görülür. 
 Döküntüler, ateş başladıktan sonra 1-3 gün içinde ortaya çıkar; daha çok yüzde, kollarda ve bacaklarda görülür.   
 Maymun çiçeği genellikle 2-4 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşmektedir. Ancak bağışıklığı baskılanmış kişilerde ve küçük çocuklarda ağır hastalık görülebilmektedir.


Maymun Çiçeği Virüsü için yaygın kullanılan bir ilaç olmamakla beraber kullanılan bazı antiviraller bulunmakta ve 2019 yılında FDA tarafından onaylanmış aşısı bulunmaktadır. 

Dünya Sağlık Örgütü Afrika’daki tecrübelerden yola çıkarak çiçek aşısının maymun çiçeğinden %85 kadar koruma sağlayacağını bildirmektedir. Ancak çiçek aşısı 1980’den beri uygulanmamaktadır. Afrika’daki ev içi bulaşmaların çiçek aşısı olmuş kişilerde daha az olduğu ve ağır hastalıktan korundukları gözlenmiştir.



Maymun Çiçeği Virüsü temel olarak temas yoluyla yayılmaktadır;  hasta kişinin kontamine olmuş materyalleriyle (örn. giysi, çarşaf) uzun süreli yakın, ciltten cilde temas yoluyla yayılır. Bu noktada el hijyenine uyum tüm bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi önem arz etmektedir. Yakın mesafede bulunan kişiler arasındaki hızlı etkileşimler (örneğin, kısa bir konuşma) sırasında bulaşma olmamaktadır. Ancak yine de ateşi ve döküntüsü kişilerle yakın mesafe temastan uzak durulmalı ve maske takılmalıdır. 

Ateş ve döküntüsü olan hastaların (özellikle Afrika’ya seyahat öyküsü olan hastalar başta olmak üzere) enfeksiyon hastalıkları ve dermatoloji hekimlerine başvurarak muayene olmaları önemlidir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yolun karanlık yüzü: &amp;quot;Trafik kazalarında kalıcı beyin hasarı&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yolun-karanlik-yuzu-trafik-kazalarinda-kalici-beyin-hasari</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yolun-karanlik-yuzu-trafik-kazalarinda-kalici-beyin-hasari</guid>
<description><![CDATA[ Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Çağrı Canbolat, kaza esnasında gerçekleşen kafa travmaları hakkında bilgiler verdi. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/06/basliksiz-5-125.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yolun, karanlık, yüzü:, Trafik, kazalarında, kalıcı, beyin, hasarı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yaşantımızın büyük ve en stresli zamanlarını içine alan trafik, günlük hayatımızın bir parçası niteliğinde. Bir yerden bir yere yetişme telaşı içerisinde bazen kazaya sebebiyet verebiliyoruz ne yazık ki. Bu da ciddi olumsuz sonuçlara sebep olabiliyor. Trafik kazalarında yaşanan kafa travmaları ve beyin hasarları da bu olumsuzlukların başında geliyor. 



OP. DR. ÇAĞRI CANBOLAT 

YOLUN KARANLIK YÜZÜ: TRAFİK KAZALARINDA KALICI BEYİN HASARI

Kafa travması veya beyin hasarı belirtileri gösteren bir kişiye müdahale etmenin son derece hayati önem taşıdığını belirten Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Çağrı Canbolat, kaza esnasında gerçekleşen kafa travmaları hakkında bilgiler verdi.


Sıradan bir an kazaya sebebiyet verebilir
Trafik, her gün yaşamımızın bir parçası. İşe gitmek, alışveriş yapmak, aile ziyaretleri, hepsi genellikle bir araç kullanmayı gerektirir. Ancak bu sıradan faaliyetler, beklenmedik bir an içerisinde hayatı değiştirebilen trafik kazaları ile sonuçlanabilir.

Ciddi ve kalıcı sonuçlar doğurabilir
Trafik kazaları, özellikle kafa ve beyin yaralanmaları söz konusu olduğunda, ciddi ve kalıcı sonuçlar doğurabilir. Araştırmalar, kaza sonrası yaşanan beyin hasarının çoğu kez yaşam kalitesini ve işlevselliği etkileyen kalıcı sakatlıklara yol açabileceğini göstermektedir.



Bellek kaybı gibi belirtiler ortaya çıkabilir
Bir kaza esnasında, hızlı ivme veya yavaşlama sonucunda beyin, kafatası içinde hareket edebilir. Bu, beynin kafatasının iç yüzeyine çarpmasına ve beyin dokusunun zedelenmesine neden olabilir. Sonuç olarak, beyin hasarı, bellek kaybı, konsantrasyon güçlüğü, denge ve koordinasyon problemleri gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.

Belirtiler kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir
Her bir beyin hasarı vakası eşsizdir ve belirtiler kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir. Hafif travmalı beyin yaralanmaları genellikle baş ağrısı, sersemlik, kısa süreli bilinç kaybı gibi semptomlarla kendini gösterirken, daha ciddi yaralanmalar konuşma, görme, işitme problemleri, davranış değişiklikleri ve hatta kalıcı fiziksel veya zihinsel engellere neden olabilir.

Kafa travması veya beyin hasarı belirtileri gösteren bir kişiye müdahale etmek acil bir durumdur. Bu tür belirtiler gösteren kişi derhal hastaneye kaldırılmalı ve gereken tıbbi yardım sağlanmalıdır.



TRAFİK KAZALARI NETİCESİNDE KAFATASI KIRIKLARI VE BEYİN HASARI

Kazalar önlenebilir
Trafik kazalarında yaşanan kafa travmaları ve beyin hasarlarının önüne geçmek adına, trafik kurallarına sıkı sıkıya uymak ve güvenli sürüş tekniklerini uygulamak önemlidir. Emniyet kemeri kullanmak, hız sınırlarına uymak, dikkat dağıtıcı unsurlardan kaçınmak ve alkollüyken veya yorgunken araç kullanmamak gibi önlemler, bu tür kazaların önlenmesinde büyük rol oynar.

İyileşme sürecini hızlandırabilir
Herhangi bir trafik kazası sonrası beyin hasarı belirtileri gösteren bir kişiye verilecek hızlı ve etkili tıbbi müdahale, durumun ilerlemesini önleyebilir ve iyileşme sürecini hızlandırabilir. Ancak en etkili yöntem her zaman önleme ve bilinçlendirme çalışmalarıdır.

Bilinçlendirme çalışmalarıyla büyük ölçüde azaltılabilir
Sonuç olarak, trafik kazalarında yaşanan kafa travmaları ve beyin hasarları, önlem alarak ve bilinçlendirme çalışmalarıyla büyük ölçüde azaltılabilir. Tüm sürücüler ve yolcuların bu konuda bilinçlenmesi, daha güvenli yollara ve sağlıklı toplumlara giden yolda atılacak en önemli adımlardan biridir. Unutmayın, önlem almak ve bilinçli olmak, yaşamları korumak için en etkili yoldur.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DSÖ Acil Durum Komitesi, &amp;apos;maymun çiçeği&amp;apos; virüsünü görüşmek üzere acil olarak toplandı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dso-acil-durum-komitesi-maymun-cicegi-virusunu-goerusmek-uzere-acil-olarak-toplandi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dso-acil-durum-komitesi-maymun-cicegi-virusunu-goerusmek-uzere-acil-olarak-toplandi</guid>
<description><![CDATA[ DSÖ Uluslararası Sağlık Tüzüğü Acil Durum Komitesi, maymun çiçeği (mpox) virüsünün Afrika&#039;da yayılmaya başlayarak vakaların tehlikeli boyutta artmaya başlaması sebebiyle acil olarak toplandı. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/08/basliksiz-5-174.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>DSÖ, Acil, Durum, Komitesi, maymun, çiçeği, virüsünü, görüşmek, üzere, acil, olarak, toplandı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Uluslararası Sağlık Tüzüğü Acil Durum Komitesi, maymun çiçeği (mpox) virüsünün Afrika'da yayılmaya başlayarak vakaların tehlikeli boyutta artmaya başlaması sebebiyle acil olarak toplandı.



Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC) dün son durumla ilgili yaptığı açıklamada halk sağlığı açısından acil durum ilan ettiğini açıklamıştı. DSÖ bugün mpox virüsünün yayılması ve uluslararası acil durum ilan edip etmemek konusunda görüşmek için acil olarak toplandı. Yapılan açıklamada şu ana kadar bildirilen 14 binden fazla vaka ve 524 ölümün olduğu kaydedildi.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus açıklamasında, “Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde on yıldan fazla bir süredir mpox rapor ediliyor ve her yıl bildirilen vakaların sayısı bu dönemde istikrarlı bir şekilde arttı. Geçen yıl bildirilen vakalar önemli ölçüde arttı ve bu yıl şu ana kadar bildirilen vakaların sayısı şimdiden 14 binden fazla vaka ve 524 ölümle geçen yılın toplamını aştı. Esas olarak cinsel ağlar yoluyla yayıldığı görülen 1b sınıfının tespit edilmesi özellikle endişe vericidir ve bu Acil Durum Komitesini toplama kararımın ana nedenlerinden biridir. Geçen ay, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne komşu olan ve daha önce mpox bildirmemiş dört ülkede yaklaşık 90 klad 1b vakası rapor edildi: Burundi, Kenya, Ruanda ve Uganda.

DSÖ, bu salgınların etkenlerini anlamak ve ele almak için etkilenen ülkelerin hükümetleri, Afrika CDC'si, STK'lar, sivil toplum ve diğer ortaklarla birlikte çalışmaktadır. DSÖ, sürveyans, hazırlık ve müdahale faaliyetlerini desteklemek için başlangıç olarak 15 milyon ABD Doları gerektiren bölgesel bir müdahale planı geliştirmiştir. Bu müdahaleyi finanse etmek için DSÖ Acil Durumlar Acil Durum Fonu'ndan 1,45 milyon ABD Doları tutarında fon sağladık ve önümüzdeki günlerde daha fazlasını serbest bırakmayı planlıyoruz. Ayrıca bağışçılardan müdahale planının geri kalan kısmını finanse etmeleri için çağrıda bulunuyoruz” dedi.



DSÖ: “İNSANLARIN AŞI VE DİĞER TIBBİ HİZMETLERİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

Acil durum toplantısında ayrıca virüs için aşı çalışmaları ve temini konusunda ise, “Bildiğiniz gibi, mpox için iki aşı, DSÖ'nün Bağışıklama Konusunda Stratejik Danışma Uzmanları Grubu tarafından tavsiye edilmektedir ve ayrıca, Nijerya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti dahil olmak üzere, DSÖ listesinde yer alan ulusal düzenleyici otoriteler tarafından da onaylanmaktadır. Geçen hafta, henüz kendi ulusal düzenleyici onayını vermemiş olan düşük gelirli ülkeler için aşıya erişimi hızlandıracak olan mpox aşıları için Acil Kullanım Listesi sürecini başlattım. Acil Durum Kullanım Listesi ayrıca Gavi ve UNICEF gibi ortakların dağıtım için aşı tedarik etmesine de olanak tanır. DSÖ, aşı bağışları konusunda bizimle birlikte çalıştıkları için Üye Devletlere ve aşı üreticilerine minnettardır. Teşhis, aşı, klinik bakım malzemeleri ve diğer araçlara adil erişimi kolaylaştırmak için tüm ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz. Doğu ve orta Afrika'da yayılan salgının ve Afrika içinde ve dışında uluslararası yayılma potansiyelinin ışığında, salgının uluslararası önemi haiz bir halk sağlığı acil durumunu temsil edip etmediği konusunda bana tavsiyelerde bulunmak üzere Uluslararası Sağlık Tüzüğü kapsamındaki bu Acil Durum Komitesini topladım.

Geçen yıl önceki mpox PHEIC'in sona erdiğini ilan ettiğimde, UST kapsamında önümüzdeki hafta sona erecek olan daimi tavsiyelerde bulundum. Ülkelerin kronik mpox riskine yanıt vermelerini desteklemek amacıyla bu sözleşmeleri bir yıl daha uzatmaya karar verdim” açıklaması yapıldı.



HEM HAYVANLARDAN HEM İNSANLARDAN BULAŞIYOR

Mpox virüsü, fiziksel temas ve enfekte olmuş hayvanlardan bulaşıyor. Virüsün neden olduğu vücut döküntülerine dokunmak, bu döküntülerin bulaştığı giysi, çarşaf, havlu ve benzeri eşyaları kullanmak ve vücut sıvılarıyla temas etmek en önemli bulaşma nedenleri arasında yer alıyor.

İlk belirtiler virüsü kaptıktan sonraki 5 ila 21 günde ortaya çıkabiliyor. Virüs genelde yüksek ateş, baş, sırt ve kas ağrısı, lenf bezlerinde şişlik, yorgunluk, üşüme, titreme ve ciltte su çiçeğine benzer kabarcıklara neden oluyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Baba, kızlar için &amp;apos;Güven&amp;apos; erkekler için &amp;apos;Kararlılık&amp;apos; sembolüdür&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/baba-kizlar-icin-guven-erkekler-icin-kararlilik-semboludur</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/baba-kizlar-icin-guven-erkekler-icin-kararlilik-semboludur</guid>
<description><![CDATA[ Liv Hospital Psikolog’u Belgin Arslantaş, “Baba” varlığının kızlar için &#039;Güven&#039; erkekler için ‘Kararlılık&#039; sembolü olduğunu belirtti... ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/06/basliksiz-3-118.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Baba, kızlar, için, Güven, erkekler, için, Kararlılık, sembolüdür</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Çocuk gelişimi ve oluşumu sürecinde ebeveynlerin rolü hem eşittir hem de çok önemlidir. Tüm yükün annedeymiş gibi gözükme algısı günümüzde olumlu anlamda ilerlemekle birlikte babalar artık daha da olayların içerisinde.



BELGİN ARSLANTAŞ 

"BABA, KIZLAR İÇİN 'GÜVEN' ERKEKLER İÇİN ‘KARARLILIK' SEMBOLÜDÜR"

“Baba” varlığının kızlar için 'Güven' erkekler için ‘Kararlılık' sembolü olduğunu belirten Liv Hospital Psikolog’u Belgin Arslantaş; kız çocuklarının babayı daha çok emniyet ve güven sembolü olarak algıladıklarını, erkek çocuklarının ise kararlı durabilmeyi, sabır ve sebatı öğrenmeyi içselleştirdiklerinin altını çizdi.



ÇOCUĞU SADECE ANNE ŞEKİLLENDİRMEZ!

Babanın da anne kadar merkezi bir rolü ve gücü vardır

Çocuğun gelişim sürecinde genellikle annenin ön planda olduğu yargısı hakimdir. Oysa babanın da anne kadar merkezi bir rolü ve gücü vardır. Aksi halde özgüven ve sosyalleşme sorunları kaçınılmaz olmakla birlikte erken dönem çocukluk travmaları ile mücadele daha da zorlaşacaktır.

Sorumluluklar paylaşılmalıdır

Çocukların yetiştirilmesindeki sorumluluğun paylaşımı çok önemlidir. Mahler'e göre baba-çocuk etkileşimi, çocukta farklılaşmayı başlatır, bağımsızlaştırır ve yaratıcılık kazandırır. Çocukların sağlıklı gelişimi için anne kadar babalarıyla da iletişim ve etkileşim (kitap okuma, oyun oynama, ortak ilgi alanlarının keşfi, rol modeli olma vs) halinde olmaları gerekir. Çocuğun düşünsel, sosyal-duygusal, cinsel-rol ve kimlik gelişimi üzerinde baba ile etkileşimin önemli rolü vardır.



16 HAZİRAN BABALAR GÜNÜ

“Babalık kavramı” olumlu yönde değişime uğramıştır

Günümüzde iş hayatına atılan kadın sayısının artmasıyla birlikte geleneksel aile yapıları değişime ve farklılaşmaya uğramıştır. Kadın ve erkeğin cinsiyet rollerine ilişkin kalıp yargıların değişimi en çok ev işlerine ve çocuk bakımına yansımıştır. “Baba olma” kavramı değişerek çocuğuyla ilgilenen, gerektiğinde çocuğunun bakım ve ihtiyaçlarını karşılayabilen ve çocuğuyla oyunlar oynayan bir yetişkin haline dönüşmüştür.



Bebek dünyaya geldikten sonra babalık duygusunun gelişmeye başlaması doğaldır

Ayrıca bilinmelidir ki babalık duygusu, annelik gibi içgüdüsel ve hormonal durumlara bağlı değildir. Hamilelik sürecinde anne adayları, kendisini annelik psikolojisine hazırlayabiliyorken, baba adayları bu süreci eşine destek olmaya çalışarak geçirmektedir. Sıklıkla bebek dünyaya geldikten sonra babalık duygusu gelişmeye başlamaktadır. Doğumdan sonra bebeğin bakım ve ihtiyaçlarında anneye yardımcı olmak, bebekle fiziksel temas halinde olmak ve iletişim kurmak baba rolünün gelişmesine katkı ve destek sağlamaktadır.



Baba ile kurulan sağlıklı iletişim çocuğun bilişsel gelişimini olumlu etkiler

Çocuğun sağlıklı bir benlik ve kişilik algısı oluşturabilmesi için güven veren ve sevgi dolu bir babayla büyümesi büyük önem taşır. Yapılan araştırmalar, baba ile kurulan sağlıklı iletişimin çocuğun bilişsel gelişimine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir. Sağlıklı bir baba-çocuk ilişkisinin çocuğun problem çözme becerilerine, analitik becerisine, sözel zekasına ve akademik başarısına olumlu katkıları olduğu görülmüştür. Aynı zamanda babanın ilgisi çocuğun duygusal gelişimi için önemli bir yere sahiptir. Babanın, çocuğun gelişimine aktif katılım göstermesi çocuktaki davranış problemlerini de azaltmakta ve çocuğun güven duygusunun ve psikososyal uyumunun artmasına destek olmaktadır.
Anne baba ve çocuk ilişkisi sağlam kurulamazsa dil gelişmez, dilin gelişmediği yerde zihin gelişmez, zihin gelişmezse de üretim ve yaratım olmaz. Gelişmiş toplumların ileri olması görünen modern teknolojilerden dolayı değildir, anneye saygı duyan babaların olmasındandır. Baba-çocuk etkileşimi çocukların dış dünyaya hazırlanmalarının yanında sosyal ve duygusal becerilerini geliştirir.



ÇOCUĞUN KİŞİLİK YAPISINI ETKİLER

Kişiliğin esas yapısı 6 yaşına kadar oluşmaktadır. Baba-çocuk iletişimi çocuğun kişilik gelişimini etkiler. Bu iletişimi güçlü olan çocuklar olumlu kişilik özellikleri geliştirir. İyi bir baba-çocuk ilişkisi çocuğun hayatla kurduğu ilişkiyi güçlü ve dayanıklı kılar.

Baba sevgisi ve varlığı çocuklar için ne ifade ediyor?

Kızlar İçin 'Güven' Erkekler İçin ‘Kararlılık' Sembolüdür. Kız çocukları babayı daha çok emniyet ve güven sembolü olarak algılarken; erkek çocukları ise babalarından kararlı durabilmeyi, sabır ve sebatı öğrenir içselleştirirler.

Baba-çocuk ilişkisini güçlendirecek 9 öneri!

·        Sözel olarak ifade edin: Babalar, çocuklarına sevgilerini sözel olarak ifade etmekle birlikte ilgi ve alakayla davranışsal olarak da göstermeli.

·        Davranışsal olarak gösterin: Sevginizi hem sözel hem de davranışsal olarak çocuğunuza göstermeye özen gösterin. Babalık sevgisi çocuğun özgüveninin gelişmesinde önemli rol oynar.

·        Değerli olduğunu hissettirin: Çocuğa sevildiğini ve değerli olduğunu hissettirmeli. Fazla hoşgörü yerine sağlıklı sınırlar çerçevesinde çocuğunuzla ilişkinizi şekillendirin.

·        Suçlamadan dinleyin: Çocuklar öfkelendiğinde onları yargılamadan, suçlamadan dinlemeye çalışmalı.

·        Tutarlı olun: Rol model olarak örnek olmalı, söyledikleriyle yaptıkları tutarlı olmalı.

·        Takdir edin: Çocuğunuzun olumlu bir davranışında övgünüzü ve takdirinizi belli edin.

·        Saygı gösterin: Çocuğun ilgi ve tercihlerine saygı gösterin.

·        Teşvik edin: Gün sonu çocuğunuza gününün nasıl geçtiğiyle ilgili sorular sorun ve sizinle paylaşımlar yapması için onu teşvik edin.

·        Zaman geçirin: Birlikte keyifli ve kaliteli zamanlar geçirmeye özen gösterin.

Psikanalist ve Psikiyatr Lacan'ın dediği gibi “İnsanın her talebi sevgiyedir.”]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Yüzdükten sonra mutlaka yüzünüzü yıkayın&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yuzdukten-sonra-mutlaka-yuzunuzu-yikayin</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yuzdukten-sonra-mutlaka-yuzunuzu-yikayin</guid>
<description><![CDATA[ “Denize girerken deniz gözlüğü takıyor musunuz?” diye sorsak bu soruya çoğu kişinin verdiği cevap gibi muhtemelen sizin de cevabınız “hayır” olacaktır. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/07/basliksiz-4-139.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yüzdükten, sonra, mutlaka, yüzünüzü, yıkayın</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[“Denize girerken deniz gözlüğü takıyor musunuz?” diye sorsak bu soruya çoğu kişinin verdiği cevap gibi muhtemelen sizin de cevabınız “hayır” olacaktır. Çünkü en genel yanlış kanı, gözlüklerin sadece yüzücüler için olduğu yönünde. Bununla birlikte gözlüğü takıp çıkarmayı pratik bulmama, alışkanlık edinilmediği için takmama, estetik bulmama gibi birçok sebepten ötürü de yine her türlü tahrişe karşı en üstün göz korumasını sunan deniz gözlüğüne mesafeli olabiliyoruz.



PROF. DR. RIFAT RASİER

YAZIN VAZGEÇİLMEZİ DENİZ VE HAVUZUN GÖZE ETKİLERİ

Peki deniz ve havuza girdiğimiz bu dönemde göz sağlığımızı nasıl koruyabiliriz. Liv Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıfat Rasier anlattı.


Havuzlara faydalı gözlere zarar

Yüzme havuzlarının dezenfekte edilmesinde klor ve salin önemli bir rol oynar. Ancak bu faydalı kimyasallar gözlerinize de zarar verebilir. Doğru dengenin sağlanamaması, gözde batma, yanma, kuruluk ve kızarıklık şeklinde tahrişe neden olabilir. Hiç şüphesiz yüzdükten sonra şu ya da bu şekilde "yüzücü gözü" deneyimi yaşamışsınızdır.

pH dengesi yaklaşık 7,4 olmalı

Bir yüzme havuzu için en uygun pH dengesi yaklaşık 7,4'tür ve bu da kabaca gözlerinkiyle aynıdır. Havuzun sahibiyseniz, pH'ı ölçmek için suyu sık sık test edin ve kimyasal bileşimini buna göre ayarlayın. Başka birinin havuzunda yüzüyorsanız, kimyasalların dengesiz olup olmadığını belirleyene kadar gözlerinizin suya maruz kalmasını sınırlayın. Ani göz tahrişi, pH'ın ayarlanması gerektiğine dair iyi bir işarettir.



KLORUN GÖZLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: TAHRİŞTEN DAHA FAZLASI

Klor, yüzme havuzlarında güçlü bir dezenfektan olarak geniş çapta tanınmaktadır ve yüzücüler için güvenli bir ortam sağlamak amacıyla zararlı bakterilerin yok edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Etkinliğine rağmen klor kullanımının dezavantajları da vardır:

·        Gözlerimizin koruyucu doğal gözyaşı tabakasını bozarak rahatsızlığa ve

·        Çeşitli göz sağlığı sorunlarına yol açma potansiyeline sahiptir.

·        Yüzücüler, klorlu suda uzun süre kaldıktan sonra sıklıkla gözlerinin tahriş olduğunu bildirirler.

Yüzme havuzlarında klorun yanı sıra genellikle, klorun suda bulunan organik maddelerle (yüzücüler tarafından havuza verilen ter, yağlar ve idrar gibi maddeler ) reaksiyona girmesiyle oluşan kimyasallar olan dezenfeksiyon yan ürünleri (DYÜ'ler) de bulunur. Klor ve bu organik bileşikler arasındaki etkileşim, DYÜ'lerin oluşumuyla sonuçlanır. Bunlar arasında Trihalometanlar (THM'ler) ve Haloasetik Asitler (HAA'lar) iki yaygın türdür.

Gözün doğal gözyaşı tabakasına verilen zararı şiddetlendirebilir

Konsantrasyonları düşük olsa bile, bu kimyasalların yüzme havuzlarında bulunması gözün doğal gözyaşı tabakasına verilen zararı şiddetlendirebilir. Yüzme havuzları, tüm kimyasalları güvenli seviyelerde tutmak için belirlenmiş yönergeleri ve prosedürleri takip ederek yüzücülerin endişelenmeden suyun tadını çıkarmasına olanak tanır.



Klorlu suyun tetiklediği göz hastalıkları

• Kimyasal konjonktivit: Çoğunlukla "yüzücü gözü" olarak anılan bu durum, gözü kaplayan hassas zar olan konjonktivayı etkileyen bir tahriş şeklidir. Bu durum tipik olarak yüzme havuzlarında gözü koruyan doğal gözyaşı filmini bozabilen ve kızarıklık, kaşıntı ve aşırı yırtılma gibi semptomlara yol açabilen klorun varlığından kaynaklanır.
• Kuru göz sendromu: Havuz suyundaki klor, gözlerin kurumasına neden olarak kumlanma hissine ve rahatsızlığa neden olabilir.
• Acanthamoeba keratiti: Kontakt lensler görmeyi düzeltebilir ancak yüzme için uygun değildir. Temas noktaları suyu emebilir, bakterileri göze hapsedebilir, bu da Acanthamoeba keratiti gibi enfeksiyonların riskini artırır; bu keratitit tipi kontakt lens kullanan yüzücülerde, uygun olmayan havuz bakımı nedeniyle hayatta kalabilen, klorlu suda bulunan amiplerin neden olduğu ciddi bir enfeksiyondur.

Tuzlu suyu tercih edin

Havuz seçme şansınız varsa tuzlu su seçeneğini seçmenizi tavsiye ederim. Tuzlu su havuzlarının bakımı daha zor olmasına ve yine de klor gerektirmesine rağmen klor konsantrasyonlar çok daha azdır.

Kuru göz sendromuna yol açabilir

Gözyaşı filmi, korneanın ön kısmını kaplayan, yağ, su ve mukozadan oluşan koruyucu bir bariyerdir. Havuz kimyasallarının gözleri tahriş etmesinin ana nedenlerinden biri, sağlıklı gözyaşı filmini yıkayarak korneayı korumasız bırakmalarıdır. Bu durum sık sık meydana gelirse (örneğin, sürekli yüzerek geçirilen bir yaz boyunca), gözyaşı filminin düzgün çalışmadığı bir durum olan kuru göz sendromuna yol açabilir.



TUZLU SUYUN ETKİSİ: DOĞAL, ZARARSIZ DEMEK DEĞİLDİR

Denizde yüzmek gözlerinizi tuzlu suya maruz bırakır; bu da doğal olmasına rağmen gözleriniz için zararlı olabilir. Yüksek tuz konsantrasyonu gözlerinizi kurutabilir ve yüzme deneyiminizi etkileyebilecek semptomlara yol açabilir.

Tuzlu suya maruz kalmayla ilişkili göz koşulları

• Kuru Göz Sendromu: Klorun etkilerine benzer şekilde, deniz suyundaki tuz da gözyaşının önemli ölçüde buharlaşmasına neden olarak kuru ve tahriş olmuş gözlere neden olabilir.
• Kornea Aşınmaları: Küçük tuz kristalleri aşındırıcı parçacıklar gibi davranarak korneayı çizebilir ve potansiyel olarak ağrılı aşınmalara yol açabilir.

Nasıl tedbirler almak gerekir? 

·        Yüzmeden önce ve sonra kayganlaştırıcı göz damlası uygulamak gözyaşı filminin desteklenmesine yardımcı olabilir.

·        Gözlüklerin sadece yarışan yüzücüler için olduğunu düşünebilirsiniz, ancak gerçek şu ki yüzerken gözyaşı filminizi korumanın en iyi yoludur. Özellikle çocuklar uzun süre havuzda su sıçratarak zaman geçirirler. Alışmak biraz zaman alabilir ancak her türlü tahrişe karşı en üstün göz korumasını sunarlar.

·        Yüzdükten sonra, gözlük camlarının içinde birikmiş olabilecek bakterilerden kurtulmak için gözlüklerinizi temizlediğinizden emin olun. Gözlüklerinizi bir veya iki saat tatlı suda bekletin, ardından musluk suyuyla durulayın ve kuruması için asın.

·        Yüzerken kontakt lens takmak çok tehlikeli olabilir. Lensler her türlü bakteri için sünger görevi görür. Gözleriniz açıkken birkaç dakikalığına havuza girip çıkmak gibi basit bir hareket, lenslerin zararlı bakterileri çekmesi için yeterli zaman olabilir.

·        Lensleriniz olmadan görmekte zorlanıyorsanız bunun yerine numaralı su altı gözlüğü kullanmayı düşünün. Gözlükler, gözlerinize ekstra bir koruma katmanı sağlamanın yanı sıra, temas halindeyken yüzmekten kaynaklanan ciddi göz enfeksiyonları riskini de azaltır.

·        Yüzmeden önce lenslerinizi çıkarmayı unutursanız, mümkün olan en kısa sürede lensleri çıkarmalı, gözlerinizi ve lenslerinizi iyice yıkamalısınız.

·        Yakın zamanda göz lazeri Lasik ameliyatı gibi bir göz ameliyatı geçirdiyseniz, doktorunuz size iyileşmeniz sırasında takip etmeniz gereken "yapılacaklar" ve "yapılmayacaklar" listesini verecektir. Ameliyattan hemen sonra kaçınılması gereken şeylerden biri yüzmek, çünkü kimyasalların ve bakterilerin cerrahi kesiden (veya Lasik durumunda flepten) gözün içine girip iyileşmenizi engelleme potansiyeli vardır.

·        Ameliyattan sonra yüzme gibi normal aktivitelere ne zaman dönebileceğinizi göz doktorunuza danışın.

·        Hidrasyon, göz sağlığı da dahil olmak üzere sağlığın tüm yönleri için gereklidir.

·        Dehidrasyon, gözyaşı üretimini engelleyebilir, koruyucu gözyaşı filmini bozabilir ve sonuç olarak sizi yüzerken kimyasallardan ve bakterilerden kaynaklanan hasarlara karşı daha duyarlı hale getirebilir. Sıcak yaz günlerinde susuz kalmak kolaydır, bu nedenle gözyaşı üretimini yüksek tutmak için bol su içtiğinizden emin olun.

·        Gözlerinizi korumak için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, yüzdükten hemen sonra gözlerinizi tatlı su yıkamaktır. Bu, göz kapaklarındaki/kirpiklerdeki kimyasal kalıntıları temizlemenin yanı sıra gözleri herhangi bir tahrişten arındırmaya yardımcı olur. Ellerinizi önceden iyice temizlediğinizden emin olun.

·        Gözleriniz durulandıktan sonra, kayganlaştırıcı damlalar gözyaşı filminin yeniden oluşturulmasına yardımcı olabilir ve ek koruma ve rahatlatıcı bir iyileşme sağlayabilir.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>&amp;quot;Akıl ve Beyin sağlığınızı koruyun!&amp;quot;</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/akil-ve-beyin-sagliginizi-koruyun</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/akil-ve-beyin-sagliginizi-koruyun</guid>
<description><![CDATA[ Nörolojik hastalıkların farkındalığını arttırma amacıyla her yıl 22 Temmuz “Dünya Beyin Günü” olarak bir takım bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor. ]]></description>
<enclosure url="http://haberchannelcom.teimg.com/crop/1280x720/haberchannel-com/uploads/2024/07/basliksiz-8-143.png" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Akıl, Beyin, sağlığınızı, koruyun</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Nörolojik hastalıkların farkındalığını arttırma amacıyla her yıl 22 Temmuz “Dünya Beyin Günü” olarak bir takım bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor. Türk Nöroloji Derneği de bu yıl “Dünya Beyin Günü”nün ana temasını “Beyin Sağlığı ve Korunma: Geleceğimizi Koruyoruz” olarak belirlemiştir.



PROF. DR. AYHAN ÖZTÜRK - DR. HATİCE ÇİL 

22 TEMMUZ DÜNYA BEYİN GÜNÜ

Peki geleceğin şekillenmesinde ve korunmasında beynimizi nasıl kullanmalıyız? Nörolojik hastalıklardan korunmak için yaşam tarzı haline getirilmesinin faydaları neler olur? Erken tanı ile önlenebilir mi? Cevabını Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk ve Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Hatice Çil’den aldık.



EN ÖNEMLİ İHTİYAÇ İYİ KORUNMUŞ VE SAĞLIKLI BİR BEYİN

Yaşam tarzı haline getirilebilir

,Dünya Beyin Günü’nün amacı nörolojik hastalıkların önlenmesine yönelik bir kültür inşa etmek,  günümüz ve gelecek nesiller için nörolojik hastalıklardan korunma anlayışını yaşam tarzı haline getirmektir.

Erken tanı ve etkili yönetim ile önlenebilir

Nörolojik hastalıklar erken tanı ve etkili yönetim ile önlenebilir. Dünya genelinde en sık görülen nörolojik hastalıklardan inme vakalarının %90’ı, demans vakalarının %40’ı ve epilepsi hastalığının %25‘i önlenebilir.

·        Beyin sağlığının korunması için küresel eğitim elzemdir.

·        Sosyo-ekonomik durum veya coğrafi konum, önlemeye engel olmamalıdır.

·        Sağlık çalışanları, araştırmacılar ve politika üreticiler, küresel nörolojik ihtiyaçların karşılanmasında kilit roller oynamaktadır.



Önlem almak beyin sağlığının anahtarıdır.

·        Düzenli fiziksel aktivite beyne giden kan akışını artırır ve beyin hücrelerinin büyümesini teşvik eder.

·        Düzenli uyku hafızanın güçlenmesini, bilgi işlenmesini ve beyindeki toksinlerin atılmasını sağlar.

·        Sağlıklı ve dengeli beslenme beyin işlevleri için oldukça önemlidir

·        Zihinsel olarak aktif kalmak için, yaratıcı etkinliklere katılmak, yeni bir dil öğrenmek veya dans kurslarına gitmek fayda sağlar.

·        Stres, beyin sağlığını olumsuz etkileyeceği için stresten uzak durmak. Gerekirse profesyonel yardım almak önemlidir.

·        Sosyal ilişkilerinizi güçlendirerek duygusal refahı ve bilişsel işlevi artırmak gerekir.

·        Sigara ve alkolden uzak dürmek genel vücut sağlığı ve beyin sağlığı için oldukça önemlidir.

·        Başını korumak özellikle travmatik sporlarda kask takmak, arabada emniyet kemeri takmak beyin sağlığı için önemlidir. Her gün bol bol su içmek, kişisel bakımımıza öncelik vermek, eğlenceli neşeli aktivitelere katılmak beyin sağlığınızı korumaya yardımcı olur.

En önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı

İçinde bulunduğumuz yüzyıl son yaşadığımız pandemi örneği ile de açıkça görüldüğü gibi insanlığın belki de kaderini belirleyeceği karar ve tutumları alması gereken bir yüzyıl olacak gibi görünmektedir. İnsanlığın bu yüzyılı daha az hasar ve olumlu sonuçlarla aşabilmesi için ona gereken en önemli şey aslında akıl ve beyin sağlığı olacaktır.

Sağlıklı bir toplumun en önemli parçası

Sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak ve en başta beyin sağlığı iyi olan bireylerle mümkün olacağı açıktır. Aslında nörolojik hastalıkların dünya üzerinde dağılım ve sıklığı incelenirse neden beyin sağlığı açısından dikkat çekmek gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

Bazı nörolojik hastalıkların farkındalığı için önemli

Özellikle ağrı gibi bulguları olan yüksek görülme oranına sahip hastalıkları katmazsak bile epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı ve beyin damar hastalıkları gibi toplumun geniş kesimlerini yüksek görülme yüzdeleri ile etkileyen nörolojik hastalıklar beyin sağlığı ile ilgili bu farkındalığı yaratma çabasının açık nedenidir.    

Dünyamız eşsiz ve bize kalmış, bizim de çocuklarımıza bırakacağımız bir miras fikri ile yaklaştığımızda sorunlar ne kadar büyük olursa olsun çağımızın aynı zamanda hızlı çözüm üretme özelliği nedeniyle tek ihtiyacın iyi korunmuş ve sağlıklı bir beyin olduğunu unutmamalıyız.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Çoklu olarak daha hızlı kanser tespit edebilen bir test geliştirildi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/coklu-olarak-daha-hizli-kanser-tespit-edebilen-bir-test-gelistirildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/coklu-olarak-daha-hizli-kanser-tespit-edebilen-bir-test-gelistirildi</guid>
<description><![CDATA[ Kanserleri tespit edebilen yeni kan testi, teşhisi hızlandırabileceğini gösteriyor. Bu yeni test, İngiltere ve Galler&#039;de kanser şüphesi taşıyan semptomlarla ziyaret eden her üç kişiden kanserini ikisini doğru bir şekilde ortaya çıkardı. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/03/yapay-zeka-kanser-2.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Çoklu, olarak, daha, hızlı, kanser, tespit, edebilen, bir, test, geliştirildi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Bilim insanları, 50'den fazla kanser türünü tespit edebilen bir kan testinin başarılı bir şekilde geliştirilmesi halinde teşhisi hızlandırabileceğini ve "binlerce hayatın kurtarılmasına yardımcı olabileceğini" söyledi. Galleri testi, adı verilen test, Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırmaya göre, binlerce NHS hastasını içeren bir denemede oldukça fazla umut vaat ediyor.

İngiltere veya Galler'deki denemede şüphelenilen semptomlarla hastaneyi ziyaret eden 6.238 kişiden, test 323'ünde kanser belirtileri tespit edebildi ama bu hastalardan sadece 244'üne daha sonra kanser teşhisi kondu.



Araştırmacılar, genel olarak, kan dolaşımında dolaşan tümör DNA'sının parçalarını saptayan testin, kanseri %66 oranında doğru bir şekilde ortaya çıkardığını buldu. Testin doğruluğu aynı zamanda kanserin evresine de bağlıydı. Çok erken evre (evre I) tümörler için %24'ten ileri hastalık (evre IV) için %95'e kadar doğruluk oranları arasında değişiyordu.

Çalışmanın bulguları, Chicago'daki American Society of Clinical Oncology konferansında sunuldu ve The Lancet Oncology dergisinde yayınlandı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dünya Sağlık Örgütü duyurdu: COVID&amp;amp;19 acil durumu sona erdi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-saglik-orgutu-duyurdu-covid19-acil-durumu-sona-erdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dunya-saglik-orgutu-duyurdu-covid19-acil-durumu-sona-erdi</guid>
<description><![CDATA[ Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 5 Mayıs&#039;ta COVID-19&#039;un artık küresel bir halk sağlığı acil durumu olmadığını duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2022/12/covid-1-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dünya, Sağlık, Örgütü, duyurdu:, COVID&amp;19, acil, durumu, sona, erdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[DSÖ yaptığı açıklamada, pandemi tam olarak sona ermemiş olsa da, bu eğilimlerin hastalığın daha uzun vadeli önlenmesine ve kontrolüne geçiş zamanının geldiğine işaret ettiğini söyledi. Ayrıca ABD halk sağlığı acil durumu resmi olarak 11 Mayıs'ta sona erecek.

3 Mayıs itibarıyla dünya çapında toplamda 750 milyondan fazla doğrulanmış COVID-19 vakası DSÖ'ye bildirildi. Türkiye'de ise 17,232,066 COVID-19 vakası bildirildi ve 102 bin kişi hastalık kaynaklı olarak hayatını kaybetti.



DSÖ, 30 Ocak 2020'de COVID-19'u uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu veya PHEIC ilan etti. Bu, uluslararası hukuk kapsamındaki en yüksek alarm düzeyidir. İki ay sonra kuruluş, SARS-CoV-2 salgınını kontrol altına alınamayacağını belirterek bir pandemi olarak da adlandırdı. O zamandan itibaren dünya çapında 13 milyar dozdan fazla COVID-19 aşısı uygulandı.

5 Mayıs'ta düzenlediği basın toplantısında DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, ülkeleri COVID-19 sistemlerini yerinde tutmaya ve insanlara SARS-CoV-2'nin hala tehlikeli olduğunu hatırlatmaya çağırdı. Ghebreyesus, "Bu virüs burada kalacak. Hala öldürüyor ve hala değişiyor." dedi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Binlerce insanın cilt kanserini tespit edebilecek akıllı telefon kamera teknolojisi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/binlerce-insanin-cilt-kanserini-tespit-edebilecek-akilli-telefon-kamera-teknolojisi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/binlerce-insanin-cilt-kanserini-tespit-edebilecek-akilli-telefon-kamera-teknolojisi</guid>
<description><![CDATA[ Yeni bir akıllı telefon merceği, benlerin veya deri lejyonlarının ayrıntılı görüntülerini yakalayıp cilt kanserlerini tespit edebilecek. Yeni teknoloji İngiltere&#039;nin NHS&#039;nin tüm bölgelerinde kullanıma sunulacak. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/06/cilt-kanseri-1.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Binlerce, insanın, cilt, kanserini, tespit, edebilecek, akıllı, telefon, kamera, teknolojisi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Yeni bir akıllı telefon kamera merceği sayesinde on binlerce cilt kanseri hastasına daha hızlı teşhis konulabilecek. 50p boyutunda olan lens, bir akıllı telefona takılabilir ve benlerin veya cilt lejyonlarının ayrıntılı görüntülerini alabilir.

NHS yetkilileri tarafından "teledermatoloji" olarak adlandırılan hizmet, dermatologlar gibi uzman doktorların bir günde değerlendirebilecekleri hasta sayısını ikiye katlayabilmesi umuduyla Temmuz ayına kadar İngiltere'nin tüm bölgelerinde yaygın olarak kullanıma sunulacak.



Geçen yıl İngiltere'de yaklaşık 600.000 kişi cilt kanseri kontrolü için sevk edilirken, 56.000 cilt kanseri hastası tedavi gördü. NHS yetkilileri, cihazın daha önceki bir test aşamasında yaklaşık 10.000 gereksiz yüz yüze randevuyu önlemeye yardımcı olduğunu belirtti. Ayrıca bu yeni teknoloji, kırsal alanlardaki pratisyen hekimlerin hastalarının daha hızlı incelenmesine yardımcı olmalarını da sağlayabilir.

NHS, bunun yanı sıra cilt kanseri varlığını değerlendirmek için yapay zeka (AI) araçlarını deniyor.

Skin Analytics'in kurucusu Neil Daly cilt kanserini tespit edebilen mercek hakkında şunları söyledi: "Misyonumuz, cilt kanseri değerlendirmelerine daha kolay erişim sağlayarak daha fazla insanın cilt kanserinden kurtulmasına yardımcı olmaktır ve DERM teknolojimizi kullanarak daha fazla hastanenin daha fazla hastayı daha hızlı görmesine yardımcı olmaktan heyecan duyuyoruz."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Hardvard, kalp kapakçığı için sentetik bir çözüm geliştirdi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/hardvard-kalp-kapakcigi-icin-sentetik-bir-coezum-gelistirdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/hardvard-kalp-kapakcigi-icin-sentetik-bir-coezum-gelistirdi</guid>
<description><![CDATA[ FibraValve isimli yeni sentetik kalp kapakçıkları, birden fazla ameliyat ihtiyacını ve zorlu süreci kısaltacak ortadan kaldıracak. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/06/fibravalve-2.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Hardvard, kalp, kapakçığı, için, sentetik, bir, çözüm, geliştirdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Araştırmacılar, sonunda büyümekte olan çocuklar için kullanılabilecek umut verici bir sentetik kalp kapağı geliştirdiler. Harvard'ın Wass Enstitüsü ve John A. Paulson Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Okulu (SEAS), FibraValve adını verdikleri bir kalp kapakçığı geliştirdi. Bu implant, kapağın hassas kanatçıklarını mikroskobik düzeyde şekillendirmelerine olanak tanıyan bükülmüş fiber yöntemi kullanılarak dakikalar içinde üretilebiliyor. Ayrıca hasta yaşlandıkça onlarla birlikte gelişen, hastanın canlı hücreleri tarafından kabul edilen bir dizayna sahip.

FibraValve, ekibin aynı ilkelerin birçoğunu kullanan 2017 yapay kalp kapağı olan JetValve'nin geliştirilmiş hali olduğu belirtildi. Güncellenmiş sürüm, sentetik elyafları dönen bir mandrel üzerinde daha hızlı ve doğru bir şekilde toplamak için odaklanmış hava akışları ekleyen bir özelliği kullanıyor. Sonuç olarak, polimerin mikro ve nano lifleri, bir organik kalp kapağının doku yapısını daha kesin bir şekilde kopyalayabilir. Ayrıca üretim sürecinin 10 dakikadan az sürdüğü söyleniyor.



Teknik aynı zamanda, bir hastanın vücudunda yaklaşık altı ay boyunca dayanabilen PLCL (polikaprolakton ve polilaktik asidin bir kombinasyonu) adı verilen "yeni, özel bir polimer malzeme" kullanılıyor. Şimdiye kadar testler sadece koyunlarda üzerinde başarılı bir şekilde denenmiş olsa da, organik dokunun insan çocuklar üzerinde zamanla gelişmesi ve vücutları büyüdükçe ameliyatlarına olan ihtiyacı potansiyel olarak ortadan kaldırması tıp sektöründe bir devrim olarak nitelendiriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bu akıllı kapsül, vücut içinden hayati değerleri okuyabilecek!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bu-akilli-kapsul-vucut-icinden-hayati-degerleri-okuyabilecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bu-akilli-kapsul-vucut-icinden-hayati-degerleri-okuyabilecek</guid>
<description><![CDATA[ MIT araştırmacıları, hastanın sindirim sistemi içindeki kalp atışı ve solunum paternleri gibi vital işaretleri izleyebilen yenilikçi bir yutulabilir kapsül geliştirdi. &#039;Akilli kapsül&#039; olarak adlandırılan bu cihaz, aynı zamanda opioid aşırı dozu sırasında solunum depresyonu belirlemek için de kullanılabilecek potansiyele sahip. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/11/kapsul-2.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>akıllı, kapsül, vücut, içinden, hayati, değerleri, okuyabilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[MIT'nin makine mühendisliği alanında görev yapan Giovanni Traverso, verdiği demeçte, cihazın özellikle uyku çalışmaları için kullanışlı olacağını belirtti.

Geleneksel olarak, uyku çalışmaları hastaların bir dizi sensöre ve cihaza bağlı olmalarını gerektirir. Laboratuvarlarda ve evde yapılan çalışmalarda sensörler hastanın baş derisine, şakaklarına, göğsüne ve akciğerlerine tellerle bağlanabilir. Bir hastanın ayrıca taşınabilir bir monitöre bağlanabilen nazal kanül, göğüs kemer ve nabız oksimetre takması gerekebilir. Traverso, "Tüm bu cihazlarla uyumaya çalışmak zor olabilir" dedi.

MIT ve Harvard araştırmacıları tarafından yönetilen Celero Systems adlı bir start-up tarafından üretilen bu deneme, yutulabilir sensör teknolojisinin insanlarda test edildiği ilk kez oldu. Başlangıçta bir hafta içinde kapsülü çıkaran bir denekle, cihaz mide içindeyken cihazdan sinyalleri topladı. Katılımcılar, cihaz gece boyunca solunum, kalp atışı, sıcaklık ve mide hareketliliğini kaydederken bir uyku laboratuvarında kaldı. Deneme sırasında sensör, bir hastada uyku apnesini tespit etme yeteneğine sahipti. Bulgular, yutulabilir sensörün uyku merkezindeki tıbbi teşhis ekipmanı ile benzer sağlık metriklerini ölçebildiğini gösteriyor. Geleneksel olarak, belirli uyku bozukluklarıyla teşhis konması gereken hastalar, bir uyku laboratuvarında bir gece geçirmeleri gerekiyor, burada bir dizi sensör ve cihaza bağlanıyorlar. Yutulabilir sensör teknolojisi, bu ihtiyacı ortadan kaldırıyor.



Önemli bir nokta olarak, MIT, kapsülün içilmesinden kaynaklanan herhangi bir olumsuz etki bildirilmediğini söylüyor. Kapsül genellikle bir gün içinde hastadan geçer, ancak bu kısa içsel raf ömrü, cihazın izleme cihazı olarak ne kadar etkili olabileceğini sınırlayabilir. Traverso, kapsülün bir gün içinde hastanın midesinde oturmasına izin verecek bir mekanizma içermeyi amaçladığını söyledi.

West Virginia Üniversitesi Rockefeller Nörobilim Enstitüsü'nün icra başkanı Dr. Ali Rezai, bu cihazın sağlık göstergelerine dayanarak bir hastanın aşırı doz aldığını belirleme konusunda yeni bir yol yaratma potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Gelecekte, araştırmacılar, bir sensör, bir kişinin solunum hızının yavaşladığını veya durduğunu kaydettiğinde aşırı doz tersine çevirme ajanları gibi ilaçları içeren cihazları da içerebileceğini öngörüyor. Çalışmalardan gelen daha fazla veri önümüzdeki aylarda açıklanacak.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Yapay zeka ilk kez ilaç geliştirdi! Onay bekliyor...</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/yapay-zeka-ilk-kez-ilac-gelistirdi-onay-bekliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/yapay-zeka-ilk-kez-ilac-gelistirdi-onay-bekliyor</guid>
<description><![CDATA[ Hong Kong merkezli bir biyoteknoloji şirketi olan Insilico Medicine, hastalarının bir anti-fibrotik küçük molekül inhibitörü olan INS018_055 ilacını almaya başladığını duyurdu. Şirket, ilacın üretken yapay zeka ile keşfedildiğini ve tasarlandığını söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/07/ilac-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Yapay, zeka, ilk, kez, ilaç, geliştirdi, Onay, bekliyor...</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Insilico Medicine'in eş CEO'su ve baş bilim sorumlusu Feng Ren yapay zeka tarafından geliştirilen ilaç hakkında yaptığı açıklamada, "Hem fibrozis hem de inflamasyona karşı kanıtlanmış potansiyele sahip INS018_055, dünya çapındaki hastalar için başka bir seçenek sunabilir." dedi.

Anti-fibrotik ilaçlar, organlarda büyüyebilecek anormal miktarda fibröz doku oluşumunu önlemek için kullanılır. INS018_055, kronik bir skar oluşturan akciğer hastalığı olan idiyopatik pulmoner fibrozu tedavi etmek için test edilmektedir. Yaklaşık 5 milyon kişi hastalıktan etkileniyor. İlaç Pharma.AI tarafından tasarlanmıştır. 2020 yılından beri geliştirilmektedir.

İlaç, randomize, çift kör, plasebo kontrollü bir çalışma kapsamında inceleniyor. Hastalara 12 haftalık bir süre boyunca ağız yoluyla uygulanmaktadır. Şirket, ilacı Amerika Birleşik Devletleri ve Çin'deki 40 tesiste test etmek için idiyopatik pulmoner fibrozlu 60 kişiyi işe almayı planlıyor.

Insilico Medicine'nin kurucusu ve eş CEO'su Alex Zhavoronkov yaptığı açıklamada, "IPF için bu yeni inhibitörle Faz II denemelerinin başlatılması, ilaç keşfinde derin üretken pekiştirmeli öğrenme için önemli bir kilometre taşını temsil ediyor" dedi.

"Yapay zeka tarafından keşfedilen ve tasarlanan tedavilerin hastalar için etkinliğini, üretken yapay zeka platformumuzun gerçek bir doğrulaması olan klinik deneylerde keşfedeceğiz."]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Alzheimer&amp;apos;ı yavaşlatan yeni bir ilaç bulundu!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/alzheimeri-yavaslatan-yeni-bir-ilac-bulundu</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/alzheimeri-yavaslatan-yeni-bir-ilac-bulundu</guid>
<description><![CDATA[ Donanemab Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatarak, hastaların günlük aktivitelerini sürdürebilmelerine olanak sağlayan yeni bir ilaç buldu. Uzmanlar bu ilacı Alzheimer ile mücadelede bir &quot;dönüm noktası&quot; olarak nitelendiriyorlar. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/07/alzheimer-1.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Alzheimerı, yavaşlatan, yeni, bir, ilaç, bulundu</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Donanemab, klinik olarak gerilemeyi %35'e kadar yavaşlatarak, Alzheimer hastalığına sahip kişilerin alışveriş yapma, ev işleri, finans yönetimi ve ilaç alma gibi günlük aktivitelerini sürdürmelerine olanak sağlayacağını belirtti.

İlaçla yapılan bir denemenin sonuçlarına göre, Alzheimer Araştırmaları UK, hastalığın "tedavi edilebilir" hale gelebileceği yeni bir döneme girdiğimizi belirtiyor.

İngiltere'deki sağlık harcama denetleme kuruluşu olan Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmellik Enstitüsü (NICE) ise ilacın NHS'de kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmeye aldı. Alzheimer Derneği, donanemab gibi tedavilerin hastalığı ileriki dönemlerde astım veya diyabet gibi kronik hastalıklarla karşılaştırılabilir hale getirebileceğine inanıyor.



Donanemab, Alzheimer hastalığına sahip kişilerin beyinlerinde biriken bir protein olan amiloid plağını temizleyerek işlev gösteriyor. Araştırmacılar, ABD ilaç devi Eli Lilly tarafından üretilen donanemabın güvenilirlik ve etkinliğini inceleyen TRAILBLAZER ALZ-2 adlı bir denemenin sonuçlarını yayınladılar.

Araştırmacılar, erken evre Alzheimer hastalığına sahip yaklaşık 1.800 kişiyi inceledi ve bunların yarısına kan dolaşımına aylık olarak donanemab enjekte edildi, diğer yarısına ise 18 ay boyunca plasebo verildi. Çalışma, 76 haftalık tedavi sürecinin ardından, beyin taramalarında düşük veya orta düzeyde tau adlı bir protein seviyesi gösteren erken Alzheimer hastalarının klinik gerilemesinin %35.1 yavaşladığı sonucuna vardı. Bu proteinün farklı seviyelerine sahip olan kişiler için sonuçlar birleştirildiğinde, hastalık ilerlemesi %22.3 yavaşladı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Doğru spor omurga sağlığını destekliyor</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dogru-spor-omurga-sagligini-destekliyor</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dogru-spor-omurga-sagligini-destekliyor</guid>
<description><![CDATA[ Omurga sağlığını korumak için düzenli egzersiz yapmanın önemli olduğunu belirten uzmanlar doğru sporlar ve hareketlerin, omurgayı destekleyen kasları güçlendirdiğini ve postürü iyileştirdiğini belirtti İSTANBUL 8İGFA) - Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op  Dr  Kemal Paksoy, egzersizin omurga sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi 
Omurga sağlığını korumak ve güçlendirmek için düzenli egzersiz yapmanın son derece önemli olduğuna vurgu yapan Op  Dr  Kemal Paksoy, “Doğru sporlar ve hareketler, omurgayı destekleyen kasları güçlendirir, esnekliği artırır ve postürü iyileştirir ” dedi 
Omurga sağlığı ve postür için en ideal sporlardan birinin yüzme olduğunu dile getiren Op  Dr  Kemal Paksoy, “Yüzme, omurga üzerindeki baskıyı azaltarak kasları güçlendirir ve esnekliği artırır  Yürüyüş, omurganın doğal hareketlerini destekler ve postürü iyileştirir  Düzenli yürüyüş, omurgayı destekleyen kasları güçlendirir ve bel ağrısını hafifletebilir  Yoga, pilates ve esneme hareketleri omurganın esnekliğini artırarak kasları güçlendirip ve stresi azalttığı için omurga sağlığına fayda sağlar ” şeklinde konuştu 
EGZERSİZ ÖNCESİNDE VEYA SONRASINDA OMURGADA AĞRI HİSSEDİLİYORSA ARA VERİLMELİ
Her ne kadar egzersiz önerilse de egzersiz yaparken dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Op  Dr  Kemal Paksoy, şunları söyledi:
“Egzersize başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapılmalı  Isınma, kasları ve eklemleri egzersize hazırlar, yaralanma riskini azaltır  Egzersiz yaparken doğru teknik çok önemli  Aksi halde omurgaya aşırı yük bindirilerek yaralanmalara yol açılabilir  Ani ve kontrolsüz hareketlerden mutlaka kaçınılmalı  Egzersizleri yavaş ve kontrollü bir şekilde yaparak omurgayı korumalıyız  Egzersiz sırasında veya sonrasında omurgada ağrı hissediliyorsa, egzersize ara verilmeli ve bir uzmana danışılması önemlidir ” 
POSTÜRE UYGUN EGZERSİZ DOĞRU OLARAK ÇALIŞILMALI
Omurgasında herhangi bir patolojik sorun olan kişilerin omurga bölgesine aşırı yük bindiren egzersizlerden kaçınması gerektiğine dikkat çeken Op  Dr  Kemal Paksoy, “Kemik erimesi tanısı olanlar darbe etkisi yapabilecek egzersizlerden, koşu, zıplama ve bükülme hareketlerinden kaçınmalıdır  Skolyozu olan kişiler de omurgayı tek taraflı zorlayan hareketler, özellikle ağırlıklı yana eğilmeler, tek el ağırlık kaldırma gibi asimetrik hareketlerden kaçınmalıdır ” uyarısında bulundu ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/09/agency/igf/dogru-spor-omurga-sagligini-destekliyor.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Doğru, spor, omurga, sağlığını, destekliyor</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Omurga sağlığını korumak için düzenli egzersiz yapmanın önemli olduğunu belirten uzmanlar doğru sporlar ve hareketlerin, omurgayı destekleyen kasları güçlendirdiğini ve postürü iyileştirdiğini belirtti.İSTANBUL 8İGFA) - Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kemal Paksoy, egzersizin omurga sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.
Omurga sağlığını korumak ve güçlendirmek için düzenli egzersiz yapmanın son derece önemli olduğuna vurgu yapan Op. Dr. Kemal Paksoy, “Doğru sporlar ve hareketler, omurgayı destekleyen kasları güçlendirir, esnekliği artırır ve postürü iyileştirir.” dedi.
Omurga sağlığı ve postür için en ideal sporlardan birinin yüzme olduğunu dile getiren Op. Dr. Kemal Paksoy, “Yüzme, omurga üzerindeki baskıyı azaltarak kasları güçlendirir ve esnekliği artırır. Yürüyüş, omurganın doğal hareketlerini destekler ve postürü iyileştirir. Düzenli yürüyüş, omurgayı destekleyen kasları güçlendirir ve bel ağrısını hafifletebilir. Yoga, pilates ve esneme hareketleri omurganın esnekliğini artırarak kasları güçlendirip ve stresi azalttığı için omurga sağlığına fayda sağlar.” şeklinde konuştu.
EGZERSİZ ÖNCESİNDE VEYA SONRASINDA OMURGADA AĞRI HİSSEDİLİYORSA ARA VERİLMELİ
Her ne kadar egzersiz önerilse de egzersiz yaparken dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Kemal Paksoy, şunları söyledi:
“Egzersize başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapılmalı. Isınma, kasları ve eklemleri egzersize hazırlar, yaralanma riskini azaltır. Egzersiz yaparken doğru teknik çok önemli. Aksi halde omurgaya aşırı yük bindirilerek yaralanmalara yol açılabilir. Ani ve kontrolsüz hareketlerden mutlaka kaçınılmalı. Egzersizleri yavaş ve kontrollü bir şekilde yaparak omurgayı korumalıyız. Egzersiz sırasında veya sonrasında omurgada ağrı hissediliyorsa, egzersize ara verilmeli ve bir uzmana danışılması önemlidir.” 
POSTÜRE UYGUN EGZERSİZ DOĞRU OLARAK ÇALIŞILMALI
Omurgasında herhangi bir patolojik sorun olan kişilerin omurga bölgesine aşırı yük bindiren egzersizlerden kaçınması gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Kemal Paksoy, “Kemik erimesi tanısı olanlar darbe etkisi yapabilecek egzersizlerden, koşu, zıplama ve bükülme hareketlerinden kaçınmalıdır. Skolyozu olan kişiler de omurgayı tek taraflı zorlayan hareketler, özellikle ağırlıklı yana eğilmeler, tek el ağırlık kaldırma gibi asimetrik hareketlerden kaçınmalıdır.” uyarısında bulundu.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Sütyenler meme kanserlerini tespit edebilecek!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/sutyenler-meme-kanserlerini-tespit-edebilecek</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/sutyenler-meme-kanserlerini-tespit-edebilecek</guid>
<description><![CDATA[ Massachusetts Institute of Technology (MIT) araştırmacıları, meme kanserini erken evrelerinde tespit edebilen ve hayat kurtarma potansiyeline sahip bir giyilebilir ultrason takip cihazı geliştirdiklerini duyurdu. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/07/sutyen-2.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Sütyenler, meme, kanserlerini, tespit, edebilecek</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Esnek bir yama şeklinde tasarlanan bu cihaz, sütyene takılabilen ve kullanıcıların kendi başlarına kolaylıkla kullanabileceği bir ultrason izleyiciyi içeriyor.

MIT Media Lab'de medya sanatları ve bilimleri doçenti ve çalışmanın kıdemli yazarı Canan Dağdeviren, "Ultrason teknolojisinin form faktörünü evinizde kullanılabilecek şekilde değiştirdik." diyerek cihazın taşınabilir ve kullanımı kolay olduğunu belirtti. Bu giyilebilir cihaz sayesinde meme dokusunun gerçek zamanlı ve kullanıcı dostu bir şekilde izlenmesi mümkün olacak.

Cihazın geliştirilmesinde ilham kaynağı, ileri evrelerine kadar tespit edilemeyen meme kanserinden 49 yaşında kaybedilen teyze oldu. Bu trajik olayın ardından Dağdeviren, aralıklı kanser geliştirme olasılığı en yüksek olan kişilere yönelik bir cihaz tasarlamaya odaklandı. Amacı, daha sık tarama ile hayatta kalma oranını %98'e kadar artırmak ve aralıklı kanserlerin erken teşhisini sağlamaktı.



Geliştirilen esnek yama, sütyenlere takılabilen ve ultrason tarayıcının ciltle temas ederek farklı konumlara taşınmasına olanak tanıyan 3D baskılı bir tasarıma sahip. Bu sayede kullanıcılar, kendi başlarına meme dokusunu farklı açılardan görüntüleyebilecekler. Yama ayrıca özel olarak tasarlanmış piezoelektrik malzemelerle ultrason tarayıcıyı minyatürleştirerek kullanıcıların istediği zaman görüntüleme yapmasını sağlıyor.

Meme kanseri riski yüksek olan kadınlar için bu giyilebilir ultrason takip cihazı, daha sık taramalara ve erken teşhise imkan tanıyarak olumsuz sonuçların önüne geçmeyi hedefliyor. MIT'nin Klinik ve Translasyonel Araştırma Merkezi hemşire direktörü ve çalışmanın yazarı Catherine Ricciardi, bu teknolojinin meme kanserinin erken teşhisi için önündeki birçok engeli aşabileceğini belirtiyor.

MIT araştırmacıları, ilerleyen dönemlerde ultrason teknolojisini vücudun diğer bölgelerini taramak için de uyarlamayı planlıyor. Bu gelişme, giyilebilir teknoloji ve tıp alanında yapılan ileri çalışmalarla kanser teşhisinde erken evrelerde müdahale edilmesi ve hayatların kurtarılması için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Dalgıçların damarlarında gezen nadir hastalık!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/dalgiclarin-damarlarinda-gezen-nadir-hastalik</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/dalgiclarin-damarlarinda-gezen-nadir-hastalik</guid>
<description><![CDATA[ Uzman bir doktor, dalışa bağlı bu aşırı inflamatuar durumunun dünya çapında nadiren rapor edildiğini öne sürdü. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/07/dalgic.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Dalgıçların, damarlarında, gezen, nadir, hastalık</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Son derece nadir bir tıbbi vakada, bir su altı mağarasının derinliklerine inen bir tüplü dalgıç, kan damarlarından sıvının sızdığı ölümcül bir kan sendromu geliştirdi.

Sendrom, insanların derinlikte yüksek basınçtan yüzeyde düşük basınca geçerken kanda hava kabarcıklarının oluştuğu "virajların" garip bir komplikasyonu durumunda ortaya çıktığı belirlendi. Genellikle eklem ağrısı, baş dönmesi ve aşırı yorgunluğa neden olan hastalık, ölümcül olabilir, ancak çoğu insan, genellikle yüksek basınç ve oksijen akışı altında hiperbarik bir odaya yerleştirilmesiyle içeren tedavi edilebiliyor.

5 Temmuz'da BMJ Case Reports dergisinde açıklanan yeni bir vakada, dalgıç sistemik kılcal sızıntı sendromu (SCLS) geçirdi, ancak hızlı tedavi sayesinde hayatta kaldı.



Raporda, 40'lı yaşlarında bir erkek olan hastanın, bir gün önce "yaklaşık 30 metre deniz suyu" derinliğine "kabaca 40 dakika" derin bir mağara dalışının ardından "kötüleşen nefes darlığı" şikayetiyle acil servise başvurduğu belirtildi.

Florida Üniversitesi'nde tıp profesörü ve kılcal damar kaçağı sendromu uzmanı olan Dr. Ali Ataya, hastanın tedavisine yardımcı oldu ve SCLS'nin çeşitli semptomlarını gözden geçirdi.

SCLS, tüm kan damarlarınızın normalde sıvıyı içeride tutan bir proteini sızdırmasına neden olan ciddi bir iltihaplanma şeklidir. Ataya, doktorların bu potansiyel komplikasyonun farkında olması gerektiğini vurguladı.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Beyin çipi taktıran felçli Noland&amp;apos;ın cihazında bazı sorunlar çıktı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/beyin-cipi-taktiran-felcli-nolandin-cihazinda-bazi-sorunlar-cikti</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/beyin-cipi-taktiran-felcli-nolandin-cihazinda-bazi-sorunlar-cikti</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk&#039;ın nöroteknoloji girişimi Neuralink&#039;in ilk beyin implantı alıcısı olan Noland Arbaugh, ameliyat sonrası yaşadığı bir sorunla gündeme geldi. Arbaugh, boyundan aşağısı felçli olan 29 yaşındaki bir birey olarak Ocak ayında implantı aldı. Ancak, ameliyat sonrasında çipin bir kısmında yaşanan arıza, projenin önemli bir dönüm noktası olarak dikkat çekti. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/05/neura.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Beyin, çipi, taktıran, felçli, Nolandın, cihazında, bazı, sorunlar, çıktı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Teknolojinin, bilgisayar ekranında kontrolleri zihniyle sağlamasına ve video oyunlarını oynamasına izin vermesi beklenirken, Neuralink'in açıklamasına göre, implantın bir kısmının beynindeki ipliklerin geri çekilmesi nedeniyle arıza yaşadığı belirtildi. Bu durum, cihazın işlevselliğini etkileyerek hız ve doğrulukta düşüşe neden oldu.

Şirket, implantın implantasyon sırasında ve sonrasında hasarı en aza indirmek için tasarlandığını ancak yaşanan arızanın ayrıntılarını açıklamadı. Neyse ki, bilim insanları, olumsuz etkileri azaltmak için müdahalede bulundu. Ancak, bu müdahalenin bazı veri kayıplarına yol açtığı belirtildi.

Arbaugh, sekiz yıl önce geçirdiği kaza sonucu felçli hale gelmişti. Teknolojinin, bağımsızlığını geri kazanmasına ve günlük yaşamında daha fazla kontrol sahibi olmasına olanak tanıdığını belirtti. Şimdi, eski hobilerine geri dönmenin mutluluğunu yaşayan Arbaugh, bu deneyimin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Elon Musk müjdeyi verdi: Bir kişiye daha beyin çipi takıldı!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/elon-musk-mujdeyi-verdi-bir-kisiye-daha-beyin-cipi-takildi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/elon-musk-mujdeyi-verdi-bir-kisiye-daha-beyin-cipi-takildi</guid>
<description><![CDATA[ Neuralink, beyin çipini erken insan denemelerinin bir parçası olarak ikinci bir hastaya yerleştirdi. Elon Musk, Cumartesi günü podcast sunucusu Lex Fridman&#039;a yaptığı açıklamada, ameliyatın ne zaman gerçekleştirildiğini veya alıcının kim olduğunu belirtmedi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/beyin-cipi.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Elon, Musk, müjdeyi, verdi:, Bir, kişiye, daha, beyin, çipi, takıldı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Musk, ikinci hastanın beynine yerleştirilen 1.024 elektrottan 400'ünün çalıştığını söyledi. "Bunu söylemek istemiyorum ama her şey son derece iyi gitti gibi görünüyor," dedi. "Çok fazla sinyal var, çok fazla elektrot var. Çok iyi çalışıyor."

Bu cihaz, omurilik yaralanması olan hastaların video oyunları oynamasına, internete girmesine ve elektronik cihazları düşünceleriyle kontrol etmesine olanak tanıyor. Mayıs ayında şirket, FDA onayını aldıktan sonra denemeler için "ikinci katılımcı başvurularını kabul ettiğini" duyurmuştu.

İlk Neuralink implant hastası Nolan Arbaugh, ameliyatı "çok kolay" olarak nitelendirdi. Bir gösterimde, Arbaugh'un bir dizüstü bilgisayarın ekranında imleci hareket ettirebildiği, bir müzik cihazını duraklattığı ve satranç ve Civilization VI oyunlarını oynayabildiği gösterildi.

Arbaugh, Musk ve Fridman ile birlikte katıldığı uzun bir podcast'te, cihazın ona sadece düşünerek bilgisayar ekranında herhangi bir şey yapma imkanı sağladığını ve bu sayede bakıcılara olan bağımlılığını azalttığını belirtti.

Ancak, ameliyatından kısa bir süre sonra bazı elektrotlar beyninden çekildiğinde sorunlar ortaya çıktı. Bu sorun, algoritmayı daha hassas hale getirerek kısmen düzeltildi. Neuralink, FDA'ya yaptığı açıklamada, ikinci prosedürde implantın iplikçiklerinin hastanın beynine daha derine yerleştirileceğini ve böylece Arbaugh'un durumunda olduğu gibi fazla hareket etmelerini önleyeceğini söyledi.

Neuralink daha önce hayvanlar, özellikle şempanzeler üzerinde testler yapmıştı ve bu test uygulamaları federal soruşturmalara konu olmuştu.

Bu sorunlara rağmen, şirket ikinci cerrahi denemesi için 1.000'den fazla gönüllü olduğunu açıkladı. Musk, Neuralink'in 2024 yılı sonuna kadar sekiz hastaya daha çip yerleştirmeyi planladığını söyledi.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Neuralink, ikinci beyin implantı hastası hakkında bilgi verdi!</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/neuralink-ikinci-beyin-implanti-hastasi-hakkinda-bilgi-verdi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/neuralink-ikinci-beyin-implanti-hastasi-hakkinda-bilgi-verdi</guid>
<description><![CDATA[ Elon Musk&#039;ın liderliğindeki Neuralink, insan beyni ile teknolojiyi birleştiren beyin implantı projelerinde önemli bir adım attı. Şirket, ilk insan denemelerindeki ikinci hasta hakkında umut verici bir güncelleme paylaştı. Neuralink, beyin implantı yerleştirilen ikinci hastasında şu ana kadar herhangi bir sorun yaşanmadığını belirtti. Bu hasta üzerinde yapılan incelemelerde, implantın beyinle olan bağlantısında herhangi bir geri çekilme gözlenmedi. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2024/08/neuralink-3.jpg" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Neuralink, ikinci, beyin, implantı, hastası, hakkında, bilgi, verdi</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[Neuralink, ilk hastasına Ocak ayında bir beyin çipi yerleştirmişti. Operasyon başarılı geçmişti ancak birkaç hafta sonra implantın beyinle bağlantısını sağlayan bazı iplikçikler geri çekildi ve bu durum, cihazın beyin sinyallerini algılama kapasitesini düşürdü. Şirket, ikinci hastasında bu sorunun tekrarlanmaması için çeşitli önlemler aldı. Beyin hareketliliğini azaltmak ve implant ile beyin yüzeyi arasındaki boşluğu minimize etmek gibi adımlar attı.

İkinci hastası Alex’in Temmuz ayında gerçekleştirilen ameliyatından haftalar sonra, Neuralink implantını kullanarak bilgisayar destekli tasarım (CAD) yazılımıyla kendi Neuralink şarj cihazı için özel bir montaj aparatı tasarladı. 3D yazıcı ile basılan bu aparatı sistemine ekleyen Alex, ayrıca bir ağız joystick'i ile birlikte Counter-Strike 2 oyununu daha etkili bir şekilde oynayabildi. Bu sayede hem hareket edebiliyor hem de aynı anda nişan alabiliyor.



Neuralink, çipin tam mouse ve video oyun kumandası işlevselliğini sağlayacak şekilde geliştirilmesi için çalışmalarına devam ediyor. Ayrıca, el yazısını tanıyan algoritmalar geliştirmeyi planlıyor. Bu yenilikler, konuşma yetisini kaybeden ALS gibi hastalıklardan muzdarip kişilerin daha hızlı ve etkili bir şekilde iletişim kurabilmelerini sağlayacak. Şirketin nihai hedefi, bu implantların kullanıcıların kendi tekerlekli sandalyelerini veya robotik ellerini kontrol ederek beslenme ve temizlik gibi günlük işlerini bağımsız olarak yapmalarını sağlamak.]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>Bilim insanları, egzamalı ciltlerdeki bakterileri ortaya çıkardı</title>
<link>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-egzamali-ciltlerdeki-bakterileri-ortaya-cikardi</link>
<guid>https://www.kirsehirhaber.org/bilim-insanlari-egzamali-ciltlerdeki-bakterileri-ortaya-cikardi</guid>
<description><![CDATA[ Bilim insanlarının yeni bir araştırması, egzamalarda kolonize olan bakteriler ve kazandığı mutasyonları ortaya çıkardı. ]]></description>
<enclosure url="http://megabaytcom.teimg.com/crop/1280x720/megabayt-com/uploads/2023/04/egzama-1.webp" length="49398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 26 Sep 2024 13:04:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>Kirsehirhaber.org - haberin yeni adresi</dc:creator>
<media:keywords>Bilim, insanları, egzamalı, ciltlerdeki, bakterileri, ortaya, çıkardı</media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[İnsan derisi milyonlarca mikrop barındırır. Bu mikroplardan biri olan Staphylococcus aureus, atopik dermatit olarak da bilinen egzamadan etkilenen cilt lekelerini istila edebilen fırsatçı bir patojendir.

Yeni bir çalışmada MIT araştırmacıları, bu mikrobun hızla gelişebileceğini keşfettiler. Ayrıca egzamalı kişilerde, ciltte daha hızlı büyümesine yardımcı olan belirli bir gende mutasyona sahip bir varyanta dönüşebildiklerini buldular.



Bilim insanları, karmaşık bir cilt bozukluğuyla ilişkili evrimi ilk kez gözlemlediler. Bulgular ayrıca araştırmacıların, bu tür bir mutasyona sahip olan ve egzama semptomlarını kötüleştirme eğiliminde olan Staphylococcus aureus varyantlarını hedefleyerek egzama semptomlarını hafifletecek potansiyel tedaviler geliştirmelerine yardımcı olabilir.

Ayrıca egzama ile evrimleşen bu bakteri, insanların yüzde 30 ila 60'ında, genellikle burun deliklerinde bulunur.]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>